<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=258&amp;sort_field=Dublin+Core%2CTitle" accessDate="2026-06-25T07:29:55+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>258</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="2097" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3143">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ae6771af77adf1e467de893babbcd7bd.doc</src>
        <authentication>f611284420297c6b92617ef7c189bf70</authentication>
      </file>
      <file fileId="3144">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/737084e6aab43cd2a50bc6b5636dad73.pdf</src>
        <authentication>177bf92fd20cb599d9301b2380f37f8f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="17135">
                    <text>BOOK OF ABSTRACTS

gören bir derviştir. Ağzında kötü bir söz duyan olmamıştır. Allah’a karşı
yakınlığından ve itinasından dolayı ‘Dede’ lakabı verilmiştir. Dağın yarılması
hadisesinden sonra vefat ettiği söylenir. Bosna’da yaptığımız bu çalışma da
Gazi Hüsrev Bey kütüphanesinden ve Tarih Enstitüsü’nden çıkardığımız
kaynaklar 11 gazete haberi ve bir kitap olmak üzere toplam 12 kaynaktır.
Türk-Boşnak kaynaklarında bilgi bununla kısıtlı olup; Bosna’da onun anısına
her yıl anma şenlikleri düzenlenir. Haziranın son haftasında gerçekleştirilen bu
şenlikler on binlerce kişiye her yıl ev sahipliği yapmaktadır. Bu şenlik
kapsamında ülkenin her tarafından, ellerinde Osmanlı’yı temsil eden
sancaklar, başlarında feslerle çok sayıda kişi Prusats’a gelmektedir. Boşnaklar
Ayvaz Dede’ye ve bu şenliklere öyle önem vermiştir ki, Ayvaz Dede
Şenlikleri’ni küçük Hac olarak nitelendirirler. Çalışımızın amacı, hakkında
ortaya çıkan yanlış görüşleri Ayvaz Dede’den ayırıp doğru olan Ayvaz Dede’yi
bilimsel âleme tanıtmaktır. Bosna’ya bıraktığı milli ve manevi duyguların
insanlar tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Yapılan röportajlarla,
bölgede önemli bir insan olmasına rağmen, sadece etkinlik kapsamında
tanınan bu büyük zatın bu çalışmayla Bosna’da ve Dünya’da daha iyi
anlaşılmasını sağlamaktır.
TANZİMATTAN SONRA BOSNA'DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER
Merve Kandemir
International Burch University / Sarajevo, Bosnia and Herzegovina
Anahtar Kelime: Çeviri , Edebi eser, Yazar, Bosna , Tanzimat
ÖZET
Bosna-Hersek'in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden
fethedilmesinden itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar
arasında çok sıkı bir dil ve kültür etkileşimi olmuştur. İstanbul'a giderek
Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından Osmanlı Türkçesi'yle
| 47

�1st International Annual Student Symposium

yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu dönemde
metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla
rastlanmaz. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmeye başladığı
19.yüzyıldan itibaren çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler
günümüzde de devam etmektedir. Tanzimat'tan itibaren başlayan bu çeviri
çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, Avde Karabegoviça gibi isimler
Namık Kemal, Ziya Paşa,Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri
yaparak başlatmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat edebiyat teorisi,
edebi tenkit gibi açılardan Bosna edebiyatına katkıları olmuştur. Bu çalışmada
Tanzimat'tan sonra Bosna'da yapılan edebi çeviriler tesbit edilip bu çevirilerin
Bosna kültür ve edebiyatına katkıları incelenecektir.
SARAYBOSNA’NIN BİLİNMEYEN YİTİĞİ
Gülşah Doğan
International Burch University / Sarajevo, Bosnia and Herzegovina
ÖZET
Hacı Hafız Muliç Efendi, 1915 yılında Saraybosna’da ulema bir ailenin
çocuğu olarak dünyaya gelir.2011 yılında ise vefat eder.Hayatını ilme ve talebe
yetiştirmeye adamıştır.Hacı Hafız Efendi Bosna için çok büyük değer taşıyan
bir evliyadır.Yaptığı bini aşkın hutbeleriyle Bosna’nın savaş döneminde ve
daha sonraki sıkıntılı dönemlerinde dahi kararlı duruşundan,ideallerinden
vazgeçmeyerek bu bölgenin manevi anlamda adeta yapı taşı olmuştur.
Bütün evliyalar gibi Hacı Hafız Hazretleri de kerametlerini anlatmaktan
çekinmiştir. Bu yüzden de Boşnak Edebiyatı Camiası ve Bosna Halkı
tarafından pek tanınamamıştır.Hacı Muliç Efendi’nin Saraybosna’ya ilmi
açıdan yaptığı en büyük yatırım Mevlana Hazretleri’nin Mesnevi’sini
Farsça’dan-Boşnakça’ya çevirerek Mesnevi’yi Bosna’ya tanıtmıştır.Bizim bu
çalışmadaki amacımız Hacı Muliç’in bilinmeyen batini-zahiri yönlerini ortaya
koyarak Boşnak ve Türk kültürü arasında maddi-manevi değerler arası köprü
48 |

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17129">
                <text>1440</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17130">
                <text>TANZİMATTAN SONRA BOSNA'DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17131">
                <text>KANDEMIR, Merve</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17132">
                <text>Bosna-Hersek'in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden  fethedilmesinden itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar  arasında çok sıkı bir dil ve kültür etkileşimi olmuştur. İstanbul'a giderek  Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından Osmanlı Türkçesi'yle yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu dönemde  metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla  rastlanmaz. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmeye başladığı  19.yüzyıldan itibaren çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler  günümüzde de devam etmektedir. Tanzimat'tan itibaren başlayan bu çeviri  çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, Avde Karabegoviça gibi isimler  Namık Kemal, Ziya Paşa,Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri  yaparak başlatmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat edebiyat teorisi,  edebi tenkit gibi açılardan Bosna edebiyatına katkıları olmuştur. Bu çalışmada  Tanzimat'tan sonra Bosna'da yapılan edebi çeviriler tesbit edilip bu çevirilerin  Bosna kültür ve edebiyatına katkıları incelenecektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17133">
                <text>2013</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17134">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1500" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2009">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/800ed675faa8b7020a24f4d33c759fd7.docx</src>
        <authentication>cddebc10f5634a4d79777f42805673f0</authentication>
      </file>
      <file fileId="2010">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/54cb21a006e61599a8e923ca3231ac93.pdf</src>
        <authentication>87bca419596152099f0af72dc63ff581</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12061">
                    <text>TARİHE SIR OLAN SIRRİ BABA HAZRETLERİ
Hüseyin ÖZCAN - Sultan SUBAŞI
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Bosna hersek, Abdurrahman Sırri Baba Hazretleri, Nakşibendi tarikatı,
Sırri Baba ilahileri, tasavvufi terimler.
ÖZET
Tarihler 1463’e geldiği zaman
Bosna-Hersek
büyük bir değişim evresine
hazırlanmaktaydı. Zemini hazırlanmış olan Bosna-Hersek 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet
tarafından Bosna kısmı feth edildi. 1482 yılında ise fethin yarıda kalan Hersek kısmı, II. Sultan
Bayezid tarafından feth edilerek Bosna-Hersek’in fethi tamanlanmştır. Fakat bu fetihler diğer
fetihler den çok daha farklıdır. Çünkü bu topraklar 200 yıla aşkın tıpkı bir nazlı gelin edasıyla
alınmıştı. Fatih Sultan Mehmet’in Bosna fethi gerçekleşmeden, 200 yıl önce giden Tarikat
şeyhlerinin İslam anlayışıyla insanlara aşıladıkları karşılıksız hizmet ve hoşgörüleriyle halkın
büyük çoğunluğu bu fethe hazırdı. Sarı Saltuk, Ayvaz Dede gibi bir çok Tarikat ehlilerin
attıkları tohumların meyvelerinden biri de Sırri Baba Hazretleridir. Nakşibendi tarikat
şeyhlerinden biri olan Abdurrahman Sırri Baba Hazretleri ‘nin mürşidi ona Sırları bilen
anlamında ‘’Sırrı Baba’’ lakabını vermiştir. Bu lakabı ona veren Sırrı Baba’nın Mürşidi Şeyh
Hüseyin Zukıc’tir. Mürşidinden almış olduğu feyizle,Sırrı Baba Oglavak’ta Nakşi Tekke’si
kurar. Burada halkın dini boyutu dışında, fakirlere, yolculara ve yolda kalanlara tekkenin
kapılarını açarak halka gösterdiği cömert ve samimi davranışlarıyla kısa sürede halkın
gönüllerini fetheder. Aynı zamanda Osmanlı gelmeden tarikat şeyhlerimizin yapmış oldukları
geleneğin, canlı tutulmasına ve gönüller de İslam şuurunun her yönden temsil boyutunu
yaşayarak örnek olur. Sırri Baba Hazretleri, Oglavaktaki tekkesiyle sadece o bölgenin halkına
değil Bosna Valisi Mehmet Vecihi paşa gibi bir çok devlet büyüklerinin gönüllerini feth ederek
tekkeyi ziyarette bulunmuşlardır. Yazmış olduğu Arapça ve Osmanlıca ilahilerle insanların
Allaha olan yakınlığının artmasına ve o zaman da insanlar arasındaki kardeşlik bağlarının
kuvvetlenmesine vesile olur. Bu çalışmada, yöntem olarak Bosna Enstitüsü, Tarih Enstitüsü ve
Gazi Hüsrev kütüphaneler taranıp, alan ve Sırri Baba hakkında bilgisi olan kişilerin görüşlerine
başvuruldu. Bu çalışma da, Abdurrahman Sırrı Baba hazretlerin sırlarına ortak olmak, onu
tanımak ve basılan Arapça ilahilerinin yanı sıra farklı mecmualarda olan bugüne kadar
basılmamış, Osmalıca yazılan ilahilerini toplamak amaçlanmıştır. Sırrı Baba’nın İslam Tasavvuf
anlayışını, elde edilen Osmanlıca ilahileriyle tahlil edilmeye çalışılır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12053">
                <text>2175</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12054">
                <text>TARİHE SIR OLAN SIRRİ BABA HAZRETLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12055">
                <text>ÖZCAN , Hüseyin  
SUBAŞI, Sultan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12056">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna hersek, Abdurrahman Sırri Baba Hazretleri, Nakşibendi tarikatı, Sırri Baba ilahileri, tasavvufi terimler.  ÖZET  Tarihler 1463’e geldiği zaman Bosna-Hersek büyük bir değişim evresine hazırlanmaktaydı. Zemini hazırlanmış olan Bosna-Hersek 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Bosna kısmı feth edildi. 1482 yılında ise fethin yarıda kalan Hersek kısmı, II. Sultan Bayezid tarafından feth edilerek Bosna-Hersek’in fethi tamanlanmştır. Fakat bu fetihler diğer fetihler den çok daha farklıdır. Çünkü bu topraklar 200 yıla aşkın tıpkı bir nazlı gelin edasıyla alınmıştı. Fatih Sultan Mehmet’in Bosna fethi gerçekleşmeden, 200 yıl önce giden Tarikat şeyhlerinin İslam anlayışıyla insanlara aşıladıkları karşılıksız hizmet ve hoşgörüleriyle halkın büyük çoğunluğu bu fethe hazırdı. Sarı Saltuk, Ayvaz Dede gibi bir çok Tarikat ehlilerin attıkları tohumların meyvelerinden biri de Sırri Baba Hazretleridir. Nakşibendi tarikat şeyhlerinden biri olan Abdurrahman Sırri Baba Hazretleri ‘nin mürşidi ona Sırları bilen anlamında ‘’Sırrı Baba’’ lakabını vermiştir. Bu lakabı ona veren Sırrı Baba’nın Mürşidi Şeyh Hüseyin Zukıc’tir. Mürşidinden almış olduğu feyizle,Sırrı Baba Oglavak’ta Nakşi Tekke’si kurar. Burada halkın dini boyutu dışında, fakirlere, yolculara ve yolda kalanlara tekkenin kapılarını açarak halka gösterdiği cömert ve samimi davranışlarıyla kısa sürede halkın gönüllerini fetheder. Aynı zamanda Osmanlı gelmeden tarikat şeyhlerimizin yapmış oldukları geleneğin, canlı tutulmasına ve gönüller de İslam şuurunun her yönden temsil boyutunu yaşayarak örnek olur. Sırri Baba Hazretleri, Oglavaktaki tekkesiyle sadece o bölgenin halkına değil Bosna Valisi Mehmet Vecihi paşa gibi bir çok devlet büyüklerinin gönüllerini feth ederek tekkeyi ziyarette bulunmuşlardır. Yazmış olduğu Arapça ve Osmanlıca ilahilerle insanların Allaha olan yakınlığının artmasına ve o zaman da insanlar arasındaki kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine vesile olur. Bu çalışmada, yöntem olarak Bosna Enstitüsü, Tarih Enstitüsü ve Gazi Hüsrev kütüphaneler taranıp, alan ve Sırri Baba hakkında bilgisi olan kişilerin görüşlerine başvuruldu. Bu çalışma da, Abdurrahman Sırrı Baba hazretlerin sırlarına ortak olmak, onu tanımak ve basılan Arapça ilahilerinin yanı sıra farklı mecmualarda olan bugüne kadar basılmamış, Osmalıca yazılan ilahilerini toplamak amaçlanmıştır. Sırrı Baba’nın İslam Tasavvuf anlayışını, elde edilen Osmanlıca ilahileriyle tahlil edilmeye çalışılır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12057">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12058">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12059">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12060">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1295" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1457">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/22ec4eb97f742a2389ad458f511eaf40.docx</src>
        <authentication>6de737fb66bd9ceb2a0bf96b0b1a7b9a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1458">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6c9c3d38998728c6bac059376ff127f4.pdf</src>
        <authentication>043111c012d9276d240c6dd948ef1e9c</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10144">
                    <text>TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA’DA SON GÜN
Mustafa AYDEMİR
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Ağrı /
Türkiye
Anahtar Kelimeler Faik Baysal, Drina’da Son Gün, İkinci Dünya Savaşı, Yugoslavya Türkleri.
ÖZET
Türk romanının değişmez mekânı olan İstanbul’dan sonra, Milli Mücadele ve akabinde
Cumhuriyetle birlikte başlayan değişim, Anadolu’yu da edebiyatımızın mekânı haline getirir.
Ancak bununla yetinmeyen bazı yazarlar, yurt dışındaki Türklerin yaşadığı mekânları ve olayları
da eserlerine taşırlar. Bu özellikteki yazarlardan biri de Faik Baysal’dır.
Bu çalışmanın amacı, Drina’da Son Gün adlı romanda, Baysal’ın İkinci Dünya Savaşı yıllarında
Yugoslavya Türklerinin yaşadığı insanlık dramını ele alış tarzını tespit etmektir. Ayrıca tarihî
gerçeklere bağlı kalarak yazılan bu romandan hareketle, barışın sağlanması hususunda neler
yapmak gerektiğini sonraki nesillere aktarmaktır. İnsanın insana yaptığı korkunç işkenceyi
ayrıntılı bir şekilde ele alan romanın tarihsel arka plânını irdelemek ve romanda savunulan insanî
duygular üzerinde durmak da çalışmanın bir diğer amacıdır. Drina'da Son Gün, sadece Baysal’ın
yazarlığı açısından değil, Türk Edebiyatı için de şahıs kadrosu, olayların geçtiği mekânlar,
dayandığı tarihsel gerçeklik ve roman boyunca değişik vesilelerle dile getirilen çözüm önerileri
bakımından oldukça sıra dışı ve ilginç bir romandır. Yugoslavya göçmeni Rıza Selmanoviç’in
(Yenerer) yaşamış olduğu bazı olaylara dayanan romanda, eski Yugoslavya Türklerinin İkinci
Dünya Savaşı yıllarında yaşadığı sıkıntılar, giriştikleri varolma mücadelesi ve sonunda
Türkiye'ye göç etmeleri anlatılmaktadır.
Bu bağlamda çalışmamızda; İkinci Dünya Savaşı Yugoslavya’sında yaşanan insanlık dramına,
savaşın mekâna nasıl yansıdığına, romanın tarihî gerçekliğine ve romanda ileri sürülen çözüm
önerilerine sırasıyla değinilmiştir. Sonuç kısmında ise, çalışmamızın genel bir değerlendirmesi
yapılmıştır. Savaş, savaşın nedenleri ve barış içinde birlikte yaşama şartları tespit edildikten
sonra, Baysal’ın savaşa bakışı ile ilgili ulaşılan bilgiler ve çıkan sonuçlar, kendi
değerlendirmelerimizle birleştirilmiştir

