<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=136&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-16T21:42:46+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>136</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1458" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1886">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/40f4dd6bf8302e94b4b71f85b98c5796.docx</src>
        <authentication>69c86efed0dc6d8122ca4ac45b414c59</authentication>
      </file>
      <file fileId="1887">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a4ab9f8a200c67d3e644213a017bfac6.pdf</src>
        <authentication>31253ec7820f263bddc6ea34fa1fba51</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11663">
                    <text>EDEBİYAT TARİH ÇALIŞMALARINDA KURAM VE YÖNTEM MESELESİ
Ömer SOLAK
Selçuk Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi, Konya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Edebiyat tarihi, disiplinler arasılık, edebiyat kuramı, edebiyat metodolojisi,
sanat tarihi.
ÖZET
19. yüzyıl bilimciliği, edebiyat tarihini edebiyat ve tarih ilişkisi arakesitinde yer alan ancak
tarihten çok edebiyat biliminin bir şubesi olarak telakki eder. Dilthey’in tüm sosyal bilimleri
tarihçilik olarak gören sınıflandırmasından hareket eden bu gelenek, tüm edebiyat çalışmalarını
da bir çeşit tarihçilik olarak tanımlama eğilimindedir. Sanat tarihçiliği ise onu edebiyat sanatının
tarihi olması hasebiyle -mimari, heykel, resim veya dekoratif sanatların tarihi gibi- sanat tarihinin
bir alt şubesi sayar. Edebiyat tarihi çalışmalarına etki edeni bir başka kuramsal zemin de onun
milli karakteri yani İngiliz veya Türk Edebiyatı Tarihi gibi daha çok mili bir edebiyatla
sınırlandırılmış olmasıdır. Tüm mili edebiyatların evrensel bir akışla bir araya getirmeye çalışan
karşılaştırmalı edebiyat tarihçiliği (veya dünya edebiyatı tarihçiliği) ise uluslar üstü bir bakışın
milli edebiyat tarihçiliğine yapacağı katkıya dikkat çeker. Sosyolojik yaklaşım ise edebiyat
tarihini bir eserler, isimler, akımlar, topluluklar kalabalığı olmaktan çıkarıp belli bir
sosyokültürel yapının ürünü olarak tanımlama eğilimindedir. Bu çalışmada edebiyat tarihi
çalışmalarına etki eden farklı kuramsal ve dolayısıyla metodolojik yaklaşımlar ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11655">
                <text>1856</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11656">
                <text>EDEBİYAT TARİH ÇALIŞMALARINDA KURAM VE YÖNTEM MESELESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11657">
                <text>SOLAK, Omer</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11658">
                <text>Anahtar Kelimeler: Edebiyat tarihi, disiplinler arasılık, edebiyat kuramı, edebiyat metodolojisi, sanat tarihi.  ÖZET  19. yüzyıl bilimciliği, edebiyat tarihini edebiyat ve tarih ilişkisi arakesitinde yer alan ancak tarihten çok edebiyat biliminin bir şubesi olarak telakki eder. Dilthey’in tüm sosyal bilimleri tarihçilik olarak gören sınıflandırmasından hareket eden bu gelenek, tüm edebiyat çalışmalarını da bir çeşit tarihçilik olarak tanımlama eğilimindedir. Sanat tarihçiliği ise onu edebiyat sanatının tarihi olması hasebiyle -mimari, heykel, resim veya dekoratif sanatların tarihi gibi- sanat tarihinin bir alt şubesi sayar. Edebiyat tarihi çalışmalarına etki edeni bir başka kuramsal zemin de onun milli karakteri yani İngiliz veya Türk Edebiyatı Tarihi gibi daha çok mili bir edebiyatla sınırlandırılmış olmasıdır. Tüm mili edebiyatların evrensel bir akışla bir araya getirmeye çalışan karşılaştırmalı edebiyat tarihçiliği (veya dünya edebiyatı tarihçiliği) ise uluslar üstü bir bakışın milli edebiyat tarihçiliğine yapacağı katkıya dikkat çeker. Sosyolojik yaklaşım ise edebiyat tarihini bir eserler, isimler, akımlar, topluluklar kalabalığı olmaktan çıkarıp belli bir sosyokültürel yapının ürünü olarak tanımlama eğilimindedir. Bu çalışmada edebiyat tarihi çalışmalarına etki eden farklı kuramsal ve dolayısıyla metodolojik yaklaşımlar ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11659">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11660">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11661">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11662">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1459" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1888">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1e54821444ef1db690cda5645698288b.docx</src>
        <authentication>11a3a5f4a2bea76c3c84b0f55e91f24e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1889">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2201bb032c06f923398d13f43905f43f.pdf</src>
        <authentication>a938fb192e9084725443837bffe2579c</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11672">
                    <text>KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBİYAT EĞİTİMİNİN ÖNEMİ
Ahmet Özhan SUCU
Hitit Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Çorum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.
ÖZET
Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu bireysel
ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karşılaşılan problemlerin temelinde sosyal
ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler yapısının gençlerin zihnine
benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise bireyler arasında iletişimsizlikten
kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en başta
gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da
başlıca taşıyıcısı ve hazinesi durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taşır.
Kültür varlıklarının dil ile anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir
kültür etrafında şekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda bize
heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler,
varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. Çalışmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi
ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. Başlangıç olarak kültürün tanımı yapıldı ve daha
sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı
olduğu için çalışmamızda genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok
önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaşıldı.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1890">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5e36f341afda4fa28639a9dc6fcff67b.docx</src>
        <authentication>74c46374ca7591b8995e785e7f0fb6a4</authentication>
      </file>
      <file fileId="1891">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7a9414ebe299c3da290d0b5f9fa0c5c4.pdf</src>
        <authentication>4bd093a9c82bb4a202153ceb511fb669</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11673">
                    <text>KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBĠYAT EĞĠTĠMĠNĠN ÖNEMĠ
Ahmet Özhan SUCU1
Özet
Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu
bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karĢılaĢılan problemlerin
temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler
yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise
bireyler arasında iletiĢimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı
görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en baĢta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve
temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da baĢlıca taĢıyıcısı ve hazinesi
durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taĢır. Kültür varlıklarının dil ile
anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında
Ģekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir Ģiirde, hikâyede, romanda bize heyecan
veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler,
varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. ÇalıĢmamızda kültür aktarımında
edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. BaĢlangıç olarak kültürün
tanımı yapıldı ve daha sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat
“Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalıĢmamızda genelde edebiyatın özelde ise
edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaĢıldı.
Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.

THE IMPORTANCE OF LITERATURE EDUCATION IN CULTURAL
INHERITANCE
Abstract
Culture means the individual’s and society’s awareness which has its own
history of a group of people and about the progression. In our country, in the root of the
created problems underlie the effort of imposing upon the young minds the structure of
very serious and inconsistent values in terms of social and cultural values. As a result of
this, various problems are seen to be arising from the non- communication among
individuals.

1

AraĢ. Gör., Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, a.ozhan19@gmail.com

�Language is the main and the most important element of culture. As language is the
first and main element of the culture , it is also in the position of being the main carrier
and treasure of other cultural elements. Language carries an importany part of the
cultural heritage. The relating of cultural heritage through language provides the nation
to shape around a common culture and to pass from generation to generation.
Literature is based on language. That deep and lofty feelings which give us in a
poem, story, novel, and dreams and descriptions which create a world in our minds owe
their existence and effects to the words.
In our study, the importance of literature education and literary texts on cultural
inheritance were focused at. As a starter, the culture was defined and afterwards the
relationship between the culture and language was referred. Since literature is a field of
art which was based on “language”, in our study, we concluded that literature in general
and literal texts in particular have a very important place on cultural heritage.
Key words : Literature, Language, Culture, Education, Cultural Heritage
Giriş
Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu
bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve
kuĢaktan kuĢağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir.
Kültür, bir toplumun kimliğini oluĢturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar. Kültür,
toplumun yaĢayıĢ ve düĢünüĢ tarzıdır. Ülkemizde günümüzde karĢılaĢılan problemlerin
temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler
yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise
bireyler arasında iletiĢimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı
görülmektedir.
Dil kültürün, en büyük, en baĢta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel
unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da baĢlıca taĢıyıcısı ve hazinesi
durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taĢır. Kültür varlıklarının dil ile
anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında
Ģekillenmesini sağlar.

�Edebiyat dile dayanır. Bir Ģiirde, hikâyede, romanda bize heyecan veren o derin
ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve
tesirlerini kelimelere borçludur.
ÇalıĢmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi
üzerinde duruldu. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalıĢmamızda
genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin
olduğu sonucuna ulaĢıldı.
EDEBĠYAT EĞĠTĠMĠ VE DEĞER EĞĠTĠMĠ
Dil ve Eğitim
Edebiyat ile eğitimin ilgisinden bahsedebilmek için öncelikli olarak edebiyatın
dil ile olan iliĢkisine değinmemiz yerinde olacaktır. Dil, Türkçe sözlükte: “insanların
düĢündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle ve iĢaretlerle yaptıkları
anlaĢma (TDK, 2005: 520) Ģeklinde tarif edilmiĢtir. Ergin dili: “Ġnsanlar arasında
anlaĢmayı sağlayan tabiî bir vasıta; kendi kanunları içinde yaĢayan ve geliĢen canlı bir
varlık; milleti birleĢtiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir kurum, seslerden
örülmüĢ muazzam bir yapı; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmıĢ bir gizli anlaĢmalar
sistemidir (Ergin, 1999: 3)” Ģeklinde tanımlar. Tanımlardan da anlaĢılacağı gibi dil,
kiĢiler arasında anlaĢmayı sağlayan unsurların baĢında gelmektedir. Dilin, kiĢilerin
anlaĢmasında vasıta görevi görmesi doğal olarak oluĢmuĢ bir süreçtir. Yani fertlerin
hayatlarıyla birlikte yoğurulmuĢ; kendiliğinden geliĢmiĢ ve zamanla bir sistem haline
gelmiĢtir. Dilin, değerlerin insandan insana, toplumdan topluma aktarılmasında bir
vâsıta olmasından dolayıdır ki dil, insanları bir yığın bir kitle olmaktan kurtarmakta;
onlara toplumsal bir ruh, toplumsal bir bakıĢ açısı üflemektedir.
Ziya Gökalp, dili kültürün temel unsuru sayar. Dil, duygu ve düĢüncenin adeta
kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düĢünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür
ve bu dil kabı ile yerden yere, nesilden nesle aktarılır ( Kaplan, 1992: 139).
Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taĢır. Kültür varlıklarının dil ile
anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında
Ģekillenmesini sağlar.

