<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items?output=omeka-xml&amp;page=215" accessDate="2026-06-24T11:00:17+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>215</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1461" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1896">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f7a8c0e2144ba59283c6b162c263089a.docx</src>
        <authentication>a9659e76856b09277ce7ae1bcc6e1a6a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1897">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4b525551745a8fb6cc1978a39bda221e.pdf</src>
        <authentication>48ce5829ffe131b981caa0bc12f0275b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11692">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI
Sezai ÇOŞKUN / Ayşe DİNÇ / Mehmed Emin SAĞIR
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.
ÖZET
Sezai Karakoç, 1950'den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü
şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş
Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her
safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale
sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü
içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin
yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin 'yaz mevsimi'ni
ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise 'diriliş'
gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai
Karakoç'un 'Yaz' isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek
incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11684">
                <text>2304</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11685">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11686">
                <text>Sezai, ÇOŞKUN
Ayşe, DİNÇ 
Mehmed Emin, SAĞIR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11687">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.  ÖZET  Sezai Karakoç, 1950'den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin 'yaz mevsimi'ni ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise 'diriliş' gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai Karakoç'un 'Yaz' isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11688">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11689">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11690">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11691">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1460" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1892">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cb6422ae6d420541da952a9ca5e56b0e.docx</src>
        <authentication>ab2418c483fa248d5307405da3a9f3d6</authentication>
      </file>
      <file fileId="1893">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/123cf5d9cc6e3c82288474c4a97392e6.pdf</src>
        <authentication>1dee5a48b1c67c8c609e70cfdf9746d5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11682">
                    <text>BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI
Aysun SUNGURHAN
Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Kırıkkale /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, idiyye / bayram şiirleri, Ramazan
Bayramı, Kurban Bayramı.
ÖZET
Klâsik Türk Edebiyatı şairleri, şiirlerinde içinde yaşadıkları toplumun sosyal ve kültürel
hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla işlemişlerdir. Türk
toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı, özellikle kasidelerin nesib
bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım şekilleriyle yazılan idiyyelerde (bayram
şiirlerinde) belli başlı bir tema olarak ele alınmaktadır. XVII. yüzyıl şairi Bosnalı Alaeddin
Sâbit’in Divanı’nda da Ramazan ve Kurban Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı,
eski dönemlerdeki bayram anlayışının, düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram şiirlerine
nasıl yansıdığını belirlemektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1894">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9a9fe33c5f50fcc151522c3dd23db68a.docx</src>
        <authentication>b43393a49e40afe0aa942343a42c7698</authentication>
      </file>
      <file fileId="1895">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/212611405913999ef727d07e81bda67f.pdf</src>
        <authentication>feaae4336b645a295384f33faa194a73</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11683">
                    <text>1

BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI
Aysun SUNGURHAN1
Özet
Klâsik Türk Edebiyatı Ģairleri, Ģiirlerinde içinde yaĢadıkları toplumun sosyal ve
kültürel hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla
iĢlemiĢlerdir. Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı,
özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım Ģekilleriyle
yazılan îdiyyelerde (bayram Ģiirlerinde) belli baĢlı bir tema olarak ele alınmaktadır.
XVII. yüzyıl Ģairi Bosnalı Alaeddin Sâbit‟in Divanı‟nda da Ramazan ve Kurban
Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı, eski dönemlerdeki bayram anlayıĢının,
düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram Ģiirlerine nasıl yansıdığını belirlemektir.
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, îdiyye/bayram Ģiirleri,
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı

RAMADAN AND KURBAN BAIRAMS IN BOSNIAN SÂBIT’S DIVAN
Abstract
In their poetry, the poets of Classical Turkish Literature handled the social and
cultural life of their society by applying an artistic style in line with the rules of the literary
tradition in which they inhered. The bairams (religious holidays) of Ramadan and Kurban,
which have a significant place in Turkish society, are the main themes used in bairam
poems (idiyye) written in verse styles such as gazelle and quatrain, and especially in the
nasib section of the classical quasida.
XVII. century poet, in Bosnian Alaeddin Sâbit‟s Divan also has information about
bairams of Ramadan and Kurban. The purpose of this paper is to determine how the
understanding of bairam, the festivals, games and entertainments in old times are reflected
in bairam poems (idiyye).

1

Doç.Dr., Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
aysunsungurhan@hotmail.com
Kırıkkale Üniversitesi Bilimsel AraĢtırma Projeleri Koordinasyon Birimi, Kırıkkale Üniversitesi Öğretim
Elemanlarının Bilimsel Niteliklerinin GeliĢtirilmesi Projesi olarak desteklenmiĢtir.

�2

Key Words: Classical Turkish Literature, Bosnian Sâbit, bairam/idiyye poems,
Ramadan and Kurban Bairams.

Giriş
XVII. yüzyıl Osmanlı devletinin siyasî ve sosyal alanda olumsuzluklar yaĢadığı,
edebî alanda ise yükseliĢ ve geliĢimini sürdürdüğü bir dönemdir. Siyasî ve sosyal alanda
yaĢanan bu olumsuzluklar içinde bazı Ģairler hiciv, hezl ve hikemî tarza, bazı Ģairler de
tasavvuf ve Sebk-i Hindî‟ye yönelmiĢtir. XVII. yüzyılın önemli Ģairlerinden Bosnalı Sâbit,
(?- 1712) dikkatini hayata yönlendirmiĢ; hayat ve toplumla ilgili konulara ağırlık vermiĢ;
dönem sorunlarını eleĢtirmekten kaçınmamıĢ; ilim ve bilgiye önem vermiĢ; dönemin
gelenek, görenek, örf ve adetlerini, oyun ve eğlence anlayıĢını vs. edebî bir üslûpla
Ģiirlerine yansıtmıĢ; atasözü ve deyimleri fazlaca kullanmıĢtır. Sâbit‟in Divan‟ında ağırlık
verdiği temalardan biri de dinî bayramlardır. Sâbit, Ģiirlerinde çeĢitli benzetme ve
mecazlarla birlikte Ramazan ve Kurban Bayramını iĢlerken; o dönemin bayram anlayıĢı,
adet ve gelenekleri hakkında dolaylı olarak bilgi vermektedir.
ÇalıĢmaya 17. yüzyılın önemli Ģairleri arasında yer alan Bosnalı Alaeddin Sâbit‟in
Divanı‟ndaki Ramazan ve Kurban Bayramı Ģiirleri esas alınmıĢ; dönemin bayram anlayıĢı,
düzenlenen bayram töreni ve ziyafet, oyun ve eğlenceler Ģiirler bir inceleme ve
değerlendirmeye tabi tutulmuĢtur (ÇalıĢmada gazel: G, kaside: K, kıta: Kt, tarih: T, beyit:
B olarak gösterilmektedir).
Ġslâm âleminde her yıl Ramazan ayının sona ermesiyle, Hicrî takvime göre ġevval
ayının baĢında Ramazan Bayramı, Zilhicce ayının onuncu gününde de Kurban Bayramı
kutlanmaya baĢlanır. Türklerde Ramazan ve Kurban Bayramının resmî Ģekil kazanması
Fatih Sultan Mehmet dönemidir (TDEA, 1977: 1/361).
Bayramlarda padiĢahın veya dönemin ileri gelenlerinin bayramını kutlamak,
karĢılığında da caize alabilmek için yazılıp sunulan Ģiirlere “„îdiyye/„ıydiyye” (bayram
Ģiirleri) denilmektedir. Îdiyye kelimesi sözlük anlamı itibariyle de “bayramlık, bayram
bahĢiĢi” demektir (Devellioğlu, 2003: 409, 410). Klâsik Türk Edebiyatı Ģairleri toplum
içinde önemli bir yere sahip olan dinî bayramları ve bayramlarda yaĢananları, birçok
beyitte söz konusu etmiĢ; ancak özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde, kıta, gazel gibi
nazım Ģekliyle yazılan Ģiirlerin bir kısmında belli baĢlı tema olarak iĢlemiĢlerdir.

�3

Kasidelerin medhiye bölümünde, övülen kiĢinin nitelikleriyle bayram ve bayramlarda
yaĢananlar arasında da çeĢitli yönlerden ilgi kurulmuĢtur.
Edebî metinlerin çoğunda “bayram” yerine Arapça “„îd” („ıyd) kelimesi, Ramazan
Bayramı için “„Îd-ı Fıtr, „Îd-i Sagîr, „Îd-i ġevvâl, „Îd-i Ramazân”, Kurban Bayramı için
“„Îd-i Adhâ, „Îd-i Kurban, „Îd-i Ekber” gibi terkipler kullanılmaktadır. Kaside ve kıta
nazım Ģekliyle yazılan idiyyelerde, bazen kısa “%Îdiyye Berây-ı Ferîdûn Beg, Kasîde-i
„Îdiyye Berây-i Ġbrâhîm PaĢa”, bazen de “Kasîde-i %Îdiyye Der-Vasf-ı ġerîf-i
Xudâvendigâr-ı Esbak Sultan Selîm Xan-ı Sâlic-i Magfûr, Kasîde-i %Îdiyye Der-sitâyîĢ-i
Vezîr-i Ekrem Destûr-ı Mu%azzam Memdûhü‟l-Hasâ‟il Âsaf-ı 4âhib-favâ‟il Mahzar-ı
%Avn-ı Ġlâhi Dâmâd-ı PâdiĢâhî Silahdâr %Ali PâĢâ Yeserallahu Bi‟l-Hayri Mâ-yürîdü
Vema YeĢâ%” gibi uzun Farsça tamlamalardan oluĢmuĢ baĢlıklar bulunmaktadır
(Sungurhan 2011: 20-21). Sâbit, kaside nazım Ģekliyle yazdığı Ģiirlerde kısa baĢlıkları
kullanmayı tercih emiĢtir.
Sâbit Divanı‟nda Ramazan ve Kurban Bayramı‟nı iĢleyen 5 kaside, 1 kıta, 1 tarih, 1
gazel ve 1 beyit bulunmaktadır. Divan‟da yer alan “%Ġdiyye Berây-ı Mehmed Efendi Kadı%Asker” (Mef‟ûlü Fâ‟ilâtü Mefâ‟îlü Fâ‟ilün) (1991: 178-180/K6), “%Îdiyye” (Fâ‟ilâtün
Fâ‟ilâtün Fâ‟ilâtün Fâ‟ilün) (1991: 249-252/K32),“%Îdiyye Berây-ı Mehmed PaĢa 4adr-ı
A%zam” (Mefâ‟ilün Fe‟ilâtün Mefâ‟ilün Fe‟ilün) (1991: 252-257/K33) baĢlıklı kasidelerin
nesip bölümlerinde ve “Medh-i Hüseyin PaĢa Berây-ı Sulh-ı Nemçe (1110)” (Fe‟ilâtün
Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (1991: 284-291/K41) baĢlıklı kasidenin tegazzül kısmında
Ramazan Bayramı‟ndan; “Kasîde Berây-ı Ġbrâhîm PaĢa” (Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün
Mefâ‟îlün) (1991: 231-234/K21) baĢlıklı kasidenin nesip bölümünde ve 1 kıtada (Fe‟ilâtün
Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (1991: 543/Kt.18) Kurban Bayramı‟ndan; “Ebyât” baĢlığı altında 1
beyitte (Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (1991: 561) hem Ramazan, hem de Kurban
Bayramı‟ndan söz edilmektedir.
“TârîH-i Sadaret-i ġeyHü‟l-Ġslâm Sâdık Efendi Def%a-i Saniye” (Mefâ‟îlün
Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün) (Sâbit 1991: 341-342/T33) baĢlıklı tarih manzumesinde ve
1 Gazel‟de (Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (Sâbit 1991: 418/G134) hangi
bayramdan söz edildiği belirtilmemektedir.

�4

Mübarek oruç ayıyla Ramazan Bayramı‟nın macerası çok eskidir (Sâbit 1991:
178/K6-82). Ramazan Bayramı‟nın önde gideni her zaman oruçtur; mutluluk ve neĢe
bayramına rağbet edenler o yüzden daima gam orucu tutar (Sâbit 1991: 179/K6-193). Her
yıl oruç ayından sonra gelen Ramazan Bayramı (Sâbit 1991: 257/K33-624), cömert eliyle
oruç imsakının tılsımını bozar ve oruç zamanını bitirir (Sâbit 1991: 178/K6-75). “Ġftar
yapmaya niyetlensen ne çıkar, bugün bayramın yemek yeme isteği orucun mizacını
bozmuĢtur” (Sâbit 1991: 178/K6-26) denilerek iftara niyetlenilse bile bayramın geliĢiyle
bunun son bulduğu belirtilir. Artık halk yanmıĢ oruç giysisini üstünden çıkarıp, bayram
elbisesini giyer (Sâbit 1991: 253/K33-57). Bayramın geliĢi bütün cihanı mutlu ederken, her
tarafa neĢe saçarken, oruç tutanları gamdan kurtarır (Sâbit 1991: 250/K32-18). Sâbit,
Ramazan Bayramı‟nın Sünnilere ait bir bayram olduğunu da belirtir (Sâbit 1991: 253/K33109).
Ramazan ayı “Arapların giydikleri hasırdan örülmüĢ bir baĢlık” olan “Ģebîke”ye,
Ramazan Bayramı da Hümâ‟ya benzetilirken, “Her gece yıldızlar, gökyüzü tuzağına
buğday saçar; bayram Hüması‟nın gölgesi Ramazan‟ın Ģebikesine düĢmez” denilir (Sâbit
1991: 178/K6-910). GüneĢin köçeklerinden ay yüzlü bayram güzeli, baĢında “âfitâbeli” bir
Ģeb külahı ile kendini gösterir (Sâbit 1991: 178/K6-511).
Eskiden bayramın geldiği Ramazan ayının bittiği gökyüzünde yeni ayın
görünmesiyle anlaĢılırmıĢ. Bu âdete telmih yapılırken, hilalin ince görüntüsü, Ramazan
ayından yeni çıkmasına bağlanır ve inceliğine ĢaĢılmaması gerektiği hüsn-i talil sanatıyla
ifade edilir (Sâbit 1991: 178/K6-10, 1112). Ayrıca hilal, Ģehri dolaĢmaya çıkmıĢ, bir yıllık
yoldan gelen bir güzele (Sâbit 1991: 178/K6-413), elinde tasıyla cömertlik kapısındaki bir
bayram dilencisine (Sâbit 1991: 179/K6-2414) ve anahtara benzetilir (Sâbit 1991: 253/K33-

2

“Tenhâda bulsa yirdi hemân mâh-ı rûzeyi/Pek eskidür mübârek ile mâcerâ-yı %îd”
“%Îd-i sürûra ragbet iden savm-ı gam tutar/Sâbit hemîĢe rûze olur pîĢivâ-yı %îd”
4
“Niteki devr ide her yıl fusûl-ı erba%ada/Te%âkub eyleye Ģehr-i sıyâmı gurre-i %îd”
5
“Minnet Cenâb-ı xakka ki imsâk-ı rûzenün/Bozdı tılısmını yed-i cûd ü seHâ-yı %îd”
6
“Ġftâra niyet itse n‟ola va%fı var biraz/BozmıĢ mizâc-ı savmı bu gün iĢtihâ-yı %îd”
7
“Çıkardı %âmme yankun libâsın üstinden/Xarîk-i rûze %akîbinde giydi câme-i %îd”
8
“%Îd geldi %âlem-ârâ kim cihânı Ģâd ider/Rûze-dârân-ı gamı endûhden âzâd ider”
9
“Libâsı hulle-i %Adn olsa Ģî%î-i nevrûz/Siyâb-ı sünnî-i %îde muhâldür taklîd”
10
“Dâm-ı sipihre dâne döker her gice nücûm/DüĢmez Ģebîke-i Ramavâna Hümâ-yı %îd‟
11
“Farkında âfitâbeli bir Ģeb külâhı var/ġemsün kûçeklerinden imiĢ meh-likâ-yı %îd”
12
“Dün çıkdı çille-i Ramavândan %aceb midür/Lâgar görinse mâh-ı nahâfet-nümâ-yı %îd
Görsen likâ-yı vâ%iz-i Ģehrün kıyâfetin/DönmiĢ cemâl-i rûzeye ol âĢinâ-yı %îd”
13
“ÇıkmıĢ kenâr-ı Ģehri temâĢâya mâh-ı nev/Yek-sâle râhdan geliyor dil-rübâ-yı %îd”
14
“1ann itme mâh-ı nev görinür bâb-ı cûdına/GelmiĢ elinde keĢkûli var bir gedâ-yı %îd”
3

�5

1315). Hilalin eğri görüntüsü, hüsn-i talil yoluyla külahını eğri giyen fitneye özenmeye
bağlanırken, bayram oğlanının sade giyindiği söylenir (Sâbit 1991: 179/K6-1616). Felek
bazen bayram hilalini, Hüsrev‟in kadehine, Ferhâd‟ın kazmasına çevirir; o yüzden
mutlulukla eğlenilmesi tavsiye edilir (Sâbit 1991: 252/K32-3917). Hilal günden güne
dairesini büyütür ve dolunay Ģeklini almaya baĢlar. Bu haliyle ekmeğe benzer (Sâbit 1991:
178/K6-618). Merhamet kâtibi, oruç mektubunun kurtuluĢunu, bayram gecesinin
mürekkebiyle karalar ve bayramın geliĢi padiĢah fermanıyla bir meydanda halka duyurulur
(Sâbit 1991: 253/K33-819).
Ayrıca gökyüzünde bayram hilalinin görülmesiyle geceden türlü türlü hazırlıklar
yapılır. Ramazan ayı boyunca içkiden uzak duran rintler, yasağın artık kalkacağı sevinciyle
salaya baĢlar ve tövbeler bozulur (Sâbit 1991: 253/K33-1520). Bayram sabahı için geceden
keyif verici bitkilerden yapılmıĢ “varaklı bayram gıdası” hazırlanır (Sâbit, 1991: 179/K6321). Yeniçerilerin üçüncü üç aylık maaĢları dağıtılmak üzere geceden mühürlenir (Sâbit,
1991: 252/K33-222); yeniçerilerle kale muhafazasına memur olanlara tahsis olunan ulufeyi
gösteren belgeler düzenlenir (Sâbit 1991: 256/K33-5123). “Surre” “para kesesi, para çıkını”
anlamına gelmekle birlikte eskiden hac zamanlarında padiĢah tarafından Mekke ve
Medine‟ye her yıl gönderilen para ve hediyelere de denir (Devellioğlu, 1986: 1156).
“Resîd”, “alınan bir paranın iadesiyle kaydının silinmesi, hesabın hükümsüzlüğüne dair
edilen iĢaret” demektir (Devellioğlu, 1986:1064). “Oruç surresi dağıtan bayram veziri,
felek defterine resid gurresi çeker” ifadesinden o dönemde vezirlerin surre dağıttıkları ve
bir defterde iĢaretleyerek gösterdikleri anlaĢılmaktadır. Gökyüzünde beliren hilal, Ģekliyle
koyulan bu iĢarete benzetilirken, Mekke‟ye gönderilen para ve hediyelere de telmih yapılır
(Sâbit, 1991: 252/K33-124).

