<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=238&amp;sort_field=Dublin+Core%2CTitle" accessDate="2026-06-24T03:17:14+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>238</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1522" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2067">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3a50ce4509153704b6a2072f99063983.docx</src>
        <authentication>619c49848926b55f7b78ae6dc9b48929</authentication>
      </file>
      <file fileId="2068">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4dc4cf2b9339122d94bb8ac4be15c623.pdf</src>
        <authentication>d577764af438e4f80c6e26fca8d6c052</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12266">
                    <text>SEYAHATNAMELERİN ETNOGRAFİK METİN OLARAK ÇÖZÜMLENMESİ:
EVLİYA ÇELEBİ’NİN ANTAKYASI VE GÜNÜMÜZE ARTAKANLAR
Kadriye ŞAHİN - Mustafa Yakup DİKTAŞ
Mustafa Kemal Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Hatay / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Antakya, Evliya Çelebi, Antropoloji, Etnografi.
ÖZET
Antakya tarihi çok eski dönemlere dayanan, Akdeniz bölgesinin en doğu ucunda yer alan
bir geçiş bölgesi kentidir. Tarihin her döneminden günümüze kadar birçok medeniyete ev
sahipliği yapan bu kent, çok kültürlü yapısına günümüzde olduğu gibi Osmanlılar döneminde de
yansıtmıştır. Ünlü Seyyah Evliya Çelebi’nin kaleminden aktardığı Osmanlı dönemi Antakya’sına
ait notlar tarihi bilgi olmanın çok ötesinde etnografik metinler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
nedenle, seyyahın eseri tarihçiler, coğrafyacılar, arkeologlar ve tıpçılar açısından önemli olmakla
birlikte, aynı zamanda da interdisipliner bir çalışma alanı olan antropologlar için toplumsal yapı,
ekonomi, dinsel inanç, gelenek ve kültürün analizin de son derece önemli etnografik bir
kaynaktır. Evliya Çelebi’nin zaman zaman abartılı anlatısı dışında, olayın içinde bizzat
kendisinin bulunması, gittiği yerlerde yaşaması ve birebir gözlem yapabilmesi sonucu ortaya
koyduğu veriler, dönem kent kimliğinin açıkça ortaya konulmasına ışık tutmaktadır. Toplum
tarafından sözlü biçimde aktarılan kendi dönemine ait olmayan olayları yazılı hale getirerek
dönemin toplumsal belleği üzerine verileri aktarmaktadır. Bu doğrultuda bu bildiride, Evliya
Çelebi’nin gözünden o dönem Antakya’sına ilişkin, mimari, kültürel, coğrafik, dini, sanatsal ve
ekonomik gözlemlerini ele aldığı seyahatnamesinde ki yazılı veriler etnografik açıdan yeniden
yorumlanmış, günümüz Antakya’sın da o dönemden artakalanlar ortaya konulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12258">
                <text>2172</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12259">
                <text>SEYAHATNAMELERİN ETNOGRAFİK METİN OLARAK ÇÖZÜMLENMESİ: EVLİYA ÇELEBİ’NİN ANTAKYASI VE GÜNÜMÜZE ARTAKANLAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12260">
                <text>ŞAHİN , Kadriye 
DİKTAŞ, Mustafa Yakup </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12261">
                <text>Anahtar Kelimeler: Antakya, Evliya Çelebi, Antropoloji, Etnografi.  ÖZET  Antakya tarihi çok eski dönemlere dayanan, Akdeniz bölgesinin en doğu ucunda yer alan bir geçiş bölgesi kentidir. Tarihin her döneminden günümüze kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu kent, çok kültürlü yapısına günümüzde olduğu gibi Osmanlılar döneminde de yansıtmıştır. Ünlü Seyyah Evliya Çelebi’nin kaleminden aktardığı Osmanlı dönemi Antakya’sına ait notlar tarihi bilgi olmanın çok ötesinde etnografik metinler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, seyyahın eseri tarihçiler, coğrafyacılar, arkeologlar ve tıpçılar açısından önemli olmakla birlikte, aynı zamanda da interdisipliner bir çalışma alanı olan antropologlar için toplumsal yapı, ekonomi, dinsel inanç, gelenek ve kültürün analizin de son derece önemli etnografik bir kaynaktır. Evliya Çelebi’nin zaman zaman abartılı anlatısı dışında, olayın içinde bizzat kendisinin bulunması, gittiği yerlerde yaşaması ve birebir gözlem yapabilmesi sonucu ortaya koyduğu veriler, dönem kent kimliğinin açıkça ortaya konulmasına ışık tutmaktadır. Toplum tarafından sözlü biçimde aktarılan kendi dönemine ait olmayan olayları yazılı hale getirerek dönemin toplumsal belleği üzerine verileri aktarmaktadır. Bu doğrultuda bu bildiride, Evliya Çelebi’nin gözünden o dönem Antakya’sına ilişkin, mimari, kültürel, coğrafik, dini, sanatsal ve ekonomik gözlemlerini ele aldığı seyahatnamesinde ki yazılı veriler etnografik açıdan yeniden yorumlanmış, günümüz Antakya’sın da o dönemden artakalanlar ortaya konulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12262">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12263">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12264">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12265">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1510" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2039">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f30b376492c8e7d0b238beeb759c83b5.docx</src>
        <authentication>3031b13fb6ed2a8263bfac834414f05d</authentication>
      </file>
      <file fileId="2040">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4929ab91dafef1db6ddc0b38b0e87ec5.pdf</src>
        <authentication>cf6ffb276dd15bcc1351bdc92e06470f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12156">
                    <text>ŞEYH GÂLİB’İN ‘‘DÜŞTÜ’’ REDİFLİ GAZELİNİN ŞERHİ VE
YAPISALCILIK AÇISINDAN İNCELENMESİ
Ali Rıza ÖZUYGUN – Habibe BAYSAN
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Şeyh Gālib, Gazel, Şerh, Yapısalcılık.
ÖZET
Bu çalışmanın alanını, XVII. yüzyıl Klâsik Türk şairlerinden ve Sebk-i Hindî’nin en
önemli temsilcilerinden Şehy Gālib’in “düştü” redifli gazelinin, öncelikle klâsik şerh metodu ile
ardından da yapısalcılık açısından incelenmesi oluşturmuştur. Öncelikle dilbilim ve yapısalcılık
hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Şehy Gālib’in gazeli şekil, anlam olarak açıklanmış ve
yapısal özellikleri gösterilmiştir. Şeyh Gâlip’in incelediğimiz gazeli, şiirindeki ses, söz ve anlam
öğelerinin nasıl bir denge içerisinde uyuştuğunu gösteren en güzel örneklerinden biridir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12148">
                <text>2246</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12149">
                <text>ŞEYH GÂLİB’İN ‘‘DÜŞTÜ’’ REDİFLİ GAZELİNİN ŞERHİ VE  ￼YAPISALCILIK AÇISINDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12150">
                <text>ÖZUYGUN, Ali Rıza
BAYSAN, Habibe</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12151">
                <text>Anahtar Kelimeler: Şeyh Gālib, Gazel, Şerh, Yapısalcılık. ÖZET  Bu çalışmanın alanını, XVII. yüzyıl Klâsik Türk şairlerinden ve Sebk-i Hindî’nin en önemli temsilcilerinden Şehy Gālib’in “düştü” redifli gazelinin, öncelikle klâsik şerh metodu ile ardından da yapısalcılık açısından incelenmesi oluşturmuştur. Öncelikle dilbilim ve yapısalcılık hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Şehy Gālib’in gazeli şekil, anlam olarak açıklanmış ve yapısal özellikleri gösterilmiştir. Şeyh Gâlip’in incelediğimiz gazeli, şiirindeki ses, söz ve anlam öğelerinin nasıl bir denge içerisinde uyuştuğunu gösteren en güzel örneklerinden biridir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12152">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12153">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12154">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12155">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1508" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2033">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0214674120b41a04a24b3c8cfb28aadc.docx</src>
        <authentication>1636e408a9418c9c5f610fbde010f337</authentication>
      </file>
      <file fileId="2034">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3c509805570e17ab6dc5bf48b6327b34.pdf</src>
        <authentication>b7799bb8c33d4ec09ad12bde4f43b025</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12137">
                    <text>ŞEYH GALİP’İN ‘‘HASRETİZ’’ REDİFLİ GAZELİNİN ŞERHİ VE YAPISAL AÇIDAN
İNCELENMESİ
Ali Rıza ÖZUYGUN – Ali AKŞİT
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Divan şiiri, gazel şerhi, Şeyh Galib, Sebk-i Hindi, yapısal açıdan inceleme.
ÖZET
Bu çalışmada, 18. yüzyılın önemli divan şairlerinden Şeyh Galib’in ‘‘ hasretiz’’ redifli
gazeli, klasik şerh yöntemiyle ve ardından da yapısal açıdan incelenmektedir. Günümüzde divan
edebiyatının ve divan şiirinin dili toplum tarafından anlaşılamamaktadır. Bu durum divan şiirinin
açıklanma zorunluluğunu gerekli kılmaktadır. Şeyh Galib’in dili, kullandığı kelimeler,
mazmunlar, terkip ve tamlamalar şiirin günümüz insanları arasında anlaşılmasını
engellemektedir. Bunun yanında Şeyh Galib divan edebiyatında sebk-i hindi ekolünün en önemli
temsilcisidir. Bu açıdan da şiirleri şerhe muhtaçtır. Yine son zamanlarda yapılan şerhleri de
incelediğimizde Şeyh Galib’in yazdığı divan şiiri türleri adına yeterince şerh çalışması
yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmada hasretiz redifli gazel; anlam, şekil ve yapısal açıdan
incelenmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12129">
                <text>2248</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12130">
                <text>ŞEYH GALİP’İN ‘‘HASRETİZ’’ REDİFLİ GAZELİNİN ŞERHİ VE YAPISAL AÇIDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12131">
                <text>ÖZUYGUN, Ali Rıza
AKŞİT, Ali</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12132">
                <text>Anahtar Kelimeler: Divan şiiri, gazel şerhi, Şeyh Galib, Sebk-i Hindi, yapısal açıdan inceleme. ÖZET  Bu çalışmada, 18. yüzyılın önemli divan şairlerinden Şeyh Galib’in ‘‘ hasretiz’’ redifli gazeli, klasik şerh yöntemiyle ve ardından da yapısal açıdan incelenmektedir. Günümüzde divan edebiyatının ve divan şiirinin dili toplum tarafından anlaşılamamaktadır. Bu durum divan şiirinin açıklanma zorunluluğunu gerekli kılmaktadır. Şeyh Galib’in dili, kullandığı kelimeler, mazmunlar, terkip ve tamlamalar şiirin günümüz insanları arasında anlaşılmasını engellemektedir. Bunun yanında Şeyh Galib divan edebiyatında sebk-i hindi ekolünün en önemli temsilcisidir. Bu açıdan da şiirleri şerhe muhtaçtır. Yine son zamanlarda yapılan şerhleri de incelediğimizde Şeyh Galib’in yazdığı divan şiiri türleri adına yeterince şerh çalışması yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmada hasretiz redifli gazel; anlam, şekil ve yapısal açıdan incelenmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12133">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12134">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12135">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12136">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1451" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1868">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/41923a4da122e21bb85f9cc15067b608.docx</src>
        <authentication>092187388552599fd3bcac3d260f11eb</authentication>
      </file>
      <file fileId="1869">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9f32b4263cae1f4d3ac8360aaa030203.pdf</src>
        <authentication>df865f73c9631f393a0c018b63854fbd</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11598">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”
Orhan SARIKAYA
İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.
ÖZET
Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan
Victoria Rowe Holbrook’un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib’in “Hüsn ü Aşk”
mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye’siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok sayılan bir
duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna düşürüp cinsel bir
obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona Rosa” şiirinden itibaren
çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski mesnevilerden kalma bir aşk
anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim Karakoç, klasik edebiyatımızın çok
meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun’u çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır.
Bu çalışmada, Karakoç’un aşk anlayışı ve kadını ele alış biçimş şiirlerindeki örneklerle
belirlernirken; şairin düzyazılarındaki örnek metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci
Yeni şairlerine yönelttiği tenkitleri de dikkatlere sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1870">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d650cbd0aa366bcf3898fd090a8f603b.doc</src>
        <authentication>3fe4c14f8c69abea808ad150dc3997ad</authentication>
      </file>
      <file fileId="1871">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e3fccb5037f9132192a35f7f49a6f1bb.pdf</src>
        <authentication>bdf0ee1cc1f8b930ffa00be8aa1a8af4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11599">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”
Orhan Sarıkaya1

