<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=164&amp;sort_field=Dublin+Core%2CTitle" accessDate="2026-06-18T08:59:30+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>164</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1455" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1880">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6bdaf87b3f61d60e0f7c4930bfdbdbe2.docx</src>
        <authentication>01f032d1aa947302c2cfd245233d8a3a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1881">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c023d164ba05e32b5993e2d670de79f4.pdf</src>
        <authentication>7937e985e5e45e7372abc83aaa89f7b4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11636">
                    <text>KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN
ÖNEMİ
Leniyara SELİMOVA
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Edebiyatı Bölümü,
Simferopol / Ukrayna
Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.
ÖZET
1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır.
Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın
bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın
meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla
1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya
Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11628">
                <text>2293</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11629">
                <text>KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN ÖNEMİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11630">
                <text>SELİMOVA, Leniyara </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11631">
                <text>Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.  ÖZET  1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır. Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla 1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11632">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11633">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11634">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11635">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1388" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1698">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fa7459775f35af2658044e319a2264d4.docx</src>
        <authentication>77260123d69ca9aa0cbf2ff1f6e7defc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1699">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3e3d0b3ea418c51899c7a23c0f4c5b92.pdf</src>
        <authentication>2232af2cd63f5f200ee2a38c8e7df352</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11009">
                    <text>KIRIM’IN POLIETNIK ORTAMINDA TÜRK VE SLAV DILLERININ IŞLEVI:
KIRIMTATAR, RUS VE UKRAYNA DİLLERİ ÖRNEĞİYLE
Ranetta GAFAROVA
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Filolojisi Fakültesi, Simferopol /
Ukrayna
Anahtar Kelimeler: Alıntı, interferens, onomastik, Polietnik ortam.
ÖZET
Ukrayna’da çok milletli bölgelerin siyasi ve sosyal sorunlarıyla birlikte farklı dillerin
işlevi sorunu üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kırım Yarımadası bazı milletlerin
diasporası için yerleşke olmuş, bazı halklar içinse köklü ve tarihi yerleşme yeridir. Bununla
Kırım çok önemli, bir o kadar da zor bir bölgeyi teşkil eder. Buradaki dil çeşitliliği tabii
demografik sayıyla denktir. Rus ve Kırımtatar dilleri ilk sırayı alırken, Ukrain dili üçüncü
pozisyondadır. Fakat bu üçü dil durumunu dengelemekten uzaklar. Çalışmamızın maksadı:
çokdilli Kırım’da diller işlevinin teorik temelini oluşturulma denemesi. Böyle işleve dil
taşıyıcılarının hazır olup olmamalarının tespiti. İnceleme esnasında çokdilli Kırım’da dillerin
işlekliği kaydedilmiştir, farklı dil seviyelerinin interferens derecesi ölçülmüştür. Kırım Türk
Tatar dilinin leksik zenginliği bölgenin yerli halklarına (aborjinlerine) dostluk münasebeti, refah
ve eminlik ortamında hayatını sürdürme olanağını sunmaktadır. Kırım yer adları (kırımtatar
toponimisi) Ukrayna’nın güneyini tamamıyla kaplamıştır. Kırımtatar dili ise Rus dilinin halk
ibarelerini, deyimlerini almıştır. Tarihi, siyasi veya sosyokültürel etkiye bağlı olarak bir insan
bireyi, etnik hüviyeti ne ise, psikolojik olarak değişebilir, farklı kültür etkisinde kalabilir ve
anlam dünyası farklı manalarla zenginleşebilir. Kırım’ın Slav halkları Türk asıllı kelimeleri
dillerinde alıntı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Türkçeden alıntılar bir çok kategoride
toplanabilir: esnaf terminolojisi, diğer profesyonel alanları terim sözler. Aynı süreci Kırımtatar dilinde
de görebiliriz. Anadilimiz bu Polietnik(çok milletli) bölgenin aktif oyuncusudur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11001">
                <text>1868</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11002">
                <text>KIRIM’IN POLIETNIK ORTAMINDA TÜRK VE SLAV DILLERININ IŞLEVI: KIRIMTATAR, RUS VE UKRAYNA DİLLERİ ÖRNEĞİYLE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11003">
                <text>GARAFOVA, Ranetta</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11004">
                <text>Anahtar Kelimeler: Alıntı, interferens, onomastik, Polietnik ortam.  ÖZET  Ukrayna’da çok milletli bölgelerin siyasi ve sosyal sorunlarıyla birlikte farklı dillerin işlevi sorunu üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kırım Yarımadası bazı milletlerin diasporası için yerleşke olmuş, bazı halklar içinse köklü ve tarihi yerleşme yeridir. Bununla Kırım çok önemli, bir o kadar da zor bir bölgeyi teşkil eder. Buradaki dil çeşitliliği tabii demografik sayıyla denktir. Rus ve Kırımtatar dilleri ilk sırayı alırken, Ukrain dili üçüncü pozisyondadır. Fakat bu üçü dil durumunu dengelemekten uzaklar. Çalışmamızın maksadı: çokdilli Kırım’da diller işlevinin teorik temelini oluşturulma denemesi. Böyle işleve dil taşıyıcılarının hazır olup olmamalarının tespiti. İnceleme esnasında çokdilli Kırım’da dillerin işlekliği kaydedilmiştir, farklı dil seviyelerinin interferens derecesi ölçülmüştür. Kırım Türk Tatar dilinin leksik zenginliği bölgenin yerli halklarına (aborjinlerine) dostluk münasebeti, refah ve eminlik ortamında hayatını sürdürme olanağını sunmaktadır. Kırım yer adları (kırımtatar toponimisi) Ukrayna’nın güneyini tamamıyla kaplamıştır. Kırımtatar dili ise Rus dilinin halk ibarelerini, deyimlerini almıştır. Tarihi, siyasi veya sosyokültürel etkiye bağlı olarak bir insan bireyi, etnik hüviyeti ne ise, psikolojik olarak değişebilir, farklı kültür etkisinde kalabilir ve anlam dünyası farklı manalarla zenginleşebilir. Kırım’ın Slav halkları Türk asıllı kelimeleri dillerinde alıntı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Türkçeden alıntılar bir çok kategoride toplanabilir: esnaf terminolojisi, diğer profesyonel alanları terim sözler. Aynı süreci Kırımtatar dilinde de görebiliriz. Anadilimiz bu Polietnik(çok milletli) bölgenin aktif oyuncusudur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11005">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11006">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11007">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11008">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1436" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1828">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a634f9d68aa2490bd2850cf1d28971e2.docx</src>
        <authentication>40a5d78a3d012c7295a2f575b688addd</authentication>
      </file>
      <file fileId="1829">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cc14366ec2b7c06b46e6dad86fafc7a4.pdf</src>
        <authentication>186b8539b9e55db66426460672b6b575</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11458">
                    <text>KIRIMTATAR HALK YIRLARININ USLUBİ ÖZELLİKLERİ
Zakiya MAMUTOVA
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Filolojisi Fakültesi, Simferopol,
Kırım / Ukrayna
Anahtar Kelimeler: söz, tasviriy vastalar, dil, üslup, kırım tatar dili.
ÖZET
Üslübiyette, yani konuşma, kitap usülü ve halk yırlarında, bediy eserleri dilinde Kırım
Tatar dilin söz zenginliği, gramer kuruluşu ve fonetik araçlar buyük önem taşır. Üslübiyet
hakkında belli şahıs Ömer İpçi şöyle demişti: «Muellifin üslübü onun saçların rengine, gözlerin
hareketi, dilin çevirinmesi ve kalbinin atışına benzer; usul burun gibi,her keste farklıdır.
Leksikoloji bölümüne ait o tasviriy vastalarla bağlı konular üzerinde yapılan araştırmalara
dayanarak konu açıklanıyor; Toplam – Kırım Tatar halk yırlarında mecazın kullanışı. Kırım
Tatar dilinde mecaz yirlarin dilinde çok kullanılır. Mecazın kendine has özelliklere sahip,
nutkun çeşit inceliklerine yansıyor. Dilde yaygın olan vasıtalar (kıyaslar, mecazlar, kıyaslar,
mübalağalar, allegoriler) sanatsal ve edebiy anlamı tamamlamak için hizmet ederler. Yirlarda
edebiy sanaat sözlerinin kullanmayı düşündüğü leksik materyali seçtığı basamak en ilginç
safhadır, çünkü özellikle leksik materyal tıpkı bir ayna gibi halk yırlarının manasını yansıtır.
edebi sanatlarını ifade eden kelimeler problemi hala bugün en esas, hem de aktüel
meselelerinden biridir. Dilbiliminde edebi sanatların mahiyetini ve önemini esas alacak
olursak, ortaokul ve lise programında konuşma gelişimi sırasında edebi sanatlar (metafor
(mecaz), hiperbol (mübalağa), ironi (mizah), kıyas, epifor, grotesk, alegori) öğrenildikçe bunlar
hem dilin zenginliği, hem anlam kanunlarının gelişim surecinin sonucu oluyor. . Dilin tasviri
vasıtalalrı klasik eski dönemlerden beri kendilerine dikkat çekiyorklar. Onlar retorikte,
şiiriyette ve diğer dağlarda etraflı bir şekilde tasvir olunuyor. Onların klasifikasyonu çoktan
işlenildi. Tropların mahiyeti sözcüksel biriminin geleneksel kullanımında verilen ve şu
birimiyle sanatsal konuşmada özel üslübi fonksiyonunda gelen anlamların
karşılaştırmasındadır. Tropların metin yorumlamasında ve anlamasındaki rolü yardımcı olsa
bile, çok önemlidir. Leksikoloji bölümüne ait o tasviriy vastalarla bağlı konular üzerinde
yapılan araştırmalara dayanarak konu açıklanıyor; genel olarak – Kırım Tatar dilinde mecazın
kullanışı. Kırım Tatar dilinde mecaz bediy eserin dilinde, ilmiy usul ile yazılmış metinlerin
dilinde çok kullanılır. Mecazın kendine has özelliklere sahip, nutkun çeşit inceliklerine
yansıyor.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11450">
                <text>2165</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11451">
                <text>KIRIMTATAR HALK YIRLARININ USLUBİ ÖZELLİKLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11452">
                <text>MAMUTOVA , Zakiya </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11453">
                <text>Anahtar Kelimeler: söz, tasviriy vastalar, dil, üslup, kırım tatar dili.  ÖZET Üslübiyette, yani konuşma, kitap usülü ve halk yırlarında, bediy eserleri dilinde Kırım Tatar dilin söz zenginliği, gramer kuruluşu ve fonetik araçlar buyük önem taşır. Üslübiyet hakkında belli şahıs Ömer İpçi şöyle demişti: «Muellifin üslübü onun saçların rengine, gözlerin hareketi, dilin çevirinmesi ve kalbinin atışına benzer; usul burun gibi,her keste farklıdır. Leksikoloji bölümüne ait o tasviriy vastalarla bağlı konular üzerinde yapılan araştırmalara dayanarak konu açıklanıyor; Toplam – Kırım Tatar halk yırlarında mecazın kullanışı. Kırım Tatar dilinde mecaz yirlarin dilinde çok kullanılır. Mecazın kendine has özelliklere sahip, nutkun çeşit inceliklerine yansıyor. Dilde yaygın olan vasıtalar (kıyaslar, mecazlar, kıyaslar, mübalağalar, allegoriler) sanatsal ve edebiy anlamı tamamlamak için hizmet ederler. Yirlarda edebiy sanaat sözlerinin kullanmayı düşündüğü leksik materyali seçtığı basamak en ilginç safhadır, çünkü özellikle leksik materyal tıpkı bir ayna gibi halk yırlarının manasını yansıtır. edebi sanatlarını ifade eden kelimeler problemi hala bugün en esas, hem de aktüel meselelerinden biridir. Dilbiliminde edebi sanatların mahiyetini ve önemini esas alacak olursak, ortaokul ve lise programında konuşma gelişimi sırasında edebi sanatlar (metafor (mecaz), hiperbol (mübalağa), ironi (mizah), kıyas, epifor, grotesk, alegori) öğrenildikçe bunlar hem dilin zenginliği, hem anlam kanunlarının gelişim surecinin sonucu oluyor. . Dilin tasviri vasıtalalrı klasik eski dönemlerden beri kendilerine dikkat çekiyorklar. Onlar retorikte, şiiriyette ve diğer dağlarda etraflı bir şekilde tasvir olunuyor. Onların klasifikasyonu çoktan işlenildi. Tropların mahiyeti sözcüksel biriminin geleneksel kullanımında verilen ve şu birimiyle sanatsal konuşmada özel üslübi fonksiyonunda gelen anlamların karşılaştırmasındadır. Tropların metin yorumlamasında ve anlamasındaki rolü yardımcı olsa bile, çok önemlidir. Leksikoloji bölümüne ait o tasviriy vastalarla bağlı konular üzerinde yapılan araştırmalara dayanarak konu açıklanıyor; genel olarak – Kırım Tatar dilinde mecazın kullanışı. Kırım Tatar dilinde mecaz bediy eserin dilinde, ilmiy usul ile yazılmış metinlerin dilinde çok kullanılır. Mecazın kendine has özelliklere sahip, nutkun çeşit inceliklerine yansıyor.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11454">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11455">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11456">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11457">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1896" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2767">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/aa1fbf344a42ee23ca060cd987c2e7ec.docx</src>
        <authentication>0590002e9a52a7e303560310fa091b65</authentication>
      </file>
      <file fileId="2768">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a71415a42c43c9dbf812890dd3a5900a.pdf</src>
        <authentication>a717f0347d96bc7f2db3cd5ef3ce06de</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="15569">
                    <text>Klasični Jezici I Samovrednovanje Visokoškolske Ustanove
Milena Jovanović
University of Beograd / Beograd, Serbia
Key words: klasični jezici, silabusi, Bolonjski proces, autoevaluacija
ABSTRACT
U radu je reč o nekim elementima samovrednovanja visokoškolske ustanove (Filološki fakultet BU), odnosno o
(auto)evaluaciji u ovom slučaju kurikuluma neohelenskih studija i silabusa klasičnih jezika u okviru studijskog
programa Jezik, književnost, kultura (skraćeno JKK). Postupak samovrednovanja pripada po definiciji „bolonjskom
procesu“, što podrazumeva potom institucionalnu spoljašnu proveru kvaliteta. Iskustvo sa akreditacijom implikuje
mnogo birokratskog traćenja vremena, ali ako se taj deo posla prepusti onima koji su za to zaduženi, ostaje onaj bolji
deo, a to je dalje unapređivanje rada sa studentima, što podrazumeva i sopstveni rad.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15562">
                <text>1823</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15563">
                <text>Klasični Jezici I Samovrednovanje Visokoškolske Ustanove</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15564">
                <text>JOVANOVIC, Milena</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15565">
                <text>Key words: klasični jezici, silabusi, Bolonjski proces, autoevaluacija  ABSTRACT  U radu je reč o nekim elementima samovrednovanja visokoškolske ustanove (Filološki fakultet BU), odnosno o (auto)evaluaciji u ovom slučaju kurikuluma neohelenskih studija i silabusa klasičnih jezika u okviru studijskog programa Jezik, književnost, kultura (skraćeno JKK). Postupak samovrednovanja pripada po definiciji „bolonjskom procesu“, što podrazumeva potom institucionalnu spoljašnu proveru kvaliteta. Iskustvo sa akreditacijom implikuje mnogo birokratskog traćenja vremena, ali ako se taj deo posla prepusti onima koji su za to zaduženi, ostaje onaj bolji deo, a to je dalje unapređivanje rada sa studentima, što podrazumeva i sopstveni rad.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15566">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15567">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15568">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1353" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1610">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f3b17949c88579051565e42f6e22fb40.docx</src>
        <authentication>6d3f3b5c544f024993a0406f1ef2c864</authentication>
      </file>
      <file fileId="1611">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/87706ec99816d93477c6be3dc57b6efd.pdf</src>
        <authentication>d3d1dafa29cc251a3ab31cfd3f58a642</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10685">
                    <text>KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA HAYÂLLE OLUŞTURULAN EDEBÎ TERİMLERİN
KULLANIMLARI
İhsan BULUT
İshık Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Erbil / Irak
Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Hayâl, Hayâl-i Dakik, Edebî Terim, Tezkire.
ÖZET
Hayâl kavramı gerek edebî, tasavvufî ve gösteri sanatlarına ait bir terim olarak gerekse
gerçek anlamıyla divan şiirinde sıkça kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Pek
çok bilim dalında olduğu gibi klasik edebiyatta da geçmişte kullanılan edebî terimlerin divan ve
tezkirelerdeki yüklendikleri manaları tam tespit etme önemli bir problem olarak önümüzde
durmaktadır. Bu bağlamda edebî terimler arasında çok önemli bir yer tutan hayâl ve hayâlden
müştâk kavramların da kullanımları örneklerle aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bildirimizde, divan şiirinde bir edebî terim olarak hayâlin, “şi‘r-i hayâl-engîz, ebyât-ı hayâlengîz, nâzım-ı dakîk-hayâl, hayâlât-ı garîb, hayâl-güster, hayâl-i hâs, rengîn hayâl, muhayyel
söz, şebistân-ı hayâl, nâzik hayâl, ince hayâl, kej hayâl, yanlış hayâl, hayâl-i hâm, fânûs-ı hayâl,
hayâl-i zıll tamlamalarıyla değişik asırlardan seçilmiş divan ve tezkirelerdeki kullanımlarını ve
anlamlarını örnekler üzerinden izah etme amacı güdülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10677">
                <text>2224</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10678">
                <text>KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA HAYÂLLE OLUŞTURULAN EDEBÎ TERİMLERİN KULLANIMLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10679">
                <text>BULUT, İhsan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10680">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Hayâl, Hayâl-i Dakik, Edebî Terim, Tezkire.  ÖZET  Hayâl kavramı gerek edebî, tasavvufî ve gösteri sanatlarına ait bir terim olarak gerekse gerçek anlamıyla divan şiirinde sıkça kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Pek çok bilim dalında olduğu gibi klasik edebiyatta da geçmişte kullanılan edebî terimlerin divan ve tezkirelerdeki yüklendikleri manaları tam tespit etme önemli bir problem olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda edebî terimler arasında çok önemli bir yer tutan hayâl ve hayâlden müştâk kavramların da kullanımları örneklerle aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir. Bildirimizde, divan şiirinde bir edebî terim olarak hayâlin, “şi‘r-i hayâl-engîz, ebyât-ı hayâl- engîz, nâzım-ı dakîk-hayâl, hayâlât-ı garîb, hayâl-güster, hayâl-i hâs, rengîn hayâl, muhayyel söz, şebistân-ı hayâl, nâzik hayâl, ince hayâl, kej hayâl, yanlış hayâl, hayâl-i hâm, fânûs-ı hayâl, hayâl-i zıll tamlamalarıyla değişik asırlardan seçilmiş divan ve tezkirelerdeki kullanımlarını ve anlamlarını örnekler üzerinden izah etme amacı güdülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10681">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10682">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10683">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10684">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1512" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2043">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ecbca39d746e109e5370e2400b730550.docx</src>
        <authentication>310bea2b63ad972a2067033aaab4e8d1</authentication>
      </file>
      <file fileId="2044">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0c45374bcb7c22fa418fb23f59bad652.pdf</src>
        <authentication>1ce2bd8eb2e0eb2c8ade5c41e5001766</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12174">
                    <text>KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA NERGİS
Ali Rıza ÖZUYGUN – Hacer MEMİŞEVİÇ
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiiri, çiçek, nergis, çağrışımlar.
ÖZET
Klasik Türk Edebiyatında şairler sevgiliyi tasvir ederken gül, nergis, lale, servi, sümbül
gibi birçok çiçek isminden ve bu çiçeklerin özeliklerinden faydalanırlar. Söz konusu çiçeklerden
biri de nergistir. Edebiyatımızda en çok göz ile ilgili olarak kullanılmıştır. Taç yaprakları
arasındaki sarı nokta nergise yorgun ve uykusuzluk hali verir. Bu yüzden gözün uykulu, mest ve
hasta olması nergise benzetilir. Şekil ve renk bakımından piyale, kadeh, şamdan ve sarı taca
benzetilmiştir. Çalışmamızda önce nergis hakkında genel bilgi verilmiş, Klasik şiirimizden
seçtiğimiz beyitlerle şairlerimizin ne gibi çağrışımlar içinde şiirlerini yazdıklarına değinilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12166">
                <text>2226</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12167">
                <text>KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA NERGİS</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12168">
                <text>ÖZUYGUN, Ali Rıza
MEMİŞEVİÇ, Hacer</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12169">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiiri, çiçek, nergis, çağrışımlar.  ÖZET  Klasik Türk Edebiyatında şairler sevgiliyi tasvir ederken gül, nergis, lale, servi, sümbül gibi birçok çiçek isminden ve bu çiçeklerin özeliklerinden faydalanırlar. Söz konusu çiçeklerden biri de nergistir. Edebiyatımızda en çok göz ile ilgili olarak kullanılmıştır. Taç yaprakları arasındaki sarı nokta nergise yorgun ve uykusuzluk hali verir. Bu yüzden gözün uykulu, mest ve hasta olması nergise benzetilir. Şekil ve renk bakımından piyale, kadeh, şamdan ve sarı taca benzetilmiştir. Çalışmamızda önce nergis hakkında genel bilgi verilmiş, Klasik şiirimizden seçtiğimiz beyitlerle şairlerimizin ne gibi çağrışımlar içinde şiirlerini yazdıklarına değinilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12170">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12171">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12172">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12173">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="2730" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3501">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/23069ac5e5cf9ecb12143923541ac84d.pdf</src>
        <authentication>ecb2486b506c1c2c828e2676aeef5cab</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="21290">
                    <text>1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo

Klâsik Türk Edebiyatı Metinlerindeki ―Efendi/ Sultan (Sevgili) – Kul/ Köle
(ÂĢık)‖ Mazmunu Hakkında Bazı Tespitler
Gamze DEMĠREL
Sùleyman ġah Üniversitesi
Tùrk Dili ve Edebiyatı Bôlùmù
Ġstanbul-Tùrkiye
gdemirel@ssu.edu.tr
Özet: BaĢlangıçta sevgiliye ―sahip olmak‖ arzusuyla yola çıkan aĢıkın aĢkı, aĢk
yolunda ilerledikçe ilahî bîr boyut kazanmaya baĢlar. Bu zorlu yolda aĢık, sevgiliye
ulaĢtığını zannettiği anda, kendisinin bir ―Hiç‖ olduğunu tekrar tekrar anlar. Bu his,
aĢıkın ―(…) ruhundaki boĢluğu durmadan bùyùtmektedir (GĠRARD, 2001: 141)‖.
AĢık, kendini kaybettiği aynı aĢk denizinde, tekrar kendini bulmaya çalıĢır. AĢk
oyununun baĢında, meclisin mumu olan sevgilinin ıĢığını, oyunun sonunda ondan
devralacak ve ondan aldığı bu ıĢığı, ilahî olana yônlendirecektir. Dolayısıyla aĢıkın
kulluğu hiçbir Ģekilde değiĢmeyecek; baĢlangıçta, efendi (sevgili) sinin kul (kôle) u
olan aĢık, sonraları ilahî sevgili (yaratıcı) karĢısındaki kulluğuna devam edecektir.
Nesneler değiĢse de aĢıkın gôrevi değiĢmemektedir.
Klâsik Tùrk edebiyatı metinlerinde, ―Sevgili-AĢık‖ mazmunu etrafında geliĢen bu
tarzda pek çok ôrneğe rastlamak mùmkùndùr.
Anahtar kelimeler: Klâsik Tùrk Edebiyatı, Sevgili, ÂĢık, Efendi, Kôle

Bùtùn dùnya edebiyatlarında olduğu gibi, Klâsik Tùrk edebiyatı‘nın da ônemli konularından biri olan,
bireyin; hayatını anlamlandırıp devam ettirebilmesinde; yetenekleri (sevebilme/ sevilebilme) ni keĢfederek kendini
gerçekleĢtirebilmesinde vazgeçilmez bir yere sahip olan aĢkın ve sevginin, baĢlangıç aĢaması ile sonucu arasında
bir takım farklılıkların olduğu dikkati çeker. AĢk hikayesinin baĢlangıcında, aĢık, ―ben‖ iyle ve dolayısıyla ―sahip
olma‖ arzusuyla hareket etmektedir. Bencil duyguların ôn plana çıktığı bu tarzdaki sevgi ya da aĢk anlayıĢı,
edebiyatımızda kabul gôren bir anlayıĢ değildir. Geleneksel edebiyatımızda asıl olan, aĢkın, aĢıka nasıl bir boyut
kazandırdığıdır. AĢk, bireyin ―olması‖ nı, yani kendini gerçekleĢtirmesini sağlayan bir aktivite olmalıdır. ―(…)
‗olmak‘, ‗sahip olmak‖ ın, aynı bencillik ve ben‘ ine bağlılığın karĢıtıdır (FROMM, 2003: 96)‖. AĢık, sevgiliye
ulaĢmak ve onunla bir ―olmak‖ arzusuyla yola çıkmalıdır; çùnkù sadece somut olarak bir Ģey (ler) e ―sahip olmak‖,
aslında ―hiçbir Ģey olmamak/ olamamak‖ demektir. Oysa aĢk, ―sahip olmak‖ fikrinden uzak, ―olmak‖ fikrine yakın;
aĢıkın kendini geliĢtirdiği bir duygu olduğunda gerçek anlamını kazanacaktır.
Ġlk ônce, ―sahip olmak‖ dùrtùsù ile harekete geçen aĢık, bu duygunun, onu, kendisine ve sevgiliye
yabancılaĢtırdığını; kendisini ve sevgiliyi ―ôteki‖ leĢtirdiğini hissettiği andan itibaren, ruhunda bir sıkıntı
hissetmeye baĢlar. ―(…) sevgi, ―sahip olmak‖ tùrùnde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetimi altında tutmak
anlamlarına gelecek ve bôylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine, boğucu, engelleyici ve kıĢkırtıcı bir
eylem haline dônùĢecektir. (FROMM, 2003: 73)‖. Oysa aĢk, insanı geliĢtiren bir duygu olmalı; aĢık (lar) ın ―olma/
olgunlaĢma‖ sùrecini tamamlayabilmesine katkı sağlamalıdır. Zirâ, ―Ġnsanlığın kurtulabilmesi için ilk ve tek Ģart,
―sahip olmak‖ ilkesinden ―olmak‖ ilkesine geçmektir (FROMM, 2003: 9)‖.
AĢık, yanlıĢ bir yolda ilerlediğini fark eder ve aĢıkın arzuları, zaman içerisinde, farklı bir boyut kazanarak,
onun ―yoldan çıkma (yônùnù değiĢtirme)‖ sına; ―sahip olmak‖ arzusundan ve Ģehvet duygularından uzaklaĢarak,
gerçeğe yônelmesine vesile olur. Bireyin olabilmesi, onun sevgiyi teorik olarak değil bizzat fiilen yaĢaması, bu
vesileyle hem kendisini hem de sevgilisini aktif olarak bu oyuna dâhil etmesi ile mùmkùn olacaktır. ―(…) ―olmak‖
ancak bir hareketlilik, canlılık ve değiĢim içinde anlam kazanacaktır. Canlı olan yapılar (ya da varlıklar)
olgunlaĢtıkları zaman ―olmak‖ tadırlar ve ancak değiĢebildikleri sùrece vardırlar. Çùnkù geliĢme ve değiĢme,
yaĢam sùrecine sıkı sıkıya bağlı iki temel ilkedir (FROMM, 2003: 49)‖. AĢık, artık ôteki yarısı (sevgili) nı
aramalıdır. ―(…), kiĢi aslında kendi farkında olmadığı içsel zorlamaların etkisi ve gùdùsù altındadır (FROMM,
2003: 127)‖.
Aslında ―Sevgi bir soyutlamadır. Belki garip bir varlık, belki de kimsenin gôremediği bir Tanrıça.
Gerçekte var olan, sevme eylemidir. (FROMM, 2003: 72)‖. Bu sebeple aranan Ģey, aslında sevgili değil sevgidir,
aĢktır. AĢık için aĢk oyunu, kendisinin baĢkahramanı olduğu, bir tùr hayata katılma ve hayatı anlamlandırma
çabasıdır ve bu oyunda aĢık, kurmaca bir sevgili ùretir. AĢk, ―(…), bir doğurma, bir ùretme sùrecidir ve kiĢi ile
ùrettiği Ģey arasında doğrusal bir iliĢki, bir bağ vardır (FROMM, 2003: 128)‖. AĢık, sevgilisine, efendisine ancak
kendi istidadı ôlçùsùnde anlamlar yùkleyecek; aĢkını, kendi yeteneği ve gùcù ôlçùsùnde yaĢayacak ve yaĢatacaktır.

487

�1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo
Sevgiliyi sevgili yapan ve ulaĢılmaz kılan, aĢıkın, ona yùklediği anlamdır. Sevgili, tanımların ve algımızın
dıĢındadır; o, aĢığın algısı ve tanımlamaları ile gôzùmùzde canlanır.
BaĢlangıçta aĢık için ―ôteki/ yabancı‖ olan sevgili, yola çıktığı andan itibaren ezelden beri tanıdığına
dônùĢmekte; ôzellikle de, aĢığın bilincinde, aĢkının bùyùklùğùne bağlı olarak, diğer bùtùn unsurlar ―ôteki‖
olmaktadır. AĢıkta oluĢan bu yeni bilinç, aĢığı; aĢık ile maĢukun, seven ile sevilenin, efendi ile kulun aslında tek bir
bilinç olduğu, ―bir‖ olduğu gerçeği ile yùzleĢtirmektedir. Bir sùre sonra, ―aĢık-sevgili‖ Ģeklindeki tanımlar ortadan
kalkmakta; aĢık, sevgili ile bùtùnleĢmekte, ―bir‖ olmaktadır. AĢık için artık, ortada kôle de efendi de yoktur, sadece
―bir‖ vardır ve bir tek kavram vardır; o da her ikisinin etrafını kuĢatan ―AĢk‖ ya da ―IĢk‖. AĢkın filiz verdiği ilk
zamanlar ―(…) kôle ile efendi arasında bôlùĢùlen ikizleĢme, Ģimdi tek bir (benlikte) toplanmıĢtır. (…) bu yeni
biçim, kendi kendinin çifte bilinci olduğunu bilen bilinçtir; kendini ôzgùrleĢtiren ve değiĢmeyen, kendiyle ôzdeĢ ve
kendi baĢını dôndùren, kendini yoldan çıkaran: kendinin bu çeliĢik doğasının bilincidir (GĠRARD, 2001: 15)‖.
Bu duygularla yaratılan birey, kaderindeki aĢkı bulmak ùzere yola çıkar ve bôylece―kendini
gerçekleĢtirme‖ nin kapısını aralamaya‖ ve ―olma‖ nın yolunu aramaya baĢlar. AĢık, aĢk ile, aĢk için yola
çıktığında, sevgili ile aralarında, fiziksel uzaklıktan ziyâde, ruhsal olarak bùyùk bir mesafe olduğunun farkındadır.
Çùnkù aĢık ve sevgili birbirine tamamen zıt iki kiĢiliktir. Zaten kainatta yaratılan her Ģey, zıttı ile kâimdir. Ama
aĢık―AĢkın uyumsuzluğunda bir yazgı gôrùr (GĠRARD, 2001: 147)‖. Sevgili ile aralarındaki bu farklılıklar;
uyumsuzluktaki uyum; zıtların uyumu olarak nitelenmelidir. AĢıkı, sevgiliden vazgeçilmez kılan da zıtlar
arasındaki bu gizli çekimdir. AĢık, ruhunun diğer yarısını, zıtlıklarda ararken; sevgili de ―(…), kendisine karĢı
koyacak nesneyi aramaktadır (GĠRARD, 2001: 141)‖; ki bu da, aĢıktır. Sevgilinin ―(…) ıĢığını sùzen ve ona (…)
ôzgù niteliğini veren hemen her zaman bir kôlenin bilincidir (GĠRARD, 2001: 144)‖.
―Sevmek yaratıcı bir etkinliktir. Sevmek, sevilen insanı (ya da Ģeyi) canlandırmak, onun yaĢam duygusunu
arttırmak anlamına gelir. Aynı zamanda, kiĢinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir sùreçtir
(FROMM, 2003: 73)‖. AĢık, bùtùn dikkatini ve ilgisini sevgilisine yônelterek; kendi gùcùnù ve enerjisini tamamen
sevgiliye aktarmakta; bôylelikle onu canlı tutmaya çalıĢmaktadır. ―(…) insan, tùm gùçlerini, kendi yarattığı bu Ģeye
yansıtınca, gerçek gùçlerinden uzaklaĢmıĢ olur ve zayıflar. Kendini kendi yarattığı Ģeylere tutsak eden insan,
yeniden kendisini bulabilmek için, kendisinin dıĢlaĢıp, yabancılaĢmıĢ bir biçimi olan bu puta daha çok bağlanmak,
ona daha çok tutsak olmak durumunda kalır.‖ (FROMM, 2003: 70)‖. Her an sevgilinin yanı baĢında olup, onun
eĢiğini beklemek; tùm dikkatini ve kalan gùcùnù onun ùzerine yônlendirmek, aĢığın vazifesidir adetâ. AĢk
oyununda ―Kôleliğe doğru bu yôneliĢ (…) yapının temel bir ilkesidir (GĠRARD, 2001: 144)‖.
Sevgili efendidir ve ―Tanrının verdiği hakla imparator olmak, urbi et orbi(Ģehre ve dùnyaya) kendi
iradesini ilan etmek ve tùm evreni ona boyun eğmeye zorlamak ister (GĠRARD, 2001: 141)‖. Bunu aĢıklarına kabul
ettirebilmek için çeĢitli tutum ve davranıĢlar içerisine girer: Nâz u niyâz eder, istiğnâ eder, aĢığı dıĢlar, kùçùmser
v.s. Fakat, aĢıklar ―(…) aranmaya o kadar alıĢkınlardır ki kendilerinden kaçan biri onlara Anka kuĢu gibi gôrùnùr
(GĠRARD, 2001: 143)‖. Gerçekte kaçan, sevgili gibi gôrùnse de, asıl kaçan aĢıkın arzularıdır ve aĢık da aslında
arzularının peĢinden koĢmaktadır.
Sevgilinin, aĢıka naz yapması, ona ilgisizmiĢ gibi davranması ―(…), fiziksel Ģiddetin olmadığı bir evrende
bilinçlerin çatıĢmasının yeni biçimidir (GĠRARD, 2001: 101)‖. ―(…) arzu uğruna çilecilik evrensel bir
zorunluluktur (GĠRARD, 2001: 143)‖. AĢık, bu bilinçle yola çıkmıĢtır ve sevgili uğruna çile çekmeye razıdır.
Evren, ―Psikopatolojik (GĠRARD, 2001: 144)‖ tir; zirâ orada mutluluktan çok acının yaĢanıyor olması aslında
âlemdeki yaĢamın bir imtihandan ibaret olduğu gerçeğini gôstermektedir. ―(…) acı çok gùçlù olduğunda beceriksiz
davranıĢlara atarız kendimizi, yazarız, birisini araya koyarız, gidip gôrùrùz, sevdiğimiz kiĢiden
vazgeçemeyeceğimizi kanıtlarız (GĠRARD, 2001: 144)‖. AĢık da, bir sùre sonra, sevgili karĢısındaki çaresizliğini
kabullenecektir. Bu durumda, efendi, vazgeçilemeyecek kadar sevildiğinden tam anlamıyla emin olacak; ―(…)
oynanan oyunu açığa vurmadan ilgisizlik gôsterisinde (GĠRARD, 2001: 142)‖ bulunacaktır. Ona her baktığında
―Özgùr, ilgisiz ve mağrur (GĠRARD, 2001: 144)‖ bir sevgili ile karĢılaĢan aĢık, daha fazla harekete geçecek,
sevgiliye ulaĢabilmenin tùrlù yollarını deneyecektir. AĢığı baĢarıya gôtùren de, sevgilinin bu tarzdaki
davranıĢlarıdır. ―(…) her parlak baĢarı gerçek ya da yapmacık bir ilgisizliğin ùrùnùdùr (GĠRARD, 2001: 142)‖.
AĢıkın, aĢk ile imtihan edilerek cezalandırıldığı dùĢùnùlse de, asıl cezalandırılan ve daimi kadere mecbur
bırakılan efendi (sevgili) dir. Zirâ, çekilen her sıkıntı sonunda bir ıĢıkla sonlanacaktır. AĢığın gerçek ve daimi
sevgiye ulaĢma ihtimali, efendiye gôre daha yùksektir; çùnkù ―Kôleliğin efendiliğin geleceği olduğunu biliyoruz
(GĠRARD, 2001: 144)‖. Oysa, aĢk oyununda, ―(…),kendine hâkimiyet hep arzusunu en iyi saklayan tarafın
ôdùlùdùr (GĠRARD, 2001: 43)‖. AĢık, bir nev‘î ―nefs sınavı‖ diye de adlandırabileceğimiz aĢk oyununu,
kurallarına gôre oynayarak, baĢlangıçta hep acı çeken ve kaybeden tarafmıĢ gibi gôrùnmesine rağmen sonraları
kazanan taraf olacaktır.
Dùnyayı ve tùm yaratılanları, efendi gôzùyle seyreden sevgili, ―(…) her zaman kendi yıkımına doğru
yùrùyordur (GĠRARD, 2001: 142)‖; çùnkù ondaki bu ―(…) mutlak-gùç arzusu da baĢarısızlığının tohumlarını
içinde taĢımaktadır (GĠRARD, 2001: 142)‖ ve bu bùyùklenmeci tutum, onu evrene katılmaktan; evrende var olan
Ģeylerle içselleĢmekten alıkoymaktadır ve geliĢimine engel olmaktadır. Bu durumda ―(…) efendi de amacından
kôle kadar uzaktadır. (GĠRARD, 2001: 140)‖. Uğruna her Ģeyin gôze alındığı sevgili, ônceleri, ĢanslıymıĢ gibi
gôrùnse de, her zaman ―(…) hayal kırıklığına ve can sıkıntısına mahkømdur. (GĠRARD, 2001: 141)‖. Ġlk bakıĢta,