15

“Hilâl-i %îd degüldür bulundı miftâhı/Açıldı tâli%-i rindâna daHme-i CemĢîd”
“Ol kec-külâh-ı fitneye taklîd idüp hilâl/Bayram pûrı sâdecik itmiĢ berây-ı %îd”
17
“Devlet ile %iĢret itsün tâ ki mâh-ı %îdi çarH/Gâh câm-ı Xüsrev ü geh tîĢe-i Ferhâd ider”
18
“Çok mı büyütse dâ+iresin gün-be-gün hilâl/Arturdı etmegin Ģeh-i zerrîn livâ-yı %îd”
19
“Necât-ı nâme-i savvamı münĢî-i rahmet/Mürekkeb-i Ģeb-i %îd ile eyledi tesvîd”
20
“%Ale‟s-sabâh salâlar virildi hîç degül/4âbûh-ı %îdde mazlûm-ı tevbe oldı Ģehîd”
21
“Encüm sabâh içün giceden hâvır eylemiĢ/Yârân-ı ehl-i keyfe varaklı gıdâ-yı %îd”
22
“Sitâre sanma gice kîseler mühürlendi/ReĢen mevâcibini virdi Halka %îd-i sa%îd”
23
“NeĢât-baHĢ ü latîf ü mümessek ü memhûr/Kızıl %akîdeye benzer gelen %atiyye-i %îd”
24
“Tagıtdı surre-i ecr-i sıyâmı Âsaf-ı %îd/Cerîde-i felege çekdi gurre-i râ%y-ı resîd”
16

�6

ġiirlerde övülen Kazasker Mehmet Efendi ile bayramın yüceliği arasında ilgi
kurulurken, bayramın parlaklığı veya geliĢ nedeni ona bağlanılarak hüsn-i talil yapılır
(Sâbit 1991: 179/K6-22, 2325).
Bayram zamanında insanların birbirlerini üzmemeye, incitmemeye çalıĢmaları
“sevgilinin amber kokusu saçan saçını rüzgâr dağıtır; onun dıĢında bu zamanda hiç kimse
kimseyi üzmez, incitmez” ifadesiyle verilir (Sâbit 1991: 250/K32-1226).
Bayramın yarattığı heyecan ve sevincin baĢında, herkesin eski giysilerini çıkarıp,
yenilerini giymesi gelmektedir. Günümüzde olduğu gibi geçmiĢte de bayramın geliĢiyle
birlikte yeni kıyafetler dikilmekte, temiz ve güzel giyinilmeye çalıĢılmaktadır. Bayramın
geliĢiyle birlikte makama uygun yeni kıyafetlerin dikildiği “Lütuf terzisi, eski kula,
bayrama layık makama uygun yeni bir bayram elbisesi dikerse çok değildir” (Sâbit 1991:
179/K6-2527) Ģeklinde söylenir. PadiĢahın yanı sıra (Sâbit 1991: 179/K6-1528), veziriazama
beyaz altınla iĢlenmiĢ ipekli kumaĢtan kaftan (Sâbit, 1991: 254/K33-2629), vaizlere oruçlu
insan yüzü gibi sarı renkli giysi (Sâbit, 1991: 178/K6-1130), sofulara da gül renkli
kıyafetler dikilmektedir (Sâbit, 1991: 253/K33-431). Genç, yaĢlı herkesin bayramlıklarını
giymesiyle dünya, Bayramiyye tarikatına mürid olmuĢ gibidir (Sâbit, 1991: 253/K33-932).
ġeyhülislam da bayram sabahı fetva vermek üzere beyaz renkli samur kürkünü giyer (Sâbit
1991: 341/T33-133, 334). Kısacası bayram nedeniyle bütün divan ehline yeni kaftanlar
hazırlanır.
Selvi boylu güzellere bayramda beyaz boy elbisesinin çok yakıĢtığı da
belirtilmektedir (Sâbit, 1991: 254/K33-2635). Bayram günü erkekler külahlarını eğri
takarken (Sâbit, 1991: 179/K6-1636); güzeller saçlarını yaptırıp, yüzlerine makyaj

25

“4adru‟s-sudûr-ı Rûm Mehemmed Efendi kim/XorĢîd-i kadridür sebeb-i rûĢenâ-yı %îd
O fâvıl-ı yegâne ki Zâtındadur bu gün/ġân ü Ģükûh-ı kadr ile %izz ü %ulâ-yı %îd”
26
“Bu zamândur kimseyi kimse perîĢân eylemez/Zülf-i %anber-bâr-ı dildârı iderse bâd ider”
27
“Xayyât-ı lutfı bende-i dirîne çok degül/Bir nev-libâs-ı mansıb iderse sezâ-yı %îd”
28
“Bildüm ki çâk-i sîne dikiĢ tutmadan kalur/Kesmemcedür o Ģâh-ı hüsünde kabâ-yı %îd”
29
“Beyâvlar yakıĢur yâre %îdde nitekim/Vezîr-i a%zama dibâ-yı zer-nigâr-ı sefîd”
30
“Görsen likâ-yı vâ%iz-i Ģehrün kıyâfetin/DönmiĢ cemâl-i rûzeye ol âĢinâ-yı %îd”
31
“Semen mecâbesi bir pîrehenle kalmıĢ idi/Giyindi gül gibi erbâb-ı tekye-i tecrîd”
32
“Sefîd câme-i %îdiyye giydi pîr ü cevân/Cihân tarîka-i Bayrâmîyâna oldı mürîd”
33
“Yine hem-reng-i subh-ı %îd iftâ kürkini giydi/Bu gün teĢrîf idüp Sâdık Efendi sadr-ı fetvâyı”
34
“Beyâza kablı semmûr itdi her engüĢt-i mûy ile/ġeb-i kadr-i keremle subh-ı %îd-i lutfa îmâyı”
35
“Beyâvlar yakıĢur yâre %îdde nitekim/Vezîr-i a%zama dibâ-yı zer-nigâr-ı sefîd”
36
“Ol kec-külâh-ı fitneye taklîd idüp hilâl/Bayram pûrı sâdecik itmiĢ berây-ı %îd”

�7

yapmakta (Sâbit, 1991: 254/K33-2137), gerdanlık takmakta (Sâbit, 1991: 256/K33-5338);
çocuklar genelde kırmızı renkli giysiler giymektedir (Sâbit 1991: 252/K33-339).
Bayram sabahı, bayram namazından önce minarelerde belli makamlarda Arapça
niyaz ilahileri söylenmekte (Sâbit, 1991: 253/K33-1540, 1841); sala verilmekte ve Bayram
salasına rintler de katılmakta (Sâbit 1991: 178/K6-1242) ve Kur‟ân okunmaktadır (Sâbit
1991: 254/K33-3043).
Îdiyyelerde, o dönemlerde düzenlenen resmî bayram törenleri de edebî bir üslûpla
tasvir edilir. Tören, sabahtan bayram alayının padiĢahla birlikte bayram namazını kılmak
için bir camiye gitmesiyle baĢlar ve namazdan sonra vaiz, halka dini öğüt verir (Sungurhan
2011: 51-55). Sâbit, camiden çıkan bayram alayının, padiĢahla bayramlaĢmak üzere
düzenlenen alana geldiğinden (Sâbit, 1991: 178/K6-1) ve huĢu dudağı ile padiĢahın temiz
eteğini öptüklerinden söz eder (Sâbit 1991: 256/K33-5544; 257/K33-6345). O dönemde
“merhaba” diyerek bayramlaĢıldığı “merhabâ-yı „îd” tamlamasıyla verilir.
Ayrıca padiĢah bayram günü zengin, fakir bütün halka ziyafet vermekte (Sâbit, 1991:
250/K32-846; 256/K33-57, 5847) ve sofra sınırsız sayıda yiyeceklerle donatılmaktadır. Bu
durum edebî bir üslupla “Bayram meydanına, bayram sultanının sofrası yer yer döĢendi”
Ģeklinde telmih yapılarak ifade edilir (Sâbit 1991: 178/K6-148). Oruçtan yanmıĢ gönüllerin
harareti (Sâbit, 1991: 253/K33-749) bol bol içilen Ģerbetlerle giderilir (Sâbit, 1991: 179/K613). ÂĢıklar da bayram zamanında Ģerbet yerine kendi gönül kanlarını içerler (Sâbit 1991:
179/K6-1350).
Resmî bayram töreninin dıĢında bayram sabahı, herkes birbiriyle tokalaĢmakta, dost
ve akrabalar karĢılıklı birbirlerini ziyaret etmekte; bayramlaĢırken öpüĢülmekte ve
37

“Virince mâĢıta ruHsâr-ı yâre zînet-i %îd/ġikenc-i turreye sarmıĢdı Ģâne-i teĢdîd”
“O çevresindeki zer-halka bend-i zencîri/Ġder kim olsa mahabbet kılâdesin taklîd”
39
“Degül %akîde zer-i sürH geldi câme-bahâ/%Iyâl-ı rûzenün itdi libâsını tecdîd”
40
“%Ale‟s-sabâh salâlar virildi hîç degül/4âbûh-ı %îdde mazlûm-ı tevbe oldı Ģehîd”
41
“4abâh olınca ilâhîye sokdılar rindi/Müte+ezzinân-i Ģeb-i %îd virdiler temcîd”
42
“Rindün safâ-yı %iĢreti öldürdi zâhidi/Her gûĢeden gelür nagamât-ı salâ-yı %îd”
43
“Vücûh-Hân-ı kıra%ât-ı xavret-i Kur+ân/Girih-güĢâ-yı rivâyât-ı turra-ı tecvîd”
44
“Rüsûm-ı %îddeki merhabâ vazîfesinün/Degüldi ref%î geçen rûzgâra emr-i ba%îd”
45
“Leb-i HuĢû% ile dâmân-ı pâkin itsün bûs/Gelen mübârekî-i %îde bendegân-ı reĢîd”
46
“Ol Süleymân mı degül kim da%vet-i cânân idüp/Xânesin %iĢret-geh-i hûbân-ı perî-zâd ider”
47
“YetiĢmeseydi fakire nevâl-i ihsânun/Ne taĢlar yedirürdi bu rûzgâr-ı Ģedîd
%Ġlâcı güc beredür sadme-i gazel ammâ/Senün muĢamma%-ı lutfun olur olursa müfîd”
48
“Yer yer döĢendi %arsa-i mihmân-sarây-ı %îd/Çıkdı simât-ı Hüsrev-i fermân-revâ-yı %îd”
49
“Yanık yüreklere su sepdi Ģerbet-i mînâ/Ciger harâretini savmun eylede tebrîd”
50
“Devrinde pâdiĢâh-ı gamun iç Hazîneden/Xûn-âb-ı dildür %âĢıka Ģerbet bahâ-yı %îd”
38

�8

âĢıkların bunu düĢündükçe bayram ettikleri vurgulanmaktadır (Sâbit 1991: 561/B7951).
Bayramda sevgilisiyle bayramlaĢan âĢık, kendi eliyle ocağına ateĢ düĢürür (Sâbit 1991:
179/K6-1452). Ancak sevgili, âĢığa inat “rakip” olarak görülen baĢkalarıyla kol kola gezip
dolaĢmakta (Sâbit 1991: 179/K6-17, 1853); daha fazla yakınlık kurarak, lâle (kırmızı
değerli taĢa) benzeyen dudağını öptürmektedir. KarĢılıklı yapılan ziyaretlerde gülsuyu
(Sâbit 1991: 254/K33-2454) ve Ģerbet ikram edilmekte, çocukların ellerindeki ĢiĢelere
Ģekerli Ģerbetler koyulmakta (Sâbit 1991: 253/K33-755); bayram hediyesi olarak kızıl akide
Ģekerleri verilmektedir (Sâbit, 1991: 256/K33-5156).
Kurban Bayramı‟nın geliĢi de yine Ramazan Bayramı‟nda olduğu gibi büyük bir
sevinçle karĢılanmakta ve gam giderici eğlence toplantıları düzenlenmektedir. (Sâbit 1991:
231/K21-7, 857). Cuma gününe denk gelen Kurban Bayramı için “%îd-i ekber” tamlaması
kullanılmaktadır. Eğer Kurban Bayramı cumaya denk gelmiĢse halk arasında daha da
büyük bir sevinç yaratmaktadır (Sâbit 1991: 231/K21-1; 254/K33-2758). Ġnsanları her türlü
sıkıntı ve kederden kurtaran bayram yeme, içme ve eğlenceyi de beraberinde
getirmektedir. Kurban bayramında da ziyafet verilmekte, kurban eti dağıtılmaktadır (Sâbit
1991: 543/Kt1859). “Ne kadar hoĢ ki sefa verici, gam giderici bir zaman; bütün dünyayı
Ģöyle bir yoklansa hüzünden, kederden bahseden, ağlayan bir kiĢi bile bulunmaz diyerek”
bayramın büyük bir sevinçle karĢılanmasına telmih yapılır. Eğer ağlayan bir kimseden söz
edilecekse o da eğlence meclisinde çalan uddan baĢkası değildir (Sâbit 1991: 250/K3210,1160). Klasik Türk Ģiirinde rint (gönül ehli), zahit (ham sofu) çatıĢması her zaman söz
konusudur. Zahitler, bayramın geliĢiyle birlikte kendini yeme, içme ve eğlenceye veren
rintlerin sefa ve mutluluk içindeki halinden rahatsızlık duyar. Çünkü rintler bayramın
geliĢine en çok sevinenler arasındadır. Bayramın geliĢiyle birlikte içki içmenin vakti
51

“Birin alduk dahi bir bûseye ikdâm iderüz/Biz de bu %akl ile yılda iki bayrâm iderüz”
“Kendü eliyle âteĢ urur Hânümânına/%ÂĢık iderse dilber ile merhabâ-yı %îd”
53
“Kim dirdi la%l-i nâbını agyâra emdürür/Bozdı benüm akîdemi ol bî-vefâ-yı %îd
Agyâr koltugında o ĢûHun vebâ gibi/Dil-Hastegân-ı %ıĢka mübârek belâ-yı %îd”
54
“Gül-âb-ı %îd ile yur dest-i nermini zâlim/Mukaddemâtın idüp merhabâsınun temhîd”
55
“Tehî zücâce-i sıbyâna sükkerî Ģerbet/Bize %akîde-i eZvâk ü meĢreb-i tevhîd
Yanık yüreklere su sepdi Ģerbet-i mînâ/Ciger harâretini savmun eylede tebrîd”
56
“Bayram hediyesi olarak kızıl akidenin verildiği/NeĢât-baHĢ ü latîf ü mümessek ü memhûr”
57
“Ta‟âla‟llâh zihi Ģevk-i sürûr-efvâ-yı %âlem kim/Cihân oldı bugün rûz-ı neĢâtun Ģâd ü mesrûrı
XôĢâ te+cîr-i sahbâ-yı tarab kim ta%ne-sâz itdi/xarîm-i bâg-ı %adnün kâsırâtü‟t-tarf olan hûrı”
58
“Sepîde-i seher-i %îd-i ekber-i Ġslâm/Beyâv-ı subh-ı sa%âdet-demîde-i tevhîd”
59
“Ebu-ceddiyle tefâhur itmek/Nakd-i gayri sayıvirmek gibidür
%Îd-i adhâda ziyâfet itmek/Halka kurbân payı virmek gibidür”
60
“xabbeZâ hengâm-ı gam-fersâ HôĢâ vakt-i safâ/Yoklasan dünyâyı yokdur nâm-ı hüznî yâd ider
Bu fasılda girye eyler yok meger ol kimse kim/Mest iken meclisde gûĢ-ı nagme-i %avvâd ider”
52

�9

gelmekte (Sâbit 1991: 250/K32-261); eğer içilmezse gönülde cehennem ateĢi yanmaktadır
(Sâbit 1991: 250/K32-462). Düzenlenen bu eğlencelerde sohbetler düzenlenmekte (Sâbit,
1991: 250/K32-11), ud taksimi yapılmakta (Sâbit, 1991: 250/K32-1163), dans edilmekte ve
Ģarkılar söylenmekte (Sâbit, 1991: 250/K32-1364; 253/K33-1665); özellikle Bûselik makamı
çalınmaktadır (Sâbit 1991: 286/K41-23, 2466).
Bayram neĢesi içinde bayram meydanına giden Sâbit, öyle baĢıboĢ dolaĢırken (Sâbit,
1991: 179/K6-2667), birbirine sarılarak yürüyen âĢıkları görür (Sâbit, 1991: 179/K6-1868).
Ġstanbul‟un her semti, mesire yerleri, cennet elbiseli gılmana benzeyen güzellerle, cenneti
kıskandıracak derecede güzelleĢir (Sâbit, 1991: 254/K33-1969). “Cennetin bekçisi Rıdvan
bile cihanı bu Ģekilde görseydi kıskanırdı” diyerek mübalağa yapılır (Sâbit 1991: 250/K325, 670). Bayram yerinde kurulan dönme dolaplara ve salıncaklara babasıyla birlikte
dolaĢmaya gelen çocuklar veya yetiĢkinler binmekte (Sâbit, 1991: 254/K33-2271); dostlarla
gezintiye çıkılmakta; keyif verici sohbetler yapılmaktadır (Sâbit, 1991: 418/G134-1, 272).
Gündüzün dıĢında gecede bayram meydanında eğlenildiği, havai fiĢeklerin atıldığı
“Gökyüzünde görülen kayan yıldız değil, o gece gökyüzüne doğru atılan cirittir” (Sâbit
1991: 255/K33-4573) ifadesiyle verilmektedir.
Sâbit, bayram Ģiirini yazarken içinde bulunduğu ruh halini “Gönül çeken kalemin,
mana meclisinde bu arzu ile dans edip, yeni bir Ģiir yazar” sözleriyle dile getirir (Sâbit
1991: 250/K32-1374) ve kendi Ģiirini gökyüzü hilalinin kulağının küpesine benzetir. ġiirini
bir nakıĢ gibi iĢlediğini, Mânî‟nin ve Behzâd‟ın kendisine yetiĢemeyeceğini mübalağalı bir
Ģekilde söylerken, onların nakkaĢtaki ustalıklarına telmih yapar. Ayrıca Ģiirdeki baĢarısını
anlatabilmek için kendisini mana sarrafına benzetir ve “Akıl sahibi tüccarların onu paha
61

“Geldi ol devr-i ferah-rîz-i neĢât-engîz kim/Rind-i savm-endîĢ-i gamdan mihneti ib%âd ider”
“Geldi ol vakt-i Ģekîbâ-sûz-ı cân-ı mey-keĢân/Ġçmese gönlünde sad nâr-ı cahîm îkâd ider”
63
“Bu fasılda girye eyler yok meger ol kimse kim/Mest iken meclisde gûĢ-ı nagme-i %avvâd ider”
64
“Bezm-i Hâss-ı ma%nîde bu Ģevk ile rakkâs olup/Xâme-i dil-keĢ-nevâ bir Ģi%r-i ter inĢâd ider”
65
“Derûn-ı halka-ı meyde Horus deper Ģimdi/Kanı o taHta depen mest-i ceZbe-i taklîd”
66
“ %Îddür sulh olalum tîg-i nigâhunla didüm/Didi ey dil-Ģude sag olana her gün bayrâm
4ulh idüp %âĢık ü ma%Ģûkı öpüĢdürmiĢler/Bûselikdür çalınan meclis-i ülfetde makâm”
67
“Herkes kadem-be-vâdî-i her kûçe-i ümîd/Ben serseri-revende-i sahn-ı fevâ-yı %îd
68
“Agyâr koltugında o ĢûHun vebâ gibi/Dil-Hastegân-ı %ıĢka mübârek belâ-yı %îd”
69
“Sitânbulun yine her semti reĢk-i cennetdür/BehiĢt-i câmeli gılmân-ı hûr oldı bedîd”
70
“Geldi ol mevsim ki reĢk-i rind-i dürd-âĢâm ile/Mey-kede pîrâmenin menzil-geh-i zühhâd ider
ġöyle revnak buldı teĢrif-i kudûmiyle cihân/Dinse reĢk-i bâg-ı Rıdvândur kim istib%âd ider”
71
“4akın idüp yine seyr-i salıncagı dôlâb/O serv-i nâzı salındurmasun rakîb-i pelîd”
72
“Seyr-i %îde çıkarup hem-dem-i ahbâb iderüz/%Îdi ol servi salundurmaga dôlâb iderüz
Ne asl-ı câm ile mestüz saded-i sohbetde/Biz de keyfiyyeti ol âfete iĢrâb iderüz”
73
“Felekde âteĢ-i perrende-i Ģihâb degül/Elinden atdı gice menzil-i sipihre cirîd”
74
“Bezm-i Hâss-ı ma%nîde bu Ģevk ile rakkâs olup/Xâme-i dil-keĢ-nevâ bir Ģi%r-i ter inĢâd ider”
62

