<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=228" accessDate="2026-06-24T19:37:31+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>228</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1331" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1551">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cc24efe37fb9b71b2405816b5f93779d.docx</src>
        <authentication>1db9420407125abdd747d746b885297f</authentication>
      </file>
      <file fileId="1552">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fb5f3474b881c8813e6defa7480040e6.pdf</src>
        <authentication>97c78600ac1b079753550ca21628a231</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10479">
                    <text>“KİTAB-I DEDEM KORKUT” İLE ÇAĞDAŞ KIRGIZCADAKİ BAZI ORTAK
KELİMELER HAKKINDA
Abdusselam ARVAS
Çankırı Karatekin Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Çankırı /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Kitab-ı Dedem Korkut, Türkiye Türkçesi, Kırgız Türkçesi, kültür, genetik
benzerlik.
ÖZET
XV. asrın sonlarında yazıya geçirildiği söylenen “Kitab-ı Dedem Korkut” adlı eser,
sadece Türk dilinin ve edebiyatının değil aynı zamanda Türk kültürünün de en önemli
kaynaklarından biridir. Oğuz Türkçesiyle yazıya geçirildiği belirtilen bu eser, Anadolu dışında
yaşayan diğer Türk halklarında da mevcuttur. Türkmen, Azeri, Gagauz gibi Oğuz gruplarında
eserin kendisi mevcutken Kazak (Kıpçak), Özbek (Karluk), Altay (Sibirya) gibi Türk halklarında
ise eserdeki Bamsı Beyrek boyu farklı isimlerle yaşamaktadır. Ayrıca Kazaklarda “Korkut Ata”
adı altında anlatılar da kayda geçirilmiştir. Bununla birlikte Kazaklarda bağımsız bir destan
olarak kaydedilen “Alpamıs”ın Özbeklerde “Alpomiş”, Altaylarda “Alıp-Manaş” olduğu ve
bunların prototipinin Bamsı Beyrek olabileceği de ifade edilmiştir. Hatta Kırgızlara ait olan
“Manas Destanı”ndaki başkahraman Manas’ın “Kitab-ı Dedem Korkut”taki Bamsı Beyrek’le
ilişkisi kurulmuştur. Ayrıca “Kitab-ı Dedem Korkut”ta geçen “Segrek” isminin, “Manas
Destanı”ndaki “Sırgak” adlı kahramanın prototipi olduğu da ileri sürülmüştür. Bu bağlamda
“Kitab-ı Dedem Korkut”, Türk destancılık geleneğinde bir merkez görevi üstlenebileceği gibi
Türk lehçelerindeki kelimelerin kültürel açıdan mukayesesinde de temel bir kaynak olarak
kullanılabilir. Özellikle de “atlı bozkır medeniyeti”nin en önemli temsilcilerinden olan Türk
halklarının hayvancılık, akrabalık, organ terimleri bakımından mukayesesi değerli veriler ortaya
koyacaktır. Bu noktada ise Türk halklarının genetik benzerlikleri devreye girecektir. Genetik
benzerlik ise bilim adamlarının köken olarak aynı ırka dayalı olan toplumlar için kullandığı bir
terimdir. Bu bildiride ise “Korkut Ata Kitebi” adıyla Kırgızcaya aktarılan eser de göz önünde
bulundurulmak suretiyle Çağdaş Kırgız Türkçesi ile “Kitab-ı Dedem Korkut”taki ortak kelimeler
tespit edilmeye ve bu kelimelerin kültürel arka planı hakkında bilgi verilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10471">
                <text>1879</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10472">
                <text>“KİTAB-I DEDEM KORKUT” İLE ÇAĞDAŞ KIRGIZCADAKİ BAZI ORTAK KELİMELER HAKKINDA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10473">
                <text>ARVAS, Abdusselam</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10474">
                <text>Anahtar Kelimeler: Kitab-ı Dedem Korkut, Türkiye Türkçesi, Kırgız Türkçesi, kültür, genetik benzerlik.  ÖZET  XV. asrın sonlarında yazıya geçirildiği söylenen “Kitab-ı Dedem Korkut” adlı eser, sadece Türk dilinin ve edebiyatının değil aynı zamanda Türk kültürünün de en önemli kaynaklarından biridir. Oğuz Türkçesiyle yazıya geçirildiği belirtilen bu eser, Anadolu dışında yaşayan diğer Türk halklarında da mevcuttur. Türkmen, Azeri, Gagauz gibi Oğuz gruplarında eserin kendisi mevcutken Kazak (Kıpçak), Özbek (Karluk), Altay (Sibirya) gibi Türk halklarında ise eserdeki Bamsı Beyrek boyu farklı isimlerle yaşamaktadır. Ayrıca Kazaklarda “Korkut Ata” adı altında anlatılar da kayda geçirilmiştir. Bununla birlikte Kazaklarda bağımsız bir destan olarak kaydedilen “Alpamıs”ın Özbeklerde “Alpomiş”, Altaylarda “Alıp-Manaş” olduğu ve bunların prototipinin Bamsı Beyrek olabileceği de ifade edilmiştir. Hatta Kırgızlara ait olan “Manas Destanı”ndaki başkahraman Manas’ın “Kitab-ı Dedem Korkut”taki Bamsı Beyrek’le ilişkisi kurulmuştur. Ayrıca “Kitab-ı Dedem Korkut”ta geçen “Segrek” isminin, “Manas Destanı”ndaki “Sırgak” adlı kahramanın prototipi olduğu da ileri sürülmüştür. Bu bağlamda “Kitab-ı Dedem Korkut”, Türk destancılık geleneğinde bir merkez görevi üstlenebileceği gibi Türk lehçelerindeki kelimelerin kültürel açıdan mukayesesinde de temel bir kaynak olarak kullanılabilir. Özellikle de “atlı bozkır medeniyeti”nin en önemli temsilcilerinden olan Türk halklarının hayvancılık, akrabalık, organ terimleri bakımından mukayesesi değerli veriler ortaya koyacaktır. Bu noktada ise Türk halklarının genetik benzerlikleri devreye girecektir. Genetik benzerlik ise bilim adamlarının köken olarak aynı ırka dayalı olan toplumlar için kullandığı bir terimdir. Bu bildiride ise “Korkut Ata Kitebi” adıyla Kırgızcaya aktarılan eser de göz önünde bulundurulmak suretiyle Çağdaş Kırgız Türkçesi ile “Kitab-ı Dedem Korkut”taki ortak kelimeler tespit edilmeye ve bu kelimelerin kültürel arka planı hakkında bilgi verilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10475">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10476">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10477">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10478">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1330" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1547">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/46f7605d2cfcd36ea6dd559f3656251b.docx</src>
        <authentication>9ed851c2843b0f779fde5f21b27e3388</authentication>
      </file>
      <file fileId="1548">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/efb6de0eff5ba8247fafa79315f4566b.pdf</src>
        <authentication>c274e3799129a05981432372820fdcbc</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10469">
                    <text>TERCÜME-İ AYNÜ’L-HAYAT’TA “DOĞUM” İLE İLGİLİ UYGULAMALAR
Sibel ARTAN
Sakarya Üniversitesi, Türk Dili Bölümü, Sakarya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Tercüme-i Aynü’l-Hayat, Doğum, Halk inanışları, Hayvan.
ÖZET
İnsan yaşamının en önemli geçiş dönemlerinden biri olan doğumla ilgili çeşitli inançlar,
gelenek ve görenekler ve bunlara bağlı oluşan ritüeller şüphesiz kültürün içinde önemli bir yer
teşkil ederler. Geçiş dönemlerinin başlangıcı olan doğum çevresinde oluşan halk inanışlarını 16.
yüzyıl Osmanlı âlimlerinden Bâlî Efendi tarafından yazılan Tercüme-i Aynü’l- Hayat adlı eser
çerçevesinde ele alınmıştır. Eser, Hayatü’l-Hayavan’ın Ömer bin Yûnus el-Hanafî el-Nahifî
tarafından yapılan muhtasarının Türkçeye tercümesidir. Eserde kuşların ve hayvanların
özellikleri, faydaları yanında birçok hayvanın insanla ilgili gerek fiziksel gerekse psikolojik
rahatsızlıkları iyileştirici özelliklerinden bahsedilmiş, doğumla ilgili birçok uygulamaya da yer
verilmiştir. Çalışmamızda eserde doğum öncesinden doğum sonrasına kadar olan doğurganlığı
arttırıcı, doğum kontrolünü sağlayıcı ve doğumu kolaylaştırıcı birçok uygulama tasnif edilerek
incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1549">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/bf1835eabfba4b43f4fef74215eaafc2.docx</src>
        <authentication>7d6e3aaa7e625c084d86d1ef03a7ea16</authentication>
      </file>
      <file fileId="1550">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/111e361b6e107e6e9e6a03274624a2db.pdf</src>
        <authentication>a2947719222efdecf3cb7cd024f70995</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10470">
                    <text>BÂLÎ EFENDĠ’NĠN TERCÜME-Ġ AYNÜ’L-HAYAT’INDA “DOĞUM”
Sibel ARTAN
Özet
İnsan yaşamının en önemli geçiş dönemlerinden biri olan doğumla ilgili çeşitli
inançlar, gelenek ve görenekler ve bunlara bağlı oluşan ritüeller şüphesiz kültürün içinde
önemli bir yer teşkil ederler.
Geçiş dönemlerinin başlangıcı olan doğum çevresinde oluşan halk inanışlarını 16.
yüzyıl Osmanlı âlimlerinden Bâlî Efendi tarafından yazılan Tercüme-i Aynü‟l- Hayat adlı
eser çerçevesinde ele alacağız. Eser, Hayatü‟l-Hayavan‟ın Ömer bin Yûnus el-Hanafî elNahifî tarafından yapılan muhtasarının Türkçeye tercümesidir. Eserde kuşların ve hayvanların
özellikleri, faydaları yanında birçok hayvanın insanla ilgili gerek fiziksel gerekse psikolojik
rahatsızlıkları iyileştirici özelliklerinden bahsedilmiş, doğumla ilgili birçok uygulamaya da
yer verilmiştir.
Çalışmamızda eserde doğum öncesinden doğum sonrasına kadar olan doğurganlığı
arttırıcı, doğum kontrolünü sağlayıcı ve doğumu kolaylaştırıcı birçok uygulama tasnif edilerek
incelenecektir.
Anahtar Sözcükler: Tercüme-i Aynü‟l-Hayat, Doğum, Halk inanışları, Hayvan

APPLICATIONS RELATED WITH “BIRTH” IN TERCÜME-Ġ AYNÜ’L HAYAT
Abstract
Various beliefs related to childbirth which is one of the most important period of
transition of human life, traditions and customs and the rituals attached to them undoubtedly
constitute an important place in the culture.
The folk beliefs that constitute around birth that is the beginning of transition period
will be examined within the framework of the work of Tercüme-i Aynü‟l Hayat that was
written by Bali Efendi, who was one of the 16.century Ottoman scholars. The work is the
abridged Turkish translation made by Hayatü‟l-Hayavan Ömer bin Yûnus el-Hanafî el

Okutman, Sakarya Üniversitesi, Türk Dili, smurad@sakarya.edu.tr

�Nahifî. The features of birds and animals, benefits and beside these the healing properties of
both physically and psychologically diseases of many animals related with human beings are
mentioned in this work.
The improvement of fertility of the prenatal until after birth, birth control provider and
many applications to facilitate the birth will be sorted and analyzed.
Key Words : Tercüme-i Aynü‟l-Hayat, Birth, Folk Beliefs, Animal

Bâlî Efendi’nin Tercüme-i Aynü’l-Hayat’ında “doğum”

Türk bilim tarihi açısından verimli bir dönem olarak nitelendirebileceğimiz 16. ve 17.
yüzyıllarda birçok alanda telif ve tercüme eserler kaleme alınmıştır. Türk bilim tarihi, birçok
alanda yetiştirdiği sayısız bilim adamıyla, özellikle tıp alanında dikkat çekmektedir. Anadolu
Selçuklu Devleti‟nin kurulmasından sonra bu coğrafyada birçok darüşşifa inşa edilerek, bu
darüşşifalarda bir taraftan tedavi hizmetleri verilirken diğer taraftan hekimler yetiştirilmiştir.
(Doğan, 2009: 3)
Bu dönemlerde Türkçe eserler verilmiş olsa da bu eserlerin birçoğu tercümedir. Bu eserlerden
biri olan Tercüme-i Ayn‟ül-Hayat 16. yüzyıl Osmanlı âlimlerinden olan Bâlî Efendi‟ye (öl.
980/1572-73) aittir. Bâlî Efendi Hayatü‟l-Hayavan‟ın Ömer bin Yûnus el-Hanafî el-Nahifî
tarafından yapılan muhtasarını Tercüme-i Aynü‟l- Hayat adıyla tercüme etmiştir. Eserde,
kuşların ve diğer hayvanların özellikleri ve faydaları anlatılır. Akıcı bir üsluba sahip olan eser
H. 975 (1567-68) II. Selim‟e takdim edilmiştir. Kitapta birçok ayet ve hadislerin yanında
Kazvînî, Kamâluddîn el-Demîrî, İmam el-Navavî, Aristo, İbn-i Sînâ, İbn el-Vardî, İbn-i Kasîr,
İbn-i „Asakîr‟in eserlerinden iktibaslar yapılmıştır. Alfabetik olarak tertip edilen kitap, insan
maddesiyle başlar; aslan, at, deve, akrep, pars, sığır gibi hayvanları tanıtarak devam eder.
Hayvanların daha çok tıbbî faydalarını ele alan eserde, maddeler hayvanların Arapça adlarıyla
alfabetik olarak sıralanmıştır.
Eserin İstanbul-Süleymaniye Kütüphanesi Halet Efendi Kitaplığı n. 367 ve Bursa- İnebey
Yazma Eserler Kütüphanesi n. 1552/1‟de kayıtlı olmak üzere iki nüshası bulunmaktadır. Her
iki nüsha da tarafımızca doktora tezi olarak halen çalışılmaktadır.
Tarihi en az insanlık tarihi kadar eski olan hastalıklarla insanoğlu binlerce yıldır mücadele
etmiştir. Bu mücadelenin bir ürünü olarak doğan modern tıp, varlığını insanlığın binlerce

�yıllık bilgi birikimine borçludur. (Doğan, 2011:120) Türk bilim tarihi tıp alanında önemli
hekimler, eczacılar yetiştirmiştir. Bunların yanı sıra kendilerine özgü tedavi yöntemleri
bulunan ve bitkilerden ilaç yapan kişilerin yani halk hekimlerinin varlığı da göz arda
edilmemelidir. Bunlar çoğunlukla tedavi yöntemlerini büyüklerinden öğrenmiş deneyimli
kişiler olup tedavide bitkisel, madensel ve hayvansal maddelerle hazırladıkları “halk ilacını”
kullanırlar. (Şen, 2012: 2.) Halk hekimleri en eski dönemlerden beri halkın sağlığı ve
problemleriyle alakalı aktif bir rol oynamışlar ve ilaçlarının ham maddelerini çoğunlukla
doğadan edinmişlerdir. Örneğin, Altay, Tuva, Hakas ve Şor destanlarında hayvan kaynaklı
ilaçlar içinde göğün boğasının boynuzu, ciğeri ve yüreği balina veya ayı kaburgası
hayvanların özellikle kahramanın atının sidiği, dışkısı kanı ve sütü bulunmaktadır. (Atnur,
2010:57) Çeşitli hayvanlara ait dışkı, kan veya sütle tedavi yoluna gidilmesi de yine eski Türk
geleneksel tıbbının kullandığı yöntemler arasındadır.
Halkın olanakları bulunmadığı için veya başka sebeplerle doktora gitmediğinde ya da gitmek
istemediğinde, hastalıkları tanımlama ve iyileştirme amacıyla başvurduğu yöntem ve
işlemlerin tümüne “halk hekimliği” denmektedir. Bu açıdan hastalık deyimi de alıştığımızdan
daha geniş bir anlam kapsar. Bununla sadece kişinin sağlık durumundaki aksaklıklar değil,
kısırlıktan tutun da nazar değmesi gibi insanlardan gelebilecek kötü etkilere ve tabiat dışı
varlıkların (cinler, periler vb.) sebep olabilecekleri sakatlıklara kadar türlü bozuklukları
anlamak gerekir. (Boratav,1984:122) Halk hekimliği ile ilgili bir diğer yaklaşımsa ilkel tedavi
yöntemleri ve batıl inanışların halk hekimliğinin temelini oluşturduğu düşüncesidir.(Doğan,
2011: 121) Bu sebeple içinde birçok hekimden alıntıların ve tecrübelerin aktarıldığı Tercümei Aynü‟l-Hayat‟a geleneksel ve büyüsel yöntemlerin uygulandığı bir halk hekimliği kitabı
demek yanlış olmayacaktır.
Uykusuzluktan, sara hastalığına; çeşitli iç hastalıklarından fiziksel birçok hastalığa kadar
çeşitli bitkisel, hayvansal ve büyüsel birçok tedavi yöntemi içermektedir. Hastalıkların dışında
nazara karşı koruyucu, aşk ve muhabbeti arttırıcı, savaşta ve ikili ilişkilerde üstün gelmekle
alakalı birçok büyüsel uygulamalardan da bahsedilmektedir.
Söz konusu eserde çalışmamıza konu olarak seçtiğimiz doğum öncesi, doğum ve doğum
sonrasıyla alakalı olarak da birçok geleneksel tedaviye ve büyüsel uygulamalara yer
verilmiştir.
Bilindiği üzere doğum, insan hayatının en önemli ve mutlu olayı olarak kabul edilmektedir.
İnsanoğlunun yaratılışında bulunan çoğalma, soyun devamı gibi özellikler sebebiyle doğum,

�öncesiyle ve sonrasıyla tüm kültürlerde önemli bir geçiş dönemi olmuştur. Doğum, annenin
gebe kalma isteğinden başlayarak yüzlerce adetin, inancın, dinsel ve büyüsel özlü yüzlerce
işlemin hücumuna uğrayarak adeta onlar tarafından yönetilmektedir. (Örnek, 2000: 132)
Doğum öncesi denilen dönem, kadının çocuk sahibi olma isteğiyle başlar. Çocuğu olmayan
ailelerde ilk bakışta kusur kadında aranmıştır. Dolayısıyla kadının kısır olup olmadığını
öğrenmek, doğacak çocuğun cinsiyetini belirlemek ve gebelik süresince doğacak çocuğun
düşmemesini, sağlıklı olmasını, fiziksel ve psikolojik her türlü zarardan korunmasını, annenin
sütünün artmasını sağlamak gibi konularla ilgili çeşitli inanışlar ve bunlara bağlı gelişen
uygulamalar bulunmaktadır.
Bu uygulamaların bir kısmı halk hekimliği ve geleneksel sağaltma yöntemleri olup bir kısmı
da büyüsel uygulamalardır. Çocuğu olmayan kadının çeşitli buğulara oturtulması, rahime
çeşitli ilaçlar uygulanması, belin çekilmesi gibi uygulamalar halk hekimliği ve geleneksel
sağaltmayla ilgilidir. Çeşitli tılsımlar veya Kuran‟da geçen bazı ayetlerin yazılıp çocuğu
olmayan kadının üzerinde bu tılsımları veya duaları taşıması ve buna bağlı yapılan işlemler
ise büyüsel uygulamalara girmektedir. Örneğin, kısırlığı gidermek için Trabzon, Giresun,
Rize‟de bir kırlangıç avlandıktan sonra sol kanadı bütün olarak kesilip alınmakta, üç gün ay
ışığında bırakılarak kısır kadının da adı söylenip kuşun kanadı bir ocağın çevresinde yedi kez
döndürülmektedir. Bu sırada “ya Kadir” cümlesi okunarak ocağa üfürülmektedir. Kuş
kanadına kadının adının yazılıp muşambaya sarılı bir şekilde bir ipek iplikle bağlanıp bir
kıyıya bırakılmalıdır. Çocuğun düşmesini önlemek için Sivas- Tokat- Zile‟de bir kertenkele
yakalanarak bir teneke kutu içine diri diri hapsedilmelidir. Doğum yapacak kadın bu kutuyu
muska haline getirip, boynunda taşımalıdır. (Sipahi,2006: 58.)
Gebelik süresince kadının ve bebeğin korunmaları esastır. Özellikle nazar veya farklı
boyutlardaki kötü yaratıklardan korunması için çeşitli dualar ve uygulamalar yapılır. Bebeğin
düşmesinin bir yerde bu kötü enerjilerle alakalı olduğu düşünülür.
Doğumun kolay bir şekilde gerçekleşmesi için çeşitli buhurlar ve ilaçların yanı sıra halk
arasında uygulanan işlemler de vardır: kilit açma, düğüm çözme gibi.
Gebelik sonrası süreçte ise doğan çocuğun sağlıklı olması esastır. Sadece sağlıklı olması
yetmez, çocuğun iyi huylu, güzel ahlaklı olması, vaktinde yürüyüp konuşması ve diş
çıkarması gibi hususlar da önem arz eder. Ve çocuğun anne sütünden yararlanması gerekir ki
bu yüzden anne sütünü arttırıcı kürler kadına uygulanır.

�Çocuğun gece uykusunda ağlaması ya da farklı nesnelerden, karanlıktan korkması, sara,
sarılık gibi hastalıklardan korunması ve en önemlisi de kötü gözlerden yani nazardan
korunması için çeşitli uygulamalara birçok yerde rastlanmaktadır.
Tercüme-i Aynü‟l-Hayat adlı eserde geçen doğumla alakalı bazı uygulamalar şunlardır:

Gebeliğe yardımcı ve doğumu kolaylaştırıcı, süt arttırıcı uygulamalar:

1.
bu
ayet perşembe günü ağaçkavunu çiçeğinden yedi yaprağa yazılıp daha sonra kadına bu
yapraklar artarda yutturulursa, her yapraktan sonra sarı inek sütü içirilirse ve bu işlem
üç gün boyunca tekrarlanırsa kadın hamile kalır.
2. Tavşan beyninden bir dirhem içen kadın kolaylıkla karnındaki çocuğu çıkartır ve
doğumu kolay olur.
3. Bir kadının kısır olup olmadığını öğrenmek için bir parça pamuk içine sarımsak konup
yedi saat bekletilir. Eğer sarımsak kokusu kadının ağzından gelirse kadına ilaç yapılır
ve hamile kalmasına bir engel olmadığı anlaşılır.
4. Bir kadın birzun kuşunun kanından içerse asla hamile kalmaz ve kadına birzun
kuşunun gübresiyle buhur yapılırsa kadın karnındaki cenini çıkartır.
5. Eğer hamile bir kadın katırın sidiğini içerse çocuğu ölü olarak doğar.
6. Hamile kadına sığır hayâsıyla buhur yapılırsa cenin ölü ya da diri kolaylıkla doğar.
7. Kadına eşek tırnağı ile buhur yapılırsa çocuk diriyse doğumu hızlı ve kolay olur. Eğer
karnındaki çocuk ölüyse de dışarı çıkması kolay olur.
8. Yarasa ödünü doğumu zahmetli olan kadının rahmine sürseler kadının doğumu hemen
gerçekleşir.
9. Tavuk yumurtasının kabuğu yumuşakça dövülüp suyla birlikte doğurmakta zorluk
çeken kadına içirilirse, kadın hemen hamile kalır ve doğurması kolay olur.
10. Misk kedisinin teri, rahim boğulmasına ve doğum zahmetine fayda verir.
11. Şahmetü‟l-arz denilen yer kurdu yakalanıp kurutulup doğurma güçlüğü çeken kadına
bir dirhem içirilirse anında fayda verir ve kadın doğurur.

�12. Sırtlan derisi hamile bir kadının karnı üzerine bağlanıp kadın bunu taşırsa çocuğunu
düşürmez.
13. Tavus kuşunun tırnağı kadının uyluğu üzerine bağlanırsa kadın hemen hamile kalır.
14. Tavus kuşunun tırnağı doğum yapacak kadının bağı (kemeri) altında buhur yapılırsa
kadın çabuk doğurur.
15. Tavşancıl kuşunu doğurması güç kadının üzerine assalar kadın kolaylıkla doğurur.
16. Tavşancıl kuşunun ödünü sütü azalmış kadının memesine sürseler sıkıntısını giderip
sütünü arttırır.
17. At gübresini kurutup ezip onunla hamile kadına buhur yapsalar çocuk kolaylıkla
doğar.
18. Kara köpek gübresini bir kadın üzerinde taşırsa çocuğunu düşürmesini engeller.
19. Akbabanın kanadından bir tüyü doğurmak isteyen kadının altına koysalar hamile
kalır.
20. Koç ve sığırın iç yağları pırasa suyuyla karıştırılıp bunu üzerinde taşıyan
hatunun doğurması kolay olur.
Çocuğun cinsiyetiyle ilgili uygulamalar:
21. Eğer bir kadın hamile kalmadan önce erkek tavşan mayasını (öz suyunu) içse erkek,
dişi tavşan mayasını içse kız doğurur.
22. Eğer hamile bir kadının çocuğunun kız mı erkek mi olduğu öğrenilmek istenirse bir
biti tutup bir adamın avucu içine koyup hamile kadının sütünü üzerine sağarsa eğer bit
sütün içinden çıkarsa çocuk kız, çıkmazsa erkektir.
Çocuğun fiziksel özellikleriyle ilgili uygulamalar:
23. Güzel bir suret resm edilip kadın o surete bakarsa doğacak çocuk o güzel surete
benzer.
24. Arslan dişi küçük çocuk üzerine asılırsa çocuğun dişler kolaylıkla çıkar.
25. Tavşan beyni küçük çocukların dişlerine sürülürse dişleri çabuk çıkar.
26. Tilkinin hayâsı çocuk üzerine bağlanırsa çocuğun dişleri zahmetsizce çıkar.
27. Ayının azı dişini emziren kadının sütüne koyup, çocuğa içirseler çocuğun dişleri
kolaylıkla çıkar.
28. Eğer köpek dişini çocuk üzerine asarlarsa çocuğun dişleri zahmetsiz ve ağrısız çıkar.

