<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/618">
    <dcterms:title><![CDATA[SOSYAL HAYDUT KURAMI BAĞLAMINDA “İSLAMOĞLU”]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bu çalışmada halka göre bir kahraman, otoriteye göre ise azılı bir eşkıya  olan İslamoğlu, Eric Hobsbawn’ın “Sosyal Haydut veya Halk Kahramanı  Kalıbı” kuramına göre incelenmiştir. Asıl adı Mustafa olan İslamoğlu  ekibi ile birlikte Kütahya, Afyon, Uşak ve Aydın gibi beldeleri kasıp  kavuran ve bir eşkıya olarak tanınmaktadır. Çok güzel cura çaldığı  bilinmektedir. Zengin kervanlarını, ağa konaklarını, çiftlikleri basarak elde  ettiği ganimetin bir bölümünü dağıtmakta, düşkünlere yardım etmekle  tanınmaktadır. Bu bağlamda geçmişten günümüze eşkıyalık hareketleri  hakkında bilgi verilmiş ve bu hareketlerin içinde yaşadığı devletin ve  milletin nezdinde nasıl bir karşılık bulduğu irdelenmiştir. Ege yöresinde  adına izafe edilen ‘İslamoğlu Zeybeği’ de yaygın olarak icra edilmektedir.  Çalışmada bu eşkıyaların özellikle de İslamoğlu’nun neden halk katında  isyancı değil de kahraman olarak görüldüğü, halkın nazarında kahramanlık  sürecine gelme süreci sosyal haydut kuramı bağlamında ele alınacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2694]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/617">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇE ÖĞRETMEN ADAYLARININ METİNLERİNDE  TUTARLILIK]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Yazı, harf adı verilen simgelerin belli bir sistem ile bir araya gelmesidir. Yazı  (sistem) sayesinde insanlar; bilgi ver birikimlerini kalıcı hale getirme, bu  birikimleri sonraki nesillere aktarma, sağlıklı iletişim kurma, duygu ve  düşüncelerini resmetme imkânına kavuşmuştur. Duygu, düşünce ve  tecrübelerin yazı aracılığıyla anlamlı bir şekilde resmedilme işine metin adı  verilmiştir. Metinler, eğitim – öğretim süreci dâhil hayatımız boyunca bilgi  edinmek için en sık başvurulan kaynaklardır. Bilgiye sahip olmanın güce sahip  olmak ile bir görüldüğü günümüzde toplumlar, eğitim- öğretim faaliyetleri ile  bireylerin ihtiyaç duyduğu bilgilere kendi başlarına ulaşabilmelerini veulaştığı bilgiler ile önceden sahip olduğu bilgileri ilişkilendirip yapılandıran  fertler yetiştirmeyi amaçlar. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için bilgi  edinmede en çok başvurulan materyallerden olan metinlerin bireyler  tarafından anlamlandırılıp çözümlenebilmesi gerekir. Bir metnin  çözümlenmesi, yazılı bir etkinliği metin olarak değerlendirmemizi sağlayan  metinsellik ölçütlerinin uyum içerisinde olup olmamasıdır. Metinsellik  ölçütlerinden biri de tutarlılıktır. Tutarlılık, bir metindeki cümleler arasındaki  bağlantıların kurulup anlamsal ve mantıksal olarak düşüncelerde bir boşluk  oluşturmadan metni bir bütün olarak ele almadır. Başka bir deyişle tutarlılık,  metnin anlamsal bir bütünlük oluşturmasıdır. Tutarlılık yazarın zihninde var  olan duygu, düşünce ve tecrübeleri yazıya aktarırken anlam yönünden uyum  yakalayıp yakalayamadığı ile ilgilenir. Sağlıklı bir bilgi edinmenin  gerçekleşebilmesi için metinde de bu uyumun olması ve okuyucunun bunu  yakalayabilmesi gereklidir. Bu nedenle anlam kurmada, herhangi bir amaçlametin oluşturmaya çalışan yazar ve daha önce oluşturulan metinlerden bilgi  edinmek isteyen okuyucular arasında anlam yönünden köprü kuran tutarlılığa  ihtiyaç vardır.Bu bilgilerden hareketle bu çalışmada Türkçe öğretmen  adaylarının oluşturdukları öyküleyici metinlerden hareketle Türkçe öğretmen  adaylarının metinlerinde tutarlılık düzeyini tespit etmeyi amaçlamaktadır.  2013- 2014 eğitim öğretim yılı Erciyes Üniversitesi 1. ve 3. sınıflarında  öğrenim gören 35 kişiyle gerçekleştirilen bu araştırmanın verileri “Öyküleyici  Anlatım Tutarlılık Değerlendirme Ölçeği” ile değerlendirilerek elde edilen  sonuçlar SPSS 20 paket programıyla analiz edilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2680]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/616">
