<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=214" accessDate="2026-06-24T01:31:28+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>214</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1471" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1922">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/88d97f267b34d947e5254984be729920.docx</src>
        <authentication>b2f33b6a0b890ed3b46b1db9c9fbb09a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1923">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7800f3b1e6d14c899e8cbf0e09111939.pdf</src>
        <authentication>52ef3c222dad0de005092ebb44cbeed9</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11785">
                    <text>METİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN HACI BAYRAM-I VELÎ'NİN ŞİİRLERİ
Mete Yusuf USTABULUT - Emrah BOYLU - Muhammet Hüseyin YAZICI
Yunus Emre Enstitüsü, Romanya, İran, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Metin Bilim, Hacı Bayram-ı Veli, Çağdaş Yöntemler.
ÖZET
Metin dil bilim; bir metni yapısal ve anlamsal bütünlükleri açısından değerlendirerek ve
bu değerlendirmeler sonucunda metni oluşturan temel unsurları anlamaya yönelen yeni bir
yöntemdir. Metin dil bilim metni meydana getiren her bir unsuru ayrı ayrı ele alarak
değerlendirir ve aralarındaki bağlantıları ortaya koyar. Metin dil bilim metne yaklaşım
gerekçeleri birden fazla unsur içermektedir. Metnin görünen ve görünmeyen yapılarının tespit
edilerek değerlendirilmesi metin dil biliminin alanına girer. Ayrıca toplumun ritüelleri,
gelenekleri, kültürü, sosyal psikolojinin etkileri gibi metnin arka planını oluşturan görünmez güç
unsurları ile metin arasındaki bağın ortaya çıkarılarak incelenmesi de metin dil biliminin
konusudur. Metin dil bilim açısından metne yaklaşımda, metni meydana getiren kelime ve
cümlelerin ele alınmasından çok, metne bütünsel yaklaşım esas alınmaktadır. Metni oluşturan
bağlantılar ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri üzerinde durulmaktadır. Metin dil bilim,
metnin işlevsel yapısından yola çıkarak birbirleriyle olan işlevsel bağlantılarını da irdeler. Bu
bağlantılar en çok şiirin yapısında ortaya çıkmaktadır. Şiir kendine özgü yapısıyla diğer edebi
metinlerden ayrı bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle şiir değerlendirmelerde eski şerh yöntemleriyle
beraber metin dil bilimi bir araya geldiği zaman Türk şiirinin zengin anlam çeşitliliği ve
derinliğinin daha net bir biçimde ortaya çıkacağı ve Türkçenin söyleyiş gücünün bir kere daha
örnekleriyle vurgulanacağı görülecektir. Bu çalışmada Anadolu coğrafyasında Türkçe ile şiirler
yazan Hacı Bayram-ı Veli’nin şiirleri, şerh yöntemi ve metin dil bilimi yöntemi bir araya
getirilerek incelenmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11777">
                <text>1872</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11778">
                <text>METİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN HACI BAYRAM-I VELÎ'NİN ŞİİRLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11779">
                <text>USTABULUT, Yunus Emre
YAZICI, Muhammet Huseyin</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11780">
                <text>Anahtar Kelimeler: Metin Bilim, Hacı Bayram-ı Veli, Çağdaş Yöntemler. ÖZET Metin dil bilim; bir metni yapısal ve anlamsal bütünlükleri açısından değerlendirerek ve bu değerlendirmeler sonucunda metni oluşturan temel unsurları anlamaya yönelen yeni bir yöntemdir. Metin dil bilim metni meydana getiren her bir unsuru ayrı ayrı ele alarak değerlendirir ve aralarındaki bağlantıları ortaya koyar. Metin dil bilim metne yaklaşım gerekçeleri birden fazla unsur içermektedir. Metnin görünen ve görünmeyen yapılarının tespit edilerek değerlendirilmesi metin dil biliminin alanına girer. Ayrıca toplumun ritüelleri, gelenekleri, kültürü, sosyal psikolojinin etkileri gibi metnin arka planını oluşturan görünmez güç unsurları ile metin arasındaki bağın ortaya çıkarılarak incelenmesi de metin dil biliminin konusudur. Metin dil bilim açısından metne yaklaşımda, metni meydana getiren kelime ve cümlelerin ele alınmasından çok, metne bütünsel yaklaşım esas alınmaktadır. Metni oluşturan bağlantılar ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri üzerinde durulmaktadır. Metin dil bilim, metnin işlevsel yapısından yola çıkarak birbirleriyle olan işlevsel bağlantılarını da irdeler. Bu bağlantılar en çok şiirin yapısında ortaya çıkmaktadır. Şiir kendine özgü yapısıyla diğer edebi metinlerden ayrı bir niteliğe sahiptir. Bu nedenle şiir değerlendirmelerde eski şerh yöntemleriyle beraber metin dil bilimi bir araya geldiği zaman Türk şiirinin zengin anlam çeşitliliği ve derinliğinin daha net bir biçimde ortaya çıkacağı ve Türkçenin söyleyiş gücünün bir kere daha örnekleriyle vurgulanacağı görülecektir. Bu çalışmada Anadolu coğrafyasında Türkçe ile şiirler yazan Hacı Bayram-ı Veli’nin şiirleri, şerh yöntemi ve metin dil bilimi yöntemi bir araya getirilerek incelenmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11781">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11782">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11783">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11784">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1470" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1920">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9116287c6b0367eeff3d8d7c0fe56b7b.docx</src>
        <authentication>cd2c189b80fabf551646e549610c4890</authentication>
      </file>
      <file fileId="1921">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f2fff8edda5bef664bff9dd9ab09b843.pdf</src>
        <authentication>abffcde698f58eccf60c5d9b97cc17b1</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11776">
                    <text>GÉRARD DE NERVAL’İN GÖZLEMLEDİĞİ DOĞU’DA TÜRK / OSMANLI İMGESİ
Ümran TÜRKYILMAZ
Gazi Üniversitesi, Batı Dilleri Ve Edebiyatları Bölümü, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Gérard de Nerval, Doğu'da Seyahat, Türk / Osmanlı İmgesi, Oryantalizm,
Öteki.
ÖZET
Çalışmada, Fransız şair, yazar ve romantik gezginlerinden Gérard de Nerval'in Doğu'da
Seyahat adlı romanında gün ışığına çıkan Türk / Osmanlı imgesi, metne bağlı inceleme yöntemi
ışığında çözümlenmeye çalışılacaktır. XIX. yüzyılın ortalarında uzun zamandır düşlediği
İstanbul'a gelen ve Osmanlı kültürüne derin bir sevgi ile bağlanması sonucunda gündemde
kalmayı başarmış romantik bir gezgindir Nerval. Düşler ve gündelik yaşam arasında sıkışan
yazar, giderek artan bir biçimde benliğindeki gelgitlerle boğuşurken, gecesini aydınlatacak olan
ışığı Doğu'da görür. Antik dönemden beri "romantiğin yeri", "egzotik varlığın mekânı",
"sahiplenici veya tahakküm altına alıcı anıların ve deneyimlerin ülkesi" olan bu uzamda kendi
söylencesini oluşturur. Okur, Batı izlenimleriyle açılıp Mısır ve Suriye'den sonra İstanbul'a dek
uzanan yapıtın odak noktasında Türk / Osmanlı imgesine yakından tanıklık eder. Nerval, gezdiği
bu uzamların, efsanelerini, fantastik öykülerini, geleneklerini, göreneklerini, tarihini, toplumsal
ve siyasal düzenine ilişkin saptamalarını bazen bir tarihçinin bazen de bir sosyologun bakışıyla
titizlikle aktarır. Düşle gerçeklik arasında gidip gelen Nerval, hep merak konusu olan ve
çoğunlukla mistik bir ruhla bağlandığı Doğu'da, geçmişini ve kendi tinsel dünyasını ararken,
ötekini / başkasını nesnel olarak algılamaya yönelir. İstanbul ve özellikle Pera'daki izlenimleri,
harem yaşantısına olan ilgisi, Türklerin Müslüman olmayanlara karşı gösterdikleri hoşgörüdeki
başarısı, derviş tekkeleri, mezarlıkların güzellikleri, pazarlar, Ramazan geceleri, bayramlar gibi
konularda yazarın aktardığı bilgiler, yapıtın kültürel artalanını oluşturur. Öznel bir bakış
açısından aktarılan ve her satırında yazarın soluğunun duyumsandığı Doğu'da Seyahat
yapıtından yola çıkarak Türk / Osmanlı imgesi irdelenmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11768">
                <text>2021</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11769">
                <text>GÉRARD DE NERVAL’İN GÖZLEMLEDİĞİ DOĞU’DA TÜRK / OSMANLI İMGESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11770">
                <text>TÜRKYILMAZ, Ümran</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11771">
                <text>Anahtar Kelimeler: Gérard de Nerval, Doğu'da Seyahat, Türk / Osmanlı İmgesi, Oryantalizm, Öteki.  ÖZET  Çalışmada, Fransız şair, yazar ve romantik gezginlerinden Gérard de Nerval'in Doğu'da Seyahat adlı romanında gün ışığına çıkan Türk / Osmanlı imgesi, metne bağlı inceleme yöntemi ışığında çözümlenmeye çalışılacaktır. XIX. yüzyılın ortalarında uzun zamandır düşlediği İstanbul'a gelen ve Osmanlı kültürüne derin bir sevgi ile bağlanması sonucunda gündemde kalmayı başarmış romantik bir gezgindir Nerval. Düşler ve gündelik yaşam arasında sıkışan yazar, giderek artan bir biçimde benliğindeki gelgitlerle boğuşurken, gecesini aydınlatacak olan ışığı Doğu'da görür. Antik dönemden beri "romantiğin yeri", "egzotik varlığın mekânı", "sahiplenici veya tahakküm altına alıcı anıların ve deneyimlerin ülkesi" olan bu uzamda kendi söylencesini oluşturur. Okur, Batı izlenimleriyle açılıp Mısır ve Suriye'den sonra İstanbul'a dek uzanan yapıtın odak noktasında Türk / Osmanlı imgesine yakından tanıklık eder. Nerval, gezdiği bu uzamların, efsanelerini, fantastik öykülerini, geleneklerini, göreneklerini, tarihini, toplumsal ve siyasal düzenine ilişkin saptamalarını bazen bir tarihçinin bazen de bir sosyologun bakışıyla titizlikle aktarır. Düşle gerçeklik arasında gidip gelen Nerval, hep merak konusu olan ve çoğunlukla mistik bir ruhla bağlandığı Doğu'da, geçmişini ve kendi tinsel dünyasını ararken, ötekini / başkasını nesnel olarak algılamaya yönelir. İstanbul ve özellikle Pera'daki izlenimleri, harem yaşantısına olan ilgisi, Türklerin Müslüman olmayanlara karşı gösterdikleri hoşgörüdeki başarısı, derviş tekkeleri, mezarlıkların güzellikleri, pazarlar, Ramazan geceleri, bayramlar gibi konularda yazarın aktardığı bilgiler, yapıtın kültürel artalanını oluşturur. Öznel bir bakış açısından aktarılan ve her satırında yazarın soluğunun duyumsandığı Doğu'da Seyahat yapıtından yola çıkarak Türk / Osmanlı imgesi irdelenmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11772">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11773">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11774">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11775">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1469" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1918">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4259ef931a6ec9d775543305f5eadcff.docx</src>
        <authentication>281890b6b1693b730145d4814a4f6b16</authentication>
      </file>
      <file fileId="1919">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8ed2887fdc7a75f45040678ee1d651ad.pdf</src>
        <authentication>33fac198770ccd2a5ddedb1397d91c6e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11767">
                    <text>MİZAH AKTARIMINDA KÜLTÜREL BELLEĞİN KULLANIMI: FERHAT İLE ŞİRİN
Abdurrahim TÜRKER
Hacettepe Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Türk Halkbilimi Anabilim Dalı, Ankara
/ Türkiye
Anahtar Kelimeler: Ferhat ile Şirin, karikatür, hikâye, mizah, kültürel bellek.
ÖZET
Mizahın bir iletişim aracı olarak kullanımı, halk kültüründe önemli bir yere sahiptir.
Geleneğin taşıyıcısı olan kodlar günümüzde karikatüristler tarafından sıkça kullanılmaktadır.
Yani, fıkralar, hikâyeler, destanlar, efsaneler, mitler karikatür sektörü için önemli bir malzeme
teşkil eder. Karikatüristler, karikatürlere referans olan ana metinlere sürekli gönderimde
bulunurlar. Bu çalışmada, nesilden nesile sözlü ve yazılı kültür yoluyla aktarılan, Anadolu ve
İran coğrafyasında önemli bir yere sahip olan, zaman içinde varyantlaşan Ferhat ile Şirin
hikâyesinin, karikatürlerle nasıl dönüşüme uğradığı/yeniden yazıldığı üzerinde durulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11759">
                <text>2167</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11760">
                <text>MİZAH AKTARIMINDA KÜLTÜREL BELLEĞİN KULLANIMI: FERHAT İLE ŞİRİN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11761">
                <text>TÜRKER, Abdurrahim </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11762">
                <text>Anahtar Kelimeler: Ferhat ile Şirin, karikatür, hikâye, mizah, kültürel bellek.  ÖZET  Mizahın bir iletişim aracı olarak kullanımı, halk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Geleneğin taşıyıcısı olan kodlar günümüzde karikatüristler tarafından sıkça kullanılmaktadır. Yani, fıkralar, hikâyeler, destanlar, efsaneler, mitler karikatür sektörü için önemli bir malzeme teşkil eder. Karikatüristler, karikatürlere referans olan ana metinlere sürekli gönderimde bulunurlar. Bu çalışmada, nesilden nesile sözlü ve yazılı kültür yoluyla aktarılan, Anadolu ve İran coğrafyasında önemli bir yere sahip olan, zaman içinde varyantlaşan Ferhat ile Şirin hikâyesinin, karikatürlerle nasıl dönüşüme uğradığı/yeniden yazıldığı üzerinde durulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11763">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11764">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11765">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11766">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1468" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1914">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3d8e2df9a128fce358900be9e6915741.docx</src>
        <authentication>049f48ec57f6b2339b820a0c43863c61</authentication>
      </file>
      <file fileId="1915">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f246358fc7edd358ab0fec855cf2fdb5.pdf</src>
        <authentication>dc168e3a69fbf3656fe83a6cdf4d3fb4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11757">
                    <text>KERİM GURBANNEPESOV'UN “MUGALLİMİN SÖZİ“ ADLI ŞİİRİNDEN
HAREKETLE TÜRKMEN ÇOCUK EDEBİYATI ŰZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Hıfzı TOZ
Zenica Üniversitesi, Filozofski Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Zenica / Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Türkmen Çocuk Edebiyatı, Kerim Gurbannepesov, Türk Dünyası
Edebiyatı.
ÖZET
Bildiride son dönem Türkmen edebiyatının önemli şahsiyetlerinden olan Kerim
Gurbannepesov'un “Mugallımın Sözi“ adlı şiirinden yola çıkılarak Türkmen Çocuk Edebiyatı
üzerine birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Şiirde işlenen değerler millî, kültürel ve
toplumsal açıdan ele alınmış ve üzerinde çeşitli değerlendirilmeler yapılmıştır. Türk Dünyası
edebiyatları içinde önemli bir yere sahip olan Türkmen Çocuk Edebiyatı 1920'li yıllardan sonra
büyük bir atılım içine girmiş ve önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu şahsiyetlerden biri de
döneminin “Mahtumgulu“su olarak anılan Kerim Gurbannepesov'dur. Gurbannepesov, hem
büyükler için, hem de çocuklar için verdiği eserlerle haklı bir üne kavuşmuş şairdir. Onun
“Mugallımın Sözi“ adlı şiiri de bu özellikleri ve içeriği ile çocuk edebiyatı açısından dikkatleri
çeker.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1916">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c5ddc5bf35d35cc0c88ebb1c14dbad14.doc</src>
        <authentication>ae39bd5801e1660c6fb0b417dca3586d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1917">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/81e4a0ccf84793be9954b8a11b8be113.pdf</src>
        <authentication>1d5e584da0c52492eaf5aa3005ebb138</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11758">
                    <text>KERİM GURBANNEPESOV'UN ‘’MUGALLİMİN SÖZİ’’ ADLI ŞİİRİNDEN HAREKETLE
TÜRKMEN ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Hıfzı TOZ1
Özet
Bildiride son dönem Türkmen edebiyatının

önemli şahsiyetlerinden olan Kerim

Gurbannepesov'un “Mugallımın Sözi“ adlı şiirinden yola çıkılarak Türkmen Çocuk Edebiyatı üzerine
birtakım değerlendirmelerde bulunulacaktır. Şiirde işlenen değerler millî, kültürel ve toplumsal
açıdan ele alınacak ve üzerinde çeşitli değerlendirilmeler yapılacaktır.
Türk Dünyası edebiyatları içinde önemli bir yere sahip olan Türkmen Çocuk Edebiyatı
1920'li yıllardan sonra büyük bir atılım içine girmiş ve önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu
şahsiyetlerden biri de döneminin “Mahtumkulu“su olarak anılan Kerim Gurbannepesov'dur.
Gurbannepesov, hem büyükler için, hem de çocuklar için verdiği eserlerle haklı bir üne kavuşmuş
şairdir. Onun “Mugallımın Sözi“ adlı şiiri de bu özellikleri ve içeriği ile çocuk edebiyatı açısından
dikkatleri çeker.