�10

biçilemeyecek kadar değerli olan irfan kumaĢına nakkâd ettiklerini” söyler. “Nakkâd”
“paranın kalpını sağlamından ayıran; bir Ģeyin iyisini kötüsünden ayıran; tenkitçi”
anlamlarına gelecek Ģekilde tevriyeli kullanılır. Ayrıca kendisini, Tehemten‟e, Rüstem‟e ve
GeĢvâd‟a benzeterek onların hikâyelerine telmih yapar (Sâbit 1991: 251/K32-18, 19, 20,
2175). Sâbit, “Temiz zihin öğrencime, bu övgüler çok mudur; Cebrail bu kabiliyetime
hizmet eder” diyerek kendisini övmeye devam eder ve nükteli söyleyiĢe sahip olduğunu
tekrarlar. Kendisini mucize nefesli Ġsâ peygambere benzetirken, her sözünü dokuz felekte
Allah‟a en yakın meleklerin sürekli tekrarladığını söyler ve mübalağa yapar (Sâbit 1991:
251/K32-22, 23, 2476). Sâbit, kendisini Acem Ģairlerinden Urfî-i ġirâzî‟ye benzetirken,
güzel sanat yaptığını da söylemekten geri kalmaz (Sâbit 1991: 251/K32-2677).
Nükteli kalem dokuyucusu olan Ģair, mâdihin vasıflarını yeni kumaĢa benzeyen
Ģiiriyle süslediği için herkes gibi ihsan ve lütuf beklentisi içerisindedir. “Herkes istek
sofrasının yiyeceklerinden faydalanmıĢ; hediye padiĢahından bana bayram nağmesi yok”
denilirken, padiĢahın veya ileri gelen devlet adamının huzurunda okunan bayram Ģiirinin
karĢılığında hediye alınıp, verildiği anlaĢılmaktadır (Sâbit 1991: 179/K6-2078). ġair
kendisine yapılan iltifatlar karĢısında kul olduğunu, hediye olarak altın gerdanlığın
verildiğini (Sâbit 1991: 256/K33-4979); eğer bu hediyeler olmasaydı inatçı feleğin ona bir
Ģey vermeyeceğini söyler (Sâbit 1991: 256/K33-5680). Hayatının bir evresinde devlet
kapısından uzak olduğu anlaĢılan Sâbit‟in tekrardan bir makama getirilmeyi talep ettiği de
görülmektedir (Sâbit 1991: 234/K21-39, 40, 41, 4281). Sâbit, övdüğü Ġbrahim PaĢa‟nın
merhamet bakıĢlarını, vatanından ayrı düĢmüĢ, garip kalmıĢ kendisinden eksik etmemesini
ve lütufta bulunmasını ister (Sâbit 1991: 233/K21-3682; 234/K21-3883); padiĢahın veya o
75

“Sâbitâ bu gevher-i nâ-süfte-i nazmum felek/Zîver-i gûĢ-ı hilâl-i çarH-ı bî-bünyâd ider
Ben o nakkâĢ-ı suver-pîrâ-yı deyr-i ma%nîyüm/Ġtdügüm nakĢı ne Mânî vü ne Hôd Bihzâd ider
Ben o sarrâf-ı ma%ânîyüm ki tüccâr-ı Hired/Bî-bahâ kâlâ-yı %irfâna beni nakkâd ider
Ben o Sührâb-ı Tehemten-zûr-ı sahn-ı dâniĢem/Kıldugum kârı ne Rüstem itdi ne GeĢvâd ider”
76
“Bu temeddüh çok mıdur Ģâgird-i Zihn-i pâküme/Xidmet-i üstâd-ı rûhü‟l-kuds isti%dâd ider
Ol edîb-i dâniĢ-i âmûz-ı debistân-ı hüner/Xâce-i sad fenn-i %akla nükteler îrâd ider
Ol suhen-senc ü Mesîhâ-nutk-ı mu%ciz-dem k‟anun/Her sözin Kerrûbiyân-ı nüh-felek evrâd ider”
77
“Xavret-i üstâd-ı %Urfî-rütbe kim endîĢesi/%Akl-ı evvel gibi sad sun%-i bedî% îcâd ider”
78
“Herkes nevâl-i sofra-i HâhiĢle müstefîd/Xân-ı %atiyyeden bana mâfiĢ nevâ-yı %îd”
79
“Kul eyledün beni envâ%-ı iltifâtun ile/Kılâde-i zer-i ihsânun oldı ribka-ı cîd”
80
“%Atiyyen olmasa hem-seng-i kefe-i ihsân/DiĢine taĢ mı virür Ģâ%irün sipihr-i %anîd”
81
“Nice demdür ki Hâk-i âsitânuna mülâzımdur/Çeküp me+Zûn-ı %azl ü infisâli baHt-ı magdûrı
Kavâ kıl hâcetin mansıbla makviyyü‟l-merâm eyle/Virüp bir kıt%a fermân-ı celîlü‟Ģ-Ģân-ı mastûrı
Yeter Sâbit suHen Hatm oldı hengâm-ı du%âdur bu/Dem-i Hatm-i suHende Hôd bilürsin de+b-i cumhûrı
Nitekim nîrû-yı tevfîk ile bir sadr-ı dânâ-dil/Gezend-i fitneden hıfz eyleye bir mülk-i ma%mûrı”
82
“Nigâh-ı merhametle bir nazar kıl ber-murâd eyle/Garîb illerde kalmıĢ bu vatandan dûr ü mehcûrı”
83
“Yed-i tûlâ-yı ihsânunla ref% it gerd-i mihnetden/Ayaklandur biraz bu Hâk-i fakr-üftâde rencûrı”

�11

dönemin ileri gelenlerinin eĢiğinin toprağının öpülmesi âdetine telmih yapar (Sâbit 1991:
179/K6-2184).
Kaside nazım Ģekliyle yazılan îdiyyelerin sonunda bayrama uygun dualar da yer
almaktadır. Sâbit, dua bölümüne geçileceğini “Övgü kumaĢının istifini bozma; artık sözü
bitirelim”; “Dua vakti geldiği için niyaz elini kaldır” (Sâbit 1991: 180/K6-2785); “Saygı ile
durumuna dualer eyleyelim, sağlam ve temiz gönlümüzle yalvaralım” (Sâbit 1991:
256/K33-59, 6086) gibi ifadelerle haber verir ve “Allah, yüce divanını daim etsin” (Sâbit
1991: 257/K33-6487); “Allah her gününü bayram etsin” (Sâbit, 1991: 180/K6-28); “Yüce
Allah her sabahı ve akĢamı bayram günü etsin” (Sâbit 1991: 180/K6-2888) Ģeklinde dua ve
temennilerde bulunur.
Sonuç olarak Sâbit, Divan‟ında yer alan îdiyye temalı Ģiirlerinde dinî bayramların
herkesi mutlu ettiğini; özellikle oruç tutanların Ramazan Bayramı‟nın geliĢine daha çok
sevindiğini; bayram zamanının gökyüzünde hilale bakılarak anlaĢıldığını; bayram
fermanının düzenlendiğini, sancak asıldığını; camilerde geceden sala verilmeye
baĢlandığını; Arapça ilahilerin okunduğunu ve ertesi gün ikram edilmek üzere yiyecek ve
içeceklerin hazırlandığını; insanların birbirlerini incitmemeye çalıĢtığını; küslerin
barıĢtığını; bayrama özel giysilerin dikildiğini; resmî bayram töreninin düzenlendiğini;
padiĢahla bayramlaĢmanın dıĢında halkın kendi arasında bayramlaĢtığını ve padiĢahın
halka ziyafet verildiğini; çeĢitli eğlencelerin ve sohbetlerin yapıldığını; sevgililerin sarmaĢ
dolaĢ gezintiye çıktığını; bayram meydanında müzik dinlendiğini, dans edildiğini, çocuk ve
yetiĢkinler için dönme dolapların, salıncakların kurulduğunu, gece de bu eğlencelere
devam edildiğini edebi bir üslupla okuyucuya aktarmaktadır.
Ayrıca Sâbit, kaside nazım Ģekliyle yazmıĢ olduğu bayram Ģiirlerinin methiye
bölümünde övdüğü kiĢinin yüceliğiyle bayram arasında ilgi kurmakta; fahriye bölümünde
Ģairliğini övmekte ve beklentilerini, yapılan ihsan karĢısındaki minnettarlığını dile
getirmekte; dua bölümünde bayrama uygun dua ve temennilerde bulunmaktadır.

84

“Rahm itse bâri halüme ol kıble-i kirâm/Kim Hâk-i âsitânesidür bûse-câ-yı %îd”
“Kaldur kef-i niyâzı du%â vaktidür gönül/Makbûl olur Hulûs ile olsa du%â-yı %îd”
86
“KumaĢ-ı menkabetün bozma istifin Sâbit/Zamânıdur çekelüm teng-i güft ü gûyâ Ģerîd
Du%âlar eyliyelüm Ģartına ri%âyet ile/Ġdüp tavarru%ı iHlâs-ı kalb ile te+kîd”
87
“Rivâk-ı %âlî-i dîvân-Hâne-i câhın/Xudâ sütûn-ı devâm ile eyleye taHlîd”
88
“ġâm u seherde xavret-i Mevlâdan iste kim/Her subh ü Ģâmın ide sabâh ü mesâ-yı %îd”
85

�12

Bütün bunlar bize, Klâsik Türk Edebiyatı Ģairlerinin doğrudan olmasa da dolaylı bir
Ģekilde kültür aktarımında önemli rol oynadığını, kendi dönemine yabancı kalmadığını
açıkça göstermektedir.

Kaynaklar
DEVELLĠOĞLU, Ferit (1986), Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara: Aydın
Kitabevi.
SÂBĠT (1991), Bosnalı Alaeddin Sabit, Divan, (hzl. Turgut Karacan), Sivas: Cumhuriyet
Üniversitesi Yayınları.
SUNGURHAN, Aysun (2011), Klasik Türk Edebiyatında Îdiyye-Bayram Şiirleri
(İnceleme-Şiirler), Ankara: Grafiker Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11674">
                <text>2000</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11675">
                <text>BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11676">
                <text>SUNGURHAN, Aysun</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11677">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, idiyye / bayram şiirleri, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı.  ÖZET  Klâsik Türk Edebiyatı şairleri, şiirlerinde içinde yaşadıkları toplumun sosyal ve kültürel hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla işlemişlerdir. Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı, özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım şekilleriyle yazılan idiyyelerde (bayram şiirlerinde) belli başlı bir tema olarak ele alınmaktadır. XVII. yüzyıl şairi Bosnalı Alaeddin Sâbit’in Divanı’nda da Ramazan ve Kurban Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı, eski dönemlerdeki bayram anlayışının, düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram şiirlerine nasıl yansıdığını belirlemektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11678">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11679">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11680">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11681">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1459" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1888">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1e54821444ef1db690cda5645698288b.docx</src>
        <authentication>11a3a5f4a2bea76c3c84b0f55e91f24e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1889">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2201bb032c06f923398d13f43905f43f.pdf</src>
        <authentication>a938fb192e9084725443837bffe2579c</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11672">
                    <text>KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBİYAT EĞİTİMİNİN ÖNEMİ
Ahmet Özhan SUCU
Hitit Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Çorum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.
ÖZET
Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu bireysel
ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karşılaşılan problemlerin temelinde sosyal
ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler yapısının gençlerin zihnine
benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise bireyler arasında iletişimsizlikten
kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en başta
gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da
başlıca taşıyıcısı ve hazinesi durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taşır.
Kültür varlıklarının dil ile anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir
kültür etrafında şekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda bize
heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler,
varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. Çalışmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi
ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. Başlangıç olarak kültürün tanımı yapıldı ve daha
sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı
olduğu için çalışmamızda genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok
önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaşıldı.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1890">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5e36f341afda4fa28639a9dc6fcff67b.docx</src>
        <authentication>74c46374ca7591b8995e785e7f0fb6a4</authentication>
      </file>
      <file fileId="1891">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7a9414ebe299c3da290d0b5f9fa0c5c4.pdf</src>
        <authentication>4bd093a9c82bb4a202153ceb511fb669</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11673">
                    <text>KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBĠYAT EĞĠTĠMĠNĠN ÖNEMĠ
Ahmet Özhan SUCU1
Özet
Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu
bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karĢılaĢılan problemlerin
temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler
yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise
bireyler arasında iletiĢimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı
görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en baĢta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve
temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da baĢlıca taĢıyıcısı ve hazinesi
durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taĢır. Kültür varlıklarının dil ile
anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında
Ģekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir Ģiirde, hikâyede, romanda bize heyecan
veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler,
varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. ÇalıĢmamızda kültür aktarımında
edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. BaĢlangıç olarak kültürün
tanımı yapıldı ve daha sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat
“Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalıĢmamızda genelde edebiyatın özelde ise
edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaĢıldı.
Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.

THE IMPORTANCE OF LITERATURE EDUCATION IN CULTURAL
INHERITANCE
Abstract
Culture means the individual’s and society’s awareness which has its own
history of a group of people and about the progression. In our country, in the root of the
created problems underlie the effort of imposing upon the young minds the structure of
very serious and inconsistent values in terms of social and cultural values. As a result of
this, various problems are seen to be arising from the non- communication among
individuals.

1

AraĢ. Gör., Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, a.ozhan19@gmail.com

�Language is the main and the most important element of culture. As language is the
first and main element of the culture , it is also in the position of being the main carrier
and treasure of other cultural elements. Language carries an importany part of the
cultural heritage. The relating of cultural heritage through language provides the nation
to shape around a common culture and to pass from generation to generation.
Literature is based on language. That deep and lofty feelings which give us in a
poem, story, novel, and dreams and descriptions which create a world in our minds owe
their existence and effects to the words.
In our study, the importance of literature education and literary texts on cultural
inheritance were focused at. As a starter, the culture was defined and afterwards the
relationship between the culture and language was referred. Since literature is a field of
art which was based on “language”, in our study, we concluded that literature in general
and literal texts in particular have a very important place on cultural heritage.
Key words : Literature, Language, Culture, Education, Cultural Heritage
Giriş
Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu
bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve
kuĢaktan kuĢağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir.
Kültür, bir toplumun kimliğini oluĢturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür,
toplumun yaĢayıĢ ve düĢünüĢ tarzıdır. Ülkemizde günümüzde karĢılaĢılan problemlerin
temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler
yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise
bireyler arasında iletiĢimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı
görülmektedir.
Dil kültürün, en büyük, en baĢta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel
unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da baĢlıca taĢıyıcısı ve hazinesi
durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taĢır. Kültür varlıklarının dil ile
anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında
Ģekillenmesini sağlar.

�Edebiyat dile dayanır. Bir Ģiirde, hikâyede, romanda bize heyecan veren o derin
ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve
tesirlerini kelimelere borçludur.
ÇalıĢmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi
üzerinde duruldu. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalıĢmamızda
genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin
olduğu sonucuna ulaĢıldı.
EDEBĠYAT EĞĠTĠMĠ VE DEĞER EĞĠTĠMĠ
Dil ve Eğitim
Edebiyat ile eğitimin ilgisinden bahsedebilmek için öncelikli olarak edebiyatın
dil ile olan iliĢkisine değinmemiz yerinde olacaktır. Dil, Türkçe sözlükte: “insanların
düĢündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle ve iĢaretlerle yaptıkları
anlaĢma (TDK, 2005: 520) Ģeklinde tarif edilmiĢtir. Ergin dili: “Ġnsanlar arasında
anlaĢmayı sağlayan tabiî bir vasıta; kendi kanunları içinde yaĢayan ve geliĢen canlı bir
varlık; milleti birleĢtiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir kurum, seslerden
örülmüĢ muazzam bir yapı; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmıĢ bir gizli anlaĢmalar
sistemidir (Ergin, 1999: 3)” Ģeklinde tanımlar. Tanımlardan da anlaĢılacağı gibi dil,
kiĢiler arasında anlaĢmayı sağlayan unsurların baĢında gelmektedir. Dilin, kiĢilerin
anlaĢmasında vasıta görevi görmesi doğal olarak oluĢmuĢ bir süreçtir. Yani fertlerin
hayatlarıyla birlikte yoğurulmuĢ; kendiliğinden geliĢmiĢ ve zamanla bir sistem haline
gelmiĢtir. Dilin, değerlerin insandan insana, toplumdan topluma aktarılmasında bir
vâsıta olmasından dolayıdır ki dil, insanları bir yığın bir kitle olmaktan kurtarmakta;
onlara toplumsal bir ruh, toplumsal bir bakıĢ açısı üflemektedir.
Ziya Gökalp, dili kültürün temel unsuru sayar. Dil, duygu ve düĢüncenin adeta
kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düĢünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür
ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesle aktarılır ( Kaplan, 1992: 139).
Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taĢır. Kültür varlıklarının dil ile
anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında
Ģekillenmesini sağlar.

�Yeni nesillere kültür bilinci aĢılamak ve nesillerin milletin bir parçası olduğunu
benimsetmek, sistemli bir dil eğitimi ile mümkün olabilmektedir. Bu konuyla ilgili
olarak Özbay: “Dil kültürün baĢlıca unsurudur. Milletlerin tarihten günümüze kadar
ortaya koyduğu eserlere, yaĢam tarzlarına kültür denir. Zamanla milletin yaĢam tarzına
yönelik olan her Ģey geliĢir değiĢir, bu değiĢmeler de dil ile anlatılır. Aynı dili konuĢan
toplum, çevresini, çevresinde geliĢen olayları kendince algılamakta ve ana dilinde
oluĢmuĢ kavramlarla anlatmakta kısaca, kendi dilinin penceresinde görmektedir. Bütün
bunlar da etkili bir ana dili öğretimiyle sağlanabilir (Özbay, 2011: 24) demiĢtir.
Tanım ve ifadelerden de anlaĢılacağı gibi anadili öğretiminin, öğrencilere
kazandırılması gereken değerlerin benimsetilmesi açısından son derece önemli
olduğunu görmekteyiz. Anadili ise gerçek manada milletin oluĢturduğu edebiyat ile
edebî metinlerle yaĢatılır ve geleceğe aktarılır. Özbay bu konuda: “Ana dili öğretimi,
örgün eğitimin en öncelikli amacıdır. Ġyi bir ana dili eğitimi alan öğrenci, bu derslerde
edindiği bilgi, birikim ve beceriyi diğer ders alanlarına da taĢıyacaktır. Bu öğretim,
sadece bir dil ya da dil bilgisi öğretimi değil, bir millete ait değerlerin benimsetilmesi
iĢidir. Millete ait değerler ise edebî metinlerle yaĢatılır ve geleceğe aktarılır. Bu nedenle
ana dili öğretiminde temel materyal olarak kullanılan metinlerin özellikle değer
aktarımında önemi çok büyüktür.” (Özbay, 2011: 24) yorumunu yapmıĢtır..
Edebiyat ve Değer Eğitimi
Edebiyat kelimesi Arapça bir kelime olup, “edb” (edeb) kökünden türetilmiĢtir.
“Edeb” kelimesinin birçok manası vardır; Edebiyat dile dayanır. Bir Ģiirde, hikâyede,
romanda bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan
hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur (Kaplan, 1999: 159).
Edebiyat sözcüğünün kökünü oluĢturan “terbiye, eğitim” anlamına gelen “edeb”
sözcüğünün edebiyatın toplumu eğitme iĢinde çok büyük bir rolü olmasının delilidir.
GeçmiĢten günümüze kadar edebiyatın her alanı toplumu, bireyleri eğitmek için bir araç
olarak kullanılmıĢtır. Sanat dalları arasında en doğal ve en yaygın olanı edebiyattır.
Edebiyatın önemli bir yönü de muhataplarına en kolay ve en doğrudan ulaĢan bir sanat
dalı olmasıdır. Edebiyatın malzemesi olan söz de hiçbir Ģekilde değiĢikliğe uğramadan
sanatçıdan, muhatabına ulaĢır. Bütün sanat eserlerinin anlatmak istediklerini de edebiyat
dile getirir.

