<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items?output=omeka-xml&amp;page=220" accessDate="2026-06-24T17:15:55+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>220</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1411" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1762">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/604950e1be0875c8ef4cf79d8fb800f7.docx</src>
        <authentication>dec4e0b8f7bf81f9a9196f05fe03246f</authentication>
      </file>
      <file fileId="1763">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a09da5fe98d7b5e94018db7382c402fa.pdf</src>
        <authentication>2fdab6d8477f65e5766269c7c7c4b7d5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11225">
                    <text>ABDULLAH BOSNAVİ’NİN “ŞERH-İ CEZİRE-İ MESNEVİ”SİNDE DİNLEME
EĞİTİMİ
İdris KADIOĞLU
Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Diyarbakır /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Dinleme Eğitimi, Abdullah Bosnavi, Mevlana, Mesnevi Şerhi.
ÖZET
Eseri üzerinde duracağımız mutasavvıf zat, ilk tahsilini doğum yeri Bosna’da, yüksek
tahsilini İstanbul’da yapmıştır. Bursa, Mısır, Hicaz, Şam ve Konya’da seyr ü sülukunu
tamamlamış, “Şârih-i Füsus” olarak meşhur olmuştur. Altmışa yakın eseri vardır. 1644’te
Konya’da vefat etmiş ve vasiyeti üzerine Konevî’nin kabri yakınlarında defnedilmiştir. Bilindiği
gibi Mevlana (öl.1273) Mesnevisini teamüllere uyarak Farsça kaleme almıştır. Hem yazıldığı
dönemde hem de sonraki yüzyıllarda Farsça bilmeyenler tarafından yeterince anlaşılmadığı için
eserin Türkçeye çok sayıda tercüme ve şerhi yapılmıştır. “Cezire-i Mesnevi” de Mevlevi
büyüklerinden Yûsuf Sîneçak (öl.1546) adlı mutasavvıf bir zatın eseridir. Eser üç yüz altmış altı
beyit olup Mevlana’nın Mesnevisinden yapılan antolojik bir seçkidir. Sineçak’ın eseri farklı
zamanlarda farklı kişilerce şerh ve izah edilmiştir. Eseri Abdullah Bosnavi (öl.1644) ve İbrahim
Cevri (öl.1654) manzum olarak, İlmî Dede (öl.1611), Abdülmecid Sivasi (öl.1639) ve Şeyh
Galib (öl.1799) de mensur olarak şerh etmiştir. Bosnavi’nin şerhi toplam 8673 beyit olup,
1628’de tamamlanmıştır. Mevlana’nın Mesnevisi “bişnev-dinle” hitabıyla başlamaktadır.
Dolayısıyla hem Sîneçâk hem de mesnevi şârihleri “dinleme” konusu üzerinde özellikle
durmuşlardır. Bosnavî Hazretleri, anlayışsız dinleyiciler konusunun ele alındığı “der beyân-ı bîderkî-i müstemiân” başlıklı sekiz beyitlik bölümü şerh etmekte ve dinleyicilerin vasıfları
hakkında bilgi vermektedir. Şair, konuşmacı ve dinleyicide bulunması gereken vasıfları
açıklamakta, söz ve sohbet adabını izah etmektedir. Çağlar üstü bir eser olan Mesnevi’yi
günümüz insanının istifadesine sunma yollarını araştırmalı ve bulmalıyız. Bu bildiride
“Mevlana’nın dinlemeye verdiği önem” konusu ele alınmakta ve buna “Şerh-i Cezîre-i Mesnevî”
bağlamında Bosnavî’nin tasavvufi yorumları eklenmektedir. Bu yorumların modern çağda
geçerliliği ve uygulanabilirliği konusu üzerinde durulmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11217">
                <text>2197</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11218">
                <text>ABDULLAH BOSNAVİ’NİN “ŞERH-İ CEZİRE-İ MESNEVİ”SİNDE DİNLEME EĞİTİMİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11219">
                <text>KADIOĞLU, İdris</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11220">
                <text>Anahtar Kelimeler: Dinleme Eğitimi, Abdullah Bosnavi, Mevlana, Mesnevi Şerhi. ÖZET  Eseri üzerinde duracağımız mutasavvıf zat, ilk tahsilini doğum yeri Bosna’da, yüksek tahsilini İstanbul’da yapmıştır. Bursa, Mısır, Hicaz, Şam ve Konya’da seyr ü sülukunu tamamlamış, “Şârih-i Füsus” olarak meşhur olmuştur. Altmışa yakın eseri vardır. 1644’te Konya’da vefat etmiş ve vasiyeti üzerine Konevî’nin kabri yakınlarında defnedilmiştir. Bilindiği gibi Mevlana (öl.1273) Mesnevisini teamüllere uyarak Farsça kaleme almıştır. Hem yazıldığı dönemde hem de sonraki yüzyıllarda Farsça bilmeyenler tarafından yeterince anlaşılmadığı için eserin Türkçeye çok sayıda tercüme ve şerhi yapılmıştır. “Cezire-i Mesnevi” de Mevlevi büyüklerinden Yûsuf Sîneçak (öl.1546) adlı mutasavvıf bir zatın eseridir. Eser üç yüz altmış altı beyit olup Mevlana’nın Mesnevisinden yapılan antolojik bir seçkidir. Sineçak’ın eseri farklı zamanlarda farklı kişilerce şerh ve izah edilmiştir. Eseri Abdullah Bosnavi (öl.1644) ve İbrahim Cevri (öl.1654) manzum olarak, İlmî Dede (öl.1611), Abdülmecid Sivasi (öl.1639) ve Şeyh Galib (öl.1799) de mensur olarak şerh etmiştir. Bosnavi’nin şerhi toplam 8673 beyit olup, 1628’de tamamlanmıştır. Mevlana’nın Mesnevisi “bişnev-dinle” hitabıyla başlamaktadır. Dolayısıyla hem Sîneçâk hem de mesnevi şârihleri “dinleme” konusu üzerinde özellikle durmuşlardır. Bosnavî Hazretleri, anlayışsız dinleyiciler konusunun ele alındığı “der beyân-ı bî- derkî-i müstemiân” başlıklı sekiz beyitlik bölümü şerh etmekte ve dinleyicilerin vasıfları hakkında bilgi vermektedir. Şair, konuşmacı ve dinleyicide bulunması gereken vasıfları açıklamakta, söz ve sohbet adabını izah etmektedir. Çağlar üstü bir eser olan Mesnevi’yi günümüz insanının istifadesine sunma yollarını araştırmalı ve bulmalıyız. Bu bildiride “Mevlana’nın dinlemeye verdiği önem” konusu ele alınmakta ve buna “Şerh-i Cezîre-i Mesnevî” bağlamında Bosnavî’nin tasavvufi yorumları eklenmektedir. Bu yorumların modern çağda geçerliliği ve uygulanabilirliği konusu üzerinde durulmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11221">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11222">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11223">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11224">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1410" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1758">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7db6f583e98ab792df656434e733d08a.docx</src>
        <authentication>dad720d38d934276a0ec692175e45c5e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1759">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e0ff8ad0995993bbbe598431a9602399.pdf</src>
        <authentication>cf2cbb5ed8a1cc35e1e13db34c1c3c24</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11215">
                    <text>ABDÜLHÂK HAMİT’TE PİERRE CORNEİLLE ETKİSİ VE “HORACE”
Ömrüm IŞIKAY
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Kahramanmaraş / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Horace, Abdülhâk Hamit, Pierre Corneille.
ÖZET
Abdülhâk Hamit, Türk edebiyatının önemli simalarından biridir. Hayatının birçoğunu
Avrupa’da geçirmiştir. O, Londra sefiri olmak gibi önemli mevkilerin sahibi olmuş, Avrupa’ya
ve Avrupa sanatına âşık olmuştur. Abdülhâk Hamit, Nesteren adlı eserini Pierre Corneille’in Le
Cid’ine nazire olarak yazmıştır. Namık Kemâl kendisine bir mektup göndererek, Abdülhâk
Hamit’in bu eserini eleştirmiştir. Yine de Avrupa kültürünü ve etkisini çok fazla taşıdığı için bu
eserler, Abdülhâk Hamit’i daha önemli bir yere de taşımıştır. Pierre Corneille’in yazdığı Horace,
Abdülhâk Hamit’in eserlerine etki eden önemli bir diğer eseri. Günümüzde bu eserin Latin
harflerine aktarılmış hâli mevcut değildir. Yalnız Osmanlı Türkçesi ile Ahmet Mithat Efendi ile
Mehmet Ali Tevfik tarafından Osmanlı Türkçesi ile aktarılmıştır. Bu çalışmada, ‘Horace’
hakkında bilgi vererek Abdülhâk Hamit’in eserlerine nasıl yansıdığı gösterilecektir. Bu
çalışmanın Avrupa edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkisini göstermesi bakımından
önemli olduğu düşünülmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1760">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5257fa898769b73d971de6b342907136.doc</src>
        <authentication>68f1c440fe5d2762410a702e2e63dc05</authentication>
      </file>
      <file fileId="1761">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0614b7c80dffbcdeb67abc1f8cd48c82.pdf</src>
        <authentication>c58f53dbf536cde8c689a7634ea8ba6d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11216">
                    <text>ABDÜLHÂK HAMİT’TE PİERRE CORNEİLLE ETKİSİ VE “HORACE”
Ömrüm IŞIKAY1
Özet
Abdülhâk Hamit, Türk edebiyatının önemli simalarından biridir. Hayatının birçoğunu
Avrupa‟da geçirmiştir. O, Londra sefiri olmak gibi önemli mevkilerin sahibidir. Avrupa‟ya ve
Avrupa sanatına âşık olmuştur.
Abdülhâk Hamit, Nesteren adlı eserini Pierre Corneille‟in Le Cid‟ine nazire olarak
yazmıştır. Nâmık Kemâl kendisine bir mektup göndererek, Abdülhâk Hamit‟in bu eserini
eleştirmiştir. Yine de Avrupa kültürünü ve etkisini çok fazla taşıdığı için bu eserler, Abdülhâk
Hamit‟i daha önemli bir yere de taşımıştır.
Pierre Corneille‟in yazdığı Horace, Abdülhâk Hamit‟in eserlerine etki eden önemli bir
diğer eseri. Günümüzde bu eserin Latin harflerine aktarılmış hâli mevcut değildir. Mehmet
Ali Tevfik tarafından bu eser özet şeklinde Osmanlı Türkçesine aktarılmıştır.
Bu çalışmamızda, „Horace‟ hakkında bilgi vererek Abdülhâk Hamit‟in eserlerine nasıl
yansıdığını göstereceğiz. Bu çalışmanın Avrupa edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkiyi
göstermesi bakımından önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Horace, Abdülhâk Hamit, Pierre Corneille
IN WORKS OF ABDÜLHÂK HAMİT PİERRE CORNEİLLE EFFECT AND
"HORACE"
Abstract
Abdülhâk Hamid, one of the important personalities in Turkish literature. His life had
spent in Europe. It's like being ambassador in London was important positions in the owner.
He has been in love to Europe and European art.
Abdülhâk Hamid, his work Nesteren wrote modelled to Le Cid of Pierre Corneille.
Nâmık Kemâl sent a letter to him and criticized for him to this work of Abdülhâk Hamit.
Nevertheless, in these works are the European culture and impact. They has carried to
Abdülhâk Hamit the more important ground.
Pierre Corneille wrote Horace is another important piece for acting works of Abdülhâk
Hamit. Today, this work is transferred to the state of the Latin alphabet is not available. İt has
transferred to Ottoman Turkish by Mehmet Ali Tevfik.

1

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, MYÖ, omrumisikay@gmail.com
1

�In this study, 'Horace' will show the reflection of providing information about the
works of Abdülhâk Hamit. This study is important in terms of the impact on European
literature suggest that Turkish literature.
Key Words: Horace, Abdülhâk Hamit, Pierre Corneille

Giriş
19. yüzyıl Türk edebiyatının Batılı tesirlerle kendi yolunu bulma aşaması, 17. yüzyıl
öncesine dayanmaktadır. Dönemler içersinde oluşan kültürel, sosyo - ekonomik gelişmeler
edebiyat sahasını da etkilediğini hatırlatmak gereklidir. Dönem edebiyatçılarında siyasî kimlik
de bulunmaktadır. Bu kimliğin mevcut olmasındaki asıl sebep, onların görevleri ve içindeki
bulundukları durumu gözden geçirmeleriyle de alâkalıdır. Abdülhâk Hamit, Tanzimat
fermanının ilânı sonrasında edebiyatın ve siyasetin iç içe olduğu kritik bir dönemde yetişmiş
ve eserlerini vermiştir.
Batıdan alınan yeni edebî türler ilk dönemlerde, özellikle 1860‟lı yıllarda acemîlik
safhası ile karşımıza çıkarlar. Kısa bir acemîlik safhası atlatan bu türler, genellikle Batı
etkisinde ve taklidinde gelişir ve yenileşirler. Her edebî nevi kendi çehresini geliştirme
çabasındadır. Edebî hissiyâta sahip olan olmayan birçok kişi matbaa ile de kendini gösterme
çabasına girer. Hikâye, edebiyatımızda menakkıbname, kıssa gibi isimlerle daha önce de
varlığı bilinmektedir. 19. yüzyıl dâhilinde edebiyatımız, gelişim aşamasını birçok yönden
ilerleyen Batı‟yı örnek almıştır. Özellikle roman yeni bir tür olarak edebiyatımıza girmiş hatta
bu türe alışana kadar bir köy hikâyesi de diyebileceğimiz Karabibik, roman adlandırmasıyla
edebî sahaya çıkmıştır. Bu demektir ki her edebî tür yapı bakımından ortaya çıkmış
olmamakla beraber bunda yazarının ona verdiği yeni bir adlandırma olması da söz konusudur.
Şiir ise edebiyatımızın hatta dilin en önemli vuzuh bulduğu türdür. Çünkü o sözlü edebî
dönemde de varlığını sürdürmektedir. Her dönem, yeni bir bakış açısı ve yeni bir anlayışla
kendisini göstererek okuyucusuna varlığını kabul ettirmektedir. Şiir, hikâye, roman gibi
türlerin yanı sıra aslında pek yabancı olmadığımız başka bir tür olan “tiyatro” ile
karşılaşmaktayız. Ortaoyunu, Karagöz ile Hacivat, Meddah bu türün önceki dönemdeki
versiyonlarıdır.
“Türk edebiyatının Batılılaşma dönemi ürünleri arasında tiyatro da yeni bir tür olarak
gelir. Edebiyat tarihideki, yeri açısından bu türün yeniliği, tiyatronun edebî eser ve sahne
oyunu olmak üzere iki ayrı sanat dalı hâlinde düşünüldüğü zaman doğrudur.” (Okay, 2007:
73-74) Özdemir ise, “Edebiyattaki türlerin değişebilirlik gösterdiğine en iyi örnek, ağlatı
2

�(tragedya) türünün, Fransız edebiyatındaki durumudur. Ağlatı türünün öteki edebiyat türlerine
göre bir gelişmişliği, bir zenginliği vardı bu türün. Corneille, Racine gibi adların elinde doruk
noktasına ulaşmıştır.” (Özdemir, 1980, 30) şeklinde bilgi vermektedir.
“Tanzimat tiyatro eserlerinin çoğunu yazılmamış, oynanmış oyunlarla, yazılmış, fakat
oynanamamış eserler olmak üzere iki ayrı repertuarda düşünmek daha isabetli olur” (Okay,
2007: 76) Abdülhâk Hamit‟in birçok eseri özellikle de konumuz olan Eşber, bu durumdadır.
“Tanzimat romanın genelinde eserin içinde konuşan anlatıcı-yazarların varlığı gibi,
özellikle trajedilerin diyalog ve tiratlarında da kahramanlara tabiliğin dışına taşan edebî
nutuklar, yazarını temsil ettiği açıkça belli veciz sözler söyletmeye gayret gösterildiği dikkati
çeker. Böylece Tanzimat trajedisi kahramanları da dil ve davranışları bakımından özentili,
sun‟i ve teatral olmaktan kurtulamazlar.” (Okay, 2007: 77) Özellikle Eşber‟deki Rukzan‟ın
ölmeden önceki uzun nutku (Enginün, 2000; 68-74) bu duruma örnek teşkil etmektedir.
Mevzu bahsimiz Abdülhâk Hamit Tarhan‟da Pierre Corneille‟in etkisidir. Bu sebeple, Pierre
Corneille‟in hayatından kısaca bahsetmek gereklidir.
Pierre corneille ve “horace” hakkında
Mehmet Ali Tevfik‟in Osmanlıcaya aktardığı Horace adlı eserin, “Corneille ve
Horace” başlıklı önsözden Pierre Corneille hakkındaki bilgiler, hem orijinaline sadık kalmak
hem de bilgi kirliliğini önlemek amacıyla aynen alınmıştır: “Fransız tiyatrosunun babası
ünvanını kazanan şair „Pierre Corneille‟ bundan üç yüz yirmi bir sene evvel (2 Haziran 1303)
Fransa‟nın meşhur şehirlerinden „Russan‟(?)da doğdu. Pederi orta hâlli bir adamdır.
Corneille, ilk önce papaz mektebinde okuduktan sonra hukuk tahsil etti. Ve aynı şehirde dava
vekâletine başladı. Bu zatın tiyatroya intisabını, Fransızlar ve dehasının hayranı olan bütün
medeniyet âlemi bir tesadüfe medyundurlar. Kendisi bizzat şahidi olduğu bir vakıayı tasvire
heves etti, bu hadise üzerine bir komedi yazdı. Bu eserin Paris‟te kazandığı rağbet kendisinin
daha birkaç Komedi vücûda getirmesine sebep oldu. Kayde şayandır ki cihanın en büyük
trajedi muharrirlerinden biri yazı yazmağa, “Mazhake”[gülünçlük]lerle başlamıştır.” (Mehmet
Ali Tevfik, 1927; 3-4)
John Matzke, Horace‟ın Newyork‟taki basımı için hazırladığı önsözde, Corneille‟in
ikinci büyük eseri, Le Cid‟den sonra, olduğunu ve Le Cid‟in etkisinden yaklaşık üç yıl sonra
1640 yıllarında ilk gösteriminin gerçekleştiğini belirtmektedir.
“Corneille‟in ilk trajedisi, “Medée” namı altında yirmi dokuz yaşında neşrettiği
oyundur. Bir sene sonra yazdığı “Cid” trajedisi şaire parlak bir muvaffakıyet temin etmiştir.

3

�Bundan sonra sırasıyla Horace, Cinna, Polyeucte meydana gelmiştir. Bu dört oyun şairin
şaheserleridir. Ve bunların Fransız edebiyatında müstesna mevkisi vardır.
Ahmet Mithat Efendi, Corneille‟in “Le Cid” adlı eserini Tercümân-ı Hakikat‟te Sid‟in
Hülâsa‟sı adı altında yayımlamıştır. Yazar önsözde “Enafis Âsârın Hülâsaları” şeklinde bir
başlık atarak, Corneille‟i ve eserini tanıtmıştır. (Ahmet Mithat; 1301; 1) Bu da Corneille‟in ve
eserlerinin önemini bir kez daha bize hatırlatmaktadır.
“Özellikle Romantizm etkisi altına kalan sanatçı [Nâmık Kemâl], en çok Victor Hugo,
Alfred de Musset, Dumas Fils, Corneille, Schakespeare gibi sanatçılardan etkilenir.” (Şahin,
2008: 701) Burada Nâmık Kemâl‟den bahsetmemizin asıl sebebi, Abdülhâk Hamit‟in Nâmık
Kemâl‟i yeni edebiyatının kurucusu olarak görmesinden ileri gelmektedir. Nâmık Kemâl,
Abdülhâk Hamit‟e edebî yönden eleştiren, öneriler sunar. Tarhan‟ın, Millî şaire kulak vermesi
ve onun yolundan gitmesi, onun dediklerini yapması bize bu konudan bahsetme sebebini
doğurmuştur. Nâmık Kemâl‟in Corneille‟den etkilenmesi, Abdülhâk Hamit‟in Paris‟te olan
tiyatronun kurucusu sayılan Corneille‟i okuması çok normaldir.
“Nesteren adlı eserini ne Nâmık Kemâl ne de Recaizâde beğenir. Nâmık Kemâl eserin
ne başlangıcını ne de sonunu beğendiği gibi Hâmid‟e denemesini tavsiye ettiği hece vezninin
de tiyatroya uymadığını görerek meyus olur. Hâmid, bu eserinde yeni bir şiir tarzını denemek
istiyordu. Kendisinin mühecca veya mukaffâ dediği duraksız hece veznini burada kullanmış
sonuç başarılı olmamıştır. Fakat başladığı işlerde ısrarla devam eden Hâmid, sahne için ritmik
bir dil aramaktan ömrü boyunca vazgeçmez ve sonunda Cünûn-ı Aşk‟taki söyleyişe ulaşır.
Nesteren‟i beğenmemesi Recâzâde ile aralarında tatsız bir münakaşayı başlattığı gibi, Hâmid
açısından biraz daha ciddi bir sıkıntıya da sebep olur. Bu eseri yüzünden Hâmid, Paris‟teki
görevinden alınır. İstanbul‟da görevden neden alındığını öğrenmeye çalışır. İki yıl mazul
olarak kaldığı için edebiyat ile uğraşmaya ağırlık verir.” (Enginün, 1986; 23) Nâmık Kemâl,
Corneille‟in Le Cid adlı eserine nazire şeklinde yazılan Nesteren‟i beğenmemiş ve
“Corneille‟in Cid‟İ; Avrupa Ahlâkına mahsustur.” diyerek itirazını belirtmektedir. Tansel
mektuptan hareketle şunları da belirtmektedir: “Nesteren‟in birçok yerinde o kadar güzel
parçalar var ki; insan okurken mest oluyor”. (Tansel, C.II: 375-376) Bu cümleler bize,
Abdülhâk Hamit‟in dünyası hakkında bizlere bilgi vermektedir.
Nâmık Kemâl ile Hamit arasında gidip gelen mektuplardan şunları görmekteyiz: “Batı
edebiyatı, özellikle de Fransız edebiyatına yönelik tenkit ve görüşlerine yer verir. Abdülhâk
Hamid, Nâmık Kemâl‟den Dumalar hakkında bilgi ister. Buna istinaden Nâmık Kemâl hem
Dumaslar hakkında hem de Fransız edebiyatı hakkında görüşlerini bildirir. Hâmid‟e
“Dumaslar hakkında suâlini tekrar etmişsin! Dumas Père, zamanında en ziyâde meşhur olmuş
4

�hatta muâsırlarının cümlesine tercih olunmuştur. Mazhar-ı kabûl olmasına sebep de yazdığı
şeylerin, hem tatlı hem de parlak olmasıyla beraber, milletinin çocuklarına varıncaya kadar
hem mânâsına, hem zevkini anlayacak bir yolda bulunmasıdır. Hani bizim sehl-i mümteni
dediğimiz yolda yazardı.” (Tansel, C.I: 434) (Şahin, 2008: 702) Nâmık Kemâl mektuplarında
Corneille‟den de bahseder ve onun Fransız edebiyatının önde gelen sanatçılarından olduğunu
savunur. Veysel Şahin, Nâmık Kemâl‟in durumunu şöyle izâh etmektedir: “Batı edebiyatının
önde gelen şair ve yazarlarına değinir ve onların eserlerindeki ulviyeti, fikri güzelliği dile
getiri. Bu bakımdan Nâmık Kemâl‟i kendi edebî zevkini ve edebî görüşünü de yansıtmış
olur.” (Şahin, 2008: 702)
Jean Chapelain, akademi çevresinde, Le Cid hakkında konuşmuş, onun karakter
tahlillerini yapmış hatta bu konu üzerinde bir tartışma içine bile girmiştir. Onun düşüncesi,
Neoklasisizmin değerini ve şekillerinin bu eserde yer almağı yönündedir. “In his Summary of
a Poetics of the Drama, Chapelain digest some of the principles embodied in the detailed
discussion of the The Cid and provides a more succinct outline to the forms and values of
neoclassicism.” (Chapelain, 2010: 354)
“Nâmık Kemâl, Batı insanıyla edebî zevkin müşterek olmadığını ve bundan ötürü
tamamen ortak bir duyuş tarzının olamayacağını işaret eder. Tercüme ve uyarlamalara da
dikkat etmemiz gerektiğini belirten yazar, yine bu hususta Abdülhâk Hamid‟in “Nesteren”
adlı dramatik eseri hakkında tenkitlerde bulunur. Abdülhâk Hamid Paris‟te iken basılan eser,
Midilli‟de bulunan Nâmık Kemâl‟e gönderilir. Bu eser Fransız önde gelen sanatçısı
Corneille‟nin Le Cid‟ adlı eserine nazire olarak yazılmıştır. Nâmık Kemâl, nazire olarak
yazılan bu eseri beğenmez. Ona göre „Nesteren‟in konusu bizim edebiyatımıza, bizim
kültürümüze uygun değildir.” (Şahin, 2008: 703-704) şeklinde Nesteren‟in neden kabul
görmediği hatırlatmak gerekmektedir. “Nâmık Kemâl, Abdülhâk Hamid gibi bazı
yazarlarımız da 17. -18. yüzyıl Fransız yazarlardan etkilenerek romantik dramlar yazarlar.
Abdülhâk Hamit, başta Racine ve Corneille‟i örnek alırken, Shakespeare ve Schiller‟den de
etkilenerek klasik trajedilerden farklı oyunlar da yazar.” (Buttanrı, 2010: 53) batı tesirini en
yoğun taşıyan sanatçılardan biridir Abdülhâk Hamit, Corneille‟in tiyatrosu ise onun
eserlerinde yeniden can bulmuş gibidir. Bu sebeple Corneille hakkında birkaç bilginin daha
verilmesi kanaatindeyiz.
Corneille, yetmiş sekiz sene yaşadı. Bu uzun ömrüm kırk beş senesi edebiyata
hasredilmiştir. Bu müddet zarfında şair yukarıda isimlerini zikrettiğimiz eserlerden başka
birçok trajediler ile bir komedi yazdı. Fakat bunların hiçbiri dört şaheser derecesinde

5

�muvaffakıyete mazhar olamadı. Corneille‟in eserleri arasında bundan başka uzun bir dinî
manzume ile birçok nebabı (lirik) şiirler arasında vardır.” (Mehmet Ali Tevfik, 1927; 3-4)
“Ruh için bir büyüklük mektebi” olduğunu söyleniyor. Corneille eserlerinde ulviyet ve
kutsiyetini her şeyin üstünde tutar ve kahramanlığı derin ve kalbi bir meftuniyetle tasvir
eder”. Dönemin önemli sanatçılarından Volter‟in Corneille‟in eserlerinin bir nev‟i insanî bir
ruha yükselttiğini, Mehmet Ali Tevfik şeklinde eserde belirtmiştir. (Mehmet Ali Tevfik, 1927;
3-4)
Abdülhâk Hamit Tarhan ve “Eşber” hakkında
Abdülhâk Hamit, 1852 yılında doğmuş; 1937 yılında da ölmüştür. Dikkat edilirse,
Tanzimat, I. Meşrutiyeti, II. Meşrutiyet, Cumhuriyet dönemlerini görerek bütün siyasî hayatın
gözlemcisi konumundadır. Ama unutmamamız gereken bir şey vardır o da: Abdülhâk
Hamit‟in siyasî kimlikle kendisini göstermemesidir. O bir sanat adamıdır. Hissî duyuşlara
sahip olan yazar, daha çok zevke ve edebiyata düşkündür. Asıl edebî nevi, onun için şiirdir.
“Divâneliklerim‟de yer alan on yedi şiirden sadece birinin adı Türkçedir. Eğlence yerlerinden,
mezarlığa kadar bütün Paris, bu kitaba güzel kadınları, sanatkârları, manzarasıyla
akseder.”(Enginün, 1986: 20). Ama tiyatro eserleri sayı bakımından üstündür. Abdülhâk
Hamit, hem babasının hem de kendi şahsî eğitimin vesilesiyle önemli mevkilerde
bulunmuştur. İşte belki de bu devlet daireleri yani kalemlerde görev yaparken edebî yönü olan
kişilerle dostluk kurması onun bazı eserlerinde bunun en büyük tesirinin olduğunu da
göstermektedir. Buna “Tagannum‟ adlı manzumeyi Murat Bey‟in teşvikiyle yazdığını
hatıratında anlatır ve Murat Bey‟in bu eserini istibdada karşı bir haykırış olarak yorumladığını
belirtir.”(Enginün, 1986; 20) Paris, Londra, İstanbul, Rize gibi birçok şehirde önemli
görevlere gelen Hamit, gittiği yerlerde birçok eser okumuştur. Gittiği yerleri manzarasını
beğenmiş bunları hem şiirlerine hem de piyeslerine konu etmiştir. onun Tanzimat dönemi
tabiat şairi olarak ele alınmasını sağlamıştır. Buna örnek olarak, Londra‟daki günlerinde
„HydePark‟tan Geçerken‟ şiiri gösterebilir. Tabi bu şiirin “hürriyet” narasını da içinde
barındığı bilinmektedir. Maksadımız bu olmadığı için bu kısmı atlayacağız. Bunların çoğu
ataşelik olmakla beraber valilik görevleri de bulunmaktadır.
Bulunduğu elçilik görevleri, yaşadığı tecrübeler ve okuyup etkilendiği konular
eserlerine sessizce yansımıştır. Bu sessizce yansımak şöyledir. Hem sansürün hem de dış
sanatkârların

yeterince

tanınmaması

bizim

bu

tabiri

kullanmamızda

bir

sakınca

göstermemiştir. Bu konuda Mehmet Rauf‟un yabancı bir eseri Türkçeye kendi adı ile

6

�aktarmasını örnek verebiliriz.2 Yine bu bilgiler ışığında, Tarhan akacak nehrini tam
bulamamış gibidir. Bazı araştırmacıların Abdülhâk Hamit‟in neden romana yönelmediği
sorusu belki de yazarın uzun uğraşlar gerektirecek mevzulara girişmek istememesinin hem
fıtraten uygun olmadığı hem de vaktin kendisi için değerli olduğu şeklinde açıklanabilir. Bu
bizim fikrimizdir. Elbette bu herkes tarafından kabul edilmeyebilir.
Orhan Okay‟ın Abdülhâk Hamit hakkındaki düşünceleri şöyledir: “Dönemin eser
sayısı bakımından en verimli yazarı Abdülhâk Hamit‟tir. Basılmamış iki tiyatrosuyla beraber
büyük bir kısmı II. Meşrutiyet‟ten sonra yayımlanan 25 oyununun hemen tamamı trajedi
türüne girer. Bazıları tamamen manzum, bazıları mensur, bir kısmı da nazım-nesir karışımıdır.
İlk yayılmadığı üç piyesi kendi döneminin hissî dramlarının, özellikleri ortaya çıkmaya başlar.
Ancak bunlarda da Fransız klasik trajedileri ile Shakspeare, romantizmi arasında birtakım
etkilerin varlığı bilinmektedir. Bu etkilerden bazılarını, önsözlerinde kendisi de ifade etmiştir.
Oyun metni ve tiyatro tekniği açısından tenkitlere uğramış olan, çoğu sahneye aktarılması
mümkün olmayan, epey ağır ve külfetli bir dilin kullanıldığı bu eserler, belirttiğimiz
kusurlarının dışında, tiyatro edebiyatımıza epey zenginlik de kazandırmıştır.” (Okay, 2007:
75)
Daha çok doğa ve aşk konulu eserler üreten sanatkâr Nâmık Kemâl‟in, sen hiç
hürriyeti savunmuyor, bu yönde eser icra etmiyorsun ihtarına karşın bu tarz eserler vermeye
başlamıştır da denilebilir. Yine Nâmık Kemâl‟den ziyade Recaizâde Ekrem‟in keşfi olan
Hamit, bir mektubunda yazdığı eserlerin Ekrem tarafından okunmadığını dile getirmektedir.
Edebiyat tarihimizde hemen hemen her konuda icraatı bulunan Nâmık Kemâl‟in intikatta
önemli örnekler vermiştir. Hamit‟i tenkit ederek onu yönlendiren yine Nâmık Kemâl‟dir. Bu
iki sanatçı birbirleriyle çok iletişim içindedir. Ama Hamit yine de kendisini ortaya çıkaran
kişinin Ekrem olduğunun söyler. Hamit‟in hece vezni ile şiir yazmasını salık veren de Nâmık
Kemâl‟dir.
Abdülhâk Hamit‟in tiyatro eserlerini kendi içinde gruplara ayırmak mümkündür.
Araştırmacıların yaptığı bu gruplamaları aşağıda gösteriyoruz:
Konusunu günlük hayattan alan eserleri
1. Allegorik eseri
2. Yabancı ülkeleri konu alan oyunlar. Bunalara masalımsı oyunları da katmak
yerinde olur.

