<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items?output=omeka-xml&amp;page=218" accessDate="2026-06-24T14:57:36+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>218</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1431" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1814">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/26fb72a37c55cf17ca4dfee524fa5795.docx</src>
        <authentication>18c7fe542699c5ae262f76052938d366</authentication>
      </file>
      <file fileId="1815">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8db72aa6d2fdb3927f9a32c469b669c2.pdf</src>
        <authentication>e9a071f5e68b08dd3bec7d00d25e33c3</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11411">
                    <text>KLASİK TÜRK ŞİİRİNİN SANAT FELSEFESİ BAĞLAMINDA OKUNMASINA DAİR
Halil İlteriş KUTLU
Gazi Üniversitesi, Klasik Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Sanat Felsefesi, Estetik, Klasik Türk Şiiri.
ÖZET
Klasik Türk şiirinin estetik temelinin nereye ve nasıl dayandığına dair sorular bugüne
kadar Şark edebiyat geleneğinin kendi dinamikleri içerisinde çoğu kez gündeme getirilmiş, bu
sınırlı çerçevede incelenmiş, tartışılmış fakat tutarlı bir cevaba ulaşılamamıştır. Dolayısıyla
Klasik estetiğin neliği ve nasıllığı ile ilgili hükümler devamlı olarak değişkenlik göstermiş,
geçerliliği olan bir temele oturtulamamıştır. Estetiğin esas itibariyle duygusallığın sağladığı
bilgilerin bilimi olması ve birikimini ekseriyet güzellik kavramı üzerine inşa etmesinden
hareketle Şark edebiyat geleneğinin estetik temellerini felsefi düzlemde aramak, cevap aranan
pek çok soruya çözüm bulmada önemli katkılar sağlayacaktır. Teknik açıdan XIII. ve XIV.
asırlarda sistematize olmaya başlayan Klasik Türk şiiri, estetik boyutunu Arap, İran, Hint ve
özellikle Yunan kültürlerinden oluşan heterojenik bir sentezden kazanmış ve güzellik kavramını,
idealize edilmiş platonist bir aşkın merkezinde inşa etmiştir. Klasik Türk şiirinin teşekkülünde
çok önemli bir yere sahip olan tasavvufî nazariyelerin de ontolojik ve epistemolojik kaynağının,
İslamî düşünceden daha çok Antik Yunan felsefesi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda
reel dünyadan soyutlandırılmış bu edebiyat anlayışının sadece varlık ve bilgi düzeylerini değil
temel aldığı estetiğin neliğini ve nasıllığını da felsefede aramak söz konusu problematiğin
çözümüne kapı aralayacaktır. Klasik şiir estetiğinin Aristo kaynaklı taklit (mimesis), Platon
merkezli idea esasına mı dayandığı yoksa hayal gücünden aldığı ilhamla bir yaratma
teşebbüsünden mi ibaret olduğu ve tüm bunlardan hareketle Klasik Türk şiir geleneğindeki
güzelliğin doğaya mı yoksa sanata mı dahil edilmesi gerektiği gibi estetiği ilgilendiren sorular,
Klasik Türk şiirindeki edebi zevkin nereden kaynaklı olduğunu açıklamaya yönelik pek çok
cevabı bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışmada Klasik Türk şiirinin estetik temelleri, sanat
felsefesinden hareketle izah edilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11403">
                <text>2229</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11404">
                <text>KLASİK TÜRK ŞİİRİNİN SANAT FELSEFESİ BAĞLAMINDA OKUNMASINA DAİR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11405">
                <text>KUTLU, Halil İlteriş</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11406">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sanat Felsefesi, Estetik, Klasik Türk Şiiri. ÖZET  Klasik Türk şiirinin estetik temelinin nereye ve nasıl dayandığına dair sorular bugüne kadar Şark edebiyat geleneğinin kendi dinamikleri içerisinde çoğu kez gündeme getirilmiş, bu sınırlı çerçevede incelenmiş, tartışılmış fakat tutarlı bir cevaba ulaşılamamıştır. Dolayısıyla Klasik estetiğin neliği ve nasıllığı ile ilgili hükümler devamlı olarak değişkenlik göstermiş, geçerliliği olan bir temele oturtulamamıştır. Estetiğin esas itibariyle duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi olması ve birikimini ekseriyet güzellik kavramı üzerine inşa etmesinden hareketle Şark edebiyat geleneğinin estetik temellerini felsefi düzlemde aramak, cevap aranan pek çok soruya çözüm bulmada önemli katkılar sağlayacaktır. Teknik açıdan XIII. ve XIV. asırlarda sistematize olmaya başlayan Klasik Türk şiiri, estetik boyutunu Arap, İran, Hint ve özellikle Yunan kültürlerinden oluşan heterojenik bir sentezden kazanmış ve güzellik kavramını, idealize edilmiş platonist bir aşkın merkezinde inşa etmiştir. Klasik Türk şiirinin teşekkülünde çok önemli bir yere sahip olan tasavvufî nazariyelerin de ontolojik ve epistemolojik kaynağının, İslamî düşünceden daha çok Antik Yunan felsefesi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda reel dünyadan soyutlandırılmış bu edebiyat anlayışının sadece varlık ve bilgi düzeylerini değil temel aldığı estetiğin neliğini ve nasıllığını da felsefede aramak söz konusu problematiğin çözümüne kapı aralayacaktır. Klasik şiir estetiğinin Aristo kaynaklı taklit (mimesis), Platon merkezli idea esasına mı dayandığı yoksa hayal gücünden aldığı ilhamla bir yaratma teşebbüsünden mi ibaret olduğu ve tüm bunlardan hareketle Klasik Türk şiir geleneğindeki güzelliğin doğaya mı yoksa sanata mı dahil edilmesi gerektiği gibi estetiği ilgilendiren sorular, Klasik Türk şiirindeki edebi zevkin nereden kaynaklı olduğunu açıklamaya yönelik pek çok cevabı bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışmada Klasik Türk şiirinin estetik temelleri, sanat felsefesinden hareketle izah edilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11407">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11408">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11409">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11410">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1430" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1812">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9a980b219f1c70437bfe3b2ff95bfb47.docx</src>
        <authentication>2cd92b6f86481be0a9d3a79125dd77aa</authentication>
      </file>
      <file fileId="1813">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e5de6590eea35a0b215fdadf6ba0b985.pdf</src>
        <authentication>96ff03bd15fa432a5019acadbd078db3</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11402">
                    <text>TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZ ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN YÖNTEMLER
Bahri KUŞ
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Ağrı /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi Ağızları, diyalektoloji, yöntem.
ÖZET
Türkiye Türkçesi Ağızları ile ilgili ilk çalışmalar 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren
görülmeye başlamaktadır. İlk yıllardaki folklorik malzeme derlemeye dayalı olarak
gerçekleştirilen çalışmalar yıllar geçtikçe yerini mukayeseli ve tasvirî ağız çalışmalarına
bırakmıştır. Ağızlar, bünyelerinde barındırdıkları arkaik ve özel yapılar sayesinde Türk dilinin
belli bir sebebe bağlanamayan hususlarının aydınlatılması için son derece önemlidir. Bu bakış
açısı ile Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine hazırlanan pek çok çalışma ileride hazırlanacak
mükemmel bir tarihî gramere yardımcı olacaktır. Hazırlanan ağız çalışmalarının tamamında
gerek ele alınan bölgenin sınırları gerekse yöredeki etnik durumlar gibi etkenler nedeniyle takip
edilen müşterek bir yöntem bulunmamaktadır. Çalışılacak bölgenin tercih sebebi, derleme,
fişleme ve soruşturma gibi hususların da yer yer farklı yöntemlerle yapıldığı görülmektedir.
Bunların yanı sıra söz konusu çalışmalarda ortak noktaların bulunduğu da görülmektedir. Bu
çalışmada Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine yapılan incelemelerde kullanılan farklı ve ortak
yöntemler örneklerle ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11394">
                <text>1849</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11395">
                <text>TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZ ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN YÖNTEMLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11396">
                <text>KUS, Bahri</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11397">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi Ağızları, diyalektoloji, yöntem.  ÖZET  Türkiye Türkçesi Ağızları ile ilgili ilk çalışmalar 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeye başlamaktadır. İlk yıllardaki folklorik malzeme derlemeye dayalı olarak gerçekleştirilen çalışmalar yıllar geçtikçe yerini mukayeseli ve tasvirî ağız çalışmalarına bırakmıştır. Ağızlar, bünyelerinde barındırdıkları arkaik ve özel yapılar sayesinde Türk dilinin belli bir sebebe bağlanamayan hususlarının aydınlatılması için son derece önemlidir. Bu bakış açısı ile Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine hazırlanan pek çok çalışma ileride hazırlanacak mükemmel bir tarihî gramere yardımcı olacaktır. Hazırlanan ağız çalışmalarının tamamında gerek ele alınan bölgenin sınırları gerekse yöredeki etnik durumlar gibi etkenler nedeniyle takip edilen müşterek bir yöntem bulunmamaktadır. Çalışılacak bölgenin tercih sebebi, derleme, fişleme ve soruşturma gibi hususların da yer yer farklı yöntemlerle yapıldığı görülmektedir. Bunların yanı sıra söz konusu çalışmalarda ortak noktaların bulunduğu da görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine yapılan incelemelerde kullanılan farklı ve ortak yöntemler örneklerle ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11398">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11399">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11400">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11401">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1429" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1808">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d8e511cb1eee1379ba212736c9038b8f.docx</src>
        <authentication>53f8a07b62bb540fb5da277051a3a8d5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1809">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e90b196c76cd2a3045462aa90c19f3de.pdf</src>
        <authentication>56700c4abe0b32b5640f0db953cde5af</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11392">
                    <text>AZERİ AĞIZLARI VE ÇAĞDAŞ TATAR DİLİNDE KULLANILAN BİR KISIM ESKİ
TÜRK KÖKENLİ KELİMELERİN DİLBİLİM VE KÖKENBİLİM AÇISINDAN
AÇIKLIANMASI
Kübra KULİYEVA
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi, Nesimi Adına Dilbilim Araştırmaları Enstitütü,
Dialektoloji, Dil Tarihi, Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Ağızlar, dil tarihi, dilbilmsel analiz, kökenbilimsel araştırma.
ÖZET
Dilin tarihinin eskiliyi halkın, onun bulunduğu coğrafi mekanın eskiliği demektir. Fakat o
eskiliği koruyan ve tespit eden maddesel esasın da önemli etmen olduğunu unutmamak gerek.
Dillerin öğrenilmesinde böyle bir esas olarak ağızlar ele alınmaktadır. Ağızlar canlı tarihtir,
çünkü dil tarihinin öğrenilmesinde yazılı kaynakların yanısıra ağızlarda bulunan dil olgularının
değeri büyüktür. Ağızlar eski dil ve kelime birimlerinin ilk yazılı anıtlarla karşılaştırılması,
kelimelerin oluşum ve gelişim tarihinin izlenilmesi, araştırılması, onların yeniden
yapılandırılması suretiyle eski biçimlerinin bulunmasına olanak sağlıyor. Türk dillerinin teşekkül
ve biçimlenme dönemlerinden yüzyıllar geçmesine rağmen ağızlar yüzlerce eski sesbilgisel,
dilbilgisel ve biçimbilgisel unsurların korunmasına imkan sağlamış, söz varlığının
zenginleşmesinde rol oynamıştır. Azeri dili ve tarihinin biçimlenmesinde rolü olan kıpçak, oğuzselcuk boylarının dil özelliklerini, dilbilgisel ve biçimbilimsel unsurlarını ağızlar hala da
yansıtmaktadır. Günümüz ağızlarda değişik Türk dillerinde, ayrıca Tatarcada kullanılan pek fazla
kelimeye rastlamaktayız. Bu kelimeler Azericede ağız seviyesinde korunmasına rağmen
Tatarcada edebi dilde kullanılıyor. Bunlara abzar, küp, adaş, baytal, aru, bike, xatın, əytü, təmiq
ve diger kelimeleri örnek verebiliriz. Bu kelimelerin kökenbilim açısından araştırılması Azeri ve
Tatar dilleriyle beraber tüm Türk dillerinin dil tarihinin öğrenilmesi için önem taşır. Şunu da
kaydedelim ki, ağızlarda taşlaşarak kalan kelimelerin açıklanması günümüzün sorunlarından
birine dönüşen bir meseleyi - halkımızın bu toprakların asıl sakinleri olgusunu da ortaya
koymaktadır. Ağızlar eski boyların her türlü özelliklerini iyi şekilde koruyabilen yegane
kaynaktır. Bu yüzden de yazılı kaynaklarda rastlanan özellikler ümumhalk dilinde bulunmasa
bile, ağızlarda yaşayabilir ki, bu da araştırmalar için en değerli özelliktir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1810">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0cf769f62184b14fbba81aad9c8dc559.docx</src>
        <authentication>9f288db7cc2b29109f0b9cc0dc3ac7fd</authentication>
      </file>
      <file fileId="1811">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6f2bc0d263cc7cc7ea75e678791ff791.pdf</src>
        <authentication>8ffcf817228032240f24b3a44118c857</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11393">
                    <text>AZERİ AĞIZLARI ve ÇAĞDAŞ TATAR DİLİNDE KULLANILAN BİR KISIM ESKİ
TÜRK KÖKENLİ KELİMELERİN DİLBİLİM ve KÖKENBİLİM AÇISINDAN
AÇIKLIANMASI
KÜBRA KULİYEVA1

ÖZET
Dilin tarihinin eskiliyi halkın, onun bulunduğu coğrafi mekanın eskiliği demektir. Fakat o
eskiliği koruyan ve tespit eden maddesel esasın da önemli etmen olduğunu unutmamak gerek.
Dillerin öğrenilmesinde böyle bir esas olarak ağızlar ele alınmaktadır. Ağızlar canlı tarihtir,
çünkü dil tarihinin öğrenilmesinde yazılı kaynakların yanısıra ağızlarda bulunan dil olgularının
değeri büyüktür. Ağızlar eski dil ve kelime birimlerinin ilk yazılı anıtlarla karşılaştırılması,
kelimelerin oluşum ve gelişim tarihinin izlenilmesi, araştırılması, onların yeniden
yapılandırılması suretiyle eski biçimlerinin bulunmasına olanak sağlıyor. Türk dillerinin teşekkül
ve biçimlenme dönemlerinden yüzyıllar geçmesine rağmen ağızlar yüzlerce eski sesbilgisel,
dilbilgisel ve biçimbilgisel unsurların korunmasına imkan sağlamış, söz varlığının
zenginleşmesinde rol oynamıştır. Azeri dili ve tarihinin biçimlenmesinde rolü olan kıpçak, oğuzselcuk boylarının dil özelliklerini, dilbilgisel ve biçimbilimsel unsurlarını ağızlar hala da
yansıtmaktadır. Günümüz ağızlarda değişik Türk dillerinde, ayrıca Tatarcada kullanılan pek
fazla kelimeye rastlamaktayız. Bu kelimeler Azericede ağız seviyesinde korunmasına rağmen
Tatarcada edebi dilde kullanılıyor. Bunlara abzar, küp, adaş, baytal, aru, bike, xatın, əytü, təmiq
ve diger kelimeleri örnek verebiliriz. Bu kelimelerin kökenbilim açısından araştırılması Azeri ve
Tatar dilleriyle beraber tüm Türk dillerinin dil tarihinin öğrenilmesi için önem taşır. Şunu da
kaydedelim ki, ağızlarda taşlaşarak kalan kelimelerin açıklanması günümüzün sorunlarından
birine dönüşen bir meseleyi - halkımızın bu toprakların asıl sakinleri olgusunu da ortaya
koymaktadır. Ağızlar eski boyların her türlü özelliklerini iyi şekilde koruyabilen yegane
kaynaktır. Bu yüzden de yazılı kaynaklarda rastlanan özellikler ümumhalk dilinde bulunmasa
bile, ağızlarda yaşayabilir ki, bu da araştırmalar için en değerli özelliktir.
Anahtar Kelimeler: Ağızlar, dil tarihi, dilbilmsel analiz, kökenbilimsel araştırma.
LINGUISTIC AND ETYMOLOGICAL EXPLANATION OF ANCIENT
TURKISH WORDS USING IN MODERN TATAR LANGUAGE OF
AZERBAIJAN LANGUAGE DIALECT AND ACCENT
Abstract
Ancient history of language means antiquity of folk and area of that geographical history.
But we must not forget an important factor that material basics protects ancient. Such basics are
dialect and accents. Dialects are alive history, because studying history of language are very
valuable facts of dialect materials and written sources.
Dialects creats opportunity to the comparison of ancient lexical units with initial written
monuments, tracking the history of the establishment and development, investigation of the
words, restoration archetypes by way reconstruction.

