<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=158&amp;sort_field=Dublin+Core%2CTitle" accessDate="2026-06-18T00:39:27+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>158</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1297" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1463">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5675c3510e3c2aa72fb4fa9deaed1984.docx</src>
        <authentication>c707eb80dddd53ab0364adba94b10e38</authentication>
      </file>
      <file fileId="1464">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6697791134c57f813b4d5c6c53a4982c.pdf</src>
        <authentication>9e277c47ceeca037544af5a01aa203c6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10163">
                    <text>İSLAMİ DÖNEM TÜRKÇESİNDE DİNİ TERİMLERİN OLUŞTURULMASI
Fatma Sibel BAYRAKTAR
Trakya Üniversitesi, Türk Dili Ve Edebiyatı, Edirne / Türkiye
Anahtar Kelimeler: İslami dönem, dini terimler, Türkçeleştirme, kullanım sıklığı.
ÖZET
Türklerin İslamiyeti kabul edişinden yaklaşık dört yüz yıl önce Arapların, en az yüz yıldır
da Farsların İslam dini ile ilgili terminolojiyi oluşturup geliştirdikleri bilinmektedir. Yani Türkler
İslamiyeti kabul ettiklerinde hazır bir dini terminoloji ile karşılaştılar. Buna rağmen Kutadgu
Bilig, Divânü Lügâti’t-Türk gibi ilk İslami dönem eserlerinde, dini kavramlara ilişkin Arapça
terminolojinin büyük ölçüde Türkçeleştirme yoluna gidildiğini görmekteyiz. Aynı çaba Kur’an
tercümeleri ve diğer eserlerde de görülmektedir. Türkçede var olan, Bayat, İdi, Ugan, tapug vb.
sözcükler, sırasıyla Kadim, Rab, Kadir, ibadet terimlerine karşılık olarak kullanılmışlardır.
Türkçe dini terimlerin bir kısmı Müslümanlık öncesi inanışlarda da kullanılmaktadır (kut, ıdug
gibi) bir kısmı ise eski inançlarla ortak kavramlara verilen adlardır: Örneğin Tengri kavramına
14. ve 15. yy. Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde "Gök Tanrısı" şeklinde rastlanmaktadır.
tamug, uçmak/uştmak terimleri hem İslam inancında hem de daha önceki Şamanist ve Burkancı
inançlarda aynı anlamlarda kullanılmaktadır. Bazen Dede Korkut'ta olduğu gibi Allah Tanrı
şeklinde ikili kullanımlar da gözlenmektedir. Kutadgu Bilig'de Allah'ın 99 ismine karşılık Türkçe
karşılıklar bulunma çabası açıkça görülmektedir: Bayat: Kadim, Törütgen: Halık, İgitgen:
Rezzak, Keçürgen: Gaffar, Ugan: Kadir gibi Birçok terimin de birleşik sözcüklerle oluşturulması
söz konusudur: Huri: uçmak kızları, ulug gün: kıyamet günü, üküş bergen: Vahhab gibi.
Kelimelere ikincil soyut anlamlar kazandırılarak da Kur'andaki ifadelere karşılıklar bulunmuştur:
orun yok: lâ mekân, bütün bol-: Amene 'inanmak, iman etmek', birke büt-: tevhid 'Tanrının
birliğine inanma' gibi Türkçenin tarihsel metinlerinde geçen, inanışlara ilişkin terimler üzerine
kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu çalışmada, bilinen ilk İslami eserlerimiz olan Kutadgu
Bilig ve Divan ü Lügati't Türk'ten 15. yy Eski Anadolu Türkçesi metinlerine kadar, dini
terimlerin hangi gramatik ve leksik yollarla meydana getirilmiş oldukları üzerinde durulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1465">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/39a6ec1146c32e07b869f4bb46102f35.docx</src>
        <authentication>56bf27d3c5d8a8a0deff290f0f62b47a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1466">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/62e8e5f0543c689f7c95234078df4b7f.pdf</src>
        <authentication>df0ff3828f2414e815df485013a3be1d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10164">
                    <text>İSLAMİ DÖNEM TÜRKÇESİNDE DİNİ TERİMLERİN OLUŞTURULMASI
Fatma Sibel BAYRAKTAR1
Özet
Türklerin İslamiyeti kabul edişinden yaklaşık dört yüz yıl önce Arapların, en az yüz
yıldır da Farsların İslam dini ile ilgili terminolojiyi oluşturup geliştirdikleri bilinmektedir.
Yani Türkler İslamiyeti kabul ettiklerinde hazır bir dini terminoloji ile karşılaştılar. Buna
rağmen Kutadgu Bilig, Divânü Lügâti‟t-Türk gibi ilk İslami dönem eserlerinde, dini
kavramlara ilişkin Arapça terminolojinin büyük ölçüde Türkçeleştirme yoluna gidildiğini
görmekteyiz. Aynı çaba Kur‟an tercümeleri ve diğer eserlerde de görülmektedir. Türkçede var
olan, Bayat, İdi, Ugan, tapug vb. sözcükler, sırasıyla Kadim, Rab, Kadir, ibadet terimlerine
karşılık olarak kullanılmışlardır.
Türkçe dini terimlerin bir kısmı Müslümanlık öncesi inanışlarda da kullanılmaktadır
(kut, ıdug gibi) bir kısmı ise eski inançlarla ortak kavramlara verilen adlardır: Örneğin Tengri
kavramına 14. ve 15. yy. Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde "Gök Tanrısı" şeklinde
rastlanmaktadır. tamug, uçmak/uştmak terimleri hem İslam inancında hem de daha önceki
Şamanist ve Burkancı inançlarda aynı anlamlarda kullanılmaktadır. Bazen Dede Korkut'ta
olduğu gibi Allah Tanrı şeklinde ikili kullanımlar da gözlenmektedir.
Kutadgu Bilig'de Allah'ın 99 ismine karşılık Türkçe karşılıklar bulunma çabası açıkça
görülmektedir: Bayat: Kadim, Törütgen: Halık, İgitgen: Rezzak, Keçürgen: Gaffar,Ugan:
Kadir gibi
Bir çok terimin de birleşik sözcüklerle oluşturulması söz konusudur: Huri:uçmak kızları, ulug
gün:kıyamet günü, üküş bergen: Vahhab gibi.
Kelimelere ikincil soyut anlamlar kazandırılarak da Kur'andaki ifadelere karşılıklar
bulunmuştur:
orun yok: lâ mekân, bütün bol-: Amene 'inanmak, iman etmek', birke büt-: tevhid 'Tanrının
birliğine inanma' gibi
Türkçenin tarihsel metinlerinde geçen, inanışlara ilişkin terimler üzerine kapsamlı bir
araştırma yapılmamıştır. Bu çalışmada, bilinen ilk İslami eserlerimiz olan Kutadgu Bilig ve
1

Yrd.Doç.Dr., Trakya Üniversitesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü, fatsibayraktar@gmail.com

�Divan ü Lügati't Türk'ten 15. yy Eski Anadolu Türkçesi metinlerine kadar, dini terimlerin
hangi gramatik ve leksik yollarla meydana getirilmiş oldukları üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: İslami dönem, dini terimler, Türkçeleştirme, kullanım sıklığı

CREATION OF RELIGIOUS TERMINOLOGY IN ISLAMIC PERIOD TURKISH
Abstract
It is known that Arabs created and have been developing a religious terminology for
Islam approximately 400 years before the Turkish conversion to Islam and Persians did the
same at least 100 years before this incident. That is, a readymade terminology was available
for Turks. Despite this fact we see that the Arab terminology was widely translated into
Turkish in such early Islamic period literary works like Kutadgu Bilig and Divânü Lügâti‟tTürk. Same effort is observed in Koran translations and other literary works as well. Instead
of Arab words Kadim, Rab, Kadir, ibadet Turkish equivalents Bayat, İdi, Ugan, tapug
(Etenal, God, Potent,worship repectively), etc. were preferred.
Some Turkish religious terms like kut, ıdug had been used for the beliefs and rituals
before Islam and some were the names of ancient notions common with Islam: For instance
we can see the concept of Tengri as “Gök Tanrısı-God of Sky” in Old Anatolian Turkish in
14th and 15th centuries. The terms tamug, uçmak/uştmak –heaven were in the same meaning
both in Islam and the in earlier beliefs, Shamanism and Buddhism. Sometimes we encounter
binary uses like Allah Tanrı as we see in Dede Korkut.
The effort for finding Turkish equivalents for 99 names of Allah in Kutadgu Bilig is
quiet

obvious:

Bayat:

Kadim(Eternal),

Törütgen:

Halık(Creator),

İgitgen:

Rezzak(Nourishing), Keçürgen: Gaffar(Forgiving),Ugan: Kadir(Potent), etc.
Many compound words were used as equivalents for Arab terms: Huri: uçmak kızları
(girls of Heaven), ulug gün:kıyamet günü (Day of Judgement), üküş bergen: Vahhab
(Benevolent), etc.
Abstract, secondary meanings were given to the words in order to find equivalents for
the expressions in Koran: orun yok: lâ mekân (out of place), bütün bol-: Amene 'inanmak,

�iman etmek'(to have faith in God), birke büt-: tevhid 'Tanrının birliğine inanma' (to believe in
God’s oneness), etc.
A comprehensive research has not been made yet on the religious terminology in the
historical texts of Turkish language. In this study it is examined in which grammatical and
lexical methods the vocabulary on believes was formed from Kutadgu Bilig and Divan ü
Lügati't Türk to the texts of Old Anatolian Turkish in 15th century.
Key words: Islamic period, religious terms, translation to Turkish, frequency of use

Giriş
Türklerin tarih boyunca değişik dinlere mensup olmaları, dini terimler konusunda
geniş bir kavram alanına sahip olmalarını da sağlamıştır. Uygurcanın Burkancı ve Manici
kültürlerin inanç sistemlerine ilişkin kavramları Türkçe sözcüklerle karşıladığı, bu yolla
zengin bir çeviri geleneğine, geniş bir dini terminolojik birikime sahip olduğu bilinmektedir.
Bu gelenek Karahanlılarda, bu kez kaynak diller Arapça ve Farsça olmak üzere X-XI.yy.
larda da devam etmiştir.
Türklerin İslam dinin kabulünün ardından Arapça ve Farsçadan yapılan çeviriler,
uyarlamalar ve özgün eserler Türk dili araştırmaları için önemli veri alanlarıdır. Bu eseler dini
terminoloji açısından zengin malzeme sunmaktadır. İlk Kur‟an tercümeleri, halka daha net
bilgi verebilmek adına Türkçenin öz kaynaklarını terimleştirme yoluna gitmiştir. Bilinen ilk
İslami eser olan Kutadgu Bilig İslami kavramlara Türkçe karşılıkların konusunda dilin
imkânlarını gözler önüne sermektedir. Kutadgu Bilig‟de Allah, cennet, cehennem, şeytan,
melek gibi Arapça kökenli kelimelerin kullanılmadığı, bunun yerine Teŋri, tamu(g), yek,
ferişte gibi Türkçe ve Farsça ödünçlemelerin kullanıldığı görülmektedir. Kutadgu Bilig ve
Divanü Lügati‟t Türk‟ten çok sonra yazılmış olmasına rağmen Atebetü‟l- Hakayık dini
terimlerde ilerleme değil gerileme göstermiş, yani Türkçe terimlerin zenginleşmesi gerekirken
Arapça terimler tercih edilmiştir.
Din değişiklikleri gibi büyük kültürel dönüşümlerin ardından, yeni kavramların Türkçe
öğelerle karşılanması geleneği süreç içinde, farklı sosyo-linguistik düzeylerde ödünç
sözcüklerin Türkçe söz varlığı içinde yerini alması ile sonuçlanır. Yeni kültür dairesinin
maddi ve manevi hayatla ilgili kavramlarının önce anlam ödünçlemesiyle, ardından sözcük

�ödünçlemesiyle karşılanması, Uygurca, Karahanlıca, Eski Anadolu Türkçesi dönemlerinin
ortak özelliğidir. Türk yazı dilleri gramatikal bakımdan Arapça, Farsça öğelere genellikle
kapalı; ancak, bu dillerin söz varlığına alabildiğine açık olmuştur. (Bodrogligeti) İslamiyet‟in
kabulünden sonra Arapça Farsça kökenli dini terminoloji, satırarası Kur‟an çevirileri,
uyarlama ve özgün eserler aracılığıyla Türkçeye nüfuz etmeye başlar (Ata)
Bilinen ilk İslami eser olan Kutadgu Bilig, bir yandan Arapça Farsça kökenli dini
terminolojinin önünü açarken, bir yandan da satırarası Kur‟an çevirileri ile birlikte Türkçenin
bu terimleri karşılayabilecek yeteneğe sahip olduğunu gösterir. İlk satırarası Kur‟an
tercümelerinde çevirmenler İslami terimleri Türkçe leksikal anlamlarıyla kullanmaya adeta
her sözcüğün Türkçesini vermeye çalışırken, sonraki dönemlerde bu çabalar yerini doğrudan
ödünçlemelere bırakmıştır.
Terimler oluşturulurken pek çok kavramdan, ad aktarmalarından, çağrışımlardan da
yararlanıldığı görülmektedir.
1.Dini Terimler:
1.1. Allah'a verilen adlar:
Agırlıg idisi: Allah TİEM 73 254V/7
Bayat: Allah, Tanrı AKT 22b/5, KB 1
Bir idi: Tek Allah TİEM 73 19r/3
Çalab2: Tanrı, Rab TİEM 40 97a/1
Egtülegen3 idi: besleyen doyuran Allah TİEM 73 2v/1
Ertülegli idi: TİEM73 283v/3
İdi/ede/eye/ide/isi/idi/iye: sahip, Allah TİEM73 23br/1, AKT 28b/23, RKT 28/56a3, HKT
23a/8
Küç idisi: Allah, TİEM 73 329v/7 Hz. Davut TİEM 73 330r/7, Hz Muhammet TİEM 73 436
r/1

2
3

Çalab:efendi,dost,sahip,yardımcı
egtüle-:besle-, doyur-

�Maşrık Magrib idisi: doğunun ve batının sahibi olan Allah TİEM 73 426 v/5
Mekr4 kılganlarnıŋ yakşırakı: en iyi tuzak kuran Allah TİEM 73 43v/3
Muŋsuz ögdilmiş: övgüye değer olan Allah TİEM 73 247 v/3
Ölüg tirgürdeçi: Ölüleri dirilten Allah TİEM 73 297 r/7
Sakış biliglilerde terkrek biligli: çabuk hesap veren, çabuk sayan Allah TİEM 73 100v/9
Taŋrı: Allah TİEM 73 236 v/6, AKT 12b/9, RKT 33 28a1, HKT 47b/4, MKT 2a/3, TİEM 40
1b/2
Tapıngu: İlah, Tanrı TİEM 73 385 v/8, AKT 38/8, RKT 28/11 b1, HKT 162 a/1
Tapıngı idi: tapılan Allah TİEM 73 253v/4
Teŋri: tanrı TİEM 73 413 v/2, AKT 38b/7, RKT 30/53 b2, HKT447 b/9
Terk5 kınlıg: Cezalandırması çabuk olan (Allah) TİEM 73 112 v/2
Terk sakışlıg: Cezalandırması çabuk olan (Allah) TİEM 73 24r/9
Togru tanuk: her şeyi gözetleyen her şeyi kontrol eden (Allah) TİEM 40 261 b/10
Törüdeçi: yaratıcı AKT 9/15
Törütgen: Yaratıcı, Rab TİEM 73 324r/1, RKT 33/63 b1, KB 2
Tözin6 idi: Engin kerem sahibi olan Allah TİEM 73 437 v/1
Yaŋluklar7 erikligi: insanların Rabbi olan Allah TİEM 73 450r/6
Yaŋluklar idisi: insanların Rabbi olan Allah TİEM 73 450r/6
Yanut bergen: çok karşılık veren Allah TİEM 73 318 r/5
Yerler kökler erkligi: yerin ve göğün sahibi ve yaratıcısı olan Allah TİEM 73 333 r/2, 339r/9
1.2. Kur'an'da geçen şahıslara verilen adlar

4

5

Mekr: hile

Terk:tez
Tözün:yumuşak huylu
7
Yaŋluk: insan
6

�1.2.a) Peygamberlere verilen adlar:
Agırlıg: Hz. Muhammet TİEM 73 137r/6
Bürgengen: örtünen, gizlenen, Hz. Muhammet TİEM 73 427 v/5
Kilim bürgenikli: örtünen, bürünen: Hz Muhammet TİEM 73 426 v/2
Taŋrı kulı: Hz. Muhammet TİEM 73 425 v/8
Arıg oglan: Hz İsa TİEM 73 224r/2
Taŋrının oglı: Hz Üzeyir, Hz. İsa TİEM 73 141 v/6
Balık eyesi/idisi: Hz Yunus BKT 353 b/1, TİEM 73 240 v/3
Çın sözlüg: doğru sözlü: Hz. Yusuf TİEM 73 177 r/7
Esenlik kişiler: İlyas peygamber ve beraberindekiler TİEM 73 328 r/1
Iyınmış: gönderilmiş: peygamber HKT 361a/8
Resul yani yalavaç: peygamber
Taŋrı ündeçileri: peygamberler TİEM 73 371 r/1
Yalavaç: peygamber, elçi TİEM 73 259 r/9 HKT 106 b/9, TİEM 40 31 a/7
Yalavaç sawçı:peygamber TİEM 73 226 r/4
Yumuşçı8 : elçi, peygamber TİEM 73 207 r/5
1.2.b)Meleklere verilen adlar:
„Amel yazıcı Firişte: TİEM 40 221 b/5
Arıg can: Cebrail TİEM 73 10V/6
Korkunçsuz can: Cebrail TİEM 73 273 v/ 3
Ruhu‟l Kudüs: Cebrail MKT 29a/9
Ölüm erkligi: Azrail TİEM 73 302 v/6
8