ÖZET
Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan
Victoria Rowe Holbrook‟un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib‟in “Hüsn ü
Aşk” mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye‟siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok
sayılan bir duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna
düşürüp cinsel bir obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona
Rosa” şiirinden itibaren çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski
mesnevilerden kalma bir aşk anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim
Karakoç, klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun‟u
çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır. Biz bu çalışmamızda, Karakoç‟un aşk anlayışı ve
kadını ele alış biçimini şiirlerindeki örneklerle belirlerken; şairin düzyazılarındaki örnek
metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci Yeni şairlerine yönelttiği tenkitlerini de
dikkatlere sunacağız.
Anahtar kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.

ABSTRACT
“ASKIN OKUNMAZ KIYILARI” in SEZAI KARAKOC’S POEMS
“Aşkın Okunmaz Kıyıları” by Victoria Rowe Holbrook is trying to emphasize
important social concepts that are ignored in modern times by referring Şeyh Galib‟s “Hüsn ü
Aşk” .The poets shared the same time period with Sezai Karakoc constantly considered
woman as a sexual object in their arts. In spite of this Sezai Karakoc focused supreme love
(very familiar concept through history and cultural experience)starting from his poem “Mona
Rosa”. In addition to this Sezai Karakoc rewrote “Leyla ile Mecnun”(very popular and
important poem in Turkish Literature) with his modern approach. In this study we will explain
Sezai Karakoc‟s approach to woman in his poems and his critics for second new poets
through mentioned fact by using his proses.
Key Words: Sezai Karakoc, Second New Poem, Love, Sexuality, Woman.