1

Doç. Dr., Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Nesimi Dil Araştırmaları Enstitütüsü
1

�Although passed centuries from the period of formation and forming of Turkish languages,
dialects and accents created an opportunity for hundreds old phonetic lexical and morphological
elements and have great role in development of lexical base and language. Today we can meet a
lot of different Turkish and Tatar words in dialects and accents. Although those words are in
dialect level of Azerbaijan language, they are used in literary in Tatar language.
We can show such examples as kup, abzar, adash, aru, xatin, aytu, tamiq, baytal, bike an
etc. Etymological explanations of these words have importance in history of language.
Let us note that, hundred words which remained in language of folk

are used in

Azerbaijan language dialect and accents inform us about aborigine living in Turkish kins.
Dialects and accents preserve traces and features of ancient tribal. In case of phonetic events are
not preserved in national language, in comparison the random words in written sources,
grammatical features have great importance in accent and other Turkish languages.
Key words: Dialect and accents, language history, linguistic analysis, etymological analysis
GĠRĠġ
Dilin tarihinin eskiliyi halkın, onun bulunduğu coğrafi mekanın eskiliği demektir. Fakat o
eskiliği koruyan ve tespit eden maddesel esasın da önemli etmen olduğunu unutmamak gerek.
Dillerin öğrenilmesinde böyle bir esas olarak ağızlar ele alınmaktadır. Ağızlar canlı tarihtir,
çünkü dil tarihinin öğrenilmesinde yazılı kaynakların yanısıra ağızlarda bulunan dil olgularının
da değeri büyüktür.
Ağızlar eski dil ve kelime birimlerinin ilkel yazılı anıtlarla karşılaştırılması, kelimelerin
oluşum ve gelişim tarihinin izlenilmesi, araştırılması, onların yeniden yapılandırılması suretiyle
eski biçimlerinin bulunmasına olanak sağlıyor.
Türk dillerinin teşekkül ve biçimlenme dönemlerinden yüzyıllar geçmesine rağmen
ağızlar yüzlerce eski sesbilgisel, dilbilgisel ve biçimbilgisel unsurların korunmasına imkan
sağlamış, söz varlığının zenginleşmesinde rol oynamıştır. Azeri dili ve tarihinin biçimlenmesinde
rolü olan Kıpçak, Oğuz-Selcuk boylarının dil özelliklerini, dilbilgisel ve biçimbilimsel
unsurlarını ağızlar hala da yansıtmaktadır.
Günümüz ağızlarda değişik Türk dillerinde, ayrıca Tatarca'da kullanılan pek fazla
kelimeye rastlamaktayız. Bu kelimeler Azerice'de ağız seviyesinde korunmasına rağmen,
Tatarca'da edebi dilde kullanılıyor. Bunlara abzar, küp, adaş, baytal, aru, bike, xatın, eytü, temig
ve diğer kelimeleri örnek verebiliriz. Bu kelimelerin kökenbilim açısından araştırılması Azeri ve
Tatar dilleriyle beraber tüm Türk dillerinin dil tarihinin öğrenilmesi için önem taşır.
2

�ÇAĞDAġ AZERĠ AĞIZLARI ve TATARCADA KULLANILAN ORTAK ESKĠ
KELĠEMELERĠN AÇIKLANMASI
Tamu/temig – cehennem
Bu eski kelime her iki dilde, fakat Tatarca'da edebi dil, Azerice'deyse ağızlarda
görülmektedir. Azeri ağızlarında dami/damu biçiminde rastladığımız sözcük Tatarca'da ve
“Oğuzname”de t varyantıyla kullanılmıştır: Tama olmasa, olmazdı tamu (Qğuzname,1987,130).
Şunu da söyleyelim ki, bu kelime Azerice'de uzun süre dilde yaşamış, Arap asıllı cehennem
kelimesi onu dilden çıkaramamış, her iki kelime bir süre paralel şekilde biribirinin eşanlamlısı
olarak kullandıktan sonra dilin pasif kelime fonuna geçerek ağız seviyesinde sabitleşmiştir. Ama
alıntı kelimeler dile girdiği zaman dil içi mücadelede bazan alıntı kelimelerin kazandığını da
söylemek gerekir ki, bunun da sebepleri vardır. Başka deyişle, İslamın gelmesi bu açıdan Türk
asıllı kelimelerin kaybına da yol açmış oldu. Şöyle ki, günümüz Türk dillerinde yaygın olan
Arap kökenli cennet/behişt kelimelerinin de zamanında dilimizde aynı anlamları taşıyan kendine
özgün karşılığı uçmağ kelimesi olmuştur. Araştırmalardan günümüzde ağız seviyyesinde kalan
damu kelimesinin Azerice'ye ait bir sıra yazılı kaynaklarda belirli dönemlerde tamu şeklinde
kullanıldığı belli oluyor. Eski Türk yazılı anıtlarında da rastlanan bu kelimeye çağdaş Türk
dillerinde tam, tama, tamı, tamu, tamuk gibi biçimlerde rastlamaktayız. Kelimenin Moğolca'da
da mevcutluğu onun kullanım coğrafisinin genişliğine delalet eder. Eski Türkçe'de tamuğ gibi
kullanılan sözcük ilkel biçimini sadece Başkurt ve Kazak dillerinde korumuşdur (Başkirskorusskiy slovar,1950, 504; Russko-kazaxskiy slovar,1954,18). Diğer Türk dillerinde ise -ğ/-k
ünsüzü düşmekle beraber, ünlüler arasında da sesbilim açısından değişiklikler olduğu
görülmektedir. XIII. yüzyıl abidesi sayılan “Kısseyi-Yusuf” eserinde kelimenin ilkel biçimine
rastlıyoruz:
Uçmağ verüb tamuğ otın satun alman,
Tamuğ içre bagi kalman süzler imdi (E.Alibeyzade,1982,124).
Örnekten de görüldüğü gibi, nerdese XII.-XIV. yüzyıllarda bu sözcük en eski yazılı
anıtlarımızda olduğu şekilde kullanılmış, dilin sonrakı gelişim sürecinde ğ ünsüzü düşerek,
“Divanü-lügat-it-Türk”, “Kutadgu bilig” eserlerinde, “Dedem Korkut Kitabı”nda, ayrıca,
Nesimi, Füzuli ve Hatayinin dilinde tamu/damu/dami/damı gibi biçimlerde kullanılmıştır.
Q.Voroşil XII.-XIII. yüzyıl Ermeni abidelerinin dilinde tamuğ kelimesinin var olduğunu
kaydediyor (G.Voroşil, V. Aslanov,1986,77-78). E.V.Sevortyan “Erken Orta Çağ Ermeni
yazarların dilinde türkizmler” başlıklı makalesinde Erzincanlı Hovanesin dilinde tamuğ
kelimesinin geçtiğini ve o dönem Ermeni yazarlarının Türk dillerinden çok sayıda kelimeler
aldıklarını yazmaktadır ( Е.Sevortyan,1971,266).
3

�Azerice'nin Karabağ ağzında dami kelimesi günümüzde hem de “azap” anlamında
kullanılıyor. Bize göre, en eski Türkler'in mitlojisi ve dinsel görüşlerinde cehennem, cennet
kavramı olmadığı ve onların sadece bunu hem maddesel hem de maddesel olmayan dünya için
“azap” gibi kabul ettiklerinden Karabağ ağzında kullanılan anlam daha eski biçim olarak kabul
görülebilir. Dilimizin sonraki gelişim safhalarında İslamın getirdiyi Arap kökenli cehennem
kelimesi yalnız Azerice'de değil, büyük çoğunlukla Türk dillerinde tamu kelimesini dilden
çıkarmış, yada söz varlığının eskimiş kelimeleri sırasına geçmesine neden olmuştur.
Ayutmağ/eytü – demek, söylemek
Ayutmağ şeklinde Azeri ağızlarında, eytü biçiminde Tatarca'da mevcuttur. Azerice'de
ağız seviyesinde tesadüf olunmasına rağmen, çağdaş Türk dillerinin büyük kısmında edebi dilde
kullanılır. Genelde, kullanım hızına göre bütün yazılı abidelerimizde gerek umumtürk gerekse
Azerice'nin değişik dönemlerine ait kaynaklarda sık sık tesadüf edilen sözcükdür.
“Oğuzname”de bu kelimenin “aytmak, demek” ve “söylemek” kelimeleriyle paralel kullandığını
görüyoruz: Öküz aytmıĢ: “Ben ölicek gönümü inek üstüne serün”; Eyü kendüyi gösterir; öldür
ki, doğru söyleye; Atalar: “Babam öldi, iş başına düşmüş”demiĢler (Oğuzname,1987, 30,31,18)
Azerice'nin Derbent ağzında “demek, söylemek” fiillerinin yanısıra aynı anlamda
kullanılmaktadır. Kelimenin sesbilim-biçimbilimsel şekilleri, anlam farklılıkları, kelime türetme
olanakları üzerine N.Hacıyeva ve A.Koklyanovanın beraber yazdıkları “Türk dillerinde konuşma
fiilleri” adlı makalelerinde bilgi verilmektedir (G.Bağırov, 1966,91-92). B. Oruzbayeva bir sıra
Türk dilleri için aynı derecede değerli olan sözcüklerin Kaşgarlı Mahmut “Divan”ında yansısını
bulmasının öneminden bahsederken “Divan”ın günümüz Türk dillerinde taşlaşarak kalmış eski
biçimbirimlerin yeniden yapılanması için önemli kaynak olduğunu kaydederek umumtürk asıllı
eski ayt- fiilini de gösterir ve Kırgızca'da terkibinde ay- kökünü korumuş kayaşa (söylenen,
homurdanıp duran), uşak-ayung (dedi-kodu), ayğak (haberci), kayşa yaksu (söylenen, inatçı, mız
mız) kelimelerini örnek gösteriyor (B.Oruzbayeva, 1972,44). Kelimenin daha eski biçimi olan
ay- fiili –ıt ekini dilin sonrakı gelişim sürecinde anlam değiştirmeksizin kabul etmiştir. Çağdaş
Kırgız, Karakalpak, Noqay, Kumuk dillerinde de kaydettiğimiz manaları bildirmektedir. Kazak
dilinde “seslemek, çağırmak” anlamlarında aytmak, “çekiştirmek” anlamında aytaktau, Tatar
dilinde eytü, Başkurt dilinde eyteü, Özbek ve Uygurca'da ayt kullanılmaktadır. Oğuz grubu Türk
dillerinden Azerice'nin ağızlarında ay kökü esasında ayamağ “hatırlamak”, aydırmax “demek,
söylemek, anlatmak”, ayındırmax “deyerek utandırmak”, aynax “çalıp oynayan, şakayla
konuşan” gibi türeme kelimeler oluşmuştur. Türkmence'de ayt şeklinde “demek” anlamında,
günümüz Türkiye Türkçesi'nde aytışmak, aytaşmak biçiminde “tartışmak, müzakere etmek”,
aytaşma gibi “tartışma, müzakere”, ayta şeklinde “muracaat etmek”, aytanç gibi “demeçte
bulunmak”, aytar biçiminde “gazeteci, röportör”,

aytmak gibiyse “demek” anlamında
4

�sözlüklerde yer almıştır. Genel olarak, bu kelimenin kelime türetme ve anlam bildirme imkanları
geniştir. Şöyle ki, ayt sözcüğü Tuvaca “göstermek, dizilmek, açıklamak, yorumlamak” gibi
biribirindən farklı anlamlar bildirmekle beraber, aytığ biçiminde “emir” anlamında, aytılğa
şeklindeyse “tekit” manasında isim gibi kullanılarak ay- kökünü terkibinde korumuştur (Russkotuvinskiy slovar,1953,106). Altay dilinde de bu fiilin bir sıra türeme fiillerin, ayrıca, “rica,
hüküm, ferman” bildiren aytı, “rica etmek, yoluna koymak, emretmek, mecbur edilmek” manası
ifade eden aytıla, “söylenmek” anlamı bildiren aydış kelimelerinin oluşumunda rolü olmuştur
(Russko-altayskiy slovar,1964,108).
Xatun – kadın
Bu kelime çoğunlukla türk dillerinin sözlüklerinde yer alarak, edebi dilinde
kullanılmaktadır. Eski yazılı anıtlarda katun, xatun, yotuz, emlig, emgeç, kudaz gibi eşanlamlı
biçimlerinin “hanım, kadın” anlamlarında kullanıldığı hallere tesadüf etmekteyiz. Türk
dillerinden Tuva dilinde kaday, kat, Kırgızca'da katın, Altayca'da kadıt, Karaçay-Balkarca'da
katın, Uygurca'da xatun, Türkmence'de xatın, Türkçe'de hatun, Tatarca'da katın ve s. şekillerde
kullanıldığı görülüyor. Araştırma Oğuz grubu dilleri için h ~ x uygünluğunun önemli olduğunu,
Tatarca'da ise çoğunlukla diğer türk dillerinde olduğu gibi k varyantının kullanıldığını
göstermektedir. Bu, öteki Türk dillerinin sesbilim açısından eski unsurları daha fazla
korumalarına örnek de olabilir. Azerice'de edebi dilde bu kelime yalnız “Xanım-xatın”, yani
“çok hanımefendi bir kadın” ifadesinde yansısını bulduğu halde, şahış ismi olarak çok yaygındır.
Ağızlardaysa “kadın” anlamı bildirmektedir.
Bir kısım Türk dillerinde kelimenin eski biçimiyle beraber Arapça asıllı ayal kelimesi de
kullanılır. Bu kelimenin hatunla eşit seviyede kullanıldığını diyebiliriz. Uygur ve Özbekçe'de
aynı anlamda xotin-kizler, katun-kız tamlamaları türemiştir (L.Aşiraliyev,1966,28). Azeri yazılı
abidelerinden

“Esrarname”(C.

Kahramanov,

1964,

64),

“Şeyh

Safi

tezkiresi”nde

(A.Sadıkov,1972,130) de geçiyor.
Eski yazılı anıtlardan “yüksek görevli, yüksek zümreden olan erkeklerin hanımlarına
hatun” denildiği belli oluyor. Bununla ilgili T.A.Bertagayev şöyle yazıyor: “Xatan unvan ismi de
xan kelimesinden xan&gt; xa + tan şeklinde türemiştir. Burada tan ek olarak kelimeye çokluk
anlamı katmaktadır. Başka deyişle, bir şahsa ait olan çok şahıslar” anlamı ifade eder. Mesela,
Dugartan “Dugarın ailesi veya Dugarın etrafında olanlar” anlamının ifade ettiği gibi. Buradan da
xatan, xatun kelimelerinin xan kökünden oluştuğu, önce “hanın (kağanın) ailesi”, “hanımefendi”
~ “kraliçe” anlamları bildirdiği belli oluyor. Moğol mitolojisinde “eş”, “anne” anlamlarında”
eskilerde ötgön, exe, Buryatça'da ejin ve başka kelimeler kullanılmıştır. Çok büyük ihtimalle o
kelimeler daha eski olup, anaerkil dönemin kelimeleri, xatansa ataerkil zamana ait kelimedir
(T.Bertagayev,1976, 49-50). T.Bertaqayev kelimenin Moğol kökenli olması düşüncesini
5

�savunmaktadır. Fakat bize göre kelime türk kökenli olup, Moğolcadan dilimize değil, Türk
dillerinden Moğolca'ya Türk-Moğol ilişkileriyle bağlı geşmiştir., çünkü bu kökün esasında Türk
dillerinde ka – dın, ka - rt – kadın, ke/ge – gelin gibi kelimeler de oluşmuştur. V.Osmanaliyeva
da ge kökünün Tungus-Mancur dillerinde kadın anlamı taşıdığını, kelin, kadın, katun
kelimelerinin aynı bir köke dayandığı düşüncesini savunur (V.Osmanaliyeva,1983,93). Biz de bu
fikirden yanayız. Kelimenin Azerice'nin Kah ağzında bulunan xatınşı biçimi ilgiyi çekiyor.
Zannimizce, bu biçim bileşik kelimeden türemiştir. Şöyle ki, zamanında xatun kişi şeklinde olan
kelime zaman geçtikçe xatınşı şekline girmiş, başka deyişle basit kelimeye dönüşmüştür. –çi
ekinin dilin belirli aşamalarında “adam, insan, şahıs” anlamı bildirən kişi kelimesinden oluşması
üzerine bilgiler vardır. Diğer taraftan “Dedem Korkut kitabı”nda da kelimenin xatun kişi
biçiminin kullanılması fikrimizin doğruluğuna sübuttur, diyebiliriz.
Azbar – avlu, ev
Çok az Azeri ağzında bulunmaktadır, başka deyişle, Azerbaycan dilinin Rusya sınırları
içinde kalmış Derbent ve Tabasaran ağızlarında yaygındır. Tatarca'da ise edebi dil olgusudur.
“Avlu”, “ev” anlamlarında kullanılmaktadır. K.Musayev kelimenin Türk asıllı olması
düşüncesinden yana olmakla, onun komşu İber-Kafkas dillerine geçmesini de Kumukça'nın
etkisi olarak kabul etmektedir, Çünkü Kumıkça'da azbar/abzar “avlu” anlamı ifade eder
(K.Musayev,1975,34). Azbar kelimesinin Türk asıllı, hem de bileşik bir kelime olduğu
düşüncesindeyiz. Bize göre bu kelime “küçük” anlamındaki az ve “mülk” anlamındaki eski
bark/bar kelimesinden türemiştir, fakat kelimenin bileşik biçimde olması tüm hallerde onun dilin
daha sonraki gelişim safhalarına ait olmasına, en azından da bir kısım Türk boylarının, ayrıca
Kumıklar'ın oturak hayat biçimine gesmesinden sonraki dönemlere ait olmasına delalet eder. Son
dönemlerde Başkurtça'da kelimenin anlamının daralarak “hayvanlar için yer” anlamında
kullanıldığı gözlemleniyor (K.Musayev,1975,58). Kelimenin Kumukça'da hem azbar hem de
albar biçimlerinin kullanılmasını Türk dillerinde z ~ r ~ l sesuygunluğuna dayanarak ağız unsuru
olarak kabul edebiliriz.
Arı – temiz
Eski kelimelerden biri olarak bilinen arı kelimesi aynı grup içinde yer almayan Azeri
Türkçesi ve Tatarca'da bulunmaktadır. Eski kelimeler sözlüğünde ariγ şeklinde geçmektedir
(Drevnetyurkskiy slovar,1969,51).