2

Bkz: Hâlid Ziyâ Uşaklıgil, Kırk Yıl, Özgür yayınevi, İstanbul, 2008

7

�3. Konusunu tarihten alan eserleri. Bunarlı da kendi içinde gruplandırmak gerekir.
Zira onun esas kaynağı tarihtir.
A) Uzak tarih(Eski Tarih); B) İslâm tarihi; C) Türk Tarihi3
Batının edebiyatımızdaki etkisi ve bunları benimseyenleri Kara, “Victor Hugo‟nun ve
Lamertine‟nin Tanzimat sanatçıları üzerindeki tesiri büyüktür. Nâmık Kemâl, Ahmet Mithat
Efendi, Abdülhâk Hamit Tarhan, Recaizâde Mahmut Ekrem bu akımı benimseyen Türk
edebiyatçılarıdır.” (Kara: 2010, 83) şeklinde belirtmiştir.
Eserlerin yazılma şekli ve yazarlar hakkında
Abdülhâk Hamit, birçok yazardan etkilenmiş, beğendiği eserlerin konularını alarak
kendi hazırladığı esere tatbik etmiştir. Beğendiği eserlerden biri de Corneille‟in “Horace” adlı
eseridir. Bu sebeple Eşber‟in konusu da Horace‟a benzemektedir. Akıncı, “Hamit, Horace‟ı
okudu, izledi ama Eşber‟in bütününde Horace etkisi, birçoklarının sandığı gibi öyle büyük
değildi.” Abdülhâk Hamit, hem Eşber‟in önsözünde yer alan “Eşber‟in en ruhlu yeri ve canlı
parçası bu perdedir; o da Horace‟dan mün‟akisdir.”(Hamit, 2000: 26) şeklindeki ifadesinden
hem mektuplarından hem de hatıralarından anlıyoruz ki Hamit, bu eseri sahnede izlememiştir.
Paris‟te iken ise Fransız Tiyatro‟sunun kurucusu olan 17. yüzyıl tiyatro yazarı Pierre
Corneille‟i okumuş ve etkilenmiştir ki özellikle Eşber‟in Önsözünde okuyucusuna
bildirmektedir: “Keşmir Hükümdârı ile refikâ-i hükûmeti olan hemşiresinin taht-ı inhisara
aldıkları bu perde-i hamasate sonradan ilâve-i muzahrafat edilmesi buna mübtenidir. Eşber‟in
en ruhlu yeri ve canlı parçası bu perdedir; o da Horace‟dan mün‟akistir; Nesteren, Le Cid‟den
muktebes olduğu gibi. […] “Büyük bir simâ-yı tarihî olan İskender‟in karşısındaki Şahs-ı
Eşber ise bir mahlûk-ı hayâlidir. Son perdede oynayan bu hayâl Eşber‟den ziyade Horace‟ın
ve benden ziyade Corneille‟indir.” (Hamit, 2000: 26-27)
Ama dikkat almamız gereken bir nokta var. O da, konuları benzemekle beraber kendi
açıklamasında “Bu iki in‟ikas ile iktibasın arasında menbaılarına meâlen ne kadar yakın ve
uzakta bulunduğunu yahut bu iki gölgenin sahiplerine mevzu itibariyle ne dereceye kadar
mümasil olduğunu kariîn-i kirâm tayin buyursun. Ben o büyük Fransız şairine benzemek
iddiasında”(Hamit, 2000: 26) olmadığını söyledikten sonra “Horace” ve “Le Cid”i sahnede
görmediğini ama onları sadece okuduğunu tekrar belirtir (Hamit, 2000: 26). “Eski İstanbul‟un
Fransız Sahnesi” adlı makalede Metin And, “Horace” adlı eserin o dönemde İstanbul‟da
sahnelendiğinden bahsetmektedir. (And, 1971; 96) O hâlde Gündüz Akıncı‟nın „izledi‟ ifadesi
3

Bkz. Enginün, 1986: 61; Akıncı, 2000:

8

�net bir sonuç vermemektedir. Yine de Akıncı‟nın bir uyarısını dikkate almak gerekmektedir.
O da, Hamit‟in „hatıralarını ve sözlerini birbirine karıştırdığı‟dır (Akıncı, 1954: 15).
Abdülhâk Hamit üzerinde çalışan bazı araştırmacıların, Hamit‟in bazı konuları
sonradan „itiraf etti‟ şeklinde ele aldıklarını görürüz. Bunda sanatçının aslında bazı şeyleri
bilerek sakladığı anlamı da çıkmaktadır. Tabi bu tarz söylemler, sanatçıya bir nebze daha
yaklaşmamız için tarafımızdan sunulmaktadır.
“Eşber‟i neden yazdığı hakkında Hâmid şu açıklamayı yapmıştır: &lt;Bunu ancak
kendim bilirim. Çünkü şimdiye kadar kimseye söylemedim. Şimdi itiraf etmek istiyorum ki
bu bir fıtat meselesidir ve benim fıtratımda müstebit ve mütegallibelere karşı daimî bir
kindarlık vardır. Bütün cihangirleri zalimler ve zorbalardan addettiğim için İskender‟e de o
nazarla bakmış ve onun, cihangir azametiyle eğlenmek istemiştim. Bu benim hayat
felsefemdir. Binaenaleyh, Hindistan‟ın uzak bir köşesinde hilkatten ondan büyük bir insan
halkettim ve ona Eşber adını verdim. O Eşber‟i İskender‟in karşısına koydum ve „Galip sayılır
bu yolda mağlup‟ dedim.&gt; (Enginün, 1986; 75) piyesin ortaya çıkmasının altında ciddi bir
trajedi yatmaktadır. Abdülhâk Hamit‟e göre, her kazanan aslında bir o kadar da mağluptur.
“Fransız edebiyatında çeşitli dönemlerde yazarlar, antik klasik söylenceleri,
yaşadıkları dönemin şartlarına uyarlayarak yeni yorumlar getirmişlerdir. On yedinci yüzyılda
klasik yazarlar, Antikite yazarlarının ele aldığı mitolojik söylenceleri, eserlerinde çağlarına
göre uyarlayarak yeniden ele almışlardır. Örneğin Corneille, Horace adlı trajedisini Latin
tarihçi Tite Live‟den, Cinna adlı eserini Seneque‟den öykünerek kaleme almıştır.”
(Boyacıoğlu, 2012, 25). Antik söylencelerin tiyatro yapıtlarında ele alınıp sergilenmeleri
bilinen bir olduğunu da makalenin özetinde belirtmektedir.
Eşber- Horace

Horace
1. İhtiyar Horace
2. Horace( Curriatus): İhtiyar
Horace‟ın oğlu
3. Camille: Horace‟ın Kız
kardeşi, Curriace‟ın nişanlısı
4. Güryas [Curriace]: Albe‟nin
savaşçısı, Camille‟in nişanlısı

5. Sabine: Curriace‟ın kız kardeşi,
Horace‟ın karısı
6. Valère: Romalı Şovalye,
Camile‟e âşık olan.
7. Julie: Sabine ve Camille‟in
arkadaşı
Eşber
1. Aristo: Hâkim-i meşhur
9

�2. Eşber: Keşmir Meliki

6. Batlamyus

3. Sumru: Eşber‟in hemşiresi

7. Melyagros

ve refika-ı hükûmeti
4. İskender: Hükümdâr-ı

8. Ve diğerleri (askerler )
…

meşhûr
5. Rukzan: Dârâ‟nın kızı,
İskender‟in namzedi
Yukarıda verilen kişilerin ilk beşinin eşleşmesi, nerede ise birebirdir. Akıncı
Othello‟nun kişileri ile karşılaştırmıştır. Akıncı, Horace ile birebir karşılaştırmayı eserinde
yapmamıştır. Kişilerin piyesteki rolleri de aynıdır. “Eşber ve Horace‟ın konuları
karşılaştırılırsa aralarında birçok ayrılıklar görülür. En büyük benzerlik, Horace‟ın Curiace‟ı
seven Camille‟i öldürmesi gibi, Eşber‟in de İskender‟i seven kız kardeşi Sumru‟yu
öldürmesidir. Her iki eserde de yurt sevgisi ve kahramanlık ağır basar.” (Bezirci, 1991: 104)
şeklindeki ifadelere hem Bezirci‟de hem de Akıncı‟da rastlanmaktadır. Yine Bezirci, bu
benzetimi ahlâki yönden taklidi uygun görmez: “Yazık ki Hamit Eşber‟de olduğu gibi öteki
eserlerinde de Corneille‟in ya da öbür Batılı şairlerin oyunlarının çoğunlukla konularından ve
kişilerin ahlâksal, düşünsel niteliklerinden esinlenip yararlanır. Onların şiir, müzik, dil ve
estetik yanıyla pek ilgilenmez”(Bezirci, 1991: 104). Şunu da belirtmek gerekir ki; Akıncı, dil
ve nazım şekil yönleri ile Eşber‟i incelemiş, Othello ve birkaç eserle mukayese etmiş ama
Horace ile karşılaştırmamıştır. Gıyasettin Aytaş, “Tanzimatta Tiyatro Edebiyatı Tarihi” adlı
eserinde Akıncı‟nın konu özet karşılaştırmasından yola çıkarak: “Gündüz Akıncı, Eşber‟in
Corneille‟in Horace adlı piyesine benzediği ve bu konu hakkında her iki eserin ele aldığı
konuları karşılaştırarak, ortaya koymuştur.” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Hâlbûki Akıncı
“Hamit‟in demesine bakmamalı, o Eşber‟de Corneille‟i değil, daha çok Racine‟i, onu
Alexandre Le Grand‟ini izlemiştir.” (Akıncı, 1954, 126) demektedir.
Horace‟ın konusunu oluşturan, savaş sadece iki tarafın seçtiği üçer kişi arasında
geçmektedir. Savaşı bu şekilde yapmalarının asıl sebebi ise savaşın zarar ve ziyanlarıdır. Bu
tutum aynı zamanda savaş karşıtlığının da bir göstergesidir. Eşber‟de ise savaş, kalabalıklar
yani ordular arasında yapılmaktadır ama yine savaş karşıtı düşünceler, eserin sonunda savaşı
yapan o büyük hükümdarın, İskender‟in, ağzından dökülmektedir. Pişmanlığını ifade
etmektedir. Her iki yazar da savaşın kötülüğünü vurgulamayı da unutmamıştır. (Enginün,
2000; 123-125)
Corneille eserinde yurt sevgisini, vatanperverliği en yüksek kahramanlık, en büyük
fazilet olarak tasvir etmiş, masum bir kızın nişanlısına olan hissî, tabii ve meşru bir duygu
10

�iken o kızın Roma yani vatan adına kendi biraderi tarafından feci bir surette öldürülmesini
Fransız şairi haklı göstermiş ve bunu eserinde haklı bir şekilde okuyucuya göstermekle de
muvaffak olmuştur.
Horace‟da savaşanlar alın yazılarında iki taraftan birinin öleceğini ancak bu şekilde
yenileceğini bilmektedir. Buna rağmen şerefli bir ölümü göze alırlar ve savaşa katılırlar.
Onlardaki yurt sevgisi bu kısımda kendisini göstermektedir.
Eşber‟de ise, Keşmir hükümdârı yani Eşber ordusunun sayıca az olduğunu bildiği
hâlde ordusunun başına geçmek ister ve Sumru ile geçen konuşmasında; Sumru, İskender‟le
savaşmasını engellemek için kardeşine yalvarır.(s.75) Ama Eşber;
“Kim varsa vatanda pîr ü bernâ
Hep gitmeği eyliyor temennâ
Âlem buluyor sezâ-yı takriz;
Bir sensin eden bu fikre ta‟rîz.” (s.76) şeklinde kız kardeşinin bu yalvarmalarına anlam
verememektedir. Bu konuşma öncesinde geçen:
“S: Ya râb, bu ne kâr-zâr-ı düşvâr?
E: Düşvâr ise de azîmetim var.” İfadesi onu gözü pekliğini de göstermektedir.
“Horace”ın ikinci perdesinde, Güryas [Curriace] ve Horace [Curriatus] arasında geçen
konuşmada Horace, kendisinin önüne gelip geçeni öldüreceğini eğer mağlup olursa da
karşıdakinin yani Güryas‟ın kendisini öldürmesini, öldürmez ise Horace kendi kendini
öldüreceğini söyler. Çünkü o bu mağlubiyetin acısına dayanamayacaktır: “Fakat bu mübareze
bana bir tabut vaat ediyorsa da Roma‟nın bizi intihab etmesinin şerefi kalbimi haklı bir
gururla dolduruyor ve taşıyor. […] Fakat şu teveccühden memnun ve münbasit olan ruhum,
Roma‟nın intizarına muvaffak bir iş görecek yahut hayatı terk edecektir. Ölmek veya
muzaffer olmak isteyen kimse nadiren mağlup olur. İnsana „zafer veyahut ölmek!‟ dedirten
necip, yüksek yeis, Kolay kolay mahvolmaz. Herhâlde ben son nefesimi verip de katiyen
mağlup olmadıkça Roma boyunduruk altına girmeyecek.” (Mehmet Ali Tevfik, 1927; 12-13)
bu bölümün eserin orijinalinde geçtiği kısım:
“Loin de trembler pour Albe, il vous faut plaindre Rome,
Voyant ceux qu‟elle oublie, et les trois qu‟elle nomme.
C‟est un aveuglement pour elle bien fatal,
D‟avoir tant á choisir, et de choisir si mal.
Mille de ses enfants beaucoup plus dignes d‟elle
Puvaient bien mieux que nous soutenir sa querelle;
Mais quoieue ce combat me promette un cercueil,
11

�La gloire de ce choix m‟enfle d‟un juste orgueil;
Mon esprit en conçoit une mâle assurance;
J‟ose espérer beaucoup de mon peu de vaillance;
Et du sort envieux quls que soient les projets,
Je ne me comptpoint pour un de vos sujets.
Rome a trop cru de moi; mais mon âme ravie
Remlira son attente, ou quittera la vie.
Qui veut mourir, ou vaincre, est vaincu rarement:
Ce noble désespoir périt malaisément.
Rome, quoi qu‟il en soit, ne sera point sujette,
Que mes dernies soupirs n‟assurent ma défaite.” (Matzke, 1904; 38) şeklinde
karşımıza çıkmaktadır. İki akrabanın karşı karşıya kaldığı savaşta önemli olan vatandır.
Yazarın sunduğu ikilem, ne kadar Curriatus yani Horace‟da belli olmasa da Curriace yani
Güryas‟ta üst seviyede gözlenmektedir. Zaten Özdemir, ““Klasik edebiyatın ilkelerini
tiyatroya uygulayan büyük adlardan biriyse Pierre Corneille‟dir. Ağlatı türünün babası sayılır.
Bir bakıma ağlatılarında aşk, onur, tutku, istenç (irade gibi) insanın temel kişiliğini belirleyen
kavramlar önemli bir yer tutar. Tutkuların tanımlanmasında kişilerini sürekli bir ikilem içinde
tutar. […] Robert Pignarre‟den alıntılamasına göre yazar, Corneille‟in Horace‟ı hakkında
„Trajediyi yüceler katına çıkaran odur; yeryüzünün yüceleri, yüce ruhlar, yüce olaylar, yüce
üslûp” (Özdemir, 1980; 181) şeklinde açıklamaları bizim düşüncelerimizi desteklemektedir.
Piyeslerin bölümlerine bakıldığında,
Eşber- Sumru (Fasl-ı Sâlis) = Horace-Camille (Beşinci sahne [son perde]);
İskender- Sumru (ikinci perde, Birinci meslis) = Camille- Curriace (İkinci Perde);
Sumru- Rukzan (Fasl-ı evvel) = Camille- Sabine (Birinci perde);
şeklinde konuşma düzenleri mevcuttur.
Eşber‟deki Filozof Aristo, bazı yönleriyle Horace‟a benzemektedir. Horace, savaşmak
için oğullarını göndermekten büyük bir gurur duyar. Hatta oğlunun savaş sırasında kaçmasını
akıl sır erdiremez ve çok üzülür. Sonradan gelen haberle oğlu Curriace‟ın aslında kaçmadığını
bir savaş stratejisini ayarladığını görür. Horace oğlunu savaş konusunda desteklemesi ve
Aristo‟nun da İskender‟in sevgilisinin o şehirde olmasına rağmen, şehre saldırmasını salık
vermesi bakımından benzer özelliklere sahiptirler. Aristo ise, İskender‟i ve olayları
yönlendirmektedir. O da savaşın gerekliliklerinin yerine getirilmesi taraftarıdır.
Hamit,

eserinde

esir

düşen

Eşber‟i

vatanını

savunması

bakımından

yani

kahramanlıklarından ötürü, serbest bırakır. Ama Eşber, yenilgiye ve esarete dayanamaz, kendi
12

�kılıcı ile kendisini öldürür. Mağlup olmanın ve esir düşmenin onurunda açtığı eziklik, onu
şerefli bir ölümü tercih etme şeklinde yönlendirilmiştir.(Enginün, 2000, 122) Burada Hamit‟in
ortaya çıkarmak istediği başka birkaç tem dikkati çeker. O da „onur‟, „gurur‟ ve „Esaret‟e
hayır‟ mesajlarıdır. Yukarıda aldığımız konuşmada “Rome, quoi qu‟il en soit, ne sera point
sujette,/ Que mes dernies soupirs n‟assurent ma défaite” (Matzke, 1904, 126) şeklindeki ifade
de Roma‟nın hiçbir zaman esareti kabul etmeyeceki, ölümüm ancak Roma için bir yenilgi
olabilir,

demektedir.

“Horace”da,

bu

sözlerle

ortaya

çıkmakta

ve

daha

çok

belirginleşmektedir.
Sahne V‟te, Horace ile Kameyl arasında geçen konuşma şöyledir: “Böyle şerefli bir
galibiyetten sonra Roma gözyaşı istemez, mübareze meydanında helâk olan iki kardeşimizin
intikamı da fazlasıyla alındığı için [Üç Güryas‟ın ölümüne telmih] onlar da gözyaşına muhtaç
değildir. Zaiyatımızın intikamı alındı mı, biz sanki hiçbir şey kaybetmemiş oluruz.”
“Mademki kardeşlerim (mübareze meydanında ölen iki Horace, dökülen kan ile
memnun imişler, ben de onlar için artık müteessir olmam ve tarafınızdan intikamı alınan
ölümlerini unuturumç fakat nişanlımın intikamını kim alıp da onun ziya‟ını bana bir dakika
unutturacak?
[Hemşiresinin sözlerine pek ziyade kızan Horace[Curriatus]: “Menfur kadın, ne
söylüyorsun?” diye bağırır, cevap olarak Kameyl nişanlısını tahattürle “Ey benim Sevgili
Curriace‟ım” diye feryad eder.]
Horace ile hemşiresi arasında başlayan muhavere, insanî hisler taşıyan bir kalp ile
vazifeden, vatan mefkûresinden başka bir şey tanımayan bir müfekkire arasında şiddetli bir
mübareze, bir düellodur, bu da kan ile neticelenir. Roma‟nın hayır ve selâmeti için öldürdüğü
Güryas‟ın, hemşiresi tarafından muhabbetle yâd olunmasına tahammül edemeyen, Camille‟i
kendisine tevciye ettiği ağır sözlerden menfâl olan “Horace” büyük bir gazap içindedir.
“Camille”, hislerinin te‟siri altında Roma‟ya inkisara, bedduaya başlayınca bu gazap
ziyâdeleşiri. Kılıcı ile hemşiresini yaralar. Camille, sahnenin arkasından boğuk boğuk feryad
ederken Horace şu sözleri söyler: “Roma‟nın düşmanlarından biri için gözyaşı dökmeye
cür‟et eden kimse, işte böyle ansızın cezasını bulur.” ( Mehmet Ali Tevfik, 1927; 22-23)
şeklinde diyalogun içeriğini görebilmekteyiz. Eşber‟de ise, Sumru kardeşini savaştan
vazgeçirmek isterken, her türlü taşı Eşber‟in önüne koyar ama yine de Eşber‟i düşüncesinden
vazgeçiremez. Sumru‟nun İskender için “Yârim” ifadesini kullanması Eşber‟in sinirlenmesine
sebep olmuştur. Sanıldığı gibi, İskender‟i sevmesi Eşber‟in Sumru‟yu öldürmesinde asıl
sebebiyet değildir. Asıl sebebiyet:
“Sulh olsa demek düğün musammem
13

�Vay vay!... buna ben tahammül etmem!...
Benden olacak o tâbi‟iyyet;
Adâya mı şart-ı nâiliyyet?
Ondan dolayı demek b utasnî‟
Halka, vatana bu ta‟n u teşnî?.
Ondna dolayı demek bu hicrân;
İskender‟e doğru azm-i seyrân?”(s.85-86) şeklinde İskender‟i sevmesini ve üzülmesini
Sumru‟yu onun gözünde bir vatan haini olarak görmesine neden olur.
Corneille, Horace‟ı 34 yaşındayken kaleme almıştır. Romalıların tarihine atıfta
bulunan bu eserin konusu, “Tite Live”dan alınmıştır. (Mehmet Ali Tevfik, 1927; 3-4) Tabi
tarihî bir vakıa olduğu gibi alınmaktan ziyâde sanatçının yani Corneille‟in elinde aşk ve
onurun ilginç çekişmesini hatta savaşını anlatan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eşber‟de de tema aynı şekilde aşk ile onur arasındaki çekişme ile daha çekici hâle gelmiştir.
Horace‟ın tiyatrosu adlı makalesinde Dain4, “Eski roma dönemleri telmih edilerek,
geçmiş çevreye karşı oyun dizayn edilmiştir. Corneille‟in şiddetle aydınlatılmış karakterleri
Romalıların karanlık görüntüsüdür. Bütün bu olaylar Arena‟da yapılan savaş yerine karşılıklı
dövüşün olması, kehâneti himâye altına alınmasıdır. Eleştirmenler, bunu yansıtan ve arka
plânın fonksiyonun kabile olarak belirten oyunun aksiyonunun, analojik çerçevede korunması
sağlanır. Horace‟ta olan olaylar, Eski Roma‟da olan olayların benzemesi bu eleştiriyi haklı
konuma getirmektedir. Ve bununla birlikte artan eleştirilerin yeni tecrübelerin ortaya
çıkmasını sağlar. Yeniden özetlemeyle, oyunun bir çeşidi olarak Romanın efsanevi
fonksiyonu, bakış açısı oyunda bir kez daha sentezlenmektedir.
“Horace, siyasî temel üzerine kurulu bir oyun olarak kendi doğrularına sahiptir. Bir
hükümet ya da devletin temeli değil bundan eminiz. Fakat bir savaşın temel savını
anlatmaktadır. Albe‟nin fethi, Roma‟nın dünya üzerindeki yayılımının bir parçasıdır. Aynı
durum, yayılmacı bir politika izleyen İskender‟in Keşmir‟i de elde etmek istemesinde vardır.”
Dain, 1972; 183). Eşber‟de de siyasî mevzular, vatan olgusunda birleşerek haklı bir konuma
kavuşmuştur..
“Romalıları telmih eden oyunun sürecinde oyunun ışığı, Horace‟ın kız kardeşini, erkek
kardeşlerini ve Albe‟yi yok ettiği zaman Horace, bir ülkenin kurtarıcısının akraba katili
olduğu gerçeği rolünü [ya da gerçeğini] ortaya tekrar çıkarmaktadır. Camille, elbette, bu
dramatik

4

oyunun

özetinde,

kurban

rolünü

oynamaktadır.”

bilgilerini

okuyuculara

Bu makalenin çevirisi tarafımızdan yapılmaya çalışılmıştır.

14

�sunmaktadır. (Dain, 1972; 183) Eşber‟de ise kurban, Rukzan gibi görünse de aslın da
Sumru‟dur. Çünkü aşk üzerine ölen değil, vatan uğruna ölen kişi kurban olarak
sunulmaktadır. Bu seçim aynı zamanda trajedinin daha güçlü bir sesinin oluşmasını sağlar.
Corneille, eserinde “tarihsel telmihinin analojik temeline vurgu yapar. Diğer esaslar
[ise, bu sebepten ötürü] belirsizleşmektedir.” (Dain, 1972; 184) Aynı durum Abdülhâk
Hamit‟tin eserinde de mevcuttur.
Savaşanların alın yazılarında “ölmenin” var olduğunu bildikleri hâlde şerefli bir ölümü
hak etmek için, [seçime ve savaşa] karşı çıkmamışlardır (Dain, 1972; 184). Bu hâl eserde
“yurt sevgisi” olarak yansımaktadır. Eşber‟de de benzer durum söz konusudur. Az sayıda olan
ordusuna rağmen hem Eşber hem Eşber‟in askerleri şereflice, yani savaşarak, ölmeyi göze
almışlardır.

Sonuç
Abdülhâk Hamit Tarhan, Türk edebiyatının; Pierre Corneille ise Fransız edebiyatının
yapı taşlarındandır. İkisi de şairliğinin etkisini tiyatro eserlerinde yani piyeslerinde
göstermiştir. Nâmık Kemâl gibi hem siyasî hem de edebî yönü olan edebiyatçıların tanıttığı
bir kişilik olan Corneille, hâlâ okunmakta ve eserleri örnek alınmaktadır.
Yukarıdaki

çalışmada

her

iki

eserin

benzer

taraflarının

sadece

konuyla

sınırlanmadığını bize göstermektedir. Bu sebeple Corneille‟in “Horace” adlı eserinin
Fransızcadan Türkçeye tam bir metninin aktarılması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu
aktarımının olması dâhilinde karşılaştırmamız daha kolay ve daha net olacaktır. Aynı
zamanda Fransız edebiyatının önde gelen isminin, Türk Tiyatro edebiyatındaki yansımalarının
daha iyi fark edileceğini düşünmekteyiz. Bunun olmaması, tarafımızdan edebiyatımızda bir
eksiklik olarak görülmektedir.
Batı‟nın değerlerinin eserlerimizdeki etkilerini yakından izleyebilmemiz için bu
çalışmanın istenilen yönde yapılan araştırmalarda için bir ön ayak olacağını umut etmekteyiz.

15

�Kaynakça
1. Ahmet Mithat Efendi (1309), Sid’in Hülâsası, İstanbul Matbaası, İstanbul, s. 31.
2. Akıncı, Gündüz (1954); Abdülhâk Hamit Tarhan Hayatı, Eserleri ve Sanatı,
Türk tarih Kurumu Basımevi, Ankara.
3. And Metin (1971); “Eski İstanbul‟un Fransız Sahnesi”, Tiyatro Araştırmaları
Dergisi, S.2, s.77-102
4. Aytaş, Gıyasettin (2002), Tanzimatta Tiyatro Edebiyatı Tarihi, Akçağ yayınları,
Ankara.
5. Bezirci, Asım (1991), Abdülhâk Hamit Yaşamı- Çağı- Şairliği- Oyun
Yazarlığı- Seçmeler, Evrensel Basım, İstanbul.
6. Boyacıoğlu, Fuat (2012); “Albert Camus‟nun Söylence-Romanı (Roman-Mythe)
Veba: Esinlendiği Kaynaklar ve Çağrıştırdığı Simgeler”, Omü Eğitim Fakültesi
Dergisi, S.31(2), s.21-33.
7. Buttanrı, Müzeyyen; “Cumhuriyet Devri Türk Tiyatrosunda Batı Etkisi”, Turkish
Studies İnternational Periodical For the Languages, Literature and History of
Turkish or Turkic, Volume 5/2 Spring, s.50-91
8. Chapelain, Jean (2010); “Summary of Poetics of The Drama”, Translated by
Barrett H. Clark, Dram And Theater In The Late Seventeenth Century, s. 354.
9. Dain, A. Trafton (1972), “On Corneille‟s Horace”, İnterpretation, A Journal Of
Political Philosophy, Volume 2/3, Newyork, Spring. s.183-193.
10. Enginün, İnci (1986); Abdülhâk Hâmid Tarhan, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Yayınları, Ankara, Kasım.
11. Enginün, İnci (2000); Abdülhâk Hamit Tarhan Tiyatroları Eşber- Sardanapal,
Dergâh yayınları, İstanbul, Ekim.
12. John, E. Matzke (1904); Horace, US- Newyork.
13. Kara, Ömer Tuğrul (2010); “Toplumsal Olayların Etkisiyle Gelişen üç Büyük
Akımın Türk ve Dünya Edebiyatında İzleri”, The Black Journal of Social
Sciences/ Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, S.2. s.73-96
14. Kennedy, X.J.; Gioia, Dana; Literature, An İntroduction To Fiction, Poetry
And Drama, Harper Collins College Publisher, Sixth Edition, Newyork, 1859
15. Mehmet Ali Tevfik(1927); Horace, İstanbul Matbaası, İstanbul.

16

�16. Okay, M. Orhan (2007); “Yenileşme Dönemi Tanzimatçılar Yenileşmenin
Öncüleri”, Haz: Talât Sait Halman ve diğerleri, Türk Edebiyatı Tarihi, Kültür
Bakanlığı Yayınları, C. 3, s.73
17. Özdemir, Emin (1980); Türk ve Dünya Edebiyatı, Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Dergisi, Ankara, S.457.
18. Parlatır, İsmail (1990); “Nesteren Üzerine Hamit-Ekrem Yazışması ve Hamit‟in
Bir Mektubu”, Türkoloji Dergisi, C. 8, S. 1, s.123-141.
19. Şahin, Veysel (2008); “Nâmık Kemâl‟in Mektuplarında Dil ve Edebiyat üzerine
Tenkitler”, Turkish Studies İnternational periodical For The Languages,
literature and History of Turkish or Turkic, Volume 3/4 Summer, s. 687-715.
20. Tansel, Fevziye Abdullah (1973); Nâmık Kemâl’in Mektupları, Türk Tarih
Kurumu yayınları, Ankara, C.II, s.375-376.
21. Uşaklıgil, Hâlid Ziyâ (2008) Kırk Yıl, Özgür yayınevi, İstanbul.