1

İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, osarikaya@istanbul.edu.tr

�Karakoç‟ta, şairin bağlı bulunduğu toplumdan kopması, toplumun duyarlılıklarına,
ruhuna ve değerlerine “yabancılaşma”sı kabul edilebilir bir durum değildir. Hatta o, diğer
İkinci yeni şairlerini tenkit ettiği noktaların başına, onların “topluma yabancılaşma”larını
koyar ve özellikle onların “cinsellik” bağlamında uyumsuzluklarını eleştirir: “Şiir dünyamız,
uzunca bir zamandan beri kitlelerin ruhundan kopuktur. Halk ruhu ile alış-veriş devresini
bütünleyemeden, tüm devinimini kendine kurduğu sınırlar içinde yapmaktadır. Çelişkiler ve
uyumsuzluk, kimi şairleri, kapalı olmak için söz dizimlerini kırmaya götürür. (örnek: E.
Ayhan) Turgut Uyar ve daha birçok şairin, yaşamı açılımsız bırakacak bir biçimde bungun bir
cinselliğe sığındığı görülür. (Eroğlu, 1981: 32)
Karakoç, birlikte anıldığı İkinci Yeni şairlerinden en ciddi farklılığa düştüğü
noktalardan birisi belki de en önemlisi “kadın”ı algılayış, yorumlayış; bu bağlamda da “aşk”a
ve “cinsellik”e yaklaşımıdır. Şairin diğer İkinci Yeni şairleriyle arasındaki bu temel farklılığı
Turan Karataş, şu tespitleriyle ortaya koyar: “Çağdaşi olan şairler „bir dünya nimeti (yasak
yemiş) olarak kadının çevresinde adeta bir pervane gibi dönüp dururken; toplumda sıkıştıkça
kadına sığınırken, kadını „putperest bedevinin hurmadan putu” gibi şiirine sokarken, Sezai
Karakoç‟un kadını algılayış ve yorumlayışı farklıdır. Kadın onun şiirinde ideal ve muhayyel
bir varlıktır ya da öyle olmalıdır. Özlediği kadın tipi de Meryem‟dir.” (Karataş, 1998: 311)
Ebubekir Eroğlu ise Karakoç‟un “kadın”ı ele alış biçimini şairin gerçeklik anlayışıyla
açıklar. Diğer İkinci Yeni şairleri her şeyi salt maddede ararken Karakoç, asıl gerçekliğin
ruhsal gerçeklik olduğunu savunmuş ve bu gerçekliğin tanınmasına çalışmıştır: “Sezai
Karakoç, [Mona Rosa şiirinde] kendi içinden kaynaklanarak çıkan ve çevresindeki hacmi
doldurarak büyüyen bir şiiri geliştirmiştir. Aşk şiirinde, cinselliğin dışına çıkıldıkça gerçekten
kaçıldığı sanılan bir dönemde, o, ruhsal gerçekliğin tanınmasına eğilmiş görünmektedir. Her
şeyi salt maddede arayan ve her şeyi maddeyle somutlayıp anlatan, maddi olanın asıl olduğu,
gerçek olduğu inancını taşıyan diğer İkinci Yeni şairlerinin aksine Karakoç, “ruhsal
gerçekliği”n de olduğunu şiirleriyle ortaya koyar.” (Eroğlu, 1981: 15)
Karakoç, Ömer Erdem‟in de vurguladığı biçimiyle “ Mona Rosa”dan “Köpük”e,
“Leyla ve Mecnun”dan “Kar” şiirine kadar birçok şiirinde “aşk‟ı aşkınlık yoluna koymuş ve
onu kültür, medeniyet, inanç ve insanlık ideali gibi alt edilmesi çok çetin bir hesaplaşmanın
aday” ı (Erdem, 2010: 316) hâline getirmiştir. Şair, aşka bu bakışını “Sürgün Ülkeden

�Başkentler Başkentine” adlı şiirinin aşağıya aldığımız mısralarında çok açık bir biçimde ifade
etmiştir:

“Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sensin, Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome‟nin
Belkıs‟ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim”
“Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”, Gün Doğmadan, s.432.
Hz. Peygambere derin bir muhabbet ve hasretin izlerini taşıyan bu mısralar, modern
zamanlarda yazılmış en güzel “naat”lardan birisi olarak da okunabilir. “Bütün şiirlerde
söylediğim sensin” demesine rağmen şair, temsilî isimler aracılığıyla da “Leyla, Solomes”
fikrine kuvvet kazandırmak istemiştir. Aşk ve aşkınlık bağlamından bu mısraları
yorumladığımızda ise şair, “İslam‟ın kristalizasyonuna örnek insan olarak Hz. Peygamberi”
(Andı, 2012: sy.) almış; öte dünya (sonsuzluk) haberini O‟nun verişini, O‟nun kalbinin
merhametini ve dünyada güzellik adına ne varsa kaynağının O olduğunu, bu mısralara
taşımıştır.
Karakoç, “Ateş Dansı III” şiirinde modernitenin ve devrin şairlerinin kadına
bakışlarını ve onu yorumlayışlarını tenkit eder:
“Şimdi sizi gözlüyorum gözlüyorum
(...)
Ne girdaptır göze görünmeyen o yorum
Geleceğe kapanık, geçmişi inkâr eden

�O kadını sarkıttığınız ateşten uçurum
Ama gün gelir dans dönüşür duaya
Ateş uzun bir samanyolu olur”
“Ateş Dansı III”, Gün Doğmadan, s.608.
Şair,

bir

alışkanlıkla

ve

vurdumduymazlıkla

kadının

nasıl

bir

hâle

(girdaba)düştüğünü vurguladıktan sonra, kadının hem madur hem de mazur durumda kalışını
“kadını sarkıttığınız ateşten uçurum” mısrasıyla vermiştir. Touraıne, Karakoç‟u rahatsız eden
modern kültürün cinselliğe yaklaşımını şu ifadelerle anlatır: “Modern kültür her şeyden önce
yüceltmeyi bozucudur; cinselliği tamamıyla cinsiyete ve gereksinimlerin hemen ve doğrudan
tatmini arayışına götürür. Marcuse‟nin dediği gibi, her mesafe koyma, Brecht‟in ifadesiyle,
her “çift-boyutluluk” ortadan kalkmaya yönelir. Bu da sanayi toplumunda ölüm içgüdüsünü
utkuya ulaştırır ve sanatı öldürür. “haz ilkesi gerçeklik ilkesini yutar, cinsellik toplumsal
olarak yapıcı biçimler altında özgürleştirilir (daha doğrusu libarelleştirilir). Bu kavram,
yüceltmeyi bozmanın baskıcı biçimleri odluğu anlamına gelir.” Buna çevrenin yıkımı, aşk
duygusuyla uyum içinde olan romantik doğa ilkesinin ortadan kalkması da eklenir.”
(Touraıne, 2002: 184)
Karakoç, ülkesi işgal altında kalmış küçük bir kız çocuğunun şahsında hiç de
çocukça olmayan bir şuur ve dikkatle özünü, kimliğini yitirmeye yani “yabancılaşma”ya karşı
direnişi “Ötesini Söylemeyeceğim” adlı şiirinin aşağıya aldığımız mısralarında

ortaya

koymuştur.
“Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir
Hâlbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
Hatta Matmazel Nikol‟un o kırmızı ipekli gömleğini
Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
Bile giymek istemem istemeyeceğim”
“Ötesini Söylemeyeceğim”, Gün Doğmadan, s.47.
Bu mısralarda Batılı emperyalist güçlerin hem toprak hem de kültürel anlamda
doğulu ülkeler üzerinde giriştikleri yayılmacı ve yabancılaştırıcı mücadelelerinin karşısında
Karakoç, direnen (küçük kız çocuğu), dönüşen, yabancılaşan (kardeşi Ali) ile iki tipi
simgelemiştir. Matmazel Nikol‟un elbiselerinin en ince ayrıntılarını veren küçük kız çocuğu,

