<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=233&amp;sort_field=Dublin+Core%2CTitle" accessDate="2026-06-23T20:52:23+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>233</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1326" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1533">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/54813c6876c555ec58124b6e0591ad16.docx</src>
        <authentication>3695f6a6a473dd040ae0c5ace2d0361c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1534">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e659616a54326f9f333c325fa1c7ded0.pdf</src>
        <authentication>c9be11f891f49a3225d21e3f0e02405b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10430">
                    <text>SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ
HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Hatice ALTUNKAYA
İnönü Üniversitesi, Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı, Türkçe Öğretmenliği Bilim Dalı,
Doktora Programı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.
ÖZET
Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un
Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden
oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı
kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen
hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları
çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının
geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin
anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî
zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1535">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2647542a450010a077a82ab260753827.doc</src>
        <authentication>9879168df63503b0bba5eec5b28d3ea8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1536">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a90b47cf169194ba29a24eee074a3ef1.pdf</src>
        <authentication>293a46fe059bc7bcbe2ed936618db0a6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10431">
                    <text>SAFAHAT‟ TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ
HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Hatice ALTUNKAYA1
Özet
Manzum Ģiirler hikâye ile benzer özellikler gösteren metinlerdir. Mehmet Akif
ERSOY‟un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum
hikâyelerden oluĢmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından
“Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilmiĢtir. Bu
çalıĢmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve
Seyfi Baba- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından
değerlendirilmiĢtir. Edebiyat ustalarının geçmiĢte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi
göz

önünde

bulundurularak

yeni

nesillerin

anlayabileceği

seviyede

yeniden

düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmiĢteki edebî zenginliklerimizle çocukların
tanıĢtırılması açısından yararlı olduğu sonucuna ulaĢılmıĢtır.
Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, hikâye, manzum Ģiir.

ANALYZING THE BOOK, TITLED “SAFAHAT‟TAN HİKÂYELER” IN
TERMS OF THE AIMS OF THE CHILDREN‟S LITERATURE
Abstract
The poems, written in verses are such texts, partake of the stories. The very first
volume of the work of Mehmet Akif ERSOY, titled Sefahat, is comprised of the stories,
written in verses regarding the social life and the history. Some 22 of those tales have
been simplified by Yıldız YILMAZ and converted into prose text under the book titled
Safahattan Hikâyeler. In this study, three of those converted stories, titled, Küfe,
Kocakarı and Ömer as well as Seyfi Baba were evaluated in terms of the aims of the
child literature by plotting the maps of the stories. It is apparent that by taking the
relativity principle aiming to children, which were written by the masters of literature,
into account; reorganizing such stories in the level which would be understood by the
new generations is necessary for Turkish education as well as for introducing our
literary wealth with the children.
1

İnönü Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı, Türkçe Öğretmenliği Bilim
Dalı, Doktora Öğrencisi, hatice4473@hotmail.com

1

�Key Words: Safahat, Children‟s literature, poems written in verses.

Giriş
Safahat, Ġstiklâl MarĢı Ģâiri Mehmet Akif Ersoy‟un 1911-1933 yılları arasında
yedi ayrı kitap hâlinde yayımladığı Ģiir kitaplarını bir araya getiren eseridir. Safahat‟ın
birinci bölümü, toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluĢmaktadır. Bu
manzum hikâyeler Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Mahalle Kahvesi, Koca Karı
ile Ömer gibi hikâyelerden oluĢmaktadır. Ġkinci bölüm Süleymaniye Kürsüsünde
isimli dinî, ahlaki manzume, üçüncü bölüm, Hakk‟ın Sesleri adlı manzume, dördüncü
bölüm Fatih Kürsüsünde, beĢinci bölüm Hatıralar, altıncı bölüm Asım, yedinci
bölüm Gölgeler adlı manzumedir.
Bu çalıĢmada Türk edebiyatının seçkin eserleri arasında yer alan Safahat‟ta
bulunan ve Yıldız Yılmaz tarafından sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilen manzum
hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba- hikâye haritaları
çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiĢtir.
Hikâye haritası tekniği, hikâyeyi meydana getiren unsurları görünür kılarak
okuma anlamlandırma becerilerinin geliĢtirilmesinde kullanılan bir öğretim tekniğidir.
“Hikâye haritası, hikâye elemanlarının bir kısmının veya tamamının ve bu elemanlar
arasındaki iliĢkinin grafik Ģeklinde bir sunumudur. Hikâye haritası yöntemiyle
okuyucuya bir hikâyenin birbiriyle iliĢkili bölümleri ve unsurlarıyla ilgili öğretim
sunulmaktadır. Bu öğretim, öğrencinin dikkatini hikâyedeki ortak elemanlara çeken bir
temel çerçevenin oluĢturulmasını sağlar. Bir baĢka tanımla hikâye haritası tekniği,
hikâyenin parçalarının birbiriyle iliĢkisini okuyucuya öğreten ve hikâyenin temel
elemanlarına okuyucunun dikkatini çekmek için bu elemanların Ģemalarla verildiği bir
Ģema-yapı tekniğidir” (Akt. Onan, 2012:119).
Hikâye haritası; mekân, zaman, ana karakter ve yardımcı karakterler, baĢlatıcı
olay, problem, giriĢim, sonuç ve tepki gibi unsurlardan meydana gelmektedir.
Öğretmenin, hikâye haritası yöntemiyle hikâye unsurları hakkında öğrencilere
bilgi

vermesi;

onların,

metin

kahramanlarını

tanımalarında,

olayları

anlamlandırmalarında, hikâyedeki problem durumunu kavramalarında, daha önce
okudukları metinler ve hikâyeler arasında karĢılaĢtırmalar yapmalarında yararlı
olacaktır. Öğretmenin rehberliği ile yapılacak hikâye haritası yoluyla metin
2

�çözümlemesi çalıĢmaları, öğrencilerin görüĢlerinin alınmasını da gerektirdiği için
anlama becerilerinin geliĢimine katkıda bulunabilir.
GüneĢ (2007: 226), öyküleyici metinlerin yapısını keĢfetmek için metin
Ģemalarının kullanım amaçlarını Ģöyle sıralamıĢtır:
 Metindeki bilgileri düzenlemek,
 Tarihi öğeleri tanımak,
 Bilgileri iyi anlamak,
 Bilgileri iyi saklamak, her metnin iskeletini bulmak için fotoğrafını çekmek,
 Metindeki anlam yapısını kolaylaĢtırmak,
 Yazıdaki önemli olaylar ve anlam zincirleri üzerine yoğunlaĢmak,
 Öğrencinin anlama becerilerini geliĢtirmek,
 Yazma becerilerini geliĢtirmek,
 Duyulan veya okunan bir öyküyü görĢelleĢtirmek,
 Bir öyküdeki olayların bölümlerini belirlemek,
 Bir öyküyü anlatmak,
 Bir öyküyü özetlemeden önce düĢünceleri düzenlemek .
“Çocuk edebiyatı usta yazarlar tarafından, özellikle çocuklar için yazılmıĢ olan ve
üstün sanat nitelikleri taĢıyan eserlere verilen genel addır. Çocuk edebiyatı deyimiyle, 214

yaĢlar

arasındaki

kimselerin

ihtiyacını

karĢılayan

bir

edebiyat

alanı

tanımlanmaktadır. Bu alan, çocukluk çağında bulunan kimselerin hayal, duygu ve
düĢüncelerine yönelik sözlü ve yazılı bütün eserleri kapsamaktadır. Masallar, hikâyeler,
romanlar, anılar, biyografik eserler, gezi yazıları, Ģiirler, fen ve doğa olaylarını anlatan
yazılar vb. hep bu çerçeve içine girebilir” (Oğuzkan, 1987:12).
Çocuk edebiyatı; hedef kitlesi çocuk olan, çocuk duyarlığı ve çocuk gerçekliği
doğrultusunda yazılan eserlerin geneline verilen addır. Çocuk edebiyatı yazarlarından
beklenen; çocukların ilgi, gereksinim ve algı düzeylerini dikkate alarak ürün vermektir.
Şimşek (2007:29)‟e göre çocuk edebiyatı: “GeliĢme ve yetiĢme çağındaki çocukların
dil düzeyine, duygu ve düĢünce dünyasına, anlama ve kavrama becerilerine seslenen
edebiyattır ve bu edebiyatın temel kaygısı çocuğa görelik ilkesidir.”

3

�Araştırmanın Amacı
Bu çalıĢmanın amacı; Safahat‟ta bulunan ve Yıldız Yılmaz tarafından
sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilen manzum hikâyelerden üçünü -Küfe, Kocakarı
ile Ömer ve Seyfi Baba- hikâye haritalarını çıkarmak suretiyle çocuk edebiyatının
hedefleri açısından değerlendirmektir.

Evren ve Örneklem
ÇalıĢmanın evrenini Safahat; örneklemini ise Küfe, Kocakarı ile Ömer ve
Seyfi Baba adlı hikâyeler oluĢturmaktadır.

Yöntem
ÇalıĢmada

nitel

araĢtırma

yöntemlerinden

döküman

analizi

yöntemi

kullanılmıĢtır. Doküman analizi, araĢtırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında
bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsar (Yıldırım ve ġimĢek, 2008: 187).

Mehmet Akif Ersoy
Tâhir Efendi ile Emine ġerife Hanım‟ın oğlu olarak Ġstanbul‟da Fatih civarında
Sarıgüzel‟de doğan Mehmet Akif Ersoy, Türk Edebiyatı‟nın seçkin Ģairlerindendir.
Mehmet Akif, birinci Safahat‟tan baĢlayarak toplumun içinde bulunduğu
yoksulluk, sefalet, ahlâkî çöküntü, tembellik, duyarsızlık gibi konularda düĢüncelerini
dile getirmiĢ, bu toplumsal sorunları örnek olaylar üzerinden halka duyurmaya çalıĢmıĢ,
Ģiirini bu amaçla oluĢturmuĢ bir Ģairdir. O, bu problemlere sadece bir toplumsal sorun
olarak bakmamıĢ, bunları Ġslâmî duyarlık çerçevesinde ele almıĢ, yanlıĢlıkları inanç
noktasında sorgulamıĢ biridir. Vurduğu neĢterle toplumu uyarmayı beklerken, ardı
ardına gelen savaĢlar, siyasi çekiĢmeler, fikir ayrılıkları bu sorunları daha da kangren
hale getirmiĢ, Ģairin ıstırabını azaltmayıp artırmıĢtır (Törenek; 2011:204).
Mehmet Akif‟e göre, bir milletin yükselmesi için iki kudrete ihtiyaç vardır.
Bunlar, marifet ve fazilettir. Marifet: milletin maddi refahını artıracak teknik ve ilimdir.
Fazilet ise o milletin kültür değerleridir. Kültür bir milletin yaĢama tarzıdır. Kültür bir
milletin dil, din, tarih, güzel sanatlar, gelenek ve görenekler…. birliğidir. Bir milletin
kültür değerleri, o milletin medeniyetini doğurur. Bu iki kaynak olmadan kalkınma
olmaz. Bu iki kaynaktan birinin bulunmaması, o millet hayatında büyük buhranlar,
boĢluklar meydana getirir (Bâkiler; 1986:38).
4

�Manzum şiir
Öğretici mahiyette olan ve akılda kalması istenilen duygu ve düĢüncelerin ele
alındığı ölçülü ve ahenkli olarak kaleme alınmıĢ Ģiirlere manzum Ģiir denir. Manzum
Ģiirler konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri gösterdiklerinden bu
Ģiirlere manzum hikâyelerde denilebilir. Hikâyede bulunan bütün özellikler (olay, yer,
zaman, kiĢiler) manzum hikâyede de bulunur.

Manzum hikâyelerin özellikleri
-Manzum hikâyelerde Ģair ya bir olayı anlatır ya da bir öğüt verme çabası güder.
-Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle baĢlar, ardından o çevrede bulunan
kiĢiler anlatılır. Daha sonra ise olay anlatılır. Amaç okuyucuya bu bölümde ders veya
öğüt vermektir.
- GiriĢ, geliĢme ve sonuç bölümleri hikâye ile benzer özellikler gösterir.
-Manzum hikâyeler düĢündürücü ve eğiticidir.
-Manzum hikâyeler birçok bölümden oluĢur. Ġlk bölümde anlatılmak istenen olaydan ve
kiĢilerden bahsedilir. Ġkinci bölümde ise olaylar anlatılır ve örneklerle tasdik edilir.
Üçüncü bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi güden cümleler yer alır.
-Manzum hikâyede her olay iĢlenebilir. Sıradan olaylar, sosyal olaylar vs.
-Manzum hikâyeler dörtlük, beyit, bent Ģeklinde de yazılabilir.
-Mensur hikâyeden (düzyazı) hiçbir farkı yoktur. KiĢiler, zaman, mekân, olay bu
hikâyelerde de vardır. Tek farkı Ģiirselliktir. Dizelerdir. Kafiye ve rediftir.
-Toplumu ilgilendiren olaylar iĢlenir.
-Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkileyici konular seçilir.
-Ölçü ve uyağa dikkat edilir.
-Anlam, alttaki dizelerde devam eder.
-KarĢılıklı konuĢmalara yer verilir.
-Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.
-Bu nazım Ģekli edebiyatımıza Tanzimat Dönemi'nden sonra girmiĢtir.
(http://www.turkceciler.com.)

5

�Hikâye haritasi
“Hikâye haritası, hikâye türü metinlerde bulunan türe ait unsurların haritasını
çıkararak onların daha kolay anlaĢılmasını, öğrenilmesini ve hatırlanmasını sağlayan bir
yöntemdir” (Çeçen, 2011:137).
CoĢkun (2007: 256-257), farklı bilim adamlarından (Barlett, Labov, Rumelhart,
Longacre, Stein ve Glenn, Van Dijk, Hoey, Özmen ve Akyol) aktararak bir hikâyeyi
oluĢturan elementleri Ģu Ģekilde sıralamaktadır:
“1. Dekor: Bu bölümde hikâyedeki zaman ve mekân belirtilir. Hikâyedeki zaman
kronolojik bir Ģekilde geçmiĢte bir noktadan ileriye doğru ilerleyebildiği gibi bulunulan
noktadan geriye dönüĢler de içerebilir. Dekor bölümünde zaman ve mekânla birlikte
iklime ait niteliklere de (güneĢli, yağıĢlı, soğuk, sıcak, sisli…bir gün vb.) yer verilebilir.
2. Kahramanların Tanıtılması: Hikâyedeki kahramanlar ana hatlarıyla tanıtılır veya
alıĢkanlık hâlindeki durum ve etkinlikleri betimlenir. Ġnsanlar, hayvanlar veya diğer
varlıklar hikâye kahramanı olabilir. Bu kahramanlardan bir tanesi ana karakter olur. Ana
karakter hikâyedeki problemin oluĢmasında ve çözüme kavuĢturulmasında en önemli
görevi üstlenir. Hikâyede ana karakter kadar etkin olmayan bununla birlikte olaylar
zincirinin oluĢmasına katkıda bulunan kiĢilere yardımcı karakter denilir.
3. BaĢlatıcı Olay: Hikâyedeki olaylar dizisini baĢlatan olaydır. BaĢlatıcı olay, bir doğal
olay veya açlık, acı veya hastalık gibi fiziksel bir sebebe dayanan bir olay olabilir.
BaĢlatıcı olayın ana iĢlevi, hikâyede çözülmesi gereken bir problemi ortaya çıkarmaktır.
BaĢlatıcı olay, doğal bir olay (heyelan), bir içsel tepki (yalnızlık) veya dıĢa dönük bir
davranıĢ, hareket (hizmetçinin mücevheri çalması) olabilir.
4. Problem: Hikâyedeki olayın merkezinde yer alan çatıĢma durumudur. Bu çatıĢma,
baĢlatıcı olaydan sonra ortaya çıkar ve ana karakterin hikâyedeki diğer karakterlerle
veya doğal engellerle mücadelesi Ģeklinde ortaya çıkabilir. Okuyucu hikâye boyunca
problemin çözüme kavuĢup kavuĢmayacağını ve çözüme kavuĢacaksa bunun nasıl
gerçekleĢeceğini merak eder.
5. GiriĢim: Karakterin bir hedefe ulaĢmak için gösterdiği gözlenebilir eylem ifadeleridir.
GiriĢim bölümü çoğunlukla problemin çözülmesini sağlar. GiriĢim hikâyenin en uzun
bölümünü oluĢturur. Hikâyede kahramanın birden çok giriĢimi olabilir.
6. Sonuç: Karakterin gerçekleĢtirdiği giriĢim ya da giriĢimler sonucunda hedefine
ulaĢıp ulaĢmadığının veya giriĢimin sonunda meydana gelen kısa veya uzun vadeli

6

�değiĢikliğin ifade edildiği bölümdür. Sonuç bölümü karakterde olumlu veya olumsuz bir
tepki oluĢturur.
7. Ana fikir: Nasıl bir ders çıkarıldığını veya çıkarılması gerektiğini belirtir. Ana fikir
genelde üst düzey düĢünme süreçlerinin (analiz, sentez, değerlendirme) kullanılmasıyla
elde edilir.
8. Tepki: Bu bölümde karakterin giriĢimlerinin kısa veya uzun vadeli sonuçlarına
gösterdiği tepki veya ana karakterin amaca ulaĢmasının hikâyede yer alan ikinci
karakteri nasıl etkilediği ifade edilir. Tepki; duygusal, biliĢsel veya eylemsel nitelikli
olabilir. Duygusal ve biliĢsel tepkiler yazarın kahramanın duygularını veya zihninden
geçenleri yansıtmasıyla, eylemsel tepkiler ise kahramanın yaptığı bir davranıĢla
anlatılır.”
Çocuk edebiyatı
Çocuk edebiyatı, edebiyatın ruhuna sadık kalarak, çocukların biliĢsel ve
duyuĢsal geliĢimlerini dikkate alarak, onların estetik duygularını harekete geçiren, dil
geliĢimlerine katkıda bulunan, çocuğun hayal gücü, muhakeme becerisi, problem çözme
gibi yeteneklerini geliĢtiren, iyi ve doğru bilgiler veren yazılı ve sözlü eserlerin
bütününe verilen addır.
Çocuk edebiyatı ürünleri, çocuk duyarlığıyla örülmüĢ çocuk düzeyine uygun bir
dille kaleme alınmıĢ metinlerdir. Alıcısı ise öncelikle çocuktur. Bu, söz konusu alana
giren metinleri çocuklar dıĢında hiç kimsenin okumayacağı anlamına gelmez. Zira
nitelikli bir çocuk edebiyatı ürününden yetiĢkinler de zevk alabilirler. Önemli olan
duyarlığın doğallığı, dilin güzelliği, metnin sağlamlığı, konunun çocuğa göreliği,
kurgunun çekiciliği ve serüvenin akıcılığıdır (ġimĢek, 2007:30).
Çocuk edebiyatı metinleri, yaĢanılan gerçeklerle ilgili olmalıdır. Kimi çocuk
kitaplarında hayatın gerçeklerinden oldukça uzaklaĢıldığı, çocuksu olsun diye, hayalî
konulara aĢırı derecede yer verildiği gözlenmektedir. Çocuk edebiyatı metinlerinde
verilen hayal unsurları ve masalsı yapılar, mutlaka çocuğun yaĢadığı çevrenin gerçeğine
uygun sonuçlarla bitirilmelidir. Çocuk, kendi yaĢantısından yola çıkılarak yazılmıĢ olan
eserlere daha büyük bir ilgi duymakta ve bu tür eserler, çocuklar tarafından daha çok
okunmaktadır (AytaĢ ve Yalçın, 2011: 50).

7

�Çocuk edebiyatı alanında çalıĢmaları bulunan eğitimci Jacob (1955), A.F. Oğuzkan'ın
dilimize çevirdiği Curriculum Letter adlı yapıtında çocukların neden edebiyata
gereksinim duyduğunu Ģöyle açıklamaktadır:
"1. Edebiyat hoĢ vakit geçirtici, eğlendirici bir Ģeydir. HoĢ vakit geçirtmeyi eğitimin
baĢlıca amaçlarından biri olarak düĢünmekten çekinilmemelidir. Elbette radyonun,
resimli dergilerin, sinemanın ve televizyonun yanında okumaya da bir yer ayrılması
gerekir. Eğer çocuklar okulda okumayı sevmeyi, okumaktan sadece okumak için zevk
almayı öğrenmezler ise hoĢça vakit geçirten bir unsurdan yoksun kalırlar. Bu akımdan,
edebiyatı, bir hoĢ vakit geçirme aracı olarak öğretim programına alınacak değerli
unsurlardan biri biçiminde pekâlâ düĢünebiliriz.
2. Edebiyat ruha canlılık verir, yaĢama gücünü artırır. Edebiyat kimi zaman bizi, hayatın
çok ciddi ve üzücü durumlarından uzaklaĢtırır, götürür. Güzel bir düzyazı veya Ģiir
okumanın kazandırdığı yaĢantılarla bir insan kısa zamanda bugünkü tasalarından
kurtulma olanağı bulur ve sonra da bu tasarıların karĢısına daha güçlü, daha dinlenmiĢ
halde çıkmanın yollarını öğrenir. Çocuklara okulda bu gibi yaĢantılar edinmek için
birtakım olanaklar verilmediği sürece onlar ruhun canlanıp güçlenmesinde edebiyatın
bu ĢaĢırtıcı, olağanüstü değerini hiç bir vakit öğrenemeyeceklerdir.
3. Edebiyat yaĢamı tanımaya yardım eder. Çocuklar yaĢamı ve yaĢama yollarını
öğrenmek için edebî eserlere gereksinim duyarlar. BaĢka bir kimsenin yaĢamını
ilgilendiren durumları öğrenmek için edebiyat aracılığıyla elde eldilen pek ilginç
yaĢantıları -televizyon, radyo vb.- hiçbir araç kazandıramaz. Kimi durumlarda kiĢisel
yaĢantılardan daha iyisi yoktur; ama bazı yaĢantılar vardır ki bunlar türlü edebiyat
eserlerinin okunmasıyla birer rastlantı sonucu kazanılır. Kısaca, çocuklar yaĢamı
tanımak için edebiyata gereksinim duyarlar.
4. Edebiyat bir rehberlik kaynağıdır. Edebiyat bir kimsenin kendini tanıyarak
davranıĢlarını değiĢtirmeye hizmet edebilir. ġüphesiz, bütün edebiyat eserleri böyle bir
hizmeti görmez ve bu hizmet de her zaman klasik ölçüler içinde yerine getirilemez.
Fakat, her birimizin yaĢamında gereksinim duyduğumuz vakit bize kendimizi anlamak
konusunda yardımcı olan en az bir kitap bulunmuĢtur.
5. Edebiyat yaratıcı etkinlikleri özendirir. Çocuklar, baĢka alanlardaki yaratıcı
etkinliklere geçmek için bir sıçrama tahtası olarak edebiyata gereksinim duyarlar. BaĢka
sanatlarla iliĢkileri bulunan zengin bir programın eĢliğinde yaratıcılığa yönelten okuma
etkinlikleri sayesinde bir sanat, baĢka bir sanatı desteklemiĢ, beslemiĢ olur. Okuma,
8

�çocuğu resim çizmeye ve dramatik sanat alanlarında ritmik yorumlamalar yapmaya
özendirir. Çocuklar okuma ve dramatik sanat alanlarında ne kadar zengin yaĢantılar
edinirlerse yaĢamın öteki yaratıcı alanlarında da o kadar zengin bir kiĢiliğe sahip olurlar.
6. Edebiyat güzel bir dil demektir. Çocuklar kendi dillerini geliĢtirmek için edebiyat
eserlerine gereksinim duyarlar. Edebiyat güzel bir dildir ve içimizde, çocukların
anadillerinin güzelliğini en iyi biçimde öğrenmelerini istemeyecek kimse var mıdır?"(
Oğuzkan; 1995:20).
Çocuk edebiyatının hedefleri
Çocuk edebiyatının hedefleri Ģunlardır:
Millî Eğitim Bakanlığı‟nca uygulanan eğitim programlarındaki amaç ve
kazanımlara ulaĢma yolunda çocuklara destek olacak nitelikte eserler sunmak,
Çocuk kitapları türlerini Türkçe Öğretim Programında yer alan sınıf düzeyine göre
çocuklara tanıtmak,
"Ġnsana ve çevreye karĢı duyarlı olma bilincini kazandırmak,
Farklı alanlara, ilgi çekici olay ve kavramlara yönelik dikkatleri geliĢtirmek,
Hayal gücünü, yaratıcı düĢünme yeteneğini geliĢtirmek,
Çocuğun zihinsel geliĢimine katkı sağlamak, kiĢilik geliĢimine olumlu katkılarda
bulunmak,
Kitabı sevdirmek, kitabın vazgeçilmez bir eğlenme, öğrenme ve bilgilenme aracı
olduğunu fark ettirmek,
Okul öncesinde dinleme ve dinlediğini anlama, resim okuma; okul döneminde
resim ve metin okuma becerisiyle okuduğunu kavrama yeteneğini geliĢtirmek,
Ġçinde doğup büyüdüğü toplumun kültür ve bilgi birikiminden haberdar etmek,
YetiĢkinlerin zihinsel ve duygusal deneyimlerinden yararlandırmak"(ġimĢek;
2007:31).
“Çocukların ruhsal ihtiyaçlarını karĢılamak, güven, sevgi, sevilme, sevme, öğrenme,
bir gruba ait olma, oyun, değiĢiklik ve estetiklik gibi ruhsal ihtiyaçlarını karĢılamak,
Çocukların alıcı ve ifade edici dil geliĢimlerine katkıda bulunmak,
Çocuğa ilk kitap sevgisini aĢılamak, çocukların geliĢmekte olan iç ve dıĢ
dünyalarına katkıda bulunmak,
Çocuğun algı geliĢimini desteklemek, çocukları yaĢam gerçeklerine hazırlamak‟‟
(Demirel; 2011:48).
9

�Yalçın ve AytaĢ (2011:50) , çocuk kitaplarının hazırlanmasında göz önünde
bulundurulması gereken eğitim ilkelerini Ģöyle ifade etmiĢlerdir:
 Çocuk kitapları okullardaki programları destekleyici olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı yazarları , yazdıklarının hangi yaĢ grubuna hitap ettiğini
gözetmeli ve yazdıklarının eğitim programları ile uyumuna dikkat
etmelidirler.
 Çocuk edebiyatı metinleri, yaĢanılan gerçeklerle ilgili olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı ürünleri duygu, düĢünce ve hayal gücünü geliĢtirici
olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı eserleri, çocukların kavrama düzeylerini geliĢtirmenin
yanında,

kendilerinin

de

okuduklarından,

dinlediklerinden

ve

gözlediklerinden yola çıkarak duygu ve düĢüncelerini ifade etmelerini
sağlamalıdır.
 Kitaplar çocuklara, içinde yaĢadığı ülkeyi, dünyayı sevmeyi öğretmelidir.
 Yapılan çalıĢmalar, çocukta üretme becerisini geliĢtirmelidir.
 Eserler, çocuğun giriĢimci ve katılımcı olmasını sağlamalıdır.
 Çocuk edebiyatı metinleri, Ģiddet öğelerini içermemelidir.
 Çocuklara yönelik yazılan eserlerde estetik duyarlılık geliĢtirilmeli,
çocuğun

tercihlerini

yaparken

bu

duygusundan

yararlanması

sağlanmalıdır.
Çocuğun yaĢ kuĢağına, ruhsal, psikolojik, zihinsel geliĢimine uygun, Türkçenin
güzelliğini, estetik değerini duru bir dille çocuklara aktaracak olan eserler çocukların
edebiyattan, okumaktan hoĢlanan, okuma alıĢkanlığı ve zevki kazanmıĢ bireyler olarak
yetiĢmelerine hizmet edecektir.