17

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11207">
                <text>2283</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11208">
                <text>ABDÜLHÂK HAMİT’TE PİERRE CORNEİLLE ETKİSİ VE “HORACE”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11209">
                <text>IŞIKAY, Ömrüm </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11210">
                <text>Anahtar Kelimeler: Horace, Abdülhâk Hamit, Pierre Corneille.  ÖZET  Abdülhâk Hamit, Türk edebiyatının önemli simalarından biridir. Hayatının birçoğunu Avrupa’da geçirmiştir. O, Londra sefiri olmak gibi önemli mevkilerin sahibi olmuş, Avrupa’ya ve Avrupa sanatına âşık olmuştur. Abdülhâk Hamit, Nesteren adlı eserini Pierre Corneille’in Le Cid’ine nazire olarak yazmıştır. Namık Kemâl kendisine bir mektup göndererek, Abdülhâk Hamit’in bu eserini eleştirmiştir. Yine de Avrupa kültürünü ve etkisini çok fazla taşıdığı için bu eserler, Abdülhâk Hamit’i daha önemli bir yere de taşımıştır. Pierre Corneille’in yazdığı Horace, Abdülhâk Hamit’in eserlerine etki eden önemli bir diğer eseri. Günümüzde bu eserin Latin harflerine aktarılmış hâli mevcut değildir. Yalnız Osmanlı Türkçesi ile Ahmet Mithat Efendi ile Mehmet Ali Tevfik tarafından Osmanlı Türkçesi ile aktarılmıştır. Bu çalışmada, ‘Horace’ hakkında bilgi vererek Abdülhâk Hamit’in eserlerine nasıl yansıdığı gösterilecektir. Bu çalışmanın Avrupa edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11211">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11212">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11213">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11214">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1409" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1756">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a0db1679bd7c2dccd0cd94669869e083.docx</src>
        <authentication>02d537db63ecce29ccfd87b1760eca13</authentication>
      </file>
      <file fileId="1757">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/962a356d36abcafb2dfab05684fde99d.pdf</src>
        <authentication>d740963126907e5b18b5b508d2d2fa2d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11206">
                    <text>TÜRK TARİHİNDE Q. BİRHANEDDİN YARADICILIGINDAN ARAŞDIRMALAR
Nezaket İSMAYİLOVA
Nahcivan Devlet Üniversitesi, Nahcivan / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Türk dili , Burhaneddin, Dogu, Batı Türkiye.
ÖZET
Türk elleri dünyanın en eski ellerinden olarak, dört bin yıla yakın geçmişlerinde Asya,
Afrika ve Avrupa kıtalarına yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler kurmuşlar. Bu gün
kabul edilen fikre göre Türklerin ana yurdu Orta Asyada Altay-Ural dağları arasındaki bozkırlar
olup ve etrafa yayılmışlar. Bu gün Türkdilli eller Balkanlardan Büyük Okyanus’a kadar
(yakutlar), Kuzeyde Buz denizinden güneyde Tibete kadar geniş bir arazide yaşıyorlar. Halkın
ekseriyetini teşkil eden Türkler Türkiye, Doğu ve Batı Türküstan, Azerbeycan Türkmenistandan
başka Tataristan, Çuvaşistan, Yakutistan ve Altay dağları Baykal gölü arasındaki Altay, Hakas
ve Tuba eyaletlerinden ve halkın daha azını teşkil etmek üzre Yugoslaviyada (Makedoniya ve
Üsküb’de), Lehistanda, Romanya’da
(Dobruça ve Bessarabiya), Bulgaristan’da (Batı
Trakya’da), Irakda (Kerkükde), Suriye’de, Afganistan’da, Kıbrıs’ta ve İranın bazı eyaletlerinde
toplu halde yaşıyorlar. Bazı Türk ellerinin en mühimi Oğuz Türkleridir. Bu gün onlar İran,
Türkiye, Azerbeycan, Türkmenistan, Irak ve Balkan Türkleri de Oğuz Türklerinden ibaretdir.
Oğuzlar müslüman oladuktan sonra İran ve Anadoluya hicret edip, Selcuklar ve Osmanlılar gibi
büyük bir İslam devleti kurmuşlar. Oğuz elleri çoklu kabilelerinden ibaretdir. Mahmud
Qaşqariye göre kıpcak, yemek, peçenek ve bulgar lehceleri de oğuz grupuna dahildir. Soyca
oğuzların Salur boyundan çıkmış, Kadı Burhaneddin Qeyseriyyede anadan olmuşdur. Anadilli
şerimizin ilk büyük nümayendesi hesab olunur. M. Quluzade demiştir ki, onun şiirleri
Azerbeycan halkının bedii medeniyyetini öğrenmek açısından kıymetlidir. O, ana dilinde ilk defa
tuyug yaratmışdır. K. Burhaneddin Azerbeycan şifahi ve yazılı edebiyat ananelerinden Türk
halklarının poetik uğurlarından behrelenerek kamala çatmışdır. O, Balasagunlu Yusuf, Yunus
İmire, Ahmed Yasevi, Ali, Hasanoğlu şairlerinden ilham almışdır. Onun divanı ana dilinde
yazılmış, günümüze kadar gelmiştir. İlk şiir divanıdır. K. Burhaneddin’in şahsiyeti, yaratıcılığı
Doğu-Batı ve Avrupa alimleri tarafından araştırılmış, hakkında hayli kitaplar yazılmış ve
yazılmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11198">
                <text>1869</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11199">
                <text>TÜRK TARİHİNDE Q. BİRHANEDDİN YARADICILIGINDAN ARAŞDIRMALAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11200">
                <text>ISMAYILOVA, Nezaket</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11201">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk dili , Burhaneddin, Dogu, Batı Türkiye.  ÖZET  Türk elleri dünyanın en eski ellerinden olarak, dört bin yıla yakın geçmişlerinde Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler kurmuşlar. Bu gün kabul edilen fikre göre Türklerin ana yurdu Orta Asyada Altay-Ural dağları arasındaki bozkırlar olup ve etrafa yayılmışlar. Bu gün Türkdilli eller Balkanlardan Büyük Okyanus’a kadar (yakutlar), Kuzeyde Buz denizinden güneyde Tibete kadar geniş bir arazide yaşıyorlar. Halkın ekseriyetini teşkil eden Türkler Türkiye, Doğu ve Batı Türküstan, Azerbeycan Türkmenistandan başka Tataristan, Çuvaşistan, Yakutistan ve Altay dağları Baykal gölü arasındaki Altay, Hakas ve Tuba eyaletlerinden ve halkın daha azını teşkil etmek üzre Yugoslaviyada (Makedoniya ve Üsküb’de), Lehistanda, Romanya’da (Dobruça ve Bessarabiya), Bulgaristan’da (Batı Trakya’da), Irakda (Kerkükde), Suriye’de, Afganistan’da, Kıbrıs’ta ve İranın bazı eyaletlerinde toplu halde yaşıyorlar. Bazı Türk ellerinin en mühimi Oğuz Türkleridir. Bu gün onlar İran, Türkiye, Azerbeycan, Türkmenistan, Irak ve Balkan Türkleri de Oğuz Türklerinden ibaretdir. Oğuzlar müslüman oladuktan sonra İran ve Anadoluya hicret edip, Selcuklar ve Osmanlılar gibi büyük bir İslam devleti kurmuşlar. Oğuz elleri çoklu kabilelerinden ibaretdir. Mahmud Qaşqariye göre kıpcak, yemek, peçenek ve bulgar lehceleri de oğuz grupuna dahildir. Soyca oğuzların Salur boyundan çıkmış, Kadı Burhaneddin Qeyseriyyede anadan olmuşdur. Anadilli şerimizin ilk büyük nümayendesi hesab olunur. M. Quluzade demiştir ki, onun şiirleri Azerbeycan halkının bedii medeniyyetini öğrenmek açısından kıymetlidir. O, ana dilinde ilk defa tuyug yaratmışdır. K. Burhaneddin Azerbeycan şifahi ve yazılı edebiyat ananelerinden Türk halklarının poetik uğurlarından behrelenerek kamala çatmışdır. O, Balasagunlu Yusuf, Yunus İmire, Ahmed Yasevi, Ali, Hasanoğlu şairlerinden ilham almışdır. Onun divanı ana dilinde yazılmış, günümüze kadar gelmiştir. İlk şiir divanıdır. K. Burhaneddin’in şahsiyeti, yaratıcılığı Doğu-Batı ve Avrupa alimleri tarafından araştırılmış, hakkında hayli kitaplar yazılmış ve yazılmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11202">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11203">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11204">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11205">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1408" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1752">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f66f03005f9c2d06a601b43b1e2cd33f.pdf</src>
        <authentication>b3279451fd7f61550f462dc8a905d715</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11196">
                    <text>GAGAVUZ TÜRKÇESİNDE KORUNAN ESKİ OĞUZCA SÖZCÜKLER ÜZERİNE
Bülent HÜNERLİ
Kırklareli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Kırklareli /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Eski Oğuz Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Eskicil Sözcükler.
ÖZET
Türkiye Türkçesine çok yakın; hatta Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen
Gagavuz Türkçesi, Oğuz lehçeleri içinde yazı dilini en son oluşturan Türk lehçesidir. XX.
yüzyılın başında yazı dili haline gelen Gagavuz Türkçesinde; edebî eser zenginliği ve çeşitliliği,
diğer Türk lehçeleri ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Var olanlar ise düzyazıdan daha çok şiir
türünde kaleme alınmıştır. Bu eserlerde kullanılan sözcüklere bakıldığında, Türkçe kökenli
sözcüklerin yanında önemli oranda alıntı sözcüklere de rastlanılmaktadır. Başta Batı dillerinden
Rusçadan, Rumenceden, Bulgarcadan ve Yunancadan Gagavuz Türkçesine çeşitli nedenlerle çok
sayıda sözcük geçmiştir. Çünkü Gagavuz Türklerinin yıllar boyu Slav ve Roman topluluklarıyla
bir arada yaşamaları ve Hristiyan (Ortodoks) dinine mensup olmaları, bu topluluğun dil ve kültür
yapılanmasında derin izler bırakmıştır. Hatta bu etki daha da ileri gitmiş; Gagavuz Türkçesinde
Türkçenin alışılagelmiş söz dizimi kuralları, Batı dillerinin etkisiyle oldukça farklılaşmıştır.
İkinci olarak bu sahada Osmanlı Türkçesi üzerinden Gagavuz Türkçesine geçen pek çok Arapça
ve Farsça sözcük de bulunmaktadır. Bunlara rağmen Gagavuz Türkçesinin sözcük kadrosunun
çoğunluğunu Türkçe kelimeler oluşturmaktadır. Türkçe sözcüklerin büyük bir kısmı, Türkiye
Türkçesinin yazı dilinde de görülen ve anlam itibarıyla Türkiye Türkçesinden hemen hemen hiç
farklılık göstermeyen sözcüklerdir. Az bir kısmı ise Eski Oğuz Türkçesindeki anlamını ve
biçimini koruyan sözcüklerdir. Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait
sözcükler, Türkiye Türkçesi yazı dilinde ya hiç görülmemekte ya da yazı dilinde olmasına
rağmen kullanımı pek tercih edilmemektedir. Çalışmamızda Gagavuz Türkçesinde korunan bu
Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler üzerinde durulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1753">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d68e05823629ad2908dc42092b1d6905.docx</src>
        <authentication>ad940444aaab704e38d201bd0f7f093f</authentication>
      </file>
      <file fileId="1754">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/811b8b412cfa21969e71e3a4a7e2ec72.docx</src>
        <authentication>ad004c83d951be5d0df2a8a5a8cdf262</authentication>
      </file>
      <file fileId="1755">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d6425f6ebec5d0b15543f1ae5e8cb692.pdf</src>
        <authentication>335fbeacf642bfbe8591ea5acfa5ca85</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11197">
                    <text>GAGAVUZ TÜRKÇESĠNDE KORUNAN ESKĠ OĞUZCA SÖZCÜKLER ÜZERĠNE
Bülent HÜNERLİ
Özet
Türkiye Türkçesine çok yakın; hatta Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen
Gagavuz Türkçesi, Oğuz lehçeleri içinde yazı dilini en son oluşturan Türk lehçesidir. XX.
yüzyılın başında yazı dili haline gelen Gagavuz Türkçesinde; edebî eser zenginliği ve
çeşitliliği, diğer Türk lehçeleri ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Var olanlar ise düz yazıdan
daha çok şiir türünde kaleme alınmıştır. Bu eserlerde kullanılan sözcüklere bakıldığında,
Türkçe kökenli sözcüklerin yanında önemli oranda alıntı sözcüklere de rastlanılmaktadır.
Başta Batı dillerinden Rusçadan, Rumenceden, Bulgarcadan ve Yunancadan Gagavuz
Türkçesine çeşitli nedenlerle çok sayıda sözcük geçmiştir. Çünkü Gagavuz Türklerinin yıllar
boyu Slav ve Roman topluluklarıyla bir arada yaşamaları ve Hristiyan (Ortodoks) dinine
mensup olmaları, bu topluluğun dil ve kültür yapılanmasında derin izler bırakmıştır. Hatta bu
etki daha da ileri gitmiş; Gagavuz Türkçesinde Türkçenin alışılagelmiş söz dizimi kuralları,
Batı dillerinin etkisiyle oldukça farklılaşmıştır. İkinci olarak bu sahada Osmanlı Türkçesi
üzerinden Gagavuz Türkçesine geçen pek çok Arapça ve Farsça sözcük de bulunmaktadır.
Bunlara rağmen Gagavuz Türkçesinin sözcük kadrosunun çoğunluğunu Türkçe kelimeler
oluşturmaktadır. Türkçe sözcüklerin büyük bir kısmı, Türkiye Türkçesinin yazı dilinde de
görülen ve anlam itibarıyla Türkiye Türkçesinden hemen hemen hiç farklılık göstermeyen
sözcüklerdir. Az bir kısmı ise Eski Oğuz Türkçesindeki anlamını ve biçimini koruyan
sözcüklerdir. Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler, Türkiye
Türkçesi yazı dilinde ya hiç görülmemekte ya da yazı dilinde olmasına rağmen kullanımı pek
tercih edilmemektedir. Çalışmamızda Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz
Türkçesine ait sözcükler üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Eski Oğuz Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Eskicil Sözcükler.

ON OLD OGHUZ LANGUAGE WORDS THAT ARE PRESERVED IN GAGAUZ
TURKISH
Abstract
Gagauz Turkish, that is very close to Turkey Turkish, and also considered as an accent
of it, is a Turkish dialect which is the last written language among Oghuz dialects. Gagauz


Yrd. Doç. Dr., Kırklareli Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, hbulent80@gmail.com

�Turkish which became a written language form at the beginning of the 20th century, has a lot
fewer literature works and genres compared to other Turkish dialects. The existing ones are,
on the other hand, are written in forms of poems, rather than prose. In addition to Turkish
origin words, they have borrowed words in a big deal of numbers. It has borrowed many
words for a variety of reasons especially from Western languages such as Russian, Romanian,
Bulgarian and Greek. Because, Gagauz Turks have lived together with Slavic and Roman
societies and they were Christians (Orthodox). Therefore, they were influenced greatly by
these factors in forms of language and culture structuring. This influence has gone further, the
common syntactic rules of Turkey Turkish have been differenciated in Gagauz Turkish by the
influence of Western languages. Moreover, there have been many Arabic and Persian words
that were transferred to Gagauz Turkish by means of Ottoman Turkish. In spite of those
words, the majority of Gagauz Turkish word s are consisted of Turkish words. Many of the
Turkish words are the ones which also exist in Turkey Turkish written language and have
almost any differences with Turkey Turkish in meaning. A small number of them are word s
which preserve their meaning and structure of old Oghuz Turkish. Those Old Oghuz Turkish
words that are preserved in Gagauz Turkish are either not used in Turkey Turkish written
language, or although they exist in written language, they are not favoured at all. This study
will focus on those Old Oghuz Turkish words that are preserved in Gagauz Turkish.
Key Words: Old Oghuz Turkish, Gagauz Turkish, Archaic Words.

GiriĢ
Çağdaş Türk lehçeleri içinde konuşur sayısı bakımından en kalabalık grup olan Oğuz
grubu Türk lehçeleri, diğer lehçelere oranla daha köklü ve sistematik bir yazı dili geleneğine
sahiptir. Türkçenin lehçeleşmeye başladığı dönemlerde, Oğuz Türkleri kendi konuşma
dillerini (dialekt) temel alan yeni bir yazı diliyle ortaya çıkmıştır. Aslında bir döneme kadar
kullanılan müşterek yazı dili üzerinde, en az diğer lehçeler kadar Oğuzcanın da etkisi
bulunmaktadır (Korkmaz,1995:205-216; Gülsevin,1998:16-18). Hatta Alman Türkolog
Doerfer Orhun Yazıtları‟nın dilinin “En Eski Oğuzca”nın ürünü olarak değerlendirmektedir
(Aksan,2007:30). Tek yazı dili döneminin eseri olan “Divanu Lûgati't-Türk”te de bazı
sözcüklerin özellikle Oğuzca olarak işaretlendiği bilinmektedir. Tüm bunlara rağmen Oğuz
Türklerinin kendi yazı diliyle ortaya çıkması daha sonradır.
Süreç içerisinde “coğrafya değiştirme, toplumsal ve kültürel farklılaşma, canlı
ağızlara sahip olma, siyasi otorite, alfabe” gibi lehçeleşme şartlarını (Akar,2010:15-29)

�tamamlayan Oğuz Türkçesi yeni bir yazı diliyle (Eski Oğuz Türkçesi) ortaya çıkmıştır.
Devamında bu yazı diliyle kaleme alınmış çeşitli türlerde ve konularda eserler verilmeye
başlanmıştır. Klasik anlamda XIII-XV. yüzyılları kapsayan bu dönemin başlarında; ses, şekil
ve

kelime

kadrosu

özellikleri

itibarıyla

Eski

Doğu

Türkçesinin

izleri

oldukça

hissedilmekteydi. “Karışık dilli eserler” olarak da adlandırılan bu yapıtların devamında
karakteristik Oğuz Türkçesi (Batı Türkçesi) özellikleri süreç içerisinde oturmaya başlamıştır.
Buna paralel olarak da Oğuz Türkçesinin konuşma dilindeki sözcüklerin, yazı dilindeki
kullanımı artmıştır. Lehçeleşme sürecine bağlı olarak ortaya çıkan bu tarihî lehçenin yazı
dilindeki söz varlığı, iki unsur üzerinde şekillenmiştir. Bunlardan ilki Türk dilinin
lehçeleşmeye başlamadığı dönemlerden beri kullanılagelen sözcüklerdir. İkincisi ise
Oğuzcanın konuşma dilinde bulunan yeni sözcüklerin yazıya geçirilmesiyle oluşanlardır.
Aynı söz varlığını büyük oranda çağdaş Oğuz grubu Türk lehçelerinde de görmek
mümkündür. Bununla beraber küçük bir kısım söz varlığında, özellikle de Türkmen ve Azeri
Türkçelerinde Doğu Türkçesinin etkisi hissedilir. Buna rağmen bu lehçeler Oğuzca
karakterlidir. Yani Oğuzca unsurlar daha yoğunlukludur. Dolayısıyla Azeri ve Türkmen
Türkçesinde Eski Oğuzca eskicil sözcüklere ve eklere çokça tesadüf edilir. Çağdaş Oğuz
lehçelerinin en gelişmiş ve köklü yazı diline sahip olan Türkiye Türkçesinde de elbette Türkçe
asıllı kelimeler yoğunlukludur. Aynı şekilde bu unsurların önemli kısmı eskiden beri
kullanılagelmektedir.
Gerçekte ise her üç lehçenin ağzındaki sözcükler, hem oransal bakımdan hem de
eskicillik bakımından yazı dilinin üstündedir. Nitekim yazı diline göre daha muhafazakâr bir
yapısı olan ağızlarda bu durum rahatlıkla teşhis edilebilir. Özellikle Türkiye Türkçesi
ağızlarının söz varlığı üzerine yapılmış en kapsamlı çalışma olan “Derleme Sözlüğü”nde
bunu görmek mümkündür.
Gagavuz Türkçesinde ise durum biraz daha farklıdır. Türkmen, Azeri ve Türkiye
Türkçesi kadar köklü bir yazılı edebiyat geleneğine sahip olmayan Gagavuz Türkçesi, Oğuz
lehçeleri içinde yazı dilini en geç oluşturan lehçedir. Gagavuzların zengin bir sözlü edebiyat
geleneğinin olmasına rağmen (Argunşah,2007:89) yazılı edebiyat örnekleri çok sınırlıdır.
Çünkü bir döneme kadar idaresi altında yaşadıkları ülkenin dil ve alfabesini kullanan
Gagavuzlar, 1957 yılından itibaren Tanasoğlu ve Pokrovskaya‟nın gayretleriyle oluşturulan
29 harfli bir alfabeye sahip olmuşlardır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren eserler verilmeye
başlanmıştır (Argunşah,2007:95). Bunun doğal bir sonucu da bir asır bile yazılı edebiyat
geleneğine sahip olmayan Gagavuzlarda, üretilen eserler sınırlı sayıda kalmıştır. 1993

�yılından itibaren ise Latin alfabesine geçen Gagavuzların tüm edebî ürünleri; bir roman, on
kadar hikâye ve kırka yakın şiirdir (Argunşah,2007:98).
Lehçe tasnifinde yönlere göre güneybatı grubunda; Türk kavim adlarına göre Oğuz
Türkçesi; fonetik kıstaslara göre dağlı grubunda yer alan Gagavuz Türkçesi ise Oğuz lehçeleri
içinde Türkiye Türkçesine en yakın lehçedir (Güngör-Argunşah,2002:60). Hatta Gagavuz
Türkçesi, çeşitli açılardan Slav ve Romen dillerinin etkisi altında kalmış olmasına rağmen
Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi -özellikle Türkiye Türkçesinin Rumeli ağızlarıdeğerlendirilir (Özkan,2002:252; Karpat,1996:291; Tekin-Ölmez,2003:160). Dolayısıyla
Gagavuz Türkçesinin yazı dilinin teşekkül ettiği saha olan Gagavuz Yeri‟ndeki dil
özellikleriyle beraber; ama bilhassa Gagavuzların bulunduğu diğer bölgelerdeki ağız
özellikleri, Türkiye Türkçesinin Rumeli ağızlarından hiçbir farklılık arz etmez. Rumeli
ağızları ve Gagavuz Türkçesi iç içe geçmiştir. Bu bağlamda Gagavuzların dili, özellikle de
Trakya bölgesinde konuşulan Gacal ağzıyla birebir paralellik gösterir (Özkan,2002:251) ki
Gacallarla Gagavuzlar arasında kuvvetli bir organik bağın varlığı söz konusudur. Nitekim
Gagavuz tarihçi Stefan Stefanoviç, Edirne‟ye bağlı köylerde çok sayıda Gagavuz‟un
yaşadığını belirtir ve bunların II. Balkan Savaşı döneminde geldiklerini ifade eder (Kalay,
1998:7). Neticede Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen Gagavuz Türkçesi ile
Türkiye Türkçesi ağızları arasında –bilhassa Rumeli ağızları- pek çok açıdan ortaklık; bu
arada çokça eskicil unsur birlikteliği bulunmaktadır (Özkan, 2002:252; Karpat, 1996:291).
Bu dili konuşan Gagavuzlar sadece Moldova‟ya bağlı olan Gagavuz Yeri bölgesinde
değil, Kuzeydoğu Bulgaristan, Yunanistan’ın Keserya bölgesinde, Romanya’nın Dobruca
kısmında yaşamaktadırlar. Bir kısmı da göçlerle Kuzey Kafkasya ve Kazakistan’a gitmişlerdir
(Özkan,2002:250). Yaşadıkları coğrafyaya ve siyasi gelişmelere bağlı olarak birden fazla dil
öğrenmek zorunda kalan Gagavuzlarda, Türkçe asıllı kelimelerden başka Arap, Fars; Yunan,
Bulgar, Romen ve Rus dillerinden girmiş pek çok kelime vardır. Alıntılananlar arasında ilk
sırada Arapça ve Farsça sözcükler vardır. Bu alıntılar Gagavuz Türkçesine Osmanlı Türkçesi
üzerinden geçmiştir. Batı kaynaklı alıntıları ise Bizans idaresinde yaşadıklarında Rumcadan;
Bulgar idaresinde yaşadıklarında Bulgarcadan; Romen idaresinde yaşadıklarında Romenceden
ve bölgenin Rus işgaline uğramasıyla beraber gelişen şartlarda baskın hâle gelen Rusçadan
alınmıştır. Alıntılar içinde özellikle teknik, ilmî ve dinî terimler Slav dillerinden girmiştir
(Güngör-Argunşah,2002:60).
Gerçekte ise Gagavuz Türkçesinin konuşma ve yazı dilinin ana gövdesini Türkçe
sözcükler oluşturur. Zengin bir edebiyata sahip olmayan bu dildeki Türkçe kelimelerin alt
tabakalarında Eski Bulgar, Uz, Kovu, Berendey, Turpey, Boyut, Kaspıt veya Kara Klobuk ve

�Peçenek Türklerinin şive ve ağızlarından izler bulunur. Bunlara sonradan Kuman ve Osmanlı
Türkçesinin özellikleri de eklenmiştir (Özkan,2002:251). Dolayısıyla Gagavuz Türkçesi bir
yönüyle; Bulgar, Kıpçak, Karaim, Kırım Türkçelerine; bir yönüyle de Eski Oğuz Türkçesine
yaklaşır (Özkan,2002:251; Güngör-Argunşah,2002:60). Özellikle Besarabya‟da ve Tuna
ötesinde yaşayan Gagavuzların dilinde ilk dönem Osmanlı Türkçesinin izleri vardır
(Menzel,2001:707). Nitekim aynı konu üzerine fikir yoran Kemal Karpat, bu bağlamda
yapılacak filolojik çalışmaların Gagavuzların kökenlerinin aydınlatılmasında önemli katkı
sağlayacağını ifade eder (Karpat,1996:291).
Bildirimizde -taranan metinler dahilinde- Türkiye Türkçesinin yazı dilinde olmayan,
Gagavuz Türkçesi yazı dilinde görülen Eski Oğuzca sözcükler üzerinde durulacaktır.
Gagavuz Türkçesinde korunan eski Oğuz Türkçesine
ait sözcükler
AÇAN:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: 1.ne zaman 2. o zaman 3.nasıl, ne şekilde [s.403].
Tarama Sözlüğü: (~ḫaçan)→ ne zaman, ne zaman ki, her ne zaman, vaktâki, nasıl, ne
suretle, ne vakit [s.2150].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Haçan, ne zaman ki [s.4].
Derleme Sözlüğü: 1. Ne zaman ki, -diği vakit 2. Madem, mademki [s.57].
Eski Oğuz Türkçesi
Kaçan eydem ben kim ol bir murg-ıdı / Bu benüm tutum meger sîmurg-ıdı [Mantıku’t-tayr:
1395].
Nefsüñ ahlâkın kaçan kılsañ fenâ / Ol zamân ikrâruña îmân dine [Mu‘înî’nin Mesnevî-i
Murâddiyesi: 3344].
Ten iseñ hôd olısardur ten harâb / Kaçan ölse ten yiri tahte‟t-turâb [Garib-nâme: 4555].

Gagavuz Türkçesi
Açan işittim bunu, kuvedimi kerpiden kesti [Seçmä Yaratmalar: 245]
Açan bizlerdä kolhoz düzülmää çeketti, Mihalaki artık onbir yıllık çorbacıydı [Legendanın
Ġzindän: 386].
Açan sän, gül gibi, açardın / Aklın uçardı havada [Sevgilim:12].
BENCĠLEYĠN:

�Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Benim gibi [s.110].
Tarama Sözlüğü: Benim gibi [s.502].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Ø
Derleme Sözlüğü: 1.bencileyin, benim gibi 2.bence, benim görüşüme göre [s.626].
Eski Oğuz Türkçesi
Zâhirüm eyü adda gönlüm fâsid tâ„atda / Bulunmaya Bagdâd'da bencileyin bir „ayyâr [Yunus
Emre Divanı: 41/3].
Kimsene bençileyin zâr olmasun / Kimse bu derde giriftâr olmasun [Mantıku’t-Tayr: 400].

Gagavuz Türkçesi
Kostaş almıştı bilätaa bir gagauzu S. Bozbeyi, ani o da bencileyin bakanlaa getirilmişti
gagauzların gözlerini boyamak için [Publiţistika Yazılarından: 114].

BILDIR:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Geçen yıl [s.117].
Tarama Sözlüğü: (~buldur) Geçen yıl [s.538].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Geçen sene [s.35].
Derleme Sözlüğü: Geçen yıl [s.690].
Eski Oğuz Türkçesi
Hemān bıldurki şīrīnligi buldı / Şeker ḳandasa şīrīn anda oldı [Fahrî’nin Husrev u ġîrîn’i:
3620].
Eger bıldır hac bana karşı geldiyse bu yıl ben hacca karşı varayın [Tarama Sözlüğü: 538].
Ya„nī bir şaḫs iḳrār eylese bıldır zinā eyledüm idi [Nazmü’l Hilâfiyyat Tercümesi: 46a/6].

Gagavuz Türkçesi
Sel bıldırkı yaprakları / Helal çalışlan kürüyer [Akar Yıldız: 193].
«Ana sözü» bıldır dokuz ay hiç çıkmadı, şindibän geldim redaktor da etiştirdik 17 numara
çikarmaa, ama var büük sıkıntılarımız, kaybettik çooyunu okuyucularımızı [Publiţistika
Yazılarından: 119].
Kara sıırlar, bıldırkısına bakınca, iki kat zeedelendilär [Legendanın Ġzindän:320].

BOLAY:

�Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: bolaykı / bolay kim → belki, ola ki [s.137] .
Tarama Sözlüğü: bolay ki → ola ki, belki, inşallah [s.635].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Ø
Derleme Sözlüğü: Ø
Eski Oğuz Türkçesi
Ḳorḳutġıl bunı bu dem vur zindana / Bu yavuz işden bolay ki bu döne [ġeyyad Hamza Yûsuf
u Zelîḫā: 551].
Bolay ki ol a„lā mertebeye ben-daḫı yitişem diye [Cinânü’l-Cenân:24b/13].
Men niçe can bulayım, meger bir ḳoca babam bir ḳarı anam var, gel gidelüm, ikisinden biri
bolayki canın vire, alġıl, menüm canumı ḳoġıl didi [Dede Korkut: D162/5-8].

Gagavuz Türkçesi
Ama genä örerim o sırayı / Bolay kalmasın tek [Akar Yıldız: 48].
Bolay doorluu bakmaa / Hem fenalıı yakmaa [Vakitin Soluması:128].
E, islää ozaman: Sän ne almışın, bän ona kayılım,-demiş karısı,-bolay gücendirmesin deyni
kocasını [Gülümsemää Diyl Günaa:38].

ÇIMKIR-:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: 1. Kuş dışkı çıkarmak 2. Püskürtmek [s.180].
Tarama Sözlüğü: 1.püskürtmek 2.su gibi fışkırtarak pislemek, terslemek 3. kötü ve sert
söylemek, azarlamak [s.898].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: kirletmek, bozmak [s:58].
Derleme Sözlüğü: 1.fışkırmak 2. ishal olmak 3. ... [s.1177].
Eski Oğuz Türkçesi
Peygamber andan abdest aldı, mubarek ağzına su aldı yine kuyuya çımkırdı [Tarama
Sözlüğü: 897].
Karnında alef eğlenmeyip çımkıran deve [Tarama Sözlüğü: 898].

Gagavuz Türkçesi
Aslıları basmaz taşlar / Gökädän çımkırdıynan kan [Akar Yıldız:12].
Çakmaklar keskin çakêr / Çayırlar da çımkırêr [Akar Yıldız: 273].

�DÜRÜK:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: ekşi yüzlü, asık suratlı [s.244].
Tarama Sözlüğü: buruşuk suratlı, ekşi yüzlü, abus [s.1334].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: çatık kaşlı, kederli [s.86].
Derleme Sözlüğü: 1.asık, çatılmış, dargın (yüz) [s.1636].
Eski Oğuz Türkçesi
Zâhirâ gerçi çatuk kaşlu dürük yüzlü durur / Gâlibâ gözi açuk bendene benzer hâtem [Revani
Kasideler: 19/17].
Her tâze mîve la„lüñe nisbet birer çürük / Gül hod yanında „ârızıñuñ bir yüzi dürük [BehiĢti
Gazeller: 283/1].
Ko gitsin yüzüne bakma dürüğün / Heman üzüldüğü yeğdir çürüğün [Tarama
Sözlüğü:1334].

Gagavuz Türkçesi
Gülmäz senin kefin / Dürük bulut gibi [Vakitin Soluması:216].
Ansızdan da dürük kalêrsın / Şaşırêr fikirlär [Akar Yıldız:40].
Kimär kerä o pek dürük / Kimär kerä olêr o suuk [Gagavuz ÇağdaĢ ġiiri Antolojisi: 343].

GEN:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: 1. geniş, ferah 2. arzu, dilek, istek [s.289].
Tarama Sözlüğü: (~geñ~giñ) → geniş [s.1630].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Ø
Derleme Sözlüğü: 1.geniş 2. ... [s.1989].
Eski Oğuz Türkçesi
Boynın egsün geñ yaḳalardan benefşe derd ile / Çiğdemüñ başına olsun dâmen-i kühsâr dar
[Hayretî Divanı: 9/70].
Ḥaḳ Ta„ālā celle ve „alā ḳabrini kemāl-i ḳudretinden her ṭarafdan göz irimi yir ḳadar giñ
idivire [Cinânü’l-Cenân:43a/10-11].
Olacaḳ nesne olur çâr u nâ-çâr / Gerek sen göñlüñi giñ dut gerek dar [HurĢid-name: 1081].

Gagavuz Türkçesi
Da giderim bän / Kırdırmalardan / Gözellää mayıl / Gen dolaylarda [Seçmä Yaratmalar:51].

�Benim yakam gen onsuz da [Seçmä Yaratmalar:254].
Şennen, paalım, şennen / Kalsın yakan hep gen [Vakitin Soluması: 213].
GÜCÜK:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Ø
Tarama Sözlüğü: 1.kısır 2.şubat ayı [s.1840-1841].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: şubat [s.108].
Derleme Sözlüğü: 1.şubat 2.şubattan 22 Mart‟a kadar olan zaman [s.2209]
Eski Oğuz Türkçesi
... Rum aylarında biri. Türkler ana gücük derler [Tarama Sözlüğü: 1841].
...Rum tarihinde son kış ayıdır ve bu ayın on birinci günü güneş Hut burcuna intikal eder...
Türkler gücük derler [Tarama Sözlüğü: 1841].

Gagavuz Türkçesi
Gücük ay, fevral çıkardı, ama boşuna laf kalmamış [Legendanın Ġzindän: 288].
O yılın Gücük ilktän dondurdu islä... [Legendanın Ġzindän: 288].

KIRIMSA:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Ø
Tarama Sözlüğü: (~kırımsa~karımsa~karımsı) → kırağı [s.2303].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Ø
Derleme Sözlüğü: 1. kırağı 2.dolu 3. yeri beyazlatacak kadar yağan ince kar [s.2827].
Eski Oğuz Türkçesi
...ve kırağu ve karımsı ki gün vaktında düşer, celid mânasına ki gâh olur nebatı yakar şiddet-i
berdinden [Tarama Sözlüğü: s.2304].

Gagavuz Türkçesi
Toprak olmuştu kırımsa / Bitmişti su pınarlarda [Akar Yıldız: 198].
KIYIġ-:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: cesaret etmek, atılmak, girişmek [s.454].
Tarama Sözlüğü: cesaret etmek [s.2530].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: cesaret etmek, yiğitlik göstermek, cür‟et etmek [s.150].

�Derleme Sözlüğü: mertlik, yüreklilik göstermek [s.2858].
Eski Oğuz Türkçesi
Kişiler turdular ki Ebucehl‟e yardım eyleyeler, kıyışmadılar eyittiler: Ya Hamza, biz seni
şöyle görürüz ki Muhammed‟den yana meylettin [Tarama Sözlüğü: 2530].
Murtaza Paşa müteyakkız ve mücerreb-i rûzgâr kimesne olmağla ol esed-i rûzgârın huzuruna
varıp buluşmağa kıyışmayup hatt-ı şerifi kethudasına verip müsellah bir cem„ile gönderdi
[Tarama Sözlüğü: 2531].

Gagavuz Türkçesi
Beş yıl bän hep kıyışmazdım gelmää [Seçmä Yaratmalar:256].
Bän kıyışamêêrım sölemää nicä varlıını [Seçmä Yaratmalar:261].
Bundan başka kıyışmadım bişey sormaa yenez taa geldicäänen bu yırak yabancı yerä
[Legendanın Ġzindän: 337].

KÜSÜ:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: küskünlük, güceniklik [s.487].
Tarama Sözlüğü: küsme, dargınlık [s.2777-2778].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: 1.küsme, gücenme 2. memnuniyetsizlik 3. kavga [s.159].
Derleme Sözlüğü: Ø
Eski Oğuz Türkçesi
Ya„nī her kim iki kişinüñ ortasında ıṣlaḥ eylese barışdurup küsülerin giderse ne ḳadar kim ol
ortada söz söylese her kelāmına ḥaḳ Ta„ālā bir ḳul āzād kılmışça ŝevāb vérür [Münebbihü’rRāḳidīn: 259b/9-11].
Çü „ışḳ ola ḳısular ḫāli olmaz / Barışmakda küsüler ḫāli olmaz [IĢk-name: 2888].
Küsü gerçi kim arada biter tīz / Çü sevgü irişe durmaz yiter tīz [IĢk-name: 2889].

Gagavuz Türkçesi
Hem yoktu hiç küsü aramızda / Ani ana-bobaylan biz üüsüz [Güz Çiçekleri: 88].
Küsü var toprakta / Yanêr o kurakta [Akar Yıldız:19].
Kraalar saklı kondular / Otlar küsü buldular [Süünmäz Yıldızlar: 24].

KÜSÜLÜ:

�Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: küslü→küsmüş, gücenik [s.487].
Tarama Sözlüğü: (~küslü) dargın, gücenik, küsmüş [s.2778].
Gagavuz Türkçesi Sözlüğü: küsülü [s.159]
Derleme Sözlüğü: Ø
Eski Oğuz Türkçesi
Ammā bu iki küsülü kişi biri biri ḥaḳḳına nesne söyledügi vaḳt ḳarşu ol eyitse kim gerçeksin
ḥaḳ eydürsin déyü vérse ḥāl budur kim anuñ söyledügi ḥak degül bāṭıldur [Münebbihü’rRāḳidīn: 87a/20-21].
Bir ilçi buldı usluyıdı şāha / Anuñiçün ki küslüyidi şāha [Fahrî’nin Husrev u ġîrîn’i: 650].
Ne bellü delüdür ne uṣlu bigi / Temâm kendüye göñlü küslü bigi [HurĢid-name: 2435].

Gagavuz Türkçesi
Sıktım dolu güüsünü / Sän hiç diildin küsülü [Güz Çiçekleri:13].
Bu yorgun kapularna / Durma küsülü bana [Akar Yıldız: 178].
İki göz bana karşı / Küsülü, mahkul bakêr [Sevgilim:86].
O küsülü çıktı dışarı da bitirdi lafını [Ana Dili: 142].

ÖDEK:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Ø
Tarama Sözlüğü: zaman, tazminat, ödenmesi gereken şey [s.3049].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: 1.maaş, ücret, ödenek 2.hesaplaşma [s.188].
Derleme Sözlüğü: 1.zarar ödentisi 2. borç senedi [s.3310].
Eski Oğuz Türkçesi
Ol odı yanduran üzere ödek düşmez [Kitab-ı Gunya:99b/9-10].
Eger ol ay dutmasa ol ayuñ ödegi vacıb olur [Kitab-ı Gunya:53b/8-9].
Bu gencin issi bunlardır ver anı / Ödekten kurtul ü çekme ziyanı [Tarama Sözlüğü: 3049].

Gagavuz Türkçesi
O zamannarda Moldova Yazarlar Birliindä bizim gagauz bölümün kendi başkanı vardı poet S.
Kuroglo, ama o çalışırdı ödeksiz, kendi temel işi diildi [Publiţistika Yazılarından: 107].
Osa dilinin kirası için ödek mi isteersin? [Seçmä Yaratmalar:399].
Üç gün oldu sorêrız, hep sölämersin, nekadar ödek alacan [Seçmä Yaratmalar:295].

�Borçlerım ölä çok mu? / Onnara ödek yok mu? [Akar Yıldız: 127].
Kim çalıştıydı adamdan padişah yapmaa, onnar baştan tamamınca "ödek" kabuledärdilär
kendi paalı "zaametleri" için [Legendanın Ġzindän:318].

TUN-:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: 1. örtünmek, kapanmak, tıkanmak 2. kararmak, aydınlığını
yitirmek [s.676].
Tarama Sözlüğü: Ø
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Ø
Derleme Sözlüğü: Ø
Eski Oğuz Türkçesi
Hem każâ gelse felek „aksin döner / Kapkara yanar kamer güneş tunar [Mu‘înî’nin Mesnevîi Murâddiyesi: 5812].
Nemrūd odı dolmış-ıdı yir yüzi / Tütüninde ṭunmış-ıdı gökyüzü [Garib-nâme: 3782].
Eytdi māl sevgüsi çün māla ḳonar / Endişeyle kişinüñ göñli ṭunar [Garib-nâme: 9575].

Gagavuz Türkçesi
Ştä avşam oldu, tunêr gök yalabık / Oynamaz olêr heptän alçaan şılı [Seçmä
Yaratmalar:86].
Onun üzü bir aydınnanêr, bir tunêr, çirkin düüşlerin örümesinä görä, dönä-dönä ba türklerin
tarafına, ba perslerin [Ana Dili: 56-57].