Kavcar bu konuyla ilgili olarak: “ Edebiyat ve eğitim, insanla insan

�topluluklarıyla ilgilenip uğraĢma bakımından birbirini tamamlayan, birbiriyle yakından
iliĢkili olan iki alandır. Çünkü edebiyatın da eğitimin de konusu insandır” (Kavcar,
1999: 2) demektedir.
Kavcar “Edebiyat eseri, insanı ve çevresini tanıtır. Ġnsanın kendisiyle,
baĢkalarıyla, doğal ve toplumsal çevresiyle çatıĢmalarını yansıtır. Edebiyat eserleri hem
bireysel hem de toplumsal hayatla ilgili olarak iyiye, güzele, doğruya yönelme ve yeni
değerler kazandırma yolunda telkinlerde bulunur, insanları bunlar doğrultusunda eğitir”
(Kavcar, 1999: 6) diyerek edebiyatın insanın ve toplumun yaĢamındaki önemine dikkat
çekmiĢtir.
Edebiyat eğitimi insanın gerek bireysel yaĢamında gerekse sosyal yaĢamında
insanı iyiye, güzele ve doğruya yöneltme gibi bir özelliğinin olduğunu söyleyebiliriz.
Edebi metinlerde karĢılaĢılan karakterlerle birey doğal bir özdeĢim kurar ve sonucunda
o karakterin davranıĢlarını özümser ve kendine örnek rol modeller edinir. Eğer metinde
kurgulanan karakter genel olarak iyi ise ya da toplumsal olarak iyi bir rol modelse bu
doğrudan ya da dolaylı olarak bireyin yaĢamına yansıması kaçınılmaz olacaktır. buna
benzer sebeplerle edebiyat eğitiminin faydalarını özetleyecek olursak; edebiyat
eğitiminin, toplumu eğitme iĢinde, kültür aktarımında, insanlara estetik zevk
kazandırmada,

bireylere

kiĢilik

kazandırmada

vb.

birçok

kazanımın

gerçekleĢtirilmesinde çok önemli bir yeri vardır sonucuna ulaĢmamız kaçınılmazdır.
Peki kültür aktarımında edebiyat bu kadar önemli ise edebiyatın en önemli unsuru olan
edebi metinlerin seçimi de çok büyük bir önem taĢımaktadır.

Değer Eğitiminde Edebi Metinlerin Önemi
Edebi metinlerin içerikleri öğrencinin estetik yönünün, kiĢiliğinin, toplumsal ve
kültürel değerlerinin geliĢimine katkıda bulunacaktır. Edebi metinler insana her Ģeyden
önce kiĢilik verir. Bu kiĢilik hayat yolunu hazırlar. Bir toplumda ahlakın ilerlemesi
toplumun düzelmesinde edebiyatın rolü büyüktür.
Çocuğun, gencin edebî metinlerle kurduğu iletiĢim, her Ģeyden önce bir duygu
ve düĢünce eğitimidir. Bu süreç, bir duyarlık oluĢumuna, zenginliğine; kültürel
bilinçlenmeye olanak sağlar. Edebiyat, demokratik kültür dokusunu oluĢturan

�davranıĢların, yaĢatılarak, sezinleterek kazandırılmasını sağlayan bir süreçtir. Edebî
metinlerin dünyasına girme alıĢkanlığı edinmiĢ birey, insanların çok çeĢitli duyma,
düĢünme ve hareket etme örnekleriyle tanıĢır, kendini baĢkalarının yerine koyabilir,
özdeĢim kurma yeteneği oluĢturur, insan kiĢiliğine saygı duyar, hoĢgörülülük kazanır,
insanların değiĢik özelliklerde olabileceği gerçeğini anlar. Bu süreç, insanın yeni
yaĢantılar edinme, kiĢiliğini değiĢtirme ve geliĢtirme sürecidir (Sever, 1998: 4-5).
Çocukların, gençlerin hikâyeler, Ģiirler, romanlar yani kısaca edebi metin
okuması ve bu edebi eserlerdeki insanlarla tanıĢmaları, hayal dünyalarında onları
yaĢatmaları onlarla özdeĢim kurmaları gerçek yaĢamı daha verimli kullanmalarında
büyük önem taĢır. Birçok edebi eserde insanları eğitme gayesi görmekteyiz. Buna
örnek vermek gerekirse; Mevlana Mesnevi’sini, Namık kemal tiyatrolarının büyük bir
bölümünü, Mehmet Akif Safahat’ını vb. birçok yazar eserlerini insanların nasıl
yaĢaması gerektiği noktasında birer ufuk, bir hedef göstermek için kaleme almıĢlardır.

Edebi metinlerin insanlara sadece ahlaki davranıĢ benimsetmek ve sosyal
faydayı temin etmek için oluĢturulmadığı da bir gerçektir. Edebi metinlerin bir özelliği
kiĢiye ahlakî değer kazandırmak olsa da diğer bir amacı ise insanlara estetik zevk
kazandırmaktır denilebilir. Edebiyat, insanlara, hayvanlara ve etrafımızda gördüğümüz
ve anladığımız maddî, manevî Ģeylerle alakalı hususlarda bir fikir, bir felsefe bulmak ve
her türlü vaziyet ve hareketler arasında münasebet aramak, sınırlı gibi görülen halleri
alakalarıyla geniĢletmek, takdir hissi verebilecek derecede izah etmektir (Güzel, 1997:
14). Buradan hareketle diyebiliriz ki edebi eserlerin amacı maddî manevî Ģeylerle
alakalı hususlarda bir fikir verirken takdir hissi verebilecek Ģekilde izah etmektir.
Edebi metinlerin değer aktarımındaki rolü çok büyüktür. Bundan dolayı milli
eğitim müfredatında seçilecek metinlerin özellikleri verilirken edebi metinlerin önemi
üzerinde durulmuĢtur. Türk edebiyatı ders kitaplarında bulunan özellikler ve seçilecek
metinler aĢağıdaki gibidir:
1. Metinler, Türk Millî Eğitiminin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun
olmalıdır.

�3. Seçilecek edebî metnin özellikleri, anlatım biçimi ve yapısı gözden uzak
tutulmadan millî kültürümüze, ahlâk anlayıĢımıza, yasalarımıza, geleneklerimize, örf ve
âdetlerimize, milletimizin bölünmez bütünlüğüne uygun olmasına özen gösterilmelidir.
7. Seçilen metinler öğrencileri iyiye, güzele, doğruya yöneltmeli; onlara iyi
alıĢkanlıklar kazandırmalıdır.
15. Metin seçiminde öğrencilerin dil zevkini ve bilincini geliĢtirme, hayal
dünyalarını zenginleĢtirme, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarma gibi özellikler göz
önünde bulundurulmalıdır.
17. Sanat metinlerinin sanat değerleriyle; öğretici metinlerin de öğreticilik
iĢlevleriyle dönemlerini en iyi temsil eden eserler arasından seçilmesine özen
gösterilmelidir.
19. Metinlerde çeĢitliliği sağlamak ve öğrencilerin daha farklı metinlerle
karĢılaĢmasını sağlamak amacıyla aynı sınıfta aynı sanatçıdan zorunluluk olmadıkça bir
metin seçilmelidir.
Tüm bunlardan hareketle ders kitaplarına seçilecek edebi metinlerin genel
olarak; iyi, güzel ve yararlı olanı estetik bir Ģekilde verme çabasının olması; seçilen
edebi metinlerin toplumun eğitilmesine katkıda bulunması; toplum olarak iyiyi ve
güzeli öğütlemesi gibi özelliklerinin olması gerekmektedir.
Kültür aktarımında edebiyat eğitiminin önemini vurgulamak anlattıklarımızı
somutlaĢtırmak için birkaç örnek vermenin yerinde olacağı kanaatindeyiz:

ÖRNEKLER
Ġlk örnek olarak Dede Korkut hikayelerini verebiliriz. Dede korkut hikayelerinde
Türk kültürünün en gizli kalmıĢ hususiyetleri bir cevher gibi parlamaktadır. Fuad
Köprülünün: Tüm Türk edebiyatını bir kefeye, Dede korkut hikayelerini bir kefeye
koysanız hikayeler ağır basar” ifadesi hikayelerin Türk kültür tarihi için ne kadar önemli
olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Dede Korkut hikayelerinde örnek olarak
aĢağıya

aldığımız

ifadelerde

kültürümüzde

yoğun

olarak

yaĢatılan

misafirperverlik, dayanıĢma vb. kültürel unsurların yer aldığını görmekteyiz:

sevgi,

�Oğlan anasının sözünü kırmadı. (1- Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı)
Aileye verilen önemi
... edeple usul usul geri döndü (3- Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı).
Pay Püre Bey der: Oğul kudretli oğuz beylerini evimize çağıralım, nasıl uygun
görürlerse ona göre iş edelim dedi (3- Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı).
ĠstiĢare ve dayanıĢmanın önemi.

Han da Begil‟i misafir etti, güzel at güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de
Begil‟i av şikâr etiyle misafir edelim beyler dedi (Begil Oğlu Emre’nin Destanı).
Misafirperverliğin önemi
… babasının elini öptü, helallaştı, hoşça kalın dedi (8- Basat’ın Tepe Göz’ü
Öldürdüğü Destanı).
Babası ile anası ile geldi görüştü, ellerini öptü (9Begil Oğlu Emre’nin Destanı).
Metinde bir kültür unsuru olarak saygı değerinden sonra tespit edilen baĢka bir
değer olarak karĢılıklı birbirini sevmeyi örnek olarak verebiliriz. Sevgi değeri, toplumda
huzuru, saadeti,
kardeĢliği, millî birliği, sosyal dayanıĢmayı sağlar. Birbirini sevmeyen insanların
bir arada yaĢayıp sosyal düzeni sağlamaları imkânsızdır. Bu yüzden hikâyelerde
anne, baba, eĢ, kardeĢ, arkadaĢ sevgisi vurgulanmıĢtır.
Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar. İki hasret birbiriyle buluştular,
ıssız yerin kurdu gibi uluştular, Tanrı‟ya şükürler kıldılar (Salur Kazan’ın Evinin
Yağmalandığı estanı).
Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim
Yere basmayıp yürüyen servi boylum
Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım
Çift badem sığmayan dar ağızlım

�Ressamların çizdiği kara kaşlım
Kurumsu kırk tutam kara saçlım
Aslan soyu sultanın kızı
Öldürmeye ben seni kıyar mıydım
Kendi canıma kıyarım ben sana kıymam
(Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Destanı).

14. yy. mesnevilerinden olan Süheyl ü Nevbahar mesnevisinde de kültürel unsur
olarak birçok değerimize rastlamamız mümkündür:
Yalan söylememek ile ilgili olarak örneğin:
Kimün ki yalancılık ola iĢi
Dahı girçeğine inanmaz kiĢi (Süheyl ü Nev-bahar 277)
Kimin iĢi yalancılık olur ise, kimse onun gerçek sözüne inanmaz.
DeğiĢik örnek olması bakımından 14. Mesnevi hikayelerinden birkaç örnek
vermek gerekirse; Ya da yine 14. Mesnevilerinden olan Matık-ut tayr’da gülĢehrî vefalı
olmak gerektiği ile ilgili olarak:
Hüdhüd eydür bî-vefâyı sevmegil
Yil-durur „ahdi vü sen yil kovmagıl (Mantıkut-tayr 3497)
Hüdhüd der ki vefasızları sen sevme, onun sözü yeldir sen yelin peşinden gitme.
Ya da
Togru sözlü kişi anda merd ola
Egri sözlü âdemî nâ-merd ola (Mantıku‟t-tayr 2223)
Doğru sözlü kişi mert ola, eğri sözlüler ise namert ola!
Ya da günümüzde de kullanılan tuz ekmek hakkı için garipnamede geçen
Ne duz etmek bilür ü ne konşılık
Tamarında yok-durur hîç togrulık (Garipname 1657)
Ne tuz, ekmek hakkı bilir ne komşuluk, damarında hiç doğruluk yoktur.

�Tuz ekmek hakkı Türk kültürüne ait değerlerdendir. Bir kimsenin, yemeğini
yeyip elinden hayır gördüğü kimseye karĢı vefa göstermesi demektir. Beyitte “ne vefa
bilir ne komĢuluk hakkı”

ifadesi komĢuluğun vefa sahibi kimselerce yerine

getirilebilecek bir değer olduğudur. Bu tarz insanların da içinde doğruluk değerini de
barındıramaz anlamı verilmektedir. Daha önce de değinildiği gibi değerler genel olarak
birbirine bağlı kavramlardır.
Görüldüğü üzere eski türk edebiyatından örnek olarak aldığım birkaç beyitte
kültür aktarımında ne kadar önemli olduğu ortadadır.
Sadece eski dönem edebiyatımız değil edebiyatın her döneminde kültür
aktarımından söz edilebilir Edebiyatımızda günümüze yaklaĢtıkça da aktarımla ilgili
olarak birçok örnek verebiliriz.
Mehmet Akif’in Seyfi baba manzumesinde, eski bir dostunun rahatsızlandığını
öğrenen Ģair yolda büyük sıkıntılardan geçerek yağmurlu ve kötü bir günde evine
ziyarete gider ve sabaha kadar dostunun baĢında bekler; sabah yanından ayıralacakken
para vermek ister ve kendisinin de parasının olmadığını görür bundan muzdarip olur. Bu
hikayede vefakarlık, kadirĢinaslık gibi birçok milletimize ait unsurların verilmeye
çalıĢıldığı görülmektedir. ġair bunu propaganda Ģeklinde iĢlememiĢ bu hasletleri estetik
bir zevkle metine yerleĢtirmeyi bilmiĢtir.
Bu tür örnekleri günümüz roman ve yazımlarında da bulabilmemiz mümkündür.

Sonuç
Sonuç olarak edebiyatın ve edebi metinlerin kültür aktarımı ve değerler
açısından çok önemli bir yeri olduğunu görmekteyiz. Gelecek nesillerimizin sağlam
bireyler vatanını milletini seven birer birey olarak yetiĢmesi için edebi metin
seçimlerinde son derece titiz ve dikkatli davranmak gerekmektedir.
Öğrencilerin örnek alabileceği rol modeller içeren eserlere daha fazla ağırlık
verilmelidir.

�Okuma iĢi toplumun bir kesimi değil toplumun genelini ilgilendiren bir olaydır
bundan dolayı toplumun kalkınması için ve hele ki toplumsal olarak birlik beraberlik ve
dayanıĢmaya ihtiyacımız olan bu günlerde daha da önem verimleri gerekmektedir.
Sonuç kısmında da üzerinde durulduğu gibi, Genel amaçlar ve Programlarda
birçok ahlâkî ve estetik değerle ilgili kazanımlar Edebi eserler tarandığı takdirde
eserlerde yer aldığı görülecektir. Bu öğretilerin öğrenciye kazandırılabilmesi için edebi
eserlerden seçilecek ve öğrencilerin ilgisini çekebilecek bölümlerin Türk Dili ve
Edebiyatı ders kitaplarında daha fazla yer alması sağlanmalıdır.
Edebi eserden konuyla alakalı bulunan hikâyelerden uygun olanlar seçilip, çeĢitli
öğretim yöntemleri vasıtasıyla kullanılabilir. Drama, tiyatro vb. görsel sanatlarla
desteklenerek öğrencilerde kalıcı izli davranıĢlar meydana getirmek daha kolay
gerçekleĢebilir.
Ahlak eğitiminde edebi metinlerin rolü dikkate alındığında, diğer eğitim ve
öğretim programlarında da değer eğitimi ve kültür aktarımı için edebi metinlerden
yararlanılabilineceğini görürüz. Mesela tarih dersinde geçmiĢin Ģanlı sayfaları
öğrencilere anlatılırken mesnevilerden alınan, içinde birtakım değerleri -örneğin onurlu
olmak - gibi bir değeri barındıran hikâyeler seçilerek dersin akıĢı canlandırılabilir. Bu
vesileyle de doğru bir değer aktarımı oluĢturulabilir.