M. Räsänen Moğolca'yla bağlı olması düşüncesini

savunmanın yanısıra umumaltay asıllı olasını da kaydeder (Ş. Gabeskeriya,1983,185).
Kây ârî gân gerek şah hâzretinde (Ş.Gabeskeriya,1983,42).
Azerice'de sadece “Aydan arı, sudan duru” ifadesinde kaldığı halde, ağızların büyük
kısmında bu anlamıyla yaşamaktadır. Azeri edebi dilinde ar kökü esasında “temizlemek”
6

�anlamında arıtmak, “temizlenmek” anlamında arınmak, “zayıf” anlamında arıq, “zayıflamak”
anlamında arıqlamaq gibi türeme kelimeler oluşmuştur.
Baytal/beytal – dişi at
Tatar ve Azeri dillerinde korunabilmiş eski kelimelerden

baytal/beytalın da

yorumlanması ilgi doğuruyor. Bu bay ve tal sözcüklerinin biraraya getirilmesiyle yapılmış
bileşik kelimedir. Eski Türk kelimeleri sözlüğünde bay sözcüğünün “zengin”, “arsız, dikkatsiz”
gibi farklı anlamlarının kaydedildiği görülmektedir. Büyük çoğunlukla Türk dillerinde “zengin”
anlamında mevcuttur, fakat bir sıra durumlarda “sahip, eş, kahraman, başçı” gibi anlamlar da
ifade etttiği haller kaydedilmiştir. Eski Türk yazılı kaynaklarında bay kelimesinin “zengin, soylu,
bilinir, soylu soplu, temiz” gibi anlamlarını görebiliriz. N.Kudaçina baytal sözcüğünün genelde,
Altaylar'da “neslin himayecileri için kesilecek kurbanlık at, kutsal ve yasak olunmuş hayvan”
anlamı bildirdiğini ve böyle hayvanların ev işlerinde kullanılmasıının ve onlara evli kadınların
binmesinin tamamen yasak olduğunu yazıyor (N.Kudaçina,1980,84). Kelimenin ilkel anlamının
“zengin” olduğunu, diğer anlamların sonradan ortaya çıkışını kesinlikle söyleyebiliriz.
Bize göre, bu sözcüğün açıklanması için “temiz soylu” anlamı daha uyğundur. Kelimeyi
açıklamazdan önce –tal kısmının ek veya kelime olduğunu belirlemek gerekir. Mesela,
Başkurtça'da tal ek olarak bir kısım isim ve sıfatların oluşumunda rol oynuyor
(E.İşberdin,1981,13). Baytal kelimesinde de tal'ın ek olduğunu kabul etmemiz zannimizce, doğru
olamaz. Çünkü tal burada kelimeye hiç bir sıfatlık anlamı katmıyor. V. Aslanovun tal üzerine
ilginç bir görüşü vardır.Yazar t ~ l, y ~ ş ~ d ses uygunluğuna dayanarak dilin belirli safhalarında
yaş kelimesinin tal/tel sesbilimsel biçiminin olduğunu yazıyor. Yazara göre, erken Orta Çağ'da ü
yapım eki kelimeye eklenmekle ona talü/telü biçiminde “genç”, “yiğit”, “delikanlı” gibi anlamlar
kazandırmış, daha sonralarsa “akılsız” anlamında kullanılmıştır (V.Aslanov,1984,43). Tal
sözcüğünün anlam değiştirmesi olayı her halde XVI.-XVII. yüzyıl sonralarına tesadüf eder.
Çünkü o zamana kadar talü/deli iyi anlam ifade ettiği içindir ki, “Köroğlu” destanında da
yiğitlere deli denilmekteydi. Eğer V.Aslanovun görüşüne dayanarsak, o zaman baytal
kelimesinin de anlamını kökenbilim açısından açıklamış oluruz. Bu halde baytal kelimesi için:
baytal bileşik bir kelime olup “temiz”, “necabetli” anlamı bildiren bay ve “genç” “yiğit”
anlamları ifade eden tal kelimelerinin biraraya getirilmesiyle yapılmıştır diyebiliriz. Bilhassa atla
ilgili olduğundan “genç, delikanlı, temiz soydan at” gibi de açıklamak olur. Bu halde kelimeyi
oluşturan tarafların her ikisinin Türk asıllı kelime olmasını söylemenin de yararı vardır.

Sonuç
Şunu da kaydedelim ki, ağızlarda taşlaşarak kalan kelimelerin açıklanması günümüzün
sorunlarından birine dönüşen bir meseleyi - halkımızın bu toprakların asıl sakinleri olgusunu da
7

�ortaya koymaktadır. Ağızlar eski boyların her türlü özelliklerini iyi şekilde koruyabilen yegane
kaynaktır. Bu yüzden de yazılı kaynaklarda rastlanan özellikler ümumhalk dilinde bulunmasa
bile, ağızlarda yaşayabilir ki, bu da araştırmalar için en değerli özelliktir.

Kaynakça
1. Oğuznamə, Bakı, Yazıçı, 1987.
2. Başkirsko-russkiy slovar, М., 1950; Russko-kazaxskiy slovar. М., 1954.
3. E. Alibeyzade Edebi şahsiyyet ve dil. Bakü, Yazıçı, 1982.
4. G. Voroşil, V. Aslanov İssledovaniye po istorii azerbaydjanskogo yazıka dopismennogo
perioda. Baku, Еlm, 9186.
5. Е.Sevortyan Tyurkizmı u rannıx armyanskix pisateley.- Struktura i istoriya tyurkskix
yazıkov. М., Nauka, 1971.
6. G.Bagırov Leksiko-semantiçeskoye pazbitiye glagola v azerbayedjanskom yazıke.
Avtoreferat kand.diss., Baku, 1966.
7. B.Oruzbayeva Slovar Maxmuda Kaşgari kak istoçnik dlya izuçeniya leksiki 8.
Kirgizskogo yazıka v istoriçeskom plane – ST, 1972, №1.
9. Russko-tuvinskiy slovar. М., 1953.
10. Russko-altayskiy slovar. М., 1964.
11. L.Aşiraliyev Drevniye tyurkskiye elementı v sovremennıx yazıkax. – İstoçniki
formirovaniya tyurkskix yazıkov Sredney Azii I Yujnoy Sibiri. Frunze, 1966.
12. C.Kahramanov “Esrarname”, Bakü, 1964.
13. A.Sadıkov “Şeyh Safi” tezkiresinin dili , Bakü, 1972.
14. Bertagayev T.A.Ob etimologii xan – xatan, xatun i ob otnoşeniyax k xat. –
Tyurkologiçeskoye issledovaniya. M., 1976.
15. V.Osmanaliyeva Kırgız tilindegi tuugançılıkka baylanışguu kee bir sözderün
etimologiyası jönünde. – tyurkologiçeskoye issledovaniya, Frunze, 1983.
16. Musayev Leksika tyurkskix yazıkov b sravnitelnom osveşenii. M., 1975.
17. Drevnetyurkskiy slovar, M, 1969.
18. Ş.Gabeskeriya Leksika proizvedeniy Yunusa Emre. Tbilisi,1983 T.I.
19. N.Kudaçina K etimologii slova “bay” v altayskom yazıke – ST, 1980, №5.
20. E.İşberdin Hekotorıye voprosı razvitiya morfologiçeskoy strukturı slovo v başkirskom
yazıke . – Voprosı leksikologii i leksikografii başkirskogo yazıka.
21. V.Aslanov Dahili berpa üsulü ve Azericenin yazıyakadarki fonomorfoloji ve leksiksemantik manzarasının öğrenilmesi. – Azerbaycan filolojisi meseleleri.

8

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11384">
                <text>1995</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11385">
                <text>AZERİ AĞIZLARI VE ÇAĞDAŞ TATAR DİLİNDE KULLANILAN BİR KISIM ESKİ TÜRK KÖKENLİ KELİMELERİN DİLBİLİM VE KÖKENBİLİM AÇISINDAN AÇIKLIANMASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11386">
                <text>KULİYEVA, Kübra</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11387">
                <text>Anahtar Kelimeler: Ağızlar, dil tarihi, dilbilmsel analiz, kökenbilimsel araştırma. ÖZET  Dilin tarihinin eskiliyi halkın, onun bulunduğu coğrafi mekanın eskiliği demektir. Fakat o eskiliği koruyan ve tespit eden maddesel esasın da önemli etmen olduğunu unutmamak gerek. Dillerin öğrenilmesinde böyle bir esas olarak ağızlar ele alınmaktadır. Ağızlar canlı tarihtir, çünkü dil tarihinin öğrenilmesinde yazılı kaynakların yanısıra ağızlarda bulunan dil olgularının değeri büyüktür. Ağızlar eski dil ve kelime birimlerinin ilk yazılı anıtlarla karşılaştırılması, kelimelerin oluşum ve gelişim tarihinin izlenilmesi, araştırılması, onların yeniden yapılandırılması suretiyle eski biçimlerinin bulunmasına olanak sağlıyor. Türk dillerinin teşekkül ve biçimlenme dönemlerinden yüzyıllar geçmesine rağmen ağızlar yüzlerce eski sesbilgisel, dilbilgisel ve biçimbilgisel unsurların korunmasına imkan sağlamış, söz varlığının zenginleşmesinde rol oynamıştır. Azeri dili ve tarihinin biçimlenmesinde rolü olan kıpçak, oğuz- selcuk boylarının dil özelliklerini, dilbilgisel ve biçimbilimsel unsurlarını ağızlar hala da yansıtmaktadır. Günümüz ağızlarda değişik Türk dillerinde, ayrıca Tatarcada kullanılan pek fazla kelimeye rastlamaktayız. Bu kelimeler Azericede ağız seviyesinde korunmasına rağmen Tatarcada edebi dilde kullanılıyor. Bunlara abzar, küp, adaş, baytal, aru, bike, xatın, əytü, təmiq ve diger kelimeleri örnek verebiliriz. Bu kelimelerin kökenbilim açısından araştırılması Azeri ve Tatar dilleriyle beraber tüm Türk dillerinin dil tarihinin öğrenilmesi için önem taşır. Şunu da kaydedelim ki, ağızlarda taşlaşarak kalan kelimelerin açıklanması günümüzün sorunlarından birine dönüşen bir meseleyi - halkımızın bu toprakların asıl sakinleri olgusunu da ortaya koymaktadır. Ağızlar eski boyların her türlü özelliklerini iyi şekilde koruyabilen yegane kaynaktır. Bu yüzden de yazılı kaynaklarda rastlanan özellikler ümumhalk dilinde bulunmasa bile, ağızlarda yaşayabilir ki, bu da araştırmalar için en değerli özelliktir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11388">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11389">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11390">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11391">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1428" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1806">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e810e11e8b4c41bcb40e0714be0219e1.docx</src>
        <authentication>698fe6eb06bb9d3bbbc2ddae099a8ef6</authentication>
      </file>
      <file fileId="1807">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/541f07d6276a414d2a793be2db654677.pdf</src>
        <authentication>7094069a989bfc51e0daedd5137ee9dc</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11383">
                    <text>TÜRK YAZI ESERLERİNDEKİ ATASÖZLER
Bakytgul KULZHANOVA
El- Farabi Kazak Milli Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Fakültesi, Almatı / Kazakistan
Anahtar Kelimeler: Kazakistan Cumhuriyeti, N.A. Nazarbayev, Müslümanlar, atasözleri, Orta
Asya, Türk edebiyatı.
ÖZET
XI-XII yüzyıllar tarihte müslümanların geliştiği devir olarak bilinmektedir. Bu devirde Orta
Asya’da Karahanlılarla başlayan edebiyat, kültür ve sanat gelişimi tarihte görülmemiş zirvesine
ulaştı. Türki milletlerin manevi, medeni ve tarihi hayatında özellikle bu devirde yaşamış olan
büyük düşünürlerin, ilim adamlarının, edebiyat ustadları ile dilci ulemanın Türki dillerinin güzel
edebiyatının gelişimine oldukça büyük katkıları olmuş ve onlar sonraki nesiller için zengin edebi
ve medeni miras bırakmış bulunmaktadır. Kökü ta derinlere kadar gitmekte olan halkımızın paha
biçilmez mirasına değinen Kazakistan Cumhuriyeti cumhurbaşkanı N.A. Nazarbayev bir
konuşmasında: “Bu uçsuz bucaksız bozkırı öteden beri mekan tutmuş olan halkımızın tarihi
kökleri çok derinlere kadar ulaşmaktadır. Onun kendine özgü dünya görüşü, kökleşmiş milli
gelenekleri, gelişmiş büyük kültür ve medeniyeti vardır. Eskilere gömülmüş kadim devirleri
karıştırmasak da yakın dönemlik tarihi bulunan Türk hakanlıkları devrinden bugüne kadar
ulaşmış olan tarihi ve kültürel eserleri bile Türk uygarlığının seviyesini göstermesi bakımından
yeterlidir. Jusip Balasağuni’nin “Kutadgu Bilig’i”, Mahmut Kaşgari’nin “Türk Sözlüğü”, Hoca
Ahmet Yesevi’nin “Divan’ı Hikmet’i”, Ahmet Yügineki’nin “Hakikat hediyesi” gibi eşiz
eserleri, ayrıca dünyanın ikinci hocası diye bilinen Ebu Nasır El-Farabi’nin bugüne kadar
araştırılmış olan muhteşem mirasları büyük bir tarihin, yüce bir medeniyetin ve tükenmez
bilginin ebedi meyveleridir” diyerek bu mirasın gelecek nesil için ne kadar önemli olduğuna
dikkat çekmektedir. Halkımız hep «sözdin körki - makal», yani “sözün özü atasözlerdir” diye
bilmektedir. Asırlar derinliğine ibret nazarıyla baktığımızda atalarımızın hayat tecrübesinden çok
anlamlı ibretler çıkarttıkları ve bunu hikmetler dolu sayısız çok atasözlerle nasıl bize aktarmaya
çalıştıklarını görürüz. Her dilin en ince ve inci sözleri babalarından miras olarak aldıkları bu nevi
hikmetli sözleri olduğu kuşkusuzdur. Bunlar halkla bir bütündür ve ayrılmaz bir parçasıdır.
Kazaklarda buna makal-metel derken, Türk halklarında buna genelde atalar sözü denilmektedir.
Bu makalede Türk halkları medeniyetinde ve hayatında kendine özgü özel bir yeri bulunan eşsiz
babalar mirasından biri olan nakiller, hikmetler ve atasözleri üzerinde durulup, onları ihtiva ettiği
anlamı ve içeriği açısından Kazak halkının makal-metelleriyle karşılaştırılması yapılmıştır.
Böylece güzel edebiyatımızın ne kadar yüksek bir medeniyetin parçası olduğuna ve kökünün ne
kadar derinlere kadar gittiğine şahit olunmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11375">
                <text>2240</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11376">
                <text>TÜRK YAZI ESERLERİNDEKİ ATASÖZLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11377">
                <text>KULZHANOVA, Bakytgul </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11378">
                <text>Anahtar Kelimeler: Kazakistan Cumhuriyeti, N.A. Nazarbayev, Müslümanlar, atasözleri, Orta Asya, Türk edebiyatı.  ÖZET  XI-XII yüzyıllar tarihte müslümanların geliştiği devir olarak bilinmektedir. Bu devirde Orta Asya’da Karahanlılarla başlayan edebiyat, kültür ve sanat gelişimi tarihte görülmemiş zirvesine ulaştı. Türki milletlerin manevi, medeni ve tarihi hayatında özellikle bu devirde yaşamış olan büyük düşünürlerin, ilim adamlarının, edebiyat ustadları ile dilci ulemanın Türki dillerinin güzel edebiyatının gelişimine oldukça büyük katkıları olmuş ve onlar sonraki nesiller için zengin edebi ve medeni miras bırakmış bulunmaktadır. Kökü ta derinlere kadar gitmekte olan halkımızın paha biçilmez mirasına değinen Kazakistan Cumhuriyeti cumhurbaşkanı N.A. Nazarbayev bir konuşmasında: “Bu uçsuz bucaksız bozkırı öteden beri mekan tutmuş olan halkımızın tarihi kökleri çok derinlere kadar ulaşmaktadır. Onun kendine özgü dünya görüşü, kökleşmiş milli gelenekleri, gelişmiş büyük kültür ve medeniyeti vardır. Eskilere gömülmüş kadim devirleri karıştırmasak da yakın dönemlik tarihi bulunan Türk hakanlıkları devrinden bugüne kadar ulaşmış olan tarihi ve kültürel eserleri bile Türk uygarlığının seviyesini göstermesi bakımından yeterlidir. Jusip Balasağuni’nin “Kutadgu Bilig’i”, Mahmut Kaşgari’nin “Türk Sözlüğü”, Hoca Ahmet Yesevi’nin “Divan’ı Hikmet’i”, Ahmet Yügineki’nin “Hakikat hediyesi” gibi eşiz eserleri, ayrıca dünyanın ikinci hocası diye bilinen Ebu Nasır El-Farabi’nin bugüne kadar araştırılmış olan muhteşem mirasları büyük bir tarihin, yüce bir medeniyetin ve tükenmez bilginin ebedi meyveleridir” diyerek bu mirasın gelecek nesil için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmektedir. Halkımız hep «sözdin körki - makal», yani “sözün özü atasözlerdir” diye bilmektedir. Asırlar derinliğine ibret nazarıyla baktığımızda atalarımızın hayat tecrübesinden çok anlamlı ibretler çıkarttıkları ve bunu hikmetler dolu sayısız çok atasözlerle nasıl bize aktarmaya çalıştıklarını görürüz. Her dilin en ince ve inci sözleri babalarından miras olarak aldıkları bu nevi hikmetli sözleri olduğu kuşkusuzdur. Bunlar halkla bir bütündür ve ayrılmaz bir parçasıdır. Kazaklarda buna makal-metel derken, Türk halklarında buna genelde atalar sözü denilmektedir. Bu makalede Türk halkları medeniyetinde ve hayatında kendine özgü özel bir yeri bulunan eşsiz babalar mirasından biri olan nakiller, hikmetler ve atasözleri üzerinde durulup, onları ihtiva ettiği anlamı ve içeriği açısından Kazak halkının makal-metelleriyle karşılaştırılması yapılmıştır. Böylece güzel edebiyatımızın ne kadar yüksek bir medeniyetin parçası olduğuna ve kökünün ne kadar derinlere kadar gittiğine şahit olunmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11379">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11380">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11381">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11382">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1427" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1802">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3ed20a79d7c63db20e596e23ca3a774d.docx</src>
        <authentication>b1fbe82f74ec642cfa1d5bfc3f7e714d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1803">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/804361063f5d0eea3d6f9b53271b8a96.pdf</src>
        <authentication>80312ccc6f640560723691c7951c1a27</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11373">
                    <text>ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMET MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT
COĞRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR
Ahmet KOÇAK
Unıversty of Maribor, Maribor / Slovenya
Anahtar Kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmet Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar, roman.
ÖZET
Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde yansıtan
eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan metinler olarak da
okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmet Midhat Efendi (ö. 1912), farklı
alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından birisi olmuş, “hâce-i
evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro, seyahat, hâtıra gibi
edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya kadar değişik alanlarda
verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle hikâye ve roman türünde
kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına, görücü usulü evliliğin
tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye yer vermiştir. O,
eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil, Asya’dan Avrupa’ya,
Afrika’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da bahsetmiştir. Ancak yazarın
özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin/Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu
makalede Ahmet Midhat Efendi’nin hikâye ve romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile
bu metinlerde Rumelinin/Balkanların yazarın hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın
hayat hikâyesi ile bu coğrafyanın nasıl irtibatlandırılabileceği üzerinde durulmuştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1804">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d2523eaa2d76ba8b850753a63c2228b0.docx</src>
        <authentication>aa176062d2aa91a1afb09ec8f7114114</authentication>
      </file>
      <file fileId="1805">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dd2c4d9d22d453294dd74f3b54cccc42.pdf</src>
        <authentication>da398d2441dc2a90f9bdcbebcacc9f6a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11374">
                    <text>ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMED MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT
COGRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR
Ahmed KOÇAK 1

Özet
Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde
yansıtan eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan
metinler olarak da okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmed Midhat Efendi
(ö. 1912), farklı alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından
birisi olmuş, “hâce-i evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro,
seyahat, hâtıra gibi edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya
kadar değişik alanlarda verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle
hikâye ve roman türünde kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına,
görücü usulü evliliğin tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye
yer vermiştir. O, eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil,
Asya‟dan Avrupa‟ya, Afrika‟dan Amerika‟ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da
bahsetmiştir. Ancak yazarın özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin /
Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu makalede Ahmed Midhat Efendi‟nin hikâye ve
romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile, bu metinlerde Rumeli/Balkanların yazarın
hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın hayat hikayesi ile bu coğrafyanın nasıl
irtibatlandırılabileceği üzerinde durulacaktır.
Anahtar kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmed Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar,
roman.