TUNUK:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü:1.kederli 2. keder, üzüntü [s.676].
Tarama Sözlüğü: (~dunuk) → 1. kederli 2. keder, kederlilik [s.1257].
(~tunuklu) → 2. parlak olmayan, donuk, bulanık [s.1257].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: bulanık (donuk renk?) [s.246].
Derleme Sözlüğü: parlak olmayan, mat, donuk [s.3993].
Eski Oğuz Türkçesi
Üçünci ḳaş yanında olur kim anlara ırḳ„ul-ḥācibīn dérler menfa„ati göz ve ḳabaḳ ḳanın keser
ve göz ṭunuġın açar [Cerrah Mes‘ud Hulasa: 4b/9-11].

�Gagavuz Türkçesi
Bayırdan aktı kota / Tunuk su eşkinnenmiş / Kararêrlar bulutta /Damnalar silkinmemiş
[Seçmä Yaratmalar: 92].
Uluyêr köprülerdä / Tunuk su şırıltısı [Seçmä Yaratmalar:94].
Sokulma bu tunuk neetlärlän / Onu çizmäylän çiinemää [Akar Yıldız: 121].
Valkaneş karıların / Gözleri tunuk [Sevgilim:27].
Tunuk bulutlu göklerin altında olardı annadılamaz siir [Ana Dili: 73].

TÜTÜZDÜR-:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Ø
Tarama Sözlüğü: tütüzdürmek → dütüzdürmek: koku vermek için bir şey yakıp tüttürmek,
tütsülemek [s.1360].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: Ø
Derleme Sözlüğü: 1. Yanan kömürün üstüne atılan kocakarı ilacının dumanını hastaya
koklatmak 2. ateşle tutuşturmak [s.4016].
Eski Oğuz Türkçesi
Hemān sā„at buyurdı ol lebi ḳand / Dütüzdürdiler aña „ūd u ispend [Tutmacı’nın Gül ü
Hüsrev: 790].
Düşüben „aḳlı gitdi ol lebi ḳand / Tütüzdürdiler ol dem „ūd u ispend [Tutmacı’nın Gül ü
Hüsrev: 1955].
Daḫı bir aġaç altında, ki anda ḳuşlar cem„ olur, ol ḥabları dütüzdüreler [Rükneddin
Ahmed’in Acâibü’l- Mahlûkat Tercümesi: 261a/5-6].

Gagavuz Türkçesi
Afina, açan Sasarka Peti çiçek çıkardıydı, sän verdiydin mi onnara bizim günnük
tütüzdüreceemizi? [Seçmä Yaratmalar:249].

UTANCAK:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: Ø
Tarama Sözlüğü: (~utansak) → mahçup, utangaç [s.4003].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: utangaç [s.250].

�Derleme Sözlüğü: utangaç [s.4045].
Eski Oğuz Türkçesi
Mahcub [Ar.]: perdelenmiş nesne ve utansak kimse [Tarama Sözlüğü: 4003].
Utancak olan hatun, eyü er kişi: kelec [Tarama Sözlüğü: 4003].

Gagavuz Türkçesi
Näändä utancak kızlar / İncä ses maanä çalar [Ana Dili: 50].
Gün açan görmüş kızı çıplak yıkanarak, kızarmış utancaklıından da tez saklanmış bayır
ardına yumup gözlerini... [Ana Dili: 97].

UZ:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: 1.uygun 2.dikkatli, becerili 3.tecrübeli 4.ustaca 5. anlayışlı
6.ehil olan [s.705-706].
Tarama Sözlüğü: 1.ustaca, münasip, uygun, muvafık, doğru 2.usta, mahir, hazık, tecrübeli,
dikkatli, uyanık [s.4048].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: düz, doğru [s.250].
Derleme Sözlüğü: 1.doğru, temiz, uslu, dikkatli (kişi için) 2.uygun, yerinde, eşit, doğru, iyi,
ustaca, düzgün (nesne, iş, durum için) 3… [s.4052].
Eski Oğuz Türkçesi
Yidi kat gökde yidi yılduz kodı / Her birin yirlü yirinde uz kodı [Garib-nâme: 4502].
Üzengüye ḳalḳup ḳatı çekdi, uz atdı [Dede Korkut Kitabı: D22/12-13].
Hele bir iki uz âdem geliniz / Sakalıyle bıyığını yolunuz [Tarama Sözlüğü:4049].

Gagavuz Türkçesi
Uz ölçu hem paa / Aslıya doorulaa... [Güz Çiçekleri:42].
Bilerim uz gitmää / Hem da geeri dönmää [Güz Çiçekleri:52].
Sayma, sayma, uz insan / ani hepsi ii gidär [Vakitin Soluması: 76].

YALABI-:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: parlamak, ışık saçmak [s.728].
Tarama Sözlüğü (~yalabumak) → parlamak, parıldamak, lemean etmek [s.4224].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: parlamak [s.255].

�Derleme Sözlüğü: 1. ışık yansımak, parlak bir nesne parlayıp sönmek; şimşek çakmak
2. düzgün, parlak duruma gelmek, güzelleşmek [s.4132-4133].
Eski Oğuz Türkçesi
Yalap yalap yalabıyan ince ṭonlum / Yir baṣmayup yorıyan selvi boylum [Dede Korkut
Kitabı: D199/7-8].
Götürdüm anı Medīne‟ye getürdüm, gördüm mescīd içi ṭolu adam olmış, ḳapuda bir sancaḳ
yalabır [Târih-i Ġbn-i Kesîr Tercümesi: 53a/17-18].
Gördü kubbeden nur yalabır [Tarama Sözlüğü: 4224]

Gagavuz Türkçesi
Onun gözleri uzandılar yukarı dooru, yalabıdılar, sora soldular da çöktülär [Seçmä
Yaratmalar:259].
Boynuna sän asmışın boncuk / Üzüklär yalabêêr parmaanda [Sevgilim:28]
Olêr sabaa. Gün başlêêr yalabımaa [Gagavuz Türkleri: 251]
Tüüleri türlü renktä yalabıyêrlar [Ana Dili: 21]

YALABIK:
Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: parlak, cilalı, ışıltılı [s.728].
Tarama Sözlüğü: (~yalabuk) → parlak [s.4223]
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: 1. parlak, ışıldayan 2. ışıldama, parıltı [s.255].
Derleme Sözlüğü: 1. cilalı, parlak, ışıldak, düzgün 2. … [s.4131-4132].
Eski Oğuz Türkçesi
Her biri olmış yalabık bir ışık / Cismine tennûreleri yaraşık [Riyâzü’s-Sâlikîn: 2584].
Dumlas [Ar.]: Berrak olan yalabık nesne [Tarama Sözlüğü: 4223].

Gagavuz Türkçesi
Bu yalabık sabaa gözellii dürttü Bezbellinin canını tutuşturdu onda istemäk, ne olarsa olsun,
büün yapmaa yaa boyasınnan bir-iki êtüd [Seçmä Yaratmalar:174].
Bakma, kız, hep aşaa / Sansın yalabık taşa- / Kamaştırır gözlerini / Çabuk çelir
fikirini!...[Vakitin Soluması:33].
Pek sevärdi silsin traktorun üstünü, pençerelerini, taa yalabık yapınca [Ana Dili: 147].

YALIN:

�Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü: 1.çıplak 2.ateş, alev [s.729].
Tarama Sözlüğü: (~yalıñ)→ 1.yalçın, sarp 2. alev [s.4238].
Gagavuz Türkçesinin Sözlüğü: alev, yalım [?] [s.256].
Derleme Sözlüğü: 1. ateş, sıcaklık 2. …[s.4145].
Eski Oğuz Türkçesi
...Ta„ālā cinnīyi od yalıñınıñ ucından yaratdı [Târih-i Ġbn-i Kesîr Tercümesi: 28b/21-29a1].
...ve bulıddan daḫı başladı bularuñ üzerine od yalıñı atılmaġa ki her neye ṭoḳunsa
göyündürürdi [Münebbihü’r-Rāḳidīn: N42b/14-15].
Vardı mumuñ yalıñına düşdi hôş / Kıpkızıl ol oldı vü key bişdi hôş [Mantıku’t-Tayr: 4211].

Gagavuz Türkçesi
Bakmaadan ona ki bän can acısından tutuşurdum da yalınnan yanardım bu kabaatsız cannar
içim, kendim hiç yoktu neylän onnara yardım edeyim, dofturlar beni kendimi distrofik
yazmıştılar (üüredici distrofik) sayılêr aaçlıktan hasta. [Publiţistika Yazılarından: 9].
O pençeredä, settä / Yufka bir mum yalını [Akar Yıldız: 208].
Pak buzun yalabıında / Ayozlu yalın yanacek [Süünmäz Yıldızlar: 33].

Sonuç
Taranan metinler bağlamında, Gagavuz Türkçesinin yazı dilinde, Eski Oğuz
Türkçesine ait sözcükler bulunmaktadır. Fakat yukarıda belirtildiği üzere yazılı edebiyat
bakımından sınırlı; sözlü edebiyat bakımından ise zengin olan Gagavuz Türkçesinde hâlen
yazıya geçmemiş pek çok sözcük olduğu düşünebilir. Bunun da en büyük nedenlerinden biri
alfabesi 1957 yılında oluşturulan bir dilin söz varlığında büyük bir birikim yapamaması;
ikincisi ise Gagavuzların yaşadığı siyasi ve sosyal şartlar altında ortaya çıkan yeni
gereksinimlerin (ana dilden başka bir dil veya diller öğrenilmesi, eğitim, ekonomik nedenler
vb.) sonucunda, ana dili kullanımının azalması ve ana dile ihtiyaç duyulmamasıdır. Diğer bir
deyişle Gagavuz Türkçesinin konuşulduğu ve yazıldığı bölge itibarıyla prestij dili
olamamasıdır. Bundandır ki Gagavuz Türkçesi UNESCO tarafından ölmekte olan diller
listesine alınmıştır (Argunşah, 2007: 284).
Dolayısıyla mevcut durumlar Gagavuz Türkçesinin söz varlığını etkilemektedir. Yine
de Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen Gagavuz Türkçesinde; taradığımız

�metinler dâhilinde, Eski Oğuz Türkçesiyle ortaklık gösteren “Açan, Bencileyin, Bıldır, Bolay,
Çımkır-, Dürük, Gen, Gücük, Kırımsa, Kıyış-, Küsü, Küsülü, Ödek, Tun-, Tunuk,
Tütüzdür-, Utancak, Uz, Yalabı-, Yalabık, Yalın” sözcükleri tespit edilmiştir. Bununla
beraber şu sonuçlara da varılmıştır:
1.Bu sözcükler Gagavuz Türkçesinde aynı anlamlarıyla kullanılmaya devam etmektedir.
2.Uzun süre geçmesine rağmen bu sözcüklerin büyük çoğunluğu fonetik olarak
farklılaşmamıştır. Sadece “kaçan/ħaçan” kelimesinde fonetik farklılık görülür ki Gagavuz
Türkçesinde “h” ünsüzü sistematik olarak düşer. Bununla beraber Doğu Türkçesi karakterli
“bolay (&lt; bolgay)” sözcüğünün aynı şekliyle ve anlamıyla kullanımı ilginçtir.
3. Etnonim araştırmalarında başvurulan yöntemlerden biri de filolojik çalışmalardır. Bu tür
çalışmaların önemli veriler sağladığı bilinmektedir. Bu açıdan bakıldığında; taranan
metinlerde, Eski Oğuz Türkçesi ile Gagavuz Türkçesi arasında, Türkiye Türkçesinin yazı
dilinde dahi olmayan 21 adet ortak sözcüğe rastlanılmıştır. Tespit edilen bu sözcüklerin 16‟sı
isim, 5‟i fiildir.
4. Gagavuz Türkçesinde tespit edilen bu sözcüklerin büyük çoğunluğu Türkiye Türkçesinin
ağızlarında da yaşamaktadır. Bu sözcükler “Derleme Sözlüğü”nde madde başı olarak yer
almaktadır. Madde başı olarak yer almayan “küsü, küsülü, tunmak” sözcükleri de çeşitli
bağlamlarda –ileri ögeler veya birleşik fiil şeklinde- “Derleme Sözlüğü”nde bulunur.

Kaynakça
Akar, A., (2010), “Lehçe Oluşma Şartları ve Evreleri Bakımından Eski Türkiye Türkçesi”,
TÜBAR, Güz-20120, S.28, s.15-29.
Akkuş, M., (1995), Kitab-ı Gunya, Ankara, TDK Yayınları.
Aksan, D., (2007), Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını, Ankara, Bilgi Yayınevi.
Argunşah, M. - Argunşah, H., (2007), Gagauz Yazıları, Kayseri, Türk Ocakları Kayseri
Şubesi Yayınları.
Argunşah, M. – Güngör, H, (2002), Gagauz Türkleri, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Arslan, M.- Aksoyak, İ.H, (1998), Riyâzü‟s-Sâlikîn, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları (Ekitap).
Avşar, Z., (Yok), Revânî Divânî, Yayın yeri yok, Kültür Bakanlığı Yayınları (E-kitap).
Ayan, H. (1979). Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd) - Şeyhoğlu Mustafa, , Erzurum, Atatürk
Üniversitesi Yayınları.

�Aydemir, Y., (2000). Behiştî Divanı, Ankara, MEB Yayınları.
Babaoglu, N., (2000), Publiţistika Yazılarından, Kişinêu, Yayınevi yok.
Baboglu, N., (2003), Güz Çiçekleri, Chişinău, Pontos.
Baskakov, N.A. (Red.), (1991), Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, (Akt. Abdülmecit Doğru-İsmail
Kaynak) Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Baymak, O., (2000), Gagauz Çağdaş Şiiri Antolojisi, Prizren-Kosova, Balkan Aydınları ve
Yazarları Yayınları.
Bilgin, A., (1996), Nazmü‟l- Hilâfiyyat Tercümesi, Ankara, TDK Yayınları.
Çavuşoğlu M. – Tanyeri M.A, (1981), Hayretî Divanı, İstanbul, İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Yayınları.
Efendioğlu, S. (2007), Muhammed Bin Hacı İvaz- Cinânü‟l-Cenân, Erzurum, Atatürk
Üniversitesi, SOBE Basılmamıs Doktora Tezi.
Ergin, M., (2008). Dede Korkut Kitabı I, Ankara, TDK Yayınları.
Gülsevin, G., (1998). “Köktürk Bengü Taşlarındaki Oğuzca Özellikler”, Kardeş Ağızlar, S.7,
s.12-18.
Güneş, Ö., (2010), Fahrî‟nin Husrev u Şîrîn‟i (metin ve tahlil), Nizâmî ve Şeyhî‟nin
eserleriyle karşılaştırılması, İstanbul Üniversitesi SOBE Basılmamış Doktora Tezi.
Kalay, E., (1998), Edirne İli Ağızları, Ankara, TDK Yayınları.
Kanar, M., (2011), Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü, İstanbul, Say Yayınları.
Karaçoban, D., (2004), Seçmä Yaratmalar, Ankara, Türksoy.
Karpat, H.K., (1996), “Gagauzlar”, İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, C.13, s.288291.
Kirli, N., (2001), N.N. Baboglu‟nun “Legendanın İzi” Adlı Eserinin Cümle Bilgisi Yönünden
İncelenmesi, Adana, Çukurova Üniversitesi SOBE Basılmamış Yüksek Lisans Tezi.
Komisyon, (2009), Derleme Sözlüğü, Ankara, TDK Yayınları.
Komisyon, (2009), Tarama Sözlüğü, Ankara, TDK Yayınları.
Korkmaz, Z., (1995), “Eski Türkçedeki Oğuzca Belirtiler”, Türk Dili Üzerine Araştırmalar,
C.1, TDK Yayınları, s.205-216.
Kösä, M., (1996), Gülümsemää Diyl Günaa, Yayın yeri ve Yayınevi yok.
Köse, V., (2001), Vakitin Soluması, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Külcü, M., (2009), Cerrah Mes‟ud Hulasa, Çanakkale, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi
SOBE Basılmamış Yüksek Lisans Tezi.
Menzel, T., (2002), “Gagauzlar”, MEB-İslam Ansiklopedisi, Eskişehir, MEB Yayınları, C.4,
s.706-707.

�Özkan, N, (1996), Gagavuz Türkçesi Grameri, Ankara, TDK Yayınları.
Özkan, N., (2002), “Gagavuz Türkçesi”, Türkler Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları, C.20,
s.250-261.
Sarıkaya, B., (2010), Rükneddin Ahmed‟in Acâibü‟l-Mahlûkat Tercümesi, İstanbul, Marmara
Üniversitesi TAE Basılmamış Doktora Tezi.
Solmaz, A.O., (2007), Tutmacı‟nın Gül ü Hüsrev Adlı Eseri, Erzurum, Atatürk Üniversitesi
SOBE Basılmamış Doktora Tezi.
Tanasoğlu, D., Ana Dili, Chişinău, Ştiinţa.
Tatçı, M., (2008), Yûnus Emre Dîvân- Risâletü‟n- Nushiyye, İstanbul, H Yayınları.
Tekin, T.- Ölmez, M., (2003), Türk Dilleri, İstanbul, Yıldız Dil ve Edebiyat 1.
Vasilioglu, K., (1998), Sevgilim, Chişinău, Ştiinţa.
Yalanji, P., (1995), Süünmäz Yıldızlar, Kişinev, Hyperion.
Yavuz, K., (2007), Gülşehrî‟nin Mantıku‟t-tayr-ı (Gülşenn-nâme), Ankara, Kırşehir Valiliği
Yayınları.
-------------., (2000), Garib-nâme, Ankara, TDK Yayınları.
-------------.,(2007), Mu„înî‟nin Mesnevî-i Murâdiyye‟si, Konya, Selçuk Üniversitesi Mevlâna
Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları.
Yavuzarslan, P., (2002), Münebbihu‟r- Rākīdin, Ankara, TDK Yayınları.
Yelten, M., (1998), Tarih-i İbn-i Kesir Tercumesi- Şirvanlı Mahmud, TDK Yayınları, Ankara.
Yıldız, O., (2008), Yūsuf u Zelīḫā - Seyyad Ḥamza, Ankara: Akçağ Yayınları.
Yüksel, S., (1965), Işk-name - Mehmed, Ankara, DTCF Yayınları.
Zanet, T., (1998), Akar Yıldız, Chişinău, Concernul “Prisa”.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11188">
                <text>1848</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11189">
                <text>GAGAVUZ TÜRKÇESİNDE KORUNAN ESKİ OĞUZCA SÖZCÜKLER ÜZERİNE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11190">
                <text>HUNERLI, Bulent</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11191">
                <text>Anahtar Kelimeler: Eski Oğuz Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Eskicil Sözcükler.  ÖZET  Türkiye Türkçesine çok yakın; hatta Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen Gagavuz Türkçesi, Oğuz lehçeleri içinde yazı dilini en son oluşturan Türk lehçesidir. XX. yüzyılın başında yazı dili haline gelen Gagavuz Türkçesinde; edebî eser zenginliği ve çeşitliliği, diğer Türk lehçeleri ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Var olanlar ise düzyazıdan daha çok şiir türünde kaleme alınmıştır. Bu eserlerde kullanılan sözcüklere bakıldığında, Türkçe kökenli sözcüklerin yanında önemli oranda alıntı sözcüklere de rastlanılmaktadır. Başta Batı dillerinden Rusçadan, Rumenceden, Bulgarcadan ve Yunancadan Gagavuz Türkçesine çeşitli nedenlerle çok sayıda sözcük geçmiştir. Çünkü Gagavuz Türklerinin yıllar boyu Slav ve Roman topluluklarıyla bir arada yaşamaları ve Hristiyan (Ortodoks) dinine mensup olmaları, bu topluluğun dil ve kültür yapılanmasında derin izler bırakmıştır. Hatta bu etki daha da ileri gitmiş; Gagavuz Türkçesinde Türkçenin alışılagelmiş söz dizimi kuralları, Batı dillerinin etkisiyle oldukça farklılaşmıştır. İkinci olarak bu sahada Osmanlı Türkçesi üzerinden Gagavuz Türkçesine geçen pek çok Arapça ve Farsça sözcük de bulunmaktadır. Bunlara rağmen Gagavuz Türkçesinin sözcük kadrosunun çoğunluğunu Türkçe kelimeler oluşturmaktadır. Türkçe sözcüklerin büyük bir kısmı, Türkiye Türkçesinin yazı dilinde de görülen ve anlam itibarıyla Türkiye Türkçesinden hemen hemen hiç farklılık göstermeyen sözcüklerdir. Az bir kısmı ise Eski Oğuz Türkçesindeki anlamını ve biçimini koruyan sözcüklerdir. Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler, Türkiye Türkçesi yazı dilinde ya hiç görülmemekte ya da yazı dilinde olmasına rağmen kullanımı pek tercih edilmemektedir. Çalışmamızda Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler üzerinde durulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11192">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11193">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11194">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11195">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1407" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1750">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d72a1b5bdb8a8ce5254a4ce456e65502.docx</src>
        <authentication>9054f6afa419ab2ce02d2e1e48d97959</authentication>
      </file>
      <file fileId="1751">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/faf32fb0bbc69d584098a99c66db34ee.pdf</src>
        <authentication>6f2a98a2ad857161f8f27644e4c44a51</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11187">
                    <text>BOSNALI ALAEDDİN SABİT
Şehla HALİLLİ
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, M.Fuzuli Adına Elyazmalar Enstitüsü, Türkdilli
Elyazmaların Tetkiki Bölümü, Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Sabit, Divan, kaside.
ÖZET
Asıl adı Alaaddin Ali olan Alaaddin Sabit Bosnalı Bosnanın Uzica kasabasında
doğmuştur. Doğduğu yıl tam olarak belli değil. Fakat Sabit hakkında ilk araştırmayı yapan
Y.Ripka’ya göre o, 1650 yılında doğmuştur. Kendi memleketinde ilk eğitimini Halil efendiden
aldıktan sonra tahsilini daha da ilerletmek için İstanbul’a gelmiş, Seydizade Mehmet Paşa’nın
dairesine imam olmuştur. Bundan sonra bazı medreselerde müderrislik yapmış, bazı vilayetlerde
de kadılık etmiştir. 1712 yılında İstanbulda vefat etmiştir. Divan, Zafername, Berbername,
Derename, Amrü ül-Leys, Edhem ü Hüma gibi eserleri vardır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11179">
                <text>2258</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11180">
                <text>BOSNALI ALAEDDİN SABİT</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11181">
                <text>HALİLLİ, Şehla</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11182">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sabit, Divan, kaside.  ÖZET  Asıl adı Alaaddin Ali olan Alaaddin Sabit Bosnalı Bosnanın Uzica kasabasında doğmuştur. Doğduğu yıl tam olarak belli değil. Fakat Sabit hakkında ilk araştırmayı yapan Y.Ripka’ya göre o, 1650 yılında doğmuştur. Kendi memleketinde ilk eğitimini Halil efendiden aldıktan sonra tahsilini daha da ilerletmek için İstanbul’a gelmiş, Seydizade Mehmet Paşa’nın dairesine imam olmuştur. Bundan sonra bazı medreselerde müderrislik yapmış, bazı vilayetlerde de kadılık etmiştir. 1712 yılında İstanbulda vefat etmiştir. Divan, Zafername, Berbername, Derename, Amrü ül-Leys, Edhem ü Hüma gibi eserleri vardır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11183">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11184">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11185">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11186">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1406" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1748">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/576333ad213c16e9d4af4f17337b65bb.docx</src>
        <authentication>e065c5d17d93186efc54a1a6126a0c78</authentication>
      </file>
      <file fileId="1749">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7f26a95b9b9699af9205d2db2695cece.pdf</src>
        <authentication>208c8e5f00e65af8edbe2a5ae92039dd</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11178">
                    <text>ANADOLU AŞIKLARININ TÜRK KÜLTÜRÜNDEKI YERİ
Marife HACIYEVA
Azerbaycan Devlet İktisat Fakültesi, Dil ve Edebiyat, Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: ozan, Anadolu aşıkları, türk kültürü, tarih, milli-menevi deyerler.
ÖZET
Ozan aşık medeniyetinin temeli islam dininin kabulünden önce aşılanmıştır.
İslamiyetten önce de, sonra da türk milletinin sesi olan ozan aşıklarının yarattığı kültür
XIII-XV ve hatta XVI asıra kadar “ozan” ismiyle devam etmiş, sonrakı merhalede
“ozan” mefhumu “aşık” mefhumu ile evez olunmağa başlamıştır. Ozana mahsu s tüm
yaratıcılık ananelerini üzerine götürüp onu yeni mezmunda devam ettiren aşıklar orta
asırların bir çoh teriqet görüşlerinden, bütövlükde ise ezemetli islam deyerlerinden
behrelenmekle qüdretli medeniyyet yaratmış ve ümumtürk kültüründe önemli bir yer e
sahib olmuşlar. Sazlı-sözlü dastan geleneklerine dayanan türk ozan-aşıklarının Anadolu
tekkelerinde söyledikleri milli veznli sade ve samimi ilahileri halk tarafından rağbet ve
hörmetle qarşılanmış, onlar halkın gözünde Hakk aşığı gibi kıymetlendirilmişl er. Odur
ki, ozanın aşığa, başka bir tabirle hakk aşığına çevrilme beşiyi Anadolu olmuşdur. XI
asırdan kütlevi şekilde Anadoluya gelmeye başlayan oğuz türkleri arasında eli sazlı
ozanlara ordugahlarda, saraylarda beyler, sultanlar yanında çok büyük ihtiram
gösterilmiş, onlar başa çekilmişler. Ozanlar zaferleri ve halkın ortak duygularını dile
getiren milli hece vezni ile yazdıkları şiirlerini ellerinde sazları elbeel, yurdbeyurt
gezerek çalıb-okuyan, türk dünyasının ata şairi, osmanlılar arasında iki telli adı ile
adlanan kopuz ise ata yadigarı olan en kadim türk sazıdır. XV -XVI asra kadar milli türk
şiirinin temelçileri olan ozanlar ellerindeki sazları ve hiç bir zaman kayb etmedikleri
milli kimlikleri ile ümumtürk medeniyyetini, milli türk şiirini yüzyılla r boyu yaşadarak
günümüze getiren halk aşıklarıdır. Onların yaradıcılığında halk hayatının tüm cihetleri,
halkın tarihi ve medeniyyeti, milli-manevi değerleri tüm alametleri ile aks olunmuşdur.
Bu sanat mahiyetce türk dünyasının şeriksiz ortak değeridir. Sunulan makalede yüzyıllar
boyunca Anadolu topraklarında yetişen, müdrik el aksakalı, idrak sahibi olan türk
aşıklarının türk kültürü, türk tarihi, türk etnoğrafyasındakı yeri, Anadolu aşıklarının
ümumaşık poeziyasına verdiği yeni mevzu ve mazmun incelenmiştir. Bu açıdan XIII
asırda Anadoluda türkün sanat beşiyinin başında duran Yunus Emreden başlayarak, Pir
Sultan, Karacaoğlan, Aşık Gevher Dadaloğlu, Aşık Şenlik, Aşık Veysel, Murad
Çobanoğlu, Ozan Arife kadar asırların yetişdirdiği bir çok türk aşıklarının
yaradıcılığında görülen türk kültüroloji milli-manevi değerler incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11170">
                <text>2255</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11171">
                <text>ANADOLU AŞIKLARININ TÜRK KÜLTÜRÜNDEKI YERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11172">
                <text>HACIYEVA, Marife</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11173">
                <text>Anahtar Kelimeler: ozan, Anadolu aşıkları, türk kültürü, tarih, milli-menevi deyerler. ÖZET  Ozan aşık medeniyetinin temeli islam dininin kabulünden önce aşılanmıştır. İslamiyetten önce de, sonra da türk milletinin sesi olan ozan aşıklarının yarattığı kültür XIII-XV ve hatta XVI asıra kadar “ozan” ismiyle devam etmiş, sonrakı merhalede “ozan” mefhumu “aşık” mefhumu ile evez olunmağa başlamıştır. Ozana mahsus tüm yaratıcılık ananelerini üzerine götürüp onu yeni mezmunda devam ettiren aşıklar orta asırların bir çoh teriqet görüşlerinden, bütövlükde ise ezemetli islam deyerlerinden behrelenmekle qüdretli medeniyyet yaratmış ve ümumtürk kültüründe önemli bir yere sahib olmuşlar. Sazlı-sözlü dastan geleneklerine dayanan türk ozan-aşıklarının Anadolu tekkelerinde söyledikleri milli veznli sade ve samimi ilahileri halk tarafından rağbet ve hörmetle qarşılanmış, onlar halkın gözünde Hakk aşığı gibi kıymetlendirilmişler. Odur ki, ozanın aşığa, başka bir tabirle hakk aşığına çevrilme beşiyi Anadolu olmuşdur. XI asırdan kütlevi şekilde Anadoluya gelmeye başlayan oğuz türkleri arasında eli sazlı ozanlara ordugahlarda, saraylarda beyler, sultanlar yanında çok büyük ihtiram gösterilmiş, onlar başa çekilmişler. Ozanlar zaferleri ve halkın ortak duygularını dile getiren milli hece vezni ile yazdıkları şiirlerini ellerinde sazları elbeel, yurdbeyurt gezerek çalıb-okuyan, türk dünyasının ata şairi, osmanlılar arasında iki telli adı ile adlanan kopuz ise ata yadigarı olan en kadim türk sazıdır. XV-XVI asra kadar milli türk şiirinin temelçileri olan ozanlar ellerindeki sazları ve hiç bir zaman kayb etmedikleri milli kimlikleri ile ümumtürk medeniyyetini, milli türk şiirini yüzyıllar boyu yaşadarak günümüze getiren halk aşıklarıdır. Onların yaradıcılığında halk hayatının tüm cihetleri, halkın tarihi ve medeniyyeti, milli-manevi değerleri tüm alametleri ile aks olunmuşdur. Bu sanat mahiyetce türk dünyasının şeriksiz ortak değeridir. Sunulan makalede yüzyıllar boyunca Anadolu topraklarında yetişen, müdrik el aksakalı, idrak sahibi olan türk aşıklarının türk kültürü, türk tarihi, türk etnoğrafyasındakı yeri, Anadolu aşıklarının ümumaşık poeziyasına verdiği yeni mevzu ve mazmun incelenmiştir. Bu açıdan XIII asırda Anadoluda türkün sanat beşiyinin başında duran Yunus Emreden başlayarak, Pir Sultan, Karacaoğlan, Aşık Gevher Dadaloğlu, Aşık Şenlik, Aşık Veysel, Murad Çobanoğlu, Ozan Arife kadar asırların yetişdirdiği bir çok türk aşıklarının yaradıcılığında görülen türk kültüroloji milli-manevi değerler incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11174">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11175">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11176">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11177">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1405" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1744">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c419aefdffc36bf86d15a9fbd13ebb35.docx</src>
        <authentication>6553c61a26b9ea620196beb9cef6913a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1745">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e37f9f0b709412c34f4fb5dfa0da3711.pdf</src>
        <authentication>efe874227b060788e0de7a38f99d86a1</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11168">
                    <text>HİKAYET-İ AVRET
Aslı GÜRSOY
Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Ankara/Türkiye
Anahtar Kelimeler: Kadın, avret, karı-koca, çift, davranış.
ÖZET
“Hikâyet-i „Avret” adı altında, Ankara Milli Kütüphane yazmaları arasında rastladığımız
hikâye, halk hikâyesi adı altında kayıtlanmış olup 8 varaktan oluşmaktadır. Yazım tarihine ve
yazarına ait bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. Hikâyenin başında bu hikâyenin kocaların
karıları üzerindeki haklarının beyan edileceği belirtilmiştir. Bir kadının, Hz. Muhammed ile
karşılıklı konuşmalarını konu alan hikâyede kadının davranış şekilleri, uyması gereken kurallar,
karı-koca arasındaki ilişkide kadının üzerine düşen görevler işlenen ana konulardır. Hikâyede
asıl dikkat çeken nokta ise kadının olması gereken biçimde davranmadığında peygamber
tarafından kıyamet günü çekeceği cezaların kendisine söylenmesidir. Bildirimizde bu hikâyenin
içerik ve dil ve üslup incelemesi yapılıp dikkat çekici yanları üzerinde durulmuş ve
transkripsiyonu yapılmış metinden örnekler okunmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1746">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dbf6bc107ecae9a725a22fbfc90069a8.doc</src>
        <authentication>bc9684f4a8e733baad8088f613263365</authentication>
      </file>
      <file fileId="1747">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2508abd7c70fad3ace377246d48fd5dc.pdf</src>
        <authentication>5ba4471efa58562fa393a062b5b97f87</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11169">
                    <text>HİKÂYET-İ ‘AVRET
Aslı GÜRSOY1

Özet
“Hikâyet-i „Avred” adı altında, Ankara Milli Kütüphane yazmaları arasında bulunan
hikâye, halk hikâyesi adı altında kayıtlanmıĢ olup 8 varaktan oluĢmaktadır. Ġçeriğinde, bir
kadının Hz. Muhammed ile karĢılıklı konuĢmaları mevcuttur. Ġncelememizde bu hikâyenin
içerik ve dil ve üslup özellikleri hakkında bilgi verilip dikkat çekici yanları üzerinde
durulacak ve transkripsiyonu yapılmıĢ metinden örnekler sunulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Kadın, avret, karı-koca, avrat.

A STORY ABOUT A WIFE
Abstract
The story named as “Hikâyet-i „Avred” that we found among manuscripts of Ankara
National Library is registered as a story and composed of 8 leaves. There is no information
about creation date and about the author of this story. The story is mentioning about
conversation between a woman and Hz. Muhammad. Content, language and genre analysis of
the story will be done in our study. Remarkable points will be emphasized and samples of
transcription of the text will be introduced.
Key words: Woman, man and wife, behavior

1

ArĢ. Gör., Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
asliaytac@hacettepe.edu.tr

1

�Giriş
“Hikâyet-i „Avred”

adı altında, Ankara Milli Kütüphane yazmaları2 arasında

rastladığımız bu mensur hikâye, halk hikâyesi adı altında kayıtlanmıĢ olup 8 varaktan
oluĢmaktadır. Yazı türü harekeli nesihtir. Yazım tarihine ve yazarına ait bir bilgi elimizde
bulunmamaktadır. Yazmanın yer aldığı cildin sonunda bulunan 1230 (1814) tarihinin
istinsah tarihi olabileceği düĢünülmektedir. Ancak metnin telif tarihi hakkında kesin bir Ģey
söylemek mümkün değildir.
Sıradan bir kadının, Hz. Muhammed ile karĢılıklı konuĢmalarını konu alan hikâyede
hadislerden yola çıkılarak kadının kocasına karĢı davranıĢları anlatılmaktadır. Hikâyenin
baĢında, “bu hikâyet erlerin „avretler üzerinde olan hakkını beyān ider.”(1b/1) ibaresiyle
konu belirtilmiĢtir. Karı-koca hakları, nikâh ve genel anlamıyla aile hukuku ile ilgili olan
hadisler, birebir kullanılmamıĢ olsa da verdiği mesajlar itibarıyla metinde vurgulanmaktadır.
ÇalıĢmamızın içerik kısmında bu vurgular örneklerle gösterilecektir. Bizim burada
amacımız hikâyede yer alan hadislerin veya hadis niteliği verilen cümlelerin gerçekliğini
sorgulamaktan ziyade hikâyeyi tanıtarak dil ve yazım özelliklerine iĢaret etmektir.
Bu hikâye üzerinde yapacağımız incelemeyi içerik ve üslûp, dil ve yazım özellikleri
olmak üzere iki ana baĢlık altında toplayacağız.
A. İçerik:
Hikâyenin baĢında yazmaya konu olan rivayetin Hz. Ali‟ den aktarıldığı
belirtilmiĢtir. Kurgu bir kadın ve Hz. Muhammed‟in karĢılıklı diyalogları üzerine kuruludur.
Kadının yönelttiği sorulara Hz. Muhammed cevap verir. Hikâye genel olarak kadın-erkek
iliĢkilerinde erkek hakları üzerine kurulmuĢtur. Bir evlilikte, kadının kocasına nasıl
davranması gerektiği hadislerden yola çıkılarak okuyucuya aktarılmıĢtır.