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1459">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b8fd140e66fbab4bd795bce392d201b5.docx</src>
        <authentication>1a31fefebc36637f9943857661f2183f</authentication>
      </file>
      <file fileId="1460">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fe7fb65350f78d79f2f36bba8915f925.pdf</src>
        <authentication>9843a4a7942d478383e45a7fc5ff9ac2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10145">
                    <text>TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA’DA SON GÜN
Mustafa AYDEMİR1
Özet
Türk romanının değişmez mekânı olan İstanbul’dan sonra, Milli Mücadele ve
akabinde Cumhuriyetle birlikte başlayan değişim, Anadolu’yu da edebiyatımızın mekânı
haline getirir. Ancak bununla yetinmeyen bazı yazarlar, yurt dışındaki Türklerin yaşadığı
mekânları ve olayları da eserlerine taşırlar. Bu özellikteki yazarlardan biri de Faik Baysal’dır.
Bu çalışmanın amacı, Drina‟da Son Gün adlı romanda, Baysal’ın İkinci Dünya Savaşı
yıllarında Yugoslavya Türklerinin yaşadığı insanlık dramını ele alış tarzını tespit etmektir.
Ayrıca tarihî gerçeklere bağlı kalarak yazılan bu romandan hareketle, barışın sağlanması
hususunda neler yapmak gerektiğini sonraki nesillere aktarmaktır. İnsanın insana yaptığı
korkunç işkenceyi ayrıntılı bir şekilde ele alan romanın tarihsel arka plânını irdelemek ve
romanda savunulan insanî duygular üzerinde durmak da çalışmanın bir diğer amacıdır.
Drina'da Son Gün, sadece Baysal’ın yazarlığı açısından değil, Türk Edebiyatı için de
şahıs kadrosu, olayların geçtiği mekânlar, dayandığı tarihsel gerçeklik ve roman boyunca
değişik vesilelerle dile getirilen çözüm önerileri bakımından oldukça sıra dışı ve ilginç bir
romandır. Yugoslavya göçmeni Rıza Selmanoviç’in (Yenerer) yaşamış olduğu bazı olaylara
dayanan romanda, eski Yugoslavya Türklerinin İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşadığı
sıkıntılar, giriştikleri varolma mücadelesi ve sonunda Türkiye'ye göç etmeleri anlatılmaktadır.
Bu bağlamda çalışmamızda; İkinci Dünya Savaşı Yugoslavya’sında yaşanan insanlık
dramına, savaşın mekâna nasıl yansıdığına, romanın tarihî gerçekliğine ve romanda ileri
sürülen çözüm önerilerine sırasıyla değinilmiştir. Sonuç kısmında ise, çalışmamızın genel bir
değerlendirmesi yapılmıştır. Savaş, savaşın nedenleri ve barış içinde birlikte yaşama şartları
tespit edildikten sonra, Baysal’ın savaşa bakışı ile ilgili ulaşılan bilgiler ve çıkan sonuçlar,
kendi değerlendirmelerimizle birleştirilmiştir.
Anahtar Sözcükler: Faik Baysal, Drina’da Son Gün, İkinci Dünya Savaşı,
Yugoslavya Türkleri

1

Yrd. Doç. Dr., Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
maydemir758@hotmail.com

1

�A NOVEL BEARING WITNESS TO HISTORY: DRINA’DA SON GÜN
Abstract
The change which has begun with War of Independence and soon after Proclamation
of the Republic has made Anatolia as a venue of our literary Works subsequent to İstanbul,
which is invariable for Turkish Fiction. However, some novelists who hadn’t been contented
with this carried the places abroad where Turks were living into their works. Faik Baysal is
the one who has the same speciality.
The aim of this study is to identify Baysal’s tratment” of Yugoslavian Turks’
humanitarian plight during the World War II in his novel Drina‟da Son Gün. Considering the
fact that the novel was based on historical facts, another aim of this study is to tell next
generations what to do about peace settlement. To probe historical back ground of the novel,
which deals with terrible torture of humans in detail and to emphasize on humanistic emotions
which are supported in the novel are the other objectives.
Drina‟da Son Gün is an extra-ordinary and interesting novel not only with regards to
Baysal’s authorship but also its characters, places, historical reality and solution proposals
mentioned in different occasions throughout the novel. The problems experienced by former
Yugoslavian Turks during the World War II, their struggle for existence and at last their
immigrate to Turkey are mentioned in the novel, based on some events which Yugoslavian
immigrant Reza Selmanoviç (Yenerer) lived,
In this context, the humanitarian plight during the Second World War in Yugoslavia,
how the war is reflected on the place, the novel’s historical reality and solution proposals
brought for ward in the novel are mentioned respectively in the study. In the conclusion part,
a general evaluation has been carried out. After detecting war, reasons of the war and
circumstances for living togerther in peace, information and outcomes related to Baysal’s
perspective on war and our own evaluations have been associated.
KeyWords: Faik Baysal, Drina’da Son Gün, World War II, Yugoslavian Turks.
Giriş
Drina‟da Son Gün’de2 İkinci Dünya Savaşı yıllarında Balkanlar’da yaşanan insanlık
dramına dikkat çekilir. Romanda, Almanların ve Sırpların baskılarına dayanamayıp eski
Yugoslavya’dan anayurtları Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Türk ailelerinin başından

2

1972’de yazılan bu roman, Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmiştir. Romanın birinci basımı, 1972’de Can
Yay.; ikinci basımı, 1974(?)’te Nebioğlu Yay.; üçüncü basımı, 2006’da Can Yay.; dördüncü basımı 2007’de
tekrar Can Yayınları tarafından yapılır. İncelememizde romanın 3. basımı (2006) kullanılmıştır.

2

�geçenler anlatılır. Bu roman, eski Yugoslavya’da bir dönem meydana gelen olayları
aydınlatma yolunda önemli bir adımdır. Yüzyıllardır beraber yaşayan Sırpların, Türklerin3 ve
Hırvatların birbirlerine nasıl düşman edildikleri ve birbirlerini nasıl hunharca öldürmek
istedikleri ayrıntılı bir şekilde ele alınır (Uyguner, 1972: 11).
Romandaki olayların gerçek yaşamla sıkı bir ilişkisi vardır. Yugoslavya’daki iki
milyona yakın Türk’ün İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları, tarihî gerçeklere uygun
olarak anlatılır. Savaş yıllarında Alman işgali altında bulunan Yugoslavya’daki başsız durum,
bazı çetelerin Türklere karşı giriştikleri kıyım, Türklerin örgütlenmesi ve mücadeleye
başlaması romanı oluşturan vaka halkalarıdır.
Baysal, Pertevniyal Lisesi’nde öğretmenlik yaptığı sırada roman kahramanı Rıza
Selmanoviç’in oğlu ve aynı zamanda kendi öğrencisi Kazım Yenerer’den bu hikâyeyi
dinleyerek romanlaştırır. Romanın başında yer alan açıklamada da anlatılanların gerçekliğine
şöyle dikkat çekilir: “Bu roman gerçekten yaşanmış olan olayların bir yansısıdır;
kahramanlarından bir kısmı aramızda yaşamaktadır. Bir kısmı da Tanrı‟nın rahmet ve
mağfiretine kavuşmuştur. Adlar değiştirilmemiştir.”
Drina'da Son Gün romanı Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildiği sırada (6–8 Aralık
1971), aynı gazetede Selman Paşa’nın torunlarından Rıza Selmanoviç’le (Yenerer) yapılan bir
röportaj yayımlanır. Romanın kahramanı, olayın canlı tanığı olarak bilgiler verdiği için,
Baysal’ın bu eserine belgesel roman demek mümkündür. 1958’de anavatana dönmüş olan 76
yaşındaki Selmanoviç, verdiği röportajda yaşananlar hakkında şu bilgileri verir:
“İkinci Dünya Savaşı sıralarıydı. Sırplar, Yugoslavya topraklarında yaşayan Türklere
karşı şiddet hareketlerine girişmişler, kısa sürede iki milyona yakın Türk'ü insanlık dışı
işkencelerle öldürüvermişlerdi. „Çetnikler‟ denilen Sırp çetelerini Mihailoviç yönetiyordu.
Bastıkları Türk köylerini tümüyle yakıyor, bir tek canlı bırakmıyorlardı. Türklerin kadın
erkek, genç ihtiyar giriştikleri karşı mukavemetler ise büyük güçler karşısında eriyip
gidiyordu.” (Ünlü; Özcan, 2003: 402).
Yıllarca köşesinde sessiz kalan canlı tarih Selmanoviç, 1942’de Nevesni adliyesinde
memur olarak çalıştığını, ailesinin ise Taslıca’da oturduğunu belirttikten sonra, günlerce Sırp
çetelerine karşı nasıl direndiklerini şöyle anlatır: “Ancak o sıralarda Sırplar Türklere karşı
katliama başlamışlar bu nedenle çeteler kurmuşlardı. Nevesni ise Türklerin yoğun olduğu bir
şehirdi. Her an bir Çetnik baskını olabilirdi. Tahminler boşa çıkmamış, Mihailoviç'in yönettiği
Çetnik grubu bir gece yarısı şehri kuşatmıştı. 28 gün korkulu saatler geçirdik. Hem çalışıyor, hem

3

Burada Türklerle kastedilenler, Türk Boşnak ve Müslümanlardır.

3

�örgütleniyorduk. Mustafa Yugo adlı bir Türk tam 28 gün Çetnikleri oyalamayı başardı ve sonunda
baskından beklediklerini bulamadan döndüler.” (Ünlü; Özcan, 2003: 402).
Bu baskından sonra Selmanoviç, savaşın çirkin ve acımasız yüzünü ve Taslıca’ya
ailesini görmeye giderken şahit olduklarını detaylıca anlatır. Haliyle Selmanoviç’in yürek
burkan mücadelesi çerçevesinde Yugoslavya Türklerinin 1942’de yaşadığı acımasız savaş,
romana taşınmış olur.
Baysal, romanını, gerçeklerin ortaya çıkması için yazdığını, bunun için de yazarın ille
de oraya gitmesine ve olaylara tanık olmasına gerek olmadığını özellikle belirtir: “Ben bu
romanı insanlık canavarı olduklarına inandığım Mihailoviç ve acımasız Çetniklerini bütün
çıplaklığıyla gözler önüne sermek, bunların ortadan kaldırılması gerektiğini anlatmak için
yazdım. Bosna-Hersek ve Kosova, Batı‟nın karınca adımlarıyla üstüne gitmek zorunda kaldığı
utanç verici bu olaylar daha birçok Drina‟da Son Gün‟leri yazdıracakmış gibi görünüyor.”
(Andaç, 2001: 198).
General Mihailoviç ve Çetniklerin Yugoslavya’da yaptıkları işkence ve zulümleri
anlatmak amacıyla yazılan bu romanda yazar, savaşa ve savaşı anlatmaya karşıdır. Fakat
insanın insana yaptığı korkunç işkenceyi anlatmak için bu romanı kaleme almak zorunda
kaldığını ise şöyle ifade eder: “Ben her zaman savaşın hep karşısında oldum. (…) Kitabın
sonuna eklenen röportajda da belirtildiği gibi bu korkunç savaşın içinde bulunan gerçek
insanlardan yola çıktım. Onlar bizim insanlarımızdı, ben yansız davranmaya özen gösterdim.
Tito‟nun eliyle cezasını bulan General Mihailoviç ve Çetniklerin yaptıkları canavarlığı
anlatmakta zaman zaman zorlandığım bile oldu.” (Andaç, 2001: 197).
Baysal, bu romanıyla yurt dışındaki olaylara eğilmiş bulunuyor. Aslında bu romanın
yazılmasında çocukluk günlerinde anlatılan Sırp zulmü ile ilgili anıların da etkisi olduğu
söylenilebilir. Baysal’ın Balkanlardan göç edip gelen bir ailenin çocuğu olduğu düşünülürse,
böyle bir etkinin var olduğunu söylemek mümkündür.
Roman, mekân noktasında yazara zengin ayrıntılar sunar. Yukarıda bahsettiğimiz gibi
savaşın canlı tanığı Selmanoviç’in anlattıkları, yazarın zihninde derin izler bırakmıştır.
Romanda yazarın Drina ve çevresine özel bir ilgisi olduğu açıkça görülür. Bundan dolayı
yazımızda yazarın Yugoslavya’daki insan kıyımına ve çözüm önerisine bakışı çözümlenmeye
çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmamızda romanın öne çıkan ayrıntıları; İkinci Dünya Savaşı
Yugoslavya’sında yaşanan insanlık dramı, savaşın mekâna nasıl yansıdığı, romanın tarihî
gerçekliği ve ileri sürülen çözüm önerileri olmak üzere dört başlıkta toplanmıştır.
1. İkinci Dünya Savaşı Yugoslavya’sında Yaşanan İnsanlık Dramı
4