Bulgular ve yorumlar
AĢağıda; Küfe,

Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı manzum hikâyelerin,

hikâye haritası yöntemine göre çözümlemesi yapılmıĢtır.

1. KÜFE
1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
BeĢ on gün önce
Sabah erken
Ġkindi vakti

Ana Karakter
2

Kahramanlar

Hasan

Mekân
Ġstanbul‟da bir kenar mahalle (Açık
Mekân)
Ġstanbul Fatih semti (Açık Mekân)
Kömürcüler kapısı (Açık Mekân)
Okul yolu (Açık Mekân)

Yardımcı Karakterler
Adam

10

�2. KOCA KARI İLE ÖMER

1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
Bir gece
Sabaha yakın
Öğleden sonra

Mekân
11
Yollar , mahalleler (Açık Mekân)
YaĢlı kadının çadırı (Kapalı Mekân)
Medine sokakları

Yardımcı Karakterler

�3. SEYFİ BABA
1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
Geçen akşam
15 gün once (zamanda geriye
dönüş)

2

Kahramanlar

Mekân
Adamın evi (Kapalı Mekân)
Çamurlu yollar (Açık Mekân)
Seyfi Baba‟nın evi (Kapalı Mekân)

12

Ana Karakter

Yardımcı Karakterler

Seyfi Baba

Seyfi Babayı ziyarete giden
adam.

�Millî ġâir Mehmet Akif Ersoy, günlük yaĢayıĢla ilgili olaylarla durumları
anlatan manzum Ģiirlerinde sosyal yaralara değinen, eğitici, öğretici yanı ağır basan
konuları ele alır.
Safahat Ģairi, yoksulluğu, sefaleti, miskinliği Ģiirine taĢırken, toplumun bu
yaralarına parmak basarken, bazen gerçeği tasvirle yetinir, olayın kahramanının
13

�çaresizliğini göz önüne sererek, bir ortak duygu uyandırmak ister. Merhamet, inanmıĢ
insanın ortak vasfıdır. Bazen de bu olayla birlikte, olması gerekeni göstermeye çalıĢır.
Ġçinde yaĢadığı toplumda gördüğü aksaklıklar, onların tembelliği, bilgisizliği kadar, dini
yanlıĢ anlamaları ve dine aykırı tutumlarından kaynaklanmaktadır (Törenek; 2011:204).
Günümüzde kullanılan Türkçe ile Akif‟in manzum Ģiirlerinde kullandığı dil arasında
büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum da yeni nesillerin bu Ģiirleri anlamalarını
güçleĢtirmektedir. Mehmet Akif ERSOY‟un Safahat‟ında yer alan manzum Ģiirler,
Yıldız YILMAZ‟ın “Safahattan Hikâyeler” adlı kitabında yeni nesillerin kolaylıkla
anlayabileceği Ģekilde mümkün olduğunca aslına sadık kalınarak düzyazı Ģeklinde
yazılmaya çalıĢılmıĢtır. Kitapta, Hasta, Küfe, Hasır, Mezarlık, Bayram, Selma, Azim,
Seyfi Baba, Kör Neyzen, Hürriyet, Kocakarı ile Ömer, Dirvas, Mahalle Kahvesi,
Ressam Haklı, Âhiret Yolu, Bebek, Vaiz Kürsüde, El-Uksur‟da, Necid Çölleri‟nden
Medine‟ye, Birlik, Said PaĢa Ġmamı ve Sanatkâr adlı eserler hikâyeleĢtirilmiĢtir.
Küfe adlı manzum Ģiir düzyazı hâline getirilirken, asıl metinde geçen Hasan‟ın
kardeĢi karakterinden söz edilmemiĢtir. Hasan‟ın anası ile kardeĢine bakmak zorunda
oluĢu ailesine bakmak olarak verilmiĢtir. Bu Ģekilde bir kullanım anlam karmaĢasına yol
açmıĢtır. Asıl metinde geçen “Nazar değil o bakıĢlar, dümû-i istimdâd.” Dizesinde
geçen “dümû-i istimdâd” yâni imdâd isteyen bakıĢlar tamlaması belirtilmemiĢ ve
hikâyede verilmek istenilen iletilerden birinin verilmesi noktasında bir eksiklik
meydâna getirmiĢtir. Ayrıca yine asıl metinde “Eder dururdu birer âĢiyân-ı nûra Ģitâb”
dizesinde geçen “âĢiyân-ı nûra Ģitâb” yani nur yuvasına doğru koĢmak ifadesi hikâyede
belirtilmemiĢtir. Oysa bu ifade öğrencilerin eğitime verilmesi gereken değerleri daha iyi
algılamalarını sağlayacak bir ifade olmasının yanı sıra hikâyenin aslındaki ana fikrinde
kaynağı olan bir ifadedir. Akif‟in ruh dünyasında cumhuriyetin yeni yetiĢen evlatlarının
marifetli, faziletli gençler olması isteği ön plandadır. Millî Ģair bu isteğini toplumsal
sorunlar, ilim, din, medeniyet, ahlak, medeniyet vb. değerlerle özdeĢleĢtirdiği Safahat‟ın
altıncı kitabı olan Asım‟da Ģu mısralarla belirtir:
“Bu cihetten hani hiç yılmasın oğlum gözünüz
Sade Garbın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.
O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin
Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.
Fen diyarında sızan nâ mütenahî pınarı
Hem için, hem getirin yurda o nafi suları
14

�Aynı menbaları ihya için artık burada
Kafanız iĢlesin oğlum: Kanal olsun arada.”
Akif bu dizelerde Garbın ilmini azimle yılmadan, gece gündüz didinerek almalarını,
aldıkları ilmi aktarmalarını öğütlemektedir. Eğitim Akif için selamete çıkma yoludur.
Genç nesillerin eğitim alamaması Ģairin yüreğini sızlatan bir durum olarak Küfe Ģiirinde
Hasan‟ın Ģahsında görünür kılınmaktadır.
Küfe adlı hikâyede “âĢiyân-ı nûra Ģitâb” yani nur yuvasına doğru koĢmak ifadesi
günümüz Türkçesi ifadesi ile yer alması durumunda Millî ġairimizin eğitime verdiği
değer anlaĢılır kılınacaktır. Akif için nur yuvasına koĢmak, ilim sahibi olmak
Ģahsiyetimizi kaybetmeden ilim sahibi olmaktır. Çocuk edebiyatının hedefleri
bakımından “çocukların geliĢmekte olan iç ve dıĢ dünyalarına katkıda bulunmak”
hedefini gerçekleĢtirmek için bu düĢüncelerin yeni nesillerle buluĢturulmasının yararlı
olacağı düĢünülmektedir.
Mehmet Akif, ilk Ģiirlerinden itibaren toplumun içinde bulunduğu yoksulluk, sefalet,
tembellik, duyarsızlık gibi konuları iĢlemiĢ, bu sorunları örnek olaylar üzerinden halka
duyurmaya çalıĢmıĢ bir Ģairdir. Zaman zaman da tarihten seçtiği bazı örnek olayları ve
isimleri zikrederek, millî bilinci uyanık tutmaya gayret etmiĢtir. Bunlar içerisinde kiĢilik
olarak Hz. Ömer‟e sık sık göndermelerde bulunur. Ġlk Safahat‟ta yer alan “Kocakarı ile
Ömer” Ģiiri bunlardandır (Törenek; 2011:203).
Kocakarı ile Ömer adlı manzum Ģiirin düzyazı haline getirilirken mümkün
olduğunca aslına sadık kalınarak yazılmaya çalıĢıldığı görülmektedir. Ancak bazı
yerlerde yanlıĢ sözcük kullanımından doğan bir anlam karmaĢası, bazı yerlerde de Ģiirde
verilmek istenen iletilerin tam olarak aktarılmadığı görülmektedir. Örneğin “Selâmı aldı
kadın pek beĢûĢ bir yüzle” dizesindeki beĢûĢ yüzle ifadesi “kadın asık bir yüzle selamını
aldı” ifadesi ile verilmiĢtir. Oysa ki “beĢûĢ” sözcüğünün anlamı gülümser bir yüz
anlamına gelmektedir. Özellikle hikâyelerde verilmek istenilen alt iletilerin doğru
olarak ifade edilmesi önem kazanmaktadır. Bu ifadenin doğru Ģekilde kaleme alınması
kiĢinin hangi durumda olursa olsun misafiri güleryüzle karĢılaması gerektiği iletisini
vermesi bakımından önem arz etmektedir. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde “Medîne
halkını üryan bırak, Mısır‟da dolaĢ…”Gazâ! Gazâ!” diye git soy cihanı, gel paylaĢ”
dizeleri “Medine halkını aç, çıplak, gözü yaĢlı bırakıp “Gaza! Gaza!” diyerek Mısır‟a
dolaĢ; sonra da zaferler kazanıp ganimeti paylaĢtır…” Ģeklinde yer almıĢtır. Akif‟in

15

�dizelerinde zafer kazanmak anlamını karĢılayan bir ifade bulunmamaktadır ve verilmek
istenilen anlam öznel olarak değiĢtirilmiĢtir. Ayrıca hikâyede; asıl metinde yer alan;
“ġu nevhalar ki çıkar tâ bulutların içine,
Ömer! Savâik-ı tel‟in olur, iner tepene!,
Yetîmin âhını yağmur duası zannetme:
O sayha ra‟d-kazadır ki gönderir ademe!” dizelerini ifade eden bir bölüm
bulunmamaktadır. Hikâyede verilmek istenilen yetimin âhının alınmaması, yetimlerin
korunup gözetilmesi iletisinin verilmemesi bir eksiklik olarak görülmektedir.
“Kocakarı ile Ömer hikâyesi yönetici olan Ömer‟in Ģahsında bireye yüklenen
sorumluluğun önemini zikretmesi, sorumluluk bilinciyle mesul olduğu insanlara karĢı
vazifelerini yerine getirmesi bakımından çocuk edebiyatının “insana ve çevreye duyarlı
olma bilincini kazandırmak” hedefini gerçekleĢtirme ilkesiyle örtüĢtüğü söylenebilir.
Seyfi Baba adlı manzum Ģiir Safahat‟ın altıncı bölümü olan Asım‟da yer alan
Ģiirlerdendir.
Asım Ģiiri; toplum meselelerini Ģiir diliyle ve hikâye tarzında dile getirmek suretiyle
çözme çabası olarak görülebilir. ġiir içinde ve Safahat‟ın diğer bölümlerinde bu tarz
anlatım çok kullanılmıĢtır. „Mahalle kahvesi, Küfe, Seyfi baba, Hasır, Meyhane, Selma,
Köse imam, Azim, Sanatkar, vb.‟ hikâye tarzında inĢad edilen Ģiirler, hayatın içinde var
olan sorunlara teĢhis ve tedavi arayıĢları olarak görülebilir. Asım Ģiiri Akif‟in özlediği
geleceğin Ģiiridir. ġiirde önce „içerisinde yaşanılan şartların tahlili yapılarak,
kurtuluş yolunu yeni bir neslin inşa edebileceği‟ düĢüncesi bizlere anlatılmaya
çalıĢılmaktadır (Cerrah; 2011:297).
“Safahattan Hikâyeler” adlı eserde “Seyfi Baba” hikâyesi manzum Ģiirin aslına sadık
kalınarak kelimeleri mümkün olduğunca günümüzde kullanılan karĢılıkları verilerek
yazılmıĢtır. Hikâye özellikle değer iletimi açısından büyük bir önem arz etmektedir.
ġiirlerinde toplumsal sorunları, toplumun içinde bulunduğu aksaklıkları önceleyerek
sanatını toplumun hizmetine sunan Ģair, toplumsal duyarlılığı ile yeni nesillere örnek
teĢkil edecek bir tavır sergilemektedir. Hasta ziyareti, yoksullara yardım edilmesi,
ekmek parası kazanmak için çalıĢmak gerektiği iletileri çocukların toplumsal sorunlar
konusunda duyarlılıklarının arttırılması bakımından değerlidir.

Çocuk edebiyatının

hedeflerinden çocukları yaĢam gerçeklerine hazırlamak, çocuğun algı geliĢimini
desteklemek” hedefleriyle bağdaĢan hikâye çocukların yaĢanılan gerçeklerle ilgi
kurmasına katkıda bulunabilir.
16

�Manzum Ģiirlerin hikâyenin bütün unsurlarını taĢıdıklarından hikâye haritası
yöntemiyle incelenmesi daha iyi anlaĢılması bakımından yararlıdır. Ġncelenen
hikâyelerin ana karakterlerinin iletmek istedikleri düĢünceleri, duyguları uygun bir dille
ilettikleri görülür. “Seyfi Baba” hikâyesinde ġairin “Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param
olsa idi!” dizesi “Ya merhamet duygusundan mahrum yaratılsaydım ya da param
olsaydı!” ifadesi ile düz yazı haline getirilerek kahramanın duyuĢsal tepkisi çocukların
anlayabileceği Ģekilde etkileyici, açık, anlaĢılır bir dille ifade edilmiĢtir.
Hikâyelerin çocuk edebiyatı hedeflerinden insana ve çevreye karĢı duyarlı olma
bilincini kazandırmak, farklı alanlara, ilgi çekici olay ve kavramlara yönelik dikkatleri
geliĢtirmek, güzellik duygusunu geliĢtirecek estetik değerde edebî ürünlerle çocuğu
tanıĢtırmak, çocuğu Ģiir, hikâye, roman, masal, fabl, çizgi roman, bilimsel kitap,
biyografi gibi türlerde nitelikli eserlerle buluĢturmak, sosyalleĢtirme ihtiyacını
doyurmak, kiĢilik geliĢimine olumlu katkılarda bulunmak hedeflerini gerçekleĢtirmede
uygun olduğu görülmektedir.
Çocuk edebiyatının hedeflerinden biri de “çocuğu içinde doğup büyüdüğü
toplumun kültür ve bilgi birikiminden haberdar etmektir”. Bu bağlamda hikâyeler, Türk
Edebiyatında önemli bir yere sahip olan Mehmet Akif ERSOY‟un eserlerinin çocuklara
daha detaylı tanıtılması, düĢüncelerinin aktarılması yönüyle değer kazanmaktadır.

Sonuç ve Öneriler
Türk Edebiyatı tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Mehmet Akif ERSOY‟un
değerli eseri Safahat‟ın genç nesillerin anlayabileceği Ģekilde günümüz Türkçesi ile
sunulması, çocuk edebiyatı hedeflerinden, içinde doğup büyüdüğü toplumun kültür ve
bilgi birikiminden haberdar etmek hedefiyle birebir örtüĢmektedir. Ayrıca bu türden
eserlerin ilettiği değerler yönüyle

çocuklarla tanıĢtırılması

Programı‟nda (MEB, 2006: 4) yer alan

Türkçe Dersi Öğretim

“Millî, manevî ve ahlâkî değerlere önem

vermeleri ve bu değerlerle ilgili duygu ve düĢüncelerini güçlendirmeleri” ilkesi ile de
bağdaĢmaktadır.
“Safahat tek baĢına, bugünkü ve yarınki nesillere din, tarih, vatan sevgisi, birlik
duygusu, millî Ģuur ve millî edebiyat için gerekli bilgi ve tehassüsleri temin edebilecek
kudrette büyük bir eserdir. Bu eserin dilini bilmeyen, onu anlamayan ve onunla aynı
hisleri paylaĢmayan bir “okumuĢ”un “aydın”lık iddiasına hakkı olamaz. Bu eser,
Müslüman Türk milletinin bin yıldır yaĢadığı ve yaĢattığı değerlerin, his ve fikirlerin
17

�derinliklerinden fıĢkırmıĢ bir pınardır. Milletini gerçekten öğrenmek isteyenler, bu
kitabı okumalı; milletiyle birleĢmek ve ona layık olmak isteyenler, bu eserdeki fikirlere
göre kendilerini tashih etmelidir. Bir millet için böyle bir esere sahip olmak, Ġlâhî bir
lütuftur. Bütün tahsil yıllarında “Safahat” için ayrı ders saatleri konulmalı ve Türk
gençleri bu eserin, dilini ve duygularını bir hayat suyu içercesine bütünüyle öğrenip
benimsemelidirler” (Düzdağ, 2006:65).
Mehmet Akif ERSOY‟un düĢünce yapısını iyi bilen çocuk edebiyatı yazarları
çocuğa görelik ilkesinden hareketle, çocukların geliĢim düzeylerini göz önünde
bulundurarak

Safahat‟taki

manzum

hikâyeleri

çocuk

edebiyatı

alanına

kazandırmalıdırlar.
Çocuk edebiyatı eserlerinde bulunması gereken ilkeler gözetilerek Akif‟e ait
eserler görsel eserlere dönüĢtürülmeli, bilgisayar teknolojisinden yararlanılarak
çocukların ilgisini çekecek hale getirilmelidir.
Çocuk edebiyatı alanında yaygın olarak yer alan yabancı kültürlerin tanıtıldığı
eserler yerine, Akif‟in Türk-Ġslam kültürüyle yoğrulmuĢ eserlerinin çocuklarla
buluĢması sağlanmalıdır.
GeçmiĢte meydana getirilmiĢ olan Türk Dili‟nin değerli eserlerinin içeriğinden
öğrencilerin haberdar edilmesi, milletinin kültürel birikimlerinden beslenen,

kendi

benliğinden, geçmiĢinden, edebiyatının, toplumunun öz kaynaklarından kopmamıĢ,
duyarlı nesillerin yetiĢmesini sağlayacaktır.
Türkçe eğitiminde drama ile öğretim yöntemi öğrencilerin yaĢayarak
öğrenmelerini sağlayan etkili bir yöntemdir. Drama etkinlikleri oluĢturmada Mehmet
Akif ERSOY‟un manzum hikâyelerinden yararlanmak mümkündür. Hikâyeler,
dramatizasyon

çalıĢmaları

yapılarak

Türkçe

öğretimine

uygulanması

halinde

öğrencilerin dil becerilerini geliĢtirmeleri üzerinde önemli geliĢmeler sağlayacaktır.
Kültür ve bilgi birikimimizi temsil eden eserler, çocukların düzeylerine uygun bir
Ģekilde Türkçe ders kitaplarında yer almalıdır. Âsım‟ın beklenen, özlenen neslini
yetiĢtirme yolunda Mehmet Akif Ersoy‟un eserleri eğitimcilerin ıĢığı olmalıdır.

Kaynakça
AytaĢ, Gıyasettin ve Yalçın, Alemdar. (2011). Çocuk Edebiyatı, Ankara: Akçağ
Yayınları.

18

�Bâkiler, Yavuz Bülent. (1986). Ölümünün 50. Yıldönümünde Mehmet Akif Ersoy
Ankara: Sevinç Matbaası.
Cerrah, Selim. (2011). “Asım ġiirinde Sosyal Olayların Tahlili”, Uluslararası Mehmet
Akif Ersoy Millî Birlik ve Bütünlük Sempozyumu/bildiriler, 12-14 Ekim 2011,
Ġstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi.
CoĢkun, Eyyup. (2007). “Türkçe Öğretiminde Metin Bilgisi”. Ġlköğretimde Türkçe
Öğretimi (Editörler: Ahmet Kırkkılıç ve Hayati Akyol), Ankara: Pegem A Yayıncılık.
Çeçen, Mehmet Akif (2011). “Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin Türkçe Eğitimi Açısından
Ġncelenmesi”, Edebî Metinlerle Çocuk Edebiyatı (Editörler: Doç. Dr. ġener Demirel ve
vd.), Ankara: Pegem A Yayıncılık.
Demirel, ġener. (2011). “Çocuk Edebiyatı‟nın Tanımı, Nitelikleri ve Hedefleri”, Edebî
Metinlerle Çocuk Edebiyatı (Editörler: Doç. Dr. ġener Demirel vd.), Ankara: Pegem
A Yayıncılık.
Düzdağ, M. Ertuğrul. (2006). Mehmed Akif Hakkında AraĢtırmalar III, Ġstanbul:
Marmara Üniversitesi Ġlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları.
Ġlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu. (2006). (6,7,8. Sınıflar)
Ankara: MEB Yayınları.
Leland, Jacob (1955). Curriculum Letter. (Çev. A.Ferhan OĞUZKAN), 1995‟ten Akt.
Ferhan Oğuzkan, Çocuk Edebiyatı. (1995). Ankara: Anı Yayınları.
Oğuzkan, A.Ferhan. (1987). Çocuk Edebiyatı, Ankara: Emel Matbaacılık.
Onan, Bilginer. (2012). Dil Eğitiminin Temel Kavramları, Ankara: Nobel Akademik
Yayıncılık.
Törenek, Mehmet. (2011). “Mehmet Akif‟te Sosyal Meseleler ve HZ. Ömer
Duyarlılığı”,

Uluslararası

Mehmet

Akif

Ersoy

Millî

Birlik

ve

Bütünlük

Sempozyumu/bildiriler, 12-14 Ekim 2011, Ġstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi.
ġimĢek, Tacettin. (2007). Çocuk Edebiyatı, Konya: Suna Yayınları.
YeĢilyurt, Evrim. (2002). Mehmed Akif Ersoy Hayatı ve Eserleri 1, Ankara: Yeryüzü
Yayınevi.
Yıldırım, Ali ve ġimĢek, Hasan. (2008). Sosyal Bilimlerde Nitel AraĢtırma Yöntemleri,
Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Yılmaz, Yıldız. (2008). Safahat‟tan Hikâyeler, Ġstanbul: Gonca Yayınları.
http://www.turkceciler.com. 22.01.2013 tarihli eriĢim ile alınmıĢtır.