�“batı medeniyetinin görüntüdeki göz kamaştırıcı güzelliği ve cazibesi” karşısında kendi öz
kimliğini korumanın ne kadar zor olduğunu da hissettirmektedir. Karakoç‟ta yabancılaşmaya
ve özünden kopup başkalaşıma girmeye direnen ideal tipe bir diğer örnek “Köşe” şiirinde
geçen “Leyla”dır. “Karakoç"ta kadın, yeniden idealleştirilmiştir. Yataklarda “Kasıkları
öpülen” sabahlara kadar uyutulmayan, kucaklarda gezen dişinin yerini yeni bir “Leyla”
almıştır” (Kabaklı, 2006: 210)
“Leyla‟yı götürüp Londra‟nın ortasına bıraksam
Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur
(...)
Leyla diyorsam şu bizim gerçek Leyla
O gitti bize ağlamak kaldı kala kala”
“Köşe 4”, Gün Doğmadan, s.56.
Leyla‟nın şiirin ilk mısrasında çocuk vurgusuyla anılması, safiyetini ve
masumiyetini yitirmeyişine işaret ederken; klasik şiirimizde sıklıkla kullanılan motiflerden
olan “bülbül”de geleneksel yaşantımıza bir göndermedir. Adının “Leyla” olmasının bizim
olduğu anlamına gelmediğini şair, “şu bizim gerçek Leyla” vurgusuyla şiirde hissettirmiş;
“Leyla”nın şahsında özünü yitimeden, değişime direnenlerin kalmayışını da, “O gitti bize
ağlamak kaldı kala kala” mısrasıyla ortaya koymuştur.
Karakoç, yabancılaşmayı bireyden aileye, aileden cemiyete uzanan çizgide çok
çeşitli ölçeklerde ele alır. “Taha‟nın Kitabı” adlı şiirinde Karakoç, “yuvayı diş kuş yapar”
atasözünün paralelinde, evde başlayan yabancılaşmanın temeline annenin fiziksel olarak
olmayışını ya da annelik kavramının ifade ettiği anlam dünyasından uzaklaşışını koyar:
“Ve anne düştü ilkin
(...)
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere
Anne gitti ve sular buruştu testilerde
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir
Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir
Bir vakitler anne açarken kapıyı
Şimdi kimse yok kapayacak kapıyı”
“Taha‟nın Kitabı”, Gün Doğmadan, s.318.

�Annenin evde olmayışı eşyanın tabiatına uygun, fıtrî hareket tarzını dahi
etkilemiştir: “Sular buruştu testilerde”. Şiirin son mısrasında annenin dışarıdan eve giren
şeyleri denetleyen olmasının yanında, dışarıdan eve girmesi muhtemel zararlı unsurlara karşı
koruyuculuğu da vurgulanmıştır. Yabancılaşmanın “anne” üzerinden işlenişi şairin
“Samanyolunda Veba” şiirinde de karşımıza çıkmaktadır:
“ Önceden bilen ölüş şartlarını çocuklarının
Elleriyle değen koklayan hazırlayan adeta
Sebebine ermeden erişmeden/ korkan ilerdeki korkularla
Noldu zarif latif anneler noldular.”
“Samanyolunda Veba”, Gün Doğmadan, s.99.
“Şair, en kutsal meleke olan “anneliği”n bozuluşunu, şiirin başında bize
verirken, “yabancılaşma”nın yani “veba”nın ruhun ana arterine kadar bulaştığını
anlatmaktadır. Bunun en kolay hissettirmenin yolu ise, annelik içgüdüsüyle çocuğunun başına
gelecekleri, öncesinden “hiss-i kablelvuku”ile anlayan annelerin, şimdi o irtibatı kaybetmiş
olduklarını vurgulamaktır.” (Eroğlu, 1981: 46)
Diclehan da şairin şiirlerinden örnekler vererek kadını yüce bir konuma yerleştirdiğini
savunur: “Kadını yücelten, ona ulvi bir yer ayıran Karakoç, aşkın, sevginin alabildiğine
yozlaştırıldığı ve bazı duygulara bir basamak olarak kullanıldığı bir dönemde kadının
yüceliğinden, safiyetinden ve güzel duyguların köreltilmemişliğinden bahsetmektedir” (1980:
46). Şair, Alınyazısı Saati kitabında bir özlem ve hasretle idealindeki annleri arar:
Ve o kadınlar nereye gittiler
Anne olan sevgili olan o kadınlar
Çocuklarının üzerine titreyen
Kirpiklerinde hep aynı
Sevgi ve merhamet ışığı
O kadınlar gökyüzüne mi çekildiler

�“Alınyazısı Saati”, Gün Doğmadan: 649.

Karakoç, başlangıçta aşk ve kadın bağlamında bireysel bir yalnızlığı dillendirmesine
karşın, temada daha sonra neticesini verecek toplumsal eleştiri de ilk belirtilerini
göstermektedir. Şairin “Şehrazat” isimli şiiri, temanın bu gelişimine tipik bir örnektir:
“Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın”
“Şehrazat”, Gün Doğmadan, s.36.
Şair, “Şehrazat” ismi özelinde idealleştirdiği kadının kalabalıklar içerisindeki
yalnızlığını mahşer benzetmesiyle verir. Geleneksel şiirimizde de sıklıkla kullanılan “mahşer”
motifi, kalabalık bir insan topluluğuna işaret etmesinin yanın da herkesin kendi derdine
düştüğü bir mekânı ve zamanı da vurgular, bu yönüyle “mahşer”, moderniteyle birlikte
bireyselleşmenin hızla arttığı günümüz toplumunun sosyo-psikolojisini de yansıtmaktadır.
Şehrazat herhangi bir kadın olmadığı gibi şairin bireysel aşkını itiraf ettiği birisi de
değildir; merhameti, tiril tiril rikkati ve incelik özellikleri; sevgili, can ve yar sıfatlarıyla
idealize edilen kadındır. Bu mısralarda “Şehrazat”ın kalabalıklar içerisinde yaşadığı yalnızlık,
fiziksel bir yalnızlık değil; duyarlılığını yitirmiş insanların hâlinden ve dilinden
anlayamayacağı, anlamadığı içinde garip bırakacağı birisinin yaşadığı yalnızlıktır. Daha
büyük fotoğrafta “kadın”ı anlamayan ve onu maddesiyle, dişiliğiyle algılayan, böylelikle de
ona, en büyük yalnızlığı yaşatan medeniyete bir tepkidir bu mısralar. Bir başka şiirinde
Karakoç, kent merkezinde modernitenin kadına bu bakışını şu mısralarla dile getirir:
“Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından”
“Denizin Kentini Yaktım”, Gün Doğmadan, s.457.
“Bir kent ki, her şeyiyle alabildiğine “dişi”leştirilmiştir. Modern hayatın bütün maddi
zevklerine kucak açar hâle getirilmiştir. Bir kent ki, orada kadınlar bile, hatta özellikle ve
öncelikle onlar, kadınlıklarından, (anne, eş, sevgili) o hürmet duyulması gereken
niteliklerinden tecrit edilmiş, yalnızca “dış”ları, yani tenleri, yani “kabuk”ları ile bir değer
ifade eder hâle getirilmişlerdir.” (Andı, 2010: 152)