RELATIONSHIP BETWEEN WORK AND WRITER OR THE PLACE OF
RUMELIA/BALKANS IN THE LITERARY GEOGRAPHY OF AHMED MITHAT
EFENDI
Abstract
Literary texts are the studies which reflect the changes and transformations in the life
of nations in the widest sense, as well as they can be considered as the texts which shed light
on the geography of author‟s life and bear the traces from it. Ahmed Mithat Efend whose
centenary of his death was commemorated in recent days became a prolific writer of Turkish
Literature by his works in different areas, and greatly deserved the title of “Hace-i evvel”. He
wrote not only story, novel, drama, travel writing and souvenir as a literary form, but also in a
wide range of subjects including history, economics and geography. His all works made a
great contribution to the Turkish culture. Especially in his novels and stories, he dealt with the
subjects like arranged marriage, incorrect understanding of Westernization, matters in
1

Dr., Faculty of Arts, Universty of Maribor, Maribor/Slovenia. (İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat
Fakültesi)

1

�education regarding the problems arose from the participation of girls to schools. In his
works, he did speak not only about Ottoman geography and areas Islam spread, but also about
different continents such as Asia, Europe, Africa, and America. But the place of
Rumelia/Balkans in which he spent his early ages enshrined his memory. In this article, by
reading Ahmed Mithat Efendi‟s stories and novels in a geography-centered manner, we will
focus on the issue of how Rumelia/Balkans appeared in the geography of his life or the
question of how his life story and this geography can be connected.
Key Words: Literary Geography, Ahmed Mithat Efendi, Rumelia/Balkans, Novel

Giriş
Dünya üzerinde Afrika, Avrupa ve Asya‟nın kavşak noktasında yer alan
Balkanlar/Rumeli tarih boyunca insanlık için ilgi odağı olmuştur. Kültür ve medeniyet
açısından da Eski Yunan, Roma ve Osmanlı medeniyeti gibi tarihin büyük medeniyetleri bu
topraklar üzerinde yükselmiş, bu topraklar üzerinde birbirinin yerini alma mücadelesi
yürütmüşlerdir. Tuna nehri ve bu nehre dökülen diğer kollar bölgenin tarih boyunca askeri
açıdan olduğu kadar, ticaret ve seyahat açısından da önemli olmuşlardır. (Jelavich, 2006: 2-3)
Adını Bulgaristan‟ı ikiye bölen dağ silsilesinden alan Balkan yarımadasının fiziki
olarak en dikkati çeken yönü dağlık oluşudur. (Karpat, 1992: 25) Bizanslıların kendi ülkeleri
için kullandıkları Romaioi ve Romania kelimeleri İslam dünyasına Rum şeklinde anılmaya
başlanmış ve bu daha sonra da Rumeli ya da Rum-ili adıyla yaygınlaşmıştır. (İnalcık, 2008:
232)
Türk edebiyatında fiziki bir coğrafya (mekan) olarak Balkanlar/Rumeli geniş yer alır.
On dokuzuncu yüzyılın yaklaşık son otuz yılında Batılı bir tür olarak ortaya çıkan Türk
romanında da Balkanlar/Rumeli tarihi ve coğrafî önemine uygun olarak işlendiği söylenebilir.
(Bıyıklı, 2010)
Bir insanın hayatında derin izler bırakın, sonraki hayatını etkileyen dönemin başında
çocukluk ve gençlik yıllarının yaşandığı bölge ve coğrafya gelmektedir. “Mekanın bilimi”
olarak tanımlanan coğrafya, insanın duygu dünyasında, şahsiyetinin şekillenmesinde önemli
bir rolü vardır. Yaşanılan coğrafyanın dağları, akan nehirleri, iklimi, bitki örtüsü insanın
düşünce dünyasının şekillenmesinde yer alırlar. (Kefeli, 2006: 11 ) Dolayısıyla bir hikayeci,
romancı, ya da genel anlamıyla yazarın edebî metinlerinde tasvir ettiği, yer verdiği mekanlar,
hayatından izler taşıyan gerçek mekanlar olabilir. Nitekim Madam de Staéel de bu bağlamda
Edebiyata Dair adlı eserinde farklı bölgelerde ortaya çıkan edebiyatların farklılığında
2

�coğrafyanın da önemli bir etkisinin olduğundan bahseder. Bunun için metnin doğduğu
coğrafyanın metnin fikrî planı ve karakterleri üzerindeki etkilerinin önemlidir. (Staéel, 1989)
Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Ahmed Hamdi Tanpınar, coğrafyanın insan
üzerindeki etkisi ve önemine işaret ederken “Coğrafya bir kaderdir.”der. (Tanpınar, 1996: 78)
Her edebî metin farklı açılardan okuma biçimlerine tabi tutulabilir. Bunlardan birisi de
coğrafya merkezli okuma ya da geo-litteraire yaklaşım, yani metindeki mekanı „coğrafya‟
olarak ele alarak okuma biçimidir. Edebiyat coğrafyası, yazarın hayat coğrafyası gibi
kavramları öne çıkararak metnin üretim surecini farklı bir kanaldan irdeleyen okuma
çeşididir. Metnin yazarı metnini oluştururken doğup büyüdükleri yerler kadar, üzerinde
yaşadıkları, gezip gördükleri yerlerden de etkilenerek bunu eserlerinde yansıtırlar. “Ayrıntılı
gözlemlerini ve sıcak duygularını canlı ve etkileyici bir üslupla eserlerinde dile getiriler.”
(Kefeli, 2006: 35-36)
Kafkasya bölgesi göçmeni bir anne ve Anadolu‟dan İstanbul‟a gelip yerleşmiş bir
esnaf babanın oğlu olarak Tophane‟de doğan Ahmed Midhat Efendi (ö.1912), babasının
vefatından sonra ağabeyinin Vidin‟e memur olarak görevlendirilmesiyle o da genç yaşta bu
vesileyle Balkanları tanır. (1857). Burada başladığı Sıbyan mektebini İstanbul‟da tamamlayan
(1861) Midhat Efendi, Midhat Paşa‟nın Niş valiliğine atanmasıyla ağabeyiyle beraber onun
yanına giderler. Rüştiye eğitimini de burada tamamlar. Daha sonra Midhat Paşa‟nın Tuna
valiliğine atanmasıyla Rusçuk‟a giden genç Ahmed Midhat, burada Vilayet Mektubi
Kalemi‟nde ilk memuriyetine de başlamış olur. Midhat Paşa, Ahmed Midhat‟taki çalışma
azmini erken fark eder. Nitekim kendi adını bu çalışkan gence veren Midhat Paşa, aynı
zamanda onun erkenden Fransızca öğrenmeye de teşvik eder. Burada Tuna vilayet
gazetesinde yazmaya başlayan yazar (1868), bir yıl sonra gazetenin başmuharriri olur.
Midhat Paşa‟nın bundan sonra Bağdat valiliğine atanmasıyla ağabeyiyle beraber
Bağdat‟a giden Midhat Efendi‟nin (1869) hem yazma hem de kendisini geliştirme çalışmaları
burada da devam eder. Ahmed Midhat Efendi‟nin ilk Balkanları tanımasıyla Bağdat‟a gidişine
kadar, daha doğrusu çocukluk ve gençlik devrelerinde tanıdığı Balkanlar‟da on iki yıllık bir
süreyi kapsamaktadır. (Okay; 1989: 101-103).
Bu makale çerçevesinde hikaye, roman, tarih, iktisat, coğrafya, din, ahlak kitabı gibi
pek çok alanda eser vermiş ve “Hace-i Evvel” ünvanını fazlasıyla hak etmiş Ahmed Midhat
Efendi‟nin eserlerinde, özellikle romanlarında Balkan coğrafyasının hangi özellikleriyle ele
alındığı ya da eser-yazar ilişkisi üzerinden irdelenmeye çalışılacaktır. Çocukluk ve gençlik
3

�yıllarını Balkan/Rumeli coğrafyasında geçiren yazar romanlarında bu coğrafyaya ait izlere yer
vermiştir. Bunlardan özellikle Arnavutlar Solyotlar ve Gönüllü romanı tamamen bu bölgede
geçer. Bunların yanı sıra yazarın Avrupa dönüşü, biraz da bu seyahatin sıcaklığıyla yazdığı
Ahmed Metin ve Şirzad romanı da her ne kadar İstanbul‟dan Akdeniz‟e İtalya sahillerine
doğru yapılan bir seyahati konu olarak işlese de eserin içerisinde Balkanlar/Rumeli‟ye de yer
verir.
Bu romanlarından hareketle yaklaşık yüz yıldan fazla bir zaman öncesinde
Balkanlarda farklı din ve etnik yapıdan oluşan çeşitli milletlere mensup insanların bir arada
nasıl yaşayacakları konusundaki görüşleri ve önerileri ele alınacaktır. Onun bir asır önce bir
kurguya dayanan romanlarında dile getirdiği görüşlerin hala geçerliliğini koruduğu örneklerle
izah edilecektir. (Gökçek, 2012: 31)
Midhat Efendi‟nin romanları içerisinde Balkanları konu alan, mekan olarak bu
coğrafyayı işlediği ilk eseri “Tarihe müstenit bir roman” olarak takdim edilen Arnavutlar
Solyotlar‟dır. Yazar bu romanı başka bir eserinde “Hakikat bu Arnavutlar Solyotlar romanına
esası sırf hayal üzerine mübteni bir hikaye nazarıyla bakmak eser-i mezkurun kadrini takdir
edememek demektir.” (Ahmed Midhat, 2002: 6) şeklinde takdim eder.
Yazar diğer pek çok romanında olduğu gibi bu romanını da Levant Herald gazetesinde
Bulgar asıllı bir yazarın kaleme aldığı yazıdan esinlenerek yazmıştır. Bulgar yazarın
düşüncelerine göre Balkanlardaki kavimleri, Bulgarları isyana teşvik eden,

Osmanlıyı

yıkmak isteyen Avrupalı devletlerin fesat politikaları neticesidir. Yazar makalesinde
Bulgarların Osmanlı hakimiyeti altında iken ne kadar rahat olduklarını anlatılır.
Roman Mora isyanı sırasında Arnavutluk‟ta Hristiyan Solyotlarla Müslüman
Arnavutlar arasındaki mücadele sırasında, Tepedenli Ali Paşa‟nın çok güvendiği “Avrupa‟nın
poltikasını ve terakkiyat-ı maddiye ve maneviyesini öğrenmiş” Rüstem adlı bir Tanzimat
aydınıyla, Hristiyan Solyot kızı Eftimi arasındaki aşk hikayesini anlatır. Ahmed Mithat roman
etrafında Balkan kavimlerinin Osmanlıdan ayrılış sebeplerini ortaya koyar.
Arnavutlar Solyotlar romanında, Osmanlı devletinin zayıflamasıyla başlayan ve
çöküşe doğru giden süreçte Balkan coğrafyasında bu zayıflamanın etkisiyle ortaya çıkan
çatışmalar ve siyasi kargaşalara yer verilir. Romanın esas konusu Arnavutların Solyot
topraklarına hakim olma isteklerine Solyotların direnmesini konu alır. Midhat Efendi
Balkanlarda başlayan iç çatışmaları gördükçe tarih boyunca buranın nasıl huzur ve barış
içinde yaşadığını Fatih döneminden bu yana yapılan uygulamalardan örnekler vererek izah
4

�etmeye çalışır. Asırlarca farklı etnik gruplara mensup insanların bir ve beraber yaşadığı bu
coğrafya özellikle Avrupalı devletlerin sömürgecilik anlayışı paralelinde kışkırtmalarıyla
etnik çatışmalara tutuşmuştur.
Midhat Efendi bu durumu daha iyi anlatmak için Fatih Sultan Mehmet‟in
uygulamalarından örnekler vermeyi ihmal etmez.
“Hele İstanbul’daki Fener mahallesinin hali düşünülecek olursa İstanbul’un Fatih’i,
Rumları bir şark imparatorluğundan mahrum bırakmış sayılmak şöyle dursun bilakis asıl
bade’l-feth şark İmparatorluğundan mahrum bırakmış sayılmak şöyle dursun bilakis asıl
bade’l-feth Şark İmparatorluğuna nail etmiş sayılır. Maarif-i Kadimelerine halel gelmedikten
maada maarifçe terakki dahi ederek tercümanlıktan bed ile konsolosluğa, sefirliğe ve Eflak ve
Boğdan prensliğine kadar devlet-i aliyyenin umur-ı hariciye ve diplomatikiyyesi kamilen
bunların elinde bulunurdu… (..) Paris, Viyana ve Londra ve Berlin’e gönderilmiş bulunan
Osmanlı süferası meyanında Arjir ve Polo ve Marko ve Rali ve Mavroyani ve Teologos ve
Ramadani ve Nagri ve Panayotaki gibi namlar bulunması, o zmanlar Rumların derece-i
ehemmiyet-i diplomatikiyyesini ispata medardırlar ki böyle bir hal o zamanlarda değil bu
zamnlarda bile Avrupa devletlerinin hiçbirisinde görülmemiştir.” (Ahmed Midhat, 2002: 2829)
Solyotların yaşadığı Soli nahiyesinin geniş bilgi veren Midhat Efendi, Balkan
coğrafyasının karakteristik bir özelliği olarak dağlarının sarp ve geçit vermez olması sebebiyle
bu toprakların tarıma uygun olmadığını ve bu yüzden Solyotların tahılı dışarıdan aldıklarına
işaret eder. İyi bir gözlemci olan ve bu coğrafyayı gençlik yıllarından ve Avrupa‟ya gidip
gelirken yakından tanıyan ve bilen yazar, tasvir ederken de gerçekçi bir gözle tasvir eder:
“Soli dediğimiz nahiye, Yanya’nın kırk beş kilometre kadar cenûb-ı garbiyyesinde,
Yunan denizi sahiline altı ve nefs-i Parga’ya yedi saat mesafede cibal-i meniden ibaret bir
nahiyedir. Ama ne kadar menî? Yalçın kayaları duvarlara ve dar boğazları kapılara teşbih
edebilirsek ezmine-i mutavassıtada Avrupa sinyörlerinin yaptıkları metin ve menî hisarlarda
bir duvardan aşılarak veyahut bir kapıdan girilerek derun-ı hisara vusul yolunu buldum
derken insanın karşısına diğer bir kapı ve başka bir duvar çıktığı gibi Soli dağlarında dahi
sa’bü’l-mürur bir geçit geçildikten sonra insanın karşısına diğer bir geçit daha çıkar ki
evvelinden ziyade sarp ve sa’bdır.” (Ahmed Midhat, 2002: 29)

5

�İnsanın yaşadığı bölgenin coğrafi yapısıyla insan karakterleri ve yapıları arasında
paralellikler vardır. “Mekan, vaka zincirinde ifade edilen hadiselerin sahnesi durumundadır.”
(Aktaş, 2000: 128). Dolayısıyla romanın unsurlarından birisi olan mekan anlatıcı tarafından
hayalin çizilmiş bir yer olabileceği gibi, görülen ve bilinen somut bir mekan da olabilir. Bu
bakımdan bakıldığı zaman Ahmed Midhat Efendi‟nin bu romanlarında anlattığı mekanları
tanıdığı söylenebilir.
Midhat Efendi, özellikle kış aylarının uzun ve çetin geçtiği nahiyenin etrafının dağlarla
çevrili olduğu ve tarıma elverişli olmayan Soli kasabasında yaşayan halkın yaşam şeklini de
değiştirdiğini, güçlü kuvvetli ve yarı vahşi bir insan şekli ortaya çıkardığına dikkat çeker.
Yalçın kayalarla, dar kapılarla çevrili ulaşımı zor bir yer olan Soli, Yanya “cenub-ı
garbiyesi”nde yer alan bir kasabadır. Soli kasabasında yaşayan halkın erzak taşımak ya da
kışın yiyeceklerini saklamak için aba ve çul dokuduklarını, keçi peyniri yaparak sattıklarını
anlatan yazar, bölge insanının geçim kaynakları konusunda da bilgi vermiş olur.
Solyot denilen ahali beş yüz altmış familyadan ibarettir. Bunlar Arnavutça konuşurlar.
Hıristiyan oldukları için Rum lisanını da konuşurlar. Bunların ekser işlerini kadınlar görür.
“Mesela İşkodra‟da hamallık hizmetini kadınlar görerek Arnavutluk‟un ekser yerlerinde
çobanlık ağlebiyetle kadınlara terk olunur.” (Ahmed Midhat, 2002: 30-31)
1897 Türk Yunan savaşı, 93 harbi kadar olmasa da Balkanları yakından ilgilendiren
savaşlardan birisi olarak romanlarımıza konu olmuştur. Bunlardan birisi Ahmet Midhat
Efendi‟nin Gönüllü romanıdır. Romanın hemen başında “İfade” kısmında “Tercüman-ı
Hakikat”e derç eylediğimiz makalat-ı ahireden birisinde vekayiin azamı vukuat-ı harbiye olup
bunların hitamından sonra vekayiin her ciheti zabıtnâme-i hakayık-ı ahval olan –veyahut öyle
olmaları lazım gelen tevarihe birçok zeminler, sermayeler tedarik eyledikleri gibi hayalat-ı
beşeriyyeye dahi vasi vasi meydanlar açarak bu surette birçok menakıba da vesile-i husul
olurlar.” (Ahmed Midhat, 2000: 5)
Romanın yazılış sebebinin Osmanlı ile Yunanlılar arasında gerçekleşen savaş olduğunu
açıkça ifade eden yazar, bir romancı sıfatı ile savaşı gündeme getirdiğini de söylemekten
çekinmez.
“İmdi Devlet-i Aliyye ile Yunan arasında ahiren vukua gelen muharebenin saye-i
tevfikat-sermaye-i hazret-i padişahide vasıl olmuş bulunduğu netice-i galibiyet en ciddi tavırlı
müverrihten, en güleç yüzlü şairden, en safiyü’l-kalb köylüye kadar cümleyi guna gun ihsas-i
6

�münşerihane ile dilşad eylemiş olduğu gibi başka bir sıfatımız olmasa da…” (Ahmed Midhat,
2000: 6)
Yazar romanın tarihi addedilmesinden de mutlu olacağını “Şu evsafıyla romanımız
„Roman histoire‟ yani tarihe ait bir roman ıtlakına şayeste görülebilir.” Burada yazarın
kullandığı kelimelere dikkat etmek gerekir. Daha önceki Arnavutlar Solyotlar romanı için
“tarihi” kelimesini kullanırken bu kez Batı‟dan “histoire” demeyi tercih eder.