�Roman, eşmerkez iki daire içindeki olaylar etrafında şekillenir. Küçük dairedeki
olaylar, İkinci Dünya Savaşı yıllarında eski ve köklü bir Türk ailesi olan Selmanoviçler’in
çiftliğinde ve konağında; büyük dairede ise aynı tarihlerde çiftliğin dolaylarında ve ötelerinde,
ülkenin genelinde Sırp, Hırvat ve Türkler arasındaki iç savaş şeklinde gelişir.
Rıza Selmanoviç’in kişiliği ve ailesi çevresinde sunulan romanda, Mihailoviç, Neniç,
Goril İpan gibi çetecilerin başkanlığında kurulan Çetniklerin, Tito’nun başkanlığında
örgütlenen partizanların, bunların yanında Almanlarla İtalyanların tutum ve davranışları
verilmiştir.
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar, Yugoslavya’yı işgal etmiş, Naziler halka türlü
türlü işkenceler yapmaya başlamışlardır. Alman askerlerinin halkı taşıyan otobüsleri durdurup
yolculara çeşitli eziyetler yaptığı, haksız yere adam öldürdüğü romanın hemen başında şöyle
yer almaktadır:
“Sonra biri adamı ensesinden tuttu, öteki de pantolon kemerinden sımsıkı yakaladı,
zavallıyı kalabalığın arasından bir kedi gibi sürükleyerek çıplak ayak otobüsten aşağı
yuvarladılar.
Hiç kimse adamcağızdan ne istenildiğini anlayamamıştı. Kimse de bir şey sormaya
cesaret edememişti. Çünkü insanların susmaya mahkûm edildikleri, yalnız silahların
konuştuğu bir gündü.” (s.13).
Alman komutan ile Treska müftüsü Hafız Bedroviç arasında geçen konuşmada da
Almanların herhangi bir ayrım yapmadan Yugoslavya’daki bütün insanlara işkence ettiği ve
onları yargılamadan haksız yere öldürdüğü anlaşılmaktadır. Almanların bütün bunları “kanun
ve hukuk” için yaptığını söyleyen komutana müftü şu cevabı verir:
“Kanunlar ve hukuk, yüzyıllardan beri insanlık bunların savaşını veriyor. Yalnız
bazıları hâlâ tarihten ders almak istemiyor görünüyorlar. Siz ne derseniz deyiniz, gerçek
zaferi birgün insanlık kazanacaktır.” (s. 173).
Almanların yaptıkları sadece Türklerle sınırlı kalmaz. Neniç’in sevgilisi olduğu ve ona
yardım ettiği gerekçesiyle tutuklanan Sırp kadın Magda Mitza da sorgulanmadan Almanlar
tarafından öldürülür. Bu durum Azamoviç’in gözlemleriyle şöyle aktarılır:
“Kendisi gibi onun da hiçbir suçu olmadığını biliyordu. Ama suçsuzluk yirminci yüzyıl
Yugoslavya‟sında bir insanın kendini hayvanca işkencelerden kurtarabilmesi için yeterli
değildi. Haklı olmak için güçlü olmak gerekti. Suçluluk ya da suçsuzluk önemli olmayan
şeylerdi. Şimdiki dünyamızda hak, kaba kuvvet çağındaki gibi yalnız vurmasını bilenlerindi.
Oysa Mitza‟nın hakkı var; ama yumruğu yoktu.” (s. 181).

5

�Almanların yanı sıra Sırp Çetnikleri de halka zulüm ve işkence yapmaktan geri
kalmazlar. Özellikle Türklere karşı acımasız davranan Çetniklerin yaptıkları işkenceler
romanda şöyle izah edilir: “Çünkü Çetnikler bütün işlerini otomatik silahla görüyorlardı,
yürekleri de taş gibi katıydı. Baskını yapıyorlar, arkalarında yalnız mezarlıklar
bırakıyorlardı. Canının bağışlanması için bir yalvaran olursa kafasına ilk kurşunu yiyen o
oluyordu. Karşı koymaya kalkışacak olursa bu suçunu cezasız bırakmıyorlar, en ilkel ve
korkunç işkenceleri gülerek uyguluyorlar, tırnak söküp ya da çok keskin bir bıçağın sipsivri
ucuyla kurbanlarının sırt derisini yüzüyorlardı.” (s.39).
General Mihailoviç’in Alman saldırısından sonra Hersek’te komuta ettiği sahil
muhafaza kıtasının başına geçip Bosna dağlarının Ravna Gora bölgesinde Çetnik örgütünü
kurması, romanda önemli bir işleve sahiptir. Çetnikler, Müslümanları özellikle Türkleri
öldürmeye yönelmiş Sırp çeteleridir. Yugoslavya’nın bağımsızlığı için dövüştüğünü iddia
eden Sırp Çetnikleri, Türklere saldırmakta ve akla hayale gelmedik eziyetler yapmaktadırlar:
“Söylediğine göre Osmaniç, iki saat kadar önce tarlasından dönerken, Çetniklerin
saldırısına uğramıştı. Yugoslavya‟nın bağımsızlığı için dövüştüklerini söyleyen haydutlar
parasını, saatini, ceketini, ayağından ayakkabılarını bile almışlar, yetmiyormuş gibi de onu
bayıltıncaya kadar dipçikle dövmüşlerdi. Beynine tam bir kurşun sıkıp işini bitirecekleri
sırada orada geçmekte olan Alman askerleri hepsini makineli tüfeklerle taramışlardı. Bir
tanesi bile kurtulmamıştı, ama Osmaniç‟in de kırılmadık kemiği kalmamıştı.” (s.121).
Romanın ilerleyen bölümlerinde Çetnikler, artık toplu katliamlara girişmiş, Türklerin
yaşadığı köyleri ve kasabaları harabeye çevirmeye başlamışlardır. Bir Türk kasabası olan
Nevesni de bundan nasibini alır: “Çetnikler, yemyeşil Nevesni‟yi tırpanla biçer gibi
biçmişlerdi. Korkunç baskın gece yarısından sonra olmuştu, ortada Nevesni ilçesi diye bir şey
kalmamıştı.” (s.229).
Çetnikler sadece halka değil, din adamlarına da baskı yaparlar. Sırp Goril İpan, Müftü
Bedroviç’i kaçırıp ona işkence ettikten sonra, kutsal inançlarına hakaret eder: “İpan‟ın ayı
pençesine benzeyen eli birden müftünün suratında patladı.
― Nasıl? Beğendin mi Muhammed‟in aklını şimdi. Buna nedense hiç kimse
gülmemişti. Müftü tokadın etkisiyle bir iki sallandı, sonra hiçbir şey olmamış gibi dengesini
bularak ayakta dimdik durdu.
İpan sinirlenmişti. Cebinden bir makas çıkardı, müftünün sakalının bir yanını yeniden
başlayan gülüşler arasında koyun kırpar gibi çabuk çabuk kırptı.” (s. 346).
Goril İpan, Müftü Bedroviç’e “Hindi Dansı” adını verdiği işkenceyi uygular:
Kocaman tepsi ateş gibi kızmıştı. Dört Çetnik müftüyü zorla tepsinin üstüne çıkardı, sonra
6

�silahlarının namlularını üzerine çevirdiler. İpan birden uludu ve müftü tepsiden inecek olursa
hepsine hemen ateş etmeleri emrini verdi. Zavallı Bedroviç yerinde duramıyordu. Ayağının
birini basar basmaz ötekini kaldırıyordu. İnsanlığın yüzkarası İpan‟ın kar altında düzenlenen
hindi dansı başlamıştı.” (s. 346).
Romanda Hıristiyan din adamları olumsuz bir şekilde tanıtılır. Pub Duyiç, papaz
olduğu yıllarda küçük bir kıza tecavüz etmekten yargılanmış, sonra da rüşvet yedirerek
kurtulmuştur. Yaptığı katliamlarla kısa sürede etrafına dehşet ve korku salan biri haline
gelmiştir. Pub Duyiç tipi, Sırpların Türklere yaptıkları kötülükleri ve insan dışı muameleleri
göstermek bakımından önemlidir. Savaş-barış çatışmasında savaştan yana tavır takınır.
Romanın olumsuz din adamı Papaz Pub Duyiç, Çetniklerin başına geçerek katliamlar yapar.
Selmanoviç’in de içinde bulunduğu otobüsün yolunu kesip masum insanları öldürenlerin
başında Pub Duyiç bulunmaktadır: “Bunların başında gelen adam uzun boylu biriydi. Bu,
gerçekte kara cübbesini sırtından çıkarmayı bile gerekli görmemiş olan Papaz Pub Duyiç‟ti.
Son günlerde bu papazın adını duymayan kalmamıştı. Çetnikler arasında hiç kimse cinayet
işlemek konusunda İsa‟nın yeryüzündeki bu temsilcisiyle yarışamazdı. Pub Duyiç‟in eline
düşmek, bir kere değil, birkaç kere ölmek demekti.” (s. 255).
Diğer bir olumsuz din adamı, Papaz Stefanoviç’tir. Almanlar ile Türkleri kesmenin
sevap olduğunu vaazlarında söyleyerek halkı onlara karşı kışkırtır. Hatta daha da ileri giderek
Türklerin insan olmadıklarını, her Hıristiyan’ın Türkleri öldürmekle görevli olduğunu belirtir:
“Almanlar ile Türkleri kesmenin çok sevap olduğunu söylüyor. Geçen Pazar ayininde
de Türklerin insan olmadıklarını, her Hıristiyan‟ın eline bir fırsat geçti mi, bir Türk‟ü hemen
öldürmesi gerektiğini söyledi.” (s. 342).
2. Savaşın Mekâna Yansıması
Romanda Balkan Türklerine yapılan işkenceler mekânla bağlantılı olarak verilir.
Romanın ismini aldığı Drina, romanın temasıyla ve teziyle bütünleşen işlevsel bir mekândır.
Romanda Drina’daki katliamlar ve savaşın acımasızlığı anlatılarak realist kurguya uygun
davranıldığını

söylemek

mümkündür.

Yapılan

betimlemelerle

romanın

gerçekliği

desteklenmiştir. Uçak seslerinin tank seslerine karışması, her tarafta insan cesetlerinin olması,
savaşın acımasızlığını göstermek içindir. Mekândan hareketle, Yugoslavya’nın kaçınılmaz bir
sona doğru gittiği sezdirilir.
Romanda ana mekân olarak karşımıza çıkan Taslıca’nın dışındaki diğer gerçek
mekânlar ise, Nevesni, Treska, Belgrat gibi kasabalardır. Bu mekânlar çoğunlukla savaşın

7

�olumsuz etkilerini ortaya koymak amacıyla kurgulanmışlardır. Mekânlar ayrıntılı olarak
anlatılmaz, genel hatlarıyla aktarılır.
Taslıca’nın ve dolayısıyla Yugoslavya’nın içinde bulunduğu durum, Alman
karargâhına götürülen Azamoviç’in gözlemleriyle verilir. Bu betimlemelerde savaşın yarattığı
olumsuz hava şöyle hissedilir: “Sokağın iki yanındaki dükkânlar ve evler kapkaranlıktı.
Yüzlerce pencerenin hiçbirinden dışarı en ufak bir ışık bile sızmıyordu. Savaş, yalnız kentin
barış günlerinde ışıl ışıl yanan çarşısını değil, içinde yaşayan binlerce insanın aydınlık
dünyasını da karartmıştır.” (s. 92).
Belgrat’ın tasvirleri, savaşın yıkıcı etkilerini ortaya koyacak biçimde, merkezi figür
konumundaki Selmanoviç’in gözlemleriyle anlatılır. Şehir âdeta harabeye dönmüş gibidir.
Savaşın acımasız ve yıkıcı yönünü göstermesi bakımından işlevseldir: “Dağlar gibi yükselen
enkaz daha kaldırılmamıştı. Sokaklar ve caddelerin birçoğu trafiğe kapanmıştı. Adım başında
nasılsa ayakta kalmış bir duvar parçası, camları kırılmış ya da çerçeve ve kapıları yanmış
kapkara bir yapının iskeleti, kömürleşmiş ağaçlar, molozları kaldırmak için didinen askeri
birlikler görülüyordu.” (s. 222).
Nevesni kasabasında yaşananlar ve savaşın psikolojik baskısı, ruh hâlini iyice
karmaşıklaştırdığı için Selmanoviç etrafına bu etkilerle bakar. Bu yüzden gezilen ve görülen
yerler, kasvetli ve sıkıntılı mekânlar olur: “Yerler vıcık vıcık bir çamurla kaplıydı. Kar durmuş
onun yerine kapkara, iplik iplik bir çamur yağıyordu. Çok uzaklardan ara sıra silah sesleri
geliyordu. Nevesni‟ye baskın olmamış, sanki üzerinden dev bir silindir geçmişti. Çetnikler iki
saat gibi çok kısa bir süre içinde kasabayı içindekilerle birlikte dümdüz etmişti. Yağmur suları
bazı yerlerde kıpkırmızıydı. Ağır bir kan ve barut kokusu havaya karışmıştı.” (s. 240).
Romanda savaş-barış karşıtlığı, Vardar Nehri’nin akış düzeninden hareketle verilir.
Vardar Nehri, Yukarı Vardar-Aşağı Vardar şeklinde insanî özellikler atfetmek suretiyle
kişiselleştirilir. Romanda Vardar Nehri’nin yukarıda hırçın ve öfkeli bir şekilde aktığı, daha
aşağılarda, Treska kentinde ise dingin ve sakin bir görünüm aldığı belirtilmektedir. Bu
nedenledir ki Treska kentinde insanlar birlikte, iç içe yaşarlarken, yukarıda Vardar Nehri kenti
ikiye bölmüştür. Bu bölünmüşlük kentte yaşayan insanları da etkilemiş, nehrin bir kıyısında
Hıristiyanlar bir kıyısında Türkler toplanmıştır. İnsana hayat kaynağı olması gereken Vardar
Nehri bile dost olmaktan çıkıp Hıristiyan ve Müslümanalrı birbirinden ayıran düşmanca bir
doğal sınır olmuştur:
“Treska‟da birbirleriyle kaynaşan insanlar, yukarı Vardar‟a uyarak ikiye ayrılıyorlar,
düşman iki bölge meydana getiriyorlardı. Bir kıyıda Hıristiyanlar, öbür kıyıda Türkler
yaşıyordu. Her iki toplum da birbirlerinin bölgesinden geçmeye korkuyorlardı. Çünkü
8

