<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items?output=omeka-xml&amp;page=221" accessDate="2026-06-24T18:35:31+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>221</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1401" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1730">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/08b8183e6ae49948454bb7f942765f7c.docx</src>
        <authentication>b0823c122f5363f826c1b3504629a0b2</authentication>
      </file>
      <file fileId="1731">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ec0523a2c946c8eb3cfda88b82d2b819.pdf</src>
        <authentication>c2b9199bae88ce31b4dd37b704ce1438</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11129">
                    <text>EFKÂR TEPESİ’NDEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’NİN KÖY SORUNLARI
Ertuğrul GÜREŞCİ
Ahi Evran Üniversitesi, Kırşehir / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Köy, Efkâr Tepesi, Fakir Baykurt.
ÖZET
Bu çalışmada, yazar Fakir Baykurt’un ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde dile getirmiş olduğu
Türkiye’deki köy sorunları ile günümüz Türkiye’sindeki benzer sorunların karşılaştırılmalı
olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma, bir yazarın toplumsal sorunlara bakış açısını
vurgulaması ve özellikle köy sorunlar ile ilgili olarak Fakir Baykurt’un düşüncelerini yansıtması
bakımından önem arz etmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1732">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/277b6a8fc6cfbf30f195c9f36d43383b.docx</src>
        <authentication>f57340f66b52be252f591f2c7b1d337a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1733">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6676c860f140ed46091cf991780d0c55.pdf</src>
        <authentication>1d96296f38b310b3b03ecaaddcc88eab</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11130">
                    <text>‘EFKÂR TEPESİ’NDEN’ GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’NİN KÖY SORUNLARI
Ertuğrul GÜREŞCİ1

Özet
Bu çalışmada, yazar Fakir Baykurt’un ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde dile getirmiş olduğu,
Türkiye’deki köy sorunları ile günümüz Türkiye’sindeki benzer sorunların karşılaştırılmalı olarak
ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma, bir yazarın toplumsal sorunlara bakış açısını vurgulaması ve
özellikle köy sorunlar ile ilgili olarak Fakir Baykurt’un düşüncelerini yansıtması bakımından önem arz
etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Fakir Baykurt, Efkâr Tepesi, köy, köylü
THE VILLAGE PROBLEMS OF TURKEY TO PRESENT DAY FROM ‘EFKÂR TEPESİ’
Abstract
In this study is aimed to express as comparative of the village problems in Turkey with the
similar problems in the present day Turkey. The study is important in terms of to appropriate the
opinions of Fakir Baykurt as relation with especially the village problems and to highlight to view
point about the communal problems of an author.
Keywords: Fakir Baykurt, Efkâr Tepesi, village, villager

1. Giriş
Türkiye’de köy ve köylü sorunları ile ilgilenmek, birçok kişi tarafından sadece siyasilerin
ve kamu görevlilerinin işi ve sorumluluğuymuş gibi algılamaktadır. Bu algının, yasal mevzuat
ve kamu hizmetleri düşüncesi açısından doğru olduğu söylenilebilir. Ancak köy ve köylü
sorunları ile ilgilenmek sadece devlete veya siyasi kurumlara düşen bir görev değildir. Sivil
Toplum Kuruluşları (STK), basın mensupları, sanatçılar, köylü ve kentli vatandaşlar ve tatbikî
yazarçizer erbabı da bu sorunlarla ilgilenmekte ve çeşitli platformlarda bunları dile
getirmektedirler.

Köy ve köylü sorunları, elbette her kesimi ilgilendirebilir hatta bu ilgi sorunların çözümüne
katkı bile sağlayabilir. Sorunların ekonomik ve sosyal boyutu hatta hukuki boyutu da olabilir
ki bunların çözümünde mutlaka kamu gücü gereklidir. Bu güç anayasal çerçevede devletin
görev ve sorumlulukları başlığı altında toplanabilir. O zaman köy ve köylü sorunlarının
çözümünde devlet kurumlarının
1

dışındaki

diğer

kesimlerin

özelliklede

Yrd.Doç.Dr., Ahi Evran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, ispir_ert@hotmail.com

yazanların

�düşünenlerinin katkısı pratikte yani uygulamada olmayabilir ancak teoride bu pek ala
mümkün olabilir. Yazarların veya sanatçıların köylü sorunlarının tespiti, dile getirilmesi ve
devlet kurumlarını bu yönde sevk etmesi veya yönlendirmesi oldukça olasıdır.

Türkiye’nin veya toplumun herhangi bir sorunuyla ilgilenmek birçok sanat dalının ilgisini
çekmektedir. Şarkıda, şiirde, resimde, sinemada, tiyatroda, romanda, hikâyede ve edebi diğer
metinlerde bu sorunlar ifade edilmektedir. Bu ifadelerde bazen güldüren, bazen ağlatan ve
bazen de düşündüren ama genelde eleştirisel bir tarz kullanılmaktadır. Buda sanatçının
doğasında olan bir yaklaşım olsa gerek. Bir yazarın dünyası bazen gördüklerini bazen
duyduklarını ve bazen de hissettikleri yazılarına aktarması ile oluşabilmektedir.

Türkiye’de köy ve köylülerin sorunlarıyla edebiyatçıların ilgilenmesi cumhuriyetin ilk
yıllarından beri süregelen bir olay olmuştur. Özellikle altyapısı tek parti döneminde atılan ve
1950’lerden sonra gelişen ‘Köy Edebiyatı’ kavramı bunu bir nebze olsun ortaya koymaktadır
(Karaömerlioğlu, 2013).

Türkiye’de köy ve köylü sorunlarının çeşitli ekonomik ve sosyal nedenleri bulunmaktadır
(Güreşci, 2006; Tezcan, 2013). Bu sorunları iktisatçılar, sosyologlar, psikologlar, tarım
ekonomistleri, coğrafyacılar ve diğer toplum bilimcileri farklı şekillerde aktarabilmektedir.

Ancak bir edebiyatçının gözüyle bu sorunların ifade edilmesi bambaşka bir şeydir. Çünkü
bu sorunların ifadesinde artık duygular, kızgınlıklar, sevinçler de olaylara karışmıştır. Böylece
her duygu sahibi insan bu sorunlarının artık bir parçası dolayısıyla da çözümünde bir parçası
olmaktadır.

2. 2Yazarın Kısaca Yaşam Öyküsü
Yazar Fakir Baykurt, 1929 yılında Burdur’un Yeşilova İlçesine bağlı Akçaköy’de dünyaya
gelmiştir. Asıl adı Tahir’dir. İlkokulu kendi köyü ve Balıkesir’de tamamlamıştır. Ardından
Isparta Gönen Köy Enstitüsü’nü 1947 yılında bitirmiştir. Uzun yıllar Anadolu'nun çeşitli

2

Bu bilgiler, http://tr.wikipedia.org/wiki/Fakir_Baykurt internet sitesinden özetlenerek alınmıştır.

�köylerinde öğretmenlik yapan yazar, bunun yanı sıra ilköğretim müfettişliği ve sendikacılıkta
yapmıştır. Fakir Baykurt, 1998 yılında Almanya’da vefat etmiştir.

Yazarın çeşitli konularda farklı edebi eserleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıdaki
gibidir:
1. Romanları: Yılanların Öcü (1954); Tırpan (1970); Kurbağalar (1980).
2. Öyküleri: Çilli (1955); Can Parası (1973); Dikenli Tel (1988).
3. Toplum ve Eğitim Yazıları: Efkâr Tepesi (1960); Kerem İle Aslı (1974).
4. Çocuk Kitapları: Dünya Güzeli (1985); Saka Kuşları (1985).
5. Şiir: Bir Uzun Yol; Dostluğa Akan Şiirler.

Aldığı bazı Ödüller: 1958 Yunus Nadi Roman Ödülü (Yılanların Öcü); 1997 Sedat Simavi
Edebiyat Ödülü (Yarım Ekmek); 1999 Pir Sultan Abdal Derneği Ödülü. Yazarın bunların yanı
sıra çeşitli gazete ve mecmualarda Türkiye’nin eğitim, köy, kalkınma, geri kalmışlık,
sendikacılık vs. konularda yayımlanmış yazıları da bulunmaktadır.

3. ‘3Efkâr Tepesi’ Hakkında Kısa Bilgiler
‘Efkâr Tepesi’ yazarın dördüncü kitabı olup, buradaki yazıların bir kısmı daha önceden
Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır. Fakir Baykurt Şavşat’ta bulunduğu sırada, oradaki
olayları çıkış noktası yaparak yazdığı yazılarda, memleketin adeta resmini çekmiştir.

Eser, 1960’da kitap haline getirilerek basılmıştır. Efkâr Tepesi, Yeşil Kurbağalar, Bir Eski
Kaval, Kör Bıçak, Konyalı Kız gibi 25 adet başlıkta yazılar (anılar) bulunmaktadır. Eserde
geçen olaylar gerçek hayattan alınmış ve anı şeklinde anlatılmıştır.

4. Fakir Baykurt’un Gözüyle Türkiye’de Köy Sorunları ve Günümüz Köy Sorunları
İle Karşılaştırılması

Türkiye’de köy ve köylü sorunları ile ilgilenmek bazen bu kesime uzak olan kişilerinde
ilgisini çekmektedir. Bu uzaklık gerek fiziksel gerekse düşünsel bir uzaklık olarak ta ifade
3

Bu bilgiler, yazarın ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinin 1969 yılı baskısın ön sayfasından derlenmiştir.

�edilebilir. Ancak Efkâr Tepesi, Fakir Baykurt’u köy ve köylü sorunları açısından ön plana
çıkartan temel gerçekler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1. Kendisi bir köylü çocuğu olup köyde doğup büyümüştür. Buda köy ve köylü sorunlarını
yaşayarak öğrendiğini göstermektedir.
2. Köylerde uzun yıllar öğretmenlik yapmıştır. Köylerin sorunlarını iyice hissetmiş, duygu
ve düşüncelerini ifade etmeye ve paylaşmaya başlamasına neden olmuştur. Özellikle köylerin
eğitim ile ilgili sorunlarını ön plana çıkartmıştır.
3. Yazardır, ülkenin sorunlarının bir parçası olan köy sorunlarına kendi duygularını da
katarak dile getirmiş ve paylaşmıştır.
Yazar, birçok eserinde toplumsal konulara değinmiş ve özellikle Efkâr Tepesi’nde
öğretmen olarak görev yaptığı Artvin İlinin Şavşat İlçesinin Efkâr Tepesi diye adlandırılan
yüksek bir yerinden dile getirdiği köy ve köylü sorunları ön plana çıkartmıştır.
Fakir Baykurt ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde Türkiye’deki köy ve köylü sorunlarına
1958-1959 Türkiye’sinden bakmaktadır. Bu yıllarda Türkiye’de köylü nüfusu toplam nüfusun
yaklaşık %68’ini oluşturmaktaydı. Köylerde yoğun olan bu nüfus beraberinde tarıma bağlı
olan ekonomik ve sosyal sorunları da getirmektedir. Köylülerin sorunları gerek dünyada
gerekse Türkiye’de sürekli olarak yoksullukla birlikte anılmakta ve sorun yoksulluk ile
mücadele şeklinde süründürülmektedir (Güreşci, 2006; Gürses, 2007; Schneider and Gugerty,
2011).

Yazarın söz konusu eserinde Türkiye’deki köy sorunlarına bakış açısı aşağıdaki başlıklarda
ifade edilebilir:

1. Eleştirisel bir bakış açısı,
2. Politik bir bakış açısı,
3. Çözüm arayışı arayan bir bakış açısı,
4. Edebi bir dille ifade etme,
Yazarın Efkâr Tepesi’nde ifade ettiği Türkiye’deki köy ve köylü sorunları kendi diliyle
özetle aşağıdaki başlıklarda toplamıştır.