�29. Köpek topuğunu çocuk üzerine asarlarsa çocuğun dişleri kolay ve ağrısız bir şekilde
çıkar.
30. Saksağan kuşunun kanını kurutup gülsuyuyla karıştırıp konuşmayan çocuğa içirseler
çocuğun dili açılıp konuşmaya başlar.
31. Saksağan iliğini siniriyle beraber çocuğa yedirseler çocuk zeki ve ezberi kuvvetli olur.
32. Arap atının teri kırk gün bir çocuğun kasığına ve koltuk altlarına sürülse çocukta kıl
çıkmaz.

Nazar ,korku, ağlama gibi psiklojik durumlarla ilgili uygulamalar:
33. Deve kılını yatağını ıslatan çocuğun uyluğuna bağlanırsa yatağını ıslatması geçer.
34. Eğer hamile bir kadın erkek veya dişi katırın beyninden bir miktar içerse doğacak
çocuğu deli olur.
35. Tekeninin gübresini çok ağlayan çocuğun başı altına koysalar ağlaması hafifler.
36. Tilkinin azı dişini ümmüsübyanı olan çocuk üzerine bağlasalar çocuğun hastalığı
geçip uykusunda bağırıp ağlaması iyileşir ve güzel ahlaklı olur.
37. Tilkinin azı dişleri gece vakti ağlayan küçük çocukların üzerine asılsa ağlamasını
giderir.
38. Eşeğin alnındaki deri çocuğun üzerine asılırsa çocuğun feryat ve bağırışları ortadan
kalkar.
39. Dişi eşek sütünü ağlayan çocuğa içirseler çocuğun ağlaması kesilir.
40. Ayının sağ gözünü küçük çocuk üzerine assalar çocuğun uykuda bağırıp ağlaması
sona erer.
41. Ayı derisini huysuz, çok ağlayan çocuğun üzerine assalar çocuğun ağlaması ortadan
kalkar.
42. Tavuk kursağında bulunan taşı küçük çocuğun başının altına koysalar uykusunda
bağırıp ağlamaz.
43. Domuz balığının dişlerini çocukların üzerine asarlarsa çocuklar feryat edip ağlamaz.
44. İbn-i Sinaya göre kurdun sağ gözü çocuklar üzerine asılsa nazardan korur ve çocuğun
gece korkusuna iyi gelir.
45.

�bir kişi bu ayet-i kerimeyi cuma gecesi safran ve gülsuyuyla ceylan derisi
üzerine yazıp çocukların üzerine assa çocukların korkularına fayda verir.
46.
bir kişi
bu ayet-i kerimeyi ceylan derisi üzerine yazıp bakırdan bir kolye içine koyup çok
ağlayan küçük çocuğun boynuna assalar ağlaması kesilir ve iyi huylu olur.
47. Fil kemiğini çocukların boynuna taksalar ağlamaları ve bağırmaları ortadan kalkar.
48. Kurdun iki gözleri hangi çocuk üzerine asılırsa o çocuk sara hastalığına yakalanmaz.
49. Kurdun topuğunu çocukların boyunlarına bağlasalar saradan ve ümmüsübyan
derdinden korunur.
Doğum kontrolüyle ilgili uygulamalar:
50. Kadının loğusalık kanını memesine sürmesi kadını ikinci hamilelikten korur.
51. Tavşan dışkısını (gübresini) bir kadın boynuna asarsa asla hamile kalmaz.
52. Tavşan kanını içen bir kadın asla hamile kalmaz.
53. Tavşan mayasını taşımak kadını hamile bırakır, tavşan kanını içmekse hamile
kalmasını engeller.
54. Katırın kalbi kurutulup bir parçasından kadın içse hamile kalamaz.
55. Katırın kulak kirini bir kadın üzerinde taşırsa asla hamile kalmaz.
56. Eğer bir kadın kurt sidiği üzerine küçük abdestini yaparsa o kadın asla hamile kalmaz.
57. Gelincik avuçlarını bir kadın boynuna takıp taşırsa üzerinde taşıdığı müddet asla
hamile kalmaz.
58. Bir kadın dişi koyun tüyünü üzerinde taşırsa doğurganlığı azalır.
Bulguların Orjinal Hali:

1.

iş bu āyāt kirām-ı ḥamel ve ḥabel içün ve ana ḳarnında oġlancuġuŋ ḥıfẓiçün
ve daḫı ḳabūliçün ve nāsuŋ gözlerine heybetlü olmaḳ içündür pes bir
kimesne böyle olmaḳ istese bu āyeti pençşenbe güni aġaç ḳavunı

�çiçeginden yedi varaḳda yazsa andan ṣoŋra ʿavratına ol yapraḳları biri biri
ardınca yut dėyü emrėdüb her varaḳ üzre ṣaru inek südin içürüb üç gün bu
vechle eylese ol ʿavrat bi-iẕni’l-lāh yüklü ola (5-a)
2. eger (erneb) anuŋ beynisinden bir dirhem içeler şikemde olan oġlanı ısḳāṭ
ėdüb vilādeti āsān ola (26-a)
3. baʿż ṭabḭbler eydür ḳaçan bir ʿavratuŋ ʿaḳḭm eydügini ve ʿaḳḭm degül
eydügini bilmek isteseŋ penbe içre ṣarmısaḳı getürmek buyurasın ki yedi
sāʿat ṭura eger ṣarmısaḳ ḳoḫusı aġzından gelürse aŋa edviyye ile ʿilāc ėde
bi-iẕni’l-lāh ol ʿavrat yüklü ola ve illā yüklü olmaz rāzḭ ėder (3-b)
4. bir ʿavrat birẕūn ḳanından içse ebeden ḥāmil olmaya birẕūn ziblini buḫūr
etseler ʿavrat karındaġı cenḭn yaʿnḭ oġlan ḫurūc ede (33-a)
5. eger bir ḥāmil ʿavrat baġaluŋ bevlini içse cenḭni mürde düşüre (34-b)
6. (ḫayā-yı baḳar) anuŋıla ḥāmil ʿavrata buḫūr etseler vilādeti āsān ola ve
cenḭni eger zinde ve mürde iḫrāc ede (35-b)
7. ʿavrat ḥımār ṭırnaġı ile tebḫḭr olınsa diri olduġı ḥālde veledi ḫurūc-ı sühūlet
ile tḭz-rek ola eger cenḭn yaʿnḭ şikemdeki veled meyyit olsa anı daḫı iḥrāc
ėdüb çıḳara (53-b)
8. ḫuffāş merāresini ṭoġurması güç olan ʿavrat fercine mesḥ etseler hemān
sāʿat ṭoġura (64-b)
9. (tavuk) yumurdanuŋ ḳabını muḥkem yumşaḳ saḥḳ ėdüb ṣuyla ṭoġurmaḳda
ʿusret çeken ʿavrata içüresin ol ʿavrat siryaʿān vażʿ ḥaml ede zaḥmet
çekmeye (70-b)
10. ol bir ḥayvāndur kediye beŋzer iki uyluḳları arasından zebād alurlar ve o
zebāduŋ ruṭūbeti muʿtedildür ve mertebe-yi ṧāniyede ḥārdur ʿusr-ı vilādete
yaʿnḭ raḥm boġulmasına ve oġlanı güç ṭoġurmasına fāʾide ve nefʿ vėrür(90b)
11. şaḥmetü’l-arż dedükleri cānveri ṭutub ve ḳurudub ṭoġurması güç ʿavrata
andan bir dirhem miḳdārı içürseler hemān sāʿat ṭoġura (92-a)

�12. eger żabʿ derisini bir ḥāmil ʿavrat ḳarnı üzerine baġlayub götürse ol ʿavrat
oġlanın düşürmeye (96-b)
13. ṭāvus çengālı muṭlaḳa ʿavratuŋ uyluġı üzre baġlansa fḭ’l-ḥāl vażʿ ḥaml ede
(98-b)
14. ṭāvus maḫlebini ṭoġuracaḳ ʿavratuŋ baġı altında buḫūr etseler ol ʿavrat tḭz
ṭoġura (98-b)
15. e’l-ʿuḳāb (ṭavşancılḳuşı) ṭoġurması ṣarb ʿavrat üzre anı taʿlḭḳ etseler ol
ʿavrat tḭz ṭoġura (101-a)
16. ʿuḳḳāb merāresini memesinde südi münʿaḳid olmış ʿavratuŋ memesinde
ṭılā etseler elemini sākin edüb südini çoḳ ede (101-a)
17. feres ziblini ḳurudub ve saḥḳ edüb anuŋıla yarsalar ḳarından veledi iḫrāc
ede (112-b)
18. ḳara kelbüŋ ziblini bir ʿavrat götürse oġlan düşürmekden emḭn ola (122-b)
19. (e’n-nesr kerkes dedükleri maʿrūf ḳuşdur) ḳaçan anuŋ ḳanadından bir yüŋi
ṭoġuracaḳ ʿavrat altına ḳosalar fevrḭ vażʿ ḥaml ede (124-a)
20. ḳoç ve ṣıġırlar şaḥmlarını kürrāṧ ṣuyıyıla yaʿnḭ helyūn ṣuyıyla cemḭʿan ḫılṭ
edüb ʿavrat götürse ṭoġurması āsān ola(119-b)
21. eger bir ʿavrat evvel ḥamlinde erkek ṭavşanuŋ māyesini içse erkek ṭoġura ve
eger dişisinüŋ içe ḳız ṭoġura
22. eger bir gebe ʿavrat erkek mi veyā ḳız mı ḥāmildür bilmek dileseŋ bir biti
ṭutub bir ādemüŋ keffi içine ḳoyub üzerine ḥāmil ʿavrat südini ṣaġa eger bit
süd içinden ḫurūc ederse ol ʿavrat ḳıza ḥāmildür eger ḫurūc etmez ise
erkege ḥāmiledür (118-a)
23. ḳaçan ki bir ḫūb- rūy ṣabḭ sūreti taṣvḭr ve naḳş olınub ʿavrat ol ṣūrete naẓar
ḳılsa vücūda gelen veled ekṧer āʿżāde aŋa beŋzeye (2-a)
24. arslan dişini küçük oġlancuḳ üzere taʿlḭḳ etseler ol oġlancuġuŋ dişleri
sühūlet ile bite (17-b)
25. (erneb) anuŋ dimāġını küçük oġlancuġuŋ dişleri mevżiʿne sürseler dişleri tḭz
bitüre (26-a)

�26. dilkünüŋ ḫāyesi ṣabḭ üzre şedd olınsa dişleri zaḥmetsüz bite (44-b)
27. ayunuŋ azu dişini emzürici ḫatunuŋ südine bıraġub oġlancuġa içürseler ol
maʿṣūmuŋ dişleri āsānlıġıla bite (68-a)
28. eger kelb dişini ṣabḭ üzre taʿlḭḳ etseler zaḥmet ve elemsüz dişleri ḫurūc ede
(121-b)
29. (kelb nābını) eger ṣabḭ üzre taʿlḭḳ olınsa elem ve vecaʿsuz dişi bite (122-a)
30. ʿaḳʿaḳ ḳanını ḳurudub gülābla ḳarışdurub söylemez oġlancuġa içürseler dili
açılub tekellüm ede (102-b)
31. ʿaḳʿaḳiligini siŋür ile ṣabḭye yedürseler faṣḭḥ ve ẕekḭ ve fehḭm ve ḥāfıẓ oluban
büyüye (102-b)
32. feres-i ʿarabḭnüŋ deri ile ḳırḳ gün bir ṣabḭnüŋ ḳasıġına ve ḳoltuġına ṭılā
olınsa anda ḳıl bitmeye (112-b)
33. deve ḳılını döşegine tebevvül eden ṣabḭnüŋ uyluġına baġlasalar zāḭl ola (22b)
34. eger bir ḥāmilʿ avrat baġal ve baġale dimāġından bir şemme içse anuŋ
veledi mecnūn ola (34-a)
35. tekenüŋ sergḭnini çoḳ aġlayan ṣabḭnüŋ başı altına ḳosalar bükāsı yeyni ve
ḫafḭf ola (43-b)
36. ṧaʿlebüŋ azu dişini rḭḥ-i ṣıbyānı olan ṣabḭ üzerine baġlasalar ol ṣabḭden rḭḥ-i
ṣıbyān gidüb uyḫusında fezaʿ ve feryād etmeye ve aḫlāḳı ḫūb ve zḭbā ola
(44-a)
37. (dilkünüŋ azu dişleri) gice ile fezaʿ ėdüb çoḳ aġlayan ṣaġḭr oġlancuḳ üzerine
taʿlḭḳ olınsa fezaʿ ve keṧret bekā ol ṣaġḭrden gide (44-a)
38. ḥımāruŋ alnı derisini sıbyān üzre taʿlḭḳ etseler anuŋ fezaʿ ve feryādlarını
menʿ ede (52-b)
39. ḥımāre südini aġlaması çoḳ ṣabḭye içürseler bükā andan zāḭl ola (53-b)
40. (ayunuŋ saġ gözini) ṭıfl oġlan üzre taʿlḭḳ olınsa uyḫusında ḳorḳub fezaʿ
etmeye (68-b)

�41. ayu derisini ḫılḳı çirkḭn çoḳ aġlar ṣabḭ üzre taʿlḭḳ etseler aġlamasını zāḭl ede
(68-b)
42. (ṭavuḳ ḳursaġında bir ṭaş olur ol ṭaşı alub) küççük oġlancuġuŋ başı altına
ḳosalar uyḫusında çaġırub fezaʿ etmeye (70-a)
43. (ṭoŋuz balıġı) anuŋ dişlerini oġlancuḳlar üzre taʿlḭḳ etseler oġlancuḳlar fezaʿ
ve feryād etmeyeler (72-b 8-9.s)
44. ibn-i sḭnā eydür ḳurduŋ ṣaġ gözi eṭfāl üzre aṣılsa göz degmekden ḥıfẓ ede
ve gice ile ḳorḳmaḳdan menʿ ede (79-a)
45.

şeyḫ şehābed’-dḭne’t-temmḭmḭ raḥmetu’l-lāh eydür bir kimesne bu āyāt-ı
kerḭmeyi cumʿa gicesi ʿışā-yı āḫireden ṣoŋra zaʿferānla ve gülābla ġazāl
derisi kāġıd üzre yazub) oġlancuḳlar üzre taʿlḭḳ etseler cemḭʿi ḳorḳduḳları
nesnelerden emḭn ola ve sālim ola (107-a)
46.

şeyḫ raḥmetu’l-lāheydür bir kimesne bu āyāt-i kerḭmeyi ġazāl raḳḳı üzre
yazub baḳırdan bāzū-bend içine ḳoyub çoḳ aġlayan ṭıfl oġlancuḳ boynına
taʿlḭḳ eylese bükāsı münḳaṭıʿ olub aġlamaz ola ve ḫalḳı eyü ola inşāʾa’-llāhü
teʿālā (108-a)
47. fḭl kemügini oġlancuḳlar boynına ṭaḳsalar anlardan fezaʿ zāḭl ola (115-b)
48. ḳurduŋ iki gözleri ḳaçan ṣabḭ üzerine taʿlḭḳ olınsa ol ṣabḭ ṣarʿ olmaya (78-a)
49. ḳurduŋ ṭopuġını eṭfālüŋ boyunlarına baġlasalar ṣarʿdan ve ümmü’ṣ-ṣıbyān
dedükleri derden emḭn olalar (79-a)
50. ḳaçan ʿavrat nifās ḳanı ile memesini ṭılā eylese ol ʿavratuŋ evvel veledi anı
yüklü olmaḳdan menʿėder (2-b)

�51. ṭavşan ziblini yaʿnḭ sergḭnini bir ʿavrat boynına ṭaḳsa mādām ki üzerindedür
ḥāmil olmaya (26-a)
52. ṭavşan ḳanını ḳaçan bir ʿavrat içse ebedḭ yüklü olmaya (26-b)
53. (ṭavşan māyesinden) götürmesi ʿavratı yüklü ėder ve içmesi ʿavratı ḥāmil
olmaḳdan menʿėder (26-b)
54. baġaluŋ ḳalbini ḳaçan ḳurıdub ḳazındusından bir ʿavrat içse ḥāmil olmaya
55. baġaluŋ ḳulaġında olan ve saḫından yaʿnḭ ḳulaġı kirinden bir ʿavrat getürse
keẕalik ḥāmil olmaya
56. eger bir ʿavrat ḳurduŋ bevli yaʿnḭ sidügi üzre tebevvül etse ol ʿavrat ebeden
ḥāmil olmaya (79-b)
57. aʿḭş anuŋ avuçlarını bir ʿavrat boynına ṭaḳub götürse mādām ki üzerindedür
ḥāmil ve ḥabeli olmaya (104-a)
58. bir ʿavrat naʿcenüŋ yüŋiyle anı götürse ḥamli kesile (125-a)

Sonuç
Tarihten bu yana insanlar doğum olayını olumsuz dış etkiler ve çözümlenemeyen
tabiatüstü kötü güçlerin tesirlerinden korumak için bir takım çarelere başvurmaktadırlar.
İncelemiş olduğumuz Terceme-i Aynü‟l-Hayat adlı eserde doğum, öncesiyle ve sonrasıyla
alakalı rastladığımız uygulamaları;
-Gebeliğe yardımcı ve doğumu kolaylaştırıcı, süt arttırıcı uygulamalar
-Çocuğun cinsiyetiyle ilgili uygulamalar
-Çocuğun fiziksel özellikleriyle ilgili olanlar
-Nazar, korku, ağlama gibi psikolojik durumlarla ilgili uygulamalar
-Doğum kontrolüyle ilgili uygulamalar olarak beş başlık altında topladık.
Bu sınıflandırmadan yola çıkarak çalışmamızda yer alan elli sekiz uygulamanın günümüzde
geçerliliğini yitirmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra bu uygulamalarla teoride aynı
olmasalar da Anadolu‟nun birçok bölgesinde doğum öncesi, doğum ve sonrasıyla alakalı bir

�takım adet, batıl inanç ve büyü ile ilgili uygulamaların halen yaşadığını söylemek Şamanizm
etkisi de düşünülecek olursa yanlış olmayacaktır. Bu ve benzeri davranışlar bilimsellikten
uzak tamamen törensel özellikler taşırlar. Tarihî tıp metinleri içerisinde az da olsa rastlanılan
halk hekimliğine ait uygulamalar halk bilimi açısından da önem taşımaktadır. Dolayısıyla bu
metinlere halk bilimi sahasında çalışan araştırmacıların da ilgi göstereceği kanaatindeyiz.
Günümüzde halk hekimliği çalışmalarında tarihî metinlerde görülen ve günümüzde devam
eden uygulamalar; günümüzde kullanılan ancak tarihî metinlerde rastlanılmayan uygulamalar
olmak üzere bir sınıflandırmaya gidilebilir. Tüm bunlar göz önüne alındığında modern tıbbın
her geçen gün ilerlemesine karşın kökleri İslam öncesine kadar uzanan geleneksel tedavi
yöntemlerinin modern tıbbın yanında hala geçerliliğini koruması tarihî tıp metinlerini değerli
kılmaktadır.
Kaynaklar
Atnur, Gülhan (2010), “Sibiryadaki Bazı Türk Boylarının Destanlarında Halk Hekimliği
Uygulamaları”, Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi- Bilig, Güz -Sayı: 55, s. 51-70
Boratav, Pertev Naili (1984), 100 Soruda Türk Folkloru, Gerçek Yayınları, İstanbul, s.122123
Clauson, Sir Gerard (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish,
Oxford.
Develioğlu, Ferit (2005), Osmanlıca-Türkçe Lügat, Aydın Yayınları, Ankara.
Doğan, Şaban (2009), “16.-17. Yüzyıl Türkçe Tıp Yazmalarına Genel Bir Bakış”, Müjgan
Cumbur Armağanı, TDK Yayınları, Ankara.
Doğan, Şaban (2011), “XIV.-XV. Yüzyıl Türkçe Tıp Metinlerinde Halk Hekimliği İzleri”
Milli Folklor, Yıl 23, Sayı 80, s.120-132.
Mütercim Asım Efendi (2000), Burhân-ı Katı (Haz. M. Öztürk, D. Örs), TDK
yayınları, Ankara.
Örnek, Sedat Veyis (2000), Türk Hak Bilimi, Kültür Bakanlığı Yay. 1629- II. Baskı, Ankara,
s.132
Sarı, Mevlüt (1984), El-Mevârid, Arapça Türkçe Lügat, İpek Yayınları, İstanbul.

�Sipahi, Abdülkadir (2006), “Türk Halk İnançlarında Büyü ve Büyüyle İlgili Uygulamalar”,
Ankara Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Yükseklisans Tezi, Ankara, s. 58
STEINGASS, F. (1998), Persian- English Dictionary. İncluding The Arabic Words
And Phrases To Be Met With İn Persian Literature, Librairie du Liban.
Şemseddin Sami (2005), Kamusu Türkî, Çağrı Yayınları, İstanbul.
Şen, Aşiret Boran (2012), “Antakya Çevresinde Geleneksel Tedavi Yöntemleri”, VII.
Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, s.2
TDK (1977). Tarama Sözlügü;I-VIII. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
TDK (1993). Türkiye‟de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, Ankara: Türk Dil Kurumu
Yayınları.
TDK (2005), Türkçe Sözlük, TDK Yayınları, Ankara.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10461">
                <text>2176</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10462">
                <text>TERCÜME-İ AYNÜ’L-HAYAT’TA “DOĞUM” İLE İLGİLİ UYGULAMALAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10463">
                <text>ARTAN, Sibel </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10464">
                <text>Anahtar Kelimeler: Tercüme-i Aynü’l-Hayat, Doğum, Halk inanışları, Hayvan.  ÖZET  İnsan yaşamının en önemli geçiş dönemlerinden biri olan doğumla ilgili çeşitli inançlar, gelenek ve görenekler ve bunlara bağlı oluşan ritüeller şüphesiz kültürün içinde önemli bir yer teşkil ederler. Geçiş dönemlerinin başlangıcı olan doğum çevresinde oluşan halk inanışlarını 16. yüzyıl Osmanlı âlimlerinden Bâlî Efendi tarafından yazılan Tercüme-i Aynü’l- Hayat adlı eser çerçevesinde ele alınmıştır. Eser, Hayatü’l-Hayavan’ın Ömer bin Yûnus el-Hanafî el-Nahifî tarafından yapılan muhtasarının Türkçeye tercümesidir. Eserde kuşların ve hayvanların özellikleri, faydaları yanında birçok hayvanın insanla ilgili gerek fiziksel gerekse psikolojik rahatsızlıkları iyileştirici özelliklerinden bahsedilmiş, doğumla ilgili birçok uygulamaya da yer verilmiştir. Çalışmamızda eserde doğum öncesinden doğum sonrasına kadar olan doğurganlığı arttırıcı, doğum kontrolünü sağlayıcı ve doğumu kolaylaştırıcı birçok uygulama tasnif edilerek incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10465">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10466">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10467">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10468">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1329" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1543">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/43ddd9d5e2b2f6a6c07878a469cc2a0d.docx</src>
        <authentication>fa1722e477275617d7f8c4ec6e4de409</authentication>
      </file>
      <file fileId="1544">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a2914f83054db12c9b5e1b7aeaf970dc.pdf</src>
        <authentication>65f7cc1976d2ade1f54a490c548dc60f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10459">
                    <text>BİLGE KARASU’NUN USTA BENİ ÖLDÜRSEN E! ADLI HİKÂYESİNİN İSİM
İÇERİK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Burak ARMAĞAN
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü, Ağrı / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Bilge Karasu, us, ben, tahlil.
ÖZET
Usta Beni Öldürsen E! hikâyesi on iki bölümden oluşan Göçmüş Kediler Bahçesi
kitabının yedinci hikâyesidir. Alıntı ve Gönderge Yöntemiyle Yapılan metinlerarasılık tekniği ile
-Koncaku Monogatari Şu- Japon Öyküsü, hikâyenin arka planını oluşturur. Buna göre
iblisleşivermiş olan bazı ana babalar herkesi ortadan kaldırdıkları gibi çocuklarını da ortadan
kaldırırlar. Hikâyede, kişiliğin oluşumunda en önemli iki etken olan kalıtım ve çevreden
kalıtımın ağır basışı, ustasının tüm çabalarına rağmen çırağının iblişleşmesinin önüne geçemeyişi
anlatılır. Öykünün isim-içerik ilişkisi iki farklı okumaya da müsaittir. Başlığa göre
değerlendirildiğinde usta-çırak ilişkisinin ön plana çıktığı görülür. Ancak kelimelerin arka planda
yüklendikleri anlamlar da göz önünde bulundurulduğunda hikâye yepyeni bir yapıya bürünür.
Buna göre us+ta [us, akıl/zihin; ta, bulunma hali eki] akılda; ben ise vücutta oluşan siyah leke
anlamındadır. Hikâyede ben, nefret imgesidir. Kelimelere bu yönleriyle bakıldığında öykü
başlığı zihinde nefreti öldürsene şekline çevrilir. Bu bildiride Usta Beni Öldürsen E! hikâyesinin
isim-içerik ilişkisi üzerinden tahlili yapılmaya çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1545">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8780acf684f3b3709b8a5592955ac5ff.docx</src>
        <authentication>04811279adb5897b7fe8034b169f9f07</authentication>
      </file>
      <file fileId="1546">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3124bf1a609f9b2589454c84500ef36d.pdf</src>
        <authentication>39be5e8812b5d5f94cdfaa7990002850</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10460">
                    <text>BİLGE KARASU’NUN USTA BENİ ÖLDÜRSEN E! ADLI HİKÂYESİNİN İSİM
İÇERİK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
Burak ARMAĞAN1
Özet
Usta Beni Öldürsen E! hikâyesi on iki bölümden oluĢan Göçmüş Kediler Bahçesi
kitabının yedinci hikâyesidir. Alıntı ve Gönderge Yöntemiyle Yapılan metinlerarasılık tekniği
ile -Koncaku Monogatari ġu- Japon Öyküsü, hikâyenin arka planını oluĢturur. Buna göre
iblisleşivermiş olan bazı ana babalar herkesi ortadan kaldırdıkları gibi çocuklarını da ortadan
kaldırırlar. Hikâyede, kiĢiliğin oluĢumunda en önemli iki etken olan kalıtım ve çevreden
kalıtımın ağır basıĢı, ustasının tüm çabalarına rağmen çırağının ibliĢleĢmesinin önüne
geçemeyiĢi anlatılır.
Öykünün isim-içerik iliĢkisi iki farklı okumaya da müsaittir. BaĢlığa göre
değerlendirildiğinde usta-çırak iliĢkisinin ön plana çıktığı görülür. Ancak kelimelerin arka
planda yüklendikleri anlamlar da göz önünde bulundurulduğunda hikâye yepyeni bir yapıya
bürünür. Buna göre us+ta [us, akıl/zihin; ta, bulunma hali eki] akılda; ben ise vücutta oluĢan
siyah leke anlamındadır. Hikâyede ben, nefret imgesidir. Kelimelere bu yönleriyle
bakıldığında öykü baĢlığı zihinde nefreti öldürsene Ģekline çevrilir.
Bu bildiride Usta Beni Öldürsen E! hikâyesinin isim-içerik iliĢkisi üzerinden tahlili
yapılmaya çalıĢılmıĢtır.
Anahtar Kelimeler: Bilge Karasu, us, ben, tahlil.
AN EVALUATION OF BILGE KARASU’S STORY USTA BENİ ÖLDÜRSEN E IN
THE CONTEXT OF NAME AND CONTENT
Abstract
Usta Beni Öldürsen E! is the seventh story of the book of Göçmüş Kediler Bahçesi
which was consisted of twelve chapters. Intertextual technique done by Quote and Referent
Method, and a Japanese tale -Koncaku Monogatari ġu- constructed the background of the
1