�“Kendini bir „diriliş eri‟ sayan şairin, ideal aşkı bu çağda da diriltip yaşatma
gayreti.” (Karataş, 1998: 279) Karakoç‟a klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden
birisi olan Leyla İle Mecnun‟u çağdaş bir yorumla yeniden yazdırmıştır. Erdem Bayazıt ise
şairin aşk anlayışını “Ondaki aşk evrensel bir düzeyde, madde ötesi bir bölgede, ölümsüz
değerlerin geçerli olduğu bir dünyada soluk alır, filizlenir, yeşerir.” (Bayazıt, 1972:
sy.)sözleriyle özetler.
Hasan Akay‟ın “Piyano Eşliğinde Bir Gösteri!” başlıklı yazısında İkinci Yeni
şairlerinin kadını ele alış ve onu yorumlayışlarını özetlediği satırlar Sezai Karakoç‟un birlikte
anıldığı şairler topluluğu ile arasındaki uçurumu ortaya koymaktadır: “(...) kadın, onların
elinde “kadına ters” bir varlığa, (n)erotik bir nesneye indirgenmiş, yatağa kilitlenmiş, adeta
hayat yatağa dönüştürülmüştür. (...) Şehvetlerin peşinde koşmak dışında anlamlı pek bir şey
yapmayan, gerçek yaşantılarını ya da mecazi/simgesel aşk hallerini anlatmak yerine tamamen
düş ve hayal ürünü bir cinselliği görselleştir(miştir).”(Akay, 2009: 219-220)
Sonuç olarak Karakoç‟ta “kadın” diğer İkinci Yeni şairlerinin aksine cinsel bir
obje olmanın ötesinde, el değmemişliği ve masumiyeti simgeler ve yüceltilen bir konumla
sevgili ve anne kimliğiyle karşımıza çıkar. “Karakoç‟a göre diriliş Meryem gibi temiz ve
masum kadınların vesilesiyle olacaktır.” (Dönmez, 2006: 189)

�BİBLİYOGRAFYA
Akay, Hasan, (2009), Şiire Yeniden Bakmak, İstanbul, Akademik Kitaplar.
Andı,

M.Fatih,

(2012),

“Modern

Türk

Şiiri

ve

Peygamber”,

(Çevrimiçi),

http://www.sonpeygamber.info 29 Haziran 2012.
Bayazıt, Erdem, (1972) “Sezai Karakoç‟un Şiirine Giriş”, Deneme, S.13.
Diclehan, Şakir. (1980). Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç, İstanbul, Piran
Yayınları.
Dönmez, Ali Osman, (2006), “Ötesini Söylemeyeceğim Şiirinden Hareketle Sezai Karakoç
Şiirinde Kadın”, Kahramanmaraş‟ta Sezai Karakoç‟la Kırk Saat, (Sempozyum Sunumları
kitabı içinde), Kahramanmaraş Belediyesi, Kahramanmaraş.
Erdem, Ömer, (2010), “Aşktan Aşkınlığa”, Sezai Karakoç‟ta İdeal İnsan Yorumu, Sezai
Karakoç, Haz. Mehmet Çelik, Yakup Çelik, Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
Eroğlu, Ebubekir, (1981), Sezai Karakoç‟un Şiiri, İstanbul, Bürde Yayınları.
Kabakli, Ahmet (2006). Türk Edebiyatı IV, İstanbul, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.
Karataş, Turan (1998), “Hayat ve İnsan”, Doğu‟nun Yedinci Oğlu: Sezai Karakoç, İstanbul,
Kaknüs Yayınları.
Touraıne, Alaın, (2002), Modernliğin Eleştirisi, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11590">
                <text>2302</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11591">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11592">
                <text>SARIKAYA, Orhan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11593">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.  ÖZET  Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan Victoria Rowe Holbrook’un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib’in “Hüsn ü Aşk” mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye’siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok sayılan bir duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna düşürüp cinsel bir obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona Rosa” şiirinden itibaren çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski mesnevilerden kalma bir aşk anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim Karakoç, klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun’u çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır. Bu çalışmada, Karakoç’un aşk anlayışı ve kadını ele alış biçimş şiirlerindeki örneklerle belirlernirken; şairin düzyazılarındaki örnek metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci Yeni şairlerine yönelttiği tenkitleri de dikkatlere sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11594">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11595">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11596">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11597">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1375" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1666">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e8e1df7e4a52960bf23c8e661ba8ec1b.docx</src>
        <authentication>ad9d6e793ea72dad5e9d38a73ba70d3c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1667">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6f525abbdb0970c8aaca360ffa3443d7.pdf</src>
        <authentication>a25259f832620d382e33485a7fe597e4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10889">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN EĞİTİME BAKIŞI: 2 ÜNİVERSİTE
Recep DUYMAZ
Trakya Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Edirne / Türkiye
Anahtar kelimeler: Eğitim, eğitim kurumları, edebiyat, edebiyat eğitimi.
ÖZET
Sezai Karakoç, Cumhuriyet döneminde yetişmiş hem şair, hem düşünürlerimizden biridir.
Onun şiir kitaplarının yanında deneme, eleştirme ve düşünce yazıları da vardır. Bu tür
yazılarında din, dil, edebiyat, sanat, Doğu, Batı, birey, aile, toplum, devlet, kültür ve medeniyet
gibi pek çok konunun yanında, eğitim ve öğretim gibi toplumu doğrudan doğruya ilgilendiren
kavramları da ele almıştır. Onun ayırıcı özelliği, bu kavramlara ve eğitim kurumlarına gelenekten
gelen birikimle yerli ve çağdaş bir açıdan bakabilmesidir. Sezai Karakoç’un eğitim anlayışının
temelinde eğitimin “hedefli bir uğraş alanı” olduğu düşüncesi vardır. Onun eğitime dair
düşüncelerinin metinlere dayalı olarak tespit edilmesi, hem onun sanatının daha yakından
tanınmasına, hem ülkemizde hâlâ sürmekte olan edebiyat eğitimi arayışlarına bir ışık
tutulmuştur. Bu çalışmada eğitim sistemimizin daha ziyade üniversite dönemine dair düşünceleri
üzerinde durulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10881">
                <text>2303</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10882">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN EĞİTİME BAKIŞI: 2 ÜNİVERSİTE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10883">
                <text>DUYMAZ, Recep </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10884">
                <text>Anahtar kelimeler: Eğitim, eğitim kurumları, edebiyat, edebiyat eğitimi.  ÖZET  Sezai Karakoç, Cumhuriyet döneminde yetişmiş hem şair, hem düşünürlerimizden biridir. Onun şiir kitaplarının yanında deneme, eleştirme ve düşünce yazıları da vardır. Bu tür yazılarında din, dil, edebiyat, sanat, Doğu, Batı, birey, aile, toplum, devlet, kültür ve medeniyet gibi pek çok konunun yanında, eğitim ve öğretim gibi toplumu doğrudan doğruya ilgilendiren kavramları da ele almıştır. Onun ayırıcı özelliği, bu kavramlara ve eğitim kurumlarına gelenekten gelen birikimle yerli ve çağdaş bir açıdan bakabilmesidir. Sezai Karakoç’un eğitim anlayışının temelinde eğitimin “hedefli bir uğraş alanı” olduğu düşüncesi vardır. Onun eğitime dair düşüncelerinin metinlere dayalı olarak tespit edilmesi, hem onun sanatının daha yakından tanınmasına, hem ülkemizde hâlâ sürmekte olan edebiyat eğitimi arayışlarına bir ışık tutulmuştur. Bu çalışmada eğitim sistemimizin daha ziyade üniversite dönemine dair düşünceleri üzerinde durulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10885">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10886">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10887">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10888">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="570" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="564">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/796b121f270be28a3e168b75981bfb97.pdf</src>
        <authentication>e551668f24eec63d9dfef707950500f8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="4433">
                    <text>BİLDİRİ ÖZETLERİ - UTEK 2014

hakkında kısaca bilgi verildikten sonra onun Kerbelâ mersiyeleri şekil ve
muhteva özellikleri açısından incelenecektir.