�Treska‟da dost olan Vardar, yukarıda düşmandı ve insanların arasına girmiş keskin bir
bıçaktan ayrıcalığı yoktu. Her iki kesimde buna üzülen bazı aklı başında insanlar vardı; ama
Vardar‟ı aradan çıkarmaya tarihin bile gücü yetmemişti. (…) Oysa Treska‟daki gibi dost
geçinseler, türkülerini hep birlikte söyleseler ne güzel olacaktı. Ama yukarı Vardar böyle
olmasını istemiyor, çeşitli din ve ırktan insanların kardeş kardeş yaşamalarına izin
vermiyordu. Yukarı Vardar‟ın sol kıyısının bütün istediği sağ kıyıyı silmekti.” (s.168).
Balkan’daki doğal çevre de savaşın acımazlığını ve sertliğini ifade eder. Müftü
Bedroviç’i Sırp Çetniklerin elinden kurtarmaya giden Miyasiç’in gözlemleriyle anlatılan
mekân, âdeta canlanmış, bir ruha sahip olmuştur: “Bir kartal yuvasını andıran dağın, bir
köpek dişi gibi sivri ve keskin ucundaki Vatra, ufacık bir nokta gibi kalmıştı. Biraz ötede
Balkan daha karanlık, daha yırtıcıydı. Gittikçe kalınlaşan ve hırçınlaşan, aşılması güç bir
duvar gibi dikti. Esmerleşen günü görür görmez daha da huysuzlaşan, ovanın ortasında
şaşkınlaşıp birdenbire tozu dumana katan yapış yapış bir rüzgâr bu duvarı buzdan elleriyle
bazı yerlerde menevişleşen bir karla hiç durmadan sıvıyordu.” (s. 334).
Yugoslavya’nın içinde bulunduğu durum, romanın sonlarına doğru Drina Nehri ile
anlatılmaya çalışılmıştır. Drina artık eskisi gibi değildir. Şimdi nehirde balıklar yerine insan
cesetleri yüzmektedir. Savaşın çirkin yüzünün doğaya nasıl yansıdığı şöyle betimlenir:
“Gündüzleri masmavi, yaz gecelerindeki gibi gümüşten, ışıl ışıl değildi artık Drina. Balıklar
değil, şimdi insanlar yüzüyordu Drina‟nın dibinde. Günahsız, suçsuz, yaşamaya doymamış
insanlar Drina‟nın dibinde birbirlerine sarılmışlardı. İnsanlar Drina‟nın dibinde değil, Drina
artık onların içindeydi. Zaten oldum olası birbirlerini severlerdi. Artık bir daha ayrılmamak
üzere buluşmuşlardı. En çok balıklar şaşakalmıştı bu işe. Bu yeni balıklara bir türlü
alışamamışlar, onların hiçbiriyle çok çalıştıkları halde arkadaşlık kuramamışlardı. Drina‟ya
gittikçe yeni yeni balıklar geliyordu. Bu gidişle gerçek balıklara da yer kalmayacaktı.” (s.
367).
3. Romanın Tarihi Gerçekliği
Drina‟da Son Gün yukarıda da anlatıldığı gibi, yaşanmış birtakım olaylara ve bazı
tarihî şahısların hikâyelerine dayanılarak yazılmış bir romandır. Romanın başında eserin
gerçekten yaşanmış olaylardan hareketle yazıldığı, kahramanlardan bir kısmının yaşadığı, bir
kısmının ise ölmüş olduğu ve şahıs isimlerinin değiştirilmediği özellikle belirtilir.
Roman kahramanı Selmanoviç’in anlattıklarının bir kısmı, romanın kurgusu içinde
doğrudan veya değiştirilerek kullanıldığı görülmektedir. Bahsi geçen röportajda Rıza
Selmanoviç’in (Yenerer) başından geçen; ancak romanda bir karşılığı olmayan olaylar da
9

�bulunmaktadır. Ayrıca Baysal da eserin başında, romanın gerçek olaylardan esinlenerek
oluşturulduğunu ifade ederken, eserin gerçeğin doğrudan ve birebir anlatımı olmadığını ima
etmiş ve böylelikle eserin gerçek olaylar ve durumlarla olan ilişkisinin sınırını belirlemiştir.
Tarih kaynaklarında da, İkinci Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’nın önemli bir
bölümünü işgal eden Nazilerin Sırbistan’da bir işgal yönetimi oluşturdukları, Kosova’nın
İtalyan işgalindeki Arnavutluk’a; Makedonya’nın Bulgaristan’a; Slovenya’nın bir bölümünün
Macaristan’a; Slovenya’nın güney bölümüyle Dalmaçya’nın ise İtalya’ya verildiği ve
bağımsız bir Karadağ devletinin kurulmasının öngörüldüğü belirtmektedir (Bora, 1995: 49).
Aynı dönemde Sırp milliyetçileri, romanda kendisinden sıkça söz edilen Draja
Mihayloviç önderliğinde, Yugoslavya’da Sırp egemenliğini yeniden kurmak ve sadece işgalci
Almanları değil, Sırp olmayan bütün milletleri Sırbistan’dan atmak ideali ile yola çıkan
Çetnik (çeteci) örgütü de faaliyetlerini sürdürür.

Diğer tarafta ise Tito önderliğindeki

Partizanlar giderek daha geniş halk kitlelerince benimsenir ve zamanla uluslararası
konjonktürün de yardımıyla daha fazla öne çıkmaya başlar ve neticede 1945 yılında
Yugoslavya devletinin temelleri atılır.
Romanın başkahramanı Rıza Selmanoviç, gerçek bir karakter olarak Yugoslavya’daki
Türklerin kurtuluşuna önayak olmuş ve gerçek yaşamdan yola çıkılarak yaratılmış vatansever
bir tiptir. Dolayısıyla olaylar da onun bakış açısından sunulur. Sırp eşkıya Neniç ve
Mihailoviç’in korktukları düşman, Nazi ya da faşist orduları değil, bütün Türkleri etrafına
toplayacak kadar nüfuzlu olan Selmanoviçler denen ailedir. Bu aile, Türklerin sonsuz bir
umut ve cesaret kaynağıdır. Aynı zamanda yazarın sözcüsü konumunda olan Selmanoviç,
güçlü bir mıknatıs gibi, bütün Türkleri etrafına toplayabilir, onların bir işaretiyle bütün
Türkler silaha sarılabilir. Yüksek eğitimini Almanya’da yapmış aydın, kültürlü biri olan
Selmanoviç, “insan denen varlığın iç dünyasını gerçekte nelerin yönettiğini çok iyi bilen”
lider bir özelliğe sahiptir.
Müftü Bedroviç, Demirci İsmailoviç, Uncu Kerimoviç ve Hatipoviç gibi fon
karakterler de Türk-Divisia’nın4 yöneticileri ve idealist tipler olarak tanıtılır. Hatipoviç, asker
kökenli olup görünüşü bakımından güçlü ve heybetli biridir. Zor günlerde ulusuna sahip çıkan
ve herkese güven veren bir duruşu vardır. Türk askerini temsil etmesi bakımından işlevseldir:
“Hatipoviç‟in iki yumruğu da masanın üstündeydi. Bu da eski bir er olarak ona daha heybetli
ve olduğundan daha güçlü bir görünüş veriyordu. Bütün yüzünde, başında bulundukları
uluslara her şeyin kaybedildiğine inanıldığı zor günlerde bir anda taptaze bir umut aşılayan,
4

Türk-Divisia, 1940’lı yıllarda Yugoslavya’da kurulmuş bir Türk örgütüdür. Örgüt, Türkleri Almanlara, Sırplara
ve Hırvatlara karşı korumak amacıyla Rıza Selmanoviç başkanlığında kurulmuştur.

10

�onları sarsılmaz bir inançla yeniden birbirine bağlayan geleceğe egemen olmasını bilen
önderler gibi şimdiye kadar bütün konuşulanlara içinden güldüğünü gösteren sıcacık bir
güven vardı.” (s.309).
Romanda düşman karşısında bütün Türklerin ümidi haline gelen Hatipoviç’ten bir
kahraman olarak bahsedilir: “Hatipoviç, bütün Yugoslavya‟da ün salmış bir kavga adamıydı.
Savaş alanlarındaki felsefesine egemen olan tek düşünce yalnız ölmek ve öldürmekti. Onun
sözlüğünde kaçmak ya da teslim olmak gibi bir asker için utanç verici olan şeyler yoktu.” (s.
322).
Romanda birtakım büyük olayları odak noktası yapan Baysal, olaylarla ilgili tarihî
kişileri de başarılı bir şekilde çizmektedir. Bu kişilerden birkaçı, çekinmeden ve hatta zevk
duyarak insan öldüren Çetniklerdir.5 Romanda Mihailoviç,6 Neniç, Tito doğrudan doğruya
görünmezler. Bu nedenle de onların fizikî özellikleri üzerinde pek durulmaz; fakat onların
giriştikleri ya da onların adına yapılan kıyımlar, kişiliklerini ortaya koyar.
Romanda Neniç ve Mihailoviç, Yugoslavya’yı düşman işgalinden kurtarmak
bahanesiyle dağa çıkıp Türkleri ve masum insanları öldürmekten çekinmeyen katil kimseler
olarak tanıtılır. Mihailoviç’in yanı sıra, Neniç Puça da korkunç cinayetler işleyip kan
dökmekten zevk alan biri olduğu şöyle aktarılır: “Puça ünlü bir Çetnik‟ti. Altı aydan beri adı
dillerde dolaşıyor, gazetelerde her gün yazılar çıkıyor, korkunç cinayetleri kimseye rahat bir
uyku uyutmuyordu. Çok kurnaz, kan dökmekten çok hoşlanan bir adamdı. Üstelik taş gibi de
duygusuzdu. Hemen hemen her gece köylere, çiftliklere baskınlar yapıyor, eline kim geçerse
kesiyor, ne çocuk ne kadın diyor, öldürdüğü insanların paralarını, altınlarını, küpelerini,
bileziklerini çalıp yeniden dağa çıkıyordu.” (s. 63).
Çetnik askeri, Selmanoviç’in gözlemleriyle şöyle anlatılır: “Zincirlerini koparıp
sirkten kaçmış yırtıcı bir hayvana benziyordu. Kapkara bir sakal ve bıyık yığını, bunların
ortasında sarkan kıpkırmızı pat bir burun, ruhunun bütün boşluğu ve inançsızlığını dışarı
vuran hareketsiz, kupkuru iki hayvan gözünden meydana gelen yüzünde insana yakışan hiçbir
şey yoktu.” (s. 253).

5

Çetnikler, II. Dünya Savaşı'nda işgalci Mihver kuvvetlerine ve Hırvat işbirlikçilerine karşı direnmek amacıyla
ortaya çıkan, ama daha çok Partizanlar olarak bilinen Tito'ya bağlı komünist gerillalarla çarpışan radikal Sırp
milliyetçi gerillaları olarak bilinmektedirler.
6
1941’de Almanlara karşı silahlı direnişe geçerek “Homojen Sırbistan” bildirgesi ile “etnik temizliğe” başlayan
Mihailoviç, bir tarafta Partizanlara karşı savaşıp diğer tarafta da Müslümanları topluca katleden Çetnik
komutandır. Sürgündeki Yugoslav hükümeti tarafından 1942’de savaş bakanlığına getirilir. 1944’te Müttefikler
tarafından yapılan askerî yardımın kesilmesinden sonra Ravna Gora'daki karargâhında Tito'nun Partizanlarına
esir düşer ve Belgrat’ta idam edilir (1945).