ArĢ. Gör., Ağrı Ġbrahim
burak_87_05@hotmail.com

Çeçen

Üniversitesi

Fen-Edebiyat

Fakültesi

Türk

Dili

ve

Edebiyatı

Bölümü,

Sayfa 1 / 13

�story. According to this, some demonized parents annihilate their children as they annihilate
everybody. In this story, the dominance of heredity from heredity and environment ,the most
important elements in the construction of personality, and his master‟s being unable to
prevent his apprentice‟s demonizing in spite of all the efforts is told.
The name-content relationship of the tale is of two different reading. When evaluated
according to the tittle it is seen that the master-apprentice relationship come to the front. Yet,
once read considering the meaning of the background meanings of the words story is
converted into a new structure. So, us+ta [us, in English, mind/ reason; ta, being in
somewhere, suffix] in mind; ben is a black spot on the body. In the story, ben symbolizes the
hatred. When looking these words from this aspect they are translated as kill the hatred in the
mind.
In this paper, the story Usta Beni Öldürsen E! is tried to be examined in the context of
name-content relationship.
Key Words: Bilge Karasu, mind, I/black spot, examine.

Yazarın Hayatı ve Eserleri
1930 Yılında Ġstanbul‟da doğan Karasu, Ġstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü‟nü
bitirmiĢtir. 1974 Yılında Hacettepe Üniversitesi‟nde öğretim görevliliğine baĢlayan
Karasu‟nun bu görevi 1995 yılındaki vefatına kadar sürmüĢtür.
Ġlk yazısı 1950‟de, ilk öyküsü de 1952‟de Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlanan
sanatçı, 1963 yılında D.H. Lawrence‟ın The Man Who Died (Ölen Adam) kitabının çevirisiyle
Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü‟nü, 1971‟de Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı kitabıyla Sait
Faik Hikâye Armağanı‟nı, 1991‟de Gece kitabı ile Pegasus Ödülünü ve 1994‟te Ne Kitapsız
Ne Kedisiz’le Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü‟nü almıĢtır.
Bilge Karasu‟nun eserleri; Troya'da Ölüm Vardı (1963), Uzun Sürmüş Bir Günün
Aksamı (1970), Göçmüş Kediler Bahçesi (1979), Kısmet Büfesi (1982), Gece (1985), Kılavuz
(1990), Ne Kitapsız Ne Kedisiz (1994), Narla İncire Gazel (1995), ölümünden sonra
yayımlanan Altı Ay Bir Güz (1996), Füsun Akatlı tarafından kitaplaĢtırılan Lağımlaranası ya
da Beyoğlu (1999), Öteki Metinler (1999) ve Serdar Soydan‟ın derlediği Susanlar (2009) ile
birlikte toplam on iki kitaptan oluĢur.
Göçmüş Kediler Bahçesi adlı eserde yer alan “Usta Beni Öldürsen E!” hikâyesi, 12
hikâyeden oluĢan kitabın 7. hikâyesidir.
Sayfa 2 / 13

�Hikâyenin Özeti
Hikâye, Alıntı ve Gönderge Yöntemi ile yapılan “Metinlerarasılık” tekniği
kullanılarak -Koncaku Monogatari ġu- Japon Öyküsünün bir parçası ile baĢlar. Bu parçada
belirtilenler hikâyede anlatılmak istenenin arka planını oluĢturur. Buna göre “iblisleĢivermiĢ”
olan bazı ana babalar herkesi ortadan kaldırdıkları gibi çocuklarını da ortadan kaldırırlar.
Hatırladığı ilk gün iki yaĢında olan (bunu daha sonra annesi söyler) çırak, annesi dıĢarı
gittiğinde evin içini keĢfetmek ister. Evde yatalak hasta olan amcası ve babaannesini bulunur.
O güne kadar dikkat etmediğini düĢündüğü bir “ben” amcasının burnunun dibinde belirir,
sonraki günler iyice büyür, hayatını kaybettiğinde zeytin iriliğine ulaĢır. Sonraları babaannesi
ve annesinin de ölümlerine yakın bu “ben”leri görür.
Kahraman ne zaman, kim tarafından, nasıl olduğu belirtilmeyen Ģekilde bir cambaz
ustasının yanına verilir ve onun yanında büyür. Cambaz bildiği her Ģeyi ona öğreten kiĢidir.
Hayatta ayakları üzerinde durmayı bile bilmediği halde cambazdan öğrendikleri ile yaĢar hatta
incecik bir ipin üzerinde durmayı baĢarır. Ustasından öğrendiği en önemli kural iĢi ile var
olabildiği bu sebeple özellikle iĢini yaparken tamamen ona odaklanması, kesinlikle baĢka
hiçbir Ģey düĢünmemesi gerektiğidir. Kurala uymadığı zamanlarda canından olmakla burun
buruna gelir, ustası tarafından kurtarılır ancak azar iĢitmekten kurtulamaz. Ustası onun hayatta
kalması için düĢüncelerini, hayallerini, özlemlerini, kafasında iĢi haricinde var olan her Ģeyi
silmesini istese de „düĢünmek‟ kahramana cazip gelir ve kendisini düĢünmekten alıkoyamaz.
DüĢüncelerinde iĢinden uzakta su kıyısı, çimenler, yeĢillik özlemi çeker, boĢ olduğu her
anında kendisini buralara atar. Her ne kadar büyük iç çatıĢmaları yaĢasa da, korkunç fikirlere
karĢı koymaya çalıĢsa da “iblis” yönü ağır basar ve ustasının ölümünden memnun olacak
dereceye gelir. Bir ipin üzerinde iki cambaz oynayamazsa, kendisi de artık usta olmak
istiyorsa ustasının ortadan kalkması gerekir. Kafasında büyüyen yasak düĢünceler kendini var
eden iĢini esaret zinciri, çalıĢtığı mekânı kafes olarak görmesine neden olur, en sonunda
hayattaki tek varlığı olan ustasına da günün birinde bir “ben” koyar.
Son gösterilerinde ustasının açığını fark eder ve açığı telafi edecek ustalığa eriĢtiğini
göstermek istediği hayallere dalar. Zihnini kemiren bu düĢünceler yanlıĢ hareket yaparak yere
doğru hızla çakılmasına sebep olur.

Sayfa 3 / 13

�Hikâyede anne, baba, babaanne ve amcanın, çocuğun sağlıklı geliĢebilmesi için
üzerlerine düĢen görevleri yerine getirmedikleri görülür. KiĢiliğin oluĢumunda en önemli iki
etken olan “kalıtım” ve “çevre”den “kalıtım”ın ağır basıĢı, çevrenin (Usta) tüm çabalarına
rağmen onu iblisleĢmekten, dolayısıyla hayatını kaybetmekten kurtaramaması anlatılır.
Vaka zincirinin ortaya çıkmasını hazırlayan sebepleri “anne etkisi, ben imgesi, usta
etkisi” Ģeklinde sıralamak mümkündür. Dolayısıyla inceleme bu faktörler üzerinden
yapılacaktır.

Anne Etkisi 2
Bu bölümde öncelikle “anne arketipi”nden bahsedilmelidir. “Tüm insan eylemlerinde
“a priori” bir faktör vardır, bu da, “psike”nin doğuĢtan gelen, bu nedenle de bilinçöncesi ve
bilinçdıĢı olan bireysel yapısıdır. Bilinçöncesi psike, örneğin yeni doğmuĢ bir bebeğinki,
uygun koĢullar sağlandığı takdirde her Ģeyin doldurulabileceği boĢ bir levha değildir, aksine
son derece karmaĢıktır, çok net bir biçimde tanımlanmıĢ bireysel bir olgudur ve bize karanlık
bir boĢluk gibi gelmesinin nedeni, onu doğrudan doğruya göremememizdir. (…) Örneğin,
anne babada da görülen bazı marazi özelliklerin kalıtım yoluyla geçtiğini varsayarız" (Jung,
2009: 19).
2

Bu bölümde yer alan “a priori, psike, idea” kavramlarının açıklamaları aşağıda verilmiştir. Söz konusu bilgiler
Abdülbaki Güçlü-Erkan Uzun-Serkan Uzun-Ü.Hüsrev Yolsal’ın hazırladığı Felsefe Sözlüğü’nden alınmıştır.
A priori; Doğruluğu deneyimlerimize, gözlemlerimize dayanmayan savlara, önermelere, düşüncelere, yargılara
a priori denir. (s.1)
Psike; İlkçağ Yunan felsefesinde tüm yaşamın temel ilkesi olarak “ruh”; bilincin merkezi olarak da “zihin”
anlamında kullanılır. Bu iki ana anlamıyla bağlantılı olarak, terim “can”, bedene can veren yaşama gücü, yaşam
ya da canlılık ilkesi; “yaşam soluğu” anlamında da kullanılmıştır. (s.1187)
Idea; Platon’un felsefesinde bize hiçbir zaman mutlak olanın bilgisini veremeyecek olan duyulur nesnelere
karşı bilginin saltık, değişmez, saf nesneleri olan düşünülür nesnelere, ancak düşünce yoluyla kavranabilir olan
“ilkörnek”lere verilen ad. Platon İdeaların zihinde ayrı olarak da gerçek bir varoluşa sahip olduklarını, hatta asıl
gerçekliğin, aşkın ve ideal gerçekliğin İdealardan oluştuğunu savlamaktadır. (s.712)

Sayfa 4 / 13

�Annenin koruyan, hayata hazırlayan, ilgi ve Ģefkat gösteren özellikleri vardır. Çırağın
söz konusu özelliklerden hemen hiç birini annesinden görmediğine Ģahit olunur. Yalnızca
amcasının ölümü ile korkan kahramanın annesinin yanına gittiği zaman elinin üzerine
annesinin elini koyması ile korkuları azalır. Hikâyede annenin yaptığı, olması gereken anne
modelinin sergilendiği tek yer burasıdır.
Carl Gustav Jung annenin travmatik etkilerini iki gruba ayırır. Bunlardan ilki hikâyeye
uygun düĢen “annenin gerçekten sahip olduğu karakter özellikleri ya da tutumlardan
kaynaklanan” (Jung, 2009: 23) etkisidir. Zaten Japon öyküsünde verilen ipucundan da bu etki
anlaĢılabilir.
Alıntı yapılan bölümde “yaĢlanmıĢ ve iblisleĢivermiĢ” olan annelerin çocuklarını
ortadan kaldırdıklarından bahsedilir. Bu ortadan kaldırıĢ elbette karakter, benlik olarak
ortadan kaldırmaktır. Doğduğu andan itibaren bir çocuğun alacağı ilk eğitim evde, ailesinden
baĢlar. Anne veya baba, çoğu zaman her ikisi de, çocuğun karakterinin oluĢmasındaki
örneklerdir. Irsî olarak zaten ailesine çeken çocuk, taklit ile baĢlayan davranıĢlarına bir
müddet sonra sorgulamadan devam eder. Dolayısıyla anne ve baba çocuğun ideal benliğinin
oluĢumunda önemli rol oynar. “Annemizle iliĢkilerimizden öğrendiğimiz kaçınma, denetim,
boyun eğme, üstünlük kurma, saldırganlık, aĢırı denetim ve güvensizlik kalıpları
beyinlerimize kazınabilir. O kalıpları benimsemek ve onlarla yaĢamak zorunda bırakılırız.
Anababalık budur. Anababalarımızın davranıĢlarını içselleĢtiririz ve onlara göre yaĢarız”
(Cloud ve Townsend, 2002: 16). Buradan yola çıkarak “iblisleĢivermiĢ” annelerin doğal
olarak evlatlarının da iblisleĢeceği söylenebilir.
ĠblisleĢmek; ĢeytanlaĢmak, kendini tüketme demektir. “Ġblis; kötü, lanetlenmiĢ, hileci
[dir]. Kendisine kıyamete kadar, Tanrı‟ya sadık olmayan kulları sapkınlığa yöneltme gücü ve
görevi gibi bizatihî suç olan bir güç ve görev veril[miĢtir]” (Meydan Larousse, C.6: 155).
Onun özelliği kiĢiyi doğru yoldan saptırıp her türlü ahlaksızlığı, düĢüncesizliği, bencilliği
yaptırmaktır. Bir süre sonra ona tâbi olan kiĢiler önce kendilerini kendilerine yabancı bulurlar.
Kendi egolarını tatmin ile baĢlayan maceraları “bencillik”e varır. YavaĢ yavaĢ hem
kendilerini hem etrafındaki değerleri tüketirler. Anneden gördükleri kiĢiliklerini oluĢturan
çocuklar da bu sebeple iblisleĢmiĢ olurlar. Zaten iblisleĢmiĢ bir annenin cenazesinin törenle
kaldırılmıĢ olması da çocukların aynı korkunç duyguları paylaĢtıklarının, anne etkisinden
kurtulamamıĢ olduklarının bir göstergesidir.

Sayfa 5 / 13

�Hikâyede de Japon öyküsünde yer alan tüketme eylemi söz konusudur. Çocuğunu
tüketmiĢ olan anne yüzünden “çırak”ta da tüketme güdüsü baĢlar. Tüketme, etrafında görmek
istemediği, kafasından sildiği, kurtulmak istediği kiĢilere zihninde “ben” koyarak iĢaretlemesi
olarak görülür. Ġlk olarak amcasına konulan bu “ben” daha sonra anneye, babaanneye, diğer
çıraklara ve en sonunda “usta”ya konulur.
Annesi kahramanın evde olmasına müsaade etmez. Elbette bunda babaannesinin ve
amcasının hastalıklarının payı vardır ancak bu durum gittikçe çocuğu evden soyutlama halini
alır. Amcasının ölümü üzerine korkan çocuk annesinin yanına gelir: “Anasının eli şakağından
inip elini örtünce korkusu gitmişti” (s.110). Anne korkulardan kaçıĢ için güvenli bir
sığınaktır. Onun yanında huzur, refah bulunur. “Çocuk içinde güveni değil tehlikeyi
barındırır. Güveni yalnızca annesinde ya da kendisine annelik yapan kiĢide bulabilir” (Cloud
ve Townsend, 2002: 22). Ancak tüm hikâye boyunca annenin çocuğuna sağladığı tek güven
ânı bu andır, çocuğunun korkusunu giderir.

“SakinleĢtirme anne ile çocuk arasında bir

alıĢveriĢtir. Çocuk korkmuĢtur, yalnızlık çeker ve kendisine acı veren duygularla yüklüdür.
Bu duygular ona kaldıramayacağı kadar “ağır” gelir. Anne çocuğunu kucağına aldığı zaman
onun bu duygularını anlar ve kabul eder. Annesi çocuğun bu duygularını aktarabileceği,
onlardan korkmayan bir kiĢidir. Acı veren duygularını annesinin sakinliği ve sevgisiyle
değiĢtirir” (Cloud ve Townsend, 2002: 57). Hikâyede çocuğun korktuğu zamanlarda annesi
tarafından yatıĢtırılmasına rastlanmaz. YatıĢtırma, beraberinde sevgi, merhamet ve ilgiyi
getireceğinden onlar da görülmez. Hatta çocuğun herhangi bir arkadaĢının varlığından da söz
edilmez. Bu durum, çırağın iliĢki, dostluk, alaka gibi kavramların ne ifade edebileceğini
bilmediğini gösterir. Ustasının ona karĢı yaptığı davranıĢlarda yakınlık bulur, ancak anne ve
arkadaĢ arasındaki yakınlık iliĢkisinden habersiz olduğu için bunu bir “anne” sevgisi olarak
kabul eder. Ailesinde yer alan kiĢiler herhangi bir sorumluluklarını yerine getiremedikleri
için, ona yakın davranan ustası ailesinin yerini tutar ve ona “ana” olur.
Çırağın tek korkusu yalnız kalmaktır. Annesi gibi gördüğü ustasının yaĢlanmıĢ, ölüme
yaklaĢmıĢ olduğunu sırf yalnız kalmaktan korktuğu için istemez. “Ġyi bir annenin yol
göstericiliğinde yaĢama güvenle baĢlamak, yetiĢkinlik dönemimizde iyi iliĢkiler kuracağımız
zamanı beklerken yaĢayabileceğimiz yalnızlıklara katlanmamız için gereklidir” (Cloud ve
Townsend, 2002: 26). Annesinden aldığı güveni yalnızca amcasının ölümünden hemen sonra
elini tuttuğu anda alan çırak için “anne” olgusu hemen hemen yok gibidir. Kendisini iyice
bildiği dönem ustasının yanında iĢe ve hayata atıldığı zamanlara denk geldiği için çocuğun

Sayfa 6 / 13

�korku ve güvensizlik içinde geçirdiği bir hayli zaman olduğu söylenebilir. Bu da gelecekte
yaĢayacağı korkusunun yalnızlıktan ileri geldiğinin bir göstergesidir.
Ben İmgesi
Kahramanın çocukluktan baĢlayarak insanların yüzünde gördüğünü zannettiği bu
noktalar ölümün hazırlayıcısı olarak sunulur. Ortaya çıkan “ben”; kibir, nefret düĢünceleriyle
imgeleĢir. „Ben‟ nefretle gelen ölümün hazırlayıcısıdır. “Ölüm imgesinin Bilge Karasu
metinlerindeki ekseni “göçmek” düĢüncesi üzerine kurulmaktadır. (…) Göçmek, var olan
yaĢantıdan kopuĢun bir göstergesidir. Karakterlerin yaĢadığı ne tam bir ölüm ne de bir
yeniden doğuĢtur. Tam olarak trajik bir sondur” (BaĢokçu, 2005: 124).
Kahramanın geçmiĢte yaĢamıĢ olduğu annesizlik, ait olamamıĢlık, kiĢiliğinin
oturmamıĢ hali ileride hep karĢısına çıkar. Her zaman bu “ben”den kurtarmak ister kendini
ancak bilinçaltından gelenler buna izin vermez.
Çırak, çocukluğunda anne Ģefkati ve koruyuculuğuna sahip olmadığından savunmasız,
sevgisiz ve ilgisiz büyür. Ġçinde kalıtım yoluyla var olan ya da sonradan oluĢan nefret
duygusunu insanların yüzlerine “ben” koyarak ortaya çıkarır. ĠĢareti kendisi koyduğu halde
yine kendisinin bunu görmekten korktuğu görülür. Bu noktada “benlik çatıĢması” içerisine
düĢtüğünü söylemek mümkündür. Ġki parçaya ayrılmıĢ benliği iyi ve kötü benlik olarak
düĢünüldüğünde kötü benliği, “ben”in oluĢup diğer benliğe de üstün geldiği ve çırağın
ölümüne sebep olduğu taraf olan “iblisleĢen” benlik iken, iyi benliğini ustasının onu hayata
bağlamaya çalıĢan gayretleri, öğütleri ve davranıĢları oluĢturur.
Usta Etkisi
Usta, bir sanat veya zanaat dalında iĢinin ehli olan kiĢiye verilen addır. Hikâyedeki
usta, metrelerce yüksekte bir ipin üzerinde akrobatik hareketler yapan bir cambazdır. Bu
hüneri elde edebilen usta hayatın çetin yollarından geçmiĢ, belki birçok ölüm tehlikesi
geçirmiĢ ama her fırsatta ölüme karĢı galip gelebilmiĢ kiĢidir. Zaten çırağın zihninden geçen
usta tanımı da bu Ģekildedir: “Usta, bir yerde, yaşamanın yolunu da bulmakta ustalaşmış
değil midir ki?” (s.107). Mademki ustası bu günlere kadar yaĢayabilmiĢ, bir yaĢama yolu
bulmuĢ, o zaman bunu çırağına da aktaracak, ona da öğretecektir. Zira bunu da öğrettiği
görülür. Usta, kafasını saran düĢüncelerden kahramanı vazgeçirerek yalnızca iĢine
odaklanmasını ister. ĠĢi, kendilerini bugüne kadar getirmiĢ ise sadece onunla var olduklarına

Sayfa 7 / 13

�göre yalnız o düĢünülmelidir. ĠĢ yaparken en ufak bir dikkatsizlik, ilgi kaybı yaĢama mâl
olacaktır. O halde yaĢamak istiyorsa ustasının dediğini yapmak zorundadır.
Ustası ona düĢünmeyi yasaklar. Çünkü yaptıkları iĢ bir anlık dalgınlığı affetmeyen bir
iĢtir. Onlarca metre yüksekte canlarını hiçe sayarak ekmek parası kazanmaya çalıĢtıklarından
dalgınlığa müsaade edilemez. Her atlayıĢla aslında ölüme giderler ancak her atlayıĢta çırağı
ölümden kurtaran eller bileklerinden, belinden tutarak onu kurtarır: ”Onu ölümden kurtaracak
eller, belini, bileğini bulmayabilirdi günün birinde” (s.110).
Çırak ustasını anası gibi görmektedir. “Onu doğuran, emzirip büyüten, ona
yaşamasını öğreten anasıyla bir tutardı ustasını” (s.108). Ancak onun anası doğurup
emzirmesi haricinde bir Ģey yapmamıĢ, ona en önemli Ģeyi, ayakları üzerinde durabilmeyi,
yaĢayabilmeyi öğretmemiĢtir. Ona hayattaki her Ģeyi öğreten ustasıdır. Bu öğretim o derece
ileriye gitmiĢtir ki ustasının kendi ölümünün gelebileceğini söylemesi karĢısında çırak “ne
söyleyeceğimi öğretmedin ki, bilmiyorum ne diyeceğimi böyle sözler karşısında” (s.118) der.
Hayatında ölüm ile ilgili hemen hemen bütün acıları yaĢamıĢ olduğu halde bu durumlar için
söyleyebileceği bir Ģeyinin olmaması da ilgi çekicidir.
Ustası onun hayatta kalması için uğraĢır. Her ne kadar o çayırı, çimeni özlemiĢ olsa da
ustası buna itiraz eder. Geçimlerini sağladıkları iĢ, insanların toplu olarak yaĢadığı yerlerde
yapılabilir ve sadece meslekleri ile var olabilirler. Bu yüzden özlem, düĢ, hayal gibi her Ģeyin
zihinden silinmesi gerekir. Bunların hiçbiri düĢünülmemelidir. Varlığını iĢine, iĢine bağlılığını
ustasına borçludur:
“Cambazlık, insanın -ölmek istemiyorsa- bütünüyle kendini ipe, halkaya, ustaya,
adıma, ele- göze vermesini gerektiren bir işti” (s.113).
Çırağın usu baĢka yerlerde gezinmemelidir. BaĢka Ģeyler düĢünmemesi gerektiğini
anlayamadığı, bunu hala kavrayamadığı için “usta” değil hala “çırak”tır: “Birkaç kez usunun
başka yerlerde gezindiğini, ipten başka sorunlarla uğraştığını fark etmişti ansızın. Böyle şey
olmazdı” (s.113).
Hikâyede ne ustanın ne de çırağın adları verilmez. Sadece yaptıkları iĢler ile
adlandırılırlar. Ġsmin verilmeyiĢi benliğin tam olarak bulunamayıĢında bir etkendir. Zira
birbirlerine seslendikleri zaman, herhangi bir Ģey söylemeden garip sesler çıkarttıkları
görülür.