    <dcterms:title><![CDATA[CANDAN ERÇETİN&#039;İN MİLYONLARCA KUŞTUK ŞİİRİNİN  MUHTEVASI VE KAYNAKLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Sanatçı,söz yazarı ve eğitimci Candan Erçetin tarafından yazılıp seslendirilen  Milyonlarca Kuştuk şiiri edebî, tasavvufî, ahlâkî, felsefî, hikemî v.d. alanlarda  geniş yelpazeli kültürel birikim yansıtan bir şiirdir. Bu şiir, zengin ve çok  yönlü bir kültürel birikimden beslenmenin yanında geçmiş ile bugün arasında  kültür aktarıcısı bir metin işlevine de sahiptir. Şiirin, görsel ve işitsel iletişim araçlarında musîkî eşliğindeki görsel sunumu ise toplum üzerinde yapacağı  etkiyi artıran sebepler olarak nitelenebilir.  Milyonlarca Kuştuk şiirinin sözlerinin ilk mısraları yargı içerikli hikemî sözler  içerir. Bu sözlerde kişilik yapısı ve karakter tahlili ile ilgili bildirimlere de yer  verilir. Yargı içerikli mısra ve dörtlüklerin arkasından şair bu kez kuşların  ağzından konuşur,  Biz milyonlarca kuştuk kaf dağına kanat açtık  Acı çektik yaralandık bilmiyorduk aldandık  Kimimiz yollarda kaldık dünya malına kandık  Kimimiz sebat ettik yedi vadiyi aştık  diyerek Ferîdüddîn Attâr&#039;ın Mantıku&#039;t-tayr&#039;da anlattığı kuşların yolculuğuna  atıfta bulunur. Vahdet yolculuğuna çıkan kuşların bir kısmının başlangıçta, bir  kısmının ise ilerleyen safhalarda dünya sevdâsı, mâl mülk edinme telâşı,  yılgınlık, yorgunluk ve farklı sebeplerle vaz geçmesi sebebiyle istek, aşk,  ma&#039;rifet, istignâ, tevhîd, hayret ve fakr u fenâ adlı Yedi Vâdi&#039;yi ancak 30 kuş  aşar, Kâf Dağı&#039;na ve Sî-murg&#039;a ulaşır. Attâr&#039;dan sonra Gülşehrî&#039;nin Mantıku&#039;ttayr  ve Alî Şîr Nevâî&#039;nin Lisânü&#039;t-tâyr adlı eserlerinde de konu işlenmiş, gül ve  bülbül konulu eserlerde ise kısmî olarak ele alınmıştır. Şiirdeki hikemî söz ve  mısralar ise nasîhat-nâme ya da pend-nâme içerikli metinlerle  ilişkilendirilebilir.  Her kim ki ayrılık vadisinde duru  Bilsin ki ne ararsa kendinde bulur  gibi ve benzeri mısralar ise &quot;Ne ekersen onu biçersin, eden bulur, İyilik yapan  iyilik, kötülük yapan kötülük bulur&quot; benzeri atasözü ve özlü sözlerden  esinlenmiş izlenimi verirler. Hakikat ormanı, inkar limanı, ayrılık vâdisi gibi  ifadeler ise edebiyattaki, özellikle de divan şiirindeki teşbîhleri hatırlatırlar.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2718]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/615">
    <dcterms:title><![CDATA[OĞUZ ATAY’IN DELİLİĞE METHİYESİ TEHLİKELİ OYUNLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[İnsan aklını yücelten 18. yüzyıl Aydınlanması, Doğu’ya doğru hareketinde  pozitivizm ve rasyonalizmin bir tür kalkınmacılık hamlesi olarak görüldüğü  Osmanlı topraklarına Tanzimat Fermanı’yla köklerini saldığında  Cumhuriyet’in bilimsel ve idealist temellerini de müjdelemiş oldu. Ancak  yoğun bir modernleşme ve toplumsal inşa programının uygulandığı yeni  Türkiye’de 70’li yıllara gelindiğinde aklın ve bilimin ışığında izlenecek  pozitivist ve hümanist değerlerin birer birer terk edildiği, bunların yerini  yüzeyselliklere bıraktığı bir manzara ortaya çıktı. Cumhuriyet’in kurucu  babalarının ellerinde büyüyen, yurdun en büyük ihtiyacı olan bir teknik  eleman olarak yetişen ve eserlerini tam da bu dönemde vermeye başlayan  Atay’ın acıyla kabul etmek durumunda kaldığı bu sığ ve yozlaşmış akla karşı  bir savunma mekanizması olarak oyunlara sarıldığı görülmektedir. Çocukluğu  ve çocuk kalmayı çağrıştıran oyun, Atay’ın Günlük’ünde de belirttiği gibi  yalnızca bir saflık ve masumiyet hali değildir. Aynı zamanda, akıldışılığın,  deliliğin yüzeye çıkmasıdır. Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet Benol’un her  katında farklı oyunlar oynayıp farklı bir bilinçlilik sergilediği üç katlı  gecekondu, Atay’ın, Freud’un kişilik kuramını uyguladığı bir oyun alanı  olarak şekillenir. Bu çalışmada Hikmet Benol’un Hüsamettin Tambay’la  oyunlarını yazdığı, yüksek sesle okuyup tiratlar oynadığı gecekondunun her  bir katının id, ego ve süperego düzeyleri olarak yorumlandığı psikanalitik bir okuma yapılarak, alt katında Doğulu ve azgelişmiş yanlarımızın gizlenip üst  katında Cumhuriyet değerlerini temsil eden emekli bir askerin hizaya  getirmeye çalıştığı benliğin arada kalarak parçalanışı ve bilinçle delilik  arasındaki çıkışsızlıkları incelenecektir.    When 18th century Enlightenment that elevated the human mind release its  roots on Ottoman territory with Edict of Reformation in its move towards  East, where positivism and rationalism were wrongly perceived as a  developmentalist move, this also heralded scientific and idealistic  fundamentals of the Republic.  However, in newborn Turkey where an intensive modernization and social  construction program were implemented, it turned out that positivist and  humanist values that would be followed in the light of science were being  abandoned one by one, and all were being replaced by superficialities in the  onset of 70s. Atay, who was raised in the hands of founding fathers of The  Republic, and who became a machine architect to the most major need of the  country and started to write his works exactly in this period, painfully was  forced to accept this shallow corrupt mind, and hence took shelter in games as  a defense mechanism. Game which evokes childhood and children&#039;s games,  as stated in Atay&#039;s Günlük (Diary), is not only a state of purity and innocence.  It is, at the same time, irrationality and madness that come to the surface. In  Tehlikeli Oyunlar (Dangerous Games) the shanty house, where Hikmet Benol  plays different games on each floor of its three storeys exhibiting different  consciousness, is shaped as a playground where Atay applied Freudian  techniques. This study examines disintegration and impasses of the self  between consciousness and insanity with its Eastern and underdeveloped sides  hidden in the lower floor and republican and modern values represented by a  retired colonel living in the upper floor, and makes a psychoanalytic reading  by interpreting each floor of the shanty house, where Hikmet Benol writes,]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2636]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/614">
    <dcterms:title><![CDATA[YEKTA KOPAN&#039;IN ÖYKÜCÜLÜĞÜ: MODERN ZAMANLARDA  İNSANLIK HALLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[2000&#039;li yılların başından bu yana Türk öykücülüğünde önemli bir gelişim  gözlenmektedir. Bu gelişime yazdığı nitelikli eserlerle katkıda bulunan  yazarlardan biri de Yekta Kopan (1968-)&#039;dır. Bugüne kadar yedi öykü kitabı  yayımlayan yazar, Sait Faik Hikâye Armağanı ile Haldun Taner ve Yunus  Nadi Öykü Ödülleri&#039;ni kazanmıştır. 2000 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı  Fildişi Karası ile sonraki yıllarda geliştireceği öykü anlayışının ana çizgilerini  ortaya koymuş; öykülerinde günümüz insanının yaşam tarzını ve iç dünyasını  kendine özgü dili ile anlatmıştır. Her eserinde öykülerini farklı anlatım  teknikleri ile kurgulayarak yeni söylem tarzları bulmaya çalışmış, Türkçenin  imkânlarından sonuna kadar yararlanarak özgün bir dil anlayışı oluşturmuştur.  Bu çalışmada &quot;yapı-tema-anlatım&quot; başlıkları altında yazarın eserlerine geniş  bir açıdan bakılacak, eserleri arasındaki bağlantılar tespit edilecek ve  günümüzün en çok tanınan yazarlarından biri olan Kopan&#039;ın  öykücülüğümüzdeki yeri üzerinde durulacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2720]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/613">
