<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=139&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-17T00:57:30+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>139</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1488" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1975">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/eb6e87bc81d02256984f21511c2fa0af.docx</src>
        <authentication>d869ad5d9dfd45c729aaf7fbcd198758</authentication>
      </file>
      <file fileId="1976">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0db868a5b9df0d078b812a796ede7568.pdf</src>
        <authentication>ddc06539cf1e765e1148ca30ec0b4a66</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11948">
                    <text>DİVAN EDEBİYATINDA SIRADIŞI ŞAİRLERDEN HEVÂYÎ
Nuri YÜCE - Zühal KÜLTÜRAL
Marmara Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Hevâyî, sıradışı bir şair, yemek adları, sebze adları, meyve adları.
ÖZET
Bilindiği gibi, Divan edebiyatı genel olarak belli şiir kalıplarında yazılan ve belli konuları
işleyen eserlerden oluşur. Ancak bu geleneğin dışına çıkan şairler de olmaktadır. Abdurrahman
Hevâyî Kubûrîzade (ö.H.1129/M.1710) bu tür şairlerden sayılır. Divanında bir halk insanı olarak
güncel hayatın olağan konularını doğal bir dille ifade etmiştir. Hevâyî’nin şiirlerinde
serpiştirilmiş biçimde sıradışı çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Etnik grupların, bazı şehir ve
nehirlerin isimleri; yemek, sebze ve meyve adları vs gibi. Biz bildirimizde Osmanlı mutfak
kültürü için malzeme mahiyetinde geçen kelimeler üzerinde duracağız. Mesela arpa, buğday, un,
kepek, nân hamır, nişâ,, cüllâb, balık çorbası, semek, tuz, piyaz, tarhana şorbası, pilav, bulğur,
kebâb, külbasdı, halvâ, çorba, tavuk-piliç, çılbır, kayğana, işkenbe, zırnîh, oğul balı, şa’riyye,
basdırma, kaymak, mantı, yahni, turşı, lokma ‘âşûre, aş, orman kebabı, tahin, etli kapuska,
rûğan·ı dunbâle vs gibi mutfak malzemesi yanında meyve ve sezelerden amrud, fındık, kestâne
muşmula, şeftalû, üzüm, vişne, baldıran, kavuncak, pazı, isfinâc, bögrülce, nohûd, lahana,
şalğam, ayva, turb, mışmış, gûre, zerde, yemiş, çekirdek, kurı kızılcık, kiras, susam, marul,
dârçın, lûbiya, karpuz, keçi boynuzı, kelem vs; içeceklerden ayran, su, buzlu yoğurt, sovuk su,
şerbet, vişne hoşabı, vaşnâb, kestâne suyı, çay, kahve vs; mutfak alet ve terimlerinden elek, tava,
tabak, fincan, çanak, aşçı, aşçı başı, bozahâne, sahn·ı simât, kırba, ziyâfet, vs gibi. Hevâyî
dîvânında, Bosna’yı ve orada hangi yemekle buluşacağını da yazmış: Etli kapuska içün Bosna·ya
varsak eyâ,/ Bize bişmiş bir iki baş kelem gelmez·mi? Sonuç: Hevâyî ve çağdaşı şairlerin
eserleri, yaşadıkları dönemin günlük yaşantısını ortaya koymak bakımından önemlidir. Üzerinde
çeşitli çalışmalar yapılan divan şairlerimizin eserlerinin farklı yaklaşımlarla yeniden ele alınması,
halk bilimi araştırmaları için yeni bilgiler kazandıracaktır. Bildiride, Hevâyî’nin bir ailenin özel
kütüphanesindeki yazma nüshasından da yararlanılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11940">
                <text>2204</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11941">
                <text>BOSNALI KÂİMÎ VE DİVANI’NIN MİLLİ KÜTÜPHANE NÜSHALARI ÜZERİNE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11942">
                <text>YÜCE, Nuri
KÜLTÜRAL, Zühal</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11943">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna, Kâimî, Divan ve Tasavvuf. ÖZET  Bosna-Hersek, Fatih döneminden günümüze kadar her yüzyılda onlarca Türkçe eser veren şair ve yazar yetiştiren kültür coğrafyalarımızdan birisi olmuştur. Bütün Rumelili sanatçılar gibi Bosnalı şairler de bulundukları coğrafyada yüzyıllarca Türkçenin temsilcisi olmuşlardır. 17. yüzyıl şairlerinden biri olan Hasan Kâimî de Bosnalı şairlerden biridir. Kâimî Divanı’nın Saraybosna, Türkiye ve farklı ülkelerdeki Anahtar Kelimeler: Hevâyî, sıradışı bir şair, yemek adları, sebze adları, meyve adları.  ÖZET  Bilindiği gibi, Divan edebiyatı genel olarak belli şiir kalıplarında yazılan ve belli konuları işleyen eserlerden oluşur. Ancak bu geleneğin dışına çıkan şairler de olmaktadır. Abdurrahman Hevâyî Kubûrîzade (ö.H.1129/M.1710) bu tür şairlerden sayılır. Divanında bir halk insanı olarak güncel hayatın olağan konularını doğal bir dille ifade etmiştir. Hevâyî’nin şiirlerinde serpiştirilmiş biçimde sıradışı çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Etnik grupların, bazı şehir ve nehirlerin isimleri; yemek, sebze ve meyve adları vs gibi. Biz bildirimizde Osmanlı mutfak kültürü için malzeme mahiyetinde geçen kelimeler üzerinde duracağız. Mesela arpa, buğday, un, kepek, nân hamır, nişâ,, cüllâb, balık çorbası, semek, tuz, piyaz, tarhana şorbası, pilav, bulğur, kebâb, külbasdı, halvâ, çorba, tavuk-piliç, çılbır, kayğana, işkenbe, zırnîh, oğul balı, şa’riyye, basdırma, kaymak, mantı, yahni, turşı, lokma ‘âşûre, aş, orman kebabı, tahin, etli kapuska, rûğan·ı dunbâle vs gibi mutfak malzemesi yanında meyve ve sezelerden amrud, fındık, kestâne muşmula, şeftalû, üzüm, vişne, baldıran, kavuncak, pazı, isfinâc, bögrülce, nohûd, lahana, şalğam, ayva, turb, mışmış, gûre, zerde, yemiş, çekirdek, kurı kızılcık, kiras, susam, marul, dârçın, lûbiya, karpuz, keçi boynuzı, kelem vs; içeceklerden ayran, su, buzlu yoğurt, sovuk su, şerbet, vişne hoşabı, vaşnâb, kestâne suyı, çay, kahve vs; mutfak alet ve terimlerinden elek, tava, tabak, fincan, çanak, aşçı, aşçı başı, bozahâne, sahn·ı simât, kırba, ziyâfet, vs gibi. Hevâyî dîvânında, Bosna’yı ve orada hangi yemekle buluşacağını da yazmış: Etli kapuska içün Bosna·ya varsak eyâ,/ Bize bişmiş bir iki baş kelem gelmez·mi? Sonuç: Hevâyî ve çağdaşı şairlerin eserleri, yaşadıkları dönemin günlük yaşantısını ortaya koymak bakımından önemlidir. Üzerinde çeşitli çalışmalar yapılan divan şairlerimizin eserlerinin farklı yaklaşımlarla yeniden ele alınması, halk bilimi araştırmaları için yeni bilgiler kazandıracaktır. Bildiride, Hevâyî’nin bir ailenin özel kütüphanesindeki yazma nüshasından da yararlanılmıştır. altmıştan fazla nüshasının bulunması, şairin sanatı ve şöhreti konusunda bir gösterge niteliğindedir. Bu çalışmada, kaynaklarda Boşnaklar arasında çok sevildiği belirtilen Bosnalı Şeyh Hasan Kâimî’nin şiirleri ve divanının (Türkiye) Milli Kütüphane Nüshaları üzerinde durulmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11944">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11945">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11946">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11947">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1489" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1977">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/db099e1824322658f7f8b5cb922c59c6.docx</src>
        <authentication>0bc16db85f8c8dc67260efdbf8b69edc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1978">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/564fad740ba367b884a75f4edacaebd4.pdf</src>
        <authentication>32bd39c1d95e6e6de5cb50e0b881a3f7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11957">
                    <text>DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI FARKLI
KELİMELER ÜZERİNE
Vahid ZAHİDOĞLU ADİLOV
Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Nesimi Adına Dilcilik Enstitüsü, Azerbaycan Dili Tarihi,
Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler.
ÖZET
Dede Korkut Kitabı’nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az
araştırılmış ve metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir.
Vatikan nüshası müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini
uygulaması, bazı kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki
kelimelerden farklı kelimeler kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir
nüsha olduğuna dair fikir oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar
sırasına alınmış ve müstensihin kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa
titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı
olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan
nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek mümkündür: Orsan ‫“ ُوا ْر َس ا ْرا‬ordugâh,
karargâh”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ِا‬yañıldı, kâfir kaçdı (V. 84). Dresden
nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye rastlanmamaktadır.
Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq “şah çadırı,
karargâh”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir. Olğacı
‫“ ُوا ْرل َسغ ِجی‬kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu kelimenin
yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında
Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime
Moğolcadaki olğa - “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır.
Beri ‫“ بَس ِریا‬tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün”
kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan
tamam ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır. Mağmun ‫ “ َس ْرغ ُو ْرا‬zavallı”. Arapça ğabene ‫َس َس َسا‬
“aldatmak” köküne bağlı mağbun ‫“ ا َس ْرغ ُو ْرا‬aldatılmış, incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma
dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş Azerbaycan konuşma dilinde
kullanılmaktadır. Bildiride Vatikan nüshasında kullanılmış diğer kelimeler üzerine de
açıklamalar yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1979">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cd9a252c50551ddb5eb4805b17ed0e2e.pdf</src>
        <authentication>5023e0a745a7074193b71772a62e6dec</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11958">
                    <text>DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI
FARKLI KELİMELER ÜZERİNE
Vahid ZAHIDOGLU ADILOV 1
Özet
Dede Korkut Kitabı‟nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az araştırılmış ve
metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir. Vatikan nüshası
müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini uygulaması, bazı
kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki kelimelerden farklı kelimeler
kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir nüsha olduğuna dair fikir
oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar sırasına alınmış ve müstensihin
kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu
kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan
bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek
mümkündür:
Orsan ‫“ ُوا ْر َس ا ْرا‬ordugah, karargah”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ِا‬yañıldı, kafir
kaçdı (V. 84). Dresden nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye
rastlanmamaktadır. Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq
“şah çadırı, karargah”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir.
Olğacı ‫“ ُوا ْرل َسغ ِجی‬kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu
kelimenin yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında
Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime Moğolcadaki olğa “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır.
Beri‫“ بَس ِریا‬tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün”
kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam
ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır.
Mağmun ‫ “ َس ْرغ ُو ْرا‬zavallı”. Arapça ğabene ‫“ َس َس َسا‬aldatmak” köküne bağlı mağbun ‫“ ا َس ْرغ ُو ْرا‬aldatılmış,
incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş
Azerbaycan konuşma dilinde kullanılmaktadır.
Anahtar kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler
1

Doç. Dr., Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Nesimi Adına Dilcilik Enstitüsü,

vahid.zahidoglu@rambler.ru

�ON SOME WORDS USED IN THE VATICAN MANUSCRIPT OF THE ‘BOOK OF
DEDE KORKUT’

Abstract

One of the views about the Vatican manuscript of the „Book of Dede Korkut‟ (Kitabi-Dede
Korkut) is that the manuscript is an imperfect copy which has been copied by a secretary who was
unfamiliar with Turkic languages. This is mainly grounded on the facts that a) the Vatican manuscript
uses a system of harakat that is uncharacteristic for the Oghuz monuments; b) as compared with the
Dresden manuscript, there are many abridgements; c) a number of different words are used in this
manuscript. The investigation shows that the different words, introduced into the text by the secretary of
the Vatican manuscript, are non-random and are directly related to the text content. A comprehensive
study of these words shows that the claims against the secretary of the Vatican manuscript are not always
objective.
Orsan

‫„ ِ ُوا ْر َس‬armed camp, headquarters‟: Təkür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı

‫ ِا‬yañıldı, kafir kaçdı (V. 84). The Dresden manuscript does not contain the phrase orsanı yañıldı. In our
opinion, the word orsan is related to the root or. The monuments register the following words related to
this root: orak „the king's tent, headquarters‟ oram „environs, side, surroundings‟, ordu ~ orda „place of
residence‟, etc.
Olğacı ‫„ ُوا ْرل َسغ ِجی‬mercenary‟. In this sense we find the word ülufeci in the Dresden manuscript.
The word olğa in the meaning „wage, salary‟ can be regarded as a common lexical unit in the Mongolian
and Turkic languages. In our opinion, the word is related to Mongolian olğa „to pay, to disburse, to
provide‟ and formed from noun correlate of this verb, and is fully synonymous with the word ülufeci
registered in the Dresden manuscript.
Beri‫„ بَس ِریا‬all right!, agreed!, OK!‟. This is the phonetic variant of the word barı / varı “whole,
entire” and a semantic equivalent of modern Turkish modal word tamam „well, okay‟ which is
intensively used in dialogical speech.
Mağmun ‫„ َس ْرغ ُو ْرا‬pitiful, pitiable, pathetic‟. This is the adapted colloquial form of the word
mağbun ‫„ ا َس ْرغ ُو ْرا‬cheated, deceived, offended, treated badly‟ formed from Arabic root ğabene ‫„ َس َس َسا‬to
cheat, to deceive‟. The registered form in the Vatican manuscript is now used in modern Azerbaijani
colloquial language.
The paper deals with a number of other words registered only in the Vatican manuscript.

Key words: The Vatican manuscript, dissimilar words.

�Bilim dünyası tarafınfan Dede Korkut Kitabının Dresden ve Vatikan olmak üzere iki
nüshası bilinir. Bugüne kadar Dresden nüshası daha çok araştırılmış, Vatikan nüshası ise
yardımcı bir kaynak olarak değerlendirilmiştir. Altı boy ve bir mukaddimeden oluşan harekeli
Vatikan nüshası hakkında Dede Korkut üzerine araştırma yapan bilim adamları birbirine zıt iki
fikir ileri sürerler. Bunlar;
1. Vatikan nüshası bilgili bir müstensih tarafından istinsah edilmiş bir nüshadır.
2. Vatikan nüshası Türk dillerine hakim olmayan bir müstensih tarafından istinsah edilmiştir.
Ikinci fikri savunanlar daha çok Vatikan nüshasında eski Oğuz abideleri için karekteristik
olmayan harekeleme sistemin mevcutluğunu, Dresden nüshası ile mukayese edildiğinde
kısaltmalar yapılmasını ve bazı farklı kelimelerin kullanılmasını delil olarak ğöstermektedirler.
Muharrem Ergin bu konuda şu hususları dile getirir: “Vatikan nüshası Dresden nüshasına
nazaran çok kötü bir nüshadır. Harekeler çok yanlış bir şekilde konmuştur. Özel adlar bile
birkaç şekilde yazılmış ve harekelenmiştir. Nüshanın bu vasfı esas ve çok iyi bir nüsha olan
Dresden nüshasına onun yapacağı yardımı çok azaltmaktadır. Dresden nüshası ile aynı bir
nüshaya dayandıkları anlaşılan Vatikan nüshasının müstensihi, asıl nüshada anlayamadığı
kelimeleri çok defa atlamıştır. Birçok yerde de ifade farklı bir şekil almış ve bazan birbirinden
çok fazla ayrılmıştır”. (Ergin, 1958: 66)
Bir zamanlar biz Ergin‟in Vatikan nüshasında harekelerin yanlış olduğuna dair söylediği
teze karşı çıkarak bu nüshadaki harekeleme sisteminin Mısır‟da yazılan Kıpçak abidelerinde de
(Kerderli Mahmut‟un Nehcü‟l-Feradis, Ebu Heyyan‟ın Ed-Dürretü‟l-Mudiyye Fi‟l-Lügati‟tTürkiyye vb.) tatbik edildiğini göstermiş ve bu sebepten de Vatikan nüshasının Mısır‟da istinsah
edilmesi ihtimalini dile getirmiştik. (Zahidoglu, 1999: 153-167). Dede Korkut‟un Vatikan
nüshası Kahire‟de yaşamış Sıdkı müstear isimli Seyit Ahmet bin Hasan Bali ed-Devedari‟nin
XVI. asrın ortalarında istinsah edilmiş „‟Hikayet-i Latife-i Ucube ve Mahcube-i Zarife‟‟ adlı
eseriyle aynı cilttedir. (Adilov, 1999:13) Bu delil de Vatikan nüshasının Mısır‟da istinsah
edilmesi tezini kuvvetli şekilde desteklemektedir.
Vatikan nüshası müstensihine yöneltilmiş esas suçlamalardan birisi de istinsah sırasında
birçok farklı kelimeden istifade edilmesidir. Genellikle bahsedilen kelimelerin semantik
hususiyetleri ve etimolojisi belirlenmemiştir. Burada biz Vatikan nüshası katibinin metne
eklediği bazı kelime ve ifadelerin metne uygunluğunu, Dresden nüshasındaki kelime ve
ifadelerle ne derece uygun düştüğünü ele almaya çalıştık. Dede Korkut hikayelerinin her iki

�nüshası arasındaki leksik farkların sistemli bir şekilde araştırılması ve onların objektif tarihi
lenguistik izahının verilmesi bu eski abidenin incelenmesinde ortaya çıkan bazı problemlerin
çözümü için son derece önem taşır.
Orsan “ordugah, karargah, ordunun konuşlandığı yer, mevki”. Kelime Vatikan nüshasının
“Hekayet-i - Kazan begüñ oğlı Uruz Han Dutsak Oldığıdur” boyunun sonluğunda kullanılmıştır:
[Taş] Oğuz begleri Tondar ile sağdan depdi. Cılasın beg yigitler soldan depdi. Kazan beg [İç]
Oğuz begleri ile tüpe depdi. Tekür ile2 Şöklü Melike havale oldı. Bögürdübeni atdan yıkdı, başın
kesdi. Sağ tarafdan Qara Tügen Melike** Dondar yetdi, kılıçladı, yere saldı. Sol tarafda Buğacıq
Melike Kara Budak karşu geldi, sancubanı yere saldı. Kara tuğın boyı uzun Burlı hatun kılıçladı,
yere saldı. Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ُوا ْر َس اِنی‬yañıldı, kafir kaçdı (V. 84).
Dresden nüshasında bu metin parçası aşağıdakı şekildedir: [Taş] Oğuz begleri ile Tondar sağdan
depdi. Cılasun beg yigitler ile Kara Budak sola depdi. Kazan kendü düpe depdi. Tekür ile Şöklü
Melike havale oldı. Bögürdübeni atdan yere saldı, alca kanın yer üzerine dökdi. Sağ tarafda Kara
Tügen Melike Tondar karşu geldi, kılıçladı, yere saldı. Sol tarafda Buğacık Melike Kara Budak
karşu geldi, sancubanı yere çaldı, depretmedin başın kesdi. Boyı uzun Burla hatun kara tuğın
kafirüñ kılıçladı, yere saldı. Tekür alındı, kafir kaçdı (D. 152 - 153). Görüldüğü gibi, Dresden
nüshasında orsan kelimesinin geçtiği kısım kısaltılmıştır.
Buradaki ‫ ُوا ْر َس اِنیا َ ی ِک ْرل ِدیا‬yazılışını M. Ergin nüsha farklarında ursanı yeñildi şeklinde
okuyarak ilave açıklama vermemiştir (Ergin, 1958: 176). S. Tezcan və H. Boeschoten‟in
hazırladıkları metinde uruşanı yañıldı şeklinde okunmuş, “Yazılışlara ilişkin notlar” bölümünde
“Okunuşu kesin değildir ‫ ’ ا ُوا ْر َس اِنیا‬VRSNY ursanı okunabilecek biçimde yazılmış ve
harekelenmiştir” notu düşülmüş (Tezcan - Boeschoten, 2001: 273; 313). S. Tezcan‟ın ayrıca
yayınladığı “Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar” adlı eserinde‫ ا ُوا ْر َس اِنیا‬yazılışı üzerinde
daha çok durulmuş, metne ilave edilen düzeltmenin sebebi açıklanmaya çalışılmıştır: “Tekür
alındı, Melik dutıldı, tuğ yıkıldı, ‫ا ُوا ْرا َسااِنی&gt; ُوا ْر َس اِنی‬uruşanı (?) yañıldı. Uruşanı düzeltmesi kesin
değildir, ursanı da okunabilir; uruşanı yañıldı ya da urşanı yañıldı tam olarak anlaşılmıyor;
yañıl - “yanılmak, hata etmek” burada anlamca uygun düşmüyor; zorlamayla “vuruşanlar şaşırıp
kaldı” diye anlamlandırmak mümkün. Kül Tegin yazıtında yañıl - “ihanet etmek” anlamına gelir,

2

Metinde yanlış olarak Tekür Melike yazılmıştır. İfadeni Dresden nüshasına istinaden düzelttik.
Dresden nüshasındaki Kara Tügen Melik ifadesinin yerine burada Kara Güne Melik kelime grubu kullanılmıştır.
S. Tezcan ifadeye Kara Tekür Melik şeklinde düzeltme yapmıştır. (Tezcan, 2001:, 275). Aynı düzeltmeyi kabul
etmek mümkün değil. Çünkü tekür və melik rütbe adlarıdır. Buna göre de onların birlikte kullanılması mantıksızdır.
Hem de evvelki satrın mazmunundan anlaşılır ki, merkezde (düpde) tekür‟le Dondar değil, Kazan Bey
karşılaşmıştır. Güne kelimesinin hata sonucu metne dahil edildiğini düşünmek mümkündür (Vatikan nüshasının
müstensihi kopyalama sırasında bazı yerlerde kısaltma yapmıştır. Muhtemelen kaynak nüshada Kara Günenin adı
evvelki veya sonraki satırların birində anılmış, yazma srasında müstensihin gözü o kelimeye ilişmiştir). Bundan
dolayı biz Dresden nüshasındaki KaraTügen Melik yazılışını doğru varyant olarak kabul ettik.
**

�fakat Eski Anadolu Türkçesinde eylemin bu anlama geldiğini gösteren tanıklar bulamadım”
(Tezcan, 2001: 394).
Dede Korkut Kitabı‟nın her iki nüshasında şin harfinin üzerindeki noktaların unutularak
yazılmamasına rastlamak mümkündür. Lakin, S. Tezcan‟ın kendisinin de gösterdiği gibi, bu
düzeltme metnin genel manasına hiç uygun gelmiyor. Halbuki müstensihin hata ettiği kabul
edilirse metne uranı yañıldı şeklinde düzeltme yapmak semantik cihetten daha uygun görünür.
Uran kelimesine Orta Türkce‟ye ait metinlerde “savaş parolası” manasında çok rastlanılır.
Uran kelimesi mazmun bakımından metne en uygun gelen sözcük olsa da müstensihin böyle
meşhur bir kelimenin yazılışını bilmemesi veya unutmasını kabul etmek çetindir. Bundan dolayı
biz başka bir varyant teklif ediyoruz: Müstensih hata etmemiştir; kelimenin orsan - ı şeklində
okunması daha doğru sayılmalıdır. Orsan kelimesini

“askerin belli bir arazide yerleşmesi,

karargah, kamp, ordugah” manasında, - ı unsurunu yükleme hali eki olarak kabul etmək
mümkündür. V. Radloff sözlüğünde Kelkütte‟de yayınlanan Çağatay sözlüğünden (1820) alınan
arsun / arsuñ ‫نک‬

/

“kamp” kelimesi verilmiştir. (Radloff, 1893: 327). Yazılışa göre

kelimenin orsun şeklinde okunuşu da mümkündür. Aynı kelimenin yazılışı ve manası Vatikan
nüshasındaki orsan kelimesiyle uygun düşer. Etimolojik bakımdan orsan kelimesini aşağıdaki
şekilde izah etmek mümkündür: Orsan Türk dillerinde yaygın şekilde kullanılan orun “yer”
kelimesiyle aynı köktendir. Bazı araştırmacılar orun kelimesinin M. Kaşgarlı divanı və Uygur
yazılarında kullanılan or - “koymak, yerleştirmek” fiilinden türediğini, etimolojik cihetten oraq
”şah çadırı, karargah”, oram ”etraf, ihata”, ordu ~ orda “yaşayış yeri, olduğu yer” vb.
kelimelerle bağlı olduğunu ileri sürerler (Sevortyan, 1974: 477 - 479). O zaman mantıki yolla
*

or “yer, mevki” kökünü tespit etmek mümkündür. Bu halde - la ekine sinonim manalı - sa eki

aracılığlya *orsa - “yerleşmek, mevki tutmak” fiili ve bu fiildən de - n ekiyle orsan “ordugah,
kamp, ordunun yerleştiği yer, mevki, karargah” kelimesi türemiştir. ”Codex Cumanicus”da or
kelimesi ”mevki, pozisyon” manasındadır (Toparlı. - Vural - Karatlı, 2003: 205). V. Radloff‟un
verdiyi arsun (? &lt; orsun) kelimesinin de aynı modele göre ve - sa ekinin fonetik varyantı kabul
edilen - sı eki vasıtasıyla türediğini ( or + su +n) kabul etmek mümkündür. Bu mana metnin
mazmununa tam uygundur. Metindeki cümlelerde ifadə olunan fikirlerin ardıcıllığına dikkat
edelim: Tekür alındı, Melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ‫ ُوا ْر َس اِنی‬yañıldı, kafir kaçtı. Görüldüğü
gibi, orsan‟ın yanılması tuğ‟un yıkılmasından sonra olur. Tuğ at kuyruğu kıllarından hazırlanmış
ve ordunun sembolü sayılan harbi alettir. Bu harbi levazımat orta çağlara ait kaynaklarda
(Kaşgarlı divanı vb.) çoğu zaman bayrakla aynı anlamda kaydedilmektedir. Savaş zamanı tuğ,
genellikle, ordu komutanının (şahın, sultanın, hanın vb.) karargahında, savaşı yönettiği yerde
bulunurdu. Savaşçılar tuğa veya bayrağa göre hareket eder, kendi mevkiini ve düşmanın durduğu
yeri, hareketlerini ona göre tayin ederlerdi. Tuğun yıkılması ordunun kendi karargahını