Anahtar Kelimeler: Türkmen Çocuk Edebiyatı, Kerim Gurbannepesov, Türk Dünyası
Edebiyatı

EVALUATION OF TURKMEN CHILDREN'S LITERATURE BASED ON KERIM
GURBANNEPESOV'S POEM ''MUGALLIMIN SOZI''
Abstract
In this work, I will try to analyse Turkmen literature for children ili ( children's literature ).
Poem ''Mugallımın Sözi'', by Turkmen poet Kerim Gurbannepesov; one of the most important
figures of Turkmen literature in the latest period, will be used for the purpose of this analysis. In
this poem, values considered from national, cultural as well as social aspect will be analysed.
Turkmen literature for children takes very important place in Turkish world literature; it
has made hudge step forward since 1920's and it produced many significant names. One of these
1

Yrd.Doç.Dr., Zenica Üniversitesi, Filozofski (Felsefe) Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Zenica / Bosna-Hersek

�names is Kerim Gurbannepesov, known as ''Mahtumkulu'' of that period. Poet Gurbannepesov
gained fame by authoring works for adults and children. When it comes to children's literature,
content of his poem, ''Mugallımın Sözi'', attracts a lot of attention.
Key Words: Turkmen literature for children - Kerim Gurbannepesov - Turkish world literature

Çocuk edebiyatı, ülkelerin, milletlerin, devletlerin ve toplumların geleceği olan
çocukların eğitiminde ve onların iyi bir insan, iyi bir vatandaş olarak hayata hazırlanmalarında
önemli bir yer tutar. Denilebilir ki çocuk edebiyatı bir yüzü bireye, bir yüzü de topluma dönük
olan bir eğitim aracıdır. O yüzden de bütün toplumlar, çocuk eğitimine ve çocuk edebiyatına çok
önem verirler ve verdikleri bu önem kadar da geleceğe daha güvenle, daha emin adımlarla
yürürler. Her devlet, her ülke, her rejim ve her inanç kendi isteği doğrultusunda bir nesil
yetiştirmek için çocuk edebiyatına başvurur. Çünkü çocuk edebiyatının işlevlerinden biri de
edebiyattan istifade ile istenilen değerler doğrultusunda çocuklar yetiştirebilmektir. Şurası bir
gerçektir ki, bu günün gelişmiş, ilerlemiş toplumları ve ülkeleri, dünün çocuk edebiyatına önem
veren toplumları ve ülkeleridir.
Bunlarla birlikte çocuk edebiyatı, toplumların yüzyıllar öncesinden getirdiği birtakım
maddî ve manevî değerlerin çocukların daha kolay anlamasına ve algılayabilmesine ve onlarda
bir estetik duygunun oluşmasına da yardımcı olur. Yine çocuk edebiyatı, çocuğun bu maddî ve
manevî değerler içinde yetişmesinin yanı sıra onun bir birey olarak sosyalleşmesine, dil
gelişimini tamamlamasına, kendi duygu ve düşüncelerini daha anlaşılır ve daha rahat bir şekilde
ifade edebilmesine, kelimelere hakim olmasına, vatanını, milletini, ülkesini, kültürünü, çevresini,
ailesini sevmesine de imkan verir. Bunların yanı sıra çocuk edebiyatı, edebiyatın bütün
özelliklerini bünyesinde barındırır ve daha çok çocuğun eğitimini ön plana alan, çocuk eğitimini
hedefleyen bir eğitim aracı olmakla birlikte bir millete ait kültürel değerleri, edebiyatı ve estetiği
kullanmak suretiyle nesilden nesile aktarılmasını sağlayan ve o değerleri nesilden nesile taşıyan
bir vasıta olarak da karşımıza çıkar. O yüzden de toplumlar ve ülkeler, çocuk edebiyatına
gereken önemi vererek çocuk edebiyatlarını bu amaç ve ilkeler doğrultusunda ele alırlar ve bu
amaç ve ilkelerin doğrultusunda çocuklarını yarınlara hazırlarlar.
Başlangıçta sözlü olduğu düşünülen ve daha sonra yazılı edebiyata dönüşen çocuk
edebiyatları, yazının kullanılmasıyla birlikte, kaleme alındıkları sözlü dönemin özelliklerini de
içine alacak biçimde yazıya aktarılmışlardır. Batı çocuk edebiyatlarının da ilk dönemleri

�şüphesiz sözlü olmakla beraber bu dönem etkisini, yazının etkin olarak kullanıldığı döneme
kadar sürdürmüştür. Bu durum bütün çocuk edebiyatına sahip ülkeler için geçerlidir. Bu
ülkelerin çocuk edebiyatları, bu şekilde gelişmesini sürdürmüş ve bu yolu takip etmişlerdir. Bu
gün, bir anlamda Dünya çocuk edebiyatlarının en gelişmiş örneklerine sahip bulunan Batı
edebiyatları da bu yolu takip ederek günümüze kadar gelmişlerdir.
“Batıda çocuk edebiyatı ninniler, masallar gibi edebî ürünlerle başlamaktaydı. Bu da o
topluma ait değerlerin, inanışların, geleneklerin nesilden nesile aktarılmasına aracılık etmekteydi.
Hikâye ve masal anlatıcılarını aynı zamanda da o toplumun değerlerini, kültürlerini, âdetlerini
muhafaza eden ve onu kendisinden sonraki nesle aktaran insanlar olarak görmek mümkündür.
Yazının kullanılmasına kadar olan süreçte sözlü geleneğe dayanan yapı, varlığını etkili bir
şekilde sürdürmüş, daha sonraları ise bu sözlü edebî ürünler derlemeler yoluyla yazıya
geçirilerek, yazılı çocuk edebiyatına temel teşkil ettirilmişlerdir. Yazının kullanılmasından
sonraki dönemde kaleme alınan el yazması çocuk edebiyatı ürünleri, daha çok ders kitabı
şeklinde olmakla birlikte soru–cevap öğretim tekniğine dayalı çocuk şarkıları, tekerlemeler gibi
edebî metinleri içermekteydi.
Genel olarak denilebilir ki, batı ülkelerinde çocuk edebiyatının gündeme gelmesi,
büyükler için yazılmış köklü eserlerin çocuklar tarafından okunmasıyla oluşmuştur. Bu yüzden
de çocuklar için oluşturulan edebiyatın çok derin bir geçmişinin olmadığı söylenebilir. Zaten 16.
yüzyıla kadar ne Türkiye‟de ne de başka ülkelerde çocukları hedef alan bir çocuk edebiyatı
vardı.
Türkmen çocuk edebiyatı da dünyadaki diğer halkaların çocuk edebiyatları gibi temelini,
sözlü dönemde ve klasik dönemde oluşturduğu edebiyat ürünlerine dayar. Zira Türkmenler,
gerek yaşama biçimlerinden, gerekse yazıya geç geçmelerinden dolayı sözlü edebiyata oldukça
önem vermişlerdir. O yüzden de Türkmenler, çok geniş bir sözlü halk yaratıcılığı kültürüne
sahiptirler ki bunlar, destanlar, masallar, bilmeceler, atasözleri, aydımlar (şarkı ve türküler) gibi
halkın yaşantısını, yaşama biçimini, gelenek ve göreneklerini işleyen eserlerdir. Bu dönemleri ve
bu dönemlerde verilen edebiyat ürünlerini tanımadan ve anlamadan Türkmen çocuk edebiyatının
bu gününü anlamak zordur.
Türkmen çocuk edebiyat tarihlerine baktığımızda, Türkmen çocuk edebiyatının üç ana
kaynaktan beslendiğini ve etkilendiğini görürüz. Bu etkilerden ilki, temeli sözlü dönem

�edebiyatına kadar uzanan ve halkın yüzyıllar boyunca kendi içinde oluşturduğu ürünlerden, yani
halk yaratıcılığından etkilenme; ikincisi, klasik dönem Türkmen edebiyatı ve yazılı dönemde
verilen edebî ürünlerinden etkilenme; üçüncüsünün ise, diğer halkların çocuk edebiyatı
ürünlerinden tercümeler yoluyla etkilenme olduğunu söyleyebiliriz.
Bunlardan birincisi halk yaratıcılığına ait olan ürünleridir ki bu ürünler, çok eski
dönemlerin ürünleri olmakla birlikte günümüzde de hâlâ günün şartlarına uyarlanarak
işlenmektedirler.” (TOZ, 2008: 99-100)
Türk dünyası içinde önemli bir yere sahip olan Türkmen edebiyatı, başlangıçta sözlü
olarak bünyesinde barındırdığı ve daha sonra, 1920‟li yıllardan sonra da yazılı olarak yoluna
devam edecek olan bağımsız bir çocuk edebiyatına sahip olur. Türkmen Çocuk Edebiyatı, bu
yıllardan sonra Sovyet rejiminin de yol göstermesi ve zorlamasıyla yıldan yıla gelişimini
sürdürerek günümüze kadar gelir. Başlangıçta Berdi Kerbabayev, Yakup Nasırlı, Beki Seytekov,
Ata Salıh, Aman Kekilov gibi sanatçıların açtığı bu yolda yürüyen ve daha sonraları bu sahaya
eğilen birçok sanatçıyı görmek mümkün olacaktır. Bu dönem içerisinde adı öne çıkan
sanatçılardan biri de Mahtumkulu ödülüne layık görülen Kerim Gurbannepesov‟dur.
Gurbannepesov, hem büyükler için, hem de çocuklar için verdiği eserlerle haklı bir üne sahip
olmuş bir şahsiyettir.
18 Ekim 1929 tarihinde Aşgabat‟ın Gökdepe Rayonunun (ilçe) Yılgın köyünde doğan
şair, ilk şiirini daha on yaşındayken 1939 yılında “Kolhozçı Sesi” gazetesinde yayımlatır ve şair
bununla şiir dünyasına ilk adımını atar. Ardından birçok gazete ve dergilerde de çalışan şair, yine
şiirler yazmaya ve yayımlatmaya devam eder. Kerim Gurbannepesov, 1967 yılında “Türkmen
Halk Yazarı” unvanına layık görülür ve 1970 yılında da “Türkmenistan Cumhuriyeti
Mahtumkulu Devlet Ödülü Sahibi” olur. Türkmen şairi, halk yazarı, Türkmenistan Cumhuriyeti
Mahtumkulu devlet ödülü sahibi, Türkmenistan Yukarı Sovyeti‟nin milletvekili ve kendi
döneminde ikinci Mahtumkulu olarak görülen Kerim Gurbannepesov, 1 Eylül 1988‟de ardında
birçok eser ve sevenler bırakarak ebedî dünyaya göçer.
Şair, Türkmen hayatına ve kültürüne ait birçok konuyu şiirlerinde işlemiştir. Hayatın
bütün unsurları, onun şiirlerinde yer alır. Ana dili, ev, aile, komşu, töreler, öğüt-nasihat,
yaşanılan mahâl, beşerî münasebetler, edeplilik, namus ve misafirperverlik gibi millî ve kültürel
konular onun şiirerinde en ince noktalarına kadar irdelenir ve bunların ideal şekilleri okuyucuya

�hissettirilir. Türkmen kültürünün geçmişini çok iyi bilen ve geleceğini de ileri görüşlülükle ele
alan Kerim Gurbannepesov, Türkmen halkının yetiştirdiği kültür adamlarına da saygıda bulunur
ve onları şiirlerinde yâd etmekten uzak durmaz. Bir başka deyişle şair, kendi halkını sevdiğinden,
halkına ait olan bütün millî ve manevî değerleri yüreğinde hisseder ve bunu da şiirlerinin
kahramanları vasıtasıyla yine halkına yansıtır.
Çocuk edebiyatı sahasını da ihmal etmeyen şair, bu saha ile ilgili yedi adet eser verir.
Şairin çocuk edebiyatına ait olan ilk eseri 1954 yılında “Maşgala ve Mekdep” adıyla yayımlanır.
Bu sahaya ait olan ikinci eserini ise, 1955 yılında “Yalta ve Bagt”; üçüncü eserini 1956 yılında
“Yaşacık Dostlarıma”; dördüncü kitabını 1958 yılında “Gonurca”; beşinci kitabını 1959 yılında
“Nazarcan‟ın Pilcağızı”; altıncı kitabını 1975 yılında “Ös Saçım Ös”; yedinci ve son eserini ise
şair, 1978 yılında “Atalar ve Çagalar” adlarıyla yayımlatır ve bu eserleri Türkmen çocuk
edebiyatı sahasının önemli eserleri arasına sokar.
“Kerim Gurbannepesov, sadece bir şair veya nâsir olarak değil, çocuklar için kaleme
aldığı şiirler ile de Türkmen halkı arasında ün kazanır. Zira o, Türkmenistan‟ın „Mıdam Tayyar‟
gazetesinin ve „Pioner‟ dergisinin en önemli yazarlarındandı. Çocukları da ihmal etmeyen şair,
yazarlığının ve şairliğinin yanı sıra çocuk edebiyatına da eğilir ve Türkmen edebiyatının bu
sahasına da hizmet eder. O, ilk olarak 1951 yılında “Yaşa Parahatçılık Yaşa”, 1959 yılında
“Nazarcanın Pilcağızı” gibi daha sonra bestelenen şiirleri kaleme alır. “Gonurcanın Hekayası”
adlı manzum hikâye/masalı da yazan şairin bu eseri “Gonurca” adıyla Türkmenistan‟da ilk kez
bir çizgi filme çevrilir. Bununla sınırlı kalmayan şair, “Matallar” adıyla ve çocuklar için manzum
bilmeceler de kaleme alır ve yayınlatır.” (Toz, 2012:129)
Biz de bu tebliğimizde onun çocuk edebiyatına yönelik şiirlerinden biri olan “Mugallimin
(Öğretmenin) Sözi” adlı şiirini ele alıp üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunacağız.

MUGALLIMIN SÖZİ
Mugallımın sözi- Vatanın sözi.
Ol söze yerleşyer dünye dek mazmun.

ÖĞRETMENĠN SÖZÜ

Mugallımın sözi kanun mekdepde
Mugallımın sözi öyde de kanun.

Öğretmenin sözü- vatanın sözü.

�O söze yerleĢiyor dünya kadar içerik.

Şeydip mugallımın aydan sözüni

Öğretmenin sözü kanun (dur) okulda

Asırdan asıra ekider dövür.

Öğretmenin sözü evde de kanun (dur).
“Öğretmen böyle dedi!” diyor çocuklar.
Öğretmen dedi mi- kesilir tartıĢma
Öğretmenin söylediği sözünü tekrarlayıp,
“Mugallım şey diydi!” diyer çagalar.

Çocuklar Ģafak ile okula gider.

Mugallım diydi mi- kesiler cedel.
Mugallımın aydan sözün gaytalap,

Öğretmenin söylediği sözünü tekrarlayıp,

Çagalar dan bilen mekdebe gider.

Çocuklar yine okuldan döner…
Sonra çocuklar da öğretmen olup,

Mugallımın aydan sözün gaytalap,

O sözü

Çagalar yene de mekdepden gaydar…

Gelecekteki

Onson çagalar hem mugallım bolup,

Nesile

Ol sözi

Söyler.

Gelcekki
Nesile

Gençler,

Aydar.

Kullanılır gider öğretmen sözü.
Öğretmen sözü- vatana ömür(dür).

Yaşlar,

Böylece öğretmenin söylediği sözünü

İşler yörer mugallım sözi.

Asırdan asıra götürür devir.

Mugallımın sözi- Vatana ömür.
“Mugallımın Sözi” adlı şiir şekil olarak değerlendirildiğinde şiirin dört bentten
oluşturulduğu görülür. Ancak bazı bentlerdeki alt alta yazılmış olan kesik mısraları yan yana
getirdiğimizde ve bu bentleri birleştirdiğimizde hece sayıları aynı olan dört kıta oluşturmanın
mümkün olduğunu söyleyebiliriz.
Şiirin 1. ve 2. dörtlüğü 11‟li hece ölçüsü ile yazılmış ve dört mısradan oluşturulmuştur.
Şiirin 3. ve 4. kıt‟aları ise kesik mısralardan ve bölünmüş hece vezninden oluşturulduğu için beş
mısralıdır. Ancak bu bölünmüş hece vezinli kesik mısraları alt alta değil de yan yan yana
getirdiğimizde 11 heceli, dört mısralı dörtlükler elde edilebiliriz. Mesela 3. kıt‟anın birinci, ikinci
ve üçüncü mısraları 11‟li hece ölçüsüyle yazılmış, dördüncü mısra ise bir kesik mısradır ve bu

�bölünmüş hece vezinli kesik mısrayı yan yana getirdiğimizde 11 heceli bir mısra meydana
getirebiliriz. Mesela:
Mugallımın aydan sözün gaytalap,

= 11

Çagalar yene de mekdepden gaydar… = 11
Onson cagalar hem mugallım bolup,
Ol sözi

= 11

=3

Gelcekki = 3
Nesile
Aydar

=3
= 2…………… 3+3+3+2=11

Bu bölünmüş hece vezinli kesik mısrayı yan yana getirip yazdığımızda 3+3+3+2=11‟li hece
vezni oluşturduğu görülür. Aynı durum dördüncü mısrada ise şöyledir:
YaĢlar,

=2

ĠĢler yörer mugallım sözi.

=9..………… 2+9=11

Mugallımın sözi- vatana ömür.

=11

ġeydip mugallımın aydan sözüni =11
Asırdan asıra ekider dövür.

=11

Buna göre diyebiliriz ki şiirdeki bölünmüş hece vezinli kesik mısraları birleştirdiğimizde şiir,
dört kıt‟adan meydana getirilmiş ve şiirin tamamı 11‟li hece vezniyle kaleme alınmıştır.
Şiirde kafiye ise belli bir düzen içerisinde kullanılmamış ve kafiye konusunda serbest
davranılmıştır. Ancak mazmun- kanun; gaydar-aydar; ömür dövür gibi kelimelerde kafiyeye
rastlanırken şiirin bütününde sistemli bir kafiye anlayışının olduğunu söylemek mümkün
değildir. Şairin, şiirin bütünü üzerinde hece ölçüsüne gösterdiği hassasiyeti kafiye konusunda
göstermediği söylenebilir.
Şiire muhteva olarak baktığımızda ise görürüz ki şiir, bir büyük şairin öğretmene karşı
olan duygularını, yine bir şair inceliğiyle anlatmasını içerir. Şair, şiirinde özellikle öğretmen ile
vatan; nesil ile devir arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Çünkü bu kavramlar birbirleriyle
ilişkilidirler ve birbirlerinin bir anlamda tamamlayıcısıdırlar ve bu kavramlar aynı zamanda
çocuğun eğitimi ile, vatanla, ülkenin geleceği ve devletin devamı ile, kısaca bir milletin yarını ile
ilgilidirler. O yüzden de bu kavramlar önemlidirler ve bunları ihmal etmek demek kültürün,
ülkenin, devletin, milletin, vatanın geleceğini ihmal etmek demektir.

�Öğretmenler, milletlerin ve toplumların geleceklerini şekillendiren toplum mühendisleri,
toplum mimarlarıdır. Bir milletin geleceği şüphesiz öğretmene verdikleri değerle ölçülür. O
yüzden de her millette ve her toplumda öğretmen çok önemlidir ve o, sözü dinlenmesi gereken,
bir aksakal niteliğinde bir insandır. Bunlardan başka öğretmen, insanları eğitmeyi ve öğretmeyi
kendisine meslek edinen, eğitim kurumlarında öğrencilere şekil veren, kişiyi hayata hazırlayan
insandır. Onlar bir anlamda bir ülkenin kültürünü, tarihini, edebiyatını, benliğini nesilden nesile
taşıyan ve o milleti, toplumu, ülkeyi yarına hazırlayan, o toplumun yeni nesline, genç insanlarına
şahsiyet kazandıran ve onları iyiye, doğruya, güzele yönlendiren kimselerdir. Bu özellikleriyle
öğretmen ve öğretmenlik Türk Dünyasında, Türk kültüründe ve Türk tarihinde apayrı bir yere
sahiptir. O halde “nedir öğretmen?” sorusuna Prof. Dr. Ali UÇAN şu cevabı verir: “Öğretmen,
mesleği öğretmek olan kimsedir. Günümüzde öğretmen, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği
yeterlikleri kazandıran yükseköğrenimi bitirerek aldığı diplomayla öğretmenlik yapma yetkisini
elde etmiş olan kimsedir.
Dar anlamıyla öğretmenlik öncelikle öğretimcilik demektir. Ancak öğretmenlikte
"öğretme' "göreviyle sınırlı kalınmaz, yetinilmez. Çünkü "öğretme", "eğitme" ile iç içe işler,
gerçekleşir. Böylece öğretmenlik daha geniş bir anlam kazanır. Bu anlamda öğretmenlik
eğitmenliği de kapsar, içerir. Öyleyse, geniş anlamıyla öğretmenlik öğretme odaklı eğitimciliktir.
Buna göre öğretmenlik mesleği öğretme odaklı bir eğitimcilik mesleğidir.
İnsanlık tarihinde olduğu gibi Türk tarihinde de öğretmenlik çok eski bir uğraşı alanıdır.
Bir uğraşı alanı olarak öğretmenliğin başlangıcı çok eskidir, öğretme çabalarının ilk başlangıcına
dayanır. Öğretme çabalarının kökleri tarihin derinliklerine uzanır. Bu çabaların bir uğraşı alanı
niteliği kazanması, bu uğraşı alanının öğretmenliğe dönüşmesi ve öğretmenliğin meslekleşmesi
ise epey yenidir. Öğretmenliğin tamamen kendine özgü bir uzmanlık mesleği olması ise çok daha
yenidir.” (UÇAN: Çevrimiçi)
Şiir, adın da anlaşılacağı üzere “Öğretmenin sözü” başlığını taşır ve daha ilk mısrada
şair, öğretmenin sözünün vatanın sözü olduğunu söyler ve onun sözünün sadece okulda değil,
her yerde kanun gibi olduğuna dikkat çeker. Bunu da şiirin ilk dörtlüğünde:
“Mugallımın sözi- vatanın sözi.
Ol söze yerleĢyer dünye dek mazmun.
Mugallımın sözi kanun mekdepde
Mugallımın sözi öyde de kanun.”