19

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10422">
                <text>2231</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10423">
                <text>SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10424">
                <text>ALTUNKAYA, Hatice </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10425">
                <text>Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.  ÖZET  Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10426">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10427">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10428">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10429">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1496" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2001">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4d22afd557220308032a45f9f25e7fbf.docx</src>
        <authentication>bae1d7f1f074166720d13aca9e05b535</authentication>
      </file>
      <file fileId="2002">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f365b7e5e406a19198af36d9afca74e6.pdf</src>
        <authentication>7dbf70d3be99f1f946cf9f6d5ec774c8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12025">
                    <text>ŞAİR TEZKİRELERİNDE BOSNA TASVİRLERİ
Kamile ÇETİN - Ahmet AKGÜL
Süleyman Demirel Üniversitesi, Türk Dili Bölümü, Isparta / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şair Tezkireleri, Bosna.
ÖZET
Klâsik Türk edebiyatında şair biyografileri hakkında bilgi veren şuara tezkireleri,
içerdikleri biyografik bilgilerin yanında edebî açıdan da bazı malzemeler ihtiva eden eserler
durumundadır. Bunlardan biri de tezkire müelliflerinin şairleri tanıtırken onların doğdukları,
yaşadıkları veya herhangi bir vesileyle bulundukları mekânları da söz konusu etmeleridir.
Tezkireciler, bazen sadece bahsi geçen yerin adını vermekle yetinirlerken bazen de benzetme
unsurlarından yararlanmak suretiyle o mekânı tasvir ederler. Böylece şairlerin hayatlarına dair
bilgiler verirken aynı zamanda devrin edebî ve kültürel merkezleri durumundaki coğrafî
mekânları da kendi bakış açılarıyla tanıtmış olurlar. Bu tebliğde, Türk edebiyatında XVI. yüzyıl
ile XVIII. yüzyıl arasında kaleme alındığı ifade edilen şair tezkirelerinde, şairlerin hayatlarına
dair bilgi verilirken Bosna’nın hangi ifadelerle ele alınıp tasvir edildiği ortaya konmaya
çalışılmıştır. Böylelikle tezkire müelliflerinin Bosna’ya bakışları kronolojik olarak dikkatlere
sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12017">
                <text>2037</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12018">
                <text>ŞAİR TEZKİRELERİNDE BOSNA TASVİRLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12019">
                <text>ÇETİN, Kamile
AKGÜL, Ahmet</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12020">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şair Tezkireleri, Bosna. ÖZET  Klâsik Türk edebiyatında şair biyografileri hakkında bilgi veren şuara tezkireleri, içerdikleri biyografik bilgilerin yanında edebî açıdan da bazı malzemeler ihtiva eden eserler durumundadır. Bunlardan biri de tezkire müelliflerinin şairleri tanıtırken onların doğdukları, yaşadıkları veya herhangi bir vesileyle bulundukları mekânları da söz konusu etmeleridir. Tezkireciler, bazen sadece bahsi geçen yerin adını vermekle yetinirlerken bazen de benzetme unsurlarından yararlanmak suretiyle o mekânı tasvir ederler. Böylece şairlerin hayatlarına dair bilgiler verirken aynı zamanda devrin edebî ve kültürel merkezleri durumundaki coğrafî mekânları da kendi bakış açılarıyla tanıtmış olurlar. Bu tebliğde, Türk edebiyatında XVI. yüzyıl ile XVIII. yüzyıl arasında kaleme alındığı ifade edilen şair tezkirelerinde, şairlerin hayatlarına dair bilgi verilirken Bosna’nın hangi ifadelerle ele alınıp tasvir edildiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylelikle tezkire müelliflerinin Bosna’ya bakışları kronolojik olarak dikkatlere sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12021">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12022">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12023">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12024">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1833" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2640">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/df396629132872e4ddf501c3a4129b34.docx</src>
        <authentication>bae1d7f1f074166720d13aca9e05b535</authentication>
      </file>
      <file fileId="2641">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/13c20774503dab67a6397a16931eb151.pdf</src>
        <authentication>7dbf70d3be99f1f946cf9f6d5ec774c8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="15065">
                    <text>ŞAİR TEZKİRELERİNDE BOSNA TASVİRLERİ
Kamile ÇETİN - Ahmet AKGÜL
Süleyman Demirel Üniversitesi, Türk Dili Bölümü, Isparta / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şair Tezkireleri, Bosna.
ÖZET
Klâsik Türk edebiyatında şair biyografileri hakkında bilgi veren şuara tezkireleri,
içerdikleri biyografik bilgilerin yanında edebî açıdan da bazı malzemeler ihtiva eden eserler
durumundadır. Bunlardan biri de tezkire müelliflerinin şairleri tanıtırken onların doğdukları,
yaşadıkları veya herhangi bir vesileyle bulundukları mekânları da söz konusu etmeleridir.
Tezkireciler, bazen sadece bahsi geçen yerin adını vermekle yetinirlerken bazen de benzetme
unsurlarından yararlanmak suretiyle o mekânı tasvir ederler. Böylece şairlerin hayatlarına dair
bilgiler verirken aynı zamanda devrin edebî ve kültürel merkezleri durumundaki coğrafî
mekânları da kendi bakış açılarıyla tanıtmış olurlar. Bu tebliğde, Türk edebiyatında XVI. yüzyıl
ile XVIII. yüzyıl arasında kaleme alındığı ifade edilen şair tezkirelerinde, şairlerin hayatlarına
dair bilgi verilirken Bosna’nın hangi ifadelerle ele alınıp tasvir edildiği ortaya konmaya
çalışılmıştır. Böylelikle tezkire müelliflerinin Bosna’ya bakışları kronolojik olarak dikkatlere
sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15058">
                <text>1954</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15059">
                <text>ŞAİR TEZKİRELERİNDE BOSNA TASVİRLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15060">
                <text>CETIN, Kamile
AKGUL, Ahmet</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15061">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şair Tezkireleri, Bosna.  ÖZET  Klâsik Türk edebiyatında şair biyografileri hakkında bilgi veren şuara tezkireleri, içerdikleri biyografik bilgilerin yanında edebî açıdan da bazı malzemeler ihtiva eden eserler durumundadır. Bunlardan biri de tezkire müelliflerinin şairleri tanıtırken onların doğdukları, yaşadıkları veya herhangi bir vesileyle bulundukları mekânları da söz konusu etmeleridir. Tezkireciler, bazen sadece bahsi geçen yerin adını vermekle yetinirlerken bazen de benzetme unsurlarından yararlanmak suretiyle o mekânı tasvir ederler. Böylece şairlerin hayatlarına dair bilgiler verirken aynı zamanda devrin edebî ve kültürel merkezleri durumundaki coğrafî mekânları da kendi bakış açılarıyla tanıtmış olurlar. Bu tebliğde, Türk edebiyatında XVI. yüzyıl ile XVIII. yüzyıl arasında kaleme alındığı ifade edilen şair tezkirelerinde, şairlerin hayatlarına dair bilgi verilirken Bosna’nın hangi ifadelerle ele alınıp tasvir edildiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylelikle tezkire müelliflerinin Bosna’ya bakışları kronolojik olarak dikkatlere sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15062">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15063">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15064">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="603" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="597">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f92d77e4c92427a16e8ca1499291723c.pdf</src>
        <authentication>dd4e14140fca3eb94185af0261397e7e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="4730">
                    <text>BİLDİRİ ÖZETLERİ - UTEK 2014

SAİT FAİK ABASIYANIK’IN KÜÇÜREK (KISA) ÖYKÜSÜ “BEN VE
ONLAR”IN ROLAND BARTHES’İN S/Z ADLI ESERİNDE YER ALAN
“SEMANTİK KOD” BAKIMINDAN YENİDEN OKUMA DENEMESİ
Elif SAYAR
Ondokuz Mayis Üniversitesi, Samsun / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Semantik Kod, Roland Barthes, Sait Faik Abasıyanık,
Küçürek Öykü.
ÖZET
Öykü, kendine ait özellikleriyle, yeni yorumlara açık ve derin boşluklar
taşıyan bir anlatı türüdür. Bu çalışma, öykünün bu derin boşluklarında,
imgesel ve semantik unsurlarla satır aralarını yeniden okuma denemesidir. Bu
çalışmada Sait Faik Abasıyanık’ın “Ben ve Onlar” adlı kısa öyküsünün
taşıdığı anlam yükü, Roland Barthes’in S/Z adlı eserindeki beş koddan ( 1.
Deneyin Sesi ( Özgür seçim edimleri)EYL.2. Kişinin Sesi
(Anlambirimcikler)ANL. 3. Bilimin Sesi (Ekinsel düzgüler)GÖN. 4. Gerçeğin
Sesi (yorumlar)YOR. 5. Simgenin Sesi (Karşısav) SİM.), birisi olan “Kişinin
Sesi /Semantik Kod” bakımından yeniden okunmuştur. Değerlendirmede, Sait
Faik Abasıyanık’ın kısa öykülerinden biri olan “Ben ve Onlar”ı seçilmesinin
nedeni, dünya edebiyatında “short short story” veya “flash fiction” gibi
adlandırmalarla bilinen, Küçürek (kısa) öykü tarzında olmasıdır. Ramazan
Kaplan’a göre yüz sözcüğü geçmeyen bu anlatılar beş yüz sayfalık bir
romanda, anlatılmak isteneni birkaç tümceyle anlatır. Hızlı iletişim çağında,
her şeyin parçalanıp küçüldüğü, dost sohbetleriyle saatlerce süren sofraların
yerini, kısa sürede tüketilen Fast- Food’un alması, özlem sözcüklerinin
sayfalarca sürdüğü mektupların yerini ise birkaç harfe sıkıştırılarak yazılan
kısa mesajların aldığı, tüketim çağında yaşayan insanın, günün yirmi dört
saatinin bir dakikasına sığdırabileceği bu öyküler, çağın bir aynası gibidir.
Yoruma açık ve yananlam öğelerinin fazlasıyla bulunduğu bu öyküler,
“Semantik Kod” bakımından incelemeye değerdir. Metni temel olarak
yazınsal yapıttan ayıran, onu estetik bir ürün değil, anlam aktarıcı bir kılgı,
olarak gören Barthes, S/Z adlı eserinde, metni anlambirimlere ayırarak
incelemiştir. Bu çalışmada, Anlambilimin gönderme yaptığı yananlam veya
anlambirimcikler, Roland Barthes’in izlediği yöntem dâhilinde bir sözcük
138

�BİLDİRİ ÖZETLERİ - UTEK 2014

veya sözcükler dizisi ile belirtilip, ANL. kısaltmasıyla gösterilmiştir. Seçilen
öykü metninin çoğulluğu ise anlambirimciklerin çeşitli şekillerde
yorumlanmasına olanak sağlamıştır. Anlam derinliği olan bu öykülerde,
herkesin kendinden bir şeyler bulması mümkündür. Bu makalede, yaşam
mücadelesi içinde, ait olmadığı bir ortamdan çıkmaya çalışan bir aydının, içsel
mücadelesi açıklanmaya çalışılmıştır. Toplum yaşamından aile yaşamına
doğru perspektif bir yapıda aktarılan bu öykü çalışması, toplumsallıktan
bireyselliğe uzanan bir yolculuk niteliğindedir.

GÖSTERGEBİLİMSEL YÖNTEMLE BİR MASAL ÇÖZÜMLEMESİ:
"ALTIN ARABA" MASALI ÖRNEĞİ
Esra KÜLAH
Mersin Üniversitesi, Mersin / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Göstergebilimsel Çözümleme, Eyleyenler Modeli,
Masal, Anlam.
ÖZET
Dil ve edebiyat alanında olduğu kadar resimden sinemaya, mimariden
antropolojiye kadar birçok farklı alanda da uygulama alanı genişleyen
göstergebilim, kuramsal yaklaşımlar ve dilbilimin yöntemleriyle metin
çözümlemelerinde farklı bakış açıları ortaya koyar. Yazın eleştirisi ve metin
incelemelerine işlevsel açıdan yaklaşan göstergebilim, anlamın metin içinde
nasıl oluştuğu ve nasıl iletildiği ile ilgilenir. Göstergebilimsel yaklaşımla ele
alınan metin çözümlemelerinde birtakım araçlardan yararlanılır. Algirdas
Julien Greimas tarafından geliştirilen Eyleyenler Modeli de bunlardan biridir.
Bu çözümleme yönteminde, metindeki anlam evreninin oluşumunu ortaya
koymak amacıyla aşamalı bir süreç izlenir. Bu yazıda Greimas’ın geliştirdiği
Eyleyenler Modeli’nden yararlanılarak Naki Tezel’in Türk Masalları adlı
eserindeki “Altın Araba” adlı masalı çözümlenmiştir. Çözümleme sürecinde
öncelikle metin belirli ölçütlerle kesitlere ayrılmış; sonrasında bu kesitler
söylemsel, anlatısal ve mantıksal-anlamsal düzeylerde çözümlenerek metnin
derin yapısına ulaşmak amaçlanmıştır.
139

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4722">
                <text>2731</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4723">
                <text>SAİT FAİK ABASIYANIK’IN KÜÇÜREK (KISA) ÖYKÜSÜ “BEN VE  ONLAR”IN ROLAND BARTHES’İN S/Z ADLI ESERİNDE YER ALAN  “SEMANTİK KOD” BAKIMINDAN YENİDEN OKUMA DENEMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4724">
                <text>SAYAR, Elif</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4725">
                <text>Öykü, kendine ait özellikleriyle, yeni yorumlara açık ve derin boşluklar  taşıyan bir anlatı türüdür. Bu çalışma, öykünün bu derin boşluklarında,  imgesel ve semantik unsurlarla satır aralarını yeniden okuma denemesidir. Bu  çalışmada Sait Faik Abasıyanık’ın “Ben ve Onlar” adlı kısa öyküsünün  taşıdığı anlam yükü, Roland Barthes’in S/Z adlı eserindeki beş koddan ( 1.  Deneyin Sesi ( Özgür seçim edimleri)EYL.2. Kişinin Sesi  (Anlambirimcikler)ANL. 3. Bilimin Sesi (Ekinsel düzgüler)GÖN. 4. Gerçeğin  Sesi (yorumlar)YOR. 5. Simgenin Sesi (Karşısav) SİM.), birisi olan “Kişinin  Sesi /Semantik Kod” bakımından yeniden okunmuştur. Değerlendirmede, Sait  Faik Abasıyanık’ın kısa öykülerinden biri olan “Ben ve Onlar”ı seçilmesinin  nedeni, dünya edebiyatında “short short story” veya “flash fiction” gibi  adlandırmalarla bilinen, Küçürek (kısa) öykü tarzında olmasıdır. Ramazan  Kaplan’a göre yüz sözcüğü geçmeyen bu anlatılar beş yüz sayfalık bir  romanda, anlatılmak isteneni birkaç tümceyle anlatır. Hızlı iletişim çağında,  her şeyin parçalanıp küçüldüğü, dost sohbetleriyle saatlerce süren sofraların  yerini, kısa sürede tüketilen Fast- Food’un alması, özlem sözcüklerinin  sayfalarca sürdüğü mektupların yerini ise birkaç harfe sıkıştırılarak yazılan  kısa mesajların aldığı, tüketim çağında yaşayan insanın, günün yirmi dört  saatinin bir dakikasına sığdırabileceği bu öyküler, çağın bir aynası gibidir.  Yoruma açık ve yananlam öğelerinin fazlasıyla bulunduğu bu öyküler,  “Semantik Kod” bakımından incelemeye değerdir. Metni temel olarak  yazınsal yapıttan ayıran, onu estetik bir ürün değil, anlam aktarıcı bir kılgı,  olarak gören Barthes, S/Z adlı eserinde, metni anlambirimlere ayırarak  incelemiştir. Bu çalışmada, Anlambilimin gönderme yaptığı yananlam veya  anlambirimcikler, Roland Barthes’in izlediği yöntem dâhilinde bir sözcük veya sözcükler dizisi ile belirtilip, ANL. kısaltmasıyla gösterilmiştir. Seçilen  öykü metninin çoğulluğu ise anlambirimciklerin çeşitli şekillerde  yorumlanmasına olanak sağlamıştır. Anlam derinliği olan bu öykülerde,  herkesin kendinden bir şeyler bulması mümkündür. Bu makalede, yaşam  mücadelesi içinde, ait olmadığı bir ortamdan çıkmaya çalışan bir aydının, içsel  mücadelesi açıklanmaya çalışılmıştır. Toplum yaşamından aile yaşamına  doğru perspektif bir yapıda aktarılan bu öykü çalışması, toplumsallıktan  bireyselliğe uzanan bir yolculuk niteliğindedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4726">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4727">
                <text>2014-05-23</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4728">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4729">
                <text>ISSN 2303-582X     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="75">
        <name>P Philology. Linguistics,PA Classical philology,PI Oriental languages and literatures,PN Literature (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1346" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1592">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7efeb089b5d3486953250c8f8cf4ee41.docx</src>
        <authentication>0069289b672cdbc49235f9ae51f1ed1d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1593">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f3baa35b963afbfebb3d5a748ca99bcf.pdf</src>
        <authentication>a63b9839fd757b87acb92443cc799955</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10620">
                    <text>SAİT FAİK VE MİLJENKO JERGOVİÇ’İN HİKÂYELERİNDEKİ ÇEVRESEL
ETMENLERİN ANLAMSALLIĞI
Sibel BAYRAM
Sarajevo Üniversitesi, Felsefe Fakültesi, Saraybosna / Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Günlük hayat, uyum, sıradanlık, küçük insanlar.
ÖZET
Modern Tür hikâyeciliğin kurucusu olarak kabul edilen Sait Faik, klasik hikâye
kurallarını yıkmış getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir.
Daha çok kendisinden yola çıkarak çevresindeki izlenimlerini anlatan yazar, insan gerçeğini
anlamaya çalışmıştır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve
sevinçlerini irdeleyerek kendisine özgü bir tarz oluşturmayı başarmıştır. Hikayelerinde küçük
insanı şiir kokusunda anlatır. Saraybosna'da doğan Miljenko Jergoviç adlı yazar da Sait Faik gibi
hikâyelerinde hayatı aşırılıklara kaçmadan şiir tadında ifade etmiştir. Akıcı bir dille olayları
anlatırken başka insanların dikkat etmediği küçük unsurlara farklı anlamlar yükler. Farklı
milletlere ait olmakla birlikte iki yazarın tekniği ve bakış açıları arasında benzerlikler
gösterilmektedir. İkisi de çevredeki canlı cansız unsurları kullanarak hikâyelerinin temasını
oluştururlar. Eserlerinde trajediler görülmez. Miljenko Jergoviç, Bosna savaşını hikâyelerinde
konu ederken dahi savaşın arka planındaki sıradan günlük hayatın fotoğrafını bize verir. Sait
Faik ve Miljenko Jergoviç, yaşamın sahnelerini küçük fotoğraflarla betimler.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1594">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/de267d9a4fc21e4fe6f0f556a37683cf.docx</src>
        <authentication>ff14c5b5897b1392e13d3251e7a255d5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1595">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/32b0e0fcf2943a0b8a6cf469ffe2055e.pdf</src>
        <authentication>992b76400706f99d3fd4d601f62de327</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10621">
                    <text>SAİT FAİK VE MİLJENKO JERGOVİÇ’İN HİKAYELERİNDE ÇEVRESEL
ETMENLERİN ANLAMSALLIĞI
Sibel BAYRAM1

Özet
Modern Türk hikayeciliğin kurucusu olarak kabul edilen Sait Faik, klasik hikaye kurallarını
yıkmıĢ getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir. Daha çok
kendisinden yola çıkarak çevresindeki izlenimlerini anlatan yazar, insan gerçeğini anlamaya
çalıĢmıĢtır. Ġnsanların yaĢama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini
irdeleyerek kendisine özgü bir tarz oluĢturmayı baĢarmıĢtır. Hikayelerinde küçük insanı Ģiir
kokusunda anlatır. Saraybosna'da doğan Miljenko Jergoviç adlı yazar da Sait Faik gibi
hikayelerinde hayatı aĢırılıklara kaçmadan Ģiir tadında ifade etmiĢtir. Akıcı bir dille olayları
anlatırken baĢka insanların dikkat etmediği küçük unsurlara farklı anlamlar yükler. Farklı
milletlere ait olmakla birlikte iki yazarın tekniği ve bakıĢ açıları arasında benzerlikler
gösterilmektedir. Ġkisi de çevredeki canlı cansız unsurları kullanarak hikayelerinin temasını
oluĢtururlar. Eserlerinde trajedileri göremeyiz. Miljenko Jergoviç, Bosna savaĢını
hikayelerinde konu ederken dahi savaĢın arka planındaki sıradan günlük hayatın fotoğrafını
bize verir. Sait Faik ve Miljenko Jergoviç, yaĢamın sahnelerini böylece küçük fotoğraflarla
betimler.
Anahtar Kelimeler: Günlük hayat, uyum, sıradanlık, küçük insanlar.

THE IMPORTANCE OF ENVIRONMENTAL FACTORS IN THE STORIES OF
SAIT FAIK AND MILJENKO JERGOVIÇ
Abstract
Sait Faik, accepted as the founder of modern Turkish story writing terminated the old
rules of story writing and he was accepted as the writer whose root is in his hands because of
1

Sarajevo Üniversitesi (Bosna-Hersek), Felsefe Fakültesi, Türkoloji Bölümü; Trakya Üniversitesi, Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü Doktora Öğrencisi.

�the innovations he made in story writing.He mostly wrote about impressions he captured
from the things happening around himself by using his inner creative strength and tried to
understand human factor.He managed to create his own writing style by examining and
studying the way of living of human ,their wishes,fears,worries and joys.In his stories he told
the daily man poetically.Miljenko Jergovic,born in Sarajova,tells the life poetically without
extremes like Sait Faik. While telling the events in a fluent way,He gives different meanings
to unimportant things which other people don’t recognise.It is stated that there are similarities
between the writing style and point of view of these story writers although they were from
two different nations.They created the theme of their stories using inanimate and living things
around.We cannot see tragedies in their stories. Even Miljenko Jergoviç wrote about the
Bosnian war,he gave us the picture of ordinary life behind the war scenes.They described
sceneries of life with little pictures.
Key Words: Daily Life, harmony, ordinariness, unimportant people.