�yanılmasına, kargaşaya yol açır ve neticede mağlubiyet kaçınılmaz olurdu. “Dede Korkut”un
Vatikan nüshasındaki parçada da aynen buna benzer proses tasvir edilir: Tuğun yıkılmasıyla
kafir kendi karargahını yanılıyor, orduda askeri nizam pozuluyor ve mağlup olan düşman
askerleri kaçmağa başlıyorlar.
Barı “tamam, bütün”: Yalancı oğlı Yaltacuk aydur: “Bre, kavat oğlı kavat, saña düşer mi
baña bunuñ gibi söz söyleyesin? Gel, bre kavat, benüm yayumı çek, yoksa seni öldürürüm”dedi. Beryik: “Barı” ‫ َ بری‬deyüb herifüñ yayını aldı, çekdi, kabzasından iki pare etdi (V. 43). M.
Ergin ve S. Tezcan bu kelimeyi beri şeklinde okumuşlar (Ergin, 1958: 143; Tezcan Boeschoten, 2001: 233). M. Ergin bu okunuşa hiç bir şerh vermemiştir. S. Tezcan‟ın aynı
kelime ile bağlı açıklaması ise daha çok farziyelere bağlanır: “[Bu sözcük] Drs. nüshasında
yoktur. “Beri!” burada düşüm (ellipse) ile olarak “Beri ver!” (Bana ver; buraya getir, ver) yerine
kullanılmış olabilir; krş. ADİL 253 bəri 1. ‟de verilen örneklerden: “Yönetici eli ile cep defterini
gösterdi: - Onu da beri ver![dedi]”. İkinci bir öneri: Aslında buradaki sözcüğün ‫ ابری‬beri değil,
‫ یری‬yeri “öyle olsun, münasip, yeridir” olması gerektiği ihtimali de akla gelmektedir. Bkz. TarS.
4537 yeridür. TarS.ndeki bütün tanıkların +dür ile olmasına rağmen DKK‟ndaki yeri de aynı
anlama gelmiş olabilir. Benzer bir durumda, Drs. 20b. 2‟de (= Vat. 84b. 3) maslahatdur
deyişinin kullanılmış olduğuna dikkat edilmeli” (Tezcan, 2001: 384). Anlaşılan bar / var
kelimesindeki etimolojik uzun a sesinin varlığı yazarı beri okunuş varyantına üstünlük vermeye
sevk etmiştir. Lakin bu kökten türeyen ba.ka kelimelrde uzun a sesinin kısa a-ya çevrilmesine ait
deliller de mevcuttur. Mes. Türkmencede ba: r “var” kelimesinden türemiş barça “tamam,
bütün” kelimesinde uzunluk kaybolmuştur. Metnin mantıkına göre, Beryik Yalancı oğlı
Yaltacuğun teklifine katılır. Buna göre de onun cevabında tasdik, razılık ifade eden kelimenin
kullanılması tabiidir. Türk dilində belli bir mesele ile bağlı iki neferin sohbetinin bitmesi
sırasında tamam kelimesi kullanılır. Kanaatimizce, barı kelimesi çağdaş Türk dilində aynı
durumda kullanılan tamam kelimesi ile anlamca örtüşmektedir. Barı kelimesi “tamam, bütün”
manasında Türkmence‟de bugün de kullanılmaktadır. Bahsedilen kelime barı / baru
varyantlarında Orhon - Yenisey abidelerinde ve “Kutadgu Bilig”de de vardır. Eski Anadolu ve
Azerbaycan yazılı kaynaklarında bu kelime daha çok b &gt; v değişmesiyle varı şeklində
kullanılmıştır: Nedir kastı ne deñlüdür çerisi / Çerinin nice bin ola varısı (Şehname Tercümesi,
XVI); Karbanı gördi çün kardeşleri / Anda geldi bunlar cümle varı (M. Darir); Şemun aydur:
Taş ile ben evlerin / Kılayım zirü zeber, ne kim varın (M. Darir); Varı şehvet barmağından
tökülür / Şehveti geder, bu kez sakin olur ( Şeyyad Hamza); Bir degül, iki degül kim bivefasız
varınız (N. Kişveri); Her seri - muyimde bir baş olsa muyi - ser gibi / Kesse varın, tiği xunrizinden yemen ictinab (M. Fuzuli) vb. Türkmence istisna olarak, digər Oğuz dillerinde
kelime başında b &gt; v değişmesinin normal fonetik hadise olduğunu kabul etsek, “Dede Korkut”ta

�da varı fonetik varyantının kullanılması gayet dogaldır. Lakin, varı fonetik varyantının zamir
görevinde kalıplaşması

barı kelimesinin tasdik makamında kullanılan arkaik unsur olarak

korunmasına yol açmıştır. Bunlara esasen şu şekilde bir sonuca varmak mümkündür: “Dede
Korkut”un Vatikan nüshasındaki barı kelimesi varı şeklinin daha eski fonetik varyantıdır ve
abidede müasır Türk dilinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam “oldu; güzel” kelimesinin
anlamdaşıdır.
Mağmun “zeval bulmuş, zavallı, talihi ters gitmiş”. Kelimeye Vatikan nüshasının
“Hekayet-i Bamsı Beyrek” boyunda Boğazca Fatimeye ait soylamada rastlanır: Andan soñra
Boğazca Fatime derlerdi bir hatun varıdı, aña ayıtdılar: “Kız, dur a, sen oyna ya!” dediler. “Hay,
şu delü mağmun

‫ ا غ‬baña da şayed ancılayın olmaz sözler söyleye” dedi. “Kız, deye nesne

yokdur” dediler. Kızuñ kaftanların geydürdilər. Durı geldi. “Çal, mere, delü ozan, ere varan kız
benem” dedi (V. 46 - 47). Dresden nüshasında aynı kısım şöyledir: Buğur3 Boğazca Fatime
derler bir hatun vardı: “Kalk, sen oyna!” dediler. Kızuñ kaftanını geydi: “Çal, ozan! Ere varan
kız benem, oynayayım” dedi (D. 113). Görüldüğü gibi mağmun kelimesinin kullanıldığı cümle
Dresden nüshasında yoktur. S. Tezcan bu kelime hakkında şunları anlatar: Delü ‫ا‬

‫ ا غ‬mağmun

herhalde delü maymun yerine? Hikmet İlaydın, bir görüşmemizde bana bu biçimin Kısırca
Yenge‟nin konuşmasını taklit etmek amacıyla kullanılmış olabileceğini söylemişti (Tezcan,
2001: 385). Bu izahlara rağmen yayınlayıcı metinde mağmun yazılış şeklini aynısıyla
korumuştur. Fikrimizce mağmun Arapça ğabene ‫“ َس َس َسا‬aldatmak” kökündən türemiş mağbun ‫ا‬
‫“ غ‬aldatılmış, incitilmiş, zavallı, zeval bulmuş” kelimesinin konuşma dilindeki değişmiş
şeklidir. Kelime Vatikan nüshasındaki şekliyle muasır Azerbaycan konuşma dilinde
kullanılmaktadır. L. Budagov Arapça‟ya mahsus mağbun “aldatılmış, zavallı” kelimesinin Kırım
Tatarlarının dilinde de mağmun şeklinde kullanıldığını gösterir (Budagov,1869: 244).
Bu,Vatikan nüshasında Arapça‟dan alınma kelimelerin konuşma dilindeki şekliyle
verilməsine ait tek örnek değildir. Kafir kelimesi de aynı nüshada bir yerde gavur ‫ ک اا‬şeklinde
geçer: Kazan köpege kakıyup urdı. Köpek siñleyü geldügi yola getdi. Kazan köpegüñ ardına
düşdi. Gederek Karaçuk çopanuñ üstine geldi. Kazan Karaçuk çobanı görende haberleşdi,
görelüm, hanum, ne dedi: Ahşam olanda kayğılu çoban! Karda, yağmurda çahmaklu çoban!
Ünüm añla, sözüm diñle! Alaca atlu, karaca gavur ‫ َس ک ُوا ْرا‬ordum yağma etmiş, bundan keçdi mi?
Gördüñ mi? - dedi (V. 59 / 1) **.

3

Buğur kelimesi bu uğur “bu kez, bu defa” birleşiminin kısaltılmış şeklidir: buğur &lt; bu uğur
Kelime bu şekliyle Dresden nüshasında yoktur. M.Ergin nüsha farklarında gavur kelimesini kayda almamıştır.
Tezcan - Boeschoten neşrinde doğru olarak elyazmasındaki yazılış biçimi aynısıyla korunmuştur. ( Tezcan Boeschoten, 2001: 248).
**

�Böylece, sadece Vatikan nüshasında görülen mağmun “zavallı, zeval bulmuş, aldatılmış”
kelimesini aynı zamanda konuşma dili unsuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu kelimenin
mazmunu daha önce Kısırca Yengenin dilinden verilen metinde başka şekilde tekrar
edilmektedir: Kısırca Yenge aydur: “Buyı - buyı! Zeval gelecek delü beni görmiş kibi söyler,
zeval başuña! ” deyip vardı yerine oturdı (V. 46); Kısırca Yenge: Buy! “Bu zeval gelecek delü
beni görmiş kibi söyler” dedi. Vardı, yerinde oturdı (D. 113 ).
Aları “gözlerini genişçe açarak dikkatle bakmak”. Söz Vatikan nüshasının “Hekayeti Bamsı Beyrek” boyunda Beyreyin uzun ayrılıktan sonra nişanlısı Banı Çiçekle yüz yüze
geldiğinde söylediği soylamada kullanılmıştır: Bre han kızı! Beryek gedeli bam - bam depeye
çıkduñ mı, kız? Aları ‫ ال ی‬dönüp dört yanuña bakduñ mı, kız? (V. 48). Aynı metin parçası
Dresden nüshasında aşağıdaki şekildedir: Beyrek gedeli bam - bam depe başına çıkduñ mı, kız?
Karmanub dört yanuña bakduñ mı, kız? (D. 115). Görüldüğü gibi Vatikan nüshasındaki aları
dönüb kelimeleri yerine Dresden nüshasında karmanub kelimesi seçilmiştir. Karman - fiili
metinde “dıkkatle çevresine bakmak” manasındadır. Vatikan nüshasındaki aları kelimesi bak “bakmak” fiiline aittir ve buna göre de normal şekilde cümle böyle olmalı idi: Dönüp dört
yanuña aları ‫ ال یا‬bakduñ mı, kız? Her iki nüshada müstensihlerin kopyalama sırasında
kelimelerin yerlerini değişik vermelerine ait yeteri kadar nümune getirmek mümkündür. Diger
taraftan başka metinlerde de aları kelimesi bak - fiilinin yanında, hem de ekseriya ikileme
şeklinde kullanılır**: Ömer Arfece‟nin yüzine aları aları bakdı (Fütuh. XIV); Kükremiş arslan
gibi sağına soluna aları aları baqıb (Hamza. XIV); Bu gez kâfir pehlivanları bihuzur olub yer
yer gümreştiler, Şehlâsek‟e aları aları bakıştılar (Müslim. XV); ... ormandan bir su sığırı çıkıb
oğlanı görücek durur ve yüzine aları aları nazar kılıb... (Letaif. XVI) və s. (Tarama Sözlüğü, I,
87). Kelimeye “Süheylü Nevbahar”da alardu bak - biçimine de tesadüf edilir: İki oğluna bakdı
kıya kıya / Alardu bakar kimse kim kakıya (Tarama Sözlüğü, I, 87). Aları (aynı zamanda alardı
/ alardu) kelimesi alar - fiilinden türemiştir. Bu fiil M. Kaşğarlı‟da “göze ak leke düşmek”
(Anıñ közi alardı “Onun gözüne leke düşdü”) və “kızarmaq” (Talka alardı “Üzüm kızardı”)
manalarında kullanılmıştır (Kaşgarlı, 1998: 179). Buna istinaden alar - fiilinin sesteş olduğunu
söylemek mümkündür; alar - “kızarmak” fiili al “kırmızı” kökünden, alar - “ala olmak” fiili ala
“ala” sıfatından türemiştir. Türk dillerinde renk adları bildiren birçok sıfatlardan - ar / -er ekleri
vasıtasıyla fiil türetilir: ağar - (&lt; ağ + ar), göyer - (&lt; göy + er), bozar - (&lt; boz + ar ), karar - (&lt;
kara + ar) vb. V. Radloff alar - fiilinin “kızarmak” manasında olduğunu belirtmiş, lakin buna
tam emin olmadığı için aynı mananın karşısında parantez içinde hem de soru işareti altında “ala
**

Buna göre de S.Tezcan metne aları kelimesini ilave ederek onu ikileme şeklinde (aları aları) vermiştır. (Tezcan ,
2001: 238).

�olmak” varyantını göstermiştir (Radlof, 1893: 360). Onun verdiği misallerden de anlaşıldığı gibi
alar - fiili

iki kökten

_

al - və

ala kelimelerinden türemiş sesteş kelimelerdir. Vatikan

nüshasındaki alar - fiili ala kökünden türemiştir. Fiilin genel manasında gözün geniş açılması,
başka deyişle, berelmesi anlamı da vardır. Fizyoloji proses olarak bu zaman gözün akı ve karası
karışır, ala - bula olur, alarır : Ol añar közin alartdı “O, ona gözünü bereltdi” (Kaşgarlı, 1998:
428). Türkmence‟de de alar - fiili “ala - bula olmak, ala - bezek görünmek” manasında
korunmuştur (Türkm.- - russk. sl., 1968: 39). Burada aynı köke bağlı alart - fiili “acıklı bakmaq”
manasına gelir: Ol gözüni alartdı “O, gözünü bereltdi (birine acıklı baktı)”. Azerbaycan dilinde
aynı semantik durumda gözünü ağartmak ifadesi vardır. Bu verilerden anlaşılmaktadır ki alar fiilinin ilkin “ala - bula olmak, ala - bezek görünmek” manasından “gözünü geniş açarak
bakmak”, bu manadan ise Vatikan nüshasındaki “gözünü geniş açarak dikkatle bakmak” manası
ortaya çıkmıştır. Destanda kullanılan aları kelimesindeki - ı unsuru zarf fiil ekidir. Bu ekle
türeyen zarf fiil biçimlerinin hem ayrı hem de ikileme şeklinde kullanılması mümkündür.
Beliñle - “irkilmek, korku ile birden sıçramak, korkmak”: Gece yaturken Karaçık Çoban
kara kayğulu düş gördi. Beliñleyü ‫َ بلِ ْرکلَسیُو‬

örü durdı. Kıyangüci, Demürekciyi

_

iki kardeşini

yanına aldı, ağıluñ kapusını berkitdi. Üç yerde depe gibi taş yığdı. Ala kollı sapanını eline aldı
(V. 55). Dresden nüshasında: Gece yaturken Karaçuk Çoban kara kayğulu vakiye gördi.
Vakiyesinden sarmurdı ‫ ر ردی‬, örü turdı. Kıyangüci, Demürgüci - bu iki kardeşi yanına aldı,
ağıluñ kapusını berkitdi. Üç yerde depe gibi taş yığdı. Ala kollı sapanını eline aldı (D. 39).
Vatikan nüshasındaki beliñle - fiilinin yerinde Dresden nüshasında ses taklidi menşeli sarmur “uykudan birden bire sıçrayarak uyanmak, sayıklayarak uyanıvermek” fiili kullanılmıştır.
Beliñle - “irkilmek , korkmak” fiili Uygur abideleri, Kaşgarlı sözlüğü vb. eski yazılı kaynaklarda
kayda alınmıştır. Bazı abidelerde (“Altun Yaruk” vb.) bu kelime kork - ve ürk - fiilleri ile
birlikte ikileme şeklinde kullanılmıştır: Neçe kişiler erti erser olar barça korkup beliñlep ırak
tezdiler “Neçə adam idilerse, hepsi korkup uzağa kaçtılar”; Ol ünüg eşitip korkup ürküp
beliñlep “O sesi işidip ve korkup...”; Munı eşitü birle ök ürküp beliñlep ötrü orduka kirip
katunka ınca tep ötünti “Bunu işitip o korktu; sonra saraya girip hanıma böyle müracaat etti”
(Drevnetyurskiy Slovar‟, 1969: 458; 626). Orta asırlara ait birçok Anadolu ve Azerbaycan yazılı
kaynaklarında da bu fiile tesadüf edilir: Beliñleyü durdı vü girdi şara / Yiğit gür gerek şarda iş
başara (Süh. XIV); Er yiğit kayda ürker ürkülerden / Yahşı at beliñlemez ilgülerden (Kadı
Burhaneddin. XIV); Gülendam korktu beliñler, uyanur / Anıñ ciğerine korku boyanur (Destan - ı
Ahmet Harami. XIV); Bu düşten beliñleyürek uyandım (Anter. XIV); Ve Ayişe beliñleyip
uyandı ve on iki bin dirhem tasadduk etti (Men. Av. XVI); Nâgâh deve beliñleyip elimden çıkıp
kaçıp (Rahat. XVI); Çalıda bir tavşan yaturdu, beliñleyip gidiverdi (Letaif. XVI); Hirâsiden
[Fa.]: Beliñlemek manasındadır ki şaşırıp bozulmak, ürküp çekinmek demektir (Kam. Os. XIX)

�və s. (Tarama Sözlüğü: 492 - 495). Beliñle - fiili “ürkmek, korkmak” fiilinin kökünü oluşturan,
beliñ kelimesi M. Kaşgarlı‟da, “Kutadgu Bilig” ve Uygur kaynaklarında “korku, ürkü”
manasında kaydedilmiştir. H. Zülfikar doğru olaraq beliñ kelimesini ve ondan türeyen beliñle fiilini ses taklidi menşeli kelimeler sırasında vermiştir (Zülfikar, 1995: 305 - 306). Görüldüğü
gibi, Dresden nüshasındaki ses taklidi menşeli sarmur - fiili yerine Vatikan nüshasında ona
yakın manalı diğer ses taklidi menşeli kelime

_

beliñle - fiili kullanılmıştır.

Olğaçı “maaşla hizmet eden asker, maaşlı asker”: Yegenek dahi düşinde soylamış, aytmış:
“Kalkubanı, tayı, yerüñden turduğunda / Ala gözlü beg yigitleri yanuña sen salmaduñ / Adı bellü
yigitleri sen yorıtmaduñ / Beş akçalık olğaçı ‫اا الغ جی‬ile yoldaş olduñ / Anuñ içün ol kal‟eyi
alımaduñ” demiş (V. 89). Aynı parça Dresden nüshasında böyledir:Yegenek düşinde tayısına
soylamış, aydur: “Kalkubanı yerüñden turduğunda / Ala gözlü beg yigitleri yanuña salmaduñ /
Adı bellü begler ile sen yortmaduñ / Beş akçalu ulufeçiler ‫ عل فه جیلر‬yoldaş etdüñ / Anuñ içün ol
kal‟eyi sen alımaduñ” demiş (D. 208). Ulufeçi kelimesine L. Budagov “maaş veya burs alan
şahıs ” gibi izah vermiş, onu Arapça ‫“ علف‬ot, yem” köküne bağlamış, ‫ عل فه‬kelimesini ise
“hayvan için yem; sefirlere ve diğer meşhur şahıslara verilen yiyecek; askere, orduya verilen
maaş” şeklinde izah etmiştir. (Budagov, 1869: 765). Ulufeçi kelimesini M. Ergin “(Ar. ‛ulūfe) süvari ocağı, süvari ocaklısı, süvari” (Ergin, 1963: 301), Gökyay “Eskiden muntazam süvari
sınıfından olan, süvari ocağından olan, süvari” (Gökyay, 2000: 296) olarak açıklamışlardır. O. Ş.
Gökyay eserinin başka bir yerinde Uzunçarşılı‟ya istinaden yazar: “Dede Korkut kitabı‟nda
akınların her zaman adı belli kişilerle yapılmadığı ve ücretle tutulmuş savaşcılar da kullanıldığı
görülüyor... Ulufeciler, bilindiği gibi, Osmanlı imperatorluğunda kapıkulu süvarilerine verilen
ad olup ulufe de bunlara verilen ücret veya aylık demektir” (Gökyay, 2000: CCCLV). Ocak
süvarileri hakkında ilk kayıtlara Osmanlı kaynaklarında XIV. asır hadiselerinin şerhi ile ilgili
tesadüf edilir. Taifeyi - süvari onluk, yüzlük ve binliklere bölünür, binbaşının bayrağı (sancağı)
ve hususi nişanı (ələmi) olurdu. Süvarilere muayyen torpak sahası ayrılır ve onlar vergilerden
muaf olunurdu. XV. asırda her 5 piyade savaşçı (yaya) ocak dahilinde toplanır ve ocağın
üyelerinden biri atlı savaşçı (eşkinci) olarak harbe giderdi. Geride kalanların (yamakların) her
biri savaşa giden için 50 akça tazminat (xarçlık) ödemeli idi. Bir yıldan sonra onlar yerlerini
değişirdiler; savaşa giden geri dönüp çalışmalı idi, ocağın diğer üyesi savaşa yollanmalıydı.
Böylece ocaktaki askerlerin hepsi sıra ile eşkinci gibi savaşlarda iştirak ederdi. XVI. asrın
sonlarında ocak enstitüsünün lağvedilmesi ile ocaq süvariləri de öz ehemiyetini yitirdi (Jukov,
1986: 128 - 131). Anlaşılan, ocak teşkilatı oğuzlarda daha evveller de mevcut olmuş, maaşla
hizmet eden savaşçılar o kadar da büyük nüfuza ve hürmete sahip olmamıştır; onlardan daha çok
yardımcı kuvvet olarak istifade edilmiştir. Dresden nüshasında kullanılan ulufeçi kelimesi ile
bağlı söylenilenler Vatikan nüshasındaki olğaçı kelimesi hakkında da müayyen fikirler ileri

�sürmeyi gerektirir. Bu kelimeyi M. Ergin nüsha farklarında olğaçı şeklinde göstermiştir. S.
Elizade elüfeçi şeklinde okuduğu kelime hakkında şunları söyler: “Elüfeciler. H. Araslı‟da
“ülüfeçiler”, M. Ergin‟de “ulufeciler”. Bu kelimenin yazılışı D. və V. nüshalarında farklıdır. V.
katibi kelimenin kökünü “ulaf” (yulaf) şeklinde anlamış. D. katibi ise, muhtemelen, “elef” (Ar.,
ot) anlayışını nazarda tutmuş, bu kelimeyi “ayn” harfi ile yazmıştır. Böylece, “elüfeçiler” - elef
tedarik edenler, yahut köylüler manasında anlaşılabilir (Elizade, 1988: 246 - 247). S. Tezcan ve
H. Boeschoten de Vatikan nüshası müstensihinin kelimenin yazılışında hata yapması ihtimalini
göz önünde bulundurarak ‫ الغ جی‬biçimindeki ğ harfini f-ye değiştirerek kelimeyi ulfacı şeklinde
okumuşlar (Tezcan - Boeschoten, 2001: 314). Halbuki burada problem sadece harf değişikliğiyle
bitmiyor. Kelime Dresden nüshasında “ayn”la yazılmıştır; yani, Arap menşelidir. Vatikan
nüshasında ise Türk menşeli kelimelerde olduğu gibi əlif - vav terkibi ile yazılmıştır. Bundan
dolayı bu kelimeler aynı kökten değildir. Müstensihin hata etmesi veya bu kelimeyi
türkçeleştirerek konuşma dili biçimine sokması fikri de az inandırıcıdır. Bu durumda kelimenin
M. Ergin‟in neşrindeki gibi olğaçı şeklinde okunmasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz. Olğa
kelimesini “ödeniş, maaş” manasında Moğol menşeli kelime olarak değerlendirmek mümkündür.
Aynı kelime Moğol dilindeki olğa - “hak vermək, ödemek, maaş vermek, temin etmek” şekliyle
ilgilidir (Lessing, 2003: 951). Muhtemelen ortak türk-moğol kökenli olduğunu düşündüğümüz
olğa - fiili ile birlikte bu fiilin ad varyantı olğa “maaş, ödeme” kelimesi de mevcut olmuştur ve
olğaçı bu kelimeden türemiştir. Böylece, Vatikan nüshasındaki olğaçı “maaşla hizmet eden
(asker), maaşlı (asker); harfen: maaşlı” kelimesi Drezden nüshasında aynı manalı ulufeçi
şeklinin anlamdaşı olarak belirlenmekteir.
Tarihi, etimolojik ve karşılaştırmalı araştırmalar açık şekilde kanıtlamaktadır ki Vatikan
nüshasını kayda alan şahıs yeterince Türk dillerine hakim, bilgili bir şahıstır. Onun metne dahil
ettiği kelimeler gereksiz değildir. Bu kelimeler ya Dresden nüshasındaki kelimelerin
sinonimleridir, ya da metnin genel anlamıyla yakından bağlantılıdır.

KAYNAKÇA
Adilov, M., (1999), “Kitabi - Dede Korkud”un Vatikan Nüshesinin bazı paleoqrafik
hüsusiyyetleri hakkında, Kitabi - Dede Korkud - 1300, Orta esr elyazmaları və Azerbaycan
medeniyyeti tarihi problemleri, VI, Bakı, “Örnek” neşriyyatı.
Budagov, L., (1869), Sravnitel‟nıy Slovar‟ Turetsko - Tatarskih Nareçiy, I, SanktPeterburg.
Caferoğlu, A., (1968), Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Basımevi.
Drevnetyurskiy Slovar‟ (1969), Leningrad, „Nauka‟ Yayınevi.

