<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=212" accessDate="2026-06-23T23:10:49+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>212</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1491" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1985">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fbe6c18ef9f0c924fb2546fa7988cc44.docx</src>
        <authentication>b95456ca8ab2faf274e98e68fdb1a33c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1986">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/55d284129e1d5c9c1911218aa42f893c.pdf</src>
        <authentication>839efcbd39909812f4ba66d6eb5b33f6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11977">
                    <text>MUSAHİPZADE CELAL’İN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERİNDE
GÜNDELİK YAŞAM
Tahir ZORKUL
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Van / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celal, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.
ÖZET
İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve zengin
kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini kazanmıştır. Bu
bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel mirasa ilgi
duyanlardan biri de Musahipzade Celal’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün önemli
temsilcilerinden biri olan Musahipzade, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden dinlediği son
iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır. Bu eserlerden
bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı ironik bir tavır
sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir tavır takınır. Bu eser
daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine etraflıca yer verilir. Bu
zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları, eğlence kültürü, giyim-kuşam
geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve üslup özensizliği bu eserde de göze
çarpmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1987">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9638d54a36014e5cada64f76c04c2a28.docx</src>
        <authentication>79dc736b0ec397a85da875c714750381</authentication>
      </file>
      <file fileId="1988">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f8f9b0be7ae796334325dc256522311c.pdf</src>
        <authentication>97597180acdc45313363f788789ed9a0</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11978">
                    <text>MUSÂHĠPZÂDE CELÂL’ĠN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERĠNDE
GÜNDELĠK YAġAMIN UĞRAK YERLERĠ: ÇARġILAR VE HANLAR
Tahir ZORKUL1

Özet
İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve
zengin kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini
kazanmıştır. Bu bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel
mirasa ilgi duyanlardan biri de Musâhipzâde Celâl’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün
önemli temsilcilerinden biri olan Musâhipzâde, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden
dinlediği son iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır.
Bu eserlerden bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı
ironik bir tavır sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir
tavır takınır. Bu eser daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine
etraflıca yer verilir. Bu zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları,
eğlence kültürü, giyim-kuşam geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve
üslup özensizliği bu eserde de göze çarpmaktadır. Bu bildiride, söz konusu eserde yer alan
çarşılar ve hanlar ele alınacaktır.
Anahtar sözcükler: Musâhipzâde Celâl, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.

HAUNT OF EVERYDAY LĠFE ĠN MUSÂHĠPZÂDE CELÂL’S OLD ISTANBUL
LĠFE

Abstract
Istanbul has attracted the attention and admiration the local and foreign artists from
very ancient times to the present day with its natural beauty, rich cultural accumulation and
historical structures. In this context, volumes full of works were written. One of interested
man of this cultural heritage is Musâhipzâde Celâl. Musâhipzâde, which is one of the
important representatives of the Turkish theater, reflect in his works the last two hundred
years of Ottoman life with personal observation or listened from elders. One of these works is
1

Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, tzorkul@yyu.edu.tr

�"Old Istanbul life". The author assume an ironic attitude in his theaters against the Ottomans.
In this work , which was written in 1946, assume an more objective, more caring attitude.
This work have more of the characteristics of memories. In this work, are given the Ottoman
traditions and customs in detail. Family life, professional groups, culture of entertainment,
clothing and dress takes part in a wide range in this rich cultural background. Language and
style mistakes in other works of have seen in this work too the author. İn this paper, bazars
and inns in the aforementioned work will be examined.
Key words: Musâhipzâde Celâl, Istanbul, culture, tradition, everyday life.

GiriĢ
1868’de İstanbul’da dünyaya gelen yazarın asıl adı Mahmut Celalettin’dir. 1935’te
Soyadı kanunu gereğince Musahipoğlu soyadını almasına rağmen, hemen hemen bütün
biyografilerinde daima Musâhipzâde olarak kalmıştır. Ailesi, I. Ahmet devrinde Kırım’dan
göçüp İstanbul’a yerleşmiştir. Temmuz 1959’da İstanbul’da vefat etmiştir.
Çocukluğunda Karagöz ve Ortaoyunu gibi geleneksel gösteri sanatlarına ilgi
duymuştur. Okul yıllarından başlayarak çeşitli konaklarda, çoğu kez kendi arkadaşlarıyla
ortaoyunları düzenlemiş ve pek çoğunda kendisi de oynamıştır. Küçük yaştan itibaren tarih ve
edebiyata da merak salan Musâhipzâde Celâl, 1927’den sonra geçimini daha çok oyunlarıyla
sağlar.
Musâhipzâde, tiyatrolarında genel hatlarıyla, Şinasi’nin açmış olduğu “töre komedisi”
çığırını sürdürmüştür. Osmanlı sarayının, bürokrasinin, aile hayatının, din kurumunun,
gelenek ve göreneklerin karikatürize edilmiş sahneleri, oyunlarının değişmez temalarını
oluşturur. Dil ve üsluptaki özensizliğin dikkat çektiği bu eserlerde Osmanlı toplum hayatı,
gülünç tavır, jest, kıyafet ve tiplerle sahnelenir. (Tanzimat’tan Bugüne … 2001: 255-257)
Konularını Osmanlı İmparatorluğu’ndan; özellikle de XVIII. yüzyıl halk hayatından,
kendi deyişiyle “tarihin gölgesi altında hayal-meyal seçilen halk hayatından” alan tiyatro
eserlerinden bazıları şunlardır: Türk Kızı (1909), Köprülüler ((1936), İstanbul Efendisi
(1936), Lâle Devri (1936), Macun Hokkası (1936), Yedekçi (1920), Kaşıkçılar (1920),
Aynaroz Kadısı (1929), Atlı Ases (1936) (Necatigil 1995: 230).
Yazarın incelemeye tabi tuttuğumuz anı niteliğindeki “Eski İstanbul Yaşayışı” (1946)
adlı eseri, unutulmaya yüz tutmuş Osmanlı gelenek ve göreneklerinin bir tür repertuarı

�niteliğindedir. Musâhipzâde bu kitapta bizzat yaşadığı ya da aile büyüklerinden dinlediği son
iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle yansıtır. Hiç şüphe yok ki, bu ve
buna benzer eserlerle yitip giden, pek çok yönüyle şimdilerde siyah-beyaz karelerde kalmış
bir kültürün izlerini sürme imkânını yakalamaktayız. Biz de bu bildirimizde, söz konusu
eserden hareketle, gündelik yaşamın önemli uğrak yerlerinden olan ve bugün pek çoğunun
harabeye döndüğü ya da yerlerinde beton yığınlarının yükseldiği “Çarşılar, Hanlar”
konusunu

ele

almaya

çalışacağız.

Çarşılar

ve

Hanlar,

içtimai

hayatın

önemli

mekânlarındandır. Yazarın ifadeleriyle söyleyecek olursak, “Bugün hâlâ yabancı seyyahlar,
İstanbul’a gelince şehrin camileri kadar “Çarşı”sını da merak edip gezerler. Hakikatte ise
“Çarşı” içtimaî oluşumun belli başlı durağı, hayatın etrafında çevrelendiği bir merkezdir.
Netekim Eski İstanbul, çarşı guruplarından meydana gelmiş bir mahalleler mecmuasıdır
denilebilir. Bu bakımdan, hanlar da tamamiyle aynı ehemmiyettedir.” (Musâhipzâde
1946:142).
Musahipzade Celâl, eserinin bu bölümünde öncelikle “Çarşılar”, ardından da “Hanlar”
üzerinde durmaktadır. Eserde üzerinde durulan elliye yakın çarşının isimleri ise şöyle:
Sahaflar, Simkeşhane, Örücüler, İğciler, Sandal Bedesteni, Kalpakçılar, Kürkçüler,
Gaytancılar ve Düğmeciler, Fermeneciler, Zenneciler, İçbedesten, Mengeneciler, Mercan
Terlikleri, Kuyumcular, Mahfazacılar, Sorguççular, Yazmacılar, Misk Yağcılar, Okçularbaşı,
Marpuççular, Ketenciler Kapısı, Kılıççılar, Dökmeciler ve Kantarcılar, Kutucular, Uzun
Çarşı, Tesbihçiler, İmameciler, Tütün Tablaları, Takatukalar, Tarakçılar, Kaşıkçılar, Kuru
Yemişçiler, Meyvehoş, Nalburlar, Urgancılar,

-Çömlekçiler, Simitçiler, Çörekçiler,

Börekçiler, Poğaçacılar-, Gözlemeciler, Paçacılar, Taşçılar, Pul Şişe Yapan Sırçacılar, Eyüp
Oyuncakçıları, Mumhane, Kürekçiler, Makaracılar, Yelkenciler ve Lüleciler.
Şimdi bunlardan bazıları üzerinde duralım:
1. ÇarĢılar
Sahaflar
Yazarın verdiği bilgilere göre, Kapalıçarşı’da içbedestende Kuyumcular tarafındaki
kapıdan girip sağ kapıdan çıkılınca (yazar, şimdilerde halı dükkânlarının işgal ettiği yer diyor)
baştan başa kitap satılan yerler Sahaflar Çarşısı imiş.
SimkeĢhane

�Musâhipzâde, Beyazıt’tan Koska’ya doğru inerken Beyazıt hamamı karşısındaki
(Musâhipzâde, şimdi bir harabe halinde bulunan han diyor) hana “Simkeşhane” denildiğini
kaydeder. Burada, işleme için kullanılan telli iplik üretiliyormuş. Yazar, bu ipliğin yapılışı ile
ilgili bilgilere de yer vermektedir. Buna göre, altın ve gümüş toparlaklar hâddeden geçirilmek
suretiyle, “sırma” denilen iplik gibi ince teller elde ediliyormuş. Aynı şekilde bu tellerin daha
incelerinin ipek üzerine sardırılıp “klaptan” denilen, bir tür işleme için kullanılmak üzere telli
iplik elde edildiğini de belirtir. Eski zamanlarda “sırmacılık” ve “klaptancılık”ın oldukça
revaçta olduğu söylenir. Sebebi ise, Padişahın, saray erkânının, şehir halkının giydikleri
elbiselerin, gelin kıyafetlerinin, kız çeyizlerinin sırma ve klaptanlarla süsleniyor olmasıdır.
Yazar, yakın vatka kadar Anadolu’nun pek çok yerinde erkek ve kadın kıyafetlerinin de
“sırma” ve “klaptanla” işlendiğini bizzat gördüğünü söyler. Balıkhane Nâzırı Ali Rıza Bey,
zamanla sanatlarıyla geçinemeyen sanatkârların çocuklarını devlet dairelerine yerleştirmeye
başlamalarıyla, bu sanatın son bulduğunu nakleder. (Ali Rıza Bey (?):55)
Örücüler
Musâhipzâde, Mercan Yokuşu’ndan Kapalıçarşı’ya giden yere, yaşadığı devirde de,
“Örücüler kapısı” dendiğini söyler. Bunlar yırtılmış kumaşları, şalları, her türlü kadın ve
erkek giysilerinin yırtıklarını, ekini belli etmeden maharetle örmekle uğraşırlarmış. (Yazar
hâlâ bu çarşıda birkaç sanatkâr çalışmaktadır der.).
Ġğciler
Yazar, “Örücüler çarşısı”nın altındaki sokağa “İğciler sokağı” dendiğini belirtiyor.
Burada, iplik ve yün eğirmekte kullanılan “iğ” yapıldığı gibi, çorap örmek için şişler, kasnak
işlemekte kullanılan tığlar, yorgancılara mahsus çuvaldızlar, minder mıhlamak için uzun şişler
ve bunlara benzer avadanlık yapılıyormuş. Ayrıca, bu işle uğraşanların kendilerine ait bir
cemiyetlerinin olduğunu da söyler.
Sandal Bedesteni
Musâhipzâde, son dönemlerde mücevher, halı ve buna benzer eşyaların mezat edilerek
satıldığı ve İstanbul belediyesi idaresinde bulunan Sandal Bedesteni’nde, eski zamanlarda
giyilen cübbe, feraca, hil’at gibi dış giysilerin içine kaplanan ipekten yapılmış değerli kumaş
astarlarının yanı sıra Hint’ten ve Avrupa’dan gelen nadir kumaşların da satıldığından söz eder.
Kalpakçılar

�Yazar, Kapalıçarşı’da Kalpakçılar olarak bilinen yerde vaktiyle siyah samurdan ve
kuzu derisinden kalpaklar yapıldığını nakleder.

Kürkçüler
Musâhipzâde’nin verdiği bilgilere göre, Kalpakçılar başından sapınca Kürkçüler
çarşısına girilmekteydi. Bu çarşı baştan aşağı kürkçü dükkânlarıyla doludur. Bu dükkânlarda
satılan Samur ve Kakım kürkleri, en değerli kürkler olarak kabul ediliyor. Türk padişahlarının
alaylarda giydikleri hil’atler bu kürklerle süslenir. Vezirlere verilen hil’atler ve Sadrazamların
huzuruna kabul edilen elçilere giydirilen kürkler Kakımdandır. Yazar ayrıca, yüzlerce, belki
de binlerce ördeğin başındaki küçücük yeşil parçalardan yapılan ve adına “Ördekbaşı” denilen
kıymetli bir kürk çeşidinden bahseder ki, bu da çoğunlukla gelinlerin giydikleri boy
kürklerine kaplanırmış. Bunların yanı sıra Nâffe, Vaşak, Cılkava, Sansar, Tavşan, Sarı Samur
ve daha bir çok çeşitten kürkler bu çarşıda satılırmış. Her türlü kürk tamirinin yapıldığı bu
çarşıların, özellikle kış mevsiminin yaklaşmasıyla daha da kalabalıklaştığı belirtilmektedir.
Yağlıkçılar
Yazarın söylediğine göre, vaktiyle hazır iç çamaşırları, don, gömlek türünden eşya için
“Yağlık” ifadesi kullanılmıştır. Bursa’nın hamam takımları, uçkur ve buna benzer çamaşıra ait
eşya dışında, kiralanmak suretiyle verilen gelin giysileri, teller, duvaklar, sorguçlu elmas
taçlar da bu yağlıkçı dükkânlarından tedarik edilirmiş.
Bu ticaretle uğraşan kimseler, hatırı sayılır servet sahibi kimselerdir. Bu çarşı esnafı,
Trabzon’da dokunan gömleklik Trabzon bezlerini, Kastamonu’da dokunan gömleklik keten
bezleri, ipek kenarlı Şile bezlerini ve başka yerlerde dokunan her türlü bezleri toplayıp
bunlardan don, gömlek diktirip halka sattıkları gibi, müşterilerinin isteğine göre top top
sattıkları da rivayet edilir.
Gaytancılar ve Düğmeciler
Musâhipzâde, Kapalıçarşı’da Zennecilere giden sokağın başında Yağlıkçı çarşısına
kadar olan kısmın “Gaytancı ve Düğmeci Çarşısı” olduğunu söyler. Fermenecilerin işledikleri
ipek ve sırma fermene gaytanları ve o giysilerin kollarına, yakalarına ve önlerine dikilen
toparlak küçük düğmeler bu çarşıda imal edilirmiş.

�Fermeneciler
Yazarın ifadesiyle fermene, ipek ve sırma gaytanlarla kumaş üzerine işlenen bir tür
süslemedir. Kadın ve erkek giysileri bunlarla süslenirmiş. Esnafın giydiği şalvarlar, potur,
dizlik, cepken ve buna benzer çuhadan, şayaktan, engürü sofundan yapılan bu kumaşlar
üzerine fermene işlenirken, kadın feracelerine ve esvaklarına ise ipek, sırma, klaptan
gaytanlarla fermene işlenirmiş. Bunların Kapalıçarşı’da, Beyazıt’ta, Vezneciler’de, Galata’da,
Topçular Caddesi’nin ilerisinde çarşıları olduğu söylenir.
İstanbul’da olduğu gibi Rumeli ve Anadolu vilâyetlerinde de halkın giysileri bu
fermenelerle bezenirmiş.
Zenneciler
Bu çarşıda giyime, kuşama, dayama döşemeye ait değerli yatak takımları, sırmalı
döşemeler, yastıklar, halılar, şallar, pahalı Hint kumaşları ve Hint lâhur, kaşmir şalları;
sırmalarla, incilerle bezenmiş, altın tellerle dokunmuş gelin elbiseleri, vezir hil’atleri her
dükkânın önündeki sırıklar üzerinde teşhir edilirmiş. Yazar, nadir eşyasıyla bu çarşıyı,
“dünyanın en zengin şark işleri müzesi” olarak tanımlar.
Ġçbedesten
Yazarın verdiği bilgilere göre, bu bedestenin dört kapısı vardır. Kuyumcular kapısı,
sağ tarafta Sahhaflar, karşısında solda Sırmacılar çarşısı. Kuyumcular kapısına karşı gelen
kapı da Zenneciler kapısı olarak bilinir. Yazarın tabiriyle, sütunlar üzerindeki bu yüksek
kubbeli bina döneminin “bankası” hükmündedir. Bu sütunların etrafını dolduran dolapların
birer “Hâcegî”si; yani birer “sahib”i vardır. Haysiyet yönünden oldukça zengin olan bu
kişiler, halkın kendilerine emanet bıraktığı para ve mücevherleri muhafaza ederler. Bu paralar
işletilir, sahipleri de faizinden istifade ederlermiş. Olağanüstü zamanlarda hükümet bu
Hâcegîlerden önemli miktarda borç alırmış. Yangınlardan, yağmalardan, müsaderelerden para
ve mücevherlerini saklamak isteyenler, büyük bir güvenle özü sözü doğru bu Türk
zenginlerine mallarını teslim ederlermiş. Bu çarşıda, dünyanın en değerli mücevherleri, altın
ve gümüşleri tam bir emniyetle alınıp satılırmış.
Mengeneciler

�Yazar, Mahmut Paşa camisinin altındaki sokağın Mengeneciler çarşısı olduğunu
söyler. Bu meslekle uğraşan kimseler yünlü, ipekli kumaşları ısıtılmış mengeneden geçirip,
menevişler yaparak harelendirirlermiş.
Mercan Terlikleri
Beyazıt’ta Bakırcıları geçtikten sonra (Musâhipzâde, hâlen de Mercan yokuşu deniler
yer der) bir baştan öbür başa terlikçi çarşısı imiş. Sonraki dönemlerde de Kapalıçarşı’da
çalışan ustaların yaptıkları terlikler de Mercan terliği olarak bilinir.
Kuyumcular
Musâhipzâde Celâl, Kapalıçarşı’da Kuyumcular çarşısının kendi döneminde de
mevcut olduğunu söylemektedir. Mücevher işleyen, kakma, gümüş evâni yapanlar,
mazgalacılar altın ve gümüş evâniyi yaldızlayıp, kendilerine özgü aletlerle parlatırlarmış.
Savatçılar ise, evâni üzerine koyu lâcivertle siyah arasında bir renk ile şekil veya çiçek
motifleri işlerlermiş.
Mahfazacılar
Musâhipzâde, mücevher, altın, gümüş süsleme ile zarf, fincan, eski zamanda kuşak
arasında saat mahfazaları, tabaka, enfiye kutusu gibi ufak parçaları koymak için atlastan,
pamukla kabartılmış, üzeri kadife veya deri kaplı kutucuklar yapanlara “mahfazacılar” adı
verildiğini kaydeder.
Sorguççular
Yazar, Kapalıçarşı’da, Kalpakçılarbaşı caddesinin sağ tarafında “Sorguççu hanı”
denilen küçük bir hanın varlığından söz eder. Vaktiyle bunun odalarında dünyanın en güzel
kuşlarının, en nâdide tüylerinin mezat edildiğini; sorguççu esnafının bu tüylerden Padişah,
Şehzade ve Sultan sorguçları, Vezirlere rütbelerine göre verilen tuğları, sorguçları; aynı
zamanda, gelin tezyinatından olan her türlü sorgucu da yaptığını söyler.
Yazmacılar
Yazarın verdiği bilgilere göre, bu işle uğraşanlar, beyaz mermerşahi ve tülbent üzerine
tahta kalıplara resmedilen çiçekleri basmak suretiyle işledikleri yorgan, yastık, bohça,
seccade, yazma mendil, kadınların başlarına bağladıkları tülbent yemeniler satarlarmış.

�Musâhipzâde, yazmacılık işinin eskiden çok revaçta olduğunu söyler. Bu alanda
kullanılan boyalar kök boyalardır. Bu boyalar ustalarınca özel olarak hazırlanır ve sanatlarının
bir sırrı olarak saklanırmış.

Misk Yağcılar
Yazar, Fincancılar yokuşundan Beyazıt’a çıkılan yerde, Mısır çarşısında ve diğer
semtlerde belli bir döneme kadar bu tür dükkânların varlığından bahseder. Eski zaman
ıtriyatçılarının işlevini günümüzde parfümeri dükkânları almıştır. Bu ıtriyatçılar, her çiçekten
yağlar çıkarır, fildişinden fındık büyüklüğünde vidalı kutucuklar içinde karanfil, gül, tarçın,
misk ve daha başka kokular satarlarmış. Bu hoş kokulu ürünlerin bazıları; özellikle de anber,
hem çok pahalı hem de çok rağbet görürmüş. Anber macunları, şerbetler, şuruplar, keyif
erbabının paha biçemedikleri nesneler olduğu vurgulanır.
OkçularbaĢı
Musâhipzâde, Beyazıt camisinin türbe tarafındaki caddeye yaşadığı dönemde de
Okçularbaşı dendiğini belirtir ve şöyle der: “Burası vaktile baştanbaşa ok ve yay yapılan bir
çarşı imiş. Altmış, altmışbeş yıl evveline gelinceye kadar orada ok ve yay teşhir eden bir iki
okçu dükkânı hatırlıyorum.” (Musâhipzâde 1946: 153)
Marpuççular
Mahmutpaşa’nın alt tarafında, Mısır çarşısına varmadan Marpuççular çarşı olduğu
söylenir. (Musâhipzâde, halen de bu isimle anılmaktadır demektedir). Marpucun nasıl
yapıldığı üzerinde de durulur. Renk renk meşinlerin iki parmak eninde şerit şeklinde kesilip
“Nevrekâr” denilen, kendilerine özgü bıçakla traş edildikten sonra çirişlenip uzun demir
çubuklar üzerine iyice sarıldıktan ve üzerine sarı ince telleri helezonî ve muntazam bir
biçimde sarılıp kurutulduktan sonra, içindeki demir çubuğu çekince nargilenin marpucu
yapılmış olur.
Kılıççılar
Yazar, Nuruosmaniye camiinin altındaki sokaktan Mahmutpaşa Camisi yanındaki
yokuşa kadar olan kısmın Kılıççılar çarşısı olduğunu kaydeder. Ayrıca bu kılıç dükkânları

�dışında aynı cadde üzerindeki iki büyük hanın da kılıç yapan ustalar tarafından kullanıldığını
belirtir.
Dökmeciler ve Kantarcılar
Süleymaniye camiinin alt tarafında ve Tahtakalenin ilerisinde bir Dökmeci çarşısı
olduğu söylenir. Bu işle uğraşan ustalar dökme tunçtan, pirinçten ve daha başka madenî
halitalardan –Yazar, bu eşya için, bugün antika sayılacak kadar azalmış der- mangallar,
sahanlar, tepsiler, su kupaları, maşrapalar, tunç havanlar, kantarlar, el terazileri, cami
şamdanları, evlerde elde gezdirilen kulplu fiske şamdanlar, mum makasları, çubuk silkelemek
için takatukalar, buhurdan ve gülâbdanlıklar, küp ve kavanoz kapakları, hamam ve sebil
tasları, kubbe ve minare alemleri, türbe parmaklıkları, kapı kilit ve halkaları bu sanatkârlar
tarafından yapılırmış.
Tesbihçiler
Musâhipzâde, Uzunçarşı’nın en yüksek sanatkârlarının tespihçiler ve imameciler
olduğunu söyler. Gergedan boynuzundan, mercandan, akikten, yeşimden, sedeften, neceften,
sarı ve siyah kehribardan, anberden, sandal ağacından, Hindistan ve dünyanın nadir
ağaçlarından yapılan tespihler, ince işlemeleriyle, zenginlerin gururla taşıdıkları nesneler
oldukları söylenir.
Siyah ve beyaz inciden yapılmış bir tespihin ise, ancak Padişahlara ve eski zamanın
oldukça zengin vezirlerine nasip olabilecek kıymette nesneler oldukları belirtilir. Günümüzde
de, Oltu taşından yapılma tespihler en çok aranan tespihlerin başında gelmektedir.
Tütün Tablaları, Takatukacılar
Yazar, halkın sarı pirinçten veya kalaylı bakırdan; zenginlerin ise gümüşten tütün
tablaları kullandıklarını belirtir. Çubuk tiryakilerinin odalarında tablalardan başka bir de
“takatuka” dedikleri kâse tarzında tütün tablaları mevcutmuş ve bu nesneler herhangi bir
madenden yapılırmış. Bu meslek erbabı bu çubuklar haricinde, cepte ya da kuşak arasında
taşınacak kirazdan, yaseminden, abanozdan; çeşit çeşit, irili ufaklı kehribar, altın kakmalı
ağızlıklar da yapıp satarlarmış.
KaĢıkçılar