1. Yemek Konusunda Maharetli Bir Millet: Arnavutlar
Midhat Efendi‟nin tarihi hakikatlere isnat ederek kaleme aldığını beyan ettiği Gönüllü
romanında Balkan coğrafyasında yaşayan milletlerin vasıflarına, sosyolojik yapılarına ve
özelliklerine dair pek çok malzeme sunulur. Midhat Efendi‟nin Balkanlarla ilgili
değerlendirmelerinde yemeklere de ayrı bir yer vardır. Bıçak silimi gibi bahar şenliği ile
beraber yemek kültürüne de yer veren yazar, gençlik yıllarında yakından tanıdığı bölgenin
özellikle Arnavutlar‟ın yemek konusundaki başarı ve ünlerinin hakkını teslim eder.
“Rumeli deyip de geçmemeli. Aşçılığın oralardaki terakkisi İstanbul’dan hiç de aşağı
değildir. Vakıa henüz Avrupa ile münasebeti, İstanbul derecesine varmamış olduğu için
Avrupa’nın buralara idhal eylediği biftekelr, giotlar, rostolar, cotolette pane falanlar daha
oralara kadar vasıl olamamışlar ised e her türlü hamur taamları, etler, hele tatlılar cihetiyle
Rumeli mutfakları, adeta İstanbul mutfaklarına iddia-yı rüchana bile çıkışabilirler.” (Ahmed
Midhat, 2000: 14)
Yazar, özellikle bıçak silimi adetinin Osmanlı ve Yunan muharebelerinin vukuundan evvel
Kahramanoğlu Mehmet Bey‟in evini tasvir ederken bahçede bulunan ve adına “kule” denilen
yüksek binayı anlatırken hem Avrupa‟dan hem de İstanbul‟daki Erenköy Kozyatağı
taraflarındaki sayfiyelerden daha kuvvetli olduğunu, ancak Avrupa‟daki şatolar kadar kuvvetli
olmadığını söyler. Yazarın kule tasviri ve değerlendirmesi bir romancıdan ziyade tecrübe ve
gördükleriyle ilintilidir. (Ahmed Midhat, 2000: 10)
Bego‟nun ziyafetini anlatırken de yazar bir gözlemine dayanır. Sofranın alafranga değil,
yerlere seccadeler serilip, onun üzerine sofra bezleri serildikten sonra ekmekler kaşıkların
konulduğunu söyler.
7

�Arnavutların bu bahar ziyafetlerini taze kuzu etiyle yapmaları bir gelenekle beraber, inanç
şekline dönüşmüştür. Kuzunun etleri yenildikten sonra hane sahibi kuzunun kürek kemiğini
eline alarak misafirlerden uygun ve önemli gördüğü kişinin eline bu kemiği verir ki, sonra bu
kişi kürek kemiğine bakarak yorumlar yapar. “Arnavutlar nezdinde bir fal” şeklini alan bu
duruma büyük önem verilir. Yazar bu adetin ta putperestlik zamanlarından kaldığından
bahseder. Halbuki bu adete kaynak olarak ne İslamiyet‟te ne de Nasraniyet‟te bir delil vardır.
Kuzu kemiğine bakarak valinin azlolunacağı, bu yıl meyve ve tahılın bol ya da kesat
geçeceği, yazın yağmurun yağıp yağmayacağı gibi şeyler bu kuzu kemiği falına göre
yorumlanır. (Timur, 2004, 337-343)2
Midhat Efendi, bıçak silimi adetleriyle beraber eğlence şekillerinden de bahseder ve
bu dönemde bir karnaval havası yaşandığını anlatır ki, buradan daha önce bu adla yazdığı
romanına atıf yapar: “Karnaval” sernamesiyle bir vakit yazmış olduğumuz bir büyük
romanda, buna dair iktiza eden tafsilat-ı tarihiyyeyi i‟ta eylemiştik.” s.25.
2. Dil Öğrenmede Balkanların Başarısı
Midhat Efendi, kendisine ismini veren Midhat Paşa ile erken tanışmanın ve onun
yönlendirmelerinin faydalarını hayatı boyunca etkisini görecektir. O Midhat Efendi‟yi daha
çocuk yaşlarında okumaya, yabancı dil öğrenmeye teşvik etmiştir. Bu yüzdendir ki yazarın
romanlarında yabancı dil öğreniminin önemine sık sık vurgu yapılır. Rumeli‟nin her tarafında
“muma” ve “dola” gibi namlarla Hristiyan kadın ve kızları, kibar familyaları nezdinde
hizmetçilik ederler. Bu durum sadece Rumeli de değil Osmanlı ve Avrupa‟da da vardır.
Avrupa‟da bunun adı “bone”dir. Bu hizmetçi kadınlar ailelerde türlü belalara sebep olsalar da,
evin erkeğini baştan çıkarma gibi, olumlu pek çok hizmetleri vardır. Bunların en büyük
katkısı çocuklara lisan öğretmek noktasındaki iyilikleridir. “Rum ve Bulgar lisanlarını adeta
bir

lisan-ı

maderzad

olmak

derecesindeki

mükemmeliyet

ile

öğrenmeleri

kaziyesidir.”Çocuklukta lisan öğrenmek o kadar kolay oluyor ki” diyen yazar diğer pek çok
eserinde bahsettiği gibi İstanbul‟un Beyoğlu semtinin buna en güzel örnek teşkil eden yerlerin
başında geldiğini belirtir. “Beyoğlu gibi ahalisi muhteliten yaşayan yerlerde bir çocuğun Türk
ve Rum ve Ermeni lisanları gibi üç lisanı birden öğrenerek büyüdüğü pek çok görülüyor.
Rusya‟da dahi kibar familyalar Alman veyahut Fransız lisanlarından hangisini çocuklarına
2

Batıl inanç meselesi dönemin romancılarında sıkça işlenen konulardan birisidir. Özellikle Ahmed Midhat
Efendi‟nin elinden Hüseyin Rahmi Gürpınar‟ın romanlarında batıl inanç meselesine çok daha geniş ve farklı
yönleriyle ele alınmıştır. Konuyla ilgili bkz. Koşar, Emel (2008), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında
Bâtıl İnançlar, İstanbul: Piya Art Yayıncılık.

8

�öğretecekler ise o milletten bir dadı alıp çocuğu ona teslim ediyorlar.” Yazarın bundan
sonraki ifadesi dikkat çekicidir. “Bunun pek tabii bir usul-i tedris olduğu bizim Rumeli
cihetlerinde sebk eden tecarib ile de sabittir.. Hatta bu tecrübenin bir kısmı kendi nefsimizde
sebk eylemiştir. Rumeliye pek çocuk iken gitmiş ve işbu mumaların eline düşmüş
bulunduğumuzdan Bulgar lisanını bunlardan hemen bir Bulgar çocuğu kadar öğrenmiş ve
gereği gibi büyüdüğümüz zaman biraz da okumak ve yazmak ile tevsi’ eylemiştik.” Yazar
cümlenin devamında yirmi beş otuz seneden beri bu lisanı kullanmadığı için unutuğuna da
hayıflanır. (Ahmed Midhat, 2000: 44)
Midhat Efendi‟nin eserlerinde Rumeli topraklarında yaşayan halkların farklı etnik ve dini
kimlikleri olmasına rağmen ortak bir Balkan/Rumeli anlayışı geliştirdikleri vurgulanır.
“Efendim Rumeli‟de Türklük, Arnavutluk, Boşnaklık, Bulgarlık, Rumluk, Ulahlık,
Çingenelik hatta Yahudilik bile ahlakça, adetçe birbirine bir suret-i garibede mezcolunarak bir
halita-i acibe getirdiği gibi bu ihtilat lisanca dahi vukua gelmiştir. Elsine-i mezkureden
herhangisine ait bir kelime cüz‟i, külli tağyiratla diğerlerine dahi alınarak istimal olunur. Hele
Türkçe kelimelerin bu yolda bir tağyirden sonra elsine-i mezkurenin umumuna birden mal
edildiği ekserdir.” (Ahmed Midhat, 2000: 11)
Rumelide damları örtmek için kiremit yerine pilaka denilen taşlar istimal olunmuştur.
Bu taşlara Rumeli‟nin bazı yerlerinde “pilaço” derler ki Türkçesi “kaygan “ demektir.
Ocaklarından yaprak yaprak çıkan bu taşların kalınlığı on on beş santimetredir. (Ahmed
Midhat, 2000: 74)
3. Kadına Bakış Ve Evlilik Anlayışı
Midhat Efendi, Balkanlarda özellikle de Yenişehir ve çevresinde kadınlara eğitim
seviyelerine göre üç şekilde isim verildiğini ya da öyle çağrıldığını aktarması da kendisinin
yaşadıklarıyla ilgili olmalıdır. Yazarın aktardığına göre kadınların eğitim seviyelerine göre
“hanım, molla ve dudu” şeklinde hitap edildiğinden bahsedir ki, bunların da ne anlama
geldiğini ifade eder.

Bunun ilki yani hanım, mutasarrıf ve hakim ve muhasebeci ve

mektupçu ve şehrin kudema-yı hanedanından olan zevatın haremlerini ifade etmek için
kullanılır. İkincisi ise okumuş kadınlara “molla” denir. Kibardan bile olsa okumamış
kadınlara “dudu” derler. Yenişehir‟de dudu denilen kadınlara ise Deliorman, Tuna Balkan
taraflarında bunlara ise “kadış” denildiğini belirtir. (Ahmed Midhat, 2000: 41) Yazarın

9

�kadınlara hitap şekillerinin farklı bölgelerde değişiklik göstermesini de kayda geçirmesi
dikkat çekicidir.
Ahmet Midhat Efendi‟nin romanlarında sık sık yer verdiği konulardan birisi de kadın
erkek ilişkileri, evlilik meselesidir. Görücü usulü ve buna karşı çıkan görüşleri sık sık
romanlarına taşıyan yazar, Balkanlar‟daki evlilik meselesine de yer verir. Recep Köso ile
Rum kızı Flomene arasında aşk ve evlilik ilişkisi üzerinden mesajlar verir. Yazar Yankos
Çorbacı‟nın kızı ile Recep Köso arasındaki evliliğe doğru giden ilişkiyi izah ederken “Vakıa
Rumeli‟de Rumdan, Bulgar‟dan birçok kızlar Müslüman olarak birer Müslüman kocaya
varırlar ise de bunlar köyler veyahut kasabaların fukara-yı ahalisinden olmakla beraber kimi
kimsesi olmayan ve kendi kavmi arasında da zaten koca bulabileceğini ümit etmeyen kızlar
olup onları da bekçi, zaptiye veya esnaftan bazı kimseler alırlar.” Yazar diğer romanlarında
defalarca ifade ettiği gibi tekrar eder ve “bir delikanlı teehhül hususunda yalnız validesinin
veyahut kendine müteallik olan kadınların keyfine tabi olmamak ve alacağı kızı kendisi dahi
tanımak öğrenmek ister ise biz kendisiyle beraberiz.” Recep Köso ve arkadaşıyla Rum kızı
Flomene‟nin buluşmalarını anlatırken de yazarın Anadolu Rumeli bağlantısı kurduğu görülür.
Köstem nehri üzerine geldiklerinde “Anadolu‟nun kağnı denilen iki tekerlekli arabalarının
aynı olan arabalarından ve hayvanlarından ve arabalar içindeki eşyadan anlaşılan ufacık bir
kervana rast geldiler.” (Ahmed Midhat, 2000: 66)
Dönemin en iyi ulaşım aracı olarak öküz arabasıyla Recep Köso Flomene‟yi
Tırhala‟ya kaçırır. Kızın babası tarafından saklandığı manastır Kalabaka manastırı. Buralar
öyle mevkilerde inşa edilmişlerdir ki “kuş olup uçmasından başka oralara vusul mümkün
olamaz” denilen yerlerdir.
Kalabaka kasabasını yazar tasvir ederken Bursa‟yı mukayese olarak takdim eder ki bu
genelde Balkanlardaki diğer şehirleri örneklemek için de kullanılır. Mudanya‟dan Bursa‟ya
giderken ovanın nihayetinde Bursa‟nın arka tarafındaki Keşiş dağının duruşuyla Kalabaka
kasabasının arakasındaki dağ manzarası aynıdır. Aradaki fark Kalabaka‟nın ve arkadaki dağın
Bursaya göre daha küçük olmasıdır. (Ahmed Midhat, 2000: 71)
4. Hızır-İlyas Ve Nevruz Günleri
Ahmet Midhat Efendi romanlarında kendi hayat hikayesine de sık sık yer veren bir
yazardır. Recep Köso‟yu anlatırken onun babasını erken yaşta kaybetmesi, annesi ve kız

10

�kardeşlerine bakması ve adeta onların hamisi olmasını anlatırken, kendi yaşadıklarıyla
birleştirerek anlatır.
“Bu ince meseleyi on dört, on beş yaşındayken familya idaresinin barını münhasıran
çekmekte bulunan pederinin vefatıyla o yük kendisine intikal eylemiş bulunan adamlara
sorunuz. Mesela bir Ahmet Midhat’a, hatta bir Mehmet Cevdet’e sorunuz ki bunlar gözleri
cihanı görmemek derecesindeki gençlik ateşleri etraflarını ihata eylemekle beraber
gönüllerini yalnız bir noktaya hasredemezler.” (Ahmed Midhat, 2000: 137)
Midhat Efendi‟nin yine bu coğrafyada geçen Arnavutlar Solyotlar romanında da,
Gönüllü romanında Recep Köso‟nun Yunanlıların arasına gizlice sokulmasına benzer bir
görüntü, Tepedenli Ali Paşa tarafından Solyotlar arasına seçkin askerlerinden Rüstem‟i sokar.
Pek çok özelliği ve vasfının yanında Midhat Efendi bir gazetecidir ve gazetecilik tecessüsü
romanlara da yansır. Recep Köse‟nin Filomene ile gönül ilişkisi yaşaması, kızın manastıra
kapatılması bu coğrafyada yaşanılan tarihi bir hadiseye de tekabül etmektedir. 6 Mayıs 1876
tarihinde yaşanan ve gazetelere akseden, büyük olayların çıkmasına sebep olan, hatta 93
harbinin çıkış nedenlerinden birisi olarak gösterilen bir hadise yaşanmıştır. Belirtilen tarihte
Müslüman olmak isteyen bir Bulgar kızının Selanik‟te Hristiyanlar tarafından Amerikan
konsolosluğunda zorla tutulması sebebiyle çıkan, Fransız ve Alman konsoloslarının
öldürülmesiyle sonuçlanan Selanik Olayı‟nı hatırlatmaktadır. Uluslarası arenada yankı bulan
ve Batılılar tarafından Türklere karşı sert eleştiri ve yazılara sebep olan (Uzer, 1986: 110) bu
olay Midhat Efendi‟nin romanına bu şekilde aksetmiştir. (Bıyık, 2010: 42)
Midhat Efendi‟nin gençlik yılarında yaşadığı bölgenin adet ve eğlenceleri de
romanlarda kendisine yer bulur. Arnavutlar-Solyotlar romanında “Hıdırellez” bölümü açan
yazar, bahar bayramı ya da baharın karşılanışı olarak bilinen bu bayrama geniş yer verir.
(Timur, 2004, 337-343)
Hızır-ilyas yaygın ifadesiyle Hıdrellez bahar mevsiminde miladi takvimle Mayıs
ayının ilk haftalarında, 5-6 Mayıs günlerinde, kutlanır. Hıdırellez isminin verilmesinin sebebi
de Hz. Hızır‟ın kendisi gibi peygamber ve yine onun gibi ölümsüz bir hayata mazhar olan Hz.
İlyas ile o gün buluşmalarına inanılmaktan gelir. (Pakalın, 1993: 803) Ruz-ı Hızır olarak da
ifade edilen Hıdrellez gününün gelmesi baharla beraber bolluk ve bereketin gelmesine işaret
eder. Bunun gelişi kutlanır.

