<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1431">
    <dcterms:title><![CDATA[KLASİK TÜRK ŞİİRİNİN SANAT FELSEFESİ BAĞLAMINDA OKUNMASINA DAİR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sanat Felsefesi, Estetik, Klasik Türk Şiiri. ÖZET  Klasik Türk şiirinin estetik temelinin nereye ve nasıl dayandığına dair sorular bugüne kadar Şark edebiyat geleneğinin kendi dinamikleri içerisinde çoğu kez gündeme getirilmiş, bu sınırlı çerçevede incelenmiş, tartışılmış fakat tutarlı bir cevaba ulaşılamamıştır. Dolayısıyla Klasik estetiğin neliği ve nasıllığı ile ilgili hükümler devamlı olarak değişkenlik göstermiş, geçerliliği olan bir temele oturtulamamıştır. Estetiğin esas itibariyle duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi olması ve birikimini ekseriyet güzellik kavramı üzerine inşa etmesinden hareketle Şark edebiyat geleneğinin estetik temellerini felsefi düzlemde aramak, cevap aranan pek çok soruya çözüm bulmada önemli katkılar sağlayacaktır. Teknik açıdan XIII. ve XIV. asırlarda sistematize olmaya başlayan Klasik Türk şiiri, estetik boyutunu Arap, İran, Hint ve özellikle Yunan kültürlerinden oluşan heterojenik bir sentezden kazanmış ve güzellik kavramını, idealize edilmiş platonist bir aşkın merkezinde inşa etmiştir. Klasik Türk şiirinin teşekkülünde çok önemli bir yere sahip olan tasavvufî nazariyelerin de ontolojik ve epistemolojik kaynağının, İslamî düşünceden daha çok Antik Yunan felsefesi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda reel dünyadan soyutlandırılmış bu edebiyat anlayışının sadece varlık ve bilgi düzeylerini değil temel aldığı estetiğin neliğini ve nasıllığını da felsefede aramak söz konusu problematiğin çözümüne kapı aralayacaktır. Klasik şiir estetiğinin Aristo kaynaklı taklit (mimesis), Platon merkezli idea esasına mı dayandığı yoksa hayal gücünden aldığı ilhamla bir yaratma teşebbüsünden mi ibaret olduğu ve tüm bunlardan hareketle Klasik Türk şiir geleneğindeki güzelliğin doğaya mı yoksa sanata mı dahil edilmesi gerektiği gibi estetiği ilgilendiren sorular, Klasik Türk şiirindeki edebi zevkin nereden kaynaklı olduğunu açıklamaya yönelik pek çok cevabı bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışmada Klasik Türk şiirinin estetik temelleri, sanat felsefesinden hareketle izah edilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2229]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1430">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZ ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN YÖNTEMLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi Ağızları, diyalektoloji, yöntem.  ÖZET  Türkiye Türkçesi Ağızları ile ilgili ilk çalışmalar 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeye başlamaktadır. İlk yıllardaki folklorik malzeme derlemeye dayalı olarak gerçekleştirilen çalışmalar yıllar geçtikçe yerini mukayeseli ve tasvirî ağız çalışmalarına bırakmıştır. Ağızlar, bünyelerinde barındırdıkları arkaik ve özel yapılar sayesinde Türk dilinin belli bir sebebe bağlanamayan hususlarının aydınlatılması için son derece önemlidir. Bu bakış açısı ile Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine hazırlanan pek çok çalışma ileride hazırlanacak mükemmel bir tarihî gramere yardımcı olacaktır. Hazırlanan ağız çalışmalarının tamamında gerek ele alınan bölgenin sınırları gerekse yöredeki etnik durumlar gibi etkenler nedeniyle takip edilen müşterek bir yöntem bulunmamaktadır. Çalışılacak bölgenin tercih sebebi, derleme, fişleme ve soruşturma gibi hususların da yer yer farklı yöntemlerle yapıldığı görülmektedir. Bunların yanı sıra söz konusu çalışmalarda ortak noktaların bulunduğu da görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine yapılan incelemelerde kullanılan farklı ve ortak yöntemler örneklerle ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1849]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1429">