�Beyazıt camiinin sahaflar çarşısı tarafına Kaşıkçılar kapısı denirmiş. (Musâhipzâde,
burası vaktile Kaşıkçılar çarşısı imiş der). Avrupa’dan madeni kaşık, çatal, bıçak gelmediği
zamanlarda bu çarşıda şimşirden, abanozdan, fildişinden hoşaf ve tatlı kaşıkları yapılırmış.
Yazar, son dönemlere kadar bu oldukça güzel kaşıkların evlerde, antikacı dükkânlarında
görüldüğünü söyler.
MeyvehoĢ
Yazarın dediklerine bakılırsa İstanbul civarında, bütün Marmara havzasında yetişen
taze meyveler, mevsiminde, Meyvehoş’un gümrüğüne getirilir ve esnafa satılarak şehre
dağıtılırmış. Manav esnafının tamamı, sattıkları bütün yemişleri o zamanların meyve hâli olan
Meyvehoş’tan alırlarmış.
Simitçiler, Çörekçiler, Börekçiler, Poğaçacılar
Musâhipzâde’nin verdiği bilgilere göre, bu yiyecekleri yapan fırınların en meşhurları
Çakmakçılar, Hasanpaşa, Galata ve Beylerbeyi fırınlarıdır. Çakmakçılar fırınının kazan yağlı
çöreği, Hasanpaşa fırınının poğaça ve çörekleri, Galata’da Karaköy fırınının lokması,
tereyağlı bol peynirli, bol kıymalı börekleri ve Beylerbeyi’nin susamlı simitleri farklı
lezzetleriyle öne çıkarlar.
Lüleciler
Yazar, Tophane’de Kılıç Ali camiini geçip Kapıiçi’ne giderken sağ tarafta Lüleciler
çarşısının başladığını ve Hendek denilen mahalle; yani, Kumbaracılar yokuşunun alt başına
kadar devam ettiğini belirtir. Buralarda çeşit çeşit, her boyda çubuk ve nargile lüleleri
yapıldığı gibi Devetüyü denilen tiryaki fincanları büyüklüğünde fincanlar da yapılırmış.
Ayrıca, mürekkep ve gülbeşeker hokkaları, kahve, şeker kutuları, küçük tepsiler, tütün tasları
kendilerine özgü fırınlarda pişirilerek üzerlerine zarif nakışlar işlenerek, al yaldızlarla
bezenirmiş.
2. Hanlar
Musâhipzâde Celâl, Evliya Çelebi’nin İstanbul’da mevcut olan iki yüz, üç yüz kadar
odaya sahip, büyük küçük hanların sayısını yirmi bir olarak gösterdiğini, bu sayıya
kendisinden sonra yapılan hanlar ve hamamların dâhil edilmediğini söyler. Oysa sonradan
yapılan han ve hamamlarla, eskiden kalan yüzü aşkın, kısmen harap ve kısmen de
kullanılmakta olan hanların varlığına bizzat tanık olduğunu belirtir. Yazar bunlardan başka,

�kervansaray adı altında Evliya Çelebi’nin haber verdiği deve kervanlarının konmasına
elverişli, büyük hanların olduğunu ifade eder.
Fatih Sultan Mehmet kervansarayı, Mimar Sinan’ın eserleri olan Bayezid Han, Sultan
I. Selim ve Haseki Sultan kervansarayları bunlardandır. Sultan Ahmet Han kervansarayı,
Kapıcılar kervansarayı Ayasofya’da karşı karşıya inşa edilmiş iki büyük handır. Koca
Mehmet Paşa kervansarayı ise vaktiyle at meydanı yakınında, Sinan Paşa hanı, Atik Ali Paşa
kervansarayı ise Bit Pazarı civarındadır.
Bekâr odaları
Yazar, Evliya Çelebi “Seyahatnamesi”nden Bekâr odaları ile ilgili bir alıntı yapar. Biz
de bu alıntıyı olduğu gibi buyara aktarıyoruz: Alıntı şöyle, “Bu bekâr odalarının birer oda
başıları, hâkim ve zabitleri vardır. Kefil ve zımanı olanları odalara koyarlar. En büyük odalar
yol geçen odaları olup dört yüz hücrelidir. Ama hîni lüzumunda bin adet eli silâhlı yarar yeğit
çıkarır”
Mercan odaları
Musâhipzâde, bunların sekiz adet odadan ibaret olduğunu ve başlarında da birer
“hâkim”leri olduğunu belirtmektedir. Bu odalardan bazılarının isimlerini şu şekilde sıralar:
Mahmutpaşa

yakınındaki

Cebehane odaları,

Pertevpaşa ve Hilâlci

odaları,

Süleymaniye civarındaki Kırkbekâr odaları, Atpazarı ve Karaman’daki bekâr odaları.
Gedikpaşa’daki Bekârhane-i Gedikpaşa (Bunlara Külhân odaları da denir. O zamanın
serserileri bu odalarda gecelerlermiş. “Külhan Beyi” tabiri buradan kinayedir), Unkapanı
yakınındaki yedi adet Bekârhane-i Araplar. Yazar, isimlerini saymadığı daha birçok
bekârhaneler olduğundan söz eder.
Sonuç
Yazarın ifadeleriyle söyleyecek olursak, yukarıda isimleri zikredilen çarşılar, hanlar,
hamamlar, kervansaraylar, menzilhaneler Türk medeniyetinin çok eski zamanlardan beri
devam ede gelen eserleridir. Türk beldelerinin hepsinde belli bir döneme kadar kullanılmış
olan bu yapılar, halkın temizlenme, barınma ve diğer birçok ihtiyaçlarını temin etmek
amacıyla inşa edilmiştir. Asya’nın bir ucundan öbür ucuna kadar belli bir ölçü dâhilinde
yapılmış olan bu yapılar Hint’ten, Çin’den, Türkistan’dan, Kazan’dan, Kırımdan, EflakBoğdan’dan, Tuna boyu ülkelerinden, tâ Lehistan’a, Macaristan’a, Bosna-Hersek’e ve
Tunus’tan Cezayir, Trablus, Suriye, Mısır, Yemen’e, Irak’tan Basra Körfezi’ne kadar olan
memleketlerin yetiştirdiği masnuat ve mahsulât, her ülkenin ihtiyacı temin edildikten sonra
İstanbul’a yetecek yiyecek ve giyecek maddeleri yukarıda isimleri zikredilen hanlarda
muhafaza edilmiştir.

�Kaynakça
Anonim, (2001), Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, İstanbul, YKY.
Balıkhane Nâzırı Ali Rıza Bey, (tarihsiz), Bir Zamanlar İstanbul, (Haz: Niyazi Ahmet
Banoğlu), Tercüman 1001 Temel Eser.
Musâhipzâde Celâl, (1946), Eski İstanbul Yaşayışı, İstanbul, Türkiye Yayınevi.
Necetigil, Behçet, (1995), Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul, Varlık Yay.

��</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11969">
                <text>2269</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11970">
                <text>MUSAHİPZADE CELAL’İN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERİNDE GÜNDELİK YAŞAM</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11971">
                <text>ZORKUL, Tahir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11972">
                <text>Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celal, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.  ÖZET  İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve zengin kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini kazanmıştır. Bu bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel mirasa ilgi duyanlardan biri de Musahipzade Celal’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün önemli temsilcilerinden biri olan Musahipzade, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden dinlediği son iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır. Bu eserlerden bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı ironik bir tavır sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir tavır takınır. Bu eser daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine etraflıca yer verilir. Bu zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları, eğlence kültürü, giyim-kuşam geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve üslup özensizliği bu eserde de göze çarpmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11973">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11974">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11975">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11976">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1490" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1981">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3b376f0088cfab781a0c14dc8d80e906.docx</src>
        <authentication>c366d29836d0b56350a5b40ced547f95</authentication>
      </file>
      <file fileId="1982">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c1c094c86f1c7c5c00a2bb469b989c6e.pdf</src>
        <authentication>72791f6f5e2da99d91ccd17b5df10fed</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11967">
                    <text>THE COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS: THE
VALUE ASPECT
Anastasia ZHERDİEVA
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara / Türkiye
Key words: Turkish legend, Crimean legends, universal values.
ABSTRACT
Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages.
Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. There are Turkic peoples
(Crimean Tatars), Greeks, Armenians, Karaites in Crimea. Almost the same national structure
exists in Turkey. There is a difficult political situation in Crimea because different ethnic groups
cannot live in peace. Folklore, as an oral history and a mythological subconsciousness of nation,
gave us productive material for the analysis of national problems and discovery of their
solutions, so we believe that it will be possible to do the same research with Turkish legends. It is
also important to find similarities and differences between Crimean and Turkish folklore,
discovering the common motifs and analyzing why exactly these motifs are common between
these cultures. Investigating common values of different nations is of great importance for this
research. The crisis of modern culture appeals for search of universal values. It is especially
productive for the studying of legends from different nations which live in one cultural space,
such as Crimea and Turkey. The analysis of the variants of legends from various people or
different times can give fruitful results. The study of legends from different nationalities can help
the identification of value preference horizontally and the study of legends from one culture, but
in a different time, will give value preference vertically.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1983">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b88f8b1b345d70d60865a6194dc3d99c.doc</src>
        <authentication>3e7d586f69c61e6a0b4255f0cd12af4a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1984">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9b18b8cfed341e2132f3d70c11cb6ccb.pdf</src>
        <authentication>9871d87f5f5d7693e95b28c779991584</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11968">
                    <text>COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS
THE VALUE ASPECT
Anastasia ZHERDIEVA1

Abstract
The study of legend is necessary for the humanities. Folklore, as an oral history and a
mythological subconsciousness of nation, gave us productive material for the analysis of national
problems and discovery of their solutions. Investigating common values of different nations is
the scope of this research. In particular, it concerns the studying of legends from different
nations, which live in one cultural space: Crimea and Turkey.
Introduction
Legends from ancient times up to now help to direct humans towards absolute values.
The main function of legend is explaining of value, because legend is a story about the
significance of a place, an event or a person. These aspects are very important for society, they
are sanctified and mythologized by it. Therefore, all folk legends invariably include a miraculous
component, which exists in all types of legends, oral and written. Thus, it is possible to mark out
three major legend constituents: sacred, miracle and value. These three components inseparably
coordinate with each other. In a legend, sacredness authorizes value and miracle confirms it. It
should be mentioned that in legends, values and miracle always collaborate. The more incredible
miracle is, the important value must be.
Today political crises call for searching of values that could be shared by everyone. It is
necessary to observe the presence of a set of absolute values such as value of life, health or love.
Based on this, a Russian philosopher, Mikhail Bakhtin, introduced the term “dialogue of
cultures,” which is based on universal values. Folklore, as an oral history and a mythological
subconsciousness of nations, can give us productive material for the analysis of values which are
1

Middle East Technical University, Department of Sociology, Master student, asyazh@yahoo.com

�shared by people. This research is especially valuable in studying legends from different nations,
which live in one cultural space, such as Crimea or Turkey. The analysis of the variants of
legends from various people or different times can give interesting results. The study of legends
from different nationalities can help in the identification of value preference horizontally and the
study of legends from one culture, but in a different time, will give value preference vertically.
Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages.
Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. Thus, it is logical to unite
these two groups in one research. Finding similarities and differences between Crimean and
Turkish folklore, discovering the common motifs, and analyzing why exactly these motifs are
common between these cultures and why two groups of folk texts have differences is of a great
interest for this research.
The brief information about Crimean and Turkish legends is given below. It should be
noted that oral souses were not included in this research, just published texts were analyzed.
Crimean legends
Crimean legends are a unique collection of texts that deserves a deep research, but has
not been studied properly. The interest for Crimean legends started at the end of the XIX
century. The legends were published with a purpose of attraction of the tourists to Crimea. Field
works and publications of Crimean folklore were basically done by non-professional folklorists.
Therefore, it often happens that principles of classification of collected material are not known,
and national origins of legends are not differentiated either. There are many nationalities living
in Crimea; thus, there are Crimean Tatar, Greek, Armenian, Karaite, Ukrainian, Russian and
Soviet books of Crimean legends. Most legends were collected in their original language, and
later were translated into Russian. The nature of legend texts was influenced by
translators/collectors’ professions and their cultural environment. The most scientific approach
for collecting legends was shown in the 20–30-s of the XX century, when scientific expeditions
were supported by Communist party, which had just came to power and started to support
cultural development of national minorities. However, after Stalin’s repressions and deportation
of many ethnic groups from Crimea, folklore became a subject for editing according to
ideological demands of that time. It made soviet folklore a specific phenomenon, which is worth
of separate research (Zherdieva, 2010). When Soviet Union collapsed, Crimean legends became
a commercial product, and their publications did not have scientific approach. Thus, publishers
mixed legends from different period of time and cultures, did not make references to real sources
and did not give any commentary on legends. However, national societies started to publish book
of their legends vary actively.

�Most of Crimean legends are half-folklore, half-literature. They were edited according to
the time they were published, and sometimes besides authentic values inside of legends editor’s
values can be found. Crimean legends are interesting for social anthropological research because
they have many layers of meaning. However, scientific investigation of this phenomenon had
started only in the 1990-s because the legends were not desired object for research on the
strength of their ideological reductions. There is only one book “Crimean legends as
phenomenon of world culture” (Zherieva, 2013) and a few articles about Crimean legends. The
articles are about symbols of mountains in Crimean fairy tales and legends (Useynova 1998),
characteristics of Crimean legends, folk tails and fairy tales (Fayzi, 1999), features of modern
cultural consciousness in Crimean legends (Temnenko, 2002), principles of publishing of
Crimean legends (Zherdieva, 2012), the legend about golden cradle at a crossroads of cultures of
Crimean peoples (Zherdieva, 2011), models of mythologization of cultural consciousness in the
coordinates of the Soviet ideology (Zherdieva, 2010).
Turkish legends
Turkish legends are a voluminous folklore material. Collection and publication of
Turkish legends started only in the forties, but from the beginning had scientific approach.
Collections were made basically by folklorists and philologist in course of their degree works.
The collectors often indicated when, where and from whom the legend was gathered. There are
many collections of Turkish legends from different regions of Turkey, such as Konya, Hatay,
Malatiya, Trabzon, Ordu, Dimerci, Sivas, Istanbul, Çukurova, Urfa, Afyonkarahisar, Izmir, and
collections of Turkish legends entitled “Anadolu efsaneler,” which means collection of legends
from different places in Turkey in one book. There are Turk, Kurd, Armenian, Jew, and Greek
populations in Turkey, but in contrast to Crimea we have access only to Turk legends. There is
folklore of different nations who live in Turkey, but it was not translated to Turkish. This is why
a researcher must know the Kurd, Greek, Armenian, Jewish languages in order to be able to read
non-Turk legends in Turkey. Some legends of Ancient Greeks were retold by Turkish sources
and only one book of Kurd legends is available in Turkish (Yücel 2003). Most probably, due to a
language barrier, Turkish legends did not become a commercial object. Turkey is one of the most
popular countries for international tourists, that raises a demand for the legends to be translated
at least in English to be available for reading. There are Russian-speaking tourists in Crimea,
because of this translated to Russian legends are popular.
Turkish legends do not have both touristic and ideological editing; they were not
rewritten by their collectors, it is pure folklore material. Therefore, Turkish texts are rich for
traditional descriptions: why this ceremony is performed, who has to do it, in which places and
in which conditions it should be (Crimean material does not have this, because Soviet editing

�tried to erase every national differences). Turkish legends often have formal beginning/ending
and folk style of narration. One legend can be collection of small stories about one place, which
looks very much like summary of whole story. However, some collectors tried to narrate in
literary way, for example, nature can be depicted poetically. Important feature of Turkish
legends is invariable connection with definite places. This is the most critical characteristic of
legend as a genre. In Crimean legends, sometimes stories do not have connection with places
what is often a sing that these legends were made up (there are many examples in Soviet
legends).
Scientific investigation of Turkish legends is rather advanced. There are many articles
devoted to understanding of this phenomenon (Boratav, 1973; Örnek, 1971) and different aspects
of it (Ayva, 2003; Çıblak, 1997; Gülensoy, 1988; Ocak, 1986; Özdemir, 1986). Also there is a
book of Saim Sakaoğlu “Investigation of Legend” (Sakaoğlu, 2009), and three books about
analysis of legends from different regions of Turkey, such as Erzurum, Erzincan and Diyarbakır
(Seyidoğlu, 1985; Kara, 2003; Yavuz, 2007).
Values in Crimean and Turkish legends
In this research a value method was used. As it was said above, the method implies that
miracle is connected with value. Thus, it is necessary to analyze miracle to understand which
value is inside a legend. For example, in the legend “Denizli’de Pamukkale,” an unattractive girl
tried to commit suicide; she jumped out of a cliff and got to hilling water of Pamukkale. She did
not die and became so beautiful that a local prince married her (Önder, 1966:133-134). In this
legend, the miracle of reanimation owing to water is showing significance of value of life.
Values in legends can be good or bad but function of bad values is to underline good ones, to
emphasize their importance. For example, in the legend “Gelin kaya” a girl showed disrespect
for her mother. The mother cursed her and she became a stone (Kavcar, 1990:51). In the legend,
lack of respect to mother is actually the value of good relation with parents. It can be also a few
values in one legend but usually one is dominant or it can be conflict of two values, when
characters have to choose between two equally important for them values.
Good/bad values
The content analysis of Crimean and Turkish legends yielded the following results.
Among good values that exists both in Turkish and in Crimean legends are love for homeland,
value of sacred, value of life and health, bloodless capture of fortress/city, value of love to
person and to child, hospitality. Among bad values are greediness, cruelty, lust for power,
wantonness, faithlessness, incest, murder, disrespect for parents, carelessness to child, pride,
cowardice, infraction of laws of hospitality (Turkey) and ingratitude for hospitality (Crimea).

�Value of love for homeland is the most frequent in Crimean legends, then for Turkish
legends the most numerous is value of sacred. These values are constant both horizontally and
vertically (they do not change from people to people and from time to time).
These two big values can be spited up to sub-values. Thus, value of homeland has subvalues of homeland foundation, its peaceful existence, its defense, big love for it, and awareness
that this place is the most beautiful in the world. The bad value is probability to loose the
motherland. The value of sacred can be divided into sub-value of God, value of saint, value of
religion (Islam), value of religious traditions (abdest, namaz, reading of Koran, hajj, necessity of
sacrificing), value of religious places (mosques, holy houses, Saint’s grave), and protective
function of holy. The opposite values of sacred are disrespect to God and saints, spiritual and
physical dirtiness, drunkenness, gambling, and polygamy. The most common among bad values
is giving a promise to sacrifice an animal and going back on this promise. In legends, usually
God turns a sinner into a stone for punishment (Sakaoğlu, 2003:69-79).
The good example of value of love for homeland is the Crimean Tatar legend about
Aziz. A centenarian made a “hajj” (he came from Crimea to Mecca). The man was killed by
Arabs on his way home, but before he died he remembered his homeland, garden and nutwood.
He asked God to be buried in Crimea and he heard like some voice promised him that. When the
Arab cut his head, the old man took it under his arm and walked from Mecca to Crimea. The
people from his village noticed a grave near his nutwood and saw a green light there, and they
understood that this is the grave of Aziz (which means “saint”) (Marx, 1918:260-264). It is
obvious that there is nothing impossible for mythological thinking in this legend: an old man was
walking a long way to Mecca, and more fantastically, a dead man was returning home. Strong
love for native land, the desire for living in Crimea (even though it is not possible), and
mythological thinking constituted unbelievable miracle – a dead man came back to Crimea. The
motive “cut head” (“kesil baş”) is also widespread in Turkey, but it is connected with other
value. This miracle is used for inspiration for victory. In legends, a dead man is continuing to
fight in spite of his head was cut (Sarı, 1994:21).
The most striking example of the value of constant love for homeland is to be found in
variants of the legend in terms of the Golden Cradle. The variants of this legend exist among
different nationalities of Crimea, such as Crimean Tatars, Greeks, Armenians, Karaites
(Kondaraki, 1883:71-76; Fayzi, 1999:22-27; Polkanov, 1995:14-15; Birzgal, 1937:365-380). The
survival of this legend was also retraced. It was born in ancient times, but it is continue to work.
The legend was transformed in Soviet times (Vul&amp;Shlyaposhnikov, 1959:57-61) and adapted to
contemporary culture (Tkachenko, 2009). According to the legend, there were two enemy clans
in Crimea, one of them being autochthonous, another being alien. When locals began to lose the

�war, their leader made a decision to save his people by following this way: he climbed up to an
inaccessible mountain, hid a cradle (the sacred object of the clan) in a cave, and charmed by
means of the spirits of that cave. The cradle in this legend became a symbol of the life of nations.
If the cradle is destroyed, the people of Crimea will disappear. Keeping the cradle in the cave is
the essential condition of the safe existence of Crimean people. The love for motherland is
universal. This value is conjoint for Crimea. It does not separate peoples, but unites them,
because Crimea is the home for every Crimean nation. The fact that variants of the legend exist
among all Crimean nations affords us an opportunity to say about possibility of dialogue of
cultures based on universal value of love for Crimea.
The value of love for homeland is present in Turkish legends also, but in different way. If
in Crimea most legends tell about importance to defence of homeland, then in Turkey motif of
conquest is more popular. Folklore narrates about the most vital problems. Crimea and Turkey
has different histories. Crimea all time was conquered by new strangers. It was permanent
danger to lose homeland. Whereas in Turkey people were not in jeopardy of loss of home, quite
the reverse, essential problem was to take new lands. It is very rarely when value of capture is
near to miracle, because legends try to show that Turks took countries by themselves without
help of miracle, using just their intellect and power.
Value of sacred was singled out in Turkish legends as the most important by the reason
of frequency of legends about saints. There is even specific genre “menkabe” (legend about
saints), which does not exist Crimean folklore at all. The value of sacred is also critical by the
reason of quality of miracles, such as a saint’s forecast of rain or control of the weather; whole
army was fed by one saint; a saint’s ability to control wild animal; impossibility to burn a saint
on fire; undecomposition of dead body; good smell from a grave; a saint’s prayer on his own
grave; sound of spoken Koran from holy places. However, the most impressive miracles in
Turkish legends are reanimation from death and saint’s movement from Turkey to Mecca and his
return to Turkey in one day. There are just three Turkish legends where a saint makes alive
human and animal (Önder, 1966:91-93; Nasrattınoğlu, 1973:19-21; Yavuz, 2007:297). However,
motif “motion in space” is very popular. It is a legend about a master and his helper. The master
went to Mecca. On Friday the helper asked master’s wife to make halavah/cutlet and brought it
hot to his master to Mecca, after this came back to his home in the same day. When people form
his village found out this relocation, they realized that the helper was a saint. Most probably that
the miracle of reanimation from dead is less impressive then travelling through the space,
because death and sleep some times are indistinguishable, but to be in Turkey on Friday morning
and to be in Mecca for Friday namaz (while halavah is still hot) is really something incredible.