�Kaynakça
AKARSU, B. (1982). Ahlâk Öğretileri. Ġstanbul: Remzi Kitabevi.
AKBABA ve ALTUN, S. (2003). Eğitim Yönetimi ve Değerler. Değerler Eğitimi
Dergisi, 1 (1), 7–18.
ARSLAN ġ.Z ve YAġAR F.T. (2007).“Yükselen “Değer” Kavramı Üzerine Eleştirel
Bir Yaklaşım. Değerler Eğitim Merkezi Dergisi, Sayı:1, 8-11.
AYNĠ, Mehmet Ali. (1939). Türk Ahlakçıları. Ġstanbul: Kitabevi Yayınları.
CEBECĠOĞLU, Ethem. (2005). Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. Ġstanbul:
Anka yayınları.
CEMĠLOĞLU, Mustafa. ( 2003). Türk Dili ve Edebiyatı Öğretimi. Ġstanbul: Alfa
Yayınları.
ERGĠN, M. (1999). Türk Dil Bilgisi. Ġstanbul: Bayrak Yayınları.
GÖKÇE, O. (1994). Türk Gençliğinin Sosyal ve Ahlakî Değerleri. Ata Dergisi. Konya:
Selçuk Üniversitesi Yayınları, s. 131-139.
KAPLAN, Mehmet. (1992). Kültür ve Dil. Ġstanbul: Dergah Yayınları.
KAPLAN, Mehmet. (2004). Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar (Tip Tahlilleri).
Ankara: Dergâh Yayınları.
KAVCAR, C. (1997), Edebiyat ve Eğitim. Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Fakültesi Yayınları
KAVCAR, C. (1999). Edebiyat ve Eğitim. Genişletilmiş 3. Basım. Ankara: Engin
Yayıncılık.
SEVER, Sedat (2000). Türkçe Öğretimi ve Tam Öğrenme. Ankara: Anı Yayınları.
TDK (2005). Türkçe sözlük. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11664">
                <text>1865</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11665">
                <text>KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBİYAT EĞİTİMİNİN ÖNEMİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11666">
                <text>SUCU, Ahmet Ozhan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11667">
                <text>Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.  ÖZET  Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karşılaşılan problemlerin temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise bireyler arasında iletişimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en başta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da başlıca taşıyıcısı ve hazinesi durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taşır. Kültür varlıklarının dil ile anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında şekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. Çalışmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. Başlangıç olarak kültürün tanımı yapıldı ve daha sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalışmamızda genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaşıldı.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11668">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11669">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11670">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11671">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1458" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1886">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/40f4dd6bf8302e94b4b71f85b98c5796.docx</src>
        <authentication>69c86efed0dc6d8122ca4ac45b414c59</authentication>
      </file>
      <file fileId="1887">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a4ab9f8a200c67d3e644213a017bfac6.pdf</src>
        <authentication>31253ec7820f263bddc6ea34fa1fba51</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11663">
                    <text>EDEBİYAT TARİH ÇALIŞMALARINDA KURAM VE YÖNTEM MESELESİ
Ömer SOLAK
Selçuk Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi, Konya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Edebiyat tarihi, disiplinler arasılık, edebiyat kuramı, edebiyat metodolojisi,
sanat tarihi.
ÖZET
19. yüzyıl bilimciliği, edebiyat tarihini edebiyat ve tarih ilişkisi arakesitinde yer alan ancak
tarihten çok edebiyat biliminin bir şubesi olarak telakki eder. Dilthey’in tüm sosyal bilimleri
tarihçilik olarak gören sınıflandırmasından hareket eden bu gelenek, tüm edebiyat çalışmalarını
da bir çeşit tarihçilik olarak tanımlama eğilimindedir. Sanat tarihçiliği ise onu edebiyat sanatının
tarihi olması hasebiyle -mimari, heykel, resim veya dekoratif sanatların tarihi gibi- sanat tarihinin
bir alt şubesi sayar. Edebiyat tarihi çalışmalarına etki edeni bir başka kuramsal zemin de onun
milli karakteri yani İngiliz veya Türk Edebiyatı Tarihi gibi daha çok mili bir edebiyatla
sınırlandırılmış olmasıdır. Tüm mili edebiyatların evrensel bir akışla bir araya getirmeye çalışan
karşılaştırmalı edebiyat tarihçiliği (veya dünya edebiyatı tarihçiliği) ise uluslar üstü bir bakışın
milli edebiyat tarihçiliğine yapacağı katkıya dikkat çeker. Sosyolojik yaklaşım ise edebiyat
tarihini bir eserler, isimler, akımlar, topluluklar kalabalığı olmaktan çıkarıp belli bir
sosyokültürel yapının ürünü olarak tanımlama eğilimindedir. Bu çalışmada edebiyat tarihi
çalışmalarına etki eden farklı kuramsal ve dolayısıyla metodolojik yaklaşımlar ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11655">
                <text>1856</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11656">
                <text>EDEBİYAT TARİH ÇALIŞMALARINDA KURAM VE YÖNTEM MESELESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11657">
                <text>SOLAK, Omer</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11658">
                <text>Anahtar Kelimeler: Edebiyat tarihi, disiplinler arasılık, edebiyat kuramı, edebiyat metodolojisi, sanat tarihi.  ÖZET  19. yüzyıl bilimciliği, edebiyat tarihini edebiyat ve tarih ilişkisi arakesitinde yer alan ancak tarihten çok edebiyat biliminin bir şubesi olarak telakki eder. Dilthey’in tüm sosyal bilimleri tarihçilik olarak gören sınıflandırmasından hareket eden bu gelenek, tüm edebiyat çalışmalarını da bir çeşit tarihçilik olarak tanımlama eğilimindedir. Sanat tarihçiliği ise onu edebiyat sanatının tarihi olması hasebiyle -mimari, heykel, resim veya dekoratif sanatların tarihi gibi- sanat tarihinin bir alt şubesi sayar. Edebiyat tarihi çalışmalarına etki edeni bir başka kuramsal zemin de onun milli karakteri yani İngiliz veya Türk Edebiyatı Tarihi gibi daha çok mili bir edebiyatla sınırlandırılmış olmasıdır. Tüm mili edebiyatların evrensel bir akışla bir araya getirmeye çalışan karşılaştırmalı edebiyat tarihçiliği (veya dünya edebiyatı tarihçiliği) ise uluslar üstü bir bakışın milli edebiyat tarihçiliğine yapacağı katkıya dikkat çeker. Sosyolojik yaklaşım ise edebiyat tarihini bir eserler, isimler, akımlar, topluluklar kalabalığı olmaktan çıkarıp belli bir sosyokültürel yapının ürünü olarak tanımlama eğilimindedir. Bu çalışmada edebiyat tarihi çalışmalarına etki eden farklı kuramsal ve dolayısıyla metodolojik yaklaşımlar ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11659">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11660">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11661">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11662">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1457" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1884">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e753805929e8b11ae7e6f548b2127612.docx</src>
        <authentication>ae5bb173efc93ee310333445849d28d5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1885">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fa7d690d0d89ede09df69db5a14ca9c4.pdf</src>
        <authentication>2195cce8714460c2490677a16e505789</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11654">
                    <text>RESİMLİ UYANIŞ SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE YAYINLANAN KEDİ PENÇESİ
BAŞLIKLI İMZASIZ YAZILARLA İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME: 131 - 156
SAYILAR
Salih SEYHAN
Atatürk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünun, Basında Eleştiri, Resimli Uyanış, “Kedi Pençesi” Başlıklı
Yazılar, Edebi Tenkit.
ÖZET
Bütün ülkelerin edebiyatının gelişmesinde süreli yayınların özellikle mecmuaların
yadsınamayacak bir katkısı vardır. Bizim ilk gazetecilerimizin neredeyse tamamının, dönemin
önemli edebi şahsiyetleri olduğunu düşündüğümüzde, herhalde süreli yayınların edebiyatın
gelişimine katkısı, hiç bir milletin edebiyatında bizdeki kadar olmamıştır. Takvim-i Vekayi ve
Ceride-i Havadis’in daha çok halkı bilgilendirmek ve bu bilgiler aracılığı ile onları yönlendirmek
görevi vardı. Tercüman-ı Ahval’den itibaren gazetelerin ve gazetecilerin kendilerine biçtikleri en
önemli görev ise, halkı her alanda bilinçlendirmek olmuştur diyebiliriz. Bu bilinçlendirme
görevinde ise hikâye, temsil, şiir, yerli yabancı roman tefrikaları ve fıkra gibi edebi ürünler en
önemli araçların başında gelir. Hatta bazı gazetelerin edebi mecmua hüviyetinde çıktığını da
söylemeliyiz. II. Abdülhamit devrinde Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünun
Dergisinde, fen ve teknolojiden edebiyata, edebiyattan siyaset ve sanata birçok alanda yazılar
yayınlanmış ve Türk Edebiyatının çok önemli akımlarına ev sahipliği yapmıştır. Biz bu
çalışmamızda Kedi Pençesi başlığı ile Servet-i Fünun’da imzasız yayınlanan yazıların on beş
sayılık (131-156 arası) bölümünü değerlendirmeye çalışacağız. Daha çok edebi tenkit ve edebi
kalem kavgası türündeki bu yazılarda, yazarın muhatabını tam olarak tahmin etmek oldukça
zordur. Söz konusu yazılar daha çok dönemin eleştiri üslubunu ortaya koymaya yönelik şekilde
ele alınacak ve basında Münekkit’ lik konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11646">
                <text>2298</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11647">
                <text>RESİMLİ UYANIŞ SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE YAYINLANAN KEDİ PENÇESİ BAŞLIKLI İMZASIZ YAZILARLA İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME: 131 - 156 SAYILAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11648">
                <text>SEYHAN, Salih </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11649">
                <text>Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünun, Basında Eleştiri, Resimli Uyanış, “Kedi Pençesi” Başlıklı Yazılar, Edebi Tenkit.  ÖZET  Bütün ülkelerin edebiyatının gelişmesinde süreli yayınların özellikle mecmuaların yadsınamayacak bir katkısı vardır. Bizim ilk gazetecilerimizin neredeyse tamamının, dönemin önemli edebi şahsiyetleri olduğunu düşündüğümüzde, herhalde süreli yayınların edebiyatın gelişimine katkısı, hiç bir milletin edebiyatında bizdeki kadar olmamıştır. Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis’in daha çok halkı bilgilendirmek ve bu bilgiler aracılığı ile onları yönlendirmek görevi vardı. Tercüman-ı Ahval’den itibaren gazetelerin ve gazetecilerin kendilerine biçtikleri en önemli görev ise, halkı her alanda bilinçlendirmek olmuştur diyebiliriz. Bu bilinçlendirme görevinde ise hikâye, temsil, şiir, yerli yabancı roman tefrikaları ve fıkra gibi edebi ürünler en önemli araçların başında gelir. Hatta bazı gazetelerin edebi mecmua hüviyetinde çıktığını da söylemeliyiz. II. Abdülhamit devrinde Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünun Dergisinde, fen ve teknolojiden edebiyata, edebiyattan siyaset ve sanata birçok alanda yazılar yayınlanmış ve Türk Edebiyatının çok önemli akımlarına ev sahipliği yapmıştır. Biz bu çalışmamızda Kedi Pençesi başlığı ile Servet-i Fünun’da imzasız yayınlanan yazıların on beş sayılık (131-156 arası) bölümünü değerlendirmeye çalışacağız. Daha çok edebi tenkit ve edebi kalem kavgası türündeki bu yazılarda, yazarın muhatabını tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Söz konusu yazılar daha çok dönemin eleştiri üslubunu ortaya koymaya yönelik şekilde ele alınacak ve basında Münekkit’ lik konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11650">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11651">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11652">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11653">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1456" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1882">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/41f665a9fdc6dac7b216c6b61d0ef6f4.docx</src>
        <authentication>aafa03e3f4c28cc0da7cb3a66ff2eb82</authentication>
      </file>
      <file fileId="1883">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1dc5684290dc5faa22c44b4abae868bc.pdf</src>
        <authentication>0f6f383a9a20664b81ef3ff6ca57d7dc</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11645">
                    <text>“ISSIZLIĞIN ORTASINDA GEÇ KALMIŞ ÖLÜ”NÜN KİMLİK ARAYIŞI VE
AİT OLAMAMA DİYALEKTİĞİ
Gökçen SEVİM
Ardahan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Ardahan / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mehmet Eroğlu, yabancılaşma, kimlik arayışı.
ÖZET
Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllar arasında yaşanan siyasal ve toplumsal durum ile bağlantılı
olarak, kendini Sosyalist kökenli Marksist olarak gören Mehmet Eroğlu; toplumda meydana
gelen “yabancılaşma” ile doğru orantılı olarak gelişen gerçeklik ve bu gerçekliğin karşısında,
kimlik arayışına giren bireyin ruhsal açmazlarını irdeler. Mehmet Eroğlu, “Issızlığın Ortası” ve
“Geç Kalmış Ölü” romanlarında dış dünyaya yabancılaşan bireyin modern dünyanın olgularına
yenilişini, edilgen hâle gelişini ele alır. Bireyin, “kimlik arayışı” nı, “kendinden kaçış” ını,
yaşama ve kendine olan inancını yitirişini ve sonuçta da “kendini bir yere ait hissedememe” sini;
karakterlerin ruhsal çözümlemelerini yaparak ifade eder. Çalışma iki ana bölümden meydana
gelmektedir. Birinci bölümde, yazarın hayatı ve edebî kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, ait
olamama ve kimlik arayışı izlekleri temel alınarak belli başlıklar halinde açımlanmıştır. Çıkarım
bölümünde ise, çalışma ile ilgili toparlayıcı, genel yargılara yer verilerek, çalışma
tamamlanmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11637">
                <text>2182</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11638">
                <text>“ISSIZLIĞIN ORTASINDA GEÇ KALMIŞ ÖLÜ”NÜN KİMLİK ARAYIŞI VE AİT OLAMAMA DİYALEKTİĞİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11639">
                <text>SEVİM, Gökçen </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11640">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mehmet Eroğlu, yabancılaşma, kimlik arayışı.  ÖZET  Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllar arasında yaşanan siyasal ve toplumsal durum ile bağlantılı olarak, kendini Sosyalist kökenli Marksist olarak gören Mehmet Eroğlu; toplumda meydana gelen “yabancılaşma” ile doğru orantılı olarak gelişen gerçeklik ve bu gerçekliğin karşısında, kimlik arayışına giren bireyin ruhsal açmazlarını irdeler. Mehmet Eroğlu, “Issızlığın Ortası” ve “Geç Kalmış Ölü” romanlarında dış dünyaya yabancılaşan bireyin modern dünyanın olgularına yenilişini, edilgen hâle gelişini ele alır. Bireyin, “kimlik arayışı” nı, “kendinden kaçış” ını, yaşama ve kendine olan inancını yitirişini ve sonuçta da “kendini bir yere ait hissedememe” sini; karakterlerin ruhsal çözümlemelerini yaparak ifade eder. Çalışma iki ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, yazarın hayatı ve edebî kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, ait olamama ve kimlik arayışı izlekleri temel alınarak belli başlıklar halinde açımlanmıştır. Çıkarım bölümünde ise, çalışma ile ilgili toparlayıcı, genel yargılara yer verilerek, çalışma tamamlanmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11641">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11642">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11643">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11644">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1455" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1880">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6bdaf87b3f61d60e0f7c4930bfdbdbe2.docx</src>
        <authentication>01f032d1aa947302c2cfd245233d8a3a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1881">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c023d164ba05e32b5993e2d670de79f4.pdf</src>
        <authentication>7937e985e5e45e7372abc83aaa89f7b4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11636">
                    <text>KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN
ÖNEMİ
Leniyara SELİMOVA
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Edebiyatı Bölümü,
Simferopol / Ukrayna
Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.
ÖZET
1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır.
Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın
bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın
meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla
1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya
Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11628">
                <text>2293</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11629">
                <text>KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN ÖNEMİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11630">
                <text>SELİMOVA, Leniyara </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11631">
                <text>Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.  ÖZET  1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır. Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla 1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11632">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11633">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11634">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11635">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1454" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1878">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/556da7193e139d1335751c465e5efc62.docx</src>
        <authentication>78c42d46cf79fdd60c6b11d5b538eb5b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1879">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1f2f6cc88edaa5e46a5bb30e514d9f7d.pdf</src>
        <authentication>8600dcf5a7279a1419cca7f8a7221d88</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11627">
                    <text>EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ
DİVANI ÖRNEĞİ
Ömer SAVRAN - Saadettin KEKLİK
Uşak Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Uşak / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Ehl-i Beyt, Malatyalı Sabrî, Sabrî, Methiye
ÖZET
İslâmî-Türk Edebiyatı’nda gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde geçen bazı atıflar
sebebiyle şairlerimiz, Hz. Peygamber’e, dört halifeye ve ehl-i beyte karşı her devirde daima derin
bir alaka ve muhabbet içinde olmuşlardır. Şairler, Hz. Peygamber ve onun ehl-i beytine teveccüh
ve bağlılıklarını, çeşitli nazım şekilleri ve türlerde yazmış oldukları şiirlerle göstermeye
çalışmışlardır. Bu gelenek çerçevesinde şiir yazan şairlerden biri de son devir sanatçılarından biri
olan Malatyalı Sabrî’dir. Sabrî, ehl-i beyte karşı duymuş olduğu derin sevgiyi, onların faziletleri
ve mâruz kaldıkları üzücü olayları divanında yer alan gerek aruz gerekse hece vezniyle yazmış
olduğu pek çok şiirde ele almıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11619">
                <text>2211</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11620">
                <text>EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ DİVANI ÖRNEĞİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11621">
                <text>SAVRAN, Ömer
KEKLİK, Saadettin</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11622">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Ehl-i Beyt, Malatyalı Sabrî, Sabrî, Methiye  ÖZET  İslâmî-Türk Edebiyatı’nda gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde geçen bazı atıflar sebebiyle şairlerimiz, Hz. Peygamber’e, dört halifeye ve ehl-i beyte karşı her devirde daima derin bir alaka ve muhabbet içinde olmuşlardır. Şairler, Hz. Peygamber ve onun ehl-i beytine teveccüh ve bağlılıklarını, çeşitli nazım şekilleri ve türlerde yazmış oldukları şiirlerle göstermeye çalışmışlardır. Bu gelenek çerçevesinde şiir yazan şairlerden biri de son devir sanatçılarından biri olan Malatyalı Sabrî’dir. Sabrî, ehl-i beyte karşı duymuş olduğu derin sevgiyi, onların faziletleri ve mâruz kaldıkları üzücü olayları divanında yer alan gerek aruz gerekse hece vezniyle yazmış olduğu pek çok şiirde ele almıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11623">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11624">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11625">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11626">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1453" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1874">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b1dc8ab2aff41a64d8d786aac6375ed7.docx</src>
        <authentication>6f0d1452cd8c576f5c4b01d0d3dd20b0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1875">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/72daf848e39e7db76343998123964f1a.pdf</src>
        <authentication>e15e6c9a830cf02e4b5c7f1b35379315</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11617">
                    <text>DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE
BOSNA
Özden SAVAŞ
Başkent Üniversitesi, Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.
ÖZET
Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut ve
direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve umudun
olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay’ın şiirlerinde direniş, beraberinde diriliş’i getiren
zorlu ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde, insan olmanın gereği
olarak bir “karşı koyuş’ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna şehirleri, bu kavramların birer
simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her iki şehir de İslam medeniyetinin
yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini tamamlayan unsurlar
olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin şekillendireceği üzerinde
durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem taşımaktadır. Her iki
eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de bu kavramlardır. Bu
çalışma, Arif Ay’ın 2011’de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabındaki “Bosna, Âh Bosna”
ve “Kudüs” şiirlerini inceleme amacını taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş’in; Bosna için ise
hem direniş hem de diriliş’in simgesi olduğu için, şehirler bu kavramlar ışığında ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1876">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/47ec241c6b5bc93d6feb2ea9f08e102e.doc</src>
        <authentication>33ece176255b00b80e117cdef21881d8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1877">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/057d07bf83c6456943eb319ff5394b82.pdf</src>
        <authentication>b407712baa6e85ca94905211d558d9ca</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11618">
                    <text>DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE
KUDÜS VE BOSNA
Özden APAYDIN1

Özet
Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut
ve direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve
umudun olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay‟ın şiirlerinde direniş, beraberinde
diriliş‟i getiren zor ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde insan
olmanın gereği olarak bir “karşı koyuş‟ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna, bu kavramların
birer simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her ikisi de İslam
medeniyetinin yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini
tamamlayan unsurlar olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin
şekillendireceği üzerinde durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem
taşımaktadır. Her iki eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de
bu kavramlardır. Bu çalışma, Arif Ay‟ın 2011‟de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı
kitabındaki “Bosna, Âh Bosna” ve “Kudüs Konuşuyor” şiirlerini inceleme amacını
taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş‟in; Bosna ise hem direniş hem de diriliş‟in simgesi
olarak, bu kavramlar ışığında ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.

ECHO OF RESISTANCE AND RESURRECTION FALLEN IN THE POETRY:
JERUSALEM AND BOSNIA IN ARIF AY’S POEM

Abstract
Arif Ay, one of the most important poets of recent epoch Turkish poetry, builds the
base of his poetry by placing the concepts of hope and resistance on the centre of his poetry.
Doubtless, resurrection exists where there are resistance and hope. Hence, resistance in Arif
Ay‟s poems is a hard but an honourable process bringing along resurrection. In his poems,
where there is persecution, there is an „opposition‟ as a result of being a human being. Hence,
such as Jerusalem and Bosnia appear often as symbols of these concepts in the poet‟s works
because both cities are the places where Islamic civilizations took place. Furthermore, in the
1

Okt. Başkent Üniversitesi, Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi, Türk Dili Bölümü, ozdenapaydin@hotmail.com

�poems, the trio of city-human being-history are the elements complementing each other and it
is told that the future will be formed by the relationship of these elements. At this point, the
concepts of resistance and resurrection are of great importance. These are concepts in both
works that provides the integrity of city-human being-history and drawing the future. This
study aims to analyse “Bosnia, Ah Bosnia” and “Jerusalem İs Talking” poems published in
Arif Ay‟s book named “Poems of my Cities” in 2011. As in the poems, Jerusalem is a symbol
of resistance; Bosnia is the symbols of resistance and resurrection, the cities will be dealt with
in the light of these concepts.
Key Words: Resistance, Resurrection, Bosnia, Jerusalem, Arif Ay.

Giriş
Türk Dil Kurumu Sözlüğü‟nde „direniş‟ sözcüğünün anlamı olarak „direnme‟
verilmiştir. Direnme(k) ise herhangi bir düşüncede, bir istekte veya bir durumda ayak
diremek, inat etmek, ısrar etmek, taannüt etmek anlamına gelir. Direnişçi, direnme işini yapan
kimsedir. Direnmek söz konusu olduğunda, direnişçinin karşısında bir tavrın olduğu
muhakkaktır. Yani direnmek, esasında karşı tavrın olduğu durumlarda ortaya çıkan ve güç
kazanan bir eylemdir. Koşulların her açıdan kişiye/gruplara/kitlelere uygunluğu söz konusu
olduğunda herhangi bir direniş gerçekleşmemektedir. Ayrıca direniş bir farkındalık, bilinç ve
idrak‟in olduğu yerde varlığını gösterebilmektedir.
„Diriliş‟ ise Türk Dil Kurumu Sözlüğü‟nde „dirilme işi, canlanma‟ olarak geçer. İkinci
bir anlam olarak „yeni bir atılımla güçlenme‟ ifadesi verilmiştir. Üçüncü anlamı ise „dinî
inanışlara göre ölümden sonra dirilme‟ şeklinde açıklanmıştır. Diriliş, direnişten doğan ve
onunla tamamlanan bir süreçtir. Her direnişin sonunda bir diriliş gerçekleşmesi mümkün
değilken, her dirilişin öncesinde mutlaka bir direniş vardır. Tarih içinde bazı kişiler, milletler
hatta şehir veya ülkeler zaman zaman bu iki sözcüğün simgesi durumuna gelmişlerdir.
Çalışmanın konusu Arif Ay‟ın şiirlerinde bu iki kavram için iki simge olan Bosna ve
Kudüs‟tür.
Bosna ve Kudüs, İslam medeniyetinin izlerini taşıyan ve yıllar içerisinde birçok olaya
sahne olmuş önemli yerlerdir. Bosna, Yugoslavya‟nın çöküşü ile Bosna-Hersek adıyla
1992‟de bağımsızlığını ilan etmiş ancak çok geçmeden başlayan savaş ile karşı karşıya
kalmıştır. Üç yıldan fazla süren bu savaşta yüz binlerce Boşnak can vermiş, milyonlarca
Boşnak ise yaralanmıştır. Bu süre boyunca Boşnaklar büyük bir direniş gösterek tüm dünyayı
şaşırtmış ve „var olma‟ mücadelesini sonuna kadar devam ettirmişlerdir.