    <dcterms:title><![CDATA[AZERİ AĞIZLARI VE ÇAĞDAŞ TATAR DİLİNDE KULLANILAN BİR KISIM ESKİ TÜRK KÖKENLİ KELİMELERİN DİLBİLİM VE KÖKENBİLİM AÇISINDAN AÇIKLIANMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Ağızlar, dil tarihi, dilbilmsel analiz, kökenbilimsel araştırma. ÖZET  Dilin tarihinin eskiliyi halkın, onun bulunduğu coğrafi mekanın eskiliği demektir. Fakat o eskiliği koruyan ve tespit eden maddesel esasın da önemli etmen olduğunu unutmamak gerek. Dillerin öğrenilmesinde böyle bir esas olarak ağızlar ele alınmaktadır. Ağızlar canlı tarihtir, çünkü dil tarihinin öğrenilmesinde yazılı kaynakların yanısıra ağızlarda bulunan dil olgularının değeri büyüktür. Ağızlar eski dil ve kelime birimlerinin ilk yazılı anıtlarla karşılaştırılması, kelimelerin oluşum ve gelişim tarihinin izlenilmesi, araştırılması, onların yeniden yapılandırılması suretiyle eski biçimlerinin bulunmasına olanak sağlıyor. Türk dillerinin teşekkül ve biçimlenme dönemlerinden yüzyıllar geçmesine rağmen ağızlar yüzlerce eski sesbilgisel, dilbilgisel ve biçimbilgisel unsurların korunmasına imkan sağlamış, söz varlığının zenginleşmesinde rol oynamıştır. Azeri dili ve tarihinin biçimlenmesinde rolü olan kıpçak, oğuz- selcuk boylarının dil özelliklerini, dilbilgisel ve biçimbilimsel unsurlarını ağızlar hala da yansıtmaktadır. Günümüz ağızlarda değişik Türk dillerinde, ayrıca Tatarcada kullanılan pek fazla kelimeye rastlamaktayız. Bu kelimeler Azericede ağız seviyesinde korunmasına rağmen Tatarcada edebi dilde kullanılıyor. Bunlara abzar, küp, adaş, baytal, aru, bike, xatın, əytü, təmiq ve diger kelimeleri örnek verebiliriz. Bu kelimelerin kökenbilim açısından araştırılması Azeri ve Tatar dilleriyle beraber tüm Türk dillerinin dil tarihinin öğrenilmesi için önem taşır. Şunu da kaydedelim ki, ağızlarda taşlaşarak kalan kelimelerin açıklanması günümüzün sorunlarından birine dönüşen bir meseleyi - halkımızın bu toprakların asıl sakinleri olgusunu da ortaya koymaktadır. Ağızlar eski boyların her türlü özelliklerini iyi şekilde koruyabilen yegane kaynaktır. Bu yüzden de yazılı kaynaklarda rastlanan özellikler ümumhalk dilinde bulunmasa bile, ağızlarda yaşayabilir ki, bu da araştırmalar için en değerli özelliktir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1995]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1428">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK YAZI ESERLERİNDEKİ ATASÖZLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kazakistan Cumhuriyeti, N.A. Nazarbayev, Müslümanlar, atasözleri, Orta Asya, Türk edebiyatı.  ÖZET  XI-XII yüzyıllar tarihte müslümanların geliştiği devir olarak bilinmektedir. Bu devirde Orta Asya’da Karahanlılarla başlayan edebiyat, kültür ve sanat gelişimi tarihte görülmemiş zirvesine ulaştı. Türki milletlerin manevi, medeni ve tarihi hayatında özellikle bu devirde yaşamış olan büyük düşünürlerin, ilim adamlarının, edebiyat ustadları ile dilci ulemanın Türki dillerinin güzel edebiyatının gelişimine oldukça büyük katkıları olmuş ve onlar sonraki nesiller için zengin edebi ve medeni miras bırakmış bulunmaktadır. Kökü ta derinlere kadar gitmekte olan halkımızın paha biçilmez mirasına değinen Kazakistan Cumhuriyeti cumhurbaşkanı N.A. Nazarbayev bir konuşmasında: “Bu uçsuz bucaksız bozkırı öteden beri mekan tutmuş olan halkımızın tarihi kökleri çok derinlere kadar ulaşmaktadır. Onun kendine özgü dünya görüşü, kökleşmiş milli gelenekleri, gelişmiş büyük kültür ve medeniyeti vardır. Eskilere gömülmüş kadim devirleri karıştırmasak da yakın dönemlik tarihi bulunan Türk hakanlıkları devrinden bugüne kadar ulaşmış olan tarihi ve kültürel eserleri bile Türk uygarlığının seviyesini göstermesi bakımından yeterlidir. Jusip Balasağuni’nin “Kutadgu Bilig’i”, Mahmut Kaşgari’nin “Türk Sözlüğü”, Hoca Ahmet Yesevi’nin “Divan’ı Hikmet’i”, Ahmet Yügineki’nin “Hakikat hediyesi” gibi eşiz eserleri, ayrıca dünyanın ikinci hocası diye bilinen Ebu Nasır El-Farabi’nin bugüne kadar araştırılmış olan muhteşem mirasları büyük bir tarihin, yüce bir medeniyetin ve tükenmez bilginin ebedi meyveleridir” diyerek bu mirasın gelecek nesil için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmektedir. Halkımız hep «sözdin körki - makal», yani “sözün özü atasözlerdir” diye bilmektedir. Asırlar derinliğine ibret nazarıyla baktığımızda atalarımızın hayat tecrübesinden çok anlamlı ibretler çıkarttıkları ve bunu hikmetler dolu sayısız çok atasözlerle nasıl bize aktarmaya çalıştıklarını görürüz. Her dilin en ince ve inci sözleri babalarından miras olarak aldıkları bu nevi hikmetli sözleri olduğu kuşkusuzdur. Bunlar halkla bir bütündür ve ayrılmaz bir parçasıdır. Kazaklarda buna makal-metel derken, Türk halklarında buna genelde atalar sözü denilmektedir. Bu makalede Türk halkları medeniyetinde ve hayatında kendine özgü özel bir yeri bulunan eşsiz babalar mirasından biri olan nakiller, hikmetler ve atasözleri üzerinde durulup, onları ihtiva ettiği anlamı ve içeriği açısından Kazak halkının makal-metelleriyle karşılaştırılması yapılmıştır. Böylece güzel edebiyatımızın ne kadar yüksek bir medeniyetin parçası olduğuna ve kökünün ne kadar derinlere kadar gittiğine şahit olunmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2240]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1427">