�1. Altyapı sorunları:
-Yollarının olmayışı veya çok kötü oluşu,
-İçme sularının olmayışı veya çok kötü olması,
-Kanalizasyon ve diğer altyapı sorunlarının oldukça fazla oluşu,
-Ev ve hayvan barınaklarının yetersiz oluşu,
-Elektrik olmayışı,
- İletişim olanaklarının olmayışı veya yetersiz oluşu
2. Sosyal altyapı sorunları:
- Yeniliklere temkinli olma,
- Tutucu aile yapısı,
- Ataerkil aile yapısı,

3. Ekonomik Sorunlar
-Fakir ve yoksul oluşları,
-Gurbetçiliğin yaygın oluşu,
-Ekonomik beklenti düzeylerinin yetersiz oluşu,
4. Tarımsal Sorunları
-Kısmen de olsa feodal yapının oluşu,
-Tarımsal arazilerin verimsiz oluşu,
-Tarımsal mekanizasyonun olmayışı,
-Tarım işletmelerin yoksul fakir ve küçük aile işletmelerinden oluşu,
-Tarımda sermaye kullanımının yok denecek kadar az oluşu,
5. Eğitim Sorunları
-Okur-yazar olanı düşük,
-Okul sayısı az,
-Mevcut okullar bakımsız ve araç gereç yönünden yetersiz,
-Aileler çocuk okutma konusunda isteksiz,
-Çocuklarını ileride okutabilecekleri imkânlardan çoğunlukla yoksun olmaları,

�Kısaca Fakir Baykurt’un Efkâr Tepesi’nde Türkiye’de köy ve köylülerin en temel
sorunları,
Yoksulluk, eğitimsiz, ihmal edilmişlik ana başlıklarda toplanabilir. Bu bilgiler ışığında
yazarın ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde ifade ettiği köy sorunları ile günümüz Türkiye’sindeki
köy sorunları karşılaştırıldığında;
Aradan yaklaşık 55 yıl geçmiş ve bu süreç içerinde bilim, teknoloji ve anlayışların
değiştiği bir gerçektir. Bu durum Türkiye’deki köy ve köylülerinde yapısını, sorunlarını ve
beklentilerini de değiştirmiştir. En büyük değişim Türkiye’de köylü nüfusun toplam nüfus
içerindeki payı %20’lerin altına düşmüş ve ülke nüfusu giderek kentlerde toplanmaya
başlanmıştır. Köyden kente olan göçler köyleri ve köylüleri de değiştirmiştir. Evet, köylerde
yol-su-elektrik-altyapı hizmetleri büyük ölçüde sağlanmış ancak bu hizmetleri verebilecek
nüfusu giderek azalmıştır. Yazar belki günümüzde yaşasaydı ve Efkâr Tepesi’ni tekrar
yazmaya kalksaydı köylerdeki göç, terk edilmişlik ve geride bıraktıkları anıları yazmış
olacaktır. Aradan geçen zaman zarfında köprünün altından çok sular geçmiştir.
5. Sonuç
Çalışmanın sonuç bölümünde yazarın ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinin 1969 yılı baskısının arka
kapak sayfasında ifade edilen gerçeğin aktarılması yerinde olacaktır. Şöyle ki ‘ Türkiye’nin
uzak köşelerinden birinde ta Şavşat’ta, bir tepe vardır. Adı: ‘Efkâr Tepesi’dir. Bu tepeden
bakınca, sanki bütün Türkiye resim gibi insanın önüne serilir. Bu resimde her şeyi bir bir
okumak mümkündür. Baktıkça adamı bir efkâr basar. İnsan ne diyeceğini, ne söyleyeceğini
şaşırır. Bir yanda, göz alabildiğine güzel bir tabiat: yeşil, yeşil, yeşil ama ne yeşil!. Fakat öbür
yanda, olabileceği kadar sefillik, gerilik… Korkunç bir tanzimsizlik! Akıl almaz bir zıtlıktır
bu… Fakir Baykurt, Şavşat’ta bulunduğu sırada, orada gördüklerini çıkış noktası yaparak,
yurdun genel durumuna bakmıştır, bu kitabı yazmıştır. Orada, yapıldıktan üç gün sonra
yıkılan köprüler… Orada başları poçu bağlı gelin mezarları… Orada bir hiç yüzünden biri
birine giren emmioğulları… Susuz, arkasız köy öğretmenleri… Karların kışların ortası
sepetlenen kaymakamlar… Orada her daim bulanık akan seller… Orada kapalı yollar;
doktorsuz ebesiz, ilaçsız doğumlar; doğuramayıp ölen analar… Orada akıp giden zamanlar…
Yurdun halini birde Efkâr Tepesi’nden bakmanın, ayrı anlamı vardır’

�Türkiye’nin köy ve köylü sorunlarına bakıldığında aradan geçen yıllarda bir değişimin ve
gelişmenin yaşandığı bir gerçektir. Ancak bir yazarın bu sorunlara bakışı günümüzde dahi
yine azda olsa eleştirisel bir bakış olacaktır.

Kaynakça
1. Baykurt, F. (1960). Efkar Tepesi, Remzi Kitabevi, Yeni Türk yazarları Serisi: 14,
171s, İstanbul.
2. Güreşci, E. (2006). Türkiye’de Köy Sorunları İçin Çözüm Arayışları. Türktarım
Dergisi, Sayı: 171, 25–33.
3. Gürses, D. (2007). Türkiye’de Yoksulluk ve Yoksullukla Mücadele Politikaları.
Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 17(1), s59-74.
4. Karaömerlioğlu, M. A. (2013). Erken Dönem Türk Edebiyatında Köylüler.
http://www.ata.boun.edu.tr/faculty/Faculty/Asim%20Karaomerlioglu/dogubatisend.pd
f (Erişim tarihi: 13.06.2013).
5. Schneider, K. and Gugerty, M.K. (2011). Agricultural Productivity and Poverty
Reduction: Linkages and Pathways. The Evans School Review, 1(1), 56-74.
6. Tezcan, M. (2013). Memleketimizde Köy Yaşantısının Bazı Toplumsal Sorunları ve
Çözüm Yolları. (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/483/5682.pdf, Erişim tarihi:
10.06.2013).
7. http://tr.wikipedia.org/wiki/Fakir_Baykurt (Erişim tarihi: 09.06.2013).

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11121">
                <text>2198</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11122">
                <text>EFKÂR TEPESİ’NDEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’NİN KÖY SORUNLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11123">
                <text>GÜREŞCİ, Ertuğrul </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11124">
                <text>Anahtar Kelimeler: Köy, Efkâr Tepesi, Fakir Baykurt.  ÖZET  Bu çalışmada, yazar Fakir Baykurt’un ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde dile getirmiş olduğu Türkiye’deki köy sorunları ile günümüz Türkiye’sindeki benzer sorunların karşılaştırılmalı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma, bir yazarın toplumsal sorunlara bakış açısını vurgulaması ve özellikle köy sorunlar ile ilgili olarak Fakir Baykurt’un düşüncelerini yansıtması bakımından önem arz etmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11125">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11126">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11127">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11128">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1400" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1728">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b19d0fba4cbba08988889c158b29e1da.docx</src>
        <authentication>0a3aaaa330d0221afd69a87973ea05ec</authentication>
      </file>
      <file fileId="1729">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4f4bfcc4b7daa4e43e3fefd173215cb0.pdf</src>
        <authentication>91f1903df157ec00652e93cad33af049</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11120">
                    <text>ORTA TÜRKÇE LEHÇELERİ İÇERİSİNDE FONETİK ÖZELLİKLER BAKIMINDAN
ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ'NİN YERİ
İnan GÜMÜŞ
Süleyman Demirel Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Isparta / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Eski Anadolu Türkçesi, Orta Türkçe, Ses Bilgisi, Karşılaştırma.
ÖZET
Eski Anadolu Türkçesi, Türk dili tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Batı
(Oğuz) Türkçesinin ilk ürünlerinin bu dönemde verilmesi ve bugünkü Oğuz grubu lehçelerine
(başta Türkiye Türkçesi olmak üzere) kaynaklık etmesi dolayısıyla Eski Anadolu Türkçesinin
önemi daha da anlaşılacaktır. Bu bağlamda Eski Anadolu Türkçesinin Türk dili tarihindeki
yerinin tam olarak belirlenmesi ve kendine ait özelliklerinin ayrıntılı olarak ortaya konulması
için diğer Orta Türkçe lehçeleriyle mukayese edilmesinde fayda vardır. Her bir tarihî lehçeyle
ilgili monografik çalışmalar olmasına rağmen karşılaştırmalı çalışmaların eksikliği göze
çarpmaktadır. Biz de bu bildiride, yapılan bu monografik çalışmalardan hareketle Eski Anadolu
Türkçesine ait fonetik hususiyetleri diğer orta Türkçe lehçeleriyle karşılaştırma yoluna
gidilmiştir. Eski Anadolu Türkçesindeki fonetik hususiyetlerin; Karahanlı Türkçesi, Harezm
Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Çağatay Türkçesinde ne şekilde karşımıza çıktığını ortaya
koymaya çalışarak tespit edilen farklılıkların sebepleri üzerinde durumluştur. Böylelikle Eski
Anadolu Türkçesinin hem Orta Türkçe hem de Türk dili tarihi içerisindeki yerini belirlemeye
çalışmıştır