Sayfa 8 / 13

�KiĢiliğini ustasının kiĢiliğinde eritmeye çalıĢan çırak, düĢündüğü, aklından geçen her
Ģeyi ustasının da bileceğini, biliyor olduğunu, ondan saklamanın yanlıĢ olduğunu anlar:
“Birliklerinin, birlikteliklerinin bir öğesi olmuştu” (s.108).
“Ustasına söyleyemeyeceği şey zaten içinde, usunda kalamazdı” (s.112). Kalsa “usda” olacaktır. Yani ustası bir anlamda onun belleğidir. DüĢüncelerini, kiĢiliğini, her Ģeyi o
tayin eder. Çırağın hayatta kalabilmesi için bu Ģarttır.
Kahraman kiĢiliğinin oluĢumu ile ilgili düĢüncelere kapıldığı zaman bunda ustasının
payı olup olmadığını, kendi benliğinde kendi etkisinin olup olmadığını ustasına sormaya
kalksa ondan alacağı cevap bellidir: “Senin aklın ermez demeyecekti” (s.113). Aklı ererdi
mutlaka ancak düĢündükçe yeni düĢüncelere, hayallere, umutlara yelken açacağından her
düĢünce onu iĢinden uzaklaĢtıracaktır. ĠĢinden uzaklaĢması kendi olamaması, bu da
yaĢayamaması demektir. O yüzden ustası ona “Düşünme” diyecektir.
DüĢüncelerini büyütmesi ile ilgili en önemli olay Ģüphesiz “Söğüt Ağacı”na dayanır.
“Söğüt, genellikle su kenarlarında iyi yetiĢen ağaçtır” (Meydan Larousse, C.11: 501). Söğüt
ağacının yaprakları çoğu zaman yaĢ, canlı, taze durur. Herhangi bir yaprağı alınıp dikilse, kısa
bir zamanda fidan olarak büyüdüğü görülür. Buradan hareketle “düĢünce söğütlüğü”
kullanımında, her düĢüncenin yeni düĢüncelere gebe olduğu fikri söylenebilir. BoĢ kaldığı her
zaman kendisini suyun kenarında, yeĢilliklerde bulması ya da orayı hayal etmesiyle aynı
doğrultuda bir kullanımdır. Zaten söğüt de yalnızca suyun olduğu yerlerde bulunur. Hayalinde
her zaman canlı olan kır, çimenlik, su kenarı içinde kendisine bir söğüt ağacı oluĢturan çırak
bunu da düĢünceleri ile büyütür: “Kendini koyveriyordu soru söğütlüklerinin, soruların yaş
otluklarının arasına” (s.114).
Ustasına söyleyemeyeceği Ģeylerin usunda kalamayacağını anlayıp tüm bunlardan
kurtulduğu, bunları unuttuğu vakit “önünden geçtikleri bir bahçenin bütün söğütlerinin
budanmış” (s.112) ancak bunları “kaldırıma atılıp, yığılmış” Ģekilde bulur. Aslında bu mekân
onun zihninin bir tasavvurudur. Aklında soru, düĢünce söğütlükleri varken bunların usunda
kalamayacağını düĢünerek unutmaya çalıĢması (unutmaması, sadece tekrar hatırlamak üzere
zihninin bir köĢesine yığmıĢ olması) söğüdün dallarının budanması olarak belirir. Ustası
bunlara basmamak için yol kenarından yürüdüğü halde kendisi “saygıyla, sevgiyle, ağır ağır,
cambaz ayaklarının bütün yeğniliğiyle bu dal yığınlarına basarak” (s.112) yürür. Bu bölüm,
cambazlıkta ustalığa gittiği yolda, öğrenim hayatında bastırmıĢ olduğu düĢünceleri
çiğnediğini gösterir. Ancak bunlar düĢünce söğüdünün budanmıĢ dallarıdır. Budanan ağaç her
Sayfa 9 / 13

�zaman yeni, taze, daha gür yaprak ve daha sağlam dallar verir. Bunlar da düĢüncelerin aslında
unutulup gitmediğinin, yeni düĢüncelerle birleĢerek daha güçlü bir Ģekilde geleceğinin
habercisidir. Zira hemen bu görüntülerin ardından gelen yeĢillik, su kenarı gibi yerleri
düĢünmek değil, “böyle yerlerin özlemini içinde taşımak bile suçtu kendini bilen cambaz
için” (s.112). Ancak o hiçbir zaman kendini bilen bir cambaz olamaz, budadığı düĢünce
söğüdü, çok daha gür ve güçlü Ģekilde kendini gösterir.
Çırağın ara ara gelen düĢünmeme, düĢünmek istememe eylemlerindeki gayesi yalnız
kalmak istememesi, bundan korku duyuyor olmasıdır. “Ustasının öleceği korkusu sardı
yüreğini.(…) Bu düşünce ilk olarak gelip yüreğine korku salmıyor muydu?” (…) “Bu ölümün
başka ölümlere benzemeyeceğini biliyordu, ansızın korkunç bir yalnızlık içinde kalacağını
biliyordu” (s.119).
Çırağın ustasına yardım edeceği gün, ustasının hata yaptığı gün olacaktır. Çırak bu
hatayı telafi edebilirse ustasını kurtaracak, kendisi de usta konumuna yükselebilecektir. Ancak
ustası bu zamanın gelmesinden, çırağının ona yardım etmesinden korkmaktadır: “Yaşamıma
yardım edilmesi gerekecek günün gelmesinden korkarım (…) senin yaşamama yardım etmen
gerekecek günün gelmesinden (…) Yardımsız kalayım ki köpekler gibi öleyim, diyorum arada
bir. Diyorum ya, yük olmanın acısı, yapayalnız yaşamaktan kötü mü değil mi, bilemiyorum”
(s.116). Çırak akrobatik hareketler yaparken, bir yerden bir yere atlayan ustasını
yakalamalıdır. Ancak bu durumda tuttuğu ustası ona yük olabilir. Tutmadığı, yardım etmediği
takdirde ise ona yük olmaz ancak ustası düĢüp ölecektir. Usta hangisinin daha iyi bir seçim
olduğunu bilemez; çırağı yardım etse artık onun usta olduğunu kabul edecektir. Usta,
çırağının henüz olgunluğa eriĢmeden bu durumun gelmesinden korkar. Çırak yardım
etmediğinde usta yok olma tehlikesi ile karĢılaĢacaktır. Usta bunu da içine tam olarak
sindiremez. Bu düĢünceler içinde çırak artık kararını verir ve nice zamandır uyuyamadığı
uykusuna dalar. Ertesi sabah ise ustasında “ben”i görür. DüĢünmekten kaçar ancak engel
olamaz. Gururlanma, kendini büyük görme kibire, kibir de nefrete zemin hazırlar. Zaten
“ben”in çıkmasında asıl etkili olan bu düĢüncelerdir.
Hikâyenin en baĢında bir anlamda özet Ģeklinde verilen bölümde ustasının burnunun
sağ kanadının dibinde bir “ben” görme ihtimali söz konusu edildiğinde “O zaman, genç bir
cambaz olarak, ne yapmanız gerekebileceği konusunda kapıldığınız düşünceler…” (s.107)
Ģeklinde kurulan cümlede gördüğümüz “gerek- ebil- ecek” kelimesinde yer alan “e bil-” eki
ile kastedilen yeterlilik, gücü yetme olarak görünse de hikâyenin sonlarında yaĢanılan zıt
Sayfa 10 / 13

�duyguların tesiriyle aslında “istek” de devreye girmiĢ olarak düĢünülebilir. Bir zorunluluk söz
konusu olmaz, olsaydı “e bil-” kullanılmazdı. Ġsteğin devrede görüldüğü bu kullanım
karakterin meslek hayatında rütbe alabilmek için her Ģeyini borçlu olduğu ustasını gözünü
kırpmadan harcayacağının iĢaretidir. ĠblisleĢen yönünü içeren “kötü ben”i çırağın ruhunu ele
geçirir.
Kahraman rahat düĢünebilmesini, ustasının ölümüne bağlar. O öldüğünde istediği gibi
düĢünmekte özgür olacaktır. Bu yüzden sevinebilirdi ancak ustası onun yaĢaması için
düĢünmemesini istemektedir. Nitekim düĢündükçe düĢüncelerinin saptığı yanlıĢ yollardan
hoĢlanmaz. DüĢünceler her zaman iyi, güzel Ģeyler olmaz elbette. Ama hayattaki tek
varlığının ölümünden memnun olacağını bir an bile düĢünmesi, ölüm bardağına bir an dolu
tarafından bakması kabul edilemez: iblisleĢmiĢtir.
Çırak son gün son oyunda hala iĢine kendisine vermeyip “düĢünmekte”dir. DüĢünüyor
olduğu halde usta olduğunu zanneder ve bu halde kendisini ustasına ispatlama çabasına
giriĢir: “Ama böyle şeyler düşünmek bile ustalığı daha hak etmediğini düşündürmez miydi?”
(s.120). DüĢ yoluna girmesi yanlıĢ hareket yapmasına ve düĢüĢüne neden olur.

Sonuç
Hikâyede çırağın yetiĢmesinde en etkili rolü oynayan usta gibi gözükse de aslında
annesinin yaptıklarının küçüklükten beynine kazınmıĢ olması, çırağın karakterinin
geliĢiminde önemli derecede pay sahibidir.
Kalıtım yoluyla devam eden “iblisleĢme” sürecindeki kahramanın “iyi ben” ve “kötü
ben” çatıĢmaları yaĢayarak, hayatta kalabilmeyi zanaat haline getirmiĢ usta bir cambaz
tarafından nefret, kibir, düĢünce fikirlerinden uzaklaĢtırarak yaĢatmaya çalıĢtığı görülür.
“Usta Ben‟i Öldürsen E!”nin isim içerik iliĢkisine bakıldığında “usta”; us, akıl, zihin
manasına gelirken “-da” bulunma hal eki almıĢ Ģekli ile düĢünülmelidir. Bu haliyle “usta”,
zihinde, akılda anlamlarını taĢır.
“Ben” akla gelen ilk anlamının dıĢında kullanılarak, vücutta oluĢan siyah, kahverengi
leke anlamındadır.

Sayfa 11 / 13

�Hikâyenin sonunda var olan “düĢüĢ” aslında çırağın hayatının her devresinde
“iblisleĢmekte” olan diğer benliğinin vasıtasıyla ustasının yasakladığı “düĢünme” ile oluĢur.
Her düĢ, yeni bir çok düĢünceleri beraberinde getirdiği gibi “düĢüĢ”ün de hazırlayıcısıdır.
DüĢüĢ esnasındaki feryadı hikâyenin isminin sonunda ayrı yazılan “E!” harfi belirtir.
Sürekli çatıĢma halinde olan çırak, iyi tarafını oluĢturan benliğine seslenir: “Us-ta
ben‟i öldürsen e &gt; zihninde nefreti yok etsene” Ģekline çevrilir.

KAYNAKÇA


BaĢokçu, T. Oğuz, (2005), Bilge Karasu Metinlerinde Benlik AnlayıĢı:
“Ben”in KuruluĢunda Nietzsche‟ci Yansımalar (Yüksek Lisans Tezi), Dan.
Prof. Dr. Sedat Sever, Ankara.



Cloud, Henry – Townsend John, (2002), Anne Faktörü, (Çev. Emel Aksay)
Ġstanbul, Sistem Yayıncılık.



Çelik, Burçin (2007), Bilge Karasu Öykülerinin Ortak Yapısal Özellikleri
(Yüksek Lisans Tezi), Dan. Yrd. Doç. Dr. Nihayet Arslan, EskiĢehir



Güçlü, Abdülbaki – Uzun, Erkan – Uzun, Serkan – Yolsal, Ü. Hüsrev, Felsefe
Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları.



Jung, Carl Gustav (2009), Dört Arketip, (Çev. Zehra Aksu Yılmazer), Ġstanbul,
Metis Yayınları.



Karasu, Bilge (2012), GöçmüĢ Kediler Bahçesi, Ġstanbul, Metis Yayınları.
Sayfa 12 / 13

�

Meydan Larousse (1979), C.11, Ġstanbul, Meydan Yayınevi.



Meydan Larousse (1990), C.6, Ġstanbul, Meydan Yayınevi.

Sayfa 13 / 13

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10451">
                <text>2189</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10452">
                <text>BİLGE KARASU’NUN USTA BENİ ÖLDÜRSEN E! ADLI HİKÂYESİNİN İSİM İÇERİK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10453">
                <text>ARMAĞAN, Burak </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10454">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bilge Karasu, us, ben, tahlil.  ÖZET  Usta Beni Öldürsen E! hikâyesi on iki bölümden oluşan Göçmüş Kediler Bahçesi kitabının yedinci hikâyesidir. Alıntı ve Gönderge Yöntemiyle Yapılan metinlerarasılık tekniği ile -Koncaku Monogatari Şu- Japon Öyküsü, hikâyenin arka planını oluşturur. Buna göre iblisleşivermiş olan bazı ana babalar herkesi ortadan kaldırdıkları gibi çocuklarını da ortadan kaldırırlar. Hikâyede, kişiliğin oluşumunda en önemli iki etken olan kalıtım ve çevreden kalıtımın ağır basışı, ustasının tüm çabalarına rağmen çırağının iblişleşmesinin önüne geçemeyişi anlatılır. Öykünün isim-içerik ilişkisi iki farklı okumaya da müsaittir. Başlığa göre değerlendirildiğinde usta-çırak ilişkisinin ön plana çıktığı görülür. Ancak kelimelerin arka planda yüklendikleri anlamlar da göz önünde bulundurulduğunda hikâye yepyeni bir yapıya bürünür. Buna göre us+ta [us, akıl/zihin; ta, bulunma hali eki] akılda; ben ise vücutta oluşan siyah leke anlamındadır. Hikâyede ben, nefret imgesidir. Kelimelere bu yönleriyle bakıldığında öykü başlığı zihinde nefreti öldürsene şekline çevrilir. Bu bildiride Usta Beni Öldürsen E! hikâyesinin isim-içerik ilişkisi üzerinden tahlili yapılmaya çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10455">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10456">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10457">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10458">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1328" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1539">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6ae9b603e35955915d4876433936bfd8.docx</src>
        <authentication>2116a95c2b461caa7dec606b00f0e1ef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1540">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/780aa74613dea359a704da3421181580.pdf</src>
        <authentication>c766291acc13b0e1b1166dde79c3de92</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10449">
                    <text>ANTAKYA SALLANGAÇ TÜRKÜLERİ
Bülent ARI
Mustafa Kemal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Hatay / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Antakya, Türkü, Sallangaç, Sallangaç Türküleri.
ÖZET
Bildiriye öncelikle bir giriş bölümüyle başlanılnış; bu bölümde türkü kavramından, Hatay
türkülerinden ve sallangaç kavramından söz edilmiştir. Sonrasında salıncak ya da sallangaç
türkülerinin oluşmasına Antakya eğlence hayatı ve ikliminin nasıl olanak tanıdığı ve bu tarz
türkülerin nasıl oluştuğu üzerinde durulmuş, sallangaç (salıncak) türkülerinin yöreye
özgülüğünden bahsedilmiş; ancak benzer yaklaşımların Anadolu’da da bulunduğu Şükriye
Tutkun’un salıncak albümü örnek verilerek ortaya konulmuştur. Yine, bildiriye konu olan
sallangaç türkülerinin bir veya iki örnekle sınırlı olmadığını ve Antakya yöresinde uzun soluklu
bir sallangaç türküsü söyleme geleneği olduğunu göstermek amacıyla çalışmanın son bölümüne
yeter sayıda sallangaç türküsü örneği konulmuşur. Yörede tespit edilen 19 sallangaç türküsünden
bildiriye alınan 9’unun adları şöyledir: Yaprak Gazellendi - Hanım Arabaya Binmiş - Hasan
Dağı Oymak Oymak - Mavilim Yakdın Beni - Ninem Kurmuş Yol Üstüne Çıkrığı - Pınara
Vurdum Kazmayı - Elmas Dolu Çekmecesi - Kızın Adı Emneli - Antakya Dağın Diktir

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1541">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/975dd45e397270eaca92a0f29385b06b.docx</src>
        <authentication>b761012d3418a4bff80491c2fd035947</authentication>
      </file>
      <file fileId="1542">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f440c84d86afbe2505e3eb58fc339509.pdf</src>
        <authentication>037c56a9c8a2a39c16e6e2701aacff7a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10450">
                    <text>ANTAKYA SALLANGAÇ TÜRKÜLERİ
Bülent ARI1
Özet
Bildiriye öncelikle bir giriĢ bölümüyle baĢlanmıĢ; bu bölümde türkü kavramından,
Hatay türkülerinden ve sallangaç kavramından söz edilmiĢtir . Sonrasında salıncak ya da
sallangaç türkülerinin oluĢmasına Antakya eğlence hayatı ve ikliminin nasıl olanak tanıdığı ve
bu tarz türkülerin nasıl oluĢtuğu üzerinde durularak, sallangaç (salıncak) türkülerinin yöreye
özgülüğünden bahsedilmiĢ; ancak benzer yaklaĢımların Anadolu’da da bulunduğu ġükriye
Tutkun’un salıncak albümü örnek verilerek ortaya konulmuĢtur.
Yine, bildiriye konu olan sallangaç türkülerinin bir veya iki örnekle sınırlı olmadığını ve
Antakya yöresinde uzun soluklu bir sallangaç türküsü söyleme geleneği olduğunu göstermek
amacıyla çalıĢmanın son bölümüne yeter sayıda sallangaç türküsü örneği konulmuĢtur.
Yörede tespit edilen 19 sallangaç türküsünden bildiriye alınan 6’sının adları Ģöyledir:
1- Mavilim Yakdın Beni
2- Pınara Vurdum Kazmayı
3- Hanım Arabaya BinmiĢ
4- Hasan Dağı Oymak Oymak
5- Elmas Dolu Çekmecesi
6- Ninem KurmuĢ Yol Üstüne Çıkrığı
Anahtar Kelimeler: Antakya, Türkü, Sallangaç, Sallangaç Türküleri

ANTAKYA OSCILLATOR FOLK SONGS
ABSTRACT
Abstarct
This paper is started with introduction section; folk songs, Hatay folk songs and
oscillator mentioned in this section.
Then, the fact how Antakya nightlife and its climate made oscillator songs possible to
be created and how these folk songs were created emphasized, it is stated that oscillator songs
are peculiar to the region, but it is also revealed by giving the example of ġükriye Tutkun’s
oscillator album that similar approaches are available in Anatolia.
1

Yrd.Doç.Dr., Mustafa Kemal Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, bari@mku.edu.tr

�Sufficient oscillator folk song samples are introduced in the conclusion section in order
to show that oscillator folk songs are not limited to one or two samples and there is a lasting
singing folk song tradition in Antakya.
Names of the six of the nineteen oscillator folk songs identified in the region and studied
in this paper are :
1Mavilim Yakdın Beni
2Pınara Vurdum Kazmayı
3Hanım Arabaya BinmiĢ
4Hasan Dağı Oymak Oymak
5Elmas Dolu Çekmecesi
6-Ninem KurmuĢ Yol Üstüne Çıkrığı
Key words: Antakya, Folk Song, Oscillator, Oscillator Folk Songs

Giriş
Türkü, Türkçe Sözlük’ te hece ölçüsüyle yazılmıĢ ve halk ezgileriyle bestelenmiĢ
manzume Ģeklinde tanımlanmıĢtır. (Türkçe Sözlük,1998: 2021)
Türkü kelimesinin kökeniyle ilgili çeĢitli görüĢler vardır. Bunların içerisinde yaygın
olarak kabul edilen görüĢ, Türk kelimesine “Ġ” nispet eki getirilerek önce “Türki” daha sonra
da ünlü uyumuna uyarak kavramın “Türkü” Ģekline dönüĢtüğü yönündedir. (Yakıcı,
2007:210)
Halk içinde gün yüzüne çıkmamıĢ, ince yeteneğe sahip nice sanatçılar vardır ki, bunlar
hiç beklenmedik bir yer ve durumda toplumun ortak duygu ve düĢüncelerini güzel bir Ģekilde
ortaya koyar ve toplumun söyleyen dili, duyan kulağı, gören gözü olurlar. ĠĢte böyle eĢref
saatlerinde oluĢmuĢ sanat eserleri bir süreç içerisinde toplumun süzgecinden geçerek halk
türkülerini oluĢtururlar.
Türküler farklı Ģekil ve ezgilere sahip olabilirler. Buna göre de Varsağı, Bayatı,
KayabaĢı, Türkmani gibi farklı adlarla anılırlar.(Dizdaroğlu, 1968:103)
Yine Türküler önceleri askerler, âĢıklar, savaĢlar, göç, ticaret kervanları yoluyla
yayılırken, günümüzde teknik imkanlar ve kitle iletiĢim araçları, türkülerin yayılmasını
hızlandırmıĢtır. (Arı, 2011:144)
Türküler ezgilerine göre usullü- usulsüz olmak üzere iki kısma ayrılır. Usullü türküler
oyun havalarıdır. Bunlar oturak, kırık gibi adlar alırlar; uzun havalar ise bozlak, hoyrat,
kayabaĢı, Çukurova, barak gibi adlar alırlar. Türküler konularına göre ise iĢ, doğa, aĢk,

�ayrılık, ölüm, kahramanlık, askerlik… türküleri Ģeklinde sınıflandırılabilirler. (Büyük
Larousse, 1986:11886)
Kısacası türküler kültürümüzün, yerli kimliğimizin en önemli unsurlarıdır. Yıllar boyu
söylenegelmiĢ, Türk kültürünü, halkımızı anlatmıĢ: sevdalara sözcü olmuĢ, sevinçlere ortak
olmuĢ, ağıtlara eĢlik etmiĢlerdir.
Hatay Türkiye’nin diğer yörelerine göre, farklı bir yapılanmaya sahiptir. Ġl merkezi
Antakya 18. Yüzyıldan itibaren bir ilim merkezi haline gelmiĢ, okumuĢ kesim ve özellikle
Ģiirle uğraĢanların sayısı artmıĢ;gerek divan gerekse halk edebiyatı alanında bir çok eserler
verilmiĢtir. Antakya’nın yetiĢtirdiği bu Ģairler yanında Kırıkhan ve Yayladağı çevresinde
yetiĢen halk ozanları da köklü bir geçmiĢin izlerini taĢır.
Çevredeki aĢiret kavgalarını, aĢk hikayelerini içeren türküler bu dönemin eserleridir.
Bu geliĢim süreci içerisinde yer alan müzisyenlerin bazıları Antakya’ya Ġstanbul ya da
Rumeli’den göç etmiĢ ya da görevle gelmiĢlerdir. Nitekim Muzaffer Sarısözen’in yöreden
derlediği “Lofçalı” türküsü Rumeli bölgesi ile iliĢkilidir.(Ġpek, 2003:41)
Antakya halk müziği Antakya’nın kendisine bağlı ilçelerdeki müzik yapısından
farklı özelliklere sahiptir. ĠĢte salıncak türküleri de bunun tipik bir örneğidir. Antakyalı
salıncağa “sallangaç” der. Yörede geçmiĢ dönemlerde aile içi eğlence hayatında ağaçlara
kurulan salıncağın ipinin uzunluğuna göre 2’li veya 4’lü ritimli

sallanımlara uygun

olarak bir türkü türü geliĢtirilmiĢtir.
Sonuçta, bahse konu sallangaç türküleri de Antakya halkının eğlencelerine eĢlik
etmiĢ;bu türküler salıncakta sallanırken ve salıncağın ritmine göre söylendikleri için yöresel
ağızla sallangaç türküleri olarak anılmıĢlardır.
Bildirimizde sallangaç türküleri iĢlenirken öncelikle bu türkülerin oluĢma ortamlarına
değinilecek bu bağlamda Hatay’ da seyrana çıkma ve eğlence hayatından kısaca bahsedilecek,
ardından sallangaç türküleri örnekleri verilecek; çalıĢma bir sonuç ve kaynakça bölümü ile
sonlandırılacaktır.
1. Antakya’da Seyran, Buna Bağlı Hazırlıklar ve Eğlence Hayatı
Antakya’da günümüzden 60-70 yıl önce düğün hazırlıkları yapılırken, adanan
adaklardan sonra gidilen yatırlar; mevsimlik meyvelerin olduğu zaman bunların yenilmesi ve
eğlenilmesine gidilen seyran (piknik) yerleri varmıĢ. Hatta Antakya’ da “hamam bir gün,
seyran bir gün, yorgunluğun adını seyran koyuklar” denilir. (Doğruer, 1996:24)