�There is also very strong and ancient value of protective function of holy. Crimean
material does not have these samples. For example, according the legend “Sivri tepe,” there were
graves of Turk saints, and Greeks were afraid of them. When they came by with Turkish
prisoners, they wrapped up horseshoes that the saints could not hear them, but once they forgot
and the Turk saints woke up, caught up Greeks and turned them to stones (Sakaoğlu, 2003:5051). Life-saving of Turkish soldiers by the dead saints is an interesting miracle which is one
more proof of importance of value of sacred for Turkish culture.
The value of sacred exists in Crimean legends also but, in the majority of cases, it
accompanies with standard miracles from hagiography. However, it is possible to find original
patterns. In Crimean legends “Karadag bells’s ringing,” there was a small church in Karadag
Mountain in Koktebel. The church was so poor that it even did not have bells. St. Stephen sailed
by the church on the night of Easter. The saint prayed to God, and nonexistent bells started to
ring. Now every Easter people who live in Koktebel hear ringing of nonexistent bells (Marx,
1917: 26-27). Undoubtedly vary beautiful miracle goes with meaning of Christian faith.
After values of sacred and love for homeland value of life and health is among equally
important both Crimea and Turkey. In Crimea, the value of life is widespread in the legends
about holy springs and saints’ graves. There are problems with potable water in Crimea, that
attracts attention and every springs become sacred objects for all nationalities. In legends,
springs are believed to have healing, if not reviving properties. Values of health and life are
universal for everyone, and one spring can be a pilgrimage center of different nations. As an
example, Savupulo’s spring in Simferopol is revered by both Christian and Muslim, but the place
has different legends. Christians believe in the healing properties of the water due to the legend
about a Greek who recovered his sight by washing his eyes in the water of the spring. The grave
of Saint Salgir Baba, which is near the spring, explains sacredness of the water for Muslim
people. In Crimean legends, water is source of life, but in Turkish legends, water is also
important for abdest. For example, in the legend “Kanliçeşme,” a woman let pass a saint through
a spring that the saint could have abdest, and the woman was awarded with nonelapsing food
(Alpaslan, 2006:13). Thus, sometime the value of holly is more meaningful then value of life and
health in Turkey.
The value of life sometime near to value of death, because mythological thinking is
cyclical, it combines life and death, beginning and end. Death can give birth to a spring.
Frequently, this is death of a saint and his grave next to a spring, which makes the spring sacred.
The sacredness of a place is proven by the miracles of recovery on the saint’s graves. The same
as springs, every nationality worships the graves of Christian and Islamic saints, because it is not

�possible to divide values of sacred and life, they are precious for all people what makes dialogue
of cultures feasible.
Conflict between two values
Legend can contain two opposite values, when heroes have to choose between two
values, and this alternative gives more importance to chosen value. It can be opposition of two
good or two bad values. For example, there is a conflict between sexual desire and thirst for
treasures in Crimean and Turkish legends about treasure-hunting. The main characters of these
legends have to choose between a beautiful devil woman and the riches that she is guarding.
“The gold and the woman are two different deaths when the Devil interferes in the case,” which
is the way that one Crimean legend ends (Marx, 1914:247). Does not matter what main hero will
choose, both leads him to trouble.
Metamorphoses of human beings into stones are very popular motifs in Crimean and
Turkish mythology. Generally this is an example of the conflict of two positive values –
freedom and life. In this conflict freedom always wins. A Russian philosopher, N. Berdyaev,
proved that the value of freedom is even more important than the value of happiness, people
always choose freedom over life (Berdyaev, 1993). Widespread in Crimea, the legend “Alive
rocks” tells about a mother and a daughter who did not want to be in a rich bey’s harem and they
chose to be turned to stone over to be held in captivity (Marx, 1917:47-49). Choosing a freedom
over life is value conflict that exists in all variants of the legend, but in one, its collector N. Marx
added his own value – love the mother for her daughter. N. Marx brought it in the legend by
making literary insertions, such as “mother’s love is born before child’s birth and does not end
after mother’s death,” “mother’s endearment is like breeze in hot day, like sun warming in rainy
weather,” “remember your mother, if she has left this life, and this will relieve your heavy
heart,” or “woman is weak but when she has to rescue her child she can be harder then stone”
(Marx 1917, 47-49). Thus, besides main value conflict Marx brought his own value which is not
exists in folklore texts.
Metamorphoses of humans into stones have also conflicts of values “love and death.”
Most of characters choose death over life without love. In Turkish legends, metamorphoses also
have specific motivations, such as fear and death, dishonour and death, grief and death,
hopelessness and death.
However, the most bright example of conflict of two positive values is about choosing
between love for homeland, its defence, self-sacrificingness, civicism and life in Crimean
legends; and the most frequent conflict is Islamic and not-Islamic beliefs in Turkish legends.
The conflict “love for home and life” is in Crimean legend “Arzı kız”. The beautiful girl
Arzı was kidnapped from her village Mishor shortly before her wedding. She was sold to the

�harem of a Turkish Sultan. In spite of her rich life in Istanbul, homesickness made her deeply
unhappy. Even giving birth to a son did not make the situation better. She took her child and
threw herself from a tower to the Black Sea. The inhabitants of her village started to notice that
the girl with her child went out of the sea and spent some time near her favorite fountain every
year (Krishtof, 2001:207-212). Arzı chose her homeland over her life and life of her child.
Mythological thinking tries to highlight the value of love for Crimea by using fantastic miracle
“dead person return to home” as a vehicle.
The conflict of two opposite values in Turkish folklore is the conflict of Islamic and notIslamic beliefs. One very popular legend tells about non-Muslim boy (Greek or Armenian) who
ask Turkish girl to marry him in exchange for hay (Sakaoğlu, 2003:44-45; Tatlı, 2005:40-44;
Özen, 2001:206; Çebi, 2001:63-68). It was a year of bad harvest. People of the village did not
have hay for animals which started to die. The reach boy had enough food for saving the village
from death, and he made a condition – the most beautiful girl had to marry him and renounce her
faith. Thus, the heroine had to make choice, she either had to betray her faith or to doom her
people to death. In this desperate situation the girl started to wrestle with God, who helped her.
Incredible miracle happened: spring came in winter, trees were in bloom, grass turned green. We
can see again an example how the most important value of Islam is underlined by beautiful
miracle.
However, it is extremely important to emphasize that value of sacred is not divided into
religions in Turkish legends. Thus, both Christian and Muslim sacred places and people are holy
for every religions. There is no conflict of religions there. For example, in the legend “Cabbar
dede,” an Armenian called out his saint for help. The saint came and asked why he was called.
When he got an answer, he got angry. He said that there is local Turkish saint Cabbar dede, why
man did not ask him for help and made his Armenian saint traveled long way from Baghdad to
Turkey (Kavcar, 1990:52-55). In other legend “Bolulu hoca mezarı,” one famous orthodox priest
died. Muslims and Christians were bidding to carry his coffin. The dead priest rose from his
coffin and pointed to Muslims (Yavuz, 2007:281-282). In legend “Şeyh Salih kilisesi ziyareti,”
after death of an Islamic saint, people built both a mosque and a church on his grave. Now both
Muslim and Christian are visiting his grave (Yavuz, 2007:256).
There are two good examples for holly places which are universal for many religions:
Hagia Sophia and the Sumela Monastery. There are a lot of legends that show holiness of these
places for Muslim and Christians. The legend about the Sumela Monastery tells about translation
of Icon of the Virgin Mary into Melá Mountain in Trabzon and foundation of monastery there.
When Turk came to the Monastery they tried to break, burn, sink the icon but could not succeed.
When Sultan Murat passed near the Monastery and heard strange sounds, he ordered to open fire,

�but nothing happened to the building, then Turks understood that this was holly place that could
not be destroyed. There is a pool with holly water inside of the Monastery. Both Muslim and
Christian heal there but Muslim sacrifice animals after recovery (Gedikoğlu, 1998:108).
Hagia Sophia is also sacred for both Christian and Muslim. In Byzantine Empire, as the
main church, in Ottoman Empire, as the main mosque, Hagia Sophia is holly place that does not
need to be translated from one cultural tradition to another. The building has strong sacred
meaning for all religions. Thus, there are Turkish legends about construction of Hagia Sophia.
They are proving holiness of the building from the beginning. For example, water for cement
was brought from the Kaaba (Önder, 1966:23).
However, capture of Istanbul and Hagia Sophia has absolutely different evaluation from
Greek and Turkish point of view. The Crimean Greek legend “Shadow” is about conquest of
Hagia Sophia. It describes Turks as very cruel people. Sultan Mehmed the Conqueror ordered to
kill every person who was hiding and praying in Sophia, so he was able to pray there in silence.
Sultan entered to the church where dead people were laying on the floor and stumbled over
corpses. His hand was dirtied up in human blood. He printed his hand on column. We can still
see this print in one of Hagia Sophia’s column. Sultan started to pray but he was interrupted by
an old Orthodox priest who started to serve his Lord. Fatih commanded to brick him up, but the
priest disappeared. Only his voice said “I will come back when Sophia becomes ours again”
(Marx, 1917:50-53).

According to Turkish legends, Mehmed was hero which conquered

Istanbul, of course there are no descriptions of Sultan’s savageness in Turkish legends, it is only
said that he swung around building of Hagia Sophia in the direction of the Kaaba, and by this
way changed it from a church to a mosque (Önder, 1966:23).
It is more then understandable that the fact of seizure of Istanbul was tragic for Greeks so
they mythologized Mehmed as a pure evil, whereas capture of Istanbul was very important for
Turks, so Mehmed was mythologized in good way and was able to do marvels. However capture
of Hagia Sophia is secular event, and the reactions are different, but concerning sacred meaning
of the building, it did not change its holly shade for both religions.
Conclusion
Study of Turkish and Crimean legends helped to understand value preferences of two
cultures. There are values of patriotism, sacred, life, health, freedom, love both in Crimean and
Turkish legends. These values are dialogic values, they unite cultures.
The most important value has to have the most incredible miracle. Thus, in Crimean
legends the most popular value is the love for homeland and it is emphasized by the most
impressive miracle of dead person return to home. In Turkish legends, the most significant value

�is sacred and it is accompanied by the miracle of movement in space. Dominant values attracted
the most unbelievable miracles.
There are differences between two groups of texts. Crimean legends were process by
their collectors, but Turkish legends are pure folklore material. However, content analysis
showed that in general their value preferences are similar.
It is important to publish more collection of Turkish legends in many languages, because
above mentioned values which are inside of legends make possible dialogue of cultures.
However, publishers should be careful, because so-called “black legends” also exist and contain
negative values inside. These legends can result national conflicts and discord. Myths and
legends have a strong influence on people consciousness and goal of scholars control this
influence.
Acknowledgements
The author wishes to acknowledge The Scientific and Technological Research Council of
Turkey who provided the fellowship that made this research possible. I also wish to thank my
scientific advisor, associate professor Ayşegül Aydıngün.
References
Alpaslan İ. (2006). Demirci efsaneleri, İzmir.
Ayva, A. (2003). “Bozkır efsanelerinde örnekler.” Folklor edebiyat, Sayı 32, p. 333-337.
Barışcan, H. (2010). İstanbul efsaneleri: Anadolu mitolojisi 3, İstanbul: Cumhuriyet
Kitapları.
Berdyaev, N. (1993). О naznachenii cheloveka. Moscow: Respublika.
Birzgal, J. (1937). Qrьm tatar masallar ve legendalar, Simferopol: Qrım ASSR.
Boratav, P. N. (1973). “Efsane”. Türk halkbilimi.100 soruda türk halk edebiyatı, İstanbul:
Gerçek Yayınevi, p. 98-108.
Çebi, S. (2001). Ordu Efsaneleri – Ordu Folklorundan Damlalar, Ordu.
Çıblak, N. (1997). “İçel efsaneleri üzerinde.” Folklor edebiyat, Sayı 12, p. 119-132.
Duman, M. (2010). İstanbul efsaneleri, İstanbul: Heyamola Yayınları.
Fayzi, M. (1999). Legendi, predaniya i skazki Krima, Simferopol: KGMU.
Gedikoğlu, H. (1998). Trabzon efsaneleri ve halk hikayeleri, Trabzon: Trabzon Valiliği.
Gülensoy, T. (1988). “Doğu Anadolu efsaneleri içinde tunceli efsanelerine bir bakış.”
III.UlusIararası Türk Halk Edebiyatı Semineri, Eskişehir, p. 165-172.
Kara, R. (1993). Erzincan efsaneleri üzerine bir arıştırma, Ankara: Erzincan Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı.

�Kavcar, C. (1990). Efsanelerimiz: İnönü Üniversitesi efsane derleme yarışması, Malatya:
İnönü Üniversitesi Basımevi.
Kondaraki, V. (1883). Legendi Krima, Moscow: Tipografiya Checherina.
Krishtof, E. (2001). Legendi Krima, Simferopol: Dar.
Marx, N. (1914). Legendi Krima, Moscow: Skoropechatnya A.A. Levenson.
Marx, N. (1917). Legendi Krima, Odessa: Odesskie novosti.
Marx, N. (1918). “Aziz. Bakhchysaray legend.” Izvestiya Tavricheskoy uchenoy
arhivnoy komissii, № 54, p. 260-264.
Nasrattınoğlu, İ.Ü. (1973). Afyonkarahisar efsaneleri, Ankara: Nasrattınoğlu Yayınları.
Ocak, A. (1986). “Tarih ve efsanenin bir kavşak noktası: türk folklorunda kesikbaş.”
III Mületlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara, p. 203-213
Önder, M. (1966). Anadolu efsaneleri, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Örnek, S. V. (1971). 100 soruda ilkellerde din, büyü, sanat, efsane, İstanbul: Gerçek
Yayınevi.
Özdemir, H. (1986). “Etiyolojik türk halk efsaneleri.” III Mületlerarası Türk Folklor
Kongresi Bildirileri, Ankara, p. 305-310.
Özen, K. (2001). Sivas efsaneleri, Sivas.
Polkanov, V. (1995). Legendi i predaniya karaev (krimskih karaimov-turkov),
Simferopol.
Sakaoğlu, S. (2003). 101 Anadolu efsanesi, Ankara: Akçağ.
Sakaoğlu, S. (2009). Efsane araştırmaları, Konya: Kömen Yayınları.
Sarı Z. (1994). Hatay’da efsane ve menkıbeler, Antakya.
Seyidoğlu, B. (1985). Erzurum efsaneleri. Erzurum’da belli yerlere bağlı olarak
derlenmiş efsaneler üzerinde bir incleme, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.
Tatlı, İ. (2005). En güzel Türk ve Anadolu efsaneleri, İstanbul: Papatya Yayınları.
Temnenko, G. (2002). “Crimean legend and some characteristics of modern cultural
consciousness.” Etnografiya Krima XIX – XX vekov i sovremennie etnokulturnie processi.
Tkachenko S. (2009). “Golden cradle quest.” Krimskaya Pravda, № 36, p. 3.
Useynova, V. (1998). “Simbols of mountains in Crimean Legends.” Kultura narodov
prichernomorya, p. 258-260.
Vul, R., Shlyaposhnikov, S. (1957). Krimskie legendi, Simferopol: Krimizdat.
Yavuz, M. H. (2007). Diyarbakır Efsaneleri, Istanbul: Cumhuriyet Kitapları.
Yücel, M. (2003). Kürt coğrafyasında göl ve ırmak efsaneleri, İstanbul: Evrensel BasınYayın.

�Zherdieva, A. (2010). “Models of mythologization of cultural consciousness in the
coordinates of the Soviet ideology (by way of example, the ten postwar collection of Crimean
legends).” Almanah Tradicionnaya kultura, № 2, 110-127.
Zherdieva, A. (2011). “Crimean tatar legend about golden Cradle.” Emel, № 232, p. 5458.
Zherdieva, A. (2012). “Principles of publishing of Crimean legends.” Kultura narodov
prichernomorya, № 220, 148-156.
Zherdieva, A. (2013). Crimean legends as phenomenon of world culture, Saarbrücken:
LAP LAMBERT Academic Publishing.

Biographical Note
Dr. Anastasiia Zherdieva is a research fellow at Middle East Technical University,
Ankara, Turkey. Her research interests are legend as folklore genre, Crimean and Turkish
folklore legends, relationships between legend and myth, cultural consciousness in legends, the
concept of “miraculous”, “sacred” and “value” in legends.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11959">
                <text>2016</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11960">
                <text>THE COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS: THE VALUE ASPECT</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11961">
                <text>ZHERDİEVA, Anastasia</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11962">
                <text>Key words: Turkish legend, Crimean legends, universal values.  ABSTRACT  Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages. Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. There are Turkic peoples (Crimean Tatars), Greeks, Armenians, Karaites in Crimea. Almost the same national structure exists in Turkey. There is a difficult political situation in Crimea because different ethnic groups cannot live in peace. Folklore, as an oral history and a mythological subconsciousness of nation, gave us productive material for the analysis of national problems and discovery of their solutions, so we believe that it will be possible to do the same research with Turkish legends. It is also important to find similarities and differences between Crimean and Turkish folklore, discovering the common motifs and analyzing why exactly these motifs are common between these cultures. Investigating common values of different nations is of great importance for this research. The crisis of modern culture appeals for search of universal values. It is especially productive for the studying of legends from different nations which live in one cultural space, such as Crimea and Turkey. The analysis of the variants of legends from various people or different times can give fruitful results. The study of legends from different nationalities can help the identification of value preference horizontally and the study of legends from one culture, but in a different time, will give value preference vertically.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11963">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11964">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11965">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11966">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1489" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1977">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/db099e1824322658f7f8b5cb922c59c6.docx</src>
        <authentication>0bc16db85f8c8dc67260efdbf8b69edc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1978">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/564fad740ba367b884a75f4edacaebd4.pdf</src>
        <authentication>32bd39c1d95e6e6de5cb50e0b881a3f7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11957">
                    <text>DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI FARKLI
KELİMELER ÜZERİNE
Vahid ZAHİDOĞLU ADİLOV
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Nesimi Adına Dilcilik Enstitüsü, Azerbaycan Dili Tarihi,
Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler.
ÖZET
Dede Korkut Kitabı’nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az
araştırılmış ve metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir.
Vatikan nüshası müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini
uygulaması, bazı kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki
kelimelerden farklı kelimeler kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir
nüsha olduğuna dair fikir oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar
sırasına alınmış ve müstensihin kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa
titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı
olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan
nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek mümkündür: Orsan ‫“ ُوا ْر َس ا ْرا‬ordugâh,
karargâh”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ِا‬yañıldı, kâfir kaçdı (V. 84). Dresden
nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye rastlanmamaktadır.
Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq “şah çadırı,
karargâh”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir. Olğacı
‫“ ُوا ْرل َسغ ِجی‬kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu kelimenin
yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında
Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime
Moğolcadaki olğa - “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır.
Beri ‫“ بَس ِریا‬tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün”
kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan
tamam ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır. Mağmun ‫ “ َس ْرغ ُو ْرا‬zavallı”. Arapça ğabene ‫َس َس َسا‬
“aldatmak” köküne bağlı mağbun ‫“ ا َس ْرغ ُو ْرا‬aldatılmış, incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma
dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş Azerbaycan konuşma dilinde
kullanılmaktadır. Bildiride Vatikan nüshasında kullanılmış diğer kelimeler üzerine de
açıklamalar yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1979">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cd9a252c50551ddb5eb4805b17ed0e2e.pdf</src>
        <authentication>5023e0a745a7074193b71772a62e6dec</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11958">
                    <text>DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI
FARKLI KELİMELER ÜZERİNE
Vahid ZAHIDOGLU ADILOV 1
Özet
Dede Korkut Kitabı‟nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az araştırılmış ve
metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir. Vatikan nüshası
müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini uygulaması, bazı
kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki kelimelerden farklı kelimeler
kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir nüsha olduğuna dair fikir
oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar sırasına alınmış ve müstensihin
kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu
kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan
bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek
mümkündür:
Orsan ‫“ ُوا ْر َس ا ْرا‬ordugah, karargah”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ِا‬yañıldı, kafir
kaçdı (V. 84). Dresden nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye
rastlanmamaktadır. Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq
“şah çadırı, karargah”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir.
Olğacı ‫“ ُوا ْرل َسغ ِجی‬kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu
kelimenin yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında
Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime Moğolcadaki olğa “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır.
Beri‫“ بَس ِریا‬tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün”
kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam
ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır.
Mağmun ‫ “ َس ْرغ ُو ْرا‬zavallı”. Arapça ğabene ‫“ َس َس َسا‬aldatmak” köküne bağlı mağbun ‫“ ا َس ْرغ ُو ْرا‬aldatılmış,
incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş
Azerbaycan konuşma dilinde kullanılmaktadır.
Anahtar kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler
1

Doç. Dr., Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Nesimi Adına Dilcilik Enstitüsü,

vahid.zahidoglu@rambler.ru

�ON SOME WORDS USED IN THE VATICAN MANUSCRIPT OF THE ‘BOOK OF
DEDE KORKUT’

Abstract

One of the views about the Vatican manuscript of the „Book of Dede Korkut‟ (Kitabi-Dede
Korkut) is that the manuscript is an imperfect copy which has been copied by a secretary who was
unfamiliar with Turkic languages. This is mainly grounded on the facts that a) the Vatican manuscript
uses a system of harakat that is uncharacteristic for the Oghuz monuments; b) as compared with the
Dresden manuscript, there are many abridgements; c) a number of different words are used in this
manuscript. The investigation shows that the different words, introduced into the text by the secretary of
the Vatican manuscript, are non-random and are directly related to the text content. A comprehensive
study of these words shows that the claims against the secretary of the Vatican manuscript are not always
objective.
Orsan

‫„ ِ ُوا ْر َس‬armed camp, headquarters‟: Təkür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı

‫ ِا‬yañıldı, kafir kaçdı (V. 84). The Dresden manuscript does not contain the phrase orsanı yañıldı. In our
opinion, the word orsan is related to the root or. The monuments register the following words related to
this root: orak „the king's tent, headquarters‟ oram „environs, side, surroundings‟, ordu ~ orda „place of
residence‟, etc.
Olğacı ‫„ ُوا ْرل َسغ ِجی‬mercenary‟. In this sense we find the word ülufeci in the Dresden manuscript.
The word olğa in the meaning „wage, salary‟ can be regarded as a common lexical unit in the Mongolian
and Turkic languages. In our opinion, the word is related to Mongolian olğa „to pay, to disburse, to
provide‟ and formed from noun correlate of this verb, and is fully synonymous with the word ülufeci
registered in the Dresden manuscript.
Beri‫„ بَس ِریا‬all right!, agreed!, OK!‟. This is the phonetic variant of the word barı / varı “whole,
entire” and a semantic equivalent of modern Turkish modal word tamam „well, okay‟ which is
intensively used in dialogical speech.
Mağmun ‫„ َس ْرغ ُو ْرا‬pitiful, pitiable, pathetic‟. This is the adapted colloquial form of the word
mağbun ‫„ ا َس ْرغ ُو ْرا‬cheated, deceived, offended, treated badly‟ formed from Arabic root ğabene ‫„ َس َس َسا‬to
cheat, to deceive‟. The registered form in the Vatican manuscript is now used in modern Azerbaijani
colloquial language.
The paper deals with a number of other words registered only in the Vatican manuscript.

Key words: The Vatican manuscript, dissimilar words.