�Yeni nesillere kültür bilinci aĢılamak ve nesillerin milletin bir parçası olduğunu
benimsetmek, sistemli bir dil eğitimi ile mümkün olabilmektedir. Bu konuyla ilgili
olarak Özbay: “Dil kültürün baĢlıca unsurudur. Milletlerin tarihten günümüze kadar
ortaya koyduğu eserlere, yaĢam tarzlarına kültür denir. Zamanla milletin yaĢam tarzına
yönelik olan her Ģey geliĢir değiĢir, bu değiĢmeler de dil ile anlatılır. Aynı dili konuĢan
toplum, çevresini, çevresinde geliĢen olayları kendince algılamakta ve ana dilinde
oluĢmuĢ kavramlarla anlatmakta kısaca, kendi dilinin penceresinde görmektedir. Bütün
bunlar da etkili bir ana dili öğretimiyle sağlanabilir (Özbay, 2011: 24) demiĢtir.
Tanım ve ifadelerden de anlaĢılacağı gibi anadili öğretiminin, öğrencilere
kazandırılması gereken değerlerin benimsetilmesi açısından son derece önemli
olduğunu görmekteyiz. Anadili ise gerçek manada milletin oluĢturduğu edebiyat ile
edebî metinlerle yaĢatılır ve geleceğe aktarılır. Özbay bu konuda: “Ana dili öğretimi,
örgün eğitimin en öncelikli amacıdır. Ġyi bir ana dili eğitimi alan öğrenci, bu derslerde
edindiği bilgi, birikim ve beceriyi diğer ders alanlarına da taĢıyacaktır. Bu öğretim,
sadece bir dil ya da dil bilgisi öğretimi değil, bir millete ait değerlerin benimsetilmesi
iĢidir. Millete ait değerler ise edebî metinlerle yaĢatılır ve geleceğe aktarılır. Bu nedenle
ana dili öğretiminde temel materyal olarak kullanılan metinlerin özellikle değer
aktarımında önemi çok büyüktür.” (Özbay, 2011: 24) yorumunu yapmıĢtır..
Edebiyat ve Değer Eğitimi
Edebiyat kelimesi Arapça bir kelime olup, “edb” (edeb) kökünden türetilmiĢtir.
“Edeb” kelimesinin birçok manası vardır; Edebiyat dile dayanır. Bir Ģiirde, hikâyede,
romanda bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan
hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur (Kaplan, 1999: 159).
Edebiyat sözcüğünün kökünü oluĢturan “terbiye, eğitim” anlamına gelen “edeb”
sözcüğünün edebiyatın toplumu eğitme iĢinde çok büyük bir rolü olmasının delilidir.
GeçmiĢten günümüze kadar edebiyatın her alanı toplumu, bireyleri eğitmek için bir araç
olarak kullanılmıĢtır. Sanat dalları arasında en doğal ve en yaygın olanı edebiyattır.
Edebiyatın önemli bir yönü de muhataplarına en kolay ve en doğrudan ulaĢan bir sanat
dalı olmasıdır. Edebiyatın malzemesi olan söz de hiçbir Ģekilde değiĢikliğe uğramadan
sanatçıdan, muhatabına ulaĢır. Bütün sanat eserlerinin anlatmak istediklerini de edebiyat
dile getirir.

Kavcar bu konuyla ilgili olarak: “ Edebiyat ve eğitim, insanla insan

�topluluklarıyla ilgilenip uğraĢma bakımından birbirini tamamlayan, birbiriyle yakından
iliĢkili olan iki alandır. Çünkü edebiyatın da eğitimin de konusu insandır” (Kavcar,
1999: 2) demektedir.
Kavcar “Edebiyat eseri, insanı ve çevresini tanıtır. Ġnsanın kendisiyle,
baĢkalarıyla, doğal ve toplumsal çevresiyle çatıĢmalarını yansıtır. Edebiyat eserleri hem
bireysel hem de toplumsal hayatla ilgili olarak iyiye, güzele, doğruya yönelme ve yeni
değerler kazandırma yolunda telkinlerde bulunur, insanları bunlar doğrultusunda eğitir”
(Kavcar, 1999: 6) diyerek edebiyatın insanın ve toplumun yaĢamındaki önemine dikkat
çekmiĢtir.
Edebiyat eğitimi insanın gerek bireysel yaĢamında gerekse sosyal yaĢamında
insanı iyiye, güzele ve doğruya yöneltme gibi bir özelliğinin olduğunu söyleyebiliriz.
Edebi metinlerde karĢılaĢılan karakterlerle birey doğal bir özdeĢim kurar ve sonucunda
o karakterin davranıĢlarını özümser ve kendine örnek rol modeller edinir. Eğer metinde
kurgulanan karakter genel olarak iyi ise ya da toplumsal olarak iyi bir rol modelse bu
doğrudan ya da dolaylı olarak bireyin yaĢamına yansıması kaçınılmaz olacaktır. buna
benzer sebeplerle edebiyat eğitiminin faydalarını özetleyecek olursak; edebiyat
eğitiminin, toplumu eğitme iĢinde, kültür aktarımında, insanlara estetik zevk
kazandırmada,

bireylere

kiĢilik

kazandırmada

vb.

birçok

kazanımın

gerçekleĢtirilmesinde çok önemli bir yeri vardır sonucuna ulaĢmamız kaçınılmazdır.
Peki kültür aktarımında edebiyat bu kadar önemli ise edebiyatın en önemli unsuru olan
edebi metinlerin seçimi de çok büyük bir önem taĢımaktadır.

Değer Eğitiminde Edebi Metinlerin Önemi
Edebi metinlerin içerikleri öğrencinin estetik yönünün, kiĢiliğinin, toplumsal ve
kültürel değerlerinin geliĢimine katkıda bulunacaktır. Edebi metinler insana her Ģeyden
önce kiĢilik verir. Bu kiĢilik hayat yolunu hazırlar. Bir toplumda ahlakın ilerlemesi
toplumun düzelmesinde edebiyatın rolü büyüktür.
Çocuğun, gencin edebî metinlerle kurduğu iletiĢim, her Ģeyden önce bir duygu
ve düĢünce eğitimidir. Bu süreç, bir duyarlık oluĢumuna, zenginliğine; kültürel
bilinçlenmeye olanak sağlar. Edebiyat, demokratik kültür dokusunu oluĢturan

�davranıĢların, yaĢatılarak, sezinleterek kazandırılmasını sağlayan bir süreçtir. Edebî
metinlerin dünyasına girme alıĢkanlığı edinmiĢ birey, insanların çok çeĢitli duyma,
düĢünme ve hareket etme örnekleriyle tanıĢır, kendini baĢkalarının yerine koyabilir,
özdeĢim kurma yeteneği oluĢturur, insan kiĢiliğine saygı duyar, hoĢgörülülük kazanır,
insanların değiĢik özelliklerde olabileceği gerçeğini anlar. Bu süreç, insanın yeni
yaĢantılar edinme, kiĢiliğini değiĢtirme ve geliĢtirme sürecidir (Sever, 1998: 4-5).
Çocukların, gençlerin hikâyeler, Ģiirler, romanlar yani kısaca edebi metin
okuması ve bu edebi eserlerdeki insanlarla tanıĢmaları, hayal dünyalarında onları
yaĢatmaları onlarla özdeĢim kurmaları gerçek yaĢamı daha verimli kullanmalarında
büyük önem taĢır. Birçok edebi eserde insanları eğitme gayesi görmekteyiz. Buna
örnek vermek gerekirse; Mevlana Mesnevi’sini, Namık kemal tiyatrolarının büyük bir
bölümünü, Mehmet Akif Safahat’ını vb. birçok yazar eserlerini insanların nasıl
yaĢaması gerektiği noktasında birer ufuk, bir hedef göstermek için kaleme almıĢlardır.

Edebi metinlerin insanlara sadece ahlaki davranıĢ benimsetmek ve sosyal
faydayı temin etmek için oluĢturulmadığı da bir gerçektir. Edebi metinlerin bir özelliği
kiĢiye ahlakî değer kazandırmak olsa da diğer bir amacı ise insanlara estetik zevk
kazandırmaktır denilebilir. Edebiyat, insanlara, hayvanlara ve etrafımızda gördüğümüz
ve anladığımız maddî, manevî Ģeylerle alakalı hususlarda bir fikir, bir felsefe bulmak ve
her türlü vaziyet ve hareketler arasında münasebet aramak, sınırlı gibi görülen halleri
alakalarıyla geniĢletmek, takdir hissi verebilecek derecede izah etmektir (Güzel, 1997:
14). Buradan hareketle diyebiliriz ki edebi eserlerin amacı maddî manevî Ģeylerle
alakalı hususlarda bir fikir verirken takdir hissi verebilecek Ģekilde izah etmektir.
Edebi metinlerin değer aktarımındaki rolü çok büyüktür. Bundan dolayı milli
eğitim müfredatında seçilecek metinlerin özellikleri verilirken edebi metinlerin önemi
üzerinde durulmuĢtur. Türk edebiyatı ders kitaplarında bulunan özellikler ve seçilecek
metinler aĢağıdaki gibidir:
1. Metinler, Türk Millî Eğitiminin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun
olmalıdır.

�3. Seçilecek edebî metnin özellikleri, anlatım biçimi ve yapısı gözden uzak
tutulmadan millî kültürümüze, ahlâk anlayıĢımıza, yasalarımıza, geleneklerimize, örf ve
âdetlerimize, milletimizin bölünmez bütünlüğüne uygun olmasına özen gösterilmelidir.
7. Seçilen metinler öğrencileri iyiye, güzele, doğruya yöneltmeli; onlara iyi
alıĢkanlıklar kazandırmalıdır.
15. Metin seçiminde öğrencilerin dil zevkini ve bilincini geliĢtirme, hayal
dünyalarını zenginleĢtirme, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarma gibi özellikler göz
önünde bulundurulmalıdır.
17. Sanat metinlerinin sanat değerleriyle; öğretici metinlerin de öğreticilik
iĢlevleriyle dönemlerini en iyi temsil eden eserler arasından seçilmesine özen
gösterilmelidir.
19. Metinlerde çeĢitliliği sağlamak ve öğrencilerin daha farklı metinlerle
karĢılaĢmasını sağlamak amacıyla aynı sınıfta aynı sanatçıdan zorunluluk olmadıkça bir
metin seçilmelidir.
Tüm bunlardan hareketle ders kitaplarına seçilecek edebi metinlerin genel
olarak; iyi, güzel ve yararlı olanı estetik bir Ģekilde verme çabasının olması; seçilen
edebi metinlerin toplumun eğitilmesine katkıda bulunması; toplum olarak iyiyi ve
güzeli öğütlemesi gibi özelliklerinin olması gerekmektedir.
Kültür aktarımında edebiyat eğitiminin önemini vurgulamak anlattıklarımızı
somutlaĢtırmak için birkaç örnek vermenin yerinde olacağı kanaatindeyiz:

ÖRNEKLER
Ġlk örnek olarak Dede Korkut hikayelerini verebiliriz. Dede korkut hikayelerinde
Türk kültürünün en gizli kalmıĢ hususiyetleri bir cevher gibi parlamaktadır. Fuad
Köprülünün: Tüm Türk edebiyatını bir kefeye, Dede korkut hikayelerini bir kefeye
koysanız hikayeler ağır basar” ifadesi hikayelerin Türk kültür tarihi için ne kadar önemli
olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Dede Korkut hikayelerinde örnek olarak
aĢağıya

aldığımız

ifadelerde

kültürümüzde

yoğun

olarak

yaĢatılan

misafirperverlik, dayanıĢma vb. kültürel unsurların yer aldığını görmekteyiz:

sevgi,

�Oğlan anasının sözünü kırmadı. (1- Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı)
Aileye verilen önemi
... edeple usul usul geri döndü (3- Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı).
Pay Püre Bey der: Oğul kudretli oğuz beylerini evimize çağıralım, nasıl uygun
görürlerse ona göre iş edelim dedi (3- Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı).
ĠstiĢare ve dayanıĢmanın önemi.