�İlk olarak “Nisan 1992'de Srebrenitsa'nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde,
350 Bosnalı Müslüman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölümcül işkenceye
tabi tutularak katledilmiştir." (Alili, 2011:7). Böylece tarihe geçecek büyük bir kıyım
başlamıştır. Boşnaklar için önemli bir isim olan Aliya İzzebegoviç, savaşın çıkışını şu sözlerle
açıklar:
“Bosna-Hersek‟e yönelik ilk saldırı 1 Nisan‟da Sırbistan‟dan gelen paramiliter
birimlerin Bijeljina‟ya hücumu ile başladı. Oysa çoğu insan Bosna‟daki savaşın, Sırbistan ve
Karadağ‟dan gelen ve biçimsel olarak Titograd ve Uzice‟deki JNA kolordularının parçası
olan yedekler ve gönüllü birliklerin –önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın- bir savaş
kışkırtıcılığı, bir yağmacılık mantığı içinde Bosna‟yı işgal ettikleri zaman başladığını
düşünür.” (İzzetbegoviç, 2003:130).
Yalnızca bir lider değil, aynı zamanda savaşın tanıklarından biri olarak İzzetbegoviç‟in
bu sözlerinden de anlaşıldığı üzere Bosna Savaşı sistemli bir biçimde, planlı olarak
başlatılmıştır. Savaşın bitişi ise 14 Aralık 1995 tarihinde Paris‟te imzalanan Dayton
Antlaşması ile sağlanmıştır. “Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Aliya
İzzetbegoviç'in "adil olmasa da olabileceğinin en iyisi" dediği bu anlaşma türünün tek
örneğidir. Anlaşmanın bir bölümü Bosna-Hersek Devleti'nin anayasal yapısını ortaya
koyarken, Bosna Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok
katmanlı bürokratik bir yapı öngördü. Anlaşma sonunda Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp
Cumhuriyeti adında iki oluşum yaratıldı. Etnik temellere dayalı oluşumların üzerinde ise zayıf
bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet ve entitisiteleri yansıtan ortak kurumlar oluşturuldu.
Birbirleriyle savaşmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaşamasını ve Bosna Hersek'in
tüm kurumlarıyla işlemesini amaçlayan Dayton Barış Antlaşması'nın sivil yönlerinin
uygulanmasına ilişkin sorumluluk, Yüksek Temsilciliğe verilmişti.” (Alili, 2011:95-96).
Bu antlaşma sonrasında Bosna halkı psikoloik, sosyolojik, ekonomik ve politik birçok
açıdan yeniden dirilmenin çabası içine girmiştir. Bu dirilme ise şüphesiz savaş dönemindeki
direnişlerinin sonucu olmuştur. Saraybosna‟nın savunmasında aktif olarak görev alan ve
savunmanın ilk hattında Donrinye‟de Boşnakların Kültür Cemiyeti “Preporod‟u kuran Necad
İbrişimoviç‟le yapılan bir söyleşide Bosna halkının savaş esnasında nasıl bir direniş ruhu
sergilediği anlatılmaktadır:
“Kaçılabilirdi ya da kalınabilirdi, ve ben kaldım. Ne savaşın ne olduğunu ne de bu
kadar süreceğini biliyordum. Savaş beni Dobrinye‟de yakaladı, hatta birkaç defa
UMPROFOR halkı havaalanı pisti üzerinden kaçmaları için bıraktı, muhtemelen bu şekilde
savunmayı zayıflatacaklarını umuyorlardı, ancak başaramadılar. Benim en çok sevdiklerim ve

�cesaret ve kararlılıklarıyla saldırganın Saraybosna‟ya girmesini engeleyenler her zaman
kalıyorlardı. Direnişin en zor olan ilk sekiz ayında en çok Boşnak kültür ve direniş ruhu
hissediliyordu.” (Tezkire, 2006:33). İbrişimoviç ayrıca bu direnişin kaynağı olarak İslamiyet‟i
göstermekte ve inançlarının kendilerine nasıl bir güç verdiğini anlatırken şunları
söylemektedir:
“Sırplar, dünyayı gezdiler ve Müslümanları yedi günde öldüreceklerini ve çiğneyip
geçeceklerini anlattılar ve büyük güçler de bunu tasvip ettiler. Ancak bu olmadı ve biz bugün
de buradayız. Allah bize bunu muhafaza etmemiz için yardım etti, çünkü biz tek başımıza çok
zor başarırdık.” (Tezkire, 2006:33). Bosna halkının uğradığı saldırının karşısında sergilediği
büyük direniş, yok edilmek istenen bir milletin yeniden doğuşunu göstererek dünya tarihine
geçmiştir. Bosna halkı için önemli bir isim olan Aliya İzzetbegoviç, dünyanın bu karşı
koyuşla ilgili tepkilerini 9 Aralık 1993‟te Saraybosna‟da komuta merkezindeki Ahlak
Yönetimi Semineri‟nde yaptığı konuşmada dile getirmiştir:
“Dünyayı iki kez dehşete düşürdük. Bununla ne kastediyorum? Açıklamaya çalışayım.
İlk şaşkınlığa dayanıklılığımız ve direnişimiz neden oldu. Yirmi günde bozguna
uğrayacağımız düşünülüyordu. İki ya da üç haftalık bir harekatın planlandığını gösteren
belgeler bunu ispatlıyor. Eğer yanılmıyorsam, bu, başarılı direnişimizin yirminci haftası. Söz
konusu olan yalnızca direnişimiz değil. Günden güne daha güçlü bir hale geldik.” (Begoviç,
2005:1-2). Aliya İzzetbegoviç de İbrişimoviç gibi bu direnişin dayanak noktasının inançları
olduğunu düşünmekte ve müslüman olmalarının verdiği kuvvet ve umutla bu mücadeleyi
sürdürdüklerini söylemektedir. Konuşmasının devamında direnişleri boyunca onları ayakta
tutanın da bu güç olduğunu belirten İzzetbegoviç, öbür taraftan insanların kendi özgürlükleri
ve kurtuluşları için de bilinçli bir şekilde savaştıklarını söyler:
“Allah‟a şükürler olsun. Elbette ki sadece O‟na güvenmekle yetinmemeliyiz. Güçlü bir
düşmanımız var. Her iki tarafın da temayüllerini göz önünde bulunduracak olursak, bizim
tedrici olarak güçlenmemize karşın düşmanımızın zayıf düştüğünü görebiliriz. Tüm zorluklara
rağmen ordumuzun bu devamlı yükselişi, dünya tarafından merakla izleniyor. Yabancılar
bana, sık sık direnmeyi nasıl başardığımızı soruyorlar. Kimi zaman onların da ordumuzla
tanışmak, onun hakkında bilgi edinmek ve bu direnişin gizemini anlamaya çalışmak için,
bugün benim geldiğim gibi, size gelmeyi arzuladıklarını hissediyorum.
Nedir bu gizem? Her şeyden önce; insanlar, haklı bir amaç için, özgürlükleri için ve
her şeyden daha fazla kendi kurtuluşları için savaştıklarının bilincindedirler. Görüyorsunuz
işte; bu sıradan bir savaş değil. Bize yapmak istedikleri sıradan bir işgal değildi. Bu, bir

�ülkeyi ve bir halkı, bir daha asla var olmamak üzere ortadan kaldırma teşebbüsü idi.
(Begoviç, 2005:2).
Bu ortadan kaldırma çabası Boşnaklar üzerinde işe yaramamıştır. Büyük bir katliama
uğrayan Bosna halkı, tüm bunlara rağmen savaşa son noktayı yine kendi mücadelesi ile
koymuş ve yok olmadığını tüm dünyaya adeta haykırmıştır. Yalnızca Boşnaklar değil,
Filistinli müslümanlar da yıllardır var olma mücadelesi vermekte ve tıpkı Boşnaklar gibi
hayatta kalmak için direnmektedirler. Kudüs işte bu direnişin Ortadoğu‟daki simgesi
durumuna gelmiştir. İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik için kutsal sayılması bu şehri
oldukça önemli kılmaktadır. Günümüzde ikiye ayrılmış durumda olan şehir, tarih içinde
defalarca kuşatılmış ve yıllarca da İsrail-Arap mücadelesine sahne olmuştur. Ortadoğu
tarihçilerinden Bernand Lewis, Ortadoğu adlı ünlü eserinde bu mücadeleyi şöyle açıklar:
“İsrail-Arap savaşlarının kökenleri, İsrail devletinin kuruluşundan daha öncesine,
Arap liderliğinin orada bir Musevi vatanı oluşturulma çabasını engellemeye çalıştığı döneme
kadar uzanır. Bu mücadele, henüz o günlerde Filistin adıyla tanınmayan topraklar Osmanlı
imparatorluğu‟na aitken başlamıştır. Bu mücadele, Filistin‟de Museviler için milli bir vatan
oluşturulması ilkesinin de yer aldığı İngiliz mandasının uygulanmaya başlamasından sonra
ivme kazanmıştır.” (Lewis, 2011:452-453).
Lewis, İsrail Devleti‟nin kuruluşu ile ilgili de önemli tespitlerde bulunur ve bu
kuruluşun öyküsünü şu sözlerle özetler:
“1945 yılında savaş bittiğinde, Avrupa‟nın Almanya işgali altındaki bölgelerdeki
Museviler‟in çoğunluğu öldürülmüştü; sağ kalan birkaç yüz bini de genellikle kamplarda
yaşıyorlardı. Batı Avrupa‟dan gelmiş olanlar ülkelerine dönerek pek bir zorlukla
karşılaşmadan tekrar entegre oldular. Oysa, iç karışıklıklar, yabancı istilalarına uğrayan
Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden gelenler çok daha büyük sorunlar yaşadılar; geri dönmek
istediklerinde çoğu kez eski komşularının şiddeti ve düşmanlığıyla karşılaştılar. Dolayısıyla
bunlardan pek çoğu Vaad Edilmiş Topraklar‟a gitmenin tehlikelerini, onları kabul etmeyen
vatandaşları arasında yeni bir baskı ve zulüm süreci yaşamaya tercih ettiler.” (Lewis,
2011:453).
Bu tehlikeyi göze alıp Vaat Edilmiş Topraklar‟a giden Museviler, buraya yerleşmiş ve
böylece 14 Mayıs 1948‟de kuruluşu ilan edilecek olan İsrail Devleti‟nin temelleri atılmıştır.
1948 yılının öncesinde Kudüs‟ün kaderini belirleyen olay ise İngiltere‟nin Hindistan‟dan
çekilme kararı almasıdır. Bu olayı Lewis şöyle aktarır:
“Hindistan‟da İngiliz yönetiminin son bulmasının ardından İngilizler‟in Ortadoğu‟da
kalmalarının asıl amacı da ortadan kalkmıştı. Savaş sonrasında fakir ve güçsüz durumdaki

�İngiltere‟de ülke içinde ve dışında halk desteği almayan başarısız bir politikayı sürdürmek
artık anlamlı değildi. İngiltere hükümeti, ortadan kalkmış olan Milletler Cemiyeti‟nden aldığı
mandayı Birleşmiş Milletler‟e iade edeceğini 2 Nisan 1947 tarihinde ilan etti ve 15 Mayıs
1948 Cumartesi günü mandaya son verilmesi ve geri çekilme kararı alındı.” (Lewis,
2011:454).
Bu kararın ardından, İngilizler Filistin‟de bir yıl kaldılar ve “bu sürede yalnızca geçici
bir hükümette görev aldılar. Artık eski manda bölgesinin geleceğinden Birleşmiş Milletler
sorumluydu. Yoğun ve uzun görüşmelerin ardından 29 Kasım 1947 tarihinde Genel Kurul
tarafından Filistin‟in üçe bölünmesi kararı verildi. Bu üç bölüm: bir Musevi devleti, bir Arap
devleti ve Kudüs şehrinin uluslararası gözetimde olacağı ayrı bir birim (corpus separatum).
Bu karar, Genel Kurul tarafından gerekli üçte iki çoğunlukla alındı ancak uygulanması ya da
zor kullanılması konusunda bir hüküm bulunmuyordu.” (Lewis, 2011:454). Bundan sonrası,
İsrail-Arap mücadelesinin çok sık yaşandığı bir dönem olarak devam etmiştir. Yeni
kurulmasına rağmen giderek güçlenen İsrail Devleti bölgede söz sahibi olmuştur ve Araplarla
1948 yılından 1982‟ye kadar birçok savaş yaşamışlardır. Lewis, bu savaşlardan en dramatik
olanının 1967 Savaşı olduğunu söyler:
“İsrail silahlı kuvvetleri altı günde Mısır, Ürdün ve Suriye ordularıyla bir Irak
birliğini art arda yenilgiye uğratmışlardı. İsrail savaşın sonunda Ürdün ırmağının batısındaki
manda Filistin‟iyle birlikte güneyde Mısır‟dan Sina Yarımadası‟nı, kuzeyde de Suriye‟den
Golan Tepeleri‟ni ele geçirmişti”. (Lewis, 2011:457). Bu savaştan üç yıl önce, 1964 yılında
kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü, “1967‟de İsrail karşısındaki Arap muhalefetinin simgesini
gerileyen askeri kuvvet yerine, ilerleyen gerillaya dönüştürünce de giderek uluslararası
boyuta erişmiştir. 25 yıl süresince, Filistin Kurtuluş Örgütü liderliği, farklı görüşlerin gerilla
savaşı, direniş ve terörizm olarak adlandırdığı bir mücadele sürdürmüştür.” (Lewis, 2011:
458).
Filistin Kurtuluş Örgütü‟nün 1967 yılından itibaren gösterdiği mücadele, 1980‟lere
gelindiğinde farklı bir yapıya bürünerek önemli zaferler kazanılmasını sağlayan bir boyut
kazanmıştır. “O güne kadar öncelikli amaçları propagandaydı ve eylemleri diğer ülkelerdeki
İsrailli ve başka hedeflere yönelikti; 1980‟lerin sonu ve 1990‟ların başında da mücadele işgal
edilmiş topraklara taşınarak, “İntifada” adı verilen yeni bir isyan ve direniş dönemi
başlatıldı. İntifada yabancı ülkelerdeki tarafsız hedefler yerine, ülke içindeki işgalde
kullanılan personel ve araçlarını hedef almıştı; birincil amacı da artık dikkati çekmek değil,
işgalin gücünü ve cesaretini kırmaktı. Nihayet 1993‟te İsrail hükümeti ve Filistin Kurtuluş
Örgütü görüşmelere başlama ve birbirlerini tanıma kararı aldılar. Görüşmelerin sonucunda

�da İsrail polis ve askerlerin Gazze Şeridi ve Batı Şeria‟daki otoritelerinin Filistinlilere
devredilmesi yönünde geçici anlaşmalar yapıldı. (Lewis,2011:458-459).
Bütün bu mücadelenin tam ortasında yer alan Kudüs, daha önce de bahsettiğimiz gibi
günümüzde ikiye ayrılmış bir durumdadır. Batı Kudüs ve Doğu Kudüs olarak ayrılan şehrin
Batısı daha çok Musevilere, Doğusu ise Filistinlilere aittir. Bernard Lewis, 1948‟de kurulan
ve günümüze dek Filistinlileri hedef alan İsrail Devleti için ayrıca şu tespitte bulunmaktadır:
“Kimileri, İsrail‟in kurulması ve gelişmesini, Batı emperyalizminin Arap ve İslam
ülkelerine karşı saldırgan eylemlerinin devamı olarak görüyorlardı. Bu açıdan bakıldığında
İsrail, Batı etkisi, nüfuzu ve hakimiyeti için bir köprübaşı olmak için çok uygundu. Siyonizm,
emperyalizmin ve İsrail de Batı gücünün bir aracıydı.” (Lewis, 2011:468). Fakat, tıpkı Bosna
halkı gibi direnen ve var olma mücadelesini bugüne dek sürdüren Filistinliler, savaşla iç içe
yaşamayı da öğrenmişlerdir. Bu durum ise direnişe yeni bir anlam yüklemektedir. Savaşı
kanıksamak değil, „yaşamaya devam ederken direnmek‟ Filistinlilerin mücadelesinin bir
başka boyutudur. Filistinli ünlü araştırmacı Edward Said, „yavaş ölüm‟ diye adlandırdığı bir
yöntem ile yok edilmek istenen Filistinlilerin, her koşulda direnmeye devam ettiklerini söyler:
“Ben daha yeni, “Yavaş Ölüm: Ayrıntılı Cezalandırma” başlıklı bir makale kaleme aldım.
Sanırım bu, Şaron‟un planı. Filistinlileri aç bırakarak, dövdürerek diz çöktürmek istiyor,
fakat amacına da bir türlü ulaşamıyor. Filistinliler topraklarında kalıyor, bir yere
gitmiyorlar. Çaressizlik ve umutsuzluk her tarafa yayılmış durumda olsa bile, eldeki işaretler
–bütün sömürge savaşlarında gözlendiği üzere- direncin ve karşı koyma arzusunun arttığı
yönünde.” (Said, 2009:151).
Filistin halkı için hayatta kalma mücadelesi direnişin en önemli kolu olarak
görülmekle birlikte, bir başka kolu da kendilerine yapılan saldırıların bilinmesi ve kabul
edilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durumun neden bu kadar önemli olduğunu Edward
Said şöyle açıklar:
“Çünkü biz tarihimizin önemli bir kısmında kapalı bir toplum olarak bırakıldık. Biz
görünmez insanlarız, görünmez bir halkız. İsrail‟in anlatısının gücü ve etkisi, neredeyse
tümüyle, bir çöle gelen ve bu çöldeki insanlara karşı, onları kasabalarda ve şehirlerde
yerleşik hayat sürüp kendi toplumsal varlıkları olan bir yerli halk değil, sürülüp kovulması
gereken

göçebeler

olarak

görerek

davranmış

öncülerinin

kahraman

konumuna

oturtulmasından geliyor. „Göçebe‟ figürünün uydurulup yerleştirilmesi son derece karmaşık
bir sürecin takip edilmesini gerektirmişti, fakat Siyonistler bizimle bir halk olarak baş etmeye
çalışırlarken bu figürden kesinlikle kendi lehlerine faydalandılar.” (Said, 2009:26-27).

�Farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı kültürlere sahip olan iki halkı, Filistinliler ile
Boşnakları, ortak bir zeminde buluşturan nokta her ikisinin de müslüman bir toplum olarak
uğradıkları saldırılar ve bu saldırılara karşı gösterdikleri büyük direniştir. Boşnaklar, bu
direnişin devamında bir diriliş yaşamıştır ancak Filistinliler mücadelesine hala devam
etmektedirler. Arif Ay şiirlerinde bu yönleriyle yer alan Bosna ve Kudüs, şairin dinî
duyarlılığıyla işlenerek müslümanlar için ortak bir acı alanını temsil etmekte/etmelidirler.
Bosna’nın Direniş’i ve Diriliş’i: “Bosna Âh Bosna!”
Boşnakların var olma mücadelesi olarak gösterdikleri direniş, son yirmi yılın en
önemli olaylarından biridir. Bu olay, her ne kadar Bosna Savaşı olarak bilinse de aslında bir
hayatta kalma çabasıdır. Tezkire Dergisi‟nin Saraybosna Özel sayısında konuşan Dr. Bahadır
İslam, verilen mücadeleye özellikle „direniş‟ denmesinin ve savaş sözcüğünün özellikle
kullanılmamasının sebebi sorulunca şunları söyler:
“Uluslararası hukuk terminolojisine ne denli uyar bilmiyorum fakat bu fecaatin, bu
dört yıllık trajedinin en azından ilk iki yılı sivil zihniyetli kişilerce asla savaş olarak kabul
edilmiyor. Edilmemeli de. Zira Bosna-Hersek halkı, Boşnak müslümanlar referandumla
bağımsızlıklarını ilan ettiklerinin haftasında Avrupa‟nın 4. Büyük askeri gücü tarafından
saldırıya uğradı. Ordusu ve silahı olmayan, tamamen sivillerden müteşekkil bir devletti ve
uluslararası hukuktan başka hiçbir şeye güvenceleri yoktu. Bu bağımsızlığı ya o anda ilan
edecekler, ya da ebediyyen bağımsızlıktan vazgeçeceklerdi. Birinci yolu seçerek tarihe etnik
temizlik olarak geçen o alçakça saldırıya maruz kaldılar.” (İslam, 2006:218). Bu etnik
temizliğe tüm imkansızlıklara rağmen karşı koymayı başaran Boşnaklar için bir diriliş
gerçekleştirmenin hiç de kolay olmadığını Bahadır İslam şu sözlerle anlatmaktadır:
“Karşı koyma bölük pörçük ve imkansızlıklar içinde başladı. Daha sonra İslâm
ülkelerinden büyük zorluklarla gelen yardımlarlarla güçlenebildi. Mücadelenin ancak üçüncü
yılına doğru düzenli ordu kurulabildi. Zira saldırının hemen başında uluslararası irade güya
adaleti sağlamak adına her iki tarafa da silah ambargosu koymuştu. “Direniş” her şeye
rağmen karşı koymanın adı. Savaş ise güçler açısından dengesiz dahi olsa birbirine benzeyen
yapılar arasında oluşur. Bir de direniş, müdafaayı, haklı olmayı da içinde barındıran bir
kavram. Çeçenistan, Irak ve Filistin‟de olduğu gibi.” (İslam, 2006:218).
Son zamanlarda İslam dünyası için acı ve hüznün simgesi haline gelen Irak,
Çeçenistan, Bosna ve Filistin içinde Bosna‟nın ayrı bir yer tuttuğunu dile getiren Aliya
İzzetbegoviç, Boşnaklara yapılan saldırının tüm İslam dünyasını biraraya getirdiğini söyler
ve; “İslam Dünyası hiçbir zaman, hatta Filistin sorununda bile, Bosna meselesinde olduğu
kadar birlik içerisinde olmamıştı.” der (İzzetbegoviç, 2005:73). Şüphesiz Boşnaklar,

�saldırının her boyutunu oldukça ağır bir biçimde görmüşlerdir ancak inançları, onları diriliş‟e
götüren en önemli etkendir. Aliya İzzetbegoviç, 30 Kasım 1994 tarihinde de dönemin
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton‟a yazdığı mektupta Boşnakların her zaman
direneceğini belirtmektedir: “Halkımızın var olup olmama meselesi söz konusu olduğundan,
ben size, pes etmeyeceğimize ve sonuç ne olursa olsun mücadeleye devam etmekten başka
seçeneğimiz olmadığına dair bilgilendirmek zorundayım.” (İzzetbegoviç, 2005:188).
Bosna‟nın yaşadığı zulmün geç de olsa dünyaya yansımış olması, özellikle müslüman
toplumlarda büyük bir tepkiyle karşılanmış ve ülkeye –çoğunun ulaşmadığı- çeşitli yardımlar
gönderilmiştir. Kadın, erkek, çocuk ayrımı olmaksızın yapılan kıyım, siyasi ve toplumsal
alanlarda geniş yankı bulurken edebiyata da yansımıştır. Arif Ay, hem dünya görüşü hem de
edebî çizgisinden umulacak bir şekilde, bu saldırıyı 1993 yılında Kayıtlar Dergisi‟nin 27.
sayısında „Bosna Âh Bosna‟ adlı şiirini yayımlayarak dile getirmiştir. Aynı şiir, 1994‟te Kaf
Dağı Dergisi‟nde Almanca çevirisi ile basılmış ve şairin Hece Yayınları‟ndan çıkan Güne
Doğan Koşu Toplu Şiirler (2010) kitabında da yer almıştır. Şiir, son olarak 2011 yılında
yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı eserde görülmektedir.
Bosna Âh Bosna şiiri “sabah gergin bir ipti/koptu ve yıkıldı hayat” dizeleriyle başlar.
Yugoslavya dağıldıktan sonra bölge bir karışıklık içinde kalmış, huzursuz ve istikrarsız bir
ortam oluşmuş ve özellikle Sırp tarafından gelen tahrikler toplumda büyük bir gerginlik
yaratmıştır. Bütün bu olumsuzluklar içinde gergin bekleyiş devam ederken Bosna‟nın
bağımsızlığını ilan etmesi, saldırı için bir bahane oluşturmuş ve sonuç itibariyle savaş
çıkmıştır. Dolayısıyla şiirde yer aldığı gibi gerilen ip kopmuştur. Şiirin başladığı yer de işte
tam burasıdır. Bir şair için büyük önemi bulunan kalem, kağıt, kitap bile böyle bir durumda
hiçbir anlam ifade etmemektedir. Çünkü artık insan hayatı söz konusudur ve ölümler bir dağ
oluşturacak kadar fazladır:
“ne kalem ne kağıt ne kitap
ölümün dağındayım şimdi”
Şiirin devamında bu savaşın masum insanlara yönelik saldırılar olduğu vurgulanır.
„Anne, çocuk, süt, ak, dua‟ gibi saflığı ve yüceliği simgeleyen sözcükler dikkat çekmektedir:
“annenin çocuğunu arayan
sütü gibi birden
Bosna ak bir ipliğe döner
acının kozasıdır bu
kar dağlardan önce
dualara iner”

�Koza ise değişimin, yeniden dirilişin simgesidir. Aynı zamanda korunmak için de bir
alandır. Halkın sığınakları, onların yeniden dirilmek için bekledikleri bir kozadır. Beyazlığı
nedeniyle masumiyete, saflığa gönderme yapılan kar da, kozalarında bekleyenleri setr eden,
kapatan ve gizleyendir. Öbür taraftan kar, dağlara inmeden önce, gökyüzünü aşacak yüceliğe
erişmiş olan dualara inmektedir. Dua varsa umut da vardır ve hiçbir duanın geri çevrilmediği
bilgisine sahip olunduğuna göre, Bosna‟nın kurtuluşu da yakındır.
Şair, hem Bosna hem de Filistin direnişine aynı şiirde gönderme yapar çünkü ikisi de
Müslüman direnişidir ve her iki halk da acımasızca yok edilmeye çalışılmaktadırlar.
“Bosna
Filistinli çocukların
taşlarıdır sözcüklerim”
Filistinli çocukların tanklara, buldozerlere, modern silahlara karşılık verebileceği tek
gücü taşlardır. Zulme karşı durmak, ancak taş atmakla mümkündür. Bu bir tavırdır. Baş
kaldırışın, zalime itaat etmemenin, hatta insanlık onurunu korumanın simgesidir. Şairin silahı
ise sözcükleridir. Bosna ve Filistin halkının uğradığı zulme karşı silahını, yani şiirlerindeki
sözcükleri bir taş gibi fırlatır. Fakat nasıl Filistinlilerin taş atmaktan başka ellerinden bir şey
gelmiyorsa, şair de şiir yazmaktan başka bir şey yapamadığından şikayetçidir ve belki de bu
çaresizliğin verdiği üzüntü ile yaşananların Bosna‟nın karayazısı değil, bu zulme dur
diyemeyen insanlığın kirli kalpleri olduğunu düşünmektedir:
“göğünde uçan bir kuş bile değilim
kanatlarımda ısıtmak için seni
ey yirminci yüzyılın Endülüs‟ü
alnındaki karayazı değil
kaplerimizin kiri pasıdır
bin vakit çeşmelere koşsak
yeridir”
Bosna halkı var olma mücadelesi verir, yaşamayı başarabilmek bile artık başlı başına
bir direniştir. Çünkü tablo o kadar vahimdir ki insan kanı gökyüzünü bile kaplar ve kutsal
mekanlar da bu saldırılardan nasibini alır. Öyle ki Boşnaklara manevi destek olan minareler
bile bombalarla paramparça olur. Bütün bunlar Boşnak âhını iyiden iyiye büyütür ve acı dolu
âhlar göğü bile çığlığa dönüştürerek kahırdan kararmış bir yağmur olarak bu zulmü
seyretmekle yetinen dünyanın üzerine yağar. Bosna halkının âhı, insanlığa bu seyrin hesabını
soracaktır:
“ey can denizi

�bulut bulut yükseliyor kanın
başsız insanlardır minarelerin
âhın ne kadar ağır ki
çığlığa dönüşen göğünden
kahrın
kara bir yağmur gibi
yağıyor üstüne dünyanın”
Şiirin neredeyse tamamında dinî mekânlar, isimler geçer ve Kur‟an‟a yer verilir.
Boşnakların özellikle müslüman bir halk olarak zulüm gördüğünün altı çizilir. Müslümanlar
öldürüldükçe, işkence gördükçe Kur‟an sayfaları dağılır gibidir ve bu zulmü seyredenler,
bunu önlemek için herhangi bir şey yapmayan diğer müslümanlar ise uykudadır. Bu uyku,
elbette gaflet uykusudur:
“Bosna
ey atalar ve şehitler yurdu
yıkık camilerinde güvercinler gibi
ıpıssız kalplerimizle
korkulukları andıran gövdelerimizle
Kur‟an sayfaları gibi insanların
savrulup dururken
uykulara dalıyoruz biz”
Boşnakların olduğu her yer bu saldırının bizzat şahididir. Bu nedenle Mostar ırmağı
„yorgun atlar gibi' akar çünkü savaş ve acı yorgunudur artık. Akışın ağırlığı ırmağın tanık
olduklarına dayanamamasından kaynaklanmaktadır. Bir başka tanık ise yüzyıllarca burada
hüküm sürmüş olan Osmanlı‟nın inşa ettiği yapılardır. Şair, Osmanlı köprülerinden baka
baka:
“ben sussam da
Sarayova söyler şarkısını” der. Ona göre herkes bu zulme karşı sessiz kalsa da
Sarayova yaşamaya devam edecektir. Hatta köprülerden bakarken Boşnak şarkıları
duyulacaktır. Bosna, şair için bir Osmanlı mirasıdır. Bu nedenle ülkeye Osmanlı‟nın yaptığı
köprüler üzerinden bakar. Ülkenin hemen her yerinde imparatorluk zamanının izleri oldukça
açık bir şekilde görülmekte ve Osmanlı kültürü de Boşnaklar tarafından özellikle yaşatılmaya
çalışılmaktadır. Bu durumun Bosna‟yı görmüş, gezmiş biri olarak şairi daha da etkilediği
düşünülebilir. Çünkü Osmanlı yüzyıllarca buralarda Müslümanlar için ortak bir kültür
oluşturmuş; camiler, sebiller, köprüler, medreseler ve daha birçok yapı ile burada bir Osmanlı

�ve İslam medeniyeti meydana getirmiştir. Bu da ülkenin tarihinde oldukça önemlidir çünkü
tarih ve kültür, mekâna ruh veren en önemli unsurdur. İnsan da bu ruhtan beslenen bir varlık
olduğuna göre şair, kendini ait hissettiği bir medeniyetin, ortak din ve kültürün birleştirdiği
Boşnakların acısını kendi acısı bilmekte ve uğradıkları zulüm nedeniyle öfkelenmektedir.
Çünkü bu saldırı sadece onlara değil, tüm Müslümanlara yöneliktir.
“ey Bosna
en büyük seçimdir ölüm
yeniden dirilmek için
bir daha”
dizelerinde ise öldükten sonra dirilmeye gönderme yapmanın yanı sıra mitolojik bir
unsur olarak küllerinden yeniden doğacak bir Bosna da kastedilmektedir. Bugünkü Boşnaklar
da öldü sanılırken yeniden doğan bir millettir. Şair, bu dirilişin umudunu henüz savaş
bitmeden kaleme aldığı şiirinde dile getirmiştir.
Kudüs’ün Dilinden Direniş: Kudüs Konuşuyor!
Arif Ay, Filistin meselesine oldukça duyarlı bir şairdir. Özellikle Mavi Marmara olayı
vuku bulduğunda şair, çıkardığı Edep Dergisi‟nde özel bir bölüm ayırarak bu konuyu ele
almıştır. “31 Mayıs 2010 sabahının erken saatleri, Akdeniz açık sularında (İsrail kıyılarından
yaklaşık 72 deniz mili uzaklıkta) toplam 9 Türk‟ün (1‟i aynı zamnada ABD vatandaşı)
ölümüyle sonuçlanacak bir saldırı gerçekleşmiştir.” (Karadaş, 2010:41). Hemen her şiirinde
İslam topraklarının hüznünü, acısını dile getiren ve bu meseledeki hassasiyetini açık bir
biçimde ortaya koyan Arif Ay‟ın bu saldırıya karşı tepkisiz kalması elbette beklenemezdi. Bu
nedenle derginin beşinci sayısına Mavi Marmara olayına ikişkin yazı ve şiirlerin olduğu iki ek
sayfa koymuş ve sayfa başında “Gazze halkının, Filistin halkının özgürlüğü uğruna Mavi
Marmara Gemisi‟nde vahşi İsrail askerlerinin kurşunlarıyla can veren şehitlerin aziz
hatıralarına saygıyla…” (Ay, 2010:3) diyerek bu sayıyı onlara ithaf etmiştir. Ayrıca “Gazze
Aydınlığına”, “Ruhunu Kaybeden Dünya” ve “Batı Barbarlığı ve İsrail Vahşeti Üzerine
Notlar” başlıklı üç yazı yazarak öfkesini dile getirmiştir. Özellikle “Batı Barbarlığı ve İsrail
Vahşeti Üzerine Notlar” adlı yazısında İsrail‟e seslenerek ondan hesap sormaktadır:
“Ey yahudi!
Sen millet değilsin; çünkü millet gibi davranmıyorsun.
Sen devlet değilsin; çünkü devlet gibi davranmıyorsun.
Yaptığına bir bak! Bebekleri öldürüyorsun, kadınları, masum insanları öldürüyorsun.
buldozerlerle Filistinlilerin bağlarını, bahçelerini, zeytinliklerini talan ediyorsun, utanç
duvarı örüyorsun. Taşa atan çocukların üzerine tanklar sürüyorsun.

�Sen terörist değil de nesin!” (Ay, 2010:6).
Daha önce Güne Doğan Koşu Toplu Şiirler (Ay, 2006:493) kitabında da görülen
Filistin adlı şiiri de bu sayıda yayımlayan şair;
“Yenişehir‟de bir akşam vakti
Kudüs‟e en son tren ne zaman kalktı
hücrelerimde İsrail buldozerleri
ölüp ölüp dirilmekteyim”
dizeleri ile İsrail‟le özdeşleşen buldozerleri, Filistin halkının acısını ve Kudüs sokaklarında
dolaşıp müslümanlara eziyet edenlerin zulmünü yüreğinde hissettiğinden bahsetmektedir.
Ortadoğu sürekli kaynayan bir kazandır fakat şair Filistin direnişinin verdiği umutla, bir gün
müslümanların çektiği tüm acıların dineceğini umut etmektedir.
Şair yalnızca Mavi Marmara olayıyla değil, Ortadoğu‟nun tüm sorunlarıyla her zaman
yakından ilgilendiğini birçok söyleşisinde dile getirmiştir. Bunlardan biri de Ayâne
Dergisi‟ndeki söyleşidir. Bu söyleşide şunları söyler:
“Benim öğretim yalnızca Misak-ı Milli sınırlarıyla sınırlandırılamaz. Bu öğretimin
diyalektiğine de aykırıdır zaten. Şiirlerimde Ortadoğu ile ilgili birçok imge var. Ortadoğu'nun
trajedisi yeryüzü trajedisinin bir uzantısıdır. Ben yaşanılanı yazıyorum ve bu yaşanılandan
geleceğe köprüler atıyorum.” (Çelik-Karaçalı, 1988:19).
Arif Ay köprülerini, geleceğe şiirle atar. Bunun temelinde de “direnmek” yatmaktadır.
İnsan acıya, zulme, haksızlığa direnmelidir. Çünkü ancak bu şekilde bir gelecek inşa edebilir.
Bir söyleşisinde insanı yaradılışından dolayı şerefli görmekte ve bu şekilde yaşaması için
direnmesi gerektiğini söylemektedir:
“İnsan eşref-i mahlukâttır. Bunun gereği olarak şerefli, onurlu, haysiyetli bir yaşam
sürmek durumundadır. Bunu engelleyecek her şeye karşı direnmek insanlığımızın bir
gereğidir. Buna duruş diyoruz. “İdeolojik” sözcüğünü bu duruşu daha belirgin kılmak için
kullanıyoruz. Yoksa ideoloji tek başına belirleyici değil. Öyle ideolojiler var ki insana zulmün
bir aracı.” (Usta, 2011:14). Şairin Siyonizm‟i de, zulüm etmenin bir aracı olan ideolojilerden
gördüğü muhakkaktır. O halde Filistin halkı, direnerek yalnızca hayatta kalmayı başarmamış,
onurunu

da

kurtarmış

olmaktadır.

Çünkü

onurunu

kurtarmak,

“kendi

olma”yı

koruyabilmektir. Bu durumun önemi, şairin Yedi İklim Dergisi‟ndeki söyleşisinde daha net
anlaşılmaktadır:
Bizim uygarlığımız, İslam uygarlığı yeryüzünün bir dengesiydi. Tabii, bizim
durumumuz daha trajik. Bize dayatılan sosyal düzen gayri insani bir düzendir. Biz,
uygarlığımızdan kopartılmakla, aynı zamanda o uygarlık çemberi içindeki uluslardan da

�kopartıldık. Kendimize yabancılaştığımız gibi onlara da yabancılaştık. Bunları biliyoruz. Ne
yapacağız öyleyse? Direneceğiz. Kendi kendimiz oluncaya değin direneceğiz. İşte sanatçının,
yazarın tavır adamlılığı burada ortaya çıkıyor. Ben, kendi değerler dünyasına, hayat tarzına
sahip bir yazar gibi rahat değilim. Fildişi kulem yok. Tüm kulelerim ve kalelerim yıkılmıştır.
Her şeyi yeniden sorgulamamız gerekiyor. (Yedi İklim, 1993:78).
Arif Ay, Gece Yazıları adlı deneme kitabında da şairin kendisinin sürekli bir direnme
halinde olması gerektiğinin altını çizer: “Öncü yazar, direnen yazardır. Ödünsüzdür o.
Direnme gücünü öğretisinden alır. O, yaza yaza bir yapı oluşturur. Bu yapının temeli, yazarın
bağlı olduğu uygarlıktır. Değerler toplamıdır uygarlık. Bağlı olduğu uygarlığı özümsemeyen
yazar, ne toplumunu, ne de çağını kavrayamaz. Gide gide kopar insanlıktan; onu savunacağı
yerde, ona karşı bir konuma düşer.
Çağdaş insan, aldatılmışlığının ürkekliği, çekingenliği içindedir günümüzde. Boğucu
bir sıkışıklığı yaşıyor. Bu durum, yazarın sorumluluk alanını daha da genişletiyor. Artık o,
salt toplumunun bilinci oluyor. Bir de yazar, yalnız düşünce adamı değil, aynı zamanda bir
eylemcidir çağımızda.
Yazı, bir buluşmadır insanla; yarını kurmak için. (Ay, 1998:21).
Arif Ay, kendini bir öncü yazar/şair olarak gördüğünden olmalı “bütün İslâm
coğrafyasını, bu coğrafyanın acılarını yüreğinde hisseder. Bilindiği üzere 19. asırdan itibaren
siyasileşen İslâmcılık akımı, bütün Müslümanların bir siyasi ve askeri birlik oluşturması
şeklinde özetlenebilecek Pan-islâmizm akımını doğurmuştur. Arif Ay‟ın üstadı Nuri Pakdil de
şiir ve tiyatrolarında İslâm coğrafyasına panoramik bakışlarını doğrultur. Arif Ay da üstadını
takip eder. Çünkü o, bütün Müslümanların gönül birliği içinde yaşamasını ister. Onların
ezilmelerine, hor görülmelerine karşı çıkar, direnir, başkaldırır. Kırağılı Bir Gece‟de
Kudüs‟ü Düşlüyorum şiiri adeta bir haykırıştır. Çünkü Kudüs, Müslümanlar için kutsal bir
kenttir. Bu şekilde Kudüs halkının ıstıraplarına tercüman olur.”

(Zorkul, 2012:1304).