�Bilim dünyası tarafınfan Dede Korkut Kitabının Dresden ve Vatikan olmak üzere iki
nüshası bilinir. Bugüne kadar Dresden nüshası daha çok araştırılmış, Vatikan nüshası ise
yardımcı bir kaynak olarak değerlendirilmiştir. Altı boy ve bir mukaddimeden oluşan harekeli
Vatikan nüshası hakkında Dede Korkut üzerine araştırma yapan bilim adamları birbirine zıt iki
fikir ileri sürerler. Bunlar;
1. Vatikan nüshası bilgili bir müstensih tarafından istinsah edilmiş bir nüshadır.
2. Vatikan nüshası Türk dillerine hakim olmayan bir müstensih tarafından istinsah edilmiştir.
Ikinci fikri savunanlar daha çok Vatikan nüshasında eski Oğuz abideleri için karekteristik
olmayan harekeleme sistemin mevcutluğunu, Dresden nüshası ile mukayese edildiğinde
kısaltmalar yapılmasını ve bazı farklı kelimelerin kullanılmasını delil olarak ğöstermektedirler.
Muharrem Ergin bu konuda şu hususları dile getirir: “Vatikan nüshası Dresden nüshasına
nazaran çok kötü bir nüshadır. Harekeler çok yanlış bir şekilde konmuştur. Özel adlar bile
birkaç şekilde yazılmış ve harekelenmiştir. Nüshanın bu vasfı esas ve çok iyi bir nüsha olan
Dresden nüshasına onun yapacağı yardımı çok azaltmaktadır. Dresden nüshası ile aynı bir
nüshaya dayandıkları anlaşılan Vatikan nüshasının müstensihi, asıl nüshada anlayamadığı
kelimeleri çok defa atlamıştır. Birçok yerde de ifade farklı bir şekil almış ve bazan birbirinden
çok fazla ayrılmıştır”. (Ergin, 1958: 66)
Bir zamanlar biz Ergin‟in Vatikan nüshasında harekelerin yanlış olduğuna dair söylediği
teze karşı çıkarak bu nüshadaki harekeleme sisteminin Mısır‟da yazılan Kıpçak abidelerinde de
(Kerderli Mahmut‟un Nehcü‟l-Feradis, Ebu Heyyan‟ın Ed-Dürretü‟l-Mudiyye Fi‟l-Lügati‟tTürkiyye vb.) tatbik edildiğini göstermiş ve bu sebepten de Vatikan nüshasının Mısır‟da istinsah
edilmesi ihtimalini dile getirmiştik. (Zahidoglu, 1999: 153-167). Dede Korkut‟un Vatikan
nüshası Kahire‟de yaşamış Sıdkı müstear isimli Seyit Ahmet bin Hasan Bali ed-Devedari‟nin
XVI. asrın ortalarında istinsah edilmiş „‟Hikayet-i Latife-i Ucube ve Mahcube-i Zarife‟‟ adlı
eseriyle aynı cilttedir. (Adilov, 1999:13) Bu delil de Vatikan nüshasının Mısır‟da istinsah
edilmesi tezini kuvvetli şekilde desteklemektedir.
Vatikan nüshası müstensihine yöneltilmiş esas suçlamalardan birisi de istinsah sırasında
birçok farklı kelimeden istifade edilmesidir. Genellikle bahsedilen kelimelerin semantik
hususiyetleri ve etimolojisi belirlenmemiştir. Burada biz Vatikan nüshası katibinin metne
eklediği bazı kelime ve ifadelerin metne uygunluğunu, Dresden nüshasındaki kelime ve
ifadelerle ne derece uygun düştüğünü ele almaya çalıştık. Dede Korkut hikayelerinin her iki

�nüshası arasındaki leksik farkların sistemli bir şekilde araştırılması ve onların objektif tarihi
lenguistik izahının verilmesi bu eski abidenin incelenmesinde ortaya çıkan bazı problemlerin
çözümü için son derece önem taşır.
Orsan “ordugah, karargah, ordunun konuşlandığı yer, mevki”. Kelime Vatikan nüshasının
“Hekayet-i - Kazan begüñ oğlı Uruz Han Dutsak Oldığıdur” boyunun sonluğunda kullanılmıştır:
[Taş] Oğuz begleri Tondar ile sağdan depdi. Cılasın beg yigitler soldan depdi. Kazan beg [İç]
Oğuz begleri ile tüpe depdi. Tekür ile2 Şöklü Melike havale oldı. Bögürdübeni atdan yıkdı, başın
kesdi. Sağ tarafdan Qara Tügen Melike** Dondar yetdi, kılıçladı, yere saldı. Sol tarafda Buğacıq
Melike Kara Budak karşu geldi, sancubanı yere saldı. Kara tuğın boyı uzun Burlı hatun kılıçladı,
yere saldı. Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ُوا ْر َس اِنی‬yañıldı, kafir kaçdı (V. 84).
Dresden nüshasında bu metin parçası aşağıdakı şekildedir: [Taş] Oğuz begleri ile Tondar sağdan
depdi. Cılasun beg yigitler ile Kara Budak sola depdi. Kazan kendü düpe depdi. Tekür ile Şöklü
Melike havale oldı. Bögürdübeni atdan yere saldı, alca kanın yer üzerine dökdi. Sağ tarafda Kara
Tügen Melike Tondar karşu geldi, kılıçladı, yere saldı. Sol tarafda Buğacık Melike Kara Budak
karşu geldi, sancubanı yere çaldı, depretmedin başın kesdi. Boyı uzun Burla hatun kara tuğın
kafirüñ kılıçladı, yere saldı. Tekür alındı, kafir kaçdı (D. 152 - 153). Görüldüğü gibi, Dresden
nüshasında orsan kelimesinin geçtiği kısım kısaltılmıştır.
Buradaki ‫ ُوا ْر َس اِنیا َ ی ِک ْرل ِدیا‬yazılışını M. Ergin nüsha farklarında ursanı yeñildi şeklinde
okuyarak ilave açıklama vermemiştir (Ergin, 1958: 176). S. Tezcan və H. Boeschoten‟in
hazırladıkları metinde uruşanı yañıldı şeklinde okunmuş, “Yazılışlara ilişkin notlar” bölümünde
“Okunuşu kesin değildir ‫ ’ ا ُوا ْر َس اِنیا‬VRSNY ursanı okunabilecek biçimde yazılmış ve
harekelenmiştir” notu düşülmüş (Tezcan - Boeschoten, 2001: 273; 313). S. Tezcan‟ın ayrıca
yayınladığı “Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar” adlı eserinde‫ ا ُوا ْر َس اِنیا‬yazılışı üzerinde
daha çok durulmuş, metne ilave edilen düzeltmenin sebebi açıklanmaya çalışılmıştır: “Tekür
alındı, Melik dutıldı, tuğ yıkıldı, ‫ا ُوا ْرا َسااِنی&gt; ُوا ْر َس اِنی‬uruşanı (?) yañıldı. Uruşanı düzeltmesi kesin
değildir, ursanı da okunabilir; uruşanı yañıldı ya da urşanı yañıldı tam olarak anlaşılmıyor;
yañıl - “yanılmak, hata etmek” burada anlamca uygun düşmüyor; zorlamayla “vuruşanlar şaşırıp
kaldı” diye anlamlandırmak mümkün. Kül Tegin yazıtında yañıl - “ihanet etmek” anlamına gelir,

2

Metinde yanlış olarak Tekür Melike yazılmıştır. İfadeni Dresden nüshasına istinaden düzelttik.
Dresden nüshasındaki Kara Tügen Melik ifadesinin yerine burada Kara Güne Melik kelime grubu kullanılmıştır.
S. Tezcan ifadeye Kara Tekür Melik şeklinde düzeltme yapmıştır. (Tezcan, 2001:, 275). Aynı düzeltmeyi kabul
etmek mümkün değil. Çünkü tekür və melik rütbe adlarıdır. Buna göre de onların birlikte kullanılması mantıksızdır.
Hem de evvelki satrın mazmunundan anlaşılır ki, merkezde (düpde) tekür‟le Dondar değil, Kazan Bey
karşılaşmıştır. Güne kelimesinin hata sonucu metne dahil edildiğini düşünmek mümkündür (Vatikan nüshasının
müstensihi kopyalama sırasında bazı yerlerde kısaltma yapmıştır. Muhtemelen kaynak nüshada Kara Günenin adı
evvelki veya sonraki satırların birində anılmış, yazma srasında müstensihin gözü o kelimeye ilişmiştir). Bundan
dolayı biz Dresden nüshasındaki KaraTügen Melik yazılışını doğru varyant olarak kabul ettik.
**

�fakat Eski Anadolu Türkçesinde eylemin bu anlama geldiğini gösteren tanıklar bulamadım”
(Tezcan, 2001: 394).
Dede Korkut Kitabı‟nın her iki nüshasında şin harfinin üzerindeki noktaların unutularak
yazılmamasına rastlamak mümkündür. Lakin, S. Tezcan‟ın kendisinin de gösterdiği gibi, bu
düzeltme metnin genel manasına hiç uygun gelmiyor. Halbuki müstensihin hata ettiği kabul
edilirse metne uranı yañıldı şeklinde düzeltme yapmak semantik cihetten daha uygun görünür.
Uran kelimesine Orta Türkce‟ye ait metinlerde “savaş parolası” manasında çok rastlanılır.
Uran kelimesi mazmun bakımından metne en uygun gelen sözcük olsa da müstensihin böyle
meşhur bir kelimenin yazılışını bilmemesi veya unutmasını kabul etmek çetindir. Bundan dolayı
biz başka bir varyant teklif ediyoruz: Müstensih hata etmemiştir; kelimenin orsan - ı şeklində
okunması daha doğru sayılmalıdır. Orsan kelimesini

“askerin belli bir arazide yerleşmesi,

karargah, kamp, ordugah” manasında, - ı unsurunu yükleme hali eki olarak kabul etmək
mümkündür. V. Radloff sözlüğünde Kelkütte‟de yayınlanan Çağatay sözlüğünden (1820) alınan
arsun / arsuñ ‫نک‬

/

“kamp” kelimesi verilmiştir. (Radloff, 1893: 327). Yazılışa göre

kelimenin orsun şeklinde okunuşu da mümkündür. Aynı kelimenin yazılışı ve manası Vatikan
nüshasındaki orsan kelimesiyle uygun düşer. Etimolojik bakımdan orsan kelimesini aşağıdaki
şekilde izah etmek mümkündür: Orsan Türk dillerinde yaygın şekilde kullanılan orun “yer”
kelimesiyle aynı köktendir. Bazı araştırmacılar orun kelimesinin M. Kaşgarlı divanı və Uygur
yazılarında kullanılan or - “koymak, yerleştirmek” fiilinden türediğini, etimolojik cihetten oraq
”şah çadırı, karargah”, oram ”etraf, ihata”, ordu ~ orda “yaşayış yeri, olduğu yer” vb.
kelimelerle bağlı olduğunu ileri sürerler (Sevortyan, 1974: 477 - 479). O zaman mantıki yolla
*

or “yer, mevki” kökünü tespit etmek mümkündür. Bu halde - la ekine sinonim manalı - sa eki

aracılığlya *orsa - “yerleşmek, mevki tutmak” fiili ve bu fiildən de - n ekiyle orsan “ordugah,
kamp, ordunun yerleştiği yer, mevki, karargah” kelimesi türemiştir. ”Codex Cumanicus”da or
kelimesi ”mevki, pozisyon” manasındadır (Toparlı. - Vural - Karatlı, 2003: 205). V. Radloff‟un
verdiyi arsun (? &lt; orsun) kelimesinin de aynı modele göre ve - sa ekinin fonetik varyantı kabul
edilen - sı eki vasıtasıyla türediğini ( or + su +n) kabul etmek mümkündür. Bu mana metnin
mazmununa tam uygundur. Metindeki cümlelerde ifadə olunan fikirlerin ardıcıllığına dikkat
edelim: Tekür alındı, Melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ُوا ْر َس اِنی‬yañıldı, kafir kaçtı. Görüldüğü
gibi, orsan‟ın yanılması tuğ‟un yıkılmasından sonra olur. Tuğ at kuyruğu kıllarından hazırlanmış
ve ordunun sembolü sayılan harbi alettir. Bu harbi levazımat orta çağlara ait kaynaklarda
(Kaşgarlı divanı vb.) çoğu zaman bayrakla aynı anlamda kaydedilmektedir. Savaş zamanı tuğ,
genellikle, ordu komutanının (şahın, sultanın, hanın vb.) karargahında, savaşı yönettiği yerde
bulunurdu. Savaşçılar tuğa veya bayrağa göre hareket eder, kendi mevkiini ve düşmanın durduğu
yeri, hareketlerini ona göre tayin ederlerdi. Tuğun yıkılması ordunun kendi karargahını

�yanılmasına, kargaşaya yol açır ve neticede mağlubiyet kaçınılmaz olurdu. “Dede Korkut”un
Vatikan nüshasındaki parçada da aynen buna benzer proses tasvir edilir: Tuğun yıkılmasıyla
kafir kendi karargahını yanılıyor, orduda askeri nizam pozuluyor ve mağlup olan düşman
askerleri kaçmağa başlıyorlar.
Barı “tamam, bütün”: Yalancı oğlı Yaltacuk aydur: “Bre, kavat oğlı kavat, saña düşer mi
baña bunuñ gibi söz söyleyesin? Gel, bre kavat, benüm yayumı çek, yoksa seni öldürürüm”dedi. Beryik: “Barı” ‫ َ بری‬deyüb herifüñ yayını aldı, çekdi, kabzasından iki pare etdi (V. 43). M.
Ergin ve S. Tezcan bu kelimeyi beri şeklinde okumuşlar (Ergin, 1958: 143; Tezcan Boeschoten, 2001: 233). M. Ergin bu okunuşa hiç bir şerh vermemiştir. S. Tezcan‟ın aynı
kelime ile bağlı açıklaması ise daha çok farziyelere bağlanır: “[Bu sözcük] Drs. nüshasında
yoktur. “Beri!” burada düşüm (ellipse) ile olarak “Beri ver!” (Bana ver; buraya getir, ver) yerine
kullanılmış olabilir; krş. ADİL 253 bəri 1. ‟de verilen örneklerden: “Yönetici eli ile cep defterini
gösterdi: - Onu da beri ver![dedi]”. İkinci bir öneri: Aslında buradaki sözcüğün ‫ ابری‬beri değil,
‫ یری‬yeri “öyle olsun, münasip, yeridir” olması gerektiği ihtimali de akla gelmektedir. Bkz. TarS.
4537 yeridür. TarS.ndeki bütün tanıkların +dür ile olmasına rağmen DKK‟ndaki yeri de aynı
anlama gelmiş olabilir. Benzer bir durumda, Drs. 20b. 2‟de (= Vat. 84b. 3) maslahatdur
deyişinin kullanılmış olduğuna dikkat edilmeli” (Tezcan, 2001: 384). Anlaşılan bar / var
kelimesindeki etimolojik uzun a sesinin varlığı yazarı beri okunuş varyantına üstünlük vermeye
sevk etmiştir. Lakin bu kökten türeyen ba.ka kelimelrde uzun a sesinin kısa a-ya çevrilmesine ait
deliller de mevcuttur. Mes. Türkmencede ba: r “var” kelimesinden türemiş barça “tamam,
bütün” kelimesinde uzunluk kaybolmuştur. Metnin mantıkına göre, Beryik Yalancı oğlı
Yaltacuğun teklifine katılır. Buna göre de onun cevabında tasdik, razılık ifade eden kelimenin
kullanılması tabiidir. Türk dilində belli bir mesele ile bağlı iki neferin sohbetinin bitmesi
sırasında tamam kelimesi kullanılır. Kanaatimizce, barı kelimesi çağdaş Türk dilində aynı
durumda kullanılan tamam kelimesi ile anlamca örtüşmektedir. Barı kelimesi “tamam, bütün”
manasında Türkmence‟de bugün de kullanılmaktadır. Bahsedilen kelime barı / baru
varyantlarında Orhon - Yenisey abidelerinde ve “Kutadgu Bilig”de de vardır. Eski Anadolu ve
Azerbaycan yazılı kaynaklarında bu kelime daha çok b &gt; v değişmesiyle varı şeklində
kullanılmıştır: Nedir kastı ne deñlüdür çerisi / Çerinin nice bin ola varısı (Şehname Tercümesi,
XVI); Karbanı gördi çün kardeşleri / Anda geldi bunlar cümle varı (M. Darir); Şemun aydur:
Taş ile ben evlerin / Kılayım zirü zeber, ne kim varın (M. Darir); Varı şehvet barmağından
tökülür / Şehveti geder, bu kez sakin olur ( Şeyyad Hamza); Bir degül, iki degül kim bivefasız
varınız (N. Kişveri); Her seri - muyimde bir baş olsa muyi - ser gibi / Kesse varın, tiği xunrizinden yemen ictinab (M. Fuzuli) vb. Türkmence istisna olarak, digər Oğuz dillerinde
kelime başında b &gt; v değişmesinin normal fonetik hadise olduğunu kabul etsek, “Dede Korkut”ta

�da varı fonetik varyantının kullanılması gayet dogaldır. Lakin, varı fonetik varyantının zamir
görevinde kalıplaşması

barı kelimesinin tasdik makamında kullanılan arkaik unsur olarak

korunmasına yol açmıştır. Bunlara esasen şu şekilde bir sonuca varmak mümkündür: “Dede
Korkut”un Vatikan nüshasındaki barı kelimesi varı şeklinin daha eski fonetik varyantıdır ve
abidede müasır Türk dilinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam “oldu; güzel” kelimesinin
anlamdaşıdır.
Mağmun “zeval bulmuş, zavallı, talihi ters gitmiş”. Kelimeye Vatikan nüshasının
“Hekayet-i Bamsı Beyrek” boyunda Boğazca Fatimeye ait soylamada rastlanır: Andan soñra
Boğazca Fatime derlerdi bir hatun varıdı, aña ayıtdılar: “Kız, dur a, sen oyna ya!” dediler. “Hay,
şu delü mağmun

‫ ا غ‬baña da şayed ancılayın olmaz sözler söyleye” dedi. “Kız, deye nesne

yokdur” dediler. Kızuñ kaftanların geydürdilər. Durı geldi. “Çal, mere, delü ozan, ere varan kız
benem” dedi (V. 46 - 47). Dresden nüshasında aynı kısım şöyledir: Buğur3 Boğazca Fatime
derler bir hatun vardı: “Kalk, sen oyna!” dediler. Kızuñ kaftanını geydi: “Çal, ozan! Ere varan
kız benem, oynayayım” dedi (D. 113). Görüldüğü gibi mağmun kelimesinin kullanıldığı cümle
Dresden nüshasında yoktur. S. Tezcan bu kelime hakkında şunları anlatar: Delü ‫ا‬

‫ ا غ‬mağmun

herhalde delü maymun yerine? Hikmet İlaydın, bir görüşmemizde bana bu biçimin Kısırca
Yenge‟nin konuşmasını taklit etmek amacıyla kullanılmış olabileceğini söylemişti (Tezcan,
2001: 385). Bu izahlara rağmen yayınlayıcı metinde mağmun yazılış şeklini aynısıyla
korumuştur. Fikrimizce mağmun Arapça ğabene ‫“ َس َس َسا‬aldatmak” kökündən türemiş mağbun ‫ا‬
‫“ غ‬aldatılmış, incitilmiş, zavallı, zeval bulmuş” kelimesinin konuşma dilindeki değişmiş
şeklidir. Kelime Vatikan nüshasındaki şekliyle muasır Azerbaycan konuşma dilinde
kullanılmaktadır. L. Budagov Arapça‟ya mahsus mağbun “aldatılmış, zavallı” kelimesinin Kırım
Tatarlarının dilinde de mağmun şeklinde kullanıldığını gösterir (Budagov,1869: 244).
Bu,Vatikan nüshasında Arapça‟dan alınma kelimelerin konuşma dilindeki şekliyle
verilməsine ait tek örnek değildir. Kafir kelimesi de aynı nüshada bir yerde gavur ‫ ک اا‬şeklinde
geçer: Kazan köpege kakıyup urdı. Köpek siñleyü geldügi yola getdi. Kazan köpegüñ ardına
düşdi. Gederek Karaçuk çopanuñ üstine geldi. Kazan Karaçuk çobanı görende haberleşdi,
görelüm, hanum, ne dedi: Ahşam olanda kayğılu çoban! Karda, yağmurda çahmaklu çoban!
Ünüm añla, sözüm diñle! Alaca atlu, karaca gavur ‫ َس ک ُوا ْرا‬ordum yağma etmiş, bundan keçdi mi?
Gördüñ mi? - dedi (V. 59 / 1) **.

3

Buğur kelimesi bu uğur “bu kez, bu defa” birleşiminin kısaltılmış şeklidir: buğur &lt; bu uğur
Kelime bu şekliyle Dresden nüshasında yoktur. M.Ergin nüsha farklarında gavur kelimesini kayda almamıştır.
Tezcan - Boeschoten neşrinde doğru olarak elyazmasındaki yazılış biçimi aynısıyla korunmuştur. ( Tezcan Boeschoten, 2001: 248).
**

�Böylece, sadece Vatikan nüshasında görülen mağmun “zavallı, zeval bulmuş, aldatılmış”
kelimesini aynı zamanda konuşma dili unsuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu kelimenin
mazmunu daha önce Kısırca Yengenin dilinden verilen metinde başka şekilde tekrar
edilmektedir: Kısırca Yenge aydur: “Buyı - buyı! Zeval gelecek delü beni görmiş kibi söyler,
zeval başuña! ” deyip vardı yerine oturdı (V. 46); Kısırca Yenge: Buy! “Bu zeval gelecek delü
beni görmiş kibi söyler” dedi. Vardı, yerinde oturdı (D. 113 ).
Aları “gözlerini genişçe açarak dikkatle bakmak”. Söz Vatikan nüshasının “Hekayeti Bamsı Beyrek” boyunda Beyreyin uzun ayrılıktan sonra nişanlısı Banı Çiçekle yüz yüze
geldiğinde söylediği soylamada kullanılmıştır: Bre han kızı! Beryek gedeli bam - bam depeye
çıkduñ mı, kız? Aları ‫ ال ی‬dönüp dört yanuña bakduñ mı, kız? (V. 48). Aynı metin parçası
Dresden nüshasında aşağıdaki şekildedir: Beyrek gedeli bam - bam depe başına çıkduñ mı, kız?
Karmanub dört yanuña bakduñ mı, kız? (D. 115). Görüldüğü gibi Vatikan nüshasındaki aları
dönüb kelimeleri yerine Dresden nüshasında karmanub kelimesi seçilmiştir. Karman - fiili
metinde “dıkkatle çevresine bakmak” manasındadır. Vatikan nüshasındaki aları kelimesi bak “bakmak” fiiline aittir ve buna göre de normal şekilde cümle böyle olmalı idi: Dönüp dört
yanuña aları ‫ ال یا‬bakduñ mı, kız? Her iki nüshada müstensihlerin kopyalama sırasında
kelimelerin yerlerini değişik vermelerine ait yeteri kadar nümune getirmek mümkündür. Diger
taraftan başka metinlerde de aları kelimesi bak - fiilinin yanında, hem de ekseriya ikileme
şeklinde kullanılır**: Ömer Arfece‟nin yüzine aları aları bakdı (Fütuh. XIV); Kükremiş arslan
gibi sağına soluna aları aları baqıb (Hamza. XIV); Bu gez kâfir pehlivanları bihuzur olub yer
yer gümreştiler, Şehlâsek‟e aları aları bakıştılar (Müslim. XV); ... ormandan bir su sığırı çıkıb
oğlanı görücek durur ve yüzine aları aları nazar kılıb... (Letaif. XVI) və s. (Tarama Sözlüğü, I,
87). Kelimeye “Süheylü Nevbahar”da alardu bak - biçimine de tesadüf edilir: İki oğluna bakdı
kıya kıya / Alardu bakar kimse kim kakıya (Tarama Sözlüğü, I, 87). Aları (aynı zamanda alardı
/ alardu) kelimesi alar - fiilinden türemiştir. Bu fiil M. Kaşğarlı‟da “göze ak leke düşmek”
(Anıñ közi alardı “Onun gözüne leke düşdü”) və “kızarmaq” (Talka alardı “Üzüm kızardı”)
manalarında kullanılmıştır (Kaşgarlı, 1998: 179). Buna istinaden alar - fiilinin sesteş olduğunu
söylemek mümkündür; alar - “kızarmak” fiili al “kırmızı” kökünden, alar - “ala olmak” fiili ala
“ala” sıfatından türemiştir. Türk dillerinde renk adları bildiren birçok sıfatlardan - ar / -er ekleri
vasıtasıyla fiil türetilir: ağar - (&lt; ağ + ar), göyer - (&lt; göy + er), bozar - (&lt; boz + ar ), karar - (&lt;
kara + ar) vb. V. Radloff alar - fiilinin “kızarmak” manasında olduğunu belirtmiş, lakin buna
tam emin olmadığı için aynı mananın karşısında parantez içinde hem de soru işareti altında “ala
**

Buna göre de S.Tezcan metne aları kelimesini ilave ederek onu ikileme şeklinde (aları aları) vermiştır. (Tezcan ,
2001: 238).