488

�1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo
aĢık, esir; efendi, ôzgùr gibi gôrùnse de aslında durum bôyle değildir. Sevgili ―(…) hapishaneden çıktığını sanır
ama bir azizin halesi gibi hapishanesini de beraberinde gôtùrùr. Bôylece sùrdùrecektir o kederli ve sonu gelmez
gerçeklik arayıĢını (GĠRARD, 2001: 141)‖.
AĢık, arzu ùreten sevgilisini kendisi seçer; onu adetâ bir puta dônùĢtùrùr ve bu ―(…), arzusunun
dônùĢtùrdùğù bir dolayımlayıcıya mıhlanıp kalır. Bu kiĢiyi arzulayarak bireyselliğini elde ettiğini sanır, ama aslında
onu yitiriyordur çùnkù herkes aynı yanılsamanın kurbanıdır (GĠRARD, 2001: 147)‖.
AĢık, ―Nesneyi elde eder ama bu nesne elde edilmesine izin verdiği için tùm değerini yitirir (GĠRARD,
2001: 140)‖; o andan itibaren, peĢinde koĢtuğun Ģeyin gerçek olmadığını fark eder ve ―(…), nesneyi eline
geçirdiğinde yalnızca boĢluğu kucakladığını gôrùr‖ (GĠRARD, 2001: 140)‖; ―(…) arzunun anlamı ùzerinde
dùĢùnùr ve sonuç bôlùmùnde tutkudaki gùlùnç ve acı yanlıĢ anlamanın altını çizer (GĠRARD, 2001: 147)‖.
Sevgiliye duyduğu arzu, aslında yaratıcıya duyduğu aĢkın yansımalarıdır. AĢık, iĢte tam da o anda, tam anlamıyla
―ôzgùrleĢmekte‖ dir. Bu aslında aĢığın ―kendini bil‖ diği andır ki, bôylelikle ona Rabbini bilmenin yolu da açılmıĢ
olur. Bu noktada aĢık (kul), beĢerî aĢktan sıyrılarak, ilahî olana yônelmeye baĢlar. BeĢerî olana duyulan aĢkın
altında, ilahî olana ait izleri aramanın, insanın yaĢama sebebini anlamlandırma içgùdùsùnùn bir sonucu olduğu gôz
ardı edilmemelidir. Asıl amaç ―(…) tùm engelleri aĢıp, tùm ilgi ve istekleri yok edip, çıplak ve açık bir biçimde
Tanrı‘ ya koĢmak ve ona ulaĢıp, bir olmaya çalıĢmaktır. (Franz Pfeiffer‘ den alıntı.) (FROMM, 2003: 68)‖.
Özetleyecek olursak,
AĢık; efendisini aramak ùzere yola koyulan bir kuldur. Gerçeğe ulaĢamadığı ve madde aleminde kaybettiği
her an için acı çekmektedir. Sevgiliye ulaĢtığını zannettiği anda, oyunun en baĢına dônmekte ve bu aĢk denizinde,
yeniden, kendisini kaybetmeye; aslında kaybolduğu bu denizde kendisini tekrar bulmaya çalıĢmaktadır. AĢık ―(…)
zaferin tam ortasında kendisinde hiçbir Ģeyin değiĢmediğini keĢfeder ve bu onu ùmitsizliğe iter. Hâlâ ele
geçiremediği bu tanrısallığın bir yansımasını baĢkalarının bakıĢlarında yakalamak ister. (GĠRARD, 2001: 141)‖.
AĢık, her arayıĢla birlikte ve her baĢarısızlıkla beraber, ―Hiç‖ olduğunu tekrar tekrar anlar. Bu his, aĢıkın ―(…)
ruhundaki boĢluğu durmadan bùyùtmektedir (GĠRARD, 2001: 141)‖
AĢık, sevgiliye ―sahip olmak‖ arzusuyla yola çıkar; ancak yolda, aĢkı ilahî bîr boyut kazanır. AĢk
oyununun baĢında, meclisin ıĢığı, sevgili iken; oyunun sonunda, ıĢığı; aĢık temsil etmektedir. O halde, aĢıkı
―olmak‖ kelimesiyle tanımlamak mùmkùndùr. ―Olmak‖, yùzeysel gôrùntùleri aĢıp, onların ardındaki gerçeği
kavramakla gerçekleĢebilir ancak (FROMM, 2003: 138)‖. Klâsik Tùrk edebiyatı metinlerinde, ―sevgili-aĢık‖
mazmunu etrafında geliĢen bu tarzda pek çok ôrneğe rastlamak mùmkùndùr.

References
FROMM, ERĠCH, Sahip olmak ya da Olmak, çev.: Aydın Arıtan, Ġst. 2003
GĠRARD, RENE, Romantik Yalan ve Romansal Hakikat - Edebi Yapıda Ben ve Öteki, çev.: Arzu Etensel
Ġldem, Ġst. 2001

489

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21284">
                <text>73</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21285">
                <text>Klâsik Türk Edebiyatı Metinlerindeki ―Efendi/ Sultan (Sevgili) – Kul/ Köle  (ÂĢık)‖ Mazmunu Hakkında Bazı Tespitler</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21286">
                <text>DEMiREL, Gamze</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21287">
                <text>BaĢlangıçta sevgiliye ―sahip olmak‖ arzusuyla yola çıkan aĢıkın aĢkı, aĢk  yolunda ilerledikçe ilahî bîr boyut kazanmaya baĢlar. Bu zorlu yolda aĢık, sevgiliye  ulaĢtığını zannettiği anda, kendisinin bir ―Hiç‖ olduğunu tekrar tekrar anlar. Bu his,  aĢıkın ―(…) ruhundaki boĢluğu durmadan bùyùtmektedir (GĠRARD, 2001: 141)‖.  AĢık, kendini kaybettiği aynı aĢk denizinde, tekrar kendini bulmaya çalıĢır. AĢk  oyununun baĢında, meclisin mumu olan sevgilinin ıĢığını, oyunun sonunda ondan  devralacak ve ondan aldığı bu ıĢığı, ilahî olana yônlendirecektir. Dolayısıyla aĢıkın  kulluğu hiçbir Ģekilde değiĢmeyecek; baĢlangıçta, efendi (sevgili) sinin kul (kôle) u  olan aĢık, sonraları ilahî sevgili (yaratıcı) karĢısındaki kulluğuna devam edecektir.  Nesneler değiĢse de aĢıkın gôrevi değiĢmemektedir.  Klâsik Tùrk edebiyatı metinlerinde, ―Sevgili-AĢık‖ mazmunu etrafında geliĢen bu  tarzda pek çok ôrneğe rastlamak mùmkùndùr.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21288">
                <text>2011-05</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21289">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="3409" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="4201">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9a2595210228c17f2a5288511d2abc62.pdf</src>
        <authentication>dd0def422181f630ea31380c8534847c</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="26044">
                    <text>Klasik Türk Edebiyatında Eğitim Bağlamında
Behiştî’nin “Heşt Behişt” Mesnevisi
Nurgül ÖZCAN∗

Edebiyat toplumun aynasıdır. Şairler yaşadığı toplumun sözcüleri konumundadırlar. “Şairin işi içinde
yaşadığı, kendisinin de bir parçası olduğu kültürü dile getirmek ve eleştirmektir.”22 Şairlerin bakışı ve tespiti
kendi dönemleri ve sonrası için değer taşır. Edebi metinlerin, estetik ve sanatsal işlevi yanında bir görevi de halkı
eğitmektir. Sonuçta edebiyat, şeklinde eğlendirirken düşündüren eğiten bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tanzimat’tan günümüze, klasik Türk edebiyatına, toplumdan kopuk bir hayal edebiyatı olduğu
gerekçesiyle epey eleştiri yapılmıştır. Son dönemlerde araştırmacılar, bu görüşün aksine, divan şairinin
malzemesini toplumdan, toplumun maddi ve manevi her türlü yaşamından aldığına dair çalışmalarda
bulunmuştur. İlk anda bir hayal edebiyatı olarak öne çıkan Klasik Türk Edebiyatı dikkatle incelendiğinde bütün
edebiyatlar gibi onun da toplum hayatının bir çok bölümüne ayna tuttuğu görülecektir. Yapılan bazı çalışmalar
Klasik edebiyatın sosyal hayatla ilişkisi üzerinde ciddi tespit ve sonuçlar ortaya çıkarmıştır.23
Zaman içinde bu açıdan bakılan çalışmalar “Klasik edebiyatımızın tarih, felsefe, din, tasavvuf, sosyal
antropoloji, bilim ve gündelik hayatın tezahürleri ile oluşturduğu ortak alanların tespitidir. Bu alanların klasik
edebiyatımız ile kesişme noktalarının tespiti, kültür tarihimiz bakımından son derecede önemli gerçeklerin ortaya
çıkışını sağlayacaktır."24 Altı asır devam eden ve toplumun bütün kesimleri tarafından kabul gören bu edebiyatta
elbette insanı ilgilendiren, ona yön veren her şey mevcuttur.
Klasik edebiyat deyince şüphesiz ilk akla gelen divanlardır. Divanlarda ise en hacimli bölüm gazellere
ayrılmıştır. Gazeller bölümü, divanın asıl bölümü olarak değerlendirilir. Şair, kişisel şairlik gücünü ve hayat
felsefesini ilk önce gazellerde sergiler. Şairlerin edebi kimliğinin değerlendirilmesinde ağırlıklı olarak
gazellerden yola çıkılması, bu edebiyatın semboller ve mazmunlar içinde dönüp dolaşan bir hayal edebiyatı
olduğu kanaatini doğurmuştur. Bunun başka bir sebebi de çalışmaların çoğunun klasik edebiyatın sanatsal
yönünde yoğunlaşmasıdır.
Toplumun nazarında, klasik edebiyatta, sanki Harnâme25, Şikâyetnâme26 vb. birkaç eser ile Nâbî’nin
öncülüğünü yaptığı hikemî tarzın27 dışında sosyal içerikli fazla eser kaleme alınmamış izlenimi vardır. Söz
konusu sebeplerden dolayı, asırlar boyu devam etmiş bu edebiyatta, divanların sosyal yönü ile divanlar dışında
kalan diğer ürünler maalasef gölgede kalmıştır. Sözgelimi, divan şiirinde redifler incelendiğinde rediflerin de
dönemleri ile ilgili bir belge niteliği taşıdığı görülür. “Redif olarak seçilen kelimeler, şairlerin ve aynı zamanda
içinde yaşadıkları toplumun psikolojisini yansıtırlar.”28 “Şairler, içinde yaşadıkları muhit ile mensup oldukları
milletle o kadar alakadardırlar ki, divanları dolduran ince ve musanna beyitler arasında uzun uzun araştırdıktan
sonra belki mahalli bir renge , milli bir hususiyete tesadüf olunabilir.”29
Halbuki klasik edebiyatta manzum ya da mensur, kişisel ve toplumsal konuları içeren, nasihatname,
pendname, surname, siyasetname, kıyafetname vb. sayısız eser kaleme alınmıştır. Bu tarz eserlerin çoğunda en
fazla tercih edilen nazım şekli “mesnevi” nazım şeklidir. “Her beytin ayrı kafiyeli olması yüzünden mesnevide
bir yazma kolaylığı vardır. Destanlar, uzun halk hikâyeleri, şehr-engizler, öğretici dinî ve ahlâkî konuların hep
mesnevî şeklinde yazılmaları bu yüzdendir.”30 Divan şairi izah gereken geniş mevzularda dar bir çerçeveye
hapsolmaktan kaçınmış, mesnevinin sunduğu özgürlükten istifade etme yoluna gitmiştir. İnancın önemli bir
etkiye sahip olduğu Osmanlıda nasihat ve mesaj içerikli didaktik metinlerin çoğunda bu durum söz konusudur.

∗

Fatih Üniversitesi Fen Eebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi
T.S ELİOT; Şiirin Toplumsal Görevi, Türk Dili, Eleştiri Özel Sayısı, Çev: Nur DERİŞ, Ank. 1971.
23
Ahmet Atilla Şentürk: Klasik Osmanlı Edebiyatı Işığında Eski Adetler ve Günlük hayattan Sahneler I-II Türk
Dili Dergisi, 1993, Ayrıca Cem Dilçin “Türk Kültürünün Kaynağı Olarak Divan Şiiri”, Türk Dili S.571,1999,
24
Muhammed Nur DOĞAN: I. Uluslar arası Klasik Türk Edebiyatı Sempozyumu İstanbul 1999.
25
F. Kadri TİMURTAŞ; Harnâme, Makaleler (Dil ve Edebiyat Yazıları), AKMY, Ank. 1997, s. 174.
26
Abdülkadir KARAHAN; Fuzûli’nin Mektupları, TDED, C.2, İst. 1948, s. 3-4,
27
Ali Fuat BİLKAN; Nâbî Hikmet-Şair-Tarih, Akçağ Y, Ank.1998.
28
Cemal KURNAZ; Divan Şiirinde Belge Redifler, Yedi İklim X/67 (Ekim), S.65-68.
22

29

A. Sırrı LEVEND; Divan Edebiyatı, Kelimeler ve Remizler‐ Mazmunlar ve Mefhumlar, Enderun Kitabevi, İst.
1984, s.638.
30
Haluk İPEKTEN; Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, İst. 2008, s.59.