I. Özet:
Bir kadın, Hz. Muhammed‟in huzuruna gelir ve biriyle nikâhlanmak istediğini
söyler. Evlilik, evlilikte eĢlerin görev ve sorumlulukları yanında özellikle bir kadının
bir erkeğe karĢı tutumunun nasıl olacağı Ġslam dinine göre açıklanmaktadır. Bir
kadının kocasına karĢı geldiğinde, ona asilik ettiğinde baĢına gelecek fenalıklar,
bunun karĢısında eğer uygun davranıĢ biçimlerini benimserse de elde edeceği

2

Hikâyet-i „Avred, Milli Kütüphane, 06 Mil Yz A 3531/1 numarada kayıtlı yazma.

2

�sevaplar uzun uzun anlatılır. Böylece metinde Ġslami görüĢler temelinde evlilik
kurumunda kadının görev ve sorumlulukları erkek üzerinden tanımlanmaktadır.

II.

Hikâyede Adı Geçen Önemli Şahıslar:
Hz. Muhammed: Sorular kendisine yöneltilir.
Hz. Ali: Hikâyenin rivayet edildiği kiĢidir. Adı yalnızca metnin baĢında râvî

olduğu belirtilirken geçer.
Hz. Âişe: Hz. Muhammed‟in karısı. Soruların bir kısmını Hz. AyĢe yöneltir.
Hz. Fâtime: Hz. Muhammed‟ in kızı ve Hz. Ali‟ nin karısı olan Hz. Fatime
da hikâyede sorular sorar.
İmâm-ı ‘Â‘žam: Ebu Hanîfe. Hikâyenin bir yerinde onun fikrine baĢvurulur.
Hz. Eyyüb: Sabrı yönüyle tanınan Hz. Eyyüb‟ün yine bu özelliğiyle hikâyede
adı anılmaktadır.

III.

Hikâyede İslam’ın Şartları Çerçevesinde Öne Çıkan Bazı Kavramlar:
Elimizdeki metinde Ġslam‟ın beĢ Ģartından dördüne (namaz kılmak,

oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek) sık sık değinilmiĢtir. Mümin bir kadının,
kocasına karĢı davranıĢlarında sergileyeceği tutum, bu kavramlar üzerinden
anlatılmıĢtır.
III.a. Namaz ve Oruç : Oruç kavramına hikayede bir çok yerde değinilir.
Kadın kocasına karĢı gelip, ona asilik ettiğinde tuttuğu orucun ve kıldığı namazın
kabul olmayacağı bildirilmiĢtir. Burada belirleyici faktör, kadının eĢine karĢı olan
yumuĢak davranıĢları ve tutumudur;
“…eger sen anı incidesin buyıruġın dutmayasın Allāh‟a „āŝi
olursın namāzuñ orucuñ kabūl olmaya…” (1b/9)
Kadının kıldığı beĢ vakit namaz ve orucun dıĢında, kocasından habersiz her
kıldığı namazın ve tuttuğu orucun sevabının kocasına iĢleneceği söylenir. Eğer
kadın, bir düğüne giderse ve kocası da buna izin verirse günahı ikisinin boynuna olur
ve bu günahtan kurtulmak için, yetmiĢ gün oruç tutulması lazımdır. Kadının
kocasının önüne yemek koyması, kadını bir yıl oruç tutmuĢ kadar sevaba
ulaĢtırmaktadır;

3

�“...bir „avret erine bir icim śu virse veyā kazancından bir canak
ta„ām bişürüb öñüne kosa bir yıl oruc dutmadan efżaldur.” (5b/3)
Namaz ve oruç konusunda çoğunlukla, bizzat kiĢinin kendisine yazılan
sevabından çok, ceza ya da kefaret mahiyetindeki konumu üzerinde durulmuĢtur.
Bunların sevabının kabulü, kocanın buyruklarına uyarak, ondan habersiz iĢ
görmemeye bağlıdır.
III.b. Zekât ve Sadaka : Metinde zekât terimi tek bir yerde geçmiĢtir. Eğer
kadın, kocasının malından çalıp da helâllik dilemeden baĢkalarına zekât ve sadaka
niyetine veriyorsa, bu zekât sayılmaz. Ama kocasının ayakkabılarını eğilip önüne
koyarsa da bin altın sadaka vermiĢ gibi olur. Burada, verilen her zekât ya da
sadakanın sevap olmadığı, bunların verildiği kimse ya da yerin önemli olduğundan
ziyade, mübalağalı olarak elden zekât veremeyen birisinin, kocasına hürmet
etmesinin bile zekât sayılabileceği Ģeklinde, kocaya hizmetin ne kadar önemli
olduğunu aĢılayıcı bir yargı bulunmaktadır:
“Resūl „aleyhi‟s-selām eyitdi kanġı „avret erinüñ mālından
uġurlayub ahere virse helāllık dilemese Allāhu te„ālā ol „avretüñ
źekât u ŝadakasın kabūl itmez ve ol eve rahmet ve bereket virilmeye.”
(2b/2)
III.c. Hac: Hac ibadetine metinde tek yerde değinilmiĢtir. Kadının
kocasına karĢı sergileyeceği uygun davranıĢlar metne göre kadını hac ibadetini
tamamlamıĢ kadar sevaba eriĢtirmektedir:
“Bir Ǿavret eri çaġırdukda lebbeyk dise biñ ĥac itmeden efżaldur
Hak teǾālā ol Ǿavreti Fātimetü‟z-zehrā yanına ķor.” (6a/4)

IV.

Hikâyede İslam İnancı Çerçevesinde Öne Çıkan Bazı Kavramlar:
IV.a. Günah ve Sevap : Kocasından habersiz dıĢarıya çıkan kadının, attığı her

adıma bin günah yazılacağı bildirilir. Eğer kadın, bir düğüne gidip çalgıcıya para
verse ya da sadece gidip müziğini dinlese, yaptığı bütün ibadetlerin sevabı gider ve
yine attığı her adıma bin günah yazılır. Kadının düğüne gitmesine eĢi izin verir,

4

�kadın da çengiye bir akçe verirse, her ikisine de eĢit günah yazılır. Eğer kadın, erine
kibirli davranıĢlar gösterirse, kadına gökteki yıldızlar kadar günah yazılır.
“bir sāz içün bir hātūn dügüne varsa bir akce virse bu kadar
„aźāb çeker eger helālı iźin virse bu günāhı ma„āile çekerler...”(4b/1)
Evlenmenin çok sevabı vardır ancak evlendikten sonra da kocaya karĢı
saygılı olmak gerekir. Eğer kadın, evlendikten sonra kocasının sözünü dinlemez ve
ona asilik ederse yazılan tüm sevapları gider. Koca, kadının kötülüğüne sabrederse,
ona da Allah, Hz. Eyyüb sevabı kadar sevap kazandırır:
“yā „Āişe kanġı „avretüñ yavuzlıġna eri śabr itse Hak te„ālā ol
ere Eyyub Peyġamber „aleyhi‟s-selām ŝevābın vire...” (8a/4)
Hikâyede sevabı elde etmenin yanında, yazılan sevapları kaybetme
hususuna da yer verilmiĢtir; kadının kıldığı namaz ve tuttuğu oruç kendinedir, ancak
eğer bu iĢleri kocasından habersiz yaparsa, iĢte o zaman bunlardan kazandığı
sevapların tümü kocasına yazılır:
“Resūlu‟l-lāh eyitdi kanġı „avret beş vakit namāzı kıla ve
ramažān orucun duta bunlardan gayrı nāfile namāzlar kılsa eriden
iźinsiz ol namāzıñ orucuñ ŝevābı erinindür.” (2b/7)
IV.b. Kıyâmet : Kıyâmet kavramı hikayede sık kullanılan kavramlardandır.
Eğer

kadın,

kocasından

habersiz

dedikoduculuk

yaparsa

kıyâmet

günü

cezalandırılacaktır. Kadının, evinin ihtiyacı için harcayabileceği malı varsa ve bunu
kullanmazsa, Allah kıyamet gününde yüzü kara hale getirir. Kadın kocasına karĢı
koyup, kötü sözler sarf ederse, kıyamette dilinden cehennemin içine asılır.
Kocasından baĢkasına yüz gösterecek olursa da, kıyamette saçından yer ile gök
arasına asılır:
“Resūlu‟l-lāh eyitdi kanġı „avret erine karşu koyub sögse
kıyāmet gününde dilinden tamu içine aśakoyalar „avret eyitdi dahı
var mı Resūlu‟l-lāh „aleyhi‟s-selām eyitdi kanġı „avret erinden
ġayrıya görünse kıyāmetde ol „avreti yer ile gök arasında śacından
aśakoyalar.” (3a/4)

5

�Kadın, kocasından habersiz düğüne gider, orada da çalgıcıya para verirse,
kıyamet günü verdiği para herkesten önce yakasına yapıĢıp hesap sorar. Aynı gün,
bu sefer düğüne giderken giydiği altın rengi, parlak elbiseler yakasına yapıĢıp, bu
elbiseleri kocasına güzel görünmek için değil, hep düğüne gitmek için giydiğini
söyleyerek Allah‟tan haklarını dilerler.
Kadın kocasına yaptığı bir hatadan dolayı suçunu kabul etmeyip, tövbe de
etmezse kıyamette, meleklerin ve Allah‟ın gazabına uğrar. Eğer kocasına eğri
bakarsa, kıyamet gününde yüzü ensesine çevrilir. Yaptığı hiçbir Ģeyden piĢmanlık
duymaz, akıllanmazsa da bulunduğu yeri terk etmesi, onu kıyamette azap çekmekten
kurtarır.
Kıyamet

ile

ilgili

verilen

bütün

yargılar,

tüm

günahların

o

gün

değerlendirileceği ve cezaların da o gün çekileceği anlamı yüklenerek verilmiĢtir.

IV.c. Helâl ve Haram

: Hikayede helal ve haram kavramları genellikle

birlikte kullanılmıĢ ve deyimleĢmiĢ ifadeler oluĢturacak Ģekilde yan yana
getirilmiĢtir.
Erkeğin kazandığı para helal olarak nitelenmiĢ, ancak karısının bu
parayı düğünde çalgıcıya vermesi, o parayı haram kılmıĢtır. Bu olay hikâyede,
akçenin teĢhis sanatı yoluyla kiĢileĢtirilmesiyle de pekiĢtirilmiĢtir;
“…beni helāldan kazandı harāma virdi senüñ rıżāñ içün virmedi
nefsine helālına evlādına virmedi beni şeytān te‟lif itdügi harāma
virdi yā rabb beni helāldan harāma virdi helāl iken harām oldum.”
(4a/7)
Kadının giydiği parlak elbiseler de aslında helal olarak nitelenmiĢ, ancak bu
elbiseleri düğüne giderken giymiĢ olması onları haram kılmıĢtır. Süsün yalnızca
kocaya güzel görünmek amacıyla yapılması gerekir, eğer baĢka birisine görünme
amacı varsa bunun sevabı olmaz. (Hamid, 2004:11) Metinde de parlak elbiselerin,
kocaya güzel görünmek için giyilmesi, helal olarak gösterilmiĢtir.
“...bir tarafdan dahı geydügi zerrmn libāslar yakasına yapışub
hücūm idüb diyeler ki yā Rabb bizi helāl yire geymedi helālına latmf
hūb ola deyü geymedi „ibādete ve mübārek günlere geymedi dāyimā
dügünlere geydi...” (4a/1)

6

�Allah‟ın vermiĢ olduğu nimetlerin de helal veya haram konumunda olması
kadına bağlı kılınmıĢtır; kadının, kocasına diklenip, ona olan saygısını bozduğu
vakit, Allah tarafından nimetleri haram hale getirilir. Haram olarak addedilene
yaklaĢmanın cezasının da bin yıl yanmak olduğu söylenir.
IV.d. Kefâret: Kefaret kelime anlamı olarak sözlükte, “bir günaha karşı
tutulmak

üzere

yapılan

veya

tutulan

şey”(Devellioğlu,

1962:602)

olarak

tanımlanmaktadır. Kadın kocasından habersiz düğüne gidip, çalgıcıya para verirse
günahtır, eğer kocasından izin alarak gidip de yine çalgıcıya para verirse, bu günah
ikisinin günahıdır. Kadın kadar koca da suçludur. Bu günahtan kurtulmak için kefaret
gerekmektedir:
“…bu günāhdan kurtulmak isterse cengili dügüne varañ yetmiş
akce vire yā yetmiş gün oruc duta yā yetmiş ac toyura yā bir kul
azād ide bunların birin ide kefāret yerine gece diñledügi sāzıñ ve
virdügi akcenüñ vebālinden kurtula.” (4b/1)
Bu kısımda ilk defa kocanın iĢleyeceği günahlar ve bu günahlara karĢılık
cezalardan bahsedilmektedir ancak kefaret kadına yüklenmiĢtir.
IV.e. Asîlik-İtaat: Metinde asilik ve itaat kavramlarını sıkça kullanılmıĢtır.
Kocaya asi olmanın, itaat etmemenin sonucu Allah‟ın lanetidir. Kadın kocasının
sözünü tutmalı, ona itaat etmelidir:
“Fātımatu‟z-zehrā eydür ey atam bir „avret erini incitse ve „āśm
olsa hāli nice olur didi Resūlu‟l-lāh eyitdi yā Fātıma ķanġı „avret
erine „āśm olsa Allāhuñ la„neti içinde olur eriyle helāllaşmayınca
kanġı „avret döşeginde erinüñ sözin dutmasa cemm„ ta„ātüñ ŝevābı
gider.” (6a/7)
Neden kadının itaat etmesi gerektiği mevzuunda, karı-koca hakları üzerine olan
eserinde Mevdûdî; Ġslam yasalarının aile yaĢamındaki temel ilkelerinden en önde
geleninin erkeğin aile hayatında kadından bir derece üstün kabul edilmesi olduğunu
belirtmiĢtir. Bunun sebebi ise erkeğin kadına ödediği mehirden kaynaklanmaktadır.
(Mevdûdî, 2010:29) Ancak erkek, bu ayrıcalıkları asla kötüye kullanmamalıdır.

7

�“Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar, çünkü bir kerre
Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak
etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar…” (Nisa: 4/34)
Yukarıdaki ayette de değinildiği gibi iyi kadın olmak itaat etmeye bağlıdır
çünkü erkek üstündür, reistir ve koruyucudur.
IV.f. İzin-Destûr: Hikâyede sıkça değinilen kavramlardan biri de “izin”
kavramıdır. Metne göre kadın attığı her adımı, yediği her lokmayı kocasının haberi
olarak yapmıĢ olmalıdır. Aksi takdirde attığı her adım günah, yediği her lokma
haram olarak nitelendirilir.
“Resūl eyitdi kanġı „avret evinden taşra cıksa destūrsız Allāhu
te„ālā her adımına biñ günāh yazar „avret eyitdi dahı var mı Resūl
eyitdi kanġı „avret erinden destūrsız bāzirgānlık eylese Allāhu te„ālā
kıyāmetde dilin arkasından cıka...” (2a/2)
Kadının kocasından izin almadan kıldığı nafile namazlar kabul olmaz;
“Resūlu‟l-lāh eyitdi kanġı „avret beş vakit namāzı kıla ve
ramažān orucun duta bunlardan gayrı nāfile namāzlar kılsa eriden
iźinsiz ol namāzıñ orucuñ ŝevābı erinindür.”(2b/7)
V. Kadına Günah ve Sevap Kazandıracak Davranışlar:
Metnin baĢından sonuna kadar yapılan tüm konuĢma cümlelerinde,
bahsedilen konunun kiĢiye günah ya da sevap kazandıracağından bahsedilir.
Bunlar, özellikle kadın ve kadının davranıĢları üzerinden aktarılmıĢtır.
a.

Sevap kazandıracak davranışlar:
 Kadının kocasına “Allah senden razı olsun.” demesi
 Kadının kocasının önüne bir içim su ya da yemek koyması
 Kadının hamile olması
 Kadının kocasından önce kalkıp gusül etmesi
 Kadının cinsel münasebetteki tutumu
 Kadının kocasının ayakkabısını önüne koyması
 Kadının kocasının baĢını ovması
 Kadının kocası çağırdığı zaman “Buyurun efendim!” demesi

8

�b.

Günah olarak belirtilen davranışlar:
 Kocadan izinsiz bir hareket yapmak.
 Kocaya asi davranmak.
 Kocaya lanet etmek.
 Kocaya itaat etmemek.
 Kocanın malını baĢka amaçlar için kullanmak.
 Kocaya kötü söz sarf etmek

Allah‟ın yukarıda sayılan davranıĢlardan uzak duran itaatli olan kadını, Hz.
Muhammed‟in kızı Hz. Fatıma yanına koyacağı söylenmiĢtir.
VI. Kadının Kazanacağı Günah (Ceza) ve Sevaplar:
Yukarıda sıralanan doğru ve yanlıĢ davranıĢlar neticesinde aĢağıda
belirtilen günah ve sevapların iĢleneceğine değinilmiĢtir.
a.

Günahlar (Cezalar):
 Namaz ve orucunun kabul olmaması.
 Zekât ve sadakasının kabul olmaması.
 Evine rahmet ve bereket verilmemesi.
 Kıyamet günü dilinden cehenneme asılması.
 Kıyamet günü saçından yer ile gök arasına asılması.
 O güne kadar edilen ibadetin silinmesi.
 Attığı her adıma bin günah yazılması.
 Allah‟ın hıĢmına uğraması.
 Cennetten nasibinin kesilmesi.
 Kâfir olması ve nikâhının gitmesi.
 Kıyamette yüzünün enseye çevrilmesi.

b.

Sevaplar:


AltmıĢ yıl ibadet etmiĢ gibi olmak.



Bir yıl oruç tutmuĢ kadar olmak.



ġehitlik mertebesinde tutulmak.



Bin kurban kesmiĢ gibi olmak.



Meleklerin duasını kazanmak.



AltmıĢ kul azat etmiĢ gibi olmak.
9

�

Bin altın sadaka vermiĢ gibi olmak.



Bin kere hacca gitmiĢ gibi olmak.

VII. Hikâyenin

Amacı:

Metinde,

evlilik

üzerinden

Ġslam

dini

somutlaĢtırılır. Bir kadının kocasına nasıl davranması gerektiği hikâyede ana temayı
oluĢturmaktadır. Öğreticilik esas tutulmuĢtur. Hadisler aracılığıyla düzgün birer eĢ
olabilmenin yolları, sebep ve sonuçları ile birlikte gösterilmiĢtir. Hz. Muhammed ve
onun Ġslam‟da aile kavramı, karı-koca hakları üzerine olan hadisleri hikâyedeki ana
unsurlar olarak yer almaktadır. Evlenmenin sevabı çoktur ancak bu müessesede iki
tarafın da üzerine düĢen görevler vardır. Bunlar yerine getirildiği takdirde huzurlu bir
yuva elde edilir. Bu hikâye aracılığıyla okuyucuya bu görevler sunulur. Doğru ve
yanlıĢ davranıĢlar aktarılır ve sonuçlarına değinilir.
B. Üslûp, Dil ve Yazım Özellikleri:
I. Üslûp Özellikleri:
Didaktik olarak sınıflandırabileceğimiz eserin üslûbu okuyucuya bilgi verme
amaçlandığından oldukça sadedir. Girift tamlama ve söylemlerden uzaktır. Hitaplar
ve dinî kavramlar dıĢında Arapça sözcük yok denecek kadar azdır. Cümleler Türkçe
cümle kuruluĢuna uygun cümlelerdir. Sanatlı ifadeler ufak benzetmeler ve teĢhisler
dıĢında görülmemektedir.

a. Tamlamalar:
Elimizdeki metinde Arapça, Farsça karmaĢık ve çok unsurlu tamlamaları
fazlaca görememekteyiz. Bununla birlikte tespit ettiğimiz tamlamalar da daha
çok Arapça olarak kurulmuĢtur. Arapça kurala göre kurulmuĢ tamlamaların
tümü, Allah‟ a ve peygambere ait kalıplaĢmıĢ isim tamlamalarından meydana
gelmiĢtir:
resūlu‟l-lāh (1b/5)
allāhu „ažmmü‟ş-şān (5b/1)
„inda‟l-lāh (4b/11)
illā‟llāhu „ažmmü‟ş-şān (5a/3)
keremu‟l-lāhu vechehu (1b/3)

10

�Farsça kurala göre kurulmuĢ tamlamalara yalnızca Ģu üç örnekte
baĢvurulmuĢtur:
imām-ı ā„žam (5a/5)
hitāb-ı „izzet (4a/8)
terk-i diyār (8b/10)

b. Zaman ve Kip Kullanımları:
Metinde hâkim olarak geniĢ zaman ve görülen geçmiĢ zaman
kullanılmıĢtır. Sorulan sorulara verilen cevaplar ise istek kipiyle kurulmuĢtur.
“yā Resūla‟l-lāh bir ere varmak dilerem ne buyurursız peyġamber
„aleyhi‟s-selām eyitdi yā hātūn er hakkı „avretler üzerinde cokdur.” (1b/5)
“...kanġı „avret mālı olub evinüñ hāceti olsa virmese Hak te„ālā
kıyāmetde yüzün kara ide.” (2a/10)
ġart kipi hikâyenin anlatımında fazlaca kullanılmıĢtır;
“bir „avret erinüñ başmaġın öñüne kosa ululasa biñ altun śadaka
itmeden efżaldur.” (6a/1)
“Fātımatu‟z-zehrā eydür ey atam bir „avret erini incitse ve „āśm
olsa hāli nice olur didi Resūlu‟l-lāh eyitdi yā Fātıma ķanġı „avret
erine „āśm olsa Allāhuñ la„neti içinde olur.” (6a/8)
Halk hikâyeleri destanlardan farklı olarak, daha realist bir kimlik
taĢıdığından, geçmiĢ zaman anlatımında görülen geçmiĢ zaman yoğundur.
II. Dil ve Yazım Özellikleri:
Önceden de değinildiği gibi eserin yazım tarihine iliĢkin bir bilgimiz
bulunmamaktadır. Kimi dil ve yazım özellikleri de metnin kaleme alındığı tarihi
belirlememize yardımcı olamamaktadır. Elimizdeki nüshasında telif tarihi bulunmayan
ve 19. yüzyılda istinsah edildiği düĢünülen metin, dil ve yazım bakımından eski

11

�Anadolu Türkçesi özellikleri taĢımaktadır. Ancak zaman zaman geç dönemde istinsah
edilmiĢ ya da yazılmıĢ benzeri birçok metinde olduğu gibi Türkçenin ses
özelliklerindeki kimi değiĢimlerin bu metne de yansıdığı görülmektedir. Bu açıdan
metnin dil özellikleri, eski Anadolu Türkçesi özellikleri paralelinde değerlendirilmeye
çalıĢılacaktır.

1.

Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde daima yuvarlak ünlülü olan ilgi durumu
ekinin, aĢağıdaki üç örnekte kesreyle harekelenerek, düz olarak geldiğini ve
uyuma girdiğini görmekteyiz.

2.

namāzıñ - ‫نمازڭ‬

(2b/10)

sāzıñ - ‫سازڭ‬

(4b/9)

ibādetiñ - ‫ڭ‬
‫عبادت‬

(3b/3)

Bir yazım özelliği olarak, “‫( چ‬çim)” harfi yerine de “‫( ج‬cim)” harfinin
kullanıldığı görülmektedir:

3.

çıķsa - ‫جقسو‬

(2a/3)

çeng - ‫جنك‬

(4b/5)

aķçe - ‫اقجو‬

(4a/10)

çeġāne - ‫جغانو‬

(3b/1)

çoķ - ‫جوق‬

(1b/8)

Kapalı /e/ ünlüsünün bazı yerlerde “‫ ”ی‬harfi ve üstün ile bazı yerlerde “‫ ”ی‬harfi
ve esre ile ya da yalnızca “‫ ”ی‬harfi ile yazıldığı görülmektedir. Bazı yerlerde de
üstün ile harekelenmiĢtir. Bu yerlerde kelime /e/ harfiyle okunmuĢtur.

4.

virmese - ‫ويرهسو‬

(2a/11)

virse - ‫ويرسه‬

(3b/10)

vire – ‫وی ره‬

(4b/6)

deyicek – ‫ديجك‬

(4a/1)

geymedi - ‫كيمدى‬

(4a/4)

III. kiĢi iyelik eki ile isim çekim eki arasında, bir örnekte zamir /n/‟sinin
kullanılmadığını görmekteyiz.

12

�eriden - ‫اريدن‬
5.

(2b/10)

Nazal /n/ kullanımında ikilik görülmektedir. Kullanılması beklenen birkaç yerde
kullanılmamıĢ, kullanılması beklenmeyen bir örnekte de kullanılmıĢtır:

6.

bin - ‫بن‬

(3b/4)

anun - ‫انون‬

(5b/10)

varañ - ‫وارڭ‬

(4b/5)

–sUz isimden sıfat yapma ekinin bazı yerlerde düzleĢerek uyuma girdiği, bazı
yerlerde de uyuma aykırı olmasına rağmen yine de düz harekelendiği tespit
edilmiĢtir. Bu ekin yazımında bir kararlılık mevcut olmadığını görmekteyiz:
iźinsiz - ‫اذنسيس‬

(2b/10)

destūrsız - ‫( دستورسس‬2a/6)
7.

–dUk sıfat fiil ekinin bir örnekte uyuma girmediği görülmektedir:
itduġı - ‫اتدوغى‬

8.

(3b/3)

Arkaik bir özellik olarak söz baĢı /ŧ/ ünsüzünün bir örnekte korunduğu
görülmektedir:
ŧoyura - ‫طيوره‬

9.

(4b/7)

Bu dönemde “yene, yine” biçimlerinde rastladığımız “yeniden, tekrar”
anlamlarına gelen sözcük metinde bir yerde “gine” biçiminde karĢımıza
çıkmaktadır:
gine - ‫كنو‬

10.

11.

12.

(5a/1)

–Um I. tekil kiĢi iyelik ekinin bazı yerlerde düzleĢerek uyuma girdiği görülür:
ümmetim - ‫اوهتن‬

(7b/10)

haķķım - ‫حقين‬

(4a/1)

Arkaik bir eylem olan “ķo-” eylemini bu Ģekliyle metinde görmekteyiz:
ķosa - ‫قوسو‬

(6a/2)

ķor - ‫قور‬

(6a/7)

–dUn belirli geçmiĢ zaman II. tekil kiĢi ekinin bir örnekte hem uyuma girdiği
hem de nazal /n/‟sinin /n/‟ye dönüĢtüğü görülmektedir:
itdin - ‫اتدن‬

(7b/4)

13

�13.

Arkaik bir özellik olarak “ķanġı (hangi)” sözcüğü metinde karĢımıza
çıkmaktadır:
ķanġı - ‫قنغى‬

14.

(6a/10)

Eski Anadolu Türkçesinde “degül” biçiminde görülen kelimenin metinde ikinci
hece ünlüsünün düzleĢtiği görülür. Kelime metinde bir kere geçtiği için tamamen
düzleĢip düzleĢmediği hakkında bir yargıya varamamaktayız.
degildür - ‫دكلدر‬

15.

(8b/5)

–dUm belirli geçmiĢ zaman I. tekil kiĢi ekinin bir örnekte düzleĢerek uyuma
girdiği görülür:
görmedim - ‫كورهدم‬

(5a/7)

14

�SONUÇ
“Hikayet-i Avred” adında ve 8 varaktan oluĢan bu hikayenin konusu, Ġslam dininin
gerekleri dahilinde evlilik müessesesinde karı-kocanın birbirine karĢı olan davranıĢlarına
iĢaret etmektir. Muhtemel olarak 19. yüzyıla ait ya da bu yüzyılda istinsah edilmiĢ bir örneği
elimizde olan “Hikayet-i Avret” isimli metin, hadislerin sahih ya da uydurma olup olmadığı
belirtilmeksizin bunların hepsi doğru kabul edilerek incelenmiĢtir.
Hz. Fâtıma ve Hz. ÂiĢe‟ye de söz verilerek sorulan 13 adet soru; itaat, helal ve haram,
kıyamet, namaz, oruç, hac, zekat, kefaret, sabır gibi kavramlara iĢaret edilerek Hz.
Muhammed tarafından cevaplanmıĢtır. AĢağıdaki tabloda metne göre kadının yapacağı
davranıĢlar ve bu davranıĢların sonuçları gösterilmiĢtir;

KADININ DAVRANIġI

SONUCU

Asi olması

Namaz ve orucunun kabul olmaması.
Allahın laneti içinde olması
Tüm ibadetinin sevabının gitmesi

Kocasından habersiz dıĢarı çıkması

Her adımına bin günah yazılması

Malını gerektiği gibi kullanmaması

Cehennemde yüzünün kara olması

Kocasının malını çalıp baĢkasına vermesi

Zekat ve sadakasının kabul edilmemesi
Evin bereketinin gitmesi

Kocasından habersiz namaz kılıp oruç tutması

Ġbadetlerin sevabının kocaya yazılması

Namaz kılarken kocaya dua edilmemesi

O namazın kabul olmaması

Kocaya kötü söz sarf etmesi

Kıyamette dilinden cehenneme asılması

Kocasından baĢkasına görünmesi

Saçından yer ile gök arasına asılması

Düğüne gidip çalgıcıya para vermesi

O yaĢa kadar ettiği tüm ibadetin sevabının
gitmesi
Her adımına bin günah yazılması

Kocasına “Allah senden razı olsun.” demesi

AltmıĢ yıl ibadetin sevabından fazlası

Kocasına su ve yemek vermesi

Bir yıl oruç tutmanın sevabından fazlası

Hamile olması

ġehitlik mertebesine eriĢmesi

Önceden kalkıp gusül etmesi

Bin kurban kesmenin sevabından fazlası

15

�Kocaya karĢı muhabbetli olması

Meleklerin duasını kazanması

Kocasıyla yakınlaĢması

AltmıĢ kul azat etmenin sevabından fazlası

Kocasının ayakkabısını önüne koyması

Bin altın sadaka vermenin sevabından fazlası

Kocasının baĢını ovması

YetmiĢ gaza etmenin sevabından fazlası

Kocası

çağırdığında

“Buyurun

efendim” Bin hac sevabından fazlası

demesi
Kibirlenmesi

Allah‟ın hıĢmına uğraması
Gökteki

yıldızlar

kadar

defterine

günah

yazılması
Kocasına “Ben senden ne gördüm” demesi

Allah‟ın, nimetini haram etmesi.

Kocasına “Allah beni senden kurtarsın.” Cennet‟ten nasibinin kesilmesi.
demesi
Kocasına lanet etmesi

Kafir olması ve nikahının gitmesi

Kocasına eğri bakması

Kıyamette yüzünün ensesine çevrilmesi

Kocasının kötülüğüne sabretmesi

Hz. ÂiĢe mertebesine ulaĢması

Metin, okura ve özellikle kadınlara mesaj vermeye yönelik olarak kaleme alınmıĢtır.
Bu sebeple için metinde didaktik bir üslûp hâkimdir. Yazarın amacı sanat yapmak hüner
göstermek olmadığından dil yalın, anlaĢılır ve sadedir.
Elimizdeki nüshasında telif tarihi bulunmayan ve 19. yüzyılda istinsah edildiği
düĢünülen metin, dil ve yazım bakımından eski Anadolu Türkçesi özellikleri taĢımaktadır.
Ancak zaman zaman geç dönemde istinsah edilmiĢ ya da yazılmıĢ benzeri birçok metinde
olduğu gibi Türkçenin ses özelliklerindeki kimi değiĢimlerin bu metne de yansıdığı
görülmektedir.
BaĢka bir çalıĢmada, metinde baĢvurulan hadisler ve bunların çeĢitlerinin
değerlendirilmesi ile hadis kitaplarında bulunan benzer konulardaki hadislerle karĢılaĢtırmalar
yapılması planlanmaktadır.