�Elizade, S., (1988), Kıtabi - Dede Gorgud, Bakı, „Yazıçı‟ Neşriyyatı
Ergin, M., (1958), Dede Korkut Kitabı, Giriş - Metin - Faksimile, Ankara, Türk Tarih Kurumu
Basımevi.
Ergin, M., (1963), Dede Korkut Kitabı, İndeks - Gramer, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi.
Gökyay, Orhan Şaik, (2000), Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi
Jukov, K., (1986), “Osmanskiye Xroniki XV - XVII vv. o Sozdanii Voysk „Yaya ve Müsellem”,
Turkologiga - 1986, Leningrad, „Nauka‟ Yayınevi, s. 128 - 133.
Kaşgarlı, M., (1998), Divanü Lugatit - Türk, Çeviren: B. Atalay, 4. Baskı, Ankara, Ankara
Üniversitesi Basımevi.
Lessing, Ferdinand D., (2003), Moğolca - Türkçe Sözlük, 2. c., Çeviren: Günay Karaağaç,
Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
XIII. Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitablardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama
Sözlüğü, 3. baskı, Ankara, 1995.
Radlov, V., (1893), Opıt Slovarya Tyurkskih Nareçiy, 1. cilt, 1. hisse, SanktPeterburg
Sevortyan, E., (1974), Etimologiçeskiy Slovar‟ Tyurkskix Yazıkov, Moskova, „Nauka‟
Yayınevi.
Tezcan, Semih- Boeschoten, Hendrık, (2001), Dede Korkut Oğuznameleri, 1. baskı, İstanbul,
Yapı Kredi Yayınları
Tezcan, Semih, (2001), Dede Korkut Oğuznameleri Üzerine Notlar, 1. Baskı, İstanbul, Yapı
Kredi Yayınları
Toparlı, R. - Vural, H. - Karatlı, R., (2003), Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Ankara, Türk Dil Kurumu
Yayınları.
Turkmensko - Russkiy Slovar‟ (1968), Moskova, „Sovetskaya Ensiklopediya‟ Yayınevi.
Zahidoglu, Vahit, (1999), “Kitab-ı Dede Korkutun Vatikan Nüshası Çok Kötü Bir
Nüshadır”mı? Erzurum Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünün Dergisi, sayı
13, Erzurum, s.153 - 169.
Zulfikar, H., (1995), Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1980">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/16effc5994166358a47ac549573b53b1.docx</src>
        <authentication>e51a6142e3d321e81c65d88b8421454d</authentication>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11949">
                <text>1866</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11950">
                <text>DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI FARKLI KELİMELER ÜZERİNE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11951">
                <text>ZAHIDOGLU ADILOV, Vahid</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11952">
                <text>Anahtar Kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler.  ÖZET  Dede Korkut Kitabı’nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az araştırılmış ve metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir. Vatikan nüshası müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini uygulaması, bazı kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki kelimelerden farklı kelimeler kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir nüsha olduğuna dair fikir oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar sırasına alınmış ve müstensihin kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek mümkündür: Orsan وُ ا رْ سَ ا رْ ا “ordugâh, karargâh”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ا yañıldı, kâfir kaçdı (V. 84). Dresden nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye rastlanmamaktadır. Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq “şah çadırı, karargâh”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir. Olğacı وُا رْ ل سَ غ جِی “kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu kelimenin yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime Moğolcadaki olğa - “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır. Beri بسَرِیا “tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün” kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır. Mağmun سَ رْ غ وُ رْ ا “ zavallı”. Arapça ğabene سَ سَ سَ ا  “aldatmak” köküne bağlı mağbun ا سَ رْ غ وُ رْ ا “aldatılmış, incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş Azerbaycan konuşma dilinde kullanılmaktadır. Bildiride Vatikan nüshasında kullanılmış diğer kelimeler üzerine de açıklamalar yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11953">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11954">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11955">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11956">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1490" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1981">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3b376f0088cfab781a0c14dc8d80e906.docx</src>
        <authentication>c366d29836d0b56350a5b40ced547f95</authentication>
      </file>
      <file fileId="1982">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c1c094c86f1c7c5c00a2bb469b989c6e.pdf</src>
        <authentication>72791f6f5e2da99d91ccd17b5df10fed</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11967">
                    <text>THE COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS: THE
VALUE ASPECT
Anastasia ZHERDİEVA
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara / Türkiye
Key words: Turkish legend, Crimean legends, universal values.
ABSTRACT
Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages.
Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. There are Turkic peoples
(Crimean Tatars), Greeks, Armenians, Karaites in Crimea. Almost the same national structure
exists in Turkey. There is a difficult political situation in Crimea because different ethnic groups
cannot live in peace. Folklore, as an oral history and a mythological subconsciousness of nation,
gave us productive material for the analysis of national problems and discovery of their
solutions, so we believe that it will be possible to do the same research with Turkish legends. It is
also important to find similarities and differences between Crimean and Turkish folklore,
discovering the common motifs and analyzing why exactly these motifs are common between
these cultures. Investigating common values of different nations is of great importance for this
research. The crisis of modern culture appeals for search of universal values. It is especially
productive for the studying of legends from different nations which live in one cultural space,
such as Crimea and Turkey. The analysis of the variants of legends from various people or
different times can give fruitful results. The study of legends from different nationalities can help
the identification of value preference horizontally and the study of legends from one culture, but
in a different time, will give value preference vertically.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1983">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b88f8b1b345d70d60865a6194dc3d99c.doc</src>
        <authentication>3e7d586f69c61e6a0b4255f0cd12af4a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1984">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9b18b8cfed341e2132f3d70c11cb6ccb.pdf</src>
        <authentication>9871d87f5f5d7693e95b28c779991584</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11968">
                    <text>COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS
THE VALUE ASPECT
Anastasia ZHERDIEVA1

Abstract
The study of legend is necessary for the humanities. Folklore, as an oral history and a
mythological subconsciousness of nation, gave us productive material for the analysis of national
problems and discovery of their solutions. Investigating common values of different nations is
the scope of this research. In particular, it concerns the studying of legends from different
nations, which live in one cultural space: Crimea and Turkey.
Introduction
Legends from ancient times up to now help to direct humans towards absolute values.
The main function of legend is explaining of value, because legend is a story about the
significance of a place, an event or a person. These aspects are very important for society, they
are sanctified and mythologized by it. Therefore, all folk legends invariably include a miraculous
component, which exists in all types of legends, oral and written. Thus, it is possible to mark out
three major legend constituents: sacred, miracle and value. These three components inseparably
coordinate with each other. In a legend, sacredness authorizes value and miracle confirms it. It
should be mentioned that in legends, values and miracle always collaborate. The more incredible
miracle is, the important value must be.
Today political crises call for searching of values that could be shared by everyone. It is
necessary to observe the presence of a set of absolute values such as value of life, health or love.
Based on this, a Russian philosopher, Mikhail Bakhtin, introduced the term “dialogue of
cultures,” which is based on universal values. Folklore, as an oral history and a mythological
subconsciousness of nations, can give us productive material for the analysis of values which are
1

Middle East Technical University, Department of Sociology, Master student, asyazh@yahoo.com

�shared by people. This research is especially valuable in studying legends from different nations,
which live in one cultural space, such as Crimea or Turkey. The analysis of the variants of
legends from various people or different times can give interesting results. The study of legends
from different nationalities can help in the identification of value preference horizontally and the
study of legends from one culture, but in a different time, will give value preference vertically.
Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages.
Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. Thus, it is logical to unite
these two groups in one research. Finding similarities and differences between Crimean and
Turkish folklore, discovering the common motifs, and analyzing why exactly these motifs are
common between these cultures and why two groups of folk texts have differences is of a great
interest for this research.
The brief information about Crimean and Turkish legends is given below. It should be
noted that oral souses were not included in this research, just published texts were analyzed.
Crimean legends
Crimean legends are a unique collection of texts that deserves a deep research, but has
not been studied properly. The interest for Crimean legends started at the end of the XIX
century. The legends were published with a purpose of attraction of the tourists to Crimea. Field
works and publications of Crimean folklore were basically done by non-professional folklorists.
Therefore, it often happens that principles of classification of collected material are not known,
and national origins of legends are not differentiated either. There are many nationalities living
in Crimea; thus, there are Crimean Tatar, Greek, Armenian, Karaite, Ukrainian, Russian and
Soviet books of Crimean legends. Most legends were collected in their original language, and
later were translated into Russian. The nature of legend texts was influenced by
translators/collectors’ professions and their cultural environment. The most scientific approach
for collecting legends was shown in the 20–30-s of the XX century, when scientific expeditions
were supported by Communist party, which had just came to power and started to support
cultural development of national minorities. However, after Stalin’s repressions and deportation
of many ethnic groups from Crimea, folklore became a subject for editing according to
ideological demands of that time. It made soviet folklore a specific phenomenon, which is worth
of separate research (Zherdieva, 2010). When Soviet Union collapsed, Crimean legends became
a commercial product, and their publications did not have scientific approach. Thus, publishers
mixed legends from different period of time and cultures, did not make references to real sources
and did not give any commentary on legends. However, national societies started to publish book
of their legends vary actively.

�Most of Crimean legends are half-folklore, half-literature. They were edited according to
the time they were published, and sometimes besides authentic values inside of legends editor’s
values can be found. Crimean legends are interesting for social anthropological research because
they have many layers of meaning. However, scientific investigation of this phenomenon had
started only in the 1990-s because the legends were not desired object for research on the
strength of their ideological reductions. There is only one book “Crimean legends as
phenomenon of world culture” (Zherieva, 2013) and a few articles about Crimean legends. The
articles are about symbols of mountains in Crimean fairy tales and legends (Useynova 1998),
characteristics of Crimean legends, folk tails and fairy tales (Fayzi, 1999), features of modern
cultural consciousness in Crimean legends (Temnenko, 2002), principles of publishing of
Crimean legends (Zherdieva, 2012), the legend about golden cradle at a crossroads of cultures of
Crimean peoples (Zherdieva, 2011), models of mythologization of cultural consciousness in the
coordinates of the Soviet ideology (Zherdieva, 2010).
Turkish legends
Turkish legends are a voluminous folklore material. Collection and publication of
Turkish legends started only in the forties, but from the beginning had scientific approach.
Collections were made basically by folklorists and philologist in course of their degree works.
The collectors often indicated when, where and from whom the legend was gathered. There are
many collections of Turkish legends from different regions of Turkey, such as Konya, Hatay,
Malatiya, Trabzon, Ordu, Dimerci, Sivas, Istanbul, Çukurova, Urfa, Afyonkarahisar, Izmir, and
collections of Turkish legends entitled “Anadolu efsaneler,” which means collection of legends
from different places in Turkey in one book. There are Turk, Kurd, Armenian, Jew, and Greek
populations in Turkey, but in contrast to Crimea we have access only to Turk legends. There is
folklore of different nations who live in Turkey, but it was not translated to Turkish. This is why
a researcher must know the Kurd, Greek, Armenian, Jewish languages in order to be able to read
non-Turk legends in Turkey. Some legends of Ancient Greeks were retold by Turkish sources
and only one book of Kurd legends is available in Turkish (Yücel 2003). Most probably, due to a
language barrier, Turkish legends did not become a commercial object. Turkey is one of the most
popular countries for international tourists, that raises a demand for the legends to be translated
at least in English to be available for reading. There are Russian-speaking tourists in Crimea,
because of this translated to Russian legends are popular.
Turkish legends do not have both touristic and ideological editing; they were not
rewritten by their collectors, it is pure folklore material. Therefore, Turkish texts are rich for
traditional descriptions: why this ceremony is performed, who has to do it, in which places and
in which conditions it should be (Crimean material does not have this, because Soviet editing

�tried to erase every national differences). Turkish legends often have formal beginning/ending
and folk style of narration. One legend can be collection of small stories about one place, which
looks very much like summary of whole story. However, some collectors tried to narrate in
literary way, for example, nature can be depicted poetically. Important feature of Turkish
legends is invariable connection with definite places. This is the most critical characteristic of
legend as a genre. In Crimean legends, sometimes stories do not have connection with places
what is often a sing that these legends were made up (there are many examples in Soviet
legends).
Scientific investigation of Turkish legends is rather advanced. There are many articles
devoted to understanding of this phenomenon (Boratav, 1973; Örnek, 1971) and different aspects
of it (Ayva, 2003; Çıblak, 1997; Gülensoy, 1988; Ocak, 1986; Özdemir, 1986). Also there is a
book of Saim Sakaoğlu “Investigation of Legend” (Sakaoğlu, 2009), and three books about
analysis of legends from different regions of Turkey, such as Erzurum, Erzincan and Diyarbakır
(Seyidoğlu, 1985; Kara, 2003; Yavuz, 2007).
Values in Crimean and Turkish legends
In this research a value method was used. As it was said above, the method implies that
miracle is connected with value. Thus, it is necessary to analyze miracle to understand which
value is inside a legend. For example, in the legend “Denizli’de Pamukkale,” an unattractive girl
tried to commit suicide; she jumped out of a cliff and got to hilling water of Pamukkale. She did
not die and became so beautiful that a local prince married her (Önder, 1966:133-134). In this
legend, the miracle of reanimation owing to water is showing significance of value of life.
Values in legends can be good or bad but function of bad values is to underline good ones, to
emphasize their importance. For example, in the legend “Gelin kaya” a girl showed disrespect
for her mother. The mother cursed her and she became a stone (Kavcar, 1990:51). In the legend,
lack of respect to mother is actually the value of good relation with parents. It can be also a few
values in one legend but usually one is dominant or it can be conflict of two values, when
characters have to choose between two equally important for them values.
Good/bad values
The content analysis of Crimean and Turkish legends yielded the following results.
Among good values that exists both in Turkish and in Crimean legends are love for homeland,
value of sacred, value of life and health, bloodless capture of fortress/city, value of love to
person and to child, hospitality. Among bad values are greediness, cruelty, lust for power,
wantonness, faithlessness, incest, murder, disrespect for parents, carelessness to child, pride,
cowardice, infraction of laws of hospitality (Turkey) and ingratitude for hospitality (Crimea).

�Value of love for homeland is the most frequent in Crimean legends, then for Turkish
legends the most numerous is value of sacred. These values are constant both horizontally and
vertically (they do not change from people to people and from time to time).
These two big values can be spited up to sub-values. Thus, value of homeland has subvalues of homeland foundation, its peaceful existence, its defense, big love for it, and awareness
that this place is the most beautiful in the world. The bad value is probability to loose the
motherland. The value of sacred can be divided into sub-value of God, value of saint, value of
religion (Islam), value of religious traditions (abdest, namaz, reading of Koran, hajj, necessity of
sacrificing), value of religious places (mosques, holy houses, Saint’s grave), and protective
function of holy. The opposite values of sacred are disrespect to God and saints, spiritual and
physical dirtiness, drunkenness, gambling, and polygamy. The most common among bad values
is giving a promise to sacrifice an animal and going back on this promise. In legends, usually
God turns a sinner into a stone for punishment (Sakaoğlu, 2003:69-79).
The good example of value of love for homeland is the Crimean Tatar legend about
Aziz. A centenarian made a “hajj” (he came from Crimea to Mecca). The man was killed by
Arabs on his way home, but before he died he remembered his homeland, garden and nutwood.
He asked God to be buried in Crimea and he heard like some voice promised him that. When the
Arab cut his head, the old man took it under his arm and walked from Mecca to Crimea. The
people from his village noticed a grave near his nutwood and saw a green light there, and they
understood that this is the grave of Aziz (which means “saint”) (Marx, 1918:260-264). It is
obvious that there is nothing impossible for mythological thinking in this legend: an old man was
walking a long way to Mecca, and more fantastically, a dead man was returning home. Strong
love for native land, the desire for living in Crimea (even though it is not possible), and
mythological thinking constituted unbelievable miracle – a dead man came back to Crimea. The
motive “cut head” (“kesil baş”) is also widespread in Turkey, but it is connected with other
value. This miracle is used for inspiration for victory. In legends, a dead man is continuing to
fight in spite of his head was cut (Sarı, 1994:21).
The most striking example of the value of constant love for homeland is to be found in
variants of the legend in terms of the Golden Cradle. The variants of this legend exist among
different nationalities of Crimea, such as Crimean Tatars, Greeks, Armenians, Karaites
(Kondaraki, 1883:71-76; Fayzi, 1999:22-27; Polkanov, 1995:14-15; Birzgal, 1937:365-380). The
survival of this legend was also retraced. It was born in ancient times, but it is continue to work.
The legend was transformed in Soviet times (Vul&amp;Shlyaposhnikov, 1959:57-61) and adapted to
contemporary culture (Tkachenko, 2009). According to the legend, there were two enemy clans
in Crimea, one of them being autochthonous, another being alien. When locals began to lose the

�war, their leader made a decision to save his people by following this way: he climbed up to an
inaccessible mountain, hid a cradle (the sacred object of the clan) in a cave, and charmed by
means of the spirits of that cave. The cradle in this legend became a symbol of the life of nations.
If the cradle is destroyed, the people of Crimea will disappear. Keeping the cradle in the cave is
the essential condition of the safe existence of Crimean people. The love for motherland is
universal. This value is conjoint for Crimea. It does not separate peoples, but unites them,
because Crimea is the home for every Crimean nation. The fact that variants of the legend exist
among all Crimean nations affords us an opportunity to say about possibility of dialogue of
cultures based on universal value of love for Crimea.
The value of love for homeland is present in Turkish legends also, but in different way. If
in Crimea most legends tell about importance to defence of homeland, then in Turkey motif of
conquest is more popular. Folklore narrates about the most vital problems. Crimea and Turkey
has different histories. Crimea all time was conquered by new strangers. It was permanent
danger to lose homeland. Whereas in Turkey people were not in jeopardy of loss of home, quite
the reverse, essential problem was to take new lands. It is very rarely when value of capture is
near to miracle, because legends try to show that Turks took countries by themselves without
help of miracle, using just their intellect and power.
Value of sacred was singled out in Turkish legends as the most important by the reason
of frequency of legends about saints. There is even specific genre “menkabe” (legend about
saints), which does not exist Crimean folklore at all. The value of sacred is also critical by the
reason of quality of miracles, such as a saint’s forecast of rain or control of the weather; whole
army was fed by one saint; a saint’s ability to control wild animal; impossibility to burn a saint
on fire; undecomposition of dead body; good smell from a grave; a saint’s prayer on his own
grave; sound of spoken Koran from holy places. However, the most impressive miracles in
Turkish legends are reanimation from death and saint’s movement from Turkey to Mecca and his
return to Turkey in one day. There are just three Turkish legends where a saint makes alive
human and animal (Önder, 1966:91-93; Nasrattınoğlu, 1973:19-21; Yavuz, 2007:297). However,
motif “motion in space” is very popular. It is a legend about a master and his helper. The master
went to Mecca. On Friday the helper asked master’s wife to make halavah/cutlet and brought it
hot to his master to Mecca, after this came back to his home in the same day. When people form
his village found out this relocation, they realized that the helper was a saint. Most probably that
the miracle of reanimation from dead is less impressive then travelling through the space,
because death and sleep some times are indistinguishable, but to be in Turkey on Friday morning
and to be in Mecca for Friday namaz (while halavah is still hot) is really something incredible.

�There is also very strong and ancient value of protective function of holy. Crimean
material does not have these samples. For example, according the legend “Sivri tepe,” there were
graves of Turk saints, and Greeks were afraid of them. When they came by with Turkish
prisoners, they wrapped up horseshoes that the saints could not hear them, but once they forgot
and the Turk saints woke up, caught up Greeks and turned them to stones (Sakaoğlu, 2003:5051). Life-saving of Turkish soldiers by the dead saints is an interesting miracle which is one
more proof of importance of value of sacred for Turkish culture.
The value of sacred exists in Crimean legends also but, in the majority of cases, it
accompanies with standard miracles from hagiography. However, it is possible to find original
patterns. In Crimean legends “Karadag bells’s ringing,” there was a small church in Karadag
Mountain in Koktebel. The church was so poor that it even did not have bells. St. Stephen sailed
by the church on the night of Easter. The saint prayed to God, and nonexistent bells started to
ring. Now every Easter people who live in Koktebel hear ringing of nonexistent bells (Marx,
1917: 26-27). Undoubtedly vary beautiful miracle goes with meaning of Christian faith.
After values of sacred and love for homeland value of life and health is among equally
important both Crimea and Turkey. In Crimea, the value of life is widespread in the legends
about holy springs and saints’ graves. There are problems with potable water in Crimea, that
attracts attention and every springs become sacred objects for all nationalities. In legends,
springs are believed to have healing, if not reviving properties. Values of health and life are
universal for everyone, and one spring can be a pilgrimage center of different nations. As an
example, Savupulo’s spring in Simferopol is revered by both Christian and Muslim, but the place
has different legends. Christians believe in the healing properties of the water due to the legend
about a Greek who recovered his sight by washing his eyes in the water of the spring. The grave
of Saint Salgir Baba, which is near the spring, explains sacredness of the water for Muslim
people. In Crimean legends, water is source of life, but in Turkish legends, water is also
important for abdest. For example, in the legend “Kanliçeşme,” a woman let pass a saint through
a spring that the saint could have abdest, and the woman was awarded with nonelapsing food
(Alpaslan, 2006:13). Thus, sometime the value of holly is more meaningful then value of life and
health in Turkey.
The value of life sometime near to value of death, because mythological thinking is
cyclical, it combines life and death, beginning and end. Death can give birth to a spring.
Frequently, this is death of a saint and his grave next to a spring, which makes the spring sacred.
The sacredness of a place is proven by the miracles of recovery on the saint’s graves. The same
as springs, every nationality worships the graves of Christian and Islamic saints, because it is not

�possible to divide values of sacred and life, they are precious for all people what makes dialogue
of cultures feasible.
Conflict between two values
Legend can contain two opposite values, when heroes have to choose between two
values, and this alternative gives more importance to chosen value. It can be opposition of two
good or two bad values. For example, there is a conflict between sexual desire and thirst for
treasures in Crimean and Turkish legends about treasure-hunting. The main characters of these
legends have to choose between a beautiful devil woman and the riches that she is guarding.
“The gold and the woman are two different deaths when the Devil interferes in the case,” which
is the way that one Crimean legend ends (Marx, 1914:247). Does not matter what main hero will
choose, both leads him to trouble.
Metamorphoses of human beings into stones are very popular motifs in Crimean and
Turkish mythology. Generally this is an example of the conflict of two positive values –
freedom and life. In this conflict freedom always wins. A Russian philosopher, N. Berdyaev,
proved that the value of freedom is even more important than the value of happiness, people
always choose freedom over life (Berdyaev, 1993). Widespread in Crimea, the legend “Alive
rocks” tells about a mother and a daughter who did not want to be in a rich bey’s harem and they
chose to be turned to stone over to be held in captivity (Marx, 1917:47-49). Choosing a freedom
over life is value conflict that exists in all variants of the legend, but in one, its collector N. Marx
added his own value – love the mother for her daughter. N. Marx brought it in the legend by
making literary insertions, such as “mother’s love is born before child’s birth and does not end
after mother’s death,” “mother’s endearment is like breeze in hot day, like sun warming in rainy
weather,” “remember your mother, if she has left this life, and this will relieve your heavy
heart,” or “woman is weak but when she has to rescue her child she can be harder then stone”
(Marx 1917, 47-49). Thus, besides main value conflict Marx brought his own value which is not
exists in folklore texts.
Metamorphoses of humans into stones have also conflicts of values “love and death.”
Most of characters choose death over life without love. In Turkish legends, metamorphoses also
have specific motivations, such as fear and death, dishonour and death, grief and death,
hopelessness and death.
However, the most bright example of conflict of two positive values is about choosing
between love for homeland, its defence, self-sacrificingness, civicism and life in Crimean
legends; and the most frequent conflict is Islamic and not-Islamic beliefs in Turkish legends.
The conflict “love for home and life” is in Crimean legend “Arzı kız”. The beautiful girl
Arzı was kidnapped from her village Mishor shortly before her wedding. She was sold to the

�harem of a Turkish Sultan. In spite of her rich life in Istanbul, homesickness made her deeply
unhappy. Even giving birth to a son did not make the situation better. She took her child and
threw herself from a tower to the Black Sea. The inhabitants of her village started to notice that
the girl with her child went out of the sea and spent some time near her favorite fountain every
year (Krishtof, 2001:207-212). Arzı chose her homeland over her life and life of her child.
Mythological thinking tries to highlight the value of love for Crimea by using fantastic miracle
“dead person return to home” as a vehicle.
The conflict of two opposite values in Turkish folklore is the conflict of Islamic and notIslamic beliefs. One very popular legend tells about non-Muslim boy (Greek or Armenian) who
ask Turkish girl to marry him in exchange for hay (Sakaoğlu, 2003:44-45; Tatlı, 2005:40-44;
Özen, 2001:206; Çebi, 2001:63-68). It was a year of bad harvest. People of the village did not
have hay for animals which started to die. The reach boy had enough food for saving the village
from death, and he made a condition – the most beautiful girl had to marry him and renounce her
faith. Thus, the heroine had to make choice, she either had to betray her faith or to doom her
people to death. In this desperate situation the girl started to wrestle with God, who helped her.
Incredible miracle happened: spring came in winter, trees were in bloom, grass turned green. We
can see again an example how the most important value of Islam is underlined by beautiful
miracle.
However, it is extremely important to emphasize that value of sacred is not divided into
religions in Turkish legends. Thus, both Christian and Muslim sacred places and people are holy
for every religions. There is no conflict of religions there. For example, in the legend “Cabbar
dede,” an Armenian called out his saint for help. The saint came and asked why he was called.
When he got an answer, he got angry. He said that there is local Turkish saint Cabbar dede, why
man did not ask him for help and made his Armenian saint traveled long way from Baghdad to
Turkey (Kavcar, 1990:52-55). In other legend “Bolulu hoca mezarı,” one famous orthodox priest
died. Muslims and Christians were bidding to carry his coffin. The dead priest rose from his
coffin and pointed to Muslims (Yavuz, 2007:281-282). In legend “Şeyh Salih kilisesi ziyareti,”
after death of an Islamic saint, people built both a mosque and a church on his grave. Now both
Muslim and Christian are visiting his grave (Yavuz, 2007:256).
There are two good examples for holly places which are universal for many religions:
Hagia Sophia and the Sumela Monastery. There are a lot of legends that show holiness of these
places for Muslim and Christians. The legend about the Sumela Monastery tells about translation
of Icon of the Virgin Mary into Melá Mountain in Trabzon and foundation of monastery there.
When Turk came to the Monastery they tried to break, burn, sink the icon but could not succeed.
When Sultan Murat passed near the Monastery and heard strange sounds, he ordered to open fire,

�but nothing happened to the building, then Turks understood that this was holly place that could
not be destroyed. There is a pool with holly water inside of the Monastery. Both Muslim and
Christian heal there but Muslim sacrifice animals after recovery (Gedikoğlu, 1998:108).
Hagia Sophia is also sacred for both Christian and Muslim. In Byzantine Empire, as the
main church, in Ottoman Empire, as the main mosque, Hagia Sophia is holly place that does not
need to be translated from one cultural tradition to another. The building has strong sacred
meaning for all religions. Thus, there are Turkish legends about construction of Hagia Sophia.
They are proving holiness of the building from the beginning. For example, water for cement
was brought from the Kaaba (Önder, 1966:23).
However, capture of Istanbul and Hagia Sophia has absolutely different evaluation from
Greek and Turkish point of view. The Crimean Greek legend “Shadow” is about conquest of
Hagia Sophia. It describes Turks as very cruel people. Sultan Mehmed the Conqueror ordered to
kill every person who was hiding and praying in Sophia, so he was able to pray there in silence.
Sultan entered to the church where dead people were laying on the floor and stumbled over
corpses. His hand was dirtied up in human blood. He printed his hand on column. We can still
see this print in one of Hagia Sophia’s column. Sultan started to pray but he was interrupted by
an old Orthodox priest who started to serve his Lord. Fatih commanded to brick him up, but the
priest disappeared. Only his voice said “I will come back when Sophia becomes ours again”
(Marx, 1917:50-53).

According to Turkish legends, Mehmed was hero which conquered

Istanbul, of course there are no descriptions of Sultan’s savageness in Turkish legends, it is only
said that he swung around building of Hagia Sophia in the direction of the Kaaba, and by this
way changed it from a church to a mosque (Önder, 1966:23).
It is more then understandable that the fact of seizure of Istanbul was tragic for Greeks so
they mythologized Mehmed as a pure evil, whereas capture of Istanbul was very important for
Turks, so Mehmed was mythologized in good way and was able to do marvels. However capture
of Hagia Sophia is secular event, and the reactions are different, but concerning sacred meaning
of the building, it did not change its holly shade for both religions.
Conclusion
Study of Turkish and Crimean legends helped to understand value preferences of two
cultures. There are values of patriotism, sacred, life, health, freedom, love both in Crimean and
Turkish legends. These values are dialogic values, they unite cultures.
The most important value has to have the most incredible miracle. Thus, in Crimean
legends the most popular value is the love for homeland and it is emphasized by the most
impressive miracle of dead person return to home. In Turkish legends, the most significant value

�is sacred and it is accompanied by the miracle of movement in space. Dominant values attracted
the most unbelievable miracles.
There are differences between two groups of texts. Crimean legends were process by
their collectors, but Turkish legends are pure folklore material. However, content analysis
showed that in general their value preferences are similar.
It is important to publish more collection of Turkish legends in many languages, because
above mentioned values which are inside of legends make possible dialogue of cultures.
However, publishers should be careful, because so-called “black legends” also exist and contain
negative values inside. These legends can result national conflicts and discord. Myths and
legends have a strong influence on people consciousness and goal of scholars control this
influence.
Acknowledgements
The author wishes to acknowledge The Scientific and Technological Research Council of
Turkey who provided the fellowship that made this research possible. I also wish to thank my
scientific advisor, associate professor Ayşegül Aydıngün.
References
Alpaslan İ. (2006). Demirci efsaneleri, İzmir.
Ayva, A. (2003). “Bozkır efsanelerinde örnekler.” Folklor edebiyat, Sayı 32, p. 333-337.
Barışcan, H. (2010). İstanbul efsaneleri: Anadolu mitolojisi 3, İstanbul: Cumhuriyet
Kitapları.
Berdyaev, N. (1993). О naznachenii cheloveka. Moscow: Respublika.
Birzgal, J. (1937). Qrьm tatar masallar ve legendalar, Simferopol: Qrım ASSR.
Boratav, P. N. (1973). “Efsane”. Türk halkbilimi.100 soruda türk halk edebiyatı, İstanbul:
Gerçek Yayınevi, p. 98-108.
Çebi, S. (2001). Ordu Efsaneleri – Ordu Folklorundan Damlalar, Ordu.
Çıblak, N. (1997). “İçel efsaneleri üzerinde.” Folklor edebiyat, Sayı 12, p. 119-132.
Duman, M. (2010). İstanbul efsaneleri, İstanbul: Heyamola Yayınları.
Fayzi, M. (1999). Legendi, predaniya i skazki Krima, Simferopol: KGMU.
Gedikoğlu, H. (1998). Trabzon efsaneleri ve halk hikayeleri, Trabzon: Trabzon Valiliği.
Gülensoy, T. (1988). “Doğu Anadolu efsaneleri içinde tunceli efsanelerine bir bakış.”
III.UlusIararası Türk Halk Edebiyatı Semineri, Eskişehir, p. 165-172.
Kara, R. (1993). Erzincan efsaneleri üzerine bir arıştırma, Ankara: Erzincan Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı.