11

�“Ruz-ı hızrın hulülü Rumeli ve Arnavutluk cihetlerinde mevsim-i sayfın mukaddimesi
addolunarak umumi bir itikada göre o gün kurt, kuş, insan, hayvan, hasılı bütün mahlukat
bayram edeceğinden havadaki bulutlar dahi ta’til-i işgal ederek havada asla buluttan eser
bulunmaz ve mahlukatı taciz eyleyecek şiddetli rüzgar esmezmiş.” (Midhat Efendi, 2002: 71)
Hıdrellez kutlamaları çerçevesinde bölgedeki batıl inanışlara da yer veren yazar,
koyun ve kuzuların koyun koyuna yatarken, Hızır günlerinde birbirlerine sırtlarını dönerek
yattıkları, bunun da koyunların kuzularına “Bundan sonra kısmetinle başbaşasın, bana
ihtiyacın yok” dedikleri vurgulanır. Bu günlerden önce kuzu etinin yenmesinin bazı
Müslümanlar ve hristiyanlar arasında haram olarak görüldüğü, ruz-ı hızrdan sonra az ya da
çok kuzu eti yenmesi gerektiğinden bahsedilir.
“Kezalik umumiyetle itikat olunacağına göre koyunlar kuzusu ile Ruz-ı hızra kadar yüzyüze
burun buruna koklaşarak yatıp uyudukları halde ruz-ı Hızır gecesi arka arkaya yatıp koyun
kuzusunu lisan-ı hal ile “Artık bundan sonra benim muhafazama muhtaç değilsin, istediğin
yolda kısmetini ara’ demiş. Bu itikadın ne kadar kuvvetli olduğunu şununla muvazene
etmelidir ki İslam olsun Hristiyan olsun Rumeli’de umumiyetle karib pek çok kimseler ruz-ı
hızrdan mukaddem kuzu eti eklini harama karîb günah addederek, o günün vürudu üzerine
fakir, ganî herkes kudretine göre bir miktar kuzu eti mutlaka ekl edecektir.” (Midhat Efendi,
2002: 72)
Bu itikadın balkanlarda ne kadar kuvvetli olduğunu anlatırken de yazar, “İslam olsun
Hristiyan olsun Rum İli‟nde umumiyete karib günah addederek o günün vürudunu üzerine
fakir gani herkes kudretine göre bir miktar kuzu mutlaka ekl edecektir.” der. Bu ifadelerden
bahar kutlamalarında din farkı gözetmeksizin bu bölge insanının bütün olarak iştirak ettiği bir
bayram olarak da kutlandığı görülür.
Romanda Yorgi Boçaris‟in kızı Maryola ile Fotos‟un nişan töreninin Hıdrellez‟in ilk
gününe denk getirilmesiyle Soli‟de çifte şenlik yaşanır. Yorgi Boçaris‟in nişan ve Hıdrellez
münasebetiyle verdiği ziyafet, bu ziyafette çalınan müzikler romanda Rumeli‟de yaşanan
zengin kültürü de gözler önüne serer.
“O gün çalgı olmak üzere müteaddit gavsala ve gaydalardan maada davul ve zurna dahi
bulundurularak öyle bir surette taam eyledi ki bu taam umumi bir sofra halinde erbab-ı
iştihaya arz edilmeyip belki bir oğlağın doyurabileceği kadar misafir toplandıkça onlara bir
sofra kurulmak suretiyle her sofra diğerini takibeden devam ede gitti. Lakin evvelce taam
12

�etmiş ve şaraba ve raksa koyulmuş bulunan huzzara sonraki sofralar erbabı mezeler
takdimiyle gerek neşelerini idameye ve gerek maidelerini mütemadiyen teçhize gayret
eyledikleri dahi nazarı dikkatten uzak tutulmayacaktır.”
Midhat Efendi‟nin bu romanda geniş tasvirlerle anlattığı Hıdrellez bayramının Balkan
coğrafyasının tamamında geniş bir katılım ve coşkuyla asırlardır yaşanarak devam ettirildiği
görülmektedir.
Gönüllü romanında bu bölgede yaşanana ve yaşatılan bir başka gelenek ise “bıçak silme”dir.
Rumelideki Müslüman Türkler arasında yaygın olan Ramazan ayından hemen önce yapılan
sazlı, sözlü, içkili eğlencelerdir. Böyle bir eğlence ortamı Kahramanoğlu Mehmet

Bey‟in

bahçesinde gerçekleşen ve Recep Köso‟nun da iştirak ettiği bir eğlencedir.3
Midhat efendi‟nin Balkan coğrafyasının geçtiği bir diğer romanı da Ahmed Metin ve
Şirzad‟dır. Yazarın 1889 yılında Avrupa‟ya yaptığı seyahat dönüşü kaleme aldığı Akdeniz‟e
yapılan seyahati konu alan ve içinde tarihi olayların da anlatıldığı bu romanda Akdeniz
havzasıyla beraber Balkanlar/Rumeli coğrafyası da mekan olarak yer alır.
Öncelikle romanın ana kahramanı Ahmed Metin, İslam Dragoz Ağa namında bir
Boşnak mültezimin oğludur. İslam Dragoz, köy mültezimliğinden işe başlayarak
iltizamlarının sayısını çoğaltmış ve zenginleşmiştir. (s.20) İslam Dragoz, İşkodra‟dayken
İtalyanca‟nın önemli bir dil olduğunu öğrenmiş ve bu itikadından dönmeyerek oğluna
İtalyanca dersleri aldırmıştır. (s.21) Türk ve İslam medeniyetinin büyüklüğünü ortaya koymak
maksadıyla kadim medeniyetlerin yaşadığı Akdeniz‟e yapılan seyahatle beraber bu romanda
Pire gibi Yunan liman şehirleriyle, buraya tatil için gelen ve sonrasında Ahmed Metin‟le
seyahate devam edecek olan bugün Romanya sınırları içinde kalan Şarkî Avrupa‟daki Yaş
şehrindeki bir aileden bahseder. Orhan Okay‟ın “Türkiye Dışında Bir Tanzimat Modeli”
olarak bahsettiği bu aile üzerinden on dokuzuncu yüzyılda Batılılaşmanın etkisinin sadece
Osmanlı‟yı değil, Balkanları da nasıl etkilediği Yoroslav familyası üzerinden örneklendirilir.
(Okay, 2006: 231-238)

3

Batıl inanç meselesi dönemin romancılarında sıkça işlenen konulardan birisidir. Özellikle Ahmed Midhat
Efendi‟nin elinden Hüseyin Rahmi Gürpınar‟ın romanlarında batıl inanç meselsine çok daha geniş ve farklı
yönleriyle ele alınmıştır. Konuyla ilgili bkz. Koşar, Emel (2008), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında
Bâtıl İnançlar, İstanbul: Piya Art Yayıncılık,

13

�“Prut nehri ve Tuna‟nın bir parçası olan Boğdan kıtacığı işte Avrupa‟nın medeniyetine
kapılarını açmak hususunda en ziyade teehhür etmiş olan yerlerden birisdir.” (Ahmed Metin,
1892: 156)
Evlilik anlayışından aile içi ilişkilere, eğitim metodundan bankacılık düzenlemelere kadar
birçok şeyin hayatı nasıl değiştirdiği izah edilir. Ahmed Metin‟in Akdeniz seyahatine eşlik
eden Neofari başlangıçtaki Avrupa hayranlığı ve Türk ve İslam tarihine bakışı tamamen
değişir ve olumlu duygularla memleketine döner. (Koçak, 2012: 221-249)
Sonuç olarak, çocukluk yıllarında Balkanları/Rumeli‟yi tanıyan Ahmed Midhat
Efendi‟nin romanlarında bu coğrafya, iklim şartları, farklı kültürleri bir arada yaşatması,
Tanzimat sonrası Batılılaşmanın getirdiği modernleşmenin getirdiği olumsuz etkilerin sadece
Osmanlı‟yı İstanbul‟u değil, Balkan coğrafyasını da nasıl etkilediği, değişip dönüştürdüğü
yine romanlar üzerinden anlatılır. Midhat Efendi romanlarında bunları anlatırken ansiklopedik
bir bilgiden ziyade, bölgede yaşamış olmanın getirdiği birikimleri ziyadesiyle eserlerine
yansıtır. Bu bakımdan onun Arnavutlar Solyotlar, Gönüllü gibi romanları her ne kadar tarihi
bir roman olarak addedilse de, bu coğrafyaya ait geniş bir sosyolojik malzeme sunarlar.

KAYNAKÇA
Ahmed Mithat Efendi, (2002), Arnavutlar Solyotlar, İstanbul 1305 [1889], 221 s. / (Haz. Nuri
Sağlam), Ankara: TDK Yayınları.
Ahmed Mithat Efendi, (2003), Gürcü Kız yahut İntikam (haz. Kazım Yetiş), Ankara: TDK
Yay.
Ahmet Mithat Efendi, (1892) Ahmed Metin ve Şirzad Hakayık-ı Tarihiyye Üzerine Müessis
Roman, İstanbul.
Ahmet Mithat Efendi, (2000) Gönüllü, Kırkambar Matbaası, Dersaadet 1314 [1898-1899],
(Haz. Erol Ülgen), Ankara: TDK Yay.
Aktaş, Şerif, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Ankara: 2000, Akçağ Yayınları.
Barbara Jelavich (2006), İstanbul: Küre Yay. C.I,
Bıyık, Mahmut (2010), Türk Romanında Rumeli : (1888-1995), (Yayımlanmamış Doktora
Tezi), İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü,

14

�Gökçek, Fazıl, Küllerinden Doğan Anka Ahmed Midhat Efendi Üzerine Yazılar, İstanbul:
Dergah Yay.
İnalcık, Halil (2008), “Rumeli”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. XXXV, İstanbul, s. 232-235.
Karaca, İsmail (2006), “Tarihi Romanlarda Mekan-Coğrafya” İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 2006, C. XXXIV, s.71-90.
Karpat, Kemal H. (1992), “Balkanlar”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, C.V, s. 25-32.
Kefeli, Emel (2006), Edebiyat Coğrafyasında Akdeniz, İstanbul: 3 F Yay.
Koçak, Ahmet, (2012), “Tarih ve Medeniyete Roman Üzerinden Yolculuk: „Ahmed Metin ve
Şirzad yahud Roman İçinde Roman”, Dil ve Edebiyat Araştırmaları (Journal of Language
and Literatute Studies), S. 5, Kış 2012, s. 221-249.
Koşar, Emel (2008), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında Bâtıl İnançlar, İstanbul: Piya
Art Yayıncılık,
Mme de Stael, (1989), Edebiyata Dair, (çev. Safiye Hatay-Vahdi Hatay), İstanbul: MEB
Yayınları.
Okay, Orhan (1989), “Ahmed Midhat Efendi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
Cilt: II, İstanbul: s.100-103.
Okay, Orhan, (2006), “Türkiye Dışında Bir Tanzimat Modeli”, Merhaba Ey Muharrir Ahmed
Midhat üzerine Eleştirel Yazılar, (haz. Nüket esen-Erol Köroğlu), İstanbul: Boğaziçi
Üniversitesi Yayınları.
Pakalın, M. Zeki, (1993), Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul: C. I, MEB
Yayınları.
Tanpınar, Ahmed Hamdi (1996), “Savaş ve Barış Hakkında Düşünceler”, Yaşadığım Gibi,
(haz: Birol Emil), İstanbul: Dergâh Yayınları,
Tanpınar, Ahmed Hamdi (2006), “Savaş ve Barış Hakkında Düşünceler”, Yaşadığım Gibi,
(haz. Birol Emil): İstanbul: Dergâh Yayınları.
Timur, Kemal (2004), “Ahmed Midhat Efendi‟nin Arnavutlar Solyotlar Adlı Romanında
Hızır İlyas Günleri ve Nevruz Bayramı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Dergisi, XXXI, 2004, s. 337-343.

15

�Uğurcan, Sema, “Ahmet Midhat efendi‟nin Hatıratı ile Romanları Arasındaki Münasebet”,
Türklük Araştırmaları Dergisi, Nr. 2, Ankara 1986.
Uzer, Tahsin (1987), Makedonya Eşkıyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi, Ankara: TTK
Yay.

16

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11365">
                <text>2203</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11366">
                <text>ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMET MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT COĞRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11367">
                <text>KOÇAK, Ahmet </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11368">
                <text>Anahtar Kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmet Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar, roman.  ÖZET  Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde yansıtan eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan metinler olarak da okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmet Midhat Efendi (ö. 1912), farklı alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından birisi olmuş, “hâce-i evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro, seyahat, hâtıra gibi edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya kadar değişik alanlarda verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle hikâye ve roman türünde kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına, görücü usulü evliliğin tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye yer vermiştir. O, eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil, Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da bahsetmiştir. Ancak yazarın özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin/Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu makalede Ahmet Midhat Efendi’nin hikâye ve romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile bu metinlerde Rumelinin/Balkanların yazarın hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın hayat hikâyesi ile bu coğrafyanın nasıl irtibatlandırılabileceği üzerinde durulmuştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11369">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11370">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11371">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11372">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1426" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1798">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cb950c07d44c760bfe706f69716d23d3.docx</src>
        <authentication>74f1dd47c834caa160ba9be4a959f946</authentication>
      </file>
      <file fileId="1799">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4ad9cd008edf33a3bc9e0b8aa7b6a252.pdf</src>
        <authentication>ff195f170070c04c0f6a67bc66f38bd4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11363">
                    <text>EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ
Raşit KOÇ - Mustafa Said KIYMAZ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van / Türkiye
Adıyaman Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Adıyaman / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.
ÖZET
Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve
tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir
kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk
kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve sözlü
edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli katkıları
olmuştur. Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla
veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunlardan
bir tanesi de ninnidir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı ninniler, ana
dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk deyince ilk akla
gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra çocuk edebiyatı
içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin
dile getirildiği ninniler, çocuk edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün
şiirler yazmalarına vesile olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in
Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinde görmekteyiz. Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek
çok şairimizin ninni şeklinde veya ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında
eserler veren isimlerden Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi
şairlerin özgün ninni örnekleri de oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında
da çocuk edebiyatıyla uğraşan isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında
önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli
değerlerini ve benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan
Türklerinin edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından
değerlendirilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1800">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5419ad8955a0d8c533ba603f815151b9.docx</src>
        <authentication>c8efcd4c8aaae3df44c0d5ab1ebc1416</authentication>
      </file>
      <file fileId="1801">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/519a4f80e51dc26669ee60b011bf038a.pdf</src>
        <authentication>f87acce87cd51e05f411e315e5ae133b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11364">
                    <text>ÇOCUK EDEBİYATI TÜRÜ OLARAK NİNNİLER VE BALKANLAR ÇOCUK
EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ
Raşit KOÇ1
M. Said KIYMAZ2

Özet
Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve
tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir
kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk
kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve
sözlü edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli
katkıları olmuştur.
Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla
veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunların
başında ninni gelmektedir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı
ninniler, ana dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk
deyince ilk akla gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra
çocuk edebiyatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir
Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin dile getirildiği ninniler, çocuk
edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün şiirler yazmalarına vesile
olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk adlı
mesnevisinde görmekteyiz.
Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek çok şairimizin ninni şeklinde veya
ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında eserler veren isimlerden Mustafa
Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi şairlerin özgün ninni örnekleri
oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında da çocuk edebiyatıyla uğraşan
isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında önemli yer tutmaktadır.

1

Yrd.Doç.Dr., Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, rasitkoc@yyu.edu.tr

2

Araş. Gör., Adıyaman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü, mustafasaid_65@hotmail.com

�Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli değerlerini ve
benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan Türklerinin
edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından değerlendirilecektir.
Anahtar kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.

LUBLABIES AS A GENRE OF CHILDREN’S LITERATURE AND SAMPLES IN
THE BALKANS’ CHILDREN’S LITERATURE
Abstract
Over the years there have been several debates on Children’s Literature regarding its’
extent and genre. According to some researchers, the concept of Childrens literature is a
trivial occupation. As there is no child writer, there is no Children Literature. Some of the
writers state that children literature is as real as childhood. The genre of folk literature have
important role on the development of Child Literature by which utilized classics and oral
literature since it was coined as literary.
In the Child literature which produced its first samples through revised folk tales in
our country and europa, it was also benefited from the genres apart from tales. One of them is
lullabies. Lublabies that children begin to hear as of their birth are really effective on learning
their mother tongues and getting into habit of listening. Lublabies that one of the genres
recalled firstly in mind when talking about children, have an important position in the children
literature as well as being a genre of anonymous folk literature.
Lublabies which express best wishes, invocations and expectations for children, by
inspiring poets of literature, made them write original poems similar to lublabies. In the
Turkish literature, we see the first form of written lublaby in the work of Şeyh Galip’s “Hüsnü
Aşk”.
Moreover, lots of our poets have written some poems in the form of lublaby or named
lublaby since administrative reforms in 1839. Some of the writers deal with the work of child
literature, such as Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan are famous
for their some original lublabies. Apart from this, the original lublabies of these writers
mentioned above, have also an important place in the other Turkish community’s literature.
In this study, we will try to assess the Balkan Turks’ ,who live abroad missing their
own country and accomplished to follow their national values and self-esteem in an oral and
written way in the literaure, chosen lublaby samples in terms of child literature.
Key Words: The Balkans, child literature, lublabies.

�Giriş
Ninni: Çocuk edebiyatı olarak ninni, süt çağındaki çocukları uyutmak üzere anneler
tarafından ezgi ile söylenen manzumeler olarak tanımlanmaktadır. (Şimşek, 2002: 35) İlk
söyleyeni belli olmayan ninniler anonim edebiyat ürünlerindendir. Şükrü Elçin, ninniyi söyle
tanımlamaktadır: Ninniler, annelerin süt emen çocuklarını uyutmak için ezgi ile söyledikleri
manzum veya mensur sözlerdir. Batı Türkçesinde bu kelimeye bağlı olarak “nenni çalmak:
ninni söylemek” ve “uyku getirmek” deyimleri doğmuştur. Ninniye Kaşgarlı Mahmud
“balu-balu”, Azeri Türkleri “laylay”, Kerküklüler “leyley”, Türkmenler “hû-di: Allah de”,
Özbekler “elle”, Kazanlılar ise “bişik cırı: beşik türküsü” adını vermektedirler. (Elçin,
1986: 271)
Cem Dilçin ise ninniyi anonim halk şiiri nazım biçimleri arasında türküler içinde
değerlendirmektedir. Dilçin’e göre ninni, annenin çocuğunu kucağında, salıncakta ya da
beşikte uyutmak için kendine özgü bir besteyle söylediği basit sözlü türkülerdir. (Dilçin,
2000: 290)
Ninnileri genellikle anneler çocuklarına söylemekle birlikte ihtiyaç durumunda
büyükanne, hala, teyze, abla gibi aile büyükleri de söyleyebilir. Ninnilerin konusunu çocuk
oluşturur. Çocuğun güzel ahlaklı olması, söz dinlemesi, okuyup büyük adam olması gibi
dileklerde bulunulur. Bu dileklerin gerçekleşmesi için Allah’a niyaz edilir. Bazen de Hızır,
Eyüp Sultan gibi din büyüklerinden çocuğa himmette bulunması istenir.
Örnek: Hu, hu, hu Allah
Sen uykular ver Allah
Oğlum büyüsün inşallah
Herkes desin maşallah, e, e! (Tekirdağ)
Ninni derim beşiğe
Hızır gelsin işine
Ulu devlet başına
Uyusun yavrum ninni (Kastamonu)

Çalkan Karadeniz çalkan
Gemilerde olur yelken
İstanbul’da Eyüp Sultan
Himmet etsin kızım uyusun (Samsun)
Yoldan geçen yolcu kardeş
Bağrına bağlamış bir taş
Kırşehir’de Hacı Bektaş
Himmet et oğlum uyusun, ninni (Kırşehir)

Anonim edebiyat ürünü ninnilerin dışında edebiyatımızda ninni tarzında yazılmış
şiirler de mevcuttur. Değişik şairler tarafından yazılan bu tür şiirlerin birçoğu başlığı “ninni”
başlığını taşırken bazıları da değişik başlıklarda fakat ninni tarzın da yazılmışlardır. Türk
edebiyatında ninni yazan şairler arasında, Mehmet Emin Yurdakul, Tevfik Fikret, Ali Ulvi
Elöve, Arif Nihat Asya, Hasan Âli Yücel, Necip Fazıl Kısakürek, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz,
Mustafa Ruhi şirin gibi isimleri sayabiliriz. (Şimşek, 2002: 38)

�Necip Fazıl Kısakürek’in “Ninni” şiiri ve Ali Akbaş’ın “Nineme Ninni” şiirleri bu alanda
yazılmış güzel örneklerdendir.
Ninni
Melekler dolanır bu kuytu yerde,
Ey gün kadar güzel çocuğum, uyu!
Bir gün hasretiyle için titrer de,
Dalgalandırmadan o durgun suyu…
Uyu da gündüzler su gibi dinsin,
Menekşe gözüne kirpikler insin;
Yarın, şafak vakti, içine sinsin,
Güneşle uyanan kuşların huyu.
Uyu yavrum, akşam seni üzüyor,
Artık gözlerini uyku süzüyor;
Uykunun gölünde başın yüzüyor,
Ararsın, bu derin, tatlı uykuyu.
Necip Fazıl KISAKÜREK (Çile, 329)

Nineme Ninni
Dolunayı saran bulut,
Başında yaşmak ninemin.
Bebelere tek dileğim,
Yaşını aşmak ninemin.

