<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=230" accessDate="2026-06-24T22:14:05+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>230</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1311" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1499">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e825da39c683c24e8cb865641bfba1b0.docx</src>
        <authentication>e0458d2a78ba3f8d2b7e67d8a10e03fe</authentication>
      </file>
      <file fileId="1500">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fd9b81f73f24b76a9451c581a8773add.pdf</src>
        <authentication>100dbcf2ea38e4d2360284a6aca75bfd</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10293">
                    <text>CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA TÜRKİYE’DE YENİ DİL VE KÜLTÜR
SİYASETİNİN OLUŞMASI
Derya ŞİMŞEK
Başkent Üniversitesi, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Alfabe, Dil, Kültür.
ÖZET
Cumhuriyetin ilanı’nın ardından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat
Kanunu ile değişik niteliklerde öğretim yapan bütün eğitim kurumları yeni sisteme göre yeniden
düzenlenmiştir. 1920–1928 yılları arası Türk inkılâbının sosyal ve kültürel olarak yeni, dil
inkılâbının da hazırlık dönemi olarak görülmüştür. Ülkede yenileşme çalışmaları devam ederken
bunlardan en önemlilerinden bir tanesi olarak görülen harf devriminin gerçekleştirilmesi için
Mustafa Necati’nin Maarif Teşkilatı’na Dair Kanun’un maddeleri görüşülürken, ‘Dil Heyeti’
adını taşıyan bir kurulun oluşturulması kararlaştırılmıştır. Dil Heyetince bu konuda yapılacak
hazırlıkların harf inkılâbının gerçekleşmesinde işlerin kolaylaştırılmasının devletin genel
siyasetine uygun düşeceği belirtilmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün de yakından takip ettiği
Dil Heyetinin çalışmaları sonucunda Latin Harflerinin kabulü gerçekleşmiştir. Hızlı bir biçimde
dil alanında dönüşümün yaşandığı bu dönemde Türk tarih tezinin; Osmanlıcılık, İslamcılık ve
Turancılık akımları karşısında Türk milliyetçiliğinin resmi ideolojisi olarak benimsenmesi
şeklinde ortaya çıkması, dil alanında yapılan tartışmalara önemli boyut getirmiştir. Kültür
inkılâbının birer parçası olarak görülen dil meselesi kültür politikasının yukarıdan ve tedrici
olarak uygulanmaya geçmesinin dönemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tavır ve hareketi Dil
Kurultayları ve Türk Dil Kurumu çalışmaları ile , "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini
meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak
tespit edilmiştir. 26 Eylül–5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci
Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, LenguistikFiloloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir.
Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı
değiştirilmemiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda
hem kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de kültür
politikasının oluşturulmasında önemli adımlar atılmıştır. Sonuç olarak konu ile ilgili bildiride
esas teşkil eden; ‘Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Türkiye’de Yeni Dil ve Kültür Siyasetinin
Oluşması’ konusunda yapılan faaliyetler arşiv belgeleri ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1501">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/70056cebdd44993e1b02cf2cac64851b.doc</src>
        <authentication>c12303bace86c2d8d2e144f93b6ffe52</authentication>
      </file>
      <file fileId="1502">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1c1af1b0f9615bc5826e05581be46575.pdf</src>
        <authentication>727b92b372f94c2b4a16858e9f919a10</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10294">
                    <text>CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA TÜRKİYE’DE YENİ DİL VE KÜLTÜR
SİYASETİNİN OLUŞMASI
Derya ŞİMŞEK1
Özet
Cumhuriyetin ilanı‟nın ardından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat
Kanunu ile değiĢik niteliklerde öğretim yapan bütün eğitim kurumları yeni sisteme göre
yeniden düzenlenmiĢtir. 1920–1928 yılları arası Türk inkılâbının sosyal ve kültürel olarak
yeni, dil inkılâbının da hazırlık dönemi olarak görülmüĢtür. Ülkede yenileĢme çalıĢmaları
devam ederken bunlardan en önemlilerinden bir tanesi olarak görülen harf devriminin
gerçekleĢtirilmesi için „Dil Heyeti‟ adını taĢıyan bir kurulun oluĢturulması kararlaĢtırılmıĢ,
Dil Heyetince bu konuda yapılacak hazırlıkların harf inkılâbının gerçekleĢmesinde iĢlerin
kolaylaĢtırılmasının devletin genel siyasetine uygun düĢeceği belirtilmiĢtir.
Mustafa Kemal Atatürk‟ün de yakından takip ettiği Dil Heyetinin çalıĢmaları sonucunda
Latin Harflerinin kabulü gerçekleĢmiĢtir. Kültür inkılâbının birer parçası olarak görülen dil
meselesi kültür politikasının yukarıdan ve tedrici olarak uygulanmaya geçmesinin dönemi
olarak karĢımıza çıkmıĢ, bu tavır ve hareketi Dil Kurultayları ve Türk Dil Kurumu çalıĢmaları
ile tespit edilmiĢtir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç
kurultayda hem kurumun yönetim organları seçilmiĢ, hem dil politikası belirlenmiĢ, hem de
kültür politikasının oluĢturulmasında önemli adımlar atılmıĢtır. Türk tarihinin araĢtırılması ve
ortaya çıkarılması için Türk Tarih Tezi hazırlanmıĢ ardından Atatürk‟ün direktifi ile “Türk
Tarih Tetkik Cemiyeti” Türk Tarih Kurumu” adı altında çalıĢmalarını sürdürmüĢtür.
Atatürk, Türk dili, Türk tarihi çalıĢmalarının yanı sıra müzik, tiyatro, resim, mimarlık,
sinema gibi sanatın diğer alanlarında da kültürel çalıĢmalarını devam ettirmiĢtir. Kültür
alanında gerçekleĢtirilen en önemli inkılâplardan bir diğeri de 1933‟de uygulamaya konulan
üniversite reformu ile Ġstanbul Darülfünun‟un kaldırılarak Ġstanbul Üniversitesi‟nin kurulması
olmuĢ ve bu önemli atılımla birlikte, diğer üniversite ve kurumların oluĢturulması da
kararlaĢtırılmıĢtır. Milli kültür alanında gerçekleĢtirilen bir baĢka faaliyet ise 19 ġubat
1932‟de on dört Ģube olarak kurulan Halkevleri olmuĢtur.
Anahtar Kelimeler: Alfabe, Dil, Kültür

1

Dr., BaĢkent Üniversitesi, Atatürk Ġlkeleri Uygulama ve AraĢtırma Merkezi (ATAMER)
dsimsek@baskent.edu.tr

�THE FORMATION OF THE FIRST YEARS OF THE REPUBLIC, TURKEY, NEW
LANGUAGE AND CULTURE, POLITICS
Abstract
Proclamation of the Republic on 3 March 1924 at the then accepted law of unification
of Tawhid-not all educational institutions engaged in teaching according to the new system.
between the years 1920-1928, as a new social and cultural, language, Turkish revolution
revolution was seen as the preparatory stage. One of the most important innovation in the
country continued to work as a letter to the realization of the ' revolution of the creation of the
Board agreed to the language Committee ', that concluded that the language in this regard
attributed the realization of jobs to the State's General preparations letter revolution politics
would fit.
Mustafa Kemal Ataturk is also closely followed the adoption of the Latin Language as
a result of the delegation's work on Letters. Seen as a part of the cultural revolution is a matter
of cultural policy from top to bottom and gradual implementation of the language as well as
the period of the passing, the movement of this attitude and Language Kurultayları and
Turkish language Association has been found with the work. Ataturk's health, 1932, 1934
and 1936, he was selected as the Conference made three executive bodies of the institution
and the language policy, important steps were taken in the creation of both the cultural
policy. Investigation of Turkish history and Turkish history Thesis prepared for uncovering
and then Ataturk's directive with "Turkish History Research Society" under the name the
Turkish historical society.
Ataturk, Turkish language, Turkish studies, as well as music, theatre, image, on, such
as art, architecture, cinema, cultural studies in other areas continued. One of the most
important that in the area of culture inkılâplardan University reform began in 1933, with the
establishment of the University of Ġstanbul, Ġstanbul Darülfünun was removed, and with this
important breakthrough, it was agreed that other universities and institution-building.Another
activity is performed in the field of national culture on February fourteen branch in 1932, has
been established as community centers.
Key Words: Alphabet, Language, Culture
Giriş
Millî Mücadelenin kazanılması ve 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet‟in ilan
edilmesiyle, Osmanlı Devleti‟nden farklı olarak modernleĢme çabaları gereği, Türk
toplumunun siyasi, sosyal, hukuki ve ekonomik yapısını değiĢtirecek inkılâp hareketleri

�içerisine girilmiĢtir. Bu inkılâp hareketleri içerisine dil ve kültür alanı da dâhil edilmiĢ ve bu
anlayıĢla yaĢanan değiĢim sürecinin topluma hızlı bir Ģekilde benimsetilmesi, baĢlıca yöntem
olmuĢtur. Millî kültürün iki temel unsuru olan dil ve tarih konularında bilimsel araĢtırmalar
yapmak, Türk tarihinin köklü geçmiĢini ve Türk dilinin derinliğini, zenginliğini ortaya
koymak Atatürk'ün iki büyük kültür davası olmuĢ ve hayatının son yıllarında vaktini en çok
bu konulara ayırmıĢtır.
Kültür ve uygarlık terimlerini eĢ anlamlı olarak değerlendiren Atatürk, kültür ile ilgili
olarak; “Kültür dediğimiz zaman, bir insan cemiyetinin devlet hayatı, fikir hayatı ve iktisat
hayatında yapabileceği Ģeylerin toplamını ifade ediyoruz ki, medeniyet de bundan baĢka bir
Ģey değildir”, Ģeklinde tanımlamada bulunmuĢtur. Ayrıca; “Türk çocuğuna, Türkiye‟nin
bağımsızlığına, kendi benliğiyle milli geleneklerine düĢman olan bütün unsurlarla mücadele
etmek gereği öğretilmelidir”, diyen Atatürk, tamamen milli bir kültür politikasını iĢaret
etmiĢtir. Büyük önder; Cumhuriyet Türkiye‟sinin geleceğinde milli kültürün temel rol
oynayacağı düĢüncesini de göz ardı etmemiĢ; kurduğu devleti ayakta tutabilmek için milletin
dil, kültür ve tarih bilincini geliĢtirmeyi ve bu unsurların benimsemesini sağlamayı amaç
edinmiĢtir (Çelik, 2012: 731–739).
Türk milletinin milli karakteri ve milli tarihi ile yakından ilgili bir kültürü, ulaĢılması
gereken “milli ideal” olarak gören Atatürk‟e göre; milli kültür politikası akılcı ve gerçekçi
olacak, ilmi ve sosyal hayatın gerçeklerine, milletin karakterini yapan maddi ve manevi
değerlere uygun esaslara dayanacaktı. Bu esasların tespit edilmesi, tanıtılması ve öğretilmesi,
Türk milli kültür politikasının temellerini oluĢturmuĢtu (Kayabalı, Arslanoglu, 1994: 462).
Atatürk, Cumhuriyetin 10. yıldönümü nedeniyle 29 Ekim 1933‟de verdiği büyük nutkunda bu
hususla ilgili Ģunları söylüyordu(Atatürk, II, 1997:318):“…Az zamanda çok ve büyük iĢler
yaptık. Bu iĢlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye
Cumhuriyeti‟dir. Asla Ģüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuĢ büyük medeni vasfı ve büyük
medeni kabiliyeti bundan sonra ki inkisafıyla atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneĢ
gibi doğacaktır… Ne Mutlu Türküm Diyene”

Atatürk öncelikle yeni bir Türk vatanı fikrini

zihinlere yerleĢtirmeye çalıĢmıĢ, Türk dili ve Türk tarihi konusunda her açıdan önemli ve
geniĢ kapsamlı araĢtırmaları baĢlatmıĢtır.
1. Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Dil ve Kültür Alanında Gerçekleştirilen
Çalışmalar
1. 1. Tevhid-i Tedrisat Kanunu

�Osmanlı Devleti‟nden yeni Türkiye‟ye miras kalan eğitim anlayıĢı, Cumhuriyet
ideolojisiyle bağdaĢmamaktaydı. Okullarda Cumhuriyet rejiminin gerektirdiği ve yeni
Türkiye‟nin ihtiyaç duyduğu nesiller yetiĢtirmek gerekmekteydi (Akyüz, 2006:331). Bu
sebeple Atatürk, Osmanlı Devleti‟nden kalan sorunlara çözüm getirmek laik, modern ve milli
bir toplum yaratmak çabalarına girmiĢ (Zürcher, 1993:252), daha Milli Mücadele devam
ederken, 16 Temmuz 1921‟de Ankara‟da Maarif Kongresi‟ni toplamıĢ, eğitim konusunu
tartıĢmaya açmıĢtır (Ergin, 1997:1634). Atatürk, eğitimle ilgili olarak kongrenin açılıĢ
konuĢmasında: “ …ġimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin, milletimizin
tarihi tedenniyatında en mühim bir amil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir milli terbiye
programından bahsederken, eski devrin hurafatından ve evsafı fıtriyemizle hiç de münasebeti
olmayan yabancı fikirlerden, Ģarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden tamamen uzak,
seciye-i milliye ve tarihiyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum…”(Atatürk, I,1997:19–
20). Sözleriyle ilerde izlenecek olan eğitim politikasının, Osmanlı Devleti‟nin eğitim
politikasından farklı olacağını belirtmiĢtir. 1 Mart 1922‟de mecliste yaptığı bir konuĢmada
ise:“YetiĢecek çocukların ve gençlerin, öğrenim sınırları ne olursa olsun ilk olarak
Türkiye‟nin bağımsızlığına, milletinin geleneğine düĢman olan bütün unsurlarla mücadele
etme lüzumu öğretilmelidir.” (Atatürk, II,1997:247). Ġfadesi ile yeni dönem eğitim anlayıĢının
felsefesini ortaya koymuĢ, eğitimde modernleĢme sürecine girilmesiyle beraber, eğitimin
birleĢtirilmesi meselesi de yoğun olarak tartıĢılmaya baĢlanmıĢtır (Taylan, 2005:59) .
Atatürk, 1 Mart 1924‟te meclis açılıĢında “Milletin arayı umumiyesinde tespit olunan
terbiye ve tedrisatın tevhidi umdesinin bila ifatei an tatbiki lüzumunu müĢhade ediyoruz.”(
Atatürk, I,1997:347) sözleriyle Tevhid-i Tedrisat Kanunu‟nun süratle uygulanmasını dile
getirmiĢtir. 2 Mart 1924‟te Halk Fırkası gurubu, mecliste Atatürk‟ün üzerinde durduğu
konuları

ele

alıp,

bu

doğrultuda

hazırladıkları

önergeyi,

meclis

baĢkanlığına

sunmuĢtur(Akgün, 2006:196). Sunulan bu önerge içerisinde; Halifeliğin kaldırılması,
Osmanoğulları soyundan olanların yurt dıĢına çıkarılması, ġerri‟ye ve Evkaf Vekâleti ile
Erkânı Harbiye-yi Umumiye Vekaleti‟nin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ilgili
yasa tasarısı yer almıĢtır (TBMM Zabıt Ceridesi,1924:17). Tevhid-i Tedrisat Kanunu
hakkındaki kanun teklifi, 3 Mart 1924‟te mecliste kabul edilmiĢ (TBMM Zabıt Ceridesi,
1924:25-27) kabul edilen bu yasalar ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu‟nu sadece mektep-medrese
ikiliğini ortadan kaldırmak için çalıĢılmamıĢ, aynı zamanda yabancı okulları ve cemaat
okullarını denetim altına alma yönünden de yararlanılmıĢtır (Tekeli, 1985, 660).
Tevhid-i Tedrisat kavramı içerisinde millilik, laiklik ve çağdaĢlık vurgusu yapılarak “
Osmanlılık” kavramından “Milliliğe”, dini eksendeki eğitim anlayıĢından, laik eğitime,

�geleneksel anlayıĢtan, çağdaĢ anlayıĢa geçilmiĢti. Alınan kararla eğitimin ve devletin
laikleĢmesi için önemli bir adım atılmıĢtı. 1924‟te ortaöğretim kurumları üçer yıllık olmak
üzere iki basamağa ayrılmıĢtır. Bunların ilk devresi “ortaokul” ikinci devresi ise “lise” olarak
adlandırılmıĢtı (Ergin, 1997:1635-1638). 1924‟te kızlarla erkeklerin aynı eğitim sistemine
dâhil edilip, aynı sınıflarda okutulması istenmiĢtir (TBMM Zabıt Ceridesi,1924:826). 22 Mart
1926‟da Tevhid-i Tedrisat Kanunu ıĢığında hazırlanan, Maarif TeĢkilatı Kanunu ile eğitim ve
öğretimde köklü değiĢikliklere gidilmiĢtir. Bu bağlamda, Milli Eğitim Bakanlığı‟nın izni
olmadan

hiçbir

okulun

açılamayacağı

belirtilmiĢ,

okulların

müfredat

programları

değiĢtirilmiĢ, çağdıĢı dersler programdan kaldırılmıĢtı. 1926‟dan itibaren, kız ve erkek
çocuklarının aynı programlarda eğitim görmeleri sağlanmıĢtı. Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla
eğitimde laikleĢme atılımları, müfredat programlarına da yansımıĢtır (Sezer, 1985:43).
1930 tarihli Lise ve Orta Mektepler Talimatnamesinde öğretmenlerden, Cumhuriyet
eğitimi vermek için programların dıĢında her fırsatı değerlendirmeleri istenmiĢtir. Bu amaçla
Tarih, Coğrafya, YurttaĢlık Bilgisi, Sosyoloji, Felsefe dersleri, Cumhuriyet eğitiminin
üzerinde durduğu önemli dersler olmuĢtur. Tarih dersleri için Tarih Kurumunca hazırlanan 4
ciltlik kitap, VatandaĢlık için Atatürk‟ün fikir ve telkinleriyle, Afet Ġnan tarafından yazılan
“Medeni Bilgiler”, derslerde okutulmuĢtur (Akyüz, 2006:347). 5 ġubat 1937‟de Atatürk‟ün
Türk Devrimleri‟nin temelini oluĢturduğu, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık,
Devletçilik, Ġnkılâpçılık ve Laikçilik ilkeleri anayasaya girmiĢtir. Böylelikle okul müfredat
programları, Cumhuriyet‟in kuruluĢ felsefesiyle hazırlanmıĢtır (Sezer, 1985:56).
1.2. Harf İnkılâbı
Türkler bugün kullandıkları Latin kaynaklı yeni Türk alfabesinden önce; Göktürk,
Orhun, Sogd, Mani, Brahmi, Süryani, Arap, Grek, Ermeni, Ġbrani, Latin ve Ġslav kaynaklı
alfabeleri kullanmıĢlardır (ġimĢir, 1991:12). Selçuklular döneminde Ġslamiyet seçen Türkler;
dinin de etkisiyle Orta Asya devletlerinden baĢlayarak, Uygur yazısı yerine Arap alfabesini
benimsemiĢlerdir. Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Mısır-Suriye, Altınordu ve Osmanlı
Devleti egemen oldukları topraklarda yüzyıllar boyunca Arap yazısını kullanmıĢlardır
(ÜlkütaĢır, 1981: 16). XIX. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı Devleti içerisinde, Arap
alfabesinin ıslahı ve öğretim yöntemleri hakkındaki tartıĢmalar baĢlamıĢ (Bulaç, 1981: 46),
Bu tartıĢmalar Milli Mücadele döneminde de devam etmiĢ, Atatürk; yapılan tartıĢmaları
büyük bir dikkatle izlemiĢtir (Turan, 1991: 12).
Cumhuriyet‟in ilanıyla birlikte hızla modernleĢme sürecine giren Türkiye, Harf Ġnkılâbı‟na
yönelik çalıĢmalarını beklemeye almıĢtı. Tanzimat döneminde yazının din sorunu olmayıp,

�okuryazar oranını artırmak, tabana yaymak ve uygarlık sorunu olduğu dile getirilmiĢ (Berkes,
2005:548) bu konu yeni dönemde de tekrar edilmiĢtir. Cumhuriyetin ilan edildiği 1923–1924
eğitim-öğretim yılında Türkiye‟nin nüfusu 11–12 milyondur. Bu nüfusun %10‟u ve kadınların
sadece %3‟ü okuryazardır. Bu yıllarda Türkiye‟de 4.894 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise, 64
meslek okulu, 9 fakülte ve yüksekokul olmak üzere toplam 5.062 öğretim kurumu vardır. Bu
okullarda görevli olan öğretmen ve öğretim üyesi sayısı ise toplam 11.918‟dir. SavaĢlarda
kaybedilmiĢ olan öğretmenlerin yanı sıra mevcut eğitimcilerin mesleki formasyonu yetersizdir
ve öğretim programları çağdaĢ bir anlayıĢtan yoksundur. Okul binalarının durumu ve ders
araç-gereçlerinin eksikliği ve eğitimle alakadar olacak merkez ve taĢra örgütünün idari
teĢkilatlanmasındaki sorunlar Türk eğitim sisteminin mevcut durumunu yansıtmaktadır
(DemirtaĢ, 2008:156-157).
Bu sorunların giderilmesi için dil konusunda sadeleĢme tartıĢmaları, 1923‟te Ġzmir
Ġktisat Kongresi toplandığında kendisini göstermiĢtir. Ġzmirli Nazmi ile iki arkadaĢı Latin
harflerinin kabulü konusunda önerge vermiĢlerdir. Bu durum, Ģiddetli tepkilere yol
açmıĢtır.1926 yılına kadar tartıĢmaların dıĢında kalan Atatürk, 1927‟de Latin harflerini
gerçekleĢtirmek isteği düĢüncesini, 23 Mayıs 1928 tarihindeki Bakanlar Kurulu toplantısında,
Milli Eğitim Bakanı‟nın da görüĢünü alarak dile getirmiĢti. Bu doğrultuda alınan kararla,
Türkçenin yapısına uygun bir alfabenin hazırlanması için “Dil Encümeni‟nin” kurulması
kararlaĢtırılmıĢtır (Goloğlu, 1972:250).
Maarif Vekâleti içinde BaĢbakanlığın 20 Mayıs 1928 tarihli emri gereğince, Haziran
ayı ortalarında “Dil Encümeni” kurulmuĢtur. Encümen‟de; Mehmet Emin (EriĢirgil), Mehmet
Ġhsan (Sungu), Falih Rıfkı Atay, RuĢen EĢref (Ünaydın), Ġbrahim Necmi (Dilmen), Ahmet
Rasim, Ġbrahim Grandi gibi üçü milletvekili olan yazar ve uzmanlar görevlendirilmiĢtir
(ÜlkütaĢır, 1981: 60-61). Dil Encümeni, ilk toplantısını 26 Haziran 1928 tarihinde Mustafa
Kemal‟in baĢkanlığında yapmıĢ “Alfabe değiĢtirmek doğru mudur, değil midir tartıĢmasına”
son verip yeni alfabe harflerini seçmekle iĢe baĢlamıĢ (Atay, 1984: 439) ve Ağustos baĢında
41 sayfalık “Elifba Raporu”nu Atatürk‟e sunmuĢtur (ÜlkütaĢır, 1981: 60-63). Komisyon, 24
harften oluĢan Latin alfabesini olduğu gibi kabul etmemiĢtir. Türkçenin özelliğine uygun
olmayan ve Latin alfabesinde bulunan “Q, X ve W” harflerini almamayı uygun bulan alfabe
komisyonu, Latin alfabesinde olmayan “Ç, Ğ, J, ġ” gibi sessizlerle, “I, Ö, Ü” gibi sesli
harfleri eklemeyi zorunlu görmüĢtür. Böylece yeni Türk alfabesi, 8‟i sesli, 21‟i sessiz olmak
üzere 29 harften oluĢturulmuĢtur. Dil Encümeni üyeleri, Latin alfabesinde Türk dilinin bütün
seslerinin bulunmadığını, bu sesleri ifade etmek için ya çift harflerin kabulü veya bazı harflere
iĢaretler eklenmesi gibi tartıĢmalı durumlarda Atatürk‟e danıĢmıĢtır (Korkmaz, 1992: 159).

�Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra Atatürk; 1 Kasım 1928 de III. Dönem TBMM‟nin
ikinci çalıĢma yılını açıĢ konuĢmasında (TBMM Zabıt Ceridesi,1928:4): “ Aziz arkadaĢlarım;
her Ģeyden evvel her inkıĢafın ilk yapı taĢı olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan
evvel büyük Türk milletine onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir
okuma yazma anahtarı vermek lâzımdır… Büyük Türk Milleti, cehaletten az emekle kısa
yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma
yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türk alfabesidir... Basit bir tecrübe Lâtin
esasından Türk harflerinin Türk diline ne kadar uygun olduğunu Ģehirde ve köyde yaĢı
ilerlemiĢ Türk evlatlarının bu kadar kolay okuyup yazdıklarını güneĢ gibi meydana
çıkarmıĢtır. Büyük Millet Meclisi‟nin karariyle Türk harflerinin katiyet ve kanuniyet
kazanması, bu memleketin yükselme mücadelesinde baĢlı baĢına bir geçit olacaktır….
…Hiçbir muzafferiyetin hatlariyle kıyas kabul etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı içindeyiz.
VatandaĢlarımızı cehaletten kurtaracak bir sade muallimliğin vicdan-ı hazzı mevcudiyetimizi
iĢba etmiĢtir… Aziz arkadaĢlarım; yüksek ve ebedi yadigârınızla büyük Türk milleti yeni bir
nur alemine girecektir.” Sözleri ile “Yeni Türk Harfleri”nin kabul edilmesiyle elde edilecek
sonuçları özetlemiĢ ve yasallık kazandırılmasını istemiĢtir.
Atatürk‟ü ve Latin harflerini destekleyen Ġsmet Ġnönü, Meclis‟te Ģöyle ifadede
bulunmuĢtur (TBMM Zabıt Ceridesi,1928:7-9;):“…Büyük Reisicumhur Hazretlerinin de
iĢaret buyurdukları gibi, Türk harfleriyle Büyük Türk Milleti yeni bir nur âlemine girecektir.
Biz buna samimiyetle ve vicdani bir itimatla inanıyoruz. TeĢebbüs, esasen milleti cehaletten
kurtarmak teĢebbüsüdür. Tecrübelerimizle gördünüz ki, Türk alfabesi ile milletin okuma
yazma mücadelesine girmesi her tarafta büyük bir açılma, büyük bir kolaylık vermiĢtir…”
Ardından, TBMM‟ne Erzincan Milletvekili Saffet, Tekirdağ Milletvekili Cemil, Afyon
Milletvekili Ali Bey‟in imzaladıkları Yeni Türk harfleri ile ilgili bir önerge verilmiĢ; önerge
ile hükümet tarafından ertelenmesi mümkün olmayan yeni Türk harflerinin kabulüne iliĢkin
yasa teklifinin hükümetçe hazırlanması ve Meclis‟te görüĢülmesi istenmiĢtir. Bu önerge
Meclis‟te kabul edilmiĢtir (TBMM Zabıt Ceridesi,1928:7-9).
Altı hafta içinde hazırlanan yeni alfabe, 9 Ağustos 1928 tarihinde Cumhuriyet Halk
Partisi‟nin Sarayburnu‟nda tertip ettiği gecede Atatürk tarafından: “ArkadaĢlar, bizim
ahenktar, zengin lisansımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri
kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak, anlaĢılmayan ve anlayamadığımız
iĢaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak mecburiyetindesiniz. Anladığınızın asarına
yakın zamanda bütün kâinat Ģahit olacaktır. Buna kat‟iyetle eminim.” sözleriyle açıklanmıĢtır
(Atatürk, II,1997:272). Sarayburnu‟ndaki bu tarihi konuĢmanın ardından tüm memlekette bir

�alfabe seferberliği baĢlatılmıĢtır. 11 Ağustos‟ta Dolmabahçe Sarayı‟nda Ġbrahim Necmi
(Dilmen), Atatürk‟ün huzurunda ilk alfabe dersini vermiĢ, Ulu önder de 14 – 21 Eylül tarihleri
arasında Amasya, Sivas, Kayseri illerini içine alan harf inkılâbı gezisine çıkmıĢtır. Dolayısıyla
Türk toplumu bu yeni inkılâp için hazırlanmıĢ, kamuoyu oluĢturulmuĢ, dil encümenlerinin
hazırlamıĢ olduğu taslak alfabe halka, derneklere, okullara ve resmi dairelere ulaĢtırılmıĢtır
(Kılıç, 1998:140). Atatürk‟ün yeni harfleri öğretme seyahati ile gittiği yerde açık alanda, kara
tahta üzerinde halka yeni harfleri öğreterek, kamuoyunu değiĢikliğe hazırlamıĢtır (Ġnan,
1939:184).
Harf inkılâbı ile sağlanabilecek amaçlara ulaĢabilmek için, “Millet Mektepleri”ne
ihtiyaç duyulmuĢ, 1 Kasım 1928‟de BaĢbakan Ġnönü tarafından ilk kez “Millet Mektepleri”nin
açılacağı ilân edilmiĢtir. Millet Mektepleri‟nin plânlı ve kapsamlı bir biçimde çalıĢmalarını
yürütebilmelerini sağlamak amacıyla 52 maddeden oluĢan ayrıntılı bir talimatname
hazırlanmıĢtır. Daha milli mücadele döneminde baĢlayıp Harf inkılâbı ile devam eden eğitim
mücadelesi Mustafa Kemal Atatürk‟ün ölümüne kadar devam etmiĢtir. Böylece on beĢ yıllık
bu dönemde eğitim alanında önemli adımlar atılmıĢtır. 1923–1938 arasında Türkiye nüfusu
%38 oranında artarken, ilköğretimdeki öğretmen sayısı da %154‟lik bir artıĢ göstermiĢtir.
Özellikle kadın öğretmen sayısındaki %352‟lik artıĢ ile kız öğrencilerdeki %323‟lük
ortaokullardaki öğrencilerde %1.255 ve liselerdeki öğrenci sayısındaki %1.692‟lik artıĢ dikkat
çekici olmuĢtur. Diğer taraftan yeni açılan ilkokul sayısı %137, ortaokul sayısı %194 ve lise
sayısı %296‟lık bir artıĢ göstermiĢtir. Cumhuriyet‟in ilk yıllarında yüksek öğretimde hiçbir
kadın öğretim üyesi olmamasına rağmen, 1938 yılında üniversitelerde 99 kadın öğretim üyesi
bulunmaktadır. Ayrıca %189‟luk bir artıĢ gösteren bu kurumlardaki öğrenci sayısı da %328
artmıĢtır (DemirtaĢ, 2008:166).
Harf inkılâbı her Ģeyden önce bir kültür inkılâbıdır. Harflerin değiĢmesinin, kültürel
yapının değiĢmesinde küçümsenmeyecek kadar önemli bir yeri vardır. Çünkü yazı kültürün
önemli bir aracıdır. Türkiye Cumhuriyeti‟nin siyasi yapısını olduğu kadar toplumsal yapısını
da Ģekillendiren harf inkılâbı, kültür değerleri bakımından da çağdaĢ bir devlet haline
gelinmesini kolaylaĢtırmıĢtır.
1.3. Türk Tarih Kurumu’nun Kuruluşu
Yeni Türk Devleti kurulduğunda, Osmanlı Devleti‟nin benimsediği tarih anlayıĢını
benimsememiĢtir.