�Kavcar, C. (1990). Efsanelerimiz: İnönü Üniversitesi efsane derleme yarışması, Malatya:
İnönü Üniversitesi Basımevi.
Kondaraki, V. (1883). Legendi Krima, Moscow: Tipografiya Checherina.
Krishtof, E. (2001). Legendi Krima, Simferopol: Dar.
Marx, N. (1914). Legendi Krima, Moscow: Skoropechatnya A.A. Levenson.
Marx, N. (1917). Legendi Krima, Odessa: Odesskie novosti.
Marx, N. (1918). “Aziz. Bakhchysaray legend.” Izvestiya Tavricheskoy uchenoy
arhivnoy komissii, № 54, p. 260-264.
Nasrattınoğlu, İ.Ü. (1973). Afyonkarahisar efsaneleri, Ankara: Nasrattınoğlu Yayınları.
Ocak, A. (1986). “Tarih ve efsanenin bir kavşak noktası: türk folklorunda kesikbaş.”
III Mületlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara, p. 203-213
Önder, M. (1966). Anadolu efsaneleri, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.
Örnek, S. V. (1971). 100 soruda ilkellerde din, büyü, sanat, efsane, İstanbul: Gerçek
Yayınevi.
Özdemir, H. (1986). “Etiyolojik türk halk efsaneleri.” III Mületlerarası Türk Folklor
Kongresi Bildirileri, Ankara, p. 305-310.
Özen, K. (2001). Sivas efsaneleri, Sivas.
Polkanov, V. (1995). Legendi i predaniya karaev (krimskih karaimov-turkov),
Simferopol.
Sakaoğlu, S. (2003). 101 Anadolu efsanesi, Ankara: Akçağ.
Sakaoğlu, S. (2009). Efsane araştırmaları, Konya: Kömen Yayınları.
Sarı Z. (1994). Hatay’da efsane ve menkıbeler, Antakya.
Seyidoğlu, B. (1985). Erzurum efsaneleri. Erzurum’da belli yerlere bağlı olarak
derlenmiş efsaneler üzerinde bir incleme, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.
Tatlı, İ. (2005). En güzel Türk ve Anadolu efsaneleri, İstanbul: Papatya Yayınları.
Temnenko, G. (2002). “Crimean legend and some characteristics of modern cultural
consciousness.” Etnografiya Krima XIX – XX vekov i sovremennie etnokulturnie processi.
Tkachenko S. (2009). “Golden cradle quest.” Krimskaya Pravda, № 36, p. 3.
Useynova, V. (1998). “Simbols of mountains in Crimean Legends.” Kultura narodov
prichernomorya, p. 258-260.
Vul, R., Shlyaposhnikov, S. (1957). Krimskie legendi, Simferopol: Krimizdat.
Yavuz, M. H. (2007). Diyarbakır Efsaneleri, Istanbul: Cumhuriyet Kitapları.
Yücel, M. (2003). Kürt coğrafyasında göl ve ırmak efsaneleri, İstanbul: Evrensel BasınYayın.

�Zherdieva, A. (2010). “Models of mythologization of cultural consciousness in the
coordinates of the Soviet ideology (by way of example, the ten postwar collection of Crimean
legends).” Almanah Tradicionnaya kultura, № 2, 110-127.
Zherdieva, A. (2011). “Crimean tatar legend about golden Cradle.” Emel, № 232, p. 5458.
Zherdieva, A. (2012). “Principles of publishing of Crimean legends.” Kultura narodov
prichernomorya, № 220, 148-156.
Zherdieva, A. (2013). Crimean legends as phenomenon of world culture, Saarbrücken:
LAP LAMBERT Academic Publishing.

Biographical Note
Dr. Anastasiia Zherdieva is a research fellow at Middle East Technical University,
Ankara, Turkey. Her research interests are legend as folklore genre, Crimean and Turkish
folklore legends, relationships between legend and myth, cultural consciousness in legends, the
concept of “miraculous”, “sacred” and “value” in legends.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11959">
                <text>2016</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11960">
                <text>THE COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS: THE VALUE ASPECT</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11961">
                <text>ZHERDİEVA, Anastasia</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11962">
                <text>Key words: Turkish legend, Crimean legends, universal values.  ABSTRACT  Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages. Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. There are Turkic peoples (Crimean Tatars), Greeks, Armenians, Karaites in Crimea. Almost the same national structure exists in Turkey. There is a difficult political situation in Crimea because different ethnic groups cannot live in peace. Folklore, as an oral history and a mythological subconsciousness of nation, gave us productive material for the analysis of national problems and discovery of their solutions, so we believe that it will be possible to do the same research with Turkish legends. It is also important to find similarities and differences between Crimean and Turkish folklore, discovering the common motifs and analyzing why exactly these motifs are common between these cultures. Investigating common values of different nations is of great importance for this research. The crisis of modern culture appeals for search of universal values. It is especially productive for the studying of legends from different nations which live in one cultural space, such as Crimea and Turkey. The analysis of the variants of legends from various people or different times can give fruitful results. The study of legends from different nationalities can help the identification of value preference horizontally and the study of legends from one culture, but in a different time, will give value preference vertically.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11963">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11964">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11965">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11966">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1491" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1985">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fbe6c18ef9f0c924fb2546fa7988cc44.docx</src>
        <authentication>b95456ca8ab2faf274e98e68fdb1a33c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1986">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/55d284129e1d5c9c1911218aa42f893c.pdf</src>
        <authentication>839efcbd39909812f4ba66d6eb5b33f6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11977">
                    <text>MUSAHİPZADE CELAL’İN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERİNDE
GÜNDELİK YAŞAM
Tahir ZORKUL
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Van / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celal, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.
ÖZET
İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve zengin
kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini kazanmıştır. Bu
bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel mirasa ilgi
duyanlardan biri de Musahipzade Celal’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün önemli
temsilcilerinden biri olan Musahipzade, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden dinlediği son
iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır. Bu eserlerden
bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı ironik bir tavır
sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir tavır takınır. Bu eser
daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine etraflıca yer verilir. Bu
zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları, eğlence kültürü, giyim-kuşam
geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve üslup özensizliği bu eserde de göze
çarpmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1987">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9638d54a36014e5cada64f76c04c2a28.docx</src>
        <authentication>79dc736b0ec397a85da875c714750381</authentication>
      </file>
      <file fileId="1988">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f8f9b0be7ae796334325dc256522311c.pdf</src>
        <authentication>97597180acdc45313363f788789ed9a0</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11978">
                    <text>MUSÂHĠPZÂDE CELÂL’ĠN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERĠNDE
GÜNDELĠK YAġAMIN UĞRAK YERLERĠ: ÇARġILAR VE HANLAR
Tahir ZORKUL1

Özet
İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve
zengin kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini
kazanmıştır. Bu bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel
mirasa ilgi duyanlardan biri de Musâhipzâde Celâl’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün
önemli temsilcilerinden biri olan Musâhipzâde, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden
dinlediği son iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır.
Bu eserlerden bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı
ironik bir tavır sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir
tavır takınır. Bu eser daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine
etraflıca yer verilir. Bu zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları,
eğlence kültürü, giyim-kuşam geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve
üslup özensizliği bu eserde de göze çarpmaktadır. Bu bildiride, söz konusu eserde yer alan
çarşılar ve hanlar ele alınacaktır.
Anahtar sözcükler: Musâhipzâde Celâl, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.

HAUNT OF EVERYDAY LĠFE ĠN MUSÂHĠPZÂDE CELÂL’S OLD ISTANBUL
LĠFE

Abstract
Istanbul has attracted the attention and admiration the local and foreign artists from
very ancient times to the present day with its natural beauty, rich cultural accumulation and
historical structures. In this context, volumes full of works were written. One of interested
man of this cultural heritage is Musâhipzâde Celâl. Musâhipzâde, which is one of the
important representatives of the Turkish theater, reflect in his works the last two hundred
years of Ottoman life with personal observation or listened from elders. One of these works is
1

Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, tzorkul@yyu.edu.tr

�"Old Istanbul life". The author assume an ironic attitude in his theaters against the Ottomans.
In this work , which was written in 1946, assume an more objective, more caring attitude.
This work have more of the characteristics of memories. In this work, are given the Ottoman
traditions and customs in detail. Family life, professional groups, culture of entertainment,
clothing and dress takes part in a wide range in this rich cultural background. Language and
style mistakes in other works of have seen in this work too the author. İn this paper, bazars
and inns in the aforementioned work will be examined.
Key words: Musâhipzâde Celâl, Istanbul, culture, tradition, everyday life.

GiriĢ
1868’de İstanbul’da dünyaya gelen yazarın asıl adı Mahmut Celalettin’dir. 1935’te
Soyadı kanunu gereğince Musahipoğlu soyadını almasına rağmen, hemen hemen bütün
biyografilerinde daima Musâhipzâde olarak kalmıştır. Ailesi, I. Ahmet devrinde Kırım’dan
göçüp İstanbul’a yerleşmiştir. Temmuz 1959’da İstanbul’da vefat etmiştir.
Çocukluğunda Karagöz ve Ortaoyunu gibi geleneksel gösteri sanatlarına ilgi
duymuştur. Okul yıllarından başlayarak çeşitli konaklarda, çoğu kez kendi arkadaşlarıyla
ortaoyunları düzenlemiş ve pek çoğunda kendisi de oynamıştır. Küçük yaştan itibaren tarih ve
edebiyata da merak salan Musâhipzâde Celâl, 1927’den sonra geçimini daha çok oyunlarıyla
sağlar.
Musâhipzâde, tiyatrolarında genel hatlarıyla, Şinasi’nin açmış olduğu “töre komedisi”
çığırını sürdürmüştür. Osmanlı sarayının, bürokrasinin, aile hayatının, din kurumunun,
gelenek ve göreneklerin karikatürize edilmiş sahneleri, oyunlarının değişmez temalarını
oluşturur. Dil ve üsluptaki özensizliğin dikkat çektiği bu eserlerde Osmanlı toplum hayatı,
gülünç tavır, jest, kıyafet ve tiplerle sahnelenir. (Tanzimat’tan Bugüne … 2001: 255-257)
Konularını Osmanlı İmparatorluğu’ndan; özellikle de XVIII. yüzyıl halk hayatından,
kendi deyişiyle “tarihin gölgesi altında hayal-meyal seçilen halk hayatından” alan tiyatro
eserlerinden bazıları şunlardır: Türk Kızı (1909), Köprülüler ((1936), İstanbul Efendisi
(1936), Lâle Devri (1936), Macun Hokkası (1936), Yedekçi (1920), Kaşıkçılar (1920),
Aynaroz Kadısı (1929), Atlı Ases (1936) (Necatigil 1995: 230).
Yazarın incelemeye tabi tuttuğumuz anı niteliğindeki “Eski İstanbul Yaşayışı” (1946)
adlı eseri, unutulmaya yüz tutmuş Osmanlı gelenek ve göreneklerinin bir tür repertuarı

�niteliğindedir. Musâhipzâde bu kitapta bizzat yaşadığı ya da aile büyüklerinden dinlediği son
iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle yansıtır. Hiç şüphe yok ki, bu ve
buna benzer eserlerle yitip giden, pek çok yönüyle şimdilerde siyah-beyaz karelerde kalmış
bir kültürün izlerini sürme imkânını yakalamaktayız. Biz de bu bildirimizde, söz konusu
eserden hareketle, gündelik yaşamın önemli uğrak yerlerinden olan ve bugün pek çoğunun
harabeye döndüğü ya da yerlerinde beton yığınlarının yükseldiği “Çarşılar, Hanlar”
konusunu

ele

almaya

çalışacağız.

Çarşılar

ve

Hanlar,

içtimai

hayatın

önemli

mekânlarındandır. Yazarın ifadeleriyle söyleyecek olursak, “Bugün hâlâ yabancı seyyahlar,
İstanbul’a gelince şehrin camileri kadar “Çarşı”sını da merak edip gezerler. Hakikatte ise
“Çarşı” içtimaî oluşumun belli başlı durağı, hayatın etrafında çevrelendiği bir merkezdir.
Netekim Eski İstanbul, çarşı guruplarından meydana gelmiş bir mahalleler mecmuasıdır
denilebilir. Bu bakımdan, hanlar da tamamiyle aynı ehemmiyettedir.” (Musâhipzâde
1946:142).
Musahipzade Celâl, eserinin bu bölümünde öncelikle “Çarşılar”, ardından da “Hanlar”
üzerinde durmaktadır. Eserde üzerinde durulan elliye yakın çarşının isimleri ise şöyle:
Sahaflar, Simkeşhane, Örücüler, İğciler, Sandal Bedesteni, Kalpakçılar, Kürkçüler,
Gaytancılar ve Düğmeciler, Fermeneciler, Zenneciler, İçbedesten, Mengeneciler, Mercan
Terlikleri, Kuyumcular, Mahfazacılar, Sorguççular, Yazmacılar, Misk Yağcılar, Okçularbaşı,
Marpuççular, Ketenciler Kapısı, Kılıççılar, Dökmeciler ve Kantarcılar, Kutucular, Uzun
Çarşı, Tesbihçiler, İmameciler, Tütün Tablaları, Takatukalar, Tarakçılar, Kaşıkçılar, Kuru
Yemişçiler, Meyvehoş, Nalburlar, Urgancılar,

-Çömlekçiler, Simitçiler, Çörekçiler,

Börekçiler, Poğaçacılar-, Gözlemeciler, Paçacılar, Taşçılar, Pul Şişe Yapan Sırçacılar, Eyüp
Oyuncakçıları, Mumhane, Kürekçiler, Makaracılar, Yelkenciler ve Lüleciler.
Şimdi bunlardan bazıları üzerinde duralım:
1. ÇarĢılar
Sahaflar
Yazarın verdiği bilgilere göre, Kapalıçarşı’da içbedestende Kuyumcular tarafındaki
kapıdan girip sağ kapıdan çıkılınca (yazar, şimdilerde halı dükkânlarının işgal ettiği yer diyor)
baştan başa kitap satılan yerler Sahaflar Çarşısı imiş.
SimkeĢhane

�Musâhipzâde, Beyazıt’tan Koska’ya doğru inerken Beyazıt hamamı karşısındaki
(Musâhipzâde, şimdi bir harabe halinde bulunan han diyor) hana “Simkeşhane” denildiğini
kaydeder. Burada, işleme için kullanılan telli iplik üretiliyormuş. Yazar, bu ipliğin yapılışı ile
ilgili bilgilere de yer vermektedir. Buna göre, altın ve gümüş toparlaklar hâddeden geçirilmek
suretiyle, “sırma” denilen iplik gibi ince teller elde ediliyormuş. Aynı şekilde bu tellerin daha
incelerinin ipek üzerine sardırılıp “klaptan” denilen, bir tür işleme için kullanılmak üzere telli
iplik elde edildiğini de belirtir. Eski zamanlarda “sırmacılık” ve “klaptancılık”ın oldukça
revaçta olduğu söylenir. Sebebi ise, Padişahın, saray erkânının, şehir halkının giydikleri
elbiselerin, gelin kıyafetlerinin, kız çeyizlerinin sırma ve klaptanlarla süsleniyor olmasıdır.
Yazar, yakın vatka kadar Anadolu’nun pek çok yerinde erkek ve kadın kıyafetlerinin de
“sırma” ve “klaptanla” işlendiğini bizzat gördüğünü söyler. Balıkhane Nâzırı Ali Rıza Bey,
zamanla sanatlarıyla geçinemeyen sanatkârların çocuklarını devlet dairelerine yerleştirmeye
başlamalarıyla, bu sanatın son bulduğunu nakleder. (Ali Rıza Bey (?):55)
Örücüler
Musâhipzâde, Mercan Yokuşu’ndan Kapalıçarşı’ya giden yere, yaşadığı devirde de,
“Örücüler kapısı” dendiğini söyler. Bunlar yırtılmış kumaşları, şalları, her türlü kadın ve
erkek giysilerinin yırtıklarını, ekini belli etmeden maharetle örmekle uğraşırlarmış. (Yazar
hâlâ bu çarşıda birkaç sanatkâr çalışmaktadır der.).
Ġğciler
Yazar, “Örücüler çarşısı”nın altındaki sokağa “İğciler sokağı” dendiğini belirtiyor.
Burada, iplik ve yün eğirmekte kullanılan “iğ” yapıldığı gibi, çorap örmek için şişler, kasnak
işlemekte kullanılan tığlar, yorgancılara mahsus çuvaldızlar, minder mıhlamak için uzun şişler
ve bunlara benzer avadanlık yapılıyormuş. Ayrıca, bu işle uğraşanların kendilerine ait bir
cemiyetlerinin olduğunu da söyler.
Sandal Bedesteni
Musâhipzâde, son dönemlerde mücevher, halı ve buna benzer eşyaların mezat edilerek
satıldığı ve İstanbul belediyesi idaresinde bulunan Sandal Bedesteni’nde, eski zamanlarda
giyilen cübbe, feraca, hil’at gibi dış giysilerin içine kaplanan ipekten yapılmış değerli kumaş
astarlarının yanı sıra Hint’ten ve Avrupa’dan gelen nadir kumaşların da satıldığından söz eder.
Kalpakçılar

�Yazar, Kapalıçarşı’da Kalpakçılar olarak bilinen yerde vaktiyle siyah samurdan ve
kuzu derisinden kalpaklar yapıldığını nakleder.

Kürkçüler
Musâhipzâde’nin verdiği bilgilere göre, Kalpakçılar başından sapınca Kürkçüler
çarşısına girilmekteydi. Bu çarşı baştan aşağı kürkçü dükkânlarıyla doludur. Bu dükkânlarda
satılan Samur ve Kakım kürkleri, en değerli kürkler olarak kabul ediliyor. Türk padişahlarının
alaylarda giydikleri hil’atler bu kürklerle süslenir. Vezirlere verilen hil’atler ve Sadrazamların
huzuruna kabul edilen elçilere giydirilen kürkler Kakımdandır. Yazar ayrıca, yüzlerce, belki
de binlerce ördeğin başındaki küçücük yeşil parçalardan yapılan ve adına “Ördekbaşı” denilen
kıymetli bir kürk çeşidinden bahseder ki, bu da çoğunlukla gelinlerin giydikleri boy
kürklerine kaplanırmış. Bunların yanı sıra Nâffe, Vaşak, Cılkava, Sansar, Tavşan, Sarı Samur
ve daha bir çok çeşitten kürkler bu çarşıda satılırmış. Her türlü kürk tamirinin yapıldığı bu
çarşıların, özellikle kış mevsiminin yaklaşmasıyla daha da kalabalıklaştığı belirtilmektedir.
Yağlıkçılar
Yazarın söylediğine göre, vaktiyle hazır iç çamaşırları, don, gömlek türünden eşya için
“Yağlık” ifadesi kullanılmıştır. Bursa’nın hamam takımları, uçkur ve buna benzer çamaşıra ait
eşya dışında, kiralanmak suretiyle verilen gelin giysileri, teller, duvaklar, sorguçlu elmas
taçlar da bu yağlıkçı dükkânlarından tedarik edilirmiş.
Bu ticaretle uğraşan kimseler, hatırı sayılır servet sahibi kimselerdir. Bu çarşı esnafı,
Trabzon’da dokunan gömleklik Trabzon bezlerini, Kastamonu’da dokunan gömleklik keten
bezleri, ipek kenarlı Şile bezlerini ve başka yerlerde dokunan her türlü bezleri toplayıp
bunlardan don, gömlek diktirip halka sattıkları gibi, müşterilerinin isteğine göre top top
sattıkları da rivayet edilir.
Gaytancılar ve Düğmeciler
Musâhipzâde, Kapalıçarşı’da Zennecilere giden sokağın başında Yağlıkçı çarşısına
kadar olan kısmın “Gaytancı ve Düğmeci Çarşısı” olduğunu söyler. Fermenecilerin işledikleri
ipek ve sırma fermene gaytanları ve o giysilerin kollarına, yakalarına ve önlerine dikilen
toparlak küçük düğmeler bu çarşıda imal edilirmiş.

�Fermeneciler
Yazarın ifadesiyle fermene, ipek ve sırma gaytanlarla kumaş üzerine işlenen bir tür
süslemedir. Kadın ve erkek giysileri bunlarla süslenirmiş. Esnafın giydiği şalvarlar, potur,
dizlik, cepken ve buna benzer çuhadan, şayaktan, engürü sofundan yapılan bu kumaşlar
üzerine fermene işlenirken, kadın feracelerine ve esvaklarına ise ipek, sırma, klaptan
gaytanlarla fermene işlenirmiş. Bunların Kapalıçarşı’da, Beyazıt’ta, Vezneciler’de, Galata’da,
Topçular Caddesi’nin ilerisinde çarşıları olduğu söylenir.
İstanbul’da olduğu gibi Rumeli ve Anadolu vilâyetlerinde de halkın giysileri bu
fermenelerle bezenirmiş.
Zenneciler
Bu çarşıda giyime, kuşama, dayama döşemeye ait değerli yatak takımları, sırmalı
döşemeler, yastıklar, halılar, şallar, pahalı Hint kumaşları ve Hint lâhur, kaşmir şalları;
sırmalarla, incilerle bezenmiş, altın tellerle dokunmuş gelin elbiseleri, vezir hil’atleri her
dükkânın önündeki sırıklar üzerinde teşhir edilirmiş. Yazar, nadir eşyasıyla bu çarşıyı,
“dünyanın en zengin şark işleri müzesi” olarak tanımlar.
Ġçbedesten
Yazarın verdiği bilgilere göre, bu bedestenin dört kapısı vardır. Kuyumcular kapısı,
sağ tarafta Sahhaflar, karşısında solda Sırmacılar çarşısı. Kuyumcular kapısına karşı gelen
kapı da Zenneciler kapısı olarak bilinir. Yazarın tabiriyle, sütunlar üzerindeki bu yüksek
kubbeli bina döneminin “bankası” hükmündedir. Bu sütunların etrafını dolduran dolapların
birer “Hâcegî”si; yani birer “sahib”i vardır. Haysiyet yönünden oldukça zengin olan bu
kişiler, halkın kendilerine emanet bıraktığı para ve mücevherleri muhafaza ederler. Bu paralar
işletilir, sahipleri de faizinden istifade ederlermiş. Olağanüstü zamanlarda hükümet bu
Hâcegîlerden önemli miktarda borç alırmış. Yangınlardan, yağmalardan, müsaderelerden para
ve mücevherlerini saklamak isteyenler, büyük bir güvenle özü sözü doğru bu Türk
zenginlerine mallarını teslim ederlermiş. Bu çarşıda, dünyanın en değerli mücevherleri, altın
ve gümüşleri tam bir emniyetle alınıp satılırmış.
Mengeneciler

�Yazar, Mahmut Paşa camisinin altındaki sokağın Mengeneciler çarşısı olduğunu
söyler. Bu meslekle uğraşan kimseler yünlü, ipekli kumaşları ısıtılmış mengeneden geçirip,
menevişler yaparak harelendirirlermiş.
Mercan Terlikleri
Beyazıt’ta Bakırcıları geçtikten sonra (Musâhipzâde, hâlen de Mercan yokuşu deniler
yer der) bir baştan öbür başa terlikçi çarşısı imiş. Sonraki dönemlerde de Kapalıçarşı’da
çalışan ustaların yaptıkları terlikler de Mercan terliği olarak bilinir.
Kuyumcular
Musâhipzâde Celâl, Kapalıçarşı’da Kuyumcular çarşısının kendi döneminde de
mevcut olduğunu söylemektedir. Mücevher işleyen, kakma, gümüş evâni yapanlar,
mazgalacılar altın ve gümüş evâniyi yaldızlayıp, kendilerine özgü aletlerle parlatırlarmış.
Savatçılar ise, evâni üzerine koyu lâcivertle siyah arasında bir renk ile şekil veya çiçek
motifleri işlerlermiş.
Mahfazacılar
Musâhipzâde, mücevher, altın, gümüş süsleme ile zarf, fincan, eski zamanda kuşak
arasında saat mahfazaları, tabaka, enfiye kutusu gibi ufak parçaları koymak için atlastan,
pamukla kabartılmış, üzeri kadife veya deri kaplı kutucuklar yapanlara “mahfazacılar” adı
verildiğini kaydeder.
Sorguççular
Yazar, Kapalıçarşı’da, Kalpakçılarbaşı caddesinin sağ tarafında “Sorguççu hanı”
denilen küçük bir hanın varlığından söz eder. Vaktiyle bunun odalarında dünyanın en güzel
kuşlarının, en nâdide tüylerinin mezat edildiğini; sorguççu esnafının bu tüylerden Padişah,
Şehzade ve Sultan sorguçları, Vezirlere rütbelerine göre verilen tuğları, sorguçları; aynı
zamanda, gelin tezyinatından olan her türlü sorgucu da yaptığını söyler.
Yazmacılar
Yazarın verdiği bilgilere göre, bu işle uğraşanlar, beyaz mermerşahi ve tülbent üzerine
tahta kalıplara resmedilen çiçekleri basmak suretiyle işledikleri yorgan, yastık, bohça,
seccade, yazma mendil, kadınların başlarına bağladıkları tülbent yemeniler satarlarmış.

�Musâhipzâde, yazmacılık işinin eskiden çok revaçta olduğunu söyler. Bu alanda
kullanılan boyalar kök boyalardır. Bu boyalar ustalarınca özel olarak hazırlanır ve sanatlarının
bir sırrı olarak saklanırmış.