11

�Romanda Rıza Selmanoviç’in karısı Şevvala Ana, zor şartlarda bile evini ve ailesini
ayakta tutan idealist kadın tipini temsil etmektedir. Yaklaşık kırk yaşlarda genç bir kadın olan
Şevvala Ana, romanda fiziksel özellikleri bakımından şöyle tanıtılır: “Şevvala, bütün ev işleri
eline baktığı halde şaşılacak ölçüde genç kalmıştı. Yüzü saatlerce çitilediği, kâğıt gibi
olsunlar diye özenerek yıkadığı patiska perdeleri gibi bembeyazdı. Su mavisi rengindeki
gözlerinin kenarına aradan geçip giden kırk yıl, en ufak bir çizgi bile çizememişti.” (s. 114).
Cömertliği ve yardımseverliğiyle nam salmış, oldukça sevilip sayılan biri olarak
tanıtılan Şevvala Ana, evlendikten bir yıl sonra Hırvat çeteleri, annesiyle babasını kesmiş,
cesetlerini bile görememiştir. Daha genç yaşta acılarla karşılaşması, onu hayata hazırlamıştır.
Şevvala Ana, ailesine ve eşine bağlı, evini, konağını her şeyden çok seven bir Türk kadınını
temsil eder. Konağı temizlemekten elleri çatlamış olan Şevvala, ezilen ve savaşın acımasızlığı
içinde yok olan kadının tipik bir örneğidir: “Ama yaptıkları Şevvala‟nın pürtüklü, çatlak,
derisi soyulmuş ellerinden kolaylıkla okunabilirdi. Yirmi yıl Şevvala‟nın yalnız ellerini berbat
etmişti. Çünkü bu eller evin döşeme tahtalarını ova ova bu hale gelmişlerdi. Bu eller
yüzünden en kuytu bir köşe bile en ufak bir toz yoktu. Tavanlara varıncaya kadar her köşeye
sodalı sabunlu bir su kokusu sinmişti.” (s.115).
Şevvala Ana, evlerini terk edip Türkiye’ye gitmek zorunda kaldıklarında kadınlara has
koruyuculuk hissiyle buna karşı çıkar. Romanın bu bölümünde daha çok işlevsellik kazanır.
Evinde kalıp Sırplarla mücadele etmek, hatta Balkanlar’a çıkıp savaşmak ister. Bir tarafta
evine ve çocuklarına sahip çıkarken, diğer tarafta da vatanın bağımsızlığı söz konusu
olduğunda erkeğinin yanında savaşan Türk kadın tipini temsil eder. Yazar, vermek istediği
mesajları onun aracılığıyla okura iletir: “Vermeyeceğim, hiçbir şeyimi vermeyeceğim.
Öldürseler bile gitmeyeceğim buradan. Evimi, toprağımı kimse elimden alamaz. Onlar bize
babalarımızdan kaldı. Ne hakları var bizi buradan kovmaya? Daha kafamı kızdırmasınlar,
vallahi Balkan‟a çıkıp kadınlığıma bakmadan erkeklerle omuz omuza dövüşürüm ben de.” (s.
214).
Müftü Bedroviç de diğer kahramanlar gibi gerçek yaşamdan seçilmiş biridir. Romanın
sonuna eklenen röportajdan da anlaşılacağı gibi Bedroviç, Drina Köprüsü’nde ayaklarına
çiviler çakıldıktan sonra öldürülen Mustafa Yugo adında bir öğretmendir. Romanda yazar
bunu öğretmen yerine müftü tipiyle göstermeyi uygun bulmuştur. Müftü Bedroviç, TürkDivisia’nın kurucuları arasında bulunan aydın bir Türk din adamını temsil eder. Romanın
akışı içerisinde okuyucuyu olumlu yönde etkileyen bir kişidir. Kan dökülmesine ve savaşa
karşı olmasına rağmen Alman işgaline ve Çetnik zulmüne dayanamamış halkının yanında yer
almış, onlarla birlikte mücadele etmiş bir kahramandır. Sonunda Goril İpan tarafından
12

�kaçırılıp öldürülür. Halkını kurtarma uğruna kendini feda eden Müftü Bedroviç, hem fikrî
hem de fizikî olarak mükemmel bir yapıya sahiptir:
“Bedroviç‟in de yakışıklılıkta ondan aşağı kalır bir yanı yoktu. Beyaz sarığının
altındaki kırışıksız alnı, düzgün burnu, tapınaklara özgü kutsal bir huzurla birlikte savaş
birçoklarının yeniden özlemini duymaya başladıkları insanlık sevgisini yansıtan toprak
rengindeki gözleri, güzellikten yana şansı olmayanların kıskanacakları kadar biçimliydi.
Aydın kişiliği de bunlara karışınca müftü, insanı etkileme yönünden komutana göre daha ağır
basıyordu.” (s. 170).
Her zaman haksızın karşısında, haklının yanında yer alan Peder Yuvan, olumlu bir
Hıristiyan din adamını temsil etmektedir. İnsanlar arasında hiçbir fark olmadığına, bütün
insanların kardeş olduğuna inananlardandır. Ona göre aksini düşünmek “İsa‟ya ve
havarilerine karşı gelmek” olur. İnsanları öldürmeyi en büyük günahlardan sayar:
“Peder Yuvan, gerçekte Fransız asıllı bir Katolik papazıydı. Uzun boyu ve sıska
denecek kadar zayıftı. Yalnız Katoliklerin arasında değil, Ortodoksların arasında da sözü
geçen bir adamdı. Ortodokslarla Hıristiyanları birbirine yaklaştırmak amacıyla karşı dinden
olan bir adamın kızıyla evlenmiş, arka arkaya olan bitenlere karşı hiç sesini çıkarmamış
olmasını, tam Türkler eyleme geçtikleri zaman duruma bir çare olmak üzere konuşmak
istemesini hiç hoş karşılamadığını kendisine açıkça söyleyen Müftü Bedroviç‟e güzel
Türkçesiyle şu cevabı vermişti.” (s.216).
Peder Yuvan’a göre Hıristiyanları ve Müslümanları birbirine düşman yapan şey,
dinleri değildir. Dinleri suçlamak bizi yanlış yerlere götürür. Asıl suçlu olanlar, insanlığın
mutluluğu için yeryüzüne inmiş iki büyük dinimizi amacından çevirip kendi çirkin hesapları
yolunda kullanan “geri kafalı” din adamlarıdır. Onu mühendislik mesleğinden vazgeçirip
Tanrı’ya yönelten şey, içinde duyduğu kutsal insanlık sevgisidir. Romanın sonunda Peder
Yuvan Selmanoviçlerin ailesini Türkiye’ye geçirirken, Çetnikler tarafından öldürülür.
Romanda Türk askerinin yanı sıra Neniç, Mihailoviç, Heinrich ve Alphonso Karr gibi,
karşı gücü temsil eden işgal askerleri de tanıtılır. Bunların ortak özelliği; insanları acımasızca
öldürmeleri ve kadın düşkünü olmalarıdır.

4. Çözüm Önerisi
Romanda İkinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu acılar, yıkımlar ve felaketler;
Yugoslavya’daki Türklerin zor şartlar altındaki yaşam mücadelelerinden hareketle verilir.
Dolayısıyla romanda en çok savaş ve onun karşıtı olan barış kavramları üzerinde
durulmaktadır. Balkan Türklerinin İkinci Dünya Savaşı trajedisinden hareketle, tüm insanlığın
13

�ortak konuları olan savaş ve barış kavramları üzerinde derinlemesine durularak romana
evrensel bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır (Kolcu, 2008: 59).
Roman boyunca savaş ile ilgili olumsuz duygu ve düşünceler, yazarın sözünü emanet
ettiği kahramanlar aracılığı ile okura iletilmiştir. Bir tarafta savaşın bütün acımasızlığı değişik
vesilelerle aktarılırken; diğer tarafta, barış içinde yaşamanın yolları ve belki de en önemlisi
savaş içinde bile insanî duyguların nasıl sergilenebileceği üzerinde durulmuştur.
Savaşların doğmasında eğitim ve bilginin önemine değinen Bertrand Russell, gelişmiş
ülkelerdeki okullarda bile işlenen Tarih kitaplarında her ulusun kendini yüceltmeyi
amaçladığını, gerçeklere saygı gösterilmediğini belirterek dikkatleri yanlı tarihe çeker.
(Russell, 1996: 170-172). Yazar da roman boyunca değişik vesilelerle insanları birbirine
düşman kılan tarihe karşı çıkar ve sözünü emanet ettiği roman kişilerine açıklamalar yaptırır.
Romanda koyu bir Sırp milliyetçisi Mordaç ile tartışan Azamoviç, onun hayatı
boyunca Türklerden iyilik görmesine rağmen bir türlü Türkleri sevememesinin ve onlara
düşman olmasının nedenini şu şekilde açıklar: “- Asıl suçlu annenle baban, papazlar ve
yalanlarla dolu tarih kitapları. Onun için ben sana kızamıyorum. Bir gün sen de yanıldığını
ve aldatıldığını anlayacaksın.” (s. 60).
Rıza Selmanoviç, Müberra ile aralarında geçen konuşmada savaşın önemli
nedenlerinden biri olarak sevgisizliği görür. Bu yönüyle Azamoviç ile benzer görüşler ileri
sürer. Ona göre, çocuklara okutulan tarih kitapları yakılmalı, yeni kuşaklara atalarının yaptığı
rezillikleri okutmak yerine, yalnız insan sevgi aşılanmalıdır. Böyle olduğu için güzelim dünya
bir mezbahaya çevrilmiş durumdadır. Çocukların bu yanlış eğitilmesinden din adamları ve
politikacıların sorumlu olduğu şöyle iddia edilir:
“Yani bir çocuk doğar doğmaz onun kafasıyla kalbini bir yığın saçmalıklar ve
yalanlarla doldurmaya başlıyoruz. Kalbini değil de yumruklarını kullanması için elimizden
geleni yapıyoruz. Bunun en büyük sorumluları da sapık din adamlarıyla, politikacılardır.
İnsanları bunların ellerinden kurtarmak gerek. Din ve politika birleştirici olmalı, ayırıcı ve
bölücü değil.” (s. 103).
Yazarın tarihe olumsuz bakışı, roman kahramanı Selmanoviç vasıtasıyla ifade etmeye
devam edilir. Doktor Metroviç’in Türklerin de artık örgütlenmesi gerektiğini ve iyi
yürekliliğinin cezasını tarihte çok çektiklerini söylemesinden sonra Selmanoviç tarihe olan
kızgınlığını dile getirerek aslolan insanlık ve sevgi olduğunu söyler:
“-Bırak şu tarihi Metroviç. Tarih olmasaydı, bugün hiçbirimiz birbirimizi
öldürmeyecektik. Elimden gelse dünyadaki bütün tarih kitaplarını gözümü kırpmadan
yakardım.
14

�(…)
Eğer insanlar daha iyi, gerçeklere dayanan bir eğitim sistemiyle eğitilselerdi belki o
zaman hukukun da dünyada yeri olmayacaktı. İnsanların eline ders alsınlar diye
tutuşturduğumuz tarih kitapları, onları kötülüğe itiyor. Birbirlerini bir türlü sevmeyi
öğrenememelerinin en büyük nedenlerinden biri de bu. Benim bildiğim kötülük de iyilik de
insanla birlikte doğmaz, insan bunları sonradan öğrenir” (s. 129).
Yazar, savaşa rağmen, geleceğe dair güzel hayaller kurmaktan geri kalmaz. Azamoviç,
insanların birbirlerine düşman oluşunu savaşa bağlayarak kurtuluşun insan sevgisinde aramak
gerektiğini şöyle ifade eder: “Bütün suç savaşındı, savaşı çıkaranlarındı. Cephelerde ölen ya
da duvar diplerinde yok yere kurşuna dizilen her insanla birlikte toprağa cansız serilen
gerçekte insan sevgisiydi. Çılgınların büsbütün rezil ettiği bu dünyanın yerine bir gün aklın ve
insan sevgisinin hakim olduğu yepyeni bir dünyanın kurulacağına inanmaya çalışıyordu.”
(s.205).
Selmanoviç, savaş anında bile insanî duyguların kaybedilmemesi gerektiğini
savunarak Müftü Bedroviç’in kaçırılmasına misilleme olarak Peder Yuvan’ın kaçırılması
fikrine şiddetle karşı çıkar. Türk komutan Hatipoviç’in insanlık duygularını bir yana bırakmak
gerektiği düşüncesine ise şu değerlendirmede bulunur:
“- Ben buna karşıyım. Tarihte kahraman olarak tanıtılan, gerçekte bir canavar olan
rezillerin durumuna düşmeyelim biz de. Hakkın zaferi için çalışırken haksızlık yapar, yani
insanlığımızı unutursak davamıza gölge düşürmüş oluruz. Savaş bize insanlığımızı
unutturmamalı.” (s. 311).
Roman kahramanı Selmanoviç’e göre savaşın temelinde yatan bir diğer neden ise,
sürekli yapılagelen kısır din tartışmalarıdır. İktisadî ve siyasî nedenlerden ziyade, savaşların
oluşunu dinler arasında bir türlü gerçekleşemeyen diyalogda aramak gerekir:
“Tarih denilen cinayetler kitabı, daha çok bu çılgın boğuşmalarla doludur. Şimdi
oraya yenileri ve daha kanlı olanları yazılıyor. Başlangıçtan beri iki din elele verip işbirliği
etselerdi insanlar bugün bir türlü kavuşamadıkları mutluluğa biraz olsun yaklaşmış
olurlardı.” (s. 217).
Selmanoviç, diğer roman kahramanlarının aksine, savaşa ve adam öldürmeye karşıdır.
Düşmanı bile olsa insanı öldürmek istemez. Bu yüzden romanın akışı içinde çatışmalar ve
değişim süreçleri yaşayan ve okuyucuyu yönlendiren bir kişi olan Selmanoviç’in savaşla ilgili
düşünceleri şöyle dile getirilir: “Bu savaş denilen şey çok çirkin bir şey Hatipoviç, çok çirkin.
Dünyada insanların birbirleriyle dövüşmesi kadar iğrenç bir saçmalık daha yok. İnsanları bu
yola sürükleyenleri öldürmeli gerçekte bunlar ortadan kaldırılmadıkça hiçbir zafere gerçek
15