Yumuş:haber

�Sürülmiş yek: kovulmuş şeytan TİEM 73 193 r/3, AKT 40/6
Yek: şeytan TİEM 73 246v/4, RKT 33/66 b 3
İşler erkligi: işleri (yağmurları, rızıkları dağıtan) taksim eden melekler
tamu ekligi: cehennem bekçisi TİEM 73 345 v/8
tamugluk yariçileri: cehennemin muhafızı olan melekler TİEM 73 427 r/5
Tutuglı: yazıcı melek RKT 34/13 b1
Uçmah kızları: huriler RKT 34/13 b1
Uçmak oglanı: cennette hizmet eden civanlar TİEM 73 386v/9
Ürüŋ keŋ közlüg: irig özlü huriler TİEM 73 386 v/5
Ürüŋ tenlig: vücutları bembeyaz olan huriler TİEM 73 394 r/4
1.2.c)Diğer:
Kazuklar idisi(Kazıklar sahibi) :Firavun‟un lakabı TİEM 73 330r/3
Kudug bodını: Ashab-ı Ress TİEM 73 381 r/7
Musa budunu: İsrailoğulları TİEM 73 286 r/7
Taŋrı oglanı: İsrailoğulları TİEM 73 739 r/3
1.3.Cennete verilen adlar:
Adın butsan: Yüksek cennet bahçesi TİEM 73 420 r/4
Amrulgu turgu: cennet TİEM 73 266 r/5
Erüglük: Cennet AKT 14b/7
Meŋgü uştmahçı: ağaçlı bahçe, cennet TİEM 73 262 r/7
Meŋgülüg saray: Cennet TİEM 73 350 v/9
Ni‟metlig bustan: Cennet TİEM 73 394 v/9
Sakmakluk sarayı: takva sahiplerinin meskeni, cennet RKT 30/43

�Esenlik sarayı: cennet
Turgu büstan: Adn cenneti RKT 29/52 a3
Turgu uştmah: Adn cenneti RKT 31/24 a1
Ürüg turgu yer: ebedi kalınacak yer
Uçmah/uçtmah/uçmah/uşmah/uştimah/uştmah: cennet TİEM 73 434 r/9, RKT 26/28 b1, HKT
224 b/4
Ulaşı turgu uştmahlar: Adn cenneti RKT 31/58 b2
1.4.Cehenneme verilen adlar:
Agrıtıglı kın tutmak: Cehennem azabına maruz kalmak TİEM 731 19v/4
Köyürgen ot: yanan ateş: Cehennem RKT 33/23 b2
Küyer ot kını: yakan ateş: Cehennem TİEM 73 242 v/3
Küydürken kın: yakan ateş: Cehennem TİEM 73 243 r/4
Oda girmek: Cehenneme girip yanmak TİEM 40 147 a/4
Oda düşmek: Cehenneme girip yanmak TİEM 40 150b/7
Oda yanmak: Cehenneme girip yanmak BKT 637 b/3
Saray yawuzı: cehennem
Tamturulmış9 taŋrı otı: Huteme cehennemi TİEM 73 448 r/4
Tamu/tamug: cehennem TİEM 40 212 a/8, TİEM 73 401 v/2
Yawuz tayangu orun: Cehennem TİEM 73 217 r/3
Yawuz yangı yer: Cehennem TİEM 73 376 v/2
Yawuz zulm kılganlarnıŋ turgu yeri: Cehennem TİEM 73 55 r/8
1.5.Kuran, İncil, Tevrat'a verilen adlar

9

Tamturulmak: yakılmak

�Adrıglı: Tevrat, Kur‟an
Agırlanmış bitigler:Kur‟an TİEM 73 435v/9
Okıgu: Kur‟an-ı Kerim TİEM 73 323 r/8, AKT 5/3, RKT30/19 b1
Ol yarukluk: Kur‟an TİEM 73 126 v/8
Rahman idi yadı: Kur‟an TİEM 73 360 v/4
Sözde körklükrekni: sözlerin en güzeli; Kur‟an TİEM 73 336 r/3
Ulug okıgu: Kur‟an TİEM 73 195 v/1
Yad kılgu: Kur‟an, zikr TİEM 73 193 v/4, RKT 30/51 b2
Yarlıg: izin, müsaade, hükm, Kur‟an TİEM 73 237r/6
Yaruluk10: Kur‟an TİEM 73 142 r/2, İncil TİEM 73 86 r/3, Tevrat TİEM 73 238 v/2
Çın tutuglu bitig: Tevrat TİEM 73 369 v/7
Musa bitigi:Tevrat TİEM 73 369 v/7
bitilmiş yaruk bitig: Zebur TİEM 73 56r/4
Yad11 pend12(F+F): (kutsal) kitap RKT 34/49 al
1.6.Kabe'ye verilen adlar:
Agırlık ew: Kabe TİEM 73 191r/6
Ew/ éw/ iw: Kabe TİEM 73 449 v/3, AKT 9b/10, HKT 279 b/2
Evke ugramak: Kabeyi tavaf etmek TİEM 73 18v/5
Ewdin kelinmek: Hicret etmek TİEM 73 18 v/5
Taŋrı ewi: Kabe TİEM 73 92 r/3
1.7.Müminlere verilen adlar

10

Yaruluk: nur, ışık
Yad: anma,zikretme
12
Pend: Öğüt
11

�Oŋ eligindin bitig berigliler: defteri sağ taraftan verilenler, cennetlikler TİEM 73 438 r/7
Oŋ kol budunları: defteri sağ taraftan verilenler, cennetlikler TİEM 73 396 v/8
Sag yan idileri: uğur sahipleri, kitabı sağ taraftan verilenler TİEM 73 394 v/7
Sakınık: inançlı, mümin AKT 15/8
Taŋrını bilgen: dindar, zahit RKT 27/50b2
Tapug kılganlar: Müminler TİEM 73 147r/7
Yanmış kul: Allaha yönelen, doğru yolu bulan kul TİEM 73 381 r/3
1.8.Şirk koşanlara, günahkarlara verilen adlar
Artuk katmak: şirk koşmak TİEM 73 305v/3
Barlamak: Tanrının varlığını ikrar etmek RKT 3758 b2
Buyrukdan çıkıcı: günahkâr TİEM 40 55b/9
Egrilmek: mürted olmak, inkâr etmek TİEM 73 426 r/2
Ortak koşgan: şirk koşan TİEM 73 44 v/5, HKT 126 a/4
Ot idileri: cehennem halkı TİEM 73 316 r/3
Ot iyeleri: Cehennem sakinleri TİEM 7335v/9
Tamug ehli: cehennemlikler TİEM 73 333 r/1
Taŋrıya iki dimek: Tanrıya ortak koşmak, şirk
Taŋgan13: inkâr eden RKT 34/78 b2, HKT 48b/3
Taplamaduk: inkâr etmek TİEM 73 291 r/9
Yazgan: günahkâr, asi, itaatsiz HKT 296 b/6
Yüdügli (yüklü): günahkâr TİEM 73 335v/4
1.9.Kahinlere verilen adlar
13

Taŋmak: inkar etmek

�Okıp tüwkürgen: okuyup üfleyerek tedavi eden, üfürükçü HKT 557a/8
Tüy takmış kişi: Kâhin TİEM 73 421v/4
Vahysuz diyici: vahye dayanmadan konuşan (kâhin) TİEM 40 271 b/a
2.Terimlerin Oluşturulma Yolları:
Bu İslami terimlerin oluşturulması için aşağıdaki kelime ve kelime grupları tercih edilmiştir
2.1. Yapım ekleri ile yapılmış İsimler: Oluşturulan İslami terimlerin genellikle sıfatlar
türeten +lUģ, +lU, ekleri, meslek ve uğraşma ekleri +çI ile, yoksunluk bildiren +sIz ekleri
ile üretildiği gözlenmektedir. Fiilden isim yapan –Ik ekiyle de isimler yapılmıştır Bazen
Arapça kelimelere bu ekler getirilerek Türkçeleşmeleri sağlanmıştır.
Açuklug: helal TİEM 73 216r/9
Agırlıg: Hz. Muhammet TİEM 73 137r/6
„Aybsuz: El-Cabbar: istediğini yapan RKT 38/32 al
Bedizçi: suret verici, süsleyici, süsleyen KB 4458
Egrilmek: mürted olmak, inkar etmek TİEM 73 426 r/2
Erüglük: Cennet AKT 14b/7
Esizlik: Günah TİEM 73 9/v8
Muŋsuz:hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, Allah KB 6
Sakınık: İnançlı, mümin
Tutuglı: yazıcı melek RKT 34/13 b1
Yarlıgayıcı: El afv(bağışlayıcı) TİEM 40 12 b/9
Yaruluk: Kur‟an TİEM 73 142 r/2
Yumuşçı : elçi, peygamber TİEM 73 207 r/5
Yüdügli (yüklü): günahkar TİEM 73 335v/4

�2.2. Sıfat fiil ekleri ile yapılmış İsimler:
Sıfat fiil ekleri tek başlarına sözlüksel malzeme üretmekle görevlendirilmiş, böylece pek çok
terim elde edilmiştir. En çok -GAn,-mIş, -DUK , -GU kullanılmıştır.
Açgan: El feettah: En doğru hükmü veren RKT 33/46 al
Bolmış: yaratıkların hepsi KB
Buyrulmış: Farz RKT 26/3a3
İgidgen:çok rızık veren, Rezzak KB 11-6
Keçürgen:bağışlayan, Gaffar KB 2
Taŋgan: inkar eden RKT 34/78 b2, HKT 48b/3
Ugan: dilediğini yapan Kadir KB 2
2.3. İsim Tamlamaları:
Çok miktarda isim tamlamasının dini terim yapmakta aktif olarak kullanıldıklarını
görmekteyiz. Bir örneğimizde isim fiil eki +mAk ile tamlama yapılmıştır
Balık eyesi/idisi: Hz Yunus BKT 353 b/1, TİEM 73 240 v/3
Boyun erigli: Müslüman, boynunu eğen, tabi olan RKT 30/19b2
Çın tutuglu bitig: Tevrat TİEM 73 369 v/7
Esenlik sarayı: cennet
Ew bodnı: ehli beyt RKT 32/8 b3
İç taş biligli: El Habir KB 64-4
İdi yarlıgı: Allahın buyruğu TİEM 73 365 r/2
Kopmak gün: Kıyamet günü TİEM 73 294 r/4
Kudug bodını: Ashab-ı Ress TİEM 73 381 r/7
Kutlıg tün: kadir gecesi TİEM 73 363 v/3
Küç idisi: Allah TİEM 73 329v/7

�Meŋgülük küni: kıyamet günü TİEM 73 382 r/6
Ot idileri: cehennem halkı TİEM 73 316 r/3
Otnuŋ tamdukı: Cehennem yakıtı TİEM 73 38 v/8
Ölüg tirgürdeçi: Ölüleri dirilten Allah TİEM 73 297 r/7
Taŋrının oglı: Hz Üzeyir, Hz. İsa TİEM 73 141 v/6
Soŋ yanış: Ahiret RKT 26/31al
Söz yanışı: tabir, yorumlama TİEM 73 65v/5
Ternek küni : Bir araya getirilme günü, Ahiret TİEM 73 411 r/5
Tört iş: dört seçkin eş, arkadaş, dört halife KB 9-40
Yazuk giderici: kefaret TİEM 40 52 b/10

2.4. a. Sıfat tamlamaları:
İsim tamlamaları kadar sıfat tamlamaları da terimlerin oluşturulmasında kullanılmıştır.
Agırlık ew: Kabe TİEM 73 191 r/6
Agırlıg idisi: Allah TİEM 73 392v/9
Bir idi: Tek Allah TİEM 73 19r/3
Karagu bodınlar: Haktan ayrılıp batıla yönelen halklar TİEM73 118 v/6
Key14 erklig: El Kadir HKT 530a/5
Ürüŋ15 keŋ közlüg: irig özlü huriler TİEM 73 386 v/5
Ürüŋ tenlig: vücutları bembeyaz olan huriler TİEM 73 394 r/4
Yüksek Taŋrı: El-Aziz TİEM 73 254v/6

14
15

Key:çok
Ürüŋ:bembeyaz

�2.4. b. Sıfat fiil ekleri ile yapılmış sıfat tamlamaları:
Sıfat tamlamalarının büyük bölümü sıfat fiil ekleri ile oluşturulmuşlardır.
Agırlanmış bitigler: Kur‟an TİEM 73 435v/9
Bilgen Tanrı: El-Habir: her şeyi bilen HKT 456 a/4
Köyürgen ot: yanan ateş: Cehennem RKT 33/23 b2
Küdezilmiş bitig: Levh‟ül Mahfuz TİEM 73 381v/9
Küsüş bilgen idi: El Alim TİEM 73341 v/6
Namaz kılgu yir: namaz kılınacak yer HKT 18a/3
Kovulmuş şeytan TİEM 73341 v/6
Tapıngı idi: tapılan Allah TİEM 73 253v/4
Ürülgen ot: alevlenmiş ateş TİEM 73 59r/2
Yaŋıla16 yaratgan: yoktan var eden HKT 415a/1
Yanmış kul: Allaha yönelen, doğru yolu bulan kul TİEM 73 381 r/3
Yanut yangu yer: mükâfat ve sonucu olarak da ebedi cennetTİEM 73 262r/8
Yawuz tayangu orun: Cehennem TİEM 73 217 r/3
Yawuz yangı yer: Cehennem TİEM 73 376 v/2

2.5. a.Sıfat fiil grupları:
Sıfat fiilin sonda olduğu bu gruba dair de pek çok örnek vardır.
Adakın turgan: namaz kılan RKT 34/84a 3
Ayrıt kemişgen: Kur‟an TİEM 73 38r/5
Ortak koşgan: şirk koşan TİEM 73 44 v/5, HKT 126 a/4
16

Yaŋıla: yeniden, tekrar

�Üküş bilgen: El- Alim TİEM 73 142r/5
Taŋrını bilgen: dindar, zahit RKT 27/50b2
Taŋrı yinçge körgen bilgen: El-Latif, El-Habir TİEM 73 247 v/2
2.5.b. Zarf fiil+ sıfat fiil grupları:
Bu tarz sıfat fiil grubundaki terimlerin birinci unsurları zarf fiil şeklindedir.
Okıp tüwkürgen: okuyup üfleyerek tedavi eden, üfürükçü HKT 557a/8
Yandura koparmış: yeniden dirilten RKT 36/83 a2
2.6. Zarf fiil +İsim grupları:
Bir örneğimiz vardır ki bu da devrik yapıdadır.
Taŋrı tuta and: Allah‟a and olsun ki: RKT 30/56b3

2.7. İsim+yardımcı fiil:
Bu tamlamaların bir kısmı et- kıl-, ol- gibi yardımcı fiillerle yapılırken, genellikle deyim
kategorisinde değerlendirilecek türden tamlamalardır.
Adın Tanrı kılmak: Allahtan başka Tanrı edinmek TİEM 73 207 v/5
Arı olmak: tövbe etmek TİEM 40 162 a/11, bkt 191 b/6
Arıg aymak: tesbih çekmek RKT 38/332 b2
Arka eğmek: rüku TİEM 40 4b/4
Artuk katmak: şirk koşmak TİEM 73 305 v/3
Başlıgın yunmak: yıkanmak, boy abdesti almak TİEM 73 63v/8
Bütün bolmak: inanmak, iman etmek KB 25
Elig tutmak: şefaat etmek KB 30
Evke ugramak: Kabeyi tavaf etmek TİEM 73 18v/5

�Kulluk etmek/eylemek/kılmak. İbadet etmek
Küdezmek bermek: Peygamber göndermek
Namazka kopmak: namaz kılmak için kalkmak TİEM 73 75r/8
Oda girmek: Cehenneme girip yanmak TİEM 40 147 a/4
Oda düşmek: Cehenneme girip yanmak TİEM 40 150b/7
Oda yanmak: Cehenneme girip yanmak BKT 637 b/3
Sakışka katılmaz: hesaba gelmez KB 2-20
Taŋrıya iki dimek: Tanrıya ortak koşmak, şirk
Taŋrı üze köŋül urmak: tevekkül etmek

2.8.Zarf fiil +yardımcı fiil
Anadan tuga bitiyü okuyı bilmeklü: ümmi RKT 28/35 b3
Ökünüp kaytmak: pişman olup tevbe etmek TİEM 73 18v/8
Soyurkap keçürmek: affetmek, bağışlamak KB1
Taŋrı tapa yanmak: tevbe etmek TİEM 73 266 v/9

2.9.Edat grubu:
İdi atı birle: Allahın Adıyla TİEM 73 235v/3
İş sürici dakı saklayıcı:her şeye nezaret eden, herkesi saklayıp gözeten TİEM 40 104a/10
2.10. Yabancı kelime + Türkçe kelime kuruluşunda olanlar: Bazı Arapça ve Farsça
terimler Türkçe eklerle veya yardımcı fiillerle kullanılarak kendileştirilmişlerdir. Bir kısmının
eksiz kullanılarak tamlama yapıldığı görülür. Bu grupta çok az örnek bulunmaktadır.
„Amel yazıcı Firişte(A+T+F) TİEM 40 221 b/5
Maşrık Magrib idisi: doğunun ve batının sahibi olan Allah TİEM 73 426 v/5

�Mekr17 kılganlarnıŋ yakşırakı: en iyi tuzak kuran Allah TİEM 73 43v/3
Ni‟metlig bustan : Cennet TİEM 73 394 v/9