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11112">
                <text>2034</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11113">
                <text>ORTA TÜRKÇE LEHÇELERİ İÇERİSİNDE FONETİK ÖZELLİKLER BAKIMINDAN ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ'NİN YERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11114">
                <text>GÜMÜŞ, İnan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11115">
                <text>Anahtar Kelimeler: Eski Anadolu Türkçesi, Orta Türkçe, Ses Bilgisi, Karşılaştırma.  ÖZET  Eski Anadolu Türkçesi, Türk dili tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Batı (Oğuz) Türkçesinin ilk ürünlerinin bu dönemde verilmesi ve bugünkü Oğuz grubu lehçelerine (başta Türkiye Türkçesi olmak üzere) kaynaklık etmesi dolayısıyla Eski Anadolu Türkçesinin önemi daha da anlaşılacaktır. Bu bağlamda Eski Anadolu Türkçesinin Türk dili tarihindeki yerinin tam olarak belirlenmesi ve kendine ait özelliklerinin ayrıntılı olarak ortaya konulması için diğer Orta Türkçe lehçeleriyle mukayese edilmesinde fayda vardır. Her bir tarihî lehçeyle ilgili monografik çalışmalar olmasına rağmen karşılaştırmalı çalışmaların eksikliği göze çarpmaktadır. Biz de bu bildiride, yapılan bu monografik çalışmalardan hareketle Eski Anadolu Türkçesine ait fonetik hususiyetleri diğer orta Türkçe lehçeleriyle karşılaştırma yoluna gidilmiştir. Eski Anadolu Türkçesindeki fonetik hususiyetlerin; Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Çağatay Türkçesinde ne şekilde karşımıza çıktığını ortaya koymaya çalışarak tespit edilen farklılıkların sebepleri üzerinde durumluştur. Böylelikle Eski Anadolu Türkçesinin hem Orta Türkçe hem de Türk dili tarihi içerisindeki yerini belirlemeye çalışmıştır</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11116">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11117">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11118">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11119">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1399" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1726">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4cbff6315360002dbd522fc41da2ae71.docx</src>
        <authentication>c48741af1bb8287d96bda729058a7bb0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1727">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/37a932c709ff1ba31b6a618464fac219.pdf</src>
        <authentication>97d78c01fe5dfcf2dee97ec14e211201</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11111">
                    <text>TÜRKİYE’DE ALAMANCI ALMANYA’DA YABANCI BAĞLAMINDA ÖTEKİNİN
SİNEMATOGRAFİSİNİN HALKBİLİMSEL OKUNMASI
İbrahim GÜMÜŞ
Bartın Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Bartın / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Sinema, göç, kimlik, öteki, kültür çatışması.
ÖZET
Göç, Âdem ve Havva’nın cennetten dünyaya yolculuğundan itibaren başlayan şu anda da
gerçekleşmeye devam eden bir olgudur. Günümüzde çeşitli nedenlerle gelişmemiş veya az
gelişmiş ülkelerden gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelere yapılan toplumsal nüfus hareketliliği
şeklinde yaşanmaktadır. Türkiye’de ise 1960’lı yılların başından itibaren genelde Batı özelde ise
Almanya’ya işçi göçü olmuştur. Türkiye’den Almanya’ya giden işçiler zamanla sosyo-kültürel
anlamda yapısal değişimlere ve zorluklara maruz kaldılar. Yaşanan bu süreçler sinema gibi sanat
dallarında konu olarak işlenmiştir. Sinema, konu edindiği toplumun bir aynası ve
yorumlayıcısıdır. Bu nedenle bir belge niteliğine sahiptir. Bu bildiride Almanya’da Türk
işçilerinin kültürel bellekleri, kimlik arayışları, idealleri ve dünya görüşleri sosyolojik bir belge
değeri taşıyan sinema filmleri üzerinden halkbilimsel bir okuma denemesi yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11103">
                <text>2178</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11104">
                <text>TÜRKİYE’DE ALAMANCI ALMANYA’DA YABANCI BAĞLAMINDA ÖTEKİNİN SİNEMATOGRAFİSİNİN HALKBİLİMSEL OKUNMASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11105">
                <text>GÜMÜŞ, İbrahim </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11106">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sinema, göç, kimlik, öteki, kültür çatışması.  ÖZET  Göç, Âdem ve Havva’nın cennetten dünyaya yolculuğundan itibaren başlayan şu anda da gerçekleşmeye devam eden bir olgudur. Günümüzde çeşitli nedenlerle gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelere yapılan toplumsal nüfus hareketliliği şeklinde yaşanmaktadır. Türkiye’de ise 1960’lı yılların başından itibaren genelde Batı özelde ise Almanya’ya işçi göçü olmuştur. Türkiye’den Almanya’ya giden işçiler zamanla sosyo-kültürel anlamda yapısal değişimlere ve zorluklara maruz kaldılar. Yaşanan bu süreçler sinema gibi sanat dallarında konu olarak işlenmiştir. Sinema, konu edindiği toplumun bir aynası ve yorumlayıcısıdır. Bu nedenle bir belge niteliğine sahiptir. Bu bildiride Almanya’da Türk işçilerinin kültürel bellekleri, kimlik arayışları, idealleri ve dünya görüşleri sosyolojik bir belge değeri taşıyan sinema filmleri üzerinden halkbilimsel bir okuma denemesi yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11107">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11108">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11109">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11110">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1398" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1724">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3d12aa379febe5ece8b60a200dc84692.docx</src>
        <authentication>70258290b26e378f649b549d217f1637</authentication>
      </file>
      <file fileId="1725">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b248e9272d3403137fa3ab10cd94f9f8.pdf</src>
        <authentication>857522b7931e01f1e7c25f8d08844c29</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11102">
                    <text>ÜSKÜDARLI FODLACIZÂDE AHMED RÂSİM VE AHİDNÂMESİ
Kadir GÜLER - Ersoy AKBAŞ
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Kütahya / Türkiye - Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Eskişehir / Türkiye
Anahtar Kelimeler: 19.yy, Fodlacızâde, Tasavvuf, Ahidnâme.
ÖZET
Tarih boyunca tüm milletler ve medeniyetlerce arzulanan imparatorlukların başkenti
İstanbul pek çok kavim, din ve kültürün uzun asırlar nefes aldığı uygarlıklar beşiğidir.
İstanbul’un en köklü yerleşim birimlerinden biri olan Üsküdar, coğrafi konumu ve çevre
güzellikleri sebebiyle toplumun her katmanından insanın teveccühünü kazanmış bir ilçedir. Bu
özelliği dolayısıyla asırlar boyunca nice sanatkârın yerleşim tercihi olmuştur. Fodlacızâde
Ahmed Râsim 1766 yılında Üsküdar’da doğmuş, iyi bir eğitim almış, devlet kademelerinde
önemli görevlerde bulunmuştur. Emekli olduktan sonra da Üsküdardaki evinde kendisini öğrenci
yetiştirmeye ve ilme adamıştır. Evini bir mektep haline getirmiş, dini ve tasavvufi kişiliği ile
dönemin ve çevrenin saygın bir kişiliği haline gelmiştir. Yazmış olduğu Divânı vefatından sonra
hemen basılmış ve çok beğenilmiştir. Divânı dışında manzum bir nasihat kitabı da basılmış ve
uzun yıllar dönemin okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. Ahidnâme, yazılı belge veya
sözleşme anlamında tasavvufi bir terimdir. Şeyhin müridlere yaptığı tavsiyeleri ve kuralları
gösteren yazılı metinlere de genel olarak ahidnâme denilebilmektedir. Üsküdarlı Fodlacızâde
Ahmed Râsim’in divânında da 168 beyitten oluşan mesnevi nazım şekliyle yazılmış bir
ahidnâme bulunmaktadır. Söz konusu ahidnâmede kâinâtın ve insanoğlunun yaratılışı,
peygamberlerden bir kısmı ve gönderiliş gayeleri, hak ile bâtıl arasındaki mücâdele, insanın
nefsiyle mücadelesi, ahirette kurtuluşun yolları, tevbe etmenin önemi gibi konular ele
alınmaktadır. Bu bildirideki amacımız Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’i ve Ahidnâmesini
tanıtarak Türk kültür ve tarihine, edebi niteliğine katkıda bulunmaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11094">
                <text>2042</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11095">
                <text>ÜSKÜDARLI FODLACIZÂDE AHMED RÂSİM VE AHİDNÂMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11096">
                <text>GÜLER, Kadir
AKBAŞ, Ersoy</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11097">
                <text>Anahtar Kelimeler: 19.yy, Fodlacızâde, Tasavvuf, Ahidnâme. ÖZET  Tarih boyunca tüm milletler ve medeniyetlerce arzulanan imparatorlukların başkenti İstanbul pek çok kavim, din ve kültürün uzun asırlar nefes aldığı uygarlıklar beşiğidir. İstanbul’un en köklü yerleşim birimlerinden biri olan Üsküdar, coğrafi konumu ve çevre güzellikleri sebebiyle toplumun her katmanından insanın teveccühünü kazanmış bir ilçedir. Bu özelliği dolayısıyla asırlar boyunca nice sanatkârın yerleşim tercihi olmuştur. Fodlacızâde Ahmed Râsim 1766 yılında Üsküdar’da doğmuş, iyi bir eğitim almış, devlet kademelerinde önemli görevlerde bulunmuştur. Emekli olduktan sonra da Üsküdardaki evinde kendisini öğrenci yetiştirmeye ve ilme adamıştır. Evini bir mektep haline getirmiş, dini ve tasavvufi kişiliği ile dönemin ve çevrenin saygın bir kişiliği haline gelmiştir. Yazmış olduğu Divânı vefatından sonra hemen basılmış ve çok beğenilmiştir. Divânı dışında manzum bir nasihat kitabı da basılmış ve uzun yıllar dönemin okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. Ahidnâme, yazılı belge veya sözleşme anlamında tasavvufi bir terimdir. Şeyhin müridlere yaptığı tavsiyeleri ve kuralları gösteren yazılı metinlere de genel olarak ahidnâme denilebilmektedir. Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’in divânında da 168 beyitten oluşan mesnevi nazım şekliyle yazılmış bir ahidnâme bulunmaktadır. Söz konusu ahidnâmede kâinâtın ve insanoğlunun yaratılışı, peygamberlerden bir kısmı ve gönderiliş gayeleri, hak ile bâtıl arasındaki mücâdele, insanın nefsiyle mücadelesi, ahirette kurtuluşun yolları, tevbe etmenin önemi gibi konular ele alınmaktadır. Bu bildirideki amacımız Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’i ve Ahidnâmesini tanıtarak Türk kültür ve tarihine, edebi niteliğine katkıda bulunmaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11098">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11099">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11100">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11101">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1397" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1722">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8a89e6d45d26af6b82b483f5720560e4.docx</src>
        <authentication>6209ce0075988bcd757a4387bf3ec667</authentication>
      </file>
      <file fileId="1723">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/41c97ce69f07f21e9b61bc9e99a66195.pdf</src>
        <authentication>abc4053888e93269d817404366c32db7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11093">
                    <text>MUSTAFA KUTLU ANLATISINDA SİNEMA DİLİ VE GÖRSEL ARKA PLAN
Orhan GÜDEK
Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, Hikâye, Sinema, Gelenek
ÖZET
Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun, ‘’Uzun Hikâye’’ anlatısı bağlamında, eserlerindeki
sinema dili ve görsel arka plan ele alınmıştır. Çalışmamızda sinemanın kendine özgü anlatım dili
üzerinde durulmuş ve bu dilin, Kutlu’nun eserlerindeki izdüşümleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
Edebiyat ile sinema’nın anlatım imkânları ve dili farklıdır. Ancak bize göre doğu anlatı
gelenekleri, sinema dilinin görsel kodlarını da içinde barındırmakta ve sinema sanatı için bir
kaynak teşkil etmektedir. Hem biçim hem de içerik olarak Mustafa Kutlu anlatısının, yazı dili ile
görsel dil arasındaki geçişkenliğinin ve birbirine dönüştürülebilirliğinin arkasında, doğu anlatı
geleneklerinin görsel anlatım diline ve dolayısıyla sinema sanatına yakınlığı ve yatkınlığı vardır.
Eserlerinde geleneksel anlatı biçimlerinden faydalanan ve ‘’hikâyesini’’ doğu anlatı üslubu
üzerine kuran Kutlu’nun anlatısının, özgün bir biçim/biçem arayışı içinde olan ‘’Türk Sineması’’
için de özel bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11085">
                <text>2297</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11086">
                <text>MUSTAFA KUTLU ANLATISINDA SİNEMA DİLİ VE GÖRSEL ARKA PLAN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11087">
                <text>GÜDEK, Orhan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11088">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, Hikâye, Sinema, Gelenek  ÖZET  Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun, ‘’Uzun Hikâye’’ anlatısı bağlamında, eserlerindeki sinema dili ve görsel arka plan ele alınmıştır. Çalışmamızda sinemanın kendine özgü anlatım dili üzerinde durulmuş ve bu dilin, Kutlu’nun eserlerindeki izdüşümleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Edebiyat ile sinema’nın anlatım imkânları ve dili farklıdır. Ancak bize göre doğu anlatı gelenekleri, sinema dilinin görsel kodlarını da içinde barındırmakta ve sinema sanatı için bir kaynak teşkil etmektedir. Hem biçim hem de içerik olarak Mustafa Kutlu anlatısının, yazı dili ile görsel dil arasındaki geçişkenliğinin ve birbirine dönüştürülebilirliğinin arkasında, doğu anlatı geleneklerinin görsel anlatım diline ve dolayısıyla sinema sanatına yakınlığı ve yatkınlığı vardır. Eserlerinde geleneksel anlatı biçimlerinden faydalanan ve ‘’hikâyesini’’ doğu anlatı üslubu üzerine kuran Kutlu’nun anlatısının, özgün bir biçim/biçem arayışı içinde olan ‘’Türk Sineması’’ için de özel bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11089">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11090">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11091">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11092">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1396" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1720">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5817603a45f964658380d105437287c8.docx</src>
        <authentication>4769e326a89f033ead7c01ec846dae56</authentication>
      </file>
      <file fileId="1721">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e32962d1fa2d5e2863d0ab8352d6475f.pdf</src>
        <authentication>0b343070facbc4def539252dada56672</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11084">
                    <text>AHMET HAMDİ TANPINAR’IN “ŞİİR” ADLI METNİNİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN
İNCELENMESİ
Bekir GÖKÇE
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Rize /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Dil, dil bilimi, şiir, Tanpınar.
ÖZET
Dil, “bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi” olarak tanımlanabilir. “Doğru, yerinde
göstergeleri bulup dizelere yerleştirmek” biçiminde tanımlanan ve Çetişli’nin, “coşkulu anlatım
esasına bağlı eserler/türler (şiir, mensur şiir)” içinde değerlendirdiği şiir ise dile dayanan ve dilin
imkânlarıyla varlığını ortaya koyan, edebî bir türdür. Dil bilimi, dili bütün yönleriyle inceleyen
bir alandır. Dilin sesleri, seslerin uyumu, sözcüklerin temel ve yan anlamları, çağrışım değerleri,
sözcük/söz öbeklerinin metnin bağlamı içinde kazandığı anlamları, duygu değeri, benzetmeler,
aktarmalar, sapmalar ve bunların ışığında metnin yorumlanması, dil bilimi açısından şiire bakışın
temelini oluşturur. Bu açıdan şiir, dil biliminin birçok alanını yakından ilgilendirir. Şiir, biçim
(sunuluş) ve içerik (öz) ögelerinin varlığıyla temel kimliğine kavuşur. En eski örneklerinden
bugüne dek, belli bir bildiriyi aktarırken “metin” olma özelliğini gösteren şiirde bütünlük, bu
kimliğin vazgeçilmezidir. Şiirin dil bilimi açısından en önemli yönü bütünlük taşıması,
sanatçının zihnindekilerini bütün hâlinde aktarmasıdır. Bu çalışmada şair, romancı ve çok yönlü
bir sanatçı olan A. H. Tanpınar’ın Şiir adlı metni, dil bilimi ışığında incelenmiştir. Şairinin zihin
ve yaratıcılık gücünü yansıtan bu şiirde kullanılan imgeler, değişik tasarımlar, çağrışımlar özgün
bir anlatımı ortaya çıkarmıştır. Tanpınar’ın; “rüyalarımızın sarışın buğdayı”, “sükûtun bahçesi”,
“kaderin gülümseyen yüzü”, “yıldızların altın bahçesi” “ezelî bahar”, “tükenmez yarın” gibi
değişik kullanımları, sözlüklerde yer almayan, “kişisel kullanım”ını yansıtması açısından dikkat
çekicidir. “Onun şiirinde belirleyici olan belli başlı kavramlar; rüya zaman, musıkî, resim,
ebediyet, mükemmeliyet, aydınlık ve aşktır.” görüşü belirgindir. Dil biliminin verileri ile
aydınlatılmaya çalışılan bu metnin, Tanpınar’ın şiir estetiğini taşıyan bir yapıda olduğu
görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11076">
                <text>2186</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11077">
                <text>AHMET HAMDİ TANPINAR’IN “ŞİİR” ADLI METNİNİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11078">
                <text>GÖKÇE, Bekir </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11079">
                <text>Anahtar Kelimeler: Dil, dil bilimi, şiir, Tanpınar.  ÖZET  Dil, “bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi” olarak tanımlanabilir. “Doğru, yerinde göstergeleri bulup dizelere yerleştirmek” biçiminde tanımlanan ve Çetişli’nin, “coşkulu anlatım esasına bağlı eserler/türler (şiir, mensur şiir)” içinde değerlendirdiği şiir ise dile dayanan ve dilin imkânlarıyla varlığını ortaya koyan, edebî bir türdür. Dil bilimi, dili bütün yönleriyle inceleyen bir alandır. Dilin sesleri, seslerin uyumu, sözcüklerin temel ve yan anlamları, çağrışım değerleri, sözcük/söz öbeklerinin metnin bağlamı içinde kazandığı anlamları, duygu değeri, benzetmeler, aktarmalar, sapmalar ve bunların ışığında metnin yorumlanması, dil bilimi açısından şiire bakışın temelini oluşturur. Bu açıdan şiir, dil biliminin birçok alanını yakından ilgilendirir. Şiir, biçim (sunuluş) ve içerik (öz) ögelerinin varlığıyla temel kimliğine kavuşur. En eski örneklerinden bugüne dek, belli bir bildiriyi aktarırken “metin” olma özelliğini gösteren şiirde bütünlük, bu kimliğin vazgeçilmezidir. Şiirin dil bilimi açısından en önemli yönü bütünlük taşıması, sanatçının zihnindekilerini bütün hâlinde aktarmasıdır. Bu çalışmada şair, romancı ve çok yönlü bir sanatçı olan A. H. Tanpınar’ın Şiir adlı metni, dil bilimi ışığında incelenmiştir. Şairinin zihin ve yaratıcılık gücünü yansıtan bu şiirde kullanılan imgeler, değişik tasarımlar, çağrışımlar özgün bir anlatımı ortaya çıkarmıştır. Tanpınar’ın; “rüyalarımızın sarışın buğdayı”, “sükûtun bahçesi”, “kaderin gülümseyen yüzü”, “yıldızların altın bahçesi” “ezelî bahar”, “tükenmez yarın” gibi değişik kullanımları, sözlüklerde yer almayan, “kişisel kullanım”ını yansıtması açısından dikkat çekicidir. “Onun şiirinde belirleyici olan belli başlı kavramlar; rüya zaman, musıkî, resim, ebediyet, mükemmeliyet, aydınlık ve aşktır.” görüşü belirgindir. Dil biliminin verileri ile aydınlatılmaya çalışılan bu metnin, Tanpınar’ın şiir estetiğini taşıyan bir yapıda olduğu görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11080">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11081">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11082">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11083">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1395" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1718">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/19fda9d2be1c2be1105bf6256bc7eea0.docx</src>
        <authentication>49d899cb4ee8b44293ebbc1e83079ce2</authentication>
      </file>
      <file fileId="1719">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2ae582786cd861afdd6f45ffd0a93672.pdf</src>
        <authentication>aced7d6a152e62eb062a3d113c0a20de</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11075">
                    <text>TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN
VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ
Melike GÖKCAN TÜRKDOĞAN
Erzurum Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.
ÖZET
Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691)
kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında
tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye
yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır.
Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara
ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini
düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde
zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel
epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne
mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı
konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme
yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve
mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş
söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi
kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini
emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar,
şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı
sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi
anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı
şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında
olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı
söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti
hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden
incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde
edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11067">
                <text>2252</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11068">
                <text>TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11069">
                <text>GÖKCAN TÜRKDOĞAN, Melike</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11070">
                <text>Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.  ÖZET  Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691) kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır. Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar, şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11071">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11072">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11073">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11074">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1394" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1714">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fd10a2c5cb02729f2dae1dfa37d34cd4.docx</src>
        <authentication>40af831539e6b31299b8ca68cadac4bb</authentication>
      </file>
      <file fileId="1715">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/29cb5e1b1dd81c7ef89ff66019b305f9.pdf</src>
        <authentication>5bf497712e40968b6bcde2da9a9a2fcb</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11065">
                    <text>ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USÛLÜ
Taner GÖK
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Çanakkale / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Şem’î, klasik şerh, tercüme.
ÖZET
16. yüzyılda yaşamış olan Şem’î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şarihidir.
Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan
Şem’î’nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine olmak
üzere birçok şerhi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Şem’î’nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla
Câmî’nin Subhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya
çalışılacaktır. Şem’î, şerhlerinde, kelimelerin lügat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları
verdikten sonra müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek
klasik şerh yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem’î,
metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı
hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin
tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman birebir
tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en önemlisi de
çağdaşı ya da sonraki dönem şarihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri sözdizimsel
farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir. Şem’î’nin ölümünden bir yıl önce
kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma, onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin
belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1716">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1a6c1a0d954696cdee32a5b114eda1c0.docx</src>
        <authentication>23574fdaa861ed9e522e17a88e7d24f3</authentication>
      </file>
      <file fileId="1717">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/296ee947f0c5a42edc160f00c8e24999.pdf</src>
        <authentication>ed35f3735a7e4d9bd22e03f625433d2a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11066">
                    <text>ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USULÜ
Taner GÖK
Özet
16. yüzyılda yaşamış olan Şem‟î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şârihidir.
Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan
Şem‟î‟nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî‟nin eserleri üzerine
olmak üzere birçok şerhi bulunmaktadır.
Bu çalışmada, Şem‟î‟nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla Câmî‟nin Subhatü‟l-Ebrâr
adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Şem‟î,
şerhlerinde, kelimelerin lugat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları verdikten sonra
müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek klasik şerh
yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem‟î,
metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı
hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin
tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman
birebir tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en
önemlisi de çağdaşı ya da sonraki dönem şârihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri
sözdizimsel farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir.
Şem‟î‟nin ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma,
onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.
Anahtar Kelimeler: Şem‟î, klasik şerh, tercüme.