Giriş
Farklı edebiyatlardaki eserleri karĢılaĢtırmak, farklı kültürler hakkında bilgi
edinmemizi ve aynı duruma farklı ya da benzer bakıĢ açılarını görmemizi sağlar. Emel
Kefeli’ye göre: ''Medeniyetlerin karşılaşması ile karşılaştırmalı edebiyat arasında bir
bağ kurularak kendisinden farklı kültürlerle kaynaşmayan medeniyetler nasıl
gelişmezlerse, farklı edebiyatlarla karşılaşmayan edebiyatların da tek bakış açısıyla
sınırları gelişemez...'' (Akt.Tarhan Gündağ, 2009:3) Türk edebiyatının önemli hikaye
yazarlarından Sait Faik ile Bosna-Hersek edebiyatına ait son dönem önemli
hikayecilerinden Miljenko Jergoviç, mekanı ve çevredeki diğer unsurları hikayelerinde
iĢleyiĢ tarzı bakımından benzerlikler göstermektedir. Farklı milletlere ait hikayeler de
olsalar teknik bakımından ortaklıklar bulunmaktadır. Arnold'a göre: ''Her yerde bir
ilişki ve her yerde bir örnek bulunur. Tek başına hiçbir olay, hiçbir edebiyat başka
olaylardan, başka edebiyatlardan kopuk olarak ele alındığında yeterince anlaşılmaz.''
(Akt. Tarhan Gündağ:2009:3)

''Tahir Alangu‟nun Türk Hikâyeciliğinin “yol açıcıları” olarak değerlendirdiği harf
devriminden 1950‟lere kadar eser veren Fahri Celal Göktulga, Selahattin Enis, Osman

�Cemal Kaygılı, Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt, Reşat Enis Aygen,
Memduh Şevket Esendal, Sadri Ertem, Sabahattin Ali gibi isimler Türk hikâyesindeki mekân
anlayışını gerçekçi bir çizgiye çekme konusunda oldukça başarılı olmuşlardır.''
(Özdemir,2006:22)
''Türk hikâyesinde 'zamanı ve mekânı' gittikçe daha küçük parçalara ayırarak anlatmak
isteyen ve gittikçe daha geniş ölçüde küçük adama ve onun gündelik, küçük yaşayışına doğru
giden yeni hikâye anlayışı”, Sait Faik tarafından geliştirilecektir.'' (Özdemir,2006:22)
Bosna-Hersek edebiyatı son dönem hikayecilerinden Miljenko Jergoviç, Saraybosna
Üniversitesinde felsefe ve sosyoloji eğitimi gördü. 'Gözlemevi VarĢova' kitabını yayımladı.
Daha sonra 1994 yılında 'Sarajevo Marlboro' adlı günlük hayata dair kısa hikaye kitabını
yayımladı.
Bildiğimiz gibi romanlarda, hikayelerde mekan önemli bir unsurdur. ''Dünya üzerindeki
bütün doğal oluşumlar mekân denilen varlığın boyutları içinde yer alır ve onunla
ölçülebilirler. Bachelard, 'mekân peteklerin binlerce gözünde zamanı sıkıştırılmış olarak
tutar, mekân bu işe yarar.' der.'' (Akt. Özdemir, 2006:3)
''Bachelard, „Mekânın Poetikası‟ isimli eserinde ev, yuva, kabuk kavramlarından yola çıkarak
en ilkel imgelemlerle mekânı açıklamaya çalışır. Kaplumbağanın, istiridyenin, çekirdek içinin
kabuğu, kuşun yuvası, insanoğlunun kendisi için yaptığı evi ve inşa ettiği çevresi yaşamı
mümkün kılan mekânlardır. '' (Özdemir, 2006:3)
YaĢanılan mekanlar, Ģehirler, aynı zamanda hayat öykümüzün belgeleridir. Her Ģehir binlerce,
milyonlarca hayat saklar. Aynı zamanda geleceğe dair hayalleri de barındırır. Ġnsanlar
yaĢadığı mekanlardan izler taĢır aynı zamanda izler de bırakır. Mekanla insan arasında
karĢılıklı bir alıĢ-veriĢ söz konusudur. Bu alıĢveriĢ sadece mekanla sınırlı olmayıp insanın
çevresindeki her nesne her unsurla varolan bir alıĢveriĢtir.
Mekan, tarihin ilk yıllarından itibaren insanın hayatını etkileyen önemli unsur olmuĢtur.
Ġnsanoğlu en baĢta barınak problemini çözmüĢ ve çevresiyle karĢılıklı iletiĢime geçmiĢ,
hayatındaki her nesne gittikçe ayrı bir anlam, önem kazanmıĢtır. Kendisine göre anlamlar
yüklemiĢtir. ġehirler, insanoğlunun kullandığı nesneler kültürü, hayat felsefesini, dünyaya

�bakıĢı tarzını yansıtmıĢtır. Ayna görevini görmüĢtür. Aynı zamanda Ģehirler ve nesneler geçen
sosyal zamanın göstergesi olmuĢlardır.
Mekanla, nesnelerle ve insan arasında zamanla güçlü bir bağ oluĢmuĢtur. Öyle ki insanoğlu
bunları kaybetmemek için zaman zaman çatıĢmaya girmiĢtir. SavaĢların, kavgaların nedeni de
budur. Kaybetmemek için canını feda etmeyi göze aldığı olur. Bağlayıcı özellikler olup
duygusal bağ oluĢur.
Mekanlar ve çevresel unsurlar romanlarda da yerini alır. Romandaki olayların gerçekleĢmesi
için bir mekana ve bir çevreye ihtiyaç vardır. ''Bu bağlamda tasvir edilen mekânın gerçek
dünyada somut olarak bulunup bulunmaması eseri meydana getirenin çok önem verdiği bir
konu değildir. Bu tür bir mekân anlayışını bazı araştırmacılar 'stilize etmek' şeklinde
açıklamışlardır. Stilize etmeyi, muhayyilede tasarlamak, hayallerde şekil vermek şeklinde
tanımlayabiliriz. Daha çok hayal dünyasına hitap eden bu mekân anlayışında bildiğimiz
mekân kavramlarını gerçek anlamından uzak buluruz.'' (Özdemir, 2006:7)
Romanlarda gerçekçi bir çevreyi Avrupa'da özlellikle Rönesans sonrası görürüz. Türk
edebiyatında ise çevrenin, mekanın gerçekçi bir Ģekilde anlatılması özellikle 19. yüzyıla
dayanır. Yazarlar mekanın etkisini eserlerinde kullanmaya baĢlamıĢlar ve çevredeki unsurları
daha gerçekçi kullanmaya baĢlamıĢlardır. Bu ögeler yaĢam tarzını yansıtmıĢtır.
Yazarlar, hikayelerde farklı karakterler yaratarak mekanlara, eĢyalara okuyucunun farklı
bakmasını sağlar. Özellikle realistler için eĢya çok önemlidir. Gerçeki anlatılan eĢyalar
okuyucu üzerinde çok fazla etki bıraktığı düĢünülür. Bu yüzden uzun uzun tasvirler yapılır.
Natüralistler bu konuda realistlerden daha da ileriye giderek çevreyi insan hayatıındaki en
önemli unsur haline getirirler. Çünkü çevrenin insanın kiĢiliğini belirlediği düĢünülür.
Mekan, hikayede birer kahraman olarak karĢımıza çıkar. Hikayede gerçekleĢecek iyi ya da
kötü olayları okuyucuya mekan aracılığıyla sezdirir. Hem Sait Faik hem de Miljenko Jergoviç
mekanı eserlerinde birer kahraman olarak kullanmıĢlardır.
Sait Faik için GümüĢ: ''Çağcıl ve yenilikçi bir değişimin başlıca yaratıcısıdır.'' der. (Akt.
Tarhan Gündağ, 2009:16) Sait Faik geleneksel hikaye tekniğine bağlı kalmayıp mahalleleri,
yoksulluğu, Ġstanbul sokaklarını, balıkçıları günlük hayatını anlatarak aslında kendi kiĢiliğini
de ortaya koymuĢtur. Onun yaĢam tarzını hayata bakıĢ tarzını hikayelerinde yakalamaktayız.

�Bu bağlamda Jergoviç de 'Sarajevo Marlboro' adlı hikaye kitabında Saraybosna'da
çocukluğundan itibaren karĢılaĢtığı kahramanların sıradan hayatını anlatırken kendi
geçmiĢinden, yaĢam tarzından sahneler bize sunar. Jergoviç, Sait Faik gibi gelenekçi bir
hikayeci değildir. Bosna savaĢının anlatıldığı 'Sarajevo Marlboro' adlı eserinde savaĢın trajik
yönünü okuyucuya göstermek amacında değildir. SavaĢın gölgesindeki insanların günlük
yaĢamını anlatır. Bu anlamda bu eser savaĢı anlatan diğer roman ve hikayelerden apayrı bir
konuma sahiptir. Sıradan günlük yaĢamla savaĢ biraradadır. Perde önünde küçük insanların,
küçük uğraĢları sergilenirken aslında perdenin diğer tarafında savaĢ devam etmektedir. Ancak
savaĢı konu edinen diğer eserlerde karĢılaĢtığımız gözyaĢı, çaresizlik, trajedi, acıma gibi
durumları hafif dokunuĢlarla geçiĢtirir. SavaĢ bir yerlede sürüyordur ama hayat devam
ediyordur izlenimini okuyucuda bırakır.
''Mekan ve özellikle 'İstanbul, coğrafi yönden ayrıcalıklı konumu, nesilden nesile aktarılan
kültür mirası ve sanatçılara ilham verecek kadar muhteşem doğal güzellikleriyle Türk
edebiyatının değişmez temalarından biri olmaya hak kazanmıştır.'' (Özdemir, 2006:23) 1870'
li yıllardan itibaren Ġstanbul hikaye ve romanın vazgeçilmez mekanı olmuĢtur.
Sait Faik'in hikayelerinde Ġstanbul önemli yer tutar. 'HıĢt HıĢt' adlı hikayede: ''Burgazada‟da
bir bahar günü tabiatın canlılığı ve güzelliğinden etkilenen yazarın tabiatın kendisine verdiği
mutluluğu diğer canlılarla paylaşmak istemesi ve yalnızlıktan duyduğu korku anlatılmaktadır.
Hikâyede geçen Kalpazankaya adından yazarın Burgazada‟da bulunduğunu anlıyoruz.''
(Özdemir, 2006:81)
'Eftalikus’un Kahvesi' adlı hikayede: ''Taksim bahçesinde edebiyat meraklısı genç bir
hayranıyla oturan yazarın bu gencin “Hikâyeyi nasıl yazarsınız? Sorusuna verdiği
örnekleyici cevaplar anlatılır. Hikâyede bulundukları konum itibariyle Taksim Bahçesi,
Harbiye ve Şişli‟nin isimleri geçer. Yazar o civarda vakit geçiren kör bir adamın hayatının ve
hissettiklerinin nasıl bir hikâye konusu olabileceğini genç hayranına anlatmaya çalışır.''
(Özdemir, 2006:81)
'DiĢ ve DiĢ Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam' adlı hikayede: ''Anadolu Pasajının sonunda
bulunan İranlı bir kahvecinin işlettiği küçük bir kahvede daktilosu ile arzuhalcilik yapan
Ferit Yazgan, Beyoğlu ve Sultanahmet adliyelerinde zabıt kâtipliği yapmış, emekli olunca da
dilekçe, mektup yazarak, kira kontratı doldurarak ekmek parasını çıkarmaya çalışmaktadır.

�Ferit Beyi ilginç kılan ise doğuştan dişsiz oluşudur. Ferit Bey, dişsiz doğmuş ve doğduğu gibi
dişsiz olarak hayatına devam etmiştir. Yazar Ferit Bey ile hayatı, diş ve dişsizlik üzerine
röportaj yapar.'' (Özdemir, 2006:87)
Miljenko Jergoviç, 'Sarajevo Marlboro' adlı eserde Sarajevo, olayların, hayatların arkasındaki
asıl kahramandır. SavaĢ sırasında Saraybosna'da yaĢayan insanlarıın hayatlarını abartısız,
gündelik hayatlarını konu edinir. SavaĢ dönemi olmasıyla birlikte savaĢ ana olay değildir.
Küçük insanlar ve Saraybosna ana karakterlerdir. 'Yolculuk' adlı hikayede yazar: 'Saraybosna
her zaman olduğu yerde. Ama biz artık orada değiliz.' der.
Jergoviç'in hikayelerinde Saraybosna'yı ele alıĢ biçimi ile Sait Faik'in Ġstanbul'u ele alıĢı
bakımından benzerlikler gösterir. Her iki yazarın hikayelerinde Ģehir, olayların arka fonunda
her zaman kendisini hisettirir. Okuyucu mekanı unuttuğu anda Ģehir yine karĢımıza çıkar.
Ġki yazar arasındaki ortaklıklar sadece mekanı eserlerinde kullanıĢ biçimiyle sınırlı değildir.
Üslup bakımından da benzerlikler görmek mümkün. Miljenko Yergoviç, hikayelerini
yazarken bir arkadaĢıyla konuĢuyormuĢ gibi ifadeler kullanıp çok içten ve sıcaktır. GiriĢ
bölümlerinde öykücü çok zaman harcamaz. Öykülerini olayın geçtiği yeri ve kiĢileri anlatarak
baĢlatır. 'Akbaba' hikayesinde olayları anlattıktan sonra ''Her neyse, İzzet'in kapısında
durmuş, kapıyı açmazsa boğazını keseceğini haykırıyordu.'' ifadesini kullanıp sözünü
tamamlar. 'Her neyse' sözü daha çok konuĢma, sohbet ifadesidir. 'Kütüphane' adlı hikayesinde
de okuyucuyla sohbet eder gibidir. Cümlelerini yazarken

2. çoğul kiĢi ekini kulllanır:

''Kafanızın üstünde bir düdük sesi duyarsınız. Olay mahallini her zaman pencerenizden
açıkça görebilirsiniz.'' (Jergoviç, 2001:169)
Jergoviç, halktan kopuk olmayan yalın samimi bir dil kullanır. Jergoviç'in dili okuyucuyu
yormaz, sohbet havasında olup hikaye anlatıcısı değil de sizinle konuĢan, biri rolündedir.
Müzik nağmeleri gibi yazarın hikayeleri sizi dinlendirir. Sait Faik'in üslubuna baktığımızda
onda da yenilikçi, sıcak bir teknik buluruz. Ertop: ''Dil bazen öykülerdeki yaşantının kendisi
olur ve onunla özdeşleşir. Anlatım biçimiyle varolan öyküler yazmaya başlar bu dönemde.
Konuşma dilinden, argodan giderek daha çok yararlanır.'' (Akt.Tarhan Gündağ, 2009:18)
Jergoviç ve Sait Faik sokağı anlatırken argodan sık sık faydalanır. Sait Faik, 'Haritada Bir
Nokta' adlı eserde: ''Ne yapalım gelmesinler. Kırmızı götlü ile davet mi ettik?'' (Abasıyanık,
2012:108)
Sait Faik, toplumsal sorunları anlatırken dahi Ģiirsel bir anlatım kullanır. Toplumda yaĢayan

�küçük insanların birbiryle olan çatıĢmasını, insan öyküsünü anlatma gayesindedir. Var olan
çatıĢmalarda dahi her Ģeyden önce birey ön plandadır. Bu Jergoviç ile Faik arasındaki diğer
bir ortaklıktır. Jergoviç'in 'Hırsızlık' adlı hikayesinde yazar komĢuları Rade, bahçelerindeki
elmaları çaldığı için kavga eder, bu olayın ardından iki komĢu arasında kavga olur ve yıllarca
süren bir küskünlüğe dönüĢür. Daha sonra savaĢ baĢlar ancak iki komĢu arasında değiĢen bir
Ģey olmaz onlar küçük dünyalarında elma hırsızlığından baĢlayan küskünlüklerine devam
ederler: ''Aşağı yukarı yirmi yıl boyunca birbirlerine selam vermediler, tabii kız kardeşler de
bir daha hırsızlık amacıyla gelmediler. Birçok ağustos, eylül geçti, elmalar aynı güzellik ve
kışkırtıcılıktaydı, fakat iki aile birbirlerinin yüzüne bakmadan yan yana yaşamaya devam
ettiler.'' (Jergoviç, 2001:24)

''Sarnıç'ta yayımlanan öyküleri inceleyen Peyami Safa bunlarla ilgili olarak; 'Onun hiçbir
öyküsünde muayyen vak'a, tahlil, tip aramayınız. Onun her öyküsü bir anılar sarnıcına
rasgele daldırılmış bir avuçtur' sözleriyle yazarın edebiyatımıza bir yenilik getirdiğini
belirtir.'' (Akt.Tarhan Gündağ, 2009:19) Bu ifadeyi Jergoviç'in hikaye kahramanları için de
kullanabiliriz. Jergoviç, 'Kaktüs' adlı eserinde baĢ karakter olarak kaktüsü ele alır. Yazarın
sevgilisi ona bir kaktüs hediye eder ve tüm hikaye kaktüsün etrafında Ģekillenir. SavaĢ
döneminde sığınakta olduğu zamanlarda dahi savaĢ tehlikesine aldırmadan üst kata kaktüse
bakmak için gider: ''Kaktüs hayatımızın keyifli bir ayrıntısı haline geldi. Bir duygusal ilişkiyi
hatırlamaya değer kılacak türden bir ayrıntı.'' (Jergoviç, 2001:21) Klasik hikayecilikte bir
kaktüsün hikayenin merkezinde olduğu görülmez. Sait Faik'in 'Zemberek' adlı hikayesinde ise
zemberek hikayenin merkezindeki kahramandır. Okulda sadece Cemil'in saati vardır. Bir gün
saatinin zembereği kırılır ve sınıfın alay konusu olur. Tüm hikaye zembereğin etrafında
döner.

Jergoviç'in 'Tosbağa' adlı hikayesinde yazarın eski bir arabası vardır. Tosbağa yazarın
arkadaĢıdır. Kendisini arabasına benzetir: ''Komşum Salko, mükemmel bir çift olduğumuzu
gözlemlemişti. Koca kafam kısa boylu ama sağlam yapılı vücudumla ben yumuşak
kavisleriyle o.'' (Jergoviç, 2001:30)

''Sait Faik öykülerindeki karakterler önemli değildir. Bu yüzden öykülerinin bazılarında
kahramanlarına bir isim bile vermez. Yazar, bu karakterlere cinsiyetlerini anlatan sıfatlarla
örneğin 'bir kadın', 'bir kız', 'bir adam' ya da yaşlarına göre 'bir genç', 'bir çocuk', 'yaşlı bir

�adam', 'nine' diyerek hitap eder. Bu durum, karakterlerin önemli olmadığını, önemli olan
şeyin bir sorunun varlığını dikkatlere sunma olduğunu gösterir. Fransız edebiyatı roman
döneminde de Marguerite Duras ve Alain Robbe-Grillet gibi yazarlar, roman karakterlerini
'çocuk', 'koca', 'asker', 'kadın' gibi genel bir adlandırma ile roman kurgusuna eklerler.''
(Tarhan Gündağ, 2009:20)

Jergoviç'in hikayelerinde de kahramanlar önemli olmayıp sıradan insanlar ya da bir eĢya
hikayenin kahramanı olabilir. 'Sarajevo Marlboro' adlı hikaye kitabında kaktüs, bir hırsız,
tosbağa, arabası, yüzük, BoĢnak güveci, alabalık, akbaba, çan, mektup, saksafoncu, mezarcı,
bahçıvanı hikayelerin merkezinde görürüz. Mezarcının, bahçıvanın adları hikayede geçmez.
''Edebi metinlerde başlık metnin kendisinden bağımsız farklı bir süreç değil, onunla
bütünleşen metinle birlikte ortaya çıkan iletişim sürecinin ayrılmaz birer parçasıdır.''
(Lüleci,2010:201) Sait Faik ve Jergoviç hikaye isimlerini belirlerken hikayenin içerisinde
geçen basit nesneleri hikaye ismi olarak belirler. Sait Faik'te 'zemberek, fındık', Jergoviç'te
'güveç, tosbağa' gibi.

Edibe Dolu'nun Sait Faik'in anısına yaptığı bir ankette Dünya Gazetesi yazarlarından Bediî
Faik, yazarın dili ile ilgili Ģöyle söyler: ''Her şeyden evvel dili. Gösterişsiz, pürüzsüz, aydınlık
bir dildir bu. Öyle ki, bir öyküsünü okuyup bitirdikten sonra, şayet düşünür ve üzerinde
durursanız, lisanını fark edersiniz. Şöyle söyleyeyim; Sait, ne göze, ne kulağa, her şeyden
evvel ruha anlatır. Karşınızda değil de, içinizde konuşur gibidir.'' (Tarhan Gündağ, 2009:20)

Her iki yazar da kötü olayları ele almakla birlikte hikayelerinde kötümser, depresif bir
atmosfer yaratmazlar. Ġki yazarın güçlü gözlem yetenekleri bulunur. Çevredeki en ufak eĢyayı
iyi gözlemleyip tasvir ederek hikayelerini oluĢtururlar. Jergoviç'in 'Bay Ivo' adlı hikayesinde
Bay Ivo'nun giyimini davranıĢlarını ayrıntılı olarak anlatır. ''Tosbağa hayatında ilk kez
düzenli ve temizdi. Bütün o mazdaların hondaların toyotaların arasına sıkışmış romantik
fütürüzmin altın çağından mimari modeli andııryordu.'' (Jergoviç, 2001:30)

Ġki yazarın kahramanları hırslı değildirler. Büyük hayalleri yoktur. Aslında bu biraz da
yazarların kendi dünya görüĢlerinin kahramanlarına yansımasıdır. Sait Faik, hayatında hiçbir

�zaman çok gösteriĢli bir yaĢam tarzı sürmemiĢtir. ''Sait Faik'in eserlerinde yazarın kendisiyle
ve birbiriyle benzerlik gösteren anlatıcılerın olduğu bir gerçektir.'' (Güven, 2010:7) Jergoviç
de bu bakımdan Sait Faik'e benzer. Jergoviç'in 'BoĢnak Güveci' adlı eserde Zlatan zengin bir
ailenin oğlu olmasıyla birlikte sevdiği kızla Zagrep'te yaĢayabilmek için BoĢnak güvecini
yaparak aĢçılığı dener.

EĢyalar farklı anlamlarda karĢımıza çıkar. Jergoviç'in 'Hırsızlık' adlı hikayede elma ağacı
sadece bir ağaç değildir. Kahramana canlılık tazelik yaĢam sevinci veren bir meyvedir. Sait
Faik'in hikayelerinde de gerçeklik farklı anlatılır. ''Sait Faik'in gerçeklik meselesine dikkat
çeken Mehmet Kaplan onun gerçekliğe yaklaşımını şöyle değerlendirir: 'Sait Faik hayata
bakış ve anlatış tarzı bakımından gerçekçidir. Fakat o gerçeği sade dış görünüşü bakımından
anlatmaz dülger balığında olduğu gibi çirkin dış görünüşünün arkasında iyi bir ruh derin bir
anlam bulur. Sait Faik kainatın sadece dışını değil içini de görür.'' (Aslan, 2007:30) Sait
Faik'in hikayelerindeki nesnelere farklı anlamlar yükleyerek anlatır.

Sonuç
Görüldüğü gibi mekan öykünün önemli bir unsurudur. ''Bu unsurun varlığı metinleri öykü
olmaya bir adım daha yaklaştırır. Mekan insanın konumunu belirtmesi açısından önemlidir.
Ayrıca anlatıcıya farklı bakış açıları sağlar. Kahramanın mekana bakışı oradaki nesnelerle
ilgili görüşleri ve tasvirleri kişilerin maddi kültürel ve ruhsal durumlarıyla ilgili ipuçları
verir.'' (Aydın, 2011:104))
Cumhuriyet döneminin önemli hikayecilerinden Sait Faik ve günümüzün Bosna-Hersek
edebiyatının önemli hikayecisi Miljenko Jergoviç aynı dönemlerde yaĢamamıĢ olmakla
beraber hikaye tekniği ve üslup bakımından benzerlikler göstermektedirler. Her iki yazarda da
mekan ve eĢyalar farklı anlamlar taĢımaktadır. Mekan yazarların eserinde kahraman olarak
iĢlenmiĢ, en trajik olaylar dahi kendisini kadife yumuĢaklığında gösterilmiĢtir. Toplumsal
çalkantıları kendi ruh dünyalarındaki süzgeçten geçirdikten sonra okuyucuyla paylaĢırlar.
Geleneksel kalıplardan sıyrılarak en basit nesneyi en sıradan mekanı öykülerinde iĢleyip en
trajik durumları ise basitleĢtirerek verirler.

Sait Faik'in hikayecilikteki yeniliklerini sıralarsak:''Hikâyenin merkezine yazarın bir birey

�olarak kendini ve kendisiyle ilgili sorunları yerleştirerek, anlatıcı-yazar-hikâye kişisi
arasındaki mesafenin kaldırılması, hikâyede gerçeküstü olay ve durumlara yer verilmesi, olay
merkezli hikâyeden uzaklaşılarak hikâyenin; duygular ve izlenimler etrafında kurulması,
toplumsal temalardan uzaklaşılarak bireyin varoluşu, yalnızlık, ölüm ve umutsuzluk
temalarının ele alınması, serbest çağrışımlarla gelişen bir anlatım dilinin oluşturulması,
hikâyenin anlatımının alegori ve imgelerle örülü bir dille kurulması, dil kullanımında yapısal
ve anlamsal sapmalara yer verilmesi ve farklı hikâyeler arasında ortak motifler aracılığıyla
metinlerarası ilişkilerin kurulması.'' (Kurt, 2011:1466)

Sait Faik'in hikayelerinde toplumu değiĢtirmek ya da bireyi değiĢtirmek gibi birtakım fikirler
empoze etmek gayesi yoktur. Hatta bu yüzden zaman zaman eleĢtiriye uğramıĢtır. Jergoviç de
hikayelerinde böyle bir maksat gütmez. En küçük ayrıntıyı atlamadan bir kompozisyon çizer.