Osmanlı Devleti‟nin benimsediği tarih anlayıĢı üç aĢamalıdır. Birinci

aĢamada, “Ümmet Tarih” anlayıĢı vardır. Ümmet tarih anlayıĢı, Osmanlının kurulmasından
Tanzimat dönemine kadar devam eden dönemde etkin olmuĢtur. Osmanlı, Müslüman halk

�arasında ortak bir kültür oluĢturmak için bu anlayıĢı kullanmıĢtır. Ümmet tarih anlayıĢında
Türk tarihi, Türklerin Ġslamiyet girmelerinden sonra baĢlatılmıĢ, bundan önceki dönemlerden
bahsedilmemiĢtir. Ġkinci aĢamada Tanzimat devrinde geliĢmeye baĢlayan “Devlet Tarihi”
anlayıĢı vardır. Yeni tarih anlayıĢında Osmanlı tarihi esas alınmıĢtır. BaĢlangıç olarak
Osmanlı Devleti‟nin kurulduğu tarih benimsenmiĢtir. Devlet tarih anlayıĢının etkin olduğu
dönemde medreselerde Ġslam tarihi, medreselerin dıĢında açılan yeni okullarda ise hem Ġslam
tarihi, hem de Osmanlı tarihi okutulmuĢtur. Üçüncü aĢamada, özellikle II. MeĢrutiyet
devrinde geliĢmeye baĢlayan “Milli Tarih” anlayıĢı vardır. Milli tarih anlayıĢında, Türklerin
Ġslam tarihi ve Osmanlı tarihinde yaptıkları hizmetler belirtilmiĢ, bu hizmetler belirtilmekle
beraber, bundan önceki Türk tarihinin de aydınlatılmasının gerekliliği üzerinde durulmuĢtur.
Ancak II. MeĢrutiyet döneminde, milli tarih anlayıĢı doğrultusunda yapılan çalıĢmalar verimli
olmamıĢtır (Karal, 1998:85). Bu üç tarih anlayıĢı Cumhuriyet devrine kadar devam etmiĢtir.
Osmanlının yıkılması ile Osmanlı tarihi anlayıĢı, Halifeliğin kaldırılması ile de ümmet tarihi
anlayıĢı son bulmuĢtur. Milli tarih anlayıĢı, yeni devletin tarih anlayıĢı olarak geliĢmeye
devam etmiĢtir.
1930‟lardan itibaren kültür konularıyla ilgilenmeye baĢlayan Atatürk yaptığı
inkılâpların yerleĢmesi ve bu yeni anlayıĢa uygun yeni nesillerin yetiĢmesi için milli eğitim
alanında gösterdiği çabaları dil ve tarih alanında da göstermiĢtir. Yeni devletin ideolojisine
uygun olarak „milli dil‟ ve „milli tarih‟ araĢtırmalarına ağırlık vererek bu yoldan toplumda
„milli Ģuur‟un oluĢmasına çalıĢmıĢ, Türk tarihinin araĢtırılması ve ortaya çıkarılması için Türk
Tarih Tezi‟nin hazırlanmasını istemiĢtir. Atatürk‟ün tarih üzerinde çalıĢmalara baĢlaması,
1928 yılında, Afet Ġnan‟ın Fransızca coğrafya kitaplarının birinde, Türk ırkının sarı olduğu ve
Avrupa zihniyetine göre, Türklerin ikinci tip insan olduğu, Türk atalarının dört yüz çadırlık
bir aĢiretten imparatorluğu kurduğu görüĢünü Atatürk‟e belirtmesiyle olmuĢtur. Afet Hanım,
kitabı Atatürk‟e göstererek bu konudaki fikrini sorunca, Atatürk de “Hayır böyle olamaz.
Bunların üzerinde meĢgul olalım.” diyerek üzerinde durulması gerektiğini belirtmiĢtir. Bu
tarihten sonra Türk tarihi ile ilgili çalıĢmalar ivme kazanmıĢ ve yanlıĢlıklar ortadan
kaldırılmaya çalıĢılmıĢtır (Ġnan, 1984:192). 23 Nisan 1930‟da Türk Ocakları‟nın 6. kurultayı
toplanmıĢ, kurultayın 28 Nisan tarihli oturumunda Atatürk‟ün isteği üzerine söz alan Afet
Ġnan, Türklerin kökeni ve medeniyete olan katkılarının incelenip aydınlatılması, Ģimdiki tarih
bilgilerinin eksik olduğu, Türk tarihini bilmek ve bildirmek için radikal tedbirler alınması
gerekliliği konuları üzerinde durmuĢtur. Daha sonra bu doğrultuda kongreye “Türk tarih ve
medeniyetini ilmi bir Ģekilde incelemek için özel ve sürekli bir heyetin kurulmasına karar
verilmesini” öngören bir takrir verilmiĢtir. Bu takrir kongre tarafından kabul edilmiĢ ve aynı

�gün Türk Tarih ve medeniyetini ilmi yollarla incelemek amacıyla Türk ocaklarına bağlı olarak
“Türk Tarih Heyeti”nin kurulması kararlaĢtırılmıĢtır (Ġnan, 1984:193-198). Ġlk baĢkanı M.
Tevfik Bıyıklıoğlu olan bu heyet, ilk toplantısını 4 Haziran 1930‟da yapmıĢtır. Bu tarihten
sonra 29 Mart 1931‟e kadar sekiz toplantı yapmıĢ ve bunlara Atatürk‟te katılmıĢtır (Ġnan,
1956:93). 15 Nisan 1931‟de Türk ocaklarının kapanması üzerine Türk Tarih Heyeti, “Türk
Tarihi Tetkik Cemiyeti” adıyla müstakil bir cemiyet haline gelmiĢtir (Çoker,1996:38).
Atatürk, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti‟nin geliĢebilmesi ve kütüphanesinin kurulabilmesi için
maddi ve manevi yardımlarını esirgememiĢ, aynı zamanda Cemiyet‟in koruyucu baĢkanlığını
kabul etmiĢtir (Ġnan, 1956:95).
Atatürk, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti‟nden, okullarda okutulmak üzere tarih kitapları
yazmalarını istemiĢ ve bu cemiyetin çalıĢmaları sonucunda liseler için ilk resmi tarih ders
kitapları 1931‟de basılmıĢtır (Ġnan, 1984:204; Uluğ,1973:5-6). Bu kitaplar; büyük uygarlıklar
kurduğumuzu, Osmanlı Devleti‟nden önce tarih sahnesinde var olduğumuzu belirterek,
Anadolu medeniyetlerine vâris olduğumuzu vurgulamaya çalıĢmıĢ, tarih programları da bu
kitaplar esas alınarak hazırlanmıĢtır. Türk tarih ve medeniyetini ilmi araĢtırmaları ıĢığında
yazabilecek gençlerin yetiĢebilmesi için Avrupa ve Amerika‟ya öğrenci gönderilmiĢtir ( Ġnan,
1984:204). Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti 1935 yılında “ Türk Tarih Kurumu” adı altında
çalıĢmalarını sürdürmüĢtür (Ġnan, 1953:4).
Türk Tarih Kurumu, I. Türk Tarih Kongresi‟ni 2 Temmuz -11 Temmuz 1932 tarihleri
arasında Ankara Halkevi‟nde yapmıĢtır. Kongrenin yapılıĢ amacı, yeni tarih görüsünü ve
tarih öğretiminde izlenecek yolu öğretmenlere anlatmaktır. Kongreye Maarif Vekili baĢkanlık
etmiĢ, Türk Tarih Kurumu üyeleri, üniversite öğretim üyeleri, öğretmenler katılmıĢtır.
Kongreye yabancı katılımcı olmamıĢtır. Bu yönüyle kongre tamamen milli bir niteliktedir.
Kongrede Türk Tarih Kurumu üyeleri, Türk Tarih tezini anlatmıĢlardır (Çoker,1996:387).
Tarih tezi alanında çalıĢmalar devam ederken, Atatürk, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları‟nın
birer akademi haline gelmesini istemiĢtir. Bu kurumların birer akademi niteliği taĢıyabilmesi
için, tarih ve dil alanında üst seviyede eğitim görmüĢ elemanların yetiĢtirilmesi gerekmiĢ, bu
nitelikte elemanların yetiĢtirilmesi için fakülte açılması kararlaĢtırılmıĢtır.
11 Mart 1935‟te Atatürk, Ankara‟da bir “Tarih-Coğrafya Fakültesi”nin kurulması
emrini vermiĢtir. Fakültenin, tarihi bilgilerin ortaya çıkarılabilmesi için coğrafyaya
gereksinim duyulması, tarih ve coğrafyanın birbirine bağımlı olması, tarih ve coğrafya
araĢtırmalarının paralel gitmesi gerekliliği sebepleri ile Tarih-Coğrafya fakültesi olarak
kurulması planlanmıĢtır. Açılması planlanan tarih-coğrafya fakültesine, Türk tarihinin
aydınlatılmasını sağlayacak bütün eski dillerin öğretileceği ve inceleneceği dil fakültesinin de

�eklenmesi kararı alınmıĢtır. Böylece fakülte, Dil ve Tarih -Coğrafya Fakültesi haline
gelmiĢtir. 14 Haziran 1935‟te TBMM, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi‟nin açılması kararını
kabul etmiĢ, bu fakültenin açılması için Kültür Bakanlığına yetki vermiĢtir ( Ġnan, 1984:227).
II. Türk Tarih Kongresi 20–25 Eylül 1937‟de, Ġstanbul‟da Dolmabahçe Sarayı‟nda
yapılmıĢtır. Atatürk kongre hazırlıklarını ve kongreyi büyük bir ilgiyle takip etmiĢtir.
Kongrede, tarih tezi ve yeni tarih bilgileri hakkında konuĢmalar yapılmıĢtır. Atatürk, hayatı
boyunca tarih ve dil çalıĢmalarıyla yakından ilgilenmiĢ; Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih
Kurumu‟nun hamiliğini yapmıĢtır. Ölümünden sonra bu kurumların devam etmesini ve
iĢlevlerini sürdürebilmesini sağlamak amacıyla vasiyetinde, malının belli bir miktarının Türk
Tarih ve Türk Dil Kurumlarına verilmesini istemiĢtir (Uluğ,1973:41)
1.4. Türk Dil Kurumu’nun Kuruluşu
XIX. yüzyıla gelinceye kadar birkaç Ģair, yazar ve düĢünür dıĢında pek fazla kiĢinin
dikkatini çekmeyen dil ve alfabe konusu, Tanzimat ile birlikte en fazla tartıĢılan konulardan
biri hâline geldi. Osmanlı devletinde dil sorunu ilk defa en ciddî biçimde, Kanun-ı Esasî‟nin
hazırlanıĢında ve Heyet-i Mebusan‟da (Birinci Meclis-i Mebusan) resmî makamların
gündemine gelmiĢti. Devletin bünyesine yeni bir kurum olarak katılacak Heyet-i Mebusan,
ülkenin değiĢik yörelerinden gelecek mebuslardan oluĢacaktı. Üç kıtaya yayılmıĢ bulunan
Memalik-i Devlet-i Osmaniye‟nin farklı uluslardan oluĢan tebaasını temsil edecek bu mecliste
farklı dilleri konuĢan insanların bulunacağı muhakkaktı. Farklı dilleri konuĢan mebusların
mecliste nasıl anlaĢacağı, yasama iĢlevini hangi dille yerine getirecekleri önemli bir sorundu.
Bu nedenle, Kanun-ı Esasî hazırlanırken 18. ve 68. maddeler devletin diline ayrıldı. Kanun-ı
Esasî‟nin 18. maddesinde “Tebaa-i Osmâniyenin hidemât-ı devlette istihdam olunmak için
devletin lisân-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri Ģarttır.” (Kili 1982: 11) denilerek hem devletin
resmî dilinin Türkçe olduğu belirtiliyor, hem de devlet kadrolarında görev alacak kiĢilere
Türkçe bilme Ģartı getiriliyordu. Heyet-i Mebusan‟a kimlerin seçilemeyeceği de 68. maddede
sıralanırken “...Türkçe bilmeyen mebus olamaz” denilmektedir (Kili 1982: 18).
Cumhuriyetin kuruluĢundan sonra yazı ve dil sorunu, Osmanlıdan genç Cumhuriyet‟e miras
kalmıĢtır. Ulus-devlet olmanın gereği, dilde millileĢme yoluna gidilmek istenmiĢti. Ancak
Cumhuriyet döneminde, dil sorunundan çok, Latin harfleri meselesi gündemde yer almıĢtır.
Bu dönemde dil sorununu, ilk defa Tunalı Hilmi Bey tarafından meclise taĢınsa da, gerekli
yankıyı bulamamıĢtır (Doğaner,2002:278). Atatürk 11 Temmuz 1932‟de Türk Tarih
Kongresi‟nin kapanıĢ günü Çankaya‟da, dil iĢlerini düĢünmenin zamanı geldiğini belirtmiĢ ve

�Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi ona bir kardeĢ kurum olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti bu
doğrultuda, 12 Temmuz 1932‟de resmen kurulmuĢtur (Turan,1983:337).
Türk Dili Tetkik Cemiyeti‟nin kuruluĢunun ardından dil sorununun masaya yatırılıp
çözüm yollarını göstermek üzere, Türk tarih tezi gibi dil tezinin ortaya konulup tartıĢılması
için, 26 Eylül- 6 Ekim 1932‟de Birinci Türk Dil Kurultayı yapılmıĢtır. Kurultayda üzerinde
durulan baĢlıca konular, Türkçenin baĢlıca dünya dillerinin anası olduğu, Türkçenin tarihte
Sümerceye dayandığı, Türkçenin yüzyıllardan beri yabancı coğrafyalarda yabancı dillere
karıĢarak dil alıĢveriĢinde bulunduğu, dilin saflığını, özlüğünü yitirdiği dile getirilmiĢtir
(Ergün, 1982:130).
Ġkinci Türk Dil Kurultayı 18–23 Ağustos 1934 tarihinde toplanmıĢtır. Bu kurultayda
gramer, terim, filoloji, dil karĢılaĢtırılmaları komisyonlarının raporlarını incelenerek, on altı
tez okunmuĢtur (Ergün, 1982:131). 24–31 Ağustos 1936‟da, Dolmabahçe Sarayı‟nda yapılan
Üçüncü Türk Dil Kurultayı‟nda “GüneĢ Dil Teorisi” ayrıntılı olarak tartıĢmaya sunulmuĢ,
okullarda okutulan kitaplardaki yabancı terimlerin, Türkçe karĢılığı üzerinde durulmuĢtur.
Kurultay “Türk Dili AraĢtırma Kurumu” adını, Türk Dil Kurumu olarak çevirmiĢti. 1937–
1938 yıllarında da ilk ve orta öğretim matematik, fizik, kimya, mekanik, biyoloji, botanik ve
jeoloji terimleri tespit edilip yayınlanmıĢtır. Ayrıca bütün geliĢmeleri yakından izleyen
Atatürk de, milli temellere dayanan terimlerin okulda öğretilmesini istemiĢ, bu doğrultuda
Atatürk yazdığı “Geometri” kitabında yer alan yabancı terimler yerine, öz Türkçe kelimelere
yer verilmiĢti (Doğaner,2002:233;Ergün, 1982:132 ). Türkiye‟de gerçekleĢtirilen Türk dilinde
sadeleĢme çalıĢmaları, Türk Dil Cemiyeti‟nin kurulmasıyla kurumsal bir nitelik kazanmıĢtı.

1.5. Üniversite Reformu
Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitimin ilk kademelerine yönelik inkılâplara yer
verilmiĢtir. Ayrıca halk eğitimine önem verilmiĢ, okuma yazma seferberliği baĢlatılmıĢtır.
Cumhuriyetin kurulmasıyla yalnız eğitim alanında değil, hemen her alanda inkılâp hareketleri
yaĢanmıĢtır. Bu inkılâpların gençliğe aktarılması ve benimsetilmesi için üniversitelerin
kurulması önemli bir adım olmuĢtur. Osmanlı döneminde modern anlamda ilk üniversite olan
Darülfünun 1846‟da hazırlanan bir layiha ile 1863‟de Ġstanbul‟da kurulmuĢ; çeĢitli sebeplerle
1860‟lı yılların sonuna kadar birkaç kez kapanıp yeniden açılmıĢtır. 1900‟de yeniden açılan
üniversitede (Darülfunun-ı ġahane), öğretim, Abdülhamit rejiminin çekinceleri içinde maarif
vekili tarafından gönderilen müfettiĢler eĢliğinde ve denetiminde edebiyat, dünya tarihi,
felsefe ve siyaset konularının dıĢarıda bırakıldığı yüzeysel programlarla yürütülmüĢtür
(Namal, Karakök, 2011:27). Tanzimat Dönemini (1839–1856) takip eden yıllarda, Türkiye‟de

�Avrupa‟nın bilimsel ve kültürel geliĢmelerini değerlendirecek kiĢi ve kurumlara ihtiyaç
duyulmuĢtur. Bu doğrultuda, Avrupa tarzı eğitim kurumları açılmak istenmiĢtir. Eğitimde ilk
kademeden baĢlanarak, yükseköğretime doğru bir yenilik hareketi baĢlamıĢtır. 1845 yılına
gelindiğinde, Meclis-i Vala‟da alınan karar sonucunda, bir üniversite kurulması gündeme
gelmiĢtir. 1845‟te açılan bu eğitim kurumunda, çeĢitli nedenlerle on sekiz yıl eğitim öğretim
baĢlayamamıĢ, ilk ders 1863‟te verilebilmiĢtir.19. y.y.‟ da açılan yüksekokullardan farklı
olarak, üniversite seviyesinde kurulan bu okula, Darülfünun ismi verilmiĢtir. Cumhuriyetin
ilanı sonrasında Darülfünun, yaklaĢık on sene kadar varlığını devam ettirebilmiĢtir.
Cumhuriyet döneminde, 3 Mart 1924 tarihinde, Tevhid-i Tedrisat Kanununun
yayınlanmasıyla eğitimde yaĢanacak geliĢmelerin temeli atılmıĢtır (Namal, Karakök,
2011:34). Atatürk‟ün adı ile anılan 1933 Üniversite Reformunun, Atatürk‟ün izlediği kültürel
politikadaki yeri ve önemi büyüktür. ÇeĢitli vesilelerle verdiği söylev ve demeçlerde Atatürk
bu konudaki görüĢlerini Ģu Ģekilde dile getirmiĢtir: “Ülkemizi bir çember içine alıp, dünya ile
ilgimiz olmadan yaĢayamayız. Tersine ileri, uygar bir ulus olarak uygarlık alanının içinde
yaĢayacağız. Bu, ancak bilim ve teknikle olur. Bilim ve teknik neredeyse oradan alacağız ve
ulusun her bireyinin kafasına yerleĢtireceğiz. Bilim ve teknikte bir sınırlama ve koĢul yoktur.
Akla uygun hiçbir kanıta dayanmayan bir takım geleneklerin ve inanıĢların korunmasında
direnip duran ulusların ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz Ġlerleme yolunda bağları ve
koĢulları aĢamayan uluslar yaĢamın akla uygun olduğunu ve eyleme dayandığını göremezler.
YaĢamı geniĢ kapsamıyla gören ulusların egemenliği altına girip onların esiri olmaktan
kurtulamazlar.”(Atatürk,II,1997:46). Adeta üniversite reformunun ilk iĢaretleri olarak kabul
edilebilecek bu ve benzeri söylevlerde Atatürk daima akılcılığın önemini vurgulamıĢ‟ ve bu
amaçla Batı Medeniyetine yönelmenin gerekliliğini iĢaret etmiĢtir. Bu düĢüncelerden
hareketle kültür alanında çağdaĢlaĢma yolunda, devlet ve fikir hayatı laik bir temele oturtmak
üzere atılmıĢ ve çıkartılan yasalarla devletin siyasi yapısı, hukuk ve eğitim sistemi çağdaĢ ve
laik bir yapıya dönüĢtürülmüĢtür.
Üniversite Reformunu ile ilgili ilk adım bu konuda görevlendirilen, Prof Malche‟nin
1932 yılı baĢları hazırlamaya baĢladığı raporunu 1 Haziran 1932 de Türk Hükümeti‟ne
sunması olmuĢtur. Bu rapor kısa sürede hazırlanmasına rağmen oldukça ayrıntılı bir
değerlendirmeyi içermektedir. Prof. Malche raporu hazırlamadan Önce siyasi yöneticiler,
Darülfünun hocaları ve öğrencileri ile görüĢmüĢ dersleri izlemiĢ, öğrenciler hakkında yazılı
bir anket yaptırarak onların sosyal yaĢantıları hakkında bilgi sahibi olmuĢtur. Üç bölümden
oluĢan raporun birinci bölümünde raporun içeriğinden bahsedilmektedir Ġkinci ölümde
Darülfünun‟un var olan yapısı incelenmiĢtir. Üçüncü bölüm ise yapılması gereken ıslahat

�önerilerini içermektedir (Kocatürk,1984:8-9). Hazırlanan bu rapor Atatürk‟e Sunulduğunda
Darülfünun‟a yöneltilen eleĢtirilerin haklılığı gözler önüne serilmiĢtir. Raporu tüm ayrıntıları
ile inceleyen Atatürk çeĢitli konularda kendi düĢüncelerini ifade eden notları da ilave ettiğinde
Darülfünunun ilgasına ve Ġstanbul Üniversitesi adı ile yeni üniversite kurulmasına iliĢkin
kararını vermiĢ bulunmaktaydı. Daha sonra T.B.M.M.‟ de bu yönde çıkan yasa gereğince 31
Temmuz l933‟te Darülfünun‟un lağvedilmesi ve 1 Ağustos 1933‟te Ġstanbul Üniversitesi‟nin
kurulması karara bağlanmıĢtır. Bundan sonra Maarif Vekili ReĢit Galip bey‟in baĢkanlığında,
Avni(BaĢman), RüĢtü (Uzel), Kerim (Erim) ve Osman (Horasanlı) Bey‟lerden oluĢan bir
“Islahat Komitesi” kurulmuĢtur. Üniversite reformu ile ilgili tüm çalıĢmaları bu komite
yürütmüĢtür (Ergün, 1982:141).
1.6. Halk Evleri’nin Açılması
Türkiye Cumhuriyeti Devleti‟nin kurulmasının ardından yeni devletin ilkelerini ve
yapılan devrimleri halka ulaĢtırmak isteği, yeni kurumların oluĢmasına zemin hazırlamıĢtır.
Farklı milletleri bir arada barındıran Osmanlı Devleti‟nde düzeni sağlayan “ümmet”e dayalı
bağların milliyetçilik ile çözülmeye baĢladığı dönemde milliyetçilik hareketleri en son asli
unsur olan Türkler arasında etkili olmaya baĢlamıĢtır. Türkler arasında etkili olmaya baĢlayan
milliyetçilik hareketleri Türk Ocaklarının kurulmasında da kendisini göstermiĢtir. Türk
Ocakları Birinci Dünya SavaĢı ve Milli Mücadele‟de oldukça etkili olmuĢ, Cumhuriyet‟in ilk
yıllarında, yeni Türk devletinin kurulup geliĢmesinde Türk Ocaklarının yetiĢtirdiği
kuĢaklardan geniĢ ölçüde yararlanılmıĢtır (Toksoy,2007:23).
Cumhuriyet Halk Partisinin 10–18 Mayıs 1931 tarihleri arasında toplanan Üçüncü
Büyük Kongresinde parti yetkilileri bir yandan Türk Ocaklarını kapatarak Cumhuriyet Halk
Partisine katılma kararını kabul ederken diğer taraftan da Halkevlerinin kurulmasına karar
vermiĢlerdir (YeĢilkaya, 1999:64-67). 19 ġubat 1932‟de on dört Ģube olarak kurulan
Halkevleri(YeĢilkaya, 1999:69-70), devlet ile halkın bütünleĢmesi açısından köprü görevi
görmüĢtür. Halkevleri bünyesinde örgütlenen dokuz Ģubesi de gerek halkın eğitimi gerekse
ilmi çalıĢmalar bakımından önemli icraatlarda bulunmuĢlardır. Dil ve Edebiyat ġubesi‟nin dil
alanındaki çalıĢmaları TDK ile paralellik arz etmiĢ, Güzel Sanatlar ġubesi hem geleneksel
sanatların hem de Batı usulü yöntemlerin yerleĢmesine vasıta olmuĢtur. Temsil ġubesi
gerçekleĢtirdiği piyes ve oyunlar sayesinde halka mesajlar iletmiĢ ve devrimlerin
içselleĢtirilmesine katkıda bulunmuĢtur. Spor ġubesi sağlıklı nesiller yetiĢmesine ve halkın
kaynaĢmasına çalıĢmıĢtır. Sosyal Yardım ġubesi ihtiyacı olan vatandaĢların yardımına
koĢmuĢ, Halk Dershanesi ve Kurslar ġubesi halka günlük hayatta kullanılabilecek pratik

�bilgiler veren kurslar açmıĢtır. Kütüphane ve Yayın ġubesi okuma ve yazma alıĢkanlığının
yerleĢmesini sağlamıĢ, Köycülük ġubesi de köy ile kentin kaynaĢmasına, sıhhî ve pratik
bilgilerin köylere ulaĢmasına hizmet etmiĢtir. Tarih ve Müze ġubesi ise millî ve mahallî tarih
çalıĢmalarını yürütmüĢ, yaptığı çalıĢmalar ile TTK‟ya yardımcı olmuĢtur. Halkevleri Ģubeleri
yaptıkları çalıĢmalar ile hem bir bilgi enformasyonu sağlamıĢlar hem de halkın
modernleĢmesinde araç olmuĢlardır (AktaĢ,Özdemir,2011:204).