�Sözleriyle ortaya koyar. O, öğretmeni evden okula, okuldan vatana, vatandan da geleceğe giden
yolu açan, o yolu insanları eğiterek döşeyen bir insan olarak görür. Yani insanın olduğu her
yerde evde, okulda, vatanda sözü kanun kadar etkili olan öğretmenin izi vardır.
Şiirin ikinci dörtlüğünde yine aynı konuya değinilir ve öğretmenin örnek insan olduğuna
dikkat çekilir. O, her şeyiyle taklit edilen, örnek alınan, sözü dinlenen, tartışmaları bile bitiren bir
insandır.
Üçüncü kısımda şair, öğretmenliğin nesil nesile devreden yönü üzerinde durur ve bu gün
söylenenleri yarınki nesle de öğretmen olacak yeni neslin söyleyeceğine dikkat çeker. Bunu da:
“Onson çagalar hem mugallım bolup,
Ol sözi
Gelcekki
Nesile
Aydar.”
diyerek ortaya koyar. Burada şair, “Sonra çocuklar da öğretmen olup, o sözü gelecekteki nesile
söyler” derken eğitimin sürekliliğine ve nesilden nesile devrine vurgu yapar. Çünkü eğitim
durağan değil, devinimseldir ve bu devinim, nesiller arasındaki bilgi, kültür, gelenek, görenek
gibi toplumsal değerlerin bir sonraki nesle eğitim aracılığıyla aktarılmasıdır.
Dördüncü bölümde şair, gençlere seslenir ve yine öğretmenin sözüne ve onun sözünün
vatana ömür kattığına dikkat çeker ve bunu da:
YaĢlar,
ĠĢler yörer mugallım sözi.
Mugallımın sözi- vatana ömür.
ġeydip mugallımın aydan sözüni
Asırdan asıra ekider dövür.
mısralarıyla ortaya koyar. Burada şair, öğretmenin sözünün devamlılığı üzerinde durur ve onun
söylediği sözlerin asırdan asıra, devir tarafından aktarılarak götürüldüğünü söyler. Bu bölümde
de şair, yine öğretmenin sözünün devirden devire aktarıldığına ve kalıcılığına vurgu yapar ve
vatanın ömrünün öğretmene, dolayısıyla eğitime bağlı olduğunun altını çizer.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukların ve gençlerin eğitimi, doğrudan doğruya vatanın,
ülkenin, milletin ve devletin geleceği ile ilgilidir. Çocukların ve gençlerin eğitiminde temel
unsuru teşkil eden öğretmen ve onu sözü ise şiirde, asırdan asıra, nesilden nesile devreden

�vatanın ömrü olarak ele alınmıştır. Çünkü vatanın yaşamasında en büyük pay, çocukları ve
gençleri eğiten ve onları hayata hazırlayan öğretmenindir. Şair, şiirinde buna dikkat çekmiş ve
bunu da öğretmenin sözü üzerinden ifade etmiştir.
KAYNAKLAR

-Geldiyev, Prof. Dr. Gurbandurdı (2008), “Türkmen Halk Edebiyatında Çocuk Türleri”,
Türk Halkları Edebiyatı II –Beynelhalk (Uluslararası) Uşaq (Çocuk) Edebiyatı KongresiMaterialler (Bildiriler) 1. Kitap, Bakü, Qafqaz Ün.Yay, s.83-86.
-Tanrıgulıyev, Kayum (1980), Türkmen Çağalar Edebiyatı, Aşgabat, Magarıf
Neşriyatı.
-Toz, Yrd. Doç. Dr. Hıfzı (2008), “Gelişim Sürecinde Türkmen Çocuk Edebiyatı”, Türk
Halkları Edebiyatı II –Beynelhalk (Uluslararası) Uşaq (Çocuk) Edebiyatı KongresiMaterialler (Bildiriler) 1. Kitap, Bakü, Qafqaz Ün.Yay. s. 99-103.
-Toz, Dr. Hıfzı (2012), Çağdaş Türkmen Edebiyatı Şâiri Kerim GurbannepesovHayatı, Edebî Kişiliği ve Eserleri -, Ankara, PegeAkademi Yayını.
-Toz, Yrd. Doç. Dr. Hıfzı (Yaz 2012), “Çağdaş Türkmen Çocuk Edebiyatının
Kaynakları”, Dede Korkut - Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Yaz 2012, C. 1,
S. 1, s. 167-178.
-Türkmen Sovyet Çağalar Poeziyasının Antologiyası (1988), (Haz: N. Bayramov),
Aşgabat, Magarıf Neşriyatı.
-Türkmence-Türkçe Sözlük (1995), (Haz: Talat Tekin-Mehmet Ölmez- Emine CeylanZuhal Ölmez- Süer Eker), Ankara, Simurg.
-Türkmen Dilinin Sözlügi (1962), Aşgabat, Türkmenistan SSR Ilımlar Akademiyasının
Neşriyatı.
-Türkmen Edebiyatının Tarıhı (1984), “Çağalar Edebiyatı”, VI. Tom (Cilt), 2. Kitap,
Aşgabat, Ilım Neşriyatı.
-Uçan,

Prof.

Dr.

Ali,

“Öğretmenlik

Mesleği

Nedir?”

(Çevrimiçi):

http://www.memocal.com/ogrencikurulu/ogretmenlikmesleginedir.asp, 17 Nisan 2012.

��</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11749">
                <text>1858</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11750">
                <text>KERİM GURBANNEPESOV'UN “MUGALLİMİN SÖZİ“ ADLI ŞİİRİNDEN HAREKETLE TÜRKMEN ÇOCUK EDEBİYATI ŰZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11751">
                <text>TOZ, Hifzi</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11752">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türkmen Çocuk Edebiyatı, Kerim Gurbannepesov, Türk Dünyası Edebiyatı.  ÖZET  Bildiride son dönem Türkmen edebiyatının önemli şahsiyetlerinden olan Kerim Gurbannepesov'un “Mugallımın Sözi“ adlı şiirinden yola çıkılarak Türkmen Çocuk Edebiyatı üzerine birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Şiirde işlenen değerler millî, kültürel ve toplumsal açıdan ele alınmış ve üzerinde çeşitli değerlendirilmeler yapılmıştır. Türk Dünyası edebiyatları içinde önemli bir yere sahip olan Türkmen Çocuk Edebiyatı 1920'li yıllardan sonra büyük bir atılım içine girmiş ve önemli şahsiyetler yetiştirmiştir. Bu şahsiyetlerden biri de döneminin “Mahtumgulu“su olarak anılan Kerim Gurbannepesov'dur. Gurbannepesov, hem büyükler için, hem de çocuklar için verdiği eserlerle haklı bir üne kavuşmuş şairdir. Onun “Mugallımın Sözi“ adlı şiiri de bu özellikleri ve içeriği ile çocuk edebiyatı açısından dikkatleri çeker.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11753">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11754">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11755">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11756">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1467" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1910">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/30b1c67a3c4f989e1e79b0ae25542c74.docx</src>
        <authentication>b415b7102a020652838347fd8814f919</authentication>
      </file>
      <file fileId="1911">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ab29b9eb813e3f42d61272dbfd13082c.pdf</src>
        <authentication>6711b91fd86be07fc896df6adcf24210</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11747">
                    <text>ADNÎ RECEB DEDE DİVÂNI’NDA MEVLÂNA
Eda TOK
Akdeniz Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Antalya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Divân şiiri, Adnî.
ÖZET
Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin
fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok
topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir. Birçok divan şairi Mevlânâ’nın
düşünceleri çevresinde kurulan Mevlevîlik tarikatına intisap etmiş, Mevlevîliğe sevgi duymuş ve
Mevlânâ’ya duydukları sevgiyi şiirlerinde sıkça dile getirmiştir. Zamanla Mevlevîlik adeta şair
yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî
şairlerinden Adnî Receb Dede’dir. Adnî’nin Divânı tarandığında 7’si Mevlânâ’ya, 1’i Şems-i
Tebrîzî’ye, 1’i de Mesnevî’ye yazılmış 9 na’t ve Mevlâna’ya ait birçok unsur görülmektedir. Bu
çalışmada tespit edilen unsurlardan hareketle Mevlevî bir divan şairi olan Adnî’nin gözünden
Mevlânâ’ya bakmaya çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1912">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/aa2f53c84055d9e8e4cb22e7b52bab36.docx</src>
        <authentication>14f40455db6f7322744750d16cfbf54a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1913">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/021223b7c0dc1539d75069f295a2deff.pdf</src>
        <authentication>25421f88b65433e01610e10af59bdc67</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11748">
                    <text>‘ADNÎ RECEB DEDE DÎVÂNI’NDA MEVLÂNA
Eda TOK1
Özet
Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin
fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok
topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir. Birçok divan şairi Mevlânâ‟nın
düşünceleri çevresinde kurulan Mevlevîlik tarikatına intisap etmiş, Mevlevîliğe sevgi duymuş
ve Mevlânâ‟ya duydukları sevgiyi şiirlerinde sıkça dile getirmiştir. Zamanla Mevlevîlik adeta
şair yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî
şairlerinden Adnî Receb Dede‟dir. Adnî‟nin Divânı tarandığında 7‟si Mevlânâ‟ya, 1‟i Şems-i
Tebrîzî‟ye, 1‟i de Mesnevî‟ye yazılmış 9 kaside ve Mevlâna‟ya ait birçok unsur
görülmektedir. Bu çalışmada tespit edilen unsurlardan hareketle Mevlevî bir divan şairi olan
Adnî‟nin gözünden Mevlânâ‟ya bakmaya çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Divân şiiri, Adnî

MEVLÂNA IN DIVÂN OF ADNÎ RECEB DEDE
Abstract
Mevlânâ, one of the most prominent names in the Turkish-Islamic civilization, is a
great mystic, scholar and poet who influenced communities during his life and after his death
with his deep ideas, ingeniousness, the unique need of love and tolerance. Many divân poets
had participated to the sect of Mevlevî established on behalf of the thoughts of Mevlânâ,
loved Mevlevî and expressed their love to Mevlânâ by their poems. Over time, Mevlevism
has become almost a sect where poets were raised. One of the poets who were raised in that
sect is Adnî Receb Dede, a 17 th century poet. When divân of Adnî Receb Dede is scanned, it
is seen that there are 9 kaside that 7 of them are written to Mevlânâ, 1 of them is written to
Şems-i Tebrîzî, 1 of them is written to Mesnevî and many elements that belong to Mevlânâ.
Based on the elements detected in this study, it is aimed to look through the eyes of divan poet
Adnî to Mevlânâ.
Key Words: Mevlânâ, Divân Poetry, Adnî

1

Okt., Akdeniz

Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, tok_eda@hotmail.com

�1. Giriş
1.1. Mevlevîlik ve Mevlevî Edebiyatı
Bir kültür ve sevgi ekolü olan Mevlevîlik Mevlânâ‟dan ilham alınarak kurulmuş bir
tarikattır. Ancak Mevlânâ kendi zamanında şeyhlik iddiasında bulunmadığı gibi bir tarikat da
kurmamıştır. (Top, 2007: 29) Mevlânâ‟nın son zamanlarında onu en iyi şekilde anlamış ve
onu temsil edebilecek olan iki önemli şahsiyet vardı ki bunlardan biri Mesnevi‟yi kaydeden
Çelebi Hüsameddîn, diğeri de oğlu Sultan Veled‟di. Bunlardan Çelebi Hüsameddin
Mevlânâ‟nın mümessili olmuş; ancak onun namına bir tarikat ihdâs etmemiştir. Babasının ve
sâdık müridi Hüsameddîn‟in yapamadığını Sultan Veled yapmış, Mevlânâ‟nın kuvvetli
şahsiyeti etrafında onun yolunu ve erkânını devam ettiren Mevlevîlik yolunu açmıştır.
(Çelebi, 2006: 153-155) Sultan Veled,

46 senelik irşâd hayatının ardından 10 Receb

712/1312 tarihinde vefat etmiştir. Bu süre zarfında Mevlevîliği tam manasıyla bir tarikat
haline getirmiştir. (Çelebi, 2006: 157) Sultan Veled‟in irşad makamına oğlu Ulu Ârif
Çelebi‟yi bırakması tarikatın tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuş ve bu uygulamanın
ardından Mevlevîlik, “çelebi” unvanıyla anılan Mevlânâ soyuna mensup şeyhler tarafından
temsil edilmeye başlanmıştır. Konya Mevlânâ Dergâhı ve çelebilik makamı Mevlevilik
tarikatının merkezi haline getirilmiştir. Ulu Ârif Çelebi Konya‟da oturmakla kalmamış
Anadolu‟ya, Irak‟a hatta Tebriz‟e kadar tüm ömrünü propaganda amaçlı seyahatlerle
geçirmiş, Mevlevîliğin hızla yayılmasına hizmet etmiştir. (Çelebi, 2006: 95; Tanrıkorur, 2004:
468) Kısacası Mevlevîliği Mevlânâ ilham etmiş, Çelebi Hüsameddîn ihya etmiş, Sultan Veled
kurmuş ve Ulu Ârif Çelebi de te‟kid etmiştir. (Çelebi, 2006: 159) Mevleviliğin de diğer
tarikatlarda olduğu gibi bağlılarına beyan ettiği ve titizlikle uygulanması gereken bazı
kuralları ortaya çıkmıştır. Mevlevilikte uyulan ve uygulanan bu kurallara âdâb denir.
Mevlevîlik bu edeb temelleri üzerine bina edilmiş olup âdeta bir edep ve âdâb üniversitesidir.
(Top, 2007: 30) Bir diğer ifadeyle Mevlevîlik, sıradan bir tarikat olmaktan ziyade, bir aşk
yolu, bir kültür hareketidir. (Top, 2007: 29)
Mevlevilik Türk edebiyat ve musikisine, hatta sanatımızın çeşitli dallarına katkılar
sağlamış olan tarikatların da başında gelir. Mevlânâ‟nın büyük bir şair olması da bu geleneğin
oluşmasında büyük etken olmuştur. (İsen, 1999: 308) Mevlânâ hayattayken çevresinde
bulunan ilk kuşakla birlikte, onun ardından ise Mevlevilik bünyesinde yetişen binlerce
tasavvuf ve sanat erbabının sistemli faaliyetleri, Türk sosyal ve kültürel hayatında bir

�“Mevlevî Zümresi”nin ve bu kapsamda bir “Mevlevî Zümresi Edebiyatı”nın ortaya çıkmasını
beraberinde getirmiştir. (Dağlar, 2008: 230-231)
Şairlerin mensup oldukları 12 tarikat içinde Mevlevîlik, Divan şairlerin en çok iltifat
ettikleri tarikat olmuştur. Tarikat müntesibi 320 şair içinde 220‟sinin Mevlevî olması da bunu
açıkça ortaya koymaktadır. (İsen, 1999: 308) Mevlevî olan ya da olmayan şairlerin eserlerinde
ise doğrudan veya dolaylı olarak Mevlânâ‟dan ya da Mevlevilik kültüründen izler
görülmektedir. (Açık, 2002: 113)
Mevlevilik en çok aydın kesimlerde ve şehir merkezlerinde yaygınlık gösterdiği için
bu tarikat mensupları edebî ürünlerini hemen daima aruz vezniyle ve divan şiiri tarzında
vermişlerdir. (İsen, 1999:3008) Bu tarikatta Divan Edebiyatı tekniğinin benimsenmesinde
Mevlânâ‟dan beri Farsça ve aruzla şiir söylemenin gelenek haline gelmiş olması da etkili
olmuştur. (Gölpınarlı, 2006: 409)

Mevlevi şairler, mensubu oldukları tarikatın gereği

mükemmel bir surette tasavvufa âşinadırlar. (Ayan, 1992:460) Bu sebeple Divan Edebiyatının
tasavvufla zenginleşmesinde de Mevlevî şairlerinin ve Mevlevî muhitinin etkisi büyük
olmuştur. (Açık, 2002: 113)
1.2. ‘Adnî Receb Dede
Mevlevîlik zamanla âdeta şair yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen
şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî şairlerinden Adnî Receb Dede‟dir. Asıl adı Receb olan
Adnî, Selanik vilayeti mülhakından Serez (Siroz) şehrinde doğmuştur.