16

�C. Metnin Transkripsiyonu:

(1b)

HİKÂYET

(1) bu hikâyet erlerin Ǿavretler üzerinde (2) olan hakkını beyān ider rivāyetdür
ǾAli übnü (3) Ebi Tālib keremu‟l-lāhu vechehu eydür (4) bir gün bir Ǿavret peyġamber
Ǿaleyhi‟s-selām (5) hażretine gelüb eyitdi yā Resūla‟l-lāh bir ere (6) varmak dilerem ne
buyurursız peyġamber Ǿaleyhi‟s-selām (7) eyitdi yā hātūn er hakkı Ǿavretler üzerinde (8)
çokdur hātūn eyitdi nedür buyur yā Resūla‟l-lāh (9) Resūl Ǿaleyhi‟s-selām eyitdi evvel bu ki
eger sen (10) anı incidesin buyıruġın dutmayasın (11) Allāh‟a Ǿāŝi olursın namāzuñ orucuñ
(2a) (1) kabūl olmaya Ǿavret eyitdi dahı var mı (2) Resūl eyitdi kanġı Ǿavret evinden (3)
taĢra çıksa destūrup Allāhu teǾālā (4) her adımına biñ günāh yazar Ǿavret eyitdi (5) dahı var
mı Resūl eyitdi kanġı Ǿavret (6) erinden destūrsız bāzirgānlık eylese Allāhu (7) teǾālā
kıyāmetde dilin arkasından çıkara (8) kan iriñ aka aka gele Ǿavret eyitdi (9) dahı var mı
Resūlu‟l-lāh Ǿaleyhi‟s-selām eyitdi (10) kanġı Ǿavret mālı olup erinüñ hā(11)ceti olsa
virmese Hak teǾālā kıyāmetde (2b) (1) yüzün kara ide eyitdi dahı var mı (2) Resūl
Ǿaleyhi‟s-selām eyitdi kanġı Ǿavret

(3) erinüñ mālından uġurlayup ahere virse (4)

helāllik dilemese Allāhu teǾālā ol Ǿavretüñ (5) źekât u ŝadakasın kabūl itmez ve ol (6) eve
rahmet ve bereket virilmeye Ǿavret eyitdi (7) dahı var mı Resūlu‟l-lāh eyitdi kanġı Ǿavret
(8) beĢ vakit namāzı kıla ve ramažān orucun (9) duta bunlardan gayrı nāfile namāzlar kılsa
(10) eriden iźinsiz ol namāzıñ orucuñ (11) ŝevābı erinindür Ǿavret eyitdi dahı var mı (3a) (1)
Resūlu‟l-lāh saǾādetile buyurdılar kanġı Ǿavret (2) namāz kıldukda erine duǾā itmese ol
namāz (3) kabūl olmaz Ǿavret eyitdi dahı var mı (4) Resūlu‟l-lāh eyitdi kanġı Ǿavret erine
karĢu (5) koyup sögse kıyāmet gününde dilinden (6) tamu içine aśa koyalar Ǿavret eyitdi
(7) dahı var mı Resūlu‟l-lāh Ǿaleyhi‟s-selām eyitdi (8) kanġı Ǿavret erinden ġayrıya
görünse kıyāmetde (9) ol Ǿavreti yer ile gök arasında śaçından (10) aśa koyalar Ǿavret eyitdi
dahı var mı Resū(11)lu‟l-lāh Ǿaleyhi‟s-selām eyitdi bir Ǿavret çeng ü (3b) (1) çeġāneye bir
akçe virse yā varup sāz (2) diñlese śadā kulāġına irdügi gibi oġlan (3) yaĢından beri itduġı
kabūl olmıĢ Ǿibādetiñ (4) ŝevābı gider ve her adımına bin günāh yazıla (5) virdügi akçe anuñ

17

�kıyāmetde cümleden (6) evvel yakasına yapıĢup der ki yā Rabb (7) beni helālden kazandı
harāma virdi (8) senüñ rıżāñ içün virmedi nefsine (9) helāline evlādına virmedi beni
Ģeytān (10) te‟lif itdügi harāma virdi yā Rabb (11) beni helālden harāma virdi helāl iken
(4a) (1) harām oldum hakkım alıvir deyicek bir tarafdan (2) dahı geydügi zerrmn libāslar
yakasına (3) yapıĢup hücūm idüp diyeler ki yā Rabb (4) bizi helāl yire geymedi helāline
latmf (5) hūb ola deyü geymedi Ǿibādete ve mübā(6)rek günlere geymedi dā‟imā
dügünlere (7) geydi yā Rabb rıżāñ yokdur hakkumı (8) hak eyle diyeler hitāb-ı Ǿizzet
gele (9) ki Ǿizzetim hakkı içün harāma her kim bir (10) akçe virse biñ yıl yakaram ġayrısın
(11) kıyās eyle Ġmām-ı āǾžam rażıyu‟l-lāhu „anhu (4b) (1) hażretleri bu mes‟eleyi
bulmuĢ ki bir sāz içün (2) bir hātūn dügüne varsa bir akçe virse (3) bu kadar Ǿaźāb çeker
eger helāli iźin virse (4) bu günāhı maǾāile çekerler bu günāhdan kur(5)tulmak isterse
çengili dügüne varañ (6) yetmiĢ akçe vire yā yetmiĢ gün oruc du(7)ta yā yetmiĢ aç ŧoyura yā
bir kul āzād ide (8) bunların birin ide kefāret yerine gece (9) diñledügi sāzıñ ve virdügi
akçenüñ vebā(10)linden kurtula bir kimse bunı bilmeyüp śoñra (11) iĢide derūnı tövbe itse
Ǿinda‟l-lāh makbūl (5a) (1) olur ammā iĢidüp gine varsa doġana (2) kefāret lāzımdur kefāret
itmezse kimseden (3) ĢefāǾat hidāyet olmaz Ġllā‟l-lāhu Ǿažmm(4)ü‟Ģ-Ģān vaǾde itdügi
Ǿaźābı ider deyü (5) buyurdı Ġmām-ı āǾžam hażretleri Ǿavret (6) eyitdi yā Resūla‟l-lāhi Hak
peyġambersin (7) hergiz er görmedim Ģimdi bundan śoñra dahı (8) görmeyem didi Resūlu‟llāh eyitdi yā hātūn (9) ere varmanuñ ŝevābı çoķdur iĢit söyle(10)yeyim Ǿavret eyitdi buyur yā
Resūla‟l-lāh didi (11) Resūl Ǿaleyhi‟s-selām eyitdi bir Ǿavret erine (5b) (1) Allāhu
Ǿažmmü‟Ģ-Ģān senden rāżı olsun (2) dise ol Ǿavrete altmıĢ yıl Ǿibādet itmeden (3) efżaldur
ve bir Ǿavret erine bir içim śu vir(4)se veyā kazancından bir çanak taǾām biĢürüp (5) öñüne
kosa bir yıl oruc dutmadan efżaldur (6) bir Ǿavret hāmile olsa Ģehmddür bir (7) Ǿavret
erinden evvel kalkup ġusül eylese (8) biñ kurbān etmeden efżaldur bir Ǿavret (9) helāline
muhabbetlü olsa gökde melekler (10) anun içün tesbih iderler bir Ǿavret eriyle (11) buluĢup
öpüĢse altmıĢ kul āzād itmeden (6a) (1) efżaldur bir Ǿavret erinüñ baĢmaġın (2) öñüne kosa
ululasa biñ altun śad(3)aka itmeden efżaldur bir Ǿavret erinüñ baĢın (4) yusa yetmiĢ ġazā
itmeden efżaldur bir Ǿavret (5) eri çaġırdukda lebbeyk dise biñ ĥac (6) itmeden efżaldur Hak
teǾālā ol Ǿavreti Fā(7)timetü‟z-zehrā yanına ķor Fātimetü‟z-zehrā (8) eydür ey atam bir
Ǿavret erini incitse (9) ve Ǿāśm olsa hāli nice olur didi (10) Resūlu‟l-lāh eyitdi yā Fātime
ķanġı Ǿavret erine (11) Ǿāśm olsa Allāhuñ laǾneti içinde (6b) (1) olur eriyle helālleĢmeyince
kanġı Ǿavret (2) döĢeginde erinüñ sözin dutmasa cemmǾ ta(3)Ǿātüñ ŝevābı gider yā Fātime

18

�bir Ǿavret erine (4) tekebbürlik eylese Hak teǾālā aña hıĢım ider (5) ve gökde yıldızlar kadar
defterine günāh yazıla (6) ol hāl içre olsa yetmiĢ yıl cehennemde (7) kala bir Ǿavret erine
benüm kethüdām mı oldun (8) veyāhud ben senden ne gördüm dise 3 (9) teǾālā niǾmetin
üzerine harām (10) ide bir Ǿavret erine Teñri beni senden (11) kurtarsa dise ol Ǿavretüñ
uçmaķdan (12) nasmbi kesile bir Ǿavret erinüñ kanın (7a) (1) erinüñ diliyle yalasa henūz
erinüñ

(2) hakkın yerine getürmemiĢ ola bir Ǿavret (3) eri destūrıyla seyre çıķsa

defter(4)ine bu kadar Ģey yazıla destūr olmayıcak (5) kıyās eyle ne kadar olur yā Fātime
kanġı (6) Ǿavret laǾnet saña ve senüñ getürdügine (7) dise ol sāǾat kâfir olur nikâhı (8)
gider eger derhāl tevbe idüp elin (9) öperse ne güzel ammā niyledüm ki tevbe idem (10) dise
fetvā itdürüp katil (11) olunmaķ helāldür ve bundan śoñra kıyāmetden (7b) (1) melekler ve
ben laǾnet iderem öldükde (2) kabri dolu āteĢ ola kıyāmetde (3) gözsüz koya ve eyitdi yā
Fātime (4) eger Bārm teǾālā ādeme secde itdin (5) deyü hitāb ideydi Ǿavretleri erine (6)
secde itmege emr iderdüm didi ve hażret-i (7) ǾĀiĢe rażiyu‟l-lāhu Ǿanhuma eyitdi yā
Resū(8)la‟l-lāh baña vaśiyyet eyle didi Resūlu‟l-lāh (9) eyitdi yā ǾĀiĢe saña vaśiyyet ideyim
(10) dutar mısın ümmetim hātunlarına sen de (11) vaśiyyet idesin andan eyitdi yā ǾĀiĢe (8a)
(1) kanġı Ǿavret erine egri baksa kıyāmetde (2) yüzün eñsesine çevireler ve evvel (3)
mmānından ikinci ābdestden namāzdan üçünci (4) eri hakkından śoralar yā ǾĀiĢe kanġı
Ǿavretüñ (5) yavuzlıġına eri śabr itse Hak teǾālā (6) ol ere Eyyüb Peyġamber Ǿaleyhi‟sselām ŝevā(7)bın vire ve bir Ǿavret erinüñ yavuzlıġına (8) śabr itse Hak teǾālā ol Ǿavrete
hazret-i (9) ǾĀiĢe Śıddįka mertebesin vire ve bir (10) Ǿavreti eri śuçsuz dögse fenā Ǿavretüñ
(11) dāǾvāsın ben iderem ve Ǿavreti dört yirde (8b) (1) dögmek vardur biri namāz
kılmaduġından (2) ötüri ve biri döĢegine girmedüginden (3) ötüri ve biri ġusül itmedüginden
ötüri (4) ve biri taĢra çıkduġıçün bunlar(5)dan ġayrı cā‟iz degildür kabāhati olduķda tenbmh
(6) ide kabūl itmezse yine tenbįh ide ķabūl itmezse bıraġup gide zmrā (7) ögüt virüñ almazsa
sizden gider (8) eger fakmr olup mehrin virmege kā(9)dir olmazsa Ǿavret dahı mütenebbih
olmazsa (10) terk-i diyār ide efżaldür kıyāmetde Ǿaźābdan kurtulur.

3

Bu satır yazmada, sayfanın yan tarafına eklenmiĢtir.

19

�KAYNAKÇA


ASAR, Muhammed Ali (2012), Hadislerde Allah Tasavvuru, Ankara Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi.



BEYLER, Muhammed (1996), Hadislere Göre Lanet, Marmara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.



DEVELLĠOĞLU, Ferit (1962), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın
Kitabevi, Ankara.
20

�

DEMĠR, Orhan (1993), Hadislere Göre Dünya ve Ahiret Dengesi, Uludağ
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.



DĠLÇĠN, Cem (1983), Yeni Tarama Sözlüğü, TDK yay., Ankara.



ERĠġ, Hatice (2005), Eşler Arası Saygının Sınırları ve “Secde Hadisi TahkikTahric- Değerlendirme, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek
Lisans Tezi.



GÜLSEVĠN, Gürer (2007), Eski Anadolu Türkçesinde Ekler, TDK yay., Ankara.



HAMĠD, Abdülhalim (2004), İslam’da Erkeğin Eşine Karşı Vazifeleri, Terc. Ziya
Eryılmaz, Mektup Yayınları, Ġstanbul.



HAMĠD, Abdülhalim (200?), İslam’da Kadının Eşine Karşı Vazifeleri, Terc. Ziya
Eryılmaz, Mektup Yayınları, Ġstanbul.



ĠRGĠ, Nidai (2000), Hadislerde Kadın Hakları, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.



JOHNSON Francis (1852), A Dictionary Persian, Arabic and English, London.



KILIÇ, Yusuf (1996), “Ġslam‟da Aile Hukuku”, II. Dünya Aile Günü (15 Mayıs
1995), Ġstanbul.



MEVDUDĠ (2010), İslamda Aile Hukuku (Karı-Koca Hakları), Terc. MemiĢ Tekin,
Konya.



SAĠD, Muhammed (2006), Kadının Eşine Karşı Vazifeleri, Pamuk Yayıncılık,
Ġstanbul.



SARRAOĞLU, Ahmet (1996), Hadislerde Tövbe, Harran Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.



SEKME, Rahmi (1999), Hadislere Göre Cennet ve Cehennem, Ondokuz Mayıs
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.



SEVĠNÇ, Necdet (1980), “Eski Türklerde Kadın ve Aile Hukuku”, Türk Dünyası
Araştırmaları Dergisi, C.2, s.8, Ġstanbul.



ġemseddin Sami (1902), Kâmûs-ı Türkî, Ġstanbul.



TIETZE, Andreas (2002), Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati, Cilt I,
Simurg yay., Ġstanbul.



TIETZE, Andreas (2009), Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati, Cilt II,
Österreichische Akademie der Wissenschten.



ULUDAĞ, Ahmet (1992), Ayet ve Hadislere Göre Şefaat, Erciyes Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.

21

�

ÜNAL, Ahmet (1992), Hadislerin Işığında Toplumda Aile Yapısı ve Önemi, Uludağ
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi.



ÜLKÜ, Kübra (2009), İslam’da Aile İlişkileri Eşler Arası Hak ve Vazifeler, Yasin
Yayınevi, Ġstanbul.

22

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11160">
                <text>2162</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11161">
                <text>HİKAYET-İ AVRET</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11162">
                <text>GÜRSOY, Aslı</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11163">
                <text>Anahtar Kelimeler: Kadın, avret, karı-koca, çift, davranış.  ÖZET  “Hikâyet-i „Avret” adı altında, Ankara Milli Kütüphane yazmaları arasında rastladığımız hikâye, halk hikâyesi adı altında kayıtlanmış olup 8 varaktan oluşmaktadır. Yazım tarihine ve yazarına ait bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. Hikâyenin başında bu hikâyenin kocaların karıları üzerindeki haklarının beyan edileceği belirtilmiştir. Bir kadının, Hz. Muhammed ile karşılıklı konuşmalarını konu alan hikâyede kadının davranış şekilleri, uyması gereken kurallar, karı-koca arasındaki ilişkide kadının üzerine düşen görevler işlenen ana konulardır. Hikâyede asıl dikkat çeken nokta ise kadının olması gereken biçimde davranmadığında peygamber tarafından kıyamet günü çekeceği cezaların kendisine söylenmesidir. Bildirimizde bu hikâyenin içerik ve dil ve üslup incelemesi yapılıp dikkat çekici yanları üzerinde durulmuş ve transkripsiyonu yapılmış metinden örnekler okunmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11164">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11165">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11166">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11167">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1404" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1742">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ce2cec474ecaca24056c13d046d196e1.docx</src>
        <authentication>75b11b4e2d5467de5ac7ea7044229019</authentication>
      </file>
      <file fileId="1743">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8aff54b935b81421a35a1cbc864d9bce.pdf</src>
        <authentication>136f19739566251ff3cb306820b38ea7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11159">
                    <text>ÖĞRENCİLERİN DİNÎ-TASAVVUFİ TÜRK EDEBİYATINA YÖNELİK TUTUMLARI
VE BİLGİ DÜZEYLERİ
Zafer GÜRLER
Mustafa Kemal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Hatay / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Dinî-tasavvufi Türk edebiyatı, edebiyat öğretimi, öğretim programı.
ÖZET
Bu çalışmada dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi uygulanmakta olan Türk edebiyatı
öğretim programı çerçevesinde öğrenciler açısından değerlendirilmiştir. 2008–2009 eğitimöğretim yılında Kırşehir merkez ve ilçelerinde 10. sınıfta öğrenim gören farklı sosyo-ekonomik
düzeylerdeki 653 öğrencinin dinî-tasavvufi Türk edebiyatına ilişkin tutumları ve bilgi düzeyleri
değerlendirilmiştir. Nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı nedensel
karşılaştırmaya dayalı betimsel bir alan araştırması olan bu çalışmanın dinî-tasavvufi Türk
edebiyatı öğretimi için bilimsel bir veri olacağına ve programın geliştirilmesine katkı
sağlayacağına inanılmaktadır. Öğrencilerin başarı durumları orta düzeydedir. Öğrencilerin
çoğunun (%59) dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik tutumlarının “normal” düzeyde olduğu;
olumlu tutuma sahip olanların (%32.9) olumsuz tutuma sahip olanlardan (%8.1) çok daha fazla
olduğu görülmektedir. Farklı okul türlerinde öğrenim gören öğrencilerin tutum puanı
ortalamalarının birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Okul türlerine göre tutum puan
ortalamaları bakımından dini-tasavvufi Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyi “düşük” olan
öğrencilerin tutum puanı ortalaması 79.3 iken “yüksek” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması
88.1’dir. Öğrencilerin dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyleriyle tutum puanları
arasında anlamlı bir paralellik gözükmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11151">
                <text>2273</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11152">
                <text>ÖĞRENCİLERİN DİNÎ-TASAVVUFİ TÜRK EDEBİYATINA YÖNELİK TUTUMLARI VE BİLGİ DÜZEYLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11153">
                <text>GÜRLER, Zafer</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11154">
                <text>Anahtar Kelimeler: Dinî-tasavvufi Türk edebiyatı, edebiyat öğretimi, öğretim programı.  ÖZET  Bu çalışmada dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi uygulanmakta olan Türk edebiyatı öğretim programı çerçevesinde öğrenciler açısından değerlendirilmiştir. 2008–2009 eğitim- öğretim yılında Kırşehir merkez ve ilçelerinde 10. sınıfta öğrenim gören farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki 653 öğrencinin dinî-tasavvufi Türk edebiyatına ilişkin tutumları ve bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı nedensel karşılaştırmaya dayalı betimsel bir alan araştırması olan bu çalışmanın dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi için bilimsel bir veri olacağına ve programın geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanılmaktadır. Öğrencilerin başarı durumları orta düzeydedir. Öğrencilerin çoğunun (%59) dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik tutumlarının “normal” düzeyde olduğu; olumlu tutuma sahip olanların (%32.9) olumsuz tutuma sahip olanlardan (%8.1) çok daha fazla olduğu görülmektedir. Farklı okul türlerinde öğrenim gören öğrencilerin tutum puanı ortalamalarının birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Okul türlerine göre tutum puan ortalamaları bakımından dini-tasavvufi Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyi “düşük” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması 79.3 iken “yüksek” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması 88.1’dir. Öğrencilerin dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyleriyle tutum puanları arasında anlamlı bir paralellik gözükmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11155">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11156">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11157">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11158">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1403" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1738">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2392adbcf4649b90b9dc2b841384811f.docx</src>
        <authentication>dd9fdc599b881b6808944cb80a95876a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1739">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/334c26ee3fc2eed7f99914a9d7281ed0.pdf</src>
        <authentication>99d55219d921e2ce1dff8a32fcdffb83</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11149">
                    <text>RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNİN HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZDIKLARI ŞİİRLER VE
BU ŞİİRLERİN KELİME ÇEŞİTLİLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Rifat GÜRGENDERELİ
Trakya Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Edirne / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Hece Ölçüsü, Rumeli Şairleri, Kelime Çeşitliliği.
ÖZET
Divan edebiyatı ve halk edebiyatı kendi edebi gelenekleri çerçevesinde yüzyıllar boyu
birbirleri ile etkileşim halinde olmuşlardır. 16. yüzyıldan itibaren birçok divan şairinin hece
ölçüsüyle de şiir yazdığı görülür. Hece ile şiir yazma geleneği Rumeli şairleri tarafından
başlatılmıştır. Hece ölçüsü ile yazılmış ilk şiir, uzun yıllar Rumeli’de görev yapmış olan
Meâlî’ye aittir. Usûlî, Zaifî, Aşık Çelebî ve Fevrî gibi Rumeli şairleri hece vezni ile şiirler yazan
önemli şairler arasındadır. Balkan şairlerinin hece ölçüsüyle şiirler yazmasındaki en önemli
etken, bu şairlerin Rumeli’de önemli yeri olan tekke ve çevrelerinde yetişmiş ve yaşamış
olmalarıdır. Sade ve samimi söyleyişleri şiirlerinde kullanmayı seven Rumeli şairleri, hece
ölçüsü ile şiir yazmada divan şairlerine öncülük etmiştir. Halk şiiri ve divan şiiri arasında var
olan ortak konuları, hece veznini de kullanarak birbirine daha da yaklaştıran Rumeli şairleridir.
Bildirimizde hece ölçüsü ile şiir yazan divan şairleri genel olarak değerlendirilmiş ve hece ölçüsü
ile yazdıkları şiirlerin kelime çeşitliliği ortaya konulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1740">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/889c149fc9dd95475517b8eb450962d1.docx</src>
        <authentication>1c9099077b6b03de8cc0d90be03a89f4</authentication>
      </file>
      <file fileId="1741">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0512d7a8889ae20b57b749d9b0fb194a.pdf</src>
        <authentication>d1470c1003aeaaf62d23df28ac61b10b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11150">
                    <text>RUMELĠLĠ DĠVAN ġAĠRLERĠNĠN HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZDIKLARI ġĠĠRLER
VE BU ġĠĠRLERĠN
KELĠME ÇEġĠTLĠLĠĞĠ ÜZERĠNE BĠR DEĞERLENDĠRME
Rifat GÜRGENDERELİ1
Özet
Divan edebiyatı ve halk edebiyatı kendi edebi gelenekleri çerçevesinde yüzyıllar boyu
birbirleri ile etkileşim halinde olmuşlardır. 16. yüzyıldan itibaren birçok divan şairinin hece
ölçüsüyle de şiir yazdığı görülür. Hece ile şiir yazma geleneği Rumeli şairleri tarafından
başlatılmıştır. Hece ölçüsü ile yazılmış ilk şiir, uzun yıllar Rumeli‟de görev yapmış olan
Meâlî‟ye aittir. Usûlî, Zaifî, Aşık Çelebî ve Fevrî gibi Rumeli şairleri hece vezni ile şiirler
yazan önemli şairler arasındadır. Balkan şairlerinin hece ölçüsüyle şiirler yazmasındaki en
önemli etken, bu şairlerin Rumeli‟de önemli yeri olan tekke ve çevrelerinde yetişmiş ve
yaşamış olmalarıdır. Sade ve samimi söyleyişleri şiirlerinde kullanmayı seven Rumeli şairleri,
hece ölçüsü ile şiir yazmada divan şairlerine öncülük etmiştir. Halk şiiri ve divan şiiri
arasında var olan ortak konuları, hece veznini de kullanarak birbirine daha da yaklaştıran
Rumeli şairleridir.
Bildirimizde hece ölçüsü ile şiir yazan divan şairleri genel olarak değerlendirilecek ve hece
ölçüsü ile yazdıkları şiirlerin kelime çeşitliliği ortaya konulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Hece Ölçüsü, Rumeli Şairleri, Kelime Çeşitliliği
THE POEMS WRITTEN BY RUMELIAN DĠVAN POETS IN SYLLABIC
METER AND AN ASSESSMENT OF THE WORD DIVERSITY IN THESE POEMS
Abstract
Divan literature and folk literature interact for centuries. Many Divan poets wrote
poems using syllabic meter after 16th centuries. The tradition of writing poetry with syllabic
meter, was started by Rumelian poets. The first poem written in syllabic meter is written by
Meali who live in Rumelia. Usuli, Zaifi, Aşık Çelebi ve Fevri such as poets, wrote syllabic
meter . These poets grew up in and around the dervish lodge. This is also important. Rumeli
poets, poets wrote poems pioneered by syllabic meter
In this study, the syllables poetry written by divan poets are judged in general and
poems written in syllabic meter word diversity is introduced.
Key Words: Syllabic Meter, Rumelia Poets, Word Diversity
GiriĢ
Osmanlı devletinin bugünkü Avrupa sınırları içinde olan toprakları Rumeli olarak
adlandırılmıştır. II. Bayezid‟ten sonra Rumeli‟de Türklerin hakimiyeti ve himayesinde kültür
ve sanatın geliştiği şehirler oluşmaya başlamıştır. Birer kültür merkezi olan bu şehirlerde
1

Yrd.Doç.Dr., Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, rifatgur@hotmail.com

�bilim ve sanatın ilerleyebilmesi için gerekli olan altyapı hazırlanmış, dönemin bilim kurumları
olan medrese ve tekkelerin de tesis edilmesiyle Osmanlı edebiyatının önemli temsilcileri
Balkan şehirlerinde yetişmeye başlamıştır.
Bir edebiyatçının yaşadığı coğrafi çevrenin, dünyaya bakış açısının ve hayat tarzının,
yarattığı eser üzerindeki etkisi tartışmasız çok açıktır. Bu durum özellikle Balkan
topraklarında doğmuş ve yetişmiş şairlerde çok belirgin olarak görülmektedir. Bir Balkan
şairiyle, Anadolu‟da, Bağdat‟ta veya Orta Asya‟da doğup büyümüş bir şairin duygularını
ifade ediş şekilleri, coşkuları, heyecanları ve kullandıkları kelimeler bazı farklılıklar
gösterebilmektedir. Divan şiiri geleneği içinde yetişen Rumeli şairleri, klasik divan şiirinin
kültürünü ve bu kültürü yansıtan dili, çok iyi bilmektedirler. Rumeli şairlerinin hayatları ve
divanlarıyla ilgili yapılan çalışmalarda, ortak başlıklardan birinin de “Rumeli Şairlerine Has
Özellikler” olduğu görülür. Bu özelliklerden biri de Rumeli şairlerinin kullandıkları dil
özellikleridir.
Rumeli şairleri, sade ve konuşma diline yakın bir Türkçeyi kullanırlar. Atasözü ve
deyimlere sıkça yer verirler, samimi hatta laubali ifadeleri de kullanmaktan çekinmezler.
Hıristiyanlık kültürüne ve tasavvufa, halk kültürüne, halkın yaşayış gelenek ve göreneklerine
aşina oldukları şiirlerindeki ifadelerden anlaşılır. Onlar, divan şiiri geleneğinin kurallarını
zorlamış, klasik şiire yeni bir nefes getirme gayretine girmişlerdir2.

I.

Heceyle Yazan Rumeli ġairleri

Bildirimizde, heceyle şiir yazan beş divan şairine ait Usûlî (10), „Aşık Çelebî(1), Za„ifî(6),
Fevrî(1) ve Meâlî(1) olmak üzere toplam 18 şiir, söz varlığı açısından değerlendirilmeye
çalışılmıştır.
Bu bölümde şairlerin kısa biyografileri verilcektir.

Usûlî (ö.1538): Vardar Yenicesi‟ndendir. Öğrenim gördükten sonra tasavvuf yolunda
Mısır‟da Şeyh İbrahim Gülşenî‟ye bağlanmış, şeyhinin ölümünden sonra Vardar Yenicesi‟ne
geri dönmüştür. Ömrünü bazen Yenice‟de bazen de Evrenosoğlu Abdi Bey‟in yanında
geçirmiş ve onun yanında ölmüştür. “Vâh kim gitti Usûlî derd-mend” mısraı vefatına tarihtir.
Ömrünü fakirlik içinde geçirmiştir. Kimseye ihtiyacını söyleyerek baş eğdiği görülmemiştir.
Dünya metaı için büyüklerin kapılarına müracaatla yüzsuyu dökenleri şiddetle kınamıştır.
Kanaat sahibi, tok gözlü, mağrur bir şairdir. Divanı vardır. Gazelleri genellikle tasavvufa
yönelik Seyyid Nesîmî tarzında didaktik ilahilerdir. Şiirlerinde aruzun yanında hece veznini
de kullanmıştır. Dili sade ve halk şiirine yakındır.3

2

Balkan şairlerinin söyleyiş özellikleri hakkında geniş bilgi için bk. Halil Çeltik (2008) Divan Sahibi Rumeli
Şairlerinin Şiir Dünyası, MEB, Ankara, s.148-236.
3
Haluk İpekten vd (1988) Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.
Ankara,s.510. Cemal Kurnaz, Mustafa Tatçı (2001) Mehmet Nail Tuman Tuhfe-i Naili, Bizim Büro yay. s.47,
Mustafa İsen (1990): Usûlî Divanı, Akçağ Yayınları, Ankara.

�‘ÂĢık Çelebi (ö.1572): Adı Seyyid Pir Mehmed‟dir. Pirizren yakınlarında Vılcıtrın (Vulçıtrın)
adlı köyde doğmuştur. Babası İran‟dan gelmiş Seyyid Ali Natta‟dır. Annesi II. Bayezid devri
kazaskerlerinden Müeyyedzâde‟nin kızıdır. Muhyiddin Fenârî‟den mülazım olmuş,
Ebussuud‟un fetva eminliğini yapmıştır. Daha sonra Silivri, Piriştine, Serfice ve Narda‟ya
kadı olmuştur. Alaiye kadılığı sırasında, bu görevden memnun kalmayıp Kanuni‟nin meşhur
“Halk içinde mu„teber bir nesne yok devlet gibi” mısraıyla başlayan gazeline tahmis yazıp bir
tazarruname ile padişaha verince Niğbolu kadısı olmuş, daha sonra azledilmiştir. II. Selim
Belgrad‟tan İstanbul‟a gelirken ona bir “lâmiyye” gazel sunup Kıratova kadısı olmuştur.
Üsküp‟te zatülcenp hastalığından vefat etmiştir. Evliya Çelebi‟ye göre, Üsküp‟te bulunan
Lokman Hekim Tekkesi‟ndeki mezar taşında Cinânî‟nin söylediği “Âşık sefer eyledi
cihândan” tarihi yazılıdır. Uzun, secili, Türkçe kurallı cümleler kurmuş olan Âşık Çelebi
nesre yeni bir soluk getirmiştir. Şiirde ise yakın dostu Hayâlî‟ye fikir verip şiirini
değiştirtecek kadar ustadır. Şiirinde yerli nitelikler bulunur. Mürettep divanından başka
başlıca, “Meşâ„irü‟ş-şu„arâ, Ravzatü‟ş-şühedâ, Şakâyıku‟n-nu„mâniye, Sigetvarnâme,
Şehrengiz-i Bursa” adlı eserleri vardır4.
Za‘îfî (ö.1552): Adı Pîr Mehmed, babasının adı Evrenos Hâce‟dir. Kıratova‟nın en alim ve
meşhur şairidir. Müftü Ali Çelebi‟den mülazım olduktan sonra İznik medresesinde çalışmıştır.
Emekli olduktan sonra uzlete çekilmiş ve İznik‟te vefat etmiştir. Vücudu zayıf olduğu için bu
mahlası almıştır. Tezkireciler şairliğini ve inşasını beğenmişlerdir. Sa„dî‟nin Gülistânını ve
Attâr‟ın Pend-nâmesiyle Mantıkuttayrını şerh etmiştir. Gazelleri sade ve sanatsızdır5.
Fevrî (ö.1570): İsmi Ahmed‟dir. Elbasan yakınlarında Dıraç‟ta doğmuştur. Arnavut ya da
Hırvat asıllıdır. Küçük yaşta İstanbul‟a getirilmiştir. Gelibolulu Âlî, İskender Çelebi‟nin diğer
kaynaklar Nakkaş Ali Beğ‟in hizmetinde bulunduğunu yazarlar. İyi bir eğitim almış,
rüyasında Muhyiddin ibn Arabî‟yi görerek Müslüman olmuştur. Yûsuf-ı Sîneçâk, Şâhidî ve
Şem„î ile arkadaştı. Bostan Efendi‟den mülazım olmuş, müderrislik, müftülük ve kadılık
yapmıştır. Şam‟da müftülük yaparken ölmüş ve Üsküplü İshak Çelebi‟nin yanına
gömülmüştür. “Revân oldu cinân dârına Fevrî” mısraı ve “Fevrî be-reft” terkibi vefatına
tarihtir. Devrin önde gelen şairlerindendir. Tahmis ve tesdisin klasik edebiyatta ilk ciddi
temsilcisidir. Divanından başka “ Sîm-nâme, Ahlâk-ı Süleymâniye, Miftâhü‟l-meâni” adlı
eserleri vardır. Kanuni‟nin divanını tertip etmiştir6.
Meâlî: (ö.1536): II. Beyazid devrinin ünlü bilgin ve kadılarından Mustafa bin Yarhisarî‟nin
oğlu olup anne tarafından meşhur Fenârî ailesine mensuptur. İyi bir tahsil gördükten sonra
Sofya ve Filibe‟de kadılık yapmıştır. Gelibolu‟da ölmüş ve oraya gömülmüştür. Şiirlerinde
hezele fazlaca yer verdiği için mesleki ve özel hayatında sıkıntılar çekmiştir. 8 heceli semai
tarzında yazılmış olan “Destan” şiiri Divanı içindeki en dikkat çekici şiirdir. Destan, klasik bir
şair tarafından hece ile yazılmış ilk tam şiir olması açısından önemlidir. Bu şiirin dikkat çeken
bir başka özelliği hece ve aruz birlikteliğinin, Divanlarda 18. Yy.‟da başlayan bir gelenek

4

İpekten vd (1988:47); Kurnaz, Tatçı (2001:614)
İpekten vd (1988:541); Kurnaz, Tatçı (2001:570); Kamil Akarsu (1993): Rumelili Zaîfî Hayatı Sanatı Eserleri ve
Divanından Seçmeler, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul.
6
İpekten vd (1988:142); Çeltik (2008:44)
5

�olmayıp başlangıçtan itibaren hep varolageldiğini göstermiş olmasıdır 7. Meâlî ile ilgili şu
bilgiyi de söylemek isteriz ki kendisi İstanbul doğumlu olmakla birlikte anne tarafından
Fenari ailesindendir. Uzun yıllar Rumeli‟de görev yaptığı için Rumeli şairleri arasında
değerlendirmeye alınmıştır.

Heceyle Yazılan ġiirler ve Kelime ÇeĢitliliği

II.