Sonuç:
*İslami dönem terimlerinin bir kısmı İslamiyet‟ten önce başka anlamları olan sözcüklerdir.
Müslümanlıkla birlikte yeni dinin gereği yeni anlamlar kazanırken eski anlamını da
korumuştur. (Ugan: yapabilmek, gücü yetmek, muktedir olmak anlamındaki u- fiilinden –gan
ortacı ile türetilerek Esmaü‟l Hüsna‟dan ‘Kadir’ anlamında kullanılmıştır, Bayat: eski
anlamındaki bu sözcük „Kadim’ karşılığında kullanılmıştır.)
*Türkçe dini terimler oluşturulurken, Müslümanlık öncesi inanışlarda da kullanılmakta olan
bazı kavramları birebir kullanmıştır. (kut, ıdug gibi) Bir kısmı ise eski inançlarla ortak
kavramlara verilen adlardır: Örneğin Taŋrı, Teŋri , Tamug, Uçmak/uştmak terimleri hem
İslam inancında hem de daha önceki Şamanist ve Burkancı inançlarda aynı anlamlarda
kullanılmakta idiler.
*İslami dönem eserlerinde kullanılan dini terimlerin Türkçe söz varlığını esas aldığı, bunu
yaparken de Arapça anlamlarına bire bir karşılık bulmak amacıyla anlam ödünçlemelerine
gidildiği görülmektedir. (İdi: A.Rabb (rabbu’l beyt „ev sahibi‟, „rabbu’l māl‟ın „mal sahibi‟
vb. ilk anlamı „sahip‟tir. Aynı anlamdaki ET idi, İslami dönemde rabb‟ın çevirisi olarak
anlam genişlemesiyle „Tanrı, ilah’ anlamı da kazanır)
*Dini kavramların, mevcut Türkçe söz dağarcığı ile karşılanamadığı durumlarda yeni terimler
türetme yoluna gidilmiştir. Terimler oluşturulurken pek çok kavramdan, ad aktarmalarından,
çağrışımlardan da yararlanılmıştır.( arıg: kirli olmayan, temiz; Arıg can: „Cebrail‟, Balık
eyesi: „Hz Yunus‟, ew: Kabe, Bürgengen (bürünen, gizlenen) „Hz. Muhammet‟
*Bazen çağrışım yoluyla kastedilen anlam metne göre farklı kavramlara denk düşmektedir.
Küç idisi: „Allah‟, „Hz. Davut‟, „Hz Muhammet‟, Taŋrının oglı: „Hz Üzeyir‟, „Hz. İsa‟
*Bazı terimler durumu ayrıntılı olarak anlatmak için birkaç kelimeden oluşmuştur.: „Ürüŋ keŋ
közlüg’, „Ürüŋ tenlig’ , „Yawuz zulm kılganlarnıŋ turgu yeri’ , „Sözde körklükrekni’, Oŋ
eligindin bitig berigliler’
17

Mekr (A.)hile,düzen

�*Sıfat fiillerin terim oluşturmakta en aktif rolü üstlendiğini görmekteyiz. Sıfat fiillerin tek
başına isim gibi kullanıldıkları: „Buyrulmış’, „Taŋgan’ vb., sıfat tamlaması yaptıkları: „Bilgen
Tanrı’, „Köyürgen ot’ vb. ve sıfat fiil grubu olarak: „Ayrıt kemişgen’, „Taŋrını bilgen’ vb. çok
miktarda kullanıldıkları gözlenmektedir. Rahatça dini terimlerin belkemiğini sıfat fiiller
oluşturur diyebiliriz.
*Bazı terimler de yabancı kelimeler Türkçe yapım ekleri veya yardımcı fiillerle bir derece
Türkçeleştirilerek kullanılmışlardır: Aybsuz(A+T), Maşrık Magrib idisi(A+A+T), Mekr
kılganlarnıŋ yakşırakı (A+T+T), Ni’metlig(A+T)bustan (F.), Yad pend (F.+F) vb.
*Din gibi çok soyut bir konuda meydana getirilmiş olan terimler sözlüğü, bu konuda
Türkçenin yetkinliğinin en somut göstergesi sayılmalıdır.
Kısaltmalar:
AKT: Anonim Kur‟an Tefsiri
DLT: Divaü Lügati‟t Türk
HKT :Hekimoğlu Kur‟an Tercümesi
KB: Kutadgu Bilig
MKT: Manisa Kur‟an Tercümesi
RKT: Karahanlı Türkçesi Satır-altı Kur‟an Tercümesi Ryland nüshası
TİEM 73: Karahanlı Türkçesi Satır-altı Kur‟an Tercümesi Türk ve İslam Eserleri Müzesi
No:73
TİEM 40 Türk ve İslam Eserleri Müzesi No.40

Kaynakça:
Ata A.( 2004), Türkçe İlk Kur’an Tercümesi (Ryland Nüshası)Karahanlı Türkçesi GirişMetin- Notlar-Dizin, Ankara, TDK Yay.
Bilgin, A (2005), "Gök Tanrısı" Terimi Üzerine, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, ,
C.2, Sayı:4, s.189-197
Caferoğlu A.(2000) Türk Dili Tarihi, İstanbul, Enderun Kitabevi

�Eker S. (2006) , Kutadgu Bilig'de (teñri 'azze ve celle ögdisin ayur) Türkçe İslami Terimlerin
Kaynakları Üzerine, Bilig, Yaz/ Sayı:38, s.103-122
Küçük M. (2010), Eski Anadolu Türkçesine Ait (M.1401)Satır Arası İlk Kur’an Tercümesinde
Yapı Bilgisi-Tercüme Tekniği- Söz Varlığı Ankara Ünv. DTCF Türkoloji Dergisi,s 121-147
Önler Z. (2009), Karahanlı Dönemi Metinlerinde İnançla ilgili Türkçe Terimler, Uludağ
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl:10, Sayı:16, s.187-197
Özkan M.(2004), Tarih İçinde Türk Dili, İstanbul, Filiz Kitabevi
Ünlü S.(2012), Doğu ve Batı Türkçesi Kur’an Tercümeleri Sözlüğü, Konya, Eğitim Yayınevi
Üşenmez E. (2008),Türkçe İlk Kuran Tercümesi ve Tercümedeki - mak/-mek eki Hakkında,
Akademik Bakış,Sayı:14,s.1-10

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10155">
                <text>2322</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10156">
                <text>İSLAMİ DÖNEM TÜRKÇESİNDE DİNİ TERİMLERİN OLUŞTURULMASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10157">
                <text>BAYRAKTAR, Fatma Sibel </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10158">
                <text>Anahtar Kelimeler: İslami dönem, dini terimler, Türkçeleştirme, kullanım sıklığı.  ÖZET  Türklerin İslamiyeti kabul edişinden yaklaşık dört yüz yıl önce Arapların, en az yüz yıldır da Farsların İslam dini ile ilgili terminolojiyi oluşturup geliştirdikleri bilinmektedir. Yani Türkler İslamiyeti kabul ettiklerinde hazır bir dini terminoloji ile karşılaştılar. Buna rağmen Kutadgu Bilig, Divânü Lügâti’t-Türk gibi ilk İslami dönem eserlerinde, dini kavramlara ilişkin Arapça terminolojinin büyük ölçüde Türkçeleştirme yoluna gidildiğini görmekteyiz. Aynı çaba Kur’an tercümeleri ve diğer eserlerde de görülmektedir. Türkçede var olan, Bayat, İdi, Ugan, tapug vb. sözcükler, sırasıyla Kadim, Rab, Kadir, ibadet terimlerine karşılık olarak kullanılmışlardır. Türkçe dini terimlerin bir kısmı Müslümanlık öncesi inanışlarda da kullanılmaktadır (kut, ıdug gibi) bir kısmı ise eski inançlarla ortak kavramlara verilen adlardır: Örneğin Tengri kavramına 14. ve 15. yy. Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde "Gök Tanrısı" şeklinde rastlanmaktadır. tamug, uçmak/uştmak terimleri hem İslam inancında hem de daha önceki Şamanist ve Burkancı inançlarda aynı anlamlarda kullanılmaktadır. Bazen Dede Korkut'ta olduğu gibi Allah Tanrı şeklinde ikili kullanımlar da gözlenmektedir. Kutadgu Bilig'de Allah'ın 99 ismine karşılık Türkçe karşılıklar bulunma çabası açıkça görülmektedir: Bayat: Kadim, Törütgen: Halık, İgitgen: Rezzak, Keçürgen: Gaffar, Ugan: Kadir gibi Birçok terimin de birleşik sözcüklerle oluşturulması söz konusudur: Huri: uçmak kızları, ulug gün: kıyamet günü, üküş bergen: Vahhab gibi. Kelimelere ikincil soyut anlamlar kazandırılarak da Kur'andaki ifadelere karşılıklar bulunmuştur: orun yok: lâ mekân, bütün bol-: Amene 'inanmak, iman etmek', birke büt-: tevhid 'Tanrının birliğine inanma' gibi Türkçenin tarihsel metinlerinde geçen, inanışlara ilişkin terimler üzerine kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu çalışmada, bilinen ilk İslami eserlerimiz olan Kutadgu Bilig ve Divan ü Lügati't Türk'ten 15. yy Eski Anadolu Türkçesi metinlerine kadar, dini terimlerin hangi gramatik ve leksik yollarla meydana getirilmiş oldukları üzerinde durulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10159">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10160">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10161">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10162">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="2071" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3106">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d4bc6cbf302d73c8cff436dca6a4dafc.doc</src>
        <authentication>82e6e9da6d38621004ced88435a2cdac</authentication>
      </file>
      <file fileId="3107">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1d887a32eeeb235085c2c0a65d14dd28.pdf</src>
        <authentication>73817dfb4f15238f0198d92806560f23</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="16958">
                    <text>BOOK OF ABSTRACTS

and they have received a lot of return. In this study, we must recognize that,
Turkey needs to use green economy every part of production and economics.
We also focused on the weakness of green economy in Turkey. Recent, there is
much study to increase using green economy in Turkey. Some politicians and
economists want to give information’s to people in order to teaching what
green economy is. This is important for Turkey.
Islamic Banking in Bosnia and Herzegovina: Relationship between
Religion and Islamic Banking Adoption
Elvisa Buljubašić
International Burch University / Sarajevo, Bosnia and Herzegovina
Keywords: Islamic banking, religion, decisive factors, Bosnia and Herzegovina
ABSTRACT
The Islamic banking and finance is the segment of global financial system that
has the fastest growth rate. Today, the center of Islamic finance is in the
London. UK has the longest experience is Islamic banking, despite the fact
that Muslims are not the biggest population there. So what is the situation in
Bosnia and Herzegovina regarding the use of Islamic banking and its products?
The study attempts to analyze the relationship between religion and Islamic
banking service adoption in Bosnia and Herzegovina, as well as the level of
awareness of BH citizens of Islamic banking. Bosnia and Herzegovina is
multiethnic country, in other words, people of different religious groups are
represented there. So are the other religious teachings in accordance with the
use of Islamic banking, what are their perceptions of it? The questionnaire is
used to assess the opinions of BH citizens. It is distributed to the sample of 26
people, mainly to the students. The sample is selected randomly among the
users and non-users of Islamic banking. After the data is gathered, it is
analyzed in SPSS, using descriptive statistics (frequencies, Chi-Square test).
| 17

�1st International Annual Student Symposium

The analysis results showed that the research included the members of other
religious groups, it is not just focused on the majority of the population
(Muslims), and the ratio of male and female respondents is almost the same. It
is found that general knowledge of Islamic banking is low, especially among
non-users. Findings showed that religion plays important role is selection
process and cost benefit factor is also very important to the customers. More
than half answered that they would switch to the participation bank if it offers
better and more qualitative services. Findings also showed that respondents
think that Bosnia and Herzegovina has suitable conditions for development of
Islamic banking.
SWOT and competitiveness analysis of BiH tourism sector
Alen Husukić
International Burch University / Sarajevo, Bosnia and Herzegovina
Keywords: GDP, natural and social resources, tourism oriented country, SWOT
analysis, competitiveness analysis, UNWTO
ABSTRACT
Tourism industry is one of the most important industries in the world,
especially in Europe. Its contribution to total worlds GDP is about 7,5%,
engages more than 75.000 employees what is about 7% of total world
employment, more than 750 million of international tourists arrive all around
the world in 2011 and all these indicators increase every year. In time when
BH is on the one of the lowest levels of development in Europe, and when
most of economy branches are undeveloped, it is very hard to say what should
be considered as starter of economic development. Most of the scientists and
economists agree that tourism sector is field that could contribute the most,
with the biggest chances and opportunities to increase economic well-being of
people in BiH.
18 |

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="16952">
                <text>1422</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="16953">
                <text>Islamic Banking in Bosnia and Herzegovina: Relationship between  Religion and Islamic Banking Adoption</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="16954">
                <text>BULJUBASIC, Elvisa</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="16955">
                <text>The Islamic banking and finance is the segment of global financial system that  has the fastest growth rate. Today, the center of Islamic finance is in the  London. UK has the longest experience is Islamic banking, despite the fact  that Muslims are not the biggest population there. So what is the situation in  Bosnia and Herzegovina regarding the use of Islamic banking and its products?  The study attempts to analyze the relationship between religion and Islamic  banking service adoption in Bosnia and Herzegovina, as well as the level of  awareness of BH citizens of Islamic banking. Bosnia and Herzegovina is  multiethnic country, in other words, people of different religious groups are  represented there. So are the other religious teachings in accordance with the  use of Islamic banking, what are their perceptions of it? The questionnaire is  used to assess the opinions of BH citizens. It is distributed to the sample of 26  people, mainly to the students. The sample is selected randomly among the  users and non-users of Islamic banking. After the data is gathered, it is  analyzed in SPSS, using descriptive statistics (frequencies, Chi-Square test).The analysis results showed that the research included the members of other  religious groups, it is not just focused on the majority of the population  (Muslims), and the ratio of male and female respondents is almost the same. It  is found that general knowledge of Islamic banking is low, especially among  non-users. Findings showed that religion plays important role is selection  process and cost benefit factor is also very important to the customers. More  than half answered that they would switch to the participation bank if it offers  better and more qualitative services. Findings also showed that respondents  think that Bosnia and Herzegovina has suitable conditions for development of  Islamic banking.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="16956">
                <text>2013</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="16957">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="6">
        <name>H Social Sciences (General)</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="3005" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3773">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3f93cdd90822aca8d7fa186c1d246210.pdf</src>
        <authentication>827ec15f0582d4af0c6f261c2cf57f57</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="23224">
                    <text>2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9 2010, Sarajevo

Islamic Banks as Catalyst Of Economic Development
Velid DRAGANOVĠC
International University of Sarajevo
Bosnia and Hercegovina
draganovic@hotmail.com

Abstract: This paper discusses the current murabaha oriented practice of Islamic banks in the
light of rules of Islamic law. Special attention is given to the issue of return rate to a depositor.
That rate may be variable or fixed depending on contract. In both cases, analysis will focus on
increasing return rate as a technique to mobilize deposits, increasing investment, and boast
economic development. Mentioned issues will be related to benchmark models like LIBOR
(London Interbank Offered Rate) in a case of fixed return rate and a question of risk management
possibilities in Islamic finance in cases of profit-loss sharing products. Finally, a possibility of use
of some forms of financial derivatives is analyzed in order to safeguard depositors from loss on
profit-loss sharing deposits.

Introduction
Economic development could be considered as a main criteria in differentiating between prohibited interest
- riba and a trade compliant to Islamic Shariah law. Economical issues are not dealt in details in textual sources of
Islamic Shariah law – Qur‘an and Hadith, but they are left to be subject of rational judgement, guided by general
moral principles outlined in textual sources and a few direct instructions. A question of an action being good or bad
is by scholars of usuli-fiqh (principles of islamic jurisprudence) subjected to three criteria: universality, benefit of
this world and benefit of hereafter. Issues of worship are exclusively judged according to the third mentioned criteria
and described and sanctioned in details in textual sources. Economic transactions are judged according to benefits of
this world if they fit into moral framework of Islam. Among those benefits, a significant position belongs to
economic development, which is important factor of wellbeing of society.
Economic transactions are positioned between two border cases: swap of goods with real value (benefit)
with consent and satisfaction of two parties on one side, and betting where one party takes possession of other party
without giving anything in return. Somewhere between those two border cases is a line which divides trade and
prohibited interest. Transactions disconnected from economic activity and increase of benefits of society, are
considered as riba transactions. Those transactions are in essence close to betting and gambling, where the core issue
is exploitation, taking something from somebody without giving counter value. Modern financial institutions are
therefore operating on riba basis. As an illustration of their disconnection from real economic activities can serve a
fact that a volume of financial transactions is 50 times bigger than volume of world trade (Ayub, 2007).
Islamic banks or Islamic financial institutions are founded with an aim to provide profit-loss sharing
models. However, there is no actual difference between operations performed by Islamic banks and operations
performed by other commercial banks. The key financial product of Islamic banks is murabahah in its different
forms, especially commodity murabahah. More than half of the volume of banks operations in Malaysia, or about
51% of all cash transactions in Malaysia in years 2007 and 2008 is performed through murabahah contracts, with
additional 15% through the way of bay al-innah (the special form of commodity murabahah allowed in Malaysia),
which together is 65% or two thirds of total volume of transactions. (http://mpra.ub.uni-muenchen.de/20262/)
Murabahah is a transaction in which bank or financial institutions buys commodity (usually at request from
customer) and then sells it to a customer for higher price, which can be paid in installments or on agreed time. In this
way customer can attain goods which he needs for his business or personal use. In a case in which goods are used for
business, this kind of murabahah has its economic justification.
Commodity murabahah is a way to obtain cash, instead of goods. Commodity is purchased on a deferred
price, and sold to a third party to obtain cash. This kind of murabahah is also called tawarruq. Organised tawarruq
includes bank as an agent in transaction. Bank sells a commodity to third party for a lower spot price, and two
transactions are usually performed simultaneously, without actually acquiring goods. In this way, buying and selling
commodity covers the basics of transaction, which is very similar to classical credit given by banks charging interest
for deferred return of money.