328

�Özellikle Tasavvufi eserlerde şiir, amaç olmaktan ziyade insanı eğitme amacıyla kullanılan bir araç
olarak karşımıza çıkar. Şair, okuyucuya, insan ruhunun safîleşmesi, tekâmülü için öneriler getirir. Bu eserler,
dervişe, mensup olduğu yola göre kişisel ve toplumsal gelişim metotlarının izah edildiği metinlerdir.
Klasik Türk edebiyatına bu gözle baktığımızda insan eğitiminde kullanılacak bir çok malzemenin var
olduğu fark edilecektir. Gelişmiş ülkelerde son dönemlerde, eğitimde edebi metinlerin kullanılması ile ilgili
çalışmalar hız kazanmıştır. “Özellikle 1990’lı yıllarda, sayıları gittikçe artan sosyal bilgiler eğitimcilerinin, edebi
çalışmaların sosyal bilgiler öğretimine önemli katkılarının olduğunu kabul etmeye başladıkları görülmüştür.
ABD’de bir çok eyaletin eğitim programlarında yer alan rehber ilkelerinde, özellikle ilköğretimde, edebiyat ve
sosyal bilgiler arasındaki güçlü ilişki vurgulanmıştır.31 Farklı kesim ve kültürlere hitap edilen Osmanlı
İmparatorluğundaki metinlerden faydalanılması elbette günümüz eğitimine katkı sağlayacaktır.
Bu bağlamda çalışmamızda, Behiştî’nin tasavvufi bir metin olarak kaleme aldığı, okuyucuya baştan
sona iyi insan olma konusunda öğütler verdiği “Heşt Behişt” adlı mesnevisine dikkat çekmek istiyoruz. Bu
örnekten hareketle amacımız, başta mesnevi türü olmak üzere,
Klasik Türk edebiyatın eğitimde
kullanabilirliğine vurgu yapmaktır.
16. asırda yaşayan Behiştî, tezkirelerde yer alan devrinin önemli şairlerindendir. “Eski Türk
edebiyatında Behiştî mahlasını kullanan altı şairden birisi olan Vize’li Ramazan Behiştî’nin asıl adı Ramazan,
babasının adı da Abdü’l-muhsin’dir. Doğum tarihi hakkında bilgimiz yoktur, ancak bütün kaynaklar şairin
Vize’li olduğunu belirtirler. Halvetîliğe intisap etmiş, Merkez Efendi’nin yanında seyr ü sülûkunu
tamamladıktan sonra hilafet göreviyle Çorlu’ya yerleşmiştir.32
Behiştî, öncelikle alim bir şairdir. Kuvvetli bir İslam kültürüne sahiptir. Arapçası, bu dildeki
kaynaklara vâkıf olacak ve eser yazacak seviyededir. Şairin en önemli meziyetlerinden biri de dile olan
hâkimiyetidir.33
Heşt Behişt’te nasihat-name türünden tebliğ amacına yönelik didaktik eserlerde çoğu kez rastladığımız
kuru ifade değil; akıcı, canlı, tasvirlerle ve söz sanatlarıyla zenginleştirilmiş bir anlatım hâkimdir. Özellikle
hikâyeler anlatılırken, gereksiz uzatmalara yer vermeden ve monotonluğa düşmeden; adeta olayı görmüş birinin
gözlemlerini aktarırcasına gerçekçi, aynı zamanda şairane tasvirler ve olay kahramanlarının duygularını
anlatmadaki tabiîlik Behiştî’nin güçlü bir şair olduğunu göstermektedir.34
Behiştî, eserini bölümlere ayırırken insan eğitimde önemli gördüğü davranışlara göre bir tasnif
yapmıştır. Bölümlerde verilmek istenen mesajlar İslâm tarihinden bazı hadiselerin tahkiye edilmesiyle
aktarılmış; bu vesileyle anlam daha da güçlendirilmiştir. Şair, bölümlerin başında, anlatacağı hikayeye girmeden
önce, insan eğitiminde önemli gördüğü kavramları vurgulamak için kısa bir giriş yapmayı uygun görmüştür.
Beyitlerde kavramların anlamı açıklanmış, faziletleri hakkında genel bir bilgi verilmiştir.
Eserin bölümlerinde, eğitim açısından önem arz eden beyitlerden bazılarının değerlendirilmesi
şöyledir:
Heşt Behişt’te şair, bölümlere geçmeden evvel “Matla’” başlığı altındaki bölümde zamanın (dünyanın)
geçiciliği ve insanın varlığının mahiyeti ile ilgili değerlendirmeler yaparak okuyucunun zihnini psikolojik açıdan
nasihat almaya hazırlar:
Geçer âhir zamân-ı nâ-müsâ‘id
Türâba halt olur her sâk u sâ‘id (137)35
Zaman kavramının insan hayatındaki yeri ortadadır. Burada şair “ahir zaman” kavramıyla zamanın
geçiciliğine ve varlığın sona yaklaşmış olmasına dikkat çekmektedir. İnsan ve kainat arasında bir bağlantı
kurarak insana hem kendi sonunu hem de kıyameti hatırlatmıştır. Günümüzde insan psikolojisi ile ilgilenen bazı
bilim adamları da; ruh sağlığı açısından, insanın ölüm gerçeğini yok saymasını değil, onunla yüzleşmesini
önermektedirler. Mesela; psikiyatrist Dr. Irvin Yalom, hem kendisinin hem de hastalarının deneyimlerinden ve
edebiyat, felsefe gibi çok çeşitli alanlardan yakaladığı ipuçlarının izini sürerek, ölümle doğru bir biçimde
yüzleşilir ise, insanın yaşam kalitesini artırabileceği ve güçlü bir ‘uyanış’ yaşanacağı konusunda kendisinden çok
emindir. Hatta bu uyanışa dair çeşitli klinik vakalardan ve edebiyattan verdiği örnekler, oldukça ilgi çekicidir.
Örneğin Dostoyevski’nin idama mahkûm edilip tam kurşuna dizilecekken affedilmesinin, yani ölümle yüzleşip
kendi uyanışını sağlayacak bir deneyim yaşamasının, dünya edebiyatını etkileyecek o romanları yazabilmesinde
ne kadar etkili olduğuna dikkat çekiyor.36
31

MC GOVAN, T. GUZZETTİ, B; “ Edebiyat Temelli Sosyal Bilgiler Öğretimi”, Çev: Ahmet DOĞANAY,
Çukurova Ünv. Türkoloji Araştırmaları Merkezi, http://turkoloji.cu.edu.tr.
32
Emine YENİTERZİ; Yeniterzi: Behiştî’nin Heşt Behişt Mesnevisi, Kitabevi yayınları,İstanbul 2001.s. 29.
33
Emine YENİTERZİ; a.g.e, s. 53.
34
Emine YENİTERZİ; a.g.e, s. 91.
35
Örnek olarak alınan beyitlerin sonundaki numaralar Emine Yeniterzi’nin “Behiştî’nin Heşt Behişt Mesnevisi”
adlı çalışmasındaki beyit numaralarıdır.
36
Irvin D. YALOM; Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek. (çev: Zeliha İyidoğan Babayiğit) Kabalcı Yay.

329

�Zaman, metinde “dünya” yerine de kullanılmıştır Yukarıdaki beyitlerde zaman hızlı geçmesi
münasebetiyle, akarsuya benzetilmiştir. Behiştî, muhataplarını yapılması gerekenlerin vaktinde yapılması
konusunda uyarmaktadır. Önce dünyanın geçiciliğine işaret ederek bu kavramın olumsuz yönünü öne
çıkarmasının hemen ardından dünyanın bir ganimet yeri ve fırsat mekânı olmasına dikkat etmesi eğitim
açısından manidardır. “Psikolojide yer alan Zaman Yönetimi kavramından amaç da bireylerin zamanlarını etkin
biçimde kullanmalarını sağlayarak verimliliklerini arttırmaktır.”37
Akar su gibidür hâli zamânun
Geçürme çagın ol âb-ı revânun (143)
Bilenler didi ahvâl-i cihânı
Ganîmet mâlıdur fursat zamânı (144)
Birinci Behişt:
İlk bölüm ağırlıklı olarak ihlâs konusuna ayrılmıştır. İhlas kelimesi lügatte; “Halis, temiz doğru sevgi,
gönülden gelen dostluk samimiyet doğruluk, bağlılık.”38 anlamlarıyla açıklanmıştır. İhlasın bir başka anlamı da;
kulun Allah dışında hiç kimsenin rızasını gözetmeden riyasız, sadakat ile kulluğunu yerine getirmesidir:
Eger ihlâs ile olursa tâ‘at
Senündür iki ‘âlemde sa‘âdet (173)
Şaire göre, iki cihanın saadetini kazanmak, ibadeti ihlas ile yapmaya bağlıdır.
Virüp tohm anlara hüsn-i ‘amelden
Didi koman bunı ölince elden (159)
Burada “hüsn-i ‘amelden” maksat kulun ameline kötü olan hiçbir şey karıştırmaması ve davranışlarında
daima iyi olana yönelmesidir. Başka bir deyişle insan hem kendisi hem de başkası için daima iyi olanı
istemelidir. “İyi isteme, etkilerinden ve başardıklarından değil, yalnızca isteme olarak, yani kendi başına iyidir.39
“Bir kimsenin kendisi ile ilgili algılamaları ve kanaatleri onun benlik bilincini oluşturur. Olumlu benlik bilinci
için koşulsuz sevgi (unconditioned love) gereklidir. Koşulsuz sevgi birey ne yaparsa yapsın onun sevgi ve
saygıya layık olduğunun kabulüdür. Bu tür sevgi içinde büyüyenlerin benlik anlayışları, güçlü ve olumludur.”40
Beyite göre, Allah insanın mahiyetine güzel amelin tohumunu yerleştirmiştir. Kullarına ölünceye kadar
bundan ayrılmamalarını tavsiye eder. Şair, yaratıcının kulundan beklentisini hatırlatmış, insanın kendinde gizli
olan güzelliklerin farkına varmasını amaçlamıştır. Metnin devamında:
Bunun cennetdedür hüsn-i simârı
Tehî görme sakın bu kesb ü kârı (161)
Beyiti ile “hüsn-i amel” in sonunda elde edilecek ödül açıklanır. Ödül cennet ve cennetteki “hüsn-i
simârı” dır. yani engüzel cennet meyveleridir.
Dünya gelip geçici bir mekan olduğundan insanın burayı vatan tutması doğru değildir. Ona
bağlanmamak, nimetleri karşısında sarhoş olmamak, dünyayı mağlup etmek Hakk’ın buyruğudur :
Ne lâzım biz vatan tutmak bu yurdı
Anı ütmek gerek kim Hak buyurdı (162)
Metnin devamında “amel” kavramı üzerinde durulur. Amel, kelime anlamık olarak; iş, amacı olan
eylem anlamına gelir. Dini terminolojide ise amel, kişinin inancı doğrultusunda hareket etmesi, ibadetlerini

İst. 2008. s.
Atilla TEZEREN; “Zamanı Etken Kullanma”, Verimlilik(Aylık Bülten). Ank. 1988 C. 7, S.5, s. 8-12.
38
Ferit DEVELİOĞLU; Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ank. 1986, s. 498.
39
Immanuel KANT; Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, Çev: İonna Kacuradi, Ank. 1982, s.8.
40
C.R.ROGERS; “A theory of therapy, personality and interpersonal relationships, as developed in the clientcentered framework.” In S. Koch (ed.). Psychology: A study of science. Mc Graw Hill. New York, 1961, pp.
184-256.
37

330

�yerine getirmesidir. Heşt Behişt’te “amel” konusunda zayıf olan kişi “müflis” yani her şeyini yitirmiş, olarak
nitelendirilir. Böyleleri, ecel vakti geldiğinde zorluk çekecektir:
Eger müflis be-kâr isen ‘amelde
Göresin hâlüni rûz-ı ecelde (165)
Eserde, İslâm’ın beş şartını yerine getirmenin önemi ve şartları yerine getirirken neye dikkat edilmesi
gerektiği açıklanır. Kişi namaza girmeden önce dualarla abdest almalı, zihnini arındırmalı, namazı kuru bir şekil
olarak değil samimi bir şekilde eda etmelidir:
Du‘âlarla vuzûnı eyle tâze
Hulûs ile şürû‘ eyle namâza (166)
Zekat verilirken dikkat edilmesi gereken en önemli husus ise zekatın fakire “hüsn-i iltifat” edilmesidir.
Zekat veren kişi muhatabını incitmeden zekatını vermeli, fakire iyi muamelede bulunmalıdır:
Çıkarup virdügün vaktin zekâtı
Fakîre eyle hüsn-i iltifâtı (166)
Aşağıdaki beyitte, yapılacak yardımın riyasız yapılması gerektiği vurgulanarak yardımlaşmanın başka
bir yönü üzerinde durulmuştur. Şair; “riyasız verilen yarım dilim ekmek, yardım edenin, devasız derde müptela
olmuş hastasına deva vesilesi olur”,diyor. Meseleye hassas bir açıdan yaklaşarak sosyal yardımlaşmayı teşvik
ediyor:
Fakîre nîm nân virsen riyâsuz
İrişür hastene sıhhat devâsuz (180)
“Psikolojide Altruizm; kişiye maddi ya da manevi bir yük getirmesine rağmen diğerleri için gönüllü
yardımlarda bulunması anlamına geliyor. Kendinden bir şeyler feda ederek diğerlerine yardımlarda bulunma
davranışı içeriğinde genellikle empati barındırıyor. Empati, diğerlerinin duygularını anlayabilme ve olaylara
onların penceresinden bakabilme anlamı taşıyor. Daha açık ifade edecek olursak, yardıma ihtiyacı bulunan
kişilerin hissettiklerini anlayabilen ve kendisini onların yerine koyabilen birey, büyük yüklerin altına girme
pahasına bile olsa onlara yardım etmeye devam ediyor.”41
Oruç tutan kişiye edilen tavsiye ise, dilini dedikodudan, gözünü de namahremden uzak tutması
yönündedir:
Oruc tutsan sakın gıybet sözinden
Gözün hem sakla nâ-mahrem yüzinden (166)
Hac ile ilgili tavsiyeler ise şöyledir. Ka’be ancak “safâ-yı hâtır” ile gidilecek bir mekandır. Lugatte
safâ; gönül şenliği, ferahlık, hatır da; zihin, gönül, değer anlamına gelir. “safâ-yı hâtır” zihnin ve fikrin huzurlu
olması, kaygı ve endişeden azade bulunması anlamında kullanılmıştır. Eğer bir kişi Kâbe’ye gitmeye niyet
ederse önce zihnini temizlemeli, duru bir gönülle oraya gitmelidir. Gönlünde dünya endişesi taşımamalıdır:
Tavâf-ı Ka‘beye niyyet idersen
Safâ-yı hâtır ile git gidersen (169)
“Birey, inandığı ve güvendiği aşkın varlığa karşı yaklaşma ve O’nunla bir iletişim kurma isteği
içerisindedir. Bunu da ancak dinî davranış olarak dua, ibadet ve bir takım ayin ve törenlerle gerçekleştirebilir.
Ünlü psikolog W. James’e göre; ihtiyaç anlamında duanın ortaya çıkması, bireyin psikolojik yapısındaki sosyal
benliğiyle de ilgilidir. Bu bağlamda duada; kullanılan sözlerin o andaki ruh haline karşılık gelmesi ile kendini
ilahi huzurda hissetme halinin elde edilmiş olması gibi iki önemli nokta vardır. Şayet bunlardan, sadece sözlerle
ilgili olan kısım yerine getirilirse, bu büyü ve sihirle eş değer bir kategoride değerlendirilir. Oysaki duada asıl
olan, bireyin aşkın varlıkla özel bir iletişim kurmasıdır.”42 Behiştî de eserinde muhataplarına bu doğrultuda
öğütler verir. Onları, “salihat” a yani ibadet etmeye davet eder. “sâlihât” kavramı yapılan güzel işler, dine uygun
ameller karşılığında kullanılmıştır. Şair “sâlihât” ı, sırasıyla; ilim, oruç ve namaz olarak açıklanmıştır. İlmin oruç
ve namazdan önce kullanılmış olması ilme verilen değeri gösterir. Mesaj ibadetin ilmim ışığında yani bilerek

41
42

Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi-Psikoloji Köşesi http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/insan.htm
Mustafa KOÇ; Ergenlik Döneminde Dua ve İbadet Psikolojisi Üzerine Teorik Bir Yaklaşım, Cumhuriyet
Ünv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas,200. 3C.VII / 1, s. 373-397

331

�yapılması konusunda yoğunlaşmıştır. İbadet konusunda önerilen başka bir husus da kendini zora sokmadan,
özenle –ciddiyetle- , geçiştirmeden ibadet edilmesidir:
Gücünce ihtimâm it sâlihâta
Eger ‘ilme eger savm u salâta (171)
Buraya kadar amelin önemi üzerinde duran Behiştî, okuyucunun dikkatini ameli tamamlayacak başka
bir yöne çeker. Şaire göre, İnsan için sadece amel etmek yeterli değildir. Amel önemlidir ama onun yanında
kişinin verdiği sözde durması, sözü yerinde, değerinde kullanması ve az konuşması da önemlidir:
‘Amel eyle ‘amel sözün söz olsun
Çog olmaz ise az olsun öz olsun (172)
İkinci Behişt:
Bu bölümde edep konusu ele alınmıştır. Metinde edebin izahına girilmeden önce tekrar “iyilik”
kavramının önemi hatırlatılır. İyilik eden iyilik bulur, güzel davranan güzel davranışla karşılanır, diyerek
“edeb”in sadece kişinin kendine değil, topluma da faydalı olduğuna değinilir:
İdenler eylük eylük bulı gelmiş
Cezâ ihsâna ihsân olı gelmiş (294)
Allah’a gerçek anlamda şükredenler ancak edep sahibi olanlardır. Edepsiz olan kişiler Allah indinde
kovulmuş, dönek durumundadır. Dünyada edep ile hareket edenler hem dünyada hem de dünyada başarılı
olacaktır:
Edeb terk itmeyendür ana şâkir
Olur merdûd edebsüz olsa zâkir (306)
Edeb üzre olan fânî cihânda
Muzaffer oldı hem bunda hem anda (307)
Üçüncü Behişt:
Cömertlik konusunun işlendiği bu behiştte vermenin önemine işaret edilmektedir. Bölüm Allah’ın
“Cevâd” isminin vurgulandığı bir beyit ile başlar. Behiştî, sehâ yani cömertliği açıklarken “insan tabiatının
yaratılışının zineti süsü” tabirini kullanır:
Sehâ kim zînet-i tab‘-ı beşerdür
Anun cûdı ziyâsından eserdür (414)
Tüm kutsal dinlerde emredilen sabır, fedakarlık, cömertlik gibi duygular hayatın acı ve ızdıraplarını
hafifleten, yaşam gücünü besleyen motive edici güçler olarak kişiyi psikolojik olarak koruyabilmekte43 ve
bireyde mesuliyet duygusunu geliştirerek şahsiyet bütünlüğü sağlanmasına yol açmaktadır.44 Bu dünya üzerinde
övgüye layık pek çok vasıf olabilir ama bu vasıfların en güzidesi en seçkini cömertliktir. Cömertlik kişiye
dünyada toplum içinde itibar kazandıran bir özelliktir. Ahirete bakan yönüyle ise cömertlik, cennet bağlarında
biten bir ağaç gibidir:
Egerçi çokdur evsâf-ı hamîde
Kamusından sehâvetdür güzîde (416)
Sehâ kim halk içinde mu‘teberdür
Cinân bâgında bitmiş bir şecerdür (418)
Eserde insana cömertliğin önemi anlatılırken onu vermekten alı koyan makam-mansıp sevgisi ve gurur
gibi olumsuz duygulara dikkat çekilir. Ölümün varlığı hatırlatılarak bunların değersizliği pekiştirilir:
43

Veysel UYSAL; Din Psikolojisi Açısından Dini Tutum, Davranış ve Şahsiyet Özellikleri, Marmara Ünv.
Yayınları, İst. 1996, s. 123.
44
Amiran KURTKAN; Bilgiseven, Din Sosyolojisi, Filiz Kitabevi, İstanbul 1985, s. 18.