Kaynaklarda

babasının ulemâdan olduğu belirtilen Adnî, iyi bir tahsil imkânı bulmuş, genç yaşında
memleketinde ilim ve faziletiyle seçkin biri hâline gelmiştir. (Esrar Dede, 2000: 350; Göre,
2004: 21) Serez dergâhı şeyhi Ramazan Dede‟den el almak sûretiyle külâh giyip çileye
girmiş, Ramazan Dede‟nin vefatı üzerine yerine posta oturmuştur. (Ali Enver, 2010: 215)
Burada bir süre sâliklere mürşidlik yapan „Adnî, eskiden beri gönlünde olan istek üzerine
âşıkların Kâbesi Mevlânâ Dergâhı‟nı ziyaret etmek için Konya‟ya gitmiştir. „Adnî Konya‟ya
gittiğinde hilafet makamında Abdulhalim Çelebi bulunmaktadır ki bu dönem aynı zamanda
Vâiz Vânî Mehmet Hoca‟nın ikbal devrine rastlar. Raks ve semâ‟ında yasak edildiği bu
dönemde sadrazam Kara Mustafa Paşa, Vânî Üngürüs‟ün faliyetlerini engellemek
düşüncesiyle „Adnî‟nin görüşlerine başvurmak için onu İstanbul‟a davet etmiştir. Vânî‟nin
zulmü „Adnî‟nin manevi desteğiyle engellenmiştir. Adnî İstanbul‟dan Edirne‟ye daha sonrada
buradan Gelibolu‟ya giderek Gelibolu Mevlevîhânesi şeyhi Ağazâde‟nin yanına geçmiş,
oradan da Belgrad‟daki Mevlevîhânenin meşihatiyle görevlendirilmiş, (Göre, 2004: 22-24)

�buradaki hizmeti esnasında, H.1100-M.1689‟ da vefat etmiştir. (Göre, 2004: 24; Ali Enver,
2010: 215)
„Adnî‟nin Dîvân, Nahl-i Tecellî, Şerh-i Kasaîd-i ‘Urfî ve Kasîde-i ‘Adnî olmak üzere
dört eseri tespit edilmiştir. Zehra Göre‟nin yaptığı doktora çalışmasına göre Adnî‟nin
Dîvânı‟nda 38 kaside (2‟si Farsça), 1 terkib-i bend, 4 tahmis (3‟ü Farsça) ve 313 gazel (1‟i
Farsça) yer almaktadır. (Göre, 2004: 26-27)
Şairin 38 kasidesinin 7‟si Hz. Mevlânâ‟ya, 1‟i Şems-i Tebrîzî‟ye, 1‟i de Mesnevî‟ye,
2‟si Abdülhalim Efendi‟ye (Mevlânâ Dergâhı postnişîni) methiyedir. Bu rakamlar bile tek
başına, şairin Mevlânâ‟ya beslediği sevgiye bir işaret niteliğindedir. Şair bir Mevlevî olarak
gerek sözünü ettiğimiz kasidelerde, gerekse Divanı‟ndaki diğer şiirlerinde Hz. Mevlânâ‟ya ve
Mevlevîlik unsurlarına yer vermiştir. Biz çalışmamızda şairin sadece Hz. Mevlânâ‟ya bakışını
konu edineceğiz ve şairimizin gözünden Mevlânâ bakmaya çalışacağız.
2. Adnî Receb Dede Dîvânın’da Mevlânâ’ya Ait Bazı Hususiyetler
2.1. Mevlânâ İçin Söylenen Sıfatlar
2.1.1. Âşıkların Sultanı, Padişah
Türk İslâm medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin
fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok
topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim, eğitimci, şair ve gönüllerin sultanı çok yönlü
bir şahsiyettir. Adnî Receb Dede de Mevlânâ‟yı birçok beyitte âşıkların sultanı olarak
nitelendirir (K18/52, K 18/54). Bu durumda şairin âşıklar ifadesiyle Mevlevîleri kastettiğini
söylemek yanlış olmaz. Şair, Mevlânâ‟yı kandilin nûruna, âşıkları ise onun ateşine dalan
pervanelere benzetir:
Sana pür-sûz-ı şevk olmakdadur pervânevâr „uşşâk
Çerâg-ı bezm-i hâsun nûrısun yâ hazret-i Monlâ

G 269/2

Şair Mevlevîlerden genellikle âşıklar şeklinde söz ederken aşağıdaki beyitte ise Hz.
Mevlânâ‟nın himmetini dileyen dervişler şeklinde söz eder:
Kevneyn gerekmez bize Mevlâ dilerüz biz
Dervîşlerüz himmet-i Monlâ dilerüz biz

G 128/1

�Şair beyitlerinde zaman zaman Mevlânâ‟ya padişah diyerek seslenir (K 19/17, K
20/9), onun Hakk‟ın muhabbet tahtında oturan padişah olduğunu ifade eder:
O pâdîşâh-ı serîr mahabbet-i Hak kim
Ana „asâkir-i‟uşşâk oldı hayl ü haşem K 23/10
2.1.2. Ka‘betü’l-‘uşşâk
Aşağıdaki beyitte şair, Mevlânâ‟nın âşıkların Kâbesi olduğunu ifade eder ve yüz bin
sevabına karşılık Mevlânâ‟dan gelecek bir derdi tercih eder:
Cenâb-ı Ka„betü‟l-„uşşâk Mevlânâ Celâlü‟d-dîn
Ki bir derdi anun yegdür bana yüz bin sevâbumdan

K 21/11

Adnî hakikât kıblegâhı olarak gördüğü Mevlânâ‟nın mezarının toprağını da Kâbe‟ye
benzetir:
O kıblegâh-ı hakikât ki hâk-i merkadidür
Tavâfgâh-ı halâyık misâl-i Beyt-i Harem K 23/8
2.1.3. Penâh
Şair Mevlânâ‟yı tüm dünya halkının sığınağı olarak nitelendirmektedir:
Ey penâh-ı cihâniyân lutfun
Sened-i cümle-i enâm olsun

K 20/39

2.1.4. Sâkî
Şair aşağıdaki beyitte Mevlâna‟yı muhabbet meclisinin sâkîsi olarak nitelendir:
Sâkî-i bezm-i mahabbetsin ki lutfun „âmdur
Ser-girân mahmûra feyz-i câm-ı sahbâ sendedür K 19/36

�2.1.5. Rehber
Adnî, âlemi toprağa düşmüş, susamış balığa; Mevlânâ‟yı ise balığa vatanını gösteren
rehbere benzetir ve denizin Mevlânâ‟da bulunduğunu bildirir:
Hâke düşmiş huşk-leb mâhîdür „âlem ser-te-ser
Reh-ber-i asl-ı vatansın ya‟nî deryâ sendedür

K 19/22

2.1.6. İmam
Şair, “Yine gönül camisinde toplanalım. Bize eylemin ve sözün imam olsun.” diyerek
gönlü câmi, Mevlânâ‟nınn eylem ve sözlerini de bu câminin imamı olarak tasavvur eder. Bu
şekilde Mevlânâ‟nın sözleriyle, davranışlarıyla âdeta bir yol gösterici olduğunu da ifade etmiş
olur:
Câmi„-i dilde yine cem„ olalum
Fi„l ü kavlün bize imâm olsun

K 20/52

2.1.7. Âlemin Sevgilisi, Aşk Rindi, Kâinatın Süsü, Kerem Kaynağı, Saf Suyun
Kaynağı, Güneşin Parıltısının Kaynağı
Şair, Mevlânâ‟nın âlemin sevgilisi (K 19/32); aşk rindi (K 19/21); kâinatın süsü,
doğruluk ve sefa bağı olduğunu ifade eder. (K 19/ 33) Mevlânâ‟ya “Ey kerem kaynağı”
şeklinde seslenerek kıyamette ondan şefaat ister:
Ey kerem kânı kıyâmetde şefâ„at isterüz
Çeşm-i ümmîd-i dil-i bî-çâre ferdâ sendedür K 19/ 35
Âlemi süsleyen güneşin ışıklarının parıltısının Mevlânâ‟da olduğunu söyler:
N‟ola kevneyni vücûdun eylese leb-rîz-i nûr
Çeşme-i envâr-ı mihr-i „âlem-ârâ sendedür

K 19/26

Şair aşağıdaki beyitte de aynı şekilde cihanı, hasret vadisinde dudağı kurumuş bir
hastaya teşbih ederken, saf suyun kaynağının Mevlânâ‟da olduğunu ifade eder:
Teşne-leb bir haste-i vâdî-i hasretdür cihân

�Sendedür ser-çeşma-i âb-ı musaffâ sendedür

K 19/3

2.2. Mevlânâ’nın Bedenî Hususiyetleri
2.2.1. Vücudu, Boyu
Dîvân şiirinde sevgilinin boyu daima uzun ve düzgündür. Sevgilini boyu yer yer selvi,
gülfidanı, nihal, kalem, livâ, sancak, elif olur. Bu boyuyla yürüyünce fitne koparır, kıyamet
olur. (Pala, 2002: 84-85) Adnî de aşağıda yer verdiğiz beyitte divan şiiri geleneğine uyarak
Mevlânâ‟nın boyunu düzgünlüğü ve hoş salınmasıyla anar:
Râst-revlik iden yolunda senün
Kâmetün gibi hoş-hırâm olsun

K 20/18

Kâmetün sâyesinde âsûde
Hoş-kıyâm-ı dem-ı hıyâm olsun

K 20/19

Aşağıdaki beyitte ise Mevlânâ‟nın vücudunu kıyamete teşbih eder:
Bir kıyâmetdür vücûdun nefh-i sûr-ı „ışkile
Hâsıl-ı ser-mâye-i ervâh-ı mevtâ sendedür

K 19/19

2.2.2. Yüzü
Dîvân şiirinde sevgilinin yüzü güneş, ay, mum, ayna, Mushaf, peri, huri, melek… gibi
unsurlara teşbih edilir. (Pala, 2002: 126-127) Adnî de aşağıdaki beyitte Mevlânâ‟nın yüzünü
güneşe teşbih eder ve âşıkların onun yüzünü görmesiyle mutlu olacaklarını bildirir:
Matla„-ı gaybdan yüzün güneşin
Göster „uşşâka şâd-kâm olsun

K 20/41

Aşağıdaki beyitte Mevlânâ‟nın yüzünü bu kez aya; mezarının toprağını ise bulut
perdesine benzetir:
Mâh-ı ruhsâra merkâdün hâki
Tâ-be-key perde-i gamâm olsun

K 20/42

�2.2.3. Dudağı
Divan şiirinde dudak birçok yönlerde teşbih ve mecazlarla kullanılır. Renk ve şekil
yönüyle şarap, kadeh, sâkî, meze, meyhane gibi; renk bakımından la„l, yakut, mercan gibi,
şekil yönünden bir hokka, dür, mühr-i Süleyman gibi; nitelik bakımından ise tabib, darüş-şifa,
ilaç, deva gibi düşünülür. (Pala, 2002: 297) Adnî de Mevlânâ‟nın dudağından söz ederken
la„li açık istiare yoluyla doğrudan dudak yerine kullanır ve dudağı Süleyman‟ın mührüyle
birlikte anar:
„Işk-ı hayâl-i hâtem-i lâ„lünle kâ‟inât
Mahkûm-ı hükm-i mühr Süleymân olur bana

K 18/32

2.2.4. Kirpiği
Kirpikten Müje ve müjgan adları altında bahsedilirken genellikle onun yaralayıcı ve
öldürücü vasıfları söylenir. Kirpik yerine göre kılıç, hançer, ok olabilir. (Pala, 2002: 289)
Adnî de Mevlânâ‟nın kirpiğinden söz ederken divan şiiri geleneğinde olduğu gibi kirpiği
hançer (K 18/29) ve okla birlikte anar. Aşağıdaki beyitte Mevlânâ‟nın kirpiğini oka teşbih
eder:
Kahr-ı a‟dâya fikr-i müjgânun
Terkeş-i sînede sihâm olsun K 20/21
2.2.5. Kâkülü
Divan şiirinde sevgilinin güzellik unsurlarından olan saçı birçok yönüyle ele alınır.
Şekil yönünden resen, rişte, zincir, dâr, çengâl, bend, çenber, dâm, fitne, câdu…; koku
yönünden nafe, misk, anber, semen, reyhân, ud, âbir ; renk yönünden gece, leyl, Leylâ, şâm,
Hind, şebistân… ile birlikte teşbih ve mecazlar yoluyla sıkça kullanılır. (Pala, 2002: 397-398)
Adnî de Mevlânâ‟nın kâkülünden söz ederken perişanlığı ve kokusuyla anar:
Nefhâ-i kâkülün perîşân it
Bezm-i kevneyn-i hoş-meşâm olsun K 20/22

�2.2.6. Beni
Dîvân şiirinde hâl yani ben genellikle yanak, saç, kaş, ayva tüyleri ve dudakla birlikte
anılır. (Pala, 2002: 195) Adnî de Mevlânâ methinde yazdığı kasidesinin aşağıdaki beytinde
beni dâneye; kâkülü ise kuşu avlamak için hazırlanmış tuzağa teşbih eder:
Dâne-i hâl ü kâkülün „arz it
Sayd-ı vahşî tuyûra dâm olsun

K 20/44

2.3. Mevlânâ’nın Diğer Vasıfları
2.3.1. Cömertliği, Merhâmeti, Şefkâti
Adnî, şiirlerinde Mevlâna‟nın şefkâtine, merhâmetine, cömertliğine değinmeyi de
ihmal etmez. Aşağıdaki beyitte onun şefkatiyle kalplerin toplanmış kılınmasını, nefsin yok
edilmesini, vücutların aslının tamir edilmesini ister:
Kalbimüz şefkâtünle kıl mecmû„
Nefsi berbâd-ı in„idâm olsun

K 20/49

Eyle asl-ı vücûdumuz ta„mîr
Fer„-i virân-ı inhidâm olsun

K 20/50

Aşağıdaki beyitte de Mevlânâ‟nın sonsuz cömertliğinden söz eder:
Cûd-ı bî-gâyetün gedâyâna
Nakd-i gencîne-i kirâm olsun

K 20/32

Şair Mevlânâ‟daki bu cömertlik ve mükemmelliği, Onun temiz zatının Mekke-i
Mükerreme‟nin mazharı olmasına bağlar:
Sevâd-ı a‟zamun ol zât-ı pâk mazharıdur
Anunçün oldı kerâmetle ekmel ü ekrem

K 23/15

Şair, Mevlânâ‟nın sevgiyle dolu oluşunu muhabbet savaşında güç, kuvvet dolu olduğu
şeklinde ifade eder:
Nedür bu kuvvet-i kudsiyye bu merdâne cünbişler

�Mahabbet rezminin pür-zûrısın yâ hazret-i Monlâ

G 269/4

Mevlânâ‟nın vasıflarının söylemekle bitiremeyen şair aşağıdaki beytinde Mevlânâ‟nın
aşkıyla ziyafette onun vasıflarını övse, cömertliği ve konukseverliği ile bilinen Hz. İbrahim‟in
ruhunun bile bu ziyafete misafir olacağını ifade eder:
„Işkunla bezl-i mâ‟ide-i na‟tün eylesem
Rûh-ı Halîl hâsılı mihmân olur bana K 18/21
Şair Mevlânâ‟nın güzel vasıflarını anlatabilmek için yine Mevlânâ‟nın aşkına ihtiyaç
duyar. Eğer Mevlânâ‟nın aşkı ona söz kuvveti verirse Mevlânâ‟nın güzel vasıflarını anlatmak
da onun için kolay olacaktır:
„Işkun virince nâtıkama kuvvet-i sühan
Vasf-ı cemîlün eylemek âsân olur bana K 18/34
2.3.2. İlmi
Adnî, bir ilim ve irfan güneşi olan Mevlânâ‟nın ilmine de beyitlerinde sıkça yer verir.
Mevlânâ‟nın her zor bilmecenin çözümü olduğunu (K 19/6); ilmin aslının, dünya ve ahretin
hikmetinin Mevlânâ‟da olduğunu (K 19/12), onun ilminin Allah‟ın ilmi olduğunu (K 19/25)
dile getirir. Şair her sorununu Mevlânâ‟nın halledebileceğini söyler çünkü şairin nazarında
Mevlânâ İlm-i ledünde kılı kırk yaran bir hâkimdir:
Hazret-i Monlâ ider her müşkilün hall „Adniyâ
Çün odur „ilm-i ledünnîde hakîm-i mû-şikâf

G 163/5

2.3.3. Sözleri
Şair, Mevlânâ‟nın sözlerini Hz. İsâ‟nın canlar bağışlayan nefesine benzetir:
Her nutk-ı rûh-perver-i İsâveşün senün
Enfâs-ı feyz-bahş-i dil ü cân olur bana

K 18/48

Şair bir başka beyitte bu kez Mevlânâ‟nın sözlerinin hüzünlü gönüllere ebedi feyz
verdiğini ifade eder:

�Kelâmun hâtır-ı mahzûna feyz-i câvidân eyler
Bu bezmün sâkî-i mahmûrısın yâ hazret-i Monlâ

G 269/5

3. Mevlânâ’nın Mesnevîsi
Mesnevinin sözlük anlamı “ikişer ikişer, ikili” demektir. Her beyitin dizeleri kendi
aralarında uyaklı, aruz bahirlerinin kısa kalıplarıyla yazılan uzun bir nazım biçimidir. (Dilçin,
2004: 167) Bugün Mesnevî denilince Mevlânâ‟nın Mesnevî‟si akla gelir. Bu göklere nispeti
olan nağmenin, bu ilahi sesin doğuşuna sebep Hüsameddin Çelebi‟dir. O, Mevlânâ‟dan
Senâî‟nin Hadikâsı yahut Attar‟ın Mantıkıt-Tayrı vezninde, irfan sırlarını, tarikat usullerini
toplayan bir kitap nazmetmesini ister. Mevlânâ önceden yazmış olduğu 18 beyiti Çelebi‟ye
verir. 657/1259-660/1263 yılları arasında birinci defteri, 662/ 1265‟de ise ikinci deftere
başlayıp aralıksız altı defteri tamamlar. (Füruzanfer, 1990: 211-212) Yaklaşık 1259-1268
tarihleri arasına yazılan Mesnevî 25600 civarı beyitten oluşan, altı ciltlik dev bir eserdir.
Mesnevî tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, tarih, tıp gibi ilimlere ait konuların yer aldığı, zamanın
örf ve adetlerine dair bilgi ve hikayelerin sunulduğu çok yönlü, zengin bir eserdir. (Yeniterzi,
2011: 36) Adnî, Divânı‟nda Mesnevî için bir methiye nazmetmiştir (K 26). Şair, Mesnevî‟nin
emirlerine uyanların hakikat divanında unvan bulduklarını (K 26/11); Mesnevî‟nin sonsuz
feyz kadehi olduğunu (K 26/16); Mesnevî‟nin hayalinin bile âşıklarının sinelerini güneş
ışıklarının doğduğu yere dönüştüreceğini (K 26/6); Mesnevî‟nin Hakk‟ın ahlakıyla
vasıflanmış olan kamil bir mürşit olduğunu ifade eder:
Muttasıf ahlâk-ı Hak‟la mürşid-i kâmildür ol
Benzemez evsâfına halkun hısâl-i Mesnevî

K 26/17

Aşağıdaki beyitte Mesnevî‟nin ilimlerle dolu olduğunu ifade eder:
Mesnevî-i pür- ma‟ârif âsmânî mâ‟ide
Hân-ı yagmâ-yı mezâk-ı menn ü selvâ sendedür

K 19/30

Aşağıdaki beyitte ise Mesnevi‟yi denize benzetir:
Ol mesîhâ-dem ki enfâs-ı sabâ feyzi ile
„Arşa dâmen-gîrdür emvâc-ı bahr-ı Mesnevî

G 273/3

�Adnî, Mesnevî‟den “kitab-ı müstetâb” yani güzel kitap şeklinde de söz eder (K 21/28,
21/29, 21/30, 21/31). Şair edebin hal tercümesi olan bu kitabın her okunmasında, amellerinin
utancından beyhude gönül ve canının eridiğini ifade eder:
Kitâb-ı sîret-ârâ-yı edeb kim her okundukca
Erir cân u dil-i bî-hûde a„mâlüm hicâbumdan K 21/32
Şair Mesnevî‟yi kişileştirerek doğrulukla Mevlânâ‟nın dergâhına gelmeyenlerin hasret
vadisinde Mesnevî‟nin ayakları altında ezilmesini diler:
Gelmeyen nûr-ı yâkîn-ı sıdkile dergâhuna
Vâdî-i hasretde olsun pây-mâl-i Mesnevî

K 26/19

4. Mevlânâ’nın Çevresindekiler
4.1. Şems-i Tebrizî
Mevlânâ denilince ilk akla gelen isim Şems-i Tebrîzî‟dir.

Onun Mevlânâ‟nın

hayatında şüphesiz ayrı bir önemi vardır. Şems, Mevlânâ‟yı etkileyecek, onun ruhunda
fırtınalar koparacak kadar tasavvufî bilgi ve birikime sahip, ilmin ve tasavvufun kemaline
ermiş kâmil bir zattı. Coşkulu mizacı, cezbeli haliyle, ilahi nükteleriyle Mevlânâ‟yı etkileyen
Şems, ondaki cevheri yüzeye çıkarmıştır. Mevlânâ‟nın mürşidi olmaktan ziyade ona bir ayna
olmuştur. Şems, Mevlanâ‟ya mürid olmaktan ziyade kendisinin de ondan feyz aldığını ifade
etmiştir. (Top, 2007: 36-38) Adnî de bu kâmil zata, Şems-i Tebrizi‟ye uzunca bir methiye
yazmıştır (K 25). Şair Şems-i Tebrîzî‟ye yazdığı kasidenin nesib bölümünde bir çeşit tahkiye
yapar ve karşısında biri varmışcasına anlatmaya başlar. Bir gece içi geçer, uykuya dalar,
rüyasında yolu “kişver-i ıtlâk”a düşer. Buradaki kavmin hali perişandır, zarar ve faydayı
birbirinden ayıramazlar. „Adni onlara doğru yolu gösterecek bir rehberleri olmadığını fark
eder. Bu durumu müşahade ederken biri ona gözünü açmasını, hakikat güneşinin doğduğunu
söyler. Gözünü açtığında karşısında Şems-i Tebrîzî‟yi gören şair onu methetmeye başlar.
(Göre, 2004: 62) Şair Şems-i Tebrîzî‟yi hakikat güneşi (K 25/ 15); Tebriz‟in şahı, şahların baş
tacı (K 25/16); Hz. Muhammed‟in nuru, ezelin ve ebedin sırrı, dinin kaynağı (K 25/ 23);
Peygamberlerin övdüğü, halkın en kerimi, ümmetin en kâmili (K 25/ 25); şeriat nurlarının
zuhur ettiği (K 25/26); zamanın piri (K 25/ 47); uğurlu denizin cevheri (K 25/61); ezeli
sırların vakıfı (K 25/562); lütuf ve kerem sahibi (K 25/86) şeklindeki sıfatlarla nitelendirir.