Misk Yağcılar
Yazar, Fincancılar yokuşundan Beyazıt’a çıkılan yerde, Mısır çarşısında ve diğer
semtlerde belli bir döneme kadar bu tür dükkânların varlığından bahseder. Eski zaman
ıtriyatçılarının işlevini günümüzde parfümeri dükkânları almıştır. Bu ıtriyatçılar, her çiçekten
yağlar çıkarır, fildişinden fındık büyüklüğünde vidalı kutucuklar içinde karanfil, gül, tarçın,
misk ve daha başka kokular satarlarmış. Bu hoş kokulu ürünlerin bazıları; özellikle de anber,
hem çok pahalı hem de çok rağbet görürmüş. Anber macunları, şerbetler, şuruplar, keyif
erbabının paha biçemedikleri nesneler olduğu vurgulanır.
OkçularbaĢı
Musâhipzâde, Beyazıt camisinin türbe tarafındaki caddeye yaşadığı dönemde de
Okçularbaşı dendiğini belirtir ve şöyle der: “Burası vaktile baştanbaşa ok ve yay yapılan bir
çarşı imiş. Altmış, altmışbeş yıl evveline gelinceye kadar orada ok ve yay teşhir eden bir iki
okçu dükkânı hatırlıyorum.” (Musâhipzâde 1946: 153)
Marpuççular
Mahmutpaşa’nın alt tarafında, Mısır çarşısına varmadan Marpuççular çarşı olduğu
söylenir. (Musâhipzâde, halen de bu isimle anılmaktadır demektedir). Marpucun nasıl
yapıldığı üzerinde de durulur. Renk renk meşinlerin iki parmak eninde şerit şeklinde kesilip
“Nevrekâr” denilen, kendilerine özgü bıçakla traş edildikten sonra çirişlenip uzun demir
çubuklar üzerine iyice sarıldıktan ve üzerine sarı ince telleri helezonî ve muntazam bir
biçimde sarılıp kurutulduktan sonra, içindeki demir çubuğu çekince nargilenin marpucu
yapılmış olur.
Kılıççılar
Yazar, Nuruosmaniye camiinin altındaki sokaktan Mahmutpaşa Camisi yanındaki
yokuşa kadar olan kısmın Kılıççılar çarşısı olduğunu kaydeder. Ayrıca bu kılıç dükkânları

�dışında aynı cadde üzerindeki iki büyük hanın da kılıç yapan ustalar tarafından kullanıldığını
belirtir.
Dökmeciler ve Kantarcılar
Süleymaniye camiinin alt tarafında ve Tahtakalenin ilerisinde bir Dökmeci çarşısı
olduğu söylenir. Bu işle uğraşan ustalar dökme tunçtan, pirinçten ve daha başka madenî
halitalardan –Yazar, bu eşya için, bugün antika sayılacak kadar azalmış der- mangallar,
sahanlar, tepsiler, su kupaları, maşrapalar, tunç havanlar, kantarlar, el terazileri, cami
şamdanları, evlerde elde gezdirilen kulplu fiske şamdanlar, mum makasları, çubuk silkelemek
için takatukalar, buhurdan ve gülâbdanlıklar, küp ve kavanoz kapakları, hamam ve sebil
tasları, kubbe ve minare alemleri, türbe parmaklıkları, kapı kilit ve halkaları bu sanatkârlar
tarafından yapılırmış.
Tesbihçiler
Musâhipzâde, Uzunçarşı’nın en yüksek sanatkârlarının tespihçiler ve imameciler
olduğunu söyler. Gergedan boynuzundan, mercandan, akikten, yeşimden, sedeften, neceften,
sarı ve siyah kehribardan, anberden, sandal ağacından, Hindistan ve dünyanın nadir
ağaçlarından yapılan tespihler, ince işlemeleriyle, zenginlerin gururla taşıdıkları nesneler
oldukları söylenir.
Siyah ve beyaz inciden yapılmış bir tespihin ise, ancak Padişahlara ve eski zamanın
oldukça zengin vezirlerine nasip olabilecek kıymette nesneler oldukları belirtilir. Günümüzde
de, Oltu taşından yapılma tespihler en çok aranan tespihlerin başında gelmektedir.
Tütün Tablaları, Takatukacılar
Yazar, halkın sarı pirinçten veya kalaylı bakırdan; zenginlerin ise gümüşten tütün
tablaları kullandıklarını belirtir. Çubuk tiryakilerinin odalarında tablalardan başka bir de
“takatuka” dedikleri kâse tarzında tütün tablaları mevcutmuş ve bu nesneler herhangi bir
madenden yapılırmış. Bu meslek erbabı bu çubuklar haricinde, cepte ya da kuşak arasında
taşınacak kirazdan, yaseminden, abanozdan; çeşit çeşit, irili ufaklı kehribar, altın kakmalı
ağızlıklar da yapıp satarlarmış.
KaĢıkçılar

�Beyazıt camiinin sahaflar çarşısı tarafına Kaşıkçılar kapısı denirmiş. (Musâhipzâde,
burası vaktile Kaşıkçılar çarşısı imiş der). Avrupa’dan madeni kaşık, çatal, bıçak gelmediği
zamanlarda bu çarşıda şimşirden, abanozdan, fildişinden hoşaf ve tatlı kaşıkları yapılırmış.
Yazar, son dönemlere kadar bu oldukça güzel kaşıkların evlerde, antikacı dükkânlarında
görüldüğünü söyler.
MeyvehoĢ
Yazarın dediklerine bakılırsa İstanbul civarında, bütün Marmara havzasında yetişen
taze meyveler, mevsiminde, Meyvehoş’un gümrüğüne getirilir ve esnafa satılarak şehre
dağıtılırmış. Manav esnafının tamamı, sattıkları bütün yemişleri o zamanların meyve hâli olan
Meyvehoş’tan alırlarmış.
Simitçiler, Çörekçiler, Börekçiler, Poğaçacılar
Musâhipzâde’nin verdiği bilgilere göre, bu yiyecekleri yapan fırınların en meşhurları
Çakmakçılar, Hasanpaşa, Galata ve Beylerbeyi fırınlarıdır. Çakmakçılar fırınının kazan yağlı
çöreği, Hasanpaşa fırınının poğaça ve çörekleri, Galata’da Karaköy fırınının lokması,
tereyağlı bol peynirli, bol kıymalı börekleri ve Beylerbeyi’nin susamlı simitleri farklı
lezzetleriyle öne çıkarlar.
Lüleciler
Yazar, Tophane’de Kılıç Ali camiini geçip Kapıiçi’ne giderken sağ tarafta Lüleciler
çarşısının başladığını ve Hendek denilen mahalle; yani, Kumbaracılar yokuşunun alt başına
kadar devam ettiğini belirtir. Buralarda çeşit çeşit, her boyda çubuk ve nargile lüleleri
yapıldığı gibi Devetüyü denilen tiryaki fincanları büyüklüğünde fincanlar da yapılırmış.
Ayrıca, mürekkep ve gülbeşeker hokkaları, kahve, şeker kutuları, küçük tepsiler, tütün tasları
kendilerine özgü fırınlarda pişirilerek üzerlerine zarif nakışlar işlenerek, al yaldızlarla
bezenirmiş.
2. Hanlar
Musâhipzâde Celâl, Evliya Çelebi’nin İstanbul’da mevcut olan iki yüz, üç yüz kadar
odaya sahip, büyük küçük hanların sayısını yirmi bir olarak gösterdiğini, bu sayıya
kendisinden sonra yapılan hanlar ve hamamların dâhil edilmediğini söyler. Oysa sonradan
yapılan han ve hamamlarla, eskiden kalan yüzü aşkın, kısmen harap ve kısmen de
kullanılmakta olan hanların varlığına bizzat tanık olduğunu belirtir. Yazar bunlardan başka,

�kervansaray adı altında Evliya Çelebi’nin haber verdiği deve kervanlarının konmasına
elverişli, büyük hanların olduğunu ifade eder.
Fatih Sultan Mehmet kervansarayı, Mimar Sinan’ın eserleri olan Bayezid Han, Sultan
I. Selim ve Haseki Sultan kervansarayları bunlardandır. Sultan Ahmet Han kervansarayı,
Kapıcılar kervansarayı Ayasofya’da karşı karşıya inşa edilmiş iki büyük handır. Koca
Mehmet Paşa kervansarayı ise vaktiyle at meydanı yakınında, Sinan Paşa hanı, Atik Ali Paşa
kervansarayı ise Bit Pazarı civarındadır.
Bekâr odaları
Yazar, Evliya Çelebi “Seyahatnamesi”nden Bekâr odaları ile ilgili bir alıntı yapar. Biz
de bu alıntıyı olduğu gibi buyara aktarıyoruz: Alıntı şöyle, “Bu bekâr odalarının birer oda
başıları, hâkim ve zabitleri vardır. Kefil ve zımanı olanları odalara koyarlar. En büyük odalar
yol geçen odaları olup dört yüz hücrelidir. Ama hîni lüzumunda bin adet eli silâhlı yarar yeğit
çıkarır”
Mercan odaları
Musâhipzâde, bunların sekiz adet odadan ibaret olduğunu ve başlarında da birer
“hâkim”leri olduğunu belirtmektedir. Bu odalardan bazılarının isimlerini şu şekilde sıralar:
Mahmutpaşa

yakınındaki

Cebehane odaları,

Pertevpaşa ve Hilâlci

odaları,

Süleymaniye civarındaki Kırkbekâr odaları, Atpazarı ve Karaman’daki bekâr odaları.
Gedikpaşa’daki Bekârhane-i Gedikpaşa (Bunlara Külhân odaları da denir. O zamanın
serserileri bu odalarda gecelerlermiş. “Külhan Beyi” tabiri buradan kinayedir), Unkapanı
yakınındaki yedi adet Bekârhane-i Araplar. Yazar, isimlerini saymadığı daha birçok
bekârhaneler olduğundan söz eder.
Sonuç
Yazarın ifadeleriyle söyleyecek olursak, yukarıda isimleri zikredilen çarşılar, hanlar,
hamamlar, kervansaraylar, menzilhaneler Türk medeniyetinin çok eski zamanlardan beri
devam ede gelen eserleridir. Türk beldelerinin hepsinde belli bir döneme kadar kullanılmış
olan bu yapılar, halkın temizlenme, barınma ve diğer birçok ihtiyaçlarını temin etmek
amacıyla inşa edilmiştir. Asya’nın bir ucundan öbür ucuna kadar belli bir ölçü dâhilinde
yapılmış olan bu yapılar Hint’ten, Çin’den, Türkistan’dan, Kazan’dan, Kırımdan, EflakBoğdan’dan, Tuna boyu ülkelerinden, tâ Lehistan’a, Macaristan’a, Bosna-Hersek’e ve
Tunus’tan Cezayir, Trablus, Suriye, Mısır, Yemen’e, Irak’tan Basra Körfezi’ne kadar olan
memleketlerin yetiştirdiği masnuat ve mahsulât, her ülkenin ihtiyacı temin edildikten sonra
İstanbul’a yetecek yiyecek ve giyecek maddeleri yukarıda isimleri zikredilen hanlarda
muhafaza edilmiştir.

�Kaynakça
Anonim, (2001), Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, İstanbul, YKY.
Balıkhane Nâzırı Ali Rıza Bey, (tarihsiz), Bir Zamanlar İstanbul, (Haz: Niyazi Ahmet
Banoğlu), Tercüman 1001 Temel Eser.
Musâhipzâde Celâl, (1946), Eski İstanbul Yaşayışı, İstanbul, Türkiye Yayınevi.
Necetigil, Behçet, (1995), Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul, Varlık Yay.

��</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11969">
                <text>2269</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11970">
                <text>MUSAHİPZADE CELAL’İN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERİNDE GÜNDELİK YAŞAM</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11971">
                <text>ZORKUL, Tahir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11972">
                <text>Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celal, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.  ÖZET  İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve zengin kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini kazanmıştır. Bu bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel mirasa ilgi duyanlardan biri de Musahipzade Celal’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün önemli temsilcilerinden biri olan Musahipzade, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden dinlediği son iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır. Bu eserlerden bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı ironik bir tavır sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir tavır takınır. Bu eser daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine etraflıca yer verilir. Bu zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları, eğlence kültürü, giyim-kuşam geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve üslup özensizliği bu eserde de göze çarpmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11973">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11974">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11975">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11976">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1492" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1989">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2abbc436341bfc1c3a79bd3d0c28e59f.docx</src>
        <authentication>9bf258bea90c62b855b65fe12f355f5e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1990">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8efb66153c601ca1978e9d1a962073c1.pdf</src>
        <authentication>6be7c5773db706a5cfce014b9fdb8dc2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11987">
                    <text>TÜRKİYE’DE SÖZLÜ KÜLTÜRÜN SANAL ORTAMA AKTARIM ÖRNEĞİ:
“FACEBOOK VE BOŞNAK KÜLTÜRÜ”
Emine ÇAKIR
Gazi Üniversitesi, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türkiye, Boşnaklar, Halkbilim, Kültür, Facebook
ÖZET
Halkbilimi araştırıcılarının yıllardır algıladıkları alan/sahası kavramı teknolojik gelişme
ve değişmelerle birlikte bağlamsal bir dönüşüm süreci içindedir. Teknolojik gelişmelerin başında
gelen ve küreseli bir tuşla yerelle, yereli ise evrenselle buluşturan internet, “ikinci sözlü kültür”
bağlamı olarak kültürün yaratıldığı ve yaşatıldığı, kuşaktan kuşağa aktarıldığı elektronik bağlam
olarak değerlendirilebilir. İnternet site/ köyler, çeşitli grup ve hemşehri dernekleri gibi
toplulukların elektronik ortama taşındığı göstermektedir. Sanal ortama taşınan grup ve dernekler
beraberinde kültürel öğelerini yeniden kurgulama fırsatı yakalamışlardır. Yeme-içme kültürü,
giyim-kuşam, gelenek görenekler, halk müziği ve dansları, sözlü kültür ürünleri gibi birçok
halkbilimi kadrosu bunlara dahil edilebilir. Çalışma, Türkiye’de daha çok Bosna kültürünü
yayma ve yaşatma odaklı grup ve derneklerin uzantısı olan sanal site ve gruplar üzerinden
Türkiye’de Bosna/Boşnak kültürünün elektronik bağlamdaki durumu incelenerek kültürel
aktarımın özellikle hangi halkbilim kadrolarında yoğunlaştığı tespit edilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11979">
                <text>2243</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11980">
                <text>TÜRKİYE’DE SÖZLÜ KÜLTÜRÜN SANAL ORTAMA AKTARIM ÖRNEĞİ: “FACEBOOK VE BOŞNAK KÜLTÜRÜ”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11981">
                <text>ÇAKIR, Emine </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11982">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türkiye, Boşnaklar, Halkbilim, Kültür, Facebook  ÖZET  Halkbilimi araştırıcılarının yıllardır algıladıkları alan/sahası kavramı teknolojik gelişme ve değişmelerle birlikte bağlamsal bir dönüşüm süreci içindedir. Teknolojik gelişmelerin başında gelen ve küreseli bir tuşla yerelle, yereli ise evrenselle buluşturan internet, “ikinci sözlü kültür” bağlamı olarak kültürün yaratıldığı ve yaşatıldığı, kuşaktan kuşağa aktarıldığı elektronik bağlam olarak değerlendirilebilir. İnternet site/ köyler, çeşitli grup ve hemşehri dernekleri gibi toplulukların elektronik ortama taşındığı göstermektedir. Sanal ortama taşınan grup ve dernekler beraberinde kültürel öğelerini yeniden kurgulama fırsatı yakalamışlardır. Yeme-içme kültürü, giyim-kuşam, gelenek görenekler, halk müziği ve dansları, sözlü kültür ürünleri gibi birçok halkbilimi kadrosu bunlara dahil edilebilir. Çalışma, Türkiye’de daha çok Bosna kültürünü yayma ve yaşatma odaklı grup ve derneklerin uzantısı olan sanal site ve gruplar üzerinden Türkiye’de Bosna/Boşnak kültürünün elektronik bağlamdaki durumu incelenerek kültürel aktarımın özellikle hangi halkbilim kadrolarında yoğunlaştığı tespit edilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11983">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11984">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11985">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11986">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1493" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1991">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8d45867a485afdbf314917d48d776368.docx</src>
        <authentication>3bab424bb5708916698a2528736e9dfe</authentication>
      </file>
      <file fileId="1992">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2509945edb2a9b9c5808bbed0cfc0b9f.pdf</src>
        <authentication>0e23972f6cc4964aae7d9dd83e00086a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11996">
                    <text>MEHMET AKİF’İN HERSEKLİ ARİF HİKMET İÇİN YAZDIĞI BİR MERSİYE
Ömer ÇAKIR
Çankırı Karatekin Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Çankırı / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mehmet Akif, Hersekli Arif Hikmet, Mersiye.
ÖZET
Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerini topladığı eserin adının Safahat olduğu malumdur. Akif bu esere
sağlığında bazı şiirleri almamıştır. İşte bunlardan biri (Bosna) Hersekli Arif Hikmet Bey için
yazdığı bir mersiyedir. Arif Hikmet Bey İslam edebiyatında Bosna Hersekli şairler arasında önde
gelen isimlerden biridir. Söz konusu mersiye, Akif’in vefatından sonra hazırlanmış olan bazı
Safahat baskılarında bulunmakla beraber çoğu Safahat’ta yer almamaktadır. O sebeple de pek
fazla bilinmemektedir. Akif, son derece sevdiği ve saydığı Arif Hikmet’i “Milletin oydu
hakikatte hele Sâdî’si” diye nitelendirmektedir. Mersiye, her ne kadar Herseklinin vefat ettiği
1903 yılında yazılmış olsa da ilk defa matbuatta Sırat-ı Müstakim mecmuasında 12 Şubat
1324(1908) tarihinde yayımlanmıştır. Şiir, 246 beyitlik uzunca bir metindir. Mersiyenin
Herseklinin hayatı, devri içindeki yeri ve önemi, Akif’in Arif Hikmet Bey ve yaşadığı dönemle
ilgili düşünceleri, onun vefatı münasebetiyle dile getirdiği sosyal eleştiriler bakımından önemi
büyüktür. Diğer yandan, söz konusu mersiye Türk edebiyatı tarihinde Divan edebiyatında önemli
yeri olan mersiye türünün Tanzimat sonrası yazılmış örneklerden bir olması bakımından da
dikkat çekicidir. Bildiride bu mersiye şekil, muhteva dil ve üslup açısından ele alınıp
değerlendirilecektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11988">
                <text>2295</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11989">
                <text>MEHMET AKİF’İN HERSEKLİ ARİF HİKMET İÇİN YAZDIĞI BİR MERSİYE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11990">
                <text>ÇAKIR, Ömer </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11991">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mehmet Akif, Hersekli Arif Hikmet, Mersiye.  ÖZET  Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerini topladığı eserin adının Safahat olduğu malumdur. Akif bu esere sağlığında bazı şiirleri almamıştır. İşte bunlardan biri (Bosna) Hersekli Arif Hikmet Bey için yazdığı bir mersiyedir. Arif Hikmet Bey İslam edebiyatında Bosna Hersekli şairler arasında önde gelen isimlerden biridir. Söz konusu mersiye, Akif’in vefatından sonra hazırlanmış olan bazı Safahat baskılarında bulunmakla beraber çoğu Safahat’ta yer almamaktadır. O sebeple de pek fazla bilinmemektedir. Akif, son derece sevdiği ve saydığı Arif Hikmet’i “Milletin oydu hakikatte hele Sâdî’si” diye nitelendirmektedir. Mersiye, her ne kadar Herseklinin vefat ettiği 1903 yılında yazılmış olsa da ilk defa matbuatta Sırat-ı Müstakim mecmuasında 12 Şubat 1324(1908) tarihinde yayımlanmıştır. Şiir, 246 beyitlik uzunca bir metindir. Mersiyenin Herseklinin hayatı, devri içindeki yeri ve önemi, Akif’in Arif Hikmet Bey ve yaşadığı dönemle ilgili düşünceleri, onun vefatı münasebetiyle dile getirdiği sosyal eleştiriler bakımından önemi büyüktür. Diğer yandan, söz konusu mersiye Türk edebiyatı tarihinde Divan edebiyatında önemli yeri olan mersiye türünün Tanzimat sonrası yazılmış örneklerden bir olması bakımından da dikkat çekicidir. Bildiride bu mersiye şekil, muhteva dil ve üslup açısından ele alınıp değerlendirilecektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11992">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11993">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11994">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11995">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1494" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1993">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/bb190068981f3fb1b683e10ff66d61fa.docx</src>
        <authentication>12a3a519f82695202158eec69f4ca9cf</authentication>
      </file>
      <file fileId="1994">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c7f15c39da6caf981d3b6a1bb6a2fdb2.pdf</src>
        <authentication>792c6898c53505cf6acaf693f686b96b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12005">
                    <text>NAZİM DİVANINDA İSTEK ÜZERİNE YAZILAN GAZELLER
Bünyamin ÇAĞLAYAN – Adem BALABAN
Beder University, Türk Dili ve Edebiyatı, Tiran / Arnavutluk
Anahtar Kelimeler: ısmarlama şiir, şiir yazma sebebi, şiir başlığı.
ÖZET
Bir işin yapılmasına yol açan gizli veya açık bir sebep vardır. Şairleri de şiir yazmaya
sevk eden sebepler bulunması tabiidir. Her şiir için farklı bir durum veya olay o şiirin yazılması
için şairi harekete geçirir. Bu sebeplerin bilinmesi şiirde yer alan ifadelere şairin kastettiği yönde
mana verilmesinde yardımcı olur. Bazı şairler eserlerinin dibacelerinde şiir hakkındaki genel
görüşlerini açıklar. Mesnevilerin sebeb-i telif bölümlerinde şairi o eseri yazmaya teşvik eden
sebeplerin belirtildiği örnekler vardır. Şura tezkirelerinde şairlere ayrılan bölümlerde bazı
şiirlerinin yazılış sebepleri ile ilgili bilgilere de rastlayabiliyoruz. Nazım şekli veya türü bir şiirin
neden yazıldığı konusunda bir fikir vermesi bakımından yardımcı olur. Bazı şiirlerin daha
yakından incelenmesi net olmasa bile yazılış sebebi hakkında tahminde bulunmamıza
yarayabilir. Bazı şiirlerin başında neden yazıldıklarına dair açıklamalara nadir olarak yer verilir.
Yazılanların tamamı dikkate alındığında bu bilgilere ulaşılabilen şiir sayısı oldukça azdır. Divan
şairleri şahsi sayılabilecek bilgileri açıklamamayı tercih ederler. Var olan notlar da müellif hattı
olan nüshalar veya müsveddelerde bulunur. 18. yüzyıl divan şairi Nazim Divanı’nda birçok şiirin
başında yazılış sebeplerini açıklayan açıklamalar yer alır. Bunlardan bazıları uzun sayılacak
ölçüdedir. Şair dört gazelinin başında o şiirlerini arkadaşlarının isteği üzerine yazdığını belirten
açıklamalara yer verir. Ismarlama kabul edilen bu durumu şairin açıkça belirtmekden
çekinmemesi önemlidir. Çalışmamızda Nazim Divanında istek üzerine yazılan şiirlerin şairin
diğer şiirlerine kıyasla sanat değeri üzerinde durulmuş ve istenen hedeften sapmalar olup
olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1995">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4bd5ae71ffc04168811f95d990a0aad0.docx</src>
        <authentication>754c44de42157b13e6217c5e967238f8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1996">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/82b4487b6394e1534c60a496b166b569.pdf</src>
        <authentication>0707314f59549256fbb578ae145a7716</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12006">
                    <text>NAZİM DİVANINDA İSTEK ÜZERİNE YAZILAN ŞİİRLER
Bünyamin ÇAĞLAYAN1
Adem BALABAN 2
Özet
Bir iĢin yapılmasına yol açan gizli veya açık bir sebep vardır. ġairleri de Ģiir yazmaya
sevk eden sebepler bulunması tabiidir. Her Ģiir için farklı bir durum veya olay o Ģiirin
yazılması için Ģairi harekete geçirir. Bu sebeplerin bilinmesi Ģiirde yer alan ifadelere Ģairin
kastettiği yönde mana verilmesinde yardımcı olur.
Bazı Ģairler eserlerinin dibacelerinde Ģiir hakkındaki genel görüĢlerini açıklar.
Mesnevilerin sebeb-i telif bölümlerinde Ģairi o eseri yazmaya teĢvik eden sebeplerin
belirtildiği örnekler vardır. ġura tezkirelerinde Ģairlere ayrılan bölümlerde bazı Ģiirlerinin
yazılıĢ sebepleri ile ilgili bilgilere de rastlayabiliyoruz. Nazım Ģekli veya türü bir Ģiirin neden
yazıldığı konusunda bir fikir vermesi bakımından yardımcı olur. Bazı Ģiirlerin daha yakından
incelenmesi net olmasa bile yazılıĢ sebebi hakkında tahminde bulunmamıza yarayabilir.
Bazı Ģiirlerin baĢında neden yazıldıklarına dair açıklamalara nadir olarak yer verilir.
Yazılanların tamamı dikkate alındığında bu bilgilere ulaĢılabilen Ģiir sayısı oldukça azdır.
Divan Ģairleri Ģahsi sayılabilecek bilgileri açıklamamayı tercih ederler. Var olan notlar da
müellif hattı olan nüshalar veya müsveddelerde bulunur.
18. yüzyıl divan Ģairi Nazim Divanı‟nda birçok Ģiirin baĢında yazılıĢ sebeplerini açıklayan
açıklamalar yer alır. Bunlardan bazıları uzun sayılacak ölçüdedir. ġair dört gazelinin baĢında
o Ģiirlerini arkadaĢlarının isteği üzerine yazdığını belirten açıklamalara yer verir. Ismarlama
kabul edilen bu durumu Ģairin açıkça belirtmekden çekinmemesi önemlidir.
ÇalıĢmamızda Nazim Divanında istek üzerine yazılan Ģiirlerin Ģairin diğer Ģiirlerine kıyasla
sanat değeri üzerinde durulacak ve istenen hedeften sapmalar olup olmadığı ortaya konulmaya
çalıĢılacaktır.
Anahtar Kelimeler: ısmarlama Ģiir, Ģiir yazma sebebi, Ģiir baĢlığı

GAZELS UPON WRITTEN REQUEST IN NAZIM’S DIVAN
Abstract
Tehere is a secret or open reason to make a job. Of course tahere are some causes for
poet to write poetry. Different stuation or event for every poetry activates poet to write that
poetries. To be known theese reasons help to understand phrases in the poetry as poet wants
to mean.
1

Yrd.Doç.Dr., Beder University, Türkish Languge and Literature, bcaglayan@beder.edu.al
2 Yrd.Doç.Dr., Beder University, Türkish Languge and Literature

�Some poets explain their general argumenst in his books‟ introduction. Tehere are samples
giving that reason why poet wrote the book at part of sebeb-i telif in mesnevies. We can
encounter some knowledge about reason to be written some poetries at the part of poets in
Ģuara tezkires. Form or kind of poetry help us giving an opinion about reason to be written the
poetry. Researching of some poets can be useful to gues reason to be written of the poetries‟
even it is not completely.
Poets wrigt some explanations at the beginnig of his poetry sometimes. If we see all
peotries we understand wery few poetries have explanations at the top of them. Divan poets
prefer do not explain their individual information with their poetry. We can see some notes
with poets handwrigts in their notebooks.
Tere are explanations about reason why they are written on the top many peotries in Divan
of Nazim who lived 18. century. Some of that eplanations are long. At the request of his
friends he wrote poems of the poet at the beginning of the four gazels provides answers to
that. This situation is tailor-made be accepted and to be said clearly by the poet is important.
Ġn this study We wil compare poems written on request with the other poems and
invesigate their art values and try to figure out whether the deviations from the desired
targets.
Keywords: custom-made poetry, the reason to write poetry, poetry title

Giriş
Bir konu ile ilgili merak ettiklerimizi öğrenmek için nasıl, niçin, kim, ne zaman gibi
soruları kullanırız. Bu sorulara verilecek cevaplar bir iĢin yapılma veya olma Ģeklini, kim
tarafından yapıldığını, yapıldığı zamanı ve yapılıĢ sebebini açıklarlar.
Her iĢin yapılmasına sebep olan bir Ģey vardır. Sebepsiz olarak hiçbir Ģey ortaya çıkmaz.
Aynı durum yazılan Ģiirler için de sözkonusudur. Her Ģiirin yazılmasına sebep olan bir
gerekçe bulunur. Fakat bunların pek çoğu açıklanmadığı için konuyla ilgili sınırlı ölçüde bilgi
sahibi olabiliyoruz.
ġiirlerin yazılma sebbinin bilinmesi metnin anlaĢılması bakımından büyük öenem taĢır. O
yüzden bir metin üzerinde çalıĢanlar o metnin yazılıĢ sebebini bulmaya çalıĢırlar. ġairler her
zaman Ģiir yazma gerekçelerini açıklamadığı için bu bilgiye ulaĢmak zor hatta bazan imkansız
olabilir.
Divan Ģairlerinin Ģiir yazma sebeplerini birkaç yoldan öğrenebilmekteyiz:
Bunlardan birincisi Ģairin eserin baĢında yazmasına sebep olan Ģeylerle ilgili olarak
kendisini verdiği bilgilerdir. Bu açıklamalar bazı eserlerin baĢında müstakil bir bölüm olarak
sebeb-i telif veya dibace kısımlarında verilir. Divanlarda bu tür bilgilerin bazı Ģiirlerin baĢ
tarafında yer alan notlarla ifade edildiği görülür.