THE INTERPRETIVE STYLE IN ŞEM’Î’S ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR
Abstract
Şem‟î- a sixteenth century author- was the first writer to put together an analysis of the
first Turkish Mesnevi. Şem‟î set the foundations for poetry analysis which has taken an
important role in Classical Turkish Literature. Apart from the Mesnevi analysis Şem‟î is the
author of numerous analysis's of Sadî, Hâfız and Molla Câmî's literary works.


Arş. Gör., Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, tanergok@comu.edu.tr

�In this essay, Şem‟î's analysis, results and techniques of the famous Persian master
Molla Câmî's Subhatü‟l-Ebrâr will be taken into consideration. His innovative approach to
literary interpretation has made him a true master. Following his analysis of the dictionary,
abstract and original text meanings of the words Şem‟î examines the writers essential meaning
by conforming to the classical analysis techniques, meanwhile adding a personal
approach. Şem‟î does not analyze the literary piece word by word, instead he chooses to put
forth the core meaning of the piece; he does this by analyzing and interpreting the couplets
and key words used in the work; as for the remaining parts he simply translates. In this
interpretation by Şem‟î the use of the following sets him apart from his contemporaries: the
word by word translation of the verses and couplets, the detailed explanation of the Persian
couplets and most importantly and something rarely seen in his predecessors and successors
was his elaborate explication based on syntactic difference. It is these specific techniques
which stand out in the work analyzed in this essay.
This work based on the interpretation put forth by Şem‟î one year before his death will
help spread and develop his interpretive style.
Key Words: Şem‟î, classical interpretation, translation

Şem’î Şem’ullâh
Şem‟î, şerh ettiği eser sayısının çokluğuyla dikkat çeken bir şârihtir (Serh-i Gülistân,
Serh-i Dîvân-ı Hâfız, Serh-i Divân-ı Sâhî, Serh-i Bahâristân, Serh-i Pend-i Attâr
(Saâdetnâme), Tuhfetü‟l-Âsıkîn, Serh-i Bostan, Serh-i Mantık-ı Tayr, Şerh-i Mesnevî, Serh-i
Tuhfetü‟l- Ahrâr, Serh-i Subhatü‟l- Ebrâr, Serh-i Mahzen-i Esrâr). Ancak eser sayısının bu
derece fazla olmasına rağmen, Şem‟î hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır.
Şârihin eserleri üzerine yapılan çalışmaların neticeleri de birkaç ek bilginin haricinde
kaynaklarda yer alan bilgileri tekrar etmektedir. Üzerinde çalıştığımız eser, telif tarihi ve
Şem‟î‟nin bu şerhini yaşlılık dönemlerinde yazdığını belirtmesiyle, onun ölüm tarihi
konusunda son yıllarda ortak kabul gören 1602-1603 tarihini desteklemektedir. Şerh-i
Subhatü‟l-Ebrâr‟da şârihin hayatına dair diğer kaynaklarda olmayan ek bilgiler yer almadığı
için biz burada daha önce Şem‟î üzerine yapılan çalışmalardan (Akat 1999, Dündar 1998,
Öztürk 2007, Özkırımlı 1984, Ünver 1985, Ünver 1981, Keyik 2001, Koçoğlu 2009,
Karavelioğlu 2005, Dağlar 2009) yararlanarak onun hayatını özetlemekle yetineceğiz.

�Adı kaynaklarda, Şem‟î Şem‟ullah, Şem‟î Mustafa bin Çelebi Muhammed, Mustafa
Şem‟î, Şem‟î Dede, Molla Şem‟î, Şem‟î Çelebi olarak geçen Şem‟î‟nin hayatına dair en
önemli bilgilere Nev‟îzâde Atâyî‟nin Şakâyık zeylinde rastlanmaktadır. Burada yer alan
bilgilere göre Şem‟î, birçok alanda ilim tahsil etmesine rağmen dünya işlerinden feragat
ederek tasavvufa yönelmiştir. Mesnevî, Bostan, Gülistan gibi eserleri şerh etmiş olması onun
hem bir mutasavvıf hem de derin bilgilere sahip bir alim olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Nitekim Keşfü‟z-Zünûn ve Sicill-i Osmanî‟de onun medresede dersler veren bir bilgin
olduğunu belirten bilgiler mevcuttur (Koçoğlu, 2009:23).
Şem‟î hakkında bilgi veren kaynakların birçoğunda onun nerede doğduğu ve
yaşadığına dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Hediyyetü‟l-İhvân‟da yer alan bilgiye göre
Şem‟î, Anadolu kökenlidir ve İstanbul‟da yaşamıştır. Esrâr Dede ise onun Konya asıllı
olduğunu ve İstanbul‟da yaşadığını dile getirmiştir (Genç, 2000:66-67). Şem‟î, her ne kadar
Mesnevî‟yi şerh etmiş olsa da gerek bu şerhinde gerekse diğer şerhlerinde Mevlevîliği
konusunda açıklayıcı bilgiler vermemiştir. Ancak Mesnevî şerhinin VI. cildinde “Ol
Âsitâne‟ye bu kadar nisbet ü intisâb, müsebbib-i saâdet-i dâreyn idügüne hiç sekk ü reyb
yokdur.” şeklindeki ifadelerinden onun Mevlevî olduğu anlaşılmaktadır. Onun bu özelliğini
destekleyen bilgilere Mevlevî kökenli bilginlerin eserlerinde de rastlanmaktadır. Nitekim
Derviş Mahmud Dede onu şârih-i elfâz-ı Mesnevî ve Azîz-i Uhrevî lakaplarıyla anmıştır
(Öztürk, 2007:58 ).
Şem‟î‟nin ölüm tarihiyle ilgili kaynaklarda muhtelif bilgiler yer almaktadır. Atâyi,
Bursalı Mehmed Tahir, Nâimâ, Şem‟î‟nin ölüm tarihini 1000/1591-2 olarak, Kâtip Çelebi
Fezleke‟de 1000/1591-2, Keşfü‟z-Zünûn‟da ise 1005/1596-97 olarak verir. İsmail Ünver‟in
bu konuda yapmış olduğu çalışma Şem‟î‟nin ölüm tarihinin 1011/1602-3‟ten önce
olamayacağını göstermiştir. Zira Şem‟î, Mahzenü‟l-Esrâr şerhini 1011/1602-3‟te bitirmiştir
(Ünver, 1985: 38-43). Şeyda Öztürk de Sahih Ahmed Dede‟nin Şem‟î‟nin ölüm tarihini
1010‟nun sonları olarak verdiği bilgisini bize aktarmıştır.
Şerh-i Subhatü’l-Ebrâr
Subhatü‟l-Ebrâr, Câmî‟nin en özgün sayılabilecek mesnevisidir. Zira Câmî, bu
mesnevisini hiçbir şairin eserini örnek almadan yazmıştır. Ayrıca bu eserde kullanılan vezin
Câmî‟den önce hiçbir şair tarafından mesnevi yazımında kullanılmamıştır. 2875 beytten
oluşan bu mesnevi Hüseyin Baykara‟ya sunulmuştur (Câmî (Çev: Kırlangıç), 2011:17-18).