    <dcterms:title><![CDATA[YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE FİİLİMSİLERİN  ÖĞRETİMİ VE HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİNDEN  FAYDALANMA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Türkçe artık dünyanın dört bir tarafında binlerce insana öğretilen bir dildir.  Özellikle son yirmi - yirmi beş yıl içinde dünyada birçok insan Türkçe  öğrendi. Türkoloji bölümleri, kültür merkezlerinin yanısıra Anadolu insanının  gayretleri neticesinde dünyanın dört bir bucağında açılan ‘Türk okulları’nda  Türkçe öğretilmektedir.Türkçe yapı bakımından sondan eklemeli bir dil olduğu için öğrenilmesi  kimisine göre kolay kimisine göre de zordur. Aslında Türkçe sistematiği olan  formulize edilerek anlatıldığında kavranması kolay bir dildir. Türkçede ekler,  çekim ekleri ve yapım ekleri olmak üzere ikiye ayrılır. Bu iki ana grup da  kendi içinde almış oldukları eke ve bu eklerin kelimeye katmış oldukları  anlamlara göre farklı gruplara ayrılır.  Yabancılara Türkçe Öğretiminde (YTÖ) dil bilgisinin yeri ne olmalı? Hangi  konuya ne kadar yer verilmeli? Konular ne kadar anlatılmalı? vb. sorular  mutlaka konuşulup tartışılması gerekir. Ancak, bunlar tartışılırken öğrencilerin  Türkçeyi doğru düzgün konuşmaları hususunda da hassas olunması gerekir.  Öğrencilerin konuları daha çabuk ve kolay bir şekilde öğrenebilmeleri için  ders içinde ve dışında yapılabilecek etkinlikler üzerinde durulması gerekir.  Fiilimsiler, yapım eklerinden fiilden isim yapan ekler başlığında incelenecek  bir konudur. Bu ekler eklendiği kelimeye kattıkları anlamlara göre kendi  içinde isim fiil, sıfat fiil ve zarf fiil olmak üzere üçe ayrılır. Bu çalışmanın ana  hedefi fiilimsi ekleri ile alakalı derinlemesine bir inceleme yapmak değil. Asıl  bu eklerin kullanımını öğrenciye daha iyi anlatabilmenin yolunu bulmaya  çalışmaktır. Dersin daha zevkli ve verimli geçmesi adına sınıf içi etkinliklere  yer verilebilir. Konulara uygun halk edebiyatı unsurlarına müracaat etmek ve  o ürünlerden aktiviteler oluşturmak dersi hem zevkli hale getirebilir hem de  Türk kültür hayatı hakkında da az da olsa bilgi verilmiş olur. Çalışmamızda  fiilimsilerin öğretilmesinde kullanılabilecek halk edebiyatı unsurları ve  bunların taşıdığı kültürel değerler ele alınacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2693]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/612">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYAT ELEŞTİRİSİNDE BİR MODEL OLARAK &quot;EDEBİYAT  MAHKEMELERİ&quot;]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Edebî metinlerde anlamın nerede aranacağı sorusu, farklı cevaplara işaret eden  edebiyat kuramlarının temelini oluşturur. Kuramsal açıdan büyük bir  zenginliğe sahip olan edebî tenkit, yazar, eser ve okuyucu arasındaki  etkileşimin/iletişimin dikkate alındığı sağlam okumalara ihtiyaç duymaktadır.  Bu noktada Necip Fazıl Kısakürek&#039;in 1945 yılında kaleme aldığı ve 1997  yılında kitaplaşan &quot;Edebiyat Mahkemeleri&quot; adlı çalışması hem edebiyat  eleştirisinde hem de edebiyat eğitiminde bir model olarak dikkate değer bir  yaklaşıma sahiptir. Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve Mehmet Akif gibi şairlerin  bir mahkeme atmosferi içinde yargılandığı bu çalışma, sanatçıya dönük  eleştirinin bilgi, tespit ve yoruma dayandırılarak objektif ve yapıcı tenkidin  gerekliliğine işaret eder. Dünya kitabını okuma gayretimize önemli katkılar  sağlayan edebî metinlerin hangi tavır ve niyetler doğrultusunda kaleme  alındığını anlamamıza yardımcı olabilecek bu çalışma, geçmişten günümüze  eser veren yazar ve şairlerin övgü ve yergiye hapsedilmeden  değerlendirilmesini sağlayacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2678]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/611">