Aruz vezninin hece vezniyle yakınlık gösteren ve kullanılması kolay olan kalıpları, ilk
İslami eserlerden itibaren kullanıldığı gibi, divan şairlerinin de hece vezniyle şiirler
yazması, halk ve divan şiiri arasında birbirleriyle bağlantılı bir geleneğin olduğunu
göstergesidir8. Bildirimizin konusu içinde olmadığı için bu gelenek ve aşık tarzı hakkında
bilgi verilmemiştir.
A. KELĠME SAYILARI
Hece Ölçüsüyle Yazılan Şiirlerin Kelime Sayıları
Yazılan
Şiir Sayısı

Usûlî
Zaîfî
Aşık
Çelebi
Me’âlî
Fevrî

Kullanılan
Kelime Sayısı

Arapça
Kelime

Farsça Kelime

Türkçe
Kelime

Arapça Terkip

Farsça
Terkip

10
6
1

1053
401
146

%26
%17
%15

%11
%24
%4

%63
%59
%81

1
-----------

6
3
------

1
1

195
40

%22
%27

%7
%30

%71
%43

-----------

-----3

Genel olarak bakıldığında bu şiirlerde kullanılan kelimelerin yüksek oranda Türkçe
kelimeler olduğu, kullanılan Arapça, Farsça kelimelerin konuşma dilinde mevcut olan basit ve
anlaşılır kelimeler olduğu görülmektedir.
Tablodan da görüldüğü üzere, Usuli ve Zaifi 10 ve 6 şiir sayısı ile en çok şiir yazan
şairlerdir. Meali 1 şiir yazmasına rağmen 15 dörtlükten oluşan bir destan ile bu tarzda ilk şiir
örneğini vermesi açısından önemlidir. Bu şiir, Şahkulu isyanın bastırılması için padişaha
yazılmış bir destandır. Halkı ilgilendiren bu önemli sosyolojik hadiseyi halkın ağzından
samimi bir dille ve hece ölçüsüyle söylemesi pek tabidir. Usuli‟nin hece ile yazdığı şiirler
tekke bağlantısı sebebiyle olmalıdır. Zaifi, koşma tarzındaki aşıkane şiirlerini divanında “fi‟tTürkiyât” başlığı altında toplamıştır. Fevri ise gazel nazım şekliyle sadece bir şiirinde hece
ölçüsünü kullanmıştır. Aşık Çelebi‟nin şiiri yazmadaki gayesi, diğer şairlerden farklıdır. O,
7

Mustafa İsen (2013) “Meâlî” www.turkedebiyatıisimlersozlugu.com (ET.18.04.2013)
Halk ve Divan şiirinin etkileşimiyle ilgili geniş bilgi için bk. Cemal Kurnaz (1990) Halk ve Divan Şiirinin
Müşterekleri Üzerine Akçağ Yayınları, Ankara. M.Fuat Köprülü (1986) Edebiyat Araştırmaları, Türk Tarih Kurumu
yay. Ankara.
8

�halk şirine yakınlık duyduğu için değil, Manav Seydi‟yi yermek için, tamamen sanat dışı
gördüğü halk edebiyatı nazım şeklini ve hece ölçüsünü kullanmıştır. Bu nedenle şiirinde
kullandığı Türkçe kelime oranı da %81‟e çıkmıştır.
Kullanılan az sayıdaki Arapça ve Farsça yapılı terkiplerde kullanılan kelimelerin de
özellikle dini terimler olduğu görülmektedir.
Usulî
Âl-i abâ / Şehîd-i Kerbelâ / Cafer-î Sadık / Muse’r- Rıza / İmam-ı pîşvâ / Tîg-ı Kazâ/ Sırr-ı Hüdâ

Zaîfî
Dûd-ı Âh / Nar-ı ışk / Şem’-i aşk

Fevrî
Lal-i cân /Râh-ı reyhân / Kûy-ı hasret

Aşık Çelebi
______

Me’âlî
______

B. DİN VE TARİKATLA İLGİLİ KAVRAMLAR

�Usûlî 1

Pir
Hak
Din

Mü’mi
n
Münki
r
İman
Askerî

Kıble

Erenler

Muhammed Bakır

Hasan

Hüseyin Ali Muse’r-Rıza

Kâzım
Nâkî

Şâh

Muhammed Mehdi
Muhammed Ali

Şehîd-i Kerbelâ
Hûda
Zeynel Âbidîn
Hak

�Usûlî 2

Allah

Usûlî 3

Yaradan

Usûlî 4

Birler

Erenle
r

Usûlî 5

Pîr

Allah

Usûlî 6

Hûda

Usûlî 7

Din

Usûlî 8

_____

Usûlî 9

Yusuf

Usûlî 10

Allah

Alî

Şah
Hak

Erenler

Yediler

Kırklar

İman

Za’îfî
1

Rahm

Zaîfî 2

_____

Za’îfî
3

Rahm

Za’îfî
4

______

Huri

Hak

Muhammed Ali

Ecel

Rahmet

Kurban

Dergâh

Rahmet

Kur’an

Günah

Za’îfî 5 ______
Za’îfî 6 ______

Me’âlî

Aşık Çelebi

Şahkulı

İmam

Kızılbaş

Müslüman

Yaradan

Yezid

Şeytan

Pîr

�Fevrî

Kur’an

Bi’llâh

İsa

C. YER VE KĠġĠ ADLARI
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî
Usûlî

1
2
3
4
5
6
7
8
9
10

Me’âlî

YER ADLARI
_
Yenice
_
_
Şam
Konya
_
_
_
Mısır
_

YER ADLARI
Türk ili
Anadolu

Aşık Çelebi

KİŞİ ADLARI
Usûlî
Sultan Mustafa

Osman ili

YER ADLARI
Manavgat Keşiş Dağı

KİŞİ ADLARI
Şehzade Korkud Vezir-i
Azam
Ali
Paşa
Şahkulu/Şeytan
kulu

Bursa

Şehzade Ahmet

KİŞİ ADLARI
Tahtakale Manav Seydi

KİŞİ ADLARI

Fevrî

YER ADLARI
___

Zaîfî

YER ADLARI
___

KİŞİ ADLARI
Zaîfî
Süleyman Han

Me’âlî

Fakir Emmi

�D. ÜNLEMLER
Rumeli şairlerinin şiirlerinde kullandıkları samimi söyleyişlerin neticesinde özellikle
karşılıklı konuşuyormuş gibi kullandıkları “ya, be, hey, bak a, gel a, ey” gibi ünlemler
hece ölçüsü ile yazılan şiirlerde de karşımıza çıkar.

Usûlî
Ah / be hey / ey / hey meded /hey / gel a

Zaîfî
Ah / ey / be / hey /
Zaîfî’nin 3. Şiirinde her kıtada “be” ünlemi kullanılmıştır.

Aşık Çelebi
Be

Me’âlî
Ey

Fevrî
Ey

E. ĠKĠLEMELER
Usulî
Dolup taşdı / Deyü deyü / Yana Yana / Tas tas / Kıya kıya / Karma kara / Kane kane / Yane yane /
Gider gelir

Zaîfî
Kuçulası kuçulası

Fevrî
____

�Aşık Çelebi
Yağır yağır / Domur domur / Böngel böngel

Me’âlî
Ayın bayın / Baştan başa / Az az

F. BĠRLEġĠK FĠĠLLER VE DEYĠMLER
Usûlî 1

Kul ol- /Hakkı bul- / Kapısına gel-

Usûlî 2

Meded eyle- / Haber ver- / Mest ol- / Serden geç- / Gönlü açıl-

Usûli 3

Terkin ur- / Halden hayla- / Öç al- / Can ol- / Derman ol- / Gussa ye-

Usûlî 4

Baştan aş-/ Sel ol- / Gönlünü al- / Gayîb ol- / Deli ol- / Gönlü coş- / himmet eyle-/ yerlere çal-

Usûlî 5

Geç ol- / Peyman güt- / Terk eyle- /

Usûlî 6

Öç al- / Yazılan gel- / Terk it- / Dem sür-

Usûlî 7

Terk it- / Viran it- / Garib ko- / Aşk odına sal- /Sergerdan kıl- / Gönlünü al- / Toprak ol-

Usûlî 8

Aklı şaş- / Kan ağla-

Usûlî 9
Usûlî 10

Gözini aç- / Seyran eyle- / Söz aç- / Hayran eyle- / Haber vir- / Sultan eyle- / Can eyle- / Biryan
eyle- / Derd ol- / Derman bul- / Derman eyle- / Bayrama ir- / Kurban eyle- / Yüz sürİş gör- /Tesbih it- / Devlet vir- / dergehinden sür-

Zaîfî
Zaîfî
Zaîfî
Zaîfî
Zaîfî
Zaîfî

Rahm eyle- / Benzüm sol- / Revan ol- / Ah u figan ol- / Nihan olHayran kal- /Yüz vir- /
Yar ol- / Dud-ı âha boyan- / Bilmiş ol- / Kul ol- / Kül ol- / Rahm it- / Ah alOd ur- / Gözleri kanına girGönlü taş- / Baştan aş- /Gönlü düş- / Aşık olViran it-/ Divane it / Cana kıy- / Yar ol- /Şive eyle-

1
2
3
4
5
6

Aşık Çelebi

Öne kat- / Belaya uğra-

�Fevrî

Gönlü sev- / Ezber it- / Hıfz it-/ Lutf it-

Me’âlî

Yok ol- / Oyun ol- / Kazığa ur- / El sun- / Kırgın ol- / Yazusın gör- / Zebun ol- / Fitne kopar-/ kanı
helal ol-

G. ESKĠ ANADOLU TÜRKÇESĠ SÖZVARLIĞINA AĠT KELĠMELER
Usûlî
Bilü: bilgi / haylamak: önem vermek / ağu: zehir / yatlu: kötü, fena / uşan-: kırılmak parçalanmak
/kıya: sert / yel-: hızlı gitmek / göyün-:yanmak / kuç-: kucaklamak

Zaîfî
Ayruk: başka / sor-:emmek / biliş: tanıdık / kuç-:sarılmak / on-:iyileşmek

Aşık Çelebi
kürük: boynuzsuz öküz / ütmek: taze buğdayı kabuğuyla ateşe vermek / keş: ekşimik / yağır: yağlı
/domur: tomurcuk / domalak: yer elması, mantar / yuvalak: yuvarlamak / hengel:tatar böreği /
döngel: muşmula / böngel böngel: fokur fokur (kaynamak) / avadan: iyice, tamamıyla / yügürmek:
hızla koşmak /dümbek:kuyruksuz

Me’âlî
düre-: peyda olmak, türemek / yayka-: yıkamak / yal: köpek yemeği / yun-: yıkanmak / kırgın:
katliam

Fevrî
dirgürmek: diriltmek

SONUÇ

�0. Hece ölçüsüyle şiir yazan Rumeli şairleri 16. Yy. şairleridir. Bu şairler; Usuli,
Za„ifi, Meali, Aşık Çelebi ve Fevri‟dir.
1. Mahallileşme ceryanına kadar hece ölçüsünün kullanılmadığı görüşünü yıkan bu
şairler, kimi zaman orijinallik göstermek, kimi zaman halk kültürüne yakınlıklarını
ispatlamak, kimi zaman da halk şirini küçümsemek için bu şiirleri yazmıştır.
2. Meali 8‟li; Usuli 11‟li (2 şiir) ve 8‟li (8 şiir); Za„ifi 7‟li, 8„li (5 şiir) ve 11‟li; Fevri
8‟li ve Aşık Çelebi 8‟li hece ölçüsüyle şiirler yazmışlardır.
3. Halk şiiri özellikleri ile yazıldıkları için kullanılan dil halk edebiyatı şiirlerinden
farklılık göstermez. Bu nedenle Balkan şairlerinin özelliği olan sade Türkçeyi
kullanma geleneğine de uygundur.

4. Kullanılan Türkçe kelimelerin oranı %43-%81 arasındadır. Fevri, gazel nazım
şeklinde yazdığı için Türkçe kelime oranı %43, Aşık Çelebi, şiirini alay ve
küçümseme için yazdığından Türkçe kelime oranı %81‟dir. Genel olarak
kullanılan Arapça ve Farsça kelimeler günlük kullanımdaki kelimelerdir.
Anlaşılması zor Arapça ve Farsça terkipler yoktur. Bu terkipler daha ziyade dini
terimler için kullanılmıştır.
5. Rumeli şairlerinin sıkça kullanıldığı “ah/ ey/ hey/ be hey/ ey medet/ gel a“
ünlemleri şairlece kullanılmıştır.
6. Yazılan şiiri konusuna uygun yer ve kişi adları kullanılmıştır.
7. İkilemeler, birleşik filler ve deyimler sıkça kullanılır.
8. Özellikle Aşık Çelebi‟nin şiirinde Eski Anadolu Türkçesine ait kelimeler dikkat
çekici oranda kullanılmıştır.

ġĠĠRLER

�MEʼĀLῙ

Yakdı köti gibi şarun

Destan

Yok mıdur namus ve arun

1

Bile al gel yeniçerin

Kendü ilünde düredi

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

7

Çıktı ellere yüridi

Sultan Korkud korkup kaçdı

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Ali Paşa berü geçdi

2

Oyalanup az az göçdi

Çok devletlüler yog oldı
Taglar başı turag oldı
Bir Türk ilünde beg oldı
Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş
8
Mülküne düşmen el sundı
Memleket kan ile yundı

3
Görün netdi Şahkulıyı
İndi yaykadı yalıyı
Aldurdun Anatoluyı
Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Etmegün yiyenler döndi
Yetiş Gāzī Hünkār yetiş
9
Gör Kızılbaşun halini

4

Zulme uzatdı elini

Akıl ayın bayın oldı

Tutmasun Osman ilini

Bir acayib oyun oldı

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Çok sipahun hayin oldı

10

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Müslümanlar zebūn oldı

5

Erkek dişi magbun oldı

Yandı köti başdan başa

Katı büyük kırgın oldı

Kim kayil ola bu işe

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Kazuga urıldı Paşa
Yetiş Gāzī Hünkār yetiş
11
6

Yiyenler senün ni‟metün

�Saklamadılar hürmetün

VARSAĞI

Yaradan vire fursatun

1

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Pīrimün yolı çünki Hak yolıdur

12

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Sultan Ahmed varamadı

Müʼminün ezelden kavli belīdür

Yezīd cengin göremedi

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Kaçtı yezid duramadı

2

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Serden geçer imiş bu yolda server

13

Münkirler elinden kesilür serler

Ali Paşa ardın sürdi

Nice bin baş çıkup bağrumda söyler

Yorgun leşker ile erdi

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Başında yazusın gördi

3

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Erenlerün zahmı cāne merhemdür

14

Şimden girü ölür isem ne gamdur

Şeytan-kulı düşdi anda

Pīrlerün işigi çünki kıblemdür

Başı yuvalandı kanda

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Fitneler koptı cihanda

4

Yetiş koca Hünkar yetiş

Pīrimün azmi çün toğrı yoladur
İsteyen kişiyi Hakkʼa iledür

15

Hak anunla her nefesde biledür

Ey Meʼālī acep haldür

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Kızılbaşun işi āldür

5

Şüphesüz kanı helāldür

Gönülde çirk olan pīrden arınur

Yetiş Gāzī Hünkār yetiş

Hakkun sıfatı pīrlerden görinür
Pīri olmayanlar yarın yirinür
Dönmezin niye döneyin pīrümden

USŪLῙ

I

6

�Benüm gönlüm bir divāne delidür

II

Cān u dilden erenlerün kulıdur

1

Benüm pīrüm çün Muhammed Aliʼdür

Yeniceden esen seher yelleri

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Bana Sultan Mustafadan haber vir

7

Unıtdı mı gurbetteki kulları

Hakīkat pīrleri āl- i abādur

Bana Sultan Mustafadan haber vir

Hasan Hüseyin cānlara safādur

2

Benüm şāhum şehīd- i Kerbelāʼdur

Tīz ol yüridigün rāhı seversen

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Meded eyle gel Allahʼı seversen

8

Bir Alīlik eyle şāhı seversen

Zeynel Ābidīndür gönlümde cānum

Bana Sultan Mustafadan haber vir

Muhammed Bakıra bakar bu cānum

3

Caʼfer- i Sādıkdur dīnüm imānum

Aşkına aşk doluları içilsün

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Mest olup cān ile serden geçilsün

9

Gāyet hussadayın gönlüm açılsun

Kāzım bize bir niʼmetdür Hudādan

Bana Sultan Mustafadan haber vir

Rāzıdur Hakk Ali Museʼr- Rızādan

4

Muhibbüz Nākiye kālū belādan

Yaralı cāna merhem urulur mı

Dönmezin niye döneyin pīrümden

Usūlīnün hālinden sorulur mı

10

Karşusında dīvānlar kurulur mı

Nāki Hakʼdan imām- ı pīşvādur

Bana Sultan Mustafadan haber vir

Askerī düşmene tīğ- i kazādur
Muhammed Mehdī hod sırr- ı Hudādur
Dönmezin niye döneyin pīrümden
11
Usūlīyem Hak kapusına geldüm
Cān u dilden erenlere kul oldum
Pīrler işiginde ben Hakkı buldum
Dönmezin niye döneyin pīrümden

III
1
İki cihān terkin urduk
Fenālaruz fenālaruz
Abāya nemede girdük
Fenālaruz fenālaruz
2

�Bir nemeddürür şālımuz

8

Kimse anlamaz hālimüz

Bunda teferrüce geldük

Yücedür akl ü bilümiz

Sanma kim eğlendük kalduk

Fenālaruz fenālaruz

Nice kerre doğduk öldük

3

Fenālaruz fenālaruz

Ezel aşkıyla gelmişüz

9

Kendü hālimüz bilmişüz

Birazcık hālden haylaruz

Ölmezden evvel ölmişüz

Erenler içün söylerüz

Fenālaruz fenālaruz

Maʼna denizin boylaruz

4

Fenālaruz fenālaruz

Hālimüz bilür Yaradan

10

Geçmişüz ag u karadan

Usūlīyem diyü gelmiş

Dönmeziz hiç bir bereden

Gönül istedügin bulmış

Fenālaruz fenālaruz

Kahbe felekden öc almış

5

Fenālaruz fenālaruz

Filān böyledür dimezüz
Kimse gussasın yimezüz

IV

İşi ferdāya komazuz

1

Fenālaruz fenālaruz

Gözüm yaşı taşdı yine

6

Himmet eylen himmet eylen

Kuş olup gökte uçaruz

Düşdüm belā denizine

Cān milketine göçerüz

Himmet eylen himmet eylen

Dirlik suyunı içerüz

2

Fenālaruz fenālaruz

Coşdı deli gönül coşdı

7

Deryālara dolup taşdı

Hak nūrına bürhān olmış

Gam denizi başdan aştı

Her bir derde dermān olmış

Himmet eylen himmet eylen

Cānlar içinde cān olmış
Fenālaruz fenālaruz

3

�Çıkmışdur bagrumda başlar

Uçur kuşu bu yuvadan

Sel oldı gözlerdeki yaşlar

Gel gurbete gidelüm gel

Engine saldum yoldaşlar

2

Himmet eylen himmet eylen

Gezelüm Şāmı Konyayı

4

Meded Allah deyü deyü

Bir vefāsız gönlüm aldı

Ko bu vefāsız dünyayı

Dönüben yirler çaldı

Gel gurbete gidelüm gel

Gönül mihnetlerde kaldı

3

Himmet eylen himmet eylen

Kıyalum baş ile cāna

5

Yaşumuz boyayup kana

Togrı yolına varanlar

Aşk odına yana yana

Hak dīdārını görenler

Gel gurbete gidelüm gel

Hey meded gerçek erenler

4

Himmet eylen himmet eylen

Ahd ile peymān güdersin

6

Tas tas agular yudarsın

Hey yediler kırklar birler

Bir vefāsızı nʼidersin

Hāzır gāyib olan pīrler

Gel gurbete gidelüm gel

Çagırdıgum gerçek erler

5

Himmet eylen himmet eylen

Yüregüme dokundı ok

7

Derd ile mihnetlerüm çok

Ayrıldum yārdan Usūlī

Bizi bunda esirger yok

Meded deli oldum deli

Gel gurbete gidelüm gel

Āh pīrüm Muhammed Ali

6

Himmet eylen himmet eylen

Gam dopdolu cānda tende
Huzūr kalmadı vatanda

IV

Gönlümüz eglenmez bunda

1

Gel gurbete gidelüm gel

Gönül geç olmaz hevādan
Gel gurbete gidelüm gel

7

�Terk eyle yārı yoldaşı

Kara toprak döşenmedin

Gözetme hālli hāldaşı

Ten kafesin uşanmadın

Akıdup gözlerden yaşı

Nefes kuşı boşanmadın

Gel gurbete gidelüm gel

Hele bir demdür sürelüm

8

4

Doyunca gördüm firkati

Dünyā kimseye mi kalur

Hālüm yatlu derdüm katı

Şüphe yok yazılan gelür

Çekmezüz biz bu mihneti

Ötesi Hudā bilür

Gel gurbete gidelüm gel

Hele bir demdür sürelüm

9

5

Gel varalum togrı yolı

Bir acāyib devrān ancak

Bir pīre diyelüm belī

Cümle ālem hayrān ancak

Bunda neylersin Usūlī

Bu da bir hoş seyrān ancak

Gel gurbete gidelüm gel

Hele bir demdür sürelüm
6

VI

Usūlī terk itdi varın

VARSAGI

Komadı āh ile zārın

1

Kim bilür nicʼolur yarın

Yārenler ecel gelmedin

Hele bir demdür sürelüm

Gözümüz toprak dolmadın
Felek bizden öc almadın

VII

Hele bir demdür sürelüm

1

2

Bana kıya kıya bakan

Dögünüp hasret taşıyla

Kormıyun seni kormıyun

Bagrumuz tolu baş ile

Bakışı yüregüm yakan

Āh ile kanlu yaş ile

Kormıyun seni kormıyun

Hele bir demdür sürelüm
2
3

Behey güzellerün hanı

�Āşıkun dīni īmānı

1

Yolına vireyin cānı

Andugumca aklum şaşar

Kormıyun seni kormıyun

Sen dʼölürsün ben dʼölürin

3

Aramıza firkat düşer

Terk idüp cānı cihānı

Sen dʼölürsün ben dʼölürin

Yıkdun virān itdün beni

2

Böyle garīb kodun beni

Gel begüm kıyma bu cāne

Kormıyun seni kormıyun

Yazukdur girme gel kane

4

Kimseye kalmaz zamāne

Beni aşk odına salan

Sen dʼölürsün ben dʼölürin

Derd ile ser-gerdān kılan

3

Eliyle gönlümi alan

Yanıma gel şefkat ile

Kormıyun seni kormıyun

Koma beni firkat ile

5

Korkaram bu hasret ile

Ölüm yilleri esmezse

Sen dʼölürsün ben dʼölürin

Ömr ekinini biçmezse

4

Ecel leşkeri basmazsa

Kıyma kuluna sultānum

Kormıyun seni kormıyun

Karma kara yine kanum

6

Diyetdür bu benüm cānum

Nice bir yil gibi yilem

Sen dʼölürsün ben dʼölürin

Aşk odunda toprak olam

5

Meger ecel gele ölem

Usūlī eydür bu sözüm

Kormıyun seni kormıyun

Derd ile göyünsün özüm

7

Kan ağlasun iki gözüm

Usūlī ayrılmaz senden

Sen dʼölürsün ben dʼölürin

Hiç cān ayrılır mı tenden
Yani kaçma gel a benden
Kormıyun seni kormıyun

VIII

IX

�1

Hemān derde dermān eyle

Berü gel cān gözini aç

7

Ālemlere seyrān eyle

Yārün cemālüni gördün

Halka rahmet yağmurın saç

Ayağına yüzün sürdün

Gönlini bir ummān eyle

Usūlī bayrāma irdün

2

Var cānunı kurbān eyle

Didüm bir söz aç şārundan

X

Haberler söyle yārundan

1

Şol bir ince esrārundan

Evvel başdan senʼögerin

Yine bizi hayrān eyle

Cümle işi gören Allah

3

Sıdk ile çagıran kulun

Söz açma kevn ü mekāndan

Maksūdını viren Allah

Bize bir haber vir cāndan

2

Yūsufı kurtar zindāndan

Senün kulundur cism ü cān

Mısr iline sultān eyle

Sana tesbīh ider cihān

4

Gözlerden olıban nihān

Cihāndan geçmek istersen

Gönüllere giren Allah

Hūrīler kuçmak istersen

3

Göklerde uçmak istersen

Her kişi bu hāli bilür

Evvel cānına cān eyle

Kimi togar kimi ölür

5

Cihān halkı gider gelür

Girmek istersen meydāne

Hiç gitmeyüp duran Allah

İç kanını kane kane

4

Aşk odına yāne yāne

Kimisine devlet virüp

Cigerüni biryān eyle

Kimisine rahmet virüp

6

Bir kuluna laʼnet virüp

Āşık maʼşūka alınur

Dergehinden süren Allah

Maʼşūk aşk ile bilinür
Derd olsa dermān bulunur

5

�Gönlümde cümleden yegüm

Gözüm yaşı revān oldı

Hem efendimsin hem begüm

İşüm āh u figān oldı

Usūlī eydür istegüm

Dilde derdüm nihān oldı

Senden īmān Kurʼān Allah

Işk odı yandurdı beni

ZAῙFῙ

II

I

1

1

Dil āteşünle yandı

İy saçı boynum reseni

Uyur gözüm uyandı

Öldürürler mi seveni

Ayruklardan usandı

Severem candan yeg seni

Benüm begüm efendi

Aşk odı yandurdı beni

2

2

Göster yüzün göreyin

Hālüme rahm eyle hānum

Bakup hayrān durayın

Girme kanuma sultānum

Leblerüni sorayın

Cāndan sevgüli cānānum

Benüm begüm efendi

Aşk odı yandurdı beni

3

3

Bakan güzel gözüne

Esirge beni gāribem

Hayrān kalur yüzüne

Aşk bāğında andelībem

Tahsīn şīrīn sözüne

Yār vaslından bī- nasībem

Benüm begüm efendi

Aşk odı yandurdı beni

4

4

Esirge bülbülini

Yüregüm ışk ile doldı

Yād kokmasun gülüni

Sararuban benzüm soldı

Ağlatma ben kulunı

Bilmem nʼoldı hālüm nʼoldı

Benüm begüm efendi

Aşk odı yandurdı beni

5

5

�Yüz virme yāda zinhār

Bilmiş ol sana kul oldum

Bilişle yār ol ey yār

Gülşenünde bülbül oldum

Ko cevri ol vefādar

Nār-ı ışkunda kül oldum

Benüm begüm efendi

Be güzel yandum elünden

6

5

Var sana çok niyāzum

Yār ola sandumdı seni

Geçsün katunda nāzun

Aşka virdüm cān ü teni

Kimseye dime rāzum

Hicr odına yakdun beni

Benüm begüm efendi

Be güzel yandum elünden
6

III

Seni sevmekse günāhum

Der-Makām-ı Hüseynī

Severin vallāhi şāhum

1

Bana rahm it alma āhum

Efendi işit kulundan

Be güzel yandum elünden

Kerem it kokdur gülünden

7

Kaçma hānum bülbülünden

Pür-cefā imişsin şāhum

Be güzel yandum elünden

Bī-vefā imişsin māhum

2

Āşıkam miskīn garībem

Seni ben yār ola sandum

Kulunam şāhum esirge

Dūd-ı āhuma boyandum
Nār-ı ışkun ile yandum

IV

Be güzel yandum elünden

Der-Makām-ı Rast

3

1

Be zālim hoş bī-vefāsın

Tāze gül var budagında

Başdan ayaga cefāsın

Bülbüller öter bāgında

İtmedüm derdüm devāsın

Bin beni var yanagında

Be güzel yandum elünden

Bir güzel sevdüm çagında

4

2

�Gülleri lāla-reng olmış

Baglandum zülfine kaldum

Bāgı bahār ile tolmış

Nicʼideyin hey yārenler

Kuçulası çağın bulmış

3

Bir güzel sevdüm çagında

Ururam başuma taşlar

3

Akar gözlerümden yaşlar

Boyı tāze dala benzer

Çıkdı yüregümde başlar

Kaşları hilāle benzer

Nicʼideyin hey yārenler

Aşkı beni ala benzer

4

Bir güzel sevdüm çagında

Bir güzel sevdüm çağında

4

Bir beni var yanağında

Ak gülden akdur bedeni

Bülbül oldum gül bağında

Perçemi boynum reseni

Nicʼideyin hey yārenler

Öldür zālim seveni

5

Bir güzel sevdüm çagında

Yüregüm derdi onulmaz

5

Yār hālüm sormaga gelmez

Aşkı od urdı cānuma

Gözlerüm yaşını silmez

Gözleri girdi kanuma

Nicʼideyin hey yārenler

Denüz Süleymān Hanuma
Bir güzel sevdüm çagında

VI
1

V

Gönlümün āşināsı güzeller

1

Gözlerüm rūşenāsı güzeller

Taşdı gönlüm yine taşdı

Şīvesi hoş vefāsı güzeller

Aşk denizi başdan aşdı

Kuçulası kuçulası güzeller

Bir güzele gönlüm düşdi

2

Nicʼideyin hey yārenler

Kiminün āşıka cefāsı var

2

Kiminün mihr ile vefāsı var

Müşkil imiş āşık oldum

Kiminün hasteye şifāsı var

Hazān yapraklayın soldum

Kuçulası kuçulası güzeller

�3

AĢık ÇELEBĠ

Biri gögsin gerer emīrāne

Be şara giden gardaşlar!
Manav Seydi derler bana.
Kürüğü kovan yoldaşlar,
Manav Seydi derler bana.

Biri āhū velīk şīrāne (?)
Biri dil mülkini itdi virāne
Kuçulası kuçulası güzeller
4
Beni güzeller itdi divāne
Kıluben şemʼ-i aşka pervāne
Māl ü ten gitdi kıydılar cāne
Kuçulası kuçulası güzeller
5
Kimdür Zaīfīʼye dem-sāz
Kimi yār oldı kimisi hem-rāz
Şīve eyler kimi vefā kimi nāz
Kuçulası kuçulası güzeller

Fevri9
1. Gönlüm sevdi bir cânânı
Her kim görse dir cân anı
2. Hattı vasfın ezber it kim
Hoşdur hıfz itmek Kur'an'ı
3. Lal-i cân bahşundur bi'llâh
Ey 'İsâ-dem cânım cânı
4. Öldüm gamdan dirgür lutf it
Sun sâkî râh-ı reyhânı
5. Fevrinin kûy-ı hasretde
Gamdur mihnetdür yârânı

9

Fevri Divanı, 06 Mil. YzA 8833, ekitap.kulturturizim.gov.tr/dosya/1-32651,
vr.38a(ET. 07.05.2013)

Beş on yıl buzağı güttüm,
Tarlalarda buğday üttüm,
Sonra sofra yolun tuttum,
Manav Seydi derler bana.
Keş getirdim Manavgat'tan,
Bekler idim anı itten,
Dahi dururdur ol ottan
Manav Seydi derler bana.
Eşeğim öne katardım,
Keşiş dağında otardım,
Bursa'da odun satardım,
Manav Seydi derler bana.
Yağır yağır yağmalaklar,
Domur domur domalaklar,
Yuvarlarım yuvalaklar,
Manav Seydi derler bana.
Aşım unumdur hevengel,
Kaynatırım böngel böngel,
Ardı sıra yerim döngel,
Manav Seydi derler bana.
Mor kozalaktır yemişim,
Fakir Emmi'dir yoldaşım,
Avadan oluptur guşum,
Manav Seydi derler bana.
Al gumaştandır guşağım,
Yöğrüşüp gelir uşağım,
Çakı bilmezdir daşağım,
Manav Seydi derler bana.
Dün vardım Tahtakale'ye,
Başım uğradı belâya,
Zümbeğim düştü helâya,
Manav Seydi derler bana.
Sarf ü nahv okudum tamam,
Vaky ü arayizi komam,

�Alacakta oldum imam,
Manav Seydi derler bana.
Kal aslında laveledir,
Tal aslında taveledir,
Emme meylim gaviledir,
Manav Seydi derler bana.

Seksen beşindedir yaşım,
Ağarmıştır götüm başım,
Boyadırım emme rişim,
Manav Seydi derler bana.