Han da Begil‟i misafir etti, güzel at güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de
Begil‟i av şikâr etiyle misafir edelim beyler dedi (Begil Oğlu Emre’nin Destanı).
Misafirperverliğin önemi
… babasının elini öptü, helallaştı, hoşça kalın dedi (8- Basat’ın Tepe Göz’ü
Öldürdüğü Destanı).
Babası ile anası ile geldi görüştü, ellerini öptü (9Begil Oğlu Emre’nin Destanı).
Metinde bir kültür unsuru olarak saygı değerinden sonra tespit edilen baĢka bir
değer olarak karĢılıklı birbirini sevmeyi örnek olarak verebiliriz. Sevgi değeri, toplumda
huzuru, saadeti,
kardeĢliği, millî birliği, sosyal dayanıĢmayı sağlar. Birbirini sevmeyen insanların
bir arada yaĢayıp sosyal düzeni sağlamaları imkânsızdır. Bu yüzden hikâyelerde
anne, baba, eĢ, kardeĢ, arkadaĢ sevgisi vurgulanmıĢtır.
Babası ile Yigenek gizli yaka tutarak koklaştılar. İki hasret birbiriyle buluştular,
ıssız yerin kurdu gibi uluştular, Tanrı‟ya şükürler kıldılar (Salur Kazan’ın Evinin
Yağmalandığı estanı).
Işıl ışıl ışıldayan ince elbiselim
Yere basmayıp yürüyen servi boylum
Kar üzerine kan damlamış gibi kızıl yanaklım
Çift badem sığmayan dar ağızlım

�Ressamların çizdiği kara kaşlım
Kurumsu kırk tutam kara saçlım
Aslan soyu sultanın kızı
Öldürmeye ben seni kıyar mıydım
Kendi canıma kıyarım ben sana kıymam
(Kanglı Koca Oğlu Kan Turalı Destanı).

14. yy. mesnevilerinden olan Süheyl ü Nevbahar mesnevisinde de kültürel unsur
olarak birçok değerimize rastlamamız mümkündür:
Yalan söylememek ile ilgili olarak örneğin:
Kimün ki yalancılık ola iĢi
Dahı girçeğine inanmaz kiĢi (Süheyl ü Nev-bahar 277)
Kimin iĢi yalancılık olur ise, kimse onun gerçek sözüne inanmaz.
DeğiĢik örnek olması bakımından 14. Mesnevi hikayelerinden birkaç örnek
vermek gerekirse; Ya da yine 14. Mesnevilerinden olan Matık-ut tayr’da gülĢehrî vefalı
olmak gerektiği ile ilgili olarak:
Hüdhüd eydür bî-vefâyı sevmegil
Yil-durur „ahdi vü sen yil kovmagıl (Mantıkut-tayr 3497)
Hüdhüd der ki vefasızları sen sevme, onun sözü yeldir sen yelin peşinden gitme.
Ya da
Togru sözlü kişi anda merd ola
Egri sözlü âdemî nâ-merd ola (Mantıku‟t-tayr 2223)
Doğru sözlü kişi mert ola, eğri sözlüler ise namert ola!
Ya da günümüzde de kullanılan tuz ekmek hakkı için garipnamede geçen
Ne duz etmek bilür ü ne konşılık
Tamarında yok-durur hîç togrulık (Garipname 1657)
Ne tuz, ekmek hakkı bilir ne komşuluk, damarında hiç doğruluk yoktur.

�Tuz ekmek hakkı Türk kültürüne ait değerlerdendir. Bir kimsenin, yemeğini
yeyip elinden hayır gördüğü kimseye karĢı vefa göstermesi demektir. Beyitte “ne vefa
bilir ne komĢuluk hakkı”

ifadesi komĢuluğun vefa sahibi kimselerce yerine

getirilebilecek bir değer olduğudur. Bu tarz insanların da içinde doğruluk değerini de
barındıramaz anlamı verilmektedir. Daha önce de değinildiği gibi değerler genel olarak
birbirine bağlı kavramlardır.
Görüldüğü üzere eski türk edebiyatından örnek olarak aldığım birkaç beyitte
kültür aktarımında ne kadar önemli olduğu ortadadır.
Sadece eski dönem edebiyatımız değil edebiyatın her döneminde kültür
aktarımından söz edilebilir Edebiyatımızda günümüze yaklaĢtıkça da aktarımla ilgili
olarak birçok örnek verebiliriz.
Mehmet Akif’in Seyfi baba manzumesinde, eski bir dostunun rahatsızlandığını
öğrenen Ģair yolda büyük sıkıntılardan geçerek yağmurlu ve kötü bir günde evine
ziyarete gider ve sabaha kadar dostunun baĢında bekler; sabah yanından ayıralacakken
para vermek ister ve kendisinin de parasının olmadığını görür bundan muzdarip olur. Bu
hikayede vefakarlık, kadirĢinaslık gibi birçok milletimize ait unsurların verilmeye
çalıĢıldığı görülmektedir. ġair bunu propaganda Ģeklinde iĢlememiĢ bu hasletleri estetik
bir zevkle metine yerleĢtirmeyi bilmiĢtir.
Bu tür örnekleri günümüz roman ve yazımlarında da bulabilmemiz mümkündür.

Sonuç
Sonuç olarak edebiyatın ve edebi metinlerin kültür aktarımı ve değerler
açısından çok önemli bir yeri olduğunu görmekteyiz. Gelecek nesillerimizin sağlam
bireyler vatanını milletini seven birer birey olarak yetiĢmesi için edebi metin
seçimlerinde son derece titiz ve dikkatli davranmak gerekmektedir.
Öğrencilerin örnek alabileceği rol modeller içeren eserlere daha fazla ağırlık
verilmelidir.

�Okuma iĢi toplumun bir kesimi değil toplumun genelini ilgilendiren bir olaydır
bundan dolayı toplumun kalkınması için ve hele ki toplumsal olarak birlik beraberlik ve
dayanıĢmaya ihtiyacımız olan bu günlerde daha da önem verimleri gerekmektedir.
Sonuç kısmında da üzerinde durulduğu gibi, Genel amaçlar ve Programlarda
birçok ahlâkî ve estetik değerle ilgili kazanımlar Edebi eserler tarandığı takdirde
eserlerde yer aldığı görülecektir. Bu öğretilerin öğrenciye kazandırılabilmesi için edebi
eserlerden seçilecek ve öğrencilerin ilgisini çekebilecek bölümlerin Türk Dili ve
Edebiyatı ders kitaplarında daha fazla yer alması sağlanmalıdır.
Edebi eserden konuyla alakalı bulunan hikâyelerden uygun olanlar seçilip, çeĢitli
öğretim yöntemleri vasıtasıyla kullanılabilir. Drama, tiyatro vb. görsel sanatlarla
desteklenerek öğrencilerde kalıcı izli davranıĢlar meydana getirmek daha kolay
gerçekleĢebilir.
Ahlak eğitiminde edebi metinlerin rolü dikkate alındığında, diğer eğitim ve
öğretim programlarında da değer eğitimi ve kültür aktarımı için edebi metinlerden
yararlanılabilineceğini görürüz. Mesela tarih dersinde geçmiĢin Ģanlı sayfaları
öğrencilere anlatılırken mesnevilerden alınan, içinde birtakım değerleri -örneğin onurlu
olmak - gibi bir değeri barındıran hikâyeler seçilerek dersin akıĢı canlandırılabilir. Bu
vesileyle de doğru bir değer aktarımı oluĢturulabilir.

�Kaynakça
AKARSU, B. (1982). Ahlâk Öğretileri. Ġstanbul: Remzi Kitabevi.
AKBABA ve ALTUN, S. (2003). Eğitim Yönetimi ve Değerler. Değerler Eğitimi
Dergisi, 1 (1), 7–18.
ARSLAN ġ.Z ve YAġAR F.T. (2007).“Yükselen “Değer” Kavramı Üzerine Eleştirel
Bir Yaklaşım. Değerler Eğitim Merkezi Dergisi, Sayı:1, 8-11.
AYNĠ, Mehmet Ali. (1939). Türk Ahlakçıları. Ġstanbul: Kitabevi Yayınları.
CEBECĠOĞLU, Ethem. (2005). Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. Ġstanbul:
Anka yayınları.
CEMĠLOĞLU, Mustafa. ( 2003). Türk Dili ve Edebiyatı Öğretimi. Ġstanbul: Alfa
Yayınları.
ERGĠN, M. (1999). Türk Dil Bilgisi. Ġstanbul: Bayrak Yayınları.
GÖKÇE, O. (1994). Türk Gençliğinin Sosyal ve Ahlakî Değerleri. Ata Dergisi. Konya:
Selçuk Üniversitesi Yayınları, s. 131-139.
KAPLAN, Mehmet. (1992). Kültür ve Dil. Ġstanbul: Dergah Yayınları.
KAPLAN, Mehmet. (2004). Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar (Tip Tahlilleri).
Ankara: Dergâh Yayınları.
KAVCAR, C. (1997), Edebiyat ve Eğitim. Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim
Bilimleri Fakültesi Yayınları
KAVCAR, C. (1999). Edebiyat ve Eğitim. Genişletilmiş 3. Basım. Ankara: Engin
Yayıncılık.
SEVER, Sedat (2000). Türkçe Öğretimi ve Tam Öğrenme. Ankara: Anı Yayınları.
TDK (2005). Türkçe sözlük. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11664">
                <text>1865</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11665">
                <text>KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBİYAT EĞİTİMİNİN ÖNEMİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11666">
                <text>SUCU, Ahmet Ozhan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11667">
                <text>Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.  ÖZET  Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karşılaşılan problemlerin temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise bireyler arasında iletişimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en başta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da başlıca taşıyıcısı ve hazinesi durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taşır. Kültür varlıklarının dil ile anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında şekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. Çalışmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. Başlangıç olarak kültürün tanımı yapıldı ve daha sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalışmamızda genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaşıldı.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11668">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11669">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11670">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11671">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1460" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1892">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cb6422ae6d420541da952a9ca5e56b0e.docx</src>
        <authentication>ab2418c483fa248d5307405da3a9f3d6</authentication>
      </file>
      <file fileId="1893">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/123cf5d9cc6e3c82288474c4a97392e6.pdf</src>
        <authentication>1dee5a48b1c67c8c609e70cfdf9746d5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11682">
                    <text>BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI
Aysun SUNGURHAN
Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Kırıkkale /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, idiyye / bayram şiirleri, Ramazan
Bayramı, Kurban Bayramı.
ÖZET
Klâsik Türk Edebiyatı şairleri, şiirlerinde içinde yaşadıkları toplumun sosyal ve kültürel
hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla işlemişlerdir. Türk
toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı, özellikle kasidelerin nesib
bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım şekilleriyle yazılan idiyyelerde (bayram
şiirlerinde) belli başlı bir tema olarak ele alınmaktadır. XVII. yüzyıl şairi Bosnalı Alaeddin
Sâbit’in Divanı’nda da Ramazan ve Kurban Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı,
eski dönemlerdeki bayram anlayışının, düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram şiirlerine
nasıl yansıdığını belirlemektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1894">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9a9fe33c5f50fcc151522c3dd23db68a.docx</src>
        <authentication>b43393a49e40afe0aa942343a42c7698</authentication>
      </file>
      <file fileId="1895">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/212611405913999ef727d07e81bda67f.pdf</src>
        <authentication>feaae4336b645a295384f33faa194a73</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11683">
                    <text>1

BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI
Aysun SUNGURHAN1
Özet
Klâsik Türk Edebiyatı Ģairleri, Ģiirlerinde içinde yaĢadıkları toplumun sosyal ve
kültürel hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla
iĢlemiĢlerdir. Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı,
özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım Ģekilleriyle
yazılan îdiyyelerde (bayram Ģiirlerinde) belli baĢlı bir tema olarak ele alınmaktadır.
XVII. yüzyıl Ģairi Bosnalı Alaeddin Sâbit‟in Divanı‟nda da Ramazan ve Kurban
Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı, eski dönemlerdeki bayram anlayıĢının,
düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram Ģiirlerine nasıl yansıdığını belirlemektir.
Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, îdiyye/bayram Ģiirleri,
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı

RAMADAN AND KURBAN BAIRAMS IN BOSNIAN SÂBIT’S DIVAN
Abstract
In their poetry, the poets of Classical Turkish Literature handled the social and
cultural life of their society by applying an artistic style in line with the rules of the literary
tradition in which they inhered. The bairams (religious holidays) of Ramadan and Kurban,
which have a significant place in Turkish society, are the main themes used in bairam
poems (idiyye) written in verse styles such as gazelle and quatrain, and especially in the
nasib section of the classical quasida.
XVII. century poet, in Bosnian Alaeddin Sâbit‟s Divan also has information about
bairams of Ramadan and Kurban. The purpose of this paper is to determine how the
understanding of bairam, the festivals, games and entertainments in old times are reflected
in bairam poems (idiyye).

1

Doç.Dr., Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
aysunsungurhan@hotmail.com
Kırıkkale Üniversitesi Bilimsel AraĢtırma Projeleri Koordinasyon Birimi, Kırıkkale Üniversitesi Öğretim
Elemanlarının Bilimsel Niteliklerinin GeliĢtirilmesi Projesi olarak desteklenmiĢtir.

�2

Key Words: Classical Turkish Literature, Bosnian Sâbit, bairam/idiyye poems,
Ramadan and Kurban Bairams.

Giriş
XVII. yüzyıl Osmanlı devletinin siyasî ve sosyal alanda olumsuzluklar yaĢadığı,
edebî alanda ise yükseliĢ ve geliĢimini sürdürdüğü bir dönemdir. Siyasî ve sosyal alanda
yaĢanan bu olumsuzluklar içinde bazı Ģairler hiciv, hezl ve hikemî tarza, bazı Ģairler de
tasavvuf ve Sebk-i Hindî‟ye yönelmiĢtir. XVII. yüzyılın önemli Ģairlerinden Bosnalı Sâbit,
(?- 1712) dikkatini hayata yönlendirmiĢ; hayat ve toplumla ilgili konulara ağırlık vermiĢ;
dönem sorunlarını eleĢtirmekten kaçınmamıĢ; ilim ve bilgiye önem vermiĢ; dönemin
gelenek, görenek, örf ve adetlerini, oyun ve eğlence anlayıĢını vs. edebî bir üslûpla
Ģiirlerine yansıtmıĢ; atasözü ve deyimleri fazlaca kullanmıĢtır. Sâbit‟in Divan‟ında ağırlık
verdiği temalardan biri de dinî bayramlardır. Sâbit, Ģiirlerinde çeĢitli benzetme ve
mecazlarla birlikte Ramazan ve Kurban Bayramını iĢlerken; o dönemin bayram anlayıĢı,
adet ve gelenekleri hakkında dolaylı olarak bilgi vermektedir.
ÇalıĢmaya 17. yüzyılın önemli Ģairleri arasında yer alan Bosnalı Alaeddin Sâbit‟in
Divanı‟ndaki Ramazan ve Kurban Bayramı Ģiirleri esas alınmıĢ; dönemin bayram anlayıĢı,
düzenlenen bayram töreni ve ziyafet, oyun ve eğlenceler Ģiirler bir inceleme ve
değerlendirmeye tabi tutulmuĢtur (ÇalıĢmada gazel: G, kaside: K, kıta: Kt, tarih: T, beyit:
B olarak gösterilmektedir).
Ġslâm âleminde her yıl Ramazan ayının sona ermesiyle, Hicrî takvime göre ġevval
ayının baĢında Ramazan Bayramı, Zilhicce ayının onuncu gününde de Kurban Bayramı
kutlanmaya baĢlanır. Türklerde Ramazan ve Kurban Bayramının resmî Ģekil kazanması
Fatih Sultan Mehmet dönemidir (TDEA, 1977: 1/361).
Bayramlarda padiĢahın veya dönemin ileri gelenlerinin bayramını kutlamak,
karĢılığında da caize alabilmek için yazılıp sunulan Ģiirlere “„îdiyye/„ıydiyye” (bayram
Ģiirleri) denilmektedir. Îdiyye kelimesi sözlük anlamı itibariyle de “bayramlık, bayram
bahĢiĢi” demektir (Devellioğlu, 2003: 409, 410). Klâsik Türk Edebiyatı Ģairleri toplum
içinde önemli bir yere sahip olan dinî bayramları ve bayramlarda yaĢananları, birçok
beyitte söz konusu etmiĢ; ancak özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde, kıta, gazel gibi
nazım Ģekliyle yazılan Ģiirlerin bir kısmında belli baĢlı tema olarak iĢlemiĢlerdir.

�3

Kasidelerin medhiye bölümünde, övülen kiĢinin nitelikleriyle bayram ve bayramlarda
yaĢananlar arasında da çeĢitli yönlerden ilgi kurulmuĢtur.
Edebî metinlerin çoğunda “bayram” yerine Arapça “„îd” („ıyd) kelimesi, Ramazan
Bayramı için “„Îd-ı Fıtr, „Îd-i Sagîr, „Îd-i ġevvâl, „Îd-i Ramazân”, Kurban Bayramı için
“„Îd-i Adhâ, „Îd-i Kurban, „Îd-i Ekber” gibi terkipler kullanılmaktadır. Kaside ve kıta
nazım Ģekliyle yazılan idiyyelerde, bazen kısa “%Îdiyye Berây-ı Ferîdûn Beg, Kasîde-i
„Îdiyye Berây-i Ġbrâhîm PaĢa”, bazen de “Kasîde-i %Îdiyye Der-Vasf-ı ġerîf-i
Xudâvendigâr-ı Esbak Sultan Selîm Xan-ı Sâlic-i Magfûr, Kasîde-i %Îdiyye Der-sitâyîĢ-i
Vezîr-i Ekrem Destûr-ı Mu%azzam Memdûhü‟l-Hasâ‟il Âsaf-ı 4âhib-favâ‟il Mahzar-ı
%Avn-ı Ġlâhi Dâmâd-ı PâdiĢâhî Silahdâr %Ali PâĢâ Yeserallahu Bi‟l-Hayri Mâ-yürîdü
Vema YeĢâ%” gibi uzun Farsça tamlamalardan oluĢmuĢ baĢlıklar bulunmaktadır
(Sungurhan 2011: 20-21). Sâbit, kaside nazım Ģekliyle yazdığı Ģiirlerde kısa baĢlıkları
kullanmayı tercih emiĢtir.
Sâbit Divanı‟nda Ramazan ve Kurban Bayramı‟nı iĢleyen 5 kaside, 1 kıta, 1 tarih, 1
gazel ve 1 beyit bulunmaktadır. Divan‟da yer alan “%Ġdiyye Berây-ı Mehmed Efendi Kadı%Asker” (Mef‟ûlü Fâ‟ilâtü Mefâ‟îlü Fâ‟ilün) (1991: 178-180/K6), “%Îdiyye” (Fâ‟ilâtün
Fâ‟ilâtün Fâ‟ilâtün Fâ‟ilün) (1991: 249-252/K32),“%Îdiyye Berây-ı Mehmed PaĢa 4adr-ı
A%zam” (Mefâ‟ilün Fe‟ilâtün Mefâ‟ilün Fe‟ilün) (1991: 252-257/K33) baĢlıklı kasidelerin
nesip bölümlerinde ve “Medh-i Hüseyin PaĢa Berây-ı Sulh-ı Nemçe (1110)” (Fe‟ilâtün
Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (1991: 284-291/K41) baĢlıklı kasidenin tegazzül kısmında
Ramazan Bayramı‟ndan; “Kasîde Berây-ı Ġbrâhîm PaĢa” (Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün
Mefâ‟îlün) (1991: 231-234/K21) baĢlıklı kasidenin nesip bölümünde ve 1 kıtada (Fe‟ilâtün
Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (1991: 543/Kt.18) Kurban Bayramı‟ndan; “Ebyât” baĢlığı altında 1
beyitte (Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (1991: 561) hem Ramazan, hem de Kurban
Bayramı‟ndan söz edilmektedir.
“TârîH-i Sadaret-i ġeyHü‟l-Ġslâm Sâdık Efendi Def%a-i Saniye” (Mefâ‟îlün
Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün Mefâ‟îlün) (Sâbit 1991: 341-342/T33) baĢlıklı tarih manzumesinde ve
1 Gazel‟de (Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilâtün Fe‟ilün) (Sâbit 1991: 418/G134) hangi
bayramdan söz edildiği belirtilmemektedir.