Sonuç
Mustafa

Kemal

PaĢa‟nın

önderliğindeki

Millî

Mücadele‟nin

zafer

ile

sonuçlanmasından sonra 29 Ekim 1923 tarihinde yeni devletin rejimi resmiyet kazanmıĢ ve
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuĢtur. Daha Milli Mücadele sırasında, Ankara‟da Maarif
Kongresi toplanmıĢ, Cumhuriyet dönemi eğitim anlayıĢının temelleri oluĢturulmuĢtur. Bu
doğrultuda ilerde izlenecek olan eğitim politikasının, milli ve laik değerler üzerinde inĢa
edileceği vurgusu yapılmıĢtır. Cumhuriyet‟in ilanıyla birlikte rejimi koruyacak, kökleĢtirecek,
yaygınlaĢtıracak inkılâplar yapılmıĢ,. bu inkılâplardan biriside, 3 Mart 1924 tarihinde kabul
edilen, Tevhid-i Tedrisat Kanunu olmuĢtur. Bu kanunla birlikte, bütün okullar Maarif
Vekâleti‟ne bağlanmıĢ, medreseler kapatılmıĢ, ikili eğitim anlayıĢına son verilmiĢ, eğitim
milli, laik değerler üzerine inĢa edilmiĢti. Türkiye‟de gerçekleĢtirilen Türk dilinde sadeleĢme
çalıĢmaları, Türk Dil Cemiyeti‟nin kurulmasıyla kurumsal bir nitelik kazanmıĢtı. Türk
tarihinin araĢtırılması ve ortaya çıkarılması için Türk Tarih Tezi hazırlanmıĢ ardından
Atatürk‟ün direktifi ile “Türk Tarih Tetkik Cemiyeti” Türk Tarih Kurumu” adı altında
çalıĢmalarını sürdürmüĢtür.
Atatürk, Türk dili, Türk tarihi ve milli eğitim çalıĢmalarının yanı sıra müzik, tiyatro,
resim, mimarlık, sinema gibi sanatın diğer alanlarında da kültürel çalıĢmalarını devam
ettirmiĢtir. Kültür alanında gerçekleĢtirilen en önemli inkılâplardan bir diğeri de 1933‟de
uygulamaya konulan üniversite reformu ile Ġstanbul Darülfünun‟nun kaldırılarak Ġstanbul
Üniversitesi‟nin kurulması olmuĢ ve bu önemli atılımla birlikte, diğer üniversite ve
kurumların oluĢturulması da kararlaĢtırılmıĢtır. Milli kültür alanında gerçekleĢtirilen bir baĢka
faaliyet ise 19 ġubat 1932‟de on dört Ģube olarak kurulan Halkevleri olmuĢtur. Halkevleri
Tarih ve Dil kurumlarının birer Ģubesi gibi faaliyet göstermiĢ ve bu kurumlar tarafından
oluĢturulan ideolojiyi halka götürmek vazifesini üstlenmiĢtir. Halkevlerinin o dönem için
kurulması ve çalıĢmalarına baĢlaması, ülke çapında kültürel aydınlanma dönemini de
beraberinde getirmiĢtir

�Kaynaklar
Kitap ve Makaleler
Akgün, Seçil, (2006), Halifeliğin Kaldırılması ve Laiklik( 1924 -1928 ), Ġstanbul, Temel
Yayınları.
Akyüz, Yahya, (2006),Türk Eğitim Tarihi, Ankara, Pegam Yayınları.
Atatürk, Gazi Mustafa Kemal ( 1997), Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.I-II, Ankara,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk AraĢtırma Merkezi.
Atay, Falih Rıfkı (1984). Çankaya. Ġstanbul. BateĢ Yayınları.
Berkes, Niyazi (2005), Türkiye’de Çağdaşlaşma, Ġstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
Bulaç, S. (1991). “Osmanlı Devrinde Alfabe TartıĢmaları”, Harf Devriminin 50. Yılı
Sempozyumu, Ankara, TTK Basımevi.
Çelik, Kemal (2012), “Türk Harf Ġnkılâbının Türk Dili ve Kültürüne Katkıları”, -1, IV
Uluslar arası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu Bildirileri, Ankara, Ofset Yayınları.
Çoker, Fahri(1996), Türk Parlamento Tarihi ( TBMM IV. Dönem 1931–1935 ), C.I,
Ankara, TBMM Vakfı Yayınları.
DemirtaĢ, Bahattin (2008), Atatürk Döneminde Eğitim Alanında YaĢanan GeliĢmeler, Gazi
akademik Bakış, Cilt 1, Sayı 2, Ankara, Gazi Üniversitesi Yayınları.
Ergin,Osman,( 1997), Maarif Tarihi, C.5, Ġstanbul, Osman Bey Matbaası.
Filiz, Taylan, (2005), “Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemi‟nde Öğretmen Örgütlerinin
Eğitim Sorunlarına BakıĢı( 1920–1935)”, ĠÜ, YayınlanmamıĢ Yüksek Lisans Tezi, Ġstanbul,
AĠĠTE.
Goloğlu, Mahmut(1972), Devrimler ve Tepkiler, Ankara, BaĢnur Matbaa.
Ulug, Ġgdemir(1973), Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Tarih Kurumu, 2. Baskı, Ankara,
Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Ġnan, Afet, (1939), “Atatürk ve Türk Tarih Tezi”, Belleten, C.III, TTK Basımevi.
Ġnan, Afet(1984), Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara, Türkiye ĠĢ Bankası
Yayınları.
Karal, Enver Ziya(1998), Atatürk ve Devrim, Ankara, Metu Pres Yay.
Kayabalı, Ġsmail-Arslanoglu, Cemender, (1994), Kültür SavaĢı ve Atatürk Ġlkeleri”,
Uluslararası Atatürk Kongresi, Ankara, TTK Basımevi.
Kılıç, Selami(1998), II. Mesrutiyetten Cumhuriyet Türkiye’sine Türk İnkılâbının Fikir
Temelleri, Erzurum Atatürk Üniversitesi Yayınları.
Kili, Suna(1982), Türk Anayasaları, 2. Baskı, Ġstanbul, Tekin Yayın Evi.

�Kocatürk, Utkan(1984),

“Atatürk‟ün Üniversite Reformu ile Ġlgili Notları”, Atatürk

Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: 1, sayı: 1, Ankara, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Atatürk AraĢtırma Merkezi.
Korkmaz, Zeynep. (1992). Atatürk ve Türk Dili; Belgeler, Ankara. Türk Dil Kurumu
Yayınları.
Namal,Yücel

(2011),

Tunay

Karakök,

Atatürk

ve

Üniversite

Reformu

(1933),

Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, C.1, Ankara.
Payaslı, Volkan(2009), Atatürk Dönemi Eğitim-Kültür Politikalarının Hatay‟a Yansımaları (
1921–1938 ) , Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler EnstitüsüYüksek Lisans Tezi, Ankara.
Sezer, Ayten (1985),

Atatürk Dönemi Milli Eğitim Politikası( 1923–1938 ),

YayımlanmamıĢ Yüksek Lisans Tezi, Ankara, HÜ, AĠĠTE.
Abdurrahman (1992), Siler, Türk Yüksek Öğretiminde Darülfünun, (YayınlanmamıĢ doktora
tezi). Hacettepe Üniversitesi.
ġimĢir, Bilal N (1991). “Türk Harf Devrimi‟nin Türkiye DıĢına Yayılması: Bulgaristan
Türkleri Örneği” , Harf Devrimi’nin 50. Yılı Sempozyumu, Ankara. TTK Basımevi.
TBMM Zabıt Ceridesi (1340–1924), C.7, D.II, Ankara, Meclis Matbaa.
TBMM Zabıt Ceridesi (1928), C.5, D.III, Ankara, Meclis Matbaa.
Tekeli, Ġlhan, (1985), “Osmanlı Ġmparatorluğundan Günümüze Eğitim Kurumlarının
GeliĢimi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi,(CDTA), Cilt:3, Ġstanbul, ĠletiĢim
Yayınları.
Nurcan(2007), Toksoy, Bir Kültürel Kalkınma Modeli Olarak Halkevleri, Ankara, Orion
Yayınevi.
Turan, ġerafettin. (1991). Türk Devrim Tarihi. Cilt:1.Ankara.
ÜlkütaĢır, M. ġükrü,(1971). Atatürk ve Harf Devrimi, Ankara, Ankara Üniversitesi
Yayınları.
YeĢilkaya, NeĢe G.(1999), Halkevleri: İdeoloji ve Mimarlık, Ġstanbul, ĠletiĢim Yayınları.
Zürcher, E.Jan, (1993), Modern Türkiye’nin Tarihi, Ġstanbul, ĠletiĢim Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10285">
                <text>2318</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10286">
                <text>CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA TÜRKİYE’DE YENİ DİL VE KÜLTÜR SİYASETİNİN OLUŞMASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10287">
                <text>ŞİMŞEK, Derya </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10288">
                <text>Anahtar Kelimeler: Alfabe, Dil, Kültür.  ÖZET  Cumhuriyetin ilanı’nın ardından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile değişik niteliklerde öğretim yapan bütün eğitim kurumları yeni sisteme göre yeniden düzenlenmiştir. 1920–1928 yılları arası Türk inkılâbının sosyal ve kültürel olarak yeni, dil inkılâbının da hazırlık dönemi olarak görülmüştür. Ülkede yenileşme çalışmaları devam ederken bunlardan en önemlilerinden bir tanesi olarak görülen harf devriminin gerçekleştirilmesi için Mustafa Necati’nin Maarif Teşkilatı’na Dair Kanun’un maddeleri görüşülürken, ‘Dil Heyeti’ adını taşıyan bir kurulun oluşturulması kararlaştırılmıştır. Dil Heyetince bu konuda yapılacak hazırlıkların harf inkılâbının gerçekleşmesinde işlerin kolaylaştırılmasının devletin genel siyasetine uygun düşeceği belirtilmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün de yakından takip ettiği Dil Heyetinin çalışmaları sonucunda Latin Harflerinin kabulü gerçekleşmiştir. Hızlı bir biçimde dil alanında dönüşümün yaşandığı bu dönemde Türk tarih tezinin; Osmanlıcılık, İslamcılık ve Turancılık akımları karşısında Türk milliyetçiliğinin resmi ideolojisi olarak benimsenmesi şeklinde ortaya çıkması, dil alanında yapılan tartışmalara önemli boyut getirmiştir. Kültür inkılâbının birer parçası olarak görülen dil meselesi kültür politikasının yukarıdan ve tedrici olarak uygulanmaya geçmesinin dönemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tavır ve hareketi Dil Kurultayları ve Türk Dil Kurumu çalışmaları ile , "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. 26 Eylül–5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de kültür politikasının oluşturulmasında önemli adımlar atılmıştır. Sonuç olarak konu ile ilgili bildiride esas teşkil eden; ‘Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Türkiye’de Yeni Dil ve Kültür Siyasetinin Oluşması’ konusunda yapılan faaliyetler arşiv belgeleri ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10289">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10290">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10291">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10292">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1310" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1497">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2b84f1a056fa0f0c19c144cc6ee454da.docx</src>
        <authentication>9e43c8bcd98a1616530205012fab4d06</authentication>
      </file>
      <file fileId="1498">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f79555704f5656fc9548605c947d3a6b.pdf</src>
        <authentication>03c824bb51e2d9c65e0f774370a053c8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10284">
                    <text>TANZİMAT ROMANLARINDA KADIN ve EĞİTİM
Özlem POLAT ATAN
Boğaziçi Üniversitesi, Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Kadın, Eğitim.
ÖZET
Tanzimat dönemi romanlarında yazarlar, eğitim kavramını sistemli bir biçimde ele
almışlar; roman kurgularını da bu sistem dâhilinde geliştirmişlerdir. Ele aldıkları konuların
farklılığı, kahramanların çeşitliliği, hatta üsluplarındaki keskin ayrılıklar; romanların ortak
paydalarda buluşan eğitim sistematiğini etkilememiştir. Romanların genelinde kahramanların
öğretim süreci aktif bir eylem olarak detaylandırılmazken; erkeğin kadını eğitme süreci ayrıntılı
olarak aktarılmıştır. Erkek kahramanlar; kadınların eğitiminin her aşamasına hâkimdirler ve
onların, kendi kontrolleri dışında gerçekleşmesi muhtemel eğitim alma sürecini engellerler.
Kadın kahramanların okuma yazma öğrenmeleri, dil bilmeleri, müzik aleti çalıp şarkı ve şiir
bilgisine vakıf olmaları; kendilerine fayda sağlamaktan çok babalarına, eşlerine, kendilerini
himaye eden erkeklere layık olmalarına; onları mutlu etmelerine yöneliktir. Bu bağlamda
Tanzimat romanlarında kadın ve erkek kahramanların ilişkilerinin başlangıç, gelişme ya da bitiş
aşamalarının etkin bir öğrenme/öğretme eylemi üzerinden aktarıldığı gözlenmektedir. Şemseddin
Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı romanında, Talat ve Fitnat’ı buluşturan yegâne amaç,
okuma yazma öğretme/öğrenme eylemidir. Ahmet Mithat’ın “Felatun Bey ve Rakım Efendi”
romanın kahramanı Rakım, dostluk kuracağı İngiliz aileyle kızlarına ders verme gayesiyle
tanışır; cariyesi Canan’la bilakis ilgilenmesinin esas nedeni ise ona gerekli tahsil ve terbiyeyi
vermek isteyişindendir. Namık Kemal’in “Cezmi” adlı romanın kahramanı Cezmi, kendisine eş
olması uygun görülen Ayşe’yi eğitme görevini üstlenmiştir. Samipaşazade Sezai’nin “Sergüzeşt”
romanında ise ana karakter Dilber, esaret günlerinin tek mutlu anlarını okulda geçirdiğini
vurgulamış, aralarındaki sınıf farkını gözetemeyip evin oğlu Celal’e umutsuzca âşık olduğunda
ise yaşamını okuduğu “Pol ve Virjini” romanına uyarlayarak sonlandırmıştır. Benzer bir şekilde
Nabizade Nazım’ın romana da ismini veren kahramanı Zehra; kendisini terkeden kocasından
intikam alma yöntemlerini, defalarca okuduğu “Monte Kristo Kontu”ndan ilham alarak kendi
yaşamına uyarlamıştır. Bu çalışmada, seçilen Tanzimat romanlarının kadın kahramanlar
üzerinden toplumbilimsel yaklaşımla yapılmış içerik çözümlemeleriyle, eğitim temasının gerçek
yaşamdan romana yansıyan sistematiği ortaya konulmuş; öncelikli amaçları halkı eğitmek olan
Tanzimat yazarlarının kadın eğitimine bakış açıları, dönemin kadın gerçekliğine de ayna
tutulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10276">
                <text>2306</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10277">
                <text>TANZİMAT ROMANLARINDA KADIN ve EĞİTİM</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10278">
                <text>Özlem, POLAT ATAN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10279">
                <text>Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Kadın, Eğitim.  ÖZET  Tanzimat dönemi romanlarında yazarlar, eğitim kavramını sistemli bir biçimde ele almışlar; roman kurgularını da bu sistem dâhilinde geliştirmişlerdir. Ele aldıkları konuların farklılığı, kahramanların çeşitliliği, hatta üsluplarındaki keskin ayrılıklar; romanların ortak paydalarda buluşan eğitim sistematiğini etkilememiştir. Romanların genelinde kahramanların öğretim süreci aktif bir eylem olarak detaylandırılmazken; erkeğin kadını eğitme süreci ayrıntılı olarak aktarılmıştır. Erkek kahramanlar; kadınların eğitiminin her aşamasına hâkimdirler ve onların, kendi kontrolleri dışında gerçekleşmesi muhtemel eğitim alma sürecini engellerler. Kadın kahramanların okuma yazma öğrenmeleri, dil bilmeleri, müzik aleti çalıp şarkı ve şiir bilgisine vakıf olmaları; kendilerine fayda sağlamaktan çok babalarına, eşlerine, kendilerini himaye eden erkeklere layık olmalarına; onları mutlu etmelerine yöneliktir. Bu bağlamda Tanzimat romanlarında kadın ve erkek kahramanların ilişkilerinin başlangıç, gelişme ya da bitiş aşamalarının etkin bir öğrenme/öğretme eylemi üzerinden aktarıldığı gözlenmektedir. Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı romanında, Talat ve Fitnat’ı buluşturan yegâne amaç, okuma yazma öğretme/öğrenme eylemidir. Ahmet Mithat’ın “Felatun Bey ve Rakım Efendi” romanın kahramanı Rakım, dostluk kuracağı İngiliz aileyle kızlarına ders verme gayesiyle tanışır; cariyesi Canan’la bilakis ilgilenmesinin esas nedeni ise ona gerekli tahsil ve terbiyeyi vermek isteyişindendir. Namık Kemal’in “Cezmi” adlı romanın kahramanı Cezmi, kendisine eş olması uygun görülen Ayşe’yi eğitme görevini üstlenmiştir. Samipaşazade Sezai’nin “Sergüzeşt” romanında ise ana karakter Dilber, esaret günlerinin tek mutlu anlarını okulda geçirdiğini vurgulamış, aralarındaki sınıf farkını gözetemeyip evin oğlu Celal’e umutsuzca âşık olduğunda ise yaşamını okuduğu “Pol ve Virjini” romanına uyarlayarak sonlandırmıştır. Benzer bir şekilde Nabizade Nazım’ın romana da ismini veren kahramanı Zehra; kendisini terkeden kocasından intikam alma yöntemlerini, defalarca okuduğu “Monte Kristo Kontu”ndan ilham alarak kendi yaşamına uyarlamıştır. Bu çalışmada, seçilen Tanzimat romanlarının kadın kahramanlar üzerinden toplumbilimsel yaklaşımla yapılmış içerik çözümlemeleriyle, eğitim temasının gerçek yaşamdan romana yansıyan sistematiği ortaya konulmuş; öncelikli amaçları halkı eğitmek olan Tanzimat yazarlarının kadın eğitimine bakış açıları, dönemin kadın gerçekliğine de ayna tutulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10280">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10281">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10282">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10283">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1309" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1495">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ed79e79b50bf846421cd1f0f53956e8a.docx</src>
        <authentication>56e7e70ae9935a0d14565cb2f01b2c84</authentication>
      </file>
      <file fileId="1496">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6997f844af85c52e386491a61ae831a8.pdf</src>
        <authentication>e8e7c74ad5141ec32e8514954be64822</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10275">
                    <text>TARIK BUĞRA'NIN KALEMİNDEN MEHMET AKİF
Selahattin ÖZÇELİK
Pamukkale Üniversitesi, Denizli / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Tarık Buğra, Mehmet Akif, ruh çözümlemesi.
ÖZET
Tarık Buğra'nın "Firavun İmanı" adlı eserinde işlediği konular arasında Mehmet Akif ve
Türk Millî Mücadelesi büyük yer tutmaktadır. Bu eser neredeyse bir "Akif2İn ruh çözümlemesi"
çalışmasıdır. Akif belli bir süre bu dünyada yaşamış, sonra yok olup gitmiş bir canlı değil,
ötelerin ötesinden gelip, ufukların ve çağların ötesini gören, hep yanımızda olan, bizi var kılan en
kıymetli değerlerimizdendir. O tarihin en güzel milletinin en güzel fertlerinden idi. O, milletini,
medeniyetini, dinini, peygamberini, Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Millî Mücadele’yi, cemiyetini
destanlaştıran, mısralaştıran ve ölmezleştiren bir ruhtu. Aynı zamanda mısralarını milletleştiren
bir büyük abideydi. Öyle ki o bir büyük medeniyetin belki son temsilcisi ama yeni bir
medeniyetin doğum sancılarıyla kıvranan binlerce, milyonlarca ervah-ı şühedanın söze
dökülmüş, kelama ve kaleme gelmiş, mısra mısra harf -be- harf görüntüsü ve müjdecisi idi. Ne
var ki tarihin her anında gördüğümüz iblis tabiatlılar, firavun imanlılar bunu hepimizden önce
kavradılar ve bu ateşin insanı, bu volkan gibi kaynayan ve aziz milletinin mutluluğundan başka
bir şey dert etmeyen “bülbül” şairini susturmak, yok saymak ve itibardan düşürmek istediler.
İşte bu bildiride Akif’in şahsında bu büyük kavganın nasıl olduğunu, nasıl yaşandığı ele
alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10267">
                <text>2308</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10268">
                <text>TARIK BUĞRA'NIN KALEMİNDEN MEHMET AKİF</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10269">
                <text>ÖZÇELİK, Selahattin </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10270">
                <text>Anahtar Kelimeler: Tarık Buğra, Mehmet Akif, ruh çözümlemesi.  ÖZET  Tarık Buğra'nın "Firavun İmanı" adlı eserinde işlediği konular arasında Mehmet Akif ve Türk Millî Mücadelesi büyük yer tutmaktadır. Bu eser neredeyse bir "Akif2İn ruh çözümlemesi" çalışmasıdır. Akif belli bir süre bu dünyada yaşamış, sonra yok olup gitmiş bir canlı değil, ötelerin ötesinden gelip, ufukların ve çağların ötesini gören, hep yanımızda olan, bizi var kılan en kıymetli değerlerimizdendir. O tarihin en güzel milletinin en güzel fertlerinden idi. O, milletini, medeniyetini, dinini, peygamberini, Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Millî Mücadele’yi, cemiyetini destanlaştıran, mısralaştıran ve ölmezleştiren bir ruhtu. Aynı zamanda mısralarını milletleştiren bir büyük abideydi. Öyle ki o bir büyük medeniyetin belki son temsilcisi ama yeni bir medeniyetin doğum sancılarıyla kıvranan binlerce, milyonlarca ervah-ı şühedanın söze dökülmüş, kelama ve kaleme gelmiş, mısra mısra harf -be- harf görüntüsü ve müjdecisi idi. Ne var ki tarihin her anında gördüğümüz iblis tabiatlılar, firavun imanlılar bunu hepimizden önce kavradılar ve bu ateşin insanı, bu volkan gibi kaynayan ve aziz milletinin mutluluğundan başka bir şey dert etmeyen “bülbül” şairini susturmak, yok saymak ve itibardan düşürmek istediler. İşte bu bildiride Akif’in şahsında bu büyük kavganın nasıl olduğunu, nasıl yaşandığı ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10271">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10272">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10273">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10274">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1308" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1491">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b494778a3446e8448aae0c631cbef044.docx</src>
        <authentication>f3cc806468b3818d1f9cce5bcf39899a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1492">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a786a0587f539ab22a7ee27c50a61ac7.pdf</src>
        <authentication>f805d14f7a3aacff4c3c94db26fdbacf</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10265">
                    <text>KADIN EDEBİYATI ÇALIŞMALARINA BİR KAYNAK OLARAK NEVSAL-İ MİLLÎ
Yakup ÖZTÜRK
Fatih Üniversitesi, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Nevsal-i Millî, Edebiyat Yıllığı, Kadın Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı
Tarihi.
ÖZET
Nevsal-i Millî 1330-1914 yılında tek cilt hâlinde yayımlanmış bir yıllıktır. Altmış kadar
şahsiyet hakkında malumat bulunmaktadır. Tanzimat sonrası edebiyat tarihi çalışmaları içinde
önemli bir kaynak olan eser, yaşayan şair ve yazarların kısa hayat hikâyelerinin yanında el
yazılarından ve eserlerinden örnekler barındırmaktadır. Bunlarla beraber, Türk edebiyat tarihinin
görevini kolaylaştırmak gibi bir iddia da taşıyan yıllık, çıktığı dönemde büyük ilgi görür. Sadece
edebiyat tarihi için değil siyasî ve toplumsal tarih için de önemli belgelere sahip olan Nevsal-i
Millî’de yeni Meclis-i Mebûsan üyelerinin resimlerine ve gazete ve dergilerin alfabetik sıraya
göre tanıtıldığı “Matbuatımız” bölümüne yer verilmektedir. Bu çalışmada, Nevsal-i Millî’nin
kadın edebiyatı çalışmalarına hangi açılardan kaynaklık edebileceği ele alınmıştır. Bu yapılırken
kadın edebiyatı kavramı, Türkiye’de kadın edebiyatı çalışmaları ve eserde adı geçen kadın
edebiyatçıların edebî şahsiyetleri ve eserleri tetkik edilecektir. Bilindiği üzere kadın edebiyatı
çalışmaları Türk edebiyatında da önemli bir hacme ulaşmıştır. Hem teorik okumalar hem de
monografi çalışmaları ardıardına üniversitelerin çalışmalarına girmekte, kimi üniversitelerde
kadın edebiyatı araştırmalarına dâir birimler kurulmaktadır. Burada, bu çalışmalardan da söz
açılmıştır. Bunun öncesinde dönemin yaygın bir yayın faaliyeti olan nevsal ve salname
geleneğinden örneklere yer verilmiştir. Günümüz edebiyat araştırmalarında teori çalışmalarının
daha ön plana alındığı bilinmektedir. Burada, hem teorik çalışmaları (Kadın Edebiyatı) hem de
edebiyat tarihçiliği bir arada ele alma yolu takip edilmiştir. Bildiride söz konusu edilecek kadın
edebiyatçılardan Nigâr Hanım’ı Yahya Kemal; İhsan Raif’i Rıza Tevfik’in kaleme almış olması
Nevsal-i Millî’nin değerini artırmaktadır. Bu isimlerin yanısıra Yaşar Nezihe Hanım, Belkıs
Şevket Hanım, Gülistan İsmet, Emine Semiye, Halide Edib eserde yer alan kadın
yazarlarımızdır. Cenab Şehabeddin’in “Kadınlarımıza Dair”, Ahmed Refik’in “Osmanlı
Tarihinde Kadınlar”, Müfid Ratib’in “Şekspir’in Kadınları”, Ruşen Zeki’nin “Bizde Hareket-i
Nisvan” makaleleri çalışma içerisinde ele alınmıştır. Burada adı geçen kadın sanatçılardan alınan
örnek metin ve şiirler de Latinize edilmiş olarak sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1493">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5fc606c12ec4bbeaedd6fd51b1e57c66.docx</src>
        <authentication>884332d93f473a6b7d23d610c02bd46c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1494">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/12d50fbd1f6b2caf80cf79f81faa94a9.pdf</src>
        <authentication>7b6a98bce9c7d3cf52acc1e3fd89a39f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10266">
                    <text>KADIN EDEBİYATI ARAŞTIRMALARINA
BİR KAYNAK OLARAK NEVSÂL-İ MİLLÎ

Yakup ÖZTÜRK1
Özet
Nevsal-i Millî 1330-1914 yılında tek cilt hâlinde yayımlanmış bir yıllıktır.
Yıllıkta altmış kadar şahsiyet hakkında malumat bulunmaktadır. Tanzimat sonrası
edebiyat tarihi çalışmaları içinde önemli bir kaynak olan eser, yaşayan şair ve yazarların
kısa

hayat

hikâyelerinin

yanında

el

yazılarından

ve

eserlerinden

örnekler

barındırmaktadır. Bunlarla beraber, Türk edebiyatı tarihinin görevini kolaylaştırmak
gibi bir iddia da taşıyan yıllık, çıktığı dönemde büyük ilgi görür. Sadece edebiyat tarihi
için değil siyasî ve toplumsal tarih için de önemli belgelere sahip olan Nevsâl-i Millî‟de
yeni Meclis-i Mebûsan üyelerinin resimlerine ve gazete ve dergilerin alfabetik sıraya
göre tanıtıldığı “Matbuatımız” bölümüne yer verilmektedir. Biz bu bildirimizde, Nevsâli Millî‟nin kadın edebiyatı çalışmalarına hangi açılardan kaynaklık edebileceğini ele
alacağız. Bunu yaparken kadın edebiyatı kavramı, Türkiye‟de kadın edebiyatı
çalışmaları ve eserde adı geçen kadın edebiyatçıların edebî şahsiyetleri ve eserlerini
tetkik edeceğiz. Bilindiği üzere kadın edebiyatı çalışmaları Türk edebiyatında da önemli
bir hacme ulaşmıştır. Hem teorik okumalar hem de monografi çalışmaları ardı ardına
üniversitelerin çalışma alanlarına girmekte, kimi üniversitelerde kadın edebiyatı
araştırmalarına dâir birimler kurulmaktadır. Burada, bu çalışmalardan da söz açılacaktır.
Bunun öncesinde dönemin yaygın bir yayın faaliyeti olan nevsâl ve salname
geleneğinden örneklere yer verilecektir. Günümüz edebiyat araştırmalarında teori
çalışmalarının daha ön plana alındığı bilinmektedir. Biz, hem teorik çalışmaları (Kadın
Edebiyatı) hem de edebiyat tarihçiliğini bir arada ele alma yolunu takip edeceğiz.
Bildirimizde söz konusu edilecek kadın edebiyatçılarımızdan Nigâr Hanım‟ı Yahya
Kemal; İhsan Raif‟i Rıza Tevfik‟in kaleme almış olması Nevsâl-i Millî‟nin değerini
artırmaktadır. Bu isimlerin yanısıra Yaşar Nezihe Hanım, Belkıs Şevket Hanım,
Gülistan İsmet, Emine Semiye, Halide Edib eserde yer alan kadın yazarlarımızdır.
Cenab Şehabeddin‟in “Kadınlarımıza Dair”, Ahmed Refik‟in “Osmanlı Tarihinde
1

Fatih Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Doktora Öğrencisi, ozturk.yakup@yahoo.com.tr

�Kadınlar”, Müfid Ratib‟in “Şekspir‟in Kadınları”, Ruşen Zeki‟nin “Bizde Hareket-i
Nisvan” makaleleri çalışmamız içerisinde söz konusu edilecektir.