Kaynakça
ABASIYANIK, Sait Faik, Seçme Hikayeler, Türkiye ĠĢ Bankası Kültür Yayınları,
Ġstanbul,2005.
ASLAN Celal, Sait Faik'in Öykülerinde Kurgu ve Anlatım Teknikleri, Ankara Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007.
AYDIN Emel, Orhan Veli'nin Şiirlerinde Öykü İzleri Sait Faik'in Öykülerinde Şiir İzleri,
Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir, 2011.
GÜVEN Oğuz, Sait Faik'in Hikaye ve Romanlarında Homoerotizm Erkek İmgesi ve Kadın
Temsilleri, Bilkent Üniversitesi, Ankara, 2010.
JERGOVĠÇ, Milijenko, Sarajevo Marlboro, ĠletiĢim Yayınları, Ġstanbul, 2001.
KURT, Mustafa, Modernizm ve Gerçeküstücülük Bağlamında Sait Faik‟in Son Hikayeleri,
Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literatüre and History of
Turkish or Turkic Volume 6/3 Summer 2011, p. 1463-1475 TURKEY
LÜLECĠ, Murat, Yeni Bir Disiplin Olarak Dil Bilim Ve Türk Edebiyatına Metin Dilbilimsel
Yaklaşım, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Sosyal Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara, 2010.
ÖZDEMĠR YeĢim, Sait Faik Abasıyanık'ın Eserlerinde Mekan Olarak İstanbul, Ġstanbul
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ġstanbul, 2006.

�ÖZMEN Ruhi Engin, Hışt Hışt, Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sinema- Tv
Ana Sanat Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ġstanbul, 2010.
TARHAN GÜNDAĞ, Özlem, Guy De Maupassant İle Sait Faik Abasıyanık‟ın Öykülerindeki
Ortak İzlekler Karşılaştırmalı İçerik Çözümlemeleri,

EskiĢehir Osmangazi Üniversitesi

Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, EskiĢehir, 2009.

��</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10612">
                <text>2301</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10613">
                <text>SAİT FAİK VE MİLJENKO JERGOVİÇ’İN HİKÂYELERİNDEKİ ÇEVRESEL ETMENLERİN ANLAMSALLIĞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10614">
                <text>BAYRAM, Sibel </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10615">
                <text>Anahtar Kelimeler: Günlük hayat, uyum, sıradanlık, küçük insanlar.  ÖZET  Modern Tür hikâyeciliğin kurucusu olarak kabul edilen Sait Faik, klasik hikâye kurallarını yıkmış getirdiği yeniliklerle "kökü kendisinde olan" bir yazar olarak kabul edilir. Daha çok kendisinden yola çıkarak çevresindeki izlenimlerini anlatan yazar, insan gerçeğini anlamaya çalışmıştır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek kendisine özgü bir tarz oluşturmayı başarmıştır. Hikayelerinde küçük insanı şiir kokusunda anlatır. Saraybosna'da doğan Miljenko Jergoviç adlı yazar da Sait Faik gibi hikâyelerinde hayatı aşırılıklara kaçmadan şiir tadında ifade etmiştir. Akıcı bir dille olayları anlatırken başka insanların dikkat etmediği küçük unsurlara farklı anlamlar yükler. Farklı milletlere ait olmakla birlikte iki yazarın tekniği ve bakış açıları arasında benzerlikler gösterilmektedir. İkisi de çevredeki canlı cansız unsurları kullanarak hikâyelerinin temasını oluştururlar. Eserlerinde trajediler görülmez. Miljenko Jergoviç, Bosna savaşını hikâyelerinde konu ederken dahi savaşın arka planındaki sıradan günlük hayatın fotoğrafını bize verir. Sait Faik ve Miljenko Jergoviç, yaşamın sahnelerini küçük fotoğraflarla betimler.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10616">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10617">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10618">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10619">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1018" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8063">
                <text>3545</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8064">
                <text>SAME ENGLISH - DIFFERENT PURPOSES</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8065">
                <text>Kršul, Svea
Šuput, Branka</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8066">
                <text>What is specific when teaching English for specific purposes to the students of entrepreneurial economics, tourism and journalism? Similarities and differences between teaching general English and English for specific purposes are fairly straightforward focusing on who our target audience is and their purpose of learning English. Through appropriate choice of content, language and text types our teaching inevitably becomes more goal-oriented. However, when it comes to the analysis of teaching English for various specific purposes, the distinctions are much more subtle, yet meaningful.    This paper describes and compares the content and methodology that we apply in teaching English to the undergraduate students of entrepreneurship, tourism and journalism at the University of Applied Sciences VERN’ in Zagreb, Croatia. The focus is on the comparison of teaching, revising and practicing vocabulary, grammar and skills which are fundamental for each area of study. Regarding vocabulary work special attention is given to specific word partnerships and collocations that are integral to mastering the core vocabulary of any profession. Additionally, the fact that words collocate differently in English than in the students’ mother tongue is emphasized.  It is significant that the importance of certain grammar points varies considerably according to the specific purpose in question. Therefore, in our language work we concentrate on the areas that are pertinent to the particular professional register. Despite the fact that there are certain generic business skills such as presentation skills, participating in a meeting, making a pitch or writing an email, they also vary according to the students’ professional careers.     Raising awareness of just how specific the specific purposes of our pre-service and in-service students at different study programmes really are has helped us provide them with the accuracy and fluency required in their professions.     Keywords: english for specific purposes, business, tourism, journalism</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8067">
                <text>2014</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8068">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="18">
        <name>PE English</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1820" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2614">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a5d32366ddba98d36c79beef43478f77.docx</src>
        <authentication>34b111dd08fc2d7df0e7e9690fd0c079</authentication>
      </file>
      <file fileId="2615">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/37017bcaf1b6ffb05fcefdf29bd42745.pdf</src>
        <authentication>2206234326f18e09f64f43d7cafcb0f2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="14961">
                    <text>Templates: Same Structure, Different Disciplines
Marna Broekhoff
Meliksah University / Kayseri, Turkey
Key words:templates, concordances, "moves," ,collaboration, academic writing
ABSTRACT
Few would challenge the statement that the hallmark of success for any university student or professional person is
mastery of academic writing. Yet most student writers, particularly those with linguistic, cultural, and academic
diversity, have great difficulties entering any intellectual debate because they cannot generate or even understand the
rhetorical patterns of academic prose.These difficulties often remain if they enter the professions and must write for
publication. Templates (stock words and phrases) provide accessible ways for academic writers to generate research
papers because despite discipline-specific variations, most academic writing is rigidly structured, especially in the
sciences.Templates help writers create sentences from a “bottom-up,” or inductive perspective; and at the same time
to grasp the “moves,” or basic sections of a research paper, from a “top-down,” or deductive perspective. Although
they pivot on the “They say/I say” paradigm, templates also help generate summarizing, paraphrasing, quoting, and
other functions of academic discourse. Grounded in classical topoi, templates harmonize with current classroom and
writing center perspectives of writing as collaboration, rather than inspiration or regurgitation.They receive strong
support from Writing Across the Curriculum and English for Special Purposes. As a corollary to facilitating writing,
templates can enhance skills in reading academic prose and in all-important critical thinking. They can also be
applied to the currently popular corpus linguistics.Participants in this hands-on session will identify and analyze the
function of templates in an excerpt from a treatise about language policy, and then find types of templates in their
own or another piece of academic writing which they are encouraged to bring to the session. Lastly, they will see a
demonstration of concordance software used to analyze templates on both the phrasal level and the “moves” level,
using two excerpts from juried journals in applied linguistics and biology.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14954">
                <text>1883</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14955">
                <text>Same Structure, Different Disciplines</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14956">
                <text>BROEKHOFF, Marna </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14957">
                <text>Key words:templates, concordances, "moves," ,collaboration, academic writing  ABSTRACT  Few would challenge the statement that the hallmark of success for any university student or professional person is mastery of academic writing. Yet most student writers, particularly those with linguistic, cultural, and academic diversity, have great difficulties entering any intellectual debate because they cannot generate or even understand the rhetorical patterns of academic prose.These difficulties often remain if they enter the professions and must write for publication. Templates (stock words and phrases) provide accessible ways for academic writers to generate research papers because despite discipline-specific variations, most academic writing is rigidly structured, especially in the sciences.Templates help writers create sentences from a “bottom-up,” or inductive perspective; and at the same time to grasp the “moves,” or basic sections of a research paper, from a “top-down,” or deductive perspective. Although they pivot on the “They say/I say” paradigm, templates also help generate summarizing, paraphrasing, quoting, and other functions of academic discourse. Grounded in classical topoi, templates harmonize with current classroom and writing center perspectives of writing as collaboration, rather than inspiration or regurgitation.They receive strong support from Writing Across the Curriculum and English for Special Purposes. As a corollary to facilitating writing, templates can enhance skills in reading academic prose and in all-important critical thinking. They can also be applied to the currently popular corpus linguistics.Participants in this hands-on session will identify and analyze the function of templates in an excerpt from a treatise about language policy, and then find types of templates in their own or another piece of academic writing which they are encouraged to bring to the session. Lastly, they will see a demonstration of concordance software used to analyze templates on both the phrasal level and the “moves” level, using two excerpts from juried journals in applied linguistics and biology.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14958">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14959">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14960">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="3216" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3993">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6c4c808e860f83d2cdd97dc335ff0f14.pdf</src>
        <authentication>fdb1ff193142f5e49dbee70ef1165751</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="24701">
                    <text>Sanat, Ahlâk Ve Eğitim İlişkisine Dair
M. Fatih ANDI
Edebiyat Fakültesi
İstanbul Üniversitesi
Türkiye
andifatih@gmail.com

Özet: Sanat, ahlâk ve eğitim üç toplumsal etkinlik alanıdır. Bunlardan sanat “güzelçirkin”, ahlâk ise “iyi-kötü” kavram ikilisine dayanır ve kendi ilkeleri ve zeminleri
üzerinde oluşur. Ancak her iki alan da birbirleri hakkında kendileri açısından değer
yargıları geliştirebilirler. Dolayısıyla bu durum, “ahlâk açısından sanat” yahut “sanatın
gözüyle ahlâk” gibi yaklaşımları mümkün kılar. Bu iki alanın aralarındaki bu ilişki, eğitim
için de geçerlidir. Bilhassa ahlâk ve eğitimin kesiştiği “ahlâk eğitimi” alanında sanattan
faydalanma gereklidir. Bu “iyi”nin “güzel”le örtüşmesi olacaktır ki, etkisi de daha kuvvetli
ve kalıcıdır.

Ahlâk ve sanat iki toplumsal etkinlik alanıdır. İkisi de kurallar, kabuller ve normlar üzerine inşa edilirler.
Bütün toplumsal kurum ve faaliyetler gibi birbirleriyle kesiştikleri alanlar vardır. Fakat bu kesişme kümeleri belki
de diğer pek çok alana göre daha fazladır. Bu biraz da üzerinde yükseldikleri temel kavram ve kriterlerin birbirine
yakınlığından ve aralarında kolayca kurulacak etki-tepki mekanizmasından neş’et etmektedir. Sanat “güzel ve
çirkin”, ahlâk ise “iyi ve kötü” temel kavram kutupları etrafında teşekkül eder. Bu temel kavramlar, insanlık tarihi
boyunca tartışılmış, toplumlara yön vermiş, çevresinde saflar tutulmuş kavramlardır. İnsanlar hayatı bu kavram
kutupları çevresinde tuttukları saflara, bu kavramları algılayış tarzlarına göre yaşarlar demek yanlış olmaz. Bu
açıdan, aynı zamanda bunlar hayatı yaşayış ve algılayışta çok önemli değer yargılarıdır.
Ve bu ikili kavram kümesi, birbirlerinin alanlarına sarkmaya, müdahil olmaya, daha doğrusu birbirlerinin
yerine konmaya, karıştırılmaya çok müsaittirler.
İnsanoğlu güzeli isteyip çirkinden yüz çevirmeye, iyiyi isteyip kötüden uzak durmaya fıtraten yatkındır. Bu
yatkınlık onun yapıp ettiklerine, tercihlerine ve kabullerine de yansır.
Bu kavramlar ve besledikleri değer yargıları, geleneksel toplumlarda inancın/dinin şekillendirdiği bir
kriterler süzgecinden geçerek oluşmaktaydı. Bu kriterleri yapan, daha doğrusu kontrol eden temel kavram “kutsal”
idi.
Geleneksel sanat ve ahlâk telakkileri Mutlak Hakikat’in belirleyiciliği ile bu iki alanın kurallarını
oluşturmakta ve kabullerini bu mutlak ölçü ile yoğurmaktaydılar. Bu noktada ya Mutlak Hakikat’e uygunluk
yahut daha ideal bir hedef olarak, bizde Necip Fazıl’ın dediği gibi, “Mutlak Hakikat’i arama” ana gaye
olmaktadır.
Ancak Batı’da Aydınlanma Çağı ve sonrasında bu durum değişmeye başladı. Bu, Batı’nın tarihi içerisinde
“kutsaldan kopuş” süreci idi ve bu süreçte yukarıda andığımız kavramlar ve bunların dayandırılacağı ölçüler de
sıkı bir şekilde sorgulanmaya, bu sorgulayış sonrasında ise değişmeye başladı. Yani iyi-kötü, güzel-çirkin
kavramlarına da yeni anlamlar yüklenmeye çalışıldı. Yüklenmeye çalışılan yeni anlam yüklerini belirleyici üst
ölçütler olarak da modern düşüncenin önemli bir yanını teşkil eden “yenilik” ve “özgünlük” kavramları rölativist
ve ilerlemeci mantığa paralel bir biçimde öne çıktı.
Rölativizm, bağlanılacak mutlak, değişmez ve evrensel bir ölçünün bulunmadığı düşüncesidir.. Bu
düşünceye göre “doğru” ve buna bağlı olarak, güzel ve çirkin, iyi ve kötü kişiden kişiye, toplumdan topluma,
çağdan çağa değişmektedir. Bu ise değerler skalasının sınırlarını çizen mutlak bir ölçünün bulunmadığını kabul
etmek demektir.
İlerlemeci anlayış ise insanlık tarihinin, “zaman” içinde her zaman basitten mükemmele uzanan bir seyir
takip ettiğini söyler. Bu durum, gelişmeci ve değişimci zihniyeti doğurur. Burada insanın gelişme yolunda
değişimini sağlayan tek etken zaman/çağdır. Zamanın akışı içinde "yeni" şeyler daima iyi, eskiden kalan veya
eskiye ait olanlar ise kötüdür. Bu takdirde denilebilir ki, norm'ları belirleyen zamandır. İyiye ve kötüye anlam
veren de odur.
Modern dünya görüşlerinin sırtını dayadığı bu iki yaklaşım tarzı, geleneksel toplumların süregelen sanat
kriterlerini de değiştirmiş, tartışılır kılmıştır. Bunun neticesinde meselâ sanatta aykırının, kötülüğün, çirkinin bir
değer olarak öne çıkarıldığı örnekler görmemiz mümkün olmaya başlamıştır.
Buna paralel bir tutumla geleneksel ahlâk telakkileri de tartışılmış, ahlâkın göreceliliği ele alınmış, ahlâkî
kural ve kabullerin uyulması gereken şeyler olup olmadığı üzerinde durulmaya başlanmıştır.

376

�Geçmişlerinden itibaren mahiyetleri ve algılanışları itibarıyla zaten birbirine yakın ve geçişken iki kavram
kutbuna sırtını yaslayan bu iki alan, yani ahlâk ve sanat böylelikle modern zamanlarda daha kaypak bir zeminde
kaymaya, çok daha “farklı ve değişken” görünüm ve yaklaşımlarla ortaya konmaya, bunun bir uzantısı olarak da
birbirinden çok farklı teorik yorumlara, pratik uygulamalara ve kabuller yelpazesine sahip olmuştur.
Baştan itibaren söylediklerimiz çerçevesinde, sanat ve ahlâk ilişkisini bugünün modern(leşmiş) toplumunun
bir mensubu sıfatıyla, sanata ve ahlâka muhatap olan modern bireyler olarak, her şeyden önce bu değişken ve
kaypak ilgi, beklenti ve yorumlar eşliğinde ele almamız gerektiği vurgulanmalıdır.
Modern toplumlarda tek bir sanat ve ahlâk anlayışı ve modern düşüncede tek bir iyi-kötü ve güzel-çirkin
kutuplaşması yoktur. Bu durum, tartışacağımız konuyu çok boyutlu, çok yönlü ve yoruma fazlasıyla açık bir hale
getirmektedir. Nitekim bu konuda kendisini gösteren teorik çeşitlilik her iki alanda da göze hemen çarpar.
***
Sanat ve ahlâk geçmişten bugüne sürekli bir etkileşim ve alışveriş içinde bulunmuştur dedik. Geleneksel
toplumlarda, ahlâk ve onu yapan inanç sistemi sanatın da belirleyici üst kurallarını ortaya koymuştur. Yani sanat,
ahlâka uygunluğu ölçüsünde değer taşımıştır, ahlâk ise kutsala...
Bizde ve Müslüman-Doğu sanat geleneği içerisinde bu durum kendisini en fazla edebiyatta belirgin olarak
ortaya koyar. Bu, biraz da edebiyatın İslâm sanatının ağırlık noktasını teşkil etmesiyle de ilgilidir.
Edebiyat bizde sürekli, kelimenin iştikakından da hareketle, ahlâklı olmanın bir vasfı olan “edeb”le
ilişkilendirilmiş, edebiyata edepli olmayı öğreten, “ahlâka hâdim” bir sanat alanı gözüyle bakılmıştır. Genel
toplumsal ahlâkın dışına çıkmayan bir edebiyat anlayışı, bizim klasik edebiyatımızın yaygın ve baskın niteliği idi.
“Şairiz, şeyn verir şânımıza
Giremez fâhişe dîvânımıza.”
diyen eski şair, bunu dile getiriyordu.
XIX. yüzyıldan itibaren, modernleşme süreci içerisinde, edebiyatta en çok üzerinde durulan konulardan
birisi bu olmuştur. Fakat ilginçtir ki, bu süreçte Batılı Romantizm, özellikle de Realizm ve Naturalizm akımlarının
gölgesinde sahiplenilen “yeni” ahlâkîlik anlayışı eşliğinde en çok sorgulanan ve çoğu kez de dışlanan Divan
Edebiyatının metinleri ve geleneksel temâşâ sanatları olmuştur. XIX. yüzyılın edebiyatçı aydını, değiştirmek
istediği toplumsal yapıyı, oluşturmak istediği “yeni insan” modelini edebiyatın yardımı ile ortaya koymaya
çalışıyordu. Edebiyatın adeta entellektüel olmanın vazgeçilmezlerinden kabul edildiği bu çağlarda, modernleşmeci
Türk entellektüeli edebiyata da bu doğrultuda bir pay biçiyor ve yaptığı tanımlamalara, misyon ve vizyon
belirleme çabalarına hep eskinin edebiyat-edeb, edebiyat-ahlâk bağlamında, fakat “yeni”nin ahlâk ve insan
modelleri arkasından bakmaya çalışıyordu. Ne de olsa “dualite” dönemin aydınının genel karakteristiğiydi.
Sözgelimi Yeni Türk Edebiyatının öncülerinden Şinasî, yapmaya çalıştığı edebiyat tanımının belirleyici
paydası olarak “edeb” kavramının üzerine bastırıyordu: “Fenn-i edeb bir marifetdir ki, insana haslet-âmûz-ı edeb
olduğu için edeb ve ehli edîb tesmiye kılınmıştır.”
Devrin bir başka önemli ismi Ahmed Midhat Efendi, pek çok yazısında edebiyata ahlâk noktainazarından
bakmış ve bilhassa romanları ve romancılığı bu açıdan sorgulamıştır. 1297 (1880) tarihli “Romancı ve Hayat” adlı
yazısında sorduğu soru ve aradığı cevap şudur: “Roman ve hikâyeler ahlâk-ı umûmiyye için muzır mıdır, müfîd
midir?” (Bu arada, bu dönem içinde, ucu XX. yüzyıla kadar sarkan bir dilimde, edebiyat-ahlâk ilişkisinin
kendisini en çok da modern birer tür olan roman ve tiyatroda gösterdiğini vurgulayalım). Midhat Efendi’nin bu
konudaki yaklaşımı, devri için oldukça kapsamlı ve dikkat çekicidir. Bu hususta iki farklı görüşten söz açar:
Bazı üdebaya göre romanlar eğer insanların “ahlâk-ı hasene ve melekiyyesi”ne dair olursa faydalı, “ahlâk-ı
seyyie”sine dair olursa muzırdır. Bir başka görüşe göre ise, insan ahlâkındaki kötülük ve çirkinlikler roman
suretinde insanlara sunularak insanların bu çirkinliklerden sakındırılması mümkündür
O, bir romancı olarak tavrını bu ikinci görüşten yana kor ve şöyle der:
“Eğer ahlâk-ı umûmiyye yine kendisi için nâfi veyahut yine kendisi için muzır ise, bu iki rengin ikisi dahi
muharrir tarafından bi-hakkın tasvir edilmek ahlâk-ı umûmiyyeyi yine olduğu gibice kendi erbabına irae eylemek
demektir. Beğendiğine imtisal, beğenmediğinden ictinab o romanları okuyanlara ait olup…”
Edebiyat-ahlâk ilişkisine dair benzer bir tutum da Namık Kemal’de görünür. O da “Lisân-ı Osmanînin
Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir” başlıklı meşhur makalesinde edebiyatı “nef’-i nâs ve hayr-ı nâs”
işleviyle muttasıf kılar, edebiyatın milletin ‘hüsn-i terbiyetine’ hizmet etmesi gerektiğini iddia eder. Şöyle der:
“Hakikat-i hâlde lafzen edebiyatın me’haz-ı iştikâkı edeb ise, ma’nen edebin masdar-ı intişârı edebiyattır.”
Mizancı Mehmed Murad’dan Muallim Naci’ye dönemin diğer edebiyatçılarında da durum pek farklı
değildir. Bu dönem edebiyatçılarının ortak özelliği edebiyatı ahlâkîlik açısından değerlendirmeleri ve ona
toplumsal değişim açısından bir misyon yüklemeleridir.
Bu misyon yükleme çabası özellikle Servet-i Fünûn (1896-1901) ve ardından gelen II. Meşrûtiyet nesilleri
içerisinde değişir. XX. yüzyıla böyle gireriz. XIX. yüzyıl sonu, XX. yüzyıl başının Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âtî
gibi edebiyat oluşumları için artık edebiyat, ağırlıklı olarak, “tehzîb-i ahlâka hâdim” bir araç değil, yalnızca estetik
ilkeler ile gerçekleştirilen bir amaçtır. Onlar “poesie pure” (saf şiir) ve “san’at-ı hakîkî”nin peşindedirler. Millî
Edebiyat akımı bu gidişten farklı bir tavırla, bir bakıma tekrar XIX. yüzyıl edebiyatçılarının görüşüne yakınlaşır.
Ziya Gökalp, Mehmed Emin Yurdakul gibi kimi milliyetçi yazarların kaleminde “litterature engage” (angaje