332

�Heves itme gurûr-ı tâc u tahta
Gerekmez sana illâ iki tahta (424)
İnsanoğlunu en fazla endişelendiren duygulardan birisi şüphesiz ayrılıktır. “Her insan sevdiği kişi ve
mekanlardan ayrılmaktan korkar. Şair bu duygunun gücünü kullanarak cömertliğin önemini öne çıkarır:
Kimün tab‘ında kim râsih ola cûd
Firâk odına yakmaz anı Ma‘bûd (434)
Aşağıdaki beyitte ayrılık-cömertlik münasebetinin başka bir yönü işlenmiştir. Behiştî, Allah ecel vakti
geldiğinde, hayatını cömertlik ile geçiren kişinin kalbinde -dünyadan ayrılma ile ilgili- bir hasret bir acı
bırakmaz, diyerek etkili bir anlatım ile muhataplarını cömertliğe yönlendirir:
İrüp rûz-ı ecel itdükde rıhlet
Sehâ anun komaz kalbinde hasret (437)
Eserde, cömertlik vasfına sahip olanlara “bey gibi dirlik” verileceğini söylenerek, kişiye, verdiklerinden
dolayı malının eksilmeyeceği bilakis daha da artacağı müjdesini verilir. Burada eğitim açısından “dirlik”
kelimesinin özenle seçildiği aşikardır. Dirlik kelimesi, varlıklı olmak yanında sağlıklı ve huzurlu olma gibi pek
çok pozitif anlamı da içerir:
Şu kim ana sehâ vasfı virildi
Cihânda beg gibi dirlik dirildi (438)
Dördüncü Behişt:
Melik oldur ki mülkidür bu ‘âlem
‘İbâdıdur anun evlâd-ı Âdem (521)
Beyiti bu bölümün ilk beyitidir. Beyit Alah’ın “Melik” Malın gerçek sahibi, padişah sultan anlamına
gelen ismiyle başlar. Behiştî, devamında dünyanın geçiciliğine işaret eder. Uyanık olan kişi bu alçak dünyanın
sundukları karşısında sarhoş olmaz, onun büyü ve hilesine kanmaz, der:
Cihâna geldi niçe merd-i huşyâr
Yolında itmedi mestâne reftâr (524)
Fenâsın anladı dünyâ-yı dûnun
Zebûnı olmadı mekr ü füsûnun (525)
Daha sonra kişiye tevekkülde sebat edip iradesini kullanması tavsiye edilir. Böylece insanın özü imanın
nuru ile aydınlanır:
Tevekkülde sebât üstine oldı
Derûnı nûr-ı îmân ile toldı (529)
Beşinci Behişt:
Beşinci bölümde; sıkıntılar karşısında insanın nasıl bir tavır takınacağı ve bunların nasıl aşılacağı izah
edilir. Metne göre Allah’ın celali içinde cemali gizlidir. Kış mevsiminden sonra muhakkak bahar gelecektir.
Hakikat yoluna girenler hadiselerin arkasındaki hikmete nazar eder :
Celâlinde cemâlin gizlemişdür
Sülûk erbâbı anı izlemişdür (646)
Şitâsınun sonında var bahârı
Güle râgıb olan anar mı hârı (648)
Dünya musibetleri aslında bir imtihandan ibarettir. Allah lütfuna mazhar etmek için imtihanı bahane
eder:
Çeker bir bendesini imtihâna
İder eltâfına anı bahâne (649)

333

�Altıncı Behişt:
Bu bölümde; ölümsüzlüğün sadece Allah’a mahsus olduğundan, onun dışında var olan her şeyin gelip
geçici olduğundan bahsedilir. İnsan ne kadar yaşasa da eninde sonunda yaşlanacak ve hayata veda edecektir:
Beşer etfâl iken âhir olur pîr
Nazar kıl var ise idrâk ü tedbîr (762)
Gülün evrâkı olmaz mı perîşân
Anunçün eylemez mi bülbül efgân (763)
Yedinci Behişt:
Bu dünyada gerçek mutluluğa ulaşmak Allah’ın emrine itaat edip, emrine hizmet etmekten geçer:
Sa‘âdet ana hıdmet eylemekdür
Her emrine itâ‘at eylemekdür (861)
Erenler masivadan uzaklaşıp, gönüllerinden hırsı uzaklaştırır ve nefsin arzularını terk ederler:
Gönül geçmek gerek hırs u hevâdan
Erenler el çeküpdür mâ-sivâdan (866)
Aşağıdaki beyitte insan, için dünya lezzetlerinden dolayı gurura kapılmaması, konusunda ikaz edilir:
Gurûra virmesün lezzât-ı dünyâ
Sakın bu çâhdan oldunsa bînâ (866)
Dünya gibi kısa ve geçici bir mekan için zahmet çekmek, üzülmek gereksiz bir uğraştan ibarettir:
Biş on yıl ‘ömre aldanmak gereksüz
Anunçün odlara yanmak gereksüz (875)
Sekizin Behişt:
Şair, eserin son bölümü olan bu bölüme çalışmanın önemi vurgulayarak başlar:
Kişi dünyâda sa‘y itmek gerekdür
Yolun togrısına gitmek gerekdür (988)
Bölümde ağırlıklı olarak işlenen konu ise peygamber sevgisi ve ona tabi olmanın önemidir :
Mahabbet itdi her kim enbiyâya
Mukayyed olmadı sûrî gınâya (994)
Kişi, peygamberi sahabe gibi aşk ile sevmelidir. Çünkü onu seven hiç kimse bu dünyada rahmetten
mahrum olmamıştır:
Olup dîdâra ‘âşık âb gibi
Resûlu’llâhı sev ashâb gibi (994)
Behiştî; “Hâtimetü’l Kitâb” bölümünde şiirinde sanata ve süse önem vermediğini, eseri yazmadaki asıl
amacının şöhret değil nasihat etmek olduğunu, söyler. Yazdıklarında suretten yani sanat yapmaktan daha çok
anlama önem verdiğini vurgular:
Hudânun fazlıdur bu nazm u tertîb
Buna lâzım degüldür nakş u tezhîb (1097)
Nasîhatdür garaz şöhret degüldür
Gereklü ma‘nîdür sûret degüldür (1098)

334

�Sonuç olarak; “Gerek Türk edebiyatı tarihi, gerekse divan edebiyatı hakkında yapılacak ilmî
araştırmaların sıhhati öncelikle bu edebiyatı meydana getiren edebî eserlerin sağlam metinlerinin kurulmasına
bağlıdır. Titizlik ve sabır gerektiren bu çalışmaların bir hayli zaman süreceği ve hala bilinmeyen birtakım eski
eser ve nüshaların ortaya çıkmakta olduğu düşünülürse, divan edebiyatı hakkında son sözü söylemenin, isabetli
hükmü vermenin henüz erken olduğu daha da açıklık kazanır.45 Altı asır hüküm süren klasik edebiyatın divanları
yanında farklı eserler de incelenmeli, bu edebiyat her yönüyle ele alınmalı ve bir bütün olarak
değerlendirilmelidir. Sadece Arap ve Acem taklidi olarak zihinlerde yer eden eski edebiyatımız yeni nesillerin
zihninde ancak o zaman hak ettiği değeri bulacaktır.
Klasik edebiyat metinleri hakkında, disiplinler arası çalışmalar hız kazanmalı, metinler mutlaka ilgili
disiplinlerin dikkatine arz edilmelidir. Böylece bilim dalları, tarihte kendilerini ilgilendiren meselelerden ve
gelişmelerden haberdar olacaktır. Geçmişin zenginliklerini yansıtan bu çalışmalar, aynı zamanda yeni nesle
mensup oldukları kültür adına özgüven kazandıracaktır.
Çalışmamıza konu olan Behiştî’nin “Heşt Behişt” mesnevisi de birçok açıdan günümüzde
kullanılabilecek geçerliliği olan nasihatlere sahip önemli bir edebi eserdir. “Heşt Behişt” Klasik Türk
edebiyatının eğitimle, dolayısıyla hayatla içiçeliğine güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu eser, eğitimde
rahatlıkla kullanılabilecek niteliktedir. Eserde, psikoloji, sosyoloji, felsefe vb. bir çok bilimin konusuna giren
meselelere çözüm önerileri getirilmiştir. Eserden edebiyatçılar dışında, başta eğitimciler olmak üzere, psikolog
ve sosyologların da yararlanabileceği söylenebilir.

Kaynakça
BİLKAN, Ali Fuat; Nâbî Hikmet-Şair-Tarih, Akçağ Y, Ank.1998.
BORA,
Aykut;
Tübitak
Bilim
biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/insan.htm

ve

Teknik

Dergisi-Psikoloji

Köşesi

http://

www.

DEVELİOĞLU, Ferit; Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Kitabevi, Ank. 1986.
DOĞAN, M. Nur; I.Uluslar arası Klasik Türk Edebiyatı Sempozyumu İst. 1999.
ELİOT, Thomas Stearns; Şiirin Toplumsal Görevi, Türk Dili, Eleştiri Özel Sayısı, Çev: Nur DERİŞ,Ank. 1971.
GOVAN, MC, T. GUZZETTİ, B; “ Edebiyat Temelli Sosyal Bilgiler Öğretimi”, Çev: Ahmet DOĞANAY, Çukurova Ünv.
Türkoloji Araştırmaları Merkezi http://turkoloji.cu.edu.tr.
İPEKTEN, Haluk; Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, İst. 2008.
KANT, İmmanuel; Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, Çev: İonna Kacuradi, Ank. 1982.
KOÇ, Mustafa; “Ergenlik Döneminde Dua ve İbadet Psikolojisi Üzerine Teorik Bir Yaklaşım”, Cumhuriyet Ünv. İlahiyat
Fakültesi Dergisi, Sivas,2003.
KURNAZ, Cemal; Divan Şiirinde Belge Redifler, Yedi İklim X/67 (Ekim), Ank.1995.
KURTKAN, Amiran; Bilgiseven, Din Sosyolojisi, Filiz Kitabevi, İst. 1985.
LEVEND, A. Sırrı; Divan Edebiyatı Kelimeler ve Remizler Mazmunlar ve Mefhumlar, Enderun Kitabevi, İst. 1984.
ROGERS, Carl Ransom; “A theory of therapy, personality and interpersonal relationships, as developed in the clientcentered framework.” In S. Koch (ed.).Psychology: A study of science. Mc Graw Hill., New York, 1961.
ŞENTÜRK, Ahmet Atilla; Klasik Osmanlı Edebiyatı Işığında Eski Adetler ve Günlük
Hayattan Sahneler I-II Türk Dili Dergisi, 1993, Ayrıca Cem Dilçin “Türk Kültürünün Kaynağı Olarak Divan Şiiri”, Türk Dili
S.571,1999,; Asra Kadar Anadolu Sahası Mesnevilerinde Edebî Tasvirler, Kitabevi Y., İst. 2002.
TEZEREN, Atilla; “Zamanı Etken Kullanma”, Verimlilik(Aylık Bülten). Ank. 1988.
TİMURTAŞ, F.Kadri; Harnâme, Makaleler (Dil ve Edebiyat Yazıları), AKMY, Ank. 1997.

45

A.Atilla ŞENTÜRK; XVI. Asra Kadar Anadolu Sahası Mesnevilerinde Edebî Tasvirler, Kitabevi Y., İst. 2002,
s. XV.

335

�UYSAL,Veysel; Din Psikolojisi Açısından Dini Tutum, Davranış ve Şahsiyet Özellikleri, Marmara Ünv.Yayınları, İst.
1996.
YALOM, Irvin. D.; Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek. (çev: Zeliha İyidoğan Babayiğit) Kabalcı Y. İst. 2008.
YENİTERZİ, Emine; Behiştî’nin Heşt Behişt Mesnevisi, Kitabevi Yayınları, İst. 2001.

336

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="26039">
                <text>386</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="26040">
                <text>Klasik Türk Edebiyatında Eğitim Bağlamında  Behiştî’nin “Heşt Behişt” Mesnevisi</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="26041">
                <text>ÖZCAN, Nurgül</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="26042">
                <text>2009-06</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="26043">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="16">
        <name>L Education (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="563" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="557">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/25e2d4d048f60ab8f98b84070fa989f0.pdf</src>
        <authentication>63cdcbb19063db15dd82bb2e9351dbaa</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="4370">
                    <text>BİLDİRİ ÖZETLERİ - UTEK 2014

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE HAYÂL
İhsan BULUT
Ishik Üniversitesi / Irak
Anahtar Kelimeler: Hayâl, imge, imaj, mazmun, hayal-i dakîk.
ÖZET
Klasik Türk Şiirine yapılan eleştirilerin önde gelenlerinden biri de “hayâl
mahsûlü bir şiir” olmasıdır. Oysaki Türk şiirinde üslubu meydana getiren
unsurların başta gelenlerinden biri de şüphesiz ki hayaldir. Ve mısraların arka
planında yatan bu hayalin anlaşılması klasik şiirimizi anlamada hayâtî bir
öneme sahiptir. Bu kavram aynı zamanda pek çok şaire “Hayâlî” mahlasını
verdirecek kadar büyük bir önemi haizdir. Hayal kavramı gerek edebî,
tasavvufî ve gösteri sanatlarına ait bir terim olarak gerekse gerçek anlamıyla
divan şiirinde sıkça kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
arada hayâle dayanan birçok edebî sanatın varlığını da ifade etmek
gerekmektedir. Bununla birlikte hayâl kelimesinin imaj (imge) kavramıyla
aynı manada kullanılması bu kavramların içinde bulunduğu bir anlam
kargaşasını da beraberinde getirmektedir. Bu durum da ister istemez Klasik
Türk Edebiyatı için de bir sorun teşkil etmektedir.

YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE FİİLİMSİLERİN
ÖĞRETİMİ VE HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİNDEN
FAYDALANMA
Hüseyin YILMAZ
Anahtar kelimeler: Fiilimsiler, halk edebiyatı unsurları, yabancılara Türkçe
öğretimi.
ÖZET
Türkçe artık dünyanın dört bir tarafında binlerce insana öğretilen bir dildir.
Özellikle son yirmi - yirmi beş yıl içinde dünyada birçok insan Türkçe
öğrendi. Türkoloji bölümleri, kültür merkezlerinin yanısıra Anadolu insanının
gayretleri neticesinde dünyanın dört bir bucağında açılan ‘Türk okulları’nda
Türkçe öğretilmektedir.
173

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4362">
                <text>2692</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4363">
                <text>KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE HAYÂL</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4364">
                <text>BULUT, İhsan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4365">
                <text>Klasik Türk Şiirine yapılan eleştirilerin önde gelenlerinden biri de “hayâl  mahsûlü bir şiir” olmasıdır. Oysaki Türk şiirinde üslubu meydana getiren  unsurların başta gelenlerinden biri de şüphesiz ki hayaldir. Ve mısraların arka  planında yatan bu hayalin anlaşılması klasik şiirimizi anlamada hayâtî bir  öneme sahiptir. Bu kavram aynı zamanda pek çok şaire “Hayâlî” mahlasını  verdirecek kadar büyük bir önemi haizdir. Hayal kavramı gerek edebî,  tasavvufî ve gösteri sanatlarına ait bir terim olarak gerekse gerçek anlamıyla  divan şiirinde sıkça kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu  arada hayâle dayanan birçok edebî sanatın varlığını da ifade etmek  gerekmektedir. Bununla birlikte hayâl kelimesinin imaj (imge) kavramıyla  aynı manada kullanılması bu kavramların içinde bulunduğu bir anlam  kargaşasını da beraberinde getirmektedir. Bu durum da ister istemez Klasik  Türk Edebiyatı için de bir sorun teşkil etmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4366">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4367">
                <text>2014-05-23</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4368">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="4369">
                <text>ISSN 2303-582X     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="75">
        <name>P Philology. Linguistics,PA Classical philology,PI Oriental languages and literatures,PN Literature (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1506" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2027">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6c27b744294aee04afbef60b3cbbfaca.docx</src>
        <authentication>fd79e2d2c5756196a1ad974bd198ef27</authentication>
      </file>
      <file fileId="2028">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e44fa6655ffb3069901bbd32b8b9f1cd.pdf</src>
        <authentication>ca65a4c860176f10ddd20b5e607db352</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12118">
                    <text>KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KİŞİLERE YAZILAN GAZELLER
Murat ÖZTÜRK
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van / Türkiye
Anahtar Kelimeler: gazel, methiye, Rumeli şairleri, nazım şekli.
ÖZET
Klasik Türk şiirinde edebi türlerle nazım şekilleri arasında standart bir ilişki yoktur.
Bununla beraber bazı konular daha çok belirli nazım şekilleriyle yazılmıştır. Söz gelimi sosyal
konular ve mersiyeler daha çok terkib-i bend; aşk hikâyeleri, mesnevi; önemli olaylara veya
yapılara tarih düşürme kıt’a; hikmet ve felsefe içerikli fikirler ise rubai nazım şekilleriyle
yazılmıştır. Gazel nazım şekli ise daha çok sevgili, aşk, işret ve tasavvuf konuları etrafında
yazılmıştır. Gazelde konular genellikle soyuttur ve kurgu ise bu soyutluk üzerine inşa edilmiştir.
Gazel nazım şeklinde ele alınan konu, düşünce ve hayaller etrafında edebi geleneğe uygun olarak
belirli mazmunlar ve tipler işlenmiştir. Divan şiirinde geleneksel içerik ve işlevinin dışında,
doğrudan kişilere hitap eden gazeller de yazılmıştır. Başta Rumeli şairleri olmak üzere gerçek
kişiler için yazılan bu gazellerin kurgusu da farklıdır. Soyut konu ve kişiler yerine ismiyle anılan
ve övülen bazen de yerilen kişiler şairin muhatabıdır. Bu tarz gazeller, farklılıkları nedeniyle
üslup, folklor ve tarih açısından da malzeme sunmaktadırlar. Bu bildiride kişi adları anılarak
yazılan gazellerin üslup, tür ve içerik açısından incelemesi yapılmış, edebiyat tarihimiz içindeki
özel durumu belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu gazellerin genel olarak hangi edebi tür ve
zeminde yazıldıkları üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="2029">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fdd506f4606a9bff999398dbfe8e4683.docx</src>
        <authentication>77344ded3b6a15d922ce989b6b0dc09d</authentication>
      </file>
      <file fileId="2030">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/65536962813872e2c22d0eece67fe089.pdf</src>
        <authentication>f01945c642754f02776c8975ab3c4e88</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12119">
                    <text>1