�ġiir yazma sebebi ile ilgili olarak bilgi bulunan ikinci kaynak ise Ģairlerin hayat
hikayelerinin yer aldığı tezkirelerdir. Anekdotlar halinde bazı Ģairlerin hangi hadise üzerine
hangi Ģiiri kaleme aldıkları hakkında bilgilere yer verilir.
Tevhid, münacat, na‟t, medhiye, fahriye, hicviye, mersiye gibi türlerde Ģairin ele alacağı
konular gelenekçe belirlenmiĢ (Turan:2008,374) olduğundan Ģiirin yazılıĢ sebebi zaten
bellidir. Tarih manzumeleri yazılıĢ sbepleri/gerekçeleri en belirgin örneklerdir.
(Turan:2008,375)
Bunlar dıĢında metin inceleyen kiĢi Ģiir içinde yer alan sözlerden hareketle yazılıĢ sebebi
ile ilgili tahminlerde bulunabilir.
ġiirlerin yazılma sebebi ile ilgili olarak bizzat Ģair tarafından ifade edilenler daha büyük
önem taĢır. Çünkü divanlarda Ģiir yazma sebebine dair kaydedilen çeĢitli notlar metne farklı
bir açıdan yaklaĢılmasına katkı sağlarlar. (Turan:2008,378) Ancak müellif hatlarında
bütününü görebildiğimiz bu notlar tebyiz edilen nüshalarda ya tamamen kaldırılmıĢ ya da
kısaltılmıĢ olarak karĢımıza çıkabilmektedir.
Divan edebiyatı geleneğinde genel olarak yazılma sebebinin her bir Ģiir için ayrı notlar
halinde verilmesi Ģeklinde bir uygulama yaygon olarak görülmez. Bununla beraber bazı
Ģairler divanlarında az da olsa Ģiir yazma gerekçelerini açıklayan notlara yer
vermiĢlerdir.Bunlardan biri de Nazîm‟dir.
Nazîm 1680-1760 yılları arasında yaĢamıĢ bir Arnavut divan Ģairidir. Medrese tahsilini
Ġstanbul‟da yapmıĢ ve uzun yıllar burada kalmıĢ olmasına rağmen Ģuara tezkirelerinde
kendisinden sözedilmez. Arnavut kaynaklarında Nezim Frakulla veya Nezim Berati olarak yer
alır. Türkçe Divan‟ı, Arnavutça Divan‟ı ve Farsça Divan‟ı vardır.
Diğer divan Ģairlerinden farklı olarak Nazîm, Türkçe Divan‟ında birçok Ģiirinin
yazılmasına vesile olan hadiseler hakkında ilgili Ģiirlerin baĢ taraflarında bilgiler verir. Bu
notlardan dört Ģiirin istek üzerine yazıldığı anlaĢılmaktadır.
Bir Ģairin istek üzerine Ģiir yazması Ģiir kalitesini düĢüren bir husus olarak kabul edilir. Bu
konuda hemen ilk akla gelen isim Zatî‟dir. Gerçekten de zarurete düĢtüğü zamanlarda geçim
kaygısı ile yazdığı Ģiirlerde seviye düĢüklüğü görülür. (ÇavuĢoğlu,1998:646) Sanatçılar
hayatın zorlukları karĢısında eser verirken sanat endiĢesinden uzaklaĢabilmektedir. Benzer
Ģekilde Peyami Safa‟nın da geçim kaygısı ile yazdığı polisiye romanlarında seviyeyi kendine
layık görmediği için Server Bedi müstear ismini kullanması bir baĢka örnek olarak
gösterilebilir. Zatî‟nin yakınlarının kendisini tahrik ederek haklarında bir nükte, bir beyit veya
kıta söyletmeleri ve bundan zevk almaları (ÇavuĢoğlu,1998:646) ile ortaya çıkan Ģiirler için
geçim kaygısıyla yazılanlar gibi bir seviye düĢüklüğü söz konusu değildir. Bu tür Ģiirlerde
yaĢanan durum, Ģairi sanatını icra etmekten alıkoyan bir engel olmaktan çok onu harekete
geçiren bir teĢvik özelliği gösterir.
Nazîm Divanı‟nda dostlarının isteği üzerine yazıldığı belirtilen dört gazel yer alır.
Divan‟da ve kendisinden bahseden kaynaklarda Nazîm‟in geçim sıkıntısı yaĢadığına dair bir

�bilgi yoktur. Dolayısıyle Ģiir yazması ile ilgili istekler onu sanat endiĢesinden uzaklaĢtıran
ısmarlama sözleri değil, teĢvik eder mahiyette arzulardır.
Nazim‟in istek üzerine yazdığı birinci gazelinin baĢında: Bu áazel-i Òoş-edÀ Bir
Çelebi-yi Muóibb-i Suòen-şinÀsıñ Emriyle İnşÀ Olunmuşdur
(Nazîm,1755:63/b)Ģeklinde bir açıklama yer alır. ġairin ifadelerinden bu Ģiiri yazmasını
isteyen kiĢinin söz erbabı bir çelebi olduğu anlaĢılır. Adı açıklanmaz. ġairin kendisine çok
değer verdiği, bir Ģiir yazması Ģeklindeki isteğini emir gibi telakki etmesinden anlayabiliriz.
Emir ile her Ģey yaptırılamaz. Bir iĢin mükemmel yapılmasının sağlamak için iĢ yapacak
kiĢinin o Ģeyi yapmaya ikna edilmesi gerekir. Hele hele içten gelen duyguların ifade edileceği
bir Ģiir için emir asla söz konusu olamaz. Açıklamada emir olarak düĢünülen Ģey Ģiir
yazılmasıyla ilgili istek veya rica olabilir. Açıklamada dikkat çeken bir baĢka husus Ģairin
gazelini „‟hoĢ-eda‟‟ olarak nitelemesidir. Böylece Ģair Ģiirini bu nitelikte bir Ģiir yazmıĢ olması
sebebiyle kendini övmektedir.
Benim úÀnÿn-ı sìnem seyr içün gel
Getür
zülfüñden
ey
meh-pÀre
tel(Nazîm,1755:63/b)

bir

Birinci beyitte Ģair, göğsünü bir müzik aleti olan kanuna benzetir. Bu kanunun teli ay
parçası gibi olan güzelin zülfünün telidir. Bu tasavvura göre söylenen Ģiir de kanundan yani
Ģairin sinesinden çıkan hoĢ edalı nağmelere benzetilir. ġair Ģiirini kanunla icra edilen bir
besteye benzeterek, ahenk bakımından üstün olduğunu söylemek suretiyle över. Sinenin
kanuna benzetilmesi ile Ģairin „‟Ģiirin kanununu ben tanzim ederim‟‟ diyerek de kendini
övdüğünü düĢünebiliriz. ġair beyitte kanunla icra ettiği musiki faslını dinlemesi için güzeli de
davet eder.
Siyeh cellÀd-ı bì-raómıdır anıñ
Degildir görünen çeşm-i mükemmel
GedÀdan hiç suéÀl itmez o ôÀlim
Fünÿn-ı cevrde şÀh olmuş ekmel (Nazîm,1755:64/a)
Sonraki iki beyitte Ģair güzelin özelliklerini dile getirir. Buna göre güzelin mükemmel
olarak görünen gözleri aslında onun merhametsiz siyah cellâdıdır. O zalim, gedanın halini hiç
sormaz ve cevretme fenninde en mükemmele ulaĢmıĢ bir Ģah olmuĢtur.
ġair sevgiliyi Ģah, kendisini de dilenci olarak tasavvur eder. ġahın merhametsiz bir celladı
vardır. Dilenciden soru sorulmaması, hem ona soru yöneltilmemesi hem de halinin hatırının
sorulmaması Ģekillerinde anlaĢılabilir. Aralarındaki sosyal statü farkı Ģahın dilenci ile
muhatap olmamasından kaynaklanır.
O melèÿn girmiş Àdem ãÿretine
Degildir görinen yanında engel (Nazîm,1755:64/a)

�Dördüncü beyitte Ģair, rakipten söz eder. Onu Adem suretine girmiĢ bir melun olarak
niteler. O sevgilinin yakınında görünür ama aĢkına engel olacak durumda değildir. Divan
Ģiirinde rakip aĢığın sevgisine engel olmaya çalıĢan kötü vasıflara sahip birisi olarak gösterilir.
ġair Arnavut olduğuna göre engel kelimesini Arnavutçadaki melek anlamını da düĢünerek
tercih etmiĢ olabilir. Melun lanetlenmiĢ anlamına gelir ve Adem ile kullanıldığına göre
Ģeytanı hatırlatır. Bu durumda beyit “senin yanında görünen melek değildir, Adem veya insan
Ģekline bürünmüĢ Ģeytandır” biçiminde de anlaĢılabilir.
Naôìmiñ naômını inkÀr iden şaòã
Ya
düşmÀndır
yaòud
bu
echel(Nazîm,1755:64/a)

fenden

BeĢinci beyitte Ģair, kendini över. Ġyi Ģiir yazdığını ve bazılarının bunu inkar ettiğini
belirtir. Onlar ya düĢmanca bir tavır sergileyerek böyle yapmaktadırlar veya Ģiir sanatından
hiç anlamamaktadırlar.
Gazelin baĢındaki açıklamada Ģairden bir Ģiir yazmasını isteyen Ģahsın niçin böyle bir
istekte bulunduğuna dair bilgi verilmez. Son beyitte söylenenlere bakarak Nazım‟ın Ģiirleri
hakkında olumsuz değerlendirmeler yapanlara karĢı bir Ģiir yazması yönünde istekte
bulunmuĢ olabilir. ġiirde sevgilinin özellikleri ve aĢık olarak Ģairin kendi durumu ve rakip
hakkında söylenenlerden sonra Ģair, kendisini över ve Ģiirini inkar edenleri cahillikle suçlar.
Genel olarak bu Ģiir Nazim‟in diğer gazelleri ile sanat yönünden bir farklılık göstermez.
Nazim‟in istek üzerine yazdığını belirttiği, ikinci gazelinin baĢında Bir Dost RicÀ
İdüp Dil-dÀrı Vaãfında İnşÀ Olunan áazeldir (Nazîm,1755:66/a) Ģeklinde
bir açıklama yer alır.
BeĢ beyitlik gazelin her beyitinde gazelin baĢında dil-dâr olarak
vasıfları söylenir.

bahsedilen kiĢinin

Óamdül’illÀh bahÀr u ùabè-ı selìm
Óayli
naôma
getürdi
dürr-i
(Nazîm,1755:66/a)

yetìm

Bahar ve ağır baĢlı yaradılıĢ özelliği iri incilerden oluĢturulan dizgelerin yapılmasına
imkan verilmiĢtir. ġair bunun için Allah‟a hamdeder. Beyitte Nazim Ģiirini iri incilerden
meydana gelen dizgilere benzeterek över.
Şöyle gÿş eyledim ki devrÀnda
Çıúdı
bir
nev-resìde
(Nazîm,1755:66/a)

àonce

şemìm

Ġkinci beyitte yeni açılan bir goncanın çıktığını duyduğunu belirtir. Daha sonraki üç beyitte
övülenin fiziki özellikleri ile ilgili benzetmeler yapılır.

�Şöyle gÿş eyledim ki devrÀnda
Çıúdı bir nev-resìde àonce şemìm
ÚÀmeti Ùubì-i Bihişt-i berìn
Lebi Kevåer ruòı delìl-i Raóìm
Ne güzel úÀmet-i òırÀmÀnsın
Ey cemÀliñ revÀn-ı èazm-i
semîm (Nazîm,1755:66/a)
Son beyitte Ģair övdüğü kiĢinin adının Ġbrahim olduğunu iĢittiğini söyler. Bu Ģiirin
Nazim‟in Ģiiri olduğunu ve aĢığının da Ali olduğunu belirtir.
İsm-i õÀtıñ işitdim İbrÀhim
èAlìdir èÀşıúıñ bu şièr-i
Naôìm (Nazîm,1755:66/b)
Nazim mahlası ile Ģiirler yazan Ģairin asıl adı Ġbrahim‟dir. ġair baĢka birini övüyormuĢ gibi
yaparak aslında kendini övmek suretiyde fahriye yapar. Bir kimsenin kendini övmesi pek hoĢ
karĢılanmaz. Belki de bu yüzden Ģair bir dostunun, sevdiği kiĢi vasfında bir Ģiir yazmasını rica
ettiğini söyleyerek kendini öven bir Ģiir yazmasına imkan hazırlamak için hayali bir Ģiir
yazma gerekçesi belirtme ihtiyacı duymuĢ olabilir. Gerçekten rica üzerine yazılmıĢ olsa da bu
istek Ģiir yazmaya teĢvik eden ve Ģiir kalitesini etkilemeyen olumlu bir istek olarak
değerlendirilebilir. Büyük ihtimalle Ģairin bu Ģiiri bir dostunun ricası üzerine yazdığını
belirtmesi bir gerçeği yansıtmaktan ziyade, kendini övmeye ve Ģiirdeki hünerini göstermeye
bir vesile olarak kullanmak içindir. Bu özelliklerine bakarak bu Ģiirin de Nazim‟in diğer
Ģiirlerinden farklı olmadığını söyleyebiliriz.
Üçüncü gazelin baĢında ilk ikisine göre biraz daha uzun bir açıklama yer alır. Gazelin üç
matla beyti olduğu belirtilir ve vefalı bir dostunun gönüldaĢının vefat etmesinden dolayı
kendisinden bir manzume yazmasını rica ettiği söylenir. ġiirin ciğer yakan ateĢli (ateĢ-nak) bir
gazel olarak niteler. Bu áazel-i Se Maùlaè Bir YÀr-ı VefÀ-dÀrıñ DildÀr-ı èÁlí-miúdÀrı Meróÿm Olup Ber Vech-i Tesliye MumÀileyh
Derd-mend-i Bì-çÀre Óaúìre Bir Manôÿmuñ ÌcÀdına RicÀ İdüp ÓÀli PerìşÀnı Óaúìúine VÀãıl Olduúdan äoñra İnşÀ Olunan áazel-i
Áteş- nÀk-i Ciger-sÿzdur (Nazîm,1755:67/b)
ġiir sekiz beyit olarak yazılmıĢ bir mersiyedir. ġiirin yazılmasını isteyen kiĢinin Sülayman
olduğu birinci beyitte belirtilir. Vefat eden kiĢinin ise Hüseyin olduğunu yedinci beyitten
anlamaktayız.
Diğer mersiyelerde görüldüğü gibi felekten Ģikayet, vefat olayı üzerine duyulan üzüntü, bu
üzüntü sebebi ile dünyaya karamsar bir bakıĢ, herkes için ölümün mukadder olduğunu
hatırlayarak teselli bulma gibi hususlar dile getirilir. Vefat eden kiĢinin özellikleri sıralanır.
ġiir üç matla beyti taĢıyan zülmetali bir gazel olmasının yanında müzeyyel gazel halinde
yazılmıĢtır. Son beyitte vefat eden kiĢi övülür.

�ġiirin baĢında yer alan açıklama bir gerçeği yansıtıyor olabilir. Belki de ortak dostları olan
bir kiĢinin vefatı dolayısıyla bir arkadaĢının onunla ilgili Ģiir yazmasını istemesi olabilecek bir
durumdur. Bu Ģiir nazım Ģekli ve mersiye türünün özelliklerini Ģairin diğer Ģiirleri ölçüsünde
taĢıyan özelliklere sahiptir. Hatta Ģair Ģekil özellikleri ile Ģiir yazma konusunda iddialı
olduğunu göstermeye çalıĢmaktadır.
Felek óayfÀ ayırdı èÀşıúıñ senden SüleymÀnım
Dem-À-dem
ùurmayup
úan
aàlıyor
bu
çeşm-i
giryÀnım
Taèaccüb eylerim úÀéim nice olur cism-i sÿzÀnım
Çıúup şÀhin gibi pervÀz úıldı rÿó-ı õi-şÀnım
ÓarÀm oldı baña bi’llÀh şimden ãoñra devrÀnım
Bu àamdan vechi vardır dÀéim aàlarsa dil
cÀnım

ü

Beni baòt-ı bedim bir rütbeye iòrÀc úıldı kim
äaúınmazdım eger úatlitmege gelseydi düşmÀnım
Dirìà el-óükm-i li’llÀh3 senden oldum óÀliyÀ
mehcÿr
Muúadder bu imiş ey èandelìb-i bÀà-ı rıêvÀnım
O mevzÿn úÀmetiñ dÀéim naôar-gÀhım iken şimdi
Bu çeşm-i òÿn-feşÀnımda òayÀliñ úaldı sulùÀnım
Óüseyn-i nÀ-tuvÀnıñ óÀline ancaú Naôìm aàlar
K’anıñ da rÿóı pervÀz eylemiş eyvÀh cÀnÀnım
Ne rÿó ol rÿó bir rÿó-ı mükerrem kim firÀúından
Ne deñlü aradım derdime dermÀn gitdi dermÀnım
(Nazîm,1755:67/b)
Dördüncü gazelin baĢında Nazim, bir dostunu gazel yazması için kendisine bir rica-name
gönderdiğini söyler. Bu gazeli yazmasına sebep olarak, gönderilen mektupta Ģiir yazmasının
rica edilmesini gösterir. Gazelin dostuna karĢı sevgisini gösteren bir iĢtiyak name olduğunu
belirterek onu çok özlediğini anlatmak ister.
EóibbÀ-yı bÀ-ãafÀmızdan birisi Muhliãì-i maèÀnì
bir şehrì
Müzellif çelebi ile ÀşinÀliú itdikde mumÀileyh muóibbim kendü
òallÀk-ı óamìdesi muúteôÀsınca óaúìri maèhÿduñ yanında 83/b
eõkÀr-ı óayriyye ile yÀd idüp çelebì-i mumÀileyh àÀéibÀne bir
3

El-buğzu fillâh, ve'l-hükmü lillâh Allah için buğzetmek, Allah için hüküm
vermek. Buharî, Îman: 1; Ebû Dâvud, Sünnet: 2; Müsned, 5:146.

�àazeliñ inşÀ vü ìcÀdına óaúìre ricÀ-nÀme irsÀl itdikden ãoñra
inşÀ olunup dest-i- muóabbet maèhÿd ile çelebiniñ úalbine ìãÀl
olunan iştiyÀú-nÀme-i muóabbet-nümÀdır
Dil-i Yaèúÿbum olmuş müstemend-i lüùf-ı YezdÀnı
Görür elbetde bir gün çeşm-i giryÀn mÀh-ı KenèÀnı
(Nazîm,1755:83/a)
Birinci beyitte Ģair, istiare yoluyla gönlünü Hazreti Yakup olarak tasavvur eder. Onun oğlu
Hazreti Yusuf‟a karĢı duyduğu hasret ve üzüntüye telmih yapar. Dostunu da bu anlayıĢ içinde
Kenan‟ın ayı (Hazreti Yusuf) olarak hayal eder. Ağlayan gözlerinin O‟nu bir gün göreceğini
söyler.
Ùulÿè itse n'ola bir gün miåÀl-i neyyir-i enver
Suòen-perver o yÀr meróametgüster kerem kÀnı (Nazîm,1755:83/a)
Ġkinci beyitte övülen kiĢiyi sözden hoĢlanan merhamet sahibi ve cömert bir kimse olarak
niteler ve bir gün en parlak güneĢ misali doğmasını ister. Gün kelimesini hem zaman dilimi
hem de güneĢ manasına gelecek Ģekilde kullanmak sureti ile kelime oyunu yapar.
RaúìbÀ lüùf idüp menè eyleme cÀnÀnı iósÀndan
Óaúìúì èÀşıúa vÀcib o şÀhıñ lüùf u iósÀnı
(Nazîm,1755:83/a)
Üçüncü beyitte rakib sevgiliyi ihsandan men etmek isteyen biri olarak gösterilir ve lütfedip
bu düĢüncesinden vazgeçmesi istenir. ġair kendisini de hakiki aĢık olarak niteler ve Ģahın
lütuf ve ihsanının vacip olduğunu söyler.
Perì-veş mÀh-rÿyÀn çarò-ı èÀlemde hezÀr ammÀ
Sever göñlüm melek-sìmÀ melek-òÿ bir suòendÀnı
(Nazîm,1755:83/a)
Dördüncü beyitte dünyada binlerce peri gibi ay yüzlü bulmasına rağmen melek yüzlü ve
melek huylu söz bilir birini sevdiğini belirtir. Dostunu hem görüntüsü hem de huyu
bakımından meleğe benzetir.
Olursın àam yime maùlÿbuña nÀéil Naôìm ammÀ
KemÀl-i cehd idüp elden úoma dÀmÀn-ı imèÀnı
(Nazîm,1755:83/a)
Son beyitte kendisine ümit vererek üzülmemesini söyler ve isteğine kavuĢacağını belirtir.
Fakat eniyi Ģekilde çalıĢıp tedbiri elden bırakmamalıdır.
Bu Ģiirde genel olarak ayrılık dile getirildikten sonra sevilenin özellikleri, kavuĢmaya dair
ümit, rakibin engelleme çabaları ve baĢarılı olamayacağı ve Nazim‟in istediğine kavuĢacağına
dair inancı, bu yolda gayret etmesi ve tedbiri elden bırakmaması gerektiği anlatılır.

�ġiir gazelin bütün Ģairlerce uygulanan genel çerçevesine uygun olarak yazılmıĢtır.
BaĢındaki açıklama bulunmasa da aynı Ģeyler anlaĢılabilir.

Sonuç
ġairler genellikle Ģiir yazma sebeplerini belirten açıklamalar yapmaktan kaçınırlar.
Fakat bunun istisnaları ile de karĢılaĢabiliyoruz.
ġiirlerin hangi sebeple yazıldıklarının bilinmesi metinlerin daha iyi anlaĢılabilmesine
yardımcı olacak bir özellik gösterir.
Türkçe divanı da bulunan 18. Yüzyıl Arnavut divan Ģairi Nazîm, Ģirlerinin yazılma
gerekçeleri hakkında bilgi veren Ģairlerdendir.Gazellerinin dört tanesini istek üzerine
yazdığını belirtir.
BaĢkasının isteği üzerine yazmak Ģiir kalitesini düĢüren bir husus olarak düĢünülür.Fakat
menfaat karĢılığı olmazsa böyle bir istek Ģairi teĢvik eden olumlu bir etki yapan bir durum
olarak değerlendirilebilir.
Nazîm‟in istek üzerine yazdığı Ģiirlerini incelediğimiz zaman bunların diğer Ģiirlerinden
farklı olmadıkları görürüz. ġair herhangi bir etki altında kaldığı hissini uyandırmadan
duygularını ifade eder ve kendini över. ġiirler muhteva bakımından menfaat sağlayacak bir
özellik taĢımaz.

Kaynaklar
Gönül AYAN, Anadolu Sahasında Yazılan Bazı “Yusuf ü Züleyha” Mesnevilerinde Sebebi Telifler, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and
History of Turkish or Turkic, Volume 4/3 Spring 2009, s.227-272
Hasan KAVRUK, Türkçe Mesnevilerde Sebeb-i Telif, Malatya, 2003
Lokman TURAN, Türk Edebiyatında ġiir Yazma Sebepleri ve Edirneli ÖrfÎ Ağa
Divanı‟ndaki Oniki Gazelin Yazılma Sebepleri Üzerine, Atatürk Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 12, Sayı 2 (2008) s.367-395
Mehmet ÇAVUġOĞLU, Zati, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Ġstanbul, 1998, cilt 8,
s. 646
Nezim Frakulla , Mexhmuai esär ve divan [dorëshkrim] 1160 Hixhri /1747, Dr.6.B.28,
Tiran/ARNAVUTLUK Milli Kütüphanesi
Sevda ÖNAL, Sebeb-i Teliflerdeki Ortak Ve Farklı Temalar, A. Ü. Türkiyat AraĢtırmaları
Enstitüsü Dergisi, Sayı 35, Erzurum, 2007, s.105-124

�ġeyma BÜYÜKKAVAS KURAN, Mesneviden Romana Uzanan Sebeb-Ġ Telif Yolu Üst
Kurmacaya Mı Çıkar? Turkish Studies /Türkoloji Dergisi 1 (2006), Sayı: 2, 158-181

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11997">
                <text>2032</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11998">
                <text>NAZİM DİVANINDA İSTEK ÜZERİNE YAZILAN GAZELLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11999">
                <text>ÇAĞLAYAN, Bünyamin
BALABAN, Adem</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12000">
                <text>Anahtar Kelimeler: ısmarlama şiir, şiir yazma sebebi, şiir başlığı. ÖZET  Bir işin yapılmasına yol açan gizli veya açık bir sebep vardır. Şairleri de şiir yazmaya sevk eden sebepler bulunması tabiidir. Her şiir için farklı bir durum veya olay o şiirin yazılması için şairi harekete geçirir. Bu sebeplerin bilinmesi şiirde yer alan ifadelere şairin kastettiği yönde mana verilmesinde yardımcı olur. Bazı şairler eserlerinin dibacelerinde şiir hakkındaki genel görüşlerini açıklar. Mesnevilerin sebeb-i telif bölümlerinde şairi o eseri yazmaya teşvik eden sebeplerin belirtildiği örnekler vardır. Şura tezkirelerinde şairlere ayrılan bölümlerde bazı şiirlerinin yazılış sebepleri ile ilgili bilgilere de rastlayabiliyoruz. Nazım şekli veya türü bir şiirin neden yazıldığı konusunda bir fikir vermesi bakımından yardımcı olur. Bazı şiirlerin daha yakından incelenmesi net olmasa bile yazılış sebebi hakkında tahminde bulunmamıza yarayabilir. Bazı şiirlerin başında neden yazıldıklarına dair açıklamalara nadir olarak yer verilir. Yazılanların tamamı dikkate alındığında bu bilgilere ulaşılabilen şiir sayısı oldukça azdır. Divan şairleri şahsi sayılabilecek bilgileri açıklamamayı tercih ederler. Var olan notlar da müellif hattı olan nüshalar veya müsveddelerde bulunur. 18. yüzyıl divan şairi Nazim Divanı’nda birçok şiirin başında yazılış sebeplerini açıklayan açıklamalar yer alır. Bunlardan bazıları uzun sayılacak ölçüdedir. Şair dört gazelinin başında o şiirlerini arkadaşlarının isteği üzerine yazdığını belirten açıklamalara yer verir. Ismarlama kabul edilen bu durumu şairin açıkça belirtmekden çekinmemesi önemlidir. Çalışmamızda Nazim Divanında istek üzerine yazılan şiirlerin şairin diğer şiirlerine kıyasla sanat değeri üzerinde durulmuş ve istenen hedeften sapmalar olup olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12001">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12002">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12003">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12004">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1495" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1997">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a77bcf7f093228148a46ca5b8af66998.docx</src>
        <authentication>24e587faa30d59270a7fac7303bab625</authentication>
      </file>
      <file fileId="1998">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6a1fdce0e14389ddfffd6d0f0defe645.pdf</src>
        <authentication>23b3989b7ee4720a0c12db95ed75711b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12015">
                    <text>ELEŞTİREL DÜŞÜNME BECERİSİNİ KAZANDIRMADA BİR YOL GÜNLÜĞÜ:
BALKANLARA DÖNÜŞ
Gamze ÇELİK
Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi, Çanakkale /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Eleştirel düşünme, Balkanlara Dönüş, Nedim Gürsel.
ÖZET
Bu çalışmada literatür taraması yöntemiyle Balkanlara Dönüş adlı romanın eleştirel
düşünme becerisini geliştirmeye etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Eleştirel düşünme; sanat ve
edebiyatla geliştirilmesi mümkün olan bir beceridir. Okullarda eleştirel düşünme becerisini
ezberci anlayışla öğretmeye çalışmak yerine, bu tür romanlarla kazandırmak çok daha etkili
olacaktır. Balkanlar doğasıyla, zengin tarihiyle ve kültürel çeşitliliğiyle insanlık için çok büyük
bir mirastır. Değeri yüksek olan diğer her toprak gibi, Balkan toprakları da yıllarca savaşların,
mücadelelerin ortasında kalmıştır. Saraybosna’da yaşanan acılar, savaşın soğuk yüzü aslında tüm
insanlık için bir yaradır. Nedim Gürsel Balkanlara Dönüş adlı romanında Saraybosna dramını
içten ve gerçekçi bir dille okura sunmaktadır. Yazar şiirsel üslûbuyla Makedonya’da geçirdiği
günleri anlatırken, Balkanlardaki Türk mirasının önemi hakkında da bilgi vermektedir. TürkYunan ilişkilerine farklı bir bakışla yaklaşmaktadır. Balkanlara Dönüş bir gezi kitabı, anı kitabı
hem de tarihe kaynaklık edecek bir güncedir. Romanı okuduğumuz zaman, savaşın geride
bıraktıklarını görürüz. Yaşananları sorgulamamızı, yeniden düşünmemizi ve farklı bakış açısıyla
olaylara bakmamızı sağlayan bir anlatım mevcuttur. Bilgi çağını yaşadığımız günümüzde
kazanmamız gereken eleştirel bakış açısının gelişmesi için, bu gezi izlenimleri iyi bir yol
gösterici olacaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1999">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6d963b3bc822414a7852059a4fe3dceb.doc</src>
        <authentication>647c88f45f41910b1ca0c003f27fd984</authentication>
      </file>
      <file fileId="2000">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fe0e1fd3cc994ec0fca268332f8ddca2.pdf</src>
        <authentication>30bc482be279f1106a5b2a1efc46d08f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12016">
                    <text>ELEġTĠREL DÜġÜNME BECERĠSĠNĠ KAZANMADA BĠR YOL GÜNLÜĞÜ:
BALKANLARA DÖNÜġ

Gamze ÇELĠK1
Özet
Balkanlar doğasıyla, zengin tarihiyle ve kültürel çeşitliliğiyle insanlık için çok büyük
bir mirastır. Değeri yüksek olan diğer her toprak gibi, Balkan toprakları da yıllarca savaşların,
mücadelelerin ortasında kalmıştır. Saraybosna‟da yaşanan acılar, savaşın soğuk yüzü aslında
tüm insanlık için bir yaradır. Nedim Gürsel Balkanlara Dönüş adlı romanında Saraybosna
dramını içten ve gerçekçi bir dille okura sunmaktadır. Yazar şiirsel üslûbuyla Makedonya‟da
geçirdiği günleri anlatırken, Balkanlardaki Türk mirasının önemi hakkında da bilgi
vermektedir. Türk Yunan ilişkilerine farklı bir bakışla yaklaşmaktadır.
Balkanlara Dönüş bir gezi kitabı, anı kitabı hem de tarihe kaynaklık edecek bir
güncedir. Romanı okuduğumuz zaman, savaşı değil belki ama savaşın geride bıraktıklarını
görürüz. Yaşananları sorgulamamızı, yeniden düşünmemizi ve farklı bakış açısıyla olaylara
bakmamızı sağlayan bir anlatım mevcuttur. Bilgi çağını yaşadığımız günümüzde kazanmamız
gereken eleştirel bakış açısının gelişmesi için, bu gezi izlenimleri iyi bir yol gösterici
olacaktır.
Bu çalışmada literatür taraması yöntemiyle Balkanlara Dönüş adlı romanın eleştirel
düşünme becerisini geliştirmeye etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Eleştirel düşünme; sanat
ve edebiyatla geliştirilmesi mümkün olan bir beceridir. Okullarda eleştirel düşünmeyi ezberci
anlayışla öğretmeye çalışmak yerine, bu tür romanlarla kazandırmak çok daha etkili olacaktır.
Anahtar Kelimeler: Eleştirel düşünme, Balkanlara Dönüş, Nedim Gürsel.