�Şem‟î, bu mesnevinin şerhini 1009 tarihinde tamamlayarak III. Mehmed‟in kapı ağası olan
Gazanfer Ağa‟ya sunmuştur. Şem‟î, bu şerhinde diğer şerhlerinde olduğu gibi akademik şerh
tekniğini kullanmakla birlikte şerhte kendine has tasarruflarda bulunmuştur.
Şem‟î‟nin şerhlerinde tercüme önemli bir yer tutmaktadır. Bu durumun farkında olan
Esrâr Dede, onun şerh tekniğine dair oldukça isabetli bir tespitte bulunmuştur; “Mesnevî-yi
şerîfün elfâz u lügâtını terceme tarzında bir matbu‟ şerh yazup Allâh Allâh muktezâ-yı intisâb
u hulûsları berekâtiyle bir rütbede meşhûr-ı âfâk olmışdur ki her diyarda nüshası ve belki her
hücrede birkaç varakası bulınmak derkârdur.” (Esrâr Dede, 2000:261)
Şem‟î‟nin tercümelere ağırlık vermesindeki önemli etken ise onun şerhlerini halkın
anlaması için yapmasıdır. Önemli gördüğü eserlerden halkın da faydalanması amacını güden
Şem‟î, şerhlerinde anlaşılır bir dil kullanarak uzun şerhler yapmak yerine tercümeye ağırlık
vermiştir. Nitekim Subhatü‟l-Ebrâr şerhinde de aynı amacı güttüğünü dile getirmiştir.
Der-beyān-ı sebeb-i şerḥ-şüden-i Subḥatü’l-ebrār Mevlānā Cāmī kaddesa’llāhu
sırrahu’l-‘azīz
Mevlānā Cāmī ḥażretlerinüŋ kaddesa‟llāhu sırrahu‟l-„azìz Subḥatü‟l-ebrār nām
kitābı ki sırr-ı tevḥìd-i sübḥānī ve rumūz u nikāt-ı yezdānī ve esrār u ma„ārif-i
ṣamedānī ve daḳāyık u ḥaḳayıḳ-ı raḥmānī ve işārāt-ı pinhānī ve naṣāyiḥ-i rūḥānī
ile memlū vü pür idügi aṣḥāb-ı dile ziyāde rūşen ü ẓāhirdür, lā-cerem bu kitāb-ı
şerīfüŋ nef„i ṭālibīne „umūm üzre olsun içün bu Şem‟ī-i ḥaḳīr-i pür-taḳsīr bu kitābı şerīfi cihānda ziyāde lutf u kerem ve nām-ı nīk ve aḫlāk-ı ḥamīde ve ef„āl-i
pesendīde ile meşhur ḫāṣṣ u „avāmm cāh u celāl ve „izz ü iḳbāl ṣaḥibi bir ṣaḥib-i
sa„ādetüŋ ṭalebi sebebiyle lisān-ı Türkīyle şerḥ idüp dībācesini anuŋ ism-i şerìfi
ile muʿanven ve vaṣf-ı laṭīfi ile müzeyyen eyledi ve Ḫudā-yı azze ve celle ol
kimseyi

raḥmeti deryāsına ġarḳ eylesün ki bu kitābdan müntefi„ ü behrever

olduḳda ol ṣāḥib-i sa„ādete ve bu ḥaḳīre cān u dilden ḥayr du„ā eyleye. (Hüdâî
Efendi, 2a)

Şem‟î‟nin bu şerhini usul açısından ele alırken metne genel ifadelerle yaklaşmak
yerine şerhte başlıkların ve beytlerin nasıl tercüme ya da şerh edildiği ayrı ayrı incelenmiş ve
şârihin şerhinde hangi usurlardan ne ölçüde yararlandığı da detaylarıyla çıkarılmaya

�çalışılmıştır. Örnekler doktora çalışması yürüttüğümüz tenkitli metinden alınmasına rağmen
nüsha farkları bu yazıda gösterilmemiştir.
Başlıkların Tercüme ve Şerhi
Subhatü‟l-Ebrâr şerhinde, başlıkların tercüme ya da şerhinde tek bir yöntem
kullanılmamıştır. Başlıkların bazıları, bütün olarak önce birebir tercüme edilmiş sonra da söz
konusu başlığın şerhi yapılmıştır. Şerhte ise beytlerde olduğu gibi önce başlıkta geçen
kelimeler hakkında bilgi verilmiş, daha sonra da yaʿnī ile başlayan kısa açıklamalar
eklenmiştir.
Münācāt der-işārāt be-bī-karārī-i şecere-i dil der-mehebb-i riyāḥ-ı ḫavāṭır-ı muḫtelife
ve ṭaleb-i tevfīḳ-i taḥḳīḳ-i suḫan ki åemere-i ān şecerest
Bu maḥall-i münācātdur ḫavātır-ı muḥtelife riyāhınuŋ mehebbinde dil şeceresinüŋ bīḳarārlıġına işāret beyānında ve taḥḳīḳ-i suḫanuŋ tevfīḳini ṭalebdür ki suḫan ol şecerenüŋ
åemeresidür. Mehebb bunda maṣdar-ı mīmī olmaḳ ensebdür ki esmek maʿnāsına olur ve ism-i
mekān olmaḳ hem ḳābildür, riyāḥ cemʿ-i rīḥdür, ḫavāṭır cemʿ-i ḥāṭıradur (åemere mīve
maʿnāsınadur, şecere dıraḫt] (Hüdâî Efendi, 33a).

Ḥikāyet-i ʿaynül-ḳużāt Hemedānī ki ez-Hemedānī mūy-şikāft her çend çün mūy ber-ḫod
ne-yāft tā be-soḥbet-i Aḥmed Ġazālī ne-şitāft ser-rişte-i īn kār ne-yāft
ʿAynü‟l-ḳużāt Hemedānī ki bisyār u cemīʿ-i ʿulūmı bilicilik sebebinden ḳılı yarardı yaʿnī
ziyāde müdeḳḳiḳ idi, sülūk aḥvāline vuṣūl bulmayup ʿaşḳ-ı İlāhīden bī-behre olduġıçün
ziyāde elem ü ġamından kendü üzre mūy gibi ḳurılurdı yaʿnī ḥadden bīrūn mużṭarib ü
munḳabıż olurdı. Mādām ki Aḥmed Ġażālī‟nüŋ ṣoḥbetine müsāraʿat eylemedi yaʿnī mādām ki
aŋa mürīd olmadı, bu kāruŋ aṣlını bulmadı yaʿnī ʿaşḳ-ı İlāhīden behrever olup sülūkda
müntehī olmadı (Hüdâî Efendi, 32a).

Eserde geçen başlıklar, yukarıdaki gibi bütün olarak tercüme ve şerh edilmelerinin
yanı sıra parçalara ayrılarak da ele alınmışlardır. Eserde normalde tek parça olan başlığı
Şem‟î, üçe ayırarak tercüme ve şerh etmiştir.
ʿIḳd-ı evvel der-derde-güşā-yı ez-güşādegī-i dil

�Evvelki ʿıḳd göŋül güşādeligünden perde-güşāylık beyānındadur yaʿnī dil nedür ve andan
murād nedir anı beyān eyler
ve beyān-ı ān ki der-pehlū-yı rāstān be-vey tüvān resīd
ve anuŋ beyānındadur rāstlaruŋ yanında irişmek mümkindür yaʿnī mādām ki bir kimse bir
mürşidüŋ ḥıdmet ü ḥużūrunda çoḳ zamān sākin olmaya ol dilden behrever olup ṣāḥib-i dil
olmaz ve ḥaḳīḳat-i dilden ḫaber bulmaz. Rāstāndan murād mürşidlerdür [resīd bunda resīden
maʿnāsınadur],
maḥrūm māned her ki der-pehlū-yı çepeş ṭalebīd
her kim ki anı ṣol ṭarafında ṭaleb eyledi ol dilden maḥrūm ḳaldı, zīrā dilden murāḍ ṣol ṭarafda
olan et pāresi degüldür ki aŋa yürek dirler, zīrā dilden murād eger ol olaydı cemīʿ-i müʾmin ü
kāfir belki cemīʿ-i ḥayvānāt heb ṣāḥib-i dil olurdı, ḥālā ki bisyār kimseden bir kimse ṣāhib-i
dildür (Hüdâî Efendi, 28b).

Şem‟î, beytlerde olduğu gibi başlıklarda da zaman zaman şerh yapmadan sadece
tercüme yapma yoluna gitmiştir. Şârihin beytlerden oldukça uzun olan başlıkları, aslına uygun
olarak birebir tercüme etmesi dikkat çekicidir.
Münācāt der-şükr-güẕārī-i niʿmet-i kelām-ı mevzūn u ṭalebkārī-i tevfīk ber āverden
delāyil hestī-i Ḫudāvendi bī çün celle ẕikruhu ve ʿamme nevāluhu
Bu münācāt mevzūn kelām niʿmetinüŋ şükrini edā idiciligüŋ beyānındadur ve bīçūn
Ḥüḍavend‟üŋ vücūdınuŋ delīllerini aşikār u beyān eylemege tevfīḳ ṭaleb idiciligüŋ
beyānındadur celle ẕikruhu ve ʿamme nevāluhu (Hüdâî Efendi, 42b).

Beytlerin Tercüme ve Şerhi
Şem‟î, eserdeki beytlerin hepsini şerh etmemiştir, birçok beyti ya sadece tercüme
etmekle yetinmiş ya da kısa bir açıklama yapmıştır.

Her çi deryūze zi-cūd-ı tü küned
Senüŋ cūd u keremüŋden her ne ki suʾāl u ṭaleb eyleye.

�Sarf-ı burhān-ı vücūd-ı tü küned
Senüŋ vücūduŋuŋ burhān u delīline ṣarf eyleye (Hüdâî Efendi, 43a).

Şem‟î, bazı mısralarda anlamın daha iyi anlaşılabilmesi için tercümelere küçük
eklemeler de yapmıştır. Aşağıdaki mısrada şeyh ve rāh-zen olmamasına rağmen şârih,
mısranın önceki beyitlerle olan bağını devam ettirmek adına, adları daha önce geçen şeyh ve
rāh-zen‟e mısranın tercümesinde yer vermiştir.
Güft der-ceyb pey-i tūşe-i rāh
Şeyḫ ol rāh-zene cevāb virüp didi yoluŋ azıġı içün ḳoynumda.
Nīst dīnār-ı zerem cüz-i pencāh
Elliden ġayrı dīnār-ı zerüm yoḳdur yaʿnī hemān elli dīnārum vardur (Hüdâî Efendi, 148b).