AS A RESOURCE WOMEN’S LITERATURE STUDIES: NEVSAL-I MILLI
Abstract
Nevsal-i Millî refers to the “natioal annual.” Nevsal-i Millî was puplished in one
volume in 1914. It was written in Ottoman Turkish. The book gives information about
60 people. It is an important resource for works of literary history after Tanzimat.
Nevsal-i Millî involves scorces of examples about living poets anda writers. It contains
examples from their manuscript and short life story in additon to this. Nevsal-i Millî
alleges that facilite history of Turkish Literature‟s works. The book attracts great attent
in 1914.
Nevsal-i Millî not only for history of literature is also important for social and
politicial history. I will discuss that the book is an important source for women‟s
literature studies in Modern Turkish Literature. For example renowed Turkish poet
Yahya Kemal writes Nigar Hanım who was respectable woman poet in Turkish
Literature. There are many examples like this.
Key Words: Nevsal-i Millî, Literature Annual, Women Literature, New Turkish
Literature History

Giriş
Dünyada yarım asrı aşan bir zamandır kadın edebiyatı kavramı kullanılmaktadır.
Özellikle feminist eleştiri kuramının 1960‟larda Amerika başta olmak üzere,
İngiltere‟de, Fransa‟da toplumsal durumlara bir tepki olarak ortaya çıkmasının ardından
edebiyat alanında da kadın edebiyatı adıyla bir disiplin kendisini var etmeyi başarmıştır.
Kadın edebiyatı çalışmalarının temelinde kadının sadece sosyal hayatta değil edebî
eserde de aşağılandığı tezi vardır. (Moran: 2008:249) Feminist eleştiri edebiyat
eserlerindeki kadına karşı olan bu tutumu ortaya koymak amacıyla başlamış, başka
sorunlara da yönelmiştir. Berna Moran feminist eleştirinin edebiyata iki ana yaklaşımı
olduğunu ifade etmekte, bu başlıkları şu şekilde sıralamaktadır: 1. Okur Olarak Kadına
Yönelik Feminist Eleştiri 2. Yazar Olarak Kadına Yönelik Feminist Eleştiri. (Moran:

�2008:250) Okur olarak kadına yönelik eleştiri daha sonra Kate Millet‟in Cinsel Politika
kitabıyla bir eleştiri yöntemine dönüşmüştür. Cinsel Politika, kadının edebî eserde de
aşağılandığı vurgusunu edebiyat sahasına ilk defa çeken en güçlü eserlerin başında
gelmektedir. Edebiyat eserlerindeki kadın karakterlere erkek yazarların yakıştırdığı
“evdeki melek” ve “şeytan kadın” ifadeleri de kadın edebiyatının temel iki kavramı
olmuştur. Özellikle Tanzimat romanımızda bu iki tipe uygun kadın kahramanlar bulmak
mümkündür. Yazar olarak kadına yönelik eleştirinin ilk temel kitabı da Virginia
Woolf‟un Room of One‟s Own adlı eseridir. Bu görüşü savunan eleştirmenler kadın
yazarların ayrı bir geleneği olduğunu, çünkü kadınların aynı türden acılara maruz
kaldığını, bunun biyolojik benzerlikten kaynaklanmadığını ifade etmektedirler. (Moran:
2008:255) Kısaca bir tanımını yaptığımız kadın edebiyatının Türkiye‟de de birtakım
çalışmalara zemin hazırladığı bilinmekte, bu çalışmaların zaman içerisinde yaygınlık
kazandığı gözlemlenmektedir. Türk toplumunun Tanzimat‟la birlikte girdiği Batılılaşma
macerası, eğitimin toplumun her kademesine yayılmasını sağlamış, bu da daha önceleri
şahsî çabalarla alınan eğitimi resmîleştirmiştir. Eğitimli kadın, edebiyatı ve kalemi
kendisine bir özgürlük alanı kılabilmiş, bunları sadece kendi özgürlükleri için değil,
toplumun refahı için de kullanabilmişlerdir. Elbette daha çok hemcinslerinin yaşadığı
sıkıntıları dile getirmek için eserler kaleme almışlardır. Başta Fatma Aliye Hanım olmak
üzere, Emine Semiye, Zafer Hanım, Halide Edip gibi kadın sanatkârlarımız siyasî
meselelerin ötesine geçerek kadının varlığını ortaya koymak cehdi içerisinde
olmuşlardır. Günümüzde edebiyat araştırmacılarının bir kısmı kadın yazarlar tarafından
kaleme alınan ve kadını çözüme kavuşturulması gereken bir mesele olarak gören
eserleri inceleme altına almışlardır. (Şunu başta söylemekte fayda var: feminist eleştiriyi
meydana getiren düşünceyle Türk edebiyatında, özellikle Tanzimat kuşağındaki kadın
hareketliliği aynı noktadan yola çıkmamaktadır. Kadın sanatçılarımızın kadına dâir
verdikleri

mücadele

feminist

eleştirinin

özgürlükçü,

bireysel

kadın

tipiyle

uyuşmamaktadır. Bu ayrı bir bildiri konusu olacak kadar ayrıntı barındırmaktadır.)
Serpil Çakır, Jale Parla, Zehra Toska, Nazan Aksoy, Sibel Irzık, Betül Coşkun, Firdevs
Canbaz Yumuşak gibi akademisyenlerin çalışmaları bu alanın artık başlı başına bir
araştırma sahası olduğunu göstermektedir. Üniversitelerin monografi çalışmalarında
Türk edebiyatının kadın yazarlarının görünmesi yaygınlık kazanmakta, farklı kadın
sanatçıların eserlerindeki kadınlara dâir temaların kitap, tez, makale formatında ele
alındığı görülmektedir. Son beş yıl içerisinde ilk kadın romancımız olan Fatma Aliye
Hanım‟ın hayatı ve çalışmaları tezlere, romanlar konu olmuştur. Emine Semiye Hanım

�hakkında iki kitap yayımlanmıştır. Nazan Bekiroğlu‟nun kaleme aldığı Nigar Hanım
çalışması, Nigar Hanım‟ın daha geniş kitlelerce tanınmasına imkân sağlamıştır. Aynı
şekilde Yaşar Nezihe ve İhsan Raif Hanım‟ın, kendileri hakkında yapılan çalışmalar
sayesinde Türk edebiyatının birer temsilcisi oldukları görülmüştür. Ancak hâlâ müstakil
çalışmalara söz konusu olmamış kadın yazarlarımız söz konusudur. Nevsâl-i Millî
vesilesiyle söz konusu edeceğimiz Gülistan İsmet ve Belkıs Şevket Hanım bunlar
arasındadır.
Nevsâl-i Millî‟de geçen kadın edebiyatçılarımız hakkında yapılan bazı çalışmalarda
Nevsâl-i Millî görülmemiştir. Edebiyat tarihi ve sosyolojisi açısından ayrı bir önem
taşıyan Nevsâl-i Millî, sayfalarında barındırdığı isimlerin tamamının yaşıyor
olmasından dolayı gayriresmi bir kontrolden geçmiş olmasıyla dikkate değerdir.
Kadın edebiyatı çalışmalarında Nevsâl-i Millî‟nin önemi üzerinde duracağımız bu
çalışmanın öncesinde nevsâl, salname, yıllık kavramından bahsedecek, Osmanlı‟da
nevsâl geleneğinden örnekler vereceğiz.

I.

Nevsâl, Salname geleneği ve Nevsâl-i Millî

1. Nevsâl nedir?
Salnâme, Farsça “sal: yıl ve nâme: mektup, kitap anlamlarına gelmektedir.
Dilimizdeki karşılığı yıllıktır. Nevsâl de aynı anlama gelmektedir. Geçmiş yıllardaki
mühim olayları özetleyen, ait olduğu yılın, müesseseler ve hal tercümeleri gibi çeşitli
konularda son durumunu tespit eden, yılda bir kez çıkarılan dergi veya kitaptır.”
(TDEA: 1990:444 C.7)
Takvim veya almanak ile karıştırmamak gerekmektedir. Almanak, salnâmeye çok
yakın, fakat onun mevzuları yanında halka hitap etme mecburiyeti ile ev idaresi,
oyunlar, sağlık öğütleri, fıkralar, karikatürler gibi çok şeye yer veren eserlerdendir.
Devlet tarafından yayımlandıkları gibi özel kuruluşlarca da yayımlanabilirler.
Salnâmelerin tarih kaynakları arasında mühim bir yeri vardır.
Osmanlı devrinde yayımlanan yıllıklardan bir kısmına nevsâl adı verilmektedir.
Muhtelif konularda hazırlanan nevsâllerin resmî olanları da mevcuttur. Belli başlı
nevsâller şunlardır: Millî Nevsâl, 1922 yılında Kanaat Kütüphanesi tarafından

�çıkarılmıştır. İçinde yer alan siyasî hadiseler bakımından önem taşımaktadır. İstanbul
hakkında iyi bir rehber olma özelliği de bulunmaktadır. Gördüğü ilgi dolayısıyla hacmi
üçüncü sene daha da genişletilmiştir. 1925‟te dördüncü cildi çıkmıştır.
DİA‟ya göre ilk salnâme 1263 (1847) yılında Mustafa Reşit Paşa‟nın öncülüğünde
çıkarılmıştır. Bu iş için tarihçi Hayrullah Efendi görevlendirilmişse de salnâme Ahmed
Vefik Paşa tarafından çıkarılmıştır. Batı‟da büyük ilgi uyandıran salnâme, Bianchi
tarafından aynı yıl içerisinde Fransızca‟ya çevrilmiştir. Sicill-i Ahval Komisyonu her yıl
nezaret ve vilayetlerden, geçmiş yıla ait bilgilerin güncellenmesi için önceki senenin
salnâme formlarını gerekli yerlere göndererek bunların düzeltilmesi talep ederdi. Ancak
istenilen malumatın zamanında komisyona ulaşmamasından dolayı salnâmelerde yer
alan biyografik bilgiler ve teşkilat şemaları hatalar barındırmaktadır. (DİA: 2009:51 C.
36)
2. Salname Örnekleri
Bizde ilk yıllık 1846‟da çıkarılan Devlet Salnâmesi‟dir. Bu salnâme 1846-1908
yılları arasında aksamadan her yıl (64 defa, DİA 68 demekte) yayımlanmıştır. II.
Meşrutiyet devrinde ise aralıklarla 4 defa çıkmıştır. Resmî nitelikteki ikinci yıllık, ilki
1865‟te çıkan ve 1908‟e kadar 12 defa yayımlanan Salnâme-i Askerî‟dir. Bahriye
Salnâmesi (Salnâme-i Bahrî) 1890-1918 arasında 22 defa yayımlanmıştır. Hariciye
Nezareti Salnâmesi (1885-1902 arasında 4 defa), Maarif Nezareti Salnâmesi (18981902) arasında 5 defa) de resmî yıllıklar arasında önemlidir. Rasadhane-i Amire
Salnâmesi, Rusumat Salnâmesi ve İlmiye Salnâmesi resmî nitelikteki yıllara dahil
edilmektedir.
Yıllıkların değişik bir türünü vilayet salnâmeleri oluşturur. İlki Bosna‟da
yayımlanan (1866) vilayet salnâmeleri, 1866-1921 arasında 36 vilayet ve 2 sancakta
çıkmıştır. Sayıları 514‟e varmaktadır. En çok salnâme yayımlamış vilâyetler 35 adetle
Halep ve Hüdavendigar‟dır.
İlk özel yıllık Ali Suavi‟nin 1871‟de Paris‟te çıkardığı Türkiye fi sene 1288‟dir.
Osmanlı topraklarında yayımlanmış ilk özel yıllık Ebüzziya Tevfik‟in çıkardığı
Salnâme-i Hadika‟dır.
Karagöz Salnamesi (1910-1913 arasında 4 defa) yayımlanmış özel yıllıklardandır.

�Bazı cemiyet ve müesseselerde faaliyetlerini tanıtmak amacıyla yıllıklar
çıkarmışlardır. Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye Salnâmesi (1913), Osmanlı Hilâl-i Ahmer
Cemiyet-i Salnâmesi (1913), Şirket-i Hayriye Salnâmesi (1914) bunlara örnektir. Nail
Halid‟in ilk defa yayımladığı Musavver Eczacı Nevsâli özel konulu yıllıkların
başlıcalarındandır.
Cumhuriyet devrinde yıllık geleneği zayıflamıştır. Devlet yıllığı dahi 1925-1945
arasında 8 defa yayımlanabilmiştir. Vilayet yıllığı olarak da yalnızca birer defa Urfa
Salnâmesi (1927), İzmir Vilayeti Salnâmesi (1927-1928-1929) çıkmıştır. Bakanlıklar ve
bazı devlet kuruluşları da düzensiz olarak yıllık yayımlamışlardır.
1928‟den sonraki devirde Matbuat Cemiyeti‟nin çıkardığı Almanaklar, (1933-1938
arasında 6 defa), Cumhuriyet gazetesinin Cumhuriyet almanağı (1936-1938 arasında 3
defa), Tahsin Demiray‟ın Türkiye Yıllığı (1947 ve 1948‟de 2 defa), Oğuz Akkan‟ın
Türkiye Yıllığı (1962-1965 arasında 4 defa), Bütün Dünya Yıllığı (1950-1959 arasında
10 defa) ile 1970‟den sonra Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinin çıkardığı
yıllıklar bu alandaki başlıcalarıdır. (TDEA: 1990:596 C. 8)
Edebiyatla ilgili yıllık Cumhuriyet devrinde ancak 1960‟lardan sonra başlamıştır.
Varlık dergisinin, Nesin Vakfı‟nın, Türkiye Yazarlar Birliği‟nin, Suffe‟nin yıllıklarıyla
Çocuk Edebiyatı Yıllığı edebiyat yıllıkları arasında sayılabilir. Mehmet H. Doğan‟ın şiir
yıllığı ve günümüzdeki farklı şairler tarafından çıkarılan şiir yıllıkları ve öykü yıllıkları
edebiyat yıllıklarını tekrar gündeme getirmiştir.
Tarif ettiğimiz nevsâllere örnek olabilecek yıllıklar ise şunlardır:
Nevsâl-i Marifet, Ebuzziya Tevfik tarafından çıkarılmıştır. Renkli süslemelerle
bezeli kapaklar içerisinde son derece titiz bir biçimde basılmış olan nevsâl, dünya
matbaacılığının merkezi kabul edilen Leipzig Matbaacılık Birliği tarafından
mükâfatlandırılmıştır. Yıllık, takvim ve almanak bölümlerinden oluşmaktadır. Almanak
bölümünde umumî ve fennî bilgiler verilmektedir. Muhtelif Osmanlı meşahiri ile o
yıllarda adı geçen yabancı hükümdar ve devlet adamlarının, kâşif ve mucitlerinin hâl
tercümeleri ile çalışmalarını yer almaktadır. Gravür ve resim bakımından zengindir.
Nevsâl-i Afiyet, Besim Paşa‟nın gayretleriyle meydana getirilmiştir. Diğerlerinden
farklı olan bu nevsâlde konuların ekseriyetini sağlık oluşturur. 1899, 1900, 1904, 1906

�arasında dört defa yayımlanmıştır. Bütün doktorlarımızın resimlerini ve hemen her tıbbi
meseleye dair çeşitli konuları ihtiva etmektedir.
Nevsâl-i Askerî, “Nevsâl-i Bahrî” ve “Nevsâl-i Baytarî”, ile ilgili konularda pekçok
resmi ve meseleyi ihtiva etmektedir.
Nevsâl-i Asır, Hüseyin Vassaf Bey tarafından hazırlanmış, K. Faik Efendi tarafından
neşredilmiş, o güne kadar yayımlanmış ve yayımlanmakta olan gazetelerin listesini
vermektedir. İkinci nüshası daha büyük ve daha kapsamlıdır. Üçüncüsü de aynı şekilde
tertip edilmiştir. 1896, 1897, 1898 yıllarında neşredilmiştir. Ebüzziya Tevfik tarafından
tertip edilerek Salnâme-i Hadika‟da neşredilen listeden sonra, Osman Ferid Bey
tarafından hazırlanan bu liste Osmanlı devri gazetecilik çalışmaları hakkında önemli bir
kaynaktır.
Nevsâl-i Malumat, II. Abdülhamid devrinin tanınmış gazetecilerinden “Baba Tahir”
adıyla tanınan Mehmed Tahir tarafından çıkarılmıştır. 1899 ve 1901 senelerinde Serveti Fünun‟u takliden çıkarıldığı söylenmiştir.
Musavver Nevsâl-i Osmanî, Ekrem Reşad ve Osman Ferid (Sağlam) Beyler
tarafından çıkarılmıştır. Kanaat Kütüphanesi sahibi İlyas Efendi tarafından basılan
nevsâl, idarî ve siyasî konularda malumat vermektedir. Bol resimlidir. 1910-1912 yılları
arasında devam eden bu eser her defasında biraz daha kaliteli bir biçimde
yayımlanmıştır.
Nevsâl-i Servet-i Fünun, Ahmed İhsan Tokgöz tarafından Servet-i Fünun‟un
kuruluşundan iki yıl sonra 1892‟de çıkarılmaya başlanmıştır. Takvim bilgileri yanında
fennî bilgiler, dahilî haberlerle birlikte resimli olarak neşredilmiştir. 1898‟e kadar
düzenli çıkmıştır. Daha sonra Salname-i Servet-i Fünun çıkmaya başlamıştır.
3. Nevsâl-i Millî
Nevsâl-i Millî ise, Millî Nevsâl‟le ilgisi olmayan bir yıllıktır. 1330/1914 yılında bir
cilt çıkmıştır. O devrin bütün yazarlarının el yazılarını ve resimlerini ihtiva etmesi
dolayısıyla önem taşımaktadır. Asar-ı Müfide Kütüphanesi tarafından neşredilmiştir.
Kapağında “cami„ ve mürettibi” olarak T.Z. imzası görünmektedir. Yaşayan şair ve
yazarların kısa hayat hikâyeleri verilmekte, bahsi edilen kişinin bir edebî ürünü ve el
yazısı, fotoğrafı bulunmaktadır. Yıllıkta yazar ve eserler “huruf-ı hecâ” sırasına göre

�değil doğum tarihlerine göre tertip edilmiştir. Türk edebiyatı tarihinin görevini mümkün
mertebe kolaylaştırmak gibi bir iddia taşımaktadır. Devrin basınında Nevsâl-i Millî
hakkında övgü dolu sözler sarfedilmiştir. 60‟a yakın şair, yazar ve edebiyatçı ile bazı
devlet adamları yer almaktadır. (TDEA 1990:49 C.7)
Bu bilgilerin dışında şunu ilave edebiliriz ki Nevsâl-i Millî‟de yeni Meclis-i
Mebusan üyelerinin resimlerinin yer aldığı bir albümle, devrin gazete ve dergilerinin
alfabetik sıraya göre tanıtıldığı “Matbuatımız” bölümü de bulunmaktadır. (DİA 2007:62
C. 33)
Nevsâl-i Millî‟nin şekil ve muhtevası hakkında bu şekilde malumat verdikten sonra
yıllıktaki

kadın

edebiyatçılarımızı

sırasıyla

söz

konusu

edebiliriz.

Kadın

edebiyatçılarımız yıllıkta yer aldıklarının dışında da kendileri hakkında yapılan diğer
çalışmalar vasıtasıyla hayatlarının diğer dönemleri de ele alınacaktır.

II. Kadın edebiyatı araştırmalarına bir kaynak olarak Nevsâl-i Millî
1. Nigar Hanım Efendi
Nevsâl’i Millî‟de yer alan ilk kadın sanatkâr Nigâr Hanım‟ın hâl tercümesini yazan
isim Türk şiirinin en güçlü şairlerinden biri olan Yahya Kemal‟dir. Yahya Kemal‟in
yıllıktaki metnine geçmeden önce Nigâr Hanım hakkında bazı malûmata dikkat
çekmemiz yerinde olacaktır.
Şiirlerini Nigâr binti Osman imzasıyla yayımlayan Nigâr Hanım (1862-1918
İstanbul)2, Macar Osman Paşa‟nın kızıdır. Bu zât, 1848 Macar İhtilâli‟nden sonra
Türkiye‟ye sığınan Macarlardandır. (Gövsa, 1949:…) Sonradan Müslüman olmuştur.
Şairin annesi, sadrazam Keçecizâde Fuad Paşa‟nın mühürdarı Nuri Bey‟in kızı Emine
Rif‟atî Hanım‟dır. Nigâr Hanım, Ebüllisan Şükrü Efendi‟den (Uraz, 1940:98) Türkçe,
Arapça, Farsça okumuş, Fransızca‟yı Kadıköy‟deki Fransız Kız Mektebi‟nde
öğrenmiştir. Bu mektepte yatılı olarak öğrenimine devam etmiştir. Yatılılık yıllarına ait
gözlem ve hatıraları Hayatımın Hikâyesi adlı kitapta bulunmaktadır. Üç yılını “böylece
pansiyonda” geçirdikten sonra onbir yaşına girdiğinde örtünme zamanı yaklaştığı için
2

Doğum tarihi hakkında farklı tarihlendirmeler mevcuttur. Tanzimat’tan Cumhuriyete Aydın Kadınlar bu
tarihi 1862 olarak gösterirken, Resimli 1856 göstermektedir. Nazan Bekiroğlu da doğum tarihi olarak
1962’yi ifade etmektedir.

�babası Nigâr Hanım‟ı mektepten alır, tahsiline evde devam eder. (Nigar Hanım,
1959:14) Almanca ve Rumca da bilen Nigâr Hanım‟ın kaynaklarda Doğu ve Batı
musikisi ile meşgul olduğu yazmaktadır. İbrahim Alaâttin Gövsa‟nın, Nigâr Hanım
hakkındaki ansiklopedi maddesini birazdan söz konusu edeceğimiz Yahya Kemal
yazısından istifade ederek kaleme aldığı anlaşılmaktadır. Gövsa da Nigâr Hanım‟ın
ondört yaşında şiir yazmaya başladığını ifade etmektedir. 1875‟te ilk evliliğini yapan
Nigâr Hanım, Unkapanı‟nda Filyokuşu civarında bir eve gelin geldiğini hatıralarında
yazmaktadır. Evliliğinden iki sene sonra bir Cuma günü, kendisini görmeye gelen dokuz
yaşındaki kardeşi Ali, lalasıyla Unkapanı yakınlarında gezinirken bir arabanın altında
kalmış, birkaç saat sonra da vefat etmiştir. “Ailece büyük bir felakete uğradık”
cümlesiyle durumu izah eden Nigâr Hanım, ölümün korkunç acısını ilkin bu yaşta
duydum demektedir. (Nigar Hanım, 1959:17) Henüz, ondört yaşındadır. Evlilik
hayatında mesut olamadığı bilinmektedir. Bu durumun yazdıklarına melâl olarak
yansıdığı kaynaklarda dikkat çekilen bir diğer husustur. O, “dünyanın bütün kederlerini
duymak”ta olan bir evlilik hayatı geçirmektedir. (Nigar Hanım, 1959:23) Kitap olarak
ilk eserini 1886‟da Efsus adıyla yayımlamıştır.
İbrahim Alaaddin Gövsa Nigâr Hanım‟ın edebî şahsiyeti hakkında şunları
söylemektedir: “Nigâr Hanım Fransız edebiyatından, daha fazla, Romantikler‟i sevmiş,
bizim edebiyatımızdan da Dîvân‟larla epeyce meşgul olmuş, Kemâl, Hâmid, Ekrem
çığırına intisap etmiştir. Yazılarında Fikret ve Cenâb‟ın açtıkları yeniliklerden alınmış
tesirler bile azdır. Hele sonraki edebî yenilikleri terkibsiz sâde Türkçeyi ve nazımda
hece veznini tamamiyle yadırgamıştı.” (Gövsa: 1949:…)
Gövsa‟ya ilaveten, Nigâr Hanım‟ın sevdiği ve anladığı edebiyatın Fuzulî‟den
Fikret‟e kadar olan edebiyat olduğunu ifade etmemiz mümkündür. “Bugünkü edebiyatı
ben tadamıyorum. Belki yetişemiyorum. Hele hece vezni! Ben şiiri yalnız aruz ile
anlarım.” (Bekiroğlu, 2007:84) demektedir.
Nigâr Hanım hakkında önemli çalışmaları bulunan Nazan Bekiroğlu, onun hem edebî
kamuoyundaki konumu hem de şiirinin seviyesi açısından yaptığı şu değerlendirme
dikkat çekicidir:
“Kadın ediplerin az olduğu, olanların da erkek adları arkasına gizlendiği bir
dönemde Nigâr Hanım, gerçek kimliğini saklamadan duygularını samimiyetle ifade
ettiği Avrupaî tarzda eserler vermesi, şiirlerinin yabancı dillere çevrilmesi, Avrupa

�basınında tanınması, çeşitli yabancı dilleri bilmesi, uzun yıllar salonunda seçkin bir
sanatkâr zümresini ağırlaması, sosyal yaşantısı bakımından farklı ve yeni bir imaj
oluşturmasıyla modernleşme sürecinin „öncü‟ Türk kadınları arasında yer alır. II.
Meşrutiyet‟ten sonra değişen edebî beğeni Nigâr Hanım‟ın şöhretinin azalmasına ve
esasen çok güçlü olmayan şiirinin giderek unutulmasına sebep olmuştur.”

(Bekiroğlu, 2007:84)
Birazdan Yahya Kemal‟in metninde de göreceğimiz üzere Nigâr Hanım‟ın
Hisar‟daki yalısıyla, Şişli‟deki konağı yerli ve yabancı şiir ve sanat mensuplarının
ziyaret ettikleri önemli mahfillerdir. Nigâr Hanım, tifüsten öldüğünde yalnız ve maddî
sıkıntı içerisindedir. (Doğan, 2012:165) Rumelihisarı‟ndaki Kayalar Mezarlığı‟nda
annesi ve babasının mezarları yanında medfundur.
Yahya Kemal, Nigâr Hanım‟ı anlatmaya çocukluk hatıralarından biri ile başlar:
Şair, çocukluk yıllarını hatırda tutarak “Bir yaz günü Boğaziçi‟nde, sandalıyla, sahilden
sahile geçen, şarkın ruhunu görmüştüm. Bilahare, Nigâr Hanım‟ın şiirlerini okurken
anladım ki o hayal, bu şark şairesinin mülhime-i şi‟ridir. Sanatta ve hayatta Nigar
Hanım Türk şarkını her muasırdan iyi temsil etti.” Yahya Kemal, bazı kadınların erkek
gibi yazdıklarını vurgulayarak, Nigar Hanım‟ın kalemini “Cinsinin enfüsiyetini kimse
onun kadar samimiyetle ifade edemedi.” cümlesi ile tarif etmektedir. Mezkur yazıda,
Süleyman Nazif Bey‟in Nigâr Hanım için söylediği “Kadınların Abdülhak Hâmid”i
sözü de yer almaktadır. Yahya Kemal‟e göre Nigâr Hanım‟ın şiiri vezne, kafiyeye,
lisana karşı zebûndur. Buna ilaveten “Metruk bir odada yapyalnız kalbin en hür cuşuyla
çalınan musıkiyi andırıyor.” demektedir.
Yahya Kemal‟in cümleleriyle Nigâr Hanım‟ın nesebi ve mizacı şu şekildedir:
“Şaire asil ve dinç bir baba ile kibar bir İstanbul hanımının izdivacından doğdu.
Pederi Macarlı Osman Paşa yeni vatanını bütün kalbiyle sevmiş ricaldendi. Nigâr
Hanım‟ın havasında görülen incelik de validesinin mirasıdır. Muasırları arasında pek
müstesna bir terbiye gördü. Daha yedi yaşından beri Kadıköy Fransız Kız
Mektebi‟nde talebe-i leyliye olarak bulundu. Şairiyeti ondört yaşında uyandı. O
kadar melali bestelerle dolu „Efsus‟ Adalar‟da bütün asabıyla yaşamış onsekiz
yaşında bir Türk kızının mecmua-i eş‟ârıdır. „Nîran‟, „Aksiseda‟, „Safahat-i Kalb‟
eşarını yazan bu büyük kadın en muvakkar bir aile sahibesi, çocuklarına düşkün en
güzide bir valide idi. Nesl-i hâzırın zekâ ve terbiyeleriyle mümtaz üç genci şairenin
evladıdır. Cenab Şehabettin Bey Nigar Hanım‟ın bu eserini en iyi eserlerinden
sayıyor.”