�4

Mübarek oruç ayıyla Ramazan Bayramı‟nın macerası çok eskidir (Sâbit 1991:
178/K6-82). Ramazan Bayramı‟nın önde gideni her zaman oruçtur; mutluluk ve neĢe
bayramına rağbet edenler o yüzden daima gam orucu tutar (Sâbit 1991: 179/K6-193). Her
yıl oruç ayından sonra gelen Ramazan Bayramı (Sâbit 1991: 257/K33-624), cömert eliyle
oruç imsakının tılsımını bozar ve oruç zamanını bitirir (Sâbit 1991: 178/K6-75). “Ġftar
yapmaya niyetlensen ne çıkar, bugün bayramın yemek yeme isteği orucun mizacını
bozmuĢtur” (Sâbit 1991: 178/K6-26) denilerek iftara niyetlenilse bile bayramın geliĢiyle
bunun son bulduğu belirtilir. Artık halk yanmıĢ oruç giysisini üstünden çıkarıp, bayram
elbisesini giyer (Sâbit 1991: 253/K33-57). Bayramın geliĢi bütün cihanı mutlu ederken, her
tarafa neĢe saçarken, oruç tutanları gamdan kurtarır (Sâbit 1991: 250/K32-18). Sâbit,
Ramazan Bayramı‟nın Sünnilere ait bir bayram olduğunu da belirtir (Sâbit 1991: 253/K33109).
Ramazan ayı “Arapların giydikleri hasırdan örülmüĢ bir baĢlık” olan “Ģebîke”ye,
Ramazan Bayramı da Hümâ‟ya benzetilirken, “Her gece yıldızlar, gökyüzü tuzağına
buğday saçar; bayram Hüması‟nın gölgesi Ramazan‟ın Ģebikesine düĢmez” denilir (Sâbit
1991: 178/K6-910). GüneĢin köçeklerinden ay yüzlü bayram güzeli, baĢında “âfitâbeli” bir
Ģeb külahı ile kendini gösterir (Sâbit 1991: 178/K6-511).
Eskiden bayramın geldiği Ramazan ayının bittiği gökyüzünde yeni ayın
görünmesiyle anlaĢılırmıĢ. Bu âdete telmih yapılırken, hilalin ince görüntüsü, Ramazan
ayından yeni çıkmasına bağlanır ve inceliğine ĢaĢılmaması gerektiği hüsn-i talil sanatıyla
ifade edilir (Sâbit 1991: 178/K6-10, 1112). Ayrıca hilal, Ģehri dolaĢmaya çıkmıĢ, bir yıllık
yoldan gelen bir güzele (Sâbit 1991: 178/K6-413), elinde tasıyla cömertlik kapısındaki bir
bayram dilencisine (Sâbit 1991: 179/K6-2414) ve anahtara benzetilir (Sâbit 1991: 253/K33-

2

“Tenhâda bulsa yirdi hemân mâh-ı rûzeyi/Pek eskidür mübârek ile mâcerâ-yı %îd”
“%Îd-i sürûra ragbet iden savm-ı gam tutar/Sâbit hemîĢe rûze olur pîĢivâ-yı %îd”
4
“Niteki devr ide her yıl fusûl-ı erba%ada/Te%âkub eyleye Ģehr-i sıyâmı gurre-i %îd”
5
“Minnet Cenâb-ı xakka ki imsâk-ı rûzenün/Bozdı tılısmını yed-i cûd ü seHâ-yı %îd”
6
“Ġftâra niyet itse n‟ola va%fı var biraz/BozmıĢ mizâc-ı savmı bu gün iĢtihâ-yı %îd”
7
“Çıkardı %âmme yankun libâsın üstinden/Xarîk-i rûze %akîbinde giydi câme-i %îd”
8
“%Îd geldi %âlem-ârâ kim cihânı Ģâd ider/Rûze-dârân-ı gamı endûhden âzâd ider”
9
“Libâsı hulle-i %Adn olsa Ģî%î-i nevrûz/Siyâb-ı sünnî-i %îde muhâldür taklîd”
10
“Dâm-ı sipihre dâne döker her gice nücûm/DüĢmez Ģebîke-i Ramavâna Hümâ-yı %îd‟
11
“Farkında âfitâbeli bir Ģeb külâhı var/ġemsün kûçeklerinden imiĢ meh-likâ-yı %îd”
12
“Dün çıkdı çille-i Ramavândan %aceb midür/Lâgar görinse mâh-ı nahâfet-nümâ-yı %îd
Görsen likâ-yı vâ%iz-i Ģehrün kıyâfetin/DönmiĢ cemâl-i rûzeye ol âĢinâ-yı %îd”
13
“ÇıkmıĢ kenâr-ı Ģehri temâĢâya mâh-ı nev/Yek-sâle râhdan geliyor dil-rübâ-yı %îd”
14
“1ann itme mâh-ı nev görinür bâb-ı cûdına/GelmiĢ elinde keĢkûli var bir gedâ-yı %îd”
3

�5

1315). Hilalin eğri görüntüsü, hüsn-i talil yoluyla külahını eğri giyen fitneye özenmeye
bağlanırken, bayram oğlanının sade giyindiği söylenir (Sâbit 1991: 179/K6-1616). Felek
bazen bayram hilalini, Hüsrev‟in kadehine, Ferhâd‟ın kazmasına çevirir; o yüzden
mutlulukla eğlenilmesi tavsiye edilir (Sâbit 1991: 252/K32-3917). Hilal günden güne
dairesini büyütür ve dolunay Ģeklini almaya baĢlar. Bu haliyle ekmeğe benzer (Sâbit 1991:
178/K6-618). Merhamet kâtibi, oruç mektubunun kurtuluĢunu, bayram gecesinin
mürekkebiyle karalar ve bayramın geliĢi padiĢah fermanıyla bir meydanda halka duyurulur
(Sâbit 1991: 253/K33-819).
Ayrıca gökyüzünde bayram hilalinin görülmesiyle geceden türlü türlü hazırlıklar
yapılır. Ramazan ayı boyunca içkiden uzak duran rintler, yasağın artık kalkacağı sevinciyle
salaya baĢlar ve tövbeler bozulur (Sâbit 1991: 253/K33-1520). Bayram sabahı için geceden
keyif verici bitkilerden yapılmıĢ “varaklı bayram gıdası” hazırlanır (Sâbit, 1991: 179/K6321). Yeniçerilerin üçüncü üç aylık maaĢları dağıtılmak üzere geceden mühürlenir (Sâbit,
1991: 252/K33-222); yeniçerilerle kale muhafazasına memur olanlara tahsis olunan ulufeyi
gösteren belgeler düzenlenir (Sâbit 1991: 256/K33-5123). “Surre” “para kesesi, para çıkını”
anlamına gelmekle birlikte eskiden hac zamanlarında padiĢah tarafından Mekke ve
Medine‟ye her yıl gönderilen para ve hediyelere de denir (Devellioğlu, 1986: 1156).
“Resîd”, “alınan bir paranın iadesiyle kaydının silinmesi, hesabın hükümsüzlüğüne dair
edilen iĢaret” demektir (Devellioğlu, 1986:1064). “Oruç surresi dağıtan bayram veziri,
felek defterine resid gurresi çeker” ifadesinden o dönemde vezirlerin surre dağıttıkları ve
bir defterde iĢaretleyerek gösterdikleri anlaĢılmaktadır. Gökyüzünde beliren hilal, Ģekliyle
koyulan bu iĢarete benzetilirken, Mekke‟ye gönderilen para ve hediyelere de telmih yapılır
(Sâbit, 1991: 252/K33-124).

15

“Hilâl-i %îd degüldür bulundı miftâhı/Açıldı tâli%-i rindâna daHme-i CemĢîd”
“Ol kec-külâh-ı fitneye taklîd idüp hilâl/Bayram pûrı sâdecik itmiĢ berây-ı %îd”
17
“Devlet ile %iĢret itsün tâ ki mâh-ı %îdi çarH/Gâh câm-ı Xüsrev ü geh tîĢe-i Ferhâd ider”
18
“Çok mı büyütse dâ+iresin gün-be-gün hilâl/Arturdı etmegin Ģeh-i zerrîn livâ-yı %îd”
19
“Necât-ı nâme-i savvamı münĢî-i rahmet/Mürekkeb-i Ģeb-i %îd ile eyledi tesvîd”
20
“%Ale‟s-sabâh salâlar virildi hîç degül/4âbûh-ı %îdde mazlûm-ı tevbe oldı Ģehîd”
21
“Encüm sabâh içün giceden hâvır eylemiĢ/Yârân-ı ehl-i keyfe varaklı gıdâ-yı %îd”
22
“Sitâre sanma gice kîseler mühürlendi/ReĢen mevâcibini virdi Halka %îd-i sa%îd”
23
“NeĢât-baHĢ ü latîf ü mümessek ü memhûr/Kızıl %akîdeye benzer gelen %atiyye-i %îd”
24
“Tagıtdı surre-i ecr-i sıyâmı Âsaf-ı %îd/Cerîde-i felege çekdi gurre-i râ%y-ı resîd”
16

�6

ġiirlerde övülen Kazasker Mehmet Efendi ile bayramın yüceliği arasında ilgi
kurulurken, bayramın parlaklığı veya geliĢ nedeni ona bağlanılarak hüsn-i talil yapılır
(Sâbit 1991: 179/K6-22, 2325).
Bayram zamanında insanların birbirlerini üzmemeye, incitmemeye çalıĢmaları
“sevgilinin amber kokusu saçan saçını rüzgâr dağıtır; onun dıĢında bu zamanda hiç kimse
kimseyi üzmez, incitmez” ifadesiyle verilir (Sâbit 1991: 250/K32-1226).
Bayramın yarattığı heyecan ve sevincin baĢında, herkesin eski giysilerini çıkarıp,
yenilerini giymesi gelmektedir. Günümüzde olduğu gibi geçmiĢte de bayramın geliĢiyle
birlikte yeni kıyafetler dikilmekte, temiz ve güzel giyinilmeye çalıĢılmaktadır. Bayramın
geliĢiyle birlikte makama uygun yeni kıyafetlerin dikildiği “Lütuf terzisi, eski kula,
bayrama layık makama uygun yeni bir bayram elbisesi dikerse çok değildir” (Sâbit 1991:
179/K6-2527) Ģeklinde söylenir. PadiĢahın yanı sıra (Sâbit 1991: 179/K6-1528), veziriazama
beyaz altınla iĢlenmiĢ ipekli kumaĢtan kaftan (Sâbit, 1991: 254/K33-2629), vaizlere oruçlu
insan yüzü gibi sarı renkli giysi (Sâbit, 1991: 178/K6-1130), sofulara da gül renkli
kıyafetler dikilmektedir (Sâbit, 1991: 253/K33-431). Genç, yaĢlı herkesin bayramlıklarını
giymesiyle dünya, Bayramiyye tarikatına mürid olmuĢ gibidir (Sâbit, 1991: 253/K33-932).
ġeyhülislam da bayram sabahı fetva vermek üzere beyaz renkli samur kürkünü giyer (Sâbit
1991: 341/T33-133, 334). Kısacası bayram nedeniyle bütün divan ehline yeni kaftanlar
hazırlanır.
Selvi boylu güzellere bayramda beyaz boy elbisesinin çok yakıĢtığı da
belirtilmektedir (Sâbit, 1991: 254/K33-2635). Bayram günü erkekler külahlarını eğri
takarken (Sâbit, 1991: 179/K6-1636); güzeller saçlarını yaptırıp, yüzlerine makyaj