Kim dayanır o dayanmış,
Bağrına taş basıp yanmış,
Gene Yemen'i mi anmış,
Gözleri ıslak ninemin.

Masal anlat bana masal,
Hey dili şeker, dili bal,
Su alıyor artık sandal,
Yolu "Emr-i Hak" ninemin.

Ninem güzel suç aynada,
Ninem gibi yok dünyada,
Yüzünün rengi ayvada,
Kokusu leylak ninemin.

Ocakta kaynak ıhlamur,
Elleri mayalı hamur,
Bir deli poyraz savurur,
Dökülen yaprak ninemin.

Ali AKBAŞ (Kuş Sofrası, 17)

Seferberliğin Suna'sı,
Solmuş saçının kınası,
Ninem üç şehit anası,
Alnı kardan ak ninemin.

Seccâdesi çiçek çiçek,
Ninem cici, ninem gökçek,
Göçmen kuşlarla göçecek,
Mekânı Uçmak ninemin.

Ninniler sadece çocukları uyutmak, onlara nasihat vermek ve onlar hakkında iyi
dileklerde bulunmak için söylenmez. Ninniyi söyleyen bazen bütün gamını, kederini, kaderini
ninniye döker ve ninni adeta söyleyenin (annenin) terceme-i hali olur.
Sözleri Vecdi Bingöl’e ait bestesini Kadri Şençalar’ın yaptığı Dügâh bir şarkı olan
“Ninni” bunun güzel bir örneğidir.

�Ninni
Yine o menekşe gözler aralı,
Oya kirpiklerde yaşlar sıralı,
Uyu ey gönlümün nazlı maralı!
Susun ey garip kuşlar, ötmeyin susun,
Yetimler yetimi yavrum uyusun.
Uyu yavrum ninni diyeyim sana,
Şu mahzun gönlümü salma hicrana,
Sen kaldın gidenden hatıra bana!
Susun ey garip kuşlar, ötmeyin susun,
Yetimler yetimi yavrum uyusun.
Vecdi BİNGÖL
(Çocuk Edebiyatı, s. 37)
Türk edebiyatında ninni türünde yazan şairlerden başka Balkanlarda yaşayan Türk
topluluklarının da kültürlerini ve edebiyatlarını yaşatmak için verdikleri edebi ürünler
arasında çocuk edebiyatı ürünlerini yer alır. Türkiye’de olduğu gibi Balkanlarda da çocuk
edebiyatı alanında eser veren şairlerin yazdıkları ninni türü şiirleri görmek mümkündür.
Uzun süre memleket özlemi çeken, bağımsızlık mücadelesi veren insanların kültürlerini ve
dillerini yaşatmak için başvurdukları kaynaklardan biri olan sözlü anlatım ve sözlü anlatımın
yazıya aktarılmasıyla oluşan yazılı edebiyat ürünlerinden olan şiirler ve bunlar içerisinde halk
şiiri halkın her türlü hissiyatına tercüman olmayı başarmıştır. Yaşayan kültür değerlerini
gelecek nesillere aktarmak için söylenen ve kaleme alınan eserlerden birisi de ninniler
olduğuna göre Balkan coğrafyasında yaşayan Türk halkları da bu türü yeni nesillere aktarmak
ve

çocuklarına

belli

konularda

hassasiyet

kazandırmak

amacıyla

ninnilerden

faydalanmışlardır.
Balkanlarda çocuk edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen tür çocuk şiiridir. Çocuklar
için yazılan şiirlerin dilinin yalın olması, söz sanatlarından ve soyutlamalardan uzak durması
gerekir. Balkanlarda yakın zamana kadar Türkçenin okullarda derinlemesine okutulmaması
sebebiyle kullanılan dil de daha sade bir Türkçedir. Bu yönüyle Balkanlarda eser veren
edebiyatçıların çoğunun dili sade bir Türkçedir. Burada dikkat çeken bir noktada sanat ve
edebiyatla ilgilenenlerin, çocuk edebiyatı alanında şiirler yazanların çoğunluğunun öğretmen
olmasıdır. Mustafa İsen’ göre, bütün dünyası çocuklar olan bu meslek grubunun yazdıklarının
merkezine çocuğu koyması gayet doğaldır. Çocuğun dil gelişimine ve eğitiminde önemli yer
teşkil eden şiirler çocuklar için hazırlanan dergilerde yayınlanmıştır. Eski Yugoslavya’da
yayınlanan Kuş, Piyoner, Sevinç, Tomurcuk, Bulgaristan’da yayınlanan Eylülcü Çocuk, Filiz
gibi dergiler bunların önde gelenleridir. (İsen, 2001: 48-49)

�Balkanlarda ve özellikle eski Yugoslavya’da Türk edebiyatı söz konusu edilince ilk
akla gelen tür şiir ve çocuk şiiridir. Hızlı bir şekilde gelişen çocuk şiiri Türkiye’deki
örnekleriyle boy ölçüşecek niteliktedir. Bunun sebebi de ülkede şiir alanında öne çıkan
şairlerin ilk şiirlerini yukarıda adlarını verdiğimiz dergiler gibi çocuk dergilerinde
yayınlamalarıdır. (İsen, 1997: 573-574)
Bu bölümde Balkanlarda yaşayan Türk topluluklarından şairlerin yazmış oldukları
ninni örneklerine yer verilecektir. Bu şiirlerden ilki 1928-1988 yılları arasında yaşamış eski
Yugoslavya’da yetişen Türk şair ve yazarlarından Necati Zekeriya’ya aittir. Mustafa İsen’
göre Necati Zekeriya Yugoslavya çocuk edebiyatı deyince hemen hatırlanacak ve
çalışmalarının tümünü bu alana tahsis etmiş bir isimdir. (İsen, 1997: 563)
Şair bu şiirde ninnilerin içeriğinden ve ninnilerin kimlere ait olduğundan
bahsetmektedir. Şiirin başlığı “Ninniler Kimin Malı” içerikle örtüşmektedir ve şiirde;
“Ninniler malıdır tüm çocukların/ Ninniler söylenir tüm çocuklara./ Ninniler malıdır tüm
ananların.” dizeleriyle ninnilerin bütün çocukların ve bütün annelerin malı olduğu
anlatılmaktadır.

Ninniler Kimin Malıdır
Ninniler malıdır tüm çocukların
Ninniler söylenir tüm çocuklara.
Ninniler yoğrulur sıcak çöllerde
Ninniler yıkanır soğuk göllerde
Ninniler dinlenir serin yerlerde
Ninniler malıdır tüm ülkelerin
Ninniler söylenir tüm çocuklara.
Ninniler ayva kokar nar kokar
Ninniler incir kokar muz kokar
Ninniler portakal kokar.
Ninniler malıdır tüm ulusların
Ninniler söylenir tüm çocuklara.
Ninniler içine çeker renkleri
Ninniler içine toplar dilleri
Ninniler içine alır bizleri.
Ninniler ninniler cömert ninniler
Ninniler düş verir tüm çocuklara
Ninniler ninniler sıcak ninniler
Ninniler malıdır tüm ananların.

�NECATİ ZEKERİYA (Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 94)
Necati Zekeriya’nın bir başka şiiri de “Nasıl Doğar Ninniler” başlığını taşımaktadır.
Söyleyiş olarak normal bir çocuk şiirinden farklı olmayan bu şiirin son bölümünde yer alan
dizeleri ninni söyleyişinin izlerini taşımaktadır. Fakat şiirin genelinde masalımsı bir söyleyiş
hâkimdir. Çocukların el ele vererek kuracakları barış ve huzur içinde yaşanacak bir dünya
özlemi anlatılan şiirde “zenci dostumun yeşil yurdundan” dizesiyle bu kardeşliğin bütün
insanlığı kuşatacağı anlatılmak istenmektedir.
Nasıl Doğar Ninniler
Güneşin sol eli oynar ufukta
Güneşin sağ eli yanar asfaltta
Alırım bir parça altın güneşten
Yırtarım bir bulut mavi göklerden
Yaparım bir yol gümüş göllerden.
Ki versin el ele bütün çocuklar
Burada yepyeni bir dünya kurusunlar.
Mektup alırım uzak diyardan
Zenci dostumun yeşil yurdundan
Neylersin bir güneş düşer bayırdan
Güneşi dağ yer karanlık boğar.
Ninni yavrum saçını ben öreyim
Ninni yavrum yüzünü ben göreyim
Ninni yavrum gözüne düş vereyim.
(Balkanlar’da Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi, s.173)
Örnek olarak aldığımız bir başka ninni örneği 1870-1928 yılları arasında yaşamış
Prizren doğumlu Hacı Ömer Lütfi’ye aittir. Medrese tahsili görmüş olan şairin “Ninni”
başlıklı şiiri klasik Türk edebiyatının özelliklerini taşımaktadır. Dil ve anlatım olarak lirik bir
üslubun hâkim olduğu şiirde uykunun önemi “Uyumazsan büyümezsin meleğim” mısraıyla
anlatılmaktadır. Bir babanın ağzından söylenen bu ninnide çocuğun annesinin hayatta
olmadığı anlaşılmaktadır. Genelde annelerin söylediği ninnilerde çocuğun babasız olduğu
durumlarda görülen bu söyleyiş tarzı bu ninnide yerini babanın ağzından “Uyu da anneni gör
rü’yada / Uyu ey mihr-i yetimânım uyu” mısralarına bırakmıştır.

�Ninni
Uyu ey tıfl-ı melekşânım uyu
Uyu ey necm-i dırahşânım uyu
Uyu ey gonce-i handânım uyu
Uyu ey tuffe-i Yezdânım uyu.
Uyu ki hâline hayrân olayım
Sevinin (?) şevkiyle handân olayım
Handene dîdene kurbân olayım
Uyu ey mefhar-ı vicdânım uyu
Hani hurşîd-i münevver gitti
Gece âfâk-ı siyah fâm indi
Kesilip savt-ı şemâtât bitti
Bilemem gönlünü kim incitti
Uyu ey bâdi-i ahzânım uyu
Uyu da anneni gör rü’yâda
Ne var anlatsın o bu dünyâda
Orada ruhu sana âmâde
Gayri gel hâtime ver feryâde
Uyu ey murg-ı gülistânım uyu
İstirâhat demi geldi çattı
Pister-i râhate âlem yattı
Ay bile ebr içine can attı
Seni cinler mi acep aldattı
Uyu ey reşk-i sürûşânım uyu
Uyumazsan büyümezsin meleğim
A benim sevgili nâzik çiçeğim
Güzelim, mah-i cebînim, gözbebeğim
Gitmesin beyhûde ninnim, emeğim
Uyu ey neyyir-i nâzanım uyu
Hani o melce-i şefkat mâder
Hani o kân-i muhabbet mâder
Hani o mihr-i mürüvvet mâder
Hani mahv oldu nihâyet mâder
Uyu ey mihr-i yetimânım uyu
Reng-i alına bu dehrin kanma
Cerfi-i (?) mihre sakın aldanma
Sen bu âlemi bâkî sanma
Uyu artık yar yaltaklanma
Uyu ey server-i ahlâfım uyu
Hacı Ömer Lütfi
(Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 143)

�Hacı Ömer Lütfi’nin bir başka şiiri de “Şükriye’min Ninnisi” başlığını taşımaktadır. Bu şiirin
dili önceki örnekteki şiirinden daha sadedir. Kıtaların sonundaki akslarla ahenkli bir anlatım
tercih edilmiştir. Yedili hece vezniyle yazılan ve 19 dörtlükten oluşan bu şiirde şair, kızı
Şükriye’ye duygularını bir baba şefkatiyle şöyle dile getirmektedir:
Şükriye’min Ninnisi
Ninni kızımı ninni
Ninni gözümü ninni
Ninni kuzumu ninni
Kuzumu ninni ninni.
…
Ninni Şükriyeciğim
Ninni güzel çiçeğim
Ninni küçük meleğim
Küçük meleğim ninni.
Ninni hoş nilimsin
Ninni gonca gülümsün
Ninni sen bülbülümsün
Sen bülbülümsün ninni.
Ninni gönlümün sürürü
Sen meleksin ya huri
Ninni gözümün nuru
Gözümün miri ninni
…
Ay parçasıdır yüzün
Pek nazlı bakar gözün.
Ninni tatlıdır sözün
Tatlıdır sözün ninni
Güzel Allah yaratmış
Koynuna bir nur atmış,
Ninni can parem yatmış
Yatmış can parem ninni.
…
Bağışlasın Yaradan
Saklasın her beladan,
Ninni uyu sefadan
Uyu sefadan ninni.
Hakka emanet seni
Şen eden sensin beni
Ninni gönlüm gülşeni
Gönlüm gülşeni ninni.
(Balkanlar’da Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi, s. 23-25)

�Ninnilerde sıklıkla başvurulan benzetmeler ve temler vardır. Güneş, ay, yıldızlar,
kuşlar, melekler sıklıkla kullanılan unsurlardır. Ninni söylenen bebek, çocuk göz bebeğidir,
nur topudur, ciğer paresidir. Yalın bir dille yazılmış bir başka ninni örneği de Emel Emin’e ait
ninnidir. Bir anne duygusallığı ve şefkati ile söylenen ninni de babanın aile için yaptıkları da
unutulmamıştır.

Ninni
Dal uykuya minik yavrum
Hava artık karardı.
Güneş baba yorgun argın
Ufuk ardına daldı.
Gökte yıldız benek benek
Işıl ışıl yanıyor.
Yum gözünü minik bebek,
Kuşlar çoktan uyuyor.
Baban hala iş başında
Bizim için çalışıyor.
Eve dönüp yatağına,
Yavrumu sevsem diyor.
Uyu yavrum uyu büyü,
Gözbebeğimim nuru.
Uyu günlerimin gülü
Hayatımın arzusu.
İşlesin büyüyünce elin,
Bol olsun hep ürünün.
Eserler yazsın kalemim,
Sevinçle geçsin ömrün.
Ninni yavrum ninni ninni
Uyu canımın içi.
Melekler korusun seni
Uyu yaşamımın sevinci.
Emel EMİN
(Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 94)
Başlığında ninni ifadesi olan fakat klasik ninni söyleyişinden farklı olan iki şiir de 1944
Prizren doğumlu, Kosova Türk edebiyatının üretken yazarlarından ve şairlerinden olan Hasan
Mercan’a aittir. Kosovalı yazarlar içinde en çok eser kaleme alan Mercan’ın şiir, hikâye,
deneme, tiyatro türünde pek çok eseri vardır. Çalışmamızda faydalandığımız kaynaklardan

�birisi olan “Balkanlar’da Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi” adlı eseri de Balkanlar
çocuk edebiyatı açısından önemli eserlerdendir.
Şairin buraya aldığımız ilk şiiri “Adile Kıza Ninniler” başlığını taşımaktadır. Ninniden
ziyade tekerleme tarzı bir söyleyişin hâkim olduğu şiir, okunması ve ezberlenmesi kolay bir
şiir olması nedeniyle özellikle çocukların kolay öğrenebileceği tekerleme gibi dillerinden
düşürmeyeceği bir şiirdir.
Adile Kıza Ninniler
Al kızım,
Allı kızım,
Kaçır beni!
Düş kızım,
Düşle kızım,
Aşır beni!
Gel kızım,
Yel kızım,
Uçur beni!3
Hasan MERCAN
Hasan Mercan’a ait ikinci şiir ise “Ali Oğlana Ninni” adlı şiirdir. Bu şiir de
alışılagelmiş ninni söyleyişinden farklıdır. Daha çok muhatabına öğüt ve hayat karşısında
nasıl davranacağını öğütleyen didaktik bir edayla söylenen şiirde; Ali’nin nezdinde çocuklara
dünyayı ve dünyayı güzelleştiren unsurları sevmek ve geleceğe güvenle bakmak tavsiye
ediliyor.
Ali Oğlana Ninni
- Hep üstüne, üstüne git oyuncakların
İnsancıl bir anlamı olmalı elbet oyunlarının!
Gül ki güneş inmiş olsun tabanlarına,
Şavk olsun diye kullan onu yarınlarına!
Ola ki yel kıskanır karışırsa saçlarına,
Sen onu da var annenmiş gibi basıver bağrına!
Sevesin gelir ise mevsimleri, ilkyaza tapıver,
Geleceğin sevgilisine gülüşten çelenk yapıver!
Bak ki ayrılık kokusu kokmasın burnuna
Demek, bir er olarak sanlasın ocağına...
Hasan MERCAN

3

http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-17998/h/hasanmercan.pdf

�Anonim Türk edebiyatının bir türü olan ninniler sadece çocukları uyutmaya, onlarla
ilgili iyi dileklerde bulunmaya aracılık etmekle kalmaz. Bazen de kullanılması yasaklanan,
okullarda öğretilmesi engellenen bir dilin, unutturulmaya çalışılan bir kültürün ses bayrağı
olur nesillerden nesillere bir meşale gibi devredilir.
Başlığı ve içeriği bildirimize konu olan “ninni” türüyle doğrudan ilgili olmamakla
beraber, Raif Kırkıl’ın “Türkçem” başlıklı şiirini ninnilerin, masalların, türkülerin velhasıl
kültür taşıyıcı olan ürünlerin dilimiz için ne denli önemli olduğunu anlatması açısından
buraya alıyoruz.