    <dcterms:title><![CDATA[ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMET MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT COĞRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmet Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar, roman.  ÖZET  Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde yansıtan eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan metinler olarak da okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmet Midhat Efendi (ö. 1912), farklı alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından birisi olmuş, “hâce-i evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro, seyahat, hâtıra gibi edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya kadar değişik alanlarda verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle hikâye ve roman türünde kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına, görücü usulü evliliğin tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye yer vermiştir. O, eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil, Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da bahsetmiştir. Ancak yazarın özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin/Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu makalede Ahmet Midhat Efendi’nin hikâye ve romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile bu metinlerde Rumelinin/Balkanların yazarın hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın hayat hikâyesi ile bu coğrafyanın nasıl irtibatlandırılabileceği üzerinde durulmuştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2203]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1426">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.  ÖZET  Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve sözlü edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli katkıları olmuştur. Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunlardan bir tanesi de ninnidir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı ninniler, ana dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk deyince ilk akla gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra çocuk edebiyatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin dile getirildiği ninniler, çocuk edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün şiirler yazmalarına vesile olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinde görmekteyiz. Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek çok şairimizin ninni şeklinde veya ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında eserler veren isimlerden Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi şairlerin özgün ninni örnekleri de oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında da çocuk edebiyatıyla uğraşan isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli değerlerini ve benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan Türklerinin edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından değerlendirilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2159]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1425">
    <dcterms:title><![CDATA[KARAHANLI TÜRKÇESİ ESERLERİNDE YANSIMA SÖZCÜK TÜRETEN EKLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Karahanlı Türkçesi (KT), Kutadgu Bilig (KB), Divânü Lûgâti’t-Türk (DLT), yansımalar, yansıma türeten ekler vb.  ÖZET  Yaklaşık iki yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan Karahanlı Türkçesi, gerek günümüze kadar ulaşan dil yadigarları ile gerekse kendisinden sonra ortaya çıkan Doğu Türkçesi, Batı Türkçesi, Kuzey Türkçesi ve Güney Türkçesi adlarıyla sınırlandırılan tüm yazı dillerine esas teşkil etmesiyle Türk Dili tarihinde önemli bir yer edinmektedir. Yansımalar, dış dünyadaki sesleri, görüntüleri vb. insan dilinin elverdiği şekilde taklit ve tasvir ederek anlatıma canlılık kazandıran sözcüklerdir. Yansımalar gerek kök gerekse türemiş biçimleriyle tarihi ve çağdaş Türk Dillerinin söz varlığında önemli yer tutar. Bu çalışmada, Karahanlı Türkçesinin en önemli eserlerinden olan Kutadgu Bilig ve Divânü Lûgâti’t-Türk’deki yansıma kök ve gövdelerinden yansıma sözcükler türeten ekler ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2008]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1424">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRGIZCA’DA