�Eskiden pazar günleri Asi nehri karĢısında Lafat denilen yerde güzel havalarda
yürüyüĢe çıkılır. Ġsteyenin çiçek bahçesinde, isteyenin açıkta oturduğu; dondurma yenilen,
gazoz içilen, çerez yenilen mekanlar mevcutmuĢ.(K.1, K.5, K.7)
Yine ilkbaharda Ziraat Bahçesi (ġimdiki belediye parkı) ne seyrana gidilip orada
sarma içi yapılıp, marul ya da yaprakla birlikte yenilirmiĢ.(K.2, K.3, K.8)
Yine Antakya’ da bulunan Ataker Ġlkokulu’nun karĢı tarafında innep ve incir
bahçelerinin bulunduğu yere (ġimdi Ģehrin göbeği ve trafiğin en yoğun olduğu yerlerden
birisidir.)pikniğe gidilir; incir zamanı sabah kahvaltısına incir, peynir, ekmek-incir; çökelekekmek yemeği; innep zamanında (Eylül sonu Ekim baĢı ) seyran için hazırlanan oruk, sarma
içi, sarma- dolma gibi seyran için hazırlanan yiyeceklerle gidilirmiĢ.
Bunun yanı sıra Hacı Hasan Suyu’nun bulunduğu yerde (Bugünkü Aksaray semti)
yatak, yastık yünü yıkamaya gidilip burada yılan balığı kızartılırmıĢ. Yine aynı Ģekilde
Reyhanlı yolu çıkıĢında Gümrük Müdürlüğü yanında Didem Eğlence Merkezi’nin yerinde
Soğuksu denilen bir yer varmıĢ. Burası da Hacı Hasan Suyu ile aynı iĢleve sahipmiĢ.(Doğruer,
1996:24)
Yine bunlar gibi Dink Bahçesi (ġimdiki stadyum karĢısı) , Ali Pınarı ve Harbiye
ġehleri de seyran yerleri arasındaymıĢ. Bu seyran yerlerinde hazır yemek yenildiği gibi Arap
kebabı, Tepsi kebabı, oruk, künefe gibi yöreye özgü yemekler de yenilirmiĢ. Bu seyran
yerlerinin hepsinin ortak yönü ise mutlaka bir kaynak suyuna sahip olmalarıymıĢ. (K.4, K.6,
K.8)
Bu seyran yerlerine ekseriye darbuka götürülür; yemek merasiminden önce veya sonra
çeĢitli türküler, maniler, uzun havalar söylenir ve bunun ardından lililiĢ çekilirmiĢ. Aynı
zamanda seyran yerlerinde bulunan ağaçlara salıncaklar da kurulur ve bu salıncakların ritmine
göre Ģarkılar söylenilrmiĢ. (K.1, K.7, K.9)
Bu seyran yerleri dönemin çocukları ve aile yapısı için de önemli imiĢ. Bu durumu
merhum Sadık Ayhan Ġpek, Ģu sözlerle dile getirmektedir:
“Teknoloji Ģimdiki gibi geliĢmiĢ değildi… Domates, biber ancak Haziran ayında
sofralara arz-ı endam ederdi. Ancak ġubat ayında koyunların ve keçilerin yavrulamasıyla
köylerden gelen ve baĢka yerlerde kullanılmayan ağız, baharı müjdelerdi. Ağızlı kadayıf en
sevdiğimiz tatlılardandı.
O dönemlerde pazarın gelmesini iple çeker, havanın iyi olduğu günleri mutlaka
sahrada (piknik) geçirmeye babalarımız gayret gösterirdi. Yurdun baĢka yerlerinden farklı
olarak Antakya, yazdan zahire temin edilerek kendine has sıcak ve soğuk yemekler yapmada

�oldukça geliĢmiĢ durumdaydı. Tuzlu yoğurt, cara peyniri, yazdan kurutulmuĢ takriben ev
halkının her ferdi için bin tane biberden yapılan dövme biber, cevizli biber baharın gelmesiyle
hemen görünen taze soğan, maydanoz ve yöreye has nar ekĢisi, zeytinyağı ve bulgurla yapılan
sarma içi… Yine sonbaharda tatlandırılarak saklanan yeĢil zeytin ve bu zeytinden yapılan
zeytin öfelemesi, küflendirilmiĢ çökelek, yine yöreye has terbiyelenmiĢ çeĢitli hazırlıklar;
havaların fırsat verdiği anlarda ortaya çıkar, doğanın nefis ve çok sağlıklı bağrına kendimizi
atar, haftanın bütün yorgunluğunu giderirdik.
Bu iĢ aynı zamanda evin fertlerini de birbirine daha yakınlaĢtırır. Yine yakın aile
dostlarını da adeta birbirleriyle kenetlendirirdi.” ( Ġpek, 1996 :26 )

2. Antakya’da Sallangaç Türkülerini Hazırlayan Ortam
Antakya insanı güneyin sıcak iklimine uygun olarak canlı, hareketli, neĢeli, bunun
yanı sıra eğlenceye düĢkün yapısıyla bilinir. Bu eğlence kültürü, onların güzel sanatların her
koluna; özellikle de edebiyat ve müziğe bir heves, sevgi ve heyecanla yaklaĢmasını
sağlamıĢtır. Bu duruma Tanzimat dönemi Osmanlı devlet yapısı ve siyasi ortamı da katkıda
bulunmuĢ; bu durum ise yörede sallangaç türkülerinin oluĢmasına olanak sağlamıĢtır.
19.y.y. Osmanlısında matbaa, okumuĢ zümrelerin batıdaki özgürlük, demokrasi(ile
ilgili) gibi fikirleri birbirlerine aktarmalarını kolaylaĢtırmıĢ ve devlet yönetimindeki yüksek
kademe bu durumdan rahatsız olmuĢ; dönemin idarecileri, bu nesli Ġstanbul’dan uzaklaĢtırma
gereği duymuĢlar ve bunların bir kısmını da Antakya’ya sürgün göndermiĢlerdir. Bu sürgün
gelenler genellikle varlıklı kimselerdi; maddi olanakları yerinde olduğundan beraberlerinde
hizmetçilerini ve maiyetlerini de Antakya’ya taĢımıĢlardı. Bu gelen kimselerin maiyetleri
arasında Ģair, müzisyenler de bulunmaktaydı. Ilık bir iklime sahip olan Antakya, bunların kısa
zamanda birbirleriyle ve Antakya çevresiyle kaynaĢmalarını sağlamıĢtır. Bu devirde Antakya
türkülerinde de sanat ve zevk yönünün arttığı görülmüĢ ve yakın çevredeki ağaçlıklı, suların
bol aktığı yerlere salıncaklar kurularak salıncakların ritimlerine göre türküler söylenmeye
baĢlanmıĢtır. ĠĢte bu türkülere de sallangaç türküleri adı verilmiĢtir. (Ġpek,1992:26)

3. Antakya Türkülerinin Yapısı ve Sallangaç Türküleri
Çukurova bozlaklarının etkilerini taĢıyan Hatay türküleri genelde Gavurdağı yöresi
özellikleri taĢır. Yörede söylenen uzun havalar ya Gavurdağı ve Barak uzun havaları, ya da
bunların etkilerini taĢıyan özgün eserlerdir. Halk müziği yönünden Antakya türkülerinin diğer
ilçelerden farklı bir yapısı vardır. Türk sanat müziği karakteri taĢıyan ve bu müziğin makam

�sisteminden etkilenen Antakya türküleri özellikle küpleler arasındaki uzun, birkaç ölçü devam
eden “aaah” ya da “amaan” gibi ifadelerle dikkat çeker. ( Tekin,1998:126)
Bu türkülerin ritmi de kurulan salıncakların boyuna göre değiĢik çabuklukta söylenir;
yani salıncak ipinin boyu oranında salınımın verdiği hızla ip kısa ise daha çabuk, uzun ise
daha ağır bir ritimle söylenir. Kısacası bu türküler 2-4, 4-4’ lük ritimlerle söylenir. (Ġpek,
1992:14)
Söz konusu sallangaç türküleri 1950’lerin baĢından 70’li yıllara kadar Sadık Ayhan
Ġpek’in Antakya Lisesi’nde oluĢturduğu “Halk Müziği Grubu”nda bir çok defa
seslendirilmiĢtir. Merhum Sadık Ayhan Ġpek’in korosuyla seslendirdiği sallangaç türkülerinin
birkaçı aĢağıda verilmiĢtir. ( Hanım Arabaya BinmiĢ, Hasandağı Oymak Oymak, Mavilim
Yaktın Beni, Ninem KurmuĢ Yol Üstüne Çıkrığı, Pınara Vurdum Kazmayı, Elmas Dolu
Çekmecesi. (Kalaycıoğlu, 2011:87), (Ġpek,1993:9)

4. Antakya Sallangaç Türkülerinin Benzerleri
Türkiye’nin özgün kadın sanatçılarından ġükriye Tutkun’un da 5. Albümü(2006)
“Salıncak ” adını taĢır.“Ağ Elime Mor Kınalar Yaktılar”, “Ġskender Boğazı Dardır Geçilmez”,
“Sürüler Ġçinde Sürmeli Koyun” gibi türkülerin yer aldığı albümün ses kaydı esnasında doğal
sazların kullanıldığı ve türkülerin salınımını en güzel Ģekilde aktarabilmek için özel çaba
harcandığı ifade ediliyor. ġükriye Tutkun albümün adının “Salıncak” olmasının tesadüf
olmadığını Ģu sözlerle dile getirmiĢtir: “Salıncak benim ilk sahnemdi. Salıncakta baĢladım ilk
türkülerimi söylemeye; rüzgârın, dalga seslerinin, sesimin ve salıncağımın oluĢturduğu
orkestranın müziği çok uzaklara giderdi; hissederdim.”

5. Antakya Sallangaç Türkülerinden Örnekler

MAVĠLĠM YAKDIN BENĠ
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak: Yöre Ekibi
Nota: Muzaffer Sarısözen

�Mavilim yakdın beni
Mavilim yakdın beni
Yakdın yandırdın beni
Üç beĢ gün arasında
Derde bırakdın beni
Mavilim yandım
Mavilim mavuĢalım
Yol verin savuĢalım
KüsmüĢsek barıĢalım
Yar Allahı seversen
Çabucak kavuĢalım
Mavilim yandım (Ġpek,2003:95)

PINARA VURDUM KAZMAYI
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak: Emel Akçay
Nota: Muzaffer Sarısözen

�Pınara vurdum kazmayı (gülüm aman)
Güzeller sever gezmeyi
Aman çirkinler bağlar yazmayı (gülüm aman)
Aman yar öldürdün beni
Ölmeden alaydım seni
Pınarın baĢında ceviz (gülüm aman)
Cevizin dalları semiz
Aman yar nerde eviniz (gülüm aman)
Aman yar öldürdün beni
Ölmeden alayım seni
Pınarın baĢında iğde (gülüm aman)
Ġğdenin dalları yerde
Aman yar eviniz nerde (gülüm aman)
Aman yar öldürdün beni
Ölmeden alayım seni (Ġpek,2003:101)

�HANIM ARABAYA BĠNMĠġ
Derleyen: Sadık Ayhan Ġpek
Kaynak: Cemil Ġpek
Nota: Ġsmet Akyol

Hanım arabaya binmiĢ (ah) yan yana yörür
Arabacı aĢga (da) gelmiĢ atlara vurur
Hanımın hararetinden dudağı kurur
Ġnce belen ne huriĢan o da o da bir miras
Yanağına gül sorunmuĢ elinden beyaz
Ben seni sevdim seveli getmedim size
Anam duyar babam duyar söz eder bize
Benim bir sevdiğim var (ah) tazedir taze (Ġpek,2003:83)

�HASAN DAĞI OYMAK OYMAK
Derleyen: Muzaffer Sarısözen
Kaynak: Sıdıka ġerbetçi
Nota: Muzaffer Sarısözen

Hasan Dağı oymak oymak
Olur mu hiç yar sana doymak
Ağzı Ģeker dudağı da kaymak
Yürü yürü yürü yürü
Edalım yürü
Ben sözümden dönmem geri
Sağolsun yiğidin seri
Kazanır getirir beri
Hasan Dağının yokuĢu
Gider yazı gelir kıĢı
O yârin humar bakıĢı

Yürü yürü yürü yürü
Edalım yürü
Ben sözümden dönmem geri
Sağolsun yiğidin eri
Kazanır getirir beri
Hasan Dağının söğüdü
Kız kimden aldın öğüdü
Ah ilen ömrüm çürüdü
Yürü yürü yürü yürü
Edalım yürü
Ben sözümden dönmem geri
Sağolsun yiğidin eri
Kazanır getirir beri

�(Ġpek,2003:85)
ELMAS DOLU ÇEKMECESĠ
Derleyen: Sadık Ayhan Ġpek
Kaynak: Cemile Kılbey
Nota: Sadık Ayhan Ġpek

Elmas dolu çekmecesi
BeĢ liraya bir gecesi
Efendimin eğlencesi
Yalan değil sahi güzel
Methinde var Ģarkı gazel
Ak ellerin bade süzer
Benim yârim bağ yolunda
GümüĢ hançer var belinde
Ġpek mendil var elinde
Ağladıkça siler yaĢın
Bahar olur açar güller
Bülbül gibi Ģakır diller

�Yari bana benzetirler
Yalan değil sahi güzel (Ġpek,2003:73)

Ninam kurmuĢ yol üstüne çıkrığı (aman aman)
Aydın havasına da büker ipliği (of)
Annesinin bir kınalı kekliği (aman aman)
Nihandır sevdiğim de yosmam nihandır
Yari görmeyeli hayli zamandır
Ninam kurmuĢ yol üstüne kazanı (aman aman)
Ben isterim okuyanı yazanı (of)
Ben istemem diyar diyar gezeni (aman aman)
Nihandır sevdiğim de yosmam nihandır
Yari görmeyeli hayli zamandır
ġamdancılar Ģamdan döner gümüĢten (aman aman)
Benim yarim pek hazzeder cümbüĢten (of)
Billahi haberim yok benim bu iĢten (aman aman)
Nihandır sevdiğim de yosmam nihandır
Yari görmeyeli hayli zamandır (Ġpek,2003:97)

�Sonuç
Türküler toplumun yaĢayıĢını; acılarını, sevinçlerini, dile getirdiği için Antakya’nın
salıncaklı seyranlarını da dile getirmiĢlerdir. Bu türküler salıncağın ritmine göre söylendikleri
için yörede yöresel ağızla sallangaç türküleri Ģeklinde adlandırılmıĢlardır.
Sallangaç türkülerinin ortaya çıkmasında çeĢitli etkenler rol oynamıĢtır. Bunlar
yörenin iklim özellikleri ve seyrana çıkma (piknik) ile eğlenceye düĢkünlüğünün yanı sıra
19.y.y. sonlarında yöreye sürgüne gelenlerin maiyetleriyle birlikte gelmesi ve bu kültürden
etkilenmeleri yanında kültüre yeni kattıkları kültürel değerler bütünüdür.
Yine yörede müziğe, sanata olan yatkınlık ve dıĢa dönük yaĢam Ģekli, bu tarz
türkülerin zamanla sayılarının artmasını sağlamıĢtır. Aynı Ģartların sağlandığı ortamlarda
Anadolu’nun diğer bölgelerinde de salıncak türkülerine rastlandığı görülür. ġükriye
TUTKUN’ un 5. Albümü “Salıncak” buna güzel bir örnektir.

Kaynaklar
1.

Arı, Bülent (2011) “Kına Türkülerinde Veda” Veda Tarihçi Yay. Ġstanbul.

2.

Büyük Larousse (1986) “Türkü Maddesi” 23. Cilt, Milliyet Yay. Ġstanbul.

3.

Dizdaroğlu, Hikmet (1968) “Halk ġiirinde Türler”, Türk Dili, Türk Halk Edebiyatı Özel
Sayısı, 207, Ankara.

4.

Doğruer, ġen (1996) “Antakya’da Seyran ve Adak Yerleri ” Güneyde Kültür, Cilt.8,
Sayı: 86, Antakya.

5.

Ġpek, S. Ayhan (1992) “Antakya Türkülerinde Romantik ve Fantastik Öğeler”, Güneyde
Kültür, Cilt.4 Sayı: 44, Antakya.

6.

Ġpek, S. Ayhan (1992) “Sallangaç Türküleri”, Güneyde Kültür, Cilt.4 Sayı: 46, Antakya.

7.

Ġpek,S. Ayhan (1993) “Sallangaç Türküleri 2”, Güneyde Kültür, Cilt.5 Sayı: 47, Antakya.

8.

Ġpek, S. Ayhan (1996) “Baharın DüĢündürdükleri ”, Güneyde Kültür, Cilt.8 Sayı: 85,
Antakya.

9.

Ġpek, S. Ayhan (2003) Antakya Türküleri, Hafad Yay.,Antakya.

10. Kalaycıoğlu, Mithat (2011) Hatay Halk Bilimi, Antakya Belediyesi Yay. Hatay.
11. Tekin, Mehmet (1998) “Hatay Türküleri”, Cumhuriyet’in 75. Yılı Hatay, Ajanstürk Yay.
Ankara.
12. Türk Dil Kurumu (1998) Türkçe Sözlük (9. Baskı), TDK Yay. Ankara.
13. Yakıcı, Ali (2007) “Halk ġiirinde Türkü”, Akçağ Yay. Ankara.
14. (www.emikat.com.tr/album/1589/salıncak)

�Sözlü Kaynaklar
K.1- Adil DenktaĢ (72), Antakya, Emekli Öğretim Gör. Üniversite
K.2- Nezahat Civelek (81), Antakya, Ev Hanımı, Okur-yazar değil
K.3- Muzaffer Amık (72), Antakya, Emekli Mühendis, Yüksekokul
K.4- Gülfidan Kosi (57), Antakya, Emekli Öğretmen, Yüksekokul
K.5- Tahir Doğru (68), Akcurun, Çiftçi, Ġlkokul
K.6- Aybek Vurmay (63), Antakya, Emekli, Yüksekokul
K.7- Fethiye Amık (90), Atakya, Ev Hanımı, Okur-yazar
K.8- Selahattin Tümer (71), Antakya, Emekli, Ġlkokul
K.9- Mustafa Güngör (63), Antakya, Emekli, Ġlkokul

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10441">
                <text>2118</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10442">
                <text>ANTAKYA SALLANGAÇ TÜRKÜLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10443">
                <text>ARI, Bülent </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10444">
                <text>Anahtar Kelimeler: Antakya, Türkü, Sallangaç, Sallangaç Türküleri.  ÖZET  Bildiriye öncelikle bir giriş bölümüyle başlanılnış; bu bölümde türkü kavramından, Hatay türkülerinden ve sallangaç kavramından söz edilmiştir. Sonrasında salıncak ya da sallangaç türkülerinin oluşmasına Antakya eğlence hayatı ve ikliminin nasıl olanak tanıdığı ve bu tarz türkülerin nasıl oluştuğu üzerinde durulmuş, sallangaç (salıncak) türkülerinin yöreye özgülüğünden bahsedilmiş; ancak benzer yaklaşımların Anadolu’da da bulunduğu Şükriye Tutkun’un salıncak albümü örnek verilerek ortaya konulmuştur. Yine, bildiriye konu olan sallangaç türkülerinin bir veya iki örnekle sınırlı olmadığını ve Antakya yöresinde uzun soluklu bir sallangaç türküsü söyleme geleneği olduğunu göstermek amacıyla çalışmanın son bölümüne yeter sayıda sallangaç türküsü örneği konulmuşur. Yörede tespit edilen 19 sallangaç türküsünden bildiriye alınan 9’unun adları şöyledir: Yaprak Gazellendi - Hanım Arabaya Binmiş - Hasan Dağı Oymak Oymak - Mavilim Yakdın Beni - Ninem Kurmuş Yol Üstüne Çıkrığı - Pınara Vurdum Kazmayı - Elmas Dolu Çekmecesi - Kızın Adı Emneli - Antakya Dağın Diktir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10445">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10446">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10447">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10448">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1327" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1537">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d230835e362b9c63d65100fc133eaabd.docx</src>
        <authentication>dd772f19e19366f89fb3c42b23fd50b3</authentication>
      </file>
      <file fileId="1538">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d4ddc4ed03c605e532a9822dba540997.pdf</src>
        <authentication>de9cc4701615ce20fe695086948f1be2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10440">
                    <text>CELALEDDİN RUMİ EDEBİ MİRASININ AZERBAYCANDA ARAŞTIRILMASI VE
YAYINI
Ebülfez AMANOĞLU GULIYEV
Azerbaycan İlimler Akademisi, Nahçıvan Kültür Dil ve Edebiyat Enstitüsü, Nahçıvan /
Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Mevlana,Azerbaycan Türkçesi,Mesnevi,edebiyat,şair.
ÖZET
Büyük Türk bilgini ve mutasavvıfı Celaleddin Rumi ortak kültürümüzün dünya tarihine
bahş ettiği en mühteşem şahsiyetlerden birisidir. Mevlana kaleminden çıkan “Mesnevi”, ”Fihi
ma fih”, ”Divani-kebir”, “Mektubat”, Mecalisi-seba” gibi benzersiz eserler aradan yüz yıllar
geçmesine rağmen bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ilgi görmektedir. Rastgele değildir ki,
XV yüzyılın ünlü şairi Abdurrahman Cami Mevlana hakkında şunları söylemiştir: Peygamber
değil, ama kitabı var”. Azerbaycan edebiyatında Mevlananın etki alanı çok geniştir. Orta dönem
edebiyatımızda Mevlana Azerbaycan şairlerinin ilham kaynağı olmuş, bir takım şairlerimiz
Mevlana şiiriyatına nazireler yazmışlardır. Daha XIX. Yüzyılda özellikle Mevlana “Mesnevi”si
Azeri şair ve ediplerinin ilgisini çekmiş, ünlü Azerbaycan dram yazarı M.F. Ahundzade 1876
yılında “Mollayi-Ruminin tasnifinin babında” isimli bilimsel makale yazmış, doğu edebiyatının
iftiharı mertesinde bulunan Mevlanayı yüksek değerlendirmiştir. XX yy başlarında
Azerbaycanda Ferudin Bey Köçerli, Ali bey Hüseyinzade, Muhammed Hadi, Abdulla Şaiq,
Abbas Sehhet, Ferhat Ağazade gibi şair ve yazarlar sık-sık Mevlanaya baş vurmuş,
düşüncelerine, muhtelif beyitlerine istinad etmiş, yahut görüş bildirmişlerdir. Aynı zamanda bu
dönemde bazı dergilerde Mevlana edebi mirasından seçmeler de yer almıştır. Sovyet döneminde
Mevlana mirasının araştırılması ve yayını birmanalı şekilde yasaklanmıştır, sansorlar bu işi sıkı
şekilde takip etmşlerdi. Bu nedenle Mevlana mirasına temas edilmesi çoğunlukla Azerbaycan
bağımsızlığına kavuştuktan sonra mümkün olmuştur. 2000`li yıllardan itibaren Azerbaycanda
Mevlana edebi mirası araştırılmaya, eserlerli yayınlanmaya başlamıştır. Bilindiği gibi UNESKO
tarafından 2007 yılı dünyada Mevlana yılı ilan olunmuştu. Bununla ilgili olarak Mevlana
“Mesnevi”sinin Türkiyede basılmış Şefik Can tercümesiden seçmeler şair Azad Yaşar tarafından
Azerbaycan türkçesine aktarılmış ve 2010 yılında “Mesnevi”den seçmeler” adıyla
yayınlanmıştır. Aynı zamanda Lenkeran Devlet Üniversitesinin hocası Sefer Şirinov Mesnevinin
4 defterini farscadan Azerbaycan Türkçesine aktararak yayınlatmıştır. Biz 2012 yılında
“Mesnevi”nin Türkiyede Adnan Karaismailoğlu tarafından yayına hazırlanmış baskısından
Azerbaycan Türkçesinde Mesnevinin 3 ciltlik filolojik tercümesini yayınladık.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10432">
                <text>2001</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10433">
                <text>CELALEDDİN RUMİ EDEBİ MİRASININ AZERBAYCANDA ARAŞTIRILMASI VE YAYINI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10434">
                <text>AMANOĞLU GULIYEV, Ebülfez</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10435">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mevlana,Azerbaycan Türkçesi,Mesnevi,edebiyat,şair. ÖZET  Büyük Türk bilgini ve mutasavvıfı Celaleddin Rumi ortak kültürümüzün dünya tarihine bahş ettiği en mühteşem şahsiyetlerden birisidir. Mevlana kaleminden çıkan “Mesnevi”, ”Fihi ma fih”, ”Divani-kebir”, “Mektubat”, Mecalisi-seba” gibi benzersiz eserler aradan yüz yıllar geçmesine rağmen bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ilgi görmektedir. Rastgele değildir ki, XV yüzyılın ünlü şairi Abdurrahman Cami Mevlana hakkında şunları söylemiştir: Peygamber değil, ama kitabı var”. Azerbaycan edebiyatında Mevlananın etki alanı çok geniştir. Orta dönem edebiyatımızda Mevlana Azerbaycan şairlerinin ilham kaynağı olmuş, bir takım şairlerimiz Mevlana şiiriyatına nazireler yazmışlardır. Daha XIX. Yüzyılda özellikle Mevlana “Mesnevi”si Azeri şair ve ediplerinin ilgisini çekmiş, ünlü Azerbaycan dram yazarı M.F. Ahundzade 1876 yılında “Mollayi-Ruminin tasnifinin babında” isimli bilimsel makale yazmış, doğu edebiyatının iftiharı mertesinde bulunan Mevlanayı yüksek değerlendirmiştir. XX yy başlarında Azerbaycanda Ferudin Bey Köçerli, Ali bey Hüseyinzade, Muhammed Hadi, Abdulla Şaiq, Abbas Sehhet, Ferhat Ağazade gibi şair ve yazarlar sık-sık Mevlanaya baş vurmuş, düşüncelerine, muhtelif beyitlerine istinad etmiş, yahut görüş bildirmişlerdir. Aynı zamanda bu dönemde bazı dergilerde Mevlana edebi mirasından seçmeler de yer almıştır. Sovyet döneminde Mevlana mirasının araştırılması ve yayını birmanalı şekilde yasaklanmıştır, sansorlar bu işi sıkı şekilde takip etmşlerdi. Bu nedenle Mevlana mirasına temas edilmesi çoğunlukla Azerbaycan bağımsızlığına kavuştuktan sonra mümkün olmuştur. 2000`li yıllardan itibaren Azerbaycanda Mevlana edebi mirası araştırılmaya, eserlerli yayınlanmaya başlamıştır. Bilindiği gibi UNESKO tarafından 2007 yılı dünyada Mevlana yılı ilan olunmuştu. Bununla ilgili olarak Mevlana “Mesnevi”sinin Türkiyede basılmış Şefik Can tercümesiden seçmeler şair Azad Yaşar tarafından Azerbaycan türkçesine aktarılmış ve 2010 yılında “Mesnevi”den seçmeler” adıyla yayınlanmıştır. Aynı zamanda Lenkeran Devlet Üniversitesinin hocası Sefer Şirinov Mesnevinin 4 defterini farscadan Azerbaycan Türkçesine aktararak yayınlatmıştır. Biz 2012 yılında “Mesnevi”nin Türkiyede Adnan Karaismailoğlu tarafından yayına hazırlanmış baskısından Azerbaycan Türkçesinde Mesnevinin 3 ciltlik filolojik tercümesini yayınladık.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10436">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10437">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10438">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10439">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1326" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1533">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/54813c6876c555ec58124b6e0591ad16.docx</src>
        <authentication>3695f6a6a473dd040ae0c5ace2d0361c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1534">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e659616a54326f9f333c325fa1c7ded0.pdf</src>
        <authentication>c9be11f891f49a3225d21e3f0e02405b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10430">
                    <text>SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ
HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Hatice ALTUNKAYA
İnönü Üniversitesi, Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı, Türkçe Öğretmenliği Bilim Dalı,
Doktora Programı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.
ÖZET
Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un
Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden
oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı
kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen
hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları
çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının
geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin
anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî
zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1535">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2647542a450010a077a82ab260753827.doc</src>
        <authentication>9879168df63503b0bba5eec5b28d3ea8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1536">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a90b47cf169194ba29a24eee074a3ef1.pdf</src>
        <authentication>293a46fe059bc7bcbe2ed936618db0a6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10431">
                    <text>SAFAHAT‟ TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ
HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Hatice ALTUNKAYA1
Özet
Manzum Ģiirler hikâye ile benzer özellikler gösteren metinlerdir. Mehmet Akif
ERSOY‟un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum
hikâyelerden oluĢmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından
“Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilmiĢtir. Bu
çalıĢmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve
Seyfi Baba- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından
değerlendirilmiĢtir. Edebiyat ustalarının geçmiĢte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi
göz

önünde

bulundurularak

yeni

nesillerin

anlayabileceği

seviyede

yeniden

düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmiĢteki edebî zenginliklerimizle çocukların
tanıĢtırılması açısından yararlı olduğu sonucuna ulaĢılmıĢtır.
Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, hikâye, manzum Ģiir.