1

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi, gamzecelik@comu.edu.tr

�A TRAVEL DIARY TO TEACH CRITICAL THINKING: BACK TO THE BALKANS
Abstract
The Balkans is a great heritage for human beings with its nature, great history and
cultural diversity. The land of Balkans as any other lands having high value was also in the
midst of wars and struggles for many years. The painful events happened in Sarajevo, the cold
side of the war is actually a wound for all of humanity. Nedim Gürsel presents to the reader
about the tragedy of sarajevo with a sincere and realistic language in his novel, Back to the
provides information about the importance of Turkish heritage in the Balkans. He has a
different view for Turkish-Greek relations.
Back to the Balkans is both a journey and memoir book and it is also diary wich can
be resource for history. When we read this book, we can not see the war, but we can see what
the war has left behind. The book has a narration which enables us to question what we lived,
rethink and consider the events from different perspectives. These journey impressions will be
a good guide for developing critical point of view that should be gained in today is
information age.
In this study, the novel of Back to the Balkans has been examined to determine its
effect on developing critical thinking skills via literature review. Critical thinking is a skill
which can be developed with art and literature. At schools, it would be much more effective
to have learners gain critical thinking skill via such novels rather than attemting to teach it
through rote-learning.
Key Words: Critical thinking, Back to the Balkans, Nedim Gürsel.
GiriĢ
Tabiat bin bir türde çiçekle süslüdür. Hepsinin rengi ayrı güzel, kokusu ayrı güzel,
görünüşü ise büyüleyici güzelliktedir. Farklı kültürde, başka dinde ve dilde olan insanlar da
tıpkı doğadaki çiçekler gibi ayrı güzelliğe sahiptir. Ayrı coğrafyalarda, başka hayatlar yaşasak
da ortak olan değerlerimiz ve ayrı güzellikte olan kültürel özelliklerimiz mevcuttur.
Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı romanı, farklı toplumların birarada yıllarca
kardeşçe yaşadığı Balkanlar‟da yakın tarihimizde yaşanan olaylara tanıklık eden bir güncedir.
Yazar romanda Balkanlara yapmış olduğu gezinin notlarını okuyucusuyla samimi ve içten bir
üslûpla paylaşmıştır. Roman boyunca yapılan tasvirler bizi yaşadığımız yerlerden alıp,
Saraybosna‟nın, Sofya‟nın köprülerine, camilerine, kiliselerine dek götürür.

�Nedim Gürsel Makedonya göçmenidir. Galatasaray Lisesi‟nden mezun olan yazar, lise
dönemi boyunca da edebiyatla ilgilenmiştir. Fransız Filolojisi‟nde eğitimini sürdürmeye
başlayan yazarın, daha sonra Lenin ve Gorki üzerine yazdığı yazılardan dolayı yedi buçuk yıl
hapsi istenir. Bu olayların üzerine yazar Fransız Hükümeti‟nden kazanmış olduğu ve
reddettiği bursu kabul ederek Fransa‟ya gider ( Bal, 2008:1-2). Yazarın yolculuk serüveni bu
olayla başlar demek mümkündür. Yolculuk aslında yazarın kendisini bulmak yolunda
geçekleştirdiği bir serüvendir. Yazar bir ülkeden diğerine geçerken bu yolculuğu aslında
kendi içinde yapmaktadır. Yeni insanlarla tanışmak, yeni kültürleri tanımak yazarın içindeki
sırları ortaya dökmesine yardımcı olmaktadır ( Genç ve Tilbe, 2008:244).
Romanın adına baktığımızda; Balkanlardan göç eden bir ailenin üyesi olan Nedim
Gürsel‟in, yıllar sonra atalarının topraklarına geri dönüşünü anlatmak istediğini düşünmek
yanlış olmayacaktır. Balkanlar uzun yıllar Osmanlı İmparatorluğu‟na bağlı kalmış, çeşitli
toplumlar bu topraklarda beraberce barış ve huzur içinde yaşamışlardır.
Balkanların tarihine baktığımızda, huzurlu ve güzel günlerin bir süre sonra yerini
karışıklıklara ve isyanlara terk ettiğini görmekteyiz. 19 yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun
pek çok sorunla karşı karşıya kaldığı görülmektedir. Bu sorunların merkezini oluşturan
bölgelerden birisi de Balkan Yarımadasıdır. Yüzyılın başında Sırpların isyanı ile başlayan
çalkantılı dönem, yüzyılın sonunda Bosna Hersek sorununa da tanık olmuştur. “Makedonya
Sorunu” adıyla anılan bir dizi problem bu yaşananların etkisiyle ortaya çıkmıştır. Tüm bu
sıkıntılar 20. yüzyılın başında önce Balkan Savaşları‟nın ardından da Birinci Dünya
Savaşı‟nın nedeni olmuştur (Marttin, 2006:3).
1990‟lı yılların başında Yugoslavya bir dağılma sürecine girmiş; Slovenya ve
Hırvatistan‟dan sonra Bosna-Hersek de bağımsızlığını kazanmıştı. II. Dünya Savaşı‟nın
ardından Tito döneminde kurulmuş olan Yugoslavya‟nın çözülmesinin nedenleri arasında;
Mareşal Tito‟nun ölümünden sonra etnik grupların birbirine olan bağlılığının azalması ilk
sırada gösterilebilir. Diğer bir neden; Sırp milliyetçiliğinin artmasıdır. Bununla birlikte
Slovenya ve Hırvatistan‟ın ekonomik yönden daha gelişmiş olmalarının onları Almanya‟ya
yaklaştırmış olmasıdır. Bir diğer neden ise; komünizmin çökmesinin federal birlikte
çözülmeye neden olması, geçmişteki tarihsel, etnik ve dinsel çatışmaların otorite boşluğu
nedeniyle tekrar ortaya çıkmasıdır ( Selver 2003‟den akt: Yapıcı, 2007:2).
Nedim Gürsel romanında Bosna‟da yaşanan dramı tarafsız bir gözle okuyucuya
aktarmaya çalışmıştır. Yazar bir konferansa katılmak amacıyla savaşın ardından gittiği

�Bosna‟da gördüklerini tüm insanlık için değerlendirmeye çalışmıştır. Bunu yaparken
savaştaki tüm tarafların gözünden yaşananlara bakmaya çaba göstermiştir. Aslında savaşta
kaybeden ya da kazanan yoktur. Savaş tüm insanlık için yıkım ve hasar bırakır. Bu bakış
açısıyla anlatılan olayların, o bölgede yaşananlar hakkında en ufak bilgisi olmayan kişiler için
bir ayna görevi üstlendiği görülmektedir. Romanı okurken, kendimizi o acıları yaşayan
insanların yerinde hissetmemiz mümkündür. Nedim Gürsel‟in gezi kitabını tüm bu sebeplerle
eleştirel bakış açımızın gelişmesinde bize yol gösterici olabilecek bir kaynak olarak
göstermek yanlış olmayacaktır.
Eleştirel düşünme kavramı; felsefe ve psikoloji gibi iki ana disiplin temel alınarak
açıklanmaktadır. Felsefi yaklaşıma göre eleştirel düşünme; insan düşüncesi kavramı ve
gerçekçi, tarafsız bir dünya görüşü için gerekli olan zihinsel becerileri temel almaktadır.
Psikolojik yaklaşımlar ise; düşünce ve düşünmeyi esas alan deneysel çalışmalar, karmaşık
görüşlerin öğrenilmesindeki bireysel farklılıklar ve eleştirel düşünmenin bir parçası olan
problem çözme kavrmıyla ilgilidir ( Gibson 1995‟ten akt: Şahinel, 2002: 2).
Biz bu çalışmamızda Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı romanında anlatılanların
eleştirel düşünme becerisini geliştirmede nasıl bir faydası olabileceğini incelemeye
çalışacağız. Bu amaçla çalışmamızda “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı eserinde,
eleştirel düşünme becerisine ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?” sorusuna yanıt aranmaya
çalışılacaktır. Günümüzde eleştirel düşünmek, bireyin sorunlara çözüm üretmesini, olaylara
farklı yönlerden bakmayı öğrenerek çok boyutlu düşünmesini sağlamaktadır. Bu nedenle her
bireyin kendisini bu yönde yenilemesi ve geliştirmesi gerekmektedir. Yakın tarihimizdeki
gerçekleri samimi bir üslûpla değerlendiren bu gezi kitabının, eleştirel düşünme becerisini
kazandırmak için bir yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
Araştırmanın alt problemleri ise şöyledir:
1. Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında “bağımsız düşünme” alt boyutuna
ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?
2. Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında “zihinsel cesareti geliştirme” alt
boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?
3. Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında “duygudaşlık kurmayı hayata
geçirme” alt boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?

�4. Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında “derinlemesine sorgulama” alt
boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?
5. Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında “eleştirel yansıtıcı düşünme” alt
boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?
EleĢtirel DüĢünme Nedir?
Presseisen (1985) düşünme becerilerini “temel işlemler, problem çözme, karar verme,
eleştirel düşünme ve yaratıcı düşünme” olmak üzere aşamalı bir şekilde ele almaktadır. Temel
işlemler neden sonuç ilişkilerini belirleme, benzetmeleri belirleme, sınıflandırma ve nitelikleri
belirleme şeklinde ele alınmaktadır. Eleştirel düşünme becerileri kısaca; ifadeleri çözümleme,
ifade edilmemiş düşüncelerin farkına varma, önyargıların farkına varma, düşüncelerin farklı
ifade edilişlerini arama” olarak tanımlanmaktadır ( Presseisen 1985‟ten aktaran Seferoğlu ve
Akbıyık, 2006: 193-195).
Eleştirel düşünme; bir konunun birden fazla yönüyle ele alınıp, irdelenmesi olarak
tanımlanabilir (Özdemir 2008: 19). Bir başka tanıma göre ise; olguların ya da bulguların
eleştirilmesi sürekli yanlışlar bulmak demek değildir. Okunan, bulunan ya da söylenen bilgiler
üzerinde tek bir sonuç üretmek yerine, farklı açıklamalar olabileceğini de düşünebilmektir (
Kökdemir, 2003: 3-5).
Eleştirel düşünme kavramının ilk olarak olumsuz düşünceleri çağrıştırması nedensiz
değildir. Karşımızdaki kişiye, kendisi gibi düşünmediğimizi söylemek, elbette ki her zaman
anlayışla karşılanmamıştır. Düşünce tarihine baktığımız zaman, “Senin gibi düşünmüyorum.”
cümlesi, pek çok bedellerin ödenmesine neden olabilmiştir. Her çıkar grubu bir düşünüş
biçimine bağlanır. Örneğin; Ortaçağ‟da bu düşünüş biçiminin merkezinde feodal çıkarlarla
birleşmiş dinsel inançlar yer almaktadır. Bu inançlara aykırı görüş bildirmek, ölümü göze
almak demektir. Çıkar grupları, kendilerine kayıtsız şartsız itaat edilmesini istemişlerdir. Buna
karşı gelenler, tarihin her döneminde ölüm cezası da olmak üzere çeşitli cezalarla
karşılaşmışlardır. Sokrates‟ten Hallac-ı Mansur‟a, Galilei‟den Voltaire dek bu durum devam
etmiştir (Özdemir, 2003: 19-20).
Eleştirel düşünme becerilerinin ne olduğuyla ilgili araştırmaları bulunan Halpern‟e
göre eleştirel düşünmenin belirleyici özellikleri şöyle sıralanabilir:

�1. Sonuç çıkarma: Geçerli sonuçlar elde edebilmek için doğru kabul edilen
durumların, olayların ya da olguların incelenerek akıl süzgecinden
geçirilmesidir. Eğer elde edilen sonuç, mantıksal çıkarımları izliyorsa o
zaman geçerli kabul edilir.
2. Analiz etme: Sunulan nedenlere dayanarak ulaşılan sonuçların doğruluğunun
çözümlenmesi çabasıdır. Bunun için de, nedenlerin kabul edilebilir ve tutarlı
olması, sonuca destek sağlaması ve eksik bileşenlerin ( örn. varsayımlar,
tartışmalar, sınırlılıklar vb.) göz önüne alınması gereklidir.
3. Hipotezleri test etme: Düşüncelerimizin ya da inançlarımızın doğru olup
olmadığına ilişkin ortaya atılan hipotezlerin çeşitli gözlemlere dayanarak
doğruluğunun sınanmasıdır.
4. Olasılıkları görme: Olasılık, belli bir çıktının (ki bu başarı olarak kabul
edilebilir) oluşumunun olası çıktıların (bütün çıktılar benzer olduğunda)
sayısına bölünmesidir. Olasılıkları görme ise, herhangi bir sorunun
nedenlerine ve çözümüne ilişkin olası durumları tespit edebilmelidir.
5. Karar verme: Belli bir sorun karşısında oluşturulabilecek bir dizi seçenek ile
başlayan aktif bir süreçtir.
6. Sorun çözme: Bir sorunun tanımlanması başlayan ve çözüme doğru ulaşmayı
sağlayan tüm seçenekleri içine alan bir süreçtir.
7. Yaratıcı düşünme: Özgün ve kullanışlı olan bir şey üretme eylemidir
(Halpern 1996‟dan aktaran: Kürüm, 2002: 27-28).
Demirel (2005)‟e göre eleştirel düşünme eleştirel olmayan düşünmeyle
karşılaştırılarak çok daha iyi tanımlanabilecektir. Eleştirel olmayan düşünce anlaşılır,
kesin, mantıklı ve tutarlı olmayan düşüncedir. Belirsiz, yüzeysel ve önemsizdir. Bu
kusurları ortadan kaldırmak için çeşitli düşünce ögelerinin kullanılmasını gerektirir. Bu
düşünce ögeleri;
1. Problemi veya soruyu,
2. Düşünmenin amacını,
3. Görüşleri,

�4. Sayıltıları,
5. Temel kavramları,
6. İlke ve kuramları,
7. Kanıt, veri ve nedenleri,
8. Yorumları ve iddiaları,
9. Çıkarımları, usa vurmayı ve düzenlenen görüşün genel hatlarını,
10. Doğurguları ve izleyen sonuçları doğru ve eksiksiz bir biçimde
açıklayabilme, analiz edebilme ve sınayabilme becerisini ya da anlayışını
içerir.
Pascarella ve Terenzini ( 1991‟den aktaran: Gülveren, 2007: 33) eleştirel düşünmenin
farklı tanımlarını incelemişlerdir. Bu değerlendirmelerden yola çıkarak eleştirel düşünen
bireylerin

aşağıdaki

özelliklerin

tamamını

veya

bazılarını

yapabilmeleri

gerektiği

görülmüştür:
1. Tartışmalarda ana fikri ve varsayımları tanımlama,
2. Önemli ilişkilerin farkına varma,
3. Verilerden doğru çıkarımları yapabilme,
4. Eldeki verilerden veya bilgilerden sonuçları çıkarabilme,
5. Elde

edilen

sonuçların

çıkarılamayacağını

eldeki

yorumlama

ve

verilerden
otoriteyi

hareketle
(bilgi

çıkarılıp
kaynağını)

değerlendirebilme.
Munzur‟a (1999) göre; "Eleştirel düşünme eğitimi, çocuk ve gençleri mutlu, üretken,
özgür, çağdaş, sorunlarıyla baş edebilen bir yaşama hazırlamaktadır. Bu yaşam yeni kuşağın,
eski kuşağın eksik ve yanlışlarını gördüğü seçenek, üreterek aynen yaşamak zorunda
kalmadığı; koşulları zorladığı bir yaşamdır. Demokrasi, insan hakları, insan ilişkileri ve bilim
alanlarında daha ileri bir yaşamdır. İnsanların „insan‟ olarak beklentilerinin yanıtlandığı, aklın
ve düşüncenin egemen olduğu bir yaşamdır. Tüm bunlar, bir çırpıda ve salt eleştirel düşünme
eğitimi ile gerçekleşemeyecek de olsa, eleştirel düşünme eğitiminin ciddi katkıları olacağı
yadsınamaz”.
Yöntem
Araştırmada varolan bir durumu, hiçbir etkide bulunmaksızın ortaya koymak
amaçlandığı için betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Tarama modeli; “geçmişte ya da

�halen var olan bir durumu, var olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma
yaklaşımıdır.” (Karasar, 2004: 77).
Verilerin Toplanması
Araştırmada eleştirel düşünme becerisi ile ilgili alanyazın taraması yapılmıştır.
Eleştirel düşünme becerisine sahip kişilerde bulunan özelliklerin bir listesi çıkarılmıştır.
Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabının okunması sırasında yukarıdaki maddelere
eklemeler ve çıkarmalar yapılarak oluşturulan forma son şekli verilmiştir. Eleştirel düşünme
becerisi inceleme formu, ikisi ölçme değerlendirme ve biri dil alanında olmak üzere üç
uzmana gösterilmiştir. Uzmanlar, boyutların adlandırılmasına, maddelerin boyutlara göre
sınıflandırmasındaki uygunluğa ve dilin anlaşılır olmasına yönelik düzeltmeler yapmışlar ve
eleştirilerde bulunmuşlardır. Gelen eleştireler doğrultusunda aşağıdaki eleştirel düşünme
becerisi inceleme formuna son şekli verilmiştir.
ELEġTĠREL DÜġÜNME BECERĠSĠ ĠNCELEME FORMU
1. Bağımsız düĢünme
1.1. Karar verirken bağımsızdır.
1.2. Sorunları kendi kendine analiz eder.
1.3. Kendisinin başkaları tarafından kullanılmasına izin vermez.
1.4. Başkalarının baskısı ile düşüncelerini değiştirmez.
2. Zihinsel cesareti geliĢtirme
2.1. Kendisi için neyin ne olduğuna karar verirken, öğrendiklerini önce yargılar.
2.2. Sosyal gruplardaki kuvvetle destek bulan bazı düşüncelerdeki çarpıtma ve sahteliğin
farkına varır.
2.3. Yaygın olmayan görüşler ve inançlar ile tarafsızca ilgilenmeye ve karşılaşmaya
gereksinim duyar.
2.4. Yargı ve düşüncelerini genel geçer düşünce yapıları içine sığdırmaya uğraşmaz.
3. DuygudaĢlık Kurmayı Hayata Geçirme
3.1. Sorunlar hakkında karşıt görüşlerin güçlü ve zayıf yönlerini düşünebilir.
3.2. Diğer bireyleri gerçekten anlamak için kendisini onların yerine koyabilir.
3.3. Farklı ulusların ve toplumların sahip olduğu çerçeve ve görüşleri anlamaya çalışır.
4. Derinlemesine Sorgulama

�4.1. Bir düşünme veya tartışma sürecinde ilişkili noktaları belirleyerek, sorunu derinliğine
irdeler.
4.2. Bir metni okurken ifade edilen savların temelini oluşturan sorunları ve kavramları
araştırır.
4.3. Konunun ve bireysel algılamaların geniş bir çerçevesini çizip sonuca ulaşır.
5. EleĢtirel Yansıtıcı DüĢünme
5.1. Karşılaştığı problemlere kendi çözüm önerilerini geliştirir.
5.2. Özgün düşünceler geliştirir.
5.3. Meydana gelen olayları daha derin anlamaya çalışır.

Bulgular ve Yorumlar
Araştırmada, Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında yer alan eleştirel
düşünmeye ilişkin durumlar, eleştirel düşünme becerisi alanının özellikleri açısından
incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmada; “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı eserinde,
eleştirel düşünme becerisine ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?” sorusuna yanıt
aranmıştır. Bunun için oluşturulan formda yer alan maddeler, yazarın kitabında taranmış, elde
edilen veriler frekansa çevrilmiştir. Her bir boyutla ilgili tablolara yer verilmiştir.
Bağımsız Düşünme Alt Boyutuna İlişkin Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın ilk alt problemi; “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında
„bağımsız düşünme‟ alt boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?” olarak
belirlenmiştir. Bu problemle ilgili tespit edilen bulgular, Tablo 1‟de görülmektedir.
Tablo 1‟e bakıldığında; “1.2. Sorunları kendi kendine analiz eder.” (f=30) maddesinin
en yüksek tekrarlanma sıklığına sahip olduğu görülmektedir. Yazar; olayları tarihsel süreç
içerisinde değerlendirmekte ve daha sonra da derinlemesine analiz etmektedir. Ayrıca kendi
görüşlerine de yer vermektedir. İkinci sırada “1.1. Karar verirken bağımsızdır.” (f=8) maddesi
yer almaktadır. Bundan sonra ise “1.3. Kendisinin başkaları tarafından kullanılmasına izin
vermez.” (f=2) ve “1.4. Başkalarının baskısı ile düşüncelerini değiştirmez.” (F=2) maddeleri
gelmektedir.

�Tablo 1. EleĢtirel DüĢünme Becerisinin “Bağımsız DüĢünme” Boyutuna ĠliĢkin
Özelliklerin Kitaptaki Dağılımı

Md.

Örnek Cümleler

Tekrarlanma
Sıklığı (f)

1.1.

“İki yıldır orada olup bitenlere kayıtsız kalamam. Ama bu satırları 8
karalamaktan başka elimden gelen bir şey de yok ne yazık ki!
(s.19) .

1.2.

“Grand Hotel‟de, biraz boğucu sıcağın etkisiyle Üçüncü Balkan 30
Savaşı senaryoları kurmak iyimser bir tavır olmayabilir, ama
yüzyılın başında patlak veren Balkan Savaşlarının Osmanlı
İmparatorluğunu kısa sürede yıkımın eşiğine sürükledikleri de
tarihsel bir gerçek.” (s.64).

1.3.

“Diyeceğim, belli kurallar içinde yapılan bir savaştan çok, insanlık 2
dışı bir barbarlığı izliyoruz ekranlarda, elimiz kolumuz bağlı,
çaresiz. Oysa yapılacak bir şeyler olmalı, ama ne?” (s.19).

1.4.

“Orada insanlar aç, çocuklar süte ve ekmeğe hasret. Değil ölülerini 2
gömmeye, yaralılarını tedavi etmeye bile fırsatları yok.” (s.19).

Zihinsel Cesaret Alt Boyutuna İlişkin Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın ikinci alt problemi; “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında
„zihinsel cesaret‟ alt boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?” şeklindedir. Bu boyuta
ilişkin bulgular Tablo 2‟de görülmektedir.
Tablo 2‟ye bakıldığında; “2.2. Sosyal gruplardaki kuvvetle destek bulan bazı
düşüncelerdeki çarpıtma ve sahteliğin farkına varır.” (f=2) ve “2.3. Yaygın olmayan görüşler
ve inançlar ile tarafsızca ilgilenmeye ve karşılaşmaya gereksinim duyar.” (f=2) maddeleri
tekrarlanan maddeler olmuştur. “2.1. Kendisi için neyin ne olduğuna karar verirken,
öğrendiklerini önce yargılar.” maddesine yönelik düşünceye ise bir yerde rastlanmıştır.
“2.4.Yargı ve düşüncelerini genel geçer düşünce yapıları içine sığdırmaya uğraşmaz.”
maddesine yönelik bir görüşe örnek ise bulunmamaktadır.

�Tablo 2. EleĢtirel DüĢünme Becerisinin “Zihinsel Cesareti GeliĢtirme” Boyutuna ĠliĢkin
Özelliklerin Kitaptaki Dağılımı
Md.

Örnek Cümleler

Tekrarlanma
Sıklığı (f)

2.1.

“Ay-yıldızlı Türk pasaportumu mu göstersem acaba, yoksa „kapı 1
gibi‟ Fransız pasaportumu mu? Adım Nedim olduktan sonra ne
fark eder ki!” (s. 22).

2.2.

“Ve hiç kuşkusuz ülkenin içinde bulunduğu siyasal ortam gereği, 2
yani

Arnavut

ve

Sloven

ayrılıkçılarına

karşı,

devletin

bölünmezliğini Kosova simgesiyle vurgulamaya çalışıyorlar.”
(s.13).
2.3.

“O yaz Bosna‟da gördüğüm, beni hem şaşırtan hem hayran 2
bırakan güzelliklerden hiçbiri yok şimdi. Ne köprüler ayakta ne de
dostluklar.” (s.18).