�Şems-i Tebrizi‟nin gönül ve can doktoru olduğunu (K 25/ 52); gönül ve can ağrısına şifa
verenin O olduktan sonra gönle artık hiç illet uğramayacağını ifade eder:
Çün renc-i dil ü câna şifâ-sâz olasın sen
Ugrar mı dahi dâ‟ire-i sîneye „illet K 25/53
Şair Şems‟in hikmetler denizi olduğunu ifade ederek onun ilmine bilgisine de değinir.
Şems hikmetler denizi olunca tabiî ki bu denizin cevherleri ilm-i ledün, dalgaları ise
kerametler olur:
Deryâ-yı hikemsin güherün „ilm-i ledünnî
Pey-der-pey olan mevclerün keşf ü kerâmet

K25/69

4.2. Sultan Veled
Mevlânâ‟nın ilk çocuğu olan Sultan Veled, fiziki ve manevi bakımlardan babasına çok
benzerdi. Sultan Veled büyük bir sadakatle babasına ve onun tavsiyelerine bağlı kalmış,
babasının fikirlerini sistemleştirip hayata geçirmiş, aşk, vecd, cezbe ve semâ‟ gibi unsurları
birleştirip bütünleştirmiş, bir çerçeve içerisine almıştır. (Top, 2007: 235-238) Adnî aşağıdaki
beyitlerde Sultan Veled‟e yer verir ve Hz. Sultan Veled‟in göğün makamının padişahı
olduğunu söyler. Şair, iktibas sanatından yararlanarak men aref‟in (Men arefe nefsehü fekad
arefe Rabbehü: Nefsini bilen Rabbini bilir. (Aclûnî, II, 2532)) tüm hükümlerinin onda peyda
olduğunu ifade eder.
Pâdişâh-ı „arş-mesned Hazret-i Sultan Veled
K‟anda peydâ oldı ahkâm-ı tamâm-ı men „aref

G 162/4

Şair aşağıdaki beyitte tecrid sanatıyla kendini soyutlar ve kölesi olduğu Sultan
Veled‟in lütfıyla bahtının mektubuna men aref mührünü basmasını diler:
Hâtem-i lutfunla ur lutf ile „Adnî bendenün
Nâme-i ikbâline mühr-i hitâm-ı men „aref

G 162/5

4.3. Hüsâmeddin Çelebi
Mevlânâ‟nın halifesi, müridlerinin başı, önderi olan Hüsâmeddin Çelebi‟nin
(Füruzanfer, 1990: 143) en büyük hizmeti, Mevlânâ‟yı teşvik ederek O‟nun Mesnevî‟yi

�yazmasına katkıda bulunması, Mesnevî‟ye ebelik etmesidir. (Top, 2007: 231) Bütün Mesnevî
ciltlerinin ön sözleri Hüsâmeddin Çelebi‟nin şerefli lakaplarıyla süslenmiştir. (Sipehsalar,
2011: 165) Adnî bu önemli isme de şiirinde yer vermeyi unutmaz, aşağıdaki beyitte
Hüsâmeddin‟in zafer kılıcının elması olduğunu bildirir. Şair iktibas sanatı yaparak men aref
(Men arefe nefsehü fekad arefe rabbehü: Nefsini bilen Rabbini bilir. (Aclûnî, II, 2532))
kılıcını cahilliğin boynuna vuranın da Hüsâmeddin‟in ta kendisi olduğunu söyler:
Tîg-i elmâs-ı zafer ya‟nî Hüsâmü‟d-dîn kim
Gerden-i cehle uran oldur hüsâm-ı men „aref

G 162/3

5. Adnî’nin Mevlânâ’ya Beslediği Muhabbet
Adnî yazdığı on sekizinci kasidesinde özellikle Mevlânâ‟ya duyduğu aşkı, bu aşkla ne
hâle geldiğini, o aşk kendisinde olmasa ne hallere geleceğini dile getirir. Şair, gönlünde
Mevlânâ‟ya duyduğu aşk olduktan sonra dertlerinin ateş bile olsa kendisine gül bahçesi gibi
geleceğini (K18/4); onun aşkıyla hüzünlü gönlünün ahının kıvılcım ve dumanlarının, adeta
bostanın sümbülü ve bağın gül yaprağı olacağını (K18/5); Mevlânâ‟nın aşkıyla ney gibi
nağmeler çıkarsa feleğin zerrelerinin bile dans eden âşıklar olacağını (K 18/14) dile getirir.
Mevlânâ‟nın aşkını hasta gönüllerin doktoru olarak gören şair kendisine de Mevlânâ‟nın
sıhhat, derman getireceğini düşünür:
„Işkun tabîb-i haste-dilândur belî belî
Sıhhat-resân-ı neşve-i dermân olur bana

K 18/13

Şair ağlayan, inleyen, yaralı, matemli gönlüne Hz. Mevlânâ‟nın daima şenlik neşesi
bağışladığını ifade eder:
Dili mâtem-güzîn-i dâgdâr-ı „Adnî-i zârun
Dem-â-dem neş‟e-bahş-ı sûrısın yâ hazret-i Monlâ G 269/7
Şair doğruluk ehline, iki dünyanın mutluluğunun Mevlânâ‟da olduğunu bildirir:
Hâlisâne dem-be-dem takdîs-i rûhun ideyüm
Ehl-i sıdka devlet-i dâreyn zîrâ sendedür

K 19/41

�Şair, Mevlânâ‟nın kavuşma bayramını dünyaya söylese, bu sözünü işiten herkesin
adeta kendisine kurban olacağını söyler aynı zamanda kurban bayramına da göndermede
bulunur:
„Işkunla „îd-i vaslunı dünyâya söylesem
Gûş eyleyen kelâmumı kurbân olur bana

K 18/23

Şaire Mevlânâ‟nın aşkıyla dert, acı bile güzel görünürken onun aşkı olmadığında ise
güzel olan her şey bu kez ona kötü görünmektedir. Gönülde Mevlânâ‟nın aşkı olmasa
bülbülün ötmesi bile kendisine kötü nağmeler olarak gelecek (K 18/ 19); dünyanın gül
bahçelerindeki her taze gonca adeta yakıcı bir kor olacaktır (K 18/20). Bu yüzden şair,
Mevlânâ‟nın aşkından mahrum olmak istemez, buna tahammül bile edemez. Gönlü bir an
bile onun aşkından uzak kalsa vücudu adeta hüzünlü bir eve dönecektir:
„Işkundan olsa dûr gönül bir nefes eger
Dâr-ı vücûd külbe-i ahzân olur bana

K 18/15

Şair Mevlânâ‟dan meded ummayanlara da âdeta beddualar savurur. Mevlânâ‟nın
hikmetinden ilaç istemeyenlerin dert hastası olmasını (K 20/ 6), değerini inkâr edenlerin tüm
hallerinin eksik kalmasını (K 20/ 7), onun aşkının kokusuyla sıhhat istemeyenlerin nezle
olmasını (K 20/34) diler. Şair aşağıdaki beyitte de Mevlânâ‟nın eşiğini Kâbe‟ye benzetir ve
burasını Kâbe‟nin haremi olarak görmeyenlere de feyz-i sefanın haram olmasını diler:
Harem-i Ka„be bilmeyen eşigün
Ana feyz-i safâ harâm olsun K 20/17
Bir başka beyitte ise Mevlânâ‟yı elif harfi gibi birlikte bilmeyenlerin, üzüntülerinden
daima lâm harfi gibi olmasını ister:
Seni vahdetde bilmeyen çün elf
Eleminden hemîşe lâm olsun K 20/38

�3. Sonuç
Adnî Receb Dede‟nin Dîvânı‟ndaki kasidelerini başta Mevlânâ olmak üzere genellikle
Mevlevî muhitinden seçtiği kişilere yazması, onun Mevlânâ‟ya beslediği sevgiye bir işaret
niteliğindedir. Adnî, Mevlânâ‟ya âşıkların sultanı, padişah, sâkî, rehber, imam diyerek
seslenmiş, O‟nu Mevlevîlerin Kâbe‟si, sığınağı olarak görmüştür. Şair, Mevlânâ‟nın
cömertliği, merhameti, şefkati, himmeti, lütfu gibi vasıflarını çeşitli teşbihlerle anmış ve
O‟ndan meded ummuştur. Mevlânâ‟nın sonsuz ilim ve bilgisine şiirlerinde sıkça yer vermiştir.
Şair, Mevlânâ‟nın kişilik özelliklerinin yanı sıra onu fiziksel özellikleriyle de anmıştır. Ancak
Mevlânâ‟nın bedensel hususiyetlerini anlatırken divân şiirinde yer alan sevgili tipinin dışına
çıkmamıştır. Şairin şiirlerinde gerçek anlamıyla Mevlânâ‟nın fiziksel özelliklerini bulamayız.
Dolayısıyla Adnî de Mevlânâ‟dan söz ederken divân şiirinde olduğu gibi uzun ve düzgün bir
boya sahip, tuzağı andıran, güzel kokulu, perişan saçları ve beni olan, dudağı la‟le benzeyen
klâsik bir sevgili tipi çizmiştir.
Adnî Mevlânâ‟nın eşsiz bilgilerle dolu olan eseri Mesnevî‟ye de bir methiye yazmış ve
Mesnevî‟yi yüceltmiştir. Mevlânâ denilince ilk akla gelen ismi, Şems-i Tebrizî‟yi de
unutmayan şair onun için uzunca bir kaside yazmış ve Şems‟in vasıflarını çeşitli sanatlarla
övmüştür. Adnî, Şems‟e uzunca bir methiye yazarken Hüsâmeddin Çelebi ve Sultan Veled‟e
ise birer beyitle yer vermiştir.
Adnî şiirlerinde Mevlânâ‟ya duyduğu derin muhabbetti sıkça dile getirmiştir.
Gönlünde Mevlânâ‟nın aşkı varken neler yapabileceğini ve onun aşkının olmaması
durumunda ne hallere düşeceğini anlatmıştır. Hatta şair Mevlânâ‟dan meded ummayanlar da
beddualar yağdırmıştır.

�KAYNAKÇA
Aclûnî, (1351/1931), Keşfü’l-Hafâ, c. I-II, Mısır.
Açık, Nilgün (2002), “Divan Edebiyatı‟nda Mevlevîlik Etkisi ve Mevlevî Şairler”, Doktora
Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Ali Enver (2010), Mevlevî Şairler- Semahâne-i Edeb, (haz. Tahir Hafızoğlu), İstanbul, İnsan
Yayınları.
Asaf Hâlet Çelebi (2006), Mevlânâ ve Mevlevilik, Ankara, Hece Yayınları.
Ayan, Hüseyin (1992) “Mevlevi Şairler”, Türk Dili, S. 492, s. 456-460.
Dağlar, Abdülkadir (2008), “Mevlevî Edebiyatı Kaynaklarından Tezkire-yi Şuarâ-yı
Mevleviyye ile Semahâne-i Edeb‟in Mukayesesi”, Turkish Studies, International Periodical
For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, s.230-231.
Dilçin, Cem (2004), Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
Esrar Dede (2000), Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye, (haz.: İlhan Genç), Ankara, Atatürk
Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.
Feridun Bin Ahmed-i Sipehsâlâr (2011), Mevlânâ ve Etrafındakiler, (çev. Tahsin Yazıcı),
İstanbul, Pinhan Yayıncılık.
B. Füruzanfer (1990), Mevlânâ Celâleddin, (çev. Faruk Nafiz Uzluk), İstanbul, Milli Eğitim
Bakanlığı Yayınları.
Göre, Zehra (2004), Adnî Receb Dede Hayatı ve Eserleri, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Konya.
İsen, Mustafa (1999), “Tezkirelerin Işığında Divan Edebiyatına Bakışlar: Divan Şairlerinin
Tasavvuf ve Tarikat İlişkileri”, Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler, (haz. Mehmet
Kalpaklı), İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, s.306-309.
Pala, İskender (2002), Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü, İstanbul, Leyla ile Mecnun
Yayıncılık.
Tanrıkorur, Barihüda (2004), “Mevleviyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ,
Ankara, Türkiye Diyanet Vakfı, c.XXIX, s. 469-475.