�olmak” varyantını göstermiştir (Radlof, 1893: 360). Onun verdiği misallerden de anlaşıldığı gibi
alar - fiili

iki kökten

_

al - və

ala kelimelerinden türemiş sesteş kelimelerdir. Vatikan

nüshasındaki alar - fiili ala kökünden türemiştir. Fiilin genel manasında gözün geniş açılması,
başka deyişle, berelmesi anlamı da vardır. Fizyoloji proses olarak bu zaman gözün akı ve karası
karışır, ala - bula olur, alarır : Ol añar közin alartdı “O, ona gözünü bereltdi” (Kaşgarlı, 1998:
428). Türkmence‟de de alar - fiili “ala - bula olmak, ala - bezek görünmek” manasında
korunmuştur (Türkm.- - russk. sl., 1968: 39). Burada aynı köke bağlı alart - fiili “acıklı bakmaq”
manasına gelir: Ol gözüni alartdı “O, gözünü bereltdi (birine acıklı baktı)”. Azerbaycan dilinde
aynı semantik durumda gözünü ağartmak ifadesi vardır. Bu verilerden anlaşılmaktadır ki alar fiilinin ilkin “ala - bula olmak, ala - bezek görünmek” manasından “gözünü geniş açarak
bakmak”, bu manadan ise Vatikan nüshasındaki “gözünü geniş açarak dikkatle bakmak” manası
ortaya çıkmıştır. Destanda kullanılan aları kelimesindeki - ı unsuru zarf fiil ekidir. Bu ekle
türeyen zarf fiil biçimlerinin hem ayrı hem de ikileme şeklinde kullanılması mümkündür.
Beliñle - “irkilmek, korku ile birden sıçramak, korkmak”: Gece yaturken Karaçık Çoban
kara kayğulu düş gördi. Beliñleyü ‫َ بلِ ْرکلَسیُو‬

örü durdı. Kıyangüci, Demürekciyi

_

iki kardeşini

yanına aldı, ağıluñ kapusını berkitdi. Üç yerde depe gibi taş yığdı. Ala kollı sapanını eline aldı
(V. 55). Dresden nüshasında: Gece yaturken Karaçuk Çoban kara kayğulu vakiye gördi.
Vakiyesinden sarmurdı ‫ ر ردی‬, örü turdı. Kıyangüci, Demürgüci - bu iki kardeşi yanına aldı,
ağıluñ kapusını berkitdi. Üç yerde depe gibi taş yığdı. Ala kollı sapanını eline aldı (D. 39).
Vatikan nüshasındaki beliñle - fiilinin yerinde Dresden nüshasında ses taklidi menşeli sarmur “uykudan birden bire sıçrayarak uyanmak, sayıklayarak uyanıvermek” fiili kullanılmıştır.
Beliñle - “irkilmek , korkmak” fiili Uygur abideleri, Kaşgarlı sözlüğü vb. eski yazılı kaynaklarda
kayda alınmıştır. Bazı abidelerde (“Altun Yaruk” vb.) bu kelime kork - ve ürk - fiilleri ile
birlikte ikileme şeklinde kullanılmıştır: Neçe kişiler erti erser olar barça korkup beliñlep ırak
tezdiler “Neçə adam idilerse, hepsi korkup uzağa kaçtılar”; Ol ünüg eşitip korkup ürküp
beliñlep “O sesi işidip ve korkup...”; Munı eşitü birle ök ürküp beliñlep ötrü orduka kirip
katunka ınca tep ötünti “Bunu işitip o korktu; sonra saraya girip hanıma böyle müracaat etti”
(Drevnetyurskiy Slovar‟, 1969: 458; 626). Orta asırlara ait birçok Anadolu ve Azerbaycan yazılı
kaynaklarında da bu fiile tesadüf edilir: Beliñleyü durdı vü girdi şara / Yiğit gür gerek şarda iş
başara (Süh. XIV); Er yiğit kayda ürker ürkülerden / Yahşı at beliñlemez ilgülerden (Kadı
Burhaneddin. XIV); Gülendam korktu beliñler, uyanur / Anıñ ciğerine korku boyanur (Destan - ı
Ahmet Harami. XIV); Bu düşten beliñleyürek uyandım (Anter. XIV); Ve Ayişe beliñleyip
uyandı ve on iki bin dirhem tasadduk etti (Men. Av. XVI); Nâgâh deve beliñleyip elimden çıkıp
kaçıp (Rahat. XVI); Çalıda bir tavşan yaturdu, beliñleyip gidiverdi (Letaif. XVI); Hirâsiden
[Fa.]: Beliñlemek manasındadır ki şaşırıp bozulmak, ürküp çekinmek demektir (Kam. Os. XIX)

�və s. (Tarama Sözlüğü: 492 - 495). Beliñle - fiili “ürkmek, korkmak” fiilinin kökünü oluşturan,
beliñ kelimesi M. Kaşgarlı‟da, “Kutadgu Bilig” ve Uygur kaynaklarında “korku, ürkü”
manasında kaydedilmiştir. H. Zülfikar doğru olaraq beliñ kelimesini ve ondan türeyen beliñle fiilini ses taklidi menşeli kelimeler sırasında vermiştir (Zülfikar, 1995: 305 - 306). Görüldüğü
gibi, Dresden nüshasındaki ses taklidi menşeli sarmur - fiili yerine Vatikan nüshasında ona
yakın manalı diğer ses taklidi menşeli kelime

_

beliñle - fiili kullanılmıştır.

Olğaçı “maaşla hizmet eden asker, maaşlı asker”: Yegenek dahi düşinde soylamış, aytmış:
“Kalkubanı, tayı, yerüñden turduğunda / Ala gözlü beg yigitleri yanuña sen salmaduñ / Adı bellü
yigitleri sen yorıtmaduñ / Beş akçalık olğaçı ‫اا الغ جی‬ile yoldaş olduñ / Anuñ içün ol kal‟eyi
alımaduñ” demiş (V. 89). Aynı parça Dresden nüshasında böyledir:Yegenek düşinde tayısına
soylamış, aydur: “Kalkubanı yerüñden turduğunda / Ala gözlü beg yigitleri yanuña salmaduñ /
Adı bellü begler ile sen yortmaduñ / Beş akçalu ulufeçiler ‫ عل فه جیلر‬yoldaş etdüñ / Anuñ içün ol
kal‟eyi sen alımaduñ” demiş (D. 208). Ulufeçi kelimesine L. Budagov “maaş veya burs alan
şahıs ” gibi izah vermiş, onu Arapça ‫“ علف‬ot, yem” köküne bağlamış, ‫ عل فه‬kelimesini ise
“hayvan için yem; sefirlere ve diğer meşhur şahıslara verilen yiyecek; askere, orduya verilen
maaş” şeklinde izah etmiştir. (Budagov, 1869: 765). Ulufeçi kelimesini M. Ergin “(Ar. ‛ulūfe) süvari ocağı, süvari ocaklısı, süvari” (Ergin, 1963: 301), Gökyay “Eskiden muntazam süvari
sınıfından olan, süvari ocağından olan, süvari” (Gökyay, 2000: 296) olarak açıklamışlardır. O. Ş.
Gökyay eserinin başka bir yerinde Uzunçarşılı‟ya istinaden yazar: “Dede Korkut kitabı‟nda
akınların her zaman adı belli kişilerle yapılmadığı ve ücretle tutulmuş savaşcılar da kullanıldığı
görülüyor... Ulufeciler, bilindiği gibi, Osmanlı imperatorluğunda kapıkulu süvarilerine verilen
ad olup ulufe de bunlara verilen ücret veya aylık demektir” (Gökyay, 2000: CCCLV). Ocak
süvarileri hakkında ilk kayıtlara Osmanlı kaynaklarında XIV. asır hadiselerinin şerhi ile ilgili
tesadüf edilir. Taifeyi - süvari onluk, yüzlük ve binliklere bölünür, binbaşının bayrağı (sancağı)
ve hususi nişanı (ələmi) olurdu. Süvarilere muayyen torpak sahası ayrılır ve onlar vergilerden
muaf olunurdu. XV. asırda her 5 piyade savaşçı (yaya) ocak dahilinde toplanır ve ocağın
üyelerinden biri atlı savaşçı (eşkinci) olarak harbe giderdi. Geride kalanların (yamakların) her
biri savaşa giden için 50 akça tazminat (xarçlık) ödemeli idi. Bir yıldan sonra onlar yerlerini
değişirdiler; savaşa giden geri dönüp çalışmalı idi, ocağın diğer üyesi savaşa yollanmalıydı.
Böylece ocaktaki askerlerin hepsi sıra ile eşkinci gibi savaşlarda iştirak ederdi. XVI. asrın
sonlarında ocak enstitüsünün lağvedilmesi ile ocaq süvariləri de öz ehemiyetini yitirdi (Jukov,
1986: 128 - 131). Anlaşılan, ocak teşkilatı oğuzlarda daha evveller de mevcut olmuş, maaşla
hizmet eden savaşçılar o kadar da büyük nüfuza ve hürmete sahip olmamıştır; onlardan daha çok
yardımcı kuvvet olarak istifade edilmiştir. Dresden nüshasında kullanılan ulufeçi kelimesi ile
bağlı söylenilenler Vatikan nüshasındaki olğaçı kelimesi hakkında da müayyen fikirler ileri

�sürmeyi gerektirir. Bu kelimeyi M. Ergin nüsha farklarında olğaçı şeklinde göstermiştir. S.
Elizade elüfeçi şeklinde okuduğu kelime hakkında şunları söyler: “Elüfeciler. H. Araslı‟da
“ülüfeçiler”, M. Ergin‟de “ulufeciler”. Bu kelimenin yazılışı D. və V. nüshalarında farklıdır. V.
katibi kelimenin kökünü “ulaf” (yulaf) şeklinde anlamış. D. katibi ise, muhtemelen, “elef” (Ar.,
ot) anlayışını nazarda tutmuş, bu kelimeyi “ayn” harfi ile yazmıştır. Böylece, “elüfeçiler” - elef
tedarik edenler, yahut köylüler manasında anlaşılabilir (Elizade, 1988: 246 - 247). S. Tezcan ve
H. Boeschoten de Vatikan nüshası müstensihinin kelimenin yazılışında hata yapması ihtimalini
göz önünde bulundurarak ‫ الغ جی‬biçimindeki ğ harfini f-ye değiştirerek kelimeyi ulfacı şeklinde
okumuşlar (Tezcan - Boeschoten, 2001: 314). Halbuki burada problem sadece harf değişikliğiyle
bitmiyor. Kelime Dresden nüshasında “ayn”la yazılmıştır; yani, Arap menşelidir. Vatikan
nüshasında ise Türk menşeli kelimelerde olduğu gibi əlif - vav terkibi ile yazılmıştır. Bundan
dolayı bu kelimeler aynı kökten değildir. Müstensihin hata etmesi veya bu kelimeyi
türkçeleştirerek konuşma dili biçimine sokması fikri de az inandırıcıdır. Bu durumda kelimenin
M. Ergin‟in neşrindeki gibi olğaçı şeklinde okunmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Olğa
kelimesini “ödeniş, maaş” manasında Moğol menşeli kelime olarak değerlendirmek mümkündür.
Aynı kelime Moğol dilindeki olğa - “hak vermək, ödemek, maaş vermek, temin etmek” şekliyle
ilgilidir (Lessing, 2003: 951). Muhtemelen ortak türk-moğol kökenli olduğunu düşündüğümüz
olğa - fiili ile birlikte bu fiilin ad varyantı olğa “maaş, ödeme” kelimesi de mevcut olmuştur ve
olğaçı bu kelimeden türemiştir. Böylece, Vatikan nüshasındaki olğaçı “maaşla hizmet eden
(asker), maaşlı (asker); harfen: maaşlı” kelimesi Drezden nüshasında aynı manalı ulufeçi
şeklinin anlamdaşı olarak belirlenmekteir.
Tarihi, etimolojik ve karşılaştırmalı araştırmalar açık şekilde kanıtlamaktadır ki Vatikan
nüshasını kayda alan şahıs yeterince Türk dillerine hakim, bilgili bir şahıstır. Onun metne dahil
ettiği kelimeler gereksiz değildir. Bu kelimeler ya Dresden nüshasındaki kelimelerin
sinonimleridir, ya da metnin genel anlamıyla yakından bağlantılıdır.

KAYNAKÇA
Adilov, M., (1999), “Kitabi - Dede Korkud”un Vatikan Nüshesinin bazı paleoqrafik
hüsusiyyetleri hakkında, Kitabi - Dede Korkud - 1300, Orta esr elyazmaları və Azerbaycan
medeniyyeti tarihi problemleri, VI, Bakı, “Örnek” neşriyyatı.
Budagov, L., (1869), Sravnitel‟nıy Slovar‟ Turetsko - Tatarskih Nareçiy, I, SanktPeterburg.
Caferoğlu, A., (1968), Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Basımevi.
Drevnetyurskiy Slovar‟ (1969), Leningrad, „Nauka‟ Yayınevi.

�Elizade, S., (1988), Kıtabi - Dede Gorgud, Bakı, „Yazıçı‟ Neşriyyatı
Ergin, M., (1958), Dede Korkut Kitabı, Giriş - Metin - Faksimile, Ankara, Türk Tarih Kurumu
Basımevi.
Ergin, M., (1963), Dede Korkut Kitabı, İndeks - Gramer, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi.
Gökyay, Orhan Şaik, (2000), Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi
Jukov, K., (1986), “Osmanskiye Xroniki XV - XVII vv. o Sozdanii Voysk „Yaya ve Müsellem”,
Turkologiga - 1986, Leningrad, „Nauka‟ Yayınevi, s. 128 - 133.
Kaşgarlı, M., (1998), Divanü Lugatit - Türk, Çeviren: B. Atalay, 4. Baskı, Ankara, Ankara
Üniversitesi Basımevi.
Lessing, Ferdinand D., (2003), Moğolca - Türkçe Sözlük, 2. c., Çeviren: Günay Karaağaç,
Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
XIII. Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitablardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama
Sözlüğü, 3. baskı, Ankara, 1995.
Radlov, V., (1893), Opıt Slovarya Tyurkskih Nareçiy, 1. cilt, 1. hisse, SanktPeterburg
Sevortyan, E., (1974), Etimologiçeskiy Slovar‟ Tyurkskix Yazıkov, Moskova, „Nauka‟
Yayınevi.
Tezcan, Semih- Boeschoten, Hendrık, (2001), Dede Korkut Oğuznameleri, 1. baskı, İstanbul,
Yapı Kredi Yayınları
Tezcan, Semih, (2001), Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar, 1. Baskı, İstanbul, Yapı
Kredi Yayınları
Toparlı, R. - Vural, H. - Karatlı, R., (2003), Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Ankara, Türk Dil Kurumu
Yayınları.
Turkmensko - Russkiy Slovar‟ (1968), Moskova, „Sovetskaya Ensiklopediya‟ Yayınevi.
Zahidoglu, Vahit, (1999), “Kitab-ı Dede Korkutun Vatikan Nüshası Çok Kötü Bir
Nüshadır”mı? Erzurum Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünün Dergisi, sayı
13, Erzurum, s.153 - 169.
Zulfikar, H., (1995), Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1980">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/16effc5994166358a47ac549573b53b1.docx</src>
        <authentication>e51a6142e3d321e81c65d88b8421454d</authentication>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11949">
                <text>1866</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11950">
                <text>DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI FARKLI KELİMELER ÜZERİNE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11951">
                <text>ZAHIDOGLU ADILOV, Vahid</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11952">
                <text>Anahtar Kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler.  ÖZET  Dede Korkut Kitabı’nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az araştırılmış ve metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir. Vatikan nüshası müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini uygulaması, bazı kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki kelimelerden farklı kelimeler kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir nüsha olduğuna dair fikir oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar sırasına alınmış ve müstensihin kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek mümkündür: Orsan وُ ا رْ سَ ا رْ ا “ordugâh, karargâh”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ا yañıldı, kâfir kaçdı (V. 84). Dresden nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye rastlanmamaktadır. Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq “şah çadırı, karargâh”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir. Olğacı وُا رْ ل سَ غ جِی “kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu kelimenin yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime Moğolcadaki olğa - “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır. Beri بسَرِیا “tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün” kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır. Mağmun سَ رْ غ وُ رْ ا “ zavallı”. Arapça ğabene سَ سَ سَ ا  “aldatmak” köküne bağlı mağbun ا سَ رْ غ وُ رْ ا “aldatılmış, incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş Azerbaycan konuşma dilinde kullanılmaktadır. Bildiride Vatikan nüshasında kullanılmış diğer kelimeler üzerine de açıklamalar yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11953">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11954">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11955">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11956">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1488" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1975">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/eb6e87bc81d02256984f21511c2fa0af.docx</src>
        <authentication>d869ad5d9dfd45c729aaf7fbcd198758</authentication>
      </file>
      <file fileId="1976">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0db868a5b9df0d078b812a796ede7568.pdf</src>
        <authentication>ddc06539cf1e765e1148ca30ec0b4a66</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11948">
                    <text>DİVAN EDEBİYATINDA SIRADIŞI ŞAİRLERDEN HEVÂYÎ
Nuri YÜCE - Zühal KÜLTÜRAL
Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Hevâyî, sıradışı bir şair, yemek adları, sebze adları, meyve adları.
ÖZET
Bilindiği gibi, Divan edebiyatı genel olarak belli şiir kalıplarında yazılan ve belli konuları
işleyen eserlerden oluşur. Ancak bu geleneğin dışına çıkan şairler de olmaktadır. Abdurrahman
Hevâyî Kubûrîzade (ö.H.1129/M.1710) bu tür şairlerden sayılır. Divanında bir halk insanı olarak
güncel hayatın olağan konularını doğal bir dille ifade etmiştir. Hevâyî’nin şiirlerinde
serpiştirilmiş biçimde sıradışı çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Etnik grupların, bazı şehir ve
nehirlerin isimleri; yemek, sebze ve meyve adları vs gibi. Biz bildirimizde Osmanlı mutfak
kültürü için malzeme mahiyetinde geçen kelimeler üzerinde duracağız. Mesela arpa, buğday, un,
kepek, nân hamır, nişâ,, cüllâb, balık çorbası, semek, tuz, piyaz, tarhana şorbası, pilav, bulğur,
kebâb, külbasdı, halvâ, çorba, tavuk-piliç, çılbır, kayğana, işkenbe, zırnîh, oğul balı, şa’riyye,
basdırma, kaymak, mantı, yahni, turşı, lokma ‘âşûre, aş, orman kebabı, tahin, etli kapuska,
rûğan·ı dunbâle vs gibi mutfak malzemesi yanında meyve ve sezelerden amrud, fındık, kestâne
muşmula, şeftalû, üzüm, vişne, baldıran, kavuncak, pazı, isfinâc, bögrülce, nohûd, lahana,
şalğam, ayva, turb, mışmış, gûre, zerde, yemiş, çekirdek, kurı kızılcık, kiras, susam, marul,
dârçın, lûbiya, karpuz, keçi boynuzı, kelem vs; içeceklerden ayran, su, buzlu yoğurt, sovuk su,
şerbet, vişne hoşabı, vaşnâb, kestâne suyı, çay, kahve vs; mutfak alet ve terimlerinden elek, tava,
tabak, fincan, çanak, aşçı, aşçı başı, bozahâne, sahn·ı simât, kırba, ziyâfet, vs gibi. Hevâyî
dîvânında, Bosna’yı ve orada hangi yemekle buluşacağını da yazmış: Etli kapuska içün Bosna·ya
varsak eyâ,/ Bize bişmiş bir iki baş kelem gelmez·mi? Sonuç: Hevâyî ve çağdaşı şairlerin
eserleri, yaşadıkları dönemin günlük yaşantısını ortaya koymak bakımından önemlidir. Üzerinde
çeşitli çalışmalar yapılan divan şairlerimizin eserlerinin farklı yaklaşımlarla yeniden ele alınması,
halk bilimi araştırmaları için yeni bilgiler kazandıracaktır. Bildiride, Hevâyî’nin bir ailenin özel
kütüphanesindeki yazma nüshasından da yararlanılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11940">
                <text>2204</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11941">
                <text>BOSNALI KÂİMÎ VE DİVANI’NIN MİLLİ KÜTÜPHANE NÜSHALARI ÜZERİNE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11942">
                <text>YÜCE, Nuri
KÜLTÜRAL, Zühal</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11943">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna, Kâimî, Divan ve Tasavvuf. ÖZET  Bosna-Hersek, Fatih döneminden günümüze kadar her yüzyılda onlarca Türkçe eser veren şair ve yazar yetiştiren kültür coğrafyalarımızdan birisi olmuştur. Bütün Rumelili sanatçılar gibi Bosnalı şairler de bulundukları coğrafyada yüzyıllarca Türkçenin temsilcisi olmuşlardır. 17. yüzyıl şairlerinden biri olan Hasan Kâimî de Bosnalı şairlerden biridir. Kâimî Divanı’nın Saraybosna, Türkiye ve farklı ülkelerdeki Anahtar Kelimeler: Hevâyî, sıradışı bir şair, yemek adları, sebze adları, meyve adları.  ÖZET  Bilindiği gibi, Divan edebiyatı genel olarak belli şiir kalıplarında yazılan ve belli konuları işleyen eserlerden oluşur. Ancak bu geleneğin dışına çıkan şairler de olmaktadır. Abdurrahman Hevâyî Kubûrîzade (ö.H.1129/M.1710) bu tür şairlerden sayılır. Divanında bir halk insanı olarak güncel hayatın olağan konularını doğal bir dille ifade etmiştir. Hevâyî’nin şiirlerinde serpiştirilmiş biçimde sıradışı çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Etnik grupların, bazı şehir ve nehirlerin isimleri; yemek, sebze ve meyve adları vs gibi. Biz bildirimizde Osmanlı mutfak kültürü için malzeme mahiyetinde geçen kelimeler üzerinde duracağız. Mesela arpa, buğday, un, kepek, nân hamır, nişâ,, cüllâb, balık çorbası, semek, tuz, piyaz, tarhana şorbası, pilav, bulğur, kebâb, külbasdı, halvâ, çorba, tavuk-piliç, çılbır, kayğana, işkenbe, zırnîh, oğul balı, şa’riyye, basdırma, kaymak, mantı, yahni, turşı, lokma ‘âşûre, aş, orman kebabı, tahin, etli kapuska, rûğan·ı dunbâle vs gibi mutfak malzemesi yanında meyve ve sezelerden amrud, fındık, kestâne muşmula, şeftalû, üzüm, vişne, baldıran, kavuncak, pazı, isfinâc, bögrülce, nohûd, lahana, şalğam, ayva, turb, mışmış, gûre, zerde, yemiş, çekirdek, kurı kızılcık, kiras, susam, marul, dârçın, lûbiya, karpuz, keçi boynuzı, kelem vs; içeceklerden ayran, su, buzlu yoğurt, sovuk su, şerbet, vişne hoşabı, vaşnâb, kestâne suyı, çay, kahve vs; mutfak alet ve terimlerinden elek, tava, tabak, fincan, çanak, aşçı, aşçı başı, bozahâne, sahn·ı simât, kırba, ziyâfet, vs gibi. Hevâyî dîvânında, Bosna’yı ve orada hangi yemekle buluşacağını da yazmış: Etli kapuska içün Bosna·ya varsak eyâ,/ Bize bişmiş bir iki baş kelem gelmez·mi? Sonuç: Hevâyî ve çağdaşı şairlerin eserleri, yaşadıkları dönemin günlük yaşantısını ortaya koymak bakımından önemlidir. Üzerinde çeşitli çalışmalar yapılan divan şairlerimizin eserlerinin farklı yaklaşımlarla yeniden ele alınması, halk bilimi araştırmaları için yeni bilgiler kazandıracaktır. Bildiride, Hevâyî’nin bir ailenin özel kütüphanesindeki yazma nüshasından da yararlanılmıştır. altmıştan fazla nüshasının bulunması, şairin sanatı ve şöhreti konusunda bir gösterge niteliğindedir. Bu çalışmada, kaynaklarda Boşnaklar arasında çok sevildiği belirtilen Bosnalı Şeyh Hasan Kâimî’nin şiirleri ve divanının (Türkiye) Milli Kütüphane Nüshaları üzerinde durulmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11944">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11945">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11946">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11947">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1487" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1971">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/867f5808dba0352e3cb6e147961d0f03.docx</src>
        <authentication>4568d81ecb433651ce9a2fd42ae3c16b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1972">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/785c7facde1bbb4633f9db19ec5a4ee2.pdf</src>
        <authentication>522cbf702a23f1964ae2b20ee2e9c3f8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11938">
                    <text>TÜRKÇE İLE İLİŞKİSİ
Muammer YÜCAL
Ardahan Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Ardahan / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Saha (Yakut) Türkçesi, kök, ses değişikleri.
ÖZET
Saha (Yakut) Türkçesi, Kuzey Sibirya Türk Lehçeleri içerisinde değerlendirilmektedir.
Bu lehçe ana Türkçeden erken bir tarihte ayrıldığı ve coğrafya olarak da uzakta kaldığı için,
genel Türkçeden çok uzaklaşmıştır. Bu nedenle birçok bilim insanı Saha (Yakut) Türkçesi’ni
ayrı ve bağımsız bir dil olarak ele almaktadır. Saha (Yakut) Türkçesi, lehçe olarak “z”li ve “ş”li
(Zetasizm) sesleri kullanmaktadır. Kullanılan bu sesler sözcüklerin kök ve ek yapılarını
etkilemiştir. Bunun sonucu olarak, sözcüklerin köklerindeki seslerin özelliklerine göre (Sedalı,
Sedasız); ekler değişik biçimde görülür. Bir sözcüğün kökündeki son sesin özelliğine bağlı
olarak ekler; 8, 16 bazen de 20 değişik biçimde bu köke eklenir. Bu çalışmada sözcüklerin
köklerindeki son sesin özelliği dikkate alınarak, eklerin ses değişmeleri ele alınmıştır. Böylelikle
Eski Türkçenin sözcük köklerindeki seslerinin özellikleri de düşünülerek; bu seslerin nasıl
korunduğu ve kökteki son sese göre sözcüğün aldığı ekin nasıl bir değişime uğradığı tespit
edilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1973">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cc16018d660a3ba7e861bb8dd732a441.docx</src>
        <authentication>0c0ff70c378bc12b3586ce90685edc45</authentication>
      </file>
      <file fileId="1974">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/21dfae537a85bdee9a1298d9ddf58637.pdf</src>
        <authentication>8765242d93d66a2255d59070a64dd87e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11939">
                    <text>SAHA (YAKUT) TÜRKÇESİ’NDEKİ EK VARYANTLAŞMALARININ ESKİ
TÜRKÇE İLE İLİŞKİSİ
Muammer YÜCAL
Özet
Saha
(Yakut)
Türkçesi,
Kuzey
Sibirya
Türk
Lehçeleri
içerisinde
değerlendirilmektedir. Bu lehçe ana Türkçeden erken bir tarihte ayrıldığı ve coğrafya olarak
da uzakta kaldığı için, genel Türkçeden çok uzaklaĢmıĢtır. Bu nedenle birçok bilim insanı
Saha (Yakut) Türkçesi’ni ayrı ve bağımsız bir dil olarak ele almaktadır.
Saha (Yakut) Türkçesi, lehçe olarak “z”li ve “Ģ”li (Zetasizm) sesleri kullanmaktadır.
Kullanılan bu sesler sözcüklerin kök ve ek yapılarını etkilemiĢtir. Bunun sonucu olarak,
sözcüklerin köklerindeki seslerin özelliklerine göre (Sedalı, Sedasız); ekler değiĢik biçimde
görülür. Bir sözcüğün kökündeki son sesin özelliğine bağlı olarak ekler; 8, 16 bazen de 20
değiĢik biçimde bu köke eklenir.
Bu çalıĢmada sözcüklerin köklerindeki son sesin özelliği dikkate alınarak, eklerin ses
değiĢmeleri ele alınmıĢtır. Böylelikle Eski Türkçenin sözcük köklerindeki seslerinin
özellikleri de düĢünülerek; bu seslerin nasıl korunduğu ve kökteki son sese göre sözcüğün
aldığı ekin nasıl bir değiĢime uğradığı tespit edilmeye çalıĢılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Saha (Yakut) Türkçesi, kök, ses değiĢikleri.