ANALYZING THE BOOK, TITLED “SAFAHAT‟TAN HİKÂYELER” IN
TERMS OF THE AIMS OF THE CHILDREN‟S LITERATURE
Abstract
The poems, written in verses are such texts, partake of the stories. The very first
volume of the work of Mehmet Akif ERSOY, titled Sefahat, is comprised of the stories,
written in verses regarding the social life and the history. Some 22 of those tales have
been simplified by Yıldız YILMAZ and converted into prose text under the book titled
Safahattan Hikâyeler. In this study, three of those converted stories, titled, Küfe,
Kocakarı and Ömer as well as Seyfi Baba were evaluated in terms of the aims of the
child literature by plotting the maps of the stories. It is apparent that by taking the
relativity principle aiming to children, which were written by the masters of literature,
into account; reorganizing such stories in the level which would be understood by the
new generations is necessary for Turkish education as well as for introducing our
literary wealth with the children.
1

İnönü Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı, Türkçe Öğretmenliği Bilim
Dalı, Doktora Öğrencisi, hatice4473@hotmail.com

1

�Key Words: Safahat, Children‟s literature, poems written in verses.

Giriş
Safahat, Ġstiklâl MarĢı Ģâiri Mehmet Akif Ersoy‟un 1911-1933 yılları arasında
yedi ayrı kitap hâlinde yayımladığı Ģiir kitaplarını bir araya getiren eseridir. Safahat‟ın
birinci bölümü, toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluĢmaktadır. Bu
manzum hikâyeler Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Mahalle Kahvesi, Koca Karı
ile Ömer gibi hikâyelerden oluĢmaktadır. Ġkinci bölüm Süleymaniye Kürsüsünde
isimli dinî, ahlaki manzume, üçüncü bölüm, Hakk‟ın Sesleri adlı manzume, dördüncü
bölüm Fatih Kürsüsünde, beĢinci bölüm Hatıralar, altıncı bölüm Asım, yedinci
bölüm Gölgeler adlı manzumedir.
Bu çalıĢmada Türk edebiyatının seçkin eserleri arasında yer alan Safahat‟ta
bulunan ve Yıldız Yılmaz tarafından sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilen manzum
hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba- hikâye haritaları
çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiĢtir.
Hikâye haritası tekniği, hikâyeyi meydana getiren unsurları görünür kılarak
okuma anlamlandırma becerilerinin geliĢtirilmesinde kullanılan bir öğretim tekniğidir.
“Hikâye haritası, hikâye elemanlarının bir kısmının veya tamamının ve bu elemanlar
arasındaki iliĢkinin grafik Ģeklinde bir sunumudur. Hikâye haritası yöntemiyle
okuyucuya bir hikâyenin birbiriyle iliĢkili bölümleri ve unsurlarıyla ilgili öğretim
sunulmaktadır. Bu öğretim, öğrencinin dikkatini hikâyedeki ortak elemanlara çeken bir
temel çerçevenin oluĢturulmasını sağlar. Bir baĢka tanımla hikâye haritası tekniği,
hikâyenin parçalarının birbiriyle iliĢkisini okuyucuya öğreten ve hikâyenin temel
elemanlarına okuyucunun dikkatini çekmek için bu elemanların Ģemalarla verildiği bir
Ģema-yapı tekniğidir” (Akt. Onan, 2012:119).
Hikâye haritası; mekân, zaman, ana karakter ve yardımcı karakterler, baĢlatıcı
olay, problem, giriĢim, sonuç ve tepki gibi unsurlardan meydana gelmektedir.
Öğretmenin, hikâye haritası yöntemiyle hikâye unsurları hakkında öğrencilere
bilgi

vermesi;

onların,

metin

kahramanlarını

tanımalarında,

olayları

anlamlandırmalarında, hikâyedeki problem durumunu kavramalarında, daha önce
okudukları metinler ve hikâyeler arasında karĢılaĢtırmalar yapmalarında yararlı
olacaktır. Öğretmenin rehberliği ile yapılacak hikâye haritası yoluyla metin
2

�çözümlemesi çalıĢmaları, öğrencilerin görüĢlerinin alınmasını da gerektirdiği için
anlama becerilerinin geliĢimine katkıda bulunabilir.
GüneĢ (2007: 226), öyküleyici metinlerin yapısını keĢfetmek için metin
Ģemalarının kullanım amaçlarını Ģöyle sıralamıĢtır:
 Metindeki bilgileri düzenlemek,
 Tarihi öğeleri tanımak,
 Bilgileri iyi anlamak,
 Bilgileri iyi saklamak, her metnin iskeletini bulmak için fotoğrafını çekmek,
 Metindeki anlam yapısını kolaylaĢtırmak,
 Yazıdaki önemli olaylar ve anlam zincirleri üzerine yoğunlaĢmak,
 Öğrencinin anlama becerilerini geliĢtirmek,
 Yazma becerilerini geliĢtirmek,
 Duyulan veya okunan bir öyküyü görĢelleĢtirmek,
 Bir öyküdeki olayların bölümlerini belirlemek,
 Bir öyküyü anlatmak,
 Bir öyküyü özetlemeden önce düĢünceleri düzenlemek .
“Çocuk edebiyatı usta yazarlar tarafından, özellikle çocuklar için yazılmıĢ olan ve
üstün sanat nitelikleri taĢıyan eserlere verilen genel addır. Çocuk edebiyatı deyimiyle, 214

yaĢlar

arasındaki

kimselerin

ihtiyacını

karĢılayan

bir

edebiyat

alanı

tanımlanmaktadır. Bu alan, çocukluk çağında bulunan kimselerin hayal, duygu ve
düĢüncelerine yönelik sözlü ve yazılı bütün eserleri kapsamaktadır. Masallar, hikâyeler,
romanlar, anılar, biyografik eserler, gezi yazıları, Ģiirler, fen ve doğa olaylarını anlatan
yazılar vb. hep bu çerçeve içine girebilir” (Oğuzkan, 1987:12).
Çocuk edebiyatı; hedef kitlesi çocuk olan, çocuk duyarlığı ve çocuk gerçekliği
doğrultusunda yazılan eserlerin geneline verilen addır. Çocuk edebiyatı yazarlarından
beklenen; çocukların ilgi, gereksinim ve algı düzeylerini dikkate alarak ürün vermektir.
Şimşek (2007:29)‟e göre çocuk edebiyatı: “GeliĢme ve yetiĢme çağındaki çocukların
dil düzeyine, duygu ve düĢünce dünyasına, anlama ve kavrama becerilerine seslenen
edebiyattır ve bu edebiyatın temel kaygısı çocuğa görelik ilkesidir.”

3

�Araştırmanın Amacı
Bu çalıĢmanın amacı; Safahat‟ta bulunan ve Yıldız Yılmaz tarafından
sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilen manzum hikâyelerden üçünü -Küfe, Kocakarı
ile Ömer ve Seyfi Baba- hikâye haritalarını çıkarmak suretiyle çocuk edebiyatının
hedefleri açısından değerlendirmektir.

Evren ve Örneklem
ÇalıĢmanın evrenini Safahat; örneklemini ise Küfe, Kocakarı ile Ömer ve
Seyfi Baba adlı hikâyeler oluĢturmaktadır.

Yöntem
ÇalıĢmada

nitel

araĢtırma

yöntemlerinden

döküman

analizi

yöntemi

kullanılmıĢtır. Doküman analizi, araĢtırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında
bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsar (Yıldırım ve ġimĢek, 2008: 187).

Mehmet Akif Ersoy
Tâhir Efendi ile Emine ġerife Hanım‟ın oğlu olarak Ġstanbul‟da Fatih civarında
Sarıgüzel‟de doğan Mehmet Akif Ersoy, Türk Edebiyatı‟nın seçkin Ģairlerindendir.
Mehmet Akif, birinci Safahat‟tan baĢlayarak toplumun içinde bulunduğu
yoksulluk, sefalet, ahlâkî çöküntü, tembellik, duyarsızlık gibi konularda düĢüncelerini
dile getirmiĢ, bu toplumsal sorunları örnek olaylar üzerinden halka duyurmaya çalıĢmıĢ,
Ģiirini bu amaçla oluĢturmuĢ bir Ģairdir. O, bu problemlere sadece bir toplumsal sorun
olarak bakmamıĢ, bunları Ġslâmî duyarlık çerçevesinde ele almıĢ, yanlıĢlıkları inanç
noktasında sorgulamıĢ biridir. Vurduğu neĢterle toplumu uyarmayı beklerken, ardı
ardına gelen savaĢlar, siyasi çekiĢmeler, fikir ayrılıkları bu sorunları daha da kangren
hale getirmiĢ, Ģairin ıstırabını azaltmayıp artırmıĢtır (Törenek; 2011:204).
Mehmet Akif‟e göre, bir milletin yükselmesi için iki kudrete ihtiyaç vardır.
Bunlar, marifet ve fazilettir. Marifet: milletin maddi refahını artıracak teknik ve ilimdir.
Fazilet ise o milletin kültür değerleridir. Kültür bir milletin yaĢama tarzıdır. Kültür bir
milletin dil, din, tarih, güzel sanatlar, gelenek ve görenekler…. birliğidir. Bir milletin
kültür değerleri, o milletin medeniyetini doğurur. Bu iki kaynak olmadan kalkınma
olmaz. Bu iki kaynaktan birinin bulunmaması, o millet hayatında büyük buhranlar,
boĢluklar meydana getirir (Bâkiler; 1986:38).
4

�Manzum şiir
Öğretici mahiyette olan ve akılda kalması istenilen duygu ve düĢüncelerin ele
alındığı ölçülü ve ahenkli olarak kaleme alınmıĢ Ģiirlere manzum Ģiir denir. Manzum
Ģiirler konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri gösterdiklerinden bu
Ģiirlere manzum hikâyelerde denilebilir. Hikâyede bulunan bütün özellikler (olay, yer,
zaman, kiĢiler) manzum hikâyede de bulunur.

Manzum hikâyelerin özellikleri
-Manzum hikâyelerde Ģair ya bir olayı anlatır ya da bir öğüt verme çabası güder.
-Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle baĢlar, ardından o çevrede bulunan
kiĢiler anlatılır. Daha sonra ise olay anlatılır. Amaç okuyucuya bu bölümde ders veya
öğüt vermektir.
- GiriĢ, geliĢme ve sonuç bölümleri hikâye ile benzer özellikler gösterir.
-Manzum hikâyeler düĢündürücü ve eğiticidir.
-Manzum hikâyeler birçok bölümden oluĢur. Ġlk bölümde anlatılmak istenen olaydan ve
kiĢilerden bahsedilir. Ġkinci bölümde ise olaylar anlatılır ve örneklerle tasdik edilir.
Üçüncü bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi güden cümleler yer alır.
-Manzum hikâyede her olay iĢlenebilir. Sıradan olaylar, sosyal olaylar vs.
-Manzum hikâyeler dörtlük, beyit, bent Ģeklinde de yazılabilir.
-Mensur hikâyeden (düzyazı) hiçbir farkı yoktur. KiĢiler, zaman, mekân, olay bu
hikâyelerde de vardır. Tek farkı Ģiirselliktir. Dizelerdir. Kafiye ve rediftir.
-Toplumu ilgilendiren olaylar iĢlenir.
-Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkileyici konular seçilir.
-Ölçü ve uyağa dikkat edilir.
-Anlam, alttaki dizelerde devam eder.
-KarĢılıklı konuĢmalara yer verilir.
-Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.
-Bu nazım Ģekli edebiyatımıza Tanzimat Dönemi'nden sonra girmiĢtir.
(http://www.turkceciler.com.)

5

�Hikâye haritasi
“Hikâye haritası, hikâye türü metinlerde bulunan türe ait unsurların haritasını
çıkararak onların daha kolay anlaĢılmasını, öğrenilmesini ve hatırlanmasını sağlayan bir
yöntemdir” (Çeçen, 2011:137).
CoĢkun (2007: 256-257), farklı bilim adamlarından (Barlett, Labov, Rumelhart,
Longacre, Stein ve Glenn, Van Dijk, Hoey, Özmen ve Akyol) aktararak bir hikâyeyi
oluĢturan elementleri Ģu Ģekilde sıralamaktadır:
“1. Dekor: Bu bölümde hikâyedeki zaman ve mekân belirtilir. Hikâyedeki zaman
kronolojik bir Ģekilde geçmiĢte bir noktadan ileriye doğru ilerleyebildiği gibi bulunulan
noktadan geriye dönüĢler de içerebilir. Dekor bölümünde zaman ve mekânla birlikte
iklime ait niteliklere de (güneĢli, yağıĢlı, soğuk, sıcak, sisli…bir gün vb.) yer verilebilir.
2. Kahramanların Tanıtılması: Hikâyedeki kahramanlar ana hatlarıyla tanıtılır veya
alıĢkanlık hâlindeki durum ve etkinlikleri betimlenir. Ġnsanlar, hayvanlar veya diğer
varlıklar hikâye kahramanı olabilir. Bu kahramanlardan bir tanesi ana karakter olur. Ana
karakter hikâyedeki problemin oluĢmasında ve çözüme kavuĢturulmasında en önemli
görevi üstlenir. Hikâyede ana karakter kadar etkin olmayan bununla birlikte olaylar
zincirinin oluĢmasına katkıda bulunan kiĢilere yardımcı karakter denilir.
3. BaĢlatıcı Olay: Hikâyedeki olaylar dizisini baĢlatan olaydır. BaĢlatıcı olay, bir doğal
olay veya açlık, acı veya hastalık gibi fiziksel bir sebebe dayanan bir olay olabilir.
BaĢlatıcı olayın ana iĢlevi, hikâyede çözülmesi gereken bir problemi ortaya çıkarmaktır.
BaĢlatıcı olay, doğal bir olay (heyelan), bir içsel tepki (yalnızlık) veya dıĢa dönük bir
davranıĢ, hareket (hizmetçinin mücevheri çalması) olabilir.
4. Problem: Hikâyedeki olayın merkezinde yer alan çatıĢma durumudur. Bu çatıĢma,
baĢlatıcı olaydan sonra ortaya çıkar ve ana karakterin hikâyedeki diğer karakterlerle
veya doğal engellerle mücadelesi Ģeklinde ortaya çıkabilir. Okuyucu hikâye boyunca
problemin çözüme kavuĢup kavuĢmayacağını ve çözüme kavuĢacaksa bunun nasıl
gerçekleĢeceğini merak eder.
5. GiriĢim: Karakterin bir hedefe ulaĢmak için gösterdiği gözlenebilir eylem ifadeleridir.
GiriĢim bölümü çoğunlukla problemin çözülmesini sağlar. GiriĢim hikâyenin en uzun
bölümünü oluĢturur. Hikâyede kahramanın birden çok giriĢimi olabilir.
6. Sonuç: Karakterin gerçekleĢtirdiği giriĢim ya da giriĢimler sonucunda hedefine
ulaĢıp ulaĢmadığının veya giriĢimin sonunda meydana gelen kısa veya uzun vadeli

6

�değiĢikliğin ifade edildiği bölümdür. Sonuç bölümü karakterde olumlu veya olumsuz bir
tepki oluĢturur.
7. Ana fikir: Nasıl bir ders çıkarıldığını veya çıkarılması gerektiğini belirtir. Ana fikir
genelde üst düzey düĢünme süreçlerinin (analiz, sentez, değerlendirme) kullanılmasıyla
elde edilir.
8. Tepki: Bu bölümde karakterin giriĢimlerinin kısa veya uzun vadeli sonuçlarına
gösterdiği tepki veya ana karakterin amaca ulaĢmasının hikâyede yer alan ikinci
karakteri nasıl etkilediği ifade edilir. Tepki; duygusal, biliĢsel veya eylemsel nitelikli
olabilir. Duygusal ve biliĢsel tepkiler yazarın kahramanın duygularını veya zihninden
geçenleri yansıtmasıyla, eylemsel tepkiler ise kahramanın yaptığı bir davranıĢla
anlatılır.”
Çocuk edebiyatı
Çocuk edebiyatı, edebiyatın ruhuna sadık kalarak, çocukların biliĢsel ve
duyuĢsal geliĢimlerini dikkate alarak, onların estetik duygularını harekete geçiren, dil
geliĢimlerine katkıda bulunan, çocuğun hayal gücü, muhakeme becerisi, problem çözme
gibi yeteneklerini geliĢtiren, iyi ve doğru bilgiler veren yazılı ve sözlü eserlerin
bütününe verilen addır.
Çocuk edebiyatı ürünleri, çocuk duyarlığıyla örülmüĢ çocuk düzeyine uygun bir
dille kaleme alınmıĢ metinlerdir. Alıcısı ise öncelikle çocuktur. Bu, söz konusu alana
giren metinleri çocuklar dıĢında hiç kimsenin okumayacağı anlamına gelmez. Zira
nitelikli bir çocuk edebiyatı ürününden yetiĢkinler de zevk alabilirler. Önemli olan
duyarlığın doğallığı, dilin güzelliği, metnin sağlamlığı, konunun çocuğa göreliği,
kurgunun çekiciliği ve serüvenin akıcılığıdır (ġimĢek, 2007:30).
Çocuk edebiyatı metinleri, yaĢanılan gerçeklerle ilgili olmalıdır. Kimi çocuk
kitaplarında hayatın gerçeklerinden oldukça uzaklaĢıldığı, çocuksu olsun diye, hayalî
konulara aĢırı derecede yer verildiği gözlenmektedir. Çocuk edebiyatı metinlerinde
verilen hayal unsurları ve masalsı yapılar, mutlaka çocuğun yaĢadığı çevrenin gerçeğine
uygun sonuçlarla bitirilmelidir. Çocuk, kendi yaĢantısından yola çıkılarak yazılmıĢ olan
eserlere daha büyük bir ilgi duymakta ve bu tür eserler, çocuklar tarafından daha çok
okunmaktadır (AytaĢ ve Yalçın, 2011: 50).

7

�Çocuk edebiyatı alanında çalıĢmaları bulunan eğitimci Jacob (1955), A.F. Oğuzkan'ın
dilimize çevirdiği Curriculum Letter adlı yapıtında çocukların neden edebiyata
gereksinim duyduğunu Ģöyle açıklamaktadır:
"1. Edebiyat hoĢ vakit geçirtici, eğlendirici bir Ģeydir. HoĢ vakit geçirtmeyi eğitimin
baĢlıca amaçlarından biri olarak düĢünmekten çekinilmemelidir. Elbette radyonun,
resimli dergilerin, sinemanın ve televizyonun yanında okumaya da bir yer ayrılması
gerekir. Eğer çocuklar okulda okumayı sevmeyi, okumaktan sadece okumak için zevk
almayı öğrenmezler ise hoĢça vakit geçirten bir unsurdan yoksun kalırlar. Bu akımdan,
edebiyatı, bir hoĢ vakit geçirme aracı olarak öğretim programına alınacak değerli
unsurlardan biri biçiminde pekâlâ düĢünebiliriz.
2. Edebiyat ruha canlılık verir, yaĢama gücünü artırır. Edebiyat kimi zaman bizi, hayatın
çok ciddi ve üzücü durumlarından uzaklaĢtırır, götürür. Güzel bir düzyazı veya Ģiir
okumanın kazandırdığı yaĢantılarla bir insan kısa zamanda bugünkü tasalarından
kurtulma olanağı bulur ve sonra da bu tasarıların karĢısına daha güçlü, daha dinlenmiĢ
halde çıkmanın yollarını öğrenir. Çocuklara okulda bu gibi yaĢantılar edinmek için
birtakım olanaklar verilmediği sürece onlar ruhun canlanıp güçlenmesinde edebiyatın
bu ĢaĢırtıcı, olağanüstü değerini hiç bir vakit öğrenemeyeceklerdir.
3. Edebiyat yaĢamı tanımaya yardım eder. Çocuklar yaĢamı ve yaĢama yollarını
öğrenmek için edebî eserlere gereksinim duyarlar. BaĢka bir kimsenin yaĢamını
ilgilendiren durumları öğrenmek için edebiyat aracılığıyla elde eldilen pek ilginç
yaĢantıları -televizyon, radyo vb.- hiçbir araç kazandıramaz. Kimi durumlarda kiĢisel
yaĢantılardan daha iyisi yoktur; ama bazı yaĢantılar vardır ki bunlar türlü edebiyat
eserlerinin okunmasıyla birer rastlantı sonucu kazanılır. Kısaca, çocuklar yaĢamı
tanımak için edebiyata gereksinim duyarlar.
4. Edebiyat bir rehberlik kaynağıdır. Edebiyat bir kimsenin kendini tanıyarak
davranıĢlarını değiĢtirmeye hizmet edebilir. ġüphesiz, bütün edebiyat eserleri böyle bir
hizmeti görmez ve bu hizmet de her zaman klasik ölçüler içinde yerine getirilemez.
Fakat, her birimizin yaĢamında gereksinim duyduğumuz vakit bize kendimizi anlamak
konusunda yardımcı olan en az bir kitap bulunmuĢtur.
5. Edebiyat yaratıcı etkinlikleri özendirir. Çocuklar, baĢka alanlardaki yaratıcı
etkinliklere geçmek için bir sıçrama tahtası olarak edebiyata gereksinim duyarlar. BaĢka
sanatlarla iliĢkileri bulunan zengin bir programın eĢliğinde yaratıcılığa yönelten okuma
etkinlikleri sayesinde bir sanat, baĢka bir sanatı desteklemiĢ, beslemiĢ olur. Okuma,
8

�çocuğu resim çizmeye ve dramatik sanat alanlarında ritmik yorumlamalar yapmaya
özendirir. Çocuklar okuma ve dramatik sanat alanlarında ne kadar zengin yaĢantılar
edinirlerse yaĢamın öteki yaratıcı alanlarında da o kadar zengin bir kiĢiliğe sahip olurlar.
6. Edebiyat güzel bir dil demektir. Çocuklar kendi dillerini geliĢtirmek için edebiyat
eserlerine gereksinim duyarlar. Edebiyat güzel bir dildir ve içimizde, çocukların
anadillerinin güzelliğini en iyi biçimde öğrenmelerini istemeyecek kimse var mıdır?"(
Oğuzkan; 1995:20).
Çocuk edebiyatının hedefleri
Çocuk edebiyatının hedefleri Ģunlardır:
Millî Eğitim Bakanlığı‟nca uygulanan eğitim programlarındaki amaç ve
kazanımlara ulaĢma yolunda çocuklara destek olacak nitelikte eserler sunmak,
Çocuk kitapları türlerini Türkçe Öğretim Programında yer alan sınıf düzeyine göre
çocuklara tanıtmak,
"Ġnsana ve çevreye karĢı duyarlı olma bilincini kazandırmak,
Farklı alanlara, ilgi çekici olay ve kavramlara yönelik dikkatleri geliĢtirmek,
Hayal gücünü, yaratıcı düĢünme yeteneğini geliĢtirmek,
Çocuğun zihinsel geliĢimine katkı sağlamak, kiĢilik geliĢimine olumlu katkılarda
bulunmak,
Kitabı sevdirmek, kitabın vazgeçilmez bir eğlenme, öğrenme ve bilgilenme aracı
olduğunu fark ettirmek,
Okul öncesinde dinleme ve dinlediğini anlama, resim okuma; okul döneminde
resim ve metin okuma becerisiyle okuduğunu kavrama yeteneğini geliĢtirmek,
Ġçinde doğup büyüdüğü toplumun kültür ve bilgi birikiminden haberdar etmek,
YetiĢkinlerin zihinsel ve duygusal deneyimlerinden yararlandırmak"(ġimĢek;
2007:31).
“Çocukların ruhsal ihtiyaçlarını karĢılamak, güven, sevgi, sevilme, sevme, öğrenme,
bir gruba ait olma, oyun, değiĢiklik ve estetiklik gibi ruhsal ihtiyaçlarını karĢılamak,
Çocukların alıcı ve ifade edici dil geliĢimlerine katkıda bulunmak,
Çocuğa ilk kitap sevgisini aĢılamak, çocukların geliĢmekte olan iç ve dıĢ
dünyalarına katkıda bulunmak,
Çocuğun algı geliĢimini desteklemek, çocukları yaĢam gerçeklerine hazırlamak‟‟
(Demirel; 2011:48).
9

�Yalçın ve AytaĢ (2011:50) , çocuk kitaplarının hazırlanmasında göz önünde
bulundurulması gereken eğitim ilkelerini Ģöyle ifade etmiĢlerdir:
 Çocuk kitapları okullardaki programları destekleyici olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı yazarları , yazdıklarının hangi yaĢ grubuna hitap ettiğini
gözetmeli ve yazdıklarının eğitim programları ile uyumuna dikkat
etmelidirler.
 Çocuk edebiyatı metinleri, yaĢanılan gerçeklerle ilgili olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı ürünleri duygu, düĢünce ve hayal gücünü geliĢtirici
olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı eserleri, çocukların kavrama düzeylerini geliĢtirmenin
yanında,

kendilerinin

de

okuduklarından,

dinlediklerinden

ve

gözlediklerinden yola çıkarak duygu ve düĢüncelerini ifade etmelerini
sağlamalıdır.
 Kitaplar çocuklara, içinde yaĢadığı ülkeyi, dünyayı sevmeyi öğretmelidir.
 Yapılan çalıĢmalar, çocukta üretme becerisini geliĢtirmelidir.
 Eserler, çocuğun giriĢimci ve katılımcı olmasını sağlamalıdır.
 Çocuk edebiyatı metinleri, Ģiddet öğelerini içermemelidir.
 Çocuklara yönelik yazılan eserlerde estetik duyarlılık geliĢtirilmeli,
çocuğun

tercihlerini

yaparken

bu

duygusundan

yararlanması

sağlanmalıdır.
Çocuğun yaĢ kuĢağına, ruhsal, psikolojik, zihinsel geliĢimine uygun, Türkçenin
güzelliğini, estetik değerini duru bir dille çocuklara aktaracak olan eserler çocukların
edebiyattan, okumaktan hoĢlanan, okuma alıĢkanlığı ve zevki kazanmıĢ bireyler olarak
yetiĢmelerine hizmet edecektir.