Anlamca birbirini tamamlayan mısralar, bu durumlarına dikkat edilerek bütün halde
tercüme edilmiş, şerhleri de bu tercümenin ardından yapılmıştır.
Z’ān teḳābül ki miyān-ı şeb u rūz
Hest bā-berd-i dey ü ḥarr-ı temmūz
Ol teḳābül ü żıddiyet sebebinden ki ḳışuŋ berdi ve temmūzuŋ ḥarrı ile şeb u rūz ortasında
vardur yaʿnī bunlaruŋ mābeyninde teḳābül ü żıddiyet muḳarrer olduġı gibi ehl-i ẓāhir ü ehl-i
bāṭın mābeyninde hemçünān teḳābül ü żıddiyet åābit olduġından ötüri bu beytüŋ maʿnāsı
mābaʿdında vāḳiʿ olan üç beyte bile maṣrūfdur. Berd ṣovuḳ, dey ḳış, ḥarr ıssı, temmūz
maʿrūfdur [teḳābül żıddıyet] (Hüdâî Efendi, 48a).

Bazı beytler de şerh yapılmadan bir arada tercüme edilmiştir.
Gerd ez-ān bāz rehā kerde zi ḳayd
Müteʿāḳib dü se mürġābī ṣayd

�Ol ḳayddan rehā eylenmiş ṭoġandan birbiri ardınca iki üç ördek ṣayd u şikār eyledi (Hüdâî
Efendi, 78b).

Şem‟î, tercümelerinde bazen bütünlüğü sağlamak adına birinci mısrada yer alan
kelimeyi ikinci mısraya bağlayarak açıklamış ve bunu neden yaptığını da izah etmiştir.
Gerçi der-baḥr-i büved keştīvār
ʿĀḳibet ḫuşk leb āyed be-kenār
Egerçi deryāda ola līkin ʿāḳibet kenāre keştī gibi ḫuşk leb gele keştīvaruŋ maʿnāsı mıṣrāʿ-ı
åānīnüŋ maʿnāsına ṣarf olınmaḳ enseb idügi rūşendür, egerçi mıṣrāʿ-ı evvelüŋ maʿnāsına ṣarf
olınmaḳ hem mümkindür [vār bunda teşbīh içündür] (Hüdâî Efendi, 122a).
Farklı Tercüme-Şerh İmkan ve İhtimallerinin Değerlendirilmesi
Şem‟î‟nin şerhlerini diğer şerhlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, şârihin
kelimelerin sıralanışına, gramer özelliklerine, anlamlarına, harekelenişine ve birbiri arasındaki
terkiplerine göre beyitlere birden fazla anlam vermesidir. Klasik şerhlerde bir beytin ya da
mısranın birden fazla tercümesinin yapılması pek karşılaşılan bir durum değildir. Şem‟î, yeri
geldikçe beytlerin “Bu hem vechdür” kalıp ifadesiyle alternatif tercümelerini yapmıştır.
Aşağıdaki mısrada geçen hüner kelimesini hem gerçek anlamıyla hem de “hüner
sahibi kişiler” olarak iki şekilde anlamlandırmak mümkündür. Şem‟î, bu iki ihtimali de
dikkate alarak tercümesini iki değişik şekilde yapmıştır.
Genc-i zer-i pīş-i hüner çīzī nīst
Sīm ü zer genci üzre yaʿnī hüner ḳatında ve hünere nisbet bir nesne degüldür. Bu hem
vechdür, genc-i zer erbāb-ı hüner ḳātında bir nesne degüldür (Hüdâî Efendi, 196a).

Şem‟î, aşağıdaki mısrayı vasıta ve yönelme hali eki göreviyle kullanılabilecek olan bā
ekininin iki anlamına göre de tercüme etmiştir.
Bā-ḫod ān beyt mükerrer bi-kerd
Kendüsine ol beyti mükerrer eylerdi yaʿnī mirāren oḳurdı. Bu hem vechdür ol beyti
kendüsiyle mükerrer eylerdi (Hüdâî Efendi, 42b).

�Aşağıdaki beytte Şem‟î, önce neden terkibe dikkat etmediğini açıklamış, ardından da
mısranın terkibe dikkat edildiğinde nasıl olacağını belirtmiştir.
Pāy ber-tārem-i eflāḳ zedem
Ayaġumı ṭārem-i eflāk üzre ḳodum yaʿnī murāḳabeye varup bu ʿālemden ve ten ḳafesinden
ʿārī vü mücerred olup ʿālem-i ʿulvīye vuṣūl buldum. Baʿżı maḥalde terkīb maʿnāsına taʿarruż
olınmaduġına sebeb maʿnā rūşen olsun içündür cehlimüzden degüldür terkīb maʿnāsı
böyledür. Kendüm üzre bu teng ḳafese çāk urdum, ṭārem meåābesinde olan eflāk üzre ayaḳ
urdum. Ḳafe deri taḳdīrindedür ve andan murād tendür, ṭārem ḳara ev maʿnāsınadur ki siyāh
keçeden olur (Hüdâî Efendi, 26a).

Birçok eserde hareke işaretleri olmadığı için kelimeler metnin anlamına uygun olacak
şekilde okunur. Kelimenin eğer iki anlamı da metne uygunsa genellikle biri seçilerek
kelimenin çevirisi yapılır. Şem‟î, şerhini yaparken kelimenin farklı harekelenişine göre
oluşacak anlamara dikkat etmiş ve şerhlerinde bu anlamları da belirtmiştir.
Sāʿideş pence-bür-i ṣıdḳ u yaḳīn
Anuŋ sāʿidi ṣıdḳ u yaḳīnüŋ pencesini ḳaṭʿ idicidür yaʿnī dünyā peresti ṣıdḳ u yaḳīnden dūr
eyler. Pencebürde bür bānuŋ ḍammiyle olmaḳ maḥalle ensebdür egerçi bānuŋ fetḥiyle olmaḳ
hem laṭīfdür ki maʿnā böyle olur, anuŋ belki ṣıdḳ u yaḳīninüŋ pencesini burucı vü çeviricidür
(Hüdâî Efendi, 82b).

Gramer özelliklerine göre farklı tercümeler yapılmış ve iki durumdaki gramer
özellikleri belirtilmiştir.
Düzdī vü rāh-zenī bihter ez-īn
Sirḳat eyleyesin ve yol urasın bundan evlādur.
Kefen ez-mürde keşī bihter ez-īn

�Mürdenüŋ kefenini çekesin yaʿnī ṣoyasın bundan evlādur. Mıṣrāʿ-ı evvelde bu maʿnā hem
mümkindür, düzdlük ve yol urucılık bundan evlādur. Vech-i evvel iʿtibāri üzre düzdī ve zenī
fiʿl-i mużāriʿ-i muḫāṭabdur, vech-i åānī iʿtibāri üzre düzdīde yā maṣdar içündür ve rāh-zenī
vaṣf-ı terkībīdür ve anda olan yā hem maṣdar içündür [mürde meyyit] (Hüdâî Efendi, 77a).

Şem‟î, tercümesini yaparken kelimelerin sıralanışında değişiklikler yaptığında bunu
belirtmiş ve sıralanıştaki farklara göre iki tercüme yapmıştır.
El-minnetü lillāh ki be ḫūn ger ḫuftem
Yek-çend çü ġonce ‘āḳıbet bi-şükuftem
Egerçi bir zamān ḳan içinde yatdım ammā el-minnetu‟lillāh ki „āḳıbet ġonca gibi açıldum.
Ya„nī egerçi bu kitāb-ı şerīfin taṣnīfinde zaḥmet ü meşaḳḳat çekdüm, līkin „āḳıbet murād
ḥāsıl olup āsūde-ḥāl ü müreffehü‟l-bāl oldum. Murād bu idügi beyt-i åānīden ẓāhirdür.
Ġoncanuŋ ma„nāsı mıṣrā„-ı ẟāniye ṣarf olınup maʿnā bu vechle olmaḳ latīf degüldür egerçi
ġonca gibi bir zamān ḳan içinde yatdum ya„nī bir zamān zaḥmet ü meşaḳḳat çekdüm, līkin
elḥamdu‟lillāh ki „āḳıbet açıldum (Hüdâî Efendi, 2b).

Beytteki Kelimelerin Anlamlarının Verilmesi
Beytlerde geçen kelimelerin anlamının verilmesi, şerhlerde olmazsa olmaz
durumlardan biridir. Şem‟î, derkenalardan da yararlanarak beytlerde geçen kelimelerin
anlamlarını değişik şekillerde ve yerlerde vermiştir.
Birinci mısrada geçen kelimenin anlamı çoğunlukla ikinci mısranın altında verilmiştir.
Sāʿid-i kec raḳamān sāz ḳalem
Kec raḳamlaruŋ sāʿidini ḳalem eyle yaʿnī ḥıyānet idici kātiblerüŋ dest ü sāʿidini ḳaṭʿ eyle.
Zen ez-ān ḳāʿide-i rāst raḳam
Andan rāst ḳāʿideye raḳam ur yaʿnī rāst raḳam kātiblere riʿāyet eyle. Ḳalem bunda ḳaṭʿ
maʿnāsınadur (Hüdâî Efendi, 22b).

�Şem‟î, bazen kelimeler hakkında detaylı bilgiler vermiştir. Kelimenin gramer özelliği,
etimolojisi, şiirlerde nasıl geçtiği gibi geniş açıklamalarda bulunmuştur.
Kām-ı şīrīn-kün-i şīrīn-kārān
Şīrīn-kārlaruŋ kāmını şīrīn idici. Şeker-güftārāndan murād ol şā„irlerdür ki şi„rlerinde esrār-ı
ma„rifet-i sübḥānī ve nikād-ı „aşḳ u muḥabbet-i yezdānī münderic ola, şīrīn-kārāndan murād
evliyādur ki “ümītu inde Rabbī yutʿimunī ve yusḳınī“ (Hadîs-i Şerîf: Rabbim katında gecelerim,
Rabbim beni doyurur ve sular.) ḫānından behrever olup ebedī şīrīn kām olurlar. Kām bunda

ṭamaḳ maʽnāsınadur, egerçi kāf-ı Fārisī ile meşhūrdur ve luġatlerde hem böyle mesṭūrdur,
līkin kāf-ı ʿArabī ile ṣaḥḥ u faṣīḥdür bu ḥālet fuṣaḥānıŋ eşʽārından rūşen ü ẓāhirdür (Hüdâî
Efendi, 12b).

Kelimelerin Telaffuz ve Anlam Farklarına İşaret
Sürḫ-rūyī zi-zer-i ḫˇāce me-cūy
Ḫˇāce ve aġniyānuŋ altunundan naḍāret ü sürḫ-rūyluḳ isteme. Vech bunda ḥüsn ü leṭāfetden
ʿibāretdür, sürḫ-rūyī yüz aḳlıġı maʿnāsına istiʿmāl olınur, vech baʿżı maḥalde ḫarclıḳ
maʿnāsına gelür ammā bunda mümkin degüldür (Hüdâî Efendi, 86b).

Kelimelerin harekeleniş farklarına da işaret edilmiştir.
Vü ez-telḫī-i īn be-şīrīnī-i ān gürīḫten
Ve bunuŋ acılıġından anuŋ şīrīnligine kaçmaḳ beyānındadur. Āndan murād ṣabr ve īnden
murād şükrdür. Ḫulāṣa-i kelām budur ki ṣabr egerçi acıdur, līkin anuŋ acılıġına ṣabr idüp
şükr-i Ḫüdā‟ya muḳayyed olıncaḳ anuŋ acılıġı refʿ olur. Ṣabr bānuŋ kesri ile maḥmūre
didikleri bir otuŋ ismidür ki ziyāde acı daḫı müshildür, līkin Fārisīde bānuŋ sükūnı ile istiʿmāl
olınur ammā bunda murād bu ṣabr degüldür (Hüdâî Efendi, 95a).

Kelimelerin Fasih ve Galat Olma Durumları

�Zen be-farḳ-ı ser-i her ḫīre serī
her bir lecūcuŋ başınuŋ depesine ur yaʿnī ʿÖmer raḍıya‟llāhu ʿanhu sīretlü bir ʿādil kimse
gönderür tā ki aḥkām-ı şerīʿatda ʿinād iden bed-baḫtları teʾdīb ide. Dırre dāluŋ kesri ile ol
nesnedür ki ʿavām taḥrīf idüp töre dir ve baʿżı maḥalde keåret-i leben maʿnāsına hem gelür
[ḫīre ser-lecūc] (Hüdâî Efendi, 22a).