THE RELATIONSHİP OF ADDITIONAL VARYANTS IN SAHA (YAKUT)
TURKISH WITH OLD TURKISH

Abstract
As it separeted from the main Turkish at early date and also kept far away as
geography, it went very far away from the general Turkish.For this reason,many scientists
have dealt with Sakha (Yakutia) Turkish as a separete and independent language.
Sakha (Yakutia) Turkish uses tone of “z’’ and “Ģ’’ as dialect.These tones used have
affected structure of theme and affix of words. As a result of this, affixes are seen in different
way according to feature of speeches in the themes of words (sonorous, without sonorous). As
related with feature of last tone in the theme of a word, affixesare added to this theme;8,16
and sometimes 20 different way.



Ardahan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans
Programı Öğrencisi, myucal@hotmail.com.

�In this study, taking into account the feature of last tone in the themes of words,sound
changings of affixes are considered. Thus, also thinking of features of tones in the themes of
word of old Turkish, how to these tones are protected and how affix of word is changed
according to last tone in the theme are going to be determined.
Key Words: Sakha (Yakutia), Turkish, stem, sound changes

Giriş
Saha (Yakut) Türkçesi, söz hazinesinde barındırdığı Moğolca ve Tunguzca sözcükler
ile Türk lehçeleri içerisinde önemli bir yer teĢkil etmektedir. Türk dilinin en uzak
lehçelerinden biridir. ReĢit Rahmeti Arat Saha Türkçesinin Türk dilinin ana Türkçe
döneminde ÇuvaĢ Türkçesi ile birlikte ayrıldığını belirtir. N.Poppe ise, Saha Türkçesinin Türk
dili ailesinin Kuzey grubuna dâhil olduğunu belirtir. 14. Yüzyılda Türk dillerinin bir
grubundan ayrıldığını söyler. Ayrıca bu grubun Ģimdiki Tuva Türkçesinin bir kolu olduğunu
da ekler.
Poppe’ye göre; Saha (Yakut) Türkçesi bir “z” dilidir. Altay dillerinin, ÇuvaĢ
Türkçesinin ve Moğolcanın “r” ve “l” diline sahip olduğu sözcüklerde, Saha (Yakut) Türkçesi
“z” ve “s” seslerini kullanmıĢtır. Eski T. “tokuz” Saha T. “toğus”, ÇuvaĢ T. “tıhhır”
Ģeklindedir.
Saha (Yakut) Türkçesi’ndeki bu ses değiĢikliği sözcüklerin kök ve ek yapılarını
etkilemiĢtir. Sözcüklerin köklerindeki seslerin özelliklerine göre ekler değiĢik biçimlerde
görülmüĢtür. Bir ekin, sözcük tabanındaki son sesinin özelliğine bağlı olarak 8,16 bazen de 20
değiĢik biçimde eklenir.

Ek Varyantlaşmaları
1. Yapım Ekleri
Saha Türkçesinde addan ad, addan fiil, fiilden ad ve fiilden fiil yapma ekleri olmak
üzere dört çeĢit yapım eki vardır:

1.1. Addan Ad Türeten Yapım Ekleri (Aat Tıl Aat Tıltan Üöskeehine)
Eski Türkçedeki {+lIg} ekinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri (fonetik
varyantları):
+laax- +loox- +lööx- +taax- +teex- +toox- +tööx-;
+daax- +deex- +doox- +dööx- +naax- +neex- +noox- +nööx-

�Ünlülerden sonra ya da yan yana gelen iki ünlüden ve –l’den sonra; +laax, +leex,
+loox, +lööx; -p,-t,-k,-s ve –x’den sonra; +taax, teex, +toox, +tööx; -r ve –y’den sonra; +daax,
+deex, +doox, +dööx; -m,-n,-ñ’den sonra; +maax, +meex, +naax, +neex,+noox, +nööx
biçiminde eklenir.
 baar+daax-: “zengin”, bıtıx+taax-: “sakallı”, calın+maax-: “coĢkun,
heyecanlı”, cal+laax-: “mutlu”, doğor+doox-: “arkadaĢı olan, arkadaĢlı”,
öy+dööx-: “akıllı”, im+neex-: “damgalı, iĢaretli”, meñ+neex-: “benli”,
con+noox-: “insanlı”.
Kalınlık- incelik uyumu: baar+daax-; bıtıh+taax-; calın+maax-.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: doğor+doox-; öy+dööx-; con+noox-.
DamaksıllaĢma: im+neex-; meñ+neex-.

Türkiye Türkçesi’nde –lı/-li ekini karĢılayan bu ekin olumsuz Ģekli (-sız, -siz) yoktur.
Bu olumsuz Ģekil ada gelen 3. Tekil Ģahıs iyelik eki ve “suox” “yok, değil” edatı ile karĢılanır.
 bıtığasuox-: “bıyığı yok” (bıyıksız), baarasuox-: “zengin değil” (fakir).
Eski Türkçedeki {+çI} ekinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri (fonetik
varyantları):
+hıt- +hit- +hut- +hüt-; +sıt- +sit- +sut- +süt-; +cıt- +cit- +cut- +cüt-; +çıt- +çit+çut- +çüt-; +nıt- +nit-, +nut-, +nüt-

Meslek isimleri üreten bu ek, ünlü ve ikiz ünlülerden sonra; +hıt,+hit,+hut,+hüt; -k
ve –x’dan sonra; +sıt, +sit, +sut, +süt; -p,-t ve –s’den sonra; +çıt,+çit, +çut, +çüt; -l,-r ve y’den sonra; +cıt, +cit, +cut, +cüt; -m,-n,-ñ’den sonra; +nıt, +nit, +nut, +nüt biçiminde
görülür.
 saa+hıt-: “tüfekli”, oğo+hut-: “hemĢire”, ınax+sıt-: “çoban”, ütülük+süt-:
“eldiven yapımcısı”, abırah+çıt-: “tamirci”, kömür+cüt-: “kömürcü”,
bul+çut-: “avcı”, timir+cit-: “demirci” ilim+ñit-: “yalnızca ağla avlanan
balıkçı”, altan+ñıt-: “bakırcı” tiiñ+ñit-: “sincap avcısı”.
Kalınlık-incelik uyumu: saa+hıt-; ınax+sıt-; abırah+çıt-; timir+cit; ilim+ñit-;
altan+ñıt-; tiiñ+ñit-.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: oğo+hut-; ütülük+süt-; kömür+cüt-; bul+cut-.
DamaksıllaĢma: altan+ñıt-; tiiñ+ñit-.

�Eski Türkçedeki {+lIk} ekinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri (fonetik
varyantları):
+tık- +tik-+tuk- +tük-; +dık- +dik- +duk- +dük-; +lık- +lik- +luk- +lük-; +nık+nik- +nuk- +nükĠsimlere “zarf, alet, mekân” iĢlevi kazandırır. Ek, ünlü, ikiz ünlü, -p,-t,-s ve-x’dan
sonra; +tık,+tik,+tuk,+tük; -r ve –y’den sonra; +dık, +dik, +duk,+dük; -l’den sonra;
+lık,+lik,+luk,+lük; -m,-n,ñ’den sonra; +nık,+nik,+nuk,+nük biçiminde eklenir.
 itii+tik-: “sıcakça”, kıra+tık-: “azıcık”, kihi+tik-: “adam gibi”, ot+tuk-:
“otlak”, teñ+nik-: “eĢitçe”, kün+nük-: “bir günlük alınan mesafe, yol”
tün+nük-: “pencere”.
Kalınlık-incelik uyumu: itii+tik-; kıra+tık-; kihi+tik-: teñ+nik-.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: kün+nük-; tün+nük-; ot+tuk-.
DamaksıllaĢma: teñ+nik-; tün+nük-; kün+nük-.

1.2. Addan Eylem Türeten Yapım Ekleri (Tuoxtuur Aat Tıltan Üöskeehine)
Eski Türkçedeki {+A-} ekinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri (fonetik
varyantları):
+aa- /+ee, +oo-/öö-; ıa-/+ie-, +uo-/üöÜnsüz ile isimlere gelerek, onları geçiĢli ve geçiĢsiz fiil yapar. Eklendiği ismin son
ünsüzünü tonlulaĢtırarak –s-&gt;-h-; -k-&gt;-g-; -p-&gt;-b-; -t-&gt;-d-; değiĢikliğine neden olur.
 alğah+aa-: “yanılmak”, (geçiĢsiz); öh+öö-: “öç almak, intikam almak”,
(geçiĢli); ıar+aa-: “ağırlaĢmak”, (geçiĢsiz); diriñ+ee- “derinleĢmek”,
(geçiĢsiz).
 xabıgır+aa- “çene çalmak”, bıtırgır+aa-“küçük sürgünler vermek” (yansıma
ve mecaz anlamdaki sözcüklerden geçiĢsiz eylemler türetir.)
Kalınlık-incelik uyumu: alğah+aa-; ıar+aa-; xabırgır+aa-; bıtırgır+aa-; diriñ+ee-.
Düzlük- yuvarlaklık uyumu: öh+öö-.
Eski Türkçedeki {+lA-} ekinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri (fonetik
varyantları):
+laa-/+lee, +loo-/+löö- ; +taa-/+tee- , +too-/+töö- ; +daa-/+dee- ; +doo-/+döö- ;
+naa-/+nee- ; +noo-/+nöö-

�Bütün isimlere gelerek onlardan yapma(kılıĢ) ve olma ifade eden fiiller türetir. Ek,
ünlü, ikiz ünlü ve –l’den sonra; +laa- ,+lee- , +loo-, +löö-; -p, -t, -k, -s ve –x’den sonra +naa,+nee- , +noo-, +nöö-, biçiminde eklenir.
 aççık+taa-: “açlık duymak, acıkmak”, muñ+naa-: “üzmek”, öy+döö-:
“hatırlamak”, uu+laa-: “içmek, eritmek, sulandırmak”, tüört+tee-: “bir Ģeyi
dört kez yapmak” ohox+too-: “(evde) soba kurmak”, xaar+daa-: “kar
temizlemek”, oton+noo-: “yemiĢ toplamak”.
Kalınlık-incelik uyumu: aççık+taa-; xaar+daaDüzlük-yuvarlaklık uyumu: öy+döö-; ohox+too-; oton+noo-; uu+laa-.
DamaksıllaĢma: muñ+naa-.
Eski Türkçedeki {+rA-} ekinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri (fonetik
varyantları):
+rğaa-/+rğee- ; +rğoo-/+rğöö-

Ek, anlamlı duygu ve heyecan fiilleri meydana getirmektedir. Yansıma seslerden
taklit fiilleri yaparak; ünsüz ile biten isim tabanlarına –ı,-i,-u,-ü bağlayıcı ünlülerini alarak
eklenir.
 ağa+rğaa-: “birisini öz baba saymak”, oğo+rğoo-: “çocuklara sevgi
beslemek”, sıtı+rğaa-: “koklamak”
Kalınlık-incelik uyumu: ağa+rğaa-; sıtı+rğaa-.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: oğo+rğoo-.

1.3. Fiilden Fiil Yapım Ekleri (Tuoxtuur Tuoxtuurtan Üöskeehine)
Eski Türkçedeki {+Ur-, +gUr-, +tUr-} eklerinin Saha Türkçesindeki ses
değiĢiklikleri (fonetik varyantları):
-tar-/-ter ; -tor-/-tör- ; -dar-/-der ; -dor-/-dör ; -nar-/-ner ; -nor/-nör ; -lar-/-ler ; lor-/-lörEttirgenlik çatısı eklerinin en çok kullanılanıdır. Sonu –r ile biten çok heceli fiiller
ve –y, -t, -p, -s, -x ve –k’den sonra; –tar-/-ter- ; -tor/-tör; sonu –r ile biten tek heceli fiillerden
sonra; -dar-/-der-, -dor-/-dör- ; damaksıl seslerden sonra; -nar-/-ner- ; -nor-/-nör; -l’den sonra
–lar-/ler-; -lor-/-lör; Ģeklinde değiĢim göstererek eklenir.

� bil+ler-: “birisine bir Ģeyi bildirmek, hissettirmek,”, kön+mör-: düzeltmek,
ütülemek, oñor+tor-:” hazırlatmak”, üün+ner-: “yetiĢtirmek”
Ekin özellikle sonu –s ve –t ile biten iki veya daha çok heceli fiil gövdelerinden
sonra –nar/-ner Ģeklinde eklendiği görülmektedir.
 oxsulum+nar-: “döğüĢtürmek”, östölüm+ner-: “düĢman etmek”, utatım+nar:
“içirtmek”.
Ek, ayrıca diğer ettirgenlik eklerinden sonra katmerli ettirgenlik meydana getirir.
 kördör+dör-: “göstermek”, ölör+tör-: “öldürtmek”, siter+ter-: “bitirtmek”,
tüher+ter-: “düĢürtmek”.
Kalınlık-incelik uyumu: bil+ler-; siter+ter-.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: kön+mör-; üün+ner-; oñor+tor-;
östölüm+ner-; utatım+nar-; kördör+dör-; ölör+tör-;
DamaksıllaĢma: üün+ner-; oxsolum+nar-; östölüm+ner-.

oxsulum+nar-;

Eski Türkçedeki –mak,-mek eklerinin Saha Türkçesindeki ses değiĢiklikleri(fonetik
varyantları):
-baxtaa-/-bextee- ; -boxtoo-/-böxtöö-; -maxtaa-/-mextee- ; -moxtoo-/-möxtöö- ;
-paxtaa-/-pextee- ;- poxtoo-/-pöxtöö
Ek, sonu –n,-ñ ve m ile biten fiillerden sonra –maxtaa-/-mextee- ; -moxtoo-/-möxtöö
Ģeklinde; sonu –l,-r ve –y ile biten fiillerden sonra –baxtaa-/-bextee- ; -boxtoo-/-böxtööbiçiminde; sonu –s ve –t ile biten fiillerden –paxtaa-/-pextee ; -poxtoo-/-pöxtöö Ģeklinde
görülür. Sonu –t ile biten fiillerden sonra –tp-&gt;-pp- biçiminde gerileyici ünsüz benzeĢmesi
olur. Ayrıca ek, hızlılık ve çabukluk ifade etmesinin yanı sıra istemeden telaĢla, aceleyle
yapılan bir hareketi iĢaret eder.
 ahaa+baxtaa-: “acele ile çabuk çabuk yemek”, kel+bextee-: “çabukça
gelmek, çabucak gelmek.”
Kalınlık incelik uyumu: axaa+baxtaa-; kel+bextee-.

2. İsim (Aat tıl)
2.1. Çokluk Ekleri
Saha Türkçesinde çokluk ekleri -ler, -lar ekleri ile karĢılanır. Ama bu ek eklendiği
sözcüğün son ünlü ve ünsüzüne göre 16 değiĢik biçime girer.

�Ünlü, ikiz ünlü(diftong) ve –l’den sonra –ler, -lar, -lor, -lör biçiminde görülür:
 ağa-lar “babalar”, kinige-ler “kitaplar”, oğo-lor “çocuklar”, börö-lör
“kurtlar”
Kalınlık-incelik uyumu: ağa-lar, kinige-ler.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: oğo-lor, börö-lör.

-p, -t, -k, -s, -x ünsüzlerden sonra -tar, -ter, -tor, -tör biçiminde görülür:
 at-tar “atlar”, tiis-ter “diĢler”, ohox-tor “ocaklar”
Kalınlık-incelik uyumu: at-tar, tiis-ter.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: ohox-tor.
Ünsüz benzeĢmesi: at-tar, tiis-ter.
-y ve –r’den sonra –dar, -der, -dor, -dör Ģeklinde görülür:
 atıır-dar “aygırlar”, öy-dör “akıllar”, tomtor-dor “topuzlar”
Damaksıl seslerinden sonra –nar, -ner, -nor, -nör biçiminde görülür:
 suorgoñ-nar “yorganlar”, çleñ-ner “üyeler”, bödöñ-nör “kuvvetler”
Kalınlık-incelik uyumu: atıır-dar, çleñ-ner.
Düzlük-yuvarlaklık uyumu: tomtor-dor, bödöñ-nör
2.2. İyelik Ekleri

1.tk. Ģh
2.tk. Ģh
3.tk. Ģh
1.çk.Ģh
2.çk.Ģh
3.çk.Ģh

Saha Türkçesi
-m
-ñ
-A, -TA
-BIT
-ĞIT
-LARA

Eski Türkçe
-m
-ñ
-ı,-i,-sı,-si
-mız,-miz, -muz, müz
-ñız, -ñiz, ñuz, ñüz
-ları, leri

Ġyelik ekleri kurallı eklendiklerinde teklik ve çokluk biçimleri değiĢik Ģekillerde
görülür.
1.ve 2.tk. Ģh iyelik eklerinde ünlü ile biten sözcüklere doğrudan, ünsüz ile biten
sözcüklere ise tüm bağlayıcı ünsüzleri alarak gelirler.

� aatım, aatıñ “adım, adın”, ütüm, üütüñ “sütüm, sütün”
3.tk.Ģh iyelik eklerinde ünlülerden sonra –ta, -te, -to, tö; ünsüzlerden sonra –a, -e, -o,
-ö biçiminde eklenmektedir.
 ağata “babası”, iyete “annesi”, ete “eti”, töbötö “tepesi”
1.çk.Ģh iyelik eklerinde ünlü,ikiz ünlü ve –l, -r, -y’den sonra –bıt,-bit, -but, -büt; -p,t,-k,-s,-x’den sonra –pıt, pit, -put, -püt; damaksıl seslerden sonra –mıt, -mit,-mut,-müt
biçiminde eklenir.
 uolbut “ oğlumuz”, iyebit “annemiz”, kılaaspıt “sınıfımız”
2.çk.Ģh iyelik eklerinde geniĢ ünlü ve ikiz ünlüden sonra –ğıt,-ğit, -ğut, ğüt; -k –p –s
–t’den sonra –kıt, -kit,- kut, -küt; dar ünlü, -l, -r, ve –y seslerinden sonra –gıt, -git ,-gut, -güt; x’den sonra –xıt, -xit, xut, xüt; nazal seslerden sonra –ñıt, ñit,-ñut,-ñüt biçiminde eklenir.
 iyeğit “anneniz”, ubayıt “abiniz”, sürexxit “yüreğiniz”, aaññıt “kapınız”
3.çk.Ģh iyelik eklerinde ünlü, ikiz ünlü ve –l’den sonra –lara,-lere,-loro, -lörö; -x, -k,
-p, -s, -t’den sonra –tara, -tere ,-toro, -törö; -r ve -y’den sonra –dara,- dere, -doro, -dörö; nazal
seslerden sonra –nara, -nere, -noro, -nörö biçiminde eklenir.
 cielere “ evleri”, tünnüktere “pencereleri” tölönnörö “alevleri”

2.3. Durum Ekleri
Durum eklerinde genel olarak ünlü, ikiz ünlü –l,-r-y; -k,-p,-s,-x ve damaksıl
seslerden sonra gelen ek değiĢimleri korunmuĢtur. Farklı olarak yükleme durumunda ek
değiĢikliği görülür.
2.3.1 Yükleme Durumu (Tuoxtuu Padej)
Yükleme durumu 8 biçimdedir. Ünsüzlerden sonra –ı,-i,-u,-ü Ģeklindedir.
 xatıñı “kayını”, tiihi “diĢi”, ohoğu “ocağı”, tünnügü “pencereyi”
Ünlü ve ikiz ünlülerden sonra -nı,-ni,-nu,-nü biçimindedir.

 ağanı “babayı”, börönü” kurdu”, oğunu” çocuğu”

�3. Fiil (Tuoxtuur)
3.1.Şahıs Ekleri (Tuoxtuur Sireydere)
3.1.1. Zamir Kökenli Şahıs Ekleri
Teklik

1.Ģahıs

2.Ģahıs

3.Ģahıs
Çokluk

1.Ģahıs

2.Ģahıs

3.Ģahıs

-bın,-bin, -bun,-bün
-pın,-pin,-pun,-pün
-mın,-min,-mun,-mün
-ğın,-ğin,-ğun,-ğün
-kın,-kin,-kun,-kün
-gın,-gin,-gun,-gün
-xın,-xin,xun,-xün
ñın,-ñin,-ñun,ñün
Ø
-bıt,-bit,-but,-büt
-pıt,-pit,-put,-püt
-mıt,-mit,-mut,-müt
-ğıt,-ğit,-ğut,-ğüt
-kıt,-kit,-kut,küt
-gıt,-git,-gut,güt
-xıt,xit,xut,xüt
ñıt,-ñit,ñut,ñüt
-lar,ler,-lor,-lör
-tar,-ter,-tor,-tör
-dar,-der,-dor,-dör,
-nar,-ner,-nor,-nör

Bu ekler Ģahıs zamiri kökenlidir. ġimdiki zaman, kesin geçmiĢ zaman, ara sıra olan
geçmiĢ zaman, gereklilik, Ģart, endiĢe, olumluluk ve alıĢılmıĢlık kiplerine gelmektedir. Ünlü
veya ünsüz ile biten fiillere değiĢik biçimlerde eklenirler.

�Sonuç
Genel olarak Ünlü, ikiz ünlü ve –l,-r,-y; -p,-k,-s,-x,-t ve nazal seslerden sonra değiĢik
biçimlerde görülen ekler, olumsuz Ģekillerde ise, -suox(değil) kalıbı ile ifade edilir. Emir kipi
1. teklik Ģahıslarda ünlü, ikiz ünlü ile biten fiillerde –ıı,-ii, -uu, -üü biçiminde uzama görülür.
Ayrıca Saha Türkçesinde, eski Türkçenin eklerinin ses değerlerini koruyarak, çeĢitli ağız
özellikleri ve söyleyiĢ değiĢiklikleri nedeni ile fonetik varyantlaĢmaların kalınlık-incelik,
düzlük-yuvarlaklık, benzeĢme ve diğer ses olayları aracılığı ile oluĢtuğu tespit edildi.