377

�edebiyat) kavramına yakın duran bir tutumla edebiyatı ideolojik düşüncelerin “şârih”i, millî ahlâkın yayıcısı
olarak görürüz. Âkif, sanatını inancının ve milletinin emrine veren, bu uğurda hatta sanatını ikinci plana atan bir
“misyoner” ve idealisttir.
“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”
çığlığı tam da bu noktada dilimize takılmalıdır.
Cumhuriyetin ilânıyla birlikte, yeni kurulan rejim, ilkelerini ve sosyal, siyasal düşüncelerini yaymak için
edebiyatı da önceki dönemlerden çok daha fazla önemser ve hatta “kullanır”. Bu doğrultuda, edebiyat, eğitimde
önemli bir görev üstlenir, yeni nesillerin “yeni ahlâk ve bilinç”le yetişmeleri için edebiyata ve edebiyatçıya biraz
daha eğilinir. CHP Halkevleri bünyesinde gerçekleştirilen edebî yarışmalar, ödüllendirmeler, ortaöğretim
kurumlarında gerçekleştirilen ve önemsenen mektep temsilleri, şiir, hikâye yarışmaları, müfredatı belirleyen
metinlerin niteliği bize bunu çok açık bir şekilde gösterir.
1940’lı yıllardan sonra ise Türkiye’nin edebî, fikrî ve entellektüel ortamındaki renklenme ve çeşitlenmeye
paralel bir şekilde, her düşünce, inanç yahut ideoloji kendi söylemini edebiyata da yüklemeye çalışmış, bu söylem
içerisinde bir “bilinç ve ahlâk edinimi” vurgusu kendisini hep hatırlatagelmiştir.
Fakat bir yandan bunlar olagelirken, bir yandan da edebiyat ve son dönemde onun yanı sıra müzik ve
bilhassa, hâlâ hatırlardadır, heykeltraşlık gibi diğer sanat alanlarında da sanat-ahlâk ilişkisi; sanat ve özgürlük,
sanat ve özgünlük, sanat ve gerçeklik, sanat ve müstehcenlik gibi başlıklar altında okur-yazar çevrelerde yeniden
sorgulanmaya başlandı.
***
Çok hızlı ve ana hatlarıyla bir dökümünü yapmaya çalıştığımız, tarihsel sürecini işaret ettiğimiz bu ilişki ve
tartışmalar silsilesinde üzerinde durulan belli başlı sorular ve tartışma odakları şunlardır:
- Sanat ahlâk kurallarına uymak zorunda mıdır?
- Sanatın belirleyici ölçütleri arasında ahlakîlik vasfı da var mıdır?
- Toplumun ahlâk anlayışı, sanatkârın özgürlüğünü ve eser ortaya koyma sürecini belirlemeli midir?
- Sanat ve sanatkâr bu açıdan özgür olmalı mıdır?
- Sanat, ahlâk için bir araç olarak kullanılabilir mi?
- Ahlâk eğitimi açısından sanatın yeri ve rolü nedir?
Tartışılmayı gerektiren sorular yahut başlıklar bunlardır ve bizce bu türden soruların arkasında ideoloji ve
dünya görüşü angajmanları, sosyal fayda beklentileri, “kutsal”la irtibat, pratik hayatla örtüştürme gayretleri
yatmakta, itirazları ise özgürlük ve özgünlük söylemleri, bohemlik ve dokunulmazlık arayışları, dünyayı ve hayatı
algılayış farklılıkları, sanatı tabulaştırma tutumları gibi çıkış noktaları belirlemektedir.
Bu tartışmaların ve konumuzla irtibatlı olarak sanat-ahlâk ilişkisinin işaret levhalarından birisini ise o
meşhur ve bugüne kadar tartışılagelen “Sanat, sanat için midir, yoksa toplum için mi?” sorusu oluşturmaktadır.
Bizce bu yaklaşımlar ve takınılacak tavırlardan biri de şu olmalıdır:
Sanat ve ahlâk, birbirinden ayrı iki insanî etkinlik alanıdır. Her ikisinin dayandığı temel kavramlar, oluşum
ölçütleri, kurallar ve ilkeler vardır. Bütün sosyal oluşumlar gibi birbirlerine yaklaştıkları, birbirlerini etkiledikleri
alanlar mevcut ise de, her ikisi kendi sınırları içerisinde var olurlar. Sanatın temel ilkesi estetik olma, yani
güzelliktir. Ahlâk ise toplumsal platformda “iyi”nin peşindedir. Sanat, ahlâkı sınırlayamadığı gibi, ahlâk da sanatı
sınırlamamalıdır. Ancak elbette her iki alan da birbirlerini sorgulayabilirler. Kendileri açısından “değerli” veya
“değersiz” hükümlerini verebilirler. Sanata, sanat (estetik) açısından baktığımızda değerli veyahut değersiz olma
özelliği başkadır, ahlâk açısından baktığımızda başka. Bir sanat eseri, bir toplumda mevcut ahlâk kuralları
çerçevesinde değerlendirildiğinde “sakıncalı” görülebilir, ancak bu onun estetik açıdan da değersizliği olarak
anlaşılmamalıdır. Nitekim, bir sanat eseri bir toplumda carî düşünce kabulleri açısından değersiz, hatta sakıncalı
olduğunda bu onun estetik kıymetini azaltmadığı gibi... Bakış açımız yahut çıkış noktamız ahlâk olduğunda
durum başkadır, estetik olduğunda başkadır.
Bu hüküm estetik ve ahlâk ilişkisinin tartışılmasını ortaya çıkarır. Güzel olan ahlâk dışı olabilir mi? Yahut
ahlak dışı olan mutlaka çirkin midir? Her iki alanın temel kavramları ile ifade edersek, güzel olan her şey iyi
midir? Çirkin olan her şey de kötü müdür? Estetik olma, çirkin olmayı dışladığı gibi, ahlâkî açıdan kötü olmayı da
dışlayan bir ölçüt müdür?
Göz önünde bulundurulması gereken sorular bunlardır. Ve bizce güzel, çirkinin; iyi de kötünün mefhum-ı
muhalifi olarak ele alınıp, bunlar birbirine karıştırılmamalıdır. Ancak bu takdirde Van Gogh’un yırtık-pırtık,
kokmuş postal tablosu yahut Boticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” tablosu “güzel” olarak değerlendirilebilir.
Sanatkâr, ahlâkî açıdan kötü olan bir durumu veya olayı, estetik açıdan, işlediği sanatın kriterleri açısından
(meselâ edebî bir eserde dil ve üslûp, yapı, biçim ve kurgu başarısı açısından) çok başarılı ve sanatsal bir nitelikle
anlatabilir. O eser, sanat açısından başarılı bir eserdir. Fakat anlattığı olay, özü ve uyandıracağı etkileri açısından
ahlakî (yahut siyasî, fikrî, pedagojik, yasal vs) bakımdan riskli ve hatta zararlı olarak değerlendirilebilir. O
takdirde eserin sanat dışı faktörler tarafından değerlendirilmesi, kendi sınırları içinde ayrı bir kategori teşkil eder.

378

�Konuya tersinden baktığımızda da durum bir bakıma benzer özelliklerle karşımızdadır. Ahlâkî bir konu,
durum veyahut olay, çok kaba, çirkin ve hiç de estetik olmayan bir tarzda, bir dayatma ve ilkel bir zorlama ile
hayatımıza dahil edilmeye çalışılabilir. Bu da o olgunun “iyi” olmadığını bize göstermez.
Yukarıda ortaya koyduğumuz sorunlardan birisi de sanatın ahlâkî ve pedagojik amaçlar için kullanılıp
kullanılamayacağı idi. Bizce bu sanatın bizatihî kendisi ve gerçekleşme sürecinin dışında düşünülmesi gereken
ikincil planda kalacak bir durumdur ve elbette eser ortaya konulduktan sonra insanlar onu günlük hayatın kabul ve
istekleri doğrultusunda değerlendirir ve kullanırlar.
Nitekim sanat da (meselâ bir roman veyahut tiyatro oyunu içerisinde) ahlâkı kendisi için kullanılabilen bir
“malzeme”, bir tema yahut konu olarak ele alabilmektedir.
Kaynakça
Ayvazoğlu, Beşir, İslâm Estetiği ve İnsan, İstanbul 1989, Çağ Yayınları, 511 s.
Kaplan, Mehmet vd., Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, c. I-IV, İstanbul 1974-1982, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Yayınları.
Koç, Turan, İslâm Estetiği, İstanbul 2008, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi Yayınları, 208 s.
Kuçuradi, Ionna, Sanata Felsefeyle Bakmak, Ankara 1999, Ayraç Yayınları, 133 s.
Redeker, Horst, Edebiyat Estetiği, Ankara 1986, Kuzey Yayınları, 256 s.
Shiner, Larry, Sanatın İcadı, İstanbul 2004, Ayrıntı Yayınları, 496 s.
Tunali, İsmail, Sanat Ontolojisi, İstanbul 1884, İstanbul 1974-1982, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

379

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="3994">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5f09f30a0af53a0085290594f809d41a.doc</src>
        <authentication>b16b59657c4539b7ab1702236e8c4680</authentication>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="24695">
                <text>420</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="24696">
                <text>Sanat, Ahlâk Ve Eğitim İlişkisine Dair</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="24697">
                <text>ANDI, M. Fatih</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="24698">
                <text>Sanat, ahlâk ve eğitim üç toplumsal etkinlik alanıdır. Bunlardan sanat “güzelçirkin”,  ahlâk ise “iyi-kötü” kavram ikilisine dayanır ve kendi ilkeleri ve zeminleri  üzerinde oluşur. Ancak her iki alan da birbirleri hakkında kendileri açısından değer  yargıları geliştirebilirler. Dolayısıyla bu durum, “ahlâk açısından sanat” yahut “sanatın  gözüyle ahlâk” gibi yaklaşımları mümkün kılar. Bu iki alanın aralarındaki bu ilişki, eğitim  için de geçerlidir. Bilhassa ahlâk ve eğitimin kesiştiği “ahlâk eğitimi” alanında sanattan  faydalanma gereklidir. Bu “iyi”nin “güzel”le örtüşmesi olacaktır ki, etkisi de daha kuvvetli  ve kalıcıdır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="24699">
                <text>2009-06</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="24700">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="16">
        <name>L Education (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="234" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="235">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e36f89700bd6dfe2f8061ad182c05d10.pdf</src>
        <authentication>aedb1726abc18c0b609d467f536d9d20</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="1781">
                    <text>Şanlıurfa Kültürünü Koruma ve Gelecek Nesillere Aktarma Bakımından
Sıra Gecelerinin Yapı, İşleyiş ve İçerik Olarak İncelenmesi
Cavit Gelez1Ali Rıza Özuygun
Abstract
A study on the research for ‘Sıra Geceleri’ considering its structure, mechanism and
contents in terms of maintaining the conservation of Sanliurfa Culture and its transfer to the
next generation.
This study presents the research that remarks the significance of the conservation of
the unequalled city culture, which is called Urfa Sıra Geceleri, which is still current but began
to disappear rapidly in today’s global world and its major role for the next generations. The
study comprises the history of “Urfa Sıra Geceleri” and its attribute provided with conceptual
words, the music and literature, especially ‘Divan Edebiyatı’ and ‘ghazel’ at those nights.
When considered socially and culturally, the nights, which are dating back to very old ages,
are understood to have a great role in the city culture although nowadays they are seen as a
means of entertainment. Especially nowadays, whilst social media causes diversity and gaps
between the generations, this cultural event, which is still active, has an important role in
terms of minimizing the differences.
Key Words: Sıra Gecesi, Culture, Ghazel-Ghazelhânlık, Urfa

Özet
Bu çalışmanın amacı, kültür miraslarımızdan olan ve hâlâ tertip edilen “Urfa Sıra
Geceleri”nin günümüzde hızla yok olmaya başlayan veya küresel bir kimlik kazanan şehir
kültürlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasındaki rolü; bu gecelerin tarihçesi,
mahiyeti, bu gecelere ait kavramlar, bu gecelerde müzik ve edebiyatın -özellikle divan
edebiyatı ve gazel- incelenmesidir. Sosyal ve kültürel açıdan ele alındığında çok eski bir
gelenek olan bu geceler, her ne kadar günümüzde bir eğlence aracı olarak görülse de şehir
kültüründe çok ciddi bir yer aldığı anlaşılacaktır. Özellikle sosyal medyanın kuşaklar arasında
meydana getirdiği farklılık ve uçurumların çok belirgin olduğu günümüzde, hâlâ faal olan bu

1

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni, cavit.gelez@gmail.com

�kültür kurumu kuşaklar arasındaki farklılıkları minimize etme açısından da ayrıca bir öneme
sahiptir.
Anahtar Sözcükler: Sıra Gecesi, Kültür, Gazel-Gazelhânlık, Urfa

Giriş
Yaklaşık on iki bin yıllık geçmişiyle ve kültür birikimiyle Anadolu ve
Mezopotamya’nın en eski şehirlerinden olan Urfa, geleneklerini günümüze kadar
koruyabilmiş ve yaşatmaya çalışan bir şehirdir. Kültürel zenginliğini Türk, Kürt, Arap,
Türkmen kültürlerinin bir anlamda yüzyıllar boyunca yoğrulmasıyla bugünlere taşımayı
başarmış olan Urfa özellikle mutfağı ve müzik birikimiyle de Anadolu’nun en bilinen marka
şehirlerinden biridir. Geleneklerini “şehir” olarak yaşaması da ayrıca şehir kültürünün
korunması bakımından önemlidir.
Bu geleneklerden en önemlilerinden biri de özellikle günümüzde Türkiye’nin birçok
ilinde (daha çok turistik amaçlı da olsa), televizyon kanallarında, otellerde, restoranlarda ve
çeşitli etkinliklerde sadece çiğköfte ve müzik kısmı gösterilen “Sıra Geceleri”dir. Oysa
günümüzde dar bir çerçevede ele alınan sıra geceleri tarih, misyon ve içerik olarak hiç de
bunu hak etmemektedir.

Sıra Gecelerinin Tarihi
Bu gecelerin veya bilinen adıyla “gezmelerin” tarihi hakkında bir bilgi-belge yoksa da
halkın genel kanaati yüzyılları aşan bir geçmişi olduğudur. IV. Murad’ın Bağdat Seferi
sırasında Urfa’da konaklaması ve huzurunda Kuloğlu Mustafa adlı bir aşıktan günümüzdeki
hoyrat formatında bir parça dinlemesi folklor araştırmacıları tarafından Urfa musiki
meclislerine dolayısıyla da sıra gecelerine bir referans olarak gösterilmiştir. Bu bilgiler
dikkate alındığında 17. yüzyıldan beri bu gecelerin tertip edildiği sonucuna ulaşılır. Ayrıca
Urfa’nın Fransızlar tarafından işgali sırasında bu gecelerini gizliden gizli-ye tertip edildiği, bu
gecelerde toplanan paraların Urfa’nın işgalden kurtarılması amacıyla toplandığı ve kurtuluş
mücadelesinin planlarının bu gecelerde yapıldığı da halk tarafından bilinen bir gerçektir.
“Peki, bu tarihî gelenek sadece müzik ve çiğköfteden mi ibaret? 35 yıl boyunca sıra
gecesiyle ilgili bilgiler toplayan Urfalı folklor araştırmacısı Abuzer Akbıyık, sıra gecesinin
bugünkü manâsıyla değerlendirilemeyeceğini, tarihte önemli fonksiyonlar üstlendiğini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir çalışmaya imza attı. Akbıyık'ın "Şanlıurfa Sıra Gecesi" isimli
çalışmasında Millî Mücadele döneminde Urfa'daki direniş kararının bir sıra gecesinde alındığı
ortaya çıkıyor. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Urfa şubesinin işgal altında bir sıra gecesinde

�kurulduğu da belgeleriyle tespit ediliyor. Sadece belgeler değil, Akbıyık şu anda hayatta
olmayan; ancak geçmişte görüştüğü şahitlerin verdiği bilgilerle de olayı teyit ediyor. Mondros
Mütarekesi'nin 7. maddesi gereğince 24 Mart 1919'da İngilizler (daha sonra Fransızlara
devredeceklerdir) Urfa'yı işgal eder. Yanlarına yörede yaşayan Ermenileri de alan işgal
kuvvetleri, halkı sindirme politikası başlatır. Bu baskıya daha fazla tahammül edemeyen bir
grup Urfalı, gözlerden ırak bir yerde buluşarak 'çıkış için' nasıl bir metod izleyeceklerini
kararlaştırmak ister. Ancak herkesin takip edildiği işgal ortamında bir araya gelmek mümkün
değildir. Ermeni işbirlikçiler, haberi anında işgal komutanına ulaştırıyordu çünkü.
Ama büyük buluşma için mutlaka bir yol bulunmalıydı. İşte tam da bu hengâmede
devreye “sıra gecesi” girer. Bir Urfa geleneği olan sıra gecesi, zaten her zaman yapılan
'sıradan' bir eğlence değil miydi? Bu fikir Binbaşı Ali Rıza Bey'in aklına yatar. Bir defasında
Urfa'nın ileri gelenlerinden Hacı Mustafa ile konuşurken sözü işgale getirir: "Urfalılardan
şüpheleniyorlar. Bilmiyorlar ki çiğköfte ile meşguller." mesajı alan Hacı Mustafa, vakit
kaybetmeden arkadaşlarını yine bir sıra gecesinde Ali Rıza Bey ile buluşturur. Güllü Osman
Efendi'nin evinde toplanan on iki kişi, çiğköfte yoğurup çalıp söyler. Aynı zamanda işgal
kuvvetlerine karşı başlatacakları hareketin planlarını da hazırlamayı ihmal etmezler. Bu
gecenin sonunda (5 Eylül 1919) Müdafaa-i Hukuk Urfa şubesi gizlice kurulur ve başkanlığına
Ali Rıza Bey getirilir. On iki arkadaş, şehirlerini düşman işgalinden kurtarmak için Kur'an-ı
Kerim'e el basıp yemin ederken maddî güçlerini de ortaya koyarlar. Eğlence bitip herkes
evine dağılırken kurtuluş hareketi için o gece 2 bin altın toplanır.”2
Sıra Geceleri ile ilgili Kavramlar
a) Sıra Günü: Geleneksel format genellikle gece yapılmasıdır. Haftanın belli bir
günü olan bu güne sıra günü denir.
b) Sıra Gezme: Arkadaş grubunun bir araya gelmesi, toplanması anlamındadır.
c) Sıra Arkadaşlığı: Sıra gecesi grubundaki kişilerin birbiriyle olan yakınlığını ifade
eder.
d) Sıra Başkanlığı: Grup üyeleri tarafında seçilen kişidir. Sırayı temsil etme, idare
etme, sıranın kasasını tutma, üyeler arasındaki koordinasyonu sağlama, üyeleri
ziyaret etme, disiplini sağ-lama gibi görevleri vardır. Başkanın bir de yardımcısı
olur. Başkan olacak kişinin örnek bir kişiliğe sahip olması gerekmektedir.

2

SÖYLEMEZ, Haşim. Aksiyon Dergisi, 2006, sayı 620

�e) Sıra Kasası: Sırada toplanan paralara denir. Toplanan paralar sıra başkanı veya
görevlendirilen biri tarafından muhafaza edilir. Bu paralar gerekli yerlere, ihtiyaç
sahiplerine, maddi sıkıntıya girmiş üyelere harcanır.
Sıra Gecelerinin İcra Metodu ve Kuralları
Her şeyden önce, Sıra geceleri Urfa kültür hayatında önemli bir yere olup “sıradan
gece” değildir. Arkadaş guruplarının her hafta olarak birinin evinde sıra ile yaptıkları için bu
gecelere sıra, sıra gezme veya sıra gecesi denilmektedir. Sıra geceleri; sohbet, muhabbet ve
musiki geceleridir. Geleneksel oyunların oynandığı, çiğköfte, tatlı ve mırra kahvesinin ikram
edildiği, tanışma, yardımlaşma ve dayanışma geceleridir.
Bu gecelerin yazılı kuralları barındıran bir metni olmasa da halk arasında belli olan ve
çok az değişkenlik gösteren bazı kural ve kalıpları vardır:
a) Başkan: Sıra geceleri ya da sıra gezmelerinin olmazsa olmazlarından birincisi bir
başkanın seçilmesidir. Başkan olan kişi genellikle ilk sıra gecesinde oy birliğiyle
seçilir. Grubu toparlama, yer ve zamanı tayin etme, toplanan yardımlara nezaret etme
bakımından faal olması gereken başkanının bilgi ve görgüsüyle de bilinip tanınması
gerekmektedir. Başkan sıra gecesinin disiplinin sağlama, geç gelen veya gelmeyen
üyelere ceza verme gibi görevleri de yapar.
b) Geliş Saati: Çok önemli bir kuraldır. Buna uymayan üyeler genellikle cezalandırılır.
Bu saat genellikle akşam saatleridir. Yılın ilk sıra gecesinde kararlaştırılır.
c) Oturma Düzeni: En yaşlı kişi, varsa sohbet yapacak kişi ve çağrılan misafirler en baş
köşeye oturur. Geleneksel Urfa ev salonları uzundur. Yöresel halı ve yastıklarla döşeli
olan bu odalarda yere oturulur. Uzanmak, ayak uzatmak, yerini bilmemek ayıp
karşılanır. Ev sahibi kapıya yakın oturur. Büyüklerden gerekli terbiye görsün diye
getirilen çocuklar ve gençler de kapıya yakın oturur.
d) İkramlar: Eğer yemekli olması daha önceden kararlaştırılmışsa yöresel yemekler
ikram edilir. Ama böyle bir karar yoksa genellikle çiğköfte, ayran, bostana, mırra, çay,
künefe, şıllık tatlısı, baklava gibi ikramlar sıra gecelerinin sofralarında yer alır.
e) Misafir Çağırma: Başkanın ve üyelerini bilgisi dahilinde zaman zaman sıra
gecelerine misafirlerin davet edildiği söz konusu olabilir. Ancak başkan ve üyelerin
onayı olmadan misafir getirenler cezalandırılır.

�f) Cezalar ve Disiplin: Kurallar herkse tarafından bilinir ve onaylanır. Bunun dışında
çıkanlar para cezası gibi, sıranın kendisine verilmesi gibi cezalar alınır.
Sıra Gecelerinin İçeriği
Urfa halkı kış gelince gruplar halinde sıra gezme geleneğini halen sürdürmektedir.
Halkın kendi arasında ve kendi evlerinde gezdiği sıralarda herhangi bir sorun yoktur. Kendi
tabii seyrinde gitmektedir. Evlerde yapılan sıra gecelerinde sıranın içindeki etkinlikler
değişmektedir. Bazı sıra gecelerinde ağırlıklı olarak memleket meseleleri, bazılarında siyaset,
bazılarında mesleki konular veya dini mevzular konuşulur, bazılarında ise hem sohbet edilir
hem de musiki icra edilir. Yani sıra gezenlerin meslekleri, tahsilleri ve ilgi alanlarına göre
sıradaki etkinlik değişiklik gösterir.
Sıra gecelerinde çoğu zaman sohbet olur. Sohbetler daha çok dini konularda olsa da
grubun sosyal ve kültürel statüsüne göre değişkenlik arz edebilir. Konusunda uzman olan
kişiler tarafından sohbet verilir. Bu sohbetlerin özellikle gençlere yol gösterme, onları terbiye
etme gibi önemli fonksiyon ve amaçları da vardır.
Sıra Gecelerinin Kültüre Katkısı
UNESCO bünyesinde 2003 yılında imzalanan bir sözleşmeyle ülkeler için uluslararası
bir sorumluluk alanı haline getirilen Somut Olmayan Kültürel Miras, gelecek kuşaklar için
korunması gereken kültür varlığı olarak tanımlanmakta ve “toplulukların, grupların ve kimi
durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar,
temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel
mekanlar” olarak kabul edilmektedir. 2006 yılında attığı imza ile Türkiye de bu sözleşmeye
taraf olmuş ve böylece bu mirasın araştırılması, derlenmesi, etkin bir bicimde
değerlendirilmesi vs. gibi koruma önlemlerini yerine getirme konusunda yükümlülük almıştır.
Urfa Sıra Geceleri, çok işlevli ve çok boyutlu bir folklor olayı olarak Türkiye’nin önemli bir
somut olmayan kültürel mirası olduğu gibi Aralık 2010’da “İnsanlığın Somut Olmayan
Kültürel Mirasının Temsili Listesi‘ne girmeye de hak kazanmıştır.
Sıra geceleri içinde çırak-usta ilişkisi, müzik, yöresel oyunlar, yöresel kıyafetler,
yöresel yemekler ve en önemlisi de dil olarak Urfa ağzını barındırdığından bir nevi kültür
merkezleri gibidir. Popüler kültüre karşı belli bir duruşu olan muhafazakar bir yapısı vardır.
Sosyal yardımlaşmaya önem veren ta-rafıyla da bir bakıma vakıflar gibi, Âhilik Teşkilatı gibi
bir işlevi vardır. Ayrıca çoğu zaman kadınların da kocalarıyla birlikte aynı evde fakat kendi
aralarında toplanması bakımından da aile kurumunu göz ardı etmeyen bir işlevi vardır.