�Top, H. Hüseyin (2007), Mevlevî Usûl ve Âdâbı, İstanbul, Ötüken Yayınları.
Yeniterzi, Emine (2011), Sevginin Evrensel Mühendisi Mevlânâ, Ankara, Diyanet Vakfı
Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11739">
                <text>1994</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11740">
                <text>ADNÎ RECEB DEDE DİVÂNI’NDA MEVLÂNA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11741">
                <text>TOK, Eda</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11742">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Divân şiiri, Adnî. ÖZET  Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir. Birçok divan şairi Mevlânâ’nın düşünceleri çevresinde kurulan Mevlevîlik tarikatına intisap etmiş, Mevlevîliğe sevgi duymuş ve Mevlânâ’ya duydukları sevgiyi şiirlerinde sıkça dile getirmiştir. Zamanla Mevlevîlik adeta şair yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî şairlerinden Adnî Receb Dede’dir. Adnî’nin Divânı tarandığında 7’si Mevlânâ’ya, 1’i Şems-i Tebrîzî’ye, 1’i de Mesnevî’ye yazılmış 9 na’t ve Mevlâna’ya ait birçok unsur görülmektedir. Bu çalışmada tespit edilen unsurlardan hareketle Mevlevî bir divan şairi olan Adnî’nin gözünden Mevlânâ’ya bakmaya çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11743">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11744">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11745">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11746">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1466" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1908">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f1efad710d3c632f8d18245e0896ad24.docx</src>
        <authentication>6865f6ce377c3e2e2dfd9d596e3c825b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1909">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4af21b25eedb87db8c74e4230870f449.pdf</src>
        <authentication>1679d12cec8fdece68177d8fb0780a95</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11738">
                    <text>AYVAZ DEDE’NİN İSLAMİ YÖNDEN BOŞNAKLARA ETKİSİ VE AYVAZ DEDE
ŞENLİKLERİNE GENEL BAKIŞ
Yunus Emre TERZİ
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Boşnak Halk Edebiyatı, Ayvaz Dede, Ayvaz Dede Şenlikleri.
ÖZET
Yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde kalmış olan, Balkanların içinde bize
en yakın olanı Bosna’da Türk kültürünün tesiri çok fazla olmuştur. Yüzyıllar boyu bu
etkileşimde İslamiyet’in önemli bir rolü vardır. İslamiyet Boşnaklarla aramızda gönül bağı
kurmuştur. Bu bağlamda Bosna-Hersek’in Yunus Emre’si sayılan Horasan erenlerinden Ayvaz
Dede’nin de Bogomilizm dini’ni yaşayan Boşnaklarla gönül bağı vardır. Bu çalışmada
Bogomilizm dinini yaşayan Boşnaklara Ayvaz Dede’nin İslami yaşamının etkisi araştırılmıştır.
Bununla birlikte Boşnak halkının gönlünde taht kuran, Yugoslavya Devleti’nin varlık gösterdiği
zamanda kutlanmayan veya kutlanamayan lakin unutulmayan kendi devletlerini kurduklarında
anılan Ayvaz Dede Şenliklerine genel bir bakışıda ele almaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11730">
                <text>2188</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11731">
                <text>AYVAZ DEDE’NİN İSLAMİ YÖNDEN BOŞNAKLARA ETKİSİ VE AYVAZ DEDE ŞENLİKLERİNE GENEL BAKIŞ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11732">
                <text>TERZİ, Yunus Emre </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11733">
                <text>Anahtar Kelimeler: Boşnak Halk Edebiyatı, Ayvaz Dede, Ayvaz Dede Şenlikleri.  ÖZET  Yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde kalmış olan, Balkanların içinde bize en yakın olanı Bosna’da Türk kültürünün tesiri çok fazla olmuştur. Yüzyıllar boyu bu etkileşimde İslamiyet’in önemli bir rolü vardır. İslamiyet Boşnaklarla aramızda gönül bağı kurmuştur. Bu bağlamda Bosna-Hersek’in Yunus Emre’si sayılan Horasan erenlerinden Ayvaz Dede’nin de Bogomilizm dini’ni yaşayan Boşnaklarla gönül bağı vardır. Bu çalışmada Bogomilizm dinini yaşayan Boşnaklara Ayvaz Dede’nin İslami yaşamının etkisi araştırılmıştır. Bununla birlikte Boşnak halkının gönlünde taht kuran, Yugoslavya Devleti’nin varlık gösterdiği zamanda kutlanmayan veya kutlanamayan lakin unutulmayan kendi devletlerini kurduklarında anılan Ayvaz Dede Şenliklerine genel bir bakışıda ele almaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11734">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11735">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11736">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11737">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1465" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1906">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f0e9d6f388ad1ba783b6feb82f3e4150.docx</src>
        <authentication>91c52c4518ad822dc484eff46e33316a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1907">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/86103330725585f8027151c6ca5086bc.pdf</src>
        <authentication>f004099e405e998f382ce92550c0e322</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11729">
                    <text>GAZETELERE YANSI(MA)YAN KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT
Hakan TEMİZTÜRK
Atatürk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Kültür, sanat, haber, gazete.
ÖZET
Gazeteler, siyasetten ekonomiye, spordan magazine kadar çok çeşitli haberlerle okurlarını
aydınlatmaya çalışmaktadır. Türk basınının anılan alanlara ilişkin zengin bir içerik sunduğu
gözlenmektedir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyata ilişkin haber, yazı ve yorumlarının yeterli,
tatmin edici ve bilgilendirici olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Gazetelerin kültür, sanat
ve edebiyatla ilgili haber, yazı ve yorumlar için ayırdığı alan çok sınırlı ve içerik açısından çok
yetersiz kalmaktadır; bu durum ekonomi, siyaset, spor gibi alanlarla karşılaştırınca daha belirgin
bir hal almaktadır. Üstelik bazı gazetelerin “kültür-sanat” sayfalarının bulunmadığı ya da bazı
günler diğer alanlarla ilgili haberlerin fazlalığı durumunda bu sayfaların iptal edildiği de
bilinmektedir. Bu durum, kültür, sanat ve edebiyat ile ilgisi “yüzeysel” olan ortalama gazete
okuru için ciddi bir sorundur; bu alanlara ilişkin haber, bilgi ve tartışmaları gazeteler aracılığıyla
takip edenler bu imkândan da mahrum kalmaktadır. Bu çalışmada Türk basınını temsilen
gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili sayfaları/haberleri içerik çözümlemesi ve söylem
analizi ile tahkik edilmiş ve yukarıda dile getirilen varsayımın doğruluğu sınanmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11721">
                <text>2205</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11722">
                <text>GAZETELERE YANSI(MA)YAN KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11723">
                <text>TEMİZTÜRK, Hakan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11724">
                <text>Anahtar Kelimeler: Kültür, sanat, haber, gazete.  ÖZET  Gazeteler, siyasetten ekonomiye, spordan magazine kadar çok çeşitli haberlerle okurlarını aydınlatmaya çalışmaktadır. Türk basınının anılan alanlara ilişkin zengin bir içerik sunduğu gözlenmektedir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyata ilişkin haber, yazı ve yorumlarının yeterli, tatmin edici ve bilgilendirici olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili haber, yazı ve yorumlar için ayırdığı alan çok sınırlı ve içerik açısından çok yetersiz kalmaktadır; bu durum ekonomi, siyaset, spor gibi alanlarla karşılaştırınca daha belirgin bir hal almaktadır. Üstelik bazı gazetelerin “kültür-sanat” sayfalarının bulunmadığı ya da bazı günler diğer alanlarla ilgili haberlerin fazlalığı durumunda bu sayfaların iptal edildiği de bilinmektedir. Bu durum, kültür, sanat ve edebiyat ile ilgisi “yüzeysel” olan ortalama gazete okuru için ciddi bir sorundur; bu alanlara ilişkin haber, bilgi ve tartışmaları gazeteler aracılığıyla takip edenler bu imkândan da mahrum kalmaktadır. Bu çalışmada Türk basınını temsilen gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili sayfaları/haberleri içerik çözümlemesi ve söylem analizi ile tahkik edilmiş ve yukarıda dile getirilen varsayımın doğruluğu sınanmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11725">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11726">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11727">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11728">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1464" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1904">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cd375712c5f244014b1616fedc5b9596.docx</src>
        <authentication>7fbce699f4038e9d8c6f25e8ca2a4bef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1905">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b70e3ea660ed5b35ff1aabc75815920c.pdf</src>
        <authentication>6cf84b176812c815250445896cded2d8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11720">
                    <text>YUNUS EMRE ÜZERİNE YENİ DİKKATLER
Orhan Kemal TAVUKÇU
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Rize / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Yunus Emre ve Kaynakları, Türk Kültür Tarihi, Tasavvuf, Hallac-ı
Mansur.
ÖZET
Yunus Emre; Türkçenin varlığını koruması, yaşaması, bir edebiyat ve kültür dili olup
gelişmesi yolunda çaba sarf etmiş büyük şairlerin başında gelir. Birden çok şairin katkılarıyla
oluştuğu anlaşılan Yunus külliyatının tefrik edilmesini sağlamak, Yunus’un hayatı hakkında
yanlış bilinen ve karanlıkta kalan noktaları aydınlatmak ve Yunus’un beslendiği kaynakları
değerlendirerek bugünle bağlantısını kurmak, bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bununla
birlikte temel amaç; mevcut ve yeni belgeler ışığında Yunus’la ilgili düşünce dağarcığımızı
geliştirmek ve yanlış anlamaları düzelterek Yunus külliyatına yeni katkılar yapmaktır. Yapılan
çalışmalarda “Yunus Emre”, “Kadirî”, “Nakşî” ve “Alevî Bektaşi” olmak üzere dört farklı Yunus
ile karşılaşılmaktadır. Yunus Emre ile diğer Yunuslar arasındaki en büyük farklılık; şairlerin
eğitim düzeyi, dünya görüşleri, hayat standartları, çevreleri gibi faktörlerin ortaya koyduğu
üsluplarından anlaşılmaktadır. Ayrıca mezarının Orta Anadolu, Konya, Kırşehir ve Eskişehir
civarında olduğuna ilişkin bilgiler verilmektedir. Bu durum, Yunus’un düşünce ve gönül
dünyasının genişliği ile açıklanabilir. Ne var ki yeni bilgiler, Yunus’un mezarının Aksaray’da
olduğunu göstermektedir. Yunus Emre’nin şiirlerine bakıldığında şairin, İslam tasavvufu,
mahallî unsurlar, dinler tarihi, hadisler gibi çeşitli kaynaklardan beslendiği görülmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11712">
                <text>2181</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11713">
                <text>YUNUS EMRE ÜZERİNE YENİ DİKKATLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11714">
                <text>TAVUKÇU, Orhan Kemal </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11715">
                <text>Anahtar Kelimeler: Yunus Emre ve Kaynakları, Türk Kültür Tarihi, Tasavvuf, Hallac-ı Mansur.  ÖZET  Yunus Emre; Türkçenin varlığını koruması, yaşaması, bir edebiyat ve kültür dili olup gelişmesi yolunda çaba sarf etmiş büyük şairlerin başında gelir. Birden çok şairin katkılarıyla oluştuğu anlaşılan Yunus külliyatının tefrik edilmesini sağlamak, Yunus’un hayatı hakkında yanlış bilinen ve karanlıkta kalan noktaları aydınlatmak ve Yunus’un beslendiği kaynakları değerlendirerek bugünle bağlantısını kurmak, bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bununla birlikte temel amaç; mevcut ve yeni belgeler ışığında Yunus’la ilgili düşünce dağarcığımızı geliştirmek ve yanlış anlamaları düzelterek Yunus külliyatına yeni katkılar yapmaktır. Yapılan çalışmalarda “Yunus Emre”, “Kadirî”, “Nakşî” ve “Alevî Bektaşi” olmak üzere dört farklı Yunus ile karşılaşılmaktadır. Yunus Emre ile diğer Yunuslar arasındaki en büyük farklılık; şairlerin eğitim düzeyi, dünya görüşleri, hayat standartları, çevreleri gibi faktörlerin ortaya koyduğu üsluplarından anlaşılmaktadır. Ayrıca mezarının Orta Anadolu, Konya, Kırşehir ve Eskişehir civarında olduğuna ilişkin bilgiler verilmektedir. Bu durum, Yunus’un düşünce ve gönül dünyasının genişliği ile açıklanabilir. Ne var ki yeni bilgiler, Yunus’un mezarının Aksaray’da olduğunu göstermektedir. Yunus Emre’nin şiirlerine bakıldığında şairin, İslam tasavvufu, mahallî unsurlar, dinler tarihi, hadisler gibi çeşitli kaynaklardan beslendiği görülmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11716">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11717">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11718">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11719">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1463" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1900">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dababca7395a26aac3c8c7ea378eef07.docx</src>
        <authentication>384aeda8d549fe97dce01eed9aed030a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1901">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cd8d7fb752451a6d5e4d8963738bd19b.pdf</src>
        <authentication>5646b21e053512625ab3737e2299de40</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11710">
                    <text>ANADOLU TIBBİ FOLKLORÜNDE TELKİNLE TEDAVİ VE BU ÇERÇEVEDE
ŞEKİLLENEN EDEBİ VERİMLER
Elif Tuba TATAROĞLU
İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Tedavi, telkin, tıbbi folklor, gelenek, alternatif tıp.
ÖZET
Geleneksel tıbbi uygulamalar, yüzyıllarca insanlığa hizmet etmiştir. Modern tıpla birlikte
gelişen tedavi imkânlarının çokluğu, geleneksel tedavileri yok edememiştir. Bu uygulamalar
Anadolu coğrafyasında varlığını hala devam ettirmektedir. İyi ve kötü telkinin hastalık üzerine
tesiri modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Folklorumuzda telkinle tedavi, kuralları kısmen
çizilmiş bir gelenek aktarımı sayesinde belirli kişiler tarafından yapılmaktadır. İlk dönem Türkçe
el yazması tıp kitaplarında da bahsi geçen bu uygulamalar dikkat çekicidir. Bu bildiride, bağlam
merkezli halkbilimi kuramlarından performans teori yardımıyla son bir yıl içinde Anadolu
coğrafyasından Ordu, Bilecik, Samsun, Hatay, Elazığ illerinden derleme örnekleri ve yazılı
kaynaklar ışığında telkinle tedavi uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir. Amaç, Türk
kültürünün izlerini taşıyan halkbiliminin bu alanının tanınmasına katkı sağlamaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1902">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7987b7c308012ce1ce0ea7f5c424efa0.docx</src>
        <authentication>f93279d22807a48a7409d909a98781e7</authentication>
      </file>
      <file fileId="1903">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6f91aead958de7d4d7294a8b51944e64.pdf</src>
        <authentication>3bcd0279f07c92ba5888d070e2f611af</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11711">
                    <text>ANADOLU TIBBİ FOLKLORUNDA TELKİNLE TEDAVİ VE BU
ÇERÇEVEDE ŞEKİLLENEN EDEBİ VERİMLER
Elif Tuba TATAROĞLU1

Özet
Geleneksel tıbbi uygulamalar, yüzyıllarca insanlığa hizmet etmiĢtir. Modern tıpla
birlikte geliĢen tedavi imkanlarının çokluğu, geleneksel tedavi uygulamalarını gölgede bıraksa
da, bu uygulamalar Anadolu coğrafyasında varlığını hala devam ettirmektedir. Ġyi ve kötü
telkinin hastalık üzerine tesiri modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Folklorumuzda
telkinle tedavi, kuralları kısmen çizilmiĢ bir gelenek aktarımı sayesinde belirli kiĢiler
tarafından yapılmaktadır. Ġlk dönem Türkçe el yazması tıp kitaplarında da bahsi geçen bu
uygulamalar dikkat çekicidir. Bu bildiride, yazılı kaynaklar ve bağlam merkezli halkbilimi
kuramlarından performans teori yardımıyla son bir yıl içinde Anadolu coğrafyasından Adana,
Samsun, Urfa, Sivas, Konya, Bilecik, Hatay, Ordu illerinden derleme örnekleri ıĢığında
telkinle tedavi uygulamaları hakkında bilgiler verilecektir. Amaç, Türk kültürünün izlerini
taĢıyan halkbiliminin bu alanının tanınmasına katkı sağlamak, tedavi uygulamalarının
folklorik yönlerine ve sosyolojik boyutuna dikkat çekmektir.
Anahtar Kelimeler: Tedavi, telkin, tıbbi folklor, gelenek, alternatif tıp.

TREATMENT BY SUGGESTIONS IN THE ANATOLIAN MEDICAL FOLKLORE
AND THE FORMATION OF LITERATURE WORK ABOUT THIS ISSUE

Abstract
Classical medical applications have been supporting humanity for centuries. Treatment
possibilities which developed with modern medicine couldn‟t erase classical treatments.
These applications still exist in the Anatolian geography. It is accepted by modern medicine
that good or bad suggestions have an influence on illnesses. In our folk treatment by
suggestions is still actively done thanks to transferring traditions with partly agreed rules. It is
interesting to see medicine books, written in old Turkish, conserving the applications stated.
1

İstanbul Üniversitesi, Türk
e.t.tataroglu@hotmail.com

Dili

Ve

Edebiyatı

Bölümü

Türk

Halk

Edebiyatı

Anabilim

Dalı,

�Ġn this handout/announcement information will be given through samples and written sources
about treatment with suggestions within one year in the Anatolian cities Adana, Samsun,
Urfa, Sivas, Konya, Bilecik, Hatay, Ordu with the help of performance theory which is a
contextualized folk science theory. The aim is to make the folklore science, having its roots
from the Turkish culture, more popular on this area.
Key Words: Treatment, suggestions, medical folklore, tradition, alternative medicine.

Giriş
Geleneksel tıp, kendine has folklorik uygulamalarıyla dikkat çekici bir araĢtırma
alanıdır. Her yönüyle ortaya koymak mümkün olmasa da, tarihi kaynaklar ve Anadolu
coğrafyasında Adana, Samsun, Urfa, Sivas, Konya, Bilecik, Hatay, Ordu yörelerinden
derlenmiĢ sözlü kültür malzemelerinden istifade ile Anadolu tıbbi folklorunun telkinle tedavi
yönüne ıĢık tutmaya çalıĢacağız. Kimi örnekler performans teori kuramının ilkeleri
çerçevesinde serbest mülakat tekniği ile son bir yıl içerisinde yapılmıĢ derlemelerden, kimisi
ise diğer araĢtırmacıların yazılarından alınmıĢtır.
Yazılı kaynaklar ve derlemeler bize gösteriyor ki folklorumuzda telkinle tedavi, bu
gün modern tıbbın ilgi alanına da giren, psikosomatik boyutu bulunan çok yönlü bir konudur.
Özellikle cilt hastalıklarında yaygın olarak kullanılan bu tedavi uygulamalarıyla ilgili
Anadolu coğrafyasında burada yazılanlardan çok daha fazla memorata rastlamak mümkündür.
Ancak tedavi yerlerinin gayriresmi olması, ilgili kiĢilere ulaĢmayı ve konuyla ilgili monografi
çalıĢması yapmayı güçleĢtirmektedir.
Anadolu‟da sağlık hizmetlerini yürüten kuruluĢların yanında belli ritüellere göre
hastalığı tedavi eden halk hekimleri ve onlara müracat eden hastalar bulunmaktadır. Müracat
eden kiĢilerin gerçek sayısını elde etmek mümkün görülmemektedir. Çünkü pek çok kiĢi
farklı kaygılarla buralardan Ģifa aradığını gizlemektedir. Bu kaygılar; “halk usulü tedavinin
kocakarı ilaçlarından ibaret görülmesi, halk hekimliğinin önemli bir ayağı olan telkin destekli
tedaviye itikatın (gönülden inanmanın) zayıflaması, eğitim seviyesinin yüksek olmasıyla bu
tarz uygulamalara baĢvurmanın ters orantılı sayılması” Ģeklinde sıralanabilir.
Alanında uzman doktorların konuya yaklaĢımı birbirinden farklıdır. Kimisi bazı
folklorik tedavilerin hastalıkları daha da kötüleĢtireceği uyarısında bulunurken, kimisi de
zararsız görmektedir. Ġyi telkini ise hastayı manevi yönden kuvvetlendiren bir motive aracı
olarak kabul etmektedirler.

�AraĢtırmalarda kırık-çıkıkçılar, iğneciler, yerli ebeler, hacamatçılar, muska yazanlar,
okuyanlar, bakıcılar, yara ilacı yapanlar, çocuk ilacı yapanlar, diĢ çekenler-diĢ yapanlar, ocak
olanlar, dağlama yapanlar gibi oldukça çeĢitli halk hekimleri göze çarpmaktadır (Meriç,
2004:133). Tedavi uygulamaları ise birbirinden farklı ve çeĢitlidir. Bunlar maddi tedavi ve
telkin destekli tedavi Ģeklinde incelenebilir.
TEDAVĠ UYGULAMALARI
Tedavi uygulamalarını iki ana baĢlık altında gruplandırarak incelemek, konuya
bütüncül bakabilmeye yardımcı olacaktır.
I.MADDĠ TEDAVĠ
II.TELKĠNLE TEDAVĠ
2.1.Hastalığı Önlemek Ġçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
2.1.2.Muskalar
2.1.3.Üzerlikler
2.2.Hastalığı ĠyileĢtirmek Ġçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
2.2.1.Hastalığı Devretme Telkini
2.2.2.Hastalığı Cezalandırma Telkini
2.2.3.Hastalığı Kovma Telkini
2.2.4.Hastalığı Korkutma Telkini
Bu sınıflandırma altında inceleyeceğimiz uygulamaları anlamlandırabilmek için tedavi
amaçlı kullanılan malzeme ve materyallere; bunların seçiliĢ sebepleri ve kullanım Ģekillerine
de kısaca değinmek gerekir.
I.MADDĠ TEDAVĠ
Halk hekimlerinin çeĢitli droglar kullanarak uyguladığı tedavilerdir. Drog, hastalık
tedavisinde kullanılan bitkisel, hayvansal, madensel veya kimyasal ilaçlara verilen addır. Halk
hekimliğinde bazıları telkin destekli olmak üzere pek çok drog kullanılmaktadır. Drogların

�kullanılıĢ Ģekli hastalığın türüne, hastanın yaĢına ve cinsiyetine göre değiĢebilmektedir. Bu
gün salahiyeti sorgulansa da ünü eksilmeyen kocakarı ilaçlarına, halkın deneye deneye
tesirine itimat etmesinden yola çıkarak yarı bilimsel hüviyetli ilaçlar da denebilir. Nitekim
halk bilgisinin tedavi edici kabul ettiği bazı droglarla, modern tıbbın önerdikleri birbiriyle
örtüĢmektedir(Demirhan,1979:8510).
Geleneksel tıp, uzun zaman tecrübelerinin ve kültürlerin yoğurduğu bir kaynak olması
sebebiyle, ilaçlar hazırlanırken malzemenin neye göre seçildiğinin tatmin edici bir cevabı
yoktur. Elde bulunan yazılı kaynaklardan ve derlemelerden hareketle sebepleri Ģöyle
sıralayabiliriz:
Atalardan Aktarılan Bilgiler
Halk hekimliğiyle iĢtigal eden kaynak kiĢiler, kullandıkları malzemenin niteliği ile ya
da drogun kimyasal hüviyeti ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını, büyüklerinden nasıl
öğrendilerse öyle tedavi ettiklerini ifade etmektedirler.
Kullanılan Malzemenin Hastalıkla Olan ġekil Benzerliği
Kullanılan malzemenin hastalıkla olan Ģekil benzerliği, halk arasında drogların
isimlendirilmesinde sık sık karĢımıza çıkar. Söz gelimi siğile iyi gelen mahmuza otuna halk
arasında siğil otu, sıraca hastalığının tedavisinde kullanılan ota sıraca otu denilmektedir.
Bunun yanında nar tanelerinin diĢe benzediği için diĢ tedavisinde kullanılması, cevizin
beyinle olan benzerliğiyle hafızaya olan olumlu tesiri gibi örnekler de karĢımıza
çıkmaktadır(Tez,2010:140).