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KİŞİLERE YAZILAN GAZELLER
Murat ÖZTÜRK1
Özet
Klasik Türk Ģiirinde edebi türlerle nazım Ģekilleri arasında standart bir iliĢki
yoktur. Bununla beraber bazı konular daha çok belirli nazım Ģekilleriyle yazılmıĢtır. Söz
gelimi sosyal konular ve mersiyeler daha çok terkib-i bend; aĢk hikayeleri, mesnevi;
önemli olaylara veya yapılara tarih düĢürme kıt‟a; hikmet ve felsefe içerikli fikirler ise
rubai nazım Ģekilleriyle yazılmıĢtır. Gazel nazım Ģekli ise daha çok sevgili, aĢk, iĢret ve
tasavvuf konuları etrafında yazılmıĢtır. Gazelde konular genellikle soyuttur ve kurgu ise
bu soyutluk üzerine inĢa edilmiĢtir. Gazel nazım Ģeklinde ele alınan konu, düĢünce ve
hayaller etrafında edebi geleneğe uygun olarak belirli mazmunlar ve tipler iĢlenmiĢtir.
Divan Ģiirinde geleneksel içerik ve iĢlevinin dıĢında, doğrudan kiĢilere hitap eden
gazeller de yazılmıĢtır. BaĢta Rumeli Ģairleri olmak üzere gerçek kiĢiler için yazılan bu
gazellerin kurgusu da farklıdır. Soyut konu ve kiĢiler yerine ismiyle anılan ve övülen
bazen de yerilen kiĢiler Ģairin muhatabıdır. Bu tarz gazeller, farklılıkları nedeniyle
üslup, folklor ve tarih açısından da malzeme sunmaktadırlar. Bu bildiride kiĢi adları
anılarak yazılan gazellerin üslup, tür ve içerik açısından incelemesi yapılacak, edebiyat
tarihimiz içindeki özel durumu belirlenmeye çalıĢılacaktır. Ayrıca bu gazellerin genel
olarak hangi edebi tür ve zeminde yazıldıkları üzerine değerlendirmeler yapılacaktır.
Anahtar kelimeler: gazel, methiye, Rumeli Ģairleri, nazım Ģekli.

GHAZALS WRITTEN ABOUT PERSONS IN CLASSICAL TURKISH
POEM
Abstract

1

Yrd. Doç. Dr., Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü,

muratozturk8@gmail.com

�2

There is not a standard relation between forms of poetry and literary genre in
classical Turkish poetry. Nevertheless some topics have been written by a certain
versification. For example, social topics and dirges generally had been written with the
form of “terkib-i bent”; stories of love with mathnawi, record of date for important
events and buildings with kıt‟a and philosophical ideas with rubai.

Ghazals were

written much more related to love, jamborees and sufistic subjects. Subjects in ghazals
were generally abstract and fiction was constructed upon abstract concepts. Subjects
studied in a ghazal were typical in terms of subject, fiction and ideas. In divan poetry,
against the traditional subjects and content, ghazals related to real person were also
written. Fiction of ghazals related to a person were differentiated. Instead of fiction,
real people were subjects of these kinds of ghazals. These kinds of ghazals were helpful
in terms of method, folklore, and history. In this study, ghazals related to a specific
person will be analyzed in terms of method, content and sort. Also, the environment of
these kinds of ghazals will be clarified, while discussing these typs of ghazals.
Key Words: ghazal, laudatory poem, poets of Balkans, poetry form.

Giriş
Gazel kelimesi Arapçada “kadınlarla sevgi üzerine konuĢmak, söyleĢmek”
anlamına gelmektedir. Asıl konusu aĢk ve sevgilidir. Sevgili ile ilgili olarak Ģarap ve
tabiattan da söz edilir (Ġpekten 1994; 7). Gazelin “nisvan ile âĢıkane latifeye ve horataya
dinür ve masdar olur zenan ile alüftelik vechiyle konuĢmak ma‟nâsınadır.” “Güzel
avretler sözi ve mehdi hadisü‟n-nisâi‟l-hisân ma‟nâsına ve dahi avretler musâhabetin
sevmek…” gibi tarifleri de vardır (Dilçin 1986; 78).
Gazelin muhtevası daha çok yukarıdaki tanımlara uygun Ģekilde aĢk, kadın
(sevgili), ıstırap, Ģarap gibi konular etrafında yoğunlaĢmıĢtır. Ne var ki divan Ģiirinde
gazelin bu kadar sınırlı bir içeriğe sahip olduğu iddia edilemez. Zira gerek divanlardaki
gazellerin etraflı Ģekilde incelenmesi gerekse gazel üzerine yapılan çalıĢmalara göz
atıldığında gazelin muhtevasının hayli geniĢ ve çeĢitli olduğu görülmektedir. AĢk, Ģarap
ve sevgili konuları üzerine yazılmıĢ konular dıĢında tasavvuf, hikmet, Ģehir tasviri, Ģehir

�3

övgü ve hicivleri, kiĢi övgü ve yergisi, hikmet de ele alınan konular arasındadır (Turan
2000; 99).
Gazel nazım Ģekli baĢlangıçta kasidelerin baĢında daha çok aĢktan ve sevgiliden
söz eden bölümlere verilen addır ve nesib karĢılığında kullanılmıĢtır. Kasideyi Arap
edebiyatından alan Ġranlılar nesib kısmını zamanla kaside nazım Ģeklinden ayrı ve
müstakil bir nazım Ģekli olarak iĢleyip yazmaya baĢlamıĢlardır. Gazel nazım Ģekli bu
haliyle Türk edebiyatına geçmiĢ ve asırlar boyunca edebiyatımızda en çok yazılan
nazım Ģekli olmuĢtur (Ġpekten, 1996:442).
Neredeyse bütün divanlarda en hacimli kısım gazeliyat bölümüdür. ġairlerin asıl
Ģiir kudreti gazelle ölçülür. Bu sebeple pek çok Ģairin Ģiir üzerine değerlendirmelerinde
gazel kelimesi Ģiir yerine kullanılmıĢtır.
Gazelin Ģairlerce bu denli yaygın tercihine ve tenkitçilerce Ģiirle eĢdeğer
görülmesine rağmen bir nazım Ģekli olarak üzerinde yapılmıĢ kapsayıcı çalıĢmaların
sayısı sınırlıdır. Bu durum gazelle ilgili bilinenlerin tekrarına sebep olmuĢ, divan Ģiirinin
teĢekkülünden son dönemlerine kadar gazel nazım Ģeklinin muhtevasını, iĢlevini,
geçirdiği değiĢimleri, üzerine yapılan değerlendirmeleri veya farklı cephelerini iĢleyen
bütünlüklü çalıĢmaların yapılmasını da gerekli kılmıĢtır. Gazel nazım Ģeklinin doğuĢu,
geliĢimi ve genel özelliklerine dair bazı makaleler kaleme alınmıĢtır (Turan 2007 ;155196). Gazel nazım Ģeklinin kapsamlı Ģekilde ele alındığını tespit ettiğimiz tek çalıĢma
Selami Turan tarafından Gazi Üniversitesi‟nde hazırlanan “Erken Dönem Türk ġiirinde
Gazel” baĢlıklı doktora tezidir. Bu çalıĢmada Turan, kiĢiler üzerine yazılan gazellere de
değinmiĢ ve bazı örnekler vermiĢtir (Turan 1994;111-113). Turan‟ın çalıĢmasına konu
ettiği divanlar 14 ve 15. asırlarda yaĢamıĢ Ģairlere aittir. Biz bu çalıĢmamızda Turan‟ın
verilerini ve örneklerini de dikkate almakla beraber sonraki yüzyıllarda yazılmıĢ bazı
divanları taramamız neticesinde kiĢiler için yazılmıĢ gazelleri tespit ederek konuyu daha
geniĢ bir Ģekilde ele almayı ve iki çalıĢmanın verilerini karĢılaĢtırmayı amaçladık.
ÇalıĢmamızda 16, 17 ve 18. asırlarda yaĢamıĢ on iki Ģairin toplam 3370 gazeli
incelenmiĢtir. Bu Ģairlerin bir kısmı Rumeli bir kısmı Anadolu sahasında yetiĢmiĢtir. Bu

�4

divanlardaki örnekler dıĢında bazı çalıĢmalardan tespit edip derlediğimiz gazeller de
çalıĢmaya dahil edilmiĢtir.
Taranan divanlarda kiĢi adları anılarak yazılan Ģiir sayısı 106 olarak tespit
edilmiĢtir. Bu gazellerden beĢi naattir. Yine bu gazellerden 62‟si müzeyyel gazeldir.
Kişilere Yazılan Gazeller
Divan Ģiirinde genel olarak âĢık-sevgili ve rakip üzerine kurulu bir kurgu vardır.
Bu kurgu içindeki sevgili âĢığın veya Ģairin muhatabı, seslendiği kiĢidir. AĢk, hikmet,
sevgili, rintlik gibi konularda yazılan gazellerde genel olarak soyut bir sevgili ve
anlatım vardır. Rakip ise muhatabın durumuna göre bir mahiyete sahiptir. Örneğin
sevgili üzerine bir soyutluk varsa bu durum rakip için de geçerli olur. Bilhassa aĢk ve
rintlik üzerine yazılan Ģiirlerin önemli bir kısmında sevgilinin cinsiyeti veya kimliği de
belirsiz olup farklı ve zengin çağrıĢımlara açıktır. Bu sevgilinin beĢeri bir yanı
olabileceği gibi dinî veya tasavvufi bir tarafı da olabilir.
“Bu sevgiliye ait vasıfların büyük bir kısmının peygamber için söylenmiş
na’tlerde ve Peygambere yakın din adamları vasfındaki manzumelerde çok
rahmanileşmiş şeklinde, hükümdar, vezir ve şeyhülislam kasidelerinde şuhluk çizgisi
tamamiyle hür iradeye, kahramanlığa ve hikmete, bilgiye geçmek şartiyle hemen hemen
ayniyle bulunur.
XVI ve XVII. asırlardaki büyük şairlerimizin bir çok gazellerinde-bilhassa Bakî
ve Sabrî’de hakiki muhatabın sevgili ve hükümdar olmasında âdeta tereddüde
düşülmesi bazen da aynı gazelin içinde birinden öbürüne şairini sözü hiç kırmadan
geçmesi bu ayniyet ihtimalini kuvvetleştirir.” (Tanpınar, 1997; 10). KiĢilere yazılan
gazellerin bir kısmında da benzer durumu görmek mümkündür. ġairin genellikle bir
erkek, bazen rütbece kendisinden daha üst düzeydeki birinin adını redif edinerek yazdığı
gazellerde sevgiliye dair ifade edilenler bir kadın için yazıldığı izlenimi veren Ģiirlerden
farklı değildir. Bu durum gazellerin genel olarak soyut bir sevgili imajını taĢımasıyla
alakalıdır.

�5

KiĢilere yazılan gazeller içinde baĢta hiciv içerikli olanlar olmak üzere gazellerin
genelinde gördüğümüz bu soyut kimlikli muhatap daha reel ve somut haliyle karĢımıza
çıkar. ġairin bazen ilk beyitte adını zikrederek veya adını redif olarak ifade ettiği
muhatabı gerçek bir kiĢiliktir. Övgü veya yerginin muhatabı bellidir. Klasik gazel
tarzında karĢılaĢılan ve etrafında rakip/lerin olduğu ulaĢılmaz sevgili yerine çoğunlukla
sıcak bir dost, bir mahbup veya alaya alınacak kadar hafifsenmiĢ bir muhatap (rakip)
bulunur.
Kişilere yazılan gazellerde kişi adlarının yer alışı
a) KiĢi adları gazelin redifi olur. Bu durumda her beyitte genellikle sürekli bir
övgü, nadiren yergi, dile getirilir ve ifade kiĢi adı etrafında döndüğü için gazelde
konu bütünlüğü (yek-âhenk) tamamen korunmuĢ olur.
Âh kim derd ile oldum mübtelâsı Hurrem‟üñ
DüĢdi nâgeh göñlüme zülfi hevâsı Hurrem‟üñ
„Îd-i vaslı Ģevkı içün rûze-i gam çekmiĢem
Tâ nasîb ola diyü bir merhabâsı Hurrem‟üñ
SarmaĢup her Ģeb kuçar ol serv-kaddi al ile
Néce nâzügdür görüñ gül-gûn kabâsı Hurrem‟üñ
Ne sorarsın kandadur déyü göñül Âb-ı Hayât
Mürdeye yetmez mi la„l-i cân-fezâsı Hurrem‟üñ
Olmağ isterseñ cihân içinde ÂHÎ pâdiĢâh
Sa„y édüp var ol iĢiginde gedâsı Hurrem‟üñ

(Ahî, G-61)( Kaçalin,

Ahî Divan, www.ekitapkulturturizm.gov.tr eriĢim: 25/04/2103)
Diğer örnekler için Cinânî Divanı: 21-24-39-117-107 vd. gazeller. (Okuyucu
1994)
b) Gazelde kiĢi adı ilk beyitte geçer bundan sonra gazel boyunca o kiĢiye ait
özellikler zikredilmiĢ olur. Bu durum kiĢiyle Ģair arasındaki iliĢkinin özelliğine
göre olumlu veya olumsuz bir içerik taĢıyabilir.

�6

Yâ resûlullah kamer alnın yüzündür âftâb
Kim göre Ģekl-i cemâlin ola âlî-cenâb
Lutf idüp didi Hudâ çün rahmeten lil-âlemîn
Na‟t-ı pâkinle dolu nâzil olupdur dört kitâb
………..

(Ġsen-Bilkan 1997; s. 182)

(Bahtî)

Hâfızâ Bağdâda imdâd etmege er yok mudur
Bizden istimdâd edersin sende asker yok mudur
DüĢmânı mât etmeğe ferzâneyim ben der idin
Hasma karĢı Ģimdi at oynatmağa yer yok mudur
…………

Murâdî (Ġsen-Bilkan 1997; 195)

c) Önceki beyitlerde hitap edilen ancak ismi zikredilmeyen kiĢinin adı son beyitte
söylenir.
Zehî cây-ı ferah-bahĢ safâ-güster hayât-efzâ
Nebâtından yese bir mürg ola ol tûtî-i gûyâ
BehiĢtün kıt‟ası dirdüm velî reĢk-i behiĢt olmuĢ
Kudûm-ı pâdiĢâh ile bu nüzhetgâh-ı bî-hemtâ
Suyın kevser diyü nazmında ögmüĢ ol Ģeh-i „âdil
HoĢâ pâkîze-nazm-ı rûh-bahĢ âb-ı letâfet-zâ
Ġlâhî Hazret-i Sultân Murâd'a `ömr-i sermed vir
Musahhar ola ana tâ ebed dünyâ vü mâ-fihâ
Diye ihlâs ile yerde beĢer gökde melek âmîn
Du‟â itdükçe ol Ģâh-ı cihâna sıdk ile Yahyâ

(ġ. Yahya G-15) (Ertem

1995; 32)
d) KiĢi adı mahlas beytinden sonra müzeyyel beyitlerde söylenir. Bu tip gazellerde
çoğu defa asıl gazel kısmı ile müzeyyel beyitlerdeki konu bütünlüğü farklı olur.
“Gazelin zeyl kısmı, muhteva bakımından, övülen kiĢilerin mevkileri ve
özellikleri göz önünde bulundurularak düzenlenmiĢtir. Ģairler, övdükleri
kiĢilerin,

adalet,

cömertlik,

iyilikseverlik,

iyi

huylu

oluĢ,

üslûbunun

mükemmelliği gibi vasıflarını ön plana çıkarmıĢlardır.” (Turan 2008; 165).