�Bu tarz gecelerin bir şehirde yüzlerce belki binlercesinin haftalık tertip edilmesi bir
toplum için çok önemli olan birlik ve beraberliğin sağlanması adında yadsınamaz bir öneme
sahiptir.
Sıra Gecelerinde Müzik: Gazeller ve Gazelhânlık
Günümüzde sıra gecelerinde ve medya organlarında icra edilen gazelhânlık
geleneğinin geçmişini 17. yüzyıla kadar dayandıranlar vardır. Hatta Kuloğlu Mustafa adlı bir
âşıkla IV. Murat arasında geçtiği rivayet edilen bir öykü anlatılır. Büyük olasılıkla âşık
edebiyatının 17. yüzyılda yetiştirdiği Kuloğlu Mustafa’nın gazelhânlık geleneğinin ilk
temsilcisi sıfatına büründürüldüğü Urfa folklorunda anlatılan bu rivayete göre IV. Murat
Bağdat seferinden dö-nerken Urfa’da konakladığı sırada Kuloğlu Mustafa’yı dinlemek ister.
Ancak Kuloğlu Mustafa padişahın huzuruna çıkmayı kabul etmez. Bunun üzerine kılıç
zoruyla kendisini padişahın hu-zuruna çıkarırlar ve padişaha mahur makamına yakın maya ile
başlayan “ Ya bülbül güle kon dikene konma” adlı türküyü okur. Padişah hiç duymadığı bu
türkünün makamını sorduğunda Kuloğlu Mustafa, “Kılıçlı makamıdır.” diye cevap verir. O
günden sonra Urfa’da bu makamda okunan eserlere “Kılıçlı Makam” adı verilmiştir.
19. yüzyılda Urfa’da gazelhânlık geleneğinin en önemli temsilcisi Mihiş’in oğlu Ali
Hafız’dır. Bütün makamları çok iyi bildiği söylenir. Tasavvuf erbabından Dede Osman
Avni’nin müezzinliğini yapmıştır.
20. yüzyılın başından itibaren Dede Halil, Kirişçi Halil, Cürre Mehmet, Saatçi Yusuf,
Hacı İbiş, Kekeç Muhittin, Damburacı Derviş, Kuşcu Yusuf, Mukim Tahir, Herli Ahmet Ağa,
Hafız Ahmet, Bekçi Bakır, Tenekeci Mahmut, Hacı Mahmut Ağa, Kazancı Bedih, Halil
Hafız, Kel Hamza, Demir İzzet gibi gazelhânları yetiştiren Urfa’da bu gelenek günümüzde
sürdürülmektedir.
Sıra gecelerinde gazelhânlar ve okudukları gazeller musiki faslının olmazsa olmazıdır.
Öyle ki içinde gazel okunmayan bir meclise pek de itibar edilmez. Herhangi bir resmi formatı
olmamasına karşın bu meclislerin teknik olarak icrâsı hemen hemen aynıdır. Urfa Divanı ile
başlayan fasıl daha sonra gazel, hoyrat ve türkülerle devam eder. Gazel ve hoyratlar bir kişi
tarafından okunurken türküler koro halinde ve cura, çöğür, kanun, keman, ud, Urfa tanburu,
kaval, zurna def, dabruka, bağlama gibi zengin bir enstrüman birlikteliğiyle söylenir. Ancak
gazel ve hoyratlar daha çok kemanla okunur.
Urfa musiki meclislerinde icra edilen gazeller arasında Abdî, Kânî gibi mahallî
klasiklerin, Kuddusî gibi mutasavvıfların, Ahmet Paşa, Nabî ve Fuzulî gibi divan şairlerinin
şiirleri de yer almaktadır. Aşağıda Urfalı gazelhanların okuduğu gazeller şairlerinin
mahlaslarına göre alfabetik olarak verilmiştir:

�Abdî (1857-1941)
1.
Söyle ey nâzik beden kastın mı vardır cânıma
Ahd ü peymânı unuttun gelmez oldun yanıma
2.
Hüsnün senin ey dilber-i nâdîde kamer mi
Hûri misin ey âfet-i can yoksa beşer mi
3.
Nice bir narı askınla ciğer yansın kebaba olsun
Bu ateşle nasıl cisme-i nizaımı zevk-yâb olsun
4.
Güzeldir sevdiğim ağyâre akran eylesem azdır
Hayâl ü fikrim hasr-ı cânân eylesem azdır
5.
Nice bir mastaba-i dehrde nâşâd olalım
Çıkalım çille-i gamdan yeter âzâd olalım
6.
Zâhidâ sanma ki nev-güfte makâlât okuruz
Mey-i aşkı içeriz hüsn-i makâmât okuruz
Ahmed Paşa (?-1497)
Bir dil mi kalmıştır bu tîr-i gamzeden kan olmamış
Bir cân mı vardır ol kemân ebrûya kurban olmamış
Fehîm (1837-1900)
Yanıp bir lale ruhsâre çerâğ olduğun var mı
Seni pervâne veş şem‘e şebistân olduğun var mı
Furûğî (1877-?)
Karadan ağa dönüp ders-i dilârâ okuruz
Mekteb-i aşka varıp şimdi elifbâ okuruz
Fuzulî (ö.1556)
1.
Meni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem‘i yanmaz mı
2.
Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı

�3.
Kerem kıl kesme sâkî iltifâtın bî-nevâlardan
Elinden geldiği hayrı dirîğ etme gedâlardan
4.
Mende Mecnûndan füzûn âşıklık isti‘dâdı var
Âşık-ı sâdık menem Mecnûnun ancak adı var
5.
Cân verme gam-ı aşka ki aşk âfet-i cândır
Aşk âfet-i cân olduğu meşhûr-ı cihândır
6.
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey-i sahbâ nedür
Hatâyî (1823-1900?)
Bugün gam tekye-gâhında fedâ bir cânımız vardır
Gönül abdâl-ı aşk olmuş gelin kurbânımız vardır
Kânî (1845-?)
1.
Gam-ı askınla ahvâlım perîşân oldu gittikçe
Cefâ vü cevr-i hicrinle ciğer kan oldu gittikçe
2.
Nûş etmediğim dehrde peymâne mi kaldı
Yaslanmadığım gûşe-i meyhâne mi kaldı
Kuddusî (1769-1849)
Aldanma gönül devlet-i ikbâle güvenme
Vârislere âhir kalacak mâla güvenme
Leylâ Hanım (1850-1936)
Rahm eyle bu dil-haste-i nâ-çâra İlâhî
Zahm-ı dilime senden olur çâre İlâhî
Lûtfî (1888-1938)
Nice bu hasret-i dildâr ile giryân olayım
Yanayım âteş-i aşkın ile büryân olayım
Nâbî (1642-1712)
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı İlâhîdir makâm-ı Mustafâdır bu

�Nezihe Hanım (1880-1971)
1.
Aşkım ebedîdir erecek sanma zevâle
Dönsem elem-i kahr-ı firâkınla hilâle
2.
Gül-ruhlarını gonca-i zibâya değişmem
Endâm-ı dil-ârânızı tûbâya değişmem
3.
Bir perînin aşkına düştüm çok efgân eyledim
Râz-ı aşkı çok zaman kalbimde pinhân eyledim
4.
Dil-i nâ-şâdımın ne sabrı ne ârâmı kalmıştır
Ne yârin lutfu ne bahtın bana in’âmı kalmıştır
5.
Gönül bir bî-vefâ bir âfet-i bî-dâda düşmüştür
Hülâsâ gayr-ı mümkün gamze-i cellâda düşmüştür
6.
Sabret gönül eyyâm-ı safâ yâre de kalmaz
Gam çekme ki vuslat demi ağyâre de kalmaz
7.
Mecnûn isen ey dil sana Leylâ mı bulunmaz
Bu goncaya bir bülbül-i şeydâ mı bulunmaz
8.
Lâyık mı bu hicran ile ömrüm keder etsin
Gelsin melekü’l-mevt beni mahv u heder etsin
Râsih (?-1731)
1.
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne
2.
Tükendi nakd-i ömrüm dilde ser-mâyem bir âh kaldı
Ne vasl-ı ârız-ı dilden ne yârândan nigâh kaldı
Ruhî (?-1605)
Terkib-bend
Sûretde eger zerre isek ma‘nide yûhuz
Rûhu’l-kudüsün Meryeme nefh etdiği rûhuz

�Sabrî (1800-1871)
Şerh ederken yine tahrîr-i derûn-ı sitemim
Yakdı evrâk-ı dil-i sûzu zebân-ı kalemim
Safvet (1866-1950)
Erbâb-ı safâ taht-ı Cemi bâğda kursun
Sultân-ı kadeh elden ele hükmünü sürsün
Şem‘î
Ben beni bilmem neyim dünyâ nedir ukbâ nedir
Söyleyen kim söyleten kim aşk nedir sevdâ nedir
Ziya Paşa (1829-1880)
Terkîb-bend
1.
III. Bend
Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-ı fenâdan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan
2.
Âsâfın mikdârını bilmez Süleymân olmayan
Bilmez insan kadrini âlemde insân olmayan

Bir Gazel İcrası Örneği
Tenekeci Mahmut tarafından bestelenen ve daha sonra Kazancı Bedih ile ünlenen
aşağıdaki gazel Şair Fehîm’e aittir:
(Nevrûz)
Yanıp bir nar-ı ruhsâre çerâğân olduğun var mı
Senin pervâne ve şem’a şebistân olduğun var mı
(Hüseynî)
Demişsin ey sabâ yok bağ-ı dilde sümbül-i efkâr
Hevây-ı zülfü yâr ile perişân olduğun var mı
(Kürdî)
Gürûh-i zenperestânın demişsin pîriyim zahid
Senin beyt-i senemde Şeyh-i Sen’an olduğun var mı
(Tâhir)
Visal-i iyd-i atâyı nice ümmid edersin sen
O şuhun vaslına iydinde kurban olduğun var mı

�(İbrahimî)
Niceler tâlib-i feyzi muhabbet olmak isterler
Senin o tekkey-i uşşâke mihmân olduğun var mı
(Kürdî)
Züleyhâ-yı murade nail olmak hayli müşküldür
Azizim Yusuf-âsâ bend-i zindân olduğun var mı
(Hüseynî)
Per-i rü’yâyı teshir eylemekse maksadın ey dil
Fehimâ mülk-ü Belkıs’e Süleymân olduğum var mı
Yukarıdaki gazelin icrâ biçiminde de görüldüğü üzere Urfalı gazelhânların müzik
eğitimi almış ve belli bir sanat disiplini ile sanatlarını icrâ eden İstanbul gazelhânlarından
aşağı kalır bir yanı yoktur. Gazellerin musiki ile okunması her ne kadar Osmanlının payitahtı
olan İstanbul’da Klasik Türk musikisi kalıpları içinde ve bu sanatın eğitimini ciddi olarak
almış gazelhânlar tarafından yapılmışsa da asırlardan beri Türk müziğine en çok katkı yapan
ve sanatçı kazandıran şehirlerden biri olan Urfa’da da devam etmektedir.
Sonuç olarak Urfa kültürüne ve müziğine; halkın birlik ve beraberliğine katkılarıyla
günümüzde hâlâ faal olarak devam eden sıra geceleri çok değerli bir kültür hazinesidir.

Kaynaklar
1. AKBIYIK, Abuzer. Şanlıurfa Sıra Gecesi, Şanlıurfa: Elif Matbaası, 2006
2. ÖZDEM, Filiz - Güler, Ara - Güllüoğlu, Fahri. Uygarlıklar Kapısı Urfa, İstanbul:
YKY, 2002
3. YILMAZ, Dr. Muge. Geleneksel Bir Sohbet Toplantısı &amp; Urfa Sıra Geceleri, Grafiker
Yayınları, 2012
4. MACİT, Prof. Dr. Muhsin. Urfa sıra Gecelerinde ve Musiki Meclislerinde Okunan
Gazelleri İşlevi ,Millî Folklor, 87. Sayı, s. 86-73, 2010
5. AKBIYIK, Abuzer - KÜRKÇÜOĞLU, Sabri - GÜZELGÖZ, Osman. Şanlıurfa Halk
Müziği, Ankara: Şanlıurfa Valiliği Kültür Yayınları, 1999
6. SÖYLEMEZ, Haşim. Urfa Şanını Sıra Gecelerine Borçlu, Aksiyon Dergisi, 620. Sayı,
2006
7. ÖZGÜ, M., S , Turhan, K. Dökmetaş “Notaları İle Uzun Havalarımız”, Kültür
Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1996
8. ÖZBEK, Mehmet, Türk Halk Müziği El Kitabı I Terimler Sözlüğü, Atatürk Kültür
Merkezi Başknalığı Yayınları, Ankara, 1998

��</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="1775">
                <text>3590</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="1776">
                <text>Şanlıurfa Kültürünü Koruma ve Gelecek Nesillere Aktarma Bakımından Sıra Gecelerinin Yapı, İşleyiş ve İçerik Olarak İncelenmesi</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="1777">
                <text>Gelez, Cavit
ÖZUYGUN, Ali Rıza</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="1778">
                <text>Abstract    A study on the research for ‘Sıra Geceleri’ considering its structure, mechanism and contents  in terms of maintaining the conservation of Sanliurfa Culture and its transfer to the next generation.  This study presents the research that remarks the significance of the conservation of the unequalled city culture, which is called Urfa Sıra Geceleri, which is still current but began to disappear rapidly in today’s global world and its major role for the next generations. The study comprises the history of “Urfa Sıra Geceleri” and its attribute provided with conceptual words, the music and literature, especially ‘Divan Edebiyatı’ and ‘ghazel’ at those nights. When considered socially and culturally, the nights, which are dating back to very old ages, are understood to have a great role in the city culture although nowadays they are seen as a means of entertainment. Especially nowadays, whilst social media causes diversity and gaps between the generations, this cultural event, which is still active, has an important role in terms of minimizing the differences.     Key Words: Sıra Gecesi, Culture, Ghazel-Ghazelhânlık, Urfa    Özet     Bu çalışmanın amacı, kültür miraslarımızdan olan ve hâlâ tertip edilen “Urfa Sıra Geceleri”nin  günümüzde hızla yok olmaya başlayan veya küresel bir kimlik kazanan şehir kültürlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasındaki rolü; bu gecelerin tarihçesi, mahiyeti, bu gecelere ait kavramlar, bu gecelerde müzik ve edebiyatın  -özellikle divan edebiyatı ve gazel- incelenmesidir. Sosyal ve kültürel açıdan ele alındığında çok eski bir gelenek olan bu geceler, her ne kadar günümüzde bir eğlence aracı olarak görülse de şehir kültüründe çok ciddi bir yer aldığı anlaşılacaktır. Özellikle sosyal medyanın kuşaklar arasında meydana getirdiği farklılık ve uçurumların çok belirgin olduğu günümüzde, hâlâ faal olan bu kültür kurumu kuşaklar arasındaki farklılıkları minimize etme açısından da ayrıca bir öneme sahiptir.    Anahtar Sözcükler: Sıra Gecesi, Kültür, Gazel-Gazelhânlık, Urfa</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="1779">
                <text>2016</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="1780">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="16">
        <name>L Education (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1486" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1967">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4c7097dddf1298dce56617a83d7bb6b9.docx</src>
        <authentication>2eb6a8a5dc06d34a76e0104d6b1254fc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1968">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/47ccaebb4348d4a44c9c07d2f668f620.pdf</src>
        <authentication>13470a9ead47c9ffa6fb02c319faaa6f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11928">
                    <text>SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEMEİNCELEME
Gülay YURT
Bedir Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Tiran / Arnavutluk
Anahtar Kelimeler: Batıl, İnanç, Batıl İnanış.
ÖZET
Kültürel etkileşim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanışlar
artık hayatın bir parçası olmuştur. Daha çok ileri yaştaki insanların bilip uyguladığı batıl
inanışlar, çok hızlı yayılan ve gelişen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu
çalışmada, Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaşayan Müslüman Boşnak kadın ve erkeklerle
görüşülüp, batıl inançları hakkında bilgi toplanılmıştır. Batıl inançları daha çok duyma ve
yaşama ihtimali olan insanlar orta yaş ve üzeri kitle olduğu için, görüştüğümüz kişileri buna göre
seçilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla
ilgili inanışlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanışlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl
inanışlar olmak üzere konularına göre derlenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1969">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2c12967eb9b4d3f2294a4b24c77444b3.docx</src>
        <authentication>f596cf6e830b7767e6513fc73962bcfc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1970">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0cd846db6c4ef44b9514101b03f198db.pdf</src>
        <authentication>5f98012fb0db7ed28e214ee6df9a0e7a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11929">
                    <text>SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEMEİNCELEME
Gülay YURT1

Özet
Kültürel etkileĢim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanıĢlar
artık hayatın bir parçası olmuĢtur.

Daha çok ileri yaĢtaki insanların bilip uyguladığı batıl

inanıĢlar, çok hızlı yayılan ve geliĢen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuĢtur. Bu
çalıĢma Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaĢayan müslüman BoĢnak kadın ve erkeklerle
görüĢülerek, batıl inançları hakkında yapılmıĢ bir derlemedir. Batıl inançları daha çok duyma ve
yaĢama ihtimali olan insanlar orta yaĢ ve üzeri olduğu için, görüĢtüğümüz kiĢileri buna göre
seçtik. Yapılan görüĢmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla ilgili
inanıĢlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanıĢlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl
inanıĢlar olmak üzere konularına göre derlenmiĢtir.
Anahtar Kelimeler: Batıl, inanç, batıl inanış.

STUDY ABOUT THE SUPERSTITIOUS BELIEFS OF THE PEOPLE OF SARAJEVOREVIEW

Abstract
Superstitious beliefs , that emerged as a result of cultural interaction, psychological, and
environmental factors, has been a part of life now. Superstitious beliefs, practiced mostly by
elder people ,has been slowly disappearing in today’s evolving global information society. In
this study, we interviewed with Bosnian Muslim men and women living in various parts of
Sarajevo and collected information about their superstitions. Middle-aged and older populance
1

Bedër University, Department of
gyurt@beder.edu.al

Turkish Language and Literature, Faculty of Educational &amp; Philology,

�are more likely to have or experience superstitions, so we chose the people interviewed
accordingly. The findings of the interviews are complied as; beliefs about women who can not
have children, beliefs about pregnant and postpartum women, child-related beliefs, animals,
deaths and other superstitious beliefs.
Key Words: Superstition, belief, superstition.

Giriş
Batıl Nedir?
Bâtıl; boĢ, beyhûde, yalan, çürük manasındadır ( Devellioğlu, 1997 ). BoĢa gitmek, temelsiz ve
devamsız olmak anlamındaki “butlân” kökünden türeyen batıl kelimesi, Ģeriatın yasakladığı,
gerçekliği bulunmayan her Ģey, yalan ve yanlıĢ olmasa bile plânlanan hedefe ulaĢtırmayan her
türlü faydasız iĢ, söz ve davranıĢ olarak tanımlanır. Ġnsanlık tarihi kadar eski olan bâtıl inançlar
her devirde ve her toplumda görülür ( TDVĠA, c.5).
Batıl İnanış (Hurafe) Nedir?
Mantıkî temeli olmayan telakki ve uygulamaları, din adına ileri sürülüp benimsenen bâtıl inanç
ve davranıĢları ifade eden bir terimdir. Sözlükte "bunamak" anlamına gelen haref kökünden
türemiĢ bir isim olan hurafe kelimesi "akla ve gerçeğe aykırı düĢen aldatıcı söz" demektir. Masal,
efsane ve genel olarak gerçek dıĢı olduğu kabul edildiği halde hoĢa giden nakil ve rivayetlere de
hurafe denilmiĢtir ( TDVĠA, c.18). Hurafe mantıkî olmayan, gerçek hayatla iliĢkisi bulunmayan,
iyilik veya kötülük getirebileceğine inanılan kuvvetler için kullanılır. Batıl inançların
oluĢmasında psikolojik faktörlerin de etkisi vardır.
Eğitimli insanlarca mantık dıĢı ve temelsiz sayılan batıl inançlar da bir takım insanlar üzerinde
etkisi olan inanç türlerindendir. “BoĢ, asılsız, yanlıĢ inanç vb.” anlamlara gelen (Gündüz, 1998)
batıl inanç kavramı, kurumsal dinlerin prensiplerine aykırı olmanın yanı sıra aynı zamanda akıl
ve bilimle de açıklanamaz. Çevremizde yaĢayan, toplumdaki bireylerin bir çoğu arasında ortak
biçimde inanılan, doğal olayları talih, kader ya da kötü varlıklar gibi doğa üstü sebeplerle
açıklayan bir inanıĢ özelliği göstermektedirler (Sümbüllü, 2010).