SEZAİ KARAKOÇ’UN ŞİİRLERİNDE TOPRAK UNSURU
Ayşe A.DİNÇ
International Burch University / Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, şiir, tabiat, toprak unsuru.
ÖZET
Sezai Karakoç, 1950’lerden itibaren dȃhil olduğu şiir dünyamızda şairliği ve
mütefekkir kimliği ile kendine has bir yer edinmiştir. Karakoç’un diriliş
düşüncesi Allah’a inanma etrafında örgülenmiş ve Karakoç şiirini bu temel
üzerinde yükseltmiştir. Kelimeyi güçlü bir silah gibi kullanarak kurduğu
şiirlerinde her kelime ayrı bir öneme sahiptir.
Bu bağlamda Karakoç’un şiirlerinde yer alan toprak ve toprakla ilgili
kelimeler belli bir dünya görüşünün ifadesidir. Sezai Karakoç’un şiirlerinde
tabiata ait unsurlara sıkça rastlamak mümkündür. Karakoç, yoğun bir şekilde
eleştirisini yaptığı modernizmin karşısına tabiîliği, tabiatla iç içe olma
durumunu koyar. Modernizmin karşısında yenilmiş, kendini ve aslını
kaybetmiş olan insan ancak tabiatla yeniden buluştuğu, onunla iç içe olduğu
zaman gerçek kimliğine geri dönebilecek ve olması gereken yerde
durabilecektir. Kȃinatı meydana getiren dört ana unsurdan biri olan toprak ise
Karakoç’un şiirine zaman zaman insanın aslını temsil eden bir öz yahut da
tabiîliğe ait bir unsur olarak doğal ortamdaki haliyle yansımıştır. Bu çalışmada
Sezai Karakoç’un şiirlerinde yer alan toprak unsuru incelenmiş ve şiirin iç
realitesi etrafında oluşturduğu anlam dünyası bakımından irdelenmiştir.

154

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4425">
                <text>2677</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4426">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN ŞİİRLERİNDE TOPRAK UNSURU</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4427">
                <text>DİNÇ, Ayşe</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4428">
                <text>Sezai Karakoç, 1950’lerden itibaren dȃhil olduğu şiir dünyamızda şairliği ve  mütefekkir kimliği ile kendine has bir yer edinmiştir. Karakoç’un diriliş  düşüncesi Allah’a inanma etrafında örgülenmiş ve Karakoç şiirini bu temel  üzerinde yükseltmiştir. Kelimeyi güçlü bir silah gibi kullanarak kurduğu  şiirlerinde her kelime ayrı bir öneme sahiptir. Bu bağlamda Karakoç’un şiirlerinde yer alan toprak ve toprakla ilgili  kelimeler belli bir dünya görüşünün ifadesidir. Sezai Karakoç’un şiirlerinde  tabiata ait unsurlara sıkça rastlamak mümkündür. Karakoç, yoğun bir şekilde  eleştirisini yaptığı modernizmin karşısına tabiîliği, tabiatla iç içe olma  durumunu koyar. Modernizmin karşısında yenilmiş, kendini ve aslını  kaybetmiş olan insan ancak tabiatla yeniden buluştuğu, onunla iç içe olduğu  zaman gerçek kimliğine geri dönebilecek ve olması gereken yerde  durabilecektir. Kȃinatı meydana getiren dört ana unsurdan biri olan toprak ise  Karakoç’un şiirine zaman zaman insanın aslını temsil eden bir öz yahut da  tabiîliğe ait bir unsur olarak doğal ortamdaki haliyle yansımıştır. Bu çalışmada  Sezai Karakoç’un şiirlerinde yer alan toprak unsuru incelenmiş ve şiirin iç  realitesi etrafında oluşturduğu anlam dünyası bakımından irdelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4429">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4430">
                <text>2014-05-23</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4431">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4432">
                <text>ISSN 2303-582X     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="75">
        <name>P Philology. Linguistics,PA Classical philology,PI Oriental languages and literatures,PN Literature (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1461" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1896">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f7a8c0e2144ba59283c6b162c263089a.docx</src>
        <authentication>a9659e76856b09277ce7ae1bcc6e1a6a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1897">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4b525551745a8fb6cc1978a39bda221e.pdf</src>
        <authentication>48ce5829ffe131b981caa0bc12f0275b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11692">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI
Sezai ÇOŞKUN / Ayşe DİNÇ / Mehmed Emin SAĞIR
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.
ÖZET
Sezai Karakoç, 1950'den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü
şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş
Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her
safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale
sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü
içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin
yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin 'yaz mevsimi'ni
ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise 'diriliş'
gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai
Karakoç'un 'Yaz' isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek
incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11684">
                <text>2304</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11685">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11686">
                <text>Sezai, ÇOŞKUN
Ayşe, DİNÇ 
Mehmed Emin, SAĞIR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11687">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.  ÖZET  Sezai Karakoç, 1950'den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin 'yaz mevsimi'ni ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise 'diriliş' gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai Karakoç'un 'Yaz' isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11688">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11689">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11690">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11691">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="2082" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3120">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1f669d8aab891c88293a340391f03bfe.doc</src>
        <authentication>6d20b288b1a37f9906c7f0b322249193</authentication>
      </file>
      <file fileId="3121">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6d8a38e91b45bb2219d2945c70d4c5cf.pdf</src>
        <authentication>2629504b3e6f7525bebe3660cb795be0</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="17032">
                    <text>BOOK OF ABSTRACTS

kurmak ve ortak bağlarımızı geliştirmektir. Çalışmamızın içeriği 1915-2011
yılları arasında yaşayan bu önemli zatın kerametlerini ve bilinmeyen kişiliğini
ortaya çıkarmak şeklindedir.Yapılan alan çalışması Hafız Efendi’nin talabesi
olan 5 kişi ile röportajlı görüşme, 2 kitap tercümesi ve 1 seminer katılımıyla
gerçekleştirilmektedir.Kaynak
kişilerin
görüşme
esnasında
bilgileri
tutulmaktadır.Ayrıca görüşmelerin dışında Hacı Hafız Efendi’nin türbesi,
onun adına yapılan cami ve Mujaga Vakfı gezilip bu yerlerden ortaya çıkan
anlatılar ve görüntüler toplanmaktadır.
SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI
Ayşe DİNÇ &amp; Mehmet Emin SAĞIR
International Burch University / Sarajevo, Bosnia and Herzegovina
Anahtar Kelime: Sezai Karakoç, Nation, Ottoman Empire, summer, esurrection
ÖZET
Sezai Karakoç, has been one of the leading poets of the modern Turkish poetry
since 1950. However, he is not only a poet with his intellectual identity but
also the idea of resurrection has an important place in the history of the
Turkish thought. Karakoç has an idea for every aspect of community life and
he has developed the convention of civilization. Also he describes the nation as
community of people with the same ideals. Every nation keeps its existence in
a seasonal cycle, and sometimes lives in the winter and sometimes in the
summer. According to him, the Turkish nation is a nation that has survived
for a thousand year; Ottoman period refers to season of the summer of this
nation. And if we take off the winter cover from nation, resurrection will take
place and summer will come back again.
Thus, In this study, Sezai Karakoç`s poem”summer” will be examined from
the aspect of his nation understanding and symbolic language of poetry.
| 49