88

�2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9 2010, Sarajevo

There is much controversy about this transaction. The International Council of Fiqh Academy, which is an
initiative of the Organization of Islamic Conferences (OIC), in its 19 th session which was held in Sharjah, United
Arab Emirates, from 1 - 5 of Jamadil Ula 1430 AH, corresponding to 26 – 30 April 2009, declared organized
tawarruq
impermissible. (http://www.isra.my/fatwas/treasury/interbank/tawaruuq/355-oic-fiqh-academy-ruledorganised-tawarruq-impermissible.html.) with a rationale that it is considered deception, in order to get the
additional quick cash from the contract, and therefore containing the element of riba.
Some scholars argue that tawarruq should be allowed. Mohammad Akram Laldin, a religious scholar from
Malaysia, disagreed with the ruling of Fiqh Academy. (http://www.arabianbusiness.com/557758-islam-allowsorganised-tawarruq-asset-sales---scholar) In his opinion organised tawarruq does not violate Islamic law principles,
and there is nothing wrong with the transaction itself. However, he admitted that organised tawarruq focuses on the
creation of debt rather than an economic activity, and that Islamic finance must provide a balance between debt
instruments and equity based instruments.
Sheik Nizam Yaquby holds to idea that also said there were hardly any alternatives to tawarruq as a tool to
satisfy legitimate financing needs. (http://islamicfinancenews.wordpress.com/category/products/tawarruq/) He
expresses support for the standards of Bahrain-based AAOIFI — the Accounting and Auditing Organization for
Islamic Financial Institutions — which in his opinion provided the necessary checks to prevent the abuse of
tawarruq.
Strongest points for impermissibility of tawarruq were forwarded by Mohammad Nejatullah Siddiqi.
(http://siddiqi.com/mns/Economics_of_Tawarruq.pdf) In his paper Economics of Tawarruq he performed
macroeconomic analysis and proved that the harmful consequences of tawarruq are much greater than the benefits
claimed by supporters of such practice. That paper preceded ruling of Fiqh academy and cited views of scholars, but
on the other hand could be considered last saying concerning this issue.
The main problem of every tawarruq transaction is creation of a debt, which is larger than the cash it
transfers to the client. Furthermore, debt document resulting from tawarruq is a subject to financial and speculative
transactions, which cut links with real assets, resulting in a reversed pyramid – a huge quantity of financial
instruments relying on a very small asset base. The economy than becomes focused on benefiting from consumption
of debt.
Therefore, Siddiqi summarized the harmful effects of tawarruq as follows:
―• It leads to creation of debt whose volume is likely to go on increasing.
• It results in exchange of money now with more money in future, which is unfair in view of the risk and
uncertainty involved.
• It leads, through debt proliferation, to gambling like speculation.
• It leads, through debt finance, to greater instability in the economy.
• In a debt-based economy, the money supply is linked to debt with a tendency towards inflationary expansion.
• It results in inequity in the distribution of income and wealth.
• It results, through debt finance, in inefficient allocation of resources.
• It contributes, by consolidating debt financing, to raising anxiety levels and destruction of environment. ―
Some classical jurists considered tawarruq as permissible, and Siddiqi rightly points that the tools of
macroeconomic analysis were not available to them, and consequently they could not consider the harmful impact
(mafasid) of tawarruq on the economy as a whole, while its benefits (masalih) for some individuals were easy to see.
Very strange is however, that some contemporary scholars are closing their eyes to economic tools that are available
to them, and neglecting arguments that were not available to classical scholars.
Indeed, voices supporting tawarruq practice are tinny. Even if practice itself does not contradict Islamic
law, which is not the case, its harmful consequences are sufficient reason for its prohibition. When economic
development is considered, it is obvious, that tawarruq practice should be discarded.
The consequent issue is: what is an alternative to tawarruq? An alternative proposed by OIC Fiqh Academy
to tawarruq (and other murabahah transactions) is qard hasan (benevolent credit). This alternative does not sound
realistic. Qard hasan is an act of charity, and it is hardly to believe that there is a huge number of money owners who
are willing to act in accordance with this high moral virtue. No question that such a form of money lending exists in
practice, especially between relatives or close friends, but on a big scale, and as a policy which should provide
economic growth, it does not give much sense. In the case of financial institution, it should work for free, taking
deposits from depositors and giving them to customers, where depositors bear risk of not returning money and not
getting any profit.
A shift from murabahah practice and debt instruments must be made in the opposite direction. Instead of
giving money with no profit at all, banks should turn to equity-based financing which could provide higher return for
money depositors. However, a known fact is that higher return is connected to higher risk (Hull, 109).

89

�2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9 2010, Sarajevo

Mudarabah contract is an example of activity which can bring higher return, but carries higher risk too. In such a
contract bank will provide capital for the project, while entrepreneur will provide expertise and work to carry the
project. Contract defines share of each party in the profit, and bank usually bears all financial risks.
This type of contract is attractive for Muslim investors, who obey principles of Islamic law for two reasons:
it is compliant to Shariah, and it brings profit. On the other hand, this type of financial model could mobilize some
other funds. A possible return rate for investors is much higher than LIBOR (London Interbank Offered rate) rate.
LIBOR rates are short-term lending rates offered by banks in the interbank market (Hull, 94), and they are
considered by financial derivative traders to be the best proxy for risk-free rate. They regard LIBOR as they
opportunity cost of capital. It is approximately equal to short-term borrowing rate of AA-rated company regarding
credit return ability. As a consequence of higher return rate from investing in mudarabah contract it can be attractive
to arbitrageurs, who can see an opportunity to borrow money at risk-free rate and investing it in Islamic bank.
A shift toward risk-sharing models (profit-loss sharing models) requires from banks to take an active role,
because an emphasis is on real economic activities rather than some artificial arrangements. A well done risk
management is necessary for operating bank activities. By analogy to analysis of tawarruq and debts instruments
arising from it, as well as their harmful role to economy, risk management by use of options should be avoided.
Consequently, Islamic banks must rely on third-parties guarantees and takaful – Islamic form of insurance in order to
mitigate risks arising from mudarabah and other types of equity-based transactions. On the other hand, banks
themselves should develop models for minimization of risk. This includes diversification of economic branches in
which investments are made. Banks will need an expertise in every branch, which is chosen for possible investment.
An expertise would be useful particularly for choosing entrepreneurs which are reliable in business. Finally, Islamic
banks must ensure sustainable operation by allocating a ratio of profit to make own security funds, so that reliance on
third parties guarantees decreases by time.

Conclusions
Judging by criteria of Islamic law and economic development murabahah practices including commodity
murabahah or tawarruq should be avoided. Islamic banks should shift to more risky forms of equity-based
financing such as mudarabah. Such a shift demands an active role of Islamic financial institutions in risk
management through diversification of investments, investigating entrepreneurs and obtaining an expertise in the
areas of investment.

References
Anwar, H. (ed.). (2008) Islamic Finance: A Guide for International Business and Investment. Global Market Briefings.
Ayub, M. (2007). Understanding Islamic finance. West Sussex, England. Wiley.
Hassan, M.K, Lewis, M.K (ed.). (2007) Handbook of Islamic finance. Cheltenham, UK. Edward Elgar.
Hull, John C., (2009). Options, futures, and other derivatives. 7th ed., Pearson Education Inc.
Iqbal, M. Llewellyn, D. T. (ed.). (2002) Islamic Banking and Finance New Perspectives on Profit-Sharing and Risk. Cheltenham,
UK. Edward Elgar.
Iqbal, Z. Greuning, H. (2008) Risk Analysis for Islamic Banks. Washington DC. The World Bank.
Iqbal, Z. Lewis, M.K. (2009) An Islamic perspective of governance. Cheltenham, UK. Edward Elgar.
Kahf, M. (2004). Outlines of a brief framework of tawarruq (cash procurement) and securitization in Shariah and Islamic banking.
Seminar AAOIFI, Bahrain.
Visser, H. (2009). Islamic finance. Cheltenham, UK. Edward Elgar.
Warde, I. (2000) Islamic Finance in the Global Economy. Edinburgh. Edinburgh University Press.
http://islamicfinancenews.wordpress.com/category/products/tawarruq/

90

�2nd International Symposium on Sustainable Development, June 8-9 2010, Sarajevo

http://mpra.ub.uni-muenchen.de/20262/ MPRA Paper No. 20262, posted 26. January 2010 / 17:38
http://siddiqi.com/mns/Economics_of_Tawarruq.pdf
http://www.arabianbusiness.com/557758-islam-allows-organised-tawarruq-asset-sales---scholar
http://www.isra.my/fatwas/treasury/interbank/tawaruuq/355-oic-fiqh-academy-ruled-organised-tawarruq-impermissible.html.

91

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23218">
                <text>185</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23219">
                <text>Islamic Banks as Catalyst Of Economic Development</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23220">
                <text>DRAGANOVĠC, Velid</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23221">
                <text>This paper discusses the current murabaha oriented practice of Islamic banks in the  light of rules of Islamic law. Special attention is given to the issue of return rate to a depositor.  That rate may be variable or fixed depending on contract. In both cases, analysis will focus on  increasing return rate as a technique to mobilize deposits, increasing investment, and boast  economic development. Mentioned issues will be related to benchmark models like LIBOR  (London Interbank Offered Rate) in a case of fixed return rate and a question of risk management  possibilities in Islamic finance in cases of profit-loss sharing products. Finally, a possibility of use  of some forms of financial derivatives is analyzed in order to safeguard depositors from loss on  profit-loss sharing deposits.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23222">
                <text>2010-06</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="23223">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="7">
        <name>HB Economic Theory</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="2182" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3236">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/53c3fb9a889ac776282a13d28f45e107.pdf</src>
        <authentication>57b46472dffd31af016008e742598c70</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="17719">
                    <text>3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

Islamic Finance as a Means of Shaping the Future of Sustainable Finance
Can Mehmet
International University of Sarajevo
Hrasnička Cesta 15, 71210 Ilidža/Sarajevo,Bosnia and Herzegovina
mcan@ius.edu.ba
Abstract
The recent financial crises have proven that the major social impact of the activities of the
most major commercial and investment banks is through improper management of
transaction, portfolio and reputational risks. Although they and their key stakeholders agree
that financiers bear significant responsibility for the environmental and social impacts of the
operations they finance, they do not go beyond the recognition of environmental and social
responsibilities driven to a large degree by outside pressures of environmental organizations
such as Friends of the Earth (FoE) and the Rainforest Action Network (RAN). They
challenged the industry with high-profile campaigns that highlighted cases in which
commercial banks were “bankrolling disasters”. In 2002, a global coalition of nongovernmental organizations (NGOs) including FoE, RAN, WWF-UK and the Berne
Declaration came together to promote sustainable finance in the commercial sector. This
informal network subsequently evolved into BankTrack, whose vision for a sustainable
finance sector was expressed in the Collevecchio Declaration of January 2003.
In this paper we will put forward the main agent in improper management of transaction,
portfolio and reputational risks of commercial banks, the interest rate. No economic system
can sustain its health and vigor or contribute positively to the achievement of its socioeconomic goals without the support of sane and equitable money and banking system. The
money and banking system should hence be reformed to eschew the excesses and imbalances
which promote inequalities, conspicuous consumption, and unhealthy monetary expansion to
the ultimate detriment of all.
Keywords: Sustainable finance, Islamic finance, financial crises, interest free finance
1.INTRODUCTION
The rapid growth of Islamic finance and its ethical foundations make it an increasingly
serious alternative to conventional finance. Both New York and London have launched
indices affiliated to their main Dow Jones and FTSE indices, to provide a benchmark for
equity prices for investments in Islamic financial institutions. The UK Government has also
played a major role in trying to make the City of London the global centre of Islamic finance
by extending support wherever possible, including the abolition of double stamp duty on
Islamic mortgages, and the recently announced plans to test the feasibility of issuing Shari’ahcompliant sukuk bonds. The 2007 Budget introduced new measures for sukuk bonds to be
issued, held and traded on the UK financial market (Tayyebi, 2008).
1

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

Islamic finance claims to be compliant with the principles of Islamic law (Shari’ah). In terms
of finance, indeed Shari’ah explains in detail the ethical concepts of money and capital, the
relationship between risk and profit and the social responsibilities of financial institutions.
The most well-known aspect of an Islamic financial system is the prohibition of paying or
receiving interest on capital. Essentially, any positive, fixed, predetermined rate tied to the
maturity and the amount of principal, which is guaranteed irrespective of the performance of
the investment, is considered riba and is so prohibited.
Contractual risk is also forbidden. In general, this prohibits the selling of goods or services
that the seller is not in a position to deliver or the making of a contract which is conditional on
an unknown event.
Although the prohibition of interest can indeed is viewed as the nucleus of Islamic doctrine
relating to finance, there are a number of other supporting principles which provide guidance
for an Islamic financial system (Tayyebi, 2008):
• Advocating risk sharing
• Promotion of entrepreneurship
• Discouraging speculative behavior
• Preservation of property rights.
Given the restrictions outlined above, modern-day scholars have developed principle modes
of financing which can be applied to contemporary financial scenarios while adhering to
Islamic principles. Some common financial instruments currently being utilized in Islamic
finance in various forms are as follows.
Murabaha: this is effectively cost-plus financing, as used for trade and asset finance, allowing
deferred payment by customers.
Istisna’a: aimed at long-term construction projects
For asset finance Ijara: this is a quasi-debt instrument, essentially equivalent to leasing.
Equity-like instruments Musharakah: this is akin to a joint venture arrangement, through an
equity participation contract.
Mudarabah: this is essentially an investment fund where one party provides the entire capital,
and the other party provides the management. Profit sharing is agreed up-front, although the
loss is borne by the provider of the funds alone.
2

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

Fixed income investment Sukuk: this is an investment certificate (bond) that represents a
proportionate interest in a well-defined pool of assets that yield income and capital returns.
Differences of opinion from Shari’ah scholars on whether certain practices or products are
Shari’ah compliant continue. A common set of standards and closer links between regulators
and standard setters such as AAOIFI, the IFSB and the FSA are crucial.
The nuances of Islamic jurisprudence and its assimilation with conventional banking require a
great deal of expertise. Investment in training and formal qualifications will be vital to attract
and maintain the right level of professionals to allow the industry to develop.
As would be expected with a relatively recent phenomenon, there remain legitimate concerns
over the mechanics and regulation of Islamic finance. Although, a Congressional Research
Service report on Islamic finance in July 2008 notes: ‘Some also view the integration of ethics
and values into finance as a positive development, with many investors reportedly considering
SCF (Shari’ah compliant finance) to be more reliable than conventional financing, given the
recent global credit crisis and fears of economic recession’, many religious Muslims still are
not confident about the Shari’ah compliance of Islamic finance.
The most serious questions around the Shari’ah compliancy of Islamic finance are related to
the income smoothing.
Islamic banks are more inclined to set up an allowance for loan loss provision (LLPs) to
absorb any future losses (Taktak, et.al. 2010; Ahmed et. al. 1999; Anandarajan et. al. 2003,
2005; Hasan et.al 2004; Ismail et. al. 2002, 2005; Zoubi 2007). To avoid bank runs, Islamic
financial institutions are also encouraged by Islamic Financial Services Board (IFSB), and
their Shari’ah Boards to use profit equalization (PERs) and investment risk reserves (IRRs)
(Sundararajan 2007) to keep stable returns to reward investment account holders (IFSB 2010).
They also use devices like deposit insurance (DIs).
Income smoothing devices cause an almost constant return rate seemingly bench marked to
the London Interbank Offered Rate, LIBOR. In this research, possible outcomes of the
removal of one the most important devices of the income smoothing, profit equalization
reserves (PERs) is discussed.
2.Income Smoothing by Profit Equalization Reserves (PERs)
PER is a mechanism act to mitigate the fluctuation of Rates of Return arising from the flux of
income, provisioning and total deposits (Child, 2009).

3

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

The creation of PER is to ensure that Islamic Banking Institutions (IBIs) Rates of Return
remained competitive and stable. During times of low returns to depositors and investors, IBIs
can choose to utilize the PER to improve and stabilize the Rate of Return to its depositors and
investors. The main purpose is to protect depositors and investors interest as far as possible.
Currently, PER can be allocated up to a maximum 15% of the total gross income every
month. The formula for how much PER can be allocated is as follows:
PER (maximum monthly provision) = (15% x gross income) + net trading income + other
income + irregular income such as recovery of non-performing financing (NPF) and write
back of provisions.
In Malaysia, as per BNM Guidelines, IBIs are only allowed to maintain a maximum
accumulated PER of 30% of Islamic Banking Shareholders’ Fund.
The IBIs may write back the PER into the total gross income, at their discretion, in the event
that the prevailing rates have become less competitive. PER is recognized as a liability in the
Balance Sheet and as an expense in the Income Statement.
3.Misconception by IBIs on PER
Although IBIs are given the right to allocate some of its income into PER, it is not right for
IBIs to treat PER as another source of income as most bankers assume. PER is a way on how
an IBI can manage or control its Rates of Returns. By right, any income generated from the
utilization of funds i.e. depositors funds, must be returned back in full to customers
accordingly. But this may be a partly solution since the depositors due to change by the time,
a profit realized by one’s investment will be paid to an irrelevant investor.
The best is the abolishment of all income smoothing devices.
What Happens if Profit Equalization Reserves (PERs) are Removed?
Islamic banks afraid of the bank run, if they reflect the real profits and losses of investments
in their periodic profit and loss share dividend distribution reports. It is not possible to have
an excess to the exact data of the profit and loss reports of Islamic financial institutions just
like others. Since their long term profit dividends are around LIBOR, we may create
hypothetical scenarios about the history of the return rates of a certain Islamic Bank, which
distributes normally with a mean of LIBOR and with several variances. Let as assume that
LIBOR is around 3% in the 120 months of the period of our study:

4

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

3.4

3.2

3.0

2.8

10

20

30

40

50

60

(a)
5

4

3

2

0

10

20

30

40

50

40

50

60

(b)

6

4

2

10

20

30

60

(c)

5

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

10

5

10

20

30

40

50

60

5

(d)
Figure 1. Return rates of investors in four scenarios with expected value around LIBOR, and
with several STDVs; a) 0.1, b) 1.0, c) 2.0, and d) 3.0

Although expected monetary values (EMVs) are almost the same, around LIBOR of these
nightmare scenarios for Islamic Bank managers, they are different in the risk they undertake.
3.1 Risk Profile of Investors
To predict the investor response to these scenarios, EMVs are not sufficient, and we must run
a field work with the questions derived from the underlying probability distributions of these
scenarios which also take the risk averseness of the investors (Khan et. al. 2001; Sundararajan
2005, 2007).
Which business you invest?
Table 1. Investments in the below gave 30 times at most r1%, 70 times r2% return in their 100
months history.
Investment r1% r2% Choice
1

2.95 3.05

2

2.50 3.50

3

2.00 4.00

4

1.50 4.50

6

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

None

The distribution of choices between alternatives gives the risk profile of potential investors in
the society of the Islamic Bank which it operates in. If this research reveals that many
investors are still eager to invest under higher risks of Investment 3, and 4, the Bank managers
should not hesitate to abolish profit equalization reserves (PERs).
3.2 Utility of Profit Shares for Muslim Investors
Because of the prospective utility understanding of human beings, and interest rate averseness
of Muslim investors, we may expect a utility profile for Muslim investors as follows. Islamic
Bank managers must run a field work with the questions relevant for eliciting potential
investors in the country if not globally.