25

“4adru‟s-sudûr-ı Rûm Mehemmed Efendi kim/XorĢîd-i kadridür sebeb-i rûĢenâ-yı %îd
O fâvıl-ı yegâne ki Zâtındadur bu gün/ġân ü Ģükûh-ı kadr ile %izz ü %ulâ-yı %îd”
26
“Bu zamândur kimseyi kimse perîĢân eylemez/Zülf-i %anber-bâr-ı dildârı iderse bâd ider”
27
“Xayyât-ı lutfı bende-i dirîne çok degül/Bir nev-libâs-ı mansıb iderse sezâ-yı %îd”
28
“Bildüm ki çâk-i sîne dikiĢ tutmadan kalur/Kesmemcedür o Ģâh-ı hüsünde kabâ-yı %îd”
29
“Beyâvlar yakıĢur yâre %îdde nitekim/Vezîr-i a%zama dibâ-yı zer-nigâr-ı sefîd”
30
“Görsen likâ-yı vâ%iz-i Ģehrün kıyâfetin/DönmiĢ cemâl-i rûzeye ol âĢinâ-yı %îd”
31
“Semen mecâbesi bir pîrehenle kalmıĢ idi/Giyindi gül gibi erbâb-ı tekye-i tecrîd”
32
“Sefîd câme-i %îdiyye giydi pîr ü cevân/Cihân tarîka-i Bayrâmîyâna oldı mürîd”
33
“Yine hem-reng-i subh-ı %îd iftâ kürkini giydi/Bu gün teĢrîf idüp Sâdık Efendi sadr-ı fetvâyı”
34
“Beyâza kablı semmûr itdi her engüĢt-i mûy ile/ġeb-i kadr-i keremle subh-ı %îd-i lutfa îmâyı”
35
“Beyâvlar yakıĢur yâre %îdde nitekim/Vezîr-i a%zama dibâ-yı zer-nigâr-ı sefîd”
36
“Ol kec-külâh-ı fitneye taklîd idüp hilâl/Bayram pûrı sâdecik itmiĢ berây-ı %îd”

�7

yapmakta (Sâbit, 1991: 254/K33-2137), gerdanlık takmakta (Sâbit, 1991: 256/K33-5338);
çocuklar genelde kırmızı renkli giysiler giymektedir (Sâbit 1991: 252/K33-339).
Bayram sabahı, bayram namazından önce minarelerde belli makamlarda Arapça
niyaz ilahileri söylenmekte (Sâbit, 1991: 253/K33-1540, 1841); sala verilmekte ve Bayram
salasına rintler de katılmakta (Sâbit 1991: 178/K6-1242) ve Kur‟ân okunmaktadır (Sâbit
1991: 254/K33-3043).
Îdiyyelerde, o dönemlerde düzenlenen resmî bayram törenleri de edebî bir üslûpla
tasvir edilir. Tören, sabahtan bayram alayının padiĢahla birlikte bayram namazını kılmak
için bir camiye gitmesiyle baĢlar ve namazdan sonra vaiz, halka dini öğüt verir (Sungurhan
2011: 51-55). Sâbit, camiden çıkan bayram alayının, padiĢahla bayramlaĢmak üzere
düzenlenen alana geldiğinden (Sâbit, 1991: 178/K6-1) ve huĢu dudağı ile padiĢahın temiz
eteğini öptüklerinden söz eder (Sâbit 1991: 256/K33-5544; 257/K33-6345). O dönemde
“merhaba” diyerek bayramlaĢıldığı “merhabâ-yı „îd” tamlamasıyla verilir.
Ayrıca padiĢah bayram günü zengin, fakir bütün halka ziyafet vermekte (Sâbit, 1991:
250/K32-846; 256/K33-57, 5847) ve sofra sınırsız sayıda yiyeceklerle donatılmaktadır. Bu
durum edebî bir üslupla “Bayram meydanına, bayram sultanının sofrası yer yer döĢendi”
Ģeklinde telmih yapılarak ifade edilir (Sâbit 1991: 178/K6-148). Oruçtan yanmıĢ gönüllerin
harareti (Sâbit, 1991: 253/K33-749) bol bol içilen Ģerbetlerle giderilir (Sâbit, 1991: 179/K613). ÂĢıklar da bayram zamanında Ģerbet yerine kendi gönül kanlarını içerler (Sâbit 1991:
179/K6-1350).
Resmî bayram töreninin dıĢında bayram sabahı, herkes birbiriyle tokalaĢmakta, dost
ve akrabalar karĢılıklı birbirlerini ziyaret etmekte; bayramlaĢırken öpüĢülmekte ve
37

“Virince mâĢıta ruHsâr-ı yâre zînet-i %îd/ġikenc-i turreye sarmıĢdı Ģâne-i teĢdîd”
“O çevresindeki zer-halka bend-i zencîri/Ġder kim olsa mahabbet kılâdesin taklîd”
39
“Degül %akîde zer-i sürH geldi câme-bahâ/%Iyâl-ı rûzenün itdi libâsını tecdîd”
40
“%Ale‟s-sabâh salâlar virildi hîç degül/4âbûh-ı %îdde mazlûm-ı tevbe oldı Ģehîd”
41
“4abâh olınca ilâhîye sokdılar rindi/Müte+ezzinân-i Ģeb-i %îd virdiler temcîd”
42
“Rindün safâ-yı %iĢreti öldürdi zâhidi/Her gûĢeden gelür nagamât-ı salâ-yı %îd”
43
“Vücûh-Hân-ı kıra%ât-ı xavret-i Kur+ân/Girih-güĢâ-yı rivâyât-ı turra-ı tecvîd”
44
“Rüsûm-ı %îddeki merhabâ vazîfesinün/Degüldi ref%î geçen rûzgâra emr-i ba%îd”
45
“Leb-i HuĢû% ile dâmân-ı pâkin itsün bûs/Gelen mübârekî-i %îde bendegân-ı reĢîd”
46
“Ol Süleymân mı degül kim da%vet-i cânân idüp/Xânesin %iĢret-geh-i hûbân-ı perî-zâd ider”
47
“YetiĢmeseydi fakire nevâl-i ihsânun/Ne taĢlar yedirürdi bu rûzgâr-ı Ģedîd
%Ġlâcı güc beredür sadme-i gazel ammâ/Senün muĢamma%-ı lutfun olur olursa müfîd”
48
“Yer yer döĢendi %arsa-i mihmân-sarây-ı %îd/Çıkdı simât-ı Hüsrev-i fermân-revâ-yı %îd”
49
“Yanık yüreklere su sepdi Ģerbet-i mînâ/Ciger harâretini savmun eylede tebrîd”
50
“Devrinde pâdiĢâh-ı gamun iç Hazîneden/Xûn-âb-ı dildür %âĢıka Ģerbet bahâ-yı %îd”
38

�8

âĢıkların bunu düĢündükçe bayram ettikleri vurgulanmaktadır (Sâbit 1991: 561/B7951).
Bayramda sevgilisiyle bayramlaĢan âĢık, kendi eliyle ocağına ateĢ düĢürür (Sâbit 1991:
179/K6-1452). Ancak sevgili, âĢığa inat “rakip” olarak görülen baĢkalarıyla kol kola gezip
dolaĢmakta (Sâbit 1991: 179/K6-17, 1853); daha fazla yakınlık kurarak, lâle (kırmızı
değerli taĢa) benzeyen dudağını öptürmektedir. KarĢılıklı yapılan ziyaretlerde gülsuyu
(Sâbit 1991: 254/K33-2454) ve Ģerbet ikram edilmekte, çocukların ellerindeki ĢiĢelere
Ģekerli Ģerbetler koyulmakta (Sâbit 1991: 253/K33-755); bayram hediyesi olarak kızıl akide
Ģekerleri verilmektedir (Sâbit, 1991: 256/K33-5156).
Kurban Bayramı‟nın geliĢi de yine Ramazan Bayramı‟nda olduğu gibi büyük bir
sevinçle karĢılanmakta ve gam giderici eğlence toplantıları düzenlenmektedir. (Sâbit 1991:
231/K21-7, 857). Cuma gününe denk gelen Kurban Bayramı için “%îd-i ekber” tamlaması
kullanılmaktadır. Eğer Kurban Bayramı cumaya denk gelmiĢse halk arasında daha da
büyük bir sevinç yaratmaktadır (Sâbit 1991: 231/K21-1; 254/K33-2758). Ġnsanları her türlü
sıkıntı ve kederden kurtaran bayram yeme, içme ve eğlenceyi de beraberinde
getirmektedir. Kurban bayramında da ziyafet verilmekte, kurban eti dağıtılmaktadır (Sâbit
1991: 543/Kt1859). “Ne kadar hoĢ ki sefa verici, gam giderici bir zaman; bütün dünyayı
Ģöyle bir yoklansa hüzünden, kederden bahseden, ağlayan bir kiĢi bile bulunmaz diyerek”
bayramın büyük bir sevinçle karĢılanmasına telmih yapılır. Eğer ağlayan bir kimseden söz
edilecekse o da eğlence meclisinde çalan uddan baĢkası değildir (Sâbit 1991: 250/K3210,1160). Klasik Türk Ģiirinde rint (gönül ehli), zahit (ham sofu) çatıĢması her zaman söz
konusudur. Zahitler, bayramın geliĢiyle birlikte kendini yeme, içme ve eğlenceye veren
rintlerin sefa ve mutluluk içindeki halinden rahatsızlık duyar. Çünkü rintler bayramın
geliĢine en çok sevinenler arasındadır. Bayramın geliĢiyle birlikte içki içmenin vakti
51