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17026">
                <text>1438</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17027">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17028">
                <text>Dinç, Ayşe
SAGIR, Mehmet Emin</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17029">
                <text>Sezai Karakoç, has been one of the leading poets of the modern Turkish poetry  since 1950. However, he is not only a poet with his intellectual identity but  also the idea of resurrection has an important place in the history of the  Turkish thought. Karakoç has an idea for every aspect of community life and  he has developed the convention of civilization. Also he describes the nation as  community of people with the same ideals. Every nation keeps its existence in  a seasonal cycle, and sometimes lives in the winter and sometimes in the  summer. According to him, the Turkish nation is a nation that has survived  for a thousand year; Ottoman period refers to season of the summer of this  nation. And if we take off the winter cover from nation, resurrection will take  place and summer will come back again.  Thus, In this study, Sezai Karakoç`s poem”summer” will be examined from  the aspect of his nation understanding and symbolic language of poetry.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17030">
                <text>2013</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17031">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="2978" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3746">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/03af864a751d179767e280e054a1be0c.pdf</src>
        <authentication>6e3c328840eb568cdae17fa974c88f63</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="23035">
                    <text>2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9, 2010 Sarajevo

Shakespeare – New Dimensions – Way of Life
Raisa Busatlic
International Burch University
Bosnia and Herzegovina
Sarajevo
Laura4u2freak@gmail.com
Shahab Yar Khan
University of Sarajevo
Bosnia and Herzegovina
Sarajevo
shahabyar_khan@hotmail.com

Abstract: In this article I will be dealing with Shakespeare’s work and lifestyle he has created, the
connection of Shakespeare and modern world in any sense! Shakespeare’s protagonists, his messages, links
with Islam, his place of nowhere, the role model he has become; interference with purpose or without it on a
daily basis. I will try to show, through his famous characters like Hamlet and King Lear, how Shakespeare
reconciled all ideologies of this earthly world and created one new/old ‘religion’ – Ardonic state of mind.
To write on such topic requires personal aspect as well as professional approach, even though these two can
not be strictly separated in my work.

Introduction
When Shakespeare was writing God was expressing Himself, it was the Beauty, the absolute Truth – it
was and still is the Balance. As R.W. Emerson said: “Nothing divine dies…”§§§§§§§§§§§§§§§§§ (Nature, 1836), and
that is exactly how Shakespeare affects the world from his time up to 21st century – even though I think that we
are still living in Shakespeare’s time, and we will continue so.
When I think of Shakespeare all sorts of things come to my mind, but mainly I think of how he has
affected my life, he united me with myself; He through him blessed me with awareness. Sometimes it may be a
curse, but most of the times it is a path which makes it impossible to stray away – it is the one dimensional way.
Shakespeare was thoroughly introduced to me by Dr. Shahab Yar Khan, and since then, and then it was
five years ago, worlds could live side by side in peace, mainly. Can one be peaceful in search of light knowing
that a quest of such kind can never be a complete cognition of reality, nor metaphysical state? Thoughts are
always scattered.
¸
However, it is like the ocean wave: impatient, restless, yet liberated and strong – so strong it can never
be stopped; a wave always follows the moon, therefore it gives flux and reflux. Both can happen with high or
low intensity. It doesn’t matter, as long as it is happening. If the wave stopped its circle life would vanish and
our thoughts wouldn’t have to walk through the path of awareness, because there would be no path – just
eternity. While that time comes no one can subdue the ocean, nor can one’s mind.

New Dimensions
I have every reason to believe that Shakespeare’s ideas were those of Sufi’s. As Rumi said: “These sad
and lonely people tire me”, so I feel that his characters were led by some force and were chosen by Shakespeare
carefully to see His light, but “with lamps in hands” they needed sheiks of some kind to help them find “the
Essence of the Essence, the intoxication of Love”; their sheik was Shakespeare, he is the one who created new
dimensions for his characters, he created ‘place of nowhere’.******************(Rumi, 1998) Shakespeare managed
to give them that; thus he has to be observed as a spiritual leader of those who chose to believe, those who chose

§§§§§§§§§§§§§§§§§
******************

R. W. Emerson (1836), Nature, Dover Thrift Edition
Deepak Chopra (1998), The Love Poems of Rumi, Harmony Books

394

�2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9, 2010 Sarajevo
to follow. Just like any other scripture his works stand for values, rest is up to us. “Ripeness is all.”
(Shakespeare, 2006)
“O Shakespeare! The beauty of your verse mirrors the human heart.
Life finds perfection in your sky-soaring thought.
Was your luminous nature the goal of existence itself?”†††††††††††††††††† (Iqbal 2007)
Shakespeare lived in a period of change. In religion, politics, literature, and commerce, in the habits of
daily living, in the world of ideas, his lifetime witnessed continual change and movement.
When Elizabeth came to the throne, six years before he was born, England was still Catholic, as it had been for
nine centuries. When she died, England became Protestant, and by the date of Shakespeare’s death, it was on the
way of becoming Puritan. The Protestant Reformation had worked its full course of revolution of ideas, habits
and beliefs. The authority of the church had been replaced by that of the Bible, of the English Bible, translated
by Shakespeare’s contemporaries. During his life England had attained unity and an international importance.
Although he wrote during Elizabethan period, which was very much influenced by Bible, Shakespeare’s
work has traces of Platonic, Cabalistic, Humanistic, and even Ishraqqi teaching. Dr. Shahab Yar Khan, in his
PhD theses, brings us to understanding that Shakespeare’s tragedies are not about conflict only, he claims they
have their soul of diversity which is essentially an Ishraqqi concept. Therefore, Shakespeare carries something
that makes him a man of all nations and time.
We must be aware that Shakespeare was closely in touch with the Islamic world and the Illuministic
philosophy.
To elaborate on this, “Illuminism is a constant search towards the liberation of the soul; the liberation of all
earthly prisons, and its western exiles, and returning to essential place of peace and bliss”.‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡ (Nasr
1998) The founder of these teachings is Shahab al-Din Suhrawerdi. Illuminism was revived by Shahab Udin, in
Europe known as Suhra Verdi. He speaks of two themes, saying that Islam is not only a Muslim phenomenon.
He used word balance to explain it. He gave us 12 names of great thinkers of Illuminism; Plato being the first
and himself the last, 12th. Among them there are people of different religions. He also said that balance and
diversity go side by side; as diverse you are as balanced you get to be. “God Himself is the first principle of
diversity”, he says. God has 99 names, all opposite, diverse. If we don’t understand diversity, its beauty, and
power we can’t understand God.
Shakespeare’s drama depends on diversity. Every character is neither good, nor bad; it depends on the abstract
being. His drama is not black, nor white, it is grey, undefined, balanced. As a result of diversity the focus of
Shakespeare’s plays is not within the action, but beyond it. This can be also explained as a concept of Sufism –
Shakespeare’s drama as the illuministic art is the hidden Truth in all its possible dimensions. Just like any other
illuminist Shakespeare doesn’t present the truth in all aspects. I suppose that the complete Truth is left to be
discovered by those who realize that there is something to be discovered. That something is one thing in
common in all Shakespeare’s works and that is his “place of nowhere” (Persian: ‘na kuja abed’) – metaphysical
dimension, hidden message, the Truth, ‘divine Light’. Place of nowhere is not geographical location. His place
has no concept of time. When Shakespeare’s protagonists come back from that place they are transformed,
elevated to the highest possible state of mind.