�Yahya Kemal, yazısının son kısımlarında Nigâr Hanım‟ın kadın ve erkeklerimiz
meyanında Fransızca‟yı en iyi konuşan kişi olduğunu belirtmektedir. Yahya Kemal‟e
göre şairenin Boğaziçi‟ndeki sayfiyesi, Nişantaşı‟ndaki konağı, yalnız kendi eliyle
süslenmiş o salonlar, nukuşu-u beytiyesi, Nigâr Hanım‟ın “yalnız ırkî değil hiss-i
asaletinden de birer nümunedir.” Nevsâl-i Millî‟de Nigâr Hanım‟ın “Kardeşimin Fesi”
başlıklı dokuz kıtalık bir şiiri yer almaktadır. Bu şiir, Nigâr Hanım‟ın bir kaza sonucu
ölen kardeşine yazdığı bir mersiyeden bahsedilmektedir, bu o olmalıdır. (Gövsa,
1959:…)
2. İhsan Raif Hanımefendi
Nevsâl-i Millî‟de yer alan ikinci kadın sanatkârımız (Ayşe)3 İhsan Raif
Hanımefendi‟dir. Metin, Rıza Tevfik tarafından kaleme alınmıştır. Rıza Tevfik‟in
yazısına geçmeden önce ana hatlarıyla İhsan Raif Hanım‟ın hayat hikâyesine ve
sanatına dikkat kesilmemiz gerekmektedir. İhsan Hanım, 1877‟de babasının Beyrut
mutasarrıflığı yaptığı sırada bu şehirde doğmuştur. 1926‟nın Nisan ayında Paris‟te
apandisit ameliyatı sırasından vefat etmiştir. Erken bir yaşta hayata veda eden İhsan
Raif Hanım, tıpkı Nigâr Hanım gibi evlilik hayatında acılarla boğuşmuştur. İlk evliliği
gönülsüzce, bir iftira sonucu baba baskısı ile olmuştur. Birden fazla evlilik yapan İhsan
Raif, devrin dikkat çekici yazarlarından Şehabeddin Süleyman‟la da altı yıl evli
kalmıştır. İlk eleştirmeni de Şehabeddin Süleyman olmuştur. Onun, Rübab dergisinde
yazdığı “Kadın Edebiyatı” başlıklı makale İhsan Hanım‟ın manzumeleri hakkındadır.
(Öztürk, 2002:XXII) Şairin, birazdan söz konusu edeceğimiz Rıza Tevfik‟le olan
münasebeti çalışmamız için önem arzetmektedir. İhsan Raif, çocukluk yıllarında kardeşi
Belkıs‟la Rıza Tevfik‟ten dersler almaktadır. Şiirle ilgili önemli malumatı da Rıza
Tevfik‟ten almıştır. İhsan Hanım‟ın Rübap dergisinde yazmaya başlaması da Rıza
Tevfik sayesinde olmuştur. (Öztürk, 2002:XIII) Kendisi hakkında yapılan bir
araştırmada yetiştirilme tarzı ve tahsili neticesinde kazandığı bazı hususiyetlerin şairin
hayatı boyunca tesirli olduğu dile getirilmektedir. Bunlar, Avrupa medeniyetini çok iyi
bilmesi, Batı tesiri altında yetiştiği hâlde şahsiyetinden taviz vermemesi, Doğu ile Batı

3

C. Öztürk “Raif Paşa mirasçılarının çıkarttırdıkları nüfus kayıtları elimize geç geçtiği için, şairin ilk adı
olan Ayşe gibi bazı bilgiler…” ifadesini kullanmaktadır. s. IX

�arasında Müslüman-Türk kimliğine zarar vermeden terkip yapabilmesi biçiminde
sıralanmıştır.4
İhsan Raif Hanım, Türk edebiyatında hece ile şiir yazan ilk kadın yazarımızdır.
Hatemi, 1998:227) Bunların bir kısmını Gözyaşları adlı eserinde toplamış, ancak hecede
başarılı olamamıştır. Ahengi yakalayabilecek kelime seçimleri hatalı bulunmuştur.
(Uraz, 1940:126)
Meşrutiyet‟i takip eden yıllarda Paris‟te bulunan İhsan Raif Hanım, Hilâl-i
Ahmer‟de gönüllü hemşirelik yapmış, kadınlar için Darülfünun açılmasını teklif
etmiştir. (Doğan, 2012:156)
Rıza Tevfik yazısına “Bazı müstesna ve bariz şahsiyetler vardır ki muhit ve etrafın
tesiratına hayliden hayli mukavemet ederler ve türlü türlü avamilin nüfuzuna hatta bir
çok mevaniin hayluletine rağmen kendi benliklerini behemehal izhar eyleyebilirler.
Onların fıtri olan istidatlarını hiç bir şey boğamaz.” sözleriyle başlar. Burada söz konusu
edilen “müstesna” şahsiyet İhsan Raif Hanım‟dır. Rıza Tevfik, bu hanımefendinin
nesebini, ilk çocukluk yıllarını ve tahsil hayatını şu şekilde değerlendirmektedir:
“İhsan Hanım Efendi memleketimizde pek maruf ve muhterem bir aileye
mensubdur: Ayan azasından vezir-i merhum Raif Paşa‟nın büyük kerimeleridir. Paşa
Beyrut‟ta mutasarrıf iken İhsan Hanım orada doğmuş ve henüz dört yaşında iken
İstanbul‟a ilk defa olarak gelmişdir. Meşhur Midhat Paşa‟nın müşavir-i mutemedi ve
divan efendisi olduğu için Sultan Hamid‟in nazar-ı dikkatinden bir türlü
kurtulamayan Raif Paşa için o zamanlar İstanbul‟da oturmak mümkün olamamıştı.
Kendisinin hayat-ı siyasiye ve hususiyesinde en küstah müferilere bile vesile-i dahl
ve taarruz olabilecek hiç bir nokta yokdu. Binaenaleyh hiç bir sebeble mahkum,
hatta hiç bir vechile siyaseten maznun olmadığı halde Paşa bilfiil taşralarda
yaşamaya

mahkum

idi.

Onun

için

Beyrut‟ta,

Adana‟da,

ötede,

beride

mutasarrıflıklarda bulundukdan sonra vali olarak ayni şehirleri tekrar ziyaret ve her
yerinde birer parça ikamet etmişdi. Aile efradının genç erkekleri Avrupa‟da tahsil ile
meşgul iken kızlar pederlerine daima refakat etmekde idiler. O sebebledir ki İhsan
Hanım Efendi mekatib-i resmiyeden birine devam edememişdi. Fakat ilim ve
terbiyenin kadrini pek iyi bilen pederi kendisinin terbiyesine itina etmiş ve hususi
haceler tayin eylemişdi. Nişantaşı‟nda bulundukları sıra bilhassa Sadık Paşa‟dan ve
Adana‟da dahi hayli bir müddet Danyal Efendi‟den ders aldı.”

4

İhsan R. hakkında diğer kaynak.

�Rıza Tevfik‟e göre İhsan Raif Hanım‟ın hususi hocalardan ders alması, bir
mektepte senelerce vakit geçirmemiş olması, şairlik tarafını muhafaza eden bir vesile
olmuştur. Rıza Tevfik, Raif Paşa ailesine mezkur metni yazmadan oniki sene evvel
hizmet-i talim sebebiyle intisab etmiştir. Paşa‟nın İstanbul‟a kesin dönüşüyle Rıza
Tevfik de İhsan Raif Hanım‟la “müşerref” olmuştur. Henüz ilk karşılaşmalarında Rıza
Tevfik, İhsan Raif Hanım‟ın şiire ve edebiyata meraklı olduğunu anlamıştır. Yanılmaz
bir hiss-i samimiye sahip olduğu ifade edilen şairin, iyi derecede bildiği Fransızca
sayesinde hem Fransız edebiyatına hem de genel olarak şiire vakıf olduğu ifade
edilmektedir. Rıza Tevfik bu malumatı aktardıktan sonra sözlerine şu şekilde devam
etmektedir:
“Hatta bir küçük defteri dahi vardı ki onun sahifelerinde ateşli ve heyecanlı
ruhundan uçan şerarelar birer manzume şeklinde dizilmiş parlıyordu. Bir gün bu
defteri hep birden okuduk, tetkik, tahlil ve tenkid ettik. Tenkidatımız kavafi, vezn,
şurut-u aruza müteallik ve sırf zevahir ve eşkale aid bazı mülahazata inhisar
edebilirdi. Fakat ben feyzi fıtratın bu hassas gönle ifaza ettiği tavr-ı beyan ve şive-i
edaya gıbta etmekden kendimi alamadım. Mübalağa etmiyorum!”

Rıza Tevfik, İhsan Raif Hanım‟ın en küçük vesilelerle heyecana müsteid bir ruha
sahip olduğunu ancak şiirlerinde zerre kadar tasannu olmadığını dile getirmektedir.
Hatta, şekil ve tertip itibarıyla “ibtidai bir sadelik” bu şiirde dikkati çekmektedir. Rıza
Tevfik bu söylediklerini daha da güçlü kılmak için İhsan Raif Hanım şiirindeki edanın
(expression) muharrirlerimizin hiçbirinde görünmediğini ifade etmektedir.
İhsan Raif Hanım‟ın ilk şiirlerini topladığı bir defterden söz açan Rıza Tevfik,
bu defterde manzumelerin yanısıra şarkılar olduğunu, hatta şairin bu şarkıların bazılarını
bestelediğini söylemektedir. Aynı yıllarda aşık tarzı şiirle meşgul olduğunu ifade eden
Rıza Tevfik, bu ilginin İhsan Raif Hanım‟a da geçmesi için çaba göstermiş, muvaffak
olmuştur. Zira, içinde olduğu lirik İhsan Raif Hanım‟ın asabını bozmaktadır, böylesi bir
değişiklik bu sebepten kolay olmuştur. Netice itibarıyla Rıza Tevfik şunları
söylemektedir: “Aşık tarzını ben ihya etmek istedim idi. Fakat bu tarz şiir,
Hanımefendi‟nin eserleriyle kazandığı şeref ve itibar sayesinde taze hayat kesb etmiş
olacakdır.”
Rıza Tevfik, İhsan Raif Hanım‟ın şiirini tarif ederken bir örneğe başvuracaktır.
Ancak onun öncesinde şairin yazdıkları hakkında olumlayıcı ifadeler kullanmayı ihmal
etmemektedir. “En ufak vesilelerle ne güzel, ne zarif ne (original orijinal) yazabildiğini

�ve bu şiirlerde ne parlak bir cilve-i hayal, ne nazenin mevcat-ı hissiyat ibraz ettiğini
göstermek için bir misal arzedeceğim!”
Örnek şu şekildedir:
“Bir gün Sanayi-i Nefise‟ye müteallik mübahese esnasında –sözü- bilmem nasıl ve
bilmem niçin bazı temasil-i tarihiyeye nakl etmiş ve (Salomée Salome)den bahs
eylemişdim. Gayet zinde ve gayet ve dilber fakat hain, haşin dudağı kanlı bir kadın
olmak üzere ressamların dahasına münkeşif olan bu çehre İhsan Hanım‟ın
muhayyilesini alt üst etmiş olmalı ki ertesi gün Hanımefendi bir yeni şiir ile bizi
karşıladı. Onun son kıtasına bakınız. Ne kadar güzeldir ve ne kadar o şahsiyet-i
tarihiyenin kendisidir.
Ey güzeller ilahesi! Ey eli kanlı peri
İstediğin candır bildim. Son baharda bir gündü
Gözlerinde belirmişdi cinayetin eseri
O gün senin dudağında bir damla kan gördümdü”

Rıza Tevfik öyle bir vesileden böylesine bir şiir çıkarabilen kişinin şair
olduğunun inkâr edilemeyeceğini söylemektedir.
İhsan Raif Hanım‟ın
“Muhabbet bağında kendimden geçdim
Ateşler içinde bir lale seçdim.
Yandı yüreciğim kanarak içdim
Kızıl dudağından şarab-ı aşkı”
kıtasını alıntıladıktan sonra “Kafiye, musıki, elhasıl her vechile bu bir âteşîn şiirdir. Ve
âşık tarzının en nazik, en güzel bir nümunesidir.” demektedir. Yazının son kısımlarında
da İhsan Raif Hanım‟a büyük övgüler sunan Rıza Tevfik, kendileri göçüp gittikten
sonra da İhsan Raif‟in “tükenmez bir feyz-i tabiiye malik olduğu için” daha güzel
şiirleri Osmanlı edebiyatına hediye edeceğini dile getirmektedir. Nevsâl-i Millî‟de, şaire
ait “Periler” başlıklı bir şiir yer almaktadır. Fotoğrafı bulunmamaktadır.
3. Yaşar Nezihe Hanım

�Nevsâl-i Millî‟nin söz konusu edilecek kadın yazarları arasındaki üçüncü isim Yaşar
Nezihe‟dir. Yıllıkta yer alan yazı imzasızdır. Bu yazıda, Yaşar Nezihe‟nin daha çocuk
yaştan itibaren çektiği acılar ön plana çıkarılmıştır. Annesini erken yaşta kaybeden
Yaşar Nezihe, zalim bir babanın ellerine terkedilmiştir. Cahil, kaba bir babayla
büyümek zorunda kalan Yaşar Nezihe, mektebe gitmek arzusunu babasına açtığında
“tekdire hatta, silleye, tokada hedef ol”muştur. Nezihe, babasının bu tutumuna rağmen
çocuk hâliyle mektebe gidip, muallime öksüz olduğunu söyleyebilmiş, kendisini
okutmasını istemiştir. Bütün ömrü boyunca aldığı tahsil bu mektepteki bir iki yılla
sınırlıdır. Gençlik yıllarından itibaren başta Malûmat olmak üzere birtakım mecmua ve
gazetelerde şiirleri yayımlanmıştır. Yaşar Nezihe hakkında Nevsâl-i Millî‟de yer alan
metnin tamamı şöyledir:
“Yaşar Nezihe Hanım 1297 senesi kanunusanisinin, soğuk, fırtınalı bir gecesinde
Şehremini civarında Baruthane Yokuşu‟nda harab bir hanenin viran bir odasında
dünyaya gelmişdir. Maktezayı kadri olarak o gece evlerinde yakacak gaz bile
bulunmuyordu. Henüz altı yaşında iken validesi veremin biaman pençesinden tahlis
giryeban edemeyerek küçük Nezihe‟yi sefil ve serhoş bir pederin dest-i zalamkarına
terk edip gitmiştir. O zaman pederi şehremaneti kantar idaresi hüdemasından olub
iki yüz kuruşla istihdam olunuyordu. Kendi ismini yazamayacak kadar cahil, hissiz,
şefkatsiz idi. Yaşar Nezihe Hanım sabavetinin en kıymetdar zamanlarını sokaklarda
erkek çocukların oynadıkları oyunlarla geçirdi. Bir gün kalbinde mektebe gitmek,
okumak arzusu hasıl oldu ve bu arzu gittikçe tezayüd etti. Mektebe gitmek istediğini
pederine söylediği zaman tekdire hatta silleye, tokata hedef oldu. Fakat kalbinde
gittikçe tezayüd eden bu arzuyu hiç bir şey teskin edemiyordu. Bir gün pederinden
gizli o civarda bulunan Kapuağası İbrahim Ağa mekteb-i ibtidaisinin yolunu tutmuş
bir mücrime gibi titreye titreye mektebden içeriye girerek muallimin elini öpmüş:
-Ben öksüzüm hoca efendi, beni okutunuz.
demişti. Pederi mektebe gittiğini öğrendi. Ve evden tart etti. Biçare çocuk birkaç
gece komşularına sığındı. Bu mektebde Yaşar Nezihe Hanım bir sene okumuşdur.
İşte hayatında müddet-i tahsili mekteb ibtidaiyede bu bir senedir. Hayatının onaltı
senesi pederinin hanesinde bir ot minderin üzerinde geçdi. Üçyüz ondörtte izdivac
etti. İzdivacından sonra küçük bir saadeti müteakip şimdiye kadar birçok felaketler
içinde emrar-ı hayat etti. İki zevci tarafından ihanete maruz kaldı. Hemen denilebilir
ki bu muhterem şairenin figansız pek az zamanı vardır. Yaşar Nezihe Hanım‟ın şiir
yazmaya başlaması bir heves neticesidir. 312‟de Ahmed Rasim Bey‟in Malumat
gazetesinde Leyla Feride imzasıyla yazdığı
Çare bulan olmadı bu yareye

�şarkıyı görmüş kendisi de Leyla Feride gibi şiir yazmak istemişdi. Mamafih Yaşar
Nezihe Hanım‟ın eşarı yalnız heves neticesiyle yazılmamışdır. Onun Cehennemi
geçmiş hayatı onu daha ziyade şiir yazmaya sevk etmişdir.
İlk defa „suziş aşkınla her an ah u figan eylerim‟ mısraıyla başlayan şarkıyı
Mazlume imzasıyla yazdı. Ve sonra Malumat gazetesinde “Mahmure” imzasıyla
ikinci ve yine “Mehcure” imzasıyla üçüncü şiirini yazdı. Bu şiirlerin tenkide
uğramadığını görünce büyük bir cerasetle artık şiir yazmaya koyuldu. Ve pek çok
şiir yazdı. Kemal-i katiyetle diyebiliriz ki Yaşar Nezihe Hanım kadınlar içinde en
çok şiir yazandır. Ekser şiirlerinde kendi hayatından, bedbahtlığından, talihinin
setmelerinden bahseder. Şiirleri gayet samimi bir lisanla yazılmışdır. 317 senesinde
Terakki risalesine yazdığı bir şiirini buraya derc ediyoruz. Bundan on iki sene evvel
yazdığı bu şiir muhterem şairemizin eserleri hakkında sarih bir fikir verebilir:”

Burada söz konusu edilen şiirin başlığı “Tahattur Et”tir. Yıllıkta yer alan yazının
son kısmında ise “Yaşar Nezihe Hanım‟ın şiirlerinin bir kısmı „Hanımlara Mahsus
Gazetede‟, „Sabah‟da, “Kadın”da, “Terakki” gazetesinde, „Kadınlar Dünyası‟nda ve
daha birçok risalelerde neşr olunmuşdur. Bunlardan başka son zamanlarda intişar eden
„Bir Deste Menekşe‟ ismindeki mecmua-i eşarı var.” denilerek şairin edebî kimliği
hakkında birkaç not düşülmektedir. Yaşar Nezihe‟nin yıllıkta yer alan metni ise “Rah-ı
Maişet” adını taşımaktadır.
Yaşar Nezihe Hanım da üç evlilik yapan sanatkârlarımızdandır. Tüm hayatı maddî
sıkıntılarla geçmiştir. Kızılay, Darphane, Esirgeme Derneği gibi kurumlarda çalışarak
hayatını sürdürmeye çalışmıştır. İlk şiirlerini Mazlume, Mahmure, Mahcure
müstearlarıyla yazmıştır. Sosyal muhtevalı şiirlerinin yanısıra sanatının omurgasını
hüzün, melankoli, romantizm oluşturmaktadır. (Doğan, 2012:172) Hayatının son
yıllarını Silivrikapısı‟nda geçiren Yaşar Nezihe Hanım‟ın vefat tarihi olarak Resimli
Kadın Şair ve Muharrirlerimiz‟de 1934-1935 yılları gösterilmektedir. (Uraz, 1940:144)
Ancak, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Aydın Kadınlar‟da vefat tarihi 1971‟dir.

4. Belkıs Şevket Hanım

�Nevsâl-i Millî‟de imzasız olarak yer alan yazıda Belkıs Şevket Hanım hakkında şu
ifadeler bulunmaktadır.5
“Belkıs Şevket Hanım Sultan Mahmud vüzerasından Ali Namık Paşazade Ata
Paşa‟nın küçük mahdumu merhum Şevket Bey‟in kerimesidir. Türkçe ve İngilizce‟yi
pek esaslı tahsil etmişdir. Elyevm hususi mekteblerde İngilizce, musiki ve terbiye-i etfal
muallimliği etmekdedir.
Belkıs Hanım „Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan‟ cemiyetinin hin-i teşekkülünde bu
cemiyete intisab ederek refikaları meyanında bir mevki-i muhterem kazanmışdır. Orada
daima kadınlık inkılâbı için çalışdı. „Kadınlar Dünyası‟nda teceddüde ve ıslah nestere
dair yazdığı makaleler kendisinin ateş-i hürriyetle mali nasıl bir ruha malik olduğunu
göstermeye kâfidir.
Belkıs Hanım‟ın bunlardan başka ve bunlardan daha büyük bir meziyyeti bir
büyüklüğü de memleketimiz kadınlığında ilk cesaret-i medeniyeyi ve erkekler gibi
hayatta kadınların herşeyi yapabileceklerini göstermesidir. Bu hareketi Osmanlı
kadınlığının terakkiye karşı gösterdiği ilk cehd, ilk hareket olarak telakki olunabilir.
Tarih onu Osmanlı kadınlığında ilk cesaret-i medeniyeyi gösteren ilk tayyare ile suud
eden bir kadın olmak üzere takdir ile yad edecekdir.”
Belkıs Şevket Hanım‟ın yıllıkta yer alan yazısının başlığı “Tayyarecilik”tir. Yazıda
ilk uçuşuna dâir hatıralar canlı bir biçimde okunabilmektedir. Kadın çalışmaları söz
konusu olduğunda ilk defa uçan Türk kadını olarak bilinen Belkıs Şevket Hanım aynı
zamanda Kadınlar Dünyası mecmuasında yazıları yayımlanmış bir yazarımızdır.
“İstanbul‟dan ayrıldıktan
Olundu fakat yere nüzul ettiğiniz zaman gönlümde bir mahzunluk vardı.
Gönlüm ruhum daha çok gezmek hatta uzaklara ötelere gitmek … bu seyahat keşke çok
devam etseydi.
5. Gülistan İsmet Hanımefendi

5

Buraya alıntıladığımız metin yıllıktaki metnin tamamıdır.

�Kaynaklarda hayatı hakkında en az malumatın bulunduğu yazarlarımızdan biri de
Gülistan İsmet‟tir. Bundan dolayı Nevsâl-i Millî‟de M. H. imzasıyla kaleme alınan yazı
büyük bir değer ifade etmektedir. Yıllığa göre Yıldız kumandanlığı mahiyetindeyken
sürgün edilen Bağdatlı Mehmed Tevfik Bey‟in kerimesi olan Gülistan İsmet, 1290
senesinin Mart‟ında Saraybosna‟da tevellüd etmiştir. İlme büyük önem veren babasının
himmetiyle Gülistan İsmet sekiz yaşından itibaren Üsküdar‟daki Amerikan İnas
Mektebi‟ne devam etmiştir. Mektepteki gayretli çalışmalarından dolayı mektep müdürü
tarafından korunup kollanan Gülistan İsmet “bila inkıta ve leylî” olarak on yıl kadar
mektepte kalmış daha sonra Müslüman bir doktor olarak Amerika‟ya gönderilmesi söz
konusu olmuştur.
Yıllığa göre, Gülistan İsmet doktor olamamış ama “Türk kadınlarına nümune-i
imtisal olacak derecede mükemmel bir kadın, fedakâr bir valide olmuşdur.” Nevsâl-i
Millî‟de bu malûmatın yanısıra Gülistan İsmet hakkında şunlar yazmaktadır:
“1313 senesinde Asım Bey‟le izdivaç etmiş ve çocuklarının üçüne de hem en ciddi bir
validelik hem de en emin bir muallimlik etmişdir. İngilizce ve Fransızca‟yı bihak o kadar
yazar ve birkaç lisan tekellüm eder olduğu hâlde bunları kâffesi ve bütün semere-i tahsili
validelik vezaifinin ve hissiyat-ı milliyesinin tekemmül ve neşv ü nemasına hizmet
etmişdir. Gülistan İsmet Hanımefendi Osmanlı inkılâbına da iştirak ederek elyevm meclis-i
Mebusan başkatibi bulunan zevci Mustafa Asım Bey‟le beraber bulunduğu Selanik‟de
(İttihad ve Terakki) cemiyyeti hafiyesinin azası meyanına dâhil olmuşdur. Bu sıfatla
memlekete ifa ettiği hizmet mumileyhinin bütün hayatında en büyük bir fahr ve mübahat
teşkil edebilir. Çünkü zencir-i istibdadı kırmakla meşgul olan (İttihad ve Terakki)nin
meşhur (Reval) mülakatından sonra Avrupa ve Amerika‟nın matbuat-ı meşhuresine
hafiyyen gönderdiği beyannamelerin İngilizcelerini kendisi yazmış ve zevcinin ve
Manyasızade Refik Bey merhumun irşadıyla cemiyyetin kadınlar şubesinde bihak
temeyyüz etmişdir. İnkılabdan sonra Selanik‟de (Şefkat) namında bir cemiyyet-i hayriyenin
esaslarını vaz etmiş ise de terakkisini temin edemeden İstanbul‟a gelmeye mecbur
olmuşdur.
Gülistan İsmet Hanımefendi henüz validelik vezaifine hasr-ı nefes etmeden makdem devr-i
istibdadın yegâne kadın gazetesi olan (Hanımlara Mahsus Gazete)ye birçok yazılar
yazmışdır.”

Gülistan İsmet‟in yıllıkta bir fotoğrafı bulunmamaktadır.

Yıllıkta “Beşiği

Sallayan El Dünyaya Hükmeder” başlıklı yazısında annelik vazifesi ve çocuk
yetiştirilmesinin ne derece önemli olduğu üzerinde durur. Yazının altbaşlığı: “Çocuk
aileyi, aile milleti temsil eder.”

�Gülistan İsmet hakkında tek diyebileceğimiz çalışmayı Melike Karabacak
yapmıştır.6 Karabacak‟ın çalışmasından hareketle Gülistan İsmet hakkında Nevsâl-i
Millî dışında kalan bilgileri burada nakletmemiz mümkündür. Gülistan İsmet Amerikan
Kız Koleji‟nden mezun olan ilk Müslüman Türk kadınıdır. (Karabacak, 2009:161)
Annesi Hüsnügül Hanım, Abdülaziz sarayından gelme Çerkez asıllı bir cariyedir.
Babası Mehmed Tevfik Bey, kızına nitelikli bir eğitim alabilmesi için maddî manevî
bütün desteği sağlamıştır. Amerikan okuluna göndermeye karar verdiğinde karşılaştığı
muhalefete rağmen kararının arkasında durmuştur. (Karabacak, 2009:165) Nevsâl-i
Millî‟de yer alan malumatın dışında Gülistan İsmet‟in Jön Türk devriminden sonra rahat
bir hayat yaşadığı, kızı Nurinisa Asım‟ı da Amerikan Kız Koleji‟ne gönderdiği
bilinmektedir.
6. Emine Semiye Hanımefendi
Nevsâl-i Millî‟de hayatı hakkında kısa bir yazı bulunan Emine Semiye Hanım, yakın
zamanda edebiyat araştırmacılarının gündemine girmiş, kendisi hakkında kitap ve
makaleler neşredilmeye başlanmıştır. Yıllıkta fotoğrafı bulunmayan Emine Semiye
Hanım‟ın kendi el yazısıyla yazdığı notta “Dünyanın en mesud insanları vatan ve
milletine güzel bir koku bırakmağa muvaffak olanlardır.” yazmaktadır. Hâl tercümesi
hakkındaki imzasız yazı şu şekildedir:
“Emine Semiye Hanım 1282 (1868 y.ö.) senesi martının altıncı günü merhum
Cevdet Paşa‟nın sulbünden İstanbul‟da, Vezneciler‟de dünyaya gelmişdir.
Küçüklüğünden beri edebiyata hevesli bulunduğu için hemşiresi Fatma Aliye
Hanım derecesinde tarih ve ulüm-u diniye derslerinde ileri gidememiş ise de
felsefe ile iştiğalden büyük bir haz almış ve bir aralık Selanik‟de askeri rüşdiyesi
Farisi muallimi bulunan Kara Baba Tekkesi şeyhinden iki sene kadar Arabi, Farisi
ve tasavvuf dersleri alarak tevsi-i malumat etmişdir.
Selanik‟de inas mekteblerine müfettişlik ettiği gibi bazı muallime ve talebatı tedris
suretiyle de maarife çalışmışdır.
Siroz‟da geçirdiği dört senelik hayatında bir taraftan memur kızlarını okutarak
tenvir diğer taraftan (İttihad ve Terakki) Cemiyetinin teşkilat-ı hafiyesine dahil
olarak vatanına hizmet etmişdir. Hürriyetin ilanından sonra ve bilhassa Otuzbir
Mart İhtilalinde gazetelere isyan-ı askeri aleyhine birçok makaleler yazmak
cesaretini göstermişdir. Son harb-i meşum esnasında Şişli Etfal Hastahanesi‟nde
6

Karabacak, Melike, “Osmanlıda Politik ve Edebi Bir Kadın: Gülistan İsmet”. Karabacak’ın kaynakları
arasında Nevsâl-i Millî yoktur.