Bulgular ve yorumlar
AĢağıda; Küfe,

Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı manzum hikâyelerin,

hikâye haritası yöntemine göre çözümlemesi yapılmıĢtır.

1. KÜFE
1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
BeĢ on gün önce
Sabah erken
Ġkindi vakti

Ana Karakter
2

Kahramanlar

Hasan

Mekân
Ġstanbul‟da bir kenar mahalle (Açık
Mekân)
Ġstanbul Fatih semti (Açık Mekân)
Kömürcüler kapısı (Açık Mekân)
Okul yolu (Açık Mekân)

Yardımcı Karakterler
Adam

10

�2. KOCA KARI İLE ÖMER

1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
Bir gece
Sabaha yakın
Öğleden sonra

Mekân
11
Yollar , mahalleler (Açık Mekân)
YaĢlı kadının çadırı (Kapalı Mekân)
Medine sokakları

Yardımcı Karakterler

�3. SEYFİ BABA
1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
Geçen akşam
15 gün once (zamanda geriye
dönüş)

2

Kahramanlar

Mekân
Adamın evi (Kapalı Mekân)
Çamurlu yollar (Açık Mekân)
Seyfi Baba‟nın evi (Kapalı Mekân)

12

Ana Karakter

Yardımcı Karakterler

Seyfi Baba

Seyfi Babayı ziyarete giden
adam.

�Millî ġâir Mehmet Akif Ersoy, günlük yaĢayıĢla ilgili olaylarla durumları
anlatan manzum Ģiirlerinde sosyal yaralara değinen, eğitici, öğretici yanı ağır basan
konuları ele alır.
Safahat Ģairi, yoksulluğu, sefaleti, miskinliği Ģiirine taĢırken, toplumun bu
yaralarına parmak basarken, bazen gerçeği tasvirle yetinir, olayın kahramanının
13

�çaresizliğini göz önüne sererek, bir ortak duygu uyandırmak ister. Merhamet, inanmıĢ
insanın ortak vasfıdır. Bazen de bu olayla birlikte, olması gerekeni göstermeye çalıĢır.
Ġçinde yaĢadığı toplumda gördüğü aksaklıklar, onların tembelliği, bilgisizliği kadar, dini
yanlıĢ anlamaları ve dine aykırı tutumlarından kaynaklanmaktadır (Törenek; 2011:204).
Günümüzde kullanılan Türkçe ile Akif‟in manzum Ģiirlerinde kullandığı dil arasında
büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum da yeni nesillerin bu Ģiirleri anlamalarını
güçleĢtirmektedir. Mehmet Akif ERSOY‟un Safahat‟ında yer alan manzum Ģiirler,
Yıldız YILMAZ‟ın “Safahattan Hikâyeler” adlı kitabında yeni nesillerin kolaylıkla
anlayabileceği Ģekilde mümkün olduğunca aslına sadık kalınarak düzyazı Ģeklinde
yazılmaya çalıĢılmıĢtır. Kitapta, Hasta, Küfe, Hasır, Mezarlık, Bayram, Selma, Azim,
Seyfi Baba, Kör Neyzen, Hürriyet, Kocakarı ile Ömer, Dirvas, Mahalle Kahvesi,
Ressam Haklı, Âhiret Yolu, Bebek, Vaiz Kürsüde, El-Uksur‟da, Necid Çölleri‟nden
Medine‟ye, Birlik, Said PaĢa Ġmamı ve Sanatkâr adlı eserler hikâyeleĢtirilmiĢtir.
Küfe adlı manzum Ģiir düzyazı hâline getirilirken, asıl metinde geçen Hasan‟ın
kardeĢi karakterinden söz edilmemiĢtir. Hasan‟ın anası ile kardeĢine bakmak zorunda
oluĢu ailesine bakmak olarak verilmiĢtir. Bu Ģekilde bir kullanım anlam karmaĢasına yol
açmıĢtır. Asıl metinde geçen “Nazar değil o bakıĢlar, dümû-i istimdâd.” Dizesinde
geçen “dümû-i istimdâd” yâni imdâd isteyen bakıĢlar tamlaması belirtilmemiĢ ve
hikâyede verilmek istenilen iletilerden birinin verilmesi noktasında bir eksiklik
meydâna getirmiĢtir. Ayrıca yine asıl metinde “Eder dururdu birer âĢiyân-ı nûra Ģitâb”
dizesinde geçen “âĢiyân-ı nûra Ģitâb” yani nur yuvasına doğru koĢmak ifadesi hikâyede
belirtilmemiĢtir. Oysa bu ifade öğrencilerin eğitime verilmesi gereken değerleri daha iyi
algılamalarını sağlayacak bir ifade olmasının yanı sıra hikâyenin aslındaki ana fikrinde
kaynağı olan bir ifadedir. Akif‟in ruh dünyasında cumhuriyetin yeni yetiĢen evlatlarının
marifetli, faziletli gençler olması isteği ön plandadır. Millî Ģair bu isteğini toplumsal
sorunlar, ilim, din, medeniyet, ahlak, medeniyet vb. değerlerle özdeĢleĢtirdiği Safahat‟ın
altıncı kitabı olan Asım‟da Ģu mısralarla belirtir:
“Bu cihetten hani hiç yılmasın oğlum gözünüz
Sade Garbın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.
O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin
Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.
Fen diyarında sızan nâ mütenahî pınarı
Hem için, hem getirin yurda o nafi suları
14

�Aynı menbaları ihya için artık burada
Kafanız iĢlesin oğlum: Kanal olsun arada.”
Akif bu dizelerde Garbın ilmini azimle yılmadan, gece gündüz didinerek almalarını,
aldıkları ilmi aktarmalarını öğütlemektedir. Eğitim Akif için selamete çıkma yoludur.
Genç nesillerin eğitim alamaması Ģairin yüreğini sızlatan bir durum olarak Küfe Ģiirinde
Hasan‟ın Ģahsında görünür kılınmaktadır.
Küfe adlı hikâyede “âĢiyân-ı nûra Ģitâb” yani nur yuvasına doğru koĢmak ifadesi
günümüz Türkçesi ifadesi ile yer alması durumunda Millî ġairimizin eğitime verdiği
değer anlaĢılır kılınacaktır. Akif için nur yuvasına koĢmak, ilim sahibi olmak
Ģahsiyetimizi kaybetmeden ilim sahibi olmaktır. Çocuk edebiyatının hedefleri
bakımından “çocukların geliĢmekte olan iç ve dıĢ dünyalarına katkıda bulunmak”
hedefini gerçekleĢtirmek için bu düĢüncelerin yeni nesillerle buluĢturulmasının yararlı
olacağı düĢünülmektedir.
Mehmet Akif, ilk Ģiirlerinden itibaren toplumun içinde bulunduğu yoksulluk, sefalet,
tembellik, duyarsızlık gibi konuları iĢlemiĢ, bu sorunları örnek olaylar üzerinden halka
duyurmaya çalıĢmıĢ bir Ģairdir. Zaman zaman da tarihten seçtiği bazı örnek olayları ve
isimleri zikrederek, millî bilinci uyanık tutmaya gayret etmiĢtir. Bunlar içerisinde kiĢilik
olarak Hz. Ömer‟e sık sık göndermelerde bulunur. Ġlk Safahat‟ta yer alan “Kocakarı ile
Ömer” Ģiiri bunlardandır (Törenek; 2011:203).
Kocakarı ile Ömer adlı manzum Ģiirin düzyazı haline getirilirken mümkün
olduğunca aslına sadık kalınarak yazılmaya çalıĢıldığı görülmektedir. Ancak bazı
yerlerde yanlıĢ sözcük kullanımından doğan bir anlam karmaĢası, bazı yerlerde de Ģiirde
verilmek istenen iletilerin tam olarak aktarılmadığı görülmektedir. Örneğin “Selâmı aldı
kadın pek beĢûĢ bir yüzle” dizesindeki beĢûĢ yüzle ifadesi “kadın asık bir yüzle selamını
aldı” ifadesi ile verilmiĢtir. Oysa ki “beĢûĢ” sözcüğünün anlamı gülümser bir yüz
anlamına gelmektedir. Özellikle hikâyelerde verilmek istenilen alt iletilerin doğru
olarak ifade edilmesi önem kazanmaktadır. Bu ifadenin doğru Ģekilde kaleme alınması
kiĢinin hangi durumda olursa olsun misafiri güleryüzle karĢılaması gerektiği iletisini
vermesi bakımından önem arz etmektedir. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde “Medîne
halkını üryan bırak, Mısır‟da dolaĢ…”Gazâ! Gazâ!” diye git soy cihanı, gel paylaĢ”
dizeleri “Medine halkını aç, çıplak, gözü yaĢlı bırakıp “Gaza! Gaza!” diyerek Mısır‟a
dolaĢ; sonra da zaferler kazanıp ganimeti paylaĢtır…” Ģeklinde yer almıĢtır. Akif‟in

15

�dizelerinde zafer kazanmak anlamını karĢılayan bir ifade bulunmamaktadır ve verilmek
istenilen anlam öznel olarak değiĢtirilmiĢtir. Ayrıca hikâyede; asıl metinde yer alan;
“ġu nevhalar ki çıkar tâ bulutların içine,
Ömer! Savâik-ı tel‟in olur, iner tepene!,
Yetîmin âhını yağmur duası zannetme:
O sayha ra‟d-kazadır ki gönderir ademe!” dizelerini ifade eden bir bölüm
bulunmamaktadır. Hikâyede verilmek istenilen yetimin âhının alınmaması, yetimlerin
korunup gözetilmesi iletisinin verilmemesi bir eksiklik olarak görülmektedir.
“Kocakarı ile Ömer hikâyesi yönetici olan Ömer‟in Ģahsında bireye yüklenen
sorumluluğun önemini zikretmesi, sorumluluk bilinciyle mesul olduğu insanlara karĢı
vazifelerini yerine getirmesi bakımından çocuk edebiyatının “insana ve çevreye duyarlı
olma bilincini kazandırmak” hedefini gerçekleĢtirme ilkesiyle örtüĢtüğü söylenebilir.
Seyfi Baba adlı manzum Ģiir Safahat‟ın altıncı bölümü olan Asım‟da yer alan
Ģiirlerdendir.
Asım Ģiiri; toplum meselelerini Ģiir diliyle ve hikâye tarzında dile getirmek suretiyle
çözme çabası olarak görülebilir. ġiir içinde ve Safahat‟ın diğer bölümlerinde bu tarz
anlatım çok kullanılmıĢtır. „Mahalle kahvesi, Küfe, Seyfi baba, Hasır, Meyhane, Selma,
Köse imam, Azim, Sanatkar, vb.‟ hikâye tarzında inĢad edilen Ģiirler, hayatın içinde var
olan sorunlara teĢhis ve tedavi arayıĢları olarak görülebilir. Asım Ģiiri Akif‟in özlediği
geleceğin Ģiiridir. ġiirde önce „içerisinde yaşanılan şartların tahlili yapılarak,
kurtuluş yolunu yeni bir neslin inşa edebileceği‟ düĢüncesi bizlere anlatılmaya
çalıĢılmaktadır (Cerrah; 2011:297).
“Safahattan Hikâyeler” adlı eserde “Seyfi Baba” hikâyesi manzum Ģiirin aslına sadık
kalınarak kelimeleri mümkün olduğunca günümüzde kullanılan karĢılıkları verilerek
yazılmıĢtır. Hikâye özellikle değer iletimi açısından büyük bir önem arz etmektedir.
ġiirlerinde toplumsal sorunları, toplumun içinde bulunduğu aksaklıkları önceleyerek
sanatını toplumun hizmetine sunan Ģair, toplumsal duyarlılığı ile yeni nesillere örnek
teĢkil edecek bir tavır sergilemektedir. Hasta ziyareti, yoksullara yardım edilmesi,
ekmek parası kazanmak için çalıĢmak gerektiği iletileri çocukların toplumsal sorunlar
konusunda duyarlılıklarının arttırılması bakımından değerlidir.

Çocuk edebiyatının

hedeflerinden çocukları yaĢam gerçeklerine hazırlamak, çocuğun algı geliĢimini
desteklemek” hedefleriyle bağdaĢan hikâye çocukların yaĢanılan gerçeklerle ilgi
kurmasına katkıda bulunabilir.
16

�Manzum Ģiirlerin hikâyenin bütün unsurlarını taĢıdıklarından hikâye haritası
yöntemiyle incelenmesi daha iyi anlaĢılması bakımından yararlıdır. Ġncelenen
hikâyelerin ana karakterlerinin iletmek istedikleri düĢünceleri, duyguları uygun bir dille
ilettikleri görülür. “Seyfi Baba” hikâyesinde ġairin “Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param
olsa idi!” dizesi “Ya merhamet duygusundan mahrum yaratılsaydım ya da param
olsaydı!” ifadesi ile düz yazı haline getirilerek kahramanın duyuĢsal tepkisi çocukların
anlayabileceği Ģekilde etkileyici, açık, anlaĢılır bir dille ifade edilmiĢtir.
Hikâyelerin çocuk edebiyatı hedeflerinden insana ve çevreye karĢı duyarlı olma
bilincini kazandırmak, farklı alanlara, ilgi çekici olay ve kavramlara yönelik dikkatleri
geliĢtirmek, güzellik duygusunu geliĢtirecek estetik değerde edebî ürünlerle çocuğu
tanıĢtırmak, çocuğu Ģiir, hikâye, roman, masal, fabl, çizgi roman, bilimsel kitap,
biyografi gibi türlerde nitelikli eserlerle buluĢturmak, sosyalleĢtirme ihtiyacını
doyurmak, kiĢilik geliĢimine olumlu katkılarda bulunmak hedeflerini gerçekleĢtirmede
uygun olduğu görülmektedir.
Çocuk edebiyatının hedeflerinden biri de “çocuğu içinde doğup büyüdüğü
toplumun kültür ve bilgi birikiminden haberdar etmektir”. Bu bağlamda hikâyeler, Türk
Edebiyatında önemli bir yere sahip olan Mehmet Akif ERSOY‟un eserlerinin çocuklara
daha detaylı tanıtılması, düĢüncelerinin aktarılması yönüyle değer kazanmaktadır.

Sonuç ve Öneriler
Türk Edebiyatı tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Mehmet Akif ERSOY‟un
değerli eseri Safahat‟ın genç nesillerin anlayabileceği Ģekilde günümüz Türkçesi ile
sunulması, çocuk edebiyatı hedeflerinden, içinde doğup büyüdüğü toplumun kültür ve
bilgi birikiminden haberdar etmek hedefiyle birebir örtüĢmektedir. Ayrıca bu türden
eserlerin ilettiği değerler yönüyle

çocuklarla tanıĢtırılması

Programı‟nda (MEB, 2006: 4) yer alan

Türkçe Dersi Öğretim

“Millî, manevî ve ahlâkî değerlere önem

vermeleri ve bu değerlerle ilgili duygu ve düĢüncelerini güçlendirmeleri” ilkesi ile de
bağdaĢmaktadır.
“Safahat tek baĢına, bugünkü ve yarınki nesillere din, tarih, vatan sevgisi, birlik
duygusu, millî Ģuur ve millî edebiyat için gerekli bilgi ve tehassüsleri temin edebilecek
kudrette büyük bir eserdir. Bu eserin dilini bilmeyen, onu anlamayan ve onunla aynı
hisleri paylaĢmayan bir “okumuĢ”un “aydın”lık iddiasına hakkı olamaz. Bu eser,
Müslüman Türk milletinin bin yıldır yaĢadığı ve yaĢattığı değerlerin, his ve fikirlerin
17

�derinliklerinden fıĢkırmıĢ bir pınardır. Milletini gerçekten öğrenmek isteyenler, bu
kitabı okumalı; milletiyle birleĢmek ve ona layık olmak isteyenler, bu eserdeki fikirlere
göre kendilerini tashih etmelidir. Bir millet için böyle bir esere sahip olmak, Ġlâhî bir
lütuftur. Bütün tahsil yıllarında “Safahat” için ayrı ders saatleri konulmalı ve Türk
gençleri bu eserin, dilini ve duygularını bir hayat suyu içercesine bütünüyle öğrenip
benimsemelidirler” (Düzdağ, 2006:65).
Mehmet Akif ERSOY‟un düĢünce yapısını iyi bilen çocuk edebiyatı yazarları
çocuğa görelik ilkesinden hareketle, çocukların geliĢim düzeylerini göz önünde
bulundurarak

Safahat‟taki

manzum

hikâyeleri

çocuk

edebiyatı

alanına

kazandırmalıdırlar.
Çocuk edebiyatı eserlerinde bulunması gereken ilkeler gözetilerek Akif‟e ait
eserler görsel eserlere dönüĢtürülmeli, bilgisayar teknolojisinden yararlanılarak
çocukların ilgisini çekecek hale getirilmelidir.
Çocuk edebiyatı alanında yaygın olarak yer alan yabancı kültürlerin tanıtıldığı
eserler yerine, Akif‟in Türk-Ġslam kültürüyle yoğrulmuĢ eserlerinin çocuklarla
buluĢması sağlanmalıdır.
GeçmiĢte meydana getirilmiĢ olan Türk Dili‟nin değerli eserlerinin içeriğinden
öğrencilerin haberdar edilmesi, milletinin kültürel birikimlerinden beslenen,

kendi

benliğinden, geçmiĢinden, edebiyatının, toplumunun öz kaynaklarından kopmamıĢ,
duyarlı nesillerin yetiĢmesini sağlayacaktır.
Türkçe eğitiminde drama ile öğretim yöntemi öğrencilerin yaĢayarak
öğrenmelerini sağlayan etkili bir yöntemdir. Drama etkinlikleri oluĢturmada Mehmet
Akif ERSOY‟un manzum hikâyelerinden yararlanmak mümkündür. Hikâyeler,
dramatizasyon

çalıĢmaları

yapılarak

Türkçe

öğretimine

uygulanması

halinde

öğrencilerin dil becerilerini geliĢtirmeleri üzerinde önemli geliĢmeler sağlayacaktır.
Kültür ve bilgi birikimimizi temsil eden eserler, çocukların düzeylerine uygun bir
Ģekilde Türkçe ders kitaplarında yer almalıdır. Âsım‟ın beklenen, özlenen neslini
yetiĢtirme yolunda Mehmet Akif Ersoy‟un eserleri eğitimcilerin ıĢığı olmalıdır.

Kaynakça
AytaĢ, Gıyasettin ve Yalçın, Alemdar. (2011). Çocuk Edebiyatı, Ankara: Akçağ
Yayınları.

18

�Bâkiler, Yavuz Bülent. (1986). Ölümünün 50. Yıldönümünde Mehmet Akif Ersoy
Ankara: Sevinç Matbaası.
Cerrah, Selim. (2011). “Asım ġiirinde Sosyal Olayların Tahlili”, Uluslararası Mehmet
Akif Ersoy Millî Birlik ve Bütünlük Sempozyumu/bildiriler, 12-14 Ekim 2011,
Ġstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi.
CoĢkun, Eyyup. (2007). “Türkçe Öğretiminde Metin Bilgisi”. Ġlköğretimde Türkçe
Öğretimi (Editörler: Ahmet Kırkkılıç ve Hayati Akyol), Ankara: Pegem A Yayıncılık.
Çeçen, Mehmet Akif (2011). “Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin Türkçe Eğitimi Açısından
Ġncelenmesi”, Edebî Metinlerle Çocuk Edebiyatı (Editörler: Doç. Dr. ġener Demirel ve
vd.), Ankara: Pegem A Yayıncılık.
Demirel, ġener. (2011). “Çocuk Edebiyatı‟nın Tanımı, Nitelikleri ve Hedefleri”, Edebî
Metinlerle Çocuk Edebiyatı (Editörler: Doç. Dr. ġener Demirel vd.), Ankara: Pegem
A Yayıncılık.
Düzdağ, M. Ertuğrul. (2006). Mehmed Akif Hakkında AraĢtırmalar III, Ġstanbul:
Marmara Üniversitesi Ġlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları.
Ġlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu. (2006). (6,7,8. Sınıflar)
Ankara: MEB Yayınları.
Leland, Jacob (1955). Curriculum Letter. (Çev. A.Ferhan OĞUZKAN), 1995‟ten Akt.
Ferhan Oğuzkan, Çocuk Edebiyatı. (1995). Ankara: Anı Yayınları.
Oğuzkan, A.Ferhan. (1987). Çocuk Edebiyatı, Ankara: Emel Matbaacılık.
Onan, Bilginer. (2012). Dil Eğitiminin Temel Kavramları, Ankara: Nobel Akademik
Yayıncılık.
Törenek, Mehmet. (2011). “Mehmet Akif‟te Sosyal Meseleler ve HZ. Ömer
Duyarlılığı”,

Uluslararası

Mehmet

Akif

Ersoy

Millî

Birlik

ve

Bütünlük

Sempozyumu/bildiriler, 12-14 Ekim 2011, Ġstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi.
ġimĢek, Tacettin. (2007). Çocuk Edebiyatı, Konya: Suna Yayınları.
YeĢilyurt, Evrim. (2002). Mehmed Akif Ersoy Hayatı ve Eserleri 1, Ankara: Yeryüzü
Yayınevi.
Yıldırım, Ali ve ġimĢek, Hasan. (2008). Sosyal Bilimlerde Nitel AraĢtırma Yöntemleri,
Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Yılmaz, Yıldız. (2008). Safahat‟tan Hikâyeler, Ġstanbul: Gonca Yayınları.
http://www.turkceciler.com. 22.01.2013 tarihli eriĢim ile alınmıĢtır.