    <dcterms:title><![CDATA[KERKÜKÎ ABDÜSSETTÂR EFENDİ VE Mİ’RÂCİYYE’Sİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Türk İslâm edebiyatı geleneği çerçevesinde Hz. Peygamber’in doğumu,  manevî yaşam tarzı, mucizâtı, şahsiyeti ve ölümü üzerine birçok eser kaleme  alınmıştır. O’nun hayatı etrafında meydana getirilen eserler ya müstakil olarak  kaleme alınmış ya da yazar meydana getirdiği eserinin bir bölümünü bazı  nazım şekilleri altında, Hz. Peygamber’in mucizeleri veya vasıflarına  ayırmıştır. Hicretten yaklaşık bir yıl önce, Recep ayının 27. gecesinde zuhûr  eden Mi’râc hadisesi; Hz. Peygamber&#039;in, ilahî sevk ile Mescid-i Haram’dan  Mescid-i Aksâ’ya ve nihayetinde Yüce Allah ile görüşüp, bazı ilahî emirleri  almasından müteşekkildir. Bu hadise birçok yazar ve şair tarafından kaleme  alınmış; zamanla “Mi’râciyye, Mi’râc-nâme” adı altında eserler meydana getirilmiştir. Zaman içinde belirgin özellikler kazanan mi’râciyeler XI.  yüzyıldan itibaren çok fazla rağbet görmüş, manzum-mensur karışık veya  manzum şekilde yazılmış metinler halinde gelişimini sürdürmüştür. Şairlerin  coşkulu bir söyleyiş ve yer yer didaktik özelliklerle dolu olarak kaleme  aldıkları mi’râciyeler, mi’râc mucizesini anlatmaları nedeniyle, çoğu zaman  sanatkârane bir üslûpla yazılmışlardır. 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın  başlarında yaşamış, Kerkükî Abdüssettâr Efendi (1858-1932) de tercî’-i bend  nazım şekliyle bir Mi’râciye kaleme almıştır. Nakarat beyti; Rûz u şeb zikr-i  lisânımdır salât ile selâm Ol mübârek rûhuna ey Hazret-i fahrü’l-enâm olan  mi’râciyyede şair, Hz. Peygamber’e duyduğu derin sevgi ve muhabbeti  samimî, coşkun ve lirik bir şekilde dile getirmiştir. Bu yazıda, mi’râciye türü  ve mi’râciyenin Türk edebiyatındaki yeri, tarihî gelişimi ve Türk edebiyatında  yazılmış belli başlı mi’râciyeler hakkında bilgi verilecektir. Daha sonra,  müellifin hayatı bahis konusu edilecek, şairin daha önce üzerinde durulmamış  olan Mi’râciye’si şekil ve muhteva husûsiyetleri açısından incelenip; eserin  transkribe edilmiş metni ve günümüz Türkçesine çevirisi verilecektir.ABSTRACT  In the framework of tradition of Islamic Turkish literature, a lot of works were  written about birth, moral life style, miracles, personality and death of the  Prophet Muhammad. The works about His life were written as an independent  work or author wrote a chapter of his work about the Prophet Muhammad’s  miracles or qualifications in some forms of verse. Aproximately one year  before Hejira, Mi’râc which happened on the 27th Rajab is composed of the  Prophet Muhammad’s going from Al-Aqsa Mosque to Al- Haram Mosque  through divine transfer and meeting God Most High and receiving some  divine orders. This phenomenon was written by many authors and poets and in  time the works called “Mi’râciyye, Mi’râc-nâme” were created. In time,  mi’râciyye having some typical characteristics attracted great attention as from  XI. century and maintained its development as texts in mixed poetic-prose  form or prose form. Mi’râciyye written by poets in an enthusiastic utteranceand partly with full of didactic features were written generally in an artistic  style because they narrated miracle of mi’râc. Kerkükî Abdüssettâr