�mecruhin gazat bakıcılığı etmiş ve İttihad ve Terakki erkanı habsedildiği sırada
Kamil Paşa kabinesine mensub bazı kimseler tarafından (iki ana bana dostuna)
kendisinin

de

habsine

dair

teşebbüsatta

bulunduğunu

mevsükan

haber

verdiklerinden Etfal Hastahane‟sini terk ile Paris‟e azimet etmişdir.
Hayat-ı ailesine müteallik bir bedbahtı ve onun icab ettirdiği medid bir davanın
buhranlı günleri sıhhatini haleldar ettiği cihetle şimdilik istirahat mecburiyetinde
bulunmakdadır. Fakat bu istirahat zamanını da beyhude geçirmeyip kızlarımızın
talim ve terbiyelerine aid tetebbuat ile geçirmekdedir. Müşarünileyha matbuat
sütunlarındaki pek çok asarından maada bir kaç milli romanın da muharriresidir.”

Emine Semiye Hanım‟ın yıllıkta yer alan metninin başlığı “Ah Biz de
Avrupalılar Gibi Olabilsek!”tir. Bu metnin yazıldığı sırada Emine Semiye Hanım‟ın
Paris‟te olduğu anlaşılmaktadır. Avrupa‟nın ilim ve fende göstermiş olduğu ilerleme
daha çok Paris gözlemlerine dayanarak aktarılmaktadır. Emine Semiye Hanım da
yazısının sonunda vurguladığı gibi, Osmanlı toplumunun ilerlemesini çocukların anne
kucağına tahsil hayatına alıştırılmasıyla mümkün olacağını ifade eden kadın
sanatkârlarımızdandır.
İlkyazı çalışmalarını Emine Vahide adıyla Hanımlara Mahsus Gazete‟de “Bir
Mütehassisenin Tefekküratı” ismiyle gün yüzüne çıkarmıştır. (Uraz, 1940:470) Çocuk
terbiyesi üzerine hikâyeler yazmıştır. Fennî ve muhtelif konular hakkında hikâyeler
yayımlamıştır. Gayya Kuyusu, Sefalet romanlarının yazarıdır. Emine Semiye Hanım,
Fatma Aliye‟nin kardeşi olması dolayısıyla yazı hayatı söz konusu olduğunda geri
planda kalmıştır. Onu, ön plana çıkaran ictimaî meselelere olan ilgisi ve bu alandaki
çalışmalarıdır. 1896‟da Selanik‟te çıkan Mütalaa gazetesinde başyazarlık yapmıştır.
Emine Semiye‟nin bir de matematik kitabı bulunmaktadır. (Doğan, 2012:145) II.
Meşrutiyet sonrasında aktivist kimliği onu Anadolu‟da karşımıza çıkarmaktadır. İdealist
öğretmenler yetiştirmek için 1920 sonrasında bu coğrafyada iz sürmüştür. (Doğan,
2012:145)
7. Halide Edib Hanım Efendi
Türk edebiyatının şüphesiz en güçlü kadın yazarlarının başında Halide Edip Adıvar
gelmektedir. Yıllıkta hayatı hakkındaki yazı imzasızdır.
Yıllıkta yaklaşık iki sayfa uzunluğundaki yazının burada tamamına yer
verilmeyecektir ancak Halide Edib‟in hayatı hakkındaki tarih, kişi ve yer isimleriyle,

�yazarın hangi yönlerinin öne çıkarıldığı üzerinde durulacaktır. Yıllığa göre Halide Edip,
“Bursa reji nazırı Edib Beyefendi‟nin kerimeleridir. Rumi 1299 tarihinde İstanbul‟da
doğmuşdur. Pederleri tahsil ve terbiyesine son derecede itina eylemiş Halide Hanım
İngiliz mürebbiyelerinin dest-i terbiyesinde çocukluğundan itibaren milli bir tahsil
almışdır.” Üsküdar‟da Amerikan İnas Koleji‟ni II. Abdülhamid devrinin istibdadına
rağmen başarıyla tamamlamış, ayrıca muallimlerden riyaziyat, felsefe, ictimaiyat
dersleri almıştır.
Meşrutiyet‟in ilanıyla Tanin gazetesi yayımlanmaya başladığı zaman Halide Edib
adı Osmanlı yazarlarının “ciddi surette nazar-ı dikkatini celb et”miştir: “Hürriyet ve
teceddüd aşkıyla çarpan kalbler arasında Halide Edib Hanım iman ve cesareti ile
temeyyüz ediyordu.” sözüyle onun edebiyat kamuoyundaki yerini göstermektedir.
Nevsâl-i Millî‟de Halide Edip hakkında kaleme alınan yazı, diğer hâl
tercümelerinden farklılıklar göstermektedir. İmzasız olmasına rağmen Halide Edip‟i
yakından tanıyan biri tarafından yazıldığı aşikârdır. Halide Edip‟in hayatı hakkında
resmî malumat vermesinin yanısıra onun iç âlemini yansıtma, duygularını açığa çıkarma
amacı taşıdığı görülmektedir: “O, dünyaya bir sanatkâr olarak gelmişdi. Şüun ve
hadisatın onun ruhunda kopardığı ihtirazlar birer eser-i nefis sanat oluyordu. Bir
tarafdan hayatını yaşarken diğer tarafdan hayat yaratıyordu. „Son Eseri‟nde sanatkâr
Feridun Hikmet ağzından dediği gibi bir kuş için ötmek nasıl bir ihtiyac ise, bahar
gelince bir ağaç için tomucuklanmak ve çiçek açmak nasıl bir emr-i tabii ise kendisi için
de hayat rüzgârlarının rebab-ı ruhundan kopardığı samimi nağmeleri terennüm etmek o
kadar zaruri ve tabii idi.” cümleleri bu söylediklerimize somut birer örnektir. Yazının
devamında Halide Edip‟in eserlerindeki edebî gücün büyüklüğünden bahsedilmektedir.
Harab Mabedler, Raik’in Annesi, Seviye Talib gibi eserler, Halide Edip‟in kendini
aradığı, kalem tecrübeleri olarak değerlendirilmektedir. Asıl sanat dehasını Handan‟da
bulmuştur. Fransızca tercümesinde görülen kabalıklara rağmen Batı yazarlarının
dikkatini çekmiştir. Almanca ve İngilizce‟ye tercüme edilmesi noktasında girişimler
bulunmaktadır. Yazıda Handan hakkında “Handan‟da bir felsefe-i ictimaiye arayanlar
hata ederler. O münhasıran bir hikâye-i kalb ve aşkdır. Medeniyetin ilk dakikalarından
beri binlerce sanatkârın terennüm ettiği bu dastan-ı ezeliyi bu kadar bakir elhan ve anat
ile tekrar yaratabilmek için ne büyük bir kabiliyet isterdi.” denilmektedir. Yazının
kaleme alındığı sırada Halide Edip‟in yayımladığı son eserin Handan olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü yazıda, Halide Edip‟in Yeni Turan‟da sanatı, fikir ve nazariyeye

�kurban eylediği söylenmekte, Son Eseri ile ise, sanatın kudsiyetine döndüğü ifade
edilmektedir. Bundan dolayı yazar, Handan‟da Halide Edip‟in son sözünü söylememiş
olduğu emniyetini verdiğini dile getirmektedir.
İlk yazılarını Halide Salih imzasıyla Tanin‟de kaleme alan Halide Edip, kadın
meseleleri hakkında birçok makale yayımlamıştır.
8. Diğer Yazılar
Nevsâl-i Millî‟nin kadın edebiyatı araştırmalarına kaynaklık etmesi bakımından
Cenab Şehabeddin‟in, Ahmed Refik‟in, Müfid Ratib‟in ve son olarak Ruşen Zeki‟nin
kadın meseleleri ve edebiyatına dâir kaleme aldıkları makalelerine kısaca değinmek
gerekmektedir.
Cenab Şehabeddin‟in başlığı “Kadınlarımıza Dâir”dir. Celal Nuri Beyefendi‟ye
ithafıyla yayımlanmıştır. Yazı, Celâl Nuri‟nin Kadınlarımız adlı eseri hakkındadır.
Cenab Şehabeddin, bu eseri, müellifin diğer eserleri arasında “en mühim” bulduğu eseri
olarak tarif etmektedir. Kadınlar hakkında kaleme alınan başka bir yazının sahibi
Ahmed Refik‟tir. “Osmanlı Tarihinde Kadınlar” başlığını taşıyan yazıda Ahmed Refik,
tarihte önemli mevkilerde bulunmuş olan kadınlar hakkındaki düşüncelerini kaleme
almıştır. Ahmed Refik‟e göre “Kanuni Sultan Süleyman‟dan sonra devletin en mühim
ricali kadın nüfuzuna tabi olduğu görülür. Hususiyle padişahların tab‟an zayıf, eski
cengaverane ve merdane düşüncelerden mahrumiyetleri kadının nüfuzunun artmasına
sebep vermiştir.” Yazıda Orhan Gazi devrinden başlayarak başta Nilüfer Hatun olmak
üzere, Köprülüler devrindeki Tarhan Sultan‟a kadar geniş bir alanda Osmanlı kadınları
hakkındaki düşüncelere yer verilmiştir. Müfid Ratib‟in yazısı ise “Şekspir‟in Kadınları”
başlığını taşımaktadır. Yazıda Shakespeare tiyatrosu dendiğinde akla gelen dört kadın
üzerinde durulmaktadır: Venedik Taciri‟ndeki Portiya, Romeo ve Juliet‟teki Juliet,
Hamlet‟teki Ofelya, Kral Lear‟daki Kordelya (Cordelia). Müfid Ratib, bu oyun ve
kahramanlara dünya tiyatrosundan önemli metinlerle yaklaşmakta, aralarındaki farkları
tespit ederek devri içinde erken sayılabilecek önemli bir tiyatro eleştirisi sunmaktadır.
Kadınlar hakkında Nevsâl-i Millî‟de yer alan son yazı Ruşen Zeki imzalı “Bizde
Hareket-i Nisvan”dır. Adından anlaşılacağı üzere bizdeki kadın faaliyetlerinin tarihini
vermektedir.

�Kaynakça
Aydın, B., (2009), “Salnâme”, DİA, C. 36, s. 51.
Coşkuntürk, Hüveyla, (1987), İhsan Raif Hanım, Ankara, (Kültür ve Turizm Bakanlığı
Yayınları.
Çolak, Güldane; Uçan, Lale, (2008), II. Meşrutiyet‟ten Cumhuriyet‟e Basında Kadın
Öncüler, İstanbul, Heyamola Yayınları.
Doğan, Sabiha, (2012), Tanzimat‟tan Cumhuriyet‟e Aydın Kadınlar: Şair ve Yazarlar
(1850-1950), İstanbul, Akademik Kitaplar.
Hatemi, Hüsrev, (1998), Eriyen Mumlar, İstanbul, Dergâh Yayınları.
Gövsa, İbrahim Alâattin, (1962), “Nigar Hanım”, Türk Meşhurları Ansiklopedisi.
Kahraman, Â., (2007), “Nevsâl-i Millî”, DİA, C. 33, s. 62.
Karabacak, M., (2009), “Osmanlı‟da Politik ve Edebi Bir Kadın: Gülistan İsmet”, Türk
İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 7, ss. 161-175.
Kaymaz, Kadriye, (2009), Gölgedeki Kalem Emine Semiye: Bir Osmanlı Kadın
Yazarının Düşünce Dünyası, İstanbul, Küre Yayınları.
Öztürk, Cemil, (2002), İhsan Raif Hanım: Yaşamı, Sanatçı Kişiliği, Yayımlanmış ve
Yayımlanmamış Bütün Şiirleri, İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.
Şair Nigar, (1959), Hayatımın Hikâyesi, İstanbul, Ekin Basımevi.
T.Z., (1330), Nevsal-i Millî, İstanbul, Asar-ı Müfide Kütüphanesi.
Uraz, Murat, (1940), Resimli Kadın Şair ve Muharrirlerimiz, İstanbul, Nümune
Matbaası.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10257">
                <text>2323</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10258">
                <text>KADIN EDEBİYATI ÇALIŞMALARINA BİR KAYNAK OLARAK NEVSAL-İ MİLLÎ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10259">
                <text>ÖZTÜRK, Yakup </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10260">
                <text>Anahtar Kelimeler: Nevsal-i Millî, Edebiyat Yıllığı, Kadın Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı Tarihi.  ÖZET  Nevsal-i Millî 1330-1914 yılında tek cilt hâlinde yayımlanmış bir yıllıktır. Altmış kadar şahsiyet hakkında malumat bulunmaktadır. Tanzimat sonrası edebiyat tarihi çalışmaları içinde önemli bir kaynak olan eser, yaşayan şair ve yazarların kısa hayat hikâyelerinin yanında el yazılarından ve eserlerinden örnekler barındırmaktadır. Bunlarla beraber, Türk edebiyat tarihinin görevini kolaylaştırmak gibi bir iddia da taşıyan yıllık, çıktığı dönemde büyük ilgi görür. Sadece edebiyat tarihi için değil siyasî ve toplumsal tarih için de önemli belgelere sahip olan Nevsal-i Millî’de yeni Meclis-i Mebûsan üyelerinin resimlerine ve gazete ve dergilerin alfabetik sıraya göre tanıtıldığı “Matbuatımız” bölümüne yer verilmektedir. Bu çalışmada, Nevsal-i Millî’nin kadın edebiyatı çalışmalarına hangi açılardan kaynaklık edebileceği ele alınmıştır. Bu yapılırken kadın edebiyatı kavramı, Türkiye’de kadın edebiyatı çalışmaları ve eserde adı geçen kadın edebiyatçıların edebî şahsiyetleri ve eserleri tetkik edilecektir. Bilindiği üzere kadın edebiyatı çalışmaları Türk edebiyatında da önemli bir hacme ulaşmıştır. Hem teorik okumalar hem de monografi çalışmaları ardıardına üniversitelerin çalışmalarına girmekte, kimi üniversitelerde kadın edebiyatı araştırmalarına dâir birimler kurulmaktadır. Burada, bu çalışmalardan da söz açılmıştır. Bunun öncesinde dönemin yaygın bir yayın faaliyeti olan nevsal ve salname geleneğinden örneklere yer verilmiştir. Günümüz edebiyat araştırmalarında teori çalışmalarının daha ön plana alındığı bilinmektedir. Burada, hem teorik çalışmaları (Kadın Edebiyatı) hem de edebiyat tarihçiliği bir arada ele alma yolu takip edilmiştir. Bildiride söz konusu edilecek kadın edebiyatçılardan Nigâr Hanım’ı Yahya Kemal; İhsan Raif’i Rıza Tevfik’in kaleme almış olması Nevsal-i Millî’nin değerini artırmaktadır. Bu isimlerin yanısıra Yaşar Nezihe Hanım, Belkıs Şevket Hanım, Gülistan İsmet, Emine Semiye, Halide Edib eserde yer alan kadın yazarlarımızdır. Cenab Şehabeddin’in “Kadınlarımıza Dair”, Ahmed Refik’in “Osmanlı Tarihinde Kadınlar”, Müfid Ratib’in “Şekspir’in Kadınları”, Ruşen Zeki’nin “Bizde Hareket-i Nisvan” makaleleri çalışma içerisinde ele alınmıştır. Burada adı geçen kadın sanatçılardan alınan örnek metin ve şiirler de Latinize edilmiş olarak sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10261">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10262">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10263">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10264">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1307" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1489">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ca1d9dc82e20eeb8ee1c627a66f4b9ca.docx</src>
        <authentication>3aca5abb4ed7ba628a0f721f54dd257f</authentication>
      </file>
      <file fileId="1490">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e6b5c89a9079325040433a85871da33b.pdf</src>
        <authentication>315ad73ca6fe28f4d7bb6c73d7377dc0</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10256">
                    <text>TÜRKİYE’DE HALKEVLERİ’NİN KÜLTÜREL POLİTİKASI VE FAALİYETLERİ
Kemal ÇELİK
Başkent Üniversitesi, Atatürk Uygulama Ve Araştırma Merkezi, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türkiye, Halkevleri, Kültürel Politika.
ÖZET
Türkiye’de, Halkevleri’nin açılmasında amaçlanan kültürel politika ve faaliyetler,
cumhuriyet Türkiyesi açısından önemli bir adım olmuştur. Avrupa’da ve Osmanlı Devleti’ne
bağlı topraklarda milliyetçilik ideali giderek yükselmişti. Osmanlı Türkleri arasında da Türk
halkının kültürel birliğini ortaya koymak ve uygarlıkta ilerlemesini sağlamak düşüncesiyle, 25
Mart 1912’de, İstanbul’da ve yurt genelinde Türk Ocakları şubeleri açıldı. Cumhuriyetin
ilanından Halkevleri’nin kurulduğu 1932’ye kadar geçen dönemde; Türk Ocakları’nın aşırı
milliyetçi tutumu rahatsızlık vermiş, rejimi değiştirmeyi amaçlayan ve Türkiye’nin bütünlüğünü
tehlikeye düşürebilecek bir takım siyasi gelişmeler yaşanmıştı. Serbest Cumhuriyet Fırka
(SCF)’nın kuruluşunu takiben, iktidar adayı bir siyasi parti haline geldiği o günlerde, Cumhuriyet
Halk Fırkası (CHF)’nın kültür faaliyetlerini yürüten ve CHF yönetimiyle uyuşmazlığa düşen
Türk Ocakları kapatılmıştır. Bu arada CHF yönetimi, o zamana kadar kültürel alandaki
inkılâpların gereken etkiyi sağlayamadığını görmüş; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik
konuları başta olmak üzere, inkılâpların halka benimsetilmesi, halkın eğitilmesi amacıyla, 19
Şubat 1932’de, ilk olarak 14 ilde Halkevleri kurulmuştur. Halkevleri kurulmasında temel amaç;
Toplumsal dönüşümü sağlamak, önceki sosyal yapıdan farklı olarak dil, din ve ırk ayrımı
gözetmeksizin, soyut bir halk kavramı gütmek, toplumsal entegrasyonu oluşturmak hedefidir.
Böylece, kültürel faaliyetler devlet kontrolü altında yürütülecekti. Bu düşünceyle; Halkevleri
yöneticileri, Kültür, Dil ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Halk Dershaneleri ve Kurslar, Temsil
(Tiyatro), Tarih ve Müze, Sosyal Yardım, Kütüphane ve Yayın, Spor ve Folklor gibi kollar
oluşturmuş, çalışmalar yürütmüşlerdi. Yazıda, bu kültürel faaliyetlerin nasıl yürütüldüğü ve
ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Yararlanılacak kaynaklar; TBMM Arşivi, dönemin Gazete ve
Dergileri, Halkevleri’nin yayınları ve bu konudaki bilimsel kitap ve makalelerdir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10248">
                <text>2310</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10249">
                <text>TÜRKİYE’DE HALKEVLERİ’NİN KÜLTÜREL POLİTİKASI VE FAALİYETLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10250">
                <text>ÇELİK, Kemal </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10251">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türkiye, Halkevleri, Kültürel Politika.  ÖZET  Türkiye’de, Halkevleri’nin açılmasında amaçlanan kültürel politika ve faaliyetler, cumhuriyet Türkiyesi açısından önemli bir adım olmuştur. Avrupa’da ve Osmanlı Devleti’ne bağlı topraklarda milliyetçilik ideali giderek yükselmişti. Osmanlı Türkleri arasında da Türk halkının kültürel birliğini ortaya koymak ve uygarlıkta ilerlemesini sağlamak düşüncesiyle, 25 Mart 1912’de, İstanbul’da ve yurt genelinde Türk Ocakları şubeleri açıldı. Cumhuriyetin ilanından Halkevleri’nin kurulduğu 1932’ye kadar geçen dönemde; Türk Ocakları’nın aşırı milliyetçi tutumu rahatsızlık vermiş, rejimi değiştirmeyi amaçlayan ve Türkiye’nin bütünlüğünü tehlikeye düşürebilecek bir takım siyasi gelişmeler yaşanmıştı. Serbest Cumhuriyet Fırka (SCF)’nın kuruluşunu takiben, iktidar adayı bir siyasi parti haline geldiği o günlerde, Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın kültür faaliyetlerini yürüten ve CHF yönetimiyle uyuşmazlığa düşen Türk Ocakları kapatılmıştır. Bu arada CHF yönetimi, o zamana kadar kültürel alandaki inkılâpların gereken etkiyi sağlayamadığını görmüş; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik konuları başta olmak üzere, inkılâpların halka benimsetilmesi, halkın eğitilmesi amacıyla, 19 Şubat 1932’de, ilk olarak 14 ilde Halkevleri kurulmuştur. Halkevleri kurulmasında temel amaç; Toplumsal dönüşümü sağlamak, önceki sosyal yapıdan farklı olarak dil, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin, soyut bir halk kavramı gütmek, toplumsal entegrasyonu oluşturmak hedefidir. Böylece, kültürel faaliyetler devlet kontrolü altında yürütülecekti. Bu düşünceyle; Halkevleri yöneticileri, Kültür, Dil ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Halk Dershaneleri ve Kurslar, Temsil (Tiyatro), Tarih ve Müze, Sosyal Yardım, Kütüphane ve Yayın, Spor ve Folklor gibi kollar oluşturmuş, çalışmalar yürütmüşlerdi. Yazıda, bu kültürel faaliyetlerin nasıl yürütüldüğü ve ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Yararlanılacak kaynaklar; TBMM Arşivi, dönemin Gazete ve Dergileri, Halkevleri’nin yayınları ve bu konudaki bilimsel kitap ve makalelerdir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10252">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10253">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10254">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10255">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1306" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1487">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8adae0354a87d72d6b508bf063d6f0a6.docx</src>
        <authentication>6521f6b72329478f2e7c1fb4464b78d0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1488">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d66efc6b919874b315e1bec167f23bfc.pdf</src>
        <authentication>5818badc16e8e508f3701f3ac5221f93</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10247">
                    <text>ÇİNCEDEN ESKİ UYGURCAYA TERCÜME EDİLEN METİNLERDEKİ
PROBLEMLER ÜZERİNE
Erdem UÇAR
Gediz Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü, İzmir / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Uygurca, Budist Türk Edebiyatı, Tercüme.
ÖZET
Budist Türk edebiyatının en temel özelliklerinden biri, bu edebiyatın bir tercüme
edebiyatı olmasıdır. Tercümeler, Hint dillerinden (Sanskritçe, Prākritçe), Toharcadan ve daha
ziyade de Çinceden yapılmıştır. Bildirimizde, Çinceden tercüme edilen metinler ele alınmış ve
Uygur mütercimlerin, eserleri nasıl tercüme ettikleri ve karşılaştıkları problemler incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10239">
                <text>2319</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10240">
                <text>ÇİNCEDEN ESKİ UYGURCAYA TERCÜME EDİLEN METİNLERDEKİ PROBLEMLER ÜZERİNE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10241">
                <text>UÇAR, Erdem </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10242">
                <text>Anahtar Kelimeler: Uygurca, Budist Türk Edebiyatı, Tercüme.  ÖZET  Budist Türk edebiyatının en temel özelliklerinden biri, bu edebiyatın bir tercüme edebiyatı olmasıdır. Tercümeler, Hint dillerinden (Sanskritçe, Prākritçe), Toharcadan ve daha ziyade de Çinceden yapılmıştır. Bildirimizde, Çinceden tercüme edilen metinler ele alınmış ve Uygur mütercimlerin, eserleri nasıl tercüme ettikleri ve karşılaştıkları problemler incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10243">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10244">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10245">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10246">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1305" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1485">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/34cc342e5233d7a30847be1b8a82b2da.docx</src>
        <authentication>72e396a730de118408a9e71e21f83c74</authentication>
      </file>
      <file fileId="1486">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d90eb69a021af7b73432a02e5b1c5305.pdf</src>
        <authentication>ef813f506434d52a8e51d6cbd98d03d0</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10238">
                    <text>CEYHUN ATUF KANSU ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA
Zeliha TUĞUZ
Mersin Üniversitesi, Türk Dili Ve Edebiyatı, Mersin / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Ceyhun Atuf Kansu, Kansu’nun şiirleri, nesirleri.
ÖZET
Bu çalışmada Ceyhun Atuf Kansu’nun hayatı, edebi şahsiyeti, eserleri ve Türk Edebiyatına
katkısı incelenmiştir. Ceyhun Atuf Kansu’nun gerek kişiliği gerekse edebi yönü hakkında pek
fazla çalışma yapılmamıştır. Bu sebeple Kansu’nun eserlerinden yola çıkılarak onun kişiliği,
edebi anlayışı, eserlerindeki konular gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden
oluşmaktadır. Birinci bölümde kısaca Kansu’nun hayatı anlatılmıştır. İkinci bölümde edebi
şahsiyeti, edebiyata, şiire bakış açısı incelenmiştir. Kansu’ya göre aydının, şairin nasıl olması
gerektiği konusu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde de eserleri iki başlık altında
incelenmiştir. Çalışma henüz düşünce aşamasındayken Kansu’nun sadece nesirlerinin
incelenmesi amaçlanmıştı; fakat kelimenin tam anlamıyla bir ozan olan Kansu’nun nesirlerini
şiirlerinden, şiirlerini nesirlerinden ayırmak imkânsız olduğundan ilk bölümde nesirleri, ikinci
bölümde şiirleri incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10230">
                <text>2317</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10231">
                <text>CEYHUN ATUF KANSU ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10232">
                <text>TUĞUZ, Zeliha </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10233">
                <text>Anahtar Kelimeler: Ceyhun Atuf Kansu, Kansu’nun şiirleri, nesirleri.  ÖZET  Bu çalışmada Ceyhun Atuf Kansu’nun hayatı, edebi şahsiyeti, eserleri ve Türk Edebiyatına katkısı incelenmiştir. Ceyhun Atuf Kansu’nun gerek kişiliği gerekse edebi yönü hakkında pek fazla çalışma yapılmamıştır. Bu sebeple Kansu’nun eserlerinden yola çıkılarak onun kişiliği, edebi anlayışı, eserlerindeki konular gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kısaca Kansu’nun hayatı anlatılmıştır. İkinci bölümde edebi şahsiyeti, edebiyata, şiire bakış açısı incelenmiştir. Kansu’ya göre aydının, şairin nasıl olması gerektiği konusu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde de eserleri iki başlık altında incelenmiştir. Çalışma henüz düşünce aşamasındayken Kansu’nun sadece nesirlerinin incelenmesi amaçlanmıştı; fakat kelimenin tam anlamıyla bir ozan olan Kansu’nun nesirlerini şiirlerinden, şiirlerini nesirlerinden ayırmak imkânsız olduğundan ilk bölümde nesirleri, ikinci bölümde şiirleri incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10234">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10235">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10236">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10237">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1304" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1481">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f53bbf54734d30016a5d386c4ad7cea5.docx</src>
        <authentication>9c13c867e9c201c5a1b8ed82a6d3c069</authentication>
      </file>
      <file fileId="1482">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2dcaf93f55698a8fd9fa15f7c4633784.pdf</src>
        <authentication>21fe151326f1cb1e03c1ea6a792f18a3</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10228">
                    <text>HÜNER-NÂME’NİN BOSNA NÜSHASI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER
Ali Osman SOLMAZ
Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü, Tokat / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Hümâmî, Sînâme, Hünernâme, Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi.
ÖZET
İranlı Şair Emir Hüseynî’nin Sî-nâme adlı eseri Hümâmî tarafından Hicri 839’da (Miladi
1435 ) Türkçeye tercüme edilmiştir. Eserin üç nüshası, Süleymaniye- Bibliotheque Nationale British Museum (Library), çeşitli çalışmalarda zikredilmiş ve üzerlerinde çalışılmıştır. Ancak
aynı eserin Hüner-nâme olarak da adlandırıldığı bilinmektedir. Eserin H.935’te istinsah edilmiş
bir nüshası da 5822 arşiv numarası ile Bosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde Hüner-nâme
adıyla yer almaktadır. Bu eser 106 varak olup, her sayfa11 satırdır. Eserin fotokopisi Türk Dil
Kurumu Kitaplığında 445 kayıt numarasıyla yer alır. Bu tebliğde Sî-nâme’nin daha önce
bahsedilmemiş Bosna nüshası tanıtılmış, diğer nüshalarla farkları ortaya konulmuş ve eserin
derkenarında yer alan bazı beyitlerden bahsedilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1483">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f7b8f3143bde2eb45e53c737ee8965f5.docx</src>
        <authentication>89ff798fad7de4ff29b2af91fe2f7b3b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1484">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/176ce5383a171dbf3570a12a9bca33d4.pdf</src>
        <authentication>1065ab17d4517c4ebd5144258b9ead59</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10229">
                    <text>HÜNER-NÂME’NĠN BOSNA NÜSHASI ÜZERĠNE DEĞERLENDĠRMELER
Ali Osman SOLMAZ1

Özet
İranlı Şair Emir Hüseynî’nin Sî-nâme adlı eseri Hümâmî tarafından Hicri 839’da (Miladi
1435 ) Türkçeye tercüme edilmiştir.