“Birin alduk dahi bir bûseye ikdâm iderüz/Biz de bu %akl ile yılda iki bayrâm iderüz”
“Kendü eliyle âteĢ urur Hânümânına/%ÂĢık iderse dilber ile merhabâ-yı %îd”
53
“Kim dirdi la%l-i nâbını agyâra emdürür/Bozdı benüm akîdemi ol bî-vefâ-yı %îd
Agyâr koltugında o ĢûHun vebâ gibi/Dil-Hastegân-ı %ıĢka mübârek belâ-yı %îd”
54
“Gül-âb-ı %îd ile yur dest-i nermini zâlim/Mukaddemâtın idüp merhabâsınun temhîd”
55
“Tehî zücâce-i sıbyâna sükkerî Ģerbet/Bize %akîde-i eZvâk ü meĢreb-i tevhîd
Yanık yüreklere su sepdi Ģerbet-i mînâ/Ciger harâretini savmun eylede tebrîd”
56
“Bayram hediyesi olarak kızıl akidenin verildiği/NeĢât-baHĢ ü latîf ü mümessek ü memhûr”
57
“Ta‟âla‟llâh zihi Ģevk-i sürûr-efvâ-yı %âlem kim/Cihân oldı bugün rûz-ı neĢâtun Ģâd ü mesrûrı
XôĢâ te+cîr-i sahbâ-yı tarab kim ta%ne-sâz itdi/xarîm-i bâg-ı %adnün kâsırâtü‟t-tarf olan hûrı”
58
“Sepîde-i seher-i %îd-i ekber-i Ġslâm/Beyâv-ı subh-ı sa%âdet-demîde-i tevhîd”
59
“Ebu-ceddiyle tefâhur itmek/Nakd-i gayri sayıvirmek gibidür
%Îd-i adhâda ziyâfet itmek/Halka kurbân payı virmek gibidür”
60
“xabbeZâ hengâm-ı gam-fersâ HôĢâ vakt-i safâ/Yoklasan dünyâyı yokdur nâm-ı hüznî yâd ider
Bu fasılda girye eyler yok meger ol kimse kim/Mest iken meclisde gûĢ-ı nagme-i %avvâd ider”
52

�9

gelmekte (Sâbit 1991: 250/K32-261); eğer içilmezse gönülde cehennem ateĢi yanmaktadır
(Sâbit 1991: 250/K32-462). Düzenlenen bu eğlencelerde sohbetler düzenlenmekte (Sâbit,
1991: 250/K32-11), ud taksimi yapılmakta (Sâbit, 1991: 250/K32-1163), dans edilmekte ve
Ģarkılar söylenmekte (Sâbit, 1991: 250/K32-1364; 253/K33-1665); özellikle Bûselik makamı
çalınmaktadır (Sâbit 1991: 286/K41-23, 2466).
Bayram neĢesi içinde bayram meydanına giden Sâbit, öyle baĢıboĢ dolaĢırken (Sâbit,
1991: 179/K6-2667), birbirine sarılarak yürüyen âĢıkları görür (Sâbit, 1991: 179/K6-1868).
Ġstanbul‟un her semti, mesire yerleri, cennet elbiseli gılmana benzeyen güzellerle, cenneti
kıskandıracak derecede güzelleĢir (Sâbit, 1991: 254/K33-1969). “Cennetin bekçisi Rıdvan
bile cihanı bu Ģekilde görseydi kıskanırdı” diyerek mübalağa yapılır (Sâbit 1991: 250/K325, 670). Bayram yerinde kurulan dönme dolaplara ve salıncaklara babasıyla birlikte
dolaĢmaya gelen çocuklar veya yetiĢkinler binmekte (Sâbit, 1991: 254/K33-2271); dostlarla
gezintiye çıkılmakta; keyif verici sohbetler yapılmaktadır (Sâbit, 1991: 418/G134-1, 272).
Gündüzün dıĢında gecede bayram meydanında eğlenildiği, havai fiĢeklerin atıldığı
“Gökyüzünde görülen kayan yıldız değil, o gece gökyüzüne doğru atılan cirittir” (Sâbit
1991: 255/K33-4573) ifadesiyle verilmektedir.
Sâbit, bayram Ģiirini yazarken içinde bulunduğu ruh halini “Gönül çeken kalemin,
mana meclisinde bu arzu ile dans edip, yeni bir Ģiir yazar” sözleriyle dile getirir (Sâbit
1991: 250/K32-1374) ve kendi Ģiirini gökyüzü hilalinin kulağının küpesine benzetir. ġiirini
bir nakıĢ gibi iĢlediğini, Mânî‟nin ve Behzâd‟ın kendisine yetiĢemeyeceğini mübalağalı bir
Ģekilde söylerken, onların nakkaĢtaki ustalıklarına telmih yapar. Ayrıca Ģiirdeki baĢarısını
anlatabilmek için kendisini mana sarrafına benzetir ve “Akıl sahibi tüccarların onu paha
61

“Geldi ol devr-i ferah-rîz-i neĢât-engîz kim/Rind-i savm-endîĢ-i gamdan mihneti ib%âd ider”
“Geldi ol vakt-i Ģekîbâ-sûz-ı cân-ı mey-keĢân/Ġçmese gönlünde sad nâr-ı cahîm îkâd ider”
63
“Bu fasılda girye eyler yok meger ol kimse kim/Mest iken meclisde gûĢ-ı nagme-i %avvâd ider”
64
“Bezm-i Hâss-ı ma%nîde bu Ģevk ile rakkâs olup/Xâme-i dil-keĢ-nevâ bir Ģi%r-i ter inĢâd ider”
65
“Derûn-ı halka-ı meyde Horus deper Ģimdi/Kanı o taHta depen mest-i ceZbe-i taklîd”
66
“ %Îddür sulh olalum tîg-i nigâhunla didüm/Didi ey dil-Ģude sag olana her gün bayrâm
4ulh idüp %âĢık ü ma%Ģûkı öpüĢdürmiĢler/Bûselikdür çalınan meclis-i ülfetde makâm”
67
“Herkes kadem-be-vâdî-i her kûçe-i ümîd/Ben serseri-revende-i sahn-ı fevâ-yı %îd
68
“Agyâr koltugında o ĢûHun vebâ gibi/Dil-Hastegân-ı %ıĢka mübârek belâ-yı %îd”
69
“Sitânbulun yine her semti reĢk-i cennetdür/BehiĢt-i câmeli gılmân-ı hûr oldı bedîd”
70
“Geldi ol mevsim ki reĢk-i rind-i dürd-âĢâm ile/Mey-kede pîrâmenin menzil-geh-i zühhâd ider
ġöyle revnak buldı teĢrif-i kudûmiyle cihân/Dinse reĢk-i bâg-ı Rıdvândur kim istib%âd ider”
71
“4akın idüp yine seyr-i salıncagı dôlâb/O serv-i nâzı salındurmasun rakîb-i pelîd”
72
“Seyr-i %îde çıkarup hem-dem-i ahbâb iderüz/%Îdi ol servi salundurmaga dôlâb iderüz
Ne asl-ı câm ile mestüz saded-i sohbetde/Biz de keyfiyyeti ol âfete iĢrâb iderüz”
73
“Felekde âteĢ-i perrende-i Ģihâb degül/Elinden atdı gice menzil-i sipihre cirîd”
74
“Bezm-i Hâss-ı ma%nîde bu Ģevk ile rakkâs olup/Xâme-i dil-keĢ-nevâ bir Ģi%r-i ter inĢâd ider”
62

�10

biçilemeyecek kadar değerli olan irfan kumaĢına nakkâd ettiklerini” söyler. “Nakkâd”
“paranın kalpını sağlamından ayıran; bir Ģeyin iyisini kötüsünden ayıran; tenkitçi”
anlamlarına gelecek Ģekilde tevriyeli kullanılır. Ayrıca kendisini, Tehemten‟e, Rüstem‟e ve
GeĢvâd‟a benzeterek onların hikâyelerine telmih yapar (Sâbit 1991: 251/K32-18, 19, 20,
2175). Sâbit, “Temiz zihin öğrencime, bu övgüler çok mudur; Cebrail bu kabiliyetime
hizmet eder” diyerek kendisini övmeye devam eder ve nükteli söyleyiĢe sahip olduğunu
tekrarlar. Kendisini mucize nefesli Ġsâ peygambere benzetirken, her sözünü dokuz felekte
Allah‟a en yakın meleklerin sürekli tekrarladığını söyler ve mübalağa yapar (Sâbit 1991:
251/K32-22, 23, 2476). Sâbit, kendisini Acem Ģairlerinden Urfî-i ġirâzî‟ye benzetirken,
güzel sanat yaptığını da söylemekten geri kalmaz (Sâbit 1991: 251/K32-2677).
Nükteli kalem dokuyucusu olan Ģair, mâdihin vasıflarını yeni kumaĢa benzeyen
Ģiiriyle süslediği için herkes gibi ihsan ve lütuf beklentisi içerisindedir. “Herkes istek
sofrasının yiyeceklerinden faydalanmıĢ; hediye padiĢahından bana bayram nağmesi yok”
denilirken, padiĢahın veya ileri gelen devlet adamının huzurunda okunan bayram Ģiirinin
karĢılığında hediye alınıp, verildiği anlaĢılmaktadır (Sâbit 1991: 179/K6-2078). ġair
kendisine yapılan iltifatlar karĢısında kul olduğunu, hediye olarak altın gerdanlığın
verildiğini (Sâbit 1991: 256/K33-4979); eğer bu hediyeler olmasaydı inatçı feleğin ona bir
Ģey vermeyeceğini söyler (Sâbit 1991: 256/K33-5680). Hayatının bir evresinde devlet
kapısından uzak olduğu anlaĢılan Sâbit‟in tekrardan bir makama getirilmeyi talep ettiği de
görülmektedir (Sâbit 1991: 234/K21-39, 40, 41, 4281). Sâbit, övdüğü Ġbrahim PaĢa‟nın
merhamet bakıĢlarını, vatanından ayrı düĢmüĢ, garip kalmıĢ kendisinden eksik etmemesini
ve lütufta bulunmasını ister (Sâbit 1991: 233/K21-3682; 234/K21-3883); padiĢahın veya o
75