Efendi  (1858-1932) also wrote a Mi’râciyye in poetry form of tercî-i bend. It’s chorus  verse is below: Rûz u şeb zikr-i lisânımdır salât ile selâm Ol mübârek rûhuna  ey Hazret-i fahrü’l-enâm In this mi’râciyye, the poet expressed his deep love  and affection to the Prophet Muhammad in a sincere, enthusiastic and lyric  way. In this paper, some information about mi’râciyye as a genre, the place of  mi’râciyye in Turkish Literature, its historical development and some major  mi’râciyye in Turkish literature will be given. After that, author’s life will be  mentioned, his Mi’râciyye, which hasn’t been emphasized before, will be  examined in terms of form and content and its transcript and translation into  modern-day Turkish will be provided.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2710]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/610">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇEYİ YABANCI DİL OLARAK ÖĞRENEN ÖĞRENCİLERİN  OKUMA VE DİNLEME BECERİLERİNDE KULLANDIKLARI  STRATEJİLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Dil öğrenme stratejileri hem ana dili gelişimi sürecinde hem de ikinci bir dil  öğrenmede, öğrenme sürecinde bireylerin aktif ve başarılı olmasını destekler.  Özellikle ikinci bir dilin öğrenilmesinde anlama ve anlatma becerilerini  geliştirmek için her birey çeşitli stratejiler geliştirerek daha kolay ve pratik  yollardan beceri elde etmeye çalışırlar. Dil öğrenme stratejileri bilişsel,  duygusal ve sosyal nitelikli olabilmektedir. Dil öğrenme sürecinde stratejisi  kullanabilen öğrenciler, hem daha kolay öğrenmekte hem de strateji becerileri  kazanmakta; sonuç olarak da daha başarılı olabilmektedirler.Bu araştırmada  Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin anlama ve anlatma  becerilerine dönük olarak kullandıkları stratejilerin araştırılması  hedeflenmektedir. Araştırmanın çalışma grubu yabancı ülkelerden gelen  İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi TÖMER’de Türkçe öğrenmeye çalışan  üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın yöntemi nitel betimsel bir araştırmadır. Araştırmaya veri toplamak için odak grup görüşmesiyle  gözlem yapılmıştır. Araştırma sürecinde elde edilen nitel veriler içerik analizi  yöntemiyle yorumlanmıştır.Öğrencilerle yapılan görüşme ve gözlemlerde elde  edilen verilere göre öğrencilerin iletişim kurmak için birbirlerinden yardımlar  aldıkları, bilişsel ve duyuşsal birtakım stratejiler geliştirerek aktif oldukları  görülmüştür.  Ayrıca Türkçeyi öğrenirken daha rahat davranmak için ana dillerine ya da  daha önceden öğrendikleri dile ait yapıları yazma ve konuşma ortamına  taşıdıkları görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2679]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/609">
    <dcterms:title><![CDATA[KADIÇ KRONİĞİNDE (1-10) BOSNA ŞEHİRLERİ ÜZERİNE  YAZILAN ŞİİRLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bir şehrin güzelliklerini ve güzellerini anlatmak amacıyla yazılan manzum  eserlerdir. Daha çok mesnevi tarzına uygun biçimde kaleme alınır.  Edebiyatımızda yarı ciddi yarı şaka karakterleriyle oldukça rağbet gören  şehrengizler dini ve tasavvufi özellikler taşımaz. Edebiyatımızda  şehrengizlerin ilk örnekleri XVI. yüzyılın ilk yarısında Mesihi ve Zati’nin  yazdığı Edirne şehrengizidir.  Bu ilk örneklerin ardından değişik şairler tarafından başka şehirler hakkında  şehrengizler yazılmıştır. Bunlar müstakil eserler olabildiği gibi divan sonlarına  da eklenmiştir. Çalışmamızda Boşnak şairler tarafından Saraybosna, Mostar  ve Travnik üzerine yazılmış şiirleri ele aldık.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2672]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