Figure 2. Utility profile of a Muslim investor. To this hypothetic investor, the highest possible
return rate 7% has the utility 1. The lowest acceptable return rate -2% (2% loss) has the utility
0, and the midpoint of 0.5 utility is given to 1.5% return rate.
3.3 Decision Trees for Muslim Investors
For the Muslim investors, do not have any incentive in deviating from investing at an “interest
rate free” business, to an “interest rate paying” one. A Risky Islamic Bank’s Profit Loss
Sharing accounts return rate history reveals that the next time bucket may give annual 4.5%
profit share with probability 0.7, and annual 1.5% profit share with probability 0.3, while a
traditional commercial bank gives the LIBOR of 3%. The expected monetary value (EMV) of
Profit Loss Sharing Account is 3.6%, while invest g the capital in a traditional commercial
bank gives LIBOR for sure. Although Islamic Banks EMV is higher, EMV is not so effective
on the decisions since it does not take the risk factor into account. If the risk factor is counted,
any risk adverse investor without Islamic values may be indifferent between the two options.
Risk profiles of decision makers are represented in their utility profiles. We can demonstrate it
better on a decision tree:

7

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

Figure 3. Decision tree for a Muslim investor.
Considering the utility profile of the hypothetic Muslim investor in Figure 2, the utility of
profit share rate of 4.5% has the utility 0.825, while the utility of profit share rate of 1.5% has
the utility 0. 5. Therefore the expected utility of Islamic Bank’s Profit Loss Sharing account is
0.73, while the utility of a traditional commercial bank investment is zero.
The other most important factor related to the bank runs is the prospective utility perception
of investors.
3.4 Prospective Utility Perception of Investors
Prospective utility is widely used by investors. They tolerate temporal loses, if there is a
potential higher profit possibility. To understand how prospective utility understanding works,
we may use exponential smoothing (Brandimarte, 2011).
Let us consider the above four rate of return data, as time series. Along the time, investors use
these data to formulate their prospective expectations for the next time bucket. The graphs in
Figure 2 reveals that temporal losses do not discourage investors, taking the past data into
consideration, they are ready to give time to the Islamic Bank managers to compensate these
losses.

8

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

3.3

3.2

3.1

3.0

2.9

2.8

0

10

20

30

40

50

60

(a)
5

4

3

2

0

10

20

30

40

50

(b)

9

60

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

6

4

2

10

20

30

40

50

60

(c)
10

5

10

20

30

40

50

60

5

(d)
Figure 4. Prospective utilities of investors (squares) in the view of realizations of the variable
return rates in Figure 1.
4.CONCLUSION
When they smooth their accounts, Islamic bank Managers and their Sharia Boards think that,
if they reflect the real profits and losses of investments in their periodic profit and loss share
dividend distribution reports, they will confront with the bank run. In this article it has been
shown through hypothetic scenarios that, Bank managers should not hesitate to abolish profit
equalization reserves (PERs) and other account smoothing devices to save the image of
Islamic Banking as an interest rate free alternative to the traditional banking. Of course prior
confirmations of these hypothetic scenarios are necessary through serious field researches.

10

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

REFERENCES
Ahmed, A.S., Takeda, C., Thomas, S. (1999), Bank loan loss provisions: a reexamination of
capital management, earnings management and signaling effects, Journal of Accounting and
Economics, Vol. 28 No.1, pp.1-25.
Anandarajan, A., Hasan, I., Loranzo-Vivas, A. (2003), The role of loan loss provisions in
earnings management, capital management, and signaling: the Spanish experience, Advances
in International Accounting, Vol. 16 pp.43-63.
Anandarajan, A., Hasan, I., Lozano-Vivas, A. (2005), "Loan loss provision decisions: an
empirical analysis of the Spanish depository institutions", Journal of International
Accounting, Auditing and Taxation, Vol. 14 No.1, pp.55-77.
Brandimarte, P. (2011) Quantitative Methods: An Introduction for Business Management,
John Wiley &amp; Sons, Inc., Hoboken, New Jersey, pp. 546-550.
Child S., 2009, Profit Equalization Reserve (Per),
http://myviewpoint2u.blogspot.com/2009/07/profit-equalization-reserve-per.html
Goodwin P., and G. Wright, (2004) Decision Analysis For Management Judgment, John
Wiley &amp; Sons Ltd, The Atrium, Southern Gate, Chichester, West Sussex PO19 8SQ,
England., pp. 95-123.
Hasan, I., Wall, L. (2004), "Determinants of the loan loss allowance: some cross-country
comparison", The Financial Review, Vol. 39 No.1, pp.129-52.
Islamic Financial Services Board (IFSB) (2010), "Guidance note on the practice of smoothing
the profits payout to investment account holders", Exposure Draft.
Ismail, A.G., Be Lay, A.T. (2002), "Bank loans portfolio composition and the disclosure of
loan loss provision: an empirical evidence of Malaysian banks", Asian Review of Accounting,
Vol. 10 No.1, pp.147-62.
Ismail, A.G., Shaharudin, R.S., Samudhram, A.R. (2005), Do Malaysian banks manage
earnings through loan loss provisions? Journal of Financial Reporting and Accounting, Vol. 3
No.1, pp.41-7.
Khan, T., Ahmed, H. (2001), Risk Management an analysis of Issues in Islamic Development
Bank, Islamic Development Bank, Jeddah, Occasional Paper No. 9.

11

�3rd International Symposium on Sustainable Development, May 31 - June 01 2012, Sarajevo

Sundararajan, V. (2005), Risk measurement and disclosure in Islamic finance and the
implications of profit sharing investment accounts, paper prepared at the Sixth International
Conference on Islamic Economics, Banking, and Finance, Jakarta, Indonesia, 22-24.
Sundararajan, V. (2007), Risk characteristics of Islamic product: implications for risk
measurements and supervision, in Archer, S., Karim, R.A.A. (Eds), Islamic Finance: The
Regulatory Challenge, Wiley, Singapore, pp.40-68.
Sundararajan, V. (2008), Issues in managing profit equalization reserves and investment risk
reserves in Islamic banks, Journal of Islamic Economics, Banking and Finance, Vol. 4 No.1,
pp.1-12.
Taktak, N. B., S. B. S. Zouari, and A. K. Boudriga, (2010) Do Islamic banks use loan loss
provisions to smooth their results?, Journal of Islamic Accounting and Business Research,
Volume: 1, Number: 2, pp: 114-127.
Tayyebi, A., (2008), Islamic Finance: ethical alternative to conventional finance? The
Association of Chartered Certified Accountants.
http://www.yasni.co.uk/ext.php?url=http%3A%2F%2Fwww2.accaglobal.com%2Fpdfs%2Fisl
amic_finance_paper.pdf&amp;name=Aziz+Tayyebi&amp;cat=document&amp;showads=1
Zoubi, T.A., Al-Khazali, O. (2007), "Empirical testing of the loss provisions of banks in the
GCC region", Managerial Finance, Vol. 33 No.7, pp.500-11.

12

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17713">
                <text>1276</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17714">
                <text>Islamic Finance as a Means of Shaping the Future of Sustainable Finance</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17715">
                <text>Can , Mehmet</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17716">
                <text>The recent financial crises have proven that the major social impact of the activities of the  most major commercial and investment banks is through improper management of  transaction, portfolio and reputational risks. Although they and their key stakeholders agree  that financiers bear significant responsibility for the environmental and social impacts of the  operations they finance, they do not go beyond the recognition of environmental and social  responsibilities driven to a large degree by outside pressures of environmental organizations  such as Friends of the Earth (FoE) and the Rainforest Action Network (RAN). They  challenged the industry with high-profile campaigns that highlighted cases in which  commercial banks were “bankrolling disasters”. In 2002, a global coalition of nongovernmental  organizations (NGOs) including FoE, RAN, WWF-UK and the Berne  Declaration came together to promote sustainable finance in the commercial sector. This  informal network subsequently evolved into BankTrack, whose vision for a sustainable  finance sector was expressed in the Collevecchio Declaration of January 2003.  In this paper we will put forward the main agent in improper management of transaction,  portfolio and reputational risks of commercial banks, the interest rate. No economic system  can sustain its health and vigor or contribute positively to the achievement of its socioeconomic  goals without the support of sane and equitable money and banking system. The  money and banking system should hence be reformed to eschew the excesses and imbalances  which promote inequalities, conspicuous consumption, and unhealthy monetary expansion to  the ultimate detriment of all.  Keywords: Sustainable finance, Islamic finance, financial crises, interest free finance</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17717">
                <text>2012-05-31</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="17718">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="81">
        <name>H Social Sciences (General),HB Economic Theory,HG Finance,HJ Public Finance</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1476" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1938">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/15cf2f37b30581f929984d0a353e74cc.docx</src>
        <authentication>1fc86f377ee82931853b8034f809c43e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1939">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ca63bf79101ddd23f4c1ff402205955b.pdf</src>
        <authentication>54cd8326852daf5e9c1ff9486cd85b8f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11833">
                    <text>İSMAİL HABİP SEVÜK’ÜN BİLİNMEYEN BİR ESERİ: TARİH-İ EDEBİYAT-I
OSMANİYE ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Halil İbrahim YAKAR
Gaziantep Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Gaziantep
/ Türkiye
Anahtar Kelimeler: İsmail Habib, Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye.
ÖZET
İsmail Habip Sevük Cumhuriyet döneminde yayımlanan ilk edebiyat tarihi yazarı olarak
kayıtlara geçmiş bir yazardır. Genellikle yeni Türk edebiyatı çalışmaları ile tanınan yazarın
yayımlanmış 17 eseri vardır. Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye adıyla Osmanlı Türkçesiyle kaleme
aldığı eseri, yazar hakkında yayımlanmış makale ve kitaplarda geçmemektedir. Üzerine yapılan
yüksek lisans ve doktora tezlerinde de bu eserden bahsedilmemektedir. Bu bildiri de Milli
Kütüphane Yz A 9256 numarada kayıtlı ve 79 varaktan meydana gelen yazma eser tanıtılacak ve
eser üzerine edebiyat tarihi bağlamında bir değerlendirme yapılacaktır. Eser “Fatih Devrinde
Terakkiyat-ı Fikriye Ve Medeniye” başlığı altında Fatih devri Osmanlı edebiyatının geniş bir
tahlili ile başlamaktadır. Daha sonra Ahmet Paşa, Sinan Paşa, Cem Sultan, Hamdullah Hamdi,
Necati Bey, Zati ve Fuzuli hakkında kapsamlı açıklamalar yapılmaktadır. Hayat-ı edebiyyesi,
hayat-ı şahsiyyesi başlıkları altında şairlerin biyografi ve eserlerinden bahsedilmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11825">
                <text>2212</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11826">
                <text>İSMAİL HABİP SEVÜK’ÜN BİLİNMEYEN BİR ESERİ: TARİH-İ EDEBİYAT-I OSMANİYE ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11827">
                <text>YAKAR, Halil İbrahim </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11828">
                <text>Anahtar Kelimeler: İsmail Habib, Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye.  ÖZET  İsmail Habip Sevük Cumhuriyet döneminde yayımlanan ilk edebiyat tarihi yazarı olarak kayıtlara geçmiş bir yazardır. Genellikle yeni Türk edebiyatı çalışmaları ile tanınan yazarın yayımlanmış 17 eseri vardır. Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniye adıyla Osmanlı Türkçesiyle kaleme aldığı eseri, yazar hakkında yayımlanmış makale ve kitaplarda geçmemektedir. Üzerine yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinde de bu eserden bahsedilmemektedir. Bu bildiri de Milli Kütüphane Yz A 9256 numarada kayıtlı ve 79 varaktan meydana gelen yazma eser tanıtılacak ve eser üzerine edebiyat tarihi bağlamında bir değerlendirme yapılacaktır. Eser “Fatih Devrinde Terakkiyat-ı Fikriye Ve Medeniye” başlığı altında Fatih devri Osmanlı edebiyatının geniş bir tahlili ile başlamaktadır. Daha sonra Ahmet Paşa, Sinan Paşa, Cem Sultan, Hamdullah Hamdi, Necati Bey, Zati ve Fuzuli hakkında kapsamlı açıklamalar yapılmaktadır. Hayat-ı edebiyyesi, hayat-ı şahsiyyesi başlıkları altında şairlerin biyografi ve eserlerinden bahsedilmektedir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11829">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11830">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11831">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11832">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1389" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1700">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0f84cccf71ba8dd6c8b4990232312097.docx</src>
        <authentication>17a981f5381a5659b889167f3aba9f1b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1701">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c5c8a7d33ed4a5850b4abeb481064b07.pdf</src>
        <authentication>4671f67a42e7f143a381622099bbeb84</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11018">
                    <text>İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDE BASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK
BAŞKALDIRI
Sevda GEÇEN
Bitlis Eren Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Bitlis / Türkiye
Anahtar Sözcükler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma.
ÖZET
Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen
başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur.
Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin
başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez
sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve
ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen
öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde
taşıyan birey için kabul edilmezdir. Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan
Özel, “kadirşinas itaatsiz’ kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne
çıkan her türlü baskı, zorlama ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60’lı yılların baskı
dönemlerine şahit olan Özel, bu dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç
dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter;
diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış.
Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor
olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç
dünyasıyla dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun
şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını
görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel şiirlerindeki baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine
yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1702">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8d28e570da01792144beb64dc740b590.doc</src>
        <authentication>26e8d602094d38f35d0d1d0cf55ffaa2</authentication>
      </file>
      <file fileId="1703">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b39077d75d45c7dbbf66c3ed94b29641.pdf</src>
        <authentication>4fe937a34a85e8242905166f4693c47d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11019">
                    <text>İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDEBASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK
BAŞKALDIRI
Sevda GEÇEN1
Özet
Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen
başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur.
Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin
başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez
sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve
ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen
öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde
taşıyan birey için kabul edilmezdir.
Küçüklüğünden bu yana anti-otoriter bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz‟
kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama
ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60‟lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu
dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye,
adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı
altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki
baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi
değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla dış dünya arasındaki
çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine
karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel
şiirlerinde baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma

1

Bitlis Eren Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, svd_gcn@hotmail.com

�REBELLION ELEMENTS IN ISMET OZEL'S POETRY/ REBELLION AGAINST AN
OPPRESSIVE AND AUTHORITARIAN SYSTEM
Abstract
According to Hebrew and Greek histories, rebellion -meaning “non-compliance,
objection, uprising and rioting”- forms commencement of the colossal history of humanity.
Taking place in almost every period during history, rebellion has been the starting point of
revolutionary changes. Rebellion, at the basis of which lies the sense of rightfulness and justice,
usually develops as a reaction against limitations, oppression and authority. Oppression,
authority and limitations, arising from political and ideological bigotry and performed by the
pioneers of the system who want to be the sole and master power in societies, are strictly
unacceptable for an individual with an independent soul.
Özel, having been an anti-authoritarian since his childhood, wishes to live an honourable
life with his "appreciative disobedient" character. He revolts against all the pressures,
enforcements and limitations against this will. Experiencing the oppressive periods of the 1960's,
Özel goes through a deep mental conflict situation during this time. On the one hand stands his
rebellious character resisting against unfairness, compliance, injustice and inequity, on the other
hand there is the suppressing, limiting and quietening environment. Along with the gulf between
his own values and the functioning of the system, the martial law, increasing oppression in
society and the restrictions of his period directs him to the tragedy of conflict between his inner
world and the world outside, and consequently to poetry. In his poetry, we observe and feel the
reflection of rage against pressure and authority in the form of rebellion. The subject of our study
is the research of the rebellion element against an oppressive and authoritarian system in İsmet
Özel's poetry.
Key Words: İsmet Özel, self-worth, oppression and authority, limitation

1. Başkaldırı
Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen
başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur.
Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin
başlangıcı olmuştur.

�Yunan mitolojisinde, Tanrı‟ya karşı gelerek başkaldırının evrensel boyuttaki simgesi
haline gelen Prometheus, insanların daha iyi yaşam koşullarında yaşaması için Tanrı‟dan ateşi
çalar ve insanlığın hizmetine sunar. Mitolojinin yanı sıra, Kutsal Kitapta geçen Âdem ve
Havva‟nın Tanrı‟nın buyruğuna karşı gelerek yasak meyveyi yemeleri başkaldırının ilk insandan
beri tarihte var olduğunun ifadesidir. Fromm‟a göre Âdem ile Havva “… ana rahminde ceninin
varoluşu gibi doğanın içindeydiler. İnsandılar ama henüz insan değildiler. Derken bütün bu
düzen, bir kurala itaatsizlik etmeleriyle değişti. Dünya ile anne arasındaki bağlarını kopararak,
göbek bağını keserek insan öncesi uyumdan insan doğdu. Böylece de bağımsızlık ve özgürlük
yolunda ilk adım atılmış oldu. İtaatsizlik Âdem ile Havva‟yı özgür kıldı. (2001, 8) Dolayısıyla
insanoğlu, başkaldırı eylemiyle cennetten çıkıp kendi gücünü ve iradesini ortaya koyabileceği
yeni bir dünyanın kapısını aralamış; koca bir insanlık tarihini başlatmıştır.
Camus tarafından ahlaki bir edim olarak görülen ve Tanrısal erk tarafından insan fıtratına
yerleştirilen başkaldırı, İslami inancın da özünü teşkil eder. İslamiyet‟in temel esaslarından olan
Kelime-i Tevhit, Arapça “Hayır, yok” anlamına gelen “La” sözcüğü ile başlar. Bu bağlamda,
Kelime-i Tevhit, Tanrının varlığını ve tekliğini mutlak gerçeklik olarak kabul eden bireyin bu
gerçeklik karşısındaki her şeye karşı, önceden yapmış olduğu bir başkaldırısıdır. Tevhidin bir
“başkaldırı serbestisi” ( Bekiroğlu 2008, 7) olan “La” sözcüğü ile başlaması, başkaldırının dini
bir değer olduğunun sözcükbilimsel göstergesidir.
Tarih sahnesinde çokça karşımıza çıkan başkaldıran insanları, Abert Camus “Hayır diyen
biri.”(Camus 1995, 21) olarak tanımlar. Başkaldıran insan, saçma olanı kesin bir hayır çizgisiyle
reddeder ve bu hayır‟ın karşısına, evet‟lediği/ onayladığı değerleri koyar.
Haklarının ve varoluşunun bilincine varmış bir kişinin absurde karşısındaki tutumu olan
başkaldırı, ontolojik bir değer arz eder. Aklını rehber yapan, düşünen ve sorgulayan bireyin,
ahlaki değerleri önceleyerek yaşama yön vermesi ile yaşam içerisinde radikal biçimde “varım”
deyişi, varoluşunu onaylayan kesin bir ifadesidir. Bununla birlikte “Başkaldırmada insan sadece
kendini onaylamakla kalmaz, aynı zamanda başkalarıyla dayanışma içine girerek, başkalarının
da varlığını onaylar.” (Gündoğan 1997, 169). Bu yönüyle başkaldırı, “ille ve yalnızca ezilmişte
doğmaz, başka birinin ezilişini görmekten de doğabilir” (Gündoğan 1997, 14) Bireysel olarak
başlayan başkaldırı, insanlığın felaketleri karşısında, toplumsal bir nitelik kazanır ve Camus‟ nün
cogitosunda “Başkaldırıyorum öyleyse varız.” şeklini alarak toplumsal dayanışmayı sağlayan bir
değer olarak belirir. Bu bağlamda başkaldırıya toplumsal sorumluluğun getirdiği bilincin ışığında
varoluşsal bir anlam yüklenir.