Duygudaşlık Kurmayı Hayata Geçirme Alt Boyutuna İlişkin Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın üçüncü alt problemi; “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında
„duygudaşlık kurmayı hayata geçirme‟ alt boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?”
olarak tespit edilmiştir. Bu boyutla ilgili bulgulara Tablo 3‟te yer verilmiştir.
Tablo 3. EleĢtirel DüĢünme Becerisinin “DuygudaĢlık Kurmayı Hayata Geçirme”
Boyutuna ĠliĢkin Özelliklerin Kitaptaki Dağılımı

Md.

Örnek Cümleler

Tekrarlanma
Sıklığı (f)

3.1.

“Ve tüm dünyanın gözü önünde koskoca bir toplum tarihiyle, 1
coğrafyasıyla, kültürüyle yok edilmek isteniyor.” (s.65).

3.2.

“Doğup büyüdükleri topraklardan kopan insanlar hep geçmişe 18
özlem duyarlar, eskinin olağanüstü günlerini, ülkelerindeki
bolluğu anlatırlar birbirlerine, terk ettikleri evlerini –nedense hep
evlerini- özlerler.” (s.69-70).

3.3.

“O kentlerin de camileri, sinagogları, kiliseleri var.” (s.17).

5

�Tablo 3 incelendiğinde; “5.4. Diğer bireyleri gerçekten anlamak için kendisini onların
yerine koyabilir.” maddesi en çok tekrarlanan maddedir (f=18). Daha sonra ise “3.3. Farklı
ulusların ve toplumların sahip olduğu çerçeve ve görüşleri anlamaya çalışır.” maddesinin en
çok tekrarlandığı görülmektedir (f=5). “3.1.Sorunlar hakkında karşıt görüşlerin güçlü ve zayıf
yönlerini düşünebilir.” maddesiyle ilgili görüşe ise bir tek yerde rastlanmıştır.
Derinlemesine Sorgulama Alt Boyutuna İlişkin Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın dördüncü alt problemi; “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı
kitabında „derinlemesine sorgulama‟ alt boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?”
şeklinde belirlenmiştir. Bu alt probleme ilişkin sonuçlar Tablo 4‟te görülmektedir.
Tablo 4. EleĢtirel DüĢünme Becerisinin “Derinlemesine Sorgulama” Boyutuna ĠliĢkin
Özelliklerin Kitaptaki Dağılımı
Md.

Örnek Cümleler

Tekrarlanma
Sıklığı (f)

4.1.

“O zaman insanlar bir karış toprak için ya da kendi dinlerinden 2
değiller diye komşularını, kız alıp kız verdikleri akrabalarını böyle
boğazlamaya kalkışmamışlardı henüz.” (s. 14)

4.2.

“Ömer Seyfettin‟in neredeyse yüzyıl önce yazdıkları bugün gerçek 7
oldu.” (s. 60-61).

4.3.

“Oysa bugün durum ne kadar farklı. Üsküp bir Türk kenti değil 3
artık, bir zaman öyleymiş, ama artık değil; savaşlar, yangınlar,
depremlerden sonra dört yüz elli bin nüfuslu kentte yaşayan
Türklerin sayısı bir hayli azalmış.” (s. 75).
Tablo 4‟e göre en çok tekrarlanan madde; “4.2. Bir metni okurken ifade edilen savların

temelini oluşturan sorunları ve kavramları araştırır.” olarak görülmektedir (f=7). İkinci sırada
ise; “Konunun ve bireysel algılamaların geniş bir çerçevesini çizip sonuca ulaşır.” maddesi
gelmektedir (f=3). En az tekrarlanan madde; “4.1. Bir düşünme veya tartışma sürecinde
ilişkili noktaları belirleyerek, sorunu derinliğine irdeler.” maddesidir.
Çelik (2010)‟in yapmış olduğu bir araştırmanın sonucuna göre; Türk Dili ve Edebiyatı
öğretmenlerinin eleştirel düşünme yeterlilikleri ile eleştirel düşünme becerisiyle ilgili eğitim
almaları arasında anlamlı bir fark görülmüştür. Bu nedenle eleştirel düşünme becerisini

�kazanmada iyi bir eğitim almak önem taşımaktadır. Sorgulama becerisi kazanmada çeşitli
edebî eserlerden yardım almak da bu becerinin kazandırılması için faydalı olacaktır.
Eleştirel Yansıtıcı Düşünme Alt Boyutuna İlişkin Bulgular ve Yorumlar
Araştırmanın beşinci alt problemi; “Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında
„eleştirel yansıtıcı düşünme‟ alt boyutuna ilişkin hangi özellikler yer almaktadır?” şeklindedir.
Bu alt probleme ilişkin bulgulara Tablo 5‟te yer verilmiştir.
Tablo 5. EleĢtirel DüĢünme Becerisinin “EleĢtirel Yansıtıcı DüĢünme” Boyutuna ĠliĢkin
Özelliklerin Kitaptaki Dağılımı
Md.

Örnek Cümleler

Tekrarlanma
Sıklığı (f)

“Kâğıt paraların çuvalla taşındığı, enflasyon oranının yüzde bin 1

5.2.

beş yüze ulaştığı, cumhuriyetler arasındaki siyasi dengelerin
giderek bozulduğu Yugoslavya‟da, Sırp ulusçuluğu açısından
Kosova yenilgisinin „anlam ve önemi‟ni kavramamak için ya tarih
bilgisinden yoksun olmak gerek, ya da siyasetten nasibini hiç
almamış olmak.” (s.13).
“Aynı dilin, aynı kentin çocuklarıydılar, anne-babalarının dinleri 7

5.3.

ayrı olsa da.” (s.18).
“Eleştirel Yansıtıcı Düşünme” alt boyutuna ilişkin bulgular Tablo 5‟te görülmektedir.
Buna göre; “5.3.Meydana gelen olayları daha derin anlamaya çalışır.” maddesi kitapta en çok
tekrarlanan madde özelliğini taşımaktadır (f=7). “5.2.Özgün düşünceler geliştirir.” maddesi
ise bir yerde görülmüştür. “5.1.Karşılaştığı problemlere kendi çözüm önerilerini geliştirir.”
maddesi yönelik bir görüşe ise eserde rastlanmamıştır.

Sonuç ve Öneriler
Çalışmada, Nedim Gürsel‟in Balkanlara Dönüş adlı kitabında eleştirel bakış açısına
yönelik düşüncelerin, eleştirel düşünme becerisiyle ilişkisi incelenmeye çalışılmıştır.
1. Nedim Gürsel‟in gezi kitabında, eleştirel düşünme becerisine yönelik belirlenen
özelliklerin çoğunluğu görülmüştür. Bu sonuca göre; kitabın eleştirel düşünme
açısından zengin olduğu şeklinde yorum yapılabilir.

�2. “Zihinsel Cesaret” alt boyutunda “Yargı ve düşüncelerini genel geçer düşünce yapıları
içine sığdırmaya uğraşmaz.” maddesine ilişkin bir düşünceye rastlanmamıştır.
“Eleştirel Yansıtıcı Düşünme” alt boyutunda “Karşılaştığı problemlere kendi çözüm
önerilerini geliştirir.” maddesine ilişkin de bir görüşe rastlanmamıştır.
3. Kitapta en çok “Bağımsız Düşünme” alt boyutunda, “Sorunları kendi kendine analiz
eder.” maddesine (f=30) yönelik düşüncelerin olduğu görülmüştür. Ayrıca yine aynı
alt boyutta “Karar verirken bağımsızdır.” (f=8) maddesinin de tekrarlanma sıklığı
yüksektir. “Duygudaşlık Kurmayı Hayata Geçirme” alt boyutunda “Diğer bireyleri
gerçekten anlamak için kendisini onların yerine koyabilir.” (f=18) maddesi de ön
plana çıkmaktadır. “Derinlemesine Sorgulama” alt boyutunda “Bir metni okurken
ifade edilen savların temelini oluşturan sorunları ve kavramları araştırır.” (f=7)
maddesiyle daha sık karşılaşılmıştır. Son olarak; “Eleştirel Yansıtıcı Düşünme” alt
boyutunda “Meydana gelen olayları daha derin anlamaya çalışır.” (f=7) maddesi
diğerlerine göre daha çok tekrarlanmıştır.
4. Boyutlar genel olarak değerlendirildiğinde en çok “Bağımsız Düşünme” boyutunun
tekrarlandığı, en az ise “Zihinsel Cesareti Geliştirme” boyutuna yönelik düşüncelerin
olduğu görülmektedir.
5. En çok tekrarlanan “Bağımsız Düşünme” boyutundaki görüşlerden dikkat çekenlere şu
örnekler verilebilir:
“Ne yazık ki Balkanlar‟da „katıksız uluslar‟ın oluşturulması, „Büyük Sırbistan‟,
„Büyük Arnavutluk‟, „Büyük Bulgaristan‟, başına ille de „büyük‟ sıfatı konulan
ülkelerin geleceği gündemde bugün. Oysa Saraybosna‟da halklar Müslümanı,
Katoliği, Ortodoksu ve Musevisiyle bir arada yaşıyorlardı.” (s.34).
“Günümüzde krallar herkesten daha demokrat, daha kültürlü ve elbette daha saygın
değil mi?” (s.59).
“Doğayla insanın, taşla ağacın birlikteliğini, bu dost ortamın başka ülkelerde de
sürüp gitmesini dilemekten başka bir şey gelmiyordu elimizden. Bu da az şey değil
elbet. Yeter ki sınırların içimizde kanayan yarası kapansın. Kan dökülmesin
Makedonya‟da.” (s.92).
İkinci sırada en çok tekrarlanan “Duygudaşlık Kurmayı Hayata Geçirme” alt
boyutuyla ilgili şu düşünceler örnek gösterilebilecektir:
“Başçarşı‟nın lonca düzeninden kalma eski dükkânları Habsburglar‟ın doğu
mimarisine özenerek yaptırdıkları vilayet binasıyla uyum içinde. Bu uyum halkların ve
dinlerin birlikte var oluşundan kaynaklanıyor, estetik düzenlemeden değil.” (s.17).

�“O kentlerin de camileri, sinagogları, kiliseleri var. O kentler de içlerinden geçen
ırmakları, ırmakların üzerindeki her biri ayrı bir efsane anlatan köprüleri, yalnızca iki
yakayı değil insanları da birbirine bağlayan köprüleriyle yer etmişler belleğimde.
Mostar, Goradje, Tuzla…” (s.17).
“İki yıldır süren kuşatma boyunca kentte açlığın salgın bir hastalık gibi kol gezdiğini,
insanî yardımın halka ulaşmak şöyle dursun büyük ölçüde mafyayı beslediğini,
savaşın tüm kent halkını açlığa mahkûm ederken kimilerini de zengin ettiğini
duymuştum. Doğruymuş demek.”(s.26).
Bu örneklerde de görüldüğü gibi, yazar farklı kültürlerin birlikte yaşayabilmesine
değinirken, bu birlikteliğin güzelliğinden bahsetmiştir. Ülkede bulunan mimarî eseler, o güne
kadar yaşananların izlerini taşır. Şehre değer katar. Zamanla farklı toplumlar arasında
çatışmaların başlaması, kardeşçe yaşayan halkların çıkar uğruna birbirine düşman edilmesi,
yazar tarafından keder ve endişeyle anlatılmıştır. Bosna‟yı değeli kılan camilerin,
sinagogların, kiliselerin birarada bulunması ve huzuru temsil etmesidir.
Araştırmanın sonuçlarına dayalı olarak şu önerilerde bulunmak mümkündür:
1. “Bağımsız Düşünme” alt boyutuna ilişkin pek çok görüş ve düşünce kitapta yer
almaktadır. Dolayısıyla kitap eleştirel düşünme becerisinin bu alt boyutunun
kazandırılması açısından kullanılabilir.
2. “Zihinsel Cesareti Geliştirme” alt boyutuna ilişkin kitapta daha az örneğe
rastlanmıştır. Zihinsel cesareti geliştirme alt boyutunda birey, bağımsız ve tarafsız
düşünebilmek için çevresinde yaygın olmayan görüşler ya da inançlar ile tarafsızca
ilgilenmelidir (Şahinel, 2002:11). Nedim Gürsel‟in tarafsız olduğunu söylemek
gerçekçi olmak gerekirse pek mümkün değildir. Ancak yazarın yaşananlara
duygudaşlık kurarak yaklaştığını söylemek yanlış olamayacaktır. Bu nedenle,
belirtilen alt boyuta ilişkin eserde daha az örneğe rastlandığını söylemek mümkündür.
Bu alt boyutun kazandırılmasında olmasa da, duygudaşlık kurabilme konusunda kitaba
başvurulabilir.
3. Farklı yazarlara ait romanların da eleştirel düşünme becerisini kazandırma açsından
incelenmesi gerektiği ifade edilebilir. Günümüzde olaylara eleştirel yönden bakmak
önem taşımaktadır. Bu becerinin eğitimle kazandırılmasında, edebî eserlerden
yararlanmak gençlerin ilgisini çekebilecektir. Ayrıca konuya kuramsal yaklaşmak
yerine, örneklerle aktarılmasını sağlamak daha faydalı olabilecektir.

�Kaynakça
Bal, M. (2008), Nedim Gürsel‟in Öykü ve Romanlarında Kent ve Kadın, Çukurova
Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Adana.
Çelik, G. (2010), 9. Sınıf Türk Edebiyatı Öğretim Programının Eleştirel Düşünme Açısından
Öğretmen Görüşlerine Göre Değerlendirilmesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale.
Demirel, Ö. (2005), Kuramdan Uygulamaya Eğitimde Program Geliştirme, Ankara, Pegema
Yayıncılık.
Genç, H.N. ve Tilbe A. (2008), “Postmodern Bir „Göçebe‟ Nedim Gürsel: İzler ve Gölgeler‟in
Işığında Anlatının Ötesine”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2008,
Sayı:19, s. 243-258.
Gülveren, H. (2007), Eğitim Fakültesi Öğrencilerinin Eleştirel Düşünme Becerileri ve Bu
Becerileri Etkileyen Eleştirel Düşünme Faktörleri, Dokuz Eylül Üniversitesi, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, İzmir.
Karasar, N. (2004), Bilimsel Araştırma Yöntemi, Ankara, Nobel Yayın.
Kökdemir, D. (1999), Eleştirel Düşünme: Kapsamı ve Eğitimi, Başkent Üniversitesi-İİBF,
ELYADAL Araştırma Laboratuvarı, Ankara. http://www.elyadal.org İndirme Tarihi:
10.12.2008.
Kürüm, D. (2002), Öğretmen Adaylarının Eleştirel Düşünme Gücü, Eskişehir Anadolu
Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir.
Marttin, V. (2006), “Balkan Savaşına Gidilen Süreçte Makedonya Sorunu ve Bir Osmanlı
Diplomatının Faaliyetleri”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,2006,
7(2), s. 1-18.
Munzur, F. (1999), Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitaplarında Eleştirel Düşünme Eğitimi
Üzerine Bir Değerlendirme (Edebiyat 1 ve 2 Örnekleri), Ankara Üniversitesi, Yayınlanmamış
Yüksek Lisans Tezi, Ankara.
Özdemir, O. (2008), Eleştirel Düşünme, İstanbul, Kriter Yayınları.

�Seferoğlu, S.S. ve Akbıyık, C. (2006), “Eleştirel Düşünme ve Öğretimi”, Hacettepe
Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı:30, s. 193-200.
Şahinel, S. (2002), Eleştirel Düşünme, Ankara, Pegema Yayıncılık.
Yapıcı, M. İ. (2007), “Bosna Hersek‟te Gerçekleştirilen Askeri Müdahalenin Uluslararası
Hukuktaki Yeri”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt:2, No:8, s.1-24.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12007">
                <text>2200</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12008">
                <text>ELEŞTİREL DÜŞÜNME BECERİSİNİ KAZANDIRMADA BİR YOL GÜNLÜĞÜ: BALKANLARA DÖNÜŞ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12009">
                <text>ÇELİK, Gamze </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12010">
                <text>Anahtar Kelimeler: Eleştirel düşünme, Balkanlara Dönüş, Nedim Gürsel.  ÖZET  Bu çalışmada literatür taraması yöntemiyle Balkanlara Dönüş adlı romanın eleştirel düşünme becerisini geliştirmeye etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Eleştirel düşünme; sanat ve edebiyatla geliştirilmesi mümkün olan bir beceridir. Okullarda eleştirel düşünme becerisini ezberci anlayışla öğretmeye çalışmak yerine, bu tür romanlarla kazandırmak çok daha etkili olacaktır. Balkanlar doğasıyla, zengin tarihiyle ve kültürel çeşitliliğiyle insanlık için çok büyük bir mirastır. Değeri yüksek olan diğer her toprak gibi, Balkan toprakları da yıllarca savaşların, mücadelelerin ortasında kalmıştır. Saraybosna’da yaşanan acılar, savaşın soğuk yüzü aslında tüm insanlık için bir yaradır. Nedim Gürsel Balkanlara Dönüş adlı romanında Saraybosna dramını içten ve gerçekçi bir dille okura sunmaktadır. Yazar şiirsel üslûbuyla Makedonya’da geçirdiği günleri anlatırken, Balkanlardaki Türk mirasının önemi hakkında da bilgi vermektedir. Türk-Yunan ilişkilerine farklı bir bakışla yaklaşmaktadır. Balkanlara Dönüş bir gezi kitabı, anı kitabı hem de tarihe kaynaklık edecek bir güncedir. Romanı okuduğumuz zaman, savaşın geride bıraktıklarını görürüz. Yaşananları sorgulamamızı, yeniden düşünmemizi ve farklı bakış açısıyla olaylara bakmamızı sağlayan bir anlatım mevcuttur. Bilgi çağını yaşadığımız günümüzde kazanmamız gereken eleştirel bakış açısının gelişmesi için, bu gezi izlenimleri iyi bir yol gösterici olacaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12011">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12012">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12013">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12014">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1496" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2001">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4d22afd557220308032a45f9f25e7fbf.docx</src>
        <authentication>bae1d7f1f074166720d13aca9e05b535</authentication>
      </file>
      <file fileId="2002">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f365b7e5e406a19198af36d9afca74e6.pdf</src>
        <authentication>7dbf70d3be99f1f946cf9f6d5ec774c8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12025">
                    <text>ŞAİR TEZKİRELERİNDE BOSNA TASVİRLERİ
Kamile ÇETİN - Ahmet AKGÜL
Süleyman Demirel Üniversitesi, Türk Dili Bölümü, Isparta / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şair Tezkireleri, Bosna.
ÖZET
Klâsik Türk edebiyatında şair biyografileri hakkında bilgi veren şuara tezkireleri,
içerdikleri biyografik bilgilerin yanında edebî açıdan da bazı malzemeler ihtiva eden eserler
durumundadır. Bunlardan biri de tezkire müelliflerinin şairleri tanıtırken onların doğdukları,
yaşadıkları veya herhangi bir vesileyle bulundukları mekânları da söz konusu etmeleridir.
Tezkireciler, bazen sadece bahsi geçen yerin adını vermekle yetinirlerken bazen de benzetme
unsurlarından yararlanmak suretiyle o mekânı tasvir ederler. Böylece şairlerin hayatlarına dair
bilgiler verirken aynı zamanda devrin edebî ve kültürel merkezleri durumundaki coğrafî
mekânları da kendi bakış açılarıyla tanıtmış olurlar. Bu tebliğde, Türk edebiyatında XVI. yüzyıl
ile XVIII. yüzyıl arasında kaleme alındığı ifade edilen şair tezkirelerinde, şairlerin hayatlarına
dair bilgi verilirken Bosna’nın hangi ifadelerle ele alınıp tasvir edildiği ortaya konmaya
çalışılmıştır. Böylelikle tezkire müelliflerinin Bosna’ya bakışları kronolojik olarak dikkatlere
sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12017">
                <text>2037</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12018">
                <text>ŞAİR TEZKİRELERİNDE BOSNA TASVİRLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12019">
                <text>ÇETİN, Kamile
AKGÜL, Ahmet</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12020">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şair Tezkireleri, Bosna. ÖZET  Klâsik Türk edebiyatında şair biyografileri hakkında bilgi veren şuara tezkireleri, içerdikleri biyografik bilgilerin yanında edebî açıdan da bazı malzemeler ihtiva eden eserler durumundadır. Bunlardan biri de tezkire müelliflerinin şairleri tanıtırken onların doğdukları, yaşadıkları veya herhangi bir vesileyle bulundukları mekânları da söz konusu etmeleridir. Tezkireciler, bazen sadece bahsi geçen yerin adını vermekle yetinirlerken bazen de benzetme unsurlarından yararlanmak suretiyle o mekânı tasvir ederler. Böylece şairlerin hayatlarına dair bilgiler verirken aynı zamanda devrin edebî ve kültürel merkezleri durumundaki coğrafî mekânları da kendi bakış açılarıyla tanıtmış olurlar. Bu tebliğde, Türk edebiyatında XVI. yüzyıl ile XVIII. yüzyıl arasında kaleme alındığı ifade edilen şair tezkirelerinde, şairlerin hayatlarına dair bilgi verilirken Bosna’nın hangi ifadelerle ele alınıp tasvir edildiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Böylelikle tezkire müelliflerinin Bosna’ya bakışları kronolojik olarak dikkatlere sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12021">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12022">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12023">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12024">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1497" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2003">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b99ae79989f1f9002516ecc41dc8f1fa.docx</src>
        <authentication>5d1838f92b7af628662620a5c405bfe9</authentication>
      </file>
      <file fileId="2004">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/608f15d1a14251f10263101dc99aec1e.pdf</src>
        <authentication>077a864feba717f35cfc5d480e09e9ec</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12034">
                    <text>IRAK TÜRKMENLERİNİN HORYAT GELENEĞINDE SAZLAMALAR
Mustafa ÇETİN - Zeynel POLAT
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Irak Türkmenleri, Türkmen halk kültürü, hoyrat, sazlamalar.
ÖZET
Irak’taki Türkmen halkı kuzeyden güneye doğru Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü,
Kerkük, Tuzhurmatu, Tazehurmatu, Kifri gibi şehir ve kasabalarla, Bağdat’a kadar bunların
etrafındaki köylerde yaşamaktadır. Bağdat’ta da bulunan Türkmenler, daha güneyde hakim
nüfusa sahip değillerdir. Halk şiirlerinden sayılan hoyrat (horyat) türü, duygu ve düşüncelerin
kalbi etkilemesi ile dışa yansıyan türlerinden ölüm, acı olaylar, hastalık, hasret çekme, sel
felaketi, deprem felaketi, esir olma durumu, yangın gibi doğal veya sonradan insan kaynaklı
acıya sebep hadiseler beraberinde dilin, kalbe tercüman olmasını dile getirir. Bu da acı ve
etkileyici bir tondur. Her toplumda duygu yüklü hadiseler vardır. Grup halinde yaşayan
insanların tamamında ağıt görülmektedir. Edebiyat ilminde bu tür, şifahî ürünlerdendir. Ağıt
türüne, İslâmiyetten önceki Türklerde “Sagu” denirken; Divan edebiyatı zümresinde bu adın
karşılığı olarak, “Mersiye” kullanılmaktadır. Hoyratları, Türkmen kadınları mevlitlerde,
düğünlerde, kına gecelerinde söyledikleri gibi cenazelerde de söylenmektedirler. Horyatın ağıt
şeklini de genelde kadınlar terennüm etmektedir. Bildirimizde Erbil ve daha güneyde yerleşen
Türkmenlerin anonim ve söyleyeni belli örneklerinden derlediğimiz ağıt şeklindeki horyatları
gösterirken; horyat içerikli ağıtlarda görülen, anne ve baba için kız evlatların; kız kardeşlerin
hem erkek kardeşi, hem de kız kardeşi için; ananın kız ve erkek çocuğu için, koca için; öksüzlük
ve yetimlik kavramlarıyla bezetilerek ve çoğu zaman ölenin ağzından konuşarak oluşturulan
şekilleri üzerinde duracağız. Aynı zamanda ağıtların karakteristik özelliğinin horyat tarzına ve
ölçüsüne uydurulduğu üzerinde durulacaktır. Ağıt şeklindeki var olan bu türü araştırmamızdaki
amacımız, Türk Dünyasında ortak değer yargılarımızdan olan, şifahî ürünlerimizden saydığımız
ağıtların Oğuz boylarından gelip kendini nasıl muhafaza ettiği, Türk edebiyatında hoyrat olarak
bilinen horyatların adlandırmadaki hataları bertaraf ederek, horyatın edebî alanda zenginliğini
göstermektir. Yöntem olarak alan araştırması yapılmış, horyatın anonim ve söyleyeni belli
örnekleri dikkate alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12026">
                <text>2164</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12027">
                <text>IRAK TÜRKMENLERİNİN HORYAT GELENEĞINDE SAZLAMALAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12028">
                <text>ÇETİN , Mustafa 
POLAT, Zeynel </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12029">
                <text>Anahtar Kelimeler: Irak Türkmenleri, Türkmen halk kültürü, hoyrat, sazlamalar.  ÖZET  Irak’taki Türkmen halkı kuzeyden güneye doğru Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tuzhurmatu, Tazehurmatu, Kifri gibi şehir ve kasabalarla, Bağdat’a kadar bunların etrafındaki köylerde yaşamaktadır. Bağdat’ta da bulunan Türkmenler, daha güneyde hakim nüfusa sahip değillerdir. Halk şiirlerinden sayılan hoyrat (horyat) türü, duygu ve düşüncelerin kalbi etkilemesi ile dışa yansıyan türlerinden ölüm, acı olaylar, hastalık, hasret çekme, sel felaketi, deprem felaketi, esir olma durumu, yangın gibi doğal veya sonradan insan kaynaklı acıya sebep hadiseler beraberinde dilin, kalbe tercüman olmasını dile getirir. Bu da acı ve etkileyici bir tondur. Her toplumda duygu yüklü hadiseler vardır. Grup halinde yaşayan insanların tamamında ağıt görülmektedir. Edebiyat ilminde bu tür, şifahî ürünlerdendir. Ağıt türüne, İslâmiyetten önceki Türklerde “Sagu” denirken; Divan edebiyatı zümresinde bu adın karşılığı olarak, “Mersiye” kullanılmaktadır. Hoyratları, Türkmen kadınları mevlitlerde, düğünlerde, kına gecelerinde söyledikleri gibi cenazelerde de söylenmektedirler. Horyatın ağıt şeklini de genelde kadınlar terennüm etmektedir. Bildirimizde Erbil ve daha güneyde yerleşen Türkmenlerin anonim ve söyleyeni belli örneklerinden derlediğimiz ağıt şeklindeki horyatları gösterirken; horyat içerikli ağıtlarda görülen, anne ve baba için kız evlatların; kız kardeşlerin hem erkek kardeşi, hem de kız kardeşi için; ananın kız ve erkek çocuğu için, koca için; öksüzlük ve yetimlik kavramlarıyla bezetilerek ve çoğu zaman ölenin ağzından konuşarak oluşturulan şekilleri üzerinde duracağız. Aynı zamanda ağıtların karakteristik özelliğinin horyat tarzına ve ölçüsüne uydurulduğu üzerinde durulacaktır. Ağıt şeklindeki var olan bu türü araştırmamızdaki amacımız, Türk Dünyasında ortak değer yargılarımızdan olan, şifahî ürünlerimizden saydığımız ağıtların Oğuz boylarından gelip kendini nasıl muhafaza ettiği, Türk edebiyatında hoyrat olarak bilinen horyatların adlandırmadaki hataları bertaraf ederek, horyatın edebî alanda zenginliğini göstermektir. Yöntem olarak alan araştırması yapılmış, horyatın anonim ve söyleyeni belli örnekleri dikkate alınmıştır</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12030">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12031">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12032">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12033">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