�7

…………
Olur mu böyle bir rûz-ı mübârek dahi ey Nef‟î
Ki hem nevrûz ola hem lutf-ı ĢâhenĢâh ola rûzı
Ol ĢâhenĢâh-ı dâna-dil ki olmuĢdur âdaletle
Mühim-sâz-ı cihân akl-ı selîm-i dâniĢ-endûzı
ġeh-i Cem-rütbe Sultân Ahmed-i ferhûnde tal‟at kim
Bahâr-ı bâğ-ı devletdür cemâl-i âlem-efrûzı

(Nef‟î G-134/1)

(AkkuĢ 1993; 345)
Bazı müzeyyel gazellerde ise Ģair önce belirli bir derdini dile getirir sonra adını
zikrettiği kiĢiden sıkıntısıyla ilgili medet umduğunu belirtmiĢ olur (Nef‟î G-28).
Müzeyyel gazellerin bir kısmında Ģair birden fazla kiĢinin adını zikreder. Bu durumla
ilgili karĢılaĢtığımız en çok örnek ġeyh Galib Divanı‟ndadır. ġey Galib‟in müzeyyel
gazellerinde Mevlâna, ġems-i Tebrizî, Hüsameddin Çelebi, Selahaddin Zerkub gibi
isimler birlikte anılır.
e) Bazı gazellerde ise birkaç kiĢinin adı birden anılır ve beyitlerde ismi belirtilen
kiĢilerin vasıflarından söz edilir. Bu tür gazeller daha çok Ģehrengiz özelliği taĢır
(Turan 1994; 203-422, Nizami g. 72, Sadi g. 258, Mesihi g.338)
KiĢi adlarının zikredildiği bu gazellerde Ģairlerin kimlerle dostluk ve arkadaĢlık
kurdukları, kimleri sevmedikleri ve kimlere hayranlık duyup kimlerden medet
umdukları gibi hususlar dikkat çekmektedir. Bu Ģiirlerdeki bilgiler diğer kaynaklardaki
veya nazım Ģekillerindeki bilgilerle birleĢtirildiğinde Ģairin hayatı ve faaliyetleriyle ilgili
bilgi hacmi geniĢlemektedir. Örneğin Cinânî Divanı‟nda adları çokça anılan isimler
Ģairin münasebetine dair bilgi verir. Aynı Ģekilde ġeyh Galib‟in gazellerinin pek
çoğunda müzeyyel gazeli tercih etmesi ve zeyl beyitlerde Mevlevi tarikatına dair
Ģahısları anması onun tarikata olan bağlılığına ve Ģiirini oluĢturan temel dokuya dair
bilgi vermektedir.
Adlarına gazel yazılan kişilerin meslekleri ve özellikleri

�8

Dostlar ve arkadaşlar: KiĢiler için yazılan gazellerin önemli bir kısmı Ģairlerin
sevdikleri dostları ve arkadaĢları için yazılmıĢtır. Bu gazellerde üslup daha samimi ve
daha senli benlidir. Dostlar için yazılan gazellerin önemli bir kısmında görülen ifade
özellikleri Ģiirin mahbup vasfında söylendiği izlenimi verir. ġiirlerde söz konusu edilen
ve adı anılan kiĢilere adeta bir sevgili övgüsü yapılır. Bu durum bu tür gazellerin ve
Ģehrengizlerin genel özelliklerini bilmeyenlerce yanlıĢ yorumlanmaya açıktır. Oysa
Divan Ģiiri geleneği ve kadın Ģairlerin bile aynı ifade ve övgü dilini kullanmaları ve
gelenek çerçevesindeki klasik sevgiliye dair anlatımı tercih etmeleri dikkate alındığında
bu Ģiirlerde sevgili imajının çok daha farklı olacağı görülür.
Kadın Ģairlerden Sırrî Rahile Hanım‟ın kızkardeĢi Ġffet Hanım için yazdığı gazelde
kardeĢin kardeĢe özrü dile getirilmiĢtir. Bu gazelde sanki bir âĢığın sevdiğine karĢı
duyduğu dayanılmaz hasret, güzelliğine ettiği iltifat ve bununla birlikte dilediği insafa
dair duygular mevcuttur.
Nedir bu hicr oduna cismimi yakmak her ân „Ġffet
Olursa bakmazam sensiz cihân hep gülsitân „Ġffet
Ba„îd itmek revâ mı cismi cândan eyleyip vahĢet
Ne mümkün gizlemek dildir derinde pâs-bân „Ġffet
Semâ-yı dilde bir mihr-i münevversin niçe yıllar
Dönüp devr etse de bulmaz nazîrin âsumân „Ġffet
Ne lâyık lâ‟ubâli meĢrebe bu nükteler cânâ
„Ġmâret mi kalır dilde bir insâf et „Ġffet
Sakın tîr-i sühanla dil-figâr etme bu Ģeydâyı
O meydân-ı hakîkatde seninle hem-„inân „Ġffet
…………….
Edeble hâk-i pâyin bûsa geldi Sırrî hem-Ģîren
Kusûrun „afv kıl kadrini etme râyegân „Ġffet (Açıl 2005; 204)
Cemâlî‟nin Fatih Sultan Mehmet‟in övgüsünü yaptığı gazelinde bir padiĢaha değil
de adeta bir sevgiliye sesleniyormuĢ havası bu türden övgü ve ifadelerin mahiyetinin

�9

anlaĢılması bakımından hayli açıklayıcıdır. Cemâlî övgü faslından sonra kasidelerdeki
girizgâha benzer Ģekilde övgüsünü yaptığı kiĢinin adını vereceğini belirtir:

Serverâ âlemde bir sencileyin server mi var
Rûyı mehveĢ buyı dil-keĢ kâmeti ar‟ar mı var
….
Senden ayru bir nazar kılmağa ben divâneye
Ser-firâz u server ü serdâr u ser-defter mi var
…….
Sâkî mey sun ol nigâr aduna kim misli anun
Haddi zibâ kaddi ra‟nâ sözleri Ģeker mi var
Hazret-i Sultân-ı âdil-dil Muhammed Han gibi
Bir Tehemten-ten muzavfer fer Sikender der mi var
ĠĢiginde bende çok likin Cemâlî hem-seri
„ÂĢık-ı sâdık muvâfık çâker-i kem-ter mi var (Turan 1994; 90)
Nev‟î tarafından Sultan Üçüncü Mehmet vasfında yazılan murabbada da Ģair,
sultanın cemaline ve boyuna olan hayranlığını dile getirir. Bu Ģiirde “Sultan
Mehemmedün” ifadesi yerine yâr, cânân, sevgili gibi kelimelerden biri konsa muhatap
farklı anlaĢılabilir ancak öz tamamen aynı kalır.
AĢüfteyüz cemâline Sultan Mehemmedün
Dil-besteyüz nihâline Sultan Mehemmedün
Ġrmezse el visâline Sultân Mehemmedün
Var kani' ol hayâline Sultan Mehemmedün
Lutf itmeyüp ol Ģâh dilâ ben gedâsına
Fursat düĢüp kârîn olamazsam likâsına
Ġtmezse göz uciyle nazar mübtelasına
Kurbân olam hilaline Sultan Mehemmedün (ġentürk 358)

�10

Klasik Ģiir geleneğini bilmeden ve anlamadan bu Ģiirleri yorumlamaya kalkıĢmak
kuĢkusuz sağlıksız sonuçlar alınmasına neden olur. Bir Ģairin bir sultana bu Ģekildeki
hitabının ve iltifatlarının eĢcinsel bir yöneliĢ olarak düĢünülmesi imkânsızdır. Klasik
Ģiirdeki sevgiliye dair Ahmet Atilla ġentürk‟ün youmunu konuyu tamamlayıcı
mahiyette eklemeyi uygun bulduk. “Şiire konu teşkil eden ve çoğu zaman şairin sohbet
arkadaşı, hocası yahut öğrencisi, evlatlarından biri vb. olabilecek erkekler ise bu
gazelde olduğu gibi saf ve menfaatsiz bir sevginin muhatapları olacaklarından her
zaman isimleri açıkça verilerek övülmüşlerdir. Eğer bunda ayıp olsaydı en azından
Kemâl Paşazade ve Şeyhülislam Yahya gibi önde gelen din bilginleri yahut Fatih veya
Kanûnî gibi cihân hükümdarları yazdıkları bu şiirleri gizleyip saklama ihtiyacı
duyarlardı” (ġentürk 2004; 41)
Ahî‟nin aĢağıdaki gazeli arkadaĢlara yazılan gazellere örnektir. Bu Ģiirde herhangi
bir gazelde gördüğümüz sevgiliye ait fiziksel özellikler ve tavırlar ve bu özellikler
karĢısındaki çaresiz ve edilgen âĢıka dair izler görmek mümkündür.
BaĢum çevürüp zülf-i semen-sâsı Memî‟nüñ
Sihr itdi baña nergis-i Ģehlâsı Memî‟nüñ
Misk ile çeküpdür iki „unvân-ı melâhat
„Unvân-ı cemâle kaĢı tuğrası Memî‟nüñ
Bir bend ile aldı dil-i dîvânemi benden
Bend itdi baña zülf-i semen-sâsı Memî‟nüñ
Sünbülleri reyhânın añup sahn-ı çemende
Dik geldi çınâra kad-i bâlâsı Memî‟nüñ
Vasf itmek içün gül yüzini olmaya hergiz
ÂHÎ gibi bir bülbül-i Ģeydâsı Memî‟nüñ
(Kaçalin; 28, www.ekitapkulturturizm.gov.tr eriĢim 25/04/2013)
Sultanlar: Gazelin, kasidenin bir bölümü olan nesib kısmının zamanla müstakil Ģiir
mahiyeti kazanmasıyla doğduğuna yukarıda iĢaret edildi. Ancak zamanla övgünün
yapıldığı nazım Ģekillerinin çeĢitlilik göstermesiyle ve bu nazım Ģekillerine gazelin de
eklenmesiyle kiĢiler için yazılan gazeller kasidenin iĢlevini de yüklenmeye baĢlamıĢtır.

�11

Pek çok Ģair gazel nazım Ģekliyle devrinin padiĢahına veya diğer devlet adamlarına
övgüde bulunmuĢ, bazen sıkıntılarını dile getirmiĢlerdir. Bu Ģairlerden Nef‟î dokuz
müzeyyel gazelde 4. Murat‟ı bir müzeyyel gazelde de I. Ahmet‟i övmüĢtür (AkkuĢ
1993).
Oğullar: BaĢta Osmanlı sultanları olmak üzere bazı Ģairler çocuklarına devlet
yönetimi hakkında öğüt vermek veya hayat tecrübelerini aktarmak üzere gazel nazım
Ģeklinde Ģiir yazmıĢlardır. Bu gazellerin hâkim üslubu pendnamedir. Sultanların oğulları
için yazdıkları gazellerin sahihliği tartıĢmalı olup bu Ģiirler bazı tarih kroniklerinde yer
alır. Bu Ģiirlerin sultanların kendileri tarafından yazılmayıp Osmanlı hanedanının Ģiire
düĢkün oldukları tezini kuvvetlendirmek için onların ağızlarından yazıldıkları düĢüncesi
kabul görmektedir (Ġsen-Bilkan 1997; 42). Oğullar için yazılan gazellere örnek olarak
Keçecizade Ġzzet Molla Divanı‟da Ģairin oğlu ReĢat‟a hitap ettiği gazeli örnek verilebilir
(Ceylan-Yılmaz 2005; 364)
Düşmanlar ve Rakipler: ġairler kimi gazellerinde sevmedikleri, hazzetmedikleri
kiĢilerin adlarını anmıĢ; onların olumsuz gördükleri özelliklerini dile getirmiĢlerdir. Bu
gazellerin bir diğer önemli özelliği ise Ģairlerin münasebetlerinin oldukları kiĢilerin
adlarının zikredilmesi ve Ģairin sanatını oluĢturmasındaki etkisini göstermesidir.
Edebiyat kaynaklarında araları hoĢ olmayan Ģairler arasında TaĢlıcalı Yahya ve
Hayalî‟nin adı da geçer. Yahya Divanı‟nın 428. gazeli Hayâlî‟ye hicivdir. Mostarlı
Ziyâ‟î de 458. gazelde Cevrî hakkında bir gazel nazmederek hicve müracaat etmiĢtir.
Şeyhler ve Tarikat Büyükleri: Kimi Ģairler müntesibi oldukları tarikatin ulularına
gazel nazım Ģekliyle methiye üslubunda Ģiir yazmıĢlardır. Ġncelediğimiz divanlar
arasında en çok ġeyh Galib Divanı‟nda tarikat ileri gelenleri için yazılmıĢ gazellere
tesadüf ettik. ġeyh Galib, yirmi altı müzeyyel gazelde Mevlânâ, ġems, Hüsameddin
Çelebi, Zerkub, Sakıb Dede, Rusuhî Efendi, ve Sultan Veled‟i anmıĢtır (KalkıĢım
1994).
Peygamber: Naat türü edebiyatımızda en çok ele alınan türlerden biridir. Divanların
büyük çoğunluğunda tevhit ve münacatlardan sonra ilk sıralarda yer alan ve

�12

mesnevilerin önemli bir kısmında da giriĢ kısmında Ģairlerce ele alınan naat türüne ait
gazel örneği diğer nazım Ģekillerine nazaran daha azdır. Bazı Ģairler Muhammed, yâ
Muhammed, ya Resulallah, Ahmed gibi rediflerle Hz. Peygambere karĢı hislerini dile
getirmiĢlerdir.
Devlet adamları: ġairler padiĢah dıĢındaki devlet adamlarını da gazellerde anmıĢlardır.
Bu gazellerin bir kısmı müzeyyel gazeldir. Bu gazellerde de tıpkı padiĢahlara yazılan
gazellerde olduğu gibi Ģairler hem devlet büyüğünü över hem de meramlarını arz
ederler. Nef‟î‟nin Hafız Ahmet PaĢa‟yı anıp övgüsünü yaptığı sonra da yardım istediği
gazeli buna örnektir:
………
Hâl pek müĢkil eğer etmez ise ey Nef’î
Himmet-i Asâf-ı sahib-dil-i âgâh meded
Hâfız-ı genc-i kerem hazret-i Ahmed PaĢa
Ki eder ehl-i recâya geh ü bîgâh meded
Kaldım ayakda perîĢân u mükedder ahvâl
Dest-gîr ol bana ey Âsâf-ı Cem-gâh meded
Böyle dermândelerin derdine dermân et kim
Her iĢinde sana da eyleye Allah meded

(AkkuĢ 1993; 294)

Nef‟î Divanı‟nda Vezir Ali PaĢa (G-78) ve adı anılmayan bir baĢka vezir için
yazılmıĢ iki müzeyyel gazel daha mevcuttur. Nef‟î gibi kaside üstadı bir Ģairin meramını
müzeyyel gazelle dile getirmesi belki de müzeyyel gazellerin hasseten kaside yazılmayı
gerektirmeyecek isteklerin dile getirilmesi için tercih edilme sebeplerinden biri
olabileceğini düĢündürmektedir.
Sultan 4. Murat da Hafız Ahmet PaĢa‟ya sitemli ve mektup tarzında
sayılabilecek bir gazel yazmıĢtır. Bu gazel Hafız Ahmet PaĢa‟nın mektubuna ve isteğine
cevaptır. (Ġsen-Bilkan 1997; 195)

Üslup Özellikleri:

�13

KiĢilere yazılan gazellerde daha çok medih (övgü) üslubu dikkat çeker. Bahsi
edilen kiĢinin vasıflarının sıralanıĢı, bir sevgili özelliğini taĢıması gibi hususlar övgüye
dayalı anlatımı doğurur. Bu övgü esnasında mübalağa ve tensiku‟s-sıfat gibi edebi
sanatlara baĢvuran Ģairler bir bakıma memduh olarak addedilecek muhataplarının
olumlu özelliklerini betimlerler. Methiye üslubunda tasvir ve tavsif de kendisini
hissettirir. ġair övdüğü kiĢinin fiziksel veya ruhsal tasvirini yapar.
ġairlerin övgüsünü yaptıkları kiĢiler Ģayet devlet ileri gelenlerinden biri ise
övgüde, kasidelerde görülen üslup öne çıkar. ġair övgüsünü yaptığı kiĢiyi devlet
adamında olması istenen özellikleri itibariyle över. Bu kiĢiyi divan Ģiirinde telmih
kaynağı olmuĢ tarihi Ģahsiyetlerle kıyaslayıp onlardan üstün tutar.
KiĢilerin söz konusu edildiği bu gazellerde görülen bir diğer üslup özelliği ise
hiciv (yergi) ve mizahtır. Hiciv veya hicviye üslubunda dikkati çeken zemmetme
çekiĢtirme veya sövme gibi hususların yanı sıra mizahi anlatım da dikkati çeker. ġairler
yerdikleri kiĢinin eksik yanlarına iĢaret ederler.
O zâlim kim tahallus eylemiĢdür kendüye Cevrî
Cefâsı hâtır-ı virânede boynumdadır cevri
Ne dil kurtuldu derdinden ne mahlas buldu cevrinden
Anun kim mahlası Cevrîdürür cevr ü cefâ tavrı (Gürgendereli 2002; 458)

Kimi gazellerde tamamen didaktik bir hava hâkim olup Ģair pend-name
üslubuyla muhatabını aydınlatmaya çalıĢır. Muhatap Ģaire göre daha alt makamda olan
oğul, mürit veya öğrenciler olabilir. Bu durumda Ģair daha yukarıdan bir bakıĢla ve bir
hoca veya rehber edasıyla öğüt verir. Nasihatnamelerin üslubunda görülen telkin ve
terbiye edici, yol gösterici tavır emir, istek, tenbih ve yasaklama ifadelerini içerir.
KiĢilere yazılan gazellerde dikkati çeken bir diğer üslup özelliği Rumeli
Ģairlerinin Ģiirlerinde görülen genel ifade özellikleridir. Bilhassa 16. asırda yetiĢtirdiği
pek çok Ģairle divan Ģiirinin tekamülünde esaslı rolü olan Rumeli coğrafyası akıncıların