�bir zafer diyemeyiz. Ben kendi payıma düşmanımı bile öldürmekten tiksiniyorum. Sakın beni
yanlış anlamayın. Bugün dövüşmeye ve öldürmeye katlanmak zorunda olduğumuzu biliyorum.
Ama bu gerçek, bunun hayvanca bir iş olduğunu söylememe engel olamaz.” (s. 318).
Baysal’ın savaş karşıtı tavrı burada da belirginleşir. Savaşın gereksizliği sadece
kişilerden ve yaşadıklarından hareketle ortaya koymaya çalışmayan yazar, yer yer olayı kesip
savaşı eleştiren ve insanı ön plâna çıkaran didaktik konuşmalar yapar. Savaş karşıtı tavır şöyle
ifade edilir: “Tarihe kanlı, yepyeni bir sayfa daha yazılmıştı. Okul sıralarından, hikâyelerde,
romanlarda bir sonraki kuşak bu haksızlığı okuyacak, en kötüsü asıl hedeflerini bilmedikleri
halde birbirlerine düşman olmakta devam edeceklerdi. Bütün tarihçiler de bunun adına
kahramanlık diyeceklerdi. Ama bu düpedüz bir rezillikti, utanç verici bir cinayetti. Yeni
kuşaklara hiç kimsenin evine saldırmaya hakkı olmadığı anlatılmalıydı.” (s. 225).
Selmanoviç gibi savaşa ve insanların öldürülmesine karşı olan Peder Yuvan da ister
Hıristiyan, ister Müslüman olsun, insanlar arasında ayrıma karşı duruşunu inancının gereği
olduğunu açıkça ifade eder: “Bütün dünyadaki insanlar kardeştir. Başka türlü düşünmem
İsa‟nın ve havarilerinin emirlerine karşı gelmek olur. Her gün kendi kilisemin ufacık, ama
Tanrı‟nın gördüğüne kesinlikle inandığım kubbesi altında dilimin döndüğü kadar sabah ve
akşam ayinlerinde herkese en büyük günahın insanları öldürmek olduğunu anlatmaya
çalışıyorum.” (s. 216).
Romanın son sayfalarına yaklaşırken benzer düşünceleri yineleyen Peder Yuvan,
Elmasa’nın “Gerçek zafer öç almasını bilenlerindir.” sözüne karşılık olarak her iki dinde de
kan dökmenin yasak olduğunu belirterek şu tavsiyelerde bulunur:
“Öcün insana kazandıracağı zafer geçicidir ve bu yenilen kişinin öç almasına yol
açar. İnsanlık bu yalancı zaferlerden gerçek zaferleri ayıramadığı için kana bulandı. Ben
zafer deyince bütün insanların din ve ırk ayrılıklarını bir tarafa bırakarak birbirleriyle şu
bereketli toprakların üstünde kardeşçe kucaklaşacakları günü anlıyorum.” (s. 361).
Benzer görüşleri dile getiren diğer kahramanlar gibi Peder Yuvan da insanların
durmadan savaşmalarına sebep olan tarihe, yanlış eğitim ve kültür politikalarına şiddetle karşı
çıkar ve geleceğin mutlu dünyasının ana hatlarını şu şekilde çizer:
“Çocuklarımızı hep aynı düzeyde eğittiğimiz, onları tarihin çamurlu sayfalarında
dolaştırmadığımız gün, onlara dünyanın en uzak köşesinde bulunan, yaşamı süresince hiç
göremeyeceği bir insanı bile saymasını ve sevmesini öğrettiğimiz gün sizin o eli kanlı
zaferiniz bu güzelim topraklardan pılısını pırtısını toplayıp bir daha gelmemek üzere
gidecektir.” (s. 361).

16

�Savaşın yaşamlarını genelde çok olumsuz etkileyen bazen ise tamamen ortadan
kaldıran olumsuz şartlarına karşılık insanlar gelecekte yaşanabilir bir dünyanın hayalini
kurmayı da göz ardı etmezler. Peder Yuvan’ın gelecekteki yaşanabilir bir dünya tasarımı da
yukarıda alıntı yapılan diğer kahramanların görüşleriyle paraleldir ve bilhassa insanların
eğitimlerinin onların üzerindeki etkisi konusunda yoğunlaşmaktadır:
“Yeni kurulacak dünyamızda insanlar bir daha böyle acı günlerle karşılaşmayacaklar.
Aynı suçları işlememeleri için çocuklarımıza çektiklerimizi anlatmalı, ama bunu yaparken de
çok dikkatli olmalıyız. Onların körpe ruhlarında özellikle kin ve düşmanlık duygularını
uyandırmaktan kaçınmalıyız. Her birinin kalbine yalnız ve yalnız insanlık sevgisini
yerleştirmeliyiz. (s. 364)
Roman boyunca kahramanların farklı duygular yaşadıkları görülür. Bir tarafta
Türklere karşı gerçekleştirdikleri kanlı eylemlerden dolayı Sırplara düşman olan Selmanoviç,
diğer tarafta savaşın bir insanlık ayıbı olduğunu belirtir. Romanda şartlar ne olursa olsun
insanî duyguların kaybedilemeyeceği değişik örneklerle verilmeye çalışılmıştır.
Selmanoviç, Saima’ya tecavüz eden Çetnik’in ayaklarının masum görüntüsünden yola
çıkarak, bütün romana hâkim olan tezi, insanların yanlış yönlendirmeler ve bilgilendirmelerle
insanlıklarından çıktıkları, canavarlaştıkları tezini bir kez daha ileri sürer. Saima’ya saldıran
Çetnik’in ayakları romanın sonlarına doğru ikinci kez Selmanoviç’in gözlerinin önüne gelir.
Böylelikle romanın tezi bir kez daha vurgulanmış olur:
“Hırvat ya da Sırp, bunlar bir insanın ayaklarıydı. Benim, senin, onun ayaklarıydı. Bir
ana dokuz ay dememiş, karnında taşımıştı onları. Ne zorlukla doğurmuştu onları. (…) Günün
birinde bu ayaklar büyüyüverdi, çirkinleşiverdi. Kim aldatmıştı bu ayakları böyle. Onlara bir
insanın ayakları olduklarını kim ve nasıl unutturuvermişti iki gün içinde? Kim ne yapmıştı da
bir gece yarısı bir hayvanın ayakları gibi Saima‟ya saldırtıvermişti onları? Bu ayaklar ölümü
hak etmemişti. Onların hiç bir suçu yoktu. Gerçek suçlular, onları binbir yalanla aldatmış
olanlardı. Kimin olursa olsun bu ayaklar yine de bir insanın ayaklarıydı. Onlara sevmeyi
değil, iğrenmeyi, yürümeyi değil de çiğnetmeyi öğretmişlerdi.” (s. 316).

Sonuç
Yugoslavya’daki Müslüman Türklerin 1942’de yaşadığı savaşın çirkin ve acımasız
yüzü romanın gerçek kahramanı Rıza Selmanoviç’in yürek burkan mücadelesi çerçevesinde
romana taşınmıştır. Romanda sadece Rıza Selmanoviç’in hikâyesi anlatılmaz, onunla birlikte
birçok kişinin de hikâyesi romana girer.

17

�Yazar, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yugoslavya’daki Türklere uygulanan işkence ve
zulmü eleştirel bir tutumla ele almıştır. Almanların ülkeyi işgaliyle başlayan kargaşa ortamı,
Sırp General Mihailoviç ve kurduğu Çetnik örgütü tarafında Türklere karşı sistemli bir
katliamın gerçekleştirmesine sebep olmuştur. Hıristiyan din adamlarının savaşı destekleyici
olumsuz tavırları da bu katliamların

yaygınlaşmasını

ve soykırıma

dönüşmesini

hızlandırmıştır.
Roman, yaşanmış birtakım olaylara ve bazı tarihî şahısların hikâyelerine dayanılarak
yazılmıştır. Ancak roman, gerçeğin doğrudan ve birebir anlatımı olmadığı için bazı bölümler
kurgulanarak aktarılmıştır.
Romanda insanların savaşmalarına sebep olan ve yanlış bilgilerle doldurulmuş tarihe,
yanlış eğitim sistemlerine ve din kaynaklı ayrılıklara şiddetle karşı çıkılır. Yazara göre,
çocukların eline ders alsınlar diye tutuşturduğumuz tarih kitapları, onları kötülüğe itmekte, hiç
tanımadığı insanlara düşman etmektedir. Savaşların sona ermesi, kin ve düşmanlıktan uzak,
yalnız insan sevgisi ile dolu nesilleri yetiştirmekle mümkün hâle gelebilecektir.

KAYNAKÇA
ANDAÇ, Feridun (2001). “Faik Baysal”, Söz Uçar Yazı Kalır, Yüzyılın Son Tanıkları-I,
İstanbul: Can Yayınları.
BAYSAL, Faik (2006). Drina‟da Son Gün, İstanbul: Can Yayınları.
BORA, Tanıl (1995). Milliyetçiliğin Provokasyonu, İstanbul: Birikim Yayınları.
KOLCU, Abdürrahman ( 2008). “Balkan Türklerinin II. Dünya Savaşında Yaşadığı Trajedi
Üzerine Bir Roman: Drina’da Son Gün”, TÜBAR-XXIV/Güz.
RUSSELL, Bertrand (1996). Sorgulayan Denemeler, (Çev. Nermin Arık), Ankara: Tübitak
Yayınları,.
TEKİN, Mehmet (1999). Peyami Safa, İstanbul: Ötüken Yayınları.
UYGUNER, Muzaffer (1972). “Milli Mücadele Anıları”, Varlık, S. 778, Temmuz 1972.
ÜNLÜ, Mahir; ÖZCAN, Ömer (2003). “Faik Baysal”, 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı, 1940-1960,
C. 3, İstanbul: İnkılâp Kitabevi.