Kelimenin yanlış kullanımları hakkında da bilgiler verilmiştir.
Kām-ı evvel zi-vey u kām-ı neheng
Ol deryādan evvel kām-ı neheng kāmı yaʿnī ol deryā nehengle memlū vü pür ola. Ḫarçeng
sereṭān maʿnāsınadur. Be-Türkī yengec ve ḫarçengden murād bunda felekde olan sereṭān
burūcıdur. Mıṣrāʿ-ı åānīde kām-ı evvel kāf-ı Fārisī iledür ki ḫaṭve maʿnāsınadur, be-Türkī
adım ve kām-ı åānī ṭamaḳ maʿnāsınadur ki kāf-ı ʿArabī iledür egerçi luġatlerde kāf-ı Fārisī
iledür līkin ḫaṭā olınmışdur (Hüdâî Efendi, 67b).

Şârihin Beyitlerden Ders Çıkarması
Şem‟î, şerh ettiği beyitlerden ne anlaşılması gerektiğini çoğu zaman dile getirmiştir.
Şerhin bir gereği olarak beytlerde geçen kelimelerden, olaylardan ya da şahıslardan aslında
neyin kastedildiğini açıklamıştır.
Ki be-ṣaḥrā-yı vücūd üftādest
Ki vücūd ṣaḥrāsına düşmişdür ya„nī mevcūdāt Ḥaḳḳ te„ālānuŋ ṣun„ıyla ẓuhūr-ı vücūd
bulmışdur. Yuḳaruda ẕikr olınan deryādan murād zāt-ı bārī olmaḳ rūşendür zīrā cemī„-i
mevcūdāt anuŋ ṣun„ıyla vücūd bulmışdur (Hüdâî Efendi, 9b).

Der-ṣaf-ı bī-ḫıredān ārāmī
Bī-ḫıredlerüŋ ṣaffından ārām u ḳarār eyleyesin, ḫulāṣa-i kelām budur ki Ḫudā-yı ʿazze ve
celleden ḫavf idüp ṭāʿat ü ʿibādetde olmaḳ ulıdur, bu ḥāletden ki ḫavfdan bī-behre olup

�ḥarāmdan perhīzlik olmayup iḫtilāṭ u muṣāḥabetüŋ ʿavāmla ola, beytde vāḳiʿ olan be beyt-i
sābıḳa maṣrūfdur (Hüdâî Efendi, 101a).

Edebî Sanatlar
Şem‟î, şerhini yaparken zaman zaman beyitlerdeki edebî sanatlara da değinmiştir. Bazı
durumlarda sanatı açıklayarak göstermiş bazılarında ise hangi sanat olduğunu söylemekle
yetinmiştir.
Fikret ġavvāsa ve nuṭḳ sāḥile teşbīh olınmışdur (Hüdâî Efendi, 3a).
Mısrāʿ-ı evvelde ḳıdem bāġa ve besmele ġoncaya teşbīh olınmışdur ve mıṣraʿ-ı
ẟānīde Ḫudā-yı „azze ve cellenüŋ keremi budaġa ve besmele mīveye teşbīh olınmışdur ve bu
teşbīh ġāyet ḥūb vāḳi„ olmışdur (Hüdâî Efendi, 5a).
Ki felek gevher-i ūrast ṣadef
Ki felek anuŋ gevherinüŋ ṣadefidür ve ḳadri felekden ʿālīdür. Kefden murāḍ bunda destdür ki
cūd u keremden ʿibāretdür köpük maʿnāsına degüldür, güher ve gevher egerçi bunda ẕāt
maʿnāsınadur līkin deryāya nisbet bunlar ve ṣadef ve kef hem īhām ṭarīḳi ile ḥūb vāḳiʿ
olmışdur [ṣadefest taḳdīrindedür] (Hüdâî Efendi, 23b).

Sāḫtend ez-pey-i ān mīḫ u ṭınāb
Ol ḫaymeden ötüri mīḫ u ṭınāb düzdiler mīḫ aḫtere ve ṭınāb şihāba göredür ki bunlarda ṣanʿatı tecrīd vardur çünki mühre-i gilüŋ tīreligi ḫaymeye teşbīh olındı, lā-cerem istiʿāre-i
taḫayülliyye iʿtibāriyle aŋa mīḫ u ṭınāb iåbāt olındı (Hüdâî Efendi, 25b).

Konuyu Açıklayıcı Alıntılarda Bulunma
Ayet
Şem‟î, şerhlerinde sık sık ayetlerden yararlanmıştır. Şârih, ayetleri genellikle anlattığı
durumu destklemesi için kullanmış, bazı durumlarda ise müellifin asıl kastettiği anlamın bir

�ayet olduğunu vurgularken ayetleri zikretmiştir. Ayetler bazen tam olarak yazılmış bazen de
ayetin bir kısmının yazılmasıyla yetinilmiştir.
Şem‟î, metinde asıl kastedilenin bir ayet olduğunu vurgulamak istediğinde “bu āyet-i
kerīmeye işāretdür” şeklinde ifadelerle söz konusu ayetin hangisi olduğunu söyler.
Bā uli’l-ecnihā murġān-ı fasīḥ
Cenāḥlar ṣāḥibi fasīḥ murġlara ki murād melāʾikedür ve bu āyet-i kerīmeye işāret vardur.
“Uli‟lecniḥatin meånā ve åülāåe ve rübāʿ” (Fâtir-1: Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer,
üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah‟a mahsustur.),

(Hüdâî Efendi, 10b).

Rīḥt envār-ı hüdā beyne yedeyhi
anuŋ öŋinde hüdā nūrlarını dökdi. Bu āyet-i kerīmeye işāret olunur, “ẟümme ectebāhü

Rabbühu fe tābe ‘aleyhi ve hedā” (Tâ Hâ -122: Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve
ona doğru yolu gösterdi), (Hüdâî Efendi, 12a)

Ger ne be-şikestīşān seng-i ufūl
Eger üfūl u ġurūb ṭaşı anları ṣımabıdı yaʿnī ol yıldızlara üfūl vāḳiʿ oldı beyt
Seng ber-bütgede-i āzerzen
Der-cihān ṣıyt (18) ḫalīle efgen
Eger üfūl vāḳiʿ olmayaydı İbrāhīm Peyġamber ʿaleyhi‟s-selām anlara Rabbī diyüp ol iʿtiḳād
üzre ḳalurdı. Bu āyāt-ı kerīmeye işāretdür. “Fe lemmā cenne ʿaleyhi‟l-leylu reā kevkebā kāle
hāẕā rabbī fe lemmā efele ḳāle uḥıbbu‟l-āfilīn, fe lemmā reel ḳamere bāziġan ḳāle hāẕā rabbī
fe lemmā efele leʾin lem yehdinī rabbī le ekūnenne mine‟l-ḳavmi‟ḍ-dallīn, fe lemmā ree‟şşemse bāziġaten ḳāle hāẕā rabbī hāẕā ekber fe lemmā efelet ḳāle yā ḳavmi innī berīʾun
mimmā tüşrikūne” ( En‟ām-76-77-78: Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi.
Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. Ay‟ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da
batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. Güneşi
doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim!
Ben sizin Allah‟a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.) (Hüdâî Efendi, 50a)

�Şem‟î, ayetlerin büyük çoğunluğunu anlattığı durumu örneklendirmek ya da
anlattıklarına şahit göstermek amacıyla kullanmıştır.
Bāng-i mevceş lemine’l-mülk āmed
Ol deryānuŋ mevcinüŋ bāngi “limeni‟l-mülk” (Mü‟min-16: Bugün mülk (hükümranlık) kimindir?)
geldi yaʿnī anuŋ mevcinüŋ bāngi “limeni‟l-mülk”dür murād “ḳuli‟llāhümme mālike‟l-mülki”
(Âl-i İmrân-26: De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah‟ım!) ḥasebince ḥaḳīḳatde mālik hemān Ḫudāyı „azze ve celle olup mülk aŋa maḫṣūṣ u müsellem olduġın iş„ārdur “ve yebḳā vechu
rabbike” (Rahmân-27: Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.) ḥasebince
çünki rūz-ı ḥaşrde evvel bir kimse zinde ḳalmaya ol vaḳt Ḥaḳḳ sübḥānehu ve te„ālā ḥażreti
celle şānuhu “limeni‟l-mülkü‟l-yevm” (Mü‟min-16) diye çünki cevāb virür kimse olmaya Ḥaḳḳ
te„ālā cevāb virüp diye “Lillāhi‟l-vāḥidi‟l-ḳahhār” (İbrâhim-48: O gün yer, başka bir yere, gökler
de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan
Allah‟ın huzuruna çıkarlar.) nite ki buŋa işāret olınur (Hüdâî Efendi, 10a).

Heme ū āmed u bāḳī heme hīç
Cemī„an o geldi ve bāḳī mevcūdāt cemī„an hīç geldi yaʿnī “küllü şey‟in hālikun illā vechehu”
(Kasas-88: kesinlikle O‟na döndürüleceksiniz.) ḥasebince ḥaḳīḳatde mevcūd hemān Ḫudā-yı „azze ve
celledür, vücūd aŋa müsellemdür bāḳī cemī„-i mevcūdāt hīç ü nīstdür (Hüdâî Efendi, 10a).

Hadis
Şem‟î, şerhinde hadislere ayetler kadar yer vermemiştir. Şârih, hadislerin sahih
olmasına dikkat etmemiş ve sahih olmayan hadislere de şerhinde yer vermiştir.
Zūr-ı peyvend-i dil ez-ḫod-güzilān
İfnā-yı vücūd sebebi ile kendülerden dil ü ümīẕ ḳaṭʽ idicilere tīz vāṣıl olıcıdur yaʽnī “mūtū
ḳable ente mūtū” (Hadîs-i şerîf: Ölmeden önce ölünüz.) ḥasebince her kim ki mevt-i iḫtiyārīden
behrever ola aŋa fī‟l-ḥāl ḳurb-i viṣāl-i İlāhī müyesser olur. Zīrā anlaruŋ teveccühi hemān
cenāb-ı ʽizzete olur (Hüdâî Efendi, 12b).

�Kām-ı şīrīn-kün-i şīrīn-kārān
Şīrīn kārlaruŋ kāmını şīrīn idici. Şeker-güftārāndan murād ol şā„irlerdür ki şi„rlerinde esrār-ı
ma„rifet-i sübḥānī ve nikād-ı „aşḳ u muḥabbet-i yezdānī münderic ola, şīrīn-kārāndan murād
evliyādur ki “ümītu inde Rabbī yutʿimunī ve yusḳınī” (Hadîs-i şerîf: Rabbim katında gecelerim,
Rabbim beni doyurur ve sular) ḫānından behrever olup ebedī şīrīn kām olurlar. Kām bunda

ṭamaḳ maʽnāsınadur, egerçi kāf-ı Fārisī ile meşhūrdur ve luġatlerde hem böyle mesṭūrdur,
līkin kāf-ı ʿArabī ile ṣaḥḥ u faṣīḥdür bu ḥālet fuṣaḥānıŋ eşʽārından rūşen ü ẓāhirdür (Hüdâî
Efendi, 12a).

Şiir
Şem‟î‟yi diğer şârihlerden ayıran özelliklerinden biri, şerhlerinde bol miktarda örnek
beytlere yer vermesidir. Şerhte anlatılanların kuvvetlendirilmesi adına ayetlerden, hadislerden,
peygamberler tarihinden vs. örnekler verilmesi sıkça başvurulan bir durumdur. Anlatılanların
beytlerle desteklenmesinde oldukça fazla sayıda örneğe yer verme ise Şem‟î‟ye özgü bir
durumdur. Şem‟î Beyt, Mısraʿ, Mesnevī, Ḳıṭʿa gibi başlıklar altında şiir örneklerini
sunmuştur. Çoğu zaman beytleri sadece yazarak geçmiş nadiren de olsa bu beytleri şerh
etmiştir. Subhatü‟l-Ebrâr Şerhi‟nde 148 beyt, 11 mesnevi, 27 mısra, 5 tane de kıt‟a örneği
vardır.