Eserin üç nüshası, Süleymaniye- Bibliotheque Nationale -

British Museum (Library), çeşitli çalışmalarda zikredilmiş ve üzerlerinde çalışılmıştır. Ancak aynı
eserin Hüner-nâme olarak da adlandırıldığı bilinmektedir. Eserin H.935’te istinsah edilmiş bir nüshası
da 5822 arşiv numarası ile Bosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde Hüner-nâme adıyla yer
almaktadır. Bu eser

106 varak olup, her sayfa11 satırdır. Eserin fotokopisi Türk Dil Kurumu

Kitaplığında 445 kayıt numarasıyla yer alır. Bu tebliğde Sî-nâme’nin daha önce bahsedilmemiş
Bosna nüshası tanıtılacak, diğer nüshalarda olmayan beyitlerden örnekler verilecek

ve eserin

derkenarında yer alan bazı beyitlerden bahsedilecektir

EVALUATIONS OF THE BOSNIAN MANUSCRIPT OF HÜNER-NÂME
Abstract
The literary work of Iranian poet Emir Hüseyni’s Sî-nâme, was translated into Turkish by
Hümâmî in 839 Hijri (1435). The three manuscripts of the work (Süleymaniye – Bibliotheque
Nationale – British museum Library) were etamined and citied in various studies. Also, ıt is known
that the same work which replicated manually in A.E. 935 is archieved as Hüner-nâme with the
number of 5822 in the library of Gazi Hüsrev Bey in Bosnia. This work consists of 106 pages, each of
which includes 11 lines. The photostatic copy of that work is archieved with the number of 445 in the
library of Türk Dil Kurumu. In this study, the Bosnian manuscript of Sî-nâme will be introduced and
the difference from the other manuscripts and the verses in the magrin of the work will be discussed.

ĠZNĠKLĠ HÜMÂMÎ
Hümami 15. yüzyıl şairlerinden olup kaynaklarda yer alan bilgiler sınırlıdır.
Tüm kaynaklarda İznikli olduğu, İkinci Murat döneminde yaşadığı, Şeyhi ve Ahmedi
ile çağdaş olduğu belirtilir. (Bursalı Mehmet Tahir: 486, Kınalızâde

Hasan

Çelebi:436 , Beyânî:237 , Latifi Tezkiresi:243 , Sehi Bey Tezkiresi: 120 ) Hümami’
nin

Farsça’dan tercüme ettiği eserinin adı bazı kaynaklarda Sî-nâme (Bursalı

Mehmet Tahir: 486, Latifi Tezkiresi:243 , Sehi Bey Tezkiresi: 120) bazı kaynaklarda
Hüner-nâme (Kınalızâde Hasan Çelebi: 436, Beyânî: 237, Şemsettin Sami: 4746 )
1

Yrd.Doç.Dr. Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, aliosman.solmaz@gop.edu.tr

�olarak geçmektedir. Bu çalışmaya konu olan nüsha da Hüner-nâme olarak
adlandırılmıştır. Ancak Hünernâme ve Sî-nâme aynı eserdir. Neredeyse tüm
kaynaklarda Hümami’den bahsederken Selman-ı Saveci’ ye yaptığı nazireden örnek
beyitler yer alır. İlk beyiti şöyledir:
Elâ ey serv-i kadd-i lâle peyker / Mübârek tâli’ ü ferhunde ahter (Bursalı
Mehmet Tahir: 486-487, Kınalızâde Hasan Çelebi:436 , Beyânî:237 , Latifi
Tezkiresi:243 )
Sehi Bey tezkiresinde farklı beyitler ele alınmıştır:
CÀn cemÀluñi senüñ cümle neôardan güniler Görmesün
diyü òayÀlüñi baãardan güniler
Dilemez gölgeni kim yanına düşe yüriye Bu göñül gör
ki seni daha nelerden güniler (Sehi Bey Tezkiresi:120)
Hümami’nin Oynamak redifli bir gazeli Ömer bin Mezid’in MecmûèÀtü’nnezÀir’inde yer alır ancak bu gazel Hüner-nâme’ de yoktur. (MecmûèÀtü’nnezÀir: s.189)
Sî-nâme’nin bilinen nüshaları şunlardır:
1.

British Museum Nüshası, İngiltere Milli Kütüphanesi Türkçe Yazmaları

koleksiyonunda Or. 11234 arşiv numarası ile kayıtlı olup istinsah tarihi ve
müstensihi bilinmemektedir.(www.yazmalar.org). Eserin başı ve sonu eksiktir.
(Çelebioğlu: 271)
2.

Bibliotheque Nationale nüshası, Ancien Fond Turc, 304 numarada kayıtlı olup

Süleymaniye Kütüphanesinde mikrofilmi bulunmaktadır. Mikrofilm no: 3233.
Müstensihi ve istinsah tarihi bilinmemekte olup 139 varak, 1987 beyittir.( Altun, s.11).
Eserin fotokopisinin Atatürk Üni. Seyfettin Özege Kitaplığı nu: 634’te kayıtlı olduğu
belirtilmiştir. (Çelebioğlu: 271)

3.

Süleymaniye Nüshası, Hacı Mahmud Efendi Koleksiyonu 3961-I numarada

kayıtlı olup 54 varaktır, her sayfa 13 satırdır. İstinsah tarihi: 998 Hicrî / 1589 Milâdî olup
1311 beyittir. (Altun: s.10)
4.

Kahire Nüshası, Mısır Milli Kütüphanesi Türkçe Yazmaları bölümünde Edebi

Türki 57 kayıt numarasıyla, Terceme-i Si-nâme adıyla kayıtlıdır. (www.yazmalar.org)

5.

Bosna Hersek Nüshası, Hünername adıyla Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde

5822 numarada kayıtlıdır. İstinsah tarihi 935/1528 olup 106 varak, 2241 beyittir.
Nesih yazıyla yazılmıştır. Türk Dil Kurumu Kitaplığında 455 kayıt numarasıyla

�fotokopisi mevcuttur. İstinsah tarihi bilinen nüshaların içinde en eski tarihli ve en
kapsamlı nüshadır. Eserin Paris ve Süleymaniye nüshaları ele alınarak yapılan
çalışmada 1992 beyit yer alır (Altun: 133).
almayan 350’nin üzerinde beyit

yer alır.

Bosna nüshasında ise burada yer
Eser Osman Asaf Sokoloviç

koleksiyonundan alınmıştır. Bu nüshanın derkenarında şairi ve yazılış tarihi
bilinmeyen 700’ün üzerinde beyit vardır. Aşağıda bazı örnek beyitler verilecektir.
İznikli Hümami’nin bu eseri Acem Hümami’ sinden Halil Paşa (öl. 1453)
adına tercüme ettiği belirtilir. (Latifi:241, Bursalı Mehmet Tahir: 486-487) Ancak
Paris ve Süleymaniye nüshalarında iki farklı isimle karşılaşılmış olması bu konuda
bazı şüpheleri doğurmuştur. Süleymaniye nüshasından eserin İbrahim bin
Hayrettin’in oğlu Halil Paşa adına, Paris nüshasından ise Süleyman İbn-i Davut
adına yazıldığı anlaşılmaktadır. Buradan hareketle eserin iki kişiye ayrı ayrı takdim
edildiği düşünülmüştür (Altun: 10). Bosna nüshası burada Paris nüshasıyla benzerlik
gösterir:
Ki atası oldı paşalıúda meşhûr / Ol İlyÀs ibn-i
Òayreddìn düstÿr
ÒiãÀli Aómed ü efèÀli Maómûd / MüsemmÀsı
SüleymÀn ibn-i DÀvûd
Atası gerçi úuvvet oldı selefden / Bu òoş
dürdÀne úaldı ol ãadefden
(22a 2-3-4)
İlyas ibn-i Hayrettin ve İbrahim ibn-i Hayrettin kardeş olup Çandarlı Kara
Halil Paşa’nın çocuklarıdır.(M. Süreyya: 2.C-662-663) İbrahim bin Hayrettin Fatih
dönemi sadrazamı Çandarlı Halil Paşa (öl. 1453)’nın babasıdır. Eserin dönemin
sadrazamına sunulmuş olması kuvvetle muhtemeldir.
Bosna nüshasında 5b-6a sayfalarında art arda gelen 14 beyit diğer çalışmada
1462-1474 numaralı beyitleri oluşturur. Metnin başında olması gereken bir sayfa
sanki sona kaymış gibidir. Anlam açısından metin incelendiğinde Bosna nüshasının
dizilişine göre beyitlerin devam etmesinin daha uygun olacağı görülmektedir:
Ġkinci bu ki çün vâhiddür ismi Vücûdınuñ gerek olmaya cismi
……
Üçünci bu gerek Bârî Ta'âlâ Ne misl-i sûret ola ne heyûlâ

�……
Bu dördünci k' ayırur feyz-i cûdı Degül mümkin çü vâcibdür vücûdı
……
Beşinci bu gerekmez vech çün yok K' o gayra tuta gayr aña ta'alluk
Yukarıda yer alan beyitlerden ikinci ve beşinci kelimeleriyle başlayan
beyitlerin arasına üçüncü ve dördünci ile başlayan beyitlerin yer aldığı on dört beyit
yerleştirilmelidir.
Si-name üzerinde yapılan çalışmada yer alan ilk beyitler Bosna nüshasında
yoktur:
- Bi-ismi' l-Vâhidi' r-Rabbi' r-Rahîmi Ta'âla' llâhu zü' l-menni' l-Kerîmi

- Kadîm ü Kâdir ü Settâr u Mü'min Şehîd ü Mâlik ü Hayy u Müheymin
- 'Azîz ü 'Âlim ü Rahmân u Hallâk Mü'în ü Nâzır u Hallâk u Rezzâk
Buradan hareketle Bosna nüshasının baştan 20 beyit kadar

eksik olduğunu

düşündürmektedir ki bu da bir sayfaya denk gelmektedir. Bosna nüshasında,
Bibloteque National nüshasının esas alınıp, Süleymaniye nüshasının tamamlayıcı
olarak kullanıldığı çalışmada yer almayan 370

beyit tespit ettik. Örnek olması

bakımından bunlardan bir kısmı şöyledir:
Bosna nüshasında yer alıp diğer nüshalarda bulunmayan beyitlerden seçmeler
45b
3.Ùapuñ egerçi ki cevr u cefÀdan uãanmaz
Ben ol úulam kim yoluñda vefÀdan uãanmaz
4.Göñül úapuñı ne uãana kaèbe idinmekden
Kimse merve óaúúıçün ãafÀdan uãanmaz
5.Úapuñda itlerüñi òíş idindügüm budur
Ki àurbet içre àarìb ÀşinÀdan uãanmaz
6.VefÀñiçün ne bulubdur cefÀñ içinde göñül
Kim ol hevesden olur bu hevÀdan uãanmaz
7.Benüm teşevvuúum artar yüzüñi gördükçe
Faúìr olan belì òocam èatÀdan uãanmaz

�8.Senüñ rıøÀñile dökerse úanumı àamzeñ
Buyur ki cÀn u göñül bu rıøÀdan uãanmaz
9.ViãÀlüñiçün erinmez hümÀmì hicrüñden
Kişi ki bal umar ola belÀdan usanmaz

61b
2.Gamzeñ úaçan kim úaãd-ı dil ü cÀn u dín ider
NÀzile úaşlaruñ òamini çìn be çìn ider
3.Naúş-ı cemÀlüñi nice naúúÀş yazdı kim
Her kim görürse baş

úoyuben Àferìn ider

4.Her ãubòı dem dem olursa ãaçuñdan nesìm ãubó
Ol gün hevÀ dimÀàın eser –i èanberin ider
5.èÁrø itseler baña sekiz uçmaà óûrisin
Göñlüm

arada seni úamudan güzìn ider

6.Her úanda olsa èaks-i cemÀlüñi görmege
Yaşını gözlerüm aúıdur

naúş-ı bìn ider

7.İtsem úaçan kim diliyle şìrìn lebüñi şeró
Aàzumda sözümi şeker –engübìn ider
8.NÀz itse yÀr kesme HümÀmì niyÀzuñı
NÀzuñ düşer ne nÀz kim ol nÀzenìn ider
77-a
Görmeyelden yüzüñi ben kim nigārı sensedüm
Ah u zÀrıla geçer bu rūzigārum sensedüm
Gel cemālüñ gülşenin gül gibi ‛arż it baña kim
Bülbül-i şūrīde-vār iy gül-‛ızārum sensedüm
Göñlümüñ şehrini kim vīrān idübdür ôulm-ı àam
Gel yine ma‛mūr úıl iy şehriyārum sensedüm

�äoóbetinden ayru vaãluñuñ düşüñden ni gibi
Göklere irgürmişem feryād u zārum sensedüm
Şevúuñ odına beküñ gibi úarāra yanmalı
Úara zülfüñ gibi gitmişdür úarārum sensedüm
Fürúatüñ yolında ben ùopraú anuñçün olmışam
Ki eyledi senden baña yeller àubārum sensedüm
Beñsemezseñ sen n’ola ben sensiz iy ārām-ı dil
Óaú bilür nice geçer bu rūzigārum sensedüm
Gel berü cānum gibi iki cihāndan sevgülü
Senden özge yoúdur ‛âlemde varum sensedüm
Ben hümÀmí düşmişem derdüñe niteki Süheyl
Úandesin dermÀn irür iy NevbahÀrum sensedüm

85-a
Yaraludur yüregüm yara àamuñdan yār gel
Senden olur yine bu derde hemīn tīmār gel
İştiyāúından cemalüñüñ giceler ãubóa dek
Bülbüli-vār olmışam gül óasretinden zār gel
Cān u dil naúd itmişdür kim úılam yoluñda òarc
Müşterīyem vaãluña ùur görmegin bāzār gel
Gideli gice gibi hicrüñ úarartdı göñlümi
Gün yüzüñden irişür gündüz gibi envār gel
Şol ümīde kim görem güneş yüzüñi her gice
Şem‛i gibi oluram tā ãubóa dek bī-dār gel
Yüzüñe úarşu baña cān virmek āsāndur velī
Senden ayru dirlik iletmek igen şerār gel

�Öldürem varam Hümāmīyi dimişsin iy ãanem
Òayra gir úurtar anı bu varùadan zinhār gel
Eserin Derkenarında Yer Alan Beyitlerden Örnekler
İsteyen derde ùabíbin kimesne
Komasun elden óabíbin kimesne
Óaú seni úıldıyısa bana naãíb
Kimsenüñ almaz naãíbüñ kimesne (2a)
Ya raóm eylerdi bana illÀ menè eyler raúíb
Úandeyise bir muòÀlíf ketòudÀ eksük degül (2b)
İlÀhí dilerem óaúdan bu òaùùuma baúan dilber
Virürse isine püse òudÀ olsun aña rehber (2b)
Gül gibi òaste sinemi ãÀd-pÀre eyledüñ
Ben dil şikeste bülbüli ÀvÀre eyledüñ
Salmadıñ belÀ denizine gönlüm gemisin aòir
Seng-i cefÀya urdun vü ãÀd pÀre eyledüñ (3b)
Gamze tíàın çekdi çemüñ milketi cÀndan yaña
Pes açuú merdÀndur èazm itdi meydandan yaña
Havf idüp laèlüñden iy şeh lÀle tÀcı
Başın alup gitdi tebríz ü bedahşÀndan yaña
Bir delü èuryÀn meğer abdÀl olmışdur bugün
Ger belÀ èazmin idüp gider òorasandan yana (4b)
Benüm servüm yücedür el irişmez
Anuñçün irmege kimse dürişmez
Elüñ çek benden iy èÀúíl óazer úıl
Bu işden saña aããı yoú güzer úıl (5b)
Sebebsüz cevr idersin baña sen
Seni reddeylesün ceddüñ muóammed
GünÀhum varise sevmekden artuú
Beni reddeylesün şÀhum muóammed (5b)
Kendümi kendüm yitürdüm kendüm ister kendümi
Kendüme kendüm gerekse bula kendüm kendümi (5a)
YÀr işiginde raúíbi öldürürdüm it gibi

�CÀyiz olmaz kaèbede òınzırı úurbÀn eylemek
Veh ki yoúdur şevúi laèlüñle mecÀlüm dostum
Haú bilür kim úalmamışdur úÀle óÀlüm dostum (6a)
İy úara yüzli felek gül yüzli yÀrümi neyledüñ
Hey yoà olası benüm èÀlemde varum neyledüñ
Komaduñ ben nÀ-murÀdı kim murÀduma irem
Hasretile niçe yıllık intiôÀrumı neyledüñ (6b)
Ol úıyÀmet

serv-i úadd cevrin firÀvÀn itmesün

Haşr olıcaú óaú úatına varasın añmaz mı híç
Sanma iy sÀúí şarÀbı òoş güvÀr anlar beni
Bezm-i mihnetde óayÀli lÀ’l-i yÀr anlar beni
Gurbetde bil baàlayuban çoúdan eylerdün sefer
Ah kim bir çeşm-i Àfet ne yañar

añlar beni

Cevrüñe a pÀdişÀhum bende ùÀúat úalmadı
Şimden girü hemÀn terk-i diyÀr añlar beni
Óasretüñden bu dil-i bülbül helÀú olur velÀkín
Gülşen-i kuyuñda bu feryÀd u zÀr añlar

beni (11a)

Gel gül ki gülistÀnda hemÀn bir sen ü bir men
Seyr idelüm iy serv-i revÀn bir sen ü bir men
Yiyüp içelüm nuúl u mey vü seròoş olalum
İllÀ ki eyÀ şÀh-ı cihÀn bir sen ü bir men (11b)
Ah kim bir dilber-i nÀ-mihribÀnum var benüm
Ölmişem hicrinde il sanur ki cÀnum var benüm
Boyuñ ùubÀ yüzün cennet gülidür
Saña óurí perí disem yiridür (14b)
İy güzeller serveri billahi ki òÀnumsın menüm
Göñlüñ taòtında salùanatda cÀnumsun menüm(16a)
Nedür bu úadd ü úÀmet bu letÀfet
Kimüñsin úande úopduñ hey úıyÀmet (16b)

�Firúatüñden yandı baàrum

çÀre bilmem neyleyim

TÀúatüm tÀú oldı àamdan vara bilmem neyleyim
Gelgil iy dilber ki göñül milki vírÀn oldı gel
Her ser-i muyuñ gibi òÀlüm períşÀn oldı gel (23b)
Veh ki úaldum yÀrsuz hiç kimse yÀr olmaz baña
Sensüzin iy gül òazÀn vü àam bahar olmaz bana (29b)
Bu cihÀn baàında her kimüñ bir àam-òÀrı bar
Salùanat taòtı anuñdur devlet-i bídÀrı bar
diñlegil efàanumı bir laóôa iy sulùÀn-ı óüsn
Kim felek gerdişlerinden göñlümüñ efkÀrı bar (30b)
Dilberüñ biñ yÀrı varise

èÀşıúuñ Allahı var

Bunda niçe ôulm iderse anda óaú dergÀhı var

Sonuç
15. Yüzyıl şairi Hümami’nin kaynaklarda Sî-nâme ya
da Hüner-nÀme olarak bahsedilen eseri aynı eserdir.
Eserin
Bosna nüshası Hüner-nÀme olarak adlandırılmış
olup H. 935 tarihinde istinsah edilmiştir. Esere Bosna
nüshası denme sebebi Bosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde
yer alıyor olmasındandır.
Bosna nüshasının diğer
nüshalardan daha hacimli olması ve istinsah tarihi
bilinen
nüshaların
en
eskisi
oluşu
kıymetini
artırmaktadır. Eserin müstensihi tespit edilememiştir.
Eserin sayfa kenarlarında
şairi belli olmayan 700’ün
üzerinde beyit yer alır.

Kaynakça
Altun

Mustafa, Si-name-i

Hümami,

(http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-

219058/h/giris.pdf )
Beyânî, Tezkiretü’ş-Şu`arâ, Hazırlayan: Aysun Sungurhan Eyduran, Ankara 2008

�(http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-215418/h/metin.pdf)
Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri I-II-III, Bizim Büro Basımevi, Ankara,
2000
Çelebioğlu Amil, Türk Edebiyatında Mesnevi(15.yy’a kadar), Kitabevi , İstanbul
1999
Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şu`arâ , Hazırlayan: Aysun SungurhanEyduran,

Ankara2009(http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1219122/h/tsmetina.

pdf)
Latifi Tezkiresi, Hazırlayan:Mustafa İsen, Akçağ Yay.,Ankara 1999
Ömer Bin Mezîd, Mecmû'atu'n-Nezâ'ir, Hazırlayan: Mustafa Canpolat, TDK, Ankara
1995
Sehi Bey Tezkiresi Heşt Behişt, Hazırlayan:Mustafa İsen, Akçağ Yay.,Ankara 1998
Şemsettin Sami, Kâmusu’l-a’lâm, C.6, İstanbul 1312
Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmani C.I-VI, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10220">
                <text>2321</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10221">
                <text>HÜNER-NÂME’NİN BOSNA NÜSHASI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10222">
                <text>SOLMAZ, Ali Osman </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10223">
                <text>Anahtar Kelimeler: Hümâmî, Sînâme, Hünernâme, Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi.  ÖZET  İranlı Şair Emir Hüseynî’nin Sî-nâme adlı eseri Hümâmî tarafından Hicri 839’da (Miladi 1435 ) Türkçeye tercüme edilmiştir. Eserin üç nüshası, Süleymaniye- Bibliotheque Nationale - British Museum (Library), çeşitli çalışmalarda zikredilmiş ve üzerlerinde çalışılmıştır. Ancak aynı eserin Hüner-nâme olarak da adlandırıldığı bilinmektedir. Eserin H.935’te istinsah edilmiş bir nüshası da 5822 arşiv numarası ile Bosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde Hüner-nâme adıyla yer almaktadır. Bu eser 106 varak olup, her sayfa11 satırdır. Eserin fotokopisi Türk Dil Kurumu Kitaplığında 445 kayıt numarasıyla yer alır. Bu tebliğde Sî-nâme’nin daha önce bahsedilmemiş Bosna nüshası tanıtılmış, diğer nüshalarla farkları ortaya konulmuş ve eserin derkenarında yer alan bazı beyitlerden bahsedilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10224">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10225">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10226">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10227">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1303" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1477">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cffdca89b7cb7a2a40fa1b3ceb4434ca.docx</src>
        <authentication>3ddd185458d898e02c7e421713a33fe7</authentication>
      </file>
      <file fileId="1478">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/16cc0b0e3f26b27d97c5f32182d36748.pdf</src>
        <authentication>77a276bcedcd5577d9ddf28af19f0be8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10218">
                    <text>TÜRKİYEDE 1992-1995 TARİHLERİ ARASINDA YAYINLANAN DERGİLERDEKİ
BOSNA KONULU ŞİİRLER
Kürşad KARA
Bayburt Üniversitesi, Bayburt / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Süreli Yayın, Dergi, Bosna Şiiri.
ÖZET
Bosna Savaşı, Bosna-Herek’te 1 Mart 1992 tarihinden 14 Aralık 1995 tarihine kadar
sürmüş olan bir savaştır. Farklı bir coğrafyada meydana gelen ama aynı kültür coğrafyasında
olan bizlerin bu savaşa karşı duruşumuzu edebiyat açısından ele alarak iki ayrı mekânda bulunan
aynı kültürün insanlarının ortak acısı olan Bosna Savaşını Türk edebiyatındaki yansımasını
ortaya çıkarmaya çalıştık. Türkiye o tarihlerde çıkan süreli yayınlarda (dergi) yayınlanmış Bosna
temalı şiirler tespit edilip Türk Edebiyatında şiir türünde Bosna Savaşı teması ele alınmış ve
süreli yayınlar aracılığıyla Türk halkının Bosna Dramı hakkındaki duyguları açıklanmaya
çalışılmıştır. Edebiyat tarihle ilişki içerisinde olduğu vakit zamanın hem tanıklığını yapar hem de
kaydını tutar. Tutulan bu kayıtlara ulaşıldığında geçmiş günlerin panoraması
gözlemlenebilecektir. Savaşın çirkin yüzünü dile getireceğimiz zaman bu kaynaklara dönülerek
bir bağ kurulmuştur. Bu savaşın etkileri başka bir ülke edebiyatında ne sıklıkla yer bulduğu dile
getirilmiştir. Araştırma yöntemi kullanılarak elde edilen bulgular sayısal veriler izah edilmiş.
Bütün dergilere ulaşmanın zorluğu göz önüne alınarak ortalama bir dergi sayısına ulaşılıp
tümevarım uygulanmış ve toplam kaç adet şiir yayımlandığı veri olarak sunulmuştur. Bir ülkenin
yaşadığı bir savaşın etkilerinin başka bir ülkenin edebiyatında bir tür ele alınarak incelenmiş ve
Bosna halkının Türkiye vatandaşlarına ve Türk edebiyatına karşı ilgisi artırılmaya çalışılmıştır.
Kaynaşan iki halkın ortak değerler üretme adına küçük de olsa bir adım atılması sağlanmıştır.
Şiirlerin yer aldığı süreli yayınlar(dergiler): İcmal Dergisi, Diyanet Aylık Dergi, Çınar Gençlik
Dergisi, Güneysu Dergisi, Ağla Çınarım Ağla, Yedi İklim, Tını, Mürşid Dergisi, Sabır, Türk
Edebiyat Dergisi, Milli Folklor Dergisi, Türk Yurdu Gençlik Dergisi, Seda Dergisi, Palandöken,
Bizim Dergâh Dergisi, Ümit Dergisi, İcmal Dergisi, Sızıntı, İslami Edebiyat Dergisi