18

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10136">
                <text>2307</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10137">
                <text>TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA’DA SON GÜN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10138">
                <text>AYDEMİR, Mustafa </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10139">
                <text>Anahtar Kelimeler Faik Baysal, Drina’da Son Gün, İkinci Dünya Savaşı, Yugoslavya Türkleri.  ÖZET  Türk romanının değişmez mekânı olan İstanbul’dan sonra, Milli Mücadele ve akabinde Cumhuriyetle birlikte başlayan değişim, Anadolu’yu da edebiyatımızın mekânı haline getirir. Ancak bununla yetinmeyen bazı yazarlar, yurt dışındaki Türklerin yaşadığı mekânları ve olayları da eserlerine taşırlar. Bu özellikteki yazarlardan biri de Faik Baysal’dır.  Bu çalışmanın amacı, Drina’da Son Gün adlı romanda, Baysal’ın İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yugoslavya Türklerinin yaşadığı insanlık dramını ele alış tarzını tespit etmektir. Ayrıca tarihî gerçeklere bağlı kalarak yazılan bu romandan hareketle, barışın sağlanması hususunda neler yapmak gerektiğini sonraki nesillere aktarmaktır. İnsanın insana yaptığı korkunç işkenceyi ayrıntılı bir şekilde ele alan romanın tarihsel arka plânını irdelemek ve romanda savunulan insanî duygular üzerinde durmak da çalışmanın bir diğer amacıdır. Drina'da Son Gün, sadece Baysal’ın yazarlığı açısından değil, Türk Edebiyatı için de şahıs kadrosu, olayların geçtiği mekânlar, dayandığı tarihsel gerçeklik ve roman boyunca değişik vesilelerle dile getirilen çözüm önerileri bakımından oldukça sıra dışı ve ilginç bir romandır. Yugoslavya göçmeni Rıza Selmanoviç’in (Yenerer) yaşamış olduğu bazı olaylara dayanan romanda, eski Yugoslavya Türklerinin İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşadığı sıkıntılar, giriştikleri varolma mücadelesi ve sonunda Türkiye'ye göç etmeleri anlatılmaktadır.  Bu bağlamda çalışmamızda; İkinci Dünya Savaşı Yugoslavya’sında yaşanan insanlık dramına, savaşın mekâna nasıl yansıdığına, romanın tarihî gerçekliğine ve romanda ileri sürülen çözüm önerilerine sırasıyla değinilmiştir. Sonuç kısmında ise, çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Savaş, savaşın nedenleri ve barış içinde birlikte yaşama şartları tespit edildikten sonra, Baysal’ın savaşa bakışı ile ilgili ulaşılan bilgiler ve çıkan sonuçlar, kendi değerlendirmelerimizle birleştirilmiştir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10140">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10141">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10142">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10143">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="2385" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19132">
                <text>939</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19133">
                <text>TARİHİ SÜREÇTE TÜRK DİLİNİN YABANCI DİL OLARAK ÖĞRETİMİ-ÖĞRENİMİ ÇALIŞMALARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19134">
                <text>Arslan, Mustafa</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19135">
                <text>Bu çalışmanın amacı, Türk dilinin tarihi süreçte yabancı dil olarak öğretim ve öğrenimi üzerine yapılan faaliyetleri, kaynakları anlaşılır bir şekilde açıklamaktır. Türk dilinin bilinen tarihinden günümüze kadar yabancı dil olarak öğretimi ve öğrenimi üzerine yapılan çalışmalar, sahalar, filologlar ve eserleri  araştırılmıştır. Ulaşılan kaynaklara dayanılarak tarihte Türk dilinin yabancılara öğretimi ve öğrenimi çalışmaları; Arap ve Farslara Türk dilinin öğretimi,  Rusya’da Türk dilinin öğretimi ve öğrenimi, Balkanlarda Türk dilinin öğretimi ve öğrenimi, Batıda Türk dilinin öğrenilmesi ve çağdaş Türk dili öğretimi şeklinde konu beş başlıkta toplanmış ve bu bağlamda incelenmiştir. Eskiden günümüze Türkçenin yabancı dil olarak da köklü ve güçlü bir dil olduğu bu çalışmada belgeleriyle anlatılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19136">
                <text>2012-05-04</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19137">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1309" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1495">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ed79e79b50bf846421cd1f0f53956e8a.docx</src>
        <authentication>56e7e70ae9935a0d14565cb2f01b2c84</authentication>
      </file>
      <file fileId="1496">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6997f844af85c52e386491a61ae831a8.pdf</src>
        <authentication>e8e7c74ad5141ec32e8514954be64822</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10275">
                    <text>TARIK BUĞRA'NIN KALEMİNDEN MEHMET AKİF
Selahattin ÖZÇELİK
Pamukkale Üniversitesi, Denizli / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Tarık Buğra, Mehmet Akif, ruh çözümlemesi.
ÖZET
Tarık Buğra'nın "Firavun İmanı" adlı eserinde işlediği konular arasında Mehmet Akif ve
Türk Millî Mücadelesi büyük yer tutmaktadır. Bu eser neredeyse bir "Akif2İn ruh çözümlemesi"
çalışmasıdır. Akif belli bir süre bu dünyada yaşamış, sonra yok olup gitmiş bir canlı değil,
ötelerin ötesinden gelip, ufukların ve çağların ötesini gören, hep yanımızda olan, bizi var kılan en
kıymetli değerlerimizdendir. O tarihin en güzel milletinin en güzel fertlerinden idi. O, milletini,
medeniyetini, dinini, peygamberini, Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Millî Mücadele’yi, cemiyetini
destanlaştıran, mısralaştıran ve ölmezleştiren bir ruhtu. Aynı zamanda mısralarını milletleştiren
bir büyük abideydi. Öyle ki o bir büyük medeniyetin belki son temsilcisi ama yeni bir
medeniyetin doğum sancılarıyla kıvranan binlerce, milyonlarca ervah-ı şühedanın söze
dökülmüş, kelama ve kaleme gelmiş, mısra mısra harf -be- harf görüntüsü ve müjdecisi idi. Ne
var ki tarihin her anında gördüğümüz iblis tabiatlılar, firavun imanlılar bunu hepimizden önce
kavradılar ve bu ateşin insanı, bu volkan gibi kaynayan ve aziz milletinin mutluluğundan başka
bir şey dert etmeyen “bülbül” şairini susturmak, yok saymak ve itibardan düşürmek istediler.
İşte bu bildiride Akif’in şahsında bu büyük kavganın nasıl olduğunu, nasıl yaşandığı ele
alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10267">
                <text>2308</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10268">
                <text>TARIK BUĞRA'NIN KALEMİNDEN MEHMET AKİF</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10269">
                <text>ÖZÇELİK, Selahattin </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10270">
                <text>Anahtar Kelimeler: Tarık Buğra, Mehmet Akif, ruh çözümlemesi.  ÖZET  Tarık Buğra'nın "Firavun İmanı" adlı eserinde işlediği konular arasında Mehmet Akif ve Türk Millî Mücadelesi büyük yer tutmaktadır. Bu eser neredeyse bir "Akif2İn ruh çözümlemesi" çalışmasıdır. Akif belli bir süre bu dünyada yaşamış, sonra yok olup gitmiş bir canlı değil, ötelerin ötesinden gelip, ufukların ve çağların ötesini gören, hep yanımızda olan, bizi var kılan en kıymetli değerlerimizdendir. O tarihin en güzel milletinin en güzel fertlerinden idi. O, milletini, medeniyetini, dinini, peygamberini, Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Millî Mücadele’yi, cemiyetini destanlaştıran, mısralaştıran ve ölmezleştiren bir ruhtu. Aynı zamanda mısralarını milletleştiren bir büyük abideydi. Öyle ki o bir büyük medeniyetin belki son temsilcisi ama yeni bir medeniyetin doğum sancılarıyla kıvranan binlerce, milyonlarca ervah-ı şühedanın söze dökülmüş, kelama ve kaleme gelmiş, mısra mısra harf -be- harf görüntüsü ve müjdecisi idi. Ne var ki tarihin her anında gördüğümüz iblis tabiatlılar, firavun imanlılar bunu hepimizden önce kavradılar ve bu ateşin insanı, bu volkan gibi kaynayan ve aziz milletinin mutluluğundan başka bir şey dert etmeyen “bülbül” şairini susturmak, yok saymak ve itibardan düşürmek istediler. İşte bu bildiride Akif’in şahsında bu büyük kavganın nasıl olduğunu, nasıl yaşandığı ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10271">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10272">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10273">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10274">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1792" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2558">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/75de29ea9968136233d6bc473a3305d1.docx</src>
        <authentication>fe9418bb31922bfbac411a4ce42f8a03</authentication>
      </file>
      <file fileId="2559">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8dfa8224255e767adbc992ea978dea6a.pdf</src>
        <authentication>d84d62993a858194b4269d4842aba509</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="14737">
                    <text>Task Based Learning - New Challenge in Education
Gordana Backović
Sveučilište u Zagrebu/ Zagreb, Croatia
Key words: task based learning, teacher, european framework, national curriculum, education
ABSTRACT
Task Based Learning is one of the approaches in the area of applied linguistics and second language teaching
studies. There are still too little researches made about this approach. So far it is too frequently underlined the fact
that a teacher is only a tutor in the class, that he has to be less possibly included in the process of learning and
acquisition. That's a well known fact, but Task BAsed Learning brings a whole new perspective. The teacher is the
one that uses his creativity and responsibility to control the ways in which the students learn some new lexical or
grammatical units. Accept representing a new approach, it also puts a serie of new challenges before the whole
education system. In this paperwork those new challenges will be presented and followed by some examples in the
context of some european national curriculums, and, in the end, also in the context of the croatian education system.
Common european framework for languages is one of the basic documents in which are listed the main challenges
of this new approach. We shall see also in what way Croatia handles new teoretical and practical trends. So there
will be also presented a Croatian national and educational standard as an attempt to create a certain guide for
teachers that would provide them directions to design a teaching process with high quality. This paperwork brings a
detailed teoretical review together with some particular examples from the national curriculums, and also it
represents a good foundation for the future researches in order to improve the quality of education not only for
Croatia, but in all the education systems around the world.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14730">
                <text>1795</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14731">
                <text>Task Based Learning - New Challenge in Education</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14732">
                <text>BACKOVIC, Gordana </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14733">
                <text>Key words: task based learning, teacher, european framework, national curriculum, education  ABSTRACT  Task Based Learning is one of the approaches in the area of applied linguistics and second language teaching studies. There are still too little researches made about this approach. So far it is too frequently underlined the fact that a teacher is only a tutor in the class, that he has to be less possibly included in the process of learning and acquisition. That's a well known fact, but Task BAsed Learning brings a whole new perspective. The teacher is the one that uses his creativity and responsibility to control the ways in which the students learn some new lexical or grammatical units. Accept representing a new approach, it also puts a serie of new challenges before the whole education system. In this paperwork those new challenges will be presented and followed by some examples in the context of some european national curriculums, and, in the end, also in the context of the croatian education system. Common european framework for languages is one of the basic documents in which are listed the main challenges of this new approach. We shall see also in what way Croatia handles new teoretical and practical trends. So there will be also presented a Croatian national and educational standard as an attempt to create a certain guide for teachers that would provide them directions to design a teaching process with high quality. This paperwork brings a detailed teoretical review together with some particular examples from the national curriculums, and also it represents a good foundation for the future researches in order to improve the quality of education not only for Croatia, but in all the education systems around the world.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14734">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14735">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14736">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="354" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="364">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/376bc1d9ff65ca55c4585a5c512b2400.pdf</src>
        <authentication>3334be503ee652a1f9cec9570b6d9c5c</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="2708">
                    <text>TASK BASED LEARNING:
A COMMUNICATIVE ALTERNATIVE FOR EFL TEACHERS AND LEARNERS

Sema Turan
Middle East Technical University
Article History:
Submitted: 07.06.2015
Accepted: 15.07.2015
Abstract: TBL is an approach that makes the task the basic unit for planning and teaching. It
contrasts with approaches that are centred around grammar because it involves the
specification not of a sequence of language items, but of a sequence of communicative tasks
to be carried out in the target language. TBL aims to engage learners in real language use.
This can be done by designing tasks which require learners to use the language for
themselves. Tasks hold a central place both in current SLA research and in language
pedagogy. Tasks serve to provide learners with a natural context for language use. As
learners work to complete a task, they have opportunities to interact, which are thought to
facilitate language acquisition. The difference between traditional approaches to teaching
English, such as PPP, and TBL is that in TBL, the focus on language form comes at the end
as the communication task is the central point to the framework. Therefore, a typical TBL
lesson consists of ‘pre-task’, ‘task cycle’ and ‘language focus’ stages. This paper aims to
explain the content of the stages, giving English language teachers some ideas about the kind
of activities for each of them.
Keywords: task-based learning.

�1. TASK-BASED LEARNING (TBL)+

TBL is an approach that makes the task the basic unit for planning and teaching (Thornbury,
2006: 223). It contrasts with approaches that are centred around grammar, for example,
because it involves the specification not of a sequence of language items, but of a sequence of
communicative tasks to be carried out in the target language (Willis &amp;Willis, in Carter &amp;
Nunan, 2001:173).
TBL aims to engage learners in real language use. This can be done by designing tasks which
require learners to use the language for themselves (Willis &amp; Willis, 2007). In other words, as
Thornbury (2006) suggests, according to TBL, ‘you learn a language by using it,’ not ‘in
order to use it’ (p. 223).

1.1. What is a task?
In fact, it is a bit problematic to define task as a term because as Zhao (2011) also states,
there is not a complete agreement about what constitutes a task. Willis (1996) defines a task
as an activity where the target language is used by the learner for a communicative purpose in
order to achieve an outcome. In this definition, the outcome is important because although the
activity involves the use of language, the focus is on outcome. Language in a communicative
task is seen as a tool that brings about an outcome (Seedhouse, 1999).
Tasks hold a central place both in current SLA research and in language pedagogy (Ellis,
2003). As Larsen-Freeman (2000) points, tasks serve to provide learners with a natural
context for language use. As learners work to complete a task, they have opportunities to
interact, which are thought to facilitate language acquisition.

1.2. Background
In fact, TBL has originated from Communicative Language Teaching (CLT). It is just a
strong version of CLT (Zhao, 2011: 46). Despite the CLT’s focus on communicative
competence, there was still a tendency to see the study of language form as prior to language
use due to the need in promoting accuracy as well as fluency.
In the meantime, Prabhu headed a project in schools in South India, and this project was one
of the first experiments with TBL. In this project, learners were presented with a series of
problems and solved these through information and opinion gap activities under teacher
guidance through the medium of English. Later he argued that a focus on language form
inhibited language learning, and language development was the outcome of natural processes
(Willis &amp;Willis, in Carter &amp; Nunan, 2001).
TBL gained official popularity when Jane Willis published A Framework for Task-based
Learning in 1996. In the book, she stated that she had been into TBL since the early 1980s
not only because she was unhappy and unsatisfied with the traditional PPP method, but also
because she was influenced by Prabhu’s procedural syllabus experiment.

�1.3. Principles of TBL
According to Willis (1996) there are three essential conditions, which are exposure, use, and
motivation; and one desirable condition, which is instruction for successful learning.
Chowdury (2014) summarizes Willis’ ideas as follows:
Exposure involves a comprehension of meaning and the conscious observation of other
people’s use of the target language. It is when such features are noticed and processed in the
learners’ minds. Through exposure learners get the necessary input.
Use is basically concerned with speaking and writing unlike exposure that is mainly
associated with reading and listening. Through the use of the target language, learners are
pushed to make the expected output. The use of language through tasks prepares learners to
make free and meaningful use of the target language.
Motivation is needed to process the exposure. It enables learners to benefit from the
exposure and use. The TBL framework can be used to motivate learners. For example,
students get motivation through success. If they see that they can accomplish the tasks easily,
they will be motivated and look for more tasks.
Instruction should motivate learners to engage in language use rather than teacher control.
Instructed language learning should primarily involve natural language use, based on
activities concerned with meaning rather than language.

1.4. Procedure
According to Willis (1996), the difference between PPP and TBL is that in TBL, the focus on
language form comes at the end (p. 52). As the communication task is the central point to the
framework, such a procedure is more useful than the PPP cycle. A typical TBL lesson is
structured as follows:

Pre-Task:
Language Focus:
Introduction to topic
Analysis and Practice
and task instructions
Exposure- ExposureFocus on Form-

Task Cycle:
Task &gt; Planning &gt; Report
-Use-

-

-Exposure-Focus on Form-

Feedback-Feedback-

-

�Pre-Task: Introduction to topic and task instructions: This stage provides exposure to
teacher talk, but brainstorming useful topic words and phrases is a way of involving students.
Task Cycle: At this stage, learners use language in varying circumstances and are exposed to
others using it. In the Task Phase, learners can use language interactively and spontaneously
in pairs, and mistakes don’t matter. The Planning Phase is when the teacher provides input
and advice, so there is some focus on form and feedback. At this stage, learners plan what to
say at the report stage by trying to use accurate language. The Report Phase encourages a
combination of accuracy and fluency.
Language Focus: Analysis and practice: At this stage, learners have a chance to focus on
form and ask questions about language features as they get exposure to the language from the
task cycle. For example, there can be consciousness-raising activities such as identifying,
classifying, and focusing on specific language features. These help learners systematise what
they already know while noticing new things about language and the way it is used (Willis,
1996).

1.5. Criticism
Proponents of TBL favour the way it combines fluency and accuracy. However, some others
criticize TBL due to some factors. One criticism is about the issue of feedback. Some
criticize the fact that learners get no correction or feedback during the task phase and argue
that the feedback that learners get while on task is more effective than post-task. To
overcome this limitation, Thornbury (2006) suggests the use of recasts, which is the teacher’s
reformulating learners’ statements in a more target-like way.
Some others criticize the fact that there is no focus on form at the pre-task stage although it
might be necessary to pre-teach grammar items that might be needed during the task.
According to Willis (1996), this is one difference of TBL from PPP.
Finally, TBL is criticized for being a influential more at the theoretical and research level
than actual classroom practice because it requires a totally different course design and testing
procedures. In addition, it presents a management challenge because it is difficult to set up
and monitor tasks in large classes. Also, it might be difficult to deal with language problems
that emerge spontaneously from the task performance (Thornbury, 2006: 224).