Çaresizlik Sebebiyle Elde Olan Malzemeyi Değerlendirme
Özellikle kırsal kesimde, doktor ve hekimin ulaĢamayacağı yer ya da zamanlarda
deneme yanılma yoluyla keĢfedilmiĢ droglar da olabilir.
Drogların kullanılıĢ Ģekilleri, terkipler, tedavi sonuçları ise, ayrı ve derinlikli bir
araĢtırma konusudur.
II.TELKĠNLE TEDAVĠ

�Bu baĢlık altındaki tedaviyi ikiye ayırabiliriz: tek baĢına telkin ve drog tedavisine
destek olarak yapılan telkin.
Halk hekimleri çoğu uygulamalarında drogla tedavinin yanı sıra telkinle tedavi olarak
adlandırdığımız,

hastalığı

cezalandırma,

devretme,

korkutma,

kovma

yoluna

da

baĢvurmaktadır. Telkinle tedavi uygulamaları, Anadolu coğrafyasında halihazırda yaĢayan,
sözlü kültür yoluyla nesilden nesile aktarılan bir halk bilgisidir. Telkin desteğinin hastanın
Ģifa bulacağına inancını arttırmak için bir motivasyon kaynağı mı, yoksa tedavinin bir parçası
mı olduğunu anlamak güçtür. Ancak son bir yıl içerisinde yaptığımız çeĢitli derlemelerde
görüĢtüğümüz halk hekimleri, telkin desteği olmadan tedavi etmediklerini söylemektedirler.
Sonucun somut, ispatlanabilir, ulaĢılabilir bir veri olmaması, aksi durumda neyin ortaya
çıkacağı hakkında yorumda bulunmayı zorlaĢtırmaktadır. Bu sebepten, tedavi uygulamalarına
telkin destekli tedavi demek uygundur.
Telkin tedavisi ile ilgili en bilinen yerler ocaklardır. Belli bir hastalığın tedavisinde
Ģifa verecek telkin bilgisine sahip kiĢiler, daha doğrusu aileler, çoğu yerde ocak olarak tanınır
ve bilinirler. Bu ocaklar; sarılık ocağı, temre ocağı, siğil ocağı vb. gibi tedavisi yapılan
hastalıkların adı ile anılmaktadır. Ocak olan ailenin tedavi ile meĢgul olan ferdine ise; ocaklı
veya ocak adı verilmektedir. Ocak olan kimse tedavi etme kudretini herhangi bir eğitim ve
öğretim yoluyla, diploma karĢılığı elde etmez(Üçer,1973:3). Bu bilgileri ocaklının
uygulamalarına Ģahit olmuĢ-genellikle- onunla kan bağı bulunan kimse el alma yoluyla
öğrenir ve uygulamaya baĢlar. Ocaklılarının tedaviye baĢlama hikayeleri ilginçtir. Kimi
ocaklı, mensup olduğu sülalenin ocak olduğunu bilenlerin hatırlatması ya da ısrarıyla, kimisi
hastalığına çare bulamayanlara yardım etmiĢ olayım düĢüncesiyle bu iĢe kalkıĢmıĢ,
devamında

halkın

teveccühüyle

yoluna

devam

etmiĢtir.

Ekserisi

ücret

talebinde

bulunmamaktadır. Kimisi kesinlikle bir Ģey istemediğini, bunu Allah rızası için yaptığını
söylerken, kimisi de bazı yörelerde çerilik denilen, gelen kiĢinin içinden geldiği için verdiği
armağanlara ses çıkarmamaktadır(Araz:1995, 159).
Telkin destekli tedavide belli günler, sayılar ve tekrarlar önemsenir. Bu günler
genellikle ÇarĢamba ve Cumartesi, sayılar ise; üç, yedi, dokuz gibi tek sayılardır. Bunun neye
dayandığı üzerine kafa yormadan yoluna devam eden bir gelenek göze çarpmaktadır. Kabul
edilmiĢ tekrar, sayı ve günler haricinde yapılan tedavilerin olumlu sonuç vermeyeceğine
inanılır (EROL, Halime;13.8.2012‟de yaptığımız görüĢme.)

�Zarar vermeyecek tedavi uygulamalarına iltifat daha fazladır. Sözgelimi, elde çıkan
siğil, yüzde çıkan temre doktordan evvel ocağa gösterilir. Bu, ocaklı aileyi bilen kiĢi
tarafından öylesine sıradan ve teklifsiz ifade edilir ki, inanmadığını ifade eden hasta bile sırf
merakı yüzünden gidebilir. Sarp, ulaĢımı zor, doktor bulunmayan beldelerde bu tarz
uygulamalar daha canlıdır. Böyle olmayan yörelerde de tedavi sonrası görülen iyileĢmeler
halkın bu uygulamalara teveccühünü diri tutmaktadır. Halihazırda resmiyeti olmasa da
rastgele bir duvara el yordamıyla yazılmıĢ “bel çekilir” “yanıkçı” “çıkıkçı” gibi ifadeler,
telefon numaraları görülebilir. Bu iĢi yaptığını saklamayıp tabela bastıranlar da mevcuttur.
Telkin destekli tedavi, psikolojinin de kabul ettiği bazı gerçekleri içinde
barındırmaktadır. ĠspatlanmıĢ tıbbı sonuçlara göre, dua ve iyi telkin hastalıkların
iyileĢmesinde olumlu yönde katkıda bulunmaktadır (Aslantürk,2005:1799). Ancak, hazırlanan
ilacın ya da yapılan telkinin tesir etmediği durumlar da olabilmektedir. Derlemelerden elde
ettiğimiz bilgilere göre itikat etme; yani inanma, tedavinin olumlu sonuç vermesi için çok
önemlidir. Bir tedaviden olumlu sonuç alınamaması; tedavi edenin ya da tedaviye gelen
kiĢinin tam itikat etmemiş olmasına bağlanır. Ġnanmadığı halde olumlu netice alıp ĢaĢıran
hastalar da çoktur. Böylesi durumlarda eĢe dosta tavsiyeler çoğalmakta, ocak kiĢi “nefesi
kuvvetli, tükürüğü mübarek, ağzı dualı, ihlaslı” gibi ifadelerle taltif edilmektedir. ġayet hasta
olumlu sonuç almamıĢsa ocaklı hastayı kendisi çağırmadığı ve tedavinin olumlu sonuç
vereceğine dair kesin söz vermediği için bundan rahatsızlık duymamakta, yeni gelen hastalara
bildiğini uygulayarak yoluna devam etmektedir.
Halk hekimliği konusunda bilgisi olanların, özellikle ocak olan kimsenin tedavi
yöntemlerini, uygulamalarını, pratiklerini kendisinden sonra devam edebilmesi için bir
baĢkasına aktarmasına el verme, bunu kabul etmeye de el alma denir. El alma, ocaklının
iznine tabidir.
Ocaklının el verdiği kiĢiler;
-Ocağın çok güvendiği ve kendisinden sonra bu iĢi devam ettirebilecek kimse,
-Ocak olan kiĢinin kendisinden küçük kardeĢi,
-Ocak olan ailenin baba evinde kalacak olan erkek evladı,
-Akrabalık bağı olup el almayı talep eden kiĢi,
-Akrabalık bağı olmasa da el almayı talep eden herhangi birisi olabilir.
Bazı ocaklarda ocaklı tarafından kendisine el verilmiĢ aynı soydan gelen birden fazla
ocaklı bulunabilir.

�El alma hadisesi bundan farklı olarak sözlü kültürde baĢarılı kimselere söylenen
“Benim çocuğa da bir el versen!” yahut birinin becerikliliğine övgü sadedinde “O
falancadan el almış” ifadeleriyle karĢımıza çıkmaktadır.
El verme hadisesi ise Anadolu‟nun farklı coğrafyalarında değiĢik Ģekillerde
olabilmektedir:
Mersin‟de;
-El verecek olan evin büyüğü, elini üç defa: “El alacak kişiye!” diyerek uzatır. El
alacak kiĢi de her defasında: “Aldım kabul ettim” der. Bundan sonra el veren kiĢi, el alanın
üzerine üç defa tükürür ve arkasını sıvazlar. Böylece el alan kiĢi, ocak olma yetkisine sahip
olur.
-El verecek kiĢi avucunun içine tükürerek “Benim elim senin elin olsun” der. El alan
kiĢi bu avucu yalar. (Alptekin,2011:146)
Samsun‟da;
-El veren kiĢi, dualar okuyarak, el alan kiĢinin ağzına tükürür (HACIOĞLU, AyĢe;
13.2.2013‟te yaptığımız görüĢme).
Hatay‟da;
-Ocak olan kiĢi el almak isteyene hastalıkla ilgili duayı öğretip: “Oku yavrum, güle
güle oku sana el verdim” der (DURAN, Mustafa; 5.1.2013‟te yaptığımız görüĢme).
Bu gibi el verme ritüellerinin yanında ocaklı tarafından herhangi bir telkinde
bulunulmasa da, o kiĢi vefat ettikten sonra aralarında kan bağı olan kimseler hasta tedavi
edebilirler.
Telkinle tedavi, bu bilgiler göz önünde bulundurularak hastalıktan önce telkin ve
hastalık sonrası telkin Ģeklinde iki baĢlıkta incelenebilir.
2.1.Hastalığa Önlemek Ġçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
Hastalıkları telkin gücüne sahip

eĢya ve sözlerle önleme inancını bu kategoride

değerlendirmek mümkündür. Bu tedbir anlayıĢını - kullanılan materyallerin içeriği, uygulama,
sonuçlar gibi pek çok konuda farklılıklar olsa da- günümüz koruyucu sağlık hizmetlerine

�benzetmek mümkündür. Tıbbi folklorde pek çok hastalığın nazardan, büyüden olduğuna
inanıldığı için, kullanılan materyal de ona göre ĢekillenmiĢtir. Bu doğrultuda Anadolu‟da
hastalıktan korunma amaçlı kullanılan pek çok nesne vardır. En bilinenleri, nazarlıklar,
muskalar ve üzerliklerdir.
Halk arasında pek çok hastalığın, özellikle sonu ölümle biten hastalıkların sebebinin
nazar olduğuna inanılır. Manevi bir güç aktarımı ile olumsuz tesir altında kalma Ģeklinde
bilinir.
Nazarlıklar; nazarın olumsuz tesirlerini kırdığına inanılan nesnelerdir. Sözlü
kültürümüzde göze gelecek kadar bilinirliği olan ve dikkat çeken insanların küçük hata ve
kusurları için “O da onun nazarlığı” ifadesi kullanılır ki, nazarlığın haset edenlere engel
olması için dikkat dağıtan bir nesne olarak kabul edildiğini gösterir. Bu nesneler
folklorumuzda geniĢ yer tutar. Bunlar, güç aktarımı da sayılabilecek hayvanlara ait bir takım
uzuvlar (diĢ, boynuz, kemik vs.), bazı hayvanlar (salyangoz, kaplumbağa, deniz böceği,
karınca) ya da sağlık ve Ģans getirdiğine inanılan taĢlar (akik, firuze, mercan, turkuaz)
olabilir(GeleĢ,2008:1088). Nazarlık olarak, içinde beyaz katmanlı yuvarlak desen bulunan,
Ģekliyle gözü andıran mavi cam boncuklar yaygındır. Nazar boncuğu denilen bu boncukların
dikkat çekici renk ve Ģekilleriyle ilk bakıldığında dikkati üzerine topladığına inanılır. Nazar
boncuğu Anadolu‟da göz boncuğu olarak da bilinir. GeçmiĢten günümüze kullanılmıĢtır.
Korunma amaçlı telkin tedavisi için kullanımı en yaygın materyallerden olan muska ve
üzerlikler ise diğer nazarlıklardan farklı olarak dua sözleri ve tekerlemeler eĢliğinde nazara,
büyüye, dolayısıyla hastalığa karĢı telkin olarak kullanılır.

2.1.1.Muskalar
Muskalar, hastalıklardan ve ölümlerden korunmak için bu iĢin ehli sayılan kiĢiler
tarafından yazılmıĢ genellikle üçken Ģeklindeki kolye uçlarıdır. Suya değdiğinde ıslanmaması
için, balmumu ile hazırlanmıĢ muĢambalara sarılır. Muskalar, büyü metinleri içerip kötü
niyetli kiĢilerce de kullanılmıĢtır. Bu sebepten hastalananların, vefat edenlerin, boĢananların
hikayeleri efsanevi bir havayla halk arasında hala anlatılmaktadır. Muskalar vafi (koruyucu)
ve Ģafi (tedavi edici) olarak iki kısımdır. Bir muska örneğinde Ģunlar yazılıdır:
“Her kim bu muskayı üstünde taşısa ve suyunu içse yetmiş iki türlü derde şifadır,
Yemliha, Mekselina, Mislina…Kıtmir. Euzubikelimatillahi minşerri ma halake la havle vela
kuvvete illa billahil aliyyilazim”

�Muska içinde Kalem Suresi, Nas Suresi, Felak Suresi, Ayetel Kürsi gibi muhafaza
duaları bulunabildiği gibi, ilgili hastalığa hitaben yazılmıĢ korkutma ve uzaklaĢtırma sözlerine
de rastlanmaktadır: „Sıtma, bunu tutma!‟ gibi (GeleĢ,2008:1088). Burada inancın etkisini göz
ardı etmemek gerekir. Konuyla ilgili derlediğimiz örnek, bu durumun güzel bir göstergesidir:
Rize köylerinden birinde Maviye Nine hasta olur. Sıtma olmuĢtur. Ağzı dualı saydığı
bir torununa muska yazmasını söyler. Torunu ninesini kırmamak için bir muska hazırlar. Ġçine
Ģunları yazar:
“Sıtma,
Maviye‟yi dutma!
Tutarsan günağuma,
Tutmazsan günağuma!”
Maviye Nine bir zaman sonra “Allah senden razı olsun evladum, hiç ağrum kalmadi”
diye teĢekkür eder. Torunu bunu arkadaĢlarına anlatır, ninenin haberi olmadan onunla
eğlenirler (AZAKLI, Ġbrahim Hakkı; 2006‟da dinlediğimiz anektod).
Aslında bir muska çeĢidi olan cevĢenin kullanımı da oldukça yaygındır. CevĢen, Hz.
Ali (r.a.)‟nin torunu Zeynülabidin (r.a.)‟ den rivayet edilmiĢ bir muhafaza duasıdır. Her birisi
Allah‟ın(cc) isim ve sıfatlarından on tanesini ihtiva eden yüz bölümden meydana gelir.
Kaynaklara göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) çetin geçen bir savaĢ sırasında -bir rivayette Uhud
SavaĢı- üzerindeki zırh kendisini fazlasıyla sıktığı sırada ellerini açarak Allah (cc) dua etmiĢ,
bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiĢ ve “Ey Muhammed! Rabbin Sana selam
ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem Sana hem de
ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacak.” demiĢtir (Aydüz,2005:3). Bu
rivayetten hareketle cevĢenin kiĢiyi nazardan ve baĢa gelebilecek bela ve kötülüklerden zırh
gibi koruduğuna inanılır.
Bir baĢka rivayete göre Ġbrahim Peygamber‟i ateĢe attıkları zaman bir bülbül ateĢi
söndürmek için gagasıyla su taĢır. Ona böyle su taĢımayla ateĢin sönmeyeceğini, boĢuna
gayret ettiğini söyleyenlere; “Tarafım belli olsun” der. AteĢ serin ve selametli olup, odunlar
güle dönünce, Allah-u Teala tarafından bülbüle bu yaptığına karĢılık ne mükafat istediği
sorulur. O da “Bu güne kadar Rabbim‟in doksan dokuz ismini bilirdim. Bin bir ismini de
bilmek isterim.” der. Böylece bin bir ismi öğrenen bülbül her seherde bunları zikretmeye
baĢlar. Bu bin bir isim, cevĢen namıyla bilinen duadır.

�CevĢen Anadolu‟da muska olarak, ferman Ģeklinde metalik kolye uçları, deri küçük
çanta Ģeklinde muhafazalar ve daha pek çok obje içinde taĢınmaktadır. Ayrıca okunmak üzere
kitap Ģeklinde basılmıĢtır.

2.1.2.Üzerlik
Üzerlik Orta Anadolu‟da yaygın olarak yetiĢen, kapsül Ģeklinde meyveleri bulunan bir
senelik otsu bir bitkidir. Üzerliğin fosfatça zengin topraklarda, özellikle mezarlıklarda
yetiĢmesinin onun nazara karĢı koruyucu olarak görülmesiyle ilgisi bulunabilir. Çünkü
Anadolu‟ da pek çok ölümün nazardan olduğuna inanılır (Üçer,1972:4).
Üzerlik iki Ģekilde nazara karĢı kullanılır. Birincisinde yaĢ üzerlik ipe dizilerek pano
Ģeklinde evin duvarlarına asılır. Dizen kiĢinin maharetine ve sanatsal anlayıĢına göre
Ģekillenen bu panolarda çeĢitli kumaĢ parçaları, püsküller kullanılabilir. Ġkincisinde ise kuru
üzerlikler yakılarak tütsüleme yapılır.
Üzerlikle ilgili inanıĢları Ģöyle sıralayabiliriz:
-Üzerinde mavi beze sarılmıĢ üzerlik, okunmuĢ çörek otu, Ģap, ince elek unu,
sarımsak, tuz, kara sakız gibi yedi maddeyi bulunduran kimseye nazar değmez. (Bahsi geçen
diğer maddeler de nazara karĢı koruyucu olarak bilinir.)
-Köküyle koparılmıĢ üzerliğin evin duvarına asılması evi zararlı dıĢ etkilerden korur.
-Yedi çift bir tek, yani on beĢ adet üzerlik alınır. Üç ihlas bir fatiha okunur. Yakılarak
yapılan tütsü iç sıkıntısını giderir. Üzerlik tütsüsü yapılırken tekerlemeler söylenir (Üçer,
1972:3-4).
-Üzerliğin ateĢe atılmasıyla üzerlik çatlar ve ses verir. Kendisine nazar değdiğine
inanılan ya da nazar değmesi muhtemel kimsenin baĢı, kolları ve ayaklarına dumanın teması
sağlanır. Bu sırada tekerlemeler de söylenir (Emeksiz,1998:234).
Üzerlik tütsüsü yapılırken söylenen bazı tekerlemeler Ģunlardır:
Ġstanbul‟da;
Üzerliksin havasın
Her dertlere devasın
Ak göz kara göz
Mavi göz yeşil göz

�Sarı göz ela göz
Hangisi nazar etmişse
Onların nazarını boz
Elemtere fiş
Kem gözlere fiş
Üzeliği çatlasın
Nazar eden patlasın (Bayrı,1972:107).
Konya‟da;
Üzerliksin yüz bin eyliksin
Dağlarda biter evlerde tütersin
Dertlere dermansın hastalara şifasın
Gelsin üzerlik gitsin nazarlık

Yüzerlik yüzbin erlik
Gitsin nazarlık gelsin güzellik
Elleşenin melleşenin
Yir yüzünde gaynaşanın
Bin ağanın bin paşanın
Petlesin çıksın gözü
Kötü gözüle bakanın
Altmış yitmiş çıkmış gitmiş
Altmış yitmiş çıkmış gitmiş
Altmış yitmiş çıkmış gitmiş (Emeksiz,1998:231).
Sivas‟ta;
Üzerliksin, yüz paralıksın,
Kırlarda biten evlerde tütensin.

Üzerliksin, yüzbin eyliksin,
Hastalık bitsin, sağlık gelsin.