�Öte taraftan ahlaki bir değer olan başkaldırının temelinde yatan şey “haklı olma durumu
ve adalet duygusu” dur. (Gündoğan 1997, 115-116) Dinamizmin tohumunu içinde taşıyan birey,
bir noktadan sonra yanlış gördüğünü kabul etmez, boyun eğmez. Buna karşılık doğru olanın,
kendisi ve toplumu için faydalı olanın gerçekliğini savunarak „geçerdeğer‟ olması yolunda
mücadele eder. Doğruluğuna inandığı değer yargılarının karşısında saçma olanı gören birey
kendi haklılığına inanır ve bu haklılığını savunma ihtiyacı hisseder. Ötekiler tarafından varlık
alanına saldırıda bulunulan, ben‟i sınırlanan ve bu sınırlama içerisinde özgürlüğü yoksanan kişi,
ötekinin bu yaptırımlarını durdurma adına sınırları çizen bir hayır ifadesiyle kendi varlığını ve
değerlerini önceler; ötekinin varlık alanına müdahale etmesini engeller. “Kendi hakkını korumak
durumunda olan başkaldıran insan, kendisine haksızlık etmek isteyen başkalarına karşı kendi
varlığını onaylamakta ve kendini bir değer olarak ortaya koymaktadır. (…) başkaldıran insan, bir
değer oluşturan insan olduğu için başkaldırma da, bir değer oluşturmaktadır.” (Gündoğan 1997,
168) Bununla birlikte belirtilmelidir ki “Başkaldırı hiçbir zaman tüm özgürlük isteme değildir.
Tam tersine tüm özgürlükten davacıdır.” (Gündoğan 1997, 261) “Başkaldıran kişi kendinden
güçlü olanın kendisine karşı kullandığı sınırsız özgürlüğe karşı çıkar. Bundan dolayı başkaldıran,
kendisi için özgürlük ister ama onun istediği özgürlük, başkasının varlığı üzerinde egemen olma
ya da başkasının varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir özgürlük değildir.”( Gündoğan 1997,
149)
2. İsmet Özel Şiirlerinde Otorite ve Baskı Düzenine Başkaldırı
Hak ve özgürlüklerin kısıtlanması durumu olarak tanımlanabilecek baskı, “egemen
olanın, aynı zamanda belirleyici ve genelgeçer olabilmek için kendi dışındakilere zorluklar
çıkarması, zor kullanması” dır.(Emre 2004, 50) Tarihte de çokça yaşanan ve çoğu zaman siyasi
ve ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan baskı, psikolojik bağlamda irdelendiğinde bir „korkaklık ve
özgüvensizlik‟ zafiyetlerinin ürünü olduğu söylenebilir. Nitekim kendi gücüne inanmayan,
yargılarının doğruluğunu ve yeterliğini savunamayan egemen/düzen öncüleri, egemenliğini
kaybetme korkusunu taşırlar. Farklılıkları hiçe sayan, farklı olan görüşlerin doğruluk ve değer
payını sıfıra indirgeyen düzen öncüleri, sahip oldukları siyasi ve ideolojik bağnazlıkla istedikleri
düzeni sağlamak adına, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isterler. Egemenliklerini
korumak için diğerleri üzerinde zorbalığa dayanan bir baskı ve otorite düzeni kurmayı temel
çözüm yolu olarak görürler. Ne var ki uygulanan bu baskılar kimi zaman bir takım kesimlere
boyun eğdirmeyi başarmışsa da çoğu zaman özgürlük tohumunu içinde barındıran insanın karşı
koyuşuyla/başkaldırısıyla karşılaşmıştır.

�Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz‟
kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama
ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60‟lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu
dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye,
adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı
altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki
baskının artması, bir yasaklar döneminin yaşanıyor olması; şairi, bu trajik durumu isyancı bir
söylemle dile getirmeye yöneltir. “Sanatın ve şiirin kaynağında insanın trajedisi vardır. İnsanın
trajedisi, onun „‟iç dünya‟‟sıyla „‟dış dünya‟‟sı arasındaki çatışmadır.”(Güdek, 2005) Yaşadığı
yasaklar döneminde kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla
dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve
otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz.
Gür sesin derin haykırışlara dönüşerek şiiriyet kazandığı “Evet! İsyan” şiiri her
kelimesiyle ruhta derin etkiler yaratan bir başkaldırı şiiridir. Şiirdeki başkaldırı, baskı ve
sınırlandırılmışlık dönemlerine yönelik bir tarzda hayata tutunma ile belirir:
Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim
göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
…
Evet!İsyan/Erbain, s. 97
Darbe ve baskıların yaşandığı tarihimizde 28 Şubatların acısının ruhunda yarattığı derin
acıların dile getirildiği şiirde dönemin mahpusluğu „demirden sağnaklar‟ ifadesiyle imlenir.
Sevdiğim olarak nitelendirilen hayat, acı çekmiş, şefkate muhtaç bir sevgili olarak belirir.
Nitekim darbe ve baskılarla en çok ona zulmün yapıldığı bir düzende yaşam nice baharlarını,
güzel günlerini ve sabahlarını darbelere kurban vermiştir:
Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın
varınca bayrakları, marşları duyuyorum
başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor
durup dineliyorum bütün taframla
bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün
hantal yüreklerin olduğu orda.

�Evet!İsyan/Erbain, s. 97
Günün en temiz, en yeni ve ilk zamanı olanı sabahın tüm güzellikleri rejim öncüleri
tarafından yontulmuştur. Bu yontulma işlevi ise zihinlerde yine baskı ve zorlamayı uyandıran bir
alet olan „keser‟ ile gerçekleştirilmesi varolan zorbalığın simgesel ifadesidir. Öte taraftan var
olan zorbalığın/darbelerin zafer nidaları olarak beliren marşlara, bu marşların esir aldığı dünyaya
ve bütün bunlara karşı hiçbir eylemde bulunmayan “hantal yüreklere” karşı isyan bayrakları
çekilir. Öfkeyle beliren bu başkaldırı ise, öfkenin biyolojik dışavurumu olan „yumruk‟ ile
somutlaştırılır. „Dinelmek/dimdik durmak‟ sözcükleri ise başkaldırının/ karşı koymanın bedensel
bir ifadesi olarak belirir.
Özel şiirlerinde ahlaki bir değer olarak kabul edilen ve yüceltilen mücadele, genel
itibariyle „aşk, sevda, yaşam‟ gibi metaforlar dahilinde daimi bir olumlama ile belirir. Evet!İsyan
şiirinde de aşk diye karşımıza çıkan mücadelenin ta kendisidir:
Kesik kolları var aşkın
döl ve inat barındıran.
Evet!İsyan/Erbain, s. 98
Mücadelenin simgesel ifadesi olan aşk, „çoğaltan, bütünleyen, oluşturan‟ olmasıyla
varoluşsal bir öz taşır ve daimi bir tutkuyu imler. Ne var ki şiirde aşkın kolları kesilmiştir. Baskı
ve otorite rejimine karşı verilen mücadelenin aldığı darbeler „aşkın kesik kollarının olması‟
durumuyla imlenir. Birincil anlamıyla insan uzuvlarından olan ve insanın iş görmesi için önemli
işleve sahip olan kolların yokluğu şiirde mücadelenin durdurumuna yönelik darbeleri imler. Öte
taraftan mücadelenin şimdi‟sinin umutsuzluk ile verilen hal‟i gelecekte umutluluk durumu ile
birlikte verilir. Nitekim aşk içinde “inat ve döl” barındırır. Rejimin yok etmek istediği ancak yok
edemediği mücadelenin simgesi olan “aşk”ın, bu yok ediciliğe karşı öfkesi “döl ve inat”
barındırması ile imlenir. İnatla düzenin kaosuna karşı koyan, tümleştirici ve çoğaltıcı
özellikleriyle yaşamın manevi değerlerini koruyan aşk/mücadele, henüz „kirlenmemiş,
ötekileşmemiş bireylerin tohumunu‟ da içinde taşır. Bu bağlamda aşkın içinde döl ve inat
barındırması, her şeye rağmen yitirilmeyen umutluluk durumunu imler. Yitirilmeyen umutlar ise,
yok edilen değerlerin yeniden gelişinin müjdecisi olması itibariyle düzene ve düzenin yok
ediciliğine karşı yapılmış bir başkaldırıdır. Şiirin devamında umudun gece karanlığındaki „ay
ışığı‟ ile vücut bulduğuna şahit oluruz:
Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri

�çünkü kavganın göbeğidir benim yerim
canlarım, kollarında Parti pazubentleri
dik başlar, erkek haykırışlarla
göndere, en yukarlara çekiyorlar
En yukarlara çatlıycak kadar aşkî yüreklerini.
Evet!İsyan/Erbain, s. 99
İnanılan değerler uğruna verilen mücadelelerin anlatıldığı şiirde, mücadele atmosferi
„kavganın göbeği‟ olarak betimlenir. Şiirde kavganın/mücadelenin ortasında inandıklarını
haykıran ve inançlarının karşısında yer alan her şeye başkaldıran bir sesin “erkeksi
haykırışlarını” duyarız. Gecenin/kaosun içerisindeki aydınlığın simgesi olan „ay ışığı‟ şairin
ruhunda uyarıcı bir işlev görür. Işığını güneşten alan ve geceyi aydınlatan ay, karanlığın
içerisindeki umudun simgesidir. Kaosun içerisinde az da olsa ışığı gören şair, ışığın karanlığı
tamamen örtmesi arzusuyla ruhunda derin çatışmalar yaşar. Bu çatışmalar ise şiirde „mahşer‟
metaforuyla imlenir. Mahşer sözcüğü; kalabalığın, kargaşanın, bilinmezliğin simgesel açılımı
olması itibariyle ruhtaki çatışmaların yoğunluğunu ifade eder. Öte taraftan şiirde „bayrak‟
imgesinin zihinlerde uyandırdığı özgürlük, bağımsızlık kavramları aşkın barınağı olan yürek
imgesine yüklenmiştir. Bu bağlamda “göndere çekilen yürek” in ruhta yarattığı imgelem gücü,
özgürlük sevdasının en gür haykırışı olmuştur.
“Marksist söylemin ilk boyutlu ve öncü şiiri olması bakımından” (Korkmaz 2005, 292)
önem arz eden Partizan şiiri “1960 sonrası devrimci gençliğin yaşadığı çarpıntıların, arayışların,
bulguların şiiridir”( Behramoğlu 1995, 108; Korkmaz 2005, 292) :
Gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız

�koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Partizan/Erbain, s. 65
Bireyin içinde biriken öfkenin kusmuğu olarak her an ağızdan çıkması muhtemel olan
sövgü harf metaforuyla imlenir. Bu öfke ise düzene ve düzene boyun eğen şehirli insanlara
yöneliktir. Kapitalist sistemin, yabancılaşmanın konumlandığı mekan olarak beliren şehirler
labirent sokaklarında bireylerin kendilik değerlerini kaybettiği yerlerdir. Bütün bu düzene ve
kaybedilen değerlere yönelik başkaldırı ise genç bir ergenin cesediyle dile getirilir. “Yaşamın
umuda dönük yüzü olan çocuklar”(Korkmaz 2008, 156) ve gençler Özel anlatılarında kaybedilen
değerlerin taşıyıcısı olması itibariyle düzenin yok etmek istediği fertler olarak ortaya çıkar.
“Koynunda isyan işaretleri” taşıyan sisteme boyun eğmeyen bireyin sonunda düzene yenik
düşerek yok oluşa sürüklenmesi „çaresiz‟ liğin açımlanmış halidir. Bu fertlerin ölümlerinin ise
zarflardan gelen bir haberle öğrenilmesi modernizmin getirdiği değer yitiminin trajik bir
göstergesidir. Gelenekte sevgiliden haberi, müjdeyi simgeleyen mektup/ zarf, taşıdığı önem
açısından hassasiyetle açılırken, yeni düzende yırtılarak açılmaktadır. Nitekim zarflar/mektuplar
ruhunu yitirerek sistemin bir nesnesi olmuştur. Artık sevgiliden haber getiren bu yönüyle kutsi
önem arz eden bir değer değil, düzenin kurumsal bildirilerinin iletimini sağlayan bir araçtır.
Şiirin devamında ise başkaldırı radikal söylemlerle vücut bulur:
Radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.

�…
Partizan/Erbain, s. 69
Radyodan gelen ter/emek kokularına, mücadele çağrılarına(silah sesleri) ve inandıkları
için savaşanların yaşamlarını yitirmesine evinden radyo dinleyerek iştirak eden bireyin, düzenin
içindeki esareti sunulur. Şiirde, İhtilal‟ in mücadele boyutu silah sesleri imlenir ve bu sesler ise
düzen içerisine hapsolmuş bireylere bir çağrıdır. Düzenin köleliğini benimsemiş insanına,
ihtilal/başkaldırı çağrısı olan „silah sesleri‟, „emek‟i sembolize eden „ter kokusu‟ ile birlikte
modernizmin simgesi olan radyodan ulaşır. Savaş hengamesinin radyodan öğrenilmesi, mücadele
dışında oluşun göstergesidir. Mücadele dışında olan birey bu mücadeleyle birlikte mücadelede
yaşamını yitiren ergen ölümlerini de radyodan duyar. Önüne gelen her şeyi yok eden bir canavar
görünümüne sahip rejim, inandıklarını savunan ergenleri genç yaşlarında ölüme mahkum etmiş,
yaşamın geleceğe dönük yüzlerini yok ederek geleceği kaosa gebe kılmıştır. Tüm bu yaşananlar
olayları dışarıdan seyreden ve şehrin içinde hapsolan bireyin ruhunda derin çatışmalara ve
huzursuzluklara yol açar. Öyle ki şiirde beyne çivilenen ergen ölümleri haberinin, ruhunda
yarattığı derin kırılmalar, bir nesneyi duvarı delerek monte etmeye yarayan vida nesnesi ile
somutlaştırılır. Nitekim o mücadelenin dışında kalmış şehrin bürokrasisine hapsolmuştur. Şiirde
bu hapislik boyunbağı/kravat ile imlenir. Şiirde kravat sözcüğünün yerine “boyunbağı”
sözcüğünün tercih edilmesi, çağın esaretine mahkum olan bireylerin kölelik vasıflarını imlemesi
açısından manidardır. Öte taraftan darlaşan mekan olan şehirde, sistemin insanlara giydirdiği
kıyafetler içerisindeki duyarsızlık hali, mücadele karşısında tüm olanlara seyirci kalmak “kirli bir
rahatlık” olarak ifadelendirilir.
Zulüm ve baskı dünyanın neresinde olursa olsun aynı duyarlılık ve samimiyetle bu
vahşete başkaldıran Özel, isyanını evrensele ulaşan bir söylemle dile getirir. Şair, baskı ve
zulmün tüm dünyaya yayıldığı bir dönemde, olan bitene sessiz kal(a)maz ve insanlığın gördüğü
zulme engel olmaya, ezilenlerin haklarını savunmaya çalışır. Bu mücadeleyi ise şiirlerinde zulme
karşı yapılan savaş olarak nitelendirir ve bu savaşın gerekliliğini isyankar bir söylemle ifade
eder:
…
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur
çünkü biz savaşmasak

�Uzak Asya’dan çekik gözlerimiz
Küba’dan kıvırcık sakallarımızla
Savaşmasak
Güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu’da
Ke San’da, Kandehar’da ümüğüne basılır mı vahşetin.
Sevgilim Hayat/Erbain, s. 110
Şiirde zulmün, bireyin ve kozmosun ontolojik tükenişine sebep olması durumuna “etlerin
gökyüzünü kokutması” ile gönderme yapılır. Kozmosun yaşamı imleyen, var eden, huzur veren
tanrısal yüzünün, “insan etleri ile kokması”; zulüm karşısında başkaldırmayan, mücadele
etmeyerek yaşananlara göz yuman kişilerin gerçekleşen tinsel ölümlerinin habercisidir. Baskı ve
zulmün ulusal biçimi Kozlu‟daki kömür ocakları ile imlenirken, evrensel mahiyetteki tezahürleri
“Uzak Asya, Ke San, Kandehar” olarak simgeleşir. Öte taraftan şiirde savaşın/mücadelenin
merkezi olarak beliren Küba, komünist duyarlılıkla yürütülen mücadelenin evrenselliğini imler.
Özel, „Aynı Adam‟ şiirinde hayat için verilen mücadele karşısında baskı ve otorite
düzeninin zorbalığını eleştirel bir söylemle dile getirirken bu düzene yönelik başkaldırısını
„dünyaya doğru yürümek‟ le dile getirir:
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
…
Hayatın bana başat
Bana avrat oluşunu öğrendim
İşçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
On beşinde bir arkadaş
İnancını savunurken yargıca
Anladı bulana durula akmakta olan şeyi
Aynı Adam/Erbain, s. 116
Yaşamı boyunca inandığı değerlerin savunucusu olan şair, inandıklarını savunanların
yaşantılarını isyan dolu sözlerle anlatırken, “dünya üzerine yürümek” ile “yaşanan zulümlere
boyun eğmeyeceğinin” haberini verir. İnançlarını savunanların inançlarıyla beraber temel
gerçeklikleri olan yaşamlarının da ellerinden alınarak susturuluşu var olan zulmün trajikliğinin

�göstergesidir. Nitekim “kafalarını kullananların kafalarının kesildiği”(Dündar 2010) baskı ve
otorite toplumlarında, düşünmeyen, sorgulamayan, haklarını aramayan sömürülmeye açık
bireyler arzulanır. Yaşamı ıskalama lüksü olmayan, yaşamak için tek şansları olan ezilenler, bu
şanslarını mücadeleden yana kullanmış ne var ki bu mücadele zulme yenik düşmüşlerdir. Şiirde
“işçiler ve on beşinde genç” inancın savunucuları olarak belirirken “kurşun, yargıç ve baskı”
susturulmuşluğun simgesel açılımlarıdır.
Özel, yaşamı ve insanı irdelediği Amentü şiirinde baskı ve sınırlandırma dönemlerindeki
ruh halini, düzenin kaosu imleyen kirliliği ile birlikte verir:
“Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
Her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
Gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
Resimli bir kitaptan çalardım hayatımı”
Amentü/Erbain, s. 177
Beyaz rengi ile saflığın, temizliğin sembolü olan kar, kışın berrak yüzüdür. Gökyüzünün
tabiata naif bir hediyesidir. Var edici ve temizleyici gücüyle tanrısal olanı imler. Tinsel bağlamda
ise arınmışlığın simgesidir. Şiirde kar kirli dünyanın karşısına konumlandırılır. Öyle ki kötücül
unsurların hüküm sürdüğü dünya ontolojik bir kirlenme içerisindedir. “Kar yağarken kirlenen bir
şeydi benim yüzüm” ifadesiyle karın temizleyici gücünün, düzenin kirliliğine etki edemediği
gerçeği verilir. Tanrısal bir arındırma işlevine sahip olan karın yağması temiz simaların
kirlenmesine engel olamaz ve bu temiz simalar kirli dünyadan nasibini alırlar. Ruhlara sinmiş bu
kirlilik ise kolay kolay temizlenmeyecek niteliktedir. Öyle ki şair, düzenin kirlettiği ruhunu
temizlemek için “kusmak” eyleminin kurtarıcı işlevine sığınır.