Kaynakça
KĠRĠġÇĠOĞLU Fatih, (1999) Saha (Yakut) Türkçesi Grameri, Türk Dil Kurumu Yay.,
Ankara.
ERCĠLASUN Ahmet, (2007) Türk Lehçeleri Grameri, Akçağ Yay., Ankara.
YILDIZ Hülya, (2007) Orhon Türkçesi ile Yakutçanın Söz Varlığı ve Söz Yapımı
Bakımından KarĢılaĢtırılması, Yüksek Lisans Tezi, EskiĢehir.
KarĢılaĢtırılmalı Türk Lehçeleri Grameri 1 (Fiil- Basit Çekim), (2010) TDK Yay
Gramer Dizisi, Ankara.
www.sahaeli.com

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11930">
                <text>2036</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11931">
                <text>TÜRKÇE İLE İLİŞKİSİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11932">
                <text>YÜCAL, Muammer</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11933">
                <text>Anahtar Kelimeler: Saha (Yakut) Türkçesi, kök, ses değişikleri.  ÖZET  Saha (Yakut) Türkçesi, Kuzey Sibirya Türk Lehçeleri içerisinde değerlendirilmektedir. Bu lehçe ana Türkçeden erken bir tarihte ayrıldığı ve coğrafya olarak da uzakta kaldığı için, genel Türkçeden çok uzaklaşmıştır. Bu nedenle birçok bilim insanı Saha (Yakut) Türkçesi’ni ayrı ve bağımsız bir dil olarak ele almaktadır. Saha (Yakut) Türkçesi, lehçe olarak “z”li ve “ş”li (Zetasizm) sesleri kullanmaktadır. Kullanılan bu sesler sözcüklerin kök ve ek yapılarını etkilemiştir. Bunun sonucu olarak, sözcüklerin köklerindeki seslerin özelliklerine göre (Sedalı, Sedasız); ekler değişik biçimde görülür. Bir sözcüğün kökündeki son sesin özelliğine bağlı olarak ekler; 8, 16 bazen de 20 değişik biçimde bu köke eklenir. Bu çalışmada sözcüklerin köklerindeki son sesin özelliği dikkate alınarak, eklerin ses değişmeleri ele alınmıştır. Böylelikle Eski Türkçenin sözcük köklerindeki seslerinin özellikleri de düşünülerek; bu seslerin nasıl korunduğu ve kökteki son sese göre sözcüğün aldığı ekin nasıl bir değişime uğradığı tespit edilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11934">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11935">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11936">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11937">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1486" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1967">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4c7097dddf1298dce56617a83d7bb6b9.docx</src>
        <authentication>2eb6a8a5dc06d34a76e0104d6b1254fc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1968">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/47ccaebb4348d4a44c9c07d2f668f620.pdf</src>
        <authentication>13470a9ead47c9ffa6fb02c319faaa6f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11928">
                    <text>SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEMEİNCELEME
Gülay YURT
Bedir Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Tiran / Arnavutluk
Anahtar Kelimeler: Batıl, İnanç, Batıl İnanış.
ÖZET
Kültürel etkileşim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanışlar
artık hayatın bir parçası olmuştur. Daha çok ileri yaştaki insanların bilip uyguladığı batıl
inanışlar, çok hızlı yayılan ve gelişen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu
çalışmada, Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaşayan Müslüman Boşnak kadın ve erkeklerle
görüşülüp, batıl inançları hakkında bilgi toplanılmıştır. Batıl inançları daha çok duyma ve
yaşama ihtimali olan insanlar orta yaş ve üzeri kitle olduğu için, görüştüğümüz kişileri buna göre
seçilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla
ilgili inanışlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanışlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl
inanışlar olmak üzere konularına göre derlenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1969">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2c12967eb9b4d3f2294a4b24c77444b3.docx</src>
        <authentication>f596cf6e830b7767e6513fc73962bcfc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1970">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0cd846db6c4ef44b9514101b03f198db.pdf</src>
        <authentication>5f98012fb0db7ed28e214ee6df9a0e7a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11929">
                    <text>SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEMEİNCELEME
Gülay YURT1

Özet
Kültürel etkileĢim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanıĢlar
artık hayatın bir parçası olmuĢtur.

Daha çok ileri yaĢtaki insanların bilip uyguladığı batıl

inanıĢlar, çok hızlı yayılan ve geliĢen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuĢtur. Bu
çalıĢma Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaĢayan müslüman BoĢnak kadın ve erkeklerle
görüĢülerek, batıl inançları hakkında yapılmıĢ bir derlemedir. Batıl inançları daha çok duyma ve
yaĢama ihtimali olan insanlar orta yaĢ ve üzeri olduğu için, görüĢtüğümüz kiĢileri buna göre
seçtik. Yapılan görüĢmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla ilgili
inanıĢlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanıĢlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl
inanıĢlar olmak üzere konularına göre derlenmiĢtir.
Anahtar Kelimeler: Batıl, inanç, batıl inanış.

STUDY ABOUT THE SUPERSTITIOUS BELIEFS OF THE PEOPLE OF SARAJEVOREVIEW

Abstract
Superstitious beliefs , that emerged as a result of cultural interaction, psychological, and
environmental factors, has been a part of life now. Superstitious beliefs, practiced mostly by
elder people ,has been slowly disappearing in today’s evolving global information society. In
this study, we interviewed with Bosnian Muslim men and women living in various parts of
Sarajevo and collected information about their superstitions. Middle-aged and older populance
1

Bedër University, Department of
gyurt@beder.edu.al

Turkish Language and Literature, Faculty of Educational &amp; Philology,

�are more likely to have or experience superstitions, so we chose the people interviewed
accordingly. The findings of the interviews are complied as; beliefs about women who can not
have children, beliefs about pregnant and postpartum women, child-related beliefs, animals,
deaths and other superstitious beliefs.
Key Words: Superstition, belief, superstition.

Giriş
Batıl Nedir?
Bâtıl; boĢ, beyhûde, yalan, çürük manasındadır ( Devellioğlu, 1997 ). BoĢa gitmek, temelsiz ve
devamsız olmak anlamındaki “butlân” kökünden türeyen batıl kelimesi, Ģeriatın yasakladığı,
gerçekliği bulunmayan her Ģey, yalan ve yanlıĢ olmasa bile plânlanan hedefe ulaĢtırmayan her
türlü faydasız iĢ, söz ve davranıĢ olarak tanımlanır. Ġnsanlık tarihi kadar eski olan bâtıl inançlar
her devirde ve her toplumda görülür ( TDVĠA, c.5).
Batıl İnanış (Hurafe) Nedir?
Mantıkî temeli olmayan telakki ve uygulamaları, din adına ileri sürülüp benimsenen bâtıl inanç
ve davranıĢları ifade eden bir terimdir. Sözlükte "bunamak" anlamına gelen haref kökünden
türemiĢ bir isim olan hurafe kelimesi "akla ve gerçeğe aykırı düĢen aldatıcı söz" demektir. Masal,
efsane ve genel olarak gerçek dıĢı olduğu kabul edildiği halde hoĢa giden nakil ve rivayetlere de
hurafe denilmiĢtir ( TDVĠA, c.18). Hurafe mantıkî olmayan, gerçek hayatla iliĢkisi bulunmayan,
iyilik veya kötülük getirebileceğine inanılan kuvvetler için kullanılır. Batıl inançların
oluĢmasında psikolojik faktörlerin de etkisi vardır.
Eğitimli insanlarca mantık dıĢı ve temelsiz sayılan batıl inançlar da bir takım insanlar üzerinde
etkisi olan inanç türlerindendir. “BoĢ, asılsız, yanlıĢ inanç vb.” anlamlara gelen (Gündüz, 1998)
batıl inanç kavramı, kurumsal dinlerin prensiplerine aykırı olmanın yanı sıra aynı zamanda akıl
ve bilimle de açıklanamaz. Çevremizde yaĢayan, toplumdaki bireylerin bir çoğu arasında ortak
biçimde inanılan, doğal olayları talih, kader ya da kötü varlıklar gibi doğa üstü sebeplerle
açıklayan bir inanıĢ özelliği göstermektedirler (Sümbüllü, 2010).

�Saraybosna halkının batıl inanışları
Çocuk Sahibi Olamayan Kadınlar İçin İnanışlar
Kadın sıcak bir banyo yaptıktan sonra, içinde lahana yaprakları bulunan bir kapta suyu kaynatıp,
lahana yapraklarının bulunduğu kaynamıĢ suyun üzerine oturur. Sıcaklığı dayanılır olan kaynar
suyla banyo yapmak da kısırlığı gidermek için yapılan bir baĢka uygulamadır. Ayrıca kadının
ayağına kalın çorap, terlik giymesi, üzerine daha kalın elbiseler giymesi önerilir. Bu Ģekilde
sıcaklık sağlandığında, hamile kalmanın kolay olacağı düĢünülmektedir.2
Çocuk sahibi olamayan kadınları, yaĢlı kadınlara götürüp, bitkiler veya baĢka Ģeyler kullanması
tavsiye edilir (muska, otlar, vb…). Belde taĢımaları için pamuktan dokunmuĢ bir iplik verilir.
Ayrıca bel veya karına ĢiĢe çekme ve tütsünün iyi geleceğine inanılmaktadır. 3
Hamile, Lohusa Kadın ve Çocukla İlgili İnanışlar
Hamile kadın, kötü ve çirkin hiçbir canlı ve cansız varlığa baktırılmaz. 4
Hamile kadın, bebeğinin sağlıklı olması için canı ne çekerse yemelidir ve istemediği Ģeylerden
de uzak durmalıdır. Canının istediği Ģeyi yemediği zaman, doğacak çocuğun vücudunun
herhangi bir yerinde leke olur veya istediği bir Ģeyi gizlice veya çalarak yer ise, yediği eli ile
vücudunun neresine dokunursa, yediğinin Ģeklinin doğacak çocuğun aynı yerinde leke olacağına
inanılmaktadır. Hamile kadın, canı çektiği Ģeyi yiyemezse, çocuk düĢer ya da sakat olur.5
Hamilelik döneminde anne adayının kalçaları büyürse kızı, kalçalar fazla belirgin olmaz ise
erkek doğuracak demektir. Yine karın kısmının aĢağı doğru uzaması, göğüslerin büyümesi,
dudakların büyümesi ve geniĢlemesi, anne adayının yüzünde lekelerin veya çillerin olması,
kaĢlarının veya kirpiklerinin dökülmesi, kız çocuk doğuracağına iĢaretmiĢ.6

2

Kaynak Kişi 2

3

Kaynak Kişi 5

4

Kaynak Kişi 3

5

Kaynak Kişi 11

6

Kaynak Kişi 14

�Doğacak çocuk sağlıklı ve güzel olsun diye anneye ayva yedirilir. Ayva yiyen hamile kadının
hem çocuğunun güzel olacağına, hem de gamzeli olacağına inanılmaktadır. 7
Çocuğun üstünden atlanması iyi sayılmaz, atlandığında çocuğun büyümeyeceği, boyunun
uzamayacağına inanılmaktadır. Çocuğun üzerinden atlayan kiĢiden tekrar ters yönde atlaması
istenir. Yani bir daha çocuğun üstünden atlar ki hiç atlanmamıĢ gibi olsun diye. Bu uygulama
çocuğun boyu kısa kalmasın diye yapılırmıĢ.8
Lohusanın mezarının kırk gün açık olduğuna inanılmaktadır. Onun için lohusa kadının kırk gün
evden çıkmamasına dikkat edilir. Çıktığı takdirde çarpılacağı veya baĢına kötü Ģeylerin
gelebileceği, hatta ölebileceğine inanılmaktadır. 9
Lohusa kadın ve bebek kesinlikle yalnız bırakılmaz. Bu çok eski bir gelenek olarak kabul
ediliyor ve günümüzde de çok olmasa da halen uygulanıyor. Kötü ruhların uğramaması,
baĢlarına kötü bir Ģeylerin gelmemesi için olduğu düĢünülmektedir. 10
Yürümesi geciken çocuklar için; Cuma günü caminin önüne götürülür, çocuğun parmaklarının
araları kırmızı bir iple bağlanır, camiden ilk çıkan kiĢi makas ile bu ipleri keser. Böylece
çocuğun korkuları gider ve kısa zamanda yürümeye baĢlar.11
Göbek bağı düĢünce bir beze sarılarak çocuğun sağ omuzuna asılır ya da evde saklanır. Bazen
cami avlusuna, ıssız yerlere veya ev çevresine gömülür. 12
Bebeğin kırk gün boyunca yıkanması, lohusa kadın için de uygulanır. Bebeğin giysilerinin de
kırk gün süreyle yıkanması gerekir. Kurutmak için elbiseler kesinlikle dıĢarıya asılmaz, bu iĢ için
evin içerisi kullanılır. Çünkü bebeğe ve lohusa kadına Ģeytan, cin gibi varlıkların zarar
vermesinden korkulduğu için elbiseler dıĢarıya asılmaz.13

7

Kaynak Kişi 15

8

Kaynak Kişi 15

9

Kaynak Kişi 7

10

Kaynak kişi 7

11

Kaynak Kişi 3

12

Kaynak Kişi 6

13

Kaynak Kişi 12

�Doğan kız çocuğunun iki gözü arasındaki burun kısmında, mor renkte bir damar görünürse, bir
sonraki doğacak bebek erkek olur. 14
Yeni doğan bebeğin vücuduna tuz serpip, kısa bir zaman böylece bırakılır, daha sonra su ile
yıkanır ya da çocuk önce tuzlu bir suda, daha sonra duru suda yıkanır. Tuzlama, çocuğun
büyüyünce terinin ve nefesinin kokmaması için yapılırmıĢ. 15
Lohusanın mezarı kırk gün açık olur, bu yüzden bebek ve anne kırk gün evde kalır, kırk günün
sonunda bebek ve anneye banyo yaptırılır, yeni elbiseler giydirilerek evden dıĢarı çıkartılır.
Ayrıca kırk gün lohusaya iĢ yaptırılmaz, kırk gün kötü ruhların çarpmaması için anne aynaya
baktırılmaz. Özellikle akĢam ezanından sonra dıĢarı çıkarılmaz, çıkarsa sütü kesilir.16
Hamile bir kadın, kimsenin fiziksel özellikleri ve kusurları ile ilgili konuĢmamalı yoksa doğacak
çocuk o kiĢiye benzer.
Hamile kadın, hamileliği süresince saç kestiremez, bebeğin ömrü kısalır.17
Yeni doğmuĢ iki bebek ve lohusa kötü bir Ģey olmaması için yan yana getirilmez. 18
Hamile kadının yanında bir Ģey yerken uzatmazsan gözünde arpacık çıkar. Bebeğin anne
karnında ilk hareketinde anne aynaya bakarsa, bebek güzel olur.19
Anne ve bebeğin gittiği ilk evde anneye yumurta verilir. Ayrıca çocuğun yüzüne ev sahibi un
sürer. Bebeğin kaĢlarına ve saçlarına sürülen un, bebek uzun ömürlü olsun saçları, kaĢları
bembeyaz olana kadar yaĢasın diye kaĢlarına, saçlarına un sürülür, tatlı dilli olsun diye de ağzına
tatlı bir Ģey konur. 20
Yeni evlenen çiftin doğacak ilk çocuğunun erkek olması için, geline kına yakıldıktan ve
eğlenildikten sonra baba evinde geçireceği son gecede aileden en küçük erkek çocukla yan yana

14

Kaynak Kişi 7

15

Kaynak Kişi 8

16

Kaynak Kişi 15

17

Kaynak Kişi 8

18

Kaynak Kişi 11

19

Kaynak Kişi 11

20

Kaynak Kişi 11

�uyutulur. Kendi evine gelinliğiyle ilk kez giren gelinin kucağına bir erkek bebek verilir, bu
gelinin ilk çocuğunun, erkek olması içindir. Daha sonra bal yedirilir, kocasına karĢı tatlı dilli
olsun diye. Söylenen türküler eĢliğinde kalabalık bir grup çiftin yatak odasına girer. Genellikle
bir erkek çocuğu, yeni evli çiftin yatağında yuvarlandırılır. Bu iĢlem bittikten sonra gelin bu
çocuğun elini öper. Gelin, daha sonra bu çocuğa mendil yada çorap hediye eder. Yuvarlandırılan
çocuk ailenin en küçük erkek çocuğudur. Doğacak ilk çocuk erkek olması için, erkek çocuk
yuvarlandırılır.21
Hayvanlarla İlgili İnanışlar
BaykuĢun ötmesi, evin çatısına veya bacasına tünemesi iyi sayılmaz, o evde yakınlarda bir ölüm
olacağına dair bir inançdır.22
TavĢan, yolda insanın önüne çıkarsa, uğursuzluk getirir, hatta yakınlarından biri ölür. 23
Horozların akĢama doğru ötmesi kötüdür, yakın bir zamanda ölüm olacağına inanılmaktadır.24
Örümcek öldürmek uğursuzluk getirir. Cuma günleri örümcek ağlarına dokunulmaz, evde bir
örümcek görüldüğünde, bir kağıtla ya da bir peçeteyle alınıp öldürülmeden dıĢarı atmalı.
Örümcek öldüren kiĢinin baĢına bir uğursuzluk geleceğine inanılıyor. KuĢ yuvaları bozulmamalı,
kuĢ yuvasını bozan kiĢinin kendi yuvası da dağılır. Evdeki karıncalar da bereket iĢaretiymiĢ,
bunların yuvalarının dağıtılmaması gerektiğine inanılmaktadır.25
Ölümle İlgili İnanışlar
Ölmek üzere olan hastanın ölüm anında yüksek yerde durmasından dolayı, ruhu zor çıkar.
Yüksek yerde, yatan hastanın yatağının yere serilmesi gereklidir.26

21

Kaynak Kişi 14

22

Kaynak Kişi 12

23

Kaynak Kişi 12

24

Kaynak Kişi 10

25

Kaynak Kişi 14

26

Kaynak Kişi 13

�Ölen kiĢinin ĢiĢmemesi için karın kısmına bir taĢ veya tuğla konulur. Bazen de bir metal parçası,
kaĢık veya bıçak gibi aletler konulur. Cenazenin bekletilme durumunda ise hem tuğla hem de
bıçak konulmalı. 27
Diğer Batıl İnanışlar
Salı: BoĢnaklar arasında, Salı günü çamaĢır yıkamanın, aileye bir kötülük veya ölüm getireceği
inanıĢı çok yaygın. Salı günü veya gecesinde tırnakların kesilmesi ile el ve ayak tırnaklarının
aynı gün de kesilmesinin kötülüğe, ölüme sebep olacağına inanılmakta. Salının uğursuz bir gün
olduğu için daha önce planlanmıĢ iĢler ertelenmektedir. Yolculukta kaza olmaması ve sıkıntılı
durumlarla karĢılaĢmamak için yolculukların dahi ertelendiği daha önce olmuĢ kazalar Salı
gününe denk gelmiĢse var olan bu uğursuzluk inancı daha da kuvvetlendirmektedir. 28
Ayna: Gelin sandığına, çeyiz bohçasına mutlaka bir ayna konmaktadır. Aydınlık ve iyi
bir geleceğin olması için. Ayrıca kına yakılırken Ģami (gelinin baĢına örtülen örtü) altından ayna
tutulur, yüzü aydınlık, ak, pak olsun diye. Ayna kırılması ise uğursuzluk getirirr. Ayna
kırıldığında 7 yıl uğursuzluk olur, bekâr bir kız 7 yıl evlenemez. 29
Tırnak: Tırnakların hiçbir Ģekilde gece kesilmemesi gerektiği inancı oldukça yaygın bir inanıĢ.
Özellikle perĢembe ve pazar geceleri tırnak kesmenin uğursuzluk getireceğine inanılır. Tırnak
kestikten sonra eller yıkanmaz ise tutulan yiyecek ve içecek kötüdür. El ve ayak tırnakları bir
günde kesilirse aynı günde hem ölüm hem de düğünün olacağına inanılmaktadır. 30
Ateş: AteĢte ısınmıĢ bir Ģeyi (örneğin tencere, çaydanlık, cezve) almak için çekinen, tutmak için
bez kullanan kiĢi ileride kaynanasından çok korkacak demekmiĢ.31

27

Kaynak Kişi 12

28

Kaynak Kişi 12

29

Kaynak Kişi 1

30

Kaynak Kişi 3

31

Kaynak Kişi 4

�Düğme: Üzerindeki giysinin düğmelerini karĢıdakine bakarak iliklemek uğursuzluk getirir. Bu
durumun karĢıdaki kiĢinin kısmetlerini kapatacağına inanılmakta. Ayrıca kıyafetin kopmuĢ bir
düğmesi üzerindeyken dikmek iyi değildir. Kıyafet çıkarıldıktan sonra dikilmelidir. Çünkü
üzerindeyken sökük dikersen dilin bağlanır. Üzerinde giysisi dikilen kiĢinin konuĢmaması
gerektiği ve ağzında bir parça iplik tutması, ya da sert bir nesneyi ısırmalıdır, dikiĢ bitene kadar
ağzında tutmalıdır. Aklının dikilmemesi için.32
Makas: Makası boĢ yere açıp kapamak iyi değildir. Uğursuzluk getireceğine inanılır. Bir Ģey
kesmek için değil de öylesine açılıp kapatılıyorsa makas, o ortamdaki kiĢilerin kavga edeceğine
inanılmakta. Ayrıca bıçak, makas gibi kesici ve demirden yapılmıĢ aletler elden ele verilmez,
masaya bırakılır. Elden verilmesi uğursuzluktur. ġayet öyle yapılırsa o iki kiĢinin arasında
huzursuzluk, anlaĢmazlık çıkacağına inanılmakta.33
Temizlik: Cumartesi ve Salı günleri çamaĢır yıkanmaz. Bugünlerde çamaĢır yıkamanın
uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır. Ayrıca akĢam ezanı vakti tüm temizlik, ev ve el iĢleri
bir kenara bırakılır. Ev içinden biri uzun yolculuğa çıktı ise o kiĢinin gideceği yere vardığı haberi
alınmadan ev süpürülmesinin de uğursuzluk getireceğine inanılmakta. ġayet temizlik yapılırsa
yolculukta olan kiĢinin baĢına bir musibet geleceği düĢünülmektedir.34

Muhtelif Konular
Uykudayken ellerinizi bacak arasında sıkıĢtırırsanız baĢınıza kötü bir Ģeyler gelir. Hava
karardıktan sonra ıslık çalmanın Ģeytanları toplayacağına inanılır. Geceleri Ģakız çiğnenmez,
sakız çiğnersen ölü eti çiğnemiĢ olursun.35

32

Kaynak Kişi 10

33

Kaynak Kişi 9

34

Kaynak Kişi 9

35

Kaynak Kişi 1

�EĢikte durulmaz, oturulmaz. EĢikte oturan kiĢi iftiraya uğrar. Üzerinizden bir örümcek geçerse, o
sene içinde uzun bir yolculuğa çıkılacağına inanılır.36
Eğer evden dıĢarı çıkıp çıkma sebebinizi yerine getirmeden herhangi bir nedenle eve dönerseniz
bu çok büyük bir uğursuzluk getirecektir. Bir zorunluluk olursa önce bakkala yahut baĢka bir
eve girilmeli, uğursuzluk oraya bırakılmalı, sonra eve dönülmeliymiĢ. Eve gelen misafirin,
misafirliğinin kısa sürmesi için ayakkabılarının üzerine tuz serpilir çabuk gitsin diye. 37
DikiĢ dikerken iğnesini kaybeden kadınlar Ģunu söylermiĢ;"Ġğneci Hasan, iğne mi bulan; okuyum
sana üç Kulhü bir Elham..." Bu tekerleme ile aranan iğnelerin, hatta aranan tüm kayıp eĢyaların
bulunacağına inanılır. Yalnız eĢyayı bulduktan sonra ne adadıysan, adağı yerine getirmek Ģart.38
Kavak ağacından bir dal kırıp, bu dal parçası ile sabah çocuğun üzerine sürterek çocuğu uzun
boylu olacağına inanılmakta.39
Çok ağlayan çocuğun nazar aldığına inanılmaktadır. Bunun için sobada yanan bir kömür
parçasını alıp suya atılır. Bu suyla da çocuğun yüzün yıkanır. Bu sayede nazar, çocuğun
üzerinden giderilir.40
Kurbanda kesilen hayvanların kafatasları boynuzları ile birlikte eve ya da bahçedeki ağaçlara
asılır böylece nazardan koruyacağına inanılmaktadır.41
Pantolon ve çoraplar yatağın baĢına konulmaz, iyi olmaz.
Anneler kızlarına çeyiz için dantel örmeye baĢlayacaksa buna sabah erken saatte baĢlarlar ve
ellerinin temiz olmasına dikkat ederler, yoksa kızın kısmeti kapanırmıĢ.42
Misafirlikte iken oturduğun yerden baĢka bir yere geçip oturursan ve bunu bir kaç defa yaparsan
ev sahibi zengin olurmuĢ.43
36