Üzerlik yüzbin eylik,

�Yüzbir dertlere devadır.
Üzerliksin, alasın,
Her dertlere devasın.
Elemtere fiş,
Kem gözlere şiş.
Üzerlikler çatlasın,
Nazar eden patlasın (Üçer,1972:3-4).
Bunun yanında Anadolu geleneksel tıbbında üzerliğin doğrudan drog olarak
kullanıldığı terkipler de vardır. Buna göre; tohumları kaynatılarak içilirse, balgamı keser.
Birer parça yenirse mide ağrılarına iyi gelir (Yardımcı,1970:82).
2.2.Hastalığı İyileştirmek İçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
Hastalığın cinsine göre değiĢen geleneksel tedavi uygulamalarında ortak nokta
hastalığı canlıymıĢ gibi muhatap alıp konuĢmadır.
2.2.1.Hastalığı Devretme Telkini
Ġstanbul‟da;
-Sıtma olmuĢ hastanın tedavisinde üç yeĢil kağıttan birisine sıtmanın anası, ikincisine
sıtmanın babası, üçüncüsüne sıtmanın kendisi ibareleri yazılır. Ġkinci ezanı okunurken birinci
gün sıtmanın anası, ikinci gün sıtmanın babası, üçüncü gün sıtmanın kendisi yazılı kağıtlar
ateĢe atılır. Dumanıyla hasta tütsülenir. Bir pamuk ipliği yedi kat bağlanarak hastadan sonra o
tütsülenir. Bu iplik hastanın boynundan geçirilerek yedi defa düğümlenir. Böylece hastalığın
iyileĢeceğine inanılır (Bayrı, 1972:107)
Tarihte Mütercim Asım Efendi‟nin Burhan-ı Katı kitabında; “RiĢte-i teb, duhter-i
nabaliğa eğirdiği ipliktir. Isıtma def‟i için üzerine efsun edip birkaç düğüm dügerler, ısıtma
tutan kimsenin gerdenine geçirirler” Ģeklinde tarif edilen iplik, bu bilgi ile örtüĢmektedir
(Koncu,2005:696).
Sivas‟ta;

�-Elinde siğil olan kiĢi ayın ilk çarĢambası üç ihlas suresi ve bir fatiha suresi okuyarak bir iğde
dalı kırar, ardından: “Bu dal burada nasıl kuruyorsa siğil de ellerimde kurusun!” der
(Üçer,1973:4).
Osmaniye‟de;
-Siğil sayısı kadar yemeklik buğday ipe dizilir. Üzerine üç ihlas bir fatiha okunur. Ezan
duyulmayan bir yere atılır. O buğday çürüdükçe siğiller de çürür (KAYA, Emine;
19.4.2013‟te yaptığımız görüĢme).
2.2.2.Hastalığı Cezalandırma Telkini
Sivas‟ta;
- Dudağında uçuk olan kiĢi, biraz kül alır ve:
“Uçuk uçuk uçbuçuk, uçuk beni belledi, ben uçuğu külledim” diyerek, uçuk üzerine basar
(Üçer,1973:4)
-Uçuk çıkan hasta sabah kalkar ve „Uçuk beni belledi, ben uçuğu külledim!‟ der ve yaraya kül
basar (AĢkun,2006:261).
2.2.3.Hastalığa Kovma Telkini
Balıkesir‟de;
-Yüzlerde, saçlar arasında mor mor , küçük küçük inciye benzeyen çıbanları olan hasta ocak
olan kadının yanına oturur. Ocaklı hastaya bakarak: “Bir iki üç dört beş altı yedi, kalk göç
buradan, yerin yedi kat dibine git!” der ve ara sıra sağına soluna tükürür. „‟Kalk git‟‟ diye
hastaya değil hastalığa der(Salman,1948:55).
Tarihte Türkçe tıp kitaplarından Yadigar‟da telkin destekli tedavi uygulamalarıyla ile
ilgili örnek bilgiler vardır. Bahsedilen uygulamanın bir benzeri bu gün ocaklarda hastalığa
karĢı yapılan kovma telkiniyle benzeĢmektedir. Ġlk dönem Türkçe tıp yazmalarından olan bu
eserde temre hastalığı için telkin destekli le tedavi uygulamalarına örnek olarak Ģu bilgiler
verilmiĢtir:
“…Ol eyegüyi yil yitdükten sonra eve getüreler ucını gızdıralar demregünün üzerine
süreler sürerken göç göç seni yaradan Allah aşkına göç adem avazı işidilmez yire göç it onı
işidilmez yer göç diye andan eykünü saklaya yarındası gice il yattuğından sonra yine
eyegünün ucını kızdurub ol demregüye süre böyle diye üc gice böyle ide andan ol eyegüyü

�avval aldugı yire ilte bulduğı gibi yirine koya arduna bakmaya gide ol demregü kurıya gide”
(Tokaç,2000:81).
Günümüz türkçesi ile:
O eğeyi rüzgar gittikten sonra eve getirsinler ucunu kızdırsınlar temrenin üstüne
sürsünler. Sürerken: “Göç göç, seni yaratan Allah aşkına göç! Adem avazı işitilmez yere göç
et, işitilmez yere göç et!” desin. Kalanını saklasın, ertesi gece herkes yattıktan sonra yine
eğenin ucunu kızdırıp o temreye sürsün. Üç gece böyle yapsın. O eğeyi önceden aldığı yere
iletsin, bulduğu yere koysun. Ardına bakmadan gitsin, o temre kurusun gitsin.
2.2.4.Hastalığı Korkutma Telkini
Bilecik‟te;
-Temre hastalığı olan kiĢi ocaklıya gelir. Ocaklı metal bir materyali yaranın üstüne değdire
değdire okur. Ocaklı, metalin soğuğu ile yaranın ürküp korkacağı, böylece hastanın daha
çabuk iyileĢeceğini belirtmektedir (EROL, Halime; 13.8.2012‟de yaptığımız görüĢme).
Elazığ‟da;
-Yüzünde çıban yarası olan kiĢi ocaklıya gelir. Çakmak taĢı denilen iki taĢ parçası yüzde
bulunan yaraya doğru üç defa çakılır. Ortaya çıkan ateĢ parçalarının hastalığı korkutup
kaçıracağına inanılır(Araz,1995:159).
Isparta‟da;
-AkĢiĢ (gelincik) veya çengi yeli (ĢiĢlik) olan kiĢiyi ocaklı „tutar.‟ Tutma yapılan hasta bir
müddet sonra iyileĢir. Bu uygulama Ģöyle gerçekleĢir:
Ocaklı: “El benim elim değil Culla karının eli, Erenler evliyalar deyi dutarın. Ak gözden, gök
gözden, kötü gözden, içeriden, dışarıdan, ardından, önünden, söylemişler deyi dutarın.
Nazara dutarın, ilancığı dutarın. Akşişe, kızıl yele, çengi yeline dutarın. Bismillah. Gelmiş,
geçmiş, çıkmış, gitmiş olsun!” der. Elindeki bıçağı hastanın baĢına, arkasına, omuzlarına,
bütün gövdesinde gezdirerek elinden hiddetle yere atar. Hastanın sırtını, baĢını, Ģakaklarını iki
eliyle sıkar ve masajlar, kollarını önden çaprazlayarak ayağa kalkar ve arkasına geçer. Bir
dizini hastanın beline dayar, ellerinden tutarak belini kütletir. Böylece tutma gerçekleĢmiĢ
olur(Kum,1941:273).

Samsun‟da;

�-Urfe hastalığı olan kiĢi, ocaklıya gelir ocak hastalığa okurken hasta sorar: “Ne yapıyon?”
Ocaklı cevap verir: “Urfe boğıyim. Boğıyim mi?” Hasta cevap verir: “Boğ gitsin!” Böyle
söyleye söyleye ocaklı yaranın etrafını kalemle çizer ve bir yandan da özel dualar okur. Hasta
üç hafta Cumartesi günleri gelir gider. Böylece bir müddet sonra hastalığı geçer
(HACIOĞLU, AyĢe ; 13.2.2013‟te yaptığımız görüĢme).

SONUÇ
Tıbbi foklorumuz da diğer pek çok halk bilim uygulamalarında olduğu gibi geleneğin
güncellenmesi ve nesilden nesile aktarılması yoluyla canlılığını muhafaza etmektedir.
Birbirine benzeyen, ancak birebir örtüĢmeyen bu bilgiler, meselenin geniĢ alanlara
yayıldığının göstergesidir. Bu çok yönlü konu, tıp doktorları tarafından da araĢtırılmaktadır.
Bazı hastalıklarda tıbbi olarak zararsız sayılan ve bir müddet sonra geçeceği söylenen virüsler
gerçekten telkinden dolayı mı , kullanılan drogun tesiriyle mi, tedavi edenin- hastanın
inanmasıyla mı, yoksa bunlardan herhangi ikisinin birlikteliği sonucu mu ortadan
kalkmaktadır? Bu gibi soruların kesin cevabı bulunamasa da, herhangi bir drogun yahut
hastalığın merkeze alınmasıyla yapılacak araĢtırmalar, daha güvenilir baĢvuru kaynakları
olacaktır.
Burada incelediğimiz örnekler bize Türk kültürüne ait değerler hakkında da ipucu
vermektedir. Sevilmeyen, istenmeyen hastalığa kızma, daha çok yayılmaması için etrafını
çizip hapsetme, ani ve sert uygulamalarla hastalığın gözünü korkutma, mukaddes değerler ve
duaları Ģefaatçi ederek hastalıkla konuĢma gibi yaklaĢımlar ıĢığında topluma ait terbiye
metodlarını da sezinlemek mümkündür. Anadolu‟da toplumun huzurunu kaçıran kimse ile
önce konuĢulması, sonra araya hatırlı kiĢilerin koyulması, hala düzelme yoksa gözünün
korkutulması veya uzaklaĢtırılması gibi yazılı olmayan uygulamalar vardır. El alma- el verme
ritüellerinden akrabalık ve aile içi iliĢkilerde bağlılık ve sürekliliği; herhangi bir ücret
talebinde bulunmadan tedavi etme gayretinden toplumdaki yardımlaĢma duygusunun
kuvvetini görmek mümkündür.
Bütün bunlardan yola çıkarak Ģunu söyleyebiliriz: Türk halk kültürünün bu yönü,
folklorik olduğu kadar sosyolojik ve edebi yönden incelenmeye değerdir. Halk bilgisi hayatın
içinde kendine yer bulduğu ölçüde sözlü ve yazılı edebiyata yansımaktadır. Bunun

�gerçekleĢebilmesi için, bir gelenek aktarımı içinde yoluna devam eden halk bilimin bu
alanında yapılacak derleme ve monografi çalıĢmalarına ihtiyaç vardır.
Değerlerin kaybolmaması için gösterilen her gayret takdire Ģayandır.

KAYNAKÇA
ALPTEKĠN, Ali Berat (2011) Halk Bilimi Araştırmaları, Ankara, Akçağ Yay.
ALTAN, Selim (2000), Manisa Tıp Folklorü, Ġzmir, Akademi Kitabevi.
ARAZ, Rıfat (1995), Harput’da Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Ankara,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yay.
ASLANTÜRK, Hümeyra (2005), “Duanın İnsan Sağlığı Üzerine Etkisi”, 38.
Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı, Ġstanbul, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Yay., C.III, s.1797-1800.
AġKUN, Vehbi Cem (2006), Sivas Folkloru, Sivas, Sivas Valiliği Tarih ve Kültür
AraĢtırmaları Merkezi Yay., C.II.
AYDÜZ, Davut (2008), Hizbul Envari’l-Hakaiki’n-Nuriyye (Büyük Cevşen
Meali), Ġstanbul, Define Yay.
BAYRI, Mehmet Halit (1972), İstanbul Folkloru, Ġstanbul, Eser Yay.
ÇOBANOĞLU, Özkul (2002), Halkbilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri
Tarihine Giriş, Ankara, Akçağ Yay.
EMEKSĠZ, Abdulkadir (1998), “Türk Halk Kültüründe Üzerlik”, İ.Ü. Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Ġstanbul, Ġ.Ü Yay.,s. 229-242.
GELEġ, Fadime (2008), “Osmanlı Mistik Yaşamında Tıbbi Yansımalar”, I.
Uluslararası X. Ulusal Tıp Tarihi Kongresi, Ankara, C.II, s.1082-1091.
KONCU, Hanife (2005), “Klasik Türk Şiirinde Bazı Tedavi Yöntemleri”, 38.
Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı, C.II, s.687-698.
KUM, Naci (1941), “Halk Hekimliğinin Ruhi Tedavi Şekillerinden Ayşe Abanın
Tutması”, HBH, S.120, s.272-273.
MERĠÇ, Mürüvvet; ELÇĠOĞLU, Ömür (2005), “Halk Tebabetinin Çocuklara Yönelik
Uygulamaları”, I. Halkbilim Sempozyumu Bildirileri, EskiĢehir, Osmangazi Üniversitesi
HAMER Yay., s.133-143.
RIFAT, Araz (1995), Harput’da Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yay., Ankara, 1995.

�Salman, Mustafa, (1948), Halk Hekimliği, Halk Veterinerliği, Ankara, Ulus
Basımevi.
TANYU, Hikmet (1982), “Fatma Anamız (Fadime Anamız) ve El İle İlgili İnançlar
Üzerine Kısa Bir Araştırma”, II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri-Gelenek
Görenek ve İnançlar, Ankara, MFAD Yay., C.IV, s.479-495.
TEZ, Zeki (2010), Tıbbın Gizemli Tarihi–Semboller, Büyüler ve Ritüeller
Eşliğinde Şifa, Ġstanbul, Hayy Kitap Yay.
TOKAÇ, Mahmut (2000), “İlk Dönem Türkçe Tıp Yazmalarında Cilt Hastalıkları ve
Tadavileri”, Ġ.Ü Sağlık Bilimleri Enstitüsü Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı,
yayınlanmamıĢ doktora tezi (DanıĢman: Prof.Dr.Ayten AltıntaĢ), Ġstanbul.
ÜÇER, Müjgan (1973), “Ocaklar”, Sivas Folkloru, S.8, s.3-5.
ÜÇER, Müjgan (1973), “Üzerlik”, Sivas Folkloru, S.6, s.3-6.
YARDIMCI, Ġlhan (1970) , Şifalı Bitkiler ve Halk İnançları, Ġstanbul, Lokman Yay.

KAYNAK KİŞİLER
AZAKLI, Ġbrahim Hakkı (2006), Rize doğumlu, üniversite mezunu, öğretmen.
2006‟da dinlediğimiz anektod.
DURAN, Mustafa (2013), 1928 Hatay doğumlu, okuma yazması var, çiftçi.
5.1.2013‟te yaptığımız görüĢme.
EROL, Halime (2012), 1954 Bilecik doğumlu, ilkokul mezunu, ev hanımı.
13.8.2012‟de yaptığımız görüĢme.
HACIOĞLU, AyĢe (2013), 1955 Samsun doğumlu, ilkokul mezunu, ev hanımı.
13.2.2013‟te yaptığımız görüĢme.
KAYA, Emine (2013), 1982 Osmaniye doğumlu, üniversite mezunu, öğretmen.
19.4.2013‟te yaptığımız görüĢme.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11702">
                <text>2116</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11703">
                <text>ANADOLU TIBBİ FOLKLORÜNDE TELKİNLE TEDAVİ VE BU ÇERÇEVEDE ŞEKİLLENEN EDEBİ VERİMLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11704">
                <text>TATAROĞLU, Elif Tuba</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11705">
                <text>Anahtar Kelimeler: Tedavi, telkin, tıbbi folklor, gelenek, alternatif tıp.  ÖZET  Geleneksel tıbbi uygulamalar, yüzyıllarca insanlığa hizmet etmiştir. Modern tıpla birlikte gelişen tedavi imkânlarının çokluğu, geleneksel tedavileri yok edememiştir. Bu uygulamalar Anadolu coğrafyasında varlığını hala devam ettirmektedir. İyi ve kötü telkinin hastalık üzerine tesiri modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Folklorumuzda telkinle tedavi, kuralları kısmen çizilmiş bir gelenek aktarımı sayesinde belirli kişiler tarafından yapılmaktadır. İlk dönem Türkçe el yazması tıp kitaplarında da bahsi geçen bu uygulamalar dikkat çekicidir. Bu bildiride, bağlam merkezli halkbilimi kuramlarından performans teori yardımıyla son bir yıl içinde Anadolu coğrafyasından Ordu, Bilecik, Samsun, Hatay, Elazığ illerinden derleme örnekleri ve yazılı kaynaklar ışığında telkinle tedavi uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir. Amaç, Türk kültürünün izlerini taşıyan halkbiliminin bu alanının tanınmasına katkı sağlamaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11706">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11707">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11708">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11709">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1462" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1898">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/995464d0336d315790f761cc43433e03.docx</src>
        <authentication>1bd959fbb7402b792c34e86aa3c40d6b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1899">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ce052bcc27d01b33bd21e15aa3740c17.pdf</src>
        <authentication>8d2ff148d1f852ac08af19fcd273bb59</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11701">
                    <text>FATİH SULTAN MEHMET’İN DİVANİNDA GÖNÜL
Ayşegül SÖZTUT
Fatih Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Gönül, Dil, Ask.
ÖZET
Gönül edebiyatımızın varoluşundan beri ele alınan en önemli konulardan biridir.
Özellikle klasik edebiyatımız açısından çok önemli bir mazmundur. Gönül Arapça; kalp, hatır
farsça; dil, derûn Türkçe’ de ise yürek kelimesi anlamına gelir. Edebiyatımızda gönül birçok
teşbih ve mecaza konu olmuştur. Bazen sevgilinin evi, ibadethanesi hükmünde olur. Bazense aşk
ateşinde harap olmuş bir viranedir. Bazen padişahın bir ülkesi, tacı, tahtı bazense hiç değer
vermediği bir mefhumdur. Gönül bazen sevgilinin aynası bazense aşkın ateşiyle eriyen bir
mumdur. Bu teşbihlerin benzetmelerin edebiyatımızda sonu yoktur. Bilhassa divan edebiyatımız
açısından gönül mefhumu çok önemlidir. Bu mefhuma değinmemiş bir şairimiz yoktur. İnsan bu
önemli mazmunu anlatmadan hislerini duygularını nasıl anlatabilir ki. Özellikle divan şiiri
dünyasında gönül birçok farklı yönleriyle ele alınmıştır. 15. Yüzyıl edebiyatımızda gönül
mefhumunu en güzel işleyen şairlerimizden biriside Fatih Sultan Mehmet’tir. Bu bildirimizde
Fatih Sultan Mehmet’in kısaca hayatından bahsedilmiş ve divanında gönül mefhumunu nasıl
işlediği ele alınmıştır. Klasik Edebiyatımızda ‘Avnî’ mahlasıyla tanınan Sultanımızın devlet
yönetiminde çok güçlü olduğu gibi divanı da oldukça başarılı ve güçlüdür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11693">
                <text>2003</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11694">
                <text>FATİH SULTAN MEHMET’İN DİVANİNDA GÖNÜL</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11695">
                <text>SÖZTUT, Ayşegül</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11696">
                <text>Anahtar Kelimeler: Gönül, Dil, Ask.  ÖZET  Gönül edebiyatımızın varoluşundan beri ele alınan en önemli konulardan biridir. Özellikle klasik edebiyatımız açısından çok önemli bir mazmundur. Gönül Arapça; kalp, hatır farsça; dil, derûn Türkçe’ de ise yürek kelimesi anlamına gelir.  teşbih ve mecaza konu olmuştur. Bazen sevgilinin evi, ibadethanesi hükmünde olur. Bazense aşk ateşinde harap olmuş bir viranedir. Bazen padişahın bir ülkesi, tacı, tahtı bazense hiç değer vermediği bir mefhumdur. Gönül bazen sevgilinin aynası bazense aşkın ateşiyle eriyen bir mumdur. Bu teşbihlerin benzetmelerin edebiyatımızda sonu yoktur. Bilhassa divan edebiyatımız açısından gönül mefhumu çok önemlidir. Bu mefhuma değinmemiş bir şairimiz yoktur. İnsan bu önemli mazmunu anlatmadan hislerini duygularını nasıl anlatabilir ki. Özellikle divan şiiri dünyasında gönül birçok farklı yönleriyle ele alınmıştır. 15. Yüzyıl edebiyatımızda gönül mefhumunu en güzel işleyen şairlerimizden biriside Fatih Sultan Mehmet’tir. Bu bildirimizde Fatih Sultan Mehmet’in kısaca hayatından bahsedilmiş ve divanında gönül mefhumunu nasıl işlediği ele alınmıştır. Klasik Edebiyatımızda ‘Avnî’ mahlasıyla tanınan Sultanımızın devlet  Edebiyatımızda gönül birçok  yönetiminde çok güçlü olduğu gibi divanı da oldukça başarılı ve güçlüdür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11697">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11698">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11699">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11700">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