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1479">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5a532acaf915e7c9d608bbe5a0dc7ef2.docx</src>
        <authentication>d8ae2ccf84b66726adc060e30a3a4953</authentication>
      </file>
      <file fileId="1480">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f1dccbd29c7c008822778eb1df565489.pdf</src>
        <authentication>45ab981d105870ded7e9bac547814d32</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10219">
                    <text>“TÜRKİYE’DE 1992-1995 YILLARI ARALIĞINDA DERGİLERDE YAYINLANAN
BOSNA TEMALI ŞİİRLER”
Kürşad KARA1
Özet
Süreli yayınlar belirli aralıklarla yayımlanan dergi, gazete gibi yayınlardır.
Araştırmacılar için vazgeçilmez kaynaklardır ve yaygın bir okuma aracıdır. Edebiyat tarihi
olaylarla iç içe olduğunda zamanın hem tanıklığını yapar hem de kaydını tutar. Tutulan bu
kaynaklara ulaşıldığında geçmişin panoraması gözlemlenebilir. Bosna savaşı, üç yıldan fazla
sürmüş ve bu süre içinde büyük acılar yaşanmıştır. Savaşın etkileri Türkiye‟de de hissedilmiş
ve derin bir üzüntü duyulmuştur. Türk halkının hissettiği bu derin acıların etkisi şiirlerde de
görülmüştür. Yazılan her şiir Türk halkının belleğinde, vicdanında yer etmiş ve edebiyat
sayesinde, şiir sayesinde halklar arasında ortak bir dayanışma köprüsü kurulmuştur.
Bu çalışmada, Türkiye‟de yayınlanan dergilerin 1992-1995 yılları aralığı eldeki
imkânlar doğrultusunda taranmaya çalışılarak Bosna Savaşının şiirlere nasıl ve ne yoğunlukta
yansıtıldığı incelenecek,

seçilen örnek metinler üzerinden Bosna temalı şiirlerin genel

özellikleri aktarılacaktır. Tarihi olayların edebiyatla ilişkisi açıklanacaktır.
Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Süreli Yayın(dergi), Bosna, Şiir
“BOSNIA-THEMED POETRY IN TURKEY PUBLISHED IN JOURNALS
BETWEEN 1992 and 1995”
Abstract
Periodicals, such as magazines and newspapers, are publications that are published
regularly. They are essential sources for researchers and they provide a common means of
reading. When it is intertwined with history, literature both keeps track and makes witness of
time. Through these resources held, a panorama of the past can be observed. The war in
Bosnia lasted more than three years with great suffering. The effects of the war were also felt
in Turkey with a deep sorrow. The reflections of Turkish people‟s regret can be seen in
poetry. Each and every poem written left a mark in the conscience and memory of Turkish
people, and through literature and poetry a common bridge of solidarity between two peoples
was established.
In this work, journals published in Turkey between 1992-1995 will be scanned within
the avaliable resources, and how and to what extent the war in Bosnia was reflected in poetry

1

Bayburt Üniversitesi, kursadkara08@hotmail.com

�will be examined, and general characteristics of Bosnia-themed poems will be explained
through selected texts. Relationship between historical events and literature will be described.
Key Words: Turkish Literature, Periodicals (magazines), Bosnia, Poetry

Giriş
1992 yılında Sırpların başlattığı savaş, 1995 yılına kadar sürmüş ve büyük trajediler
doğurmuştur. Bu savaş tarihi bir olay olmakla birlikte birçok alanda etkisini göstermiştir.
Tarihi veriler tarihçilere bırakılarak bu çalışmada Türk edebiyatı sahasında şiir türündeki
eserler üzerinde savaşın etkileri irdelenmeye çalışılacaktır. Ünlü edebiyat tarihçisi ve
teorisyeni Lanson, edebiyatı toplumun yansıması olarak düşünür. Lanson, edebiyat tarihinin,
edebiyat-hayat arasındaki bağlantıya da vurgu yaptığını söyler. Bu yargıdan hareketle şairler,
yaşadıkları ruh iklimi itibariyle kolektif kimliğin temsilini üstlenirler. Herkesin hissedip de
anlatamadıklarını onlar dile getirirler ve halkın “işte bu” diye kendisini içinde bulduğu
hissiyatı ortaya koyarlar. (Bostancı, 2007: 18) Dergilerde şiirleri yayınlanan şairler, bizlere o
dönemlerde ekran başında hissedip de anlatamadığımız hisleri anlatarak farklı bir coğrafyada
meydana gelen acıya tercüman olmuşlardır. Coğrafyalarımız farklı olsa da aynı kültür havzası
içinde olduğumuzu hatırlatırcasına şiirlerini yazmıştır.
Dergilerin 1992-1995 yılları aralığındaki sayılarında, yüze yakın Bosna temalı şiir
tespit edilmiştir. Bu şiirlerin varlığı Türk edebiyatının o dönemin şahitliğini yaptığını
göstermektedir. Elde edilen şiirlerde Bosna savaşındaki süreç aktarılmaya çalışılmıştır. Bosna
teması yoğunlukla

“acı”, “hüzün”, “Bosna için yapılan temenniler” “umutsuzluk”

“vefasızlık”, “çaresizlik” bağlamında ele alınmıştır. Ancak savaşın edebiyata kaynak olması
ve nitelikli bir savaş edebiyatının meydana gelmesi, insanların savaşa verdikleri „değerden‟
dolayı zor olmaktadır. Şöyle ki insanlar, tarih içerisinde savaş karşısında tarafsız olamamışlar,
hadise daha ziyade var olma-yok olma meselesi şeklinde cereyan etmiştir. Bu duygusal
konumlanma, malzemeyi öne çıkarmış, estetik anlatım biçimini, arkada bırakmıştır.(Coşkun,
2010:4)
İncelenen dergilerin birçoğu Türkiye‟de bugün bile takip edilen ulusal nitelikte
dergilerdir. Örneğin: Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Milli Folklor, İslami Edebiyat, Sızıntı,
İcmal, Türk Yurdu vb. Bunun yanı sıra ulusal hüviyette olmayan ama yayıncıları tarafından
posta yolu ile her bölgeye ulaştırılabilen dergiler de incelenmiştir: Çınar, Gençlik, Mürşid,
Seda, Ağla Çınarım Ağla, Sabır, Palandöken, Ümit, Bizim vb. Üzerinde çalışılan dergilerdeki
şiirlerin niceliğinden daha çok niteliği üzerinde duracağız. Bunların isimlerinin hepsini burada
2

�saymak ve şiirlerin bütününden bahsetmek bildirinin hacmini genişleteceğinden tümevarım
yöntemiyle çıkarımlarda bulunulacaktır.
Tespit edilen şiirlere başlıklarından yola çıkarak bakacak olursak Bosna temasının
hangi detaylarla işlendiğini görebiliriz: Yusuf Hadi Özgün, “Bosna ve Ben” adlı şiirinde “ve”
bağlacıyla adeta Bosna‟ya kendini bağlamış, Bosna ile eş değer öge olmuştur. “Bosnalı
Güzeller”, “Bosnalı Asker”, “Bosnalı Annem” şiirleri, Türkiye‟deki her bir güzelin, askerin,
annenin gönül teline dokunarak Bosna acısını toplumun birçok katmanına nüfus ettirmiştir.
“Bosnalı Çocukların Türküsü” , “Şu Dağın Ardında Bosnalı Çocuk” şiirleri savaşlarda en çok
mağdur olan çocukların, acılarını ve savaştaki durumlarını gözler önüne sermiştir. Savaşta
verilen destansı mücadeleye karşılık “Bosna Hersek Destanı” yazılmıştır. Ayrıca Âşık Hasan
hissettiği acıyı, “Bosna Dramı” adlı şiirinde, Mehmet Çınarlı, içimizdeki yarayı “Bosna
Yarası” adlı şiirinde dile getirmiştir. Hissedilen acılar mısra mısra yüreklere nakşedilmiştir.
Türkülerin kahreder beni
Anarım iki hecelik adını
Bilsen…
Nasıl erir içim
……..
Hissederim acını
Kararır gözümde dünya
Yüklenir ahın kalbimi
Kaldıramam …
Lokma aşmaz boğazımdan
Düşünürüm
Sayıklarım uykumda adını
Bosna
……..( Bütün, 1993: 45)
Şiirlerin genelini bu bağlamda incelediğimizde “Bosna Teması” en ince detaylara
kadar şiirleştirilmiştir.
Saraybosna yanar bağrım kavrulur
Korların üstüne karlar savrulur
Çınarlar fidanlar dallar devrilir
Akan gözyaşımdan arlanıyorum
Feryad kâr etmiyor darlanıyorum ( Akarsu, 1993: 15)

3

�Bosna Savaşı‟nın acısının, adeta savaşa yakılan bir ağıt olarak Türk şiirine taşındığına
şahit oluruz. (Coşkun, 2010:4) Ağıt sözcüğü, ağlamak, “ağmak” fiili ile ilişkilendirildiğinde
acı, feryat, ağlaşma ve haykırışların yükselmesi anlamına gelir. ( Aslan, 2008:155) Acısının
ağıtını yakan şairlerin şiirleri, dergilerde yerini alıyor, okuyan herkesin acısının iniltisi
beliriyordu. Sızılarımızın bin yıllık olduğu özellikle vurgulanarak duygu bağımızın tarihi
yönü de belirtilmek isteniyor, Balkan tarihinin acı yönü de hatırlatılıyordu.
Balkanlar‟dan koparılmış gülümü
Kınarım ahh; mezar gibi sessizim
Leyla bir aldanış Batı ufkundan
Kanarım ahh; çöller kadar ıssızım
Boğar beni bu Leyla‟nın düğümü
Depreşir kalbimde bin yıllık sızım
Çaresizim, kararsızım, yalnızım
Sanki ölesiye ihtiyarım, oyy
Bu benim en kanlı intiharım, oyy (Genç, 1992: 20-21)
Şiir, varlığın ve varoluşun sesidir. Eğer şiir, en derin metafizik kaygıları olduğu kadar
en güncel politik istekleri de dile getirebiliyorsa, bu; hem toplumsal etkinliğimize hem de
tinsel beklentilerimize ait oluşundandır. (Oktay, 2008: 13) Şair içini çektikçe Bosna‟da var
olan acıyı duyar ve yazdığı “Kefaret” adlı şiirle bütün acılara, yaşanmışlara bir bedel olarak
sunar. Her bir dize haykırışın, sıkıntıların adıdır. Yazılan şiirler adeta çaresizliğe bir kefaret
olmuştur.
Bir yarayım ben asla onulmaz
Ara sıra insanların – siz insanların
Meclisine sokulmaya çalışan
Buz tutan soluğum
İçimin üşüyen yanlarını
Resmetmekte zorlanmakta.
Gülümseyen her çocuğun
Kesik kollarını.
Hatta öncesini bilmemesi
Kefaretidir yüzümden silinmeyen zulmün. (Atlansoy, 1993:7)

4

�Bazı şiirler, bazı şarkılar çoğu zaman bilinçsiz, derin bir ortak duygusallığı ifade
edebilirler ve ona bazen törenlerde ya da ortak gösterilerde, bazen köklerinde gerçekten
tarihsel olayların bulunduğu „düşünce akımları‟nda veya „düşünce hareketleri‟nde kendini
ifade etme olanağı verirler. Edebiyat, ruhların çok derinliklerinde bazı ilk örnek imajları
yeniden canlandırdığı için, ortak şuuraltının olasılıklarını güncelleştirir ve onlara bir
dinamizm verir. (Michaud, 2004:66) Savaş boyunca, Türkiye‟de yaşayan insanlar okudukları
şiirlerin etkisiyle kilometrelerce uzaktaki acıları hissetmeye çalışmıştır.

Kalabalıklara

seslerini duyurmaya çalışan şairler, çağın çaresizliğini acizlik içinde karanlıklara
haykırmışlardır.
Açıldı kapandı kanatları
Çırpındı darağacında ufkun
Yaralı bir kuş gibi akşam.
Islak sabahlara yürüdü bulutlar
Büyüdü başım,
Gölgesine sığındım da saçlarımın
Ağladım.
Kalbimdi, kanamıştı.
Ve rüzgârlı gecenin ortasına
Sımsıcak düştü buzdan heykeli acının
Şehrin iniltili yorgun bedenine
Damar damar kasıldı sokaklar,
Ürkmüş bir sessizliğe yayıldı renkleri
Bütün çiçeklerin.
Yerden göğe bir göğüs
Upuzun uyudum.
İçimde uğultusu akıl almaz kalabalıkların. (Budak, 1992:33)
Şiirin bilim ve felsefeden daha çok insani bir faaliyet olduğunu belirtir Heidegger.
Şiirsel edimler dünyaya nevi şahsına mahsus açılımlar getirir. Şiirsel edimler, insanın
dünyadaki duruşunu değiştirir. (Poyraz, 2007:149) Şiirin insani bir faaliyet oluşu, Bosna
temalı şiirlerle yaşanan acıları şairlerin Türkiye gündemine getirmesiyle ispatlanmıştır.
Yaşanan acılar başka yüreklere taşınmış, verilen mücadele destanlaşmış, ortak bir tarihimiz
olduğu dile getirilerek derin bağlar kurulmaya çalışılmıştır.

5

�Savaş döneminde Bosna‟ya yapılan haksız uygulamalar büyük adaletsizlikleri de
beraberinde getirmiştir. Çift taraflı uygulanan yaptırımlar daha çok Bosna aleyhine gelişmiş
ve bu durum büyük sıkıntılar doğurmuştur. Bu haksızlığa karşı şairler Bosna‟nın safında
kendilerini konuşlandırmıştır.
Bir yanım Bosna – Hersek,
Bir yanım Karabağ‟dır
Umut önümde sırat,
Umut önümde dağdır. (Subaşı, 1993:18)
Aliya İzzetbegoviç, 1994 Eylül‟ünde Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısında
Bosna‟yı şu cümlelerle tanımlar: Bosna olarak adlandırdığımız şey, yalnızca Balkanlar‟da bir
toprak parçası değildir. Çoğumuz için Bosna sadece vatan değildir, Bosna bir ideolojidir.
Farklı din, millet, farklı kültür ve geleneklere ait insanların beraber yaşayabilme inancıdır,
der. (Trnka, 2008: 47) Bu tanım Türk edebiyatında da anlam kazanmıştır. Şairler Bosna‟yı
özgürlüğün ideolojisi yapmış, özgürlük Bosna üzerinden yeniden tanımlanmıştır.
Biz yani Boşnak bakışlı çocuklar
Rüyalar görürüz cennete dair
Ruhumuzda karanfiller açar
Karanfil bahçesidir Bosna‟mız (Akar, 1993: 25)
Savaşın en acı taraflarından bir tanesi de vefasızlıktır. O dönem Bosna‟ya gereken
yardım yapılamamıştır. Aliya Dedo‟nun savaş döneminde söylediği “Düşmanlarımız burada!
Dostlarımız nerede?” feryadı vefasızlığı gözler önüne sermektedir. Bu vefasızlığı dizelerine
taşıyan şair, bir şehidin diliyle duygularını dile getirmiş ve bir Boşnak‟ın, bütün dünyaya inat,
yaşama sevincini bizlerle paylaşmıştır.
Yıkıldım sıcacık kanım üstüne
İsterim ki, Bosna‟nın gülleri
Damlasın yüzüme, bu
Umutsuzluk değil hüzün
Ellerinizi aradım
Yoktunuz
İşte toprağa koyuyorum canımı
Bütün dünyaya inat gülümsüyorum (Göçer, 1992:23)

6

�Vefasızlık başka bir şiirde daha acı bir lisanla anlatılmaktadır. Bosna‟ya yağan
yağmurların halini gören şairimiz yağmurların tercümanı olup hislerini dile getirir.
Yağmurlar yağıp yağıp geri döndüler
Sığınacak bir yer aradılar yeryüzünde,
evlerin çatılarını, elbiselerini, suratımı,
el değmedik, en görülmedik mağaraları
suların ıslatamadığı karanlıkları yokladılar
kimseler açmadı onlara kapılarını
yağmurlar yağıp yağıp geri döndüler (Uysal, 1992:12)
Bu sessizlik, açılmayan kapılar, suların ıslatamadığı karanlıklar, yeryüzünde
bulunamayan yerler sonuçta bir dramı ortaya koyuyordu.
Dili bağlanmış çocuklara gül yetmez
Kurumuş gözyaşlarına sabır,
Çatlamış ayaklarına acımak,
Sırtına yapışmış karnına dua…
Ellerinden alınan oyuncakları değil barış
Geri gelmeyecek peri masalı… (Ünlü, 1992: 37)
Bu vefasızlık içinde vatanı için şehit olmuş Bosnalılar da unutulmamış, Ali Göçerin
dizeleriyle anılmıştır. Her şehit savaşın gerçek tanığıdır. Onların verdikleri mücadele adeta
resmedilmiştir. Bosna için yapılan fedakârlığın zirve noktasına ulaşılmış ve canlar birer birer
toprağa düşmüştür.
Bosna‟nın dağları dumandır, kardır.
Mü‟minin sükûtu sade vakardır.
Orda Osmanlı‟nın kokusu vardır
Yüksekte olmalı iman yüksekte!
Her şehit bir tohum, Bosna Hersek‟te (Çelen, 1993: 21)
Bosna‟daki feryadı bizlere duyurmaya çalışan Âşık Türki karşılık verilmeyen
çığlıkların şiirini yazar. Sabrı tavsiye eder, bir gün Bosna‟ya kavuşacağımızı söyler. Âşığımız
aslında o dönemde farkında olmadan bir vazifeyi de yapmış olur. Yazdığı şiir, bizim
gönüllerimizden başka gönüllere ulaşan bir yol olur. Bugün burada bulunmamız gönül
köprülerinin işe yaradığını göstermektedir.
7

�Ağlama güzel kız yarını bekle
Evlad-ı fatihan devrini bekle
Çok çağlar değişir sabır ekmekle
Yine ulaşırız Bosna‟ya burdan
Serden geçeriz de geçmeyiz yardan (Türki, 1992:38)
Dramı anlatan şiirlerin yanı sıra geleceğe dair ümitli olmamızı dile getiren şiirler de
yazılır. Bunlar âdete zafere götüren birer reçetedir. Yapılacak ilk iş tarihin derinliklerden
alınacak güç, bugüne taşınmalıdır. Tarihi değerlerimizi zafer adına hatırlama vaktidir.
İbrahimler hatırlanarak mücadeleyi İbrahim‟ce sürdüren “Bilge Kral‟ın yaptıkları, mücadelesi
haykırılmalıdır. Gelecek nesillerin önüne aynı idealin fertleri olduğumuz en açık bir şekilde
konmalıdır.
Nemrut bakışlar keser yolumuzu
Ölüm-kalıma yürür talihimiz
Tut ki binlerce
nemruda
karşı
biz
yapayalnız
birer
İbrahimiz (Şimşek, 1993:11)
Bütün sonlar gibi Bosna‟nın da sonunun hayırlı olması adına dillerde tek bir ses
duyulur. En umutsuz anlarda dua büyük bir ibadet olur. Yazılan şiirler dua makamındadır
artık. Yapılan dirilişe destek olma adına, kendi adına, bütün şairler adına, bütün şehitler
adına, yıkılamayan güzellikler adına, Bosnalılar adına “Son Dua” adlı şiirle duayı şair Yüksel
Peker yapar:
yeter!
demek vakti gelip geçmişse çoktan
şöyle bir silkinip yürüsek altmışmilyon
Endülüsle yaşamış
Endülüsü yaşayan
Son Boşnak düşmeden toprağa (Peker, 1993:19)
8

�Sonuç olarak; savaş yıllarında Türk edebiyatı reflekslerini hayattan yana koymuştur ve
acılara karşı duyarsız kalmamıştır. Ortaya çıkan eseler halklar arasında ortak bir duygu
yoğunluğunu yansıtmaktadır. Edebi eserlerimiz incelendikçe kara sınırı olmayan milletlerin
gönül sınırları gün yüzüne çıkmış olacaktır.

KAYNAKÇA:
AKAR, Ali (1993), “Bakışlı Çocuklar”, Türk Edebiyatı Dergisi, Şubat 1993, S.232, s. 25.
AKARSU, Kamil (1993), “Bosna Bosna”, Çınar Gençlik Dergisi, Temmuz 1993, S. 26, s.15.
ASLAN, Ensar (2008), Türk Halk Edebiyatı, Ankara, Maya Akademi Yayınları, s. 155.
ATLANSOY, Hüseyin (1993), “Kefaret”, Yedi İklim Dergisi, Şubat 1993, S.35, s.7.
BOSTANCI, Naci (2007), “Mehmet Akif Ersoy‟u Bilmek Anlamak” 70 Yıl Sonra Mehmet
Akif Ersoy Bilgi Şöleni, Ankara, Türkiye Yazarlar Birliği Yayınları, s.18.
BUDAK, Ali (1992), “Akşamdan Sabaha Örsünde Zamanın”, Türk Edebiyatı Dergisi, Kasım
1992, S.229, s.33.
BÜTÜN, Zeynep (1993), “Bosna‟yı Yaşarım Düşümde”, Bizim Dergâh Dergisi, Ocak 1993,
S.57, s.45.
COŞKUN, Sezai (2010), “ Savaş-Edebiyat İlişkisi Bağlamında Bosna Savaşı‟nın Türk Şiirine
Yansıması”, International Symposium on Sustainable Development, International Burch
University, (Sunumu Yapılmış Bildiri), Haziran 2010, s.4.
ÇELEN, Ahmet(1993), “Bosna-Hersek Destanı”, Tepe Edebiyat Dergisi, Ocak 1993, S.24,
s.21.
GENÇ, Nurullah (1992), “Bosna- Hersek Ağıdı”, Sabır Dergisi, Eylül 1992, S.3, s:20-21.
GÖÇER, Ali (1992), “Kuşlar Çığlık Attı Ağaçlar Ürperdi Vurdular Balkan Kızını”, Yedi
İklim Dergisi, Eylül 1992, S.30, s.23.
MİCHAUD, Guym (2004), “Bir Disiplin Olarak Edebiyat Sosyolojisinin Kurulması”,
Edebiyat Gönül Kürede, Edebiyat Sosyolojisi, Ankara, Hece Yayınları, s.66.
OKTAY, Ahmet (2008), İmkânsız Poetika, İstanbul, İthaki Yayınları, s.13.
PEKER, Yüksel (1993), “Son Dua”, Yedi İklim Dergisi, Mayıs 1993, S.38, s.19.
POYRAZ, Hakan (2007), “Model ve Teklif”, Mehmet Akif, Türkiye‟de Modernleşme ve
Gençlik Bilgi Şöleni, Ankara, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Mehmet Akif Araştırmaları
Yayınları, s.149.
SUBAŞI, M. İlyas (1993), “Hüzün Coğrafyası”, Türk Edebiyatı Dergisi, Mart 1993, S.233,
s.18.
9

�TACETTİN, Şimşek (1993),“Kan Ektim Küllerine”, Palandöken Dergisi, Mart 1993,S.4, s.11.
TRNKA, Kasım (2010), “Aliya İzzetbegoviç: Bosna Hersek‟in Devlet Olma Mücadelesi”,
Uluslararası Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu, 2010, Bağcılar Belediyesi Yayınları, s.47.
TÜRKİ Âşık (1992), “Çığlıklar Yarım Kaldı”, Milli Folklor Dergisi, Kış 1992, S.16, s,38.
UYSAL, Ali (1992), “Yağmurlara Dair Söz”, Yedi İklim Dergisi, Aralık 1992, S.33, s. 12.
ÜNLÜ, Özcan (1992), “Bosna‟da Dram”, Türk Edebiyatı Dergisi, Kasım 1992, S.229, s. 37.

10

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10210">
                <text>2311</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10211">
                <text>TÜRKİYEDE 1992-1995 TARİHLERİ ARASINDA YAYINLANAN DERGİLERDEKİ BOSNA KONULU ŞİİRLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10212">
                <text>KARA, Kürşad </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10213">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Süreli Yayın, Dergi, Bosna Şiiri.  ÖZET  Bosna Savaşı, Bosna-Herek’te 1 Mart 1992 tarihinden 14 Aralık 1995 tarihine kadar sürmüş olan bir savaştır. Farklı bir coğrafyada meydana gelen ama aynı kültür coğrafyasında olan bizlerin bu savaşa karşı duruşumuzu edebiyat açısından ele alarak iki ayrı mekânda bulunan aynı kültürün insanlarının ortak acısı olan Bosna Savaşını Türk edebiyatındaki yansımasını ortaya çıkarmaya çalıştık. Türkiye o tarihlerde çıkan süreli yayınlarda (dergi) yayınlanmış Bosna temalı şiirler tespit edilip Türk Edebiyatında şiir türünde Bosna Savaşı teması ele alınmış ve süreli yayınlar aracılığıyla Türk halkının Bosna Dramı hakkındaki duyguları açıklanmaya çalışılmıştır. Edebiyat tarihle ilişki içerisinde olduğu vakit zamanın hem tanıklığını yapar hem de kaydını tutar. Tutulan bu kayıtlara ulaşıldığında geçmiş günlerin panoraması gözlemlenebilecektir. Savaşın çirkin yüzünü dile getireceğimiz zaman bu kaynaklara dönülerek bir bağ kurulmuştur. Bu savaşın etkileri başka bir ülke edebiyatında ne sıklıkla yer bulduğu dile getirilmiştir. Araştırma yöntemi kullanılarak elde edilen bulgular sayısal veriler izah edilmiş. Bütün dergilere ulaşmanın zorluğu göz önüne alınarak ortalama bir dergi sayısına ulaşılıp tümevarım uygulanmış ve toplam kaç adet şiir yayımlandığı veri olarak sunulmuştur. Bir ülkenin yaşadığı bir savaşın etkilerinin başka bir ülkenin edebiyatında bir tür ele alınarak incelenmiş ve Bosna halkının Türkiye vatandaşlarına ve Türk edebiyatına karşı ilgisi artırılmaya çalışılmıştır. Kaynaşan iki halkın ortak değerler üretme adına küçük de olsa bir adım atılması sağlanmıştır. Şiirlerin yer aldığı süreli yayınlar(dergiler): İcmal Dergisi, Diyanet Aylık Dergi, Çınar Gençlik Dergisi, Güneysu Dergisi, Ağla Çınarım Ağla, Yedi İklim, Tını, Mürşid Dergisi, Sabır, Türk Edebiyat Dergisi, Milli Folklor Dergisi, Türk Yurdu Gençlik Dergisi, Seda Dergisi, Palandöken, Bizim Dergâh Dergisi, Ümit Dergisi, İcmal Dergisi, Sızıntı, İslami Edebiyat Dergisi</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10214">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10215">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10216">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10217">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1302" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1475">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e73b80519f53f88d73c83d260021c504.docx</src>
        <authentication>d04880ec799f643c57c1eb1e2cf08813</authentication>
      </file>
      <file fileId="1476">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4bdff04a03b3d27cc7a42b398508015a.pdf</src>
        <authentication>7ef4f9f275f73a9b5d0ca8855a324cd5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10209">
                    <text>BUKET UZUNER’İN ÖNCEKİ VE SONRAKİ KADIN HİKÂYESİNE FEMİNİST BİR
BAKIŞ
Ramazan GÜLENDAM - Zübeyde BİLDİRİCİ
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna
/ Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Feminizm, kadın, kadın kimliği.
ÖZET
Okur merkezli kuramlar sınıflamasına giren Feminist eleştiri, psikanaliz, Marksizm,
okuyucu olarak kadına yönelen eleştiri ve yazar olarak kadına yönelen Feminist eleştiri gibi
açılımlarla disiplinlerarası(psikolojik, kültürel, politik, sosyolojik, biyolojik, edebi, dilbilimsel
gibi) bir yaklaşımı içermektedir. Feminist edebiyat eleştirisi, kültür ve edebiyattaki yerleşik ve
dolayısıyla erkeğin bakış açısını yansıtan değerleri, kalıpları sorgular, işin öteki yüzüne dikkat
çeker. Böyle bir amaçla, bu çalışmada, Buket Uzuner’in Önceki ve Sonraki Kadın başlıklı
hikâyesi, feminist okumaya tâbii tutulacaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10201">
                <text>2316</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10202">
                <text>BUKET UZUNER’İN ÖNCEKİ VE SONRAKİ KADIN HİKÂYESİNE FEMİNİST BİR BAKIŞ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10203">
                <text>GÜLENDAM , Ramazan 
BİLDİRİCİ, Zübeyde </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10204">
                <text>Anahtar Kelimeler: Feminizm, kadın, kadın kimliği.  ÖZET  Okur merkezli kuramlar sınıflamasına giren Feminist eleştiri, psikanaliz, Marksizm, okuyucu olarak kadına yönelen eleştiri ve yazar olarak kadına yönelen Feminist eleştiri gibi açılımlarla disiplinlerarası(psikolojik, kültürel, politik, sosyolojik, biyolojik, edebi, dilbilimsel gibi) bir yaklaşımı içermektedir. Feminist edebiyat eleştirisi, kültür ve edebiyattaki yerleşik ve dolayısıyla erkeğin bakış açısını yansıtan değerleri, kalıpları sorgular, işin öteki yüzüne dikkat çeker. Böyle bir amaçla, bu çalışmada, Buket Uzuner’in Önceki ve Sonraki Kadın başlıklı hikâyesi, feminist okumaya tâbii tutulacaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10205">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10206">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10207">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10208">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