19

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10422">
                <text>2231</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10423">
                <text>SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10424">
                <text>ALTUNKAYA, Hatice </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10425">
                <text>Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.  ÖZET  Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10426">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10427">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10428">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10429">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1325" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1531">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7e4acb73a90e60bcacbb53b64a9ae965.docx</src>
        <authentication>156cc72bb17367b55da191c477a0e088</authentication>
      </file>
      <file fileId="1532">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4744a302b951fadb8c928d440c73c36d.pdf</src>
        <authentication>798e0c988e4cf92cc87839147f9d287d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10421">
                    <text>MESNEVİ TARZINDA MANZUM BİR HİKAYE
Nuran ALTUNER
Sakarya Üniversitesi, Sakarya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Manzum, Dini.
ÖZET
Tanıtılacak eser, Nazif adlı bir müellifin yazmış olduğu altı yapraklık manzum bir
hikâyesidir. Konusu dinidir. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut koleksiyonu 3905
numarada yer almaktadır. Nazif adlı müellifin adı yaprak 68b’de yer alan beyitlerden birinde
şöyle geçer. Eyle gufraneNazifimazhar / Dest-i Ahmeddeniçür hem Kevser. Eserin H.1108
tarihinde yazıldığını aşağıdaki beyitten anlıyoruz. Olmadın bin yüz sekiz yedi tam / Bu aruse-i
nazmitdi hıram. İlim âlemine katkı sağlayacağı ümidiyle, öğüt verici mahiyette olan altı
yapraklık dini mesnevinin tamamı transkribe edilip sosyolojik ve psikolojik açıdan tahlil
edilecektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10413">
                <text>2234</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10414">
                <text>MESNEVİ TARZINDA MANZUM BİR HİKAYE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10415">
                <text>ALTUNER, Nuran</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10416">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Manzum, Dini. ÖZET  Tanıtılacak eser, Nazif adlı bir müellifin yazmış olduğu altı yapraklık manzum bir hikâyesidir. Konusu dinidir. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut koleksiyonu 3905 numarada yer almaktadır. Nazif adlı müellifin adı yaprak 68b’de yer alan beyitlerden birinde şöyle geçer. Eyle gufraneNazifimazhar / Dest-i Ahmeddeniçür hem Kevser. Eserin H.1108 tarihinde yazıldığını aşağıdaki beyitten anlıyoruz. Olmadın bin yüz sekiz yedi tam / Bu aruse-i nazmitdi hıram. İlim âlemine katkı sağlayacağı ümidiyle, öğüt verici mahiyette olan altı yapraklık dini mesnevinin tamamı transkribe edilip sosyolojik ve psikolojik açıdan tahlil edilecektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10417">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10418">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10419">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10420">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1324" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1527">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a020a3474343c6fc92fee22707dfeebb.docx</src>
        <authentication>8dde841ba640029e0668882dfde0a1a8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1528">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d4cb41f0018b207cc961878e17a3aded.pdf</src>
        <authentication>40625adf45581449aba7ef2c2036e4f7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10411">
                    <text>ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ
Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ
Aksaray Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Aksaray / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.
ÖZET
Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra
yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni
öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin
yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü
kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik konuları
sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan Allah’a olan
inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir çukura benzeyen
düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid’in karısına olan aşkı onu
kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu açıdan Makber’i bir
başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan Hâmid, Makber’den sonra
birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle
kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma
Hanım’ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu
çalışmada, Hâmid’in Makber’deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları
incelemeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1529">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/07dfcacee81c1d9fc36c78763b0dc2fa.doc</src>
        <authentication>79e62e4b5730868ef9645dd3c8674173</authentication>
      </file>
      <file fileId="1530">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7c8c56c81810863788915e42c404e36d.pdf</src>
        <authentication>d9905fed3998a18e909a5d538fbb2afd</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10412">
                    <text>ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ
Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ1
Özet
Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım‟ın ölümünden sonra
yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni
öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin
yanı sıra eserde birçok felsefî konu da dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü
kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölümün yanı sıra, varlık-yokluk, ahiret vb.
metafizik konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve
tezatlardan Allah‟a olan inancı kurtarır. Fakat onu uçurumun kenarına kadar sürükleyen,
karanlık bir çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır.
Hâmid‟in karısına olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik
kazanmıştır. Bu açıdan Makber‟i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir
sanatçı olan Hâmid, Makber‟den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı
sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve
çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma Hanım‟ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını
unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid‟in Makber‟deki ölümsüz aşkı ve
bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları incelemeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.
ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER AND THE IMAGE OF UNFORGOTTEN
LOVE
Abstract
Abdülhak Hâmid Tarhan wrote his work named Makber after the death of his wife,
Fatma Hanim. This poem is one of the well-known important works of Turkish Literature.
The reason for this, primarily it is a lament that is wailed following the death of a lover. As
well as this romantic property, many philosophical issues were also put into words by the poet
in the work. Hâmid, queries metaphysical issues death, existence-extinction, the hereafter etc.
who made to feel could not accept the death of his wife in this work. His belief in God rescues
1

Yard. Doç. Dr. Aksaray Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
refika@aksaray.edu.tr

�the poet that we feel him was confused, from all conflicts and contrasts. But thing that
dragged him to the edge of the cliff, take the poet to the thoughts like a dark hole, is great
intra love that he sense his wife. Hamid‟s love for his wife has unfinished being lost her, has
gained depth with philosophical issues. In that respect, we may accept Makber as a starting
point. Hamid who is a very prolific artist, refer the same issues in many work of him after
Makber, reached the same conclusions, mourned with the dream of the same dead. Although
he made another marriages and had a tempestuous life, he could not forget Fatma Hanim and
her grave that he left alone in the desert and reflected his works. In this study, it has been tried
to examine Hamid‟s eternal love and his philosophical twinges that eternalize this love in
Makber.
Key Words: Abdülhâk Hâmid, Makber, Love, metaphysics.
Giriş
Tanzimat döneminin en önemli sanatçılarından Abdülhak Hâmid Tarhan, edebiyat
tarihimizde daha çok karısı Fatma Hanım‟ın ardından yazdığı Makber adlı eseriyle
ünlenmiştir. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni
öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin
yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının
ölümünü kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik
konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan
Allah‟a olan inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir
çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid‟in karısına
olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu
açıdan Makber‟i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan
Hâmid, Makber‟den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış,
aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı
olmasına rağmen Fatma Hanım‟ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve
eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid‟in Makber‟deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı
ebedileştiren felsefî sancıları incelenmeye çalışılacaktır.
Abdülhak Hâmid, Makber‟in “Mukaddime”sinde söyle söyler:
“Makber‟den evvel yazdığım şeylerin pek çoğunu beğenmem, bazılarını pek az beğenirim.
Makber‟i ise hiç beğenmiyorum, çok seviyorum.
Beğenmediğim şu sebepledir ki, bu kitabın edebiyat ile pek az münasebeti var. Sevdiğim şunun
içindir ki, bu kitap odur.”

�“Makber onun hali, onun resmi, onun hayâli, onun heykeli, onun mezarıdır; onun hiçbir
beğenilecek yeri kalmayan hayatıdır. Yine tekrar edeyim: Makber odur. Bunun için severim”
(Hâmid 1997: 35)

Hâmid‟in, “odur” dediği Fatma Hanım‟dır. Fakat şiiri irdelediğimiz zaman Fatma
Hanım‟ın bir çıkış noktası olduğunu söyleyebiliriz. Aslında bu ölüm meselesi şairi hayat
hakkında düşünmeye, pek çok konuyu sorgulamaya itmiştir. Bunun nedeni ise öncelikle
Hâmid‟in Fatma Hanım‟a duyduğu büyük aşktır. Hatıralarında evlilikleri hakkında şunları
yazmaktadır:
“Ben güya nâil-i murad olmuştum. Bu veçhile mesrur olan insan o mesrûriyetin sonu
bir felâket olacağını his mi ediyor bilmem. Nâil olduğum günden beri ben tâli‟in bu hüsn-i
tecellisinden korkuyordum. Bahtiyarlık evimde, yanımda, yatak odamda dolaşıp duruyordu,
ben görmüyordum. Yolda karşıma çıkarak beni kucaklıyordu. Görmüyor, duymuyordum. O
bir peri-i ceri idi. Ben bir insan-ı hâif idim. O Havva ise de ben Âdem değildim. Beraber
gezerken düşecek diye tutacak oluyordum. Uyurken bir akşam uyanmayacak, ölecek gibi
duruyor. Güldüğü zaman güzelliğini uçacak sanıyordum.” (Hâmid 1994: 89)
Fatma Hanım‟ın vereme yakalanmasıyla Hâmid‟in korkuları gerçeğe dönüşecektir.
Hâmid, Hindistan‟da karısı Fatma Hanım‟ın hastalığı artınca, yurda dönmek ister. Güçlüklerle
dolu bir deniz yolculuğundan sonra Beyrut‟a ayak bastıkları sırada Fatma Hanım son nefesini
vermek üzeredir. Beyrut Valisi olan ağabeyi Nasuhi Bey‟e misafir olan şair, birkaç gün sonra
Fatma Hanım‟ı kaybeder. Ölüm Hamid‟in ruhunda öylesine derin izler bırakmıştır ki
sanatının en büyük eserini yaratmasına neden olur. Sonraki eserlerinde de aynı felsefî
endişeleri dile getirmesini, dolayısıyla sanatının mahiyetini oluşturmasını sağlayacaktır.
Tanzimat Edebiyatı‟nın en önemli eserlerinden biri olan Makber, derin felsefi
meselelerle dolu olmakla birlikte Hâmid‟in "ölüm" karşısındaki isyanlarını, Tanrı‟ya yakarış
ve sığınmalarını içerir. Bu güzel şiirin ardından Ölü, Hacle ve Bunlar Odur adlı eserleri
gelecektir. Bu eserlerinde Makber‟in etkilerini devam ettirmektedir. Ayrıca şair, “Macera-yı
Aşk‟ı, Sabr u Sebat‟ı, hususuyla İçli Kız‟ı onun aşkıyla yazdığıma kail olmak istiyorum”
(Hâmid 1994: 89) der.
Hâmid‟in ölümü kabullenememe meselesi Makber‟de ağırlıklı olarak kendini
hissettirir. Döneminde büyük bir yenilik olarak değerlendirebileceğimiz aşağıdaki
mısralarında Tanpınar‟ın da belirttiği gibi yok olmayı kabullenememe söz konusudur:
Bildir: Nereye uçar gülüşler?..
Feryâdla olur mu bir yer?..
Zâhir neye böyle ye‟sdir hep?.
Bâtın, neden böyle hande-ber-leb?..
Ben zâir, sen defîn-i makber,

�Gel, bir soralım bunu beraber:
Çıktın mı huzur-ı Kibriyâya?..
Bildin mi nedir o tıfl-ı ekber? (Tarhan 1997: 56-57)

İnsanın ölmesi ona ait olan her şeyin yok olması anlamına mı gelir? Hâmid‟i bedenin
yok olması kadar insanı diğer canlılardan ayıran hatta her insanın kendine özgü olan
özelliklerinin de yok olması ilgilendirmektedir. Bir insanın gülüşü de bu özelliklerden biridir.
Şair, gülüşlerin nereye gittiğini sorar. Hamid‟in Allah konusundaki imgeleri genellikle
sorulardan oluşmaktadır. Birçok konuda kendini aydınlatması için Allah‟a yalvararak
cevaplar beklemektedir. Burada ise karısı Fatma Hanım‟a seslenmekte, görünen neden üzücü,
görünmeyen neden neşeli diye sormaktadır. Aslında Hâmid‟in tezatlarının kaynağında da
ölüm fikri bulunur. Ölüm yaşamın karşıtıdır ve varlığın sonu yokluktur. Şair birçok yerde
buna hayret etmekte ve bazı fikirlerinin temeline bu düşünceyi koymaktadır.
Adülhâk Hâmid‟in Bunlar O’dur adlı kitabına ilham veren de Fatma Hanım‟dır.
Şiirlerin eşi Fatma Hanım‟la olan ilişkisi ise doğrudan kitabın isminde aranmalıdır. Enginün,
―Bunlar O‟dur adının telkini şüphesiz ki Fatma Hanımdır” (Enginün 2006: 449) der.
Bunlar O‟dur‟daki şiirler genel olarak aşk ve tabiat temleriyle ilgilidir. Tabiatın kızı
motifi ―Biriçkendi- ve ―Kambala Hil- başlıklı şiirlerde de bulunur. Diğerlerinde de aşk
motifine sık rastlanmakta ve tabiatın kızı bu aşkın muhatabı olmaktadır. ―Tecelli Yahut
Teselli, karısı Fatma Hanım için yazılmış bir şiir izlenimi verir. Burada da bir tablo halinde
tabiat tasvir edilmekte ve bu tabiatın ortasında mezar bulunmaktadır. Tabiatın canlı tasvirinin
ardından mezar ve şairin umutsuz ruh hali Romantizm akımının Hâmid üzerindeki etkisine
işaret eder. Romantizm akımının idealleştirilmiş dünyası Hâmid‟in kır hayatında daha net
ortaya çıkar. Hâmid bu tutumunu Hindistan‟daki izlenimleriyle birleştirmiş, ideal tabiatı orada
gördüğüne inanmıştır.
Ölümün kışkırtan gerçekliği belki de Hâmid‟i yaşamaya daha çok bağlamıştır. Fakat
bu durum onun vicdan azabı çekmesine engel değildir. Hâmid‟in oyunlarında yarattığı
kahramanlar kendi içinde yaşattığı tezatları yansıtırlar. Bunun örneklerinden biri Makber ile
Hacle’ye verdiği isimlerde de kendini gösterir: Ölünün girdiği yerle gelinin girdiği yer ardı
ardına gelir. Bu tezat şairin ruhundan taşan bir kaygının ifadesi gibidir. Hâmid hatıralarında
da bu vicdan azabını açıkça dile getirmektedir:
“Ona karalar giydirmemişsem de ben kendi nazarımda rû-siyah olmuştum. Ve bir cenin-i sâkıt
hayalimde günden güne büyüyerek karşıma çıkıyor, o yarım mahlûk bir ebülhevl oluyor ve sanki
vicdanıma girerek, „beni dünyadan da, ahıretten de, hayattan da, memattan da ey peder! Sen
mahrum ettin‟ meâlinde bir sükût ile hitap ediyor. […] Bazı kere de „dünyaya gelip de ne
olacaktı‟ diyorum. „Yine ölecek değil miydi? Belki ölü doğan çocuklar en bahtiyar mahluklardır.
Her gün biraz ölerek yaşamaktansa, hiç yaşamadan ölmüş oluyorlar” (Hâmid 1994: 95-96).

�Hâmid‟in zihnindeki bu hayaller başka eserlerinde de varlığını hissettirir. Zeynep adlı
oyununda da Fatma Hanım‟ın gölgesi vardır. Oyunda birçok çelişkili yön bulunmasına ve
birçok belirsizliği barındırmasına rağmen Hâmid‟in bu oyuna kendi hayatından izler kattığını,
böylece tutkulu bir aşk hikâyesi yazmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Oyunun kahramanı
Abbas‟ın ilk karısının ölümünü unutamaması, onun ruhuyla sık sık karşılaşması, sürekli bir
vicdan azabı yaşaması gibi etkileri Hâmid, yaşamından oyuna taşımıştır diyebiliriz. Oyunun
kahramanları Abbas ile Zeyneb‟in ilk karşılaşmalarından itibaren, Abbas‟ın Hâmid olduğu
sezilmekte. Üstelik eski karısının ölmüş olması ve bu acı ile kıvrandığı sırada karşısına çıkan
bir dilbere aşık olmasının Beyrut‟taki Feride Hanım‟ı2 hatırlattığı söylenmektedir. Bu da bu
açıdan anlamlıdır. Fakat bu oyundaki önemli nokta Hâmid‟in karısı ile ilgili yaşadıkları ya da
oyuna yansıttıklarıdır. Tanpınar da Hâmid‟in aşkı belki de fırtına olarak tanımladığı eğilime
dikkatimizi çekmekte ve fırtınanın Hâmid‟in dramlarında her türlü mucizeye kadir olduğunu,
Zeynep‟in de bir fırtınadan sonra esrarlı kuvvetler kazandığını söylemekte ve şöyle devam
etmektedir: “Lord Dick‟in kimsesiz karısını iyileştirir. Fakat bu iyileşen kadın her nedense
kitap yazacak ve macerasını anlatacaktır. Piyesin son tarafında bu kitaptan da bahsedilen
mesut hayat sahnesi ise şüphesiz yine Hâmid‟in Fatma Hanım‟ın etrafında kurduğu imkânsız
bir hayaldir.” (Tanpınar 2001: 583). Bu sözlerden Hâmid‟in 1916‟da yayınlattığı Finten adlı
eserinde de Fatma Hanım‟ın izlerini yaşattığını anlıyoruz.
Hâmid‟in imkânsız hayaller kurmaktan hoşlandığını ve bu nedenle oyunlarında
içinden çıkılması zor durumlar oluşturduğunu söyleyebiliriz. Kaya Can‟ın da bu konuya
dikkat çektiğini görmekteyiz:
Finten‟de muhtelif kahramanların seyahatleri ve hayatlarının geçtiği yerler Hâmid‟in
hayat coğrafyasına intibak eder. Meselâ A‟cûbe‟nin vücudunu hazırlayan vuslat Hindistan‟da
olmuştur. Blanche‟a uydurulan mazi Hindistan ve Bîrut‟a bağlanır. Burada da Hind
okyanusundan gelen vapur, Bîrut ve dört sene evvelki matem birleştirilirse Fatma‟nın ölümü
çıkar. Hattâ Blance‟ın sahte annesi de, Fatma Hanım‟ın yaşında iken ölmüştür. Bu ana babanın
Yeni Zeland‟dan yola çıkışları ise eserde 1 Nisan 1850 olarak gösterilmektedir. Vak‟aya uyma
mecburiyeti ile bu senenin 1850 oluşu bir tarafa bırakılırsa bu vapura biniş ay ve gün itibariyle
Hâmid‟in Bombay‟dan vapura bindiği gündür.(Can 1952: 84)

Hâmid, Zeynep adlı oyununu 1909‟da yayınlatmıştır. Bu oyunda Abbas ile Zeynep‟in
aşkları konu edilmektedir. Fakat oyunun sonunda Abbas‟ın söyledikleri, Hâmid‟in karısı
Fatma Hanım için söylediği izlenimi verir:
“Abbas- (…) Donsam, taş kesilsem, bir heykel, bir mezar olsam, yerin dibine dikilsem duramam!
Seni istiyordum, Zeynep, eyvah, seni istiyordum, istediğim sen de değilmişsin! Meğer ki aradan
geçen siyah aylar târmâr olup bitsin mazi avdet etsin de o Hindistan‟daki rüyâ-yı dil-firibi yine
göreyim.” (Hâmid 2002: 370)

2

Bkz. Can 1952:83. Kabaklı 1948:148.

�Yeni bir hayata kapılarını açmak isteyen şair, kaybettiklerine duyduğu özlem ve
hissettiği vicdan azabı yüzünden asla kendini tam olarak mutlu hissedemeyecektir belki de.
Bu gerçek mutluluk için ölünün “kıyam” etmesi gerekmektedir. Makber‟de söylediği gibi:
“Çık Fatıma! Lahtden kıyam et
Yadımdaki haline devam et”
Bir isyânın ifadesi olan bu dizeler şairin sonraki eserlerinde bir imgeye dönüşür.
Tabutundan çıkan, ölümden sonraki hayatta buluşan ruhlar ya da mezarların üzerinde, evlerin
içinde gezinen ruhlar eserlerini doldurur. Finten‟de mezarlık ve ev arasında pek çok ruh konu
edinilir. Hatta oyunun kahramanı Finten‟i de tuhaf ve anlaşılmaz bir biçimde sonunda mezar
öldürür. İlhan ve Turhan‟ın devamı niteliğindeki Ruhlar ve Arzîler yine tabutundan kıyam
eden ruhların bulunduğu eserlerdir. Fakat belki de bunların yanı sıra en dikkat çekici olan eser
Tayflar Geçidi‟dir. Bu eserde bazı ünlülerin ruhları konuşturulur: Timur, Bayezid, Hâfız,
Sâdi, Dante, Victor Hugo, Şekspir, Hayyam, Namık Kemal gibi. Bunlar gerçekte yaşamış ve
ölmüşlerin ruhlarıdır. Bir de İlhan ve Turhan adlı oyunlardaki kurmaca kahramanlar ölmüş ve
Tayflar Geçidi‟nde ruhları oyun kahramanı konumuna geçmiştir. Hâmid‟in daha da ileri
giderek Ruhlar adlı oyununda ruhlar dünyasında peygamberlerin ruhlarını konuşturduğuna da
şahit oluruz. Peygamberler, dünyanın gidişatı hakkında konuşurlar. Bu sesler bol ışık
içindedir ve gök gürlemesini andırır. Hâmid, neden böyle bir tercih yapmış, peygamberleri
oyuna taşımıştır? İnancının güçlü olmasına rağmen kafasının pek çok soruyla karışık olması,
tezatlarına bir son vermek için görünmeyeni görünür kılmaya çalışması bu kurguyu ortaya
çıkarmış olabilir.
Ruhlar adlı oyunda peygamberler, Tecelli-i Evvel, Tecelli-i Sâni, Tecelli-i Sâlis gibi
belirsizlik içeren isimlerle adlandırılır. Böylece okur, konuşanların kimliklerini isimlerinden
değil konuştukları meselelerden keşfeder. Oyunun kurmaca kahramanı Kanbur ise
peygamberlerin ruhlarının konuşmaları bitip sesler kesildikten sonra, ironik bir dille durumu
değerlendirir: “Her derde çare var güzelim, aşka çare yok!” Bu sözlerin Hâmid‟in kendi ironik
durumuna da bir gönderme olduğunu söyleyebiliriz.
Abdülhak Hâmid, Tayflar Geçidi adlı oyununda mezarlıkta hayaletleri konuşturur.
Ruhlar adlı oyununda ruhlar gökyüzündedir. Arzîler adlı oyununda ise tekrar dünyaya
dönmüşlerdir. Böylece tam olarak kıyam gerçekleşmiş olmaktadır. Makber‟de “Çık Fatıma!
Lahtden kıyam et” diye feryat eden Hâmid‟in hayalinde devam eden arzudur belki de bu.
Arzîler‟in oyun kahramanları Kanbur ile Dilşâd yeni bir hayatı kendileri seçmiş ve dünyaya
yeniden dönmüşlerdir. Bu Hâmid‟in oyunlarında pek rastlanmayan mutlu bir sondur aslında.

�Abdülhak Hâmid, Makber‟den sonra yazdığı eserlerinin geneline Makber‟in havasını
yansıtır. Bunun nedeni karısının ölümü ile açılan boşlukta yaşadığı bunalımlardır. Ölüm,
varlık-yokluk, ahiret gibi meseleler şairin kafasını kurcalar. Bütün bu meseleleri tekrar tekrar
dile getirmesinin nedeni ise içinden çıkamadığı sorular sormasıdır. Bu bunalımlardan şairi
kurtaran Allah‟a olan inancıdır. Tüm bunalımlarından ve tezatlarından Allah‟a sığınarak
kurtulmaya çalışır. Bütün bu felsefî endişelerin ötesinde şair, Fatma Hanım‟ı kaybetmiş
olmakla yaşadığı acıyı dindirmek için belki de oyunlarında ruhları, ölümden sonraki hayatı ve
kıyam meselesini dile getirmiştir.

Kaynakça
CAN, Kaya (1952). Abdülhak Hamid Üzerinde Edebiyat Coğrafyası Bakımından Bir
Araştırma. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü
Mezuniyet Tezi.
ENGİNÜN, İnci (2006). Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923). İstanbul:
Dergâh Yayınları.
ENGİNÜN, İnci, İsmail PARLATIR, Ahmet B. ERCİLASUN, Zeynep KERMAN hzl. (2006).
“Abdülhak Hâmid Tarhan”. Tanzimat Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları.
KABAKLI, Ahmet (1948). “Abdülhak Hamid'in Tiyatroları”. İstanbul: İstanbul Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.

TANPINAR, Ahmet Hamdi (2001). Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul:
Çağlayan Kitabevi.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1994), Abdülhak Hamid'in Hatıraları, İstanbul: Dergah Yayınları.

TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Arzîler. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
(Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1991), Bunlar O'dur. Abdülhak Hâmid Tarhan Bütün Şiirleri
1. (Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1998), Finten. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 3.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), İlhan. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1997), Makber. Abdülhak Hâmid Tarhan Bütün Şiirleri 2.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.

�TARHAN, Abdülhak Hâmid (1997), Ölü. Abdülhak Hâmid Tarhan Bütün Şiirleri 2.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Ruhlar. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Tayflar Geçidi. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
(Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Turhan. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Zeynep. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 7,
(Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10403">
                <text>2282</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10404">
                <text>ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10405">
                <text>ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ, Refika </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10406">
                <text>Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.  ÖZET  Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan Allah’a olan inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid’in karısına olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu açıdan Makber’i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan Hâmid, Makber’den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma Hanım’ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid’in Makber’deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları incelemeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10407">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10408">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10409">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10410">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1323" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10395">
                <text>2223</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10396">
                <text>GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10397">
                <text>ALPER, Kadir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10398">
                <text>Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10399">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10400">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10401">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10402">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1322" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1525">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/38ca4c1ccdd27b323448c6716f7adc94.docx</src>
        <authentication>72157639d56304ee070a7e788eabef4c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1526">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/198699c4c0eff774bad3b40d160abdc8.pdf</src>
        <authentication>c4744a37136cfbec3dac8fe0e8867e42</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10394">
                    <text>GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI
Kadir ALPER
Gaziantep Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Gaziantep / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat.
ÖZET
Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin
devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim
Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya
gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine
tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri
divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep
divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da
divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır.
Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside
bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol
miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikirnâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır.
Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu
gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı
görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla
birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun
şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek
rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması
gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait
kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik
özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi
çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze
dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde
Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu
çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini
somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî,
Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan
etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair,
“Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir
yer tutmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10386">
                <text>2220</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10387">
                <text>GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10388">
                <text>ALPER, Kadir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10389">
                <text>Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10390">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10391">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10392">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10393">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