Hamlet
I will mention only some of his characters and the affect that place of nowhere had on them. I will begin
with Hamlet, the one who is fundamental for this kind of work, whose spiritual growth is seen through his
soliloquies. Without any explanation difference between his blasphemed soliloquies:
“O, that this too too solid flesh would melt
Thaw and resolve itself into a dew!
Or that the Everlasting had not fix'd

††††††††††††††††††

Sir Muhammad Iqbal (2007), Shakespeare (“The republic of Rumi: A novel of reality” by
Khurram Ali Shafique, Iqbal Academy Pakistan)

‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡‡

S.H. Nasr “Three Muslim Sages“, Sohail Academy, 1998. p.112

395

�2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9, 2010 Sarajevo
His canon 'gainst self-slaughter! O God! God!”§§§§§§§§§§§§§§§§§§ (Shakespeare 2006)
and his time spent with the greatest symbol of purity, water, and his ‘kidnappers’, his ‘thieves of mercy’ who
transcended his mind and made him sound like this:
“…there's a special
providence in the fall of a sparrow. If it be now,
'tis not to come; if it be not to come, it will be
now; if it be not now, yet it will come: the
readiness is all: since no man has aught of what he
leaves, what is't to leave betimes?”******************* (Shakespeare 2006)
Shakespeare made Hamlet went trough all these transformations only to show us that changes are
fundamental for our growth as humans, and on that path to elevation, Hamlet had various phases. Trough
meditation, one gets transformed and gets to the point of reaching eternity. This idea is very common in Persian
and Illuministic literature. Eternity in Persian is called: “na kuja abed”- the place of nowhere. The concept of
“place of nowhere” is one thing that’s common in all Shakespeare’s great works. This is why we call his drama
“illuministic”. And this is why Shakespeare is essential to all of us, in our paths that lead to wisdom.

King Lear
First of all I have to say that Lear stands for conventions, the old system of values. It is the old and the
new at clash. This needs to be understood before elaborating on Lear’s mind growth and metaphysical place of
nowhere. In King Lear Shakespeare forced us to experience the place of nowhere more vividly along with Lear.
When Lear enters ‘the heath’ he is forced to confuse materials and abstract world and ideas. His state of mind
changes. At first hi pities himself and that is when he really entered the place of nowhere. It is essential for
human growth. It begins with loss of ego. Human personality develops through psychological escalation. We all
begin with the state of ‘it’ feeling hunger, cold, and baby’s instincts, almost animal. With awareness of
possession ‘it’ becomes ego, the unnatural mark of identification. When we start imposing our ego on others it
leads us to super ego. With King Lear it is an inverse process. Shakespeare teaches us the way of life through
Lear’s realization of other people’s suffering, so the last two acts were dedicated to the state before ‘it’.
Traditionally speaking, we all existed before we were given the body. Our souls existed on the other side, in the
other dimension. Soul is, finally, the essence of our being, not our body. That state is state of balance. That
balance is perfect Ardenic state – state which can only be achieved through perfect love. Lear lived through this
with his daughter; twoness became oneness and ego was eliminated.
Purpose of one’s life should be achieving that state. We must search for God, elevate beyond matter, be
in constant process of growth – once we have the awareness journey towards absolute begins. As Dr. Khan says;
once it starts, the process itself is an accomplishment. Jesus, Prophet Mohammad, Socrates, Plato, Shakespeare,
Rumi, Khan, … all showed that genuine ideas survived in history of mankind.

Conclusion
Humans are the only creatures with power of will. Human will is designed by material accouters,
references of temporary success. God’s will supersedes matter. Great will is beyond matter, and to succeed
without matter is closest we can come to divinity. Purpose of our life should be to discover that concept of living
without matter, beyond it, to struggle every moment, searching for God. It is a constant process of growth. We
have to have in mind that there are two kinds of will: human will and eternal (divine will). We cannot control the
eternal will, but we can try to liberate ourselves from earthly characteristics – only then we become ‘nothing’
and we can enter eternity. We must elevate our mind and direct it towards Haven. Illuminism suggests that
human will alliances with divine one and Shakespeare teaches us the same. Through his characters he has shown
us it is possible. The attempt to release ourselves from chains of matter requires insensitivity towards it. Can a
§§§§§§§§§§§§§§§§§§
*******************

Shakespeare “The Complete Works of William Shakespeare”, “Hamlet” 2006
Shakespeare “The Complete Works of William Shakespeare”, “Hamlet” 2006

396

�2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9, 2010 Sarajevo
being survive without essence? Of course not. The value is derived through essence. Essence is that idea which
is not for personal goal, and Shakespeare’s essence was for genuine goal and continues through those who
stepped on the path of wisdom.

References
Primary sources:
Shakespeare, William (2006), The Complete Works of William Shakespeare, Wordsworth Edition Ltd
Khan, Shahab (2006) The second year lectures
Khan, Shahab (2007) The third year lectures
Khan, Shahab (2008) The fourth year lectures
Bradley, A.C. (2007) The substance of Shakesperian tragedy, Palgrave Macmillan
Neilson, William A., Thorndike, Ashley H. (1927), The facts about Shakespeare, The Macmillan Company
Johnston, Ian (1999), A public domain on various approaches to Shakespeare's tragedy, Malaspina University-College,
Vancouver
Iqbal, Muhammad(2007), Shakespeare (“The republic of Rumi: A novel of reality” by Khurram Ali Shafique, Iqbal
Academy Pakistan)
Khan, Shahab, (2008) PhD theses
Nasr , S.H. (1998), Three Muslim Sages, Sohail Academy
Bloom, Harold (1999), Shakespeare the Invention of the Human, Riverhead
Khan, Shahab (2008), O Šekspirovim Tragedijama, Dobra knjiga, Sarajevo

Secondary sources:
http://www.wikipedia.org
http://www.islamicity.com
http://www.shakespearesfellowship.org
http://www.stjohns-chs.org
http://www.pgdp.net

397

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23029">
                <text>724</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23030">
                <text>Shakespeare – New Dimensions – Way of Life</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23031">
                <text>Busatlic, Raisa
Khan, Shahab Yar</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23032">
                <text>In this article I will be dealing with Shakespeare’s work and lifestyle he has created, the  connection of Shakespeare and modern world in any sense! Shakespeare’s protagonists, his messages, links  with Islam, his place of nowhere, the role model he has become; interference with purpose or without it on a  daily basis. I will try to show, through his famous characters like Hamlet and King Lear, how Shakespeare  reconciled all ideologies of this earthly world and created one new/old ‘religion’ – Ardonic state of mind.  To write on such topic requires personal aspect as well as professional approach, even though these two can  not be strictly separated in my work.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23033">
                <text>2010-06</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23034">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="6">
        <name>H Social Sciences (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="2475" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19675">
                <text>1016</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19676">
                <text>Shakespeare between Interculturalism and Cultural Imperialism</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19677">
                <text>Dumitraskovic, Tatjana</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19678">
                <text>Shakespeare is a most active participant in so-called intercultural theatre. This essay tries to determine the position of Shakespeare in intercultural discussions which consist of the two important issues: cultural equality and authenticity. Most of intercultural Shakespeare productions include non-western cultural elements which are employed merely to decorate the framework of Shakespearean plot, character and theme. While intercultural approaches to Shakespeare produce cultural equality they also lose Shakespearean authenticity.    However, there are so many intercultural Shakespeare productions in which the use of  Shakespeare makes certain the delivery of universal themes. But, the main structure underneath Shakespeare ``universality`` is global capitalism which creates the illusion of universal Shakespeare in the form of international theatre festivals. The use of Shakespeare gives those international productions a quality of high art and makes certain easy circulation in the countries that are under Western influence. That is why productions announce themselves in public as Shakespearean and intercultural, creating an illusion of utopian cultural pluralism. But, a close analysis of intercultural Shakespeare only reveals the liaison between interculturalism and cultural imperialism.  </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19679">
                <text>2012-05</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19680">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
</itemContainer>