2. RELEVANCE OF TBL TO LEARNING CONTEXTS

TBL is applicable in a variety of teaching and learning contexts. According to TBL, learners
are free to use any language they can to achieve the outcome. Language forms are not
prescribed in advance. Language learners, who are human beings, have an innate capacity to
work out the ways of expressing meanings. In real life, people do not simply take note of the
new linguistic input and copy or reproduce it. Instead, they put language to use to achieve

�purposeful communication. Therefore, they adjust or adapt input to create new meanings
(Willis &amp;Willis, in Carter &amp; Nunan, 2001). TBL aims to achieve this through principles that
are parallel to SLA principles. This way, learners can be encouraged to create a meaning
system in TBL. Thus, the fact that its principles are realistic and naturalistic is the reason why
TBL would suit a variety of learning circumstances.
In order to overcome what was criticised about TBL as its limitations, teachers need to
prioritize their purposes with regards to the facilities they have. That is, they need to
determine whether they want to incorporate the communicative element in their classes along
with the form and accuracy or they want to continue with the traditional PPP approach. If
they prefer the former, then, it is possible to involve tasks to overcome these limitations. For
instance, as Larsen-Freeman (2000) suggests, teachers can add information-gap, opinion-gap
(reasoning-gap), or problem solving tasks in their courses and overcome limitations
regarding the management or course design. The variety that these tasks offer can provide the
base for a lot of teaching contexts and.
Finally, according to TBL, working with upper-level learners whose needs can be clearly
defined, it is possible to offer pedagogic tasks which relate directly to real-world tasks. Also,
the idea that language emerges out of the relationship between exposure, use, focus on form
and feedback makes a lot of sense. Therefore, TBL is applicable and a better alternative to
PPP.

�References













Chowdhury, M.Y.U.K. (2014). The Task-Based Learning Framework and Its
Implications in Language Learning and Teaching. Journal of Education and Practice.
5(2): 111-117.
Ellis, R. (2003). Task-based Language Learning and Teaching. OUP. Oxford, UK.
Larsen-Freeman, D. (2000). Techniques and Principles in Language Teaching. OUP.
Oxford, UK.
Lebeau, I., Rees, G. (2008). Language Leader Pre-Intermediate Course Book.
Pearson. UK
Willis, J. (1996). A Framework for Task-based Learning. Longman. London, UK.
Willis, J., Willis, D. Task-based Language Learning. in Carter, R., Nunan, D. (Ed.s)
(2001). The Cambridge Guide to Teaching English to Speakers of Other Languages.
CUP. Cambridge, UK.
Willis, J., Willis, D. (2007) Doing Task-Based Teaching. OUP. Oxford, UK.
Seedhouse, P. (1999). Task-Based Interaction. ELT Journal. 53(3): 149-156.
Thornbury, S. (2006). An A-Z of ELT: A Dictionary of Terms and Concepts.
Macmillan. Oxford, UK.
Zhao, H. (2011). How Far Do the Theories of Task-Based Learning Succeed in
Combining Communicative and from-Focused Approaches to L2 Research. Journal
of Cambridge Studies.6(1): 41-56.

�APPENDIX: A SAMPLE TBL LESSON
Time Stages &amp; Procedure
Aims
5
Pre-Task
min.s

20
Task
min.s

Planning

1. T. shows pictures to elicit the
topic of the lesson (Festivals).

Timing Interaction
of the
Activity
T-Sts
Sts-T
St-St
5 min. s

2. Sts. talk in pairs about what
activities are there at a festival (1
min.). Later, they tell their ideas
to T. T. aims to elicit words such
as theatre, cinema, poetry,
fireworks, dance, comedy, etc.
1. In groups, sts. plan their night 5 min.s
out at this festival by expressing
their preferences and making a
conversation. T. does not provide
any help. Sts. do what they can 5 mins.
do.

Materials

 Pictures
 Board
 Board
marker

T-Sts
Sts-T
T-St
St-T
St-St
Sts-Sts

2. In groups, sts. plan what to say
Reporting when they come on the stage to 10
report their night out at this min.s
festival. Sts. are focused on
accuracy. T. is ready to provide
input and advice if sts. need.
3. 2-3 groups come on the stage
and report what they have
planned. They speak out the
conversation they got ready. By
the way, other sts. provide
feedback about the content of
their friend’s conversation. They
answer questions such as Do you
agree? Would you like to attend
the same events? etc.
25
Post-Task 1. Sts. listen to a sample
min.s
conversation and complete the
statements in the handout
individually (Appendix A). Then,

10
min.s

T-Sts
Sts-T
T-St
St-T

 Listening
Handout
s
(Appendi

�Analysis

they compare with their peers. T.
hands out the key.

Practice
2. T. elicits statements to focus
on the form.
3. Sts. do the practice handout in
pairs. T. provides the key
(Appendix B).

10
min.s
5 min.s

St-St
Sts-Sts

x A)
 Practice
Handout
s
(Appendi
x B)
 Board
 Board
marker

�LESSON APPENDICES
Appendix A: Listening Handout
A. Listen and complete the sentences with the words in the box.
than (x2)
rather (x2)

prefer
keen

love
fancy

I don’t ________________ that.
I’d ________________ to go to the classical concert.
I’d ________________ see the film.
I’m not that ____________ on the concert.
I’m more interested in the Japanese drummers ______________the one-man theatre
show.
6. I’d ________________ to see the drummers.
7. I’d _______________ see that _______________ a play about Shakespeare.
1.
2.
3.
4.
5.

B. Which sentences in Exercise A:
a. mean you like one thing more than another thing:
b. mean you don’t like / prefer something:
c. mean you like / prefer something:

�KEY:
A. Listen and complete the sentences with the words in the box.
than (x2)
rather (x2)

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.

prefer
keen

love
fancy

I don’t fancy that.
I’d prefer to go to the classical concert.
I’d rather see the film.
I’m not that keen on the concert.
I’m more interested in the Japanese drummers than the one-man theatre show.
I’d love to see the drummers.
I’d rather see that than a play about Shakespeare.

B. Which sentences in Exercise A:
a. mean you like one thing more than another thing: 5, 7
b. mean you don’t like / prefer something: 1, 4
c. mean you like / prefer something: 2, 3, 6

�Tape script:

�Text:
EDINBURGH FESTIVAL

AFTER DINNER EVENTS (8 p.m. – 11 p.m.)
CASTLE CLASSICS
Great music, great orchestra, great location.
Tonight: The world famous National Orchestra perform Beethoven’s Symphony No.3 in the
main hall of the wonderful Edinburgh Castle.
MOVIES IN THE PARK
Enjoy movies from around the world in the festival’s outdoor cinema – the popcorn is free!
Tonight: Hum Tum – an Indian film made in the true Bollywood style. This is a romantic
comedy filled with great songs and dances
LATE NIGHT EVENTS (11 p.m. –2 a.m.)
MINI-THEATRE
Powerful plays with the smallest of casts.
Tonight: Shakespeare – A Writer’s Life. One actor performs the full story of Shakespeare’s
life. He acts as Shakespeare, his mother and father, his wife and even his children. You’ll
laugh out loud.
WORLD BEATS
Music and dance from all around the world.
Tonight: Japanese Drumming. An incredible performance by 45 drummers that you’ll never
forget. Powerful and unique.

�Appendix B: Practice Handout

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2701">
                <text>2964</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2702">
                <text>TASK BASED LEARNING:A COMMUNICATIVE ALTERNATIVE FOR EFL TEACHERS AND LEARNERS</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2703">
                <text>Turan, Sema</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2704">
                <text>TBL is an approach that makes the task the basic unit for planning and teaching. It contrasts with approaches that are centred around grammar because it involves the specification not of a sequence of language items, but of a sequence of communicative tasks to be carried out in the target language. TBL aims to engage learners in real language use. This can be done by designing tasks which require learners to use the language for themselves. Tasks hold a central place both in current SLA research and in language pedagogy. Tasks serve to provide learners with a natural context for language use. As learners work to complete a task, they have opportunities to interact, which are thought to facilitate language acquisition. The difference between traditional approaches to teaching English, such as PPP, and TBL is that in TBL, the focus on language form comes at the end as the communication task is the central point to the framework. Therefore, a typical TBL lesson consists of ‘pre-task’, ‘task cycle’ and ‘language focus’ stages. This paper aims to explain the content of the stages, giving English language teachers some ideas about the kind of activities for each of them.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2705">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2706">
                <text>2015-12</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="2707">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="16">
        <name>L Education (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1930" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2837">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5409e54d76be9000e9f994c2ff42f042.docx</src>
        <authentication>3ba4522a55c3d0df06b2669a408636a7</authentication>
      </file>
      <file fileId="2838">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3c408eac141ee8573c06d5064e6eb3e5.pdf</src>
        <authentication>e0a7119b23080c49d6d197d7dc4d7ea2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="15842">
                    <text>Task-based Language Teaching( TBLT) in Chinese Higher Education: EFL Teachers’
Perceptions
Yuying Liu &amp; Angela Chambers &amp; Freda Mishan
University of Limerick/Limerick, Ireland
Key words:TBLT, EFL teachers, Chinese college
ABSTRACT
Very large numbers in English language classes in China present a challenge to language learners, teachers and
policy makers. Nunan’s (2003) proposal that TBLT can be of particular relevance in the Asia-Pacific countries
suggests that empirical studies in this area are necessary. This paper reports on an empirical study of the perceptions
of Chinese teachers of English in higher education.
As the number of English learners in China has increased dramatically, it is not rare to have a college class with over
100 students especially since the expansion of college enrolment in 1999 (Wang&amp; Zhang, 2011). Nunan (2003)
suggests that TBLT emerges as a central concept from a study of curriculum guidelines and syllabi in Asia-Pacific
countries including Japan, Vietnam, China, Korea and Malaysia. The National Curriculum Syllabus for English
Language Teaching in China, published in 2001, advocates the use of TBLT. But TBLT has not been sufficiently
researched to be proven empirically in classroom practice in foreign language learning in higher education (Carless,
2004; Zhang, 2005). Research on curriculum innovation and implementation suggests that one of the causes of the
discrepancy between theory and classroom practice may be teacher attitudes (Evdokia, 1996). Teachers are inclined
to translate innovative ideas to conform with their own style of teaching (Wagner，1991).
This study investigates EFL teachers’ attitudes towards TBLT and assesses the current implementation of TBLT in
Chinese colleges. The methodology is primarily qualitative and analysis is carried out via questionnaires and
interviews. This paper reports on the research design and focuses in particular on the results of the study involving
the interview and a questionnaire survey of teachers’ familiarity with the concept of TBLT, their use of this method,
and the challenges it poses for their practice as English teachers.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15835">
                <text>2102</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15836">
                <text>Task-based Language Teaching( TBLT) in Chinese Higher Education: EFL Teachers’ Perceptions</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15837">
                <text>LIU, Yuying 
MISHAN, Freda 
CHAMBERS, Angela </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15838">
                <text>Key words:TBLT, EFL teachers, Chinese college  ABSTRACT  Very large numbers in English language classes in China present a challenge to language learners, teachers and policy makers. Nunan’s (2003) proposal that TBLT can be of particular relevance in the Asia-Pacific countries suggests that empirical studies in this area are necessary. This paper reports on an empirical study of the perceptions of Chinese teachers of English in higher education.  As the number of English learners in China has increased dramatically, it is not rare to have a college class with over 100 students especially since the expansion of college enrolment in 1999 (Wang&amp; Zhang, 2011). Nunan (2003) suggests that TBLT emerges as a central concept from a study of curriculum guidelines and syllabi in Asia-Pacific countries including Japan, Vietnam, China, Korea and Malaysia. The National Curriculum Syllabus for English Language Teaching in China, published in 2001, advocates the use of TBLT. But TBLT has not been sufficiently researched to be proven empirically in classroom practice in foreign language learning in higher education (Carless, 2004; Zhang, 2005). Research on curriculum innovation and implementation suggests that one of the causes of the discrepancy between theory and classroom practice may be teacher attitudes (Evdokia, 1996). Teachers are inclined to translate innovative ideas to conform with their own style of teaching (Wagner，1991).  This study investigates EFL teachers’ attitudes towards TBLT and assesses the current implementation of TBLT in Chinese colleges. The methodology is primarily qualitative and analysis is carried out via questionnaires and interviews. This paper reports on the research design and focuses in particular on the results of the study involving the interview and a questionnaire survey of teachers’ familiarity with the concept of TBLT, their use of this method, and the challenges it poses for their practice as English teachers.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15839">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15840">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15841">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1320" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1521">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b4c371a1665f64e2fa21f6c7c9b124fa.docx</src>
        <authentication>894b3d93546ddce6e019aa3efa111d13</authentication>
      </file>
      <file fileId="1522">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3dd3b4618ba169ce5f6427fd4081aba9.pdf</src>
        <authentication>67bc11a5e46653276d8ddc52b30b5ad2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10376">
                    <text>Tuğba AKTAŞ
Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Konya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.
ÖZET
Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe
kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve
bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki
harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek”
vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı
içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin,
öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir.
Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş
Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10368">
                <text>2039</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10369">
                <text>TATAR ( KAZAN) TÜRKÇESİ DEYİMLERİNDE “ARAP HARFLERİ”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10370">
                <text>AKTAŞ, Tuğba</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10371">
                <text>Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.  ÖZET  Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek” vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin, öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir. Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10372">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10373">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10374">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10375">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1765" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2506">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0fbf673d3e6e768015bcdf1e02a82e9f.docx</src>
        <authentication>894b3d93546ddce6e019aa3efa111d13</authentication>
      </file>
      <file fileId="2507">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8dfe8f27614e9529a74a52f933aedd3b.pdf</src>
        <authentication>67bc11a5e46653276d8ddc52b30b5ad2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="14524">
                    <text>Tuğba AKTAŞ
Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Konya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.
ÖZET
Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe
kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve
bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki
harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek”
vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı
içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin,
öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir.
Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş
Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14517">
                <text>1956</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14518">
                <text>TATAR ( KAZAN) TÜRKÇESİ DEYİMLERİNDE “ARAP HARFLERİ”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14519">
                <text>AKTAS, Tuba</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14520">
                <text>Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.  ÖZET  Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek” vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin, öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir. Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14521">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14522">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14523">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