Şem‟î, beytleri çeşitli amaçlar için kullanmıştır. Şerh ettiği beytlere yakın anlamlı beyt
örnekleri vermiştir.
Curʿa ber ḫāk-i tehī-destān rīz
Tehī destlerüŋ ḫāki üzre bir curʿa dök yaʿnī muḥtāclara iḥsān eyle [rīz emr-i ḥāżırdur], beyt
Eger şarāb ḫori curʿaī feşān ber-ḫāk
Ez-ān günāh ki nefʿī resed be-ġayr çi bāk (Hüdâî Efendi, 25a)

�Baḥr peydāst çi der-kūze küned
Ẓāhirdür ki deryā kūzede ne eyler yaʿnī deryādan kūzeye ne miḳdār āb ṣunduġı ziyāde
ẓāhirdür beyt
Ger be-rīzī baḥr-rā der-kūzeī
Çend genced ḳısmet-i yek rūzeī (Hüdâî Efendi, 25b)

Bişküfānīd gül ez-nār-ı ḫalīl
Ḥażret-i Ībrāhīm‟üŋ ʿaleyhi‟s-selām āteşden gül açıldı yaʿnī İbrāhīm peyġamber ʿaleyhi‟sselām Nemrūd-ı laʿīnüŋ cefāsına ṣabr eyledügi içün āteşden aŋa gül ẓāhir oldı, mıṣrāʿ
Gülistān künend āteşī ber-ḫalīl (Hüdâî Efendi, 92b)

Söylediklerine şahit gösterme amacıyla beyitlerden yararlanmıştır.
Nāy-ı bülbül zi-nevā-yı tü bi-sāz
Bülbülüŋ boġazı senüŋ nevāŋdan yaʿnī sen istimāʿ eyleyesin diyü sāzladur, murād budur ki
bülbülüŋ nevā vü terennümi ki ḳalbe sürūr u ḥālet viricidür. Senden ötüridür. Sāz bunda
düzen maʿnāsınadur. Nāy bunda boġaz maʿnāsınadur. Nergisden murād zerrīn ḳadeḥ idügi
Ḫˇāce Ḥāfıż‟uŋ raḥmetu‟llahi ʿaleyh bu beytinden ẓāhirdür. Beyt:
Resīd mevsim-i ān k‟ez-ṭarab çü nergis-i mest
Nihed be-pāy ḳadem her ki şeş direm dāred (Hüdâî Efendi, 80b)

Reh-zen-i bāde perestān gerded

�Bāde perestlerüŋ yolını urucı olur. Reh bunda īhām ṭarīḳi ile ḫūb vāḳiʿ olmışdur, zīrā reh ü rā
sāzda olan maḳām ve perde maʿnāsına gelür. Nite ki ḥˇāce Ḥāfıẓ‟uŋ raḥmetu‟llāhi ʿaleyh bu
beytinde vāḳiʿdür, [reh-zen vaṣf-ı terkībīdür], beyt
Rāhī bizen ki āhī ber-sāzān tüvān zed
Şiʿrī biḫān ki bā-ān rıṭl-ı girān tüvān zed (Hüdâî Efendi, 40b)

�Sonuç
Şerh edebiyatının en üretken şârihlerinden biri olan Şem‟î, şerhlerinde kendine özgü
bir usul oluşturmuş ve Subhatü‟l-Ebrâr şerhinde de bu usulünü devam ettirmiştir. Şem‟î, bu
şerhinde bol miktarda derkanar kullanmış ve kelimelerin anlamlarından, gramer özelliklerine
dair birçok bilgiyi derkenarlar vasıtasıyla vermiştir. O, şerhinde öncelikli olarak anlaşılır
olmayı hedeflediği için sade bir dil kullanmasının yanı sıra ayetlerden, hadislerden ve örnek
beytlerden geniş ölçüde yararlanmıştır. Vermek istediği manayı, bu unsurlar vasıtasıyla
örneklendirerek daha net bir şekilde okuyucusuna sunmuştur. Şem‟î, bunlara ek olarak
eserdeki birçok mısrayı, iki farklı şekilde tercüme ederek bu alanda nadir görülen bir
uygulama yapmıştır. Klasik Türk edebiyatının dilde mükemmelleştiği bir devirde yaşamış
olan Şem‟î, bu şerhinde kullandığı sade ve anlaşılır dil vasıtasıyla da o dönemin nesir dilinde
sade üslubun ne ölçüde kullanıldığına dair bize kıymetli bilgiler vermiştir.

�Kaynakça
Akat, Davut, (1999), Şem‟î Şerh-i Baharistan (Giriş-Metin), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi), Bursa, Uludağ Üniversitesi SBE.
Dağlar, Abdulkadir, (2009), Şem‟î Şem‟ullâh Şerh-i Mesnevî (I. Cilt) (İnceleme-Tenkitli
Metin-Sözlük), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Kayseri, Erciyes Üniversitesi SBE.
Dündar, Seyhan, (1998), Şem‟î Şem‟ullah‟ın Şerh-i Gülistân‟ı, (Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi), İzmir, Ege Üniversitesi SBE.
Genç, İlhan, (2000), Esrar Dede Tezkire-i Şu‟arâ-yı Mevleviyye, Ankara, Atatürk Kültür
Merkezi Yayınları.
Hacıselim Ağa Kütüphanesi, Hüdâî Efendi 1331.
Karavelioğlu, Murat A., (2005), “Klasik Türk Edebiyatında Şem‟î Mahlaslı Şairler ve
Prizrenli Şem‟î”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Sayı
32, İstanbul, s.65-80.
Keyik, Elif, (2001), XVI. Yüzyıl Sanatçılarından Şem‟î‟nin Şerh-i Pendnâme‟si,
(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir, Ege Üniversitesi SBE.
Kırlangıç, Hicabi, (2011), İyilerin Tesbihi (Subhatu‟l-Ebrâr), İstanbul, Kurtuba Kitap.
Koçoğlu, Turgut, (2009), Şem‟î Şem‟ullâh Şerh-i Mesnevî (II. Cilt) (İnceleme-Tenkitli MetinSözlük), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Kayseri, Erciyes Üniversitesi SBE.
Özkırımlı, Atilla, (1984), “Şem‟î”, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, IV.
Öztürk, Şeyda, (2007), Şem‟î‟nin (15.-16. yy) Mesnevî Şerhi (İlk Türkçe Tam Mesnevî
Şerhi), (Doktora Tezi) İstanbul, Marmara Üniversitesi SBE.
Ünver, İsmail, (1985), “Şem‟î Şem‟ullâh”, Türk Dili, C.XLIX, sayı:397, Ankara. s.38-43.
(1981), “Şem‟î, Mustafa”, Türk Ansiklopedisi, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı
Yayınları, c.30. s.249-250.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11057">
                <text>2275</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11058">
                <text>ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USÛLÜ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11059">
                <text>GÖK, Taner</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11060">
                <text>Anahtar Kelimeler: Şem’î, klasik şerh, tercüme.  ÖZET  16. yüzyılda yaşamış olan Şem’î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şarihidir. Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan Şem’î’nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine olmak üzere birçok şerhi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Şem’î’nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla Câmî’nin Subhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Şem’î, şerhlerinde, kelimelerin lügat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları verdikten sonra müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek klasik şerh yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem’î, metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman birebir tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en önemlisi de çağdaşı ya da sonraki dönem şarihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri sözdizimsel farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir. Şem’î’nin ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma, onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11061">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11062">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11063">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11064">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1393" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1712">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e27494e814c13b421ae4b08550a15294.docx</src>
        <authentication>53510b32db886fbc4552741446f04060</authentication>
      </file>
      <file fileId="1713">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/067565bc3e384f53893359a2752c3925.pdf</src>
        <authentication>fcda9a1f8335a629a03acddf88b8d8f5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11056">
                    <text>KOMPLİMENTİ U TURSKİM DARAMAMA
Merima GRABČANOVİĆ
Tuzla Üniversitesi, Felsefe Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Tuzla / Bosna Hersek
Ključne riječi: Pragmatika, učtivost, kompliment, drama
SAŽETAK
Pragmatika je naučna disciplina koja se bavi isključivo upotrebom jezika u komunikaciji.
Tačnije, ona proučava komunikativna sredstava kao što su: na koji način čovjek daje i prima
saopštenja i od čega komunikacija zavisi u određenoj situaciji. Učtivost nas uči kako da budemo
pažljivi prema ljudima oko nas. Ovo je zapravo primjer pozitivne učtivosti. Pozitna učtivost
olakšava nam prijatnu komunikaciju. Međutim, postoji i negativna učtivost i ona stvara
neprijatnost, sukob i stres. Drama je književni oblik koji je napisan uglavnom da bi se izveo na
daskama. Dramski dijalog je dosta pogodan za analizu teorije govornih činova. Dijalog u drami
se znatno razlikuje od govora koji svakodnevno vodimo. Kompliment je riječ francuskog
porijekla (compliment) i označava pohvalu, laskanje ili udvaranje. Za komplimente možemo reći
da su najbolji primjer pozitivne učtivosti. Davanjem komplimenata činimo da se naš sagovornik
osjeća bolje i ugodnije u datom trenutku. Možemo reći da je kompliment upućen sagovorniku
jedna vrsta poklona koji nema materijani oblik. Da bismo razdvojili kompliment iz konteksta
svakodnevnog govora, moramo uočiti pretjerivanje. Pretjerivanje daje komplimentu konačan
oblik. Komplimenti su veoma bitni jer uspostavljaju bliskost sa sagovornikom i na taj način čine
da se sagovornik osjeća bolje. Komplimenti se daju najčešće za izgled, zatim za postignuće,
ličnost, imovinu i na odnos koji imaju sagovornici. U turskom jeziku kompliment (iltifat) ima
značenje poštovanje ili uljudnost. Ljudi mogu odgovoriti na komplimente na razne načine:
prihvatanje, odbijanje i izbjegavanje. Tursko društvo karakteriše pozitivna učtivost.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11048">
                <text>2018</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11049">
                <text>KOMPLİMENTİ U TURSKİM DARAMAMA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11050">
                <text>GRABCANOVIC, Merima</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11051">
                <text>Ključne riječi: Pragmatika, učtivost, kompliment, drama  SAŽETAK  Pragmatika je naučna disciplina koja se bavi isključivo upotrebom jezika u komunikaciji. Tačnije, ona proučava komunikativna sredstava kao što su: na koji način čovjek daje i prima saopštenja i od čega komunikacija zavisi u određenoj situaciji. Učtivost nas uči kako da budemo pažljivi prema ljudima oko nas. Ovo je zapravo primjer pozitivne učtivosti. Pozitna učtivost olakšava nam prijatnu komunikaciju. Međutim, postoji i negativna učtivost i ona stvara neprijatnost, sukob i stres. Drama je književni oblik koji je napisan uglavnom da bi se izveo na daskama. Dramski dijalog je dosta pogodan za analizu teorije govornih činova. Dijalog u drami se znatno razlikuje od govora koji svakodnevno vodimo. Kompliment je riječ francuskog porijekla (compliment) i označava pohvalu, laskanje ili udvaranje. Za komplimente možemo reći da su najbolji primjer pozitivne učtivosti. Davanjem komplimenata činimo da se naš sagovornik osjeća bolje i ugodnije u datom trenutku. Možemo reći da je kompliment upućen sagovorniku jedna vrsta poklona koji nema materijani oblik. Da bismo razdvojili kompliment iz konteksta svakodnevnog govora, moramo uočiti pretjerivanje. Pretjerivanje daje komplimentu konačan oblik. Komplimenti su veoma bitni jer uspostavljaju bliskost sa sagovornikom i na taj način čine da se sagovornik osjeća bolje. Komplimenti se daju najčešće za izgled, zatim za postignuće, ličnost, imovinu i na odnos koji imaju sagovornici. U turskom jeziku kompliment (iltifat) ima značenje poštovanje ili uljudnost. Ljudi mogu odgovoriti na komplimente na razne načine: prihvatanje, odbijanje i izbjegavanje. Tursko društvo karakteriše pozitivna učtivost.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11052">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11053">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11054">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11055">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1392" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1710">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0d4f44043dfc589095b4ca7f209f036d.docx</src>
        <authentication>fd781d3c2610752b17fbe093a15024fa</authentication>
      </file>
      <file fileId="1711">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7baeda0677623ed3e100c424ae6bc20e.pdf</src>
        <authentication>a5c639c5e9e640427147158385b0012f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11047">
                    <text>TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ
Meltem GÖNDEN
Akdeniz Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo TV ve Sinema, Antalya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.
ÖZET
Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken
konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden
öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli
boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul
filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin
konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihseltoplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel
çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek
altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan
filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla
birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla
çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin
temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat
eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana
çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni
profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin
edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de
Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında
değerlendirilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11039">
                <text>1857</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11040">
                <text>TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11041">
                <text>GONDEN, Meltem</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11042">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.  ÖZET  Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihsel-toplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11043">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11044">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11045">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11046">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