�14

ve tasavvufi coĢkuyu ve müstağni hali benimseyen sufi akımların mekanı olmuĢtur
(Macit 2006; 43). Bu coğrafyada yetiĢen Ģairlerin Ģiirinde halk ağzından pek çok ifade
hatta zaman zaman argo, teklifsiz ve aldırıĢsız konuĢma cümlecikleri Ģiir dilinde yer
bulmuĢtur (Çeltik 2008; 148). KiĢilere yazılan gazellerde de konuĢma dilinin ve laubali
tavrın örneklerini görmek mümkündür:
Ey Bâğ-ı dilde serv-i revânım Memiciğim
Olsun revan yoluna revânum Memiciğüm
AĢkın Ģarabın içeli olmıĢ durur benüm
Meyhâneler bucağı mekânım Memiciğüm

(Çeltik 2008; 170-174, Hayretî))

……..
Söz mi bu yâ dem-i Ġsâ mı Memi Bâliciğüm
Göz mi bu nergis-i Ģehlâ mı Memi baliciğüm

(Çeltik 2008; 170-174, Hayretî)

Cânımı la‟lün âbına kandur Afocuğum benüm
Ben ölicek susuz sana kandur Afocuğum benüm (Çeltik 2008; 170-174, Hayretî)
Toprak baĢına sürh-serüñ Ģehlüğüne yûf
Ger hâk- pâyuñ etmeye efser Kayacuğum

(Turan 1994; 178)

Kişilere Yazılan Gazellerin Türler açısından Değerlendirilmesi
Arz-ı hal:: Bu gazellerden bir kısmında ismi zikredilen muhatap padiĢah, vezir
gibi devlet mekanizmasında hiyerarĢik olarak üst makamlarda bulunur. ġair, kiĢisel
taleplerini veya sıkıntılarını muhatabına iletir. Bu gazellerin dikkat çekici bir özelliği
bilhassa kaside veya mesnevi, kıt‟a-i kebire ve terkib-i bent nazım Ģeklinde yazılan arz-ı
hallerin yerini almasıdır. ( AkkuĢ 1993; 294); (Batislam 2008; 209-219).
Naat, KiĢilere yazılan gazeller içinde Hz. Peygamber söz konusu edilerek
yazılanları naat türüne örnektir. Bu gazellerin redifleri daha çok ya resulullah, ya
Muhammed gibi ifadelerdir (Ġsen-Bilkan 1997; 239). Naat türünde yazılan gazellerde

�15

naatlerde görülen Ģefaat isteği, günah itirafına bağlı olarak acziyet bildirme gibi
özellikler dikkat çeker.
Hz. Peygambere yazılan gazellerle ilgili dikkati çeken bir durum da sultan ve
Ģehzade Ģairlerin pek çoğununun gazel nazım Ģekliyle naat yazmalarıdır. Dünyevi
makamına bağlı olarak bazı padiĢahlar Hz. Peygamberden düĢmanların kahredilmesi
için medet dilerler. Örneğin Cem Sultan, Adlî (II. Bayezıd), Muhibbî (Kanûnî), Selimî
(Yavuz Sultan Selim), Bahtî (I. Ahmed), Fârisî (II. Osman) Necîb (III: Ahmed), Ġlhâmî
(III. Selim), (Ġsen-Bilkan).
Mevlîd: Bahtî mahlaslı Sultan I. Ahmet gazel nazım Ģekliyle mevlid yazmıĢtır.
Bu gazelde Ģair nevrula Hz. Peygamberin doğum gününün aynı zamana rastladığına
iĢaret ederek bu mutlu zamandan dolayı Allah Teala7dan Hz. Muhammet hatırına Ġslam
ordularının zaferi için yardım diler. (Ġsen-Bilkan 1997; 176)
Mersiye: Mersiye türüne örnek olmak üzere kiĢiler için yazılan gazel sayısı son
derece sınırlıdır. Bu türe Hâmî‟nin, kızı Hatice için ve Ahmed mahlaslı Sultan I.
Ahmet‟in, babası III. Mehmet için yazdıkları gazeller örnektir. Ahmed‟in gazelinde
babası için Allah‟tan af ve mağfiret isteği, ahrette de cennet dileği vardır. Hamî‟nin
gazelinde ise kızı Hatice‟nin ölümünden duyulan üzüntüyle beraber kızının bu
dünyadan göçüp bir daha gelmeyecek olmasının sızısı vardır (Ġsen 1994; 488). Bu türle
yazılan mersiyelere Cem Sultan‟ın oğlu Oğuz için yazdığı mersiyeyi de ilave etmek
mümkündür. Zira Cemal Kurnaz‟ın tespitine göre Cem Sultan‟ın felek redifiyle yazdığı
ve “felek kasidesi” olarak bilinen Ģiiri üç ayrı gazelden oluĢur ve ayrıca vasıta beyti
eklenmek suretiyle terci-i bende de dönüĢtürülebilir (Kurnaz 1997; 415-421)
Nasihatname:

Babaların

çocuklarına,

Ģeyhlerin

müritlerine

sultanların

Ģehzadelere yazdıkları gazeller nasihatname türünün örnekleri arasındadır. Bu gazeller
hacim olarak daha geniĢ yer tutan mesnevi gibi nazım Ģekillerine göre muhteva
bakımından hayli sınırlıdırlar. Ele alınan konular genellikle tektir. Bu gazellerin bir
örneği Keçecizade Ġzzet Molla Divanı‟nda mevcuttur. ġairin oğlu ReĢat‟a seslendiği
gazelde konuĢma adabı ve sözün önemi üzerine öğütler verilir:
Dâ‟imâ bir söyleyip iki sükût et kıl edeb
Bir zeban virdi sana Nutk-âferînin iki leb

�16

…….
Söyleme ol lafzı kim muhtâc ola kâmûsa halk
Olsa Kânûnu‟l-Edeb her harfi Bâ-Aksa‟l-Ġreb
…..
Sengi hârâdan eder „Ġzzet gehî cevher zuhûr
Ma‟den-i esrâr-ı Monlâdır sözüm bâ-feyz-i Râb
Çünki cevherdir biraz ağır da gelse ey ReĢâd
Kurta-i gûĢ eyle kim fikrinde kalsın nush-ı eb (Ceylan-Yılmaz 2005; 364)
Sıhhatname: Sıhhatname olarak yazılan gazel örneği Necatî Bey Divanı‟nda
mevcuttur. Bu gazelde Necatî devrin sultanının hastalıktan kurtuluĢunu sevinçle
karĢılamakta ve bu durumu adeta kutlamaktadır (Turan 1994; 273).
Nevruziye: KiĢiler için yazdığı gazellerinin tamamı müzeyyel gazel olan Nef‟î
adını vermediği iki vezirle sultan 4. Murat‟a nevruz tebriği olarak gazeller yazmıĢtır.
Nef‟î hüsn-i talil sanatıyla baharın Sultan 4. Murat‟ın meclisini süslemek üzere
geldiğini belirtir:
Nef‟î yaraĢır bu gazeli eylese taksîm
Bülbül gibi bir mutrıb-ı mu‟ciz-dem-i nevrûz
Bezm-i Ģehe bu nazm ile olsan güher-efĢân
Guyâ ki gülistâna düĢer Ģebnem-i nevrûz
ÂrâyiĢ içün bezmini Sultân Muradın
EriĢdi bahâr oldu yine hemdem-i nevrûz

(AkkuĢ 1993; 302)

Nevruziye ile ilgili diğer iki örnek için bkz. (Nef‟î Divanı 121 ve 123. gazeller)
Beldenâme: Yaptığımız incelemeler sonucunda beldename türünde yazılmıĢ tek gazel
örneğine Nef‟î Divanı‟nda rastladık. Nef‟î‟nin Edirne Ģehri vasfında yazdığı gazelin
zeyl kısmında Sultan 4. Murat‟a övgü vardır.
Divanlarda kişilere yazılan gazeller ve gazel numaraları

�17

Nef’î: 4. Murat (müzeyyel gazeller): 15, 31, 45, 46, 78, 96, 107, 118, 125; 1.Ahmet
134/1 (mg); Vezir Ali PaĢa: 67 (mg); Hafız Ahmet PaĢa: 28 (mg)
Hasan Ziyaî: 4. Murat 53; Cevrî 458; naat 50, 232, 331
Sükkerî: Ahmet PaĢa 28 (mg)
Taşlıcalı Yahya: Hasan Balî 23; Ferruh 47; Ahmed ġah 365, 410; Hayâlî 428; Hasan
405; naat 213
Cinânî: ġeh Mehemmed (Sarrac) 9, 25, 120, 212, 150 (mg); Salih 21; Vâhid 24; Ömer
39; Halim 54, 107; Sunuk 96; Âbid 140, 147; Ali 128; Ahmed 133, 134; Musli ġah 220;
Solakzade 244; ġâmî 278; Ġbrahim Kazzaz 288; Sultan 3. Murat 304 (mg)
Şeyh Galib (tamamı müzeyyel gazel): Mevlânâ-Yusuf Sineçâk 14; Mevlânâ ve Zerkub
46; Mevlânâ 56, 60, 65, 108, 173, 176, 209, 235, 269; ġems-i Tebrizî 161, 175, 205,
236, 250, 307, 310; Sakıb Dede 134, 206; ġarih Ġsmail Rasûhî 200; Mustafa ReĢid 279,
274; 3. Selim 300; Sultan Veled 278; Kays 131; naat 279
Haşmet: Avni Efendi 213 (mg)
Ahî: Hasan Bali 6; Latîf 44; Mustafacık 46; Memi 57; Hurrem 61; Ahmed 66
Kanî: ġahin Giray 71;
Şeyhülislam Yahya: 4. Murat 15, 43, 74, 139; müzeyyel gazeller: 124, 134, 153, 184,
202, 249, 295, 361; 1. Ahmet 18, 298, 441; II. Osman 352; müzeyyel gazeller 53, 105,
245, 317, 337, 341, 388; Kays 156.
Lebib-i Âmidî: Selâmî-Fennî-Hüsâmî 103; Hidiv 46 (mg); ġeyhi Efendi 88 (mg); Vezir
95 (mg); Ġsmail PaĢa 122 (mg).
Bursalı Rahmi: -Sonuç
KiĢiler için yazılan gazeller farklı bir özellik ve içerikle gazelin genel tanımının
dıĢında kalmaktadır. Gerek Selami Turan‟ın çalıĢmasında gerekse bizim yaptığımız
incelemelerde kiĢilerin söz konusu edildiği gazellerin divanlardaki gazellerin tamamına

�18

oranı yaklaĢık % 2 ila 3 düzeyindedir. Bu gazellerin önemli oranını müzeyyel gazeller
oluĢturmaktadır.
KiĢiler için yazılan gazellerde hâkim üslup methiyedir. Bu sebeple bu gazeller
kimi zaman arz-ı hâl niteliğinde olsalar bile kasidenin iĢlevini taĢımıĢlardır.
KiĢilere yazılan gazellerde çok sayıda kiĢi adının zikredilmesi edebiyat tarihi ve
biyografi yazımı için önem arz etmektedir. ġairlerin muhatap aldıkları ve haklarında
olumlu ve olumsuz özelliklerini dile getirdikleri isimlerden hareketle Ģairin iliĢki biçimi,
hayatı ve yaĢadığı döneme ait bazı ayrıntılara ulaĢılmaktadır.
Müzeyyel gazellerde adları anılan ve genellikle övülen kiĢiler Ģairin hayatı ve
sanatıyla ilgili bilgiler oluĢturulurken kasideler ve kıt‟alarda adları geçen kiĢilerle
karĢılaĢtırılabilir ve böylelikle nazım Ģekillerinin paralel özelliklerinden istifade
edilebilir.
Kaynakça
AÇIL Berat, (2005) Sırrî Rahile Hanım ve Divanı, Boğaziçi Üniversitesi SBE,
Master tezi. Ġstanbul.
AKKUġ Metin, (1993) Nef‟î Divanı, Ankara, Akçağ Yay.
ARSLAN

Mehmet

-

AKSOYAK

Ġ.

Hakkı,

HaĢmet

Külliyatı,

www.ekitapkulturturizm.gov.tr (eriĢim 15/05/2013).
CEYLAN Ömür – YILMAZ, Ozan; (2005), Hazana Sürgün Bahâr Keçecizade
Ġzzet Molla ve Divân-ı Bahâr-ı Efkâr, Ġstanbul, Kitapsarayı yay.
ÇAVUġOĞLU Mehmed, (1977), Yahya Bey Dîvan Tenkitli Metin, Ġstanbul,
Ġstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi yay., ,.
ÇELTĠK Halil, (2008), Divan Sahibi Rumeli ġairlerinin ġiir dünyası, Ankara,
MEB yay.
DĠLÇĠN Cem, (1986), Türk Dili Dergisi, Divan ġiirinde Gazel, yıl 36, c. LII S
415-416-417 Temmuz-Ağustos-Eylül, Ankara, TDK yay,.
EROL Erdoğan, (1994), Sükkerî Hayatı, Edebî KiĢiliği ve Divanı, Ankara, AKM
yay.,
ERTEM Rekin, (1995), ġeyhülislam Yahya Divanı, Ankara, Akçağ yayınları.

�19

GÜRGENDERELĠ Müberra, (2002), Hasan Ziyâ‟î Hayatı-Eserleri-Sanatı ve
Divanı (Ġnceleme-Metin), Ankara, KB yay,
ĠPEKTEN Haluk, (1994), Eski Türk Edebiyatı Nazım ġekilleri ve Aruz,
Ġstanbul, Dergah yay.
ĠPEKTEN Haluk, (1996), Gazel, TDV Ġslam Ansiklopedisi, c. 13, s. 442-443,
Ġstanbul.
ĠSEN Mustafa, (1994), Acıyı Bal Eylemek Türk Edebiyatında Mersiye, Ankara,
Akçağ yay.
ĠSEN Mustafa, (1997), Ötelerden Bir Ses Divan Edebiyatı ve Balkanlarda Türk
Edebiyatı Üzerine Makaleler, Ankara, Akçağ yay.
ĠSEN Mustafa-BĠLKAN Ali Fuat, (1997) Sultan ġairler, Ankara, Akçağ yay.
KAÇALĠN Mustafa S., Ahî Divan, www.ekitapkulturturizm.gov.tr (eriĢim:
25/04/2103)
KADIOĞLU Ġdris, (2003), Lebîb-i Âmidî, Hayatı, Edebî KiĢiliği, eserleri ve
Divanı‟nın Tenkitli Metni, Dicle Ünv., SBE, doktora tezi,.
KALKIġIM Muhsin, (1994), ġeyh Galib Divanı, Ankara, Akçağ yay.
KURNAZ Cemal, (1997), Divan Edebiyatı Yazıları, Ankara, Akçağ yay.
MACĠT Muhsin, (2006), Türk Edebiyatı Tarihi, c. II, Editör: Talat Sait Halman,
Ġstanbul, KTB yay.,
OKUYUCU Cihan, (1994), Cinânî Hayatı Eserleri Divanının Tenkitli Metni,
Ankara, TDK yay.
TANPINAR, Ahmet Hamdi, (1997), 19. Asır Türk edebiyatı Tarihi, Ġstanbul,
Çağlayan yay.
TURAN Selami, (2007), AĢkın Terennümü: Eski Türk Edebiyatında Gazel,
Türkiye AraĢtırmaları Literatür Dergisi, Cilt 5, Sayı 10, s. 155-196.
TURAN Selami, (1994), Erken Dönem Türk ġiirinde gazel, Gazi Ünv., SBE,
doktora tezi,.
YAZAR Ġlyas, (2010), Kânî Dîvânı Tenkitli Metin ve Tahlil, Libra yay.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12110">
                <text>2228</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12111">
                <text>KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KİŞİLERE YAZILAN GAZELLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12112">
                <text>ÖZTÜRK, Murat</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12113">
                <text>Anahtar Kelimeler: gazel, methiye, Rumeli şairleri, nazım şekli. ÖZET  Klasik Türk şiirinde edebi türlerle nazım şekilleri arasında standart bir ilişki yoktur. Bununla beraber bazı konular daha çok belirli nazım şekilleriyle yazılmıştır. Söz gelimi sosyal konular ve mersiyeler daha çok terkib-i bend; aşk hikâyeleri, mesnevi; önemli olaylara veya yapılara tarih düşürme kıt’a; hikmet ve felsefe içerikli fikirler ise rubai nazım şekilleriyle yazılmıştır. Gazel nazım şekli ise daha çok sevgili, aşk, işret ve tasavvuf konuları etrafında yazılmıştır. Gazelde konular genellikle soyuttur ve kurgu ise bu soyutluk üzerine inşa edilmiştir. Gazel nazım şeklinde ele alınan konu, düşünce ve hayaller etrafında edebi geleneğe uygun olarak belirli mazmunlar ve tipler işlenmiştir. Divan şiirinde geleneksel içerik ve işlevinin dışında, doğrudan kişilere hitap eden gazeller de yazılmıştır. Başta Rumeli şairleri olmak üzere gerçek kişiler için yazılan bu gazellerin kurgusu da farklıdır. Soyut konu ve kişiler yerine ismiyle anılan ve övülen bazen de yerilen kişiler şairin muhatabıdır. Bu tarz gazeller, farklılıkları nedeniyle üslup, folklor ve tarih açısından da malzeme sunmaktadırlar. Bu bildiride kişi adları anılarak yazılan gazellerin üslup, tür ve içerik açısından incelemesi yapılmış, edebiyat tarihimiz içindeki özel durumu belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu gazellerin genel olarak hangi edebi tür ve zeminde yazıldıkları üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12114">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12115">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12116">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12117">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