Müslümanların ezilmesi şairi çok öfkelendirmektedir. Bu nedenle Arif Ay, zulmedenleri sert
bir biçimde eleştirir. Çünkü Müslümanların varlığına tahammül edemeyen bir gücün varlığı,
coğrafya farkı olmaksızın çeşitli saldırılar yoluyla kendini göstermektedir. Bu saldırılar ise
daha çok savunmasız ve güçsüz bir halka yapılmakta ve silahın, işkencenin olmadığı yerlerde
de müslümanlar 'kendi olmak'tan koparılmaya çalışılmaktadır. Bunu yapanlar zulümdedir ve
zulme karşı duruş, bir başkaldırı ve direniş‟tir. Bir diğer şekilde bu direniş de gerek şiddet
yoluyla gerekse modernleşme adı altında müslüman dünyasını etkileyen Batı‟ya karşı da
sergilenmektedir.

�İslam dünyasının acılarını, baş kaldırışını işleyen Arif Ay, bunu yaparak aynı zamanda
bir tarih oluşturmaktadır. Acının kayda şiirle geçmesini sağlayan şair, bir söyleşisinde tarihin
şiirlerinde çok önemli bir yeri olduğunu dile getirmiştir:
“Benim için tarih bir insanlık laboratuarıdır. Her şey orada olup bitmiştir.
Sınanmıştır. İyilikler, kötülükler, güzellikler, çirkinlikler… Şimdiki zaman bir salınandır.
Çünkü bir ucu geçmişte, öteki ucu geleceğe uzanmaktadır. Dolayısıyla bugüne dair bir şey
söyleyeceksek, geçmişe ve geleceğe bakarak söyleyebiliriz ancak. Geçmiş tecrübedir,
gelecekse öngörü. Şairin toplumun önünde olması, onun öngörü hassasının iyi çalışmasından
dolayıdır.
Tarih, insanlığa tutulan bir aynadır aynı zamanda. Bu ayna zaman zaman puslu,
zaman zaman çarpık gösterse de yine de şairin ona bakması gerekir.” (Şimşek, 2008:26).
Şair bu aynaya bakar ve gördüğü, yaşadığı zulümleri kaydeder. Bu nedenle de
konuşmanın devamında şunları söyler:
“Benim isyanım, zulme ve haksızlığadır. Yaşadığımız modern çağ tam bir ilkellikler
arenası. Eski firavunlardan daha zalim firavunların yaşadığı bir çağdayız. Gövdemizde değil,
ruhumuzda ve beynimizde şaklıyor kırbaç. Öyle soyut ki, onun kırbaç olduğunu bile
bilemiyoruz. Şiirimle bu duruma baş kaldırıyorum.” (Şimşek, 2008:6). Bu baş kaldırıyı
yaparken çıkış noktası İslam dünyasının yaşadığı acılar olan şair, diriliş umudunu da hiçbir
zaman yitirmez. Bu nedenledir ki Arif Ay şiirlerinde isyan ve umut iç içedir. İncelememizin
konusu olan “Kudüs Konuşuyor” (Ay, 2011:43-48) adlı şiirinde de bu özelliği görmekteyiz.
Şiirde ilk önce şehrin üç din açısından da kutsal olduğunun vurgusu yapılır ve bunu
simgeleyen ifadeler kullanılır. böylelikle Kudüs'ün isyanının alt yapısı ortaya konmuş olur:
“Ben Kudüs
bana çok kapıdan girilir
bir de aşk kapısından
o kapı kalp kapısı
o kapı gök kapısı”
Kudüs‟e girilen üç kapı, üç dini simgelemektedir. Önemli bir nokta da Mescid-i
Aksâ‟nın “ilk ve son durak” olarak tabir edilmesidir. Şair, inancı gereği ilahi dinlerin hepsinin
temelini İslam‟a dayandırmaktadır. İlk durak da, son durak da İslâm‟dır. Bu nedenle şiirde
geçen birçok peygamber de İslâm‟ı simgelemektedir. Musa, İsa, Davut, Yahya
peygamberlerden bahsedilir ancak Hz. Muhammed‟in ismi zikredilmez. Son Peygamberi, Aşk
sözcüğü ile özdeşleştirip Kutlu Seyyah diyerek ayrı bir önemle anar:
“bende yükseldi Burak

�bende yükseldi Aşk
göklerin Kutlu Seyyah‟ı”
Şiirdeki bütün mısra başları küçük harfle yazılmışken kutsal olan isimler büyük harfle
başlatılır. Kutlu Seyyah sözcüğü de bunlardan birtanesidir. Bir diğeri ise Aşk sözcüğüdür. Şair
için Aşk, İslâm‟dır. Son Peygamber ise Aşk‟ın en yoğun yaşandığı isimdir. Bu nedenle şiirde
Kudüs için söylenmiş bir hadise de yer verilir ve bu şekilde Kudüs‟ün müslümanlar için
neden bu kadar önemli olduğu anlatılmış olur:
“Ey Kudüs! Allah‟ın seçtiği toprak ve onun kullarının vatanı! Senin duvarlarından
dünya oldu. Ey Kudüs! Sana doğru inen çiğ taneleri bütün hastalıklara şifa getiriyor. Çünkü
geldiği yer, Cennet‟in bahçeleri.” Bu nedenle İslâm, Kudüs‟te çarpan bir kalptir. Eğer
vurulursa, İslam da yara alır:
“Ben Kudüs
gerçeğin en uzun masalı ben
olağanüstülükler şehri
anayurdu mahşerin
benim mahşerim sizin mahşeriniz
ey İstanbul
ey Kahire
ey Tahran
ey Şam
ey Bağdat”
Acıların yaşandığı şehirler birer mahşer yerleridir. Müslümanlara yapılan zulüm bu
şekilde simgeleştirilir ve Kudüs o kadar hassas bir noktadadır ki ondaki bir yaranın tüm İslam
âlemini etkileyeceğinin/etkilemesi gerektiğinin altı çizilir. Şiirimin Şehirleri kitabında yer
alan İslam‟a başkentlik yapmış şehirlerin hepsi bu şiirde toplanır ve onlara seslenerek
Kudüs‟ün acısının, onların acısı olduğu bir kez daha hatırlatılır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi şiirde İslam, insanlığın kalbidir. Fakat Kudüs‟te
müslümanlara yapılan eziyet, bu kalbi vurmuştur. Kudüs tek başına direnmektedir.
Direnmenin olduğu yerde ise umut vardır. Şehir, “Ümitvâr olunuz” emrinden hareketle
yeniden dirilmek için bu zulme başkaldırır. Başkaldırının gücünü aldığı yer yine İslam‟dır.
Kudüs‟ün elinde Hz. Musâ‟nın asası vardır ve şehir, İslam‟ın ateşini yeniden yakmak
istemektedir:
“elimde Asâ kışkırtıyorum suyu
can bulsun diye

�sönmeye yüz tutmuş ateşi ruhumun”
Şehir, tarih boyunca birçok acıya sahne olmuştur. Şair, bu acılardan bahsederek
Kudüs‟ün “kanla dolu mahzenler”i olduğunu söyler. Ali, Osman, Ebu Iyad, Hüseyin, İsâ,
Yahya gibi isimler verilir ve bu mahzenlerin böyle mübarek insanların kanıyla dolduğunu
söyler. Günümüzde de bu durumun değişmediğini dile getiren şair, birçok eserinde olduğu
gibi emperyalizme öfkelenir. Ancak burada daha önceki isyanlarından farklı bir öfke daha
vardır. Zulme karşı durmayan, müslüman da olsa zulümdedir. Siyonizm, müslümanlara
bombalar saçmaktadır ancak diğer müslüman ülkeler bu duruma tepkisiz kalarak zulme ortak
olmaktadırlar. Şair, özellikle Ortadoğu ülkelerinin Filistinlilere sahip çıkmamasına ve Arap
krallarının büyük bir lüks içinde duygusuzca yaşamasına öfkelenmektedir. Şiirde adeta
okurun önüne bir tablo çizilir. Bu resmin bir tarafında müslümanlar katledilmekte, öbür
tarafında ise diğer müslümanlar bu duruma tepkisizce konfor ve lüks içinde yaşamaktadırlar:
"görmüyor musunuz beni diyor
parçalanmış bebeğini bağrına basan anne
kanlı dolarlar üstüne taht kuran
meleği kovan
şeytanı doyuran sofralar kuran
emirler, şeyhler, krallar
başınıza yıkılsın saraylarınız
batsın nasırlanmış yüreğinize kuleleriniz"
Şair ümmet bilincinin kaybolduğu, Batı medeniyeti örnek alarak artık „bireysellik‟e
yönelmiş olan Müslümanlık anlayışını eleştirmektedir. Bu durumda kral, şeyh ya da emirlerin
müslümanlara zulmeden „vahşi‟lerden hiçbir farkı kalmamaktadır:
"mutluluk ne zamandan beri şahsi
hesabım seninle
ey göğümden bombalar yağdıran vahşi"
Bosna Âh Bosna şiirinde olduğu gibi Kudüs Konuşuyor'da da Endülüs‟e gönderme
yapan şair, son söz olarak Kudüs‟ün “her gün Kartaca/her gün Endülüs” olduğunu söyler.
Yedi yüz yılı aşan bir süre Müslümanların elinde olmasına rağmen İspanya‟daki İslam
medeniyeti izlerinin büyük oranda silinmesine gönderme yapan Arif Ay, bu açıdan Bosna ve
Kudüs‟ün birer Endülüs olduğunun altını çizer.

Sonuç

�Arif Ay‟ın, 2011 yılında yayımlanan kitabı Şiirimin Şehirleri‟nde yer alan “Bosna Âh
Bosna” ve “Kudüs Konuşuyor” adlı şiirleri, Müslüman iki halkın gördüğü zulmü ve onların
bu zulme karşı gösterdikleri direnişi konu edinen eserlerdir. 1992 yılında saldırıya uğrayan ve
yok edilecekleri sanılırken direnişleri sayesinde yeniden hayat bulan Boşnaklar ve yıllardır
benzer bir mücadele içinde olan Filistinli Müslümanlar, İslam dünyası için ortak acıların da
simgesidirler. Boşnaklar dört yıla yakın devam eden bir mücadelenin ardından yeniden
dirilmiş, umuttan beslenen direnişlerinin karşılığını almışlardır. Filistinli müslümanlar ise
yıllardır kendilerine yapılan zulme karşı koymayı sürdürmektedirler.
Arif Ay, genel itibariyle şiirlerinde İslam dünyasının acılarını, hüzünlerini, değerlerini
işlemektedir. Ona göre, inanan bir insan ve hatta bir şair olarak zulme karşı koyma en önemli
özelliktir. Bu nedenle dünyanın herhangi bir yerinde biri zulme uğramışsa bu dile
getirilmelidir. Bu zulme uğrayan müslüman bir halksa, yok edilmeye çalışılıyorsa duyarlılık
bir kat daha artar. Bu duruma tepkisiz kalmak mümkün değildir. Bosna Âh Bosna ve Kudüs
Konuşuyor adlı şiirler aslında bu tepkinin ürünleridir. Şair, iki şiirde de direnmek gerektiğinin
altını sık sık çizer. Çünkü ancak bu şekilde hak edilen diriliş gerçekleşecektir. Müslüman
topraklarında yine müslüman kalarak, İslam medeniyetine ait tüm unsurları koruyarak
kurulacak gelecek, ancak direnişle mümkün olacaktır. Bu direnişin kaynağı da elbette yine
İslam olmalıdır. Diriliş için gereken güç ve umut yalnızca bu şekilde elde edilebilir.

�Kaynaklar
1. Alili, Teoman, (2011), Yugoslavya Dersleri, İstanbul, Kaynak Yayınları.
2. Ay, Arif, (2000), Ateş Ve Caz, A Yayınevi, Ekim, s. 28-32.
3. Ay, Arif, (1998), Gece Yazıları, İstanbul, İz Yayıncılık.
4. Ay, Arif, (2006), Güne Doğan Koşu, Ankara, Hece Yayınları, s. 423-426.
5. Ay, Arif, (1994), Kaf Dağı, Yıl:3, S. 28, Büchersendung, s. 94-95.
6. Ay, Arif, (1993), Kayıtlar, Sayı: 27, Yıl: 3, Ankara, s. 7-8.
7. Ay, Arif, Şiirimin Şehirleri, (2011), Okur Kitaplığı Yayınları, İstanbul, s. 87-91.
8. Ay, Arif, Şiirimin Şehirleri, (2011), Okur Kitaplığı Yayınları, İstanbul, s. 43-48.
9. Ay, Arif-Karaçalı, Ali- Çelik, Kâmil, (1988), “Şiir Ve Sanat Üzerine Yuvarlak Masa
Sohbeti”, Ayâne Dergisi, S.1, Ankara, s.16-23.
10. Ay, Arif, (2010), Edep Dergisi, Yıl:1, Sayı:5, Ankara.
11. “Arif Ay İle Bir Konuşma”, (1993), Yedi İklim Dergisi Arif Ay Özel Sayısı, C. 5, S.
41, İstanbul, s. 59-63.
12. İslam, Bahadır, (2006), “Batı‟nın Kirli Bilinçaltı Bosna‟da Açığa Çıktı”, Tezkire
Dergisi Saraybosna Sevgilim Özel Sayısı, Sayı: 42 (Şubat Mart Nisan), Ankara, s.
217-220.
13. İzzetbegoviç,

Aliya,

(2005),

Konuşmalar,

(Tercüme:

Fatmanur

Altın-Rıfat

Ahmetoğlu), İstanbul, Klasik Yayınları.
14. İzzetbegoviç, Aliya, (2003), Tarihe Tanıklığım, (Tercüme: Alev Erkilet, Ahmet
Demirhan, Hanife Öz), İstanbul, Klasik Yayınları.

�15. Karadaş, Cemalettin, (2010), Uluslararası Deniz Hukukunda Açık Denizlerin
Serbestliği İlkesi: Mavi Marmara Olayı, Ankara, Uluslararası Stratejik Araştırmalar
Kurumu Yayınları.
16. Lewis, Bernand, (2011), The Middle East, Ortadoğu, İki Bin Yıllık Ortadoğu Tarihi,
(Çev: Selen Y. Kölay) Ankara, Arkadaş Yayınları.
17. Said, Edward, (2009), Kültür ve Direniş, David Barsamian‟la Konuşmalar, (Türkçesi:
Osman Akınhay), İstanbul, Agora Kitaplığı.
18. Şimşek, Selami, (2008), “Arif Ay İle Söyleşi”, Ay Vakti Dergisi Sayı: 97, Yıl: 9, Ekim
s. 4-7.
19. Tanoviç, Bedia, (2006), “Necad İbrişimoviç İle Söyleşi”, (Türkçesi: Hatice Oruç),
Tezkire Dergisi Saraybosna Sevgilim Özel Sayısı, Sayı: 42 (Şubat Mart Nisan),
Ankara, s. 29-36.
20. Usta, Ahmet, (2011), “Arif Ay Kimdir”, Yolcu Dergisi Sayı: 62, Yıl: 11, Ocak-Şubat
Samsun, s. 14-15.
21. ZORKUL, Tahir, (2012), “Gelenek Ve Arif Ay‟ın Şiiri”, Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or
Turkic Volume 7/2 Spring, p.1301-1319, Ankara/Turkey, s. 1304-1319.
22. http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&amp;arama=gts&amp;guid=TDK.GTS.518a
5c1a394775.80868152 (Erişim Tarihi: 11/04/2013 saat: 14.16).
23. http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&amp;arama=gts&amp;guid=TDK.GTS.518a
5c1058f323.12226386 (Erişim Tarihi: 11/04/2013 saat: 14.25).

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11609">
                <text>2287</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11610">
                <text>DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE BOSNA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11611">
                <text>SAVAŞ, Özden </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11612">
                <text>Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.  ÖZET  Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut ve direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve umudun olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay’ın şiirlerinde direniş, beraberinde diriliş’i getiren zorlu ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde, insan olmanın gereği olarak bir “karşı koyuş’ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna şehirleri, bu kavramların birer simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her iki şehir de İslam medeniyetinin yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini tamamlayan unsurlar olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin şekillendireceği üzerinde durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem taşımaktadır. Her iki eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de bu kavramlardır. Bu çalışma, Arif Ay’ın 2011’de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabındaki “Bosna, Âh Bosna” ve “Kudüs” şiirlerini inceleme amacını taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş’in; Bosna için ise hem direniş hem de diriliş’in simgesi olduğu için, şehirler bu kavramlar ışığında ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11613">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11614">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11615">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11616">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1452" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1872">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7ee4d10035fb33a5183c175537fe2700.docx</src>
        <authentication>a4ffa1bc785772ef5a975a1c22eb3cef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1873">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9a3b9299307cb37dc82e4373e00fd10e.pdf</src>
        <authentication>45e96e020c802addbefa360a3593ecf7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11608">
                    <text>NÂBÎ DÎVÂNINDA GEÇEN AVRUPA KÖKENLİ KELİMELER
Salih SAVAŞ
Kafkas Üniversitesi, Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Nâbî, Dîvân, kelime, Avrupa, dil.
ÖZET
XI. yüzyılda Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla Orta Asya’dan göç eden Türkler
Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Buradaki halklarla kaynaşmaları sonucunda birçok
yabancı kelime Anadolu Türkçesine geçmiştir. Türkler, ilk defa karşılaştıkları meyve, sebze,
tarım aletleri, yemek kültürü, çiçekler ve denizcilik ile ilgili kelimeleri küçük bir ses değişikliği
yaparak aynen almışlardır. Meselâ Yunanca “pisello” bezelye, “amanitari” mantar olarak
kullanılmıştır. Ticarette kullanılan “poliçe” Karadeniz’de ve Akdeniz’de deniz ticareti yapan
Venedikli tüccarlar tarafından İtalyancadan geçmiştir. XV. yüzyılın ortalarından itibaren
Avrupa’ya yönelme neticesinde bu bölgelerde yaşayan halkların ( Arnavut, Macar, Rumen,
Bulgar, Hırvat, Makedon, Sırp vd.) dillerinden de binlerce kelime Osmanlı Türkçesine geçmiştir.
XVII. yüzyıl dîvân şairi Nâbî’nin Dîvânında da Avrupa dillerinden geçmiş kelimelere
rastlamaktayız. Meselâ, Türkçeye yerleşmiş ve çok değişik anlamlarda kullandığımız “efendi”
kelimesi Yunancadan gelmiştir. Bunun gibi binlerce kelime Türkçeye girmiş ve Türkçe ile
bütünleşmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11600">
                <text>2270</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11601">
                <text>NÂBÎ DÎVÂNINDA GEÇEN AVRUPA KÖKENLİ KELİMELER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11602">
                <text>SAVAŞ, Salih</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11603">
                <text>Anahtar Kelimeler: Nâbî, Dîvân, kelime, Avrupa, dil. ÖZET  XI. yüzyılda Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla Orta Asya’dan göç eden Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Buradaki halklarla kaynaşmaları sonucunda birçok yabancı kelime Anadolu Türkçesine geçmiştir. Türkler, ilk defa karşılaştıkları meyve, sebze, tarım aletleri, yemek kültürü, çiçekler ve denizcilik ile ilgili kelimeleri küçük bir ses değişikliği yaparak aynen almışlardır. Meselâ Yunanca “pisello” bezelye, “amanitari” mantar olarak kullanılmıştır. Ticarette kullanılan “poliçe” Karadeniz’de ve Akdeniz’de deniz ticareti yapan Venedikli tüccarlar tarafından İtalyancadan geçmiştir. XV. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’ya yönelme neticesinde bu bölgelerde yaşayan halkların ( Arnavut, Macar, Rumen, Bulgar, Hırvat, Makedon, Sırp vd.) dillerinden de binlerce kelime Osmanlı Türkçesine geçmiştir. XVII. yüzyıl dîvân şairi Nâbî’nin Dîvânında da Avrupa dillerinden geçmiş kelimelere rastlamaktayız. Meselâ, Türkçeye yerleşmiş ve çok değişik anlamlarda kullandığımız “efendi” kelimesi Yunancadan gelmiştir. Bunun gibi binlerce kelime Türkçeye girmiş ve Türkçe ile bütünleşmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11604">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11605">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11606">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11607">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