Midenin kabul etmediği

besinlerin dışarıya atılması olarak ifadelendirilebilecek kusma eylemi şiirde ruhun temizlenmesi
arzusunun somut görüngüsüdür. Birey kendine bulaşan tüm iğretileri ve kirlilikleri kusarak
ruhunu temizlemek/ arındırmak ister. Öte yandan şiirde “gece” imgesi kötü oluşların habercisi
olarak belirir. Işığın yokluğu ile beliren karanlığın tüm kainatı kapladığı gece, tehlikelerin
dorukta olduğu bir zaman dilimi olması itibariyle kargaşa, güvensizlik, korku gibi duyguların
zihinsel uyarıcısıdır. Dünyanın içerisinde bulunduğu kaos hali şiirde gece imgesiyle verilir. Tüm
bunlara karşı yaşama tutunma ile başkaldıran ben, düzenin yok edici yönünü ve kirlenen ruhların
tükenişe sürüklenme korkusunu „ıslık‟ ile aşmaya çalışır. Sesin var edici gücüne sığınır. Şiirde
kaosun aşılması için sığınılan bir diğer unsur ise sanatın/resmin var edici gücüdür. Anlatıcı ben,
içinde bulunduğu dünyadan kaçmak ister ve gerçekte başaramadığı bu durumu zihninde,

�kitaplardan kalma bir görüntüyle yakalamaya çalışır. Varolan dünyanın korkunç gerçekliği
resmin/sanatın hayaldeki koruyuculuğu ve güzelliği ile aşılmak istenir. Resimdeki hayatın
ödünçlenmesiyle „gerçekliğin korkunçluğu‟ ndan „hayalin huzuru‟ na sığınılır.
Özel şiirlerinde masumiyetin, kirlenmemişliğin simgesi olan çocuklar, gelecek tasarımları
olarak belirirler. Bu yönüyle geleceği yeniden kurmak isteyen şair, onları korumak için elinden
gelen her şeyi yapar ve yaşamı „onlar adına savaşma‟ olarak nitelendirerek yaşamının kaynağına
onları koyar. Ne var ki tüm mücadelelere rağmen çocukların da bu düzen oyunlarına kurban
verilmesinin önüne geçemez. „Of Not Being A Jew‟ şiirde bu duruma yönelik başkaldırı dikkat
çeker:
…
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
Acılardır paylaşan çocukları
Gün geldi paylaşıldı acılar
Çocuklar paylaşıldı
Of Not Being A Jew, s.160
Şiirde bozulan düzenin sonunda çocuklara ulaşmasının trajedisi sunulur. „Acıları
paylaşmaz‟ diye ifadelendirilen çocuklar yaşamın acı yüzüne rağmen gülmeyi başarabilen, mutlu
olabilen umut tohumlarıdır. Acılardan uzak yaşaması gereken/acıları paylaşmayan çocuklar,
acılar tarafından paylaşılan birer nesne konumuna indirgenmiştir. Geleceğin umut yüzü olan
çocukların paylaşılma eyleminin edilgenliğine büründürülmesi, metalaştırılması düzenin
bozulmuşluğuna gönderilen eleştiri oklarıdır. Düzen öncülerinin/ dünya patronlarının, tüm
dünyaya hakim olma isteğinin bir dışavurumu olan paylaşma, “DasMann‟laşmış”(Magill 197,
25) insanın içindeki sınırsız arzularının hırsla bütünleşen yaptırımlarıdır. Bu hırsın çocukları da
kapsaması, düzenin ve geleceğin bozulmuş, karanlık yönünü ifade eder.
Düzenin karanlık yönüyle birlikte kapitalist sistemin tüketimi aşılayan reklamcı
anlayışının ironi ile birlikte verildiği „Esenlik Bildirisi‟ susturulmuşluğa yönelik bir
başkaldırıdır:
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
Kin, kusturur insanı; adına çıdam denir
Susulunca tutulan çetele simsiyahtır

�O siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir.
Esenlik Bildirisi/Erbain, s. 173
Düzenin reklamvari sloganlarıyla süren yaşam, tüm acıları ört pas eden bir yapaylığa
sahiptir. Öyle ki bireyin içinde bulunduğu acı çekme haline sloganı imleyen bir ifadeyle
olumluluk kazandırılmaya çalışılır. Şiirde bu durumun eleştirisi ise “Acı duymak ruhun
fiyakasıdır.” ifadesiyle vücut bulur. Yaşanan acılara sabır göstererek katlanma, yapılanlar
karşısında susma/susturulma ise derin bir kinin oluşumuna neden olur. Susturulmuşluğun
karanlık dünyası, içinde derin bir öfke ve kin barındırır. Düzenin baskı ve zorbalığı karşısında
susma/ susturulma durumu, içindeki kini gelecek günlere taşıması ile şiirde “gür ve bereketli”
olarak ifade edilir. Bu bağlamda şiirde düzene ve düzenin susturucu otoritesine karşı gelecekteki
intikamı haber verme ile başkaldırılır. Öte taraftan, zorbalığı benimseyen bir düzende, şair
başkaldırısını da zorbalığı ifade eden bir söyleme dile getirir:
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
Ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
Haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
Yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
Esenlik Bildirisi/ Erbain, s. 174
Zorba düzenin zorba insanı başkalarının değerini hiçe sayan, elindeki gücü hak olmayan
bir durumda kullanan, tiranlaşmış bir canavardır. Ne var ki toplumun, yapılan yanlışlar ve bu
zorbalıklara verdiği karşılık “başkaldırma, karşı gelme” yerine onları alkışlama ile belirmiştir.
Haklıların hor görüldüğü ezildiği, zorbaların ise alkışlandığı, kahraman ilan edildiği düzende
tiran tiplere duyulan saygı ve hürmet şairi isyana zorlar. “Ez, canavar dedir, haksızlık et”
haykırışlarıyla şiirde yer edinen başkaldırı, doğruyu gösterebilmek için yanlışın ne olduğunu
anlatmak gerektiğine dair empatiye dayanan bir yol ile varlık kazanır. Öte taraftan hayatın;
ezilen, hakkı yenen, hor görülen için mücadele edenlerin yanında değil de, tiran tiplerin yanında
oluşu şairi isyana sürükleyen başka bir sebeptir. Öyle ki bu isyan adaletini yitiren yaşamdan “öç
almak” istemiyle dışa vurulur.
Baskı ve otorite düzeni, insanı sadece düzenin var olmasını sağlayan bir meta olarak
görür ve ona verdiği değer de dolayısıyla meta değeridir. İnsan hayatının hiçlenmesi, insani
değer ve kutsiyetlerin değersizleştirilerek varlık alanına yönelik suçlar işlenmesi şairin ruhunda

�derin çatışmalara sebep olur. Bu durumun isyanı “Kanla Kirlenmiş Evrak” şiirinde şöyle vücut
bulur:
“Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
Tabutumun üstünde zar atıyorlar
Cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır.”
Kanla Kirlenmiş Evrak/Erbain, s.159

Kişinin birincil değerleri diğer insanlar için önem arz etmez ise bu durum diğerlerinin
ötekileşmesine ve birey ile ötekiler arasında çatışmaların var olmasına sebep olur. Şiirde, birey
için önem arz eden değerlerin diğerleri/ötekiler tarafından hiçlenişi isyankar bir söylemle belirir.
Şiirde birey için en temel/en birincil gerçeklik olan yaşam metalaştırılmış, başkalarının üzerinde
oyun oynadığı bir kumar hüviyetine büründürülmüştür. Şans oyunlarının birincil nesnesi olan
„zar‟ yaşamın metalaştırılmasının simgesel ifadesidir. Tabut ise ölümü sembolize eder. Bireyin
ölümü üzerine oynanan oyunlar, onun birincil gerçekliği olan yaşamının başkaları tarafından
hiçlendiğinin göstergesi olarak belirir. Öte taraftan yine var eden, çoğaltan, açımlayan değerler
olarak beliren “aşk ve inançlar”ın durumu da yaşamla benzerdir. Varlık alanına yönelik işlenen
bir suç olarak beliren „işgal‟, bireyin ötekilere karşı güçlü bir öfke duymasına sebep olur. Bu
öfke ise işgali anlatan isyankar bir söylemle belirir. Öte taraftan “Yazdığım her dizenin bir
hikayesi vardır.”(WSNBD, 26) diyen Özel‟in şiirlerinin bir „ben şiiri‟ olduğu göz önüne alınırsa
şiirde geçen “cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır” ifadesi hayatındaki değişimlere paralel
olarak yorumlanabilir. Öyle ki, yaşamının her döneminde eninde sonunda yalnızlık ile baş başa
kalan Özel, babasının ölümüyle de tüm aile çevresi ve akrabalarıyla iletişimi kesilir. Yalnızlık ve
bırakılmışlık duygularını derinden duyumsayan şair, yalnızlığını eski dostlarından/adreslerinden
umut kalmayışı ile ifade eder. Bu bağlamda değerlerinin ve birincil gerçekliklerinin hiçlendiği ve
yalnızlığını derinden duyumsadığı bir dünyada, şairin hayatı hakkında karanlık sözler yazması
tabii karşılanmalıdır.
Sonuç
Sonuç olarak kendini “Tevarüs edilmemiş asalet ve kadirşinas itaatsizlik”
özellikleriyle tanımlayan ve yaşamı boyunca otantiklik arayışı içerisinde olan Özel‟in temelde
tek bir amacı vardır: “Hayatı dokunulur kılmak.” Öte taraftan bu amacını sadece kendisi için

�değil, tüm bir insanlık için güder ve amacına ulaşmak için bireyselden toplumsala açılan bir
perspektiften yaşam boyu süren bir mücadele sergiler. Yaşamsal bir anlam yüklediği şiir ise
mücadelesinde onu yalnız bırakmayan yegane dostudur. Ona göre şiir bir hak arama dilidir.
Şiirle yaşama tutunmaya çalışan şair, yine şiir ile bu yaşamı anlamlı kılmaya, yaşanılabilir
hale getirmeye çalışır. Zulüm ve haksızlığa yönelik başkaldırıyı şiirleri aracılığıyla dile getirir.

KAYNAKÇA
Bekiroğlu, Nazan, (2008), La Sonsuzluk Hecesi, Timaş Yay., İstanbul
Camus, Albert, (1995), Başkaldıran İnsan, (Çev. Tahsin Yücel), Can Yay., İstanbul
Deveci, Mutlu, (2012), Varoluş ve Bireyleşme Açısından Ferit Edgü Anlatılarında Yapı ve
İzlek, Akçağ Yay. Ankara
Emre, Ali, (2004), Yozlaşma ve Baskı Ortamında Sanat, Hece Dergisi “Hayat- EdebiyatSiyaset Özel Sayısı, S.90/91/92, Hece Yay., Ankara
Fromm, Erich, (2001), İtaatsizlik Üzerine, (Çev. Ayşe Sayın) Kariyer Yay. İstanbul
Gündoğan, Ali Osman, (1997), Albert Camus ve Başkaldırma Felsefesi, Birey Yay., İstanbul
Korkmaz, Ramazan, (2005), Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı, Grafiker Yay. Ankara
_______, _______, (2008) Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri,
Ankara, Grafiker Yay.
Magill, Frank N., (1971), Egzistansiyalist Felsefenin Beş Klasiği, (Çev.Vahap Mutal) Hareket
Yay. İstanbul
Özel, İsmet, (2011), Erbain, Şule Yay., İstanbul
____, ____, 2011), Of Not Being A Jew, Şule Yay., İstanbul
____, ____, (2011), Waldo Sen Neden Burada Değilsin?, Şule Yay., İstanbul
____, ____, (2010), Şiir Okuma Kılavuzu, Şule Yay., İstanbul
Tüzer, İbrahim, (2008), İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat, Dergah Yay., İstanbul
Dündar, Can, (2010), Günümüz Gerçekleri, http://kamilece.blogspot.com/2010/12/gunumuzgerceklerican-dundar.html

�Güdek, Orhan, (2005) İsmet Özel’in Şiir Okuma Kılavuzu, Akademik Yazılar,
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/orhan_gudek_ismet_ozel.pdf

KISALTMALAR
WSNBD :

Waldo Sen Neden Burada Değilsin?

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11010">
                <text>2291</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11011">
                <text>İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDE BASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK BAŞKALDIRI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11012">
                <text>GEÇEN, Sevda </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11013">
                <text>Anahtar Sözcükler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma.  ÖZET  Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur. Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde taşıyan birey için kabul edilmezdir. Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz’ kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60’lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel şiirlerindeki baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11014">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11015">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11016">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11017">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="2514" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19909">
                <text>888</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19910">
                <text>Ispitivanje Svrhe, Učestalosti i Oblika Korištenja Rječnika   i Procjena Online Rječnika u Bosni i Hercegovini  </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19911">
                <text>Hedzic, Lara 
Hedzic, Benjamin </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19912">
                <text>Globalizacija danas zahtjeva primjenu sve učinkovitijih jezičnih tehnologija i alata u postupku podučavanja jezika, prevođenja ili pak svakodnevne komunikacije. Ovdje uporaba rječnika, bilo to tiskanih ili online, igra važnu ulogu. U Bosni i Hercegovini trenutno postoji jako malo znanstvenih istraživanja u ovoj oblasti pa se stoga u prvom dijelu rada želi prikazati svrha, učestalost i oblici korištenja rječnika kao dijela jezične tehnologije, dok drugi dio rada ima za cilj predstaviti rezultate procjene online rječnika koji su jezično dostupni  u Bosni i Hercegovini.   Istraživanje treba da posluži kao fundament za modernizaciju i razvijanje  jezičnih tehnologija i alata kao i pokretanje uporabe službenih jezika u Bosni i Hercegovini u sustav globalne višejezične komunikacije.   U istraživanju je učestvovalo ukupno 107 ispitanika sa područja cijele Bosne i Hercegovine.   </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19913">
                <text>2012-05</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="19914">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="483" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="506">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5fe5b1037580d91333fb9ada9b8a724e.pdf</src>
        <authentication>59f934dc301f8fac3ae915d02fb91942</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="3715">
                    <text>Journal of Foreign Language Teaching and Applied Linguistics

Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in
English by native speakers of Croatian
Ines Skelac &amp; Ružica Stanić
University of Rijeka, Croatia
Submitted: 15.04.2014.
Accepted: 16.11.2014.

Abstract
Native speakers of Croatian often have problems with appropriate usage of English
tenses that do not exist in Croatian, frequently associating past forms in English with
perfective meanings in Croatian and non-past forms with imperfective meanings
(because Croatian has verb aspect). They also encounter difficulties with nontemporal uses of English tenses.
Apart from the central meaning of tense as temporal reference, there are four nontemporal meanings of English tenses (Tyler, 2000): (1) emotional distance or
intimacy; (2) the relative salience or status of the information being conveyed; (3)
negative epistemic stance towards a particular scenario; (4) to express requests,
commands and invitations.
Although some non-temporal meanings are very similar to those in English, there are
also significant differences that cause difficulties to native speakers of Croatian in
learning English as L2. Some of the differences are caused by metaphorical and
metonymical shifts in meaning between the source domain (time distance) and the
target domain (distance between wish and reality, simulating of distance in order to
avoid direct appeal, distance of the deictic centre, counterfactual possible situation,
etc.). In order to examine those assumptions, 102 students – English learners – were
tested. Differences mainly occurred in cases when the past tense is used in English to
signal (1) a negative epistemic stance towards a particular scenario and (2) tense as
an expression of attenuation: invitations, requests and suggestions, because Croatian
speakers tended to use the present tense in some cases.
We argue that a consistent description of non-temporal uses of tenses in Croatian and
English, with analysis of differences, can facilitate the learning of these frequently
occurring non-temporal uses of English tenses.
Keywords: Croatian, English, meaning, second language acquisition, tenses
109

�Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in English by native speakers of Croatian

110

�Journal of Foreign Language Teaching and Applied Linguistics

Introduction
Native Croatian speakers often have problems with appropriate usage of English
tenses that do not exist in Croatian, frequently associating past forms in English with
perfective meanings in Croatian and non-past forms with imperfective meanings
(because Croatian has verb aspect); they also encounter difficulties with nontemporal uses of English tenses.
In order to investigate how differences in non-temporal uses of tenses in English and
Croatian cause difficulties to native Croatian speakers in learning English as L2, four
groups of non-temporal uses in English (as presented in Tyler &amp; Evans, 2000) will be
analysed and compared with non-temporal uses in Croatian. The data obtained by the
research carried out with 102 students will be processed. The conclusions may be
used in further investigations with the purpose of facilitating the learning and
teaching of those frequently occurring non-temporal uses of English tense in the case
of native speakers of Croatian and related languages.