VE TÜRKÇE’DE EKLERİN DUYGU DEĞERİ FONKSİYONLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Ekler, duygu değeri, morfolojik unsurlar. ÖZET  Duygu değeri bir mana kategorisidir. Türkçe’de ve Kırgızca’da duygu değeri oluşturmada morfolojik unsurlardan istifade edilmektedir. Eklerle sağlanan duygu değeri hem yazınsal metinlerde hem de günlük hayatta aktif kullanılmaktadır. Türki dillerden Kırgızca ve Türkçe’de eklerle sağlanan duygu değeri izleklerinde hem dilsel hem de psiko-sosyolojik pek çok ortak yön mevcuttur. Bu yazının amacı, duygu değeri oluşturmada Kırgızca ve Türkçe’deki eklerin tesbitinin yapılması, örneklerle duygu değerine dair izleklerin belirlenmesi ve duygu değeri açısından iki dildeki benzerliklerin ve farlılıkların ortaya koyulmasından ibarettir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2028]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1423">
    <dcterms:title><![CDATA[HAUS OHNE HÜTER İLE ATEŞTEN GÖMLEK BAŞLIKLI ESERLERİN İÇERİK VE BİÇİM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Heinrich Böll, Halide Edip Adıvar, Haus Ohne Hüter, Ateşten Gömlek, Karşılaştırmalı Edebiyat.  ÖZET  Milli Mücadele dönemi Türk milletinin kaderini değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı şekilde II. Dünya Savaşı da Alman halkı için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Türk ve Alman toplumlarını savaşmaya zorlayan etkenler birbirlerinden ne kadar farklı olsa da her ikisi de savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, savaş ve savaş sonrasını konu alan Türk Edebiyatından Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı romanı ile Alman Edebiyatından Heinrich Böll’ün “Haus Ohne Hüter” adlı eserlerini içerik ve biçim açısından karşılaştırmaktır. Çalışmada karşılaştırmalı yöntem kullanılmış, kaynak ve materyaller çalışmanın kendisinden temin edilmiştir. Çalışmanın sonunda “Haus Ohne Hüter”de daha çok savaşın insanlar ve özellikle de çocuklar üzerindeki psikolojik baskıları, ekonomik kaygılar ve farklı sınıflara mensup kişiler ele alınırken, “Ateşten Gömlek” başlıklı romanda ise memleketin içinde bulunduğu felaket ve bu arada yaşamlarına devam insanların aşkları, hırsları ve sorumluluklarının ele alındığı görülmüştür. Karşılaştırmalı incelemeler yoluyla Böll’ün daha çok cephenin gerisinde yaşam mücadelesi veren çocuk ve kadınların kabusu olan açlık ve sefaleti dile getirdiğini, Adıvar’ın ise Anadolu insanının kendini gerçekleştirmesi temasına ağırlık verdiği görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2210]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1422">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNA HERSEK SİNEMASININ SİNEMATOGRAFİSİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: sinema, kent, Osmanlı kültürü, drama, senaryo.  ÖZET  1992 öncesinde Yugoslavya sineması olarak adlandırılan Bosna Hersek sineması bu tarihten sonra kendi özgün film dilini yaratma arayışlarına girmiş ve ulusal bir sinema olarak uluslararası festivallerde boy göstermeye başlamıştır. Küçük bütçeli ve gelişmekte olan Bosna Hersek sineması, filmlerde savaşın bireyler üzerinde yarattığı travmaları aktarmakta ve bunlara ilişkin çözüm arayışlarına girmektedir. Ülke sineması bu anlamda Filistin sinemasında olduğu gibi yaşananları dünyaya duyurma ve görünür olma arzusunun görsel dille dönüşümünü temsil etmektedir. Filmsel mekânlarda Bosna Hersek vatandaşları, şehirlerine yönelik olarak sivil toplumun kentsel aidiyet ve bütünleşme çabalarını sergilemektedir. Öte yandan, filmlerin senaryoları yazınsal bir ürün olarak drama olgusundan yola çıkmakta, böylelikle Bosna Hersek sinemasının dili dramatik-trajik anlatılara dayanmaktadır. Bu anlatıların temellerinden birisi ise Türk kültürüyle ve inanç sistemiyle olan bağlantılardır. Özellikle Osmanlı’nın dörtyüzelli yıllık izlerini taşıyan Saraybosna’nın sinemasal mekân olarak kullanımı, bu sinemanın görsel dilinin Türk kültüründen ayrışık olamayacağını göstermekte ve bu bölgedeki Osmanlı izleri sinema diline önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Bu anlamda Bosna Hersek sineması hem dramanın aktarılış biçimi hem de mekânın yansıtılması anlamında Türk kültürün derin izlerini taşımaktadır. Tüm bu olguların ışığında bu çalışmada Bosna’lı farklı yönetmenlerin filmleri anlatısal ve görsel unsurlar bağlamında ele alınarak sinemasal dilleri kültürel bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2020]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