Türkçem
Annemin söylediği ninniler
Sinmiştir beşiğimin renklerine
Canlanır yeniden her sallanışta
Babamın söylediği türküler
Ahenkleşir vatan özlemiyle
Canlanır sazımın tellerinde
Bülbül ötüşünden güzel
Yankısı gelirken dört yandan
Capcanlı duygular coşar
Raif KIRKIL (Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 260)
Sonuç
Anonim halk edebiyatının bir türü olan ninniler, yüzyıllardır annelerin, ninelerin
çocukları uyutmak için kendisine has bir ezgiyle söyledikleri bir türdür. Ninniler sözlü
gelenek içerisinde günümüze kadar ulaşmıştır ve modern çocuk edebiyatında da bir tür olarak
yer almıştır. Türk edebiyatında, Ali Ulvi Elöve, Arif Nihat Asya, Hasan Âli Yücel, Necip
Fazıl Kısakürek, Ali Akbaş, Mustafa Ruhi Şirin gibi şairlerimiz çocuklara bazen de Ali Akbaş
da olduğu gibi, aya, nineye ninniler yazmışlardır.
Günümüzde bebekler, çocuklar annelerinden hem eski sözlü edebiyatın ürünü olan
ninnileri dinleyerek hem de günümüz çocuk edebiyatı şairlerinin yazdıkları ninni tarzı şiirleri
ve şarkıları dinleyerek büyümekteler.
Çocuk edebiyatı alanında eser veren pek çok şairin yazdığı “ninni” tarzı şiirler
çocukların dil gelişimine, zihin gelişimine hizmet etmekle birlikte kültür taşıyıcısı olarak da
görev yapmaktadırlar. Türkiye’de yaşayan edebiyatçılarımızın dışında yurtdışında yaşayan
Türk topluluklarının içerisinden yetişen şairler ve yazarlar hem dillerini, hem edebiyatlarını

�hem de kültürlerini yaşatabilmek ve varlıklarını sürdürebilmek için edebiyat ürünlerinden
faydalanmışlarıdır. Balkanlar’da yaşayan soydaşlarımız da dillerini ve kültürlerini
yaşatabilmek için halk edebiyatı ürünleri başta olmak üzere sözlü ve yazılı edebiyatlarını
yaşatmak için her koşulda mücadele etmişler ve benliklerini muhafaza etmişlerdir.
Bildirimize konu olan Balkanlar Türk edebiyatında Hacı Ömer Lütfi, Necati Zekeriya,
Hasan Mercan,

Emel Emin gibi şairler ninni örnekleriyle dilimizin ve kültürümüzün o

topraklarda yaşamasına önemli katkılar sağlamışlardır.

Kaynaklar
Akbaş, Ali, (1996), Kuş Sofrası, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Dilçin, Cem, (2000), Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
Elçin, Şükrü, (1986) Halk Edebiyatına Giriş, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
İsen, Mustafa vd., (2001), Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, Ankara, Grafiker
Yayınları.
İsen, Mustafa, (1997), Ötelerden Bir Ses, Ankara, Akçağ Yayınları.
Kısakürek, Necip Fazıl, (1990), Çile, Ankara, Büyük Doğu Yayınları.
Mercan, Hasan, (2002), Balkanlar’da Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi, Ankara, Basın
Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Yayınları.
Şimşek, Tacettin, (2002), Çocuk Edebiyatı, İstanbul, Suna Yayınları.
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-17998/h/hasanmercan.pdf

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11355">
                <text>2159</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11356">
                <text>EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11357">
                <text>KOÇ , Raşit 
KIYMAZ,  Mustafa Said </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11358">
                <text>Anahtar Kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.  ÖZET  Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve sözlü edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli katkıları olmuştur. Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunlardan bir tanesi de ninnidir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı ninniler, ana dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk deyince ilk akla gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra çocuk edebiyatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin dile getirildiği ninniler, çocuk edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün şiirler yazmalarına vesile olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinde görmekteyiz. Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek çok şairimizin ninni şeklinde veya ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında eserler veren isimlerden Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi şairlerin özgün ninni örnekleri de oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında da çocuk edebiyatıyla uğraşan isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli değerlerini ve benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan Türklerinin edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından değerlendirilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11359">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11360">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11361">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11362">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1425" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1796">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4cf4abf5841507cc04d0522e8213e569.docx</src>
        <authentication>2f4b8b0265337d09483166f977bf82b0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1797">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/213fb5f79f7a7fd216b63d3af6858aa2.pdf</src>
        <authentication>aa8a9c6c57c371e5d966df54d628b1b1</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11354">
                    <text>KARAHANLI TÜRKÇESİ ESERLERİNDE YANSIMA SÖZCÜK TÜRETEN EKLER
Ergün KOCA
Uluslararası Atatürk Alatoo Üniversitesi, Türkoloji Bölümü, Bişkek / Kırgızistan
Anahtar Kelimeler: Karahanlı Türkçesi (KT), Kutadgu Bilig (KB), Divânü Lûgâti’t-Türk
(DLT), yansımalar, yansıma türeten ekler vb.
ÖZET
Yaklaşık iki yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan Karahanlı Türkçesi, gerek günümüze
kadar ulaşan dil yadigarları ile gerekse kendisinden sonra ortaya çıkan Doğu Türkçesi, Batı
Türkçesi, Kuzey Türkçesi ve Güney Türkçesi adlarıyla sınırlandırılan tüm yazı dillerine esas
teşkil etmesiyle Türk Dili tarihinde önemli bir yer edinmektedir. Yansımalar, dış dünyadaki
sesleri, görüntüleri vb. insan dilinin elverdiği şekilde taklit ve tasvir ederek anlatıma canlılık
kazandıran sözcüklerdir. Yansımalar gerek kök gerekse türemiş biçimleriyle tarihi ve çağdaş
Türk Dillerinin söz varlığında önemli yer tutar. Bu çalışmada, Karahanlı Türkçesinin en önemli
eserlerinden olan Kutadgu Bilig ve Divânü Lûgâti’t-Türk’deki yansıma kök ve gövdelerinden
yansıma sözcükler türeten ekler ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11346">
                <text>2008</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11347">
                <text>KARAHANLI TÜRKÇESİ ESERLERİNDE YANSIMA SÖZCÜK TÜRETEN EKLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11348">
                <text>KOCA, Ergün</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11349">
                <text>Anahtar Kelimeler: Karahanlı Türkçesi (KT), Kutadgu Bilig (KB), Divânü Lûgâti’t-Türk (DLT), yansımalar, yansıma türeten ekler vb.  ÖZET  Yaklaşık iki yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan Karahanlı Türkçesi, gerek günümüze kadar ulaşan dil yadigarları ile gerekse kendisinden sonra ortaya çıkan Doğu Türkçesi, Batı Türkçesi, Kuzey Türkçesi ve Güney Türkçesi adlarıyla sınırlandırılan tüm yazı dillerine esas teşkil etmesiyle Türk Dili tarihinde önemli bir yer edinmektedir. Yansımalar, dış dünyadaki sesleri, görüntüleri vb. insan dilinin elverdiği şekilde taklit ve tasvir ederek anlatıma canlılık kazandıran sözcüklerdir. Yansımalar gerek kök gerekse türemiş biçimleriyle tarihi ve çağdaş Türk Dillerinin söz varlığında önemli yer tutar. Bu çalışmada, Karahanlı Türkçesinin en önemli eserlerinden olan Kutadgu Bilig ve Divânü Lûgâti’t-Türk’deki yansıma kök ve gövdelerinden yansıma sözcükler türeten ekler ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11350">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11351">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11352">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11353">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1424" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1794">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0a26170f1ae3a4367310a4e4ee8d410d.docx</src>
        <authentication>e505585c24d4b68c0970bb1f273e01f5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1795">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/746e9d023b3213bd18a07810ea1206c3.pdf</src>
        <authentication>55f66f4b26028090b8304d1728aa0c6f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11345">
                    <text>KIRGIZCA’DA VE TÜRKÇE’DE EKLERİN DUYGU DEĞERİ FONKSİYONLARI
Ayşen KOCA
Uluslararası Atatürk Alatoo Üniversitesi, Türkoloji Bölümü, Bişkek / Kırgızistan
Anahtar Kelimeler: Ekler, duygu değeri, morfolojik unsurlar.
ÖZET
Duygu değeri bir mana kategorisidir. Türkçe’de ve Kırgızca’da duygu değeri
oluşturmada morfolojik unsurlardan istifade edilmektedir. Eklerle sağlanan duygu değeri hem
yazınsal metinlerde hem de günlük hayatta aktif kullanılmaktadır. Türki dillerden Kırgızca ve
Türkçe’de eklerle sağlanan duygu değeri izleklerinde hem dilsel hem de psiko-sosyolojik pek
çok ortak yön mevcuttur. Bu yazının amacı, duygu değeri oluşturmada Kırgızca ve Türkçe’deki
eklerin tesbitinin yapılması, örneklerle duygu değerine dair izleklerin belirlenmesi ve duygu
değeri açısından iki dildeki benzerliklerin ve farlılıkların ortaya koyulmasından ibarettir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11337">
                <text>2028</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11338">
                <text>KIRGIZCA’DA VE TÜRKÇE’DE EKLERİN DUYGU DEĞERİ FONKSİYONLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11339">
                <text>KOCA, Ayşen</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11340">
                <text>Anahtar Kelimeler: Ekler, duygu değeri, morfolojik unsurlar. ÖZET  Duygu değeri bir mana kategorisidir. Türkçe’de ve Kırgızca’da duygu değeri oluşturmada morfolojik unsurlardan istifade edilmektedir. Eklerle sağlanan duygu değeri hem yazınsal metinlerde hem de günlük hayatta aktif kullanılmaktadır. Türki dillerden Kırgızca ve Türkçe’de eklerle sağlanan duygu değeri izleklerinde hem dilsel hem de psiko-sosyolojik pek çok ortak yön mevcuttur. Bu yazının amacı, duygu değeri oluşturmada Kırgızca ve Türkçe’deki eklerin tesbitinin yapılması, örneklerle duygu değerine dair izleklerin belirlenmesi ve duygu değeri açısından iki dildeki benzerliklerin ve farlılıkların ortaya koyulmasından ibarettir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11341">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11342">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11343">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11344">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1423" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1792">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8edd38fcf2e9f2aeb518211525ca375f.docx</src>
        <authentication>fa8e1c6fef24ad748ee749d1f1ba9836</authentication>
      </file>
      <file fileId="1793">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2042fa3194a2f008de892a9aefeea493.pdf</src>
        <authentication>fb8b92be7eedaef5a09a1d538faf2544</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11336">
                    <text>HAUS OHNE HÜTER İLE ATEŞTEN GÖMLEK BAŞLIKLI ESERLERİN İÇERİK VE
BİÇİM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI
Bülent KIRMIZI
Fırat Üniversitesi, İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü, Elazığ
/ Türkiye
Anahtar Kelimeler: Heinrich Böll, Halide Edip Adıvar, Haus Ohne Hüter, Ateşten Gömlek,
Karşılaştırmalı Edebiyat.
ÖZET
Milli Mücadele dönemi Türk milletinin kaderini değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır.
Aynı şekilde II. Dünya Savaşı da Alman halkı için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Türk ve
Alman toplumlarını savaşmaya zorlayan etkenler birbirlerinden ne kadar farklı olsa da her ikisi
de savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, savaş ve savaş sonrasını konu
alan Türk Edebiyatından Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı romanı ile Alman
Edebiyatından Heinrich Böll’ün “Haus Ohne Hüter” adlı eserlerini içerik ve biçim açısından
karşılaştırmaktır. Çalışmada karşılaştırmalı yöntem kullanılmış, kaynak ve materyaller
çalışmanın kendisinden temin edilmiştir. Çalışmanın sonunda “Haus Ohne Hüter”de daha çok
savaşın insanlar ve özellikle de çocuklar üzerindeki psikolojik baskıları, ekonomik kaygılar ve
farklı sınıflara mensup kişiler ele alınırken, “Ateşten Gömlek” başlıklı romanda ise memleketin
içinde bulunduğu felaket ve bu arada yaşamlarına devam insanların aşkları, hırsları ve
sorumluluklarının ele alındığı görülmüştür. Karşılaştırmalı incelemeler yoluyla Böll’ün daha çok
cephenin gerisinde yaşam mücadelesi veren çocuk ve kadınların kabusu olan açlık ve sefaleti
dile getirdiğini, Adıvar’ın ise Anadolu insanının kendini gerçekleştirmesi temasına ağırlık
verdiği görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11328">
                <text>2210</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11329">
                <text>HAUS OHNE HÜTER İLE ATEŞTEN GÖMLEK BAŞLIKLI ESERLERİN İÇERİK VE BİÇİM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11330">
                <text>KIRMIZI, Bülent </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11331">
                <text>Anahtar Kelimeler: Heinrich Böll, Halide Edip Adıvar, Haus Ohne Hüter, Ateşten Gömlek, Karşılaştırmalı Edebiyat.  ÖZET  Milli Mücadele dönemi Türk milletinin kaderini değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı şekilde II. Dünya Savaşı da Alman halkı için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Türk ve Alman toplumlarını savaşmaya zorlayan etkenler birbirlerinden ne kadar farklı olsa da her ikisi de savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, savaş ve savaş sonrasını konu alan Türk Edebiyatından Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı romanı ile Alman Edebiyatından Heinrich Böll’ün “Haus Ohne Hüter” adlı eserlerini içerik ve biçim açısından karşılaştırmaktır. Çalışmada karşılaştırmalı yöntem kullanılmış, kaynak ve materyaller çalışmanın kendisinden temin edilmiştir. Çalışmanın sonunda “Haus Ohne Hüter”de daha çok savaşın insanlar ve özellikle de çocuklar üzerindeki psikolojik baskıları, ekonomik kaygılar ve farklı sınıflara mensup kişiler ele alınırken, “Ateşten Gömlek” başlıklı romanda ise memleketin içinde bulunduğu felaket ve bu arada yaşamlarına devam insanların aşkları, hırsları ve sorumluluklarının ele alındığı görülmüştür. Karşılaştırmalı incelemeler yoluyla Böll’ün daha çok cephenin gerisinde yaşam mücadelesi veren çocuk ve kadınların kabusu olan açlık ve sefaleti dile getirdiğini, Adıvar’ın ise Anadolu insanının kendini gerçekleştirmesi temasına ağırlık verdiği görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11332">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11333">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11334">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11335">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1422" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1790">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a00c934cc57263a37f033984861300db.docx</src>
        <authentication>953aca902efc6f1f05f4e50adb10e43c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1791">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/545e04664bbd47c3f24db0985bd2b92a.pdf</src>
        <authentication>3325fd520f3aa8b6264be0064b826f62</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11327">
                    <text>BOSNA HERSEK SİNEMASININ SİNEMATOGRAFİSİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN
ETKİLERİ
Yasemin KILINÇARSLAN
Fırat Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Elazığ / Türkiye
Anahtar Kelimeler: sinema, kent, Osmanlı kültürü, drama, senaryo.
ÖZET
1992 öncesinde Yugoslavya sineması olarak adlandırılan Bosna Hersek sineması bu
tarihten sonra kendi özgün film dilini yaratma arayışlarına girmiş ve ulusal bir sinema olarak
uluslararası festivallerde boy göstermeye başlamıştır. Küçük bütçeli ve gelişmekte olan Bosna
Hersek sineması, filmlerde savaşın bireyler üzerinde yarattığı travmaları aktarmakta ve bunlara
ilişkin çözüm arayışlarına girmektedir. Ülke sineması bu anlamda Filistin sinemasında olduğu
gibi yaşananları dünyaya duyurma ve görünür olma arzusunun görsel dille dönüşümünü temsil
etmektedir. Filmsel mekânlarda Bosna Hersek vatandaşları, şehirlerine yönelik olarak sivil
toplumun kentsel aidiyet ve bütünleşme çabalarını sergilemektedir. Öte yandan, filmlerin
senaryoları yazınsal bir ürün olarak drama olgusundan yola çıkmakta, böylelikle Bosna Hersek
sinemasının dili dramatik-trajik anlatılara dayanmaktadır. Bu anlatıların temellerinden birisi ise
Türk kültürüyle ve inanç sistemiyle olan bağlantılardır. Özellikle Osmanlı’nın dörtyüzelli yıllık
izlerini taşıyan Saraybosna’nın sinemasal mekân olarak kullanımı, bu sinemanın görsel dilinin
Türk kültüründen ayrışık olamayacağını göstermekte ve bu bölgedeki Osmanlı izleri sinema
diline önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Bu anlamda Bosna Hersek sineması hem dramanın
aktarılış biçimi hem de mekânın yansıtılması anlamında Türk kültürün derin izlerini
taşımaktadır. Tüm bu olguların ışığında bu çalışmada Bosna’lı farklı yönetmenlerin filmleri
anlatısal ve görsel unsurlar bağlamında ele alınarak sinemasal dilleri kültürel bir çözümlemeye
tabi tutulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11319">
                <text>2020</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11320">
                <text>BOSNA HERSEK SİNEMASININ SİNEMATOGRAFİSİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11321">
                <text>KILINÇARSLAN, Yasemin</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11322">
                <text>Anahtar Kelimeler: sinema, kent, Osmanlı kültürü, drama, senaryo.  ÖZET  1992 öncesinde Yugoslavya sineması olarak adlandırılan Bosna Hersek sineması bu tarihten sonra kendi özgün film dilini yaratma arayışlarına girmiş ve ulusal bir sinema olarak uluslararası festivallerde boy göstermeye başlamıştır. Küçük bütçeli ve gelişmekte olan Bosna Hersek sineması, filmlerde savaşın bireyler üzerinde yarattığı travmaları aktarmakta ve bunlara ilişkin çözüm arayışlarına girmektedir. Ülke sineması bu anlamda Filistin sinemasında olduğu gibi yaşananları dünyaya duyurma ve görünür olma arzusunun görsel dille dönüşümünü temsil etmektedir. Filmsel mekânlarda Bosna Hersek vatandaşları, şehirlerine yönelik olarak sivil toplumun kentsel aidiyet ve bütünleşme çabalarını sergilemektedir. Öte yandan, filmlerin senaryoları yazınsal bir ürün olarak drama olgusundan yola çıkmakta, böylelikle Bosna Hersek sinemasının dili dramatik-trajik anlatılara dayanmaktadır. Bu anlatıların temellerinden birisi ise Türk kültürüyle ve inanç sistemiyle olan bağlantılardır. Özellikle Osmanlı’nın dörtyüzelli yıllık izlerini taşıyan Saraybosna’nın sinemasal mekân olarak kullanımı, bu sinemanın görsel dilinin Türk kültüründen ayrışık olamayacağını göstermekte ve bu bölgedeki Osmanlı izleri sinema diline önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Bu anlamda Bosna Hersek sineması hem dramanın aktarılış biçimi hem de mekânın yansıtılması anlamında Türk kültürün derin izlerini taşımaktadır. Tüm bu olguların ışığında bu çalışmada Bosna’lı farklı yönetmenlerin filmleri anlatısal ve görsel unsurlar bağlamında ele alınarak sinemasal dilleri kültürel bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11323">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11324">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11325">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11326">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