Kaynakça
AKARSU, Kamil (1993): Rumelili Zaîfî Hayatı Sanatı Eserleri ve Divanından Seçmeler,
İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları
ÇELTİK, Halil (2008), Divan Sahibi Rumeli Şairlerinin Şiir Dünyası, Ankara: MEB
İPEKTEN, Haluk vd (1988), Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Ankara:
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.
İSEN, Mustafa (1990), Usûlî Divanı, Ankara: Akçağ Yayınlar.
_____________ (1997), Ötelerden Bir Ses “Divanlarda Heceyle Yazılmış Şiirler”, Ankara:
Akçağ
_____________ (2013) “Meâlî” www.turkedebiyatıisimlersozlugu.com
KOCATÜRK, Vasfi Mahir (1963), Saz Şiiri Antolojisi, Ankara: Ayyıldız Matbaası
KÖPRÜLÜ, M.Fuat (1986), Edebiyat Araştırmaları, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay.
KURNAZ, Cemal, TATÇI Mustafa (2001), Mehmet Nail Tuman Tuhfe-i Naili, Ankara:
Bizim Büro Yay.
KURNAZ, Cemal (1990), Halk ve Divan Şiirinin Müşterekleri Üzerine, Ankara Akçağ
Yayınları

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11141">
                <text>2244</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11142">
                <text>RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNİN HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZDIKLARI ŞİİRLER VE BU ŞİİRLERİN KELİME ÇEŞİTLİLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11143">
                <text>GÜRGENDERELİ, Rifat</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11144">
                <text>Divan edebiyatı ve halk edebiyatı kendi edebi gelenekleri çerçevesinde yüzyıllar boyu birbirleri ile etkileşim halinde olmuşlardır. 16. yüzyıldan itibaren birçok divan şairinin hece ölçüsüyle de şiir yazdığı görülür. Hece ile şiir yazma geleneği Rumeli şairleri tarafından başlatılmıştır. Hece ölçüsü ile yazılmış ilk şiir, uzun yıllar Rumeli’de görev yapmış olan Meâlî’ye aittir. Usûlî, Zaifî, Aşık Çelebî ve Fevrî gibi Rumeli şairleri hece vezni ile şiirler yazan önemli şairler arasındadır. Balkan şairlerinin hece ölçüsüyle şiirler yazmasındaki en önemli etken, bu şairlerin Rumeli’de önemli yeri olan tekke ve çevrelerinde yetişmiş ve yaşamış olmalarıdır. Sade ve samimi söyleyişleri şiirlerinde kullanmayı seven Rumeli şairleri, hece ölçüsü ile şiir yazmada divan şairlerine öncülük etmiştir. Halk şiiri ve divan şiiri arasında var olan ortak konuları, hece veznini de kullanarak birbirine daha da yaklaştıran Rumeli şairleridir. Bildirimizde hece ölçüsü ile şiir yazan divan şairleri genel olarak değerlendirilmiş ve hece ölçüsü ile yazdıkları şiirlerin kelime çeşitliliği ortaya konulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11145">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11146">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11147">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11148">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1402" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1734">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/550ee3df2ae95f3fe8ef225c7a6a082a.docx</src>
        <authentication>dd056b05ed2e66b068185e3f410ce5cc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1735">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/82b44c4a0135b131e1ed2a6f0a746745.pdf</src>
        <authentication>219b73f4c2fa0c7d8ab280c382b8c152</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11139">
                    <text>MOSTARLI ZİYÂÎ VE ŞİİRLERİNDEKİ ORİJİNAL SÖYLEYİŞLER
Müberra GÜRGENDERELİ
Trakya Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Edirne / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mostarlı Ziyâî, Divan Şiiri, Orijinal Söyleyişler.
ÖZET
XVI. yüzyılda yaşamış olan Mostarlı Hasan Ziyâî Boşnakların en eski divan
şairlerindendir. Divan şairleri yüzyıllar boyunca yeni ve orijinal sözler bulma gayreti
göstermişlerdir. Ziyâî’de de bu gayret açıkça görülmektedir. O, şiirlerinin kendisinden önce
yazılan şiirlerden daha orijinal olduğunu iddia eder. Kasidelerinde de alışılmış kaside tarzının
dışına çıkan şair, süslü ifade ve abartılı övgülerden uzak durmuş, divan şiiri geleneği içinde
görülmeyen tasvirler yapmıştır. “Hane-i Vîrâne, Sengistân ve Şitâiyye” kasideleri hem şekil hem
de içerik olarak klasik kasidelerden farklıdır. Bu kasideler daha çok realist, sembolik ve mizahi
anlayışla yazılmış şiirlerdir. Ziyâî, bazen kendisi bazen de çevresiyle ince ince alay eder. Ziyâî,
divan edebiyatında örneğine az rastlanan “Hasb-i Hâl” tarzı bir kaside de yazmıştır. Ziyâi’nin
alışılmışın dışına çıkma gayretiyle yazdığı bu şiirler onun klasik edebiyata yeni bir soluk getirme
çabasının bir sonucudur. Bildiride Mostarlı Ziyâî hakkında bilgi verilmiş ve divan şiirine
getirmeye çalıştığı yeni söyleyişler ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1736">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e8a3397dc12b0ff4607d5ab6f26bb3c1.docx</src>
        <authentication>1bfd7aeaa7996d317281c0393acc290f</authentication>
      </file>
      <file fileId="1737">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6815f113c51386b435241aa50f58ac0d.pdf</src>
        <authentication>39e682e69c0e8f45957a328644d0bb12</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11140">
                    <text>MOSTARLI ZİYÂÎ VE ŞİİRLERİNDEKİ ORİJİNAL
SÖYLEYİŞLER
Müberra GÜRGENDERELĠ

1

Özet
XVI. yüzyılda yaĢamıĢ olan Mostarlı Hasan Ziyâî BoĢnakların en eski divan
Ģairlerindendir. Divan Ģairleri yüzyıllar boyunca yeni ve orijinal sözler bulma gayreti
göstermiĢlerdir. Ziyâî‟de de bu gayret açıkça görülmektedir. O, Ģiirlerinin kendisinden önce
yazılan Ģiirlerden daha orijinal olduğunu iddia eder. Kasidelerinde de alıĢılmıĢ kaside tarzının
dıĢına çıkan Ģair, süslü ifade ve abartılı övgülerden uzak durmuĢ, divan Ģiiri geleneği içinde
görülmeyen tasvirler yapmıĢtır. “Hane-i Vîrâne, Sengistân ve ġitâiyye” kasideleri hem Ģekil
hem de içerik olarak klasik kasidelerden farklıdır. Bu kasideler daha çok realist, sembolik ve
mizahi anlayıĢla yazılmıĢ Ģiirlerdir. Ziyâî, bazen kendisi bazen de çevresiyle ince ince alay
eder. Ziyâî, divan edebiyatında örneğine az rastlanan “Hasb-i Hâl” tarzı bir kaside de
yazmıĢtır.
Ziyâi‟nin alıĢılmıĢın dıĢına çıkma gayretiyle yazdığı bu Ģiirler onun klasik edebiyata
yeni bir soluk getirme çabasının bir sonucudur. Bildiride Mostarlı Ziyâî hakkında bilgi
verilecek ve divan Ģiirine getirmeye çalıĢtığı yeni söyleyiĢler ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Mostarlı Ziyâî, Divan ġiiri, Orijinal SöyleyiĢler
MOSTARLI ZIYAI AND THE ORIGINAL UTTERANCE OF HIS POEMS
Abstract
Mostarlı Ziyai one of Bosniaks most ancient Divan poets of the 16th centuries. Divan
poets throughout the centuries have tried to find a new sayings. Ziyai also sought for it. He
claimed that the more original poems. His kasides, out of tradition. He's not been done before
in the depictions of traditional poetry does. “Hane-i Virane, Sengistan and ġitaiyye” kasides,
in both form and content different from classical kasides. These poems, they are written from
the perspective of a realist, symbolic and humorous. Ziyai sometimes mocks himself,
sometimes in the surroundings. He wrote a “Hasb-i Hal” poem in the new style.
Ziyai wanted to add something new to classic literature. In this study, information
will be given about Mostarlı Ziyai and the original utterance of his poems.
Key Words: Mostarli Ziyai, Divan Poetry, Original Utterance

1

Doç.Dr., Trakya Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

�Giriş
16. yüzyılda yaĢamıĢ olan Mostarlı Hasan Ziyâî, BoĢnakların en eski divan
Ģairlerinden biridir. Balkanlarda, özellikle de Bosna‟da önemli bir Ģöhrete sahip olmasına
rağmen, hayatı hakkındaki bilgiler Bosna‟da yapılmıĢ biyografik mahiyetteki birkaç küçük
çalıĢmadan ibaretti. Mevcut tek nüshası, Edirne Selimiye Kütüphanesi elyazmaları
bölümünde bulunan ve tarafımızdan tespit edilen divanının 2 ve diğer bir eseri olan ġeyh-i
Sanân mesnevisinin3 incelenmesiyle, Ģairin hayatı ve eserleri gün ıĢığına çıkarılmıĢtır. Divanı
ve ġeyh-i Sanân mesnevisinin yayımlanmasından sonra, bu eserler Bosna‟da ve Türkiye‟de
yapılan pek çok çalıĢmaya kaynaklık etmiĢtir.
Edirne için önemli bir hazine olan ve ilk bağıĢlarını Sultan II. Selim‟in bizzat yaptığı
Selimiye Kütüphanesi, 3384‟ü yazma olmak üzere toplam 11501 eserden meydana
gelmektedir. Kütüphanede; Türkçe divanlar ve mesnevilerin yanı sıra pek çok dini, tasavvufi
ve ahlaki eser bulunmaktadır. Kütüphanedeki Türkçe divanlardan biri olan Mostarlı Ziyâî‟nin
tek nüsha divanı, BoĢnak araĢtırmacılar tarafından uzun yıllar aranmıĢ, divanın Edirne‟de
bulunması Bosna-Hersek‟teki Osmanlı edebiyatı araĢtırmacıları tarafından büyük ilgi
görmüĢtür.
Nasıl ki Mostar köprüsü geçmiĢten günümüze Türkler ve BoĢnaklar arasında bir
kardeĢlik köprüsü oluĢturuyorsa, tarihin her döneminde önemli bir kültür merkezi olan
Edirne de, kütüphanesinde bulunan Mostarlı Hasan Ziyâî divanı gibi saklı edebiyat
hazineleriyle, Edirne‟den Bosna-Hersek‟e uzanan bir kültür köprüsü oluĢturmaktadır.
Balkanların en önemli mimari eserlerden biri olan Mostar Köprüsü‟nün kitabesindeki
tarih beyitleri de Mostarlı Ziyâî tarafından yazılmıĢtır. Ne yazık ki bugün bu kitabe yerinde
yoktur. Ziyâî, dünyada eĢi benzeri olmayan bu köprüyü gökkuĢağına benzetmiĢtir:
Kavs-i kuzahın aynı bir köprü binâ etti
Var mı bu cihân içre mânendi hey Allâhım
Ġbretle bakıp dedi târîhini bir ârif
El geçtiği köprüden biz de geçeriz Ģahım4
Ziyâî, Ģiirlerinde Balkanlar‟da bulunan bazı Ģehir ve kasaba adlarına da yer vermiĢtir.
Bunlar arasında; Hersek, Karadağ, Edirne, Eski Kiliselik, Akhisar Prusac, BenefĢe Limanı
gibi yer adları mevcuttur. Bir Ģiirinde Ģair; Hersek sancak beyi olduğunu bile hayal etmiĢtir.
Divanındaki bir nottan Ģairin adının Hasan, dedesinin ve büyük dedelerinin isimlerinin
ise sırasıyla; Ali, Mahmud ve Yusuf olduğunu öğrenmekteyiz. ġiirlerinden anlaĢıldığı
kadarıyla hayatını, yokluk ve sıkıntılarla geçiren Ziyâî, çok eski, harap ve yıkık bir evde
oturmaktadır. Bu ev; fare delikleriyle dolu, her taraftan yağmur ve rüzgâr alan, tahtaları
gıcırdayan, sobası devamlı tüten yıkık dökük bir yapıdır. ġair bu eve “hâne- i vîrâne” adını
vermiĢtir.
Meskenim oldı dirîgâ bir „aceb mihnet yeri
2

Müberra Gürgendereli (2002): Hasan Ziyâî Hayatı Eserleri Sanatı ve Divanı, Kültür Bakanlığı Yayınları,
Ankara.
3
Müberra Gürgendereli (2007): Mostarlı Ziyâî Şeyh-i San‘ân Mesnevisi, Kitabevi, Ġstanbul.
4
Gürgendereli (2002:343)

�Hâne-i vîrâneye koydı felek ben çâkeri
(Divan/Kaside 11-1)
Hayatının bir döneminde kuru iftiraya uğradığını söyleyen ve Ģiirdeki yeteneğinden
çok emin olan Ziyâî, yaĢadığı devirde Ģiirlerinin itibar görmemesinin sebebini, hünerinin
takdir edilmediği uzak bir vilayette kalmıĢ olmasına bağlar. ġair payitahta ulaĢıp sanatını
sergileyememesine üzülmekte ve çektiği maddi sıkıntılar yüzünden bildiklerini de
unutmaktan korkmaktadır. Bu da Osmanlı döneminde idareciler tarafından sanatın teĢvik
edilmesinin sanata ve sanatçıya olan olumlu katkısının bir göstergesi olarak karĢımıza
çıkmaktadır.
Hüner kadri bilinmez kaldım alçak bir vilâyette
Unutdum bildiğim dahi bu kıllette bu zillette
(Divan/MuaĢĢer 1-2)
Ziyâî, ġeyh-i Sanân mesnevisinde, fakirlikten kurtulmak için ailesiyle beraber
gurbete çıktığını söyler. Burası deniz kenarında kayalık bir yerdir. Fakat gurbette de
sıkıntıları devam edip ailesinin geçimini sağlayamayınca memleketine geri dönmeye karar
verir. Bir beytinde ailesinin karnını doyuracak bir dilim ekmeği bile bulamadığından
Ģikayet eder.
Ziyâî‟nin kaç çocuğu olduğu bilinmemektedir. Sadece “hâne-i vîrâne” adlı
kasidesinde; sobanın dumanının tütmesi sebebiyle ağladıklarını söylemesinden Ģairin
birden fazla çocuğu olduğu anlaĢılmaktadır.
Gâh eve girdikçe bakıp gülerim bî-ihtiyâr
Hep dütün derdinden ağlar görsem oğlancıkları
(Divan/Kaside 11-21)
Ziyâ‟î bir zaman sonra, Ģair ve âlimlere değer verip onları koruyan, Balkanlar‟ın
meĢhur Yahyâlı Beyleri sülalesinden gelen ve kendisi de bir Rumeli Ģairi olan Vusûlî
Mehmed Beğ‟in himayesine girer. Mehmed Beğ‟in de ilgi ve teĢvikiyle eserlerini daha
rahat yazmaya baĢlayan Ģair, ona intisap ettikten sonra sıkıntılarından bir miktar kurtulur.
Edebiyat tarihçileri; Mehmed Beğ‟in cömertliğiyle tanındığını ve sırtındaki elbisesi de
dahil olmak üzere bütün kıymetli giysilerini hediye edecek kadar devrinin
edebiyatçılarına değer verdiğini yazar. Hatta Gelibolulu Ali, Mehmed Beğ‟in elbiselerini
sanatkârlara hediye etmesi sebebiyle ancak terzilerinin yeni elbiseler dikmesinden sonra
sokağa çıkabildiğini söyler5.
Ziyâ‟î divanında, Ģairin ölümünden bir sene önce yani 1583‟te(H.991) vâiz olduğunu
gösteren bir tarih beyti de mevcuttur.
Ettikte Ziyâîyi takdîr-i Hudâ vâiz
Hâtif iĢitip dedi târîhini va‘ziyye
(Divan/Tarih 14)

5

Mustafa Ġsen(1994): Künhü’l-ahbârın Tezkire Kısmı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara,
s.330.

�Ziyâî 1584‟te, doğduğu kasaba olan Mostar‟da veba hastalığından ölmüĢtür. Kimin
yazdığı bilinmeyen
“Rahmet-i Hakk’a vâsıl oldum pâk” mısraı ölümüne düĢürülmüĢ olan tarih
mısraıdır6.
ESERLERİ
1.Divan:
Hasan Ziyâî‟nin 1584‟te Mostar‟da tamamladığı hacimli, mürettep bir divanı
mevcuttur. Bugüne kadar tek nüshası bulunabilen eser, Edirne Selimiye Kütüphanesi el
yazmaları bölümü 2127 numarada kayıtlıdır.

ġair, divanının dibacesinde; gençlik günlerinde aĢka meyl edip bu hevesle Ģiirler
yazdığını, ihtiyarlığında da bunların müsveddede kalıp dağılmasını reva görmediğinden
kaside, gazel ve diğer Ģiirlerden bir divan tertip ettiğini söyleyerek divanını yazma sebebini
dile getir. Divanda Rumeli Ģairlerine has rintlik, kalenderilik, Hristiyanlık kültürü, Rumeli‟ye
ait yer adlarının mevcudiyeti, atasözleri ve deyimlere sıkça yer verme, halkın gelenek ve
yaĢayıĢını Ģiirine aksettirme, Rumeli söyleyiĢleri, halk söyleyiĢine yakın samimi ifadeler ve
sadelik gibi belirgin özellikler mevcuttur. Bir gazel Ģairi olan Ziyâî, Ģiirlerinde sade, akıcı ve
samimidir. Zarif ve tabiî bir Türkçe ile söylenmiĢ gazellerin redifleri çoğunlukla Türkçe
kelimelerden meydana gelmiĢtir. Sanat yapmak iddiasıyla yapmacıklığa düĢmemiĢ, külfetsiz
ve anlaĢılır bir ifade kullanmıĢtır.
2.Kıssa-i Şeyh Abdürrezzâk (Şeyh-i San’ân) Mesnevisi:

Kıssa-i ġeyh Abdürrezzâk Mesnevisi, Ġslam ve tasavvuf felsefesi ile ilgili pek çok
eserde zikredilen ve Attâr‟ın Mantıkuttayrındaki hikayelerden biri olan meĢhur ġeyh-i
San‟ân hikayesini anlatır. Mesnevinin; biri Londra‟da, biri Zagreb‟de, ikisi Ġstanbul‟da olmak
üzere dört nüshası vardır. Mesnevinin sonunda eserin tamamlanıĢına 1583(H.991)tarihi
düĢürülmüĢtür.
ġeyh-i San‟ân kıssası, yıllardır söylenegelen “Sarı Gelin” türküsünün hikâye
kaynağını da teĢkil etmektedir. Halk arasında anlatılmakta olan çeĢitli varyantları bulunan
ve temelini klasik edebiyatımızdan alan “ġeyh Senan, ġeyh Senani” adlarıyla bilinen halk
hikayesi, özellikle Doğu Anadolu‟da çok meĢhurdur. Türküdeki “nenen ölsün” ifadesinin
aslının “Senen(Sanan) ölsün” olduğu iddia edilmektedir.
AĢık olduğu Hristiyan kızın peĢine düĢerek dininden vazgeçen ve bu uğurda pek çok
aĢağılama ve eziyetlere katlanan meĢhur ġeyh-i San‟ân‟ın kıssası, divan Ģiirinde sık kullanılan
bir mazmun olarak yer almasının yanında, dini-tasavvufi nitelik taĢıyan bir hikaye olarak
mesnevilere de konu olmuĢtur. Ziyâ‟î, mesnevide konu olarak Attâr‟ın Mantıku‟t-tayrı‟ndaki
ġeyh Sanân hikayesine sadık kalmakla beraber bazı ayrıntılarda ve hikayenin sonuç
bölümünde değiĢiklikler yapma yoluna gitmiĢtir. Bu durum esere orijinal bir nitelik
kazandırmıĢtır. Ziyâ‟î‟nin mesnevisini diğerlerinden ayıran en önemli özellik hikayenin sonuç
bölümüdür. Attâr‟ın hikayesinde Hristiyan güzeli, ġeyh‟e kavuĢtuğu an Müslüman olur ve
ölür. Ziyâ‟î‟nin eserinde ise ġeyh‟in sevdiği kız hemen ölmez, ġeyh ile beraber Kabe‟ye gelir,
günlerini dua ve ibadetlerle geçirdikten sonra ölür. Bu farklılık; bir Rumeli Ģairi olan
Ziyâ‟î‟nin eserinde, Balkanlarda yüzyıllar boyunca iç içe yaĢayan Hristiyanlar ve
Müslümanların dinlerinin karĢılaĢtırılması olarak görülebilir. ġair bu eserinde Hristiyanlık ile
6

Dzemal Cehajic (1976): Prilozı Zs Orıjentalnu Fılologıju, Orıjentalnu Instıtut u Sarejevu, Sarejevo, s.330.

�Müslümanlığı mukayese etmiĢ, Ġslamiyet‟in Hristiyanlığa olan üstünlüğünü vurgulamak
istemiĢtir.
Tasavvufî bir nitelik taĢıyan hikâyenin anlatmak istediği ana düĢünce, aĢkın insanın
gönlünde olduğu fikridir. AĢk uğruna çekilen eziyetlere ve ayıplamalara alçak gönüllülükle
katlanmak ve sabır göstermek gerekir. AĢk yolu, zorluklarla doludur ve gerçek aĢka yani ilahi
aĢka ancak çekilen sıkıntılar neticesinde ulaĢmak mümkündür.
3.Kenzü’l-esrâr:
Ziyâî, Nizâmî‟nin Mahzenü‟l-esrârına nazire olarak yazdığı 1565 beyitlik bu
eserinde; ilim, namaz, aĢk, kanaat, dünyanın faniliği, takva, haya, edep, yiğitlik, adalet,
cimrilik ve günah gibi yirmi farklı konuda hikayeler anlatmıĢ ve bu hikayelerle ilgili çeĢitli
nasihatlarda bulunmuĢtur7.
4.Varka vü Gülşâh:
Ziyâî‟nin bugüne kadar bulunamamıĢ olan bu eseri yazdığını, Kıssa-i ġeyh Abdürrezzâk
Mesnevisi‟nde yer alan bir beyitten anlıyoruz. ġair ġeyh-i San‟ân‟ın hikayesini yazma sebebini
anlatırken bütün güzel hikayelerin daha önce yazıldığını “Varka vü GülĢâh”ı da kendisinin kaleme
aldığını dile getirir.

Ziyâî’nin Şiirlerinde Orijinal Söyleyişler
Klasik edebiyatımızın çok bilinen bir özelliği de her beyitin baĢlı baĢına bir anlam
ifade etmesiydi. Eski Ģairlerimizi değerlendirenler, bilhassa eski tezkireciler “bakir
mazmun, bikr-i mana, muntazam Ģiir” derken hep beyti kastederlerdi. Nitekim Zâtî‟nin
sunduğu bir gazeldeki ,
Geldi ol zühd libâsını kabâ ettirici
Zâhidâ hırkaya çek baĢını mânend-i keĢef8
beytini II.Bayezid pek beğenir. Zâtî bu beyitte; Ģeriatın yasaklarından uzak duran din
adamını yani zahidi, bütün ibadetini ve sakındıklarını tehlikeye sokacak kadar güzel olan
sevgilinin geliĢine karĢı uyarır. Ona, tehlike karĢısında baĢını kabuğunun içine sokan
kaplumbağa gibi, baĢını hırkasının içine çekmesini öğütler. Beyitteki yeni ve renkli hayali
gören padiĢah ; “Billahi görün alemde mana tükendi derler, dünya dolu manadır, hüner bu
manayı bulmaktır.”diyerek takdirini belirtir. Burada dikkat çekici olan nokta, Zâtî‟nin
beytindeki mananın yeniliğinin yanında, Ģiirden anlayan ve kendisi de Ģair olan padiĢahın,
Zâtî‟nin orijinal anlam bulma çabalarını teĢvik etmesidir.
Eski Ģiirde hayal kavramı tezkirecilerin Ģairleri değerlendirme ölçülerinden birisidir.
ġairin hayali için aranan hal ve vasıf olarak en baĢta “hâs, hâssa, bikr” kavramlarına
rastlarız. Bu aranan hayalin yeni, kendine özgü, baĢka hiçbir kimsede görülmeyen, Ģairin
kendi muhayyilesinin malı olması demektir. Latîfî, Ģair ġarkî‟den “Tarzında muhterî ve
7
8

Fatih BaĢpınar, Ömer Zülfe (2011): Ziyâî, Kenzü’l-Esrâr, Hacegan Akademi Kitaplığı, Ġstanbul.
Mehmet ÇavuĢoğlu (2003): “Beyit Derken”, Divanlar Arasında, Kitabevi, Ġstanbul, s.17.

�bikr-i fikre ve hayâl-i hâssa kâdirdir”, Mesîhî‟den “Dikkat-i hayâlde bikr-i fikre
kudretlidir”, Zâtî‟den “Hayâlât u ma‟ânîden ne bikr-i fikr ola ki anın tab‟-ı pâk-i derrâki
ana yetmemiĢ ola…”, diye bahseder. ÂĢık Çelebi ise Mecdî‟yi “Çok bikr manîye dest
urmuĢtur.” Ġfadesiyle zikr eder..9
Mine Mengi, divan Ģiirinin kuralcı yapısına, değiĢmez Ģiir geleneğine ve
mecazlarına yöneltilen eleĢtirilere; “divan Ģairinin kendisinin de zaman zaman özellikle 17.
yy‟dan itibaren Ģiirde yenilik arayıĢı içinde olduğunu görüyoruz. Üzerinde sistematik bir
biçimde düĢünülmemiĢ olsa bile Ģiirde yeni bir söz söylemenin, daha önce kullanılmamıĢ
anlatım yolu bulmanın üslubun gereği olduğu, divan Ģiirinin kendi döneminde de fark
edilmiĢtir. ” Ģeklinde cevap vererek Nef‟î, Nâilî, Nâbî ve Nedim gibi Ģairlerin “bikr-i mana,
taze mazmun, bikr-i fikr” gibi kavramları kendi Ģiirlerinde kullanıĢlarını örnek beyitlerle
ortaya koyar.10
ġiirde el değmemiĢlik, bikr-i mana, bikr-i fikr ve tarz-ı cedîd gibi ifadeler yukarıda
adını zikrettiğimiz Ģairlerden çok önce yaĢamıĢ olan 16.yy Ģairi Mostarlı Hasan Ziyai‟nin
Ģiirlerinde yer almaktadır. O, yazmıĢ olduğu her beytin daha önce söylenmemiĢ, safa
bahĢeden orijinal söz ve hayallerle dolu olduğunu iddia eder.
Her beyti Ziyâ‟înin olur bikr-i safa-bahş
Gûyâ takınır baĢlayıban nâza benefĢe
(Divan/Gazel 424-7)
ġair ġeyh-i San‟ân mesnevisinde de, Ģeyhin aĢık olduğu Hıristiyan sevgilisinin
güzelliğini el değmemiĢ mazmunlarla dolu olan kendi Ģiirine benzetir.
Bikr-i fikrim gibi ol duhter-i ter
Bir perî-rû idi makbûl-i beĢer
(ġeyh-i San‟ân Mesnevisi/461)
Ziyâi aynı düĢünceyi bir baĢka beytinde; günümüzde, söylenmesinden kaçınılan
söz, övgü veya açık saçık nükte anlamlarında kullanılan “yakası açılmadık söz” deyimiyle
dile getirir.
Ey Ziyâ‟î yakası açılmadık sözdür bu kim
BaĢa çıkmaz gül gibi çâk-ı girîbân etmeyen
(Divan/Gazel 338-5)
ġiirlerindeki yakıcı sözleri kendisinden önce hiçbir Ģairin söylemediğini dile getiren
Ziyâ‟î orijinallik iddiasında bulunur.

9

Harun Tolasa (2002): Sehi, Latifi ve Aşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16.Yüzyılda Edebiyat Araştırma ve
Eleştirisi , Akçağ, Ankara, s361, 365, 367.
10
Mine Mengi (2000): “Divan ġiiri ve Bikr-i Mana”, Divan Şiiri Yazıları, Akçağ, Ankara, s.22

�Ashâb-ı Ģevk içinde bu muhrik edâları
Evvel Ziyâ‟îyâ hele bir Ģâ„ir etmedi
(Divan/Gazel 485-5)
Yeni tarzda Ģiirler yazdığını da söyleyen Ziyâ‟î, bu yeni tarzın eski Ģairleri ve
onların yazmıĢ olduğu bütün Ģiirleri unutturduğunu ifade eder. Belki de Ģair, bu beyitle
divan Ģiirinde yeni bir tarz meydana getirme arzusunda olduğunu dile getirmektedir.
Eski eĢ„ârı hep unutdurdı
Ey Ziyâ‟î bize bu tarz-ı cedîd
(Divan/Gazel 57-5)
AĢık Çelebi, MeĢâirü‟Ģ-Ģuarâ‟da yine bir Rumeli Ģairi olan Hayali Beğ‟i anlatırken
onun hayal gücünü ve yaratıcılığını, çok yükseklerde dolaĢan bir avcı kuĢa benzetir. Beligî
de AĢık Çelebi‟ye göre mania ve hayal avlayan bir Ģehbâzdır11. Ziyâ‟î, kendisinden önceki
Ģairlerin Ģiir ormanında kaçırdıkları manaları usta bir avcı gibi tek tek avladığını söyler. O,
eski Ģairlerin akıl edemediği mazmunlara Ģiirinde yer verdiği iddiasındadır.
PîĢe-i nazm içre çok vahĢî kaçırmıĢtır selef
Ben erenler himmetinde eyledim bir bir Ģikâr
(Divan/Gazel 164-4)
Dolunayın etrafındaki ıĢık halkasını yani haleyi, “aya asılmıĢ elek” olarak tasvir
eden Ziyâ‟î, bulduğu bu ince fikrin alıĢılmamıĢ bir söyleyiĢ olduğunun farkındadır ve bu
buluĢunu,“fikr-idakîk” olarak dile getirir.

Elek astı benim fikr-i dakîkim hâleden mâha
Gece bahs-i ruhunda görsen anunla neler kıldım
(Divan/Gazel 280-4)
Ziyâ‟î‟nin Ģiiri yeni hayal ve tasavvurlarla doludur. Kar ve kıĢ manzarasını çok
renkli hayallerle anlattığı Ģitâiyye kasidesinde karın yağıĢını, felek değirmeninin fakirlerin
karnını doyurmak için un öğütmesi Ģeklinde tasvir etmesini kendisi de turfe (yeni, hatta
tuhaf) olarak nitelendirir.
Kar yağdıkça düĢer hâtıra bu turfe hayâl
Âsiyâb-ı felek un attı ne gam yer fukara
(Divan/Kaside 2-7)
Ziyâ‟î‟nin yazdığı kasideler de alıĢılmıĢ kaside tarzının dıĢındadır. O, kasidelerinde
süslü ifade ve mübalağalı övgülerden uzak durur. Yazdığı, “hâne-i virâne” ve “sengistân”
kasideleri, hem muhteva hem de Ģekil olarak farklılık göstermektedir. Bu iki kaside de
11

Tolasa (2002:361)

�sadece nesip bölümünden meydana gelmiĢ Ģiirler olup, tasvirden ibarettir. Bunlar herhangi
birini övmek amacıyla yazılmayıp, Ģairin ahvalini anlattığı mizahi ve sembolik kasidelerdir.
Kaside-i Hâne-i Virâne‟de Ziyâ‟î, oturmak zorunda olduğu viran evini tasvir ederken hem
eviyle hem de kendisiyle alay eder. Bu ev yıkık dökük, 1800 penceresi, 250 kapısı olan,
deliklerle dolu, fare, yılan, çıyan, akrep ve örümcek gibi haĢaratın cirit attığı bir viranedir.
Fareler yer yer deliklerden çıkarmıĢ baĢını
San temaĢa edip istihzâ eder ben ahkârı
(Divan/Kaside 11-26)
Sengistân kasidesinde ise para kazanmak amacıyla gurbette taĢlık bir yere yerleĢen
Mostarlı Ziyâ‟î‟nin sevemediği bu yerdeki sıkıntılarını, cennete benzettiği memleketine
olan hasretini ve gurbette bulunmaktan duyduğu piĢmanlığı anlatır.
Âdem olan cennetten eder mi nefret
Seng-i ta„n ursa yeridir bana yârân-ı vatan
(Divan/Kaside 9-17)
Ziyâ‟î divanında gördüğümüz “sarı saçlı bir güzelden” bahseden beyit de onun
söylenmemiĢi söyleme arayıĢlarının bir tezahürüdür. “Divan Ģairinin dünyasında güzel için
sarılık, sarıĢınlık adeta yasak renktir. Herhalde Nedim tesiriyle olsa gerek 18. yy.
Ģairlerinde sarı saça daha fazla tesadüf ederiz.”12 Oysa Nedim‟den çok önce 16. yy‟da
Mostarlı Ziyâ‟î, 15. Yy.‟da Tacizade Cafer Çelebi,16. Yy.‟da Tarîkî ve Lâmiî birer beyitle
sarıĢın bir güzelden bahseden Ģairlerdir. Fatih Köksal, bu farklı söyleyiĢlerin çoğu divan
Ģairinin öğünmeyi itiyat haline getirdiği bikr-i manayı yakalamada önemli kıvılcımlar ve
farklı hava teneffüs edebilme gayretleri olduğunu söyler13. Ziyâ‟î de bu gayretle güzelin
sarı saçlarının beyaz yüzüne düĢmesini açık tenli sarı saçlı hıristiyanların Ġslam ülkesini
istila etmesi olarak tasvir eder. Bu tasvirde Ziyâ‟î‟nin bulunduğu coğrafyanın ve sarıĢın
Rumeli güzellerinin de önemli tesiri olmalıdır.
Her kaçan kim yüzine ol saru kâküller düĢer
Mülket-i Ġslâma san cünd-i benî asfer düĢer
(Divan/Gazel 150/1)
Yine Ziyâ‟î‟nin;
Koynuma gir esirge kuzucağım
Bedenüm baĢtan ayağa beredir
(Divan/Gazel 133-3)
beytinde gördüğümüz Ģuhane, çapkın edanın ve
müjdeler bir hali vardır.

12
13

“kuzucağım” ifadesinin sanki Nedim‟i

Fatih Köksal (2002): “Eski ġiirimizin Nadide Güzelleri” TÜBAR- Bahar XI, s.165-166
Köksal (2002:168)

�Sonuç
Verimli ve kabiliyetli bir Balkan Ģairi olan Mostarlı Ziyâ‟î, sade ifadeleri, akıcı,
orijinal ve etkileyici Ģiirleri ile Osmanlı Ģiir coğrafyasının Balkanlarda yetiĢen önemli
Ģairlerinde biridir. O, çağdaĢlarına göre daha cüretkar davranıp gelenekten ayrılmadan
hayal dünyası çerçevesinde yenilik arayıĢları içine girmiĢtir. Böylece Ģiir vadisinde at
koĢturmada, kendisinden önceki Ģairlerden ve çağdaĢlarından üstün olduğunu ispatlamak
gayesiyle yeni söyleyiĢleri Ģiirlerinde kullanmıĢtır. Ancak bu gayret döneminde ilgi
görmemiĢ, hatta belki de tuhaf bulunmuĢ, ancak 18. yy.‟da Nedim ve takipçileri tarafından
yenilik arayıĢları olarak rağbet görmüĢtür.
Kaynakça
CEHAJĠC, Dzemal (1976), Prilozı Zs Orıjentalnu Fılologıju, Sarejevo:Orıjentalnu Instıtut u
Sarejevu.
ÇAVUġOĞLU Mehmet (2003), “Beyit Derken”, Divanlar Arasında, Ġstanbul: Kitabevi.
GÜRGENDERELĠ, Müberra (2002), Hasan Ziyâî Hayatı Eserleri Sanatı ve Divanı, Ankara:
Kültür Bakanlığı Yayınları.
____________________
(2007), Mostarlı Ziyâî Şeyh-i San‘ân Mesnevisi, Ġstanbul:
Kitabevi.
ĠSEN, Mustafa (1994), Künhü’l-ahbârın Tezkire Kısmı, Ankara: Atatürk Kültür Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Yayınları.
KÖKSAL, Fatih (2002), “Eski ġiirimizin Nadide Güzelleri” Türklük Bilimi Araştırmaları
Dergisi.
MENGĠ, Mine (2000), “Divan ġiiri ve Bikr-i Mana”, Divan Şiiri Yazıları,Ankara: Akçağ.
TOLASA Harun (2002), Sehi, Latifi ve Aşık Çelebi Tezkirelerine Göre 16.Yüzyılda Edebiyat
Araştırma ve Eleştirisi , Ankara: Akçağ,
ZÜLFE, Ömer; BAġPINAR, Fatih (2011), Ziyâî, Kenzü’l-Esrâr, Ġstanbul: Hacegan Akademi
Kitaplığı.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11131">
                <text>2236</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11132">
                <text>MOSTARLI ZİYÂÎ VE ŞİİRLERİNDEKİ ORİJİNAL SÖYLEYİŞLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11133">
                <text>GÜRGENDERELİ, Müberra</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11134">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mostarlı Ziyâî, Divan Şiiri, Orijinal Söyleyişler. ÖZET  XVI. yüzyılda yaşamış olan Mostarlı Hasan Ziyâî Boşnakların en eski divan şairlerindendir. Divan şairleri yüzyıllar boyunca yeni ve orijinal sözler bulma gayreti göstermişlerdir. Ziyâî’de de bu gayret açıkça görülmektedir. O, şiirlerinin kendisinden önce yazılan şiirlerden daha orijinal olduğunu iddia eder. Kasidelerinde de alışılmış kaside tarzının dışına çıkan şair, süslü ifade ve abartılı övgülerden uzak durmuş, divan şiiri geleneği içinde görülmeyen tasvirler yapmıştır. “Hane-i Vîrâne, Sengistân ve Şitâiyye” kasideleri hem şekil hem de içerik olarak klasik kasidelerden farklıdır. Bu kasideler daha çok realist, sembolik ve mizahi anlayışla yazılmış şiirlerdir. Ziyâî, bazen kendisi bazen de çevresiyle ince ince alay eder. Ziyâî, divan edebiyatında örneğine az rastlanan “Hasb-i Hâl” tarzı bir kaside de yazmıştır. Ziyâi’nin alışılmışın dışına çıkma gayretiyle yazdığı bu şiirler onun klasik edebiyata yeni bir soluk getirme çabasının bir sonucudur. Bildiride Mostarlı Ziyâî hakkında bilgi verilmiş ve divan şiirine getirmeye çalıştığı yeni söyleyişler ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11135">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11136">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11137">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11138">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