Kaynak Kişi 5

37

Kaynak Kişi 9

38

Kaynak Kişi 9

39

Kaynak Kişi 14

40

Kaynak Kişi 2

41

Kaynak Kişi 8

42

Kaynak Kişi 5

43

Kaynak Kişi 5

�Yumurtanın kabuklarını ezmeden çöpe atmak iyi değildir. O eve kötülükler yerleĢecek
demekmiĢ.44
Kız istemeye gidildiğinde soğuk su içmek uygun olmaz, yoksa eĢlerin araları daima soğuk olur.
BaĢsağlığı ziyaretinden sonra aynı gün baĢka bir ziyaret yapılmaz, doğruca eve dönülür, aksi
takdirde, ziyaret yapılan evden de cenaze çıkacağına inanılır.45
Çocukların bir iple ya da bir parça bezle elini ayağını bağlaması (oyun için olsa bile) kesinlikle
iyi değildir. Bunu yapan çocuk Ģiddetle azarlanır. 46
Nazar değmiĢ çocuğun bir eĢyası; çorabı, önlüğü vs. evin tuvaletine asılır; nazarın bu Ģekilde geri
düĢeceğine ve çocuğun rahatlayacağına inanılır. Nazarın sebebi eve gelen misafirden dolayı ise
kıyafetinden, çantasından küçük bir ip alınır, yakılır ve çocuğun etrafında 9 defa gezdirilerek 9
kez bir dua okunur; bu da çocuğu rahatlatır ve nazarı önler.47
Yatağın sağ tarafında yatmanın veya sabah sağ taraftan kalkmanın hayırlı olacağına ve o günün
Ģanslı, güzel bir gün olacağına inanılır. Sağdan kalkılmalı ve sağ ayakla yere basılmalıdır yani ilk
adım sağ ayakla atılmalıdır. Bir yere girerken de sağ ayakla girilmeli, yanlıĢlıkla sol ayakla
girilmiĢse geri dönerek, sağ ayakla girilmesi gerekir, iĢlerin rast gitmesi için.48
Saraybosna’da evlenme çağına gelmiĢ kızı isteyen damat adayı, kız evine yemeye davet edilir ve
aile büyükleri ile evlilik hakkında konuĢulur. Getirilen Ģekerli kahve damat adayının evlilik için
uygun olduğunu, sade kahve ise damat adayının reddedildiğini gösterir.49
Evin bereketinin artması için masanın üzerinde yemekten sonra ekmek bırakılmaz. Kız bakmak
için gelenler, önce masada ekmek kırıntısı var mı diye bakarlar. Hamur yoğururken, plastikten
sıçrayan hamur misafire iĢarettir.50

44

Kaynak Kişi 8

45

Kaynak Kişi 10

46

Kaynak Kişi 6

47

Kaynak Kişi 4

48

Kaynak Kişi 2

49

Kaynak Kişi 2

50

Kaynak Kişi 1

�Saraybosna’da Ģehit Türk askerlerine ait olan “7 KardeĢler ” ve “Barak Baba” türbesine evlilik,
kısmet açma, çocuk sahibi gibi çeĢitli ihtiyaçlar için halkın ziyaret ettiği yerlerdir.51
Yatakta uyurken hiçbir uzvunuzu oynatamayıp, kilitlenip kalmanız, kötü ruh veya cinlerin
uğraması demekmiĢ. BoĢnakça’da buna “muruna” diyorlar. 52
Gelin eve girerken sağ koltuğunun altına Kur’an, sol koltuğunun altına da ekmek konmaktadır.
Bereket olsun diye. Gelin arabaya bindikten sonra arkasına bakamaz. Geri gelmesin diye.
Kırmızı ip bağlanır, nazardan korunmak için. 40 günlük bebek yukarı doğru, havaya doğru
tutulmakta. Hayatında yükselsin diye. Çanta yere bırakılmaz, bereketi kaçmasın diye. At nalı
yukarı doğru olmalı, aĢağı doğru olursa Ģans kaçar. Evde Ģemsiye açılmaz. Evde Ģemsiye açmak
kötü bir Ģeyin olacağına, uğursuzluk getireceğine inanılır.53

Değerlendirme
Bosna Hersek bilindiği üzere çok renkli bir kültüre sahiptir. Bosna Hersek’ in çok renkli bu
kültürünün elbette bu inanıĢlar ve uygulamalar üzerinde etkisi vardır. Burada beraber yaĢayan 3
etnik milletin birbirinden öğrendikleri ve elbette birbirlerini etkilemiĢlerdir.
Batıl inançlar genelde hayal gücümüz, korku ve özlemler, beklentiler eĢliğinde üretilen kabul
görmüĢ ve toplum tarafından benimsenip, uygulanan Ģeylerdir. Bu tür inançlar, farklı yoğunlukta
da olsa, tüm sosyo-kültürel kesimlerde görülebilmektedir. Batıl inançların evrensel bir yönü de
vardır. Batıl inanç ve davranıĢlar, cinsiyet, eğitim, yaĢ vb. değiĢkenlere göre farklılık arz
etmektedir. Kadınların erkeklere, yaĢlıların gençlere göre batıl inançlara daha eğilimli olduklarını
göstermiĢtir. Eğitim seviyesi arttıkça batıl inançlara inanıĢ daha da azalmaktadır. Yalnız bu
eğitimli insanlar hiçbir Ģekilde batıl inançlara yönelmezler, sonucunu göstermez.
Her ne kadar safsata, boĢ inanç, dense de asırlardır devam eden ve hâlâ günümüzde de
geçerliliğini korumaktadır. Zannediyorum yıllar geçse de yine batıl inançlar devam edecektir.

51

Kaynak Kişi 4

52

Kaynak Kişi 13

53

Kaynak Kişi 15

�Kaynakça
Kaynak kişiler ve künyeleri:
1. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Sevim Mujeviç
YaĢı – Mesleği : 1961 doğumlu. Türk kolejinde çalıĢıyor.
Eğitim durumu : Ortaokul mezunu
Kimden öğrendiği : EĢinin akrabalarından ve kayınvalidesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 28, 34, 49
2. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Alija Sarajliç
YaĢı – Mesleği : 85 yaĢında. Ev Hanımı
Eğitim durumu : Okuma-yazma biliyor.
Kimden öğrendiği : Büyüklerinden, annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 1, 39, 47, 48
3. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Ġsmeta Hadziç
YaĢı- Mesleği : 51 yaĢında Sigortacı
Eğitim Durumu : Lise mezunu
Kimden öğrendiği : Büyüklerinden duymuĢ
Anlattıkları : 29, 3, 10
4. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Merima Mujanoviç.
YaĢı- Mesleği : 47 yaĢında Ev Hanımı.
Eğitim Durumu : Ortaokul mezunu
Kimden öğrendiği : KomĢularından, büyüklerinden duymuĢ.
Anlattıkları : 30, 46,50
5. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Zeyna Bajriç
YaĢı- Mesleği : 80 yaĢında Ev Hanımı
Eğitim Durumu : Okuma- yazma biliyor.

�Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 2, 41, 35, 42
6. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Azra Topaloviç
YaĢı- Mesleği : 47 Öğretmen.
Eğitim Durumu : Üniversite mezunu.
Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 3,11, 45
7. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Hanumica Sarajliç
YaĢı- Mesleği : 55 yaĢında Emekli.
Eğitim Durumu : Ortaokul mezunu
Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 9,13,8
8. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Hajriya
YaĢı- Mesleği : 70 yaĢında Ev Hanımı.
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu.
Kimden öğrendiği : Babaannesinden duymuĢ.
Anlattıkları : 16, 40, 14, 43
9. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Suvada Softiç
YaĢı- Mesleği : 1962 doğumlu. Evlerde çalıĢıyor.
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu.
Kimden öğrendiği : Mahallesindeki yaĢlı bir hanımdan ve annesinden duymuĢ
Anlattıkları : 32, 33,36,37
10. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Ġzet Buço
YaĢı- Mesleği : 1930 doğumlu Emekli
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu
Kimden öğrendiği : ArkadaĢından duymuĢ

�Anlattıkları : 23, 44, 31
11. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Adila Bučo
YaĢı- Mesleği : 16.11.1932. Ev Hanımı
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu
Kimden öğrendiği : EĢi Ġzet Bučo’nun akrabalarından ve köydeki hanımlardan duymuĢ.
Anlattıkları : 4,17,18, 19
12. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Zija Osmanagić
YaĢı- Mesleği : 23.05.1940- Emekli
Eğitim Durumu : Lise mezunu
Kimden öğrendiği : Anne ve babasından duymuĢ.
Anlattıkları : 12,21,22, 26,27
13. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Hajra Huskić
YaĢı- Mesleği : 19.08.1934 – Emekli
Eğitim Durumu : Ortaokul mezunu.
Kimden öğrendiği : Annesinden duymuĢ
Anlattıkları : 25, 51
14. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Neyra Šegalo
YaĢı- Mesleği : 23.10.1968 - Kuaför
Eğitim Durumu : Üniversite mezunu
Kimden öğrendiği : MüĢterilerden, anneannesinden
Anlattıkları : 20, 5,24,38
15. Kaynak Kişi:
Adı Soyadı : Azra Hadziç
YaĢı- Mesleği : 12.06.1955 – Çocuk bakıcısı
Eğitim Durumu : Ġlkokul mezunu
Kimden öğrendiği : Büyüklerinden duymuĢ.

�Anlattıkları : 7, 52,6,15

YAZILI KAYNAKLAR:
DEVELLĠOĞLU F. (1997) “Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat” Ankara, Aydın Kitabevi,
GÜNDÜZ ġ. (1998)” Din ve Ġnanç Sözlüğü” Konya, Vadi Yayınları.
OLGUNER F. (1992) TDVĠA, ”Bâtıl” maddesi, Ġstanbul c.5. s.148.
SÜMBÜLLÜ Y. Z. (2010) “BoĢnak Efsaneleri” Erzurum, Fenomen Yayıncılık.
TDVĠA (1992) “Hurafe” maddesi Ġstanbul, 18.cilt

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11920">
                <text>2170</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11921">
                <text>SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEME-İNCELEME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11922">
                <text>YURT, Gülay </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11923">
                <text>Anahtar Kelimeler: Batıl, İnanç, Batıl İnanış.  ÖZET  Kültürel etkileşim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanışlar artık hayatın bir parçası olmuştur. Daha çok ileri yaştaki insanların bilip uyguladığı batıl inanışlar, çok hızlı yayılan ve gelişen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu çalışmada, Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaşayan Müslüman Boşnak kadın ve erkeklerle görüşülüp, batıl inançları hakkında bilgi toplanılmıştır. Batıl inançları daha çok duyma ve yaşama ihtimali olan insanlar orta yaş ve üzeri kitle olduğu için, görüştüğümüz kişileri buna göre seçilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla ilgili inanışlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanışlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl inanışlar olmak üzere konularına göre derlenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11924">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11925">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11926">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11927">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1485" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1965">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2c23d2631c7ef1b233c438807a39df44.docx</src>
        <authentication>02d06b54521be9b64099dd3482c4389c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1966">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/167ebd3f61555a7a149be46c268e8d0a.pdf</src>
        <authentication>6be72363a244b67f289563a4f32d7c9a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11919">
                    <text>DOĞAL AFETLERİN KLASİK TÜRK ŞİİRİNE YANSIMASINA BİR ÖRNEK: SÂBİR
PÂRSÂ DİVANI’NDA DEPREM İLE İLGİLİ DÖRT TARİH MANZUMESİ
Kazım YOLDAŞ
Bingöl Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Bingöl / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klasik şiir, Sâbir Pârsâ Divanı, afet, deprem.
ÖZET
Hayatı her cephesiyle kucaklayan klasik Türk şiirinde, doğal afetlerin izine de rastlamak
mümkündür. İnsanı derinden etkileyen doğal afetler, klasik şiirin içsel bakış açısı ile divanlarda
işlenmiştir. Bu afetler karşısında insanın aczini dile getiren bu manzumelere örnek olarak Sâbir
Pârsâ Divanı’nda yer alan dört tarih manzumesi bildirimizin konusunu teşkil etmektedir. Biri
Arapça, biri Farsça, biri de Türkçe birer beyitlik üç şiir ile beş bentlik bir müseddesten ibaret bu
manzumelere konu olan depremin tarihi 1069 hicri 1658–59 miladi tarihini göstermektedir.
XVII. yüzyılda sosyal sıkıntıların yanı sıra deprem ve yangın gibi doğal afetlerin de sıklıkla
görüldüğü tarih kitaplarında kayıtlıdır. Sâbir Pârsâ ile aynı devirde yaşayan Cevrî Dîvânı’nı
neşreden Hüseyin Ayan da Na’îmâ Târîhi’nden şunları nakleder: “ 1642 M. (1052H.)’de
İstanbul’da büyük bir zelzele olmuş, bu hadise “kıran”a bağlanmıştır. 1645 M. (1055 H.)’de
güneş ve ayın tutulmaları da “melhame”lerin kayıtlarına göre uğursuz sayılmıştır. 1648 M. (1058
H.)’deki İstanbul ve civarını sarsan büyük zelzele de “uğursuz” olarak yorumlanmış ve devletin
başsız kalacağına işaret sayılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11911">
                <text>2209</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11912">
                <text>DOĞAL AFETLERİN KLASİK TÜRK ŞİİRİNE YANSIMASINA BİR ÖRNEK: SÂBİR PÂRSÂ DİVANI’NDA DEPREM İLE İLGİLİ DÖRT TARİH MANZUMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11913">
                <text>YOLDAŞ, Kazım</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11914">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klasik şiir, Sâbir Pârsâ Divanı, afet, deprem.  ÖZET  Hayatı her cephesiyle kucaklayan klasik Türk şiirinde, doğal afetlerin izine de rastlamak mümkündür. İnsanı derinden etkileyen doğal afetler, klasik şiirin içsel bakış açısı ile divanlarda işlenmiştir. Bu afetler karşısında insanın aczini dile getiren bu manzumelere örnek olarak Sâbir Pârsâ Divanı’nda yer alan dört tarih manzumesi bildirimizin konusunu teşkil etmektedir. Biri Arapça, biri Farsça, biri de Türkçe birer beyitlik üç şiir ile beş bentlik bir müseddesten ibaret bu manzumelere konu olan depremin tarihi 1069 hicri 1658–59 miladi tarihini göstermektedir. XVII. yüzyılda sosyal sıkıntıların yanı sıra deprem ve yangın gibi doğal afetlerin de sıklıkla görüldüğü tarih kitaplarında kayıtlıdır. Sâbir Pârsâ ile aynı devirde yaşayan Cevrî Dîvânı’nı neşreden Hüseyin Ayan da Na’îmâ Târîhi’nden şunları nakleder: “ 1642 M. (1052H.)’de İstanbul’da büyük bir zelzele olmuş, bu hadise “kıran”a bağlanmıştır. 1645 M. (1055 H.)’de güneş ve ayın tutulmaları da “melhame”lerin kayıtlarına göre uğursuz sayılmıştır. 1648 M. (1058 H.)’deki İstanbul ve civarını sarsan büyük zelzele de “uğursuz” olarak yorumlanmış ve devletin başsız kalacağına işaret sayılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11915">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11916">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11917">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11918">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1484" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1963">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b1a3f525b270bddea9f3da9f6ad6f2fe.docx</src>
        <authentication>47fdfaf08ab16977789a3f3d137b93ca</authentication>
      </file>
      <file fileId="1964">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/057c9927d5250d9f260e4d278c58b63e.pdf</src>
        <authentication>00def5beaba6b642243e0330cd6bd738</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11910">
                    <text>REFİK HALİD KARAY’IN ANA DİLİMİZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
Ayşe YILMAZ BALKAN
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü,
İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Refik Halid, ana dil, tenkit, sadeleşme, mizah.
ÖZET
Refik Halid Karay Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biridir. Onun bu hususiyeti
eserlerine de yansımış, yazar, ana dil hakkındaki tenkitlerini gerek roman ve hikâyeleri, gerekse
hatıra, kronik ve mizah yazıları vasıtasıyla okuyucularına aktarmıştır. Bu çalışmada; Refik
Halid’in Türkçenin yanlış kullanımı, dilde sadeleşme ve yeni sözcükler türetme gibi ana
dilimizin geleceğini ilgilendiren mevzular hakkındaki görüşleri iki bölüm halinde incelenmiştir.
Yazının birinci bölümünde yazarın romanlardaki tenkitleri dile getirilmiş, ikinci bölümde ise
hatıra, kronik ve mizah yazılarındaki tenkitleri ele alınmıştır. Refik Halid gibi dili tüm
zenginlikleriyle ele alan bir yazarın görüşleri pek tabii ki dikkate değerdir. Bu çalışma da bunu
ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11902">
                <text>2225</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11903">
                <text>REFİK HALİD KARAY’IN ANA DİLİMİZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11904">
                <text>YILMAZ BALKAN, Ayşe </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11905">
                <text>Anahtar Kelimeler: Refik Halid, ana dil, tenkit, sadeleşme, mizah.  ÖZET  Refik Halid Karay Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biridir. Onun bu hususiyeti eserlerine de yansımış, yazar, ana dil hakkındaki tenkitlerini gerek roman ve hikâyeleri, gerekse hatıra, kronik ve mizah yazıları vasıtasıyla okuyucularına aktarmıştır. Bu çalışmada; Refik Halid’in Türkçenin yanlış kullanımı, dilde sadeleşme ve yeni sözcükler türetme gibi ana dilimizin geleceğini ilgilendiren mevzular hakkındaki görüşleri iki bölüm halinde incelenmiştir. Yazının birinci bölümünde yazarın romanlardaki tenkitleri dile getirilmiş, ikinci bölümde ise hatıra, kronik ve mizah yazılarındaki tenkitleri ele alınmıştır. Refik Halid gibi dili tüm zenginlikleriyle ele alan bir yazarın görüşleri pek tabii ki dikkate değerdir. Bu çalışma da bunu ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11906">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11907">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11908">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11909">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1483" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1961">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1e1a617ea974f3614dc375c39e5e5dc1.docx</src>
        <authentication>8fa5e080a87f0d0aa5d592c0e055db9e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1962">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2b0f741efad827d0666e4ab2cd3011dc.pdf</src>
        <authentication>4a04a2f22b77187c7de6f65c307f4136</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11901">
                    <text>RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR’ÜN HİKÂYECİLİĞİ
Arif YILMAZ
Uşak Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Uşak / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Recep Şükrü Güngör, çağdaş hikâye, ferdiyetçilik, içtimai konular.
ÖZET
Günümüz Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden biri de Recep Şükrü Güngör’dür.
Yüreğimin Mevsimi adlı ilk kitabını 2001 yılında yayımlayan yazar, daha sonra
Kuruluş/Kurtuluş, Hüsn ile Aşk, Âdem ile Havva, Yas Ayini, Can Ağrısı kitaplarını yayımladı.
Son hikâye kitabı olan Kayıp Ruhlar Kıraathanesi’ni okuyucuyla Sütun Yayınları buluşturdu. Bu
çalışmayla söz konusu hikâye kitaplarından hareketle Güngör’ün hikâyeciliğini belirleyen
unsurlar ve böylelikle hikâyeciliği tespit edilmeye çalışılmıştır. Kendine özgü bir yapı içerisinde
hikâyeciliğini içerik, dil ve teknik yönüyle sürekli geliştirmeye açık tutmasını bilen bir yazar
olması onun öncelenmesi gereken önemli bir vasfıdır. Onun hikâyelerinde, ferdiyetçilikten
içtimaî meselelere doğru genişleyen bir muhteva ve kurmaca yapısı bulunmaktadır. Modern Türk
hikâyeciliğinde yetkinliğe ulaşmış yazarlarımızdan biri olarak Güngör, Türk edebiyat tarihindeki
yerini şimdiden ayırtmış gibi.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11893">
                <text>2222</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11894">
                <text>RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR’ÜN HİKÂYECİLİĞİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11895">
                <text>YILMAZ, Arif </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11896">
                <text>Anahtar Kelimeler: Recep Şükrü Güngör, çağdaş hikâye, ferdiyetçilik, içtimai konular.  ÖZET  Günümüz Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden biri de Recep Şükrü Güngör’dür. Yüreğimin Mevsimi adlı ilk kitabını 2001 yılında yayımlayan yazar, daha sonra Kuruluş/Kurtuluş, Hüsn ile Aşk, Âdem ile Havva, Yas Ayini, Can Ağrısı kitaplarını yayımladı. Son hikâye kitabı olan Kayıp Ruhlar Kıraathanesi’ni okuyucuyla Sütun Yayınları buluşturdu. Bu çalışmayla söz konusu hikâye kitaplarından hareketle Güngör’ün hikâyeciliğini belirleyen unsurlar ve böylelikle hikâyeciliği tespit edilmeye çalışılmıştır. Kendine özgü bir yapı içerisinde hikâyeciliğini içerik, dil ve teknik yönüyle sürekli geliştirmeye açık tutmasını bilen bir yazar olması onun öncelenmesi gereken önemli bir vasfıdır. Onun hikâyelerinde, ferdiyetçilikten içtimaî meselelere doğru genişleyen bir muhteva ve kurmaca yapısı bulunmaktadır. Modern Türk hikâyeciliğinde yetkinliğe ulaşmış yazarlarımızdan biri olarak Güngör, Türk edebiyat tarihindeki yerini şimdiden ayırtmış gibi.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11897">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11898">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11899">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11900">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1482" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1959">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7286b912edad9d4a0bac53c3233e5847.docx</src>
        <authentication>cd44fe76f77fbd72b12ce5c0bea480ac</authentication>
      </file>
      <file fileId="1960">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/551a725df42992ac6283c8757c264eec.pdf</src>
        <authentication>3ebdab3e6d1b7b41b086d7016f9b06aa</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11892">
                    <text>“BOSNA HİKÂYELERİ” İZİNDE BOSNA’YA YOLCULUK
İpek YILDIZ
Cumhuriyet Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Bölümü, Sivas /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Bosna Edebiyatı, İvo Andriç, Bosna hikâyeleri.
ÖZET
Bir edebî eserin şekillenmesinde eseri kaleme alan yazarın kültür birikimi, yetiştiği
ortam, hayata bakışı, gözlem yeteneği gibi pek çok unsur etkili olmaktadır. Bu durum açık veya
kapalı bir biçimde yazarın kurgu dünyasını etkilemektedir. İvo Andriç de gözlemlerini başarılı
bir şekilde eserlerine aktaran Yugoslav edebiyatının önemli sanatçılarından biridir. Türkçeye
çevrilen “Drina Köprüsü, Irgat Siman, Travnik Günlüğü, Uğursuz Avlu, Ver Elini Çocukluk”
adlı eserleriyle Bosna edebiyatını Türk dünyasına tanıtarak katkı sağlayan Ardviç’in “Bosna
Hikayeleri” adlı eseri de Bosna’ya dair izler taşıması ve Bosna edebiyatını yansıtması açısından
oldukça önemlidir. Bu çalışmada, İvo Andriç’in pek çok eserinde konu edindiği gibi “Bosna
Hikayeleri”nde hem mekan olarak Bosna’yı ele alışı hem de satır aralarında Bosna kültürüne ait
unsurlara yer verilişi incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11884">
                <text>2112</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11885">
                <text>“BOSNA HİKÂYELERİ” İZİNDE BOSNA’YA YOLCULUK</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11886">
                <text>YILDIZ, İpek </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11887">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna Edebiyatı, İvo Andriç, Bosna hikâyeleri.  ÖZET  Bir edebî eserin şekillenmesinde eseri kaleme alan yazarın kültür birikimi, yetiştiği ortam, hayata bakışı, gözlem yeteneği gibi pek çok unsur etkili olmaktadır. Bu durum açık veya kapalı bir biçimde yazarın kurgu dünyasını etkilemektedir. İvo Andriç de gözlemlerini başarılı bir şekilde eserlerine aktaran Yugoslav edebiyatının önemli sanatçılarından biridir. Türkçeye çevrilen “Drina Köprüsü, Irgat Siman, Travnik Günlüğü, Uğursuz Avlu, Ver Elini Çocukluk” adlı eserleriyle Bosna edebiyatını Türk dünyasına tanıtarak katkı sağlayan Ardviç’in “Bosna Hikayeleri” adlı eseri de Bosna’ya dair izler taşıması ve Bosna edebiyatını yansıtması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, İvo Andriç’in pek çok eserinde konu edindiği gibi “Bosna Hikayeleri”nde hem mekan olarak Bosna’yı ele alışı hem de satır aralarında Bosna kültürüne ait unsurlara yer verilişi incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11888">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11889">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11890">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11891">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