Theoretical background
Tenses are primary used to determine whether an event takes place in the past,
present or future; moreover, to express modality or some kind of distance (emotional,
the change of reference point, unreality, etc.). Some authors, like Peter Ludlow
(1999), argue that grammatical phenomenon called tense is a mixture of other
phenomena, including modality and evidentiality, therefore tense is a compounded
category developed by combining those categories.
As people have problems in comprehending time, especially its flow and direction,
they often map features of space relations to time relations. Many scientists
concluded that tense is a deictic phenomenon which refers to time with respect to a
deictic centre (a reference point in relation to which a deictic expression is to be
interpreted).
There is a strong connection between temporal concept 'now' and locational concept
'here'; we cannot perceive the present moment differently than in frames of our
physical environment and sensory experience. Therefore, it is not surprising that time
and space are conceptually strongly connected, which can be shown by conceptual
metaphors such as TIME IS A MOVING OBJECT (Lakoff &amp; Johnson, 1980, p. 42).

In accordance with that metaphor, the future is considered as moving towards us, for
example:
111

�Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in English by native speakers of Croatian

(1) The time has come to stand for all we believe in.
(2) I look forward to your arrival.
(3) Time flies.
By virtue of TIME IS A MOVING OBJECT metaphor, time receives a front-back
orientation facing in the direction of motion, as any moving object. These metaphors
facilitate conceptualizing time by reducing it to something more familiar and
concrete.
Non-temporal use of tenses entails the use of tenses not in order to talk about time,
but some other phenomena. As the past tense is by default used to express that an
event took place in the past, if the same tense is used when talking about the present,
it obviously means something else than past reference. Hence, time distance is
mapped onto some other type of distance, for example, distance between wish and
reality, simulating distance in order to avoid direct appeal, distance of the deictic
centre (in the case of reported speech), distance of a possible world that contradicts
the real world, etc.
Tyler and Evans (2000) argue that temporal use of tenses precedes the non-temporal
one, but they emphasize the importance and appropriate treatment of non-temporal
use, which is not arbitrary and peripheral phenomenon.
There are four main groups of non-temporal uses of tenses in English:

1. Emotional distance or lack of intimacy: My first husband was Italian. Now
he is a super star.

2. Relative status of the information (i.e. the past tense signals background
information, while the present tense signals foreground status: In November
1859, Darwin’s Origin of the Species was published in London. The central
idea in this book is the principle of natural selection.
3. Negative epistemic stance towards a particular scenario (contrary to fact
wish or a belief opposite to reality): If she studied harder, she would get
better grades; I wish I knew what he'll say next.
4. Tense as an expression of attenuation: invitations, requests and suggestions:
Excuse me, I was wondering if this was the train for York.
There are some differences between non-temporal uses in English and Croatian. In
Croatian, non-temporal uses are not necessary regarding epistemic stance, because
sentences like I wish I knew what he'll say next can be translated in two ways, using
the present tense or conditional mood and appropriate connective ('da' plus present or
'kad' plus conditional): Da barem znam što će sljedeće reći; Kad bih barem znao što
112

�Journal of Foreign Language Teaching and Applied Linguistics

će sljedeće reći. Furthermore, in some cases of expressing attenuation, when there is
past tense in English, the present tense is used in Croatian: Oprostite, zanima me je li
ovo vlak za York. If the past tense were used in that sentence, it would have temporal
meaning.
Non-temporal uses of English tenses are presented in the following schema:
Source domain

Target domains

The target domain is always temporal, i.e. talking about past or present events, while
the source domains include metaphorical and metonymical shifts.

Analysis of the data
In order to examine the issues native Croatian speakers encounter in the acquisition
of non-temporal meanings of English tenses, 102 students at the University of Zagreb
and at the University of Rijeka were examined. The average age of students was 23,
there were no students of English language and literature and they had studied
English for approximately 9 years in primary and secondary school.
The questionnaire contained ten statements and four translations for each of the
statements. Eight of the statements were in Croatian with English translations and
two were in English with Croatian translations. The students were instructed to
choose one or more translations for the statement in question. They were also given
113

�Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in English by native speakers of Croatian

an option of providing a different translation. There was no time limit for completing
the questionnaire.
Emotional distance and lack of intimacy
(1) a. Moj je prvi dečko bio Talijan. Sad je velika zvijezda.
The correct translation of these sentences is
(1) b. My first boyfriend was Italian. Now he is a superstar.
The vast majority of the students (85%) selected the correct answer. However, some
respondents chose incorrect translations:
(1) c. My first boyfriend is Italian. Now he is a superstar.
(1) d. My first boyfriend has been Italian. Now he is a superstar.
A possible explanation for these mistakes could lie in the second sentence: the first
boyfriend is still alive (Now he is a superstar) and he hasn't change nationality,
therefore, he hasn't stopped being Italian. In example (1) a. the use of was does not
code time, as the first boyfriend is still Italian. Since the sentence describes a
romantic involvement, some degree of intimacy is implied. The degree of intimacy is
distal because the adjective first suggests that there were other boyfriends. The use of
past simple implicates a relationship which is no longer intimate.
Tense is employed in reported speech also to express distance, but between the
reference point and the speaker in direct and indirect speech act: the hearer in the
direct speech act becomes the speaker in the indirect speech. In English, the change
of the reference point and the distance regarding transfer of someone else's words
result in the change of tense, while in Croatian the tense remains unchanged. The
respondents chose the correct translation predominately (71%), as it was expected,
because they have learned how to convert direct speech into indirect speech.
Relative status of the information
Tense is employed to express saliency and to signal the relative status of the
information. Even if an event took place in the past, if it is still relevant, it can be
expressed using the present tense.
(3) a. U studenom 1859. godine u Londonu je objavljena Darwinova knjiga
Podrijetlo vrsta. Središnja je ideja te knjige princip prirodne selekcije.
The predicate in the first sentence in (3) a. is in the past tense and the predicate in the
second sentence is in the present tense. Though there is a correspondence between
tenses in English and Croatian, almost one-third (32%) of the students didn't choose
the appropriate translation:
(3) b. In November 1859, Darwin’s Origin of the Species was published in London.
The central idea in this book is the principle of natural selection.
114

�Journal of Foreign Language Teaching and Applied Linguistics

The publication date is not the central idea of the paragraph. Was in (3) b. establishes
background information (Origin of the Species' publication date) for the important
information, which is in the second sentence – the principle of natural selection.
The appropriate epistemic stance towards a particular scenario
A fact or belief opposite to reality
In counterfactual conditionals and similar constructions containing if-clauses,
hypothesizing a situation that seems highly unlikely to occur, for example Imagine if
you were the president of the USA. What would you do to make the world a better
place?, the past tense in the if-clause does not signify a past event, but the fact that
the content expressed by the if-clause is not true or even does not have the real
possibility to become realized. In Croatian, if-clauses in those constructions can
contain both the past and the present tense.
In both examples used in the questionnaire students needed to select the correct
translation of a Croatian sentence containing present tense in the if-clause. The
majority of them chose the right translation in both cases, but 32% chose translations
with the present tense in the if-clause in the case of counterfactual conditional. This
result may be explained by the occurrence of present tense in the Croatian original.
Contrary to fact wish
As in the previous examples, English past tense is used to express a contrast between
the speaker's wish and the state of affairs. In Croatian the same information is
expressed by present tense and the connective 'da' or conditional mood and the
connective 'kad', which are used in if-clauses of counterfactual conditionals.
Therefore, English sentence
(6) a. It's freezing today. I wish it wasn’t so cold.
has two correct translations:
(6) b. Danas je mrzlo. Da barem nije tako hladno.
(6) c. Danas je mrzlo. Kad barem ne bi bilo tako hladno.
Almost all of the students (99%) chose one or both of the right answers.
Surprisingly, a similar conclusion cannot be drawn regarding example (7) a., which
seems similar to (6) a.:
(7) a. I wish I knew what he'll say next.
Only 64% of the students selected the right answer:
(7) b. Da barem znam što će sljedeće reći.
One student offered an alternative, also correct answer:
(7) c. Kad bih barem znao što će sljedeće reći.
115

�Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in English by native speakers of Croatian

A significant number of respondents (35%) picked one of the wrong answers, which
included the past tense in the if-clause. In Croatian, the past tense cannot appear in
those sentences because it would change the meaning, i.e. the sentences would refer
to an event occurring in the past, not in the present.
Tense as an expression of attenuation: invitations, requests and
commands
Attenuated invitations
The English past tense is sometimes used where the present tense could be expected,
its intention being to avoid directness of the question and decrease the amount of
imposition on the hearer. The Croatian past tense is sometimes used for the same
reason, but as far as requests are considered, it is not as important to attenuate them
by tense, therefore the present tense is used.
In (8) a. the past tense is used to avoid directness of the question because the
situation is probably unpleasant for both the speaker and the hearer.
(8) a. Ona: O čemu razmišljaš? On: Pitao sam se bi li izašla sa mnom.
The correct translation also has the past tense, so the majority of respondents selected
translations containing the past tense. 72% chose the accurate translation (8) b. and
6% chose translation (8) c., containing the past simple, instead of past continuous,
while 22% thought that the present simple or present continuous was the correct
tense.
(8) b. I was wondering if you'd like to go out with me.
(8) c. I wondered if you'd like to go out with me.

116

�Journal of Foreign Language Teaching and Applied Linguistics

Attenuated requests
It was different in a Croatian sentence with the present tense:
(9) a. Oprostite, zanima me je li ovo vlak za York.
Only 44% of the students chose the correct translation:
(9) b. Excuse me, I was wondering if this was the train for York.
Others assumed that the present simple or present continuous should be employed.
English expression “I was wondering” is considered more polite than “I am
wondering...” In this particular case, it's not possible to employ past tense in Croatian
with the same intention, because it would mean that you were interested whether the
train was for York sometime in the past.
Attenuated commands
Finally, past tense is used to attenuate commands, making them more polite by
mitigating the amount of opposition on the hearer. For that purpose the past tense is
used in the English subordinate clause, contrary to the present tense in Croatian.
(10) a. Krajnje je vrijeme da odemo.
Only 26% of the respondents chose sentence (10) b. as the translation of the given
sentence:
(10) b. It's high time we left.
A high number of students (70%) selected the sentence that contained present tense:
(10) c. It's high time we leave.
This mistake occurred because of the difference in tense in Croatian and English
iterations of the same statement: sentence (10) b. contains only present tense. A small
number of students (3%) recognized the difference in tenses, yet chose the incorrect
translation:
(10) d. It was high time we left.

Conclusion
This paper has given an account of the issues native Croatian speakers encounter
when acquiring non-temporal meanings of English tenses. Our research has shown
that native Croatian speakers are often misled by the tense used in their native
language, except in the cases when they had learned the rules for e.g. counterfactuals
and reported speech. Due to the fact that the past tense is employed in both English
and Croatian, no significant deviation was found between expected and obtained
responses in examining an example expressing emotional distance and the lack of
intimacy. Croatian indirect speech uses the same tense as direct speech;
consequently, native speakers sometimes have problems with converting direct
speech into indirect speech in English. The research has shown that Croatian
117

�Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in English by native speakers of Croatian

speakers have some difficulties understanding the use of English past tense when it
expresses actuality, especially when the past tense appears in the if-clause of a
conditional sentence. The past tense cannot be employed in Croatian to attenuate
invitations, requests and suggestions in all of the same situations as in English,
because in Croatian it sometimes has temporal meaning. For that reason, Croatian
speakers displayed difficulties concerning the non-temporal use of past continuous to
attenuate requests and invitations and past tense to attenuate commands.
In conclusion, if native speakers were referred to the differences between nontemporal use of tenses in Croatian and English, especially if the approach were
focused on presenting non-temporal use as a systematically organised and structured
appearance in language, it is conceivable that learners would show better
comprehension and therefore better use of those non-temporal meanings, as in the
cases of reported speech and counterfactual conditionals.

References
Lakoff, G., &amp; Johnson, M. (1980). Metaphors we live By. London: University of
Chicago Press.
Ludlow, P. (1999). Semantics, tense and time: an essay in the metaphysics of natural
language. Cambridge, Mass.; London: MIT Press.
Tyler, A. (2008). Applying cognitive linguistics to second language teaching: the
English modals. In N. Ellis &amp; P. Robinson (Eds.), The handbook of
cognitive
linguistics and second language acquisition (pp. 456–
488). New York and
London: Routledge.
Tyler, A. &amp; Evans, V. (2000). My first husband was Italian (and he still is):
examining
“exceptional” uses of English tense and pedagogical
grammar. Essen: LAUD.

118

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="3709">
                <text>2788</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="3710">
                <text>Issues in acquisition of non-temporal meanings of tenses in English by native speakers of Croatian</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="3711">
                <text>Skelac, Ines
Stanić, Ružica</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="3712">
                <text>Native speakers of Croatian often have problems with appropriate usage of English tenses that do not exist in Croatian, frequently associating past forms in English with perfective meanings in Croatian and non-past forms with imperfective meanings (because Croatian has verb aspect). They also encounter difficulties with non-temporal uses of English tenses.    Apart from the central meaning of tense as temporal reference, there are four non-temporal meanings of English tenses (Tyler, 2000): (1) emotional distance or intimacy; (2) the relative salience or status of the information being conveyed; (3) negative epistemic stance towards a particular scenario; (4) to express requests, commands and invitations.    Although some non-temporal meanings are very similar to those in English, there are also significant differences that cause difficulties to native speakers of Croatian in learning English as L2. Some of the differences are caused by metaphorical and metonymical shifts in meaning between the source domain (time distance) and the target domain (distance between wish and reality, simulating of distance in order to avoid direct appeal, distance of the deictic centre, counterfactual possible situation, etc.). In order to examine those assumptions, 102 students – English learners – were tested. Differences mainly occurred in cases when the past tense is used in English to signal (1) a negative epistemic stance towards a particular scenario and (2) tense as an expression of attenuation: invitations, requests and suggestions, because Croatian speakers tended to use the present tense in some cases.    We argue that a consistent description of non-temporal uses of tenses in Croatian and English, with analysis of differences, can facilitate the learning of these frequently occurring non-temporal uses of English tenses.    Keywords: Croatian, English, meaning, second language acquisition, tenses</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="3713">
                <text>2015</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="3714">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="68">
        <name>P Philology. Linguistics,PE English,PG Slavic, Baltic, Albanian languages and literature,PR English literature</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1125" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8793">
                <text>3443</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8794">
                <text>ISSUES IN ACQUISITION OF NON-TEMPORAL MEANINGS OF TENSES IN ENGLISH BY NATIVE SPEAKERS OF CROATIAN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8795">
                <text>Skelac, Ines
Stanić, Ružica</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8796">
                <text>Native speakers of Croatian often have problems with appropriate usage of English tenses that do not exist in Croatian, frequently associating past forms in English with perfective meanings in Croatian and non-past forms with imperfective meanings (because Croatian has verb aspect). They also encounter difficulties with non-temporal uses of English tenses.    Apart from the central meaning of tense as temporal reference, there are four non-temporal meanings of English tenses (Tyler, 2000): (1) emotional distance or intimacy; (2) the relative salience or status of the information being conveyed; (3) negative epistemic stance towards a particular scenario; (4) to express requests, commands and invitations.    Although some non-temporal meanings are very similar to those in English, there are also significant differences which cause difficulties to native speakers of Croatian in learning English as L2. Some of the differences are caused by metaphorical and metonymical shifts in meaning between the source domain (time distance) and the target domain (distance between wish and reality, simulating of distance in order to avoid direct appeal, distance of the deictic centre, counterfactual possible situation, etc.). In order to examine those assumptions, 102 students – English learners – were tested. Differences mainly occurred in cases when past tense is used in English to signal (1) a negative epistemic stance towards a particular scenario and (2) tense as an expression of attenuation: invitations, requests and suggestions, because Croatian speakers tended to use present tense in some cases.    We argue that a consistent description of non-temporal uses of tenses in Croatian and English, with analysis of differences, can facilitate the learning of these frequently occurring non-temporal uses of English tenses.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8797">
                <text>2014</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8798">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="18">
        <name>PE English</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1785" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2544">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8414d75c6ec9d98bafe81c49e9046258.docx</src>
        <authentication>815d71734df37127980c4ae535e12db9</authentication>
      </file>
      <file fileId="2545">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f26422c724f7921846fb44ef930d3f09.pdf</src>
        <authentication>9f200c012a2a71efa7cc28cd47104a07</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="14681">
                    <text>Issues in Syllabus Design: Needs Analysis
Hanieh Davatgari Asl&amp;Saed Molaie
Islamic Azad University, Iran
ABSTRACT
This paper is trying to define the needs and then categorize the needs according to different dimensions and see the
factors influencing needs analysis (NA).NA should consider both present and future needs of the learners in one
dimension and needs of the instruction program and authorities in another dimension. The Needs can be acquired
from the learners to see what their necessities are in the real world. Target needs are different from the learner's
needs also authorities and teachers expectation of the course affect the selection of the target needs and their grading
in that course.NA in necessary in Both General purpose English and ESP (English for specific purpose) but in ESP
the learners are more aware of their own needs. Sometimes they can participate in curriculum development in
planning, implementing, evaluation, management and administration in order to make them involved and motivate
them for language learning.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14674">
                <text>1786</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14675">
                <text>Issues in Syllabus Design: Needs Analysis</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14676">
                <text>ASL, Hanieh Davatgari 
MOLAIE, Saed </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14677">
                <text>This paper is trying to define the needs and then categorize the needs according to different dimensions and see the factors influencing needs analysis (NA).NA should consider both present and future needs of the learners in one dimension and needs of the instruction program and authorities in another dimension. The Needs can be acquired from the learners to see what their necessities are in the real world. Target needs are different from the learner's needs also authorities and teachers expectation of the course affect the selection of the target needs and their grading in that course.NA in necessary in Both General purpose English and ESP (English for specific purpose) but in ESP the learners are more aware of their own needs. Sometimes they can participate in curriculum development in planning, implementing, evaluation, management and administration in order to make them involved and motivate them for language learning.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14678">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14679">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="14680">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