�Saraybosna halkının batıl inanışları
Çocuk Sahibi Olamayan Kadınlar İçin İnanışlar
Kadın sıcak bir banyo yaptıktan sonra, içinde lahana yaprakları bulunan bir kapta suyu kaynatıp,
lahana yapraklarının bulunduğu kaynamıĢ suyun üzerine oturur. Sıcaklığı dayanılır olan kaynar
suyla banyo yapmak da kısırlığı gidermek için yapılan bir baĢka uygulamadır. Ayrıca kadının
ayağına kalın çorap, terlik giymesi, üzerine daha kalın elbiseler giymesi önerilir. Bu Ģekilde
sıcaklık sağlandığında, hamile kalmanın kolay olacağı düĢünülmektedir.2
Çocuk sahibi olamayan kadınları, yaĢlı kadınlara götürüp, bitkiler veya baĢka Ģeyler kullanması
tavsiye edilir (muska, otlar, vb…). Belde taĢımaları için pamuktan dokunmuĢ bir iplik verilir.
Ayrıca bel veya karına ĢiĢe çekme ve tütsünün iyi geleceğine inanılmaktadır. 3
Hamile, Lohusa Kadın ve Çocukla İlgili İnanışlar
Hamile kadın, kötü ve çirkin hiçbir canlı ve cansız varlığa baktırılmaz. 4
Hamile kadın, bebeğinin sağlıklı olması için canı ne çekerse yemelidir ve istemediği Ģeylerden
de uzak durmalıdır. Canının istediği Ģeyi yemediği zaman, doğacak çocuğun vücudunun
herhangi bir yerinde leke olur veya istediği bir Ģeyi gizlice veya çalarak yer ise, yediği eli ile
vücudunun neresine dokunursa, yediğinin Ģeklinin doğacak çocuğun aynı yerinde leke olacağına
inanılmaktadır. Hamile kadın, canı çektiği Ģeyi yiyemezse, çocuk düĢer ya da sakat olur.5
Hamilelik döneminde anne adayının kalçaları büyürse kızı, kalçalar fazla belirgin olmaz ise
erkek doğuracak demektir. Yine karın kısmının aĢağı doğru uzaması, göğüslerin büyümesi,
dudakların büyümesi ve geniĢlemesi, anne adayının yüzünde lekelerin veya çillerin olması,
kaĢlarının veya kirpiklerinin dökülmesi, kız çocuk doğuracağına iĢaretmiĢ.6

2

Kaynak Kişi 2

3

Kaynak Kişi 5

4

Kaynak Kişi 3

5

Kaynak Kişi 11

6

Kaynak Kişi 14

�Doğacak çocuk sağlıklı ve güzel olsun diye anneye ayva yedirilir. Ayva yiyen hamile kadının
hem çocuğunun güzel olacağına, hem de gamzeli olacağına inanılmaktadır. 7
Çocuğun üstünden atlanması iyi sayılmaz, atlandığında çocuğun büyümeyeceği, boyunun
uzamayacağına inanılmaktadır. Çocuğun üzerinden atlayan kiĢiden tekrar ters yönde atlaması
istenir. Yani bir daha çocuğun üstünden atlar ki hiç atlanmamıĢ gibi olsun diye. Bu uygulama
çocuğun boyu kısa kalmasın diye yapılırmıĢ.8
Lohusanın mezarının kırk gün açık olduğuna inanılmaktadır. Onun için lohusa kadının kırk gün
evden çıkmamasına dikkat edilir. Çıktığı takdirde çarpılacağı veya baĢına kötü Ģeylerin
gelebileceği, hatta ölebileceğine inanılmaktadır. 9
Lohusa kadın ve bebek kesinlikle yalnız bırakılmaz. Bu çok eski bir gelenek olarak kabul
ediliyor ve günümüzde de çok olmasa da halen uygulanıyor. Kötü ruhların uğramaması,
baĢlarına kötü bir Ģeylerin gelmemesi için olduğu düĢünülmektedir. 10
Yürümesi geciken çocuklar için; Cuma günü caminin önüne götürülür, çocuğun parmaklarının
araları kırmızı bir iple bağlanır, camiden ilk çıkan kiĢi makas ile bu ipleri keser. Böylece
çocuğun korkuları gider ve kısa zamanda yürümeye baĢlar.11
Göbek bağı düĢünce bir beze sarılarak çocuğun sağ omuzuna asılır ya da evde saklanır. Bazen
cami avlusuna, ıssız yerlere veya ev çevresine gömülür. 12
Bebeğin kırk gün boyunca yıkanması, lohusa kadın için de uygulanır. Bebeğin giysilerinin de
kırk gün süreyle yıkanması gerekir. Kurutmak için elbiseler kesinlikle dıĢarıya asılmaz, bu iĢ için
evin içerisi kullanılır. Çünkü bebeğe ve lohusa kadına Ģeytan, cin gibi varlıkların zarar
vermesinden korkulduğu için elbiseler dıĢarıya asılmaz.13

7

Kaynak Kişi 15

8

Kaynak Kişi 15

9

Kaynak Kişi 7

10

Kaynak kişi 7

11

Kaynak Kişi 3

12

Kaynak Kişi 6

13

Kaynak Kişi 12

�Doğan kız çocuğunun iki gözü arasındaki burun kısmında, mor renkte bir damar görünürse, bir
sonraki doğacak bebek erkek olur. 14
Yeni doğan bebeğin vücuduna tuz serpip, kısa bir zaman böylece bırakılır, daha sonra su ile
yıkanır ya da çocuk önce tuzlu bir suda, daha sonra duru suda yıkanır. Tuzlama, çocuğun
büyüyünce terinin ve nefesinin kokmaması için yapılırmıĢ. 15
Lohusanın mezarı kırk gün açık olur, bu yüzden bebek ve anne kırk gün evde kalır, kırk günün
sonunda bebek ve anneye banyo yaptırılır, yeni elbiseler giydirilerek evden dıĢarı çıkartılır.
Ayrıca kırk gün lohusaya iĢ yaptırılmaz, kırk gün kötü ruhların çarpmaması için anne aynaya
baktırılmaz. Özellikle akĢam ezanından sonra dıĢarı çıkarılmaz, çıkarsa sütü kesilir.16
Hamile bir kadın, kimsenin fiziksel özellikleri ve kusurları ile ilgili konuĢmamalı yoksa doğacak
çocuk o kiĢiye benzer.
Hamile kadın, hamileliği süresince saç kestiremez, bebeğin ömrü kısalır.17
Yeni doğmuĢ iki bebek ve lohusa kötü bir Ģey olmaması için yan yana getirilmez. 18
Hamile kadının yanında bir Ģey yerken uzatmazsan gözünde arpacık çıkar. Bebeğin anne
karnında ilk hareketinde anne aynaya bakarsa, bebek güzel olur.19
Anne ve bebeğin gittiği ilk evde anneye yumurta verilir. Ayrıca çocuğun yüzüne ev sahibi un
sürer. Bebeğin kaĢlarına ve saçlarına sürülen un, bebek uzun ömürlü olsun saçları, kaĢları
bembeyaz olana kadar yaĢasın diye kaĢlarına, saçlarına un sürülür, tatlı dilli olsun diye de ağzına
tatlı bir Ģey konur. 20
Yeni evlenen çiftin doğacak ilk çocuğunun erkek olması için, geline kına yakıldıktan ve
eğlenildikten sonra baba evinde geçireceği son gecede aileden en küçük erkek çocukla yan yana

14

Kaynak Kişi 7

15

Kaynak Kişi 8

16

Kaynak Kişi 15

17

Kaynak Kişi 8

18

Kaynak Kişi 11

19

Kaynak Kişi 11

20

Kaynak Kişi 11

�uyutulur. Kendi evine gelinliğiyle ilk kez giren gelinin kucağına bir erkek bebek verilir, bu
gelinin ilk çocuğunun, erkek olması içindir. Daha sonra bal yedirilir, kocasına karĢı tatlı dilli
olsun diye. Söylenen türküler eĢliğinde kalabalık bir grup çiftin yatak odasına girer. Genellikle
bir erkek çocuğu, yeni evli çiftin yatağında yuvarlandırılır. Bu iĢlem bittikten sonra gelin bu
çocuğun elini öper. Gelin, daha sonra bu çocuğa mendil yada çorap hediye eder. Yuvarlandırılan
çocuk ailenin en küçük erkek çocuğudur. Doğacak ilk çocuk erkek olması için, erkek çocuk
yuvarlandırılır.21
Hayvanlarla İlgili İnanışlar
BaykuĢun ötmesi, evin çatısına veya bacasına tünemesi iyi sayılmaz, o evde yakınlarda bir ölüm
olacağına dair bir inançdır.22
TavĢan, yolda insanın önüne çıkarsa, uğursuzluk getirir, hatta yakınlarından biri ölür. 23
Horozların akĢama doğru ötmesi kötüdür, yakın bir zamanda ölüm olacağına inanılmaktadır.24
Örümcek öldürmek uğursuzluk getirir. Cuma günleri örümcek ağlarına dokunulmaz, evde bir
örümcek görüldüğünde, bir kağıtla ya da bir peçeteyle alınıp öldürülmeden dıĢarı atmalı.
Örümcek öldüren kiĢinin baĢına bir uğursuzluk geleceğine inanılıyor. KuĢ yuvaları bozulmamalı,
kuĢ yuvasını bozan kiĢinin kendi yuvası da dağılır. Evdeki karıncalar da bereket iĢaretiymiĢ,
bunların yuvalarının dağıtılmaması gerektiğine inanılmaktadır.25
Ölümle İlgili İnanışlar
Ölmek üzere olan hastanın ölüm anında yüksek yerde durmasından dolayı, ruhu zor çıkar.
Yüksek yerde, yatan hastanın yatağının yere serilmesi gereklidir.26

21

Kaynak Kişi 14

22

Kaynak Kişi 12

23

Kaynak Kişi 12

24

Kaynak Kişi 10

25

Kaynak Kişi 14

26

Kaynak Kişi 13

�Ölen kiĢinin ĢiĢmemesi için karın kısmına bir taĢ veya tuğla konulur. Bazen de bir metal parçası,
kaĢık veya bıçak gibi aletler konulur. Cenazenin bekletilme durumunda ise hem tuğla hem de
bıçak konulmalı. 27
Diğer Batıl İnanışlar
Salı: BoĢnaklar arasında, Salı günü çamaĢır yıkamanın, aileye bir kötülük veya ölüm getireceği
inanıĢı çok yaygın. Salı günü veya gecesinde tırnakların kesilmesi ile el ve ayak tırnaklarının
aynı gün de kesilmesinin kötülüğe, ölüme sebep olacağına inanılmakta. Salının uğursuz bir gün
olduğu için daha önce planlanmıĢ iĢler ertelenmektedir. Yolculukta kaza olmaması ve sıkıntılı
durumlarla karĢılaĢmamak için yolculukların dahi ertelendiği daha önce olmuĢ kazalar Salı
gününe denk gelmiĢse var olan bu uğursuzluk inancı daha da kuvvetlendirmektedir. 28
Ayna: Gelin sandığına, çeyiz bohçasına mutlaka bir ayna konmaktadır. Aydınlık ve iyi
bir geleceğin olması için. Ayrıca kına yakılırken Ģami (gelinin baĢına örtülen örtü) altından ayna
tutulur, yüzü aydınlık, ak, pak olsun diye. Ayna kırılması ise uğursuzluk getirirr. Ayna
kırıldığında 7 yıl uğursuzluk olur, bekâr bir kız 7 yıl evlenemez. 29
Tırnak: Tırnakların hiçbir Ģekilde gece kesilmemesi gerektiği inancı oldukça yaygın bir inanıĢ.
Özellikle perĢembe ve pazar geceleri tırnak kesmenin uğursuzluk getireceğine inanılır. Tırnak
kestikten sonra eller yıkanmaz ise tutulan yiyecek ve içecek kötüdür. El ve ayak tırnakları bir
günde kesilirse aynı günde hem ölüm hem de düğünün olacağına inanılmaktadır. 30
Ateş: AteĢte ısınmıĢ bir Ģeyi (örneğin tencere, çaydanlık, cezve) almak için çekinen, tutmak için
bez kullanan kiĢi ileride kaynanasından çok korkacak demekmiĢ.31

27

Kaynak Kişi 12

28

Kaynak Kişi 12

29

Kaynak Kişi 1

30

Kaynak Kişi 3

31

Kaynak Kişi 4

�Düğme: Üzerindeki giysinin düğmelerini karĢıdakine bakarak iliklemek uğursuzluk getirir. Bu
durumun karĢıdaki kiĢinin kısmetlerini kapatacağına inanılmakta. Ayrıca kıyafetin kopmuĢ bir
düğmesi üzerindeyken dikmek iyi değildir. Kıyafet çıkarıldıktan sonra dikilmelidir. Çünkü
üzerindeyken sökük dikersen dilin bağlanır. Üzerinde giysisi dikilen kiĢinin konuĢmaması
gerektiği ve ağzında bir parça iplik tutması, ya da sert bir nesneyi ısırmalıdır, dikiĢ bitene kadar
ağzında tutmalıdır. Aklının dikilmemesi için.32
Makas: Makası boĢ yere açıp kapamak iyi değildir. Uğursuzluk getireceğine inanılır. Bir Ģey
kesmek için değil de öylesine açılıp kapatılıyorsa makas, o ortamdaki kiĢilerin kavga edeceğine
inanılmakta. Ayrıca bıçak, makas gibi kesici ve demirden yapılmıĢ aletler elden ele verilmez,
masaya bırakılır. Elden verilmesi uğursuzluktur. ġayet öyle yapılırsa o iki kiĢinin arasında
huzursuzluk, anlaĢmazlık çıkacağına inanılmakta.33
Temizlik: Cumartesi ve Salı günleri çamaĢır yıkanmaz. Bugünlerde çamaĢır yıkamanın
uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır. Ayrıca akĢam ezanı vakti tüm temizlik, ev ve el iĢleri
bir kenara bırakılır. Ev içinden biri uzun yolculuğa çıktı ise o kiĢinin gideceği yere vardığı haberi
alınmadan ev süpürülmesinin de uğursuzluk getireceğine inanılmakta. ġayet temizlik yapılırsa
yolculukta olan kiĢinin baĢına bir musibet geleceği düĢünülmektedir.34

Muhtelif Konular
Uykudayken ellerinizi bacak arasında sıkıĢtırırsanız baĢınıza kötü bir Ģeyler gelir. Hava
karardıktan sonra ıslık çalmanın Ģeytanları toplayacağına inanılır. Geceleri Ģakız çiğnenmez,
sakız çiğnersen ölü eti çiğnemiĢ olursun.35

32

Kaynak Kişi 10

33

Kaynak Kişi 9

34

Kaynak Kişi 9

35

Kaynak Kişi 1

�EĢikte durulmaz, oturulmaz. EĢikte oturan kiĢi iftiraya uğrar. Üzerinizden bir örümcek geçerse, o
sene içinde uzun bir yolculuğa çıkılacağına inanılır.36
Eğer evden dıĢarı çıkıp çıkma sebebinizi yerine getirmeden herhangi bir nedenle eve dönerseniz
bu çok büyük bir uğursuzluk getirecektir. Bir zorunluluk olursa önce bakkala yahut baĢka bir
eve girilmeli, uğursuzluk oraya bırakılmalı, sonra eve dönülmeliymiĢ. Eve gelen misafirin,
misafirliğinin kısa sürmesi için ayakkabılarının üzerine tuz serpilir çabuk gitsin diye. 37
DikiĢ dikerken iğnesini kaybeden kadınlar Ģunu söylermiĢ;"Ġğneci Hasan, iğne mi bulan; okuyum
sana üç Kulhü bir Elham..." Bu tekerleme ile aranan iğnelerin, hatta aranan tüm kayıp eĢyaların
bulunacağına inanılır. Yalnız eĢyayı bulduktan sonra ne adadıysan, adağı yerine getirmek Ģart.38
Kavak ağacından bir dal kırıp, bu dal parçası ile sabah çocuğun üzerine sürterek çocuğu uzun
boylu olacağına inanılmakta.39
Çok ağlayan çocuğun nazar aldığına inanılmaktadır. Bunun için sobada yanan bir kömür
parçasını alıp suya atılır. Bu suyla da çocuğun yüzün yıkanır. Bu sayede nazar, çocuğun
üzerinden giderilir.40
Kurbanda kesilen hayvanların kafatasları boynuzları ile birlikte eve ya da bahçedeki ağaçlara
asılır böylece nazardan koruyacağına inanılmaktadır.41
Pantolon ve çoraplar yatağın baĢına konulmaz, iyi olmaz.
Anneler kızlarına çeyiz için dantel örmeye baĢlayacaksa buna sabah erken saatte baĢlarlar ve
ellerinin temiz olmasına dikkat ederler, yoksa kızın kısmeti kapanırmıĢ.42
Misafirlikte iken oturduğun yerden baĢka bir yere geçip oturursan ve bunu bir kaç defa yaparsan
ev sahibi zengin olurmuĢ.43
36

Kaynak Kişi 5

37

Kaynak Kişi 9

38

Kaynak Kişi 9

39

Kaynak Kişi 14

40

Kaynak Kişi 2

41

Kaynak Kişi 8

42

Kaynak Kişi 5

43

Kaynak Kişi 5

�Yumurtanın kabuklarını ezmeden çöpe atmak iyi değildir. O eve kötülükler yerleĢecek
demekmiĢ.44
Kız istemeye gidildiğinde soğuk su içmek uygun olmaz, yoksa eĢlerin araları daima soğuk olur.
BaĢsağlığı ziyaretinden sonra aynı gün baĢka bir ziyaret yapılmaz, doğruca eve dönülür, aksi
takdirde, ziyaret yapılan evden de cenaze çıkacağına inanılır.45
Çocukların bir iple ya da bir parça bezle elini ayağını bağlaması (oyun için olsa bile) kesinlikle
iyi değildir. Bunu yapan çocuk Ģiddetle azarlanır. 46
Nazar değmiĢ çocuğun bir eĢyası; çorabı, önlüğü vs. evin tuvaletine asılır; nazarın bu Ģekilde geri
düĢeceğine ve çocuğun rahatlayacağına inanılır. Nazarın sebebi eve gelen misafirden dolayı ise
kıyafetinden, çantasından küçük bir ip alınır, yakılır ve çocuğun etrafında 9 defa gezdirilerek 9
kez bir dua okunur; bu da çocuğu rahatlatır ve nazarı önler.47
Yatağın sağ tarafında yatmanın veya sabah sağ taraftan kalkmanın hayırlı olacağına ve o günün
Ģanslı, güzel bir gün olacağına inanılır. Sağdan kalkılmalı ve sağ ayakla yere basılmalıdır yani ilk
adım sağ ayakla atılmalıdır. Bir yere girerken de sağ ayakla girilmeli, yanlıĢlıkla sol ayakla
girilmiĢse geri dönerek, sağ ayakla girilmesi gerekir, iĢlerin rast gitmesi için.48
Saraybosna’da evlenme çağına gelmiĢ kızı isteyen damat adayı, kız evine yemeye davet edilir ve
aile büyükleri ile evlilik hakkında konuĢulur. Getirilen Ģekerli kahve damat adayının evlilik için
uygun olduğunu, sade kahve ise damat adayının reddedildiğini gösterir.49
Evin bereketinin artması için masanın üzerinde yemekten sonra ekmek bırakılmaz. Kız bakmak
için gelenler, önce masada ekmek kırıntısı var mı diye bakarlar. Hamur yoğururken, plastikten
sıçrayan hamur misafire iĢarettir.50

44

Kaynak Kişi 8

45

Kaynak Kişi 10

46

Kaynak Kişi 6

47

Kaynak Kişi 4

48

Kaynak Kişi 2

49

Kaynak Kişi 2

50

Kaynak Kişi 1

�Saraybosna’da Ģehit Türk askerlerine ait olan “7 KardeĢler ” ve “Barak Baba” türbesine evlilik,
kısmet açma, çocuk sahibi gibi çeĢitli ihtiyaçlar için halkın ziyaret ettiği yerlerdir.51
Yatakta uyurken hiçbir uzvunuzu oynatamayıp, kilitlenip kalmanız, kötü ruh veya cinlerin
uğraması demekmiĢ. BoĢnakça’da buna “muruna” diyorlar. 52
Gelin eve girerken sağ koltuğunun altına Kur’an, sol koltuğunun altına da ekmek konmaktadır.
Bereket olsun diye. Gelin arabaya bindikten sonra arkasına bakamaz. Geri gelmesin diye.
Kırmızı ip bağlanır, nazardan korunmak için. 40 günlük bebek yukarı doğru, havaya doğru
tutulmakta. Hayatında yükselsin diye. Çanta yere bırakılmaz, bereketi kaçmasın diye. At nalı
yukarı doğru olmalı, aĢağı doğru olursa Ģans kaçar. Evde Ģemsiye açılmaz. Evde Ģemsiye açmak
kötü bir Ģeyin olacağına, uğursuzluk getireceğine inanılır.53

Değerlendirme
Bosna Hersek bilindiği üzere çok renkli bir kültüre sahiptir. Bosna Hersek’ in çok renkli bu
kültürünün elbette bu inanıĢlar ve uygulamalar üzerinde etkisi vardır. Burada beraber yaĢayan 3
etnik milletin birbirinden öğrendikleri ve elbette birbirlerini etkilemiĢlerdir.
Batıl inançlar genelde hayal gücümüz, korku ve özlemler, beklentiler eĢliğinde üretilen kabul
görmüĢ ve toplum tarafından benimsenip, uygulanan Ģeylerdir. Bu tür inançlar, farklı yoğunlukta
da olsa, tüm sosyo-kültürel kesimlerde görülebilmektedir. Batıl inançların evrensel bir yönü de
vardır. Batıl inanç ve davranıĢlar, cinsiyet, eğitim, yaĢ vb. değiĢkenlere göre farklılık arz
etmektedir. Kadınların erkeklere, yaĢlıların gençlere göre batıl inançlara daha eğilimli olduklarını
göstermiĢtir. Eğitim seviyesi arttıkça batıl inançlara inanıĢ daha da azalmaktadır. Yalnız bu
eğitimli insanlar hiçbir Ģekilde batıl inançlara yönelmezler, sonucunu göstermez.
Her ne kadar safsata, boĢ inanç, dense de asırlardır devam eden ve hâlâ günümüzde de
geçerliliğini korumaktadır. Zannediyorum yıllar geçse de yine batıl inançlar devam edecektir.

51

Kaynak Kişi 4

52

Kaynak Kişi 13

53

Kaynak Kişi 15

�Kaynakça
Kaynak kişiler ve künyeleri:
1. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Sevim Mujeviç
YaĢı – Mesleği : 1961 doğumlu. Türk kolejinde çalıĢıyor.
Eğitim durumu : Ortaokul mezunu
Kimden öğrendiği : EĢinin akrabalarından ve kayınvalidesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 28, 34, 49
2. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Alija Sarajliç
YaĢı – Mesleği : 85 yaĢında. Ev Hanımı
Eğitim durumu : Okuma-yazma biliyor.
Kimden öğrendiği : Büyüklerinden, annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 1, 39, 47, 48
3. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Ġsmeta Hadziç
YaĢı- Mesleği : 51 yaĢında Sigortacı
Eğitim Durumu : Lise mezunu
Kimden öğrendiği : Büyüklerinden duymuĢ
Anlattıkları : 29, 3, 10
4. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Merima Mujanoviç.
YaĢı- Mesleği : 47 yaĢında Ev Hanımı.
Eğitim Durumu : Ortaokul mezunu
Kimden öğrendiği : KomĢularından, büyüklerinden duymuĢ.
Anlattıkları : 30, 46,50
5. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Zeyna Bajriç
YaĢı- Mesleği : 80 yaĢında Ev Hanımı
Eğitim Durumu : Okuma- yazma biliyor.

�Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 2, 41, 35, 42
6. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Azra Topaloviç
YaĢı- Mesleği : 47 Öğretmen.
Eğitim Durumu : Üniversite mezunu.
Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 3,11, 45
7. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Hanumica Sarajliç
YaĢı- Mesleği : 55 yaĢında Emekli.
Eğitim Durumu : Ortaokul mezunu
Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 9,13,8
8. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Hajriya
YaĢı- Mesleği : 70 yaĢında Ev Hanımı.
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu.
Kimden öğrendiği : Babaannesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 16, 40, 14, 43
9. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Suvada Softiç
YaĢı- Mesleği : 1962 doğumlu. Evlerde çalıĢıyor.
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu.
Kimden öğrendiği : Mahallesindeki yaĢlı bir hanımdan ve annesinden duymuĢ
Anlattıkları : 32, 33,36,37
10. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Ġzet Buço
YaĢı- Mesleği : 1930 doğumlu Emekli
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu
Kimden öğrendiği : ArkadaĢından duymuĢ

�Anlattıkları : 23, 44, 31
11. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Adila Bučo
YaĢı- Mesleği : 16.11.1932. Ev Hanımı
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu
Kimden öğrendiği : EĢi Ġzet Bučo’nun akrabalarından ve köydeki hanımlardan duymuĢ.
Anlattıkları : 4,17,18, 19
12. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Zija Osmanagić
YaĢı- Mesleği : 23.05.1940- Emekli
Eğitim Durumu : Lise mezunu
Kimden öğrendiği : Anne ve babasından duymuĢ.
Anlattıkları : 12,21,22, 26,27
13. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Hajra Huskić
YaĢı- Mesleği : 19.08.1934 – Emekli
Eğitim Durumu : Ortaokul mezunu.
Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ
Anlattıkları : 25, 51
14. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Neyra Šegalo
YaĢı- Mesleği : 23.10.1968 - Kuaför
Eğitim Durumu : Üniversite mezunu
Kimden öğrendiği : MüĢterilerden, anneannesinden
Anlattıkları : 20, 5,24,38
15. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Azra Hadziç
YaĢı- Mesleği : 12.06.1955 – Çocuk bakıcısı
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu
Kimden öğrendiği : Büyüklerinden duymuĢ.

�Anlattıkları : 7, 52,6,15

YAZILI KAYNAKLAR:
DEVELLĠOĞLU F. (1997) “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat” Ankara, Aydın Kitabevi,
GÜNDÜZ ġ. (1998)” Din ve Ġnanç Sözlüğü” Konya, Vadi Yayınları.
OLGUNER F. (1992) TDVĠA, ”Bâtıl” maddesi, Ġstanbul c.5. s.148.
SÜMBÜLLÜ Y. Z. (2010) “BoĢnak Efsaneleri” Erzurum, Fenomen Yayıncılık.
TDVĠA (1992) “Hurafe” maddesi Ġstanbul, 18.cilt

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11920">
                <text>2170</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11921">
                <text>SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEME-İNCELEME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11922">
                <text>YURT, Gülay </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11923">
                <text>Anahtar Kelimeler: Batıl, İnanç, Batıl İnanış.  ÖZET  Kültürel etkileşim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanışlar artık hayatın bir parçası olmuştur. Daha çok ileri yaştaki insanların bilip uyguladığı batıl inanışlar, çok hızlı yayılan ve gelişen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu çalışmada, Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaşayan Müslüman Boşnak kadın ve erkeklerle görüşülüp, batıl inançları hakkında bilgi toplanılmıştır. Batıl inançları daha çok duyma ve yaşama ihtimali olan insanlar orta yaş ve üzeri kitle olduğu için, görüştüğümüz kişileri buna göre seçilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla ilgili inanışlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanışlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl inanışlar olmak üzere konularına göre derlenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11924">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11925">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11926">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11927">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