“Sâbitâ bu gevher-i nâ-süfte-i nazmum felek/Zîver-i gûĢ-ı hilâl-i çarH-ı bî-bünyâd ider
Ben o nakkâĢ-ı suver-pîrâ-yı deyr-i ma%nîyüm/Ġtdügüm nakĢı ne Mânî vü ne Hôd Bihzâd ider
Ben o sarrâf-ı ma%ânîyüm ki tüccâr-ı Hired/Bî-bahâ kâlâ-yı %irfâna beni nakkâd ider
Ben o Sührâb-ı Tehemten-zûr-ı sahn-ı dâniĢem/Kıldugum kârı ne Rüstem itdi ne GeĢvâd ider”
76
“Bu temeddüh çok mıdur Ģâgird-i Zihn-i pâküme/Xidmet-i üstâd-ı rûhü‟l-kuds isti%dâd ider
Ol edîb-i dâniĢ-i âmûz-ı debistân-ı hüner/Xâce-i sad fenn-i %akla nükteler îrâd ider
Ol suhen-senc ü Mesîhâ-nutk-ı mu%ciz-dem k‟anun/Her sözin Kerrûbiyân-ı nüh-felek evrâd ider”
77
“Xavret-i üstâd-ı %Urfî-rütbe kim endîĢesi/%Akl-ı evvel gibi sad sun%-i bedî% îcâd ider”
78
“Herkes nevâl-i sofra-i HâhiĢle müstefîd/Xân-ı %atiyyeden bana mâfiĢ nevâ-yı %îd”
79
“Kul eyledün beni envâ%-ı iltifâtun ile/Kılâde-i zer-i ihsânun oldı ribka-ı cîd”
80
“%Atiyyen olmasa hem-seng-i kefe-i ihsân/DiĢine taĢ mı virür Ģâ%irün sipihr-i %anîd”
81
“Nice demdür ki Hâk-i âsitânuna mülâzımdur/Çeküp me+Zûn-ı %azl ü infisâli baHt-ı magdûrı
Kavâ kıl hâcetin mansıbla makviyyü‟l-merâm eyle/Virüp bir kıt%a fermân-ı celîlü‟Ģ-Ģân-ı mastûrı
Yeter Sâbit suHen Hatm oldı hengâm-ı du%âdur bu/Dem-i Hatm-i suHende Hôd bilürsin de+b-i cumhûrı
Nitekim nîrû-yı tevfîk ile bir sadr-ı dânâ-dil/Gezend-i fitneden hıfz eyleye bir mülk-i ma%mûrı”
82
“Nigâh-ı merhametle bir nazar kıl ber-murâd eyle/Garîb illerde kalmıĢ bu vatandan dûr ü mehcûrı”
83
“Yed-i tûlâ-yı ihsânunla ref% it gerd-i mihnetden/Ayaklandur biraz bu Hâk-i fakr-üftâde rencûrı”

�11

dönemin ileri gelenlerinin eĢiğinin toprağının öpülmesi âdetine telmih yapar (Sâbit 1991:
179/K6-2184).
Kaside nazım Ģekliyle yazılan îdiyyelerin sonunda bayrama uygun dualar da yer
almaktadır. Sâbit, dua bölümüne geçileceğini “Övgü kumaĢının istifini bozma; artık sözü
bitirelim”; “Dua vakti geldiği için niyaz elini kaldır” (Sâbit 1991: 180/K6-2785); “Saygı ile
durumuna dualer eyleyelim, sağlam ve temiz gönlümüzle yalvaralım” (Sâbit 1991:
256/K33-59, 6086) gibi ifadelerle haber verir ve “Allah, yüce divanını daim etsin” (Sâbit
1991: 257/K33-6487); “Allah her gününü bayram etsin” (Sâbit, 1991: 180/K6-28); “Yüce
Allah her sabahı ve akĢamı bayram günü etsin” (Sâbit 1991: 180/K6-2888) Ģeklinde dua ve
temennilerde bulunur.
Sonuç olarak Sâbit, Divan‟ında yer alan îdiyye temalı Ģiirlerinde dinî bayramların
herkesi mutlu ettiğini; özellikle oruç tutanların Ramazan Bayramı‟nın geliĢine daha çok
sevindiğini; bayram zamanının gökyüzünde hilale bakılarak anlaĢıldığını; bayram
fermanının düzenlendiğini, sancak asıldığını; camilerde geceden sala verilmeye
baĢlandığını; Arapça ilahilerin okunduğunu ve ertesi gün ikram edilmek üzere yiyecek ve
içeceklerin hazırlandığını; insanların birbirlerini incitmemeye çalıĢtığını; küslerin
barıĢtığını; bayrama özel giysilerin dikildiğini; resmî bayram töreninin düzenlendiğini;
padiĢahla bayramlaĢmanın dıĢında halkın kendi arasında bayramlaĢtığını ve padiĢahın
halka ziyafet verildiğini; çeĢitli eğlencelerin ve sohbetlerin yapıldığını; sevgililerin sarmaĢ
dolaĢ gezintiye çıktığını; bayram meydanında müzik dinlendiğini, dans edildiğini, çocuk ve
yetiĢkinler için dönme dolapların, salıncakların kurulduğunu, gece de bu eğlencelere
devam edildiğini edebi bir üslupla okuyucuya aktarmaktadır.
Ayrıca Sâbit, kaside nazım Ģekliyle yazmıĢ olduğu bayram Ģiirlerinin methiye
bölümünde övdüğü kiĢinin yüceliğiyle bayram arasında ilgi kurmakta; fahriye bölümünde
Ģairliğini övmekte ve beklentilerini, yapılan ihsan karĢısındaki minnettarlığını dile
getirmekte; dua bölümünde bayrama uygun dua ve temennilerde bulunmaktadır.

84

“Rahm itse bâri halüme ol kıble-i kirâm/Kim Hâk-i âsitânesidür bûse-câ-yı %îd”
“Kaldur kef-i niyâzı du%â vaktidür gönül/Makbûl olur Hulûs ile olsa du%â-yı %îd”
86
“KumaĢ-ı menkabetün bozma istifin Sâbit/Zamânıdur çekelüm teng-i güft ü gûyâ Ģerîd
Du%âlar eyliyelüm Ģartına ri%âyet ile/Ġdüp tavarru%ı iHlâs-ı kalb ile te+kîd”
87
“Rivâk-ı %âlî-i dîvân-Hâne-i câhın/Xudâ sütûn-ı devâm ile eyleye taHlîd”
88
“ġâm u seherde xavret-i Mevlâdan iste kim/Her subh ü Ģâmın ide sabâh ü mesâ-yı %îd”
85

�12

Bütün bunlar bize, Klâsik Türk Edebiyatı Ģairlerinin doğrudan olmasa da dolaylı bir
Ģekilde kültür aktarımında önemli rol oynadığını, kendi dönemine yabancı kalmadığını
açıkça göstermektedir.

Kaynaklar
DEVELLĠOĞLU, Ferit (1986), Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara: Aydın
Kitabevi.
SÂBĠT (1991), Bosnalı Alaeddin Sabit, Divan, (hzl. Turgut Karacan), Sivas: Cumhuriyet
Üniversitesi Yayınları.
SUNGURHAN, Aysun (2011), Klasik Türk Edebiyatında Îdiyye-Bayram Şiirleri
(İnceleme-Şiirler), Ankara: Grafiker Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11674">
                <text>2000</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11675">
                <text>BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11676">
                <text>SUNGURHAN, Aysun</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11677">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, idiyye / bayram şiirleri, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı.  ÖZET  Klâsik Türk Edebiyatı şairleri, şiirlerinde içinde yaşadıkları toplumun sosyal ve kültürel hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla işlemişlerdir. Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı, özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım şekilleriyle yazılan idiyyelerde (bayram şiirlerinde) belli başlı bir tema olarak ele alınmaktadır. XVII. yüzyıl şairi Bosnalı Alaeddin Sâbit’in Divanı’nda da Ramazan ve Kurban Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı, eski dönemlerdeki bayram anlayışının, düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram şiirlerine nasıl yansıdığını belirlemektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11678">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11679">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11680">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11681">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1461" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1896">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f7a8c0e2144ba59283c6b162c263089a.docx</src>
        <authentication>a9659e76856b09277ce7ae1bcc6e1a6a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1897">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4b525551745a8fb6cc1978a39bda221e.pdf</src>
        <authentication>48ce5829ffe131b981caa0bc12f0275b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11692">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI
Sezai ÇOŞKUN / Ayşe DİNÇ / Mehmed Emin SAĞIR
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.
ÖZET
Sezai Karakoç, 1950'den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü
şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş
Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her
safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale
sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü
içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin
yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin 'yaz mevsimi'ni
ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise 'diriliş'
gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai
Karakoç'un 'Yaz' isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek
incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11684">
                <text>2304</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11685">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11686">
                <text>Sezai, ÇOŞKUN
Ayşe, DİNÇ 
Mehmed Emin, SAĞIR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11687">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.  ÖZET  Sezai Karakoç, 1950'den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin 'yaz mevsimi'ni ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise 'diriliş' gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai Karakoç'un 'Yaz' isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11688">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11689">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11690">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11691">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1462" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1898">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/995464d0336d315790f761cc43433e03.docx</src>
        <authentication>1bd959fbb7402b792c34e86aa3c40d6b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1899">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ce052bcc27d01b33bd21e15aa3740c17.pdf</src>
        <authentication>8d2ff148d1f852ac08af19fcd273bb59</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11701">
                    <text>FATİH SULTAN MEHMET’İN DİVANİNDA GÖNÜL
Ayşegül SÖZTUT
Fatih Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Gönül, Dil, Ask.
ÖZET
Gönül edebiyatımızın varoluşundan beri ele alınan en önemli konulardan biridir.
Özellikle klasik edebiyatımız açısından çok önemli bir mazmundur. Gönül Arapça; kalp, hatır
farsça; dil, derûn Türkçe’ de ise yürek kelimesi anlamına gelir. Edebiyatımızda gönül birçok
teşbih ve mecaza konu olmuştur. Bazen sevgilinin evi, ibadethanesi hükmünde olur. Bazense aşk
ateşinde harap olmuş bir viranedir. Bazen padişahın bir ülkesi, tacı, tahtı bazense hiç değer
vermediği bir mefhumdur. Gönül bazen sevgilinin aynası bazense aşkın ateşiyle eriyen bir
mumdur. Bu teşbihlerin benzetmelerin edebiyatımızda sonu yoktur. Bilhassa divan edebiyatımız
açısından gönül mefhumu çok önemlidir. Bu mefhuma değinmemiş bir şairimiz yoktur. İnsan bu
önemli mazmunu anlatmadan hislerini duygularını nasıl anlatabilir ki. Özellikle divan şiiri
dünyasında gönül birçok farklı yönleriyle ele alınmıştır. 15. Yüzyıl edebiyatımızda gönül
mefhumunu en güzel işleyen şairlerimizden biriside Fatih Sultan Mehmet’tir. Bu bildirimizde
Fatih Sultan Mehmet’in kısaca hayatından bahsedilmiş ve divanında gönül mefhumunu nasıl
işlediği ele alınmıştır. Klasik Edebiyatımızda ‘Avnî’ mahlasıyla tanınan Sultanımızın devlet
yönetiminde çok güçlü olduğu gibi divanı da oldukça başarılı ve güçlüdür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11693">
                <text>2003</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11694">
                <text>FATİH SULTAN MEHMET’İN DİVANİNDA GÖNÜL</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11695">
                <text>SÖZTUT, Ayşegül</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11696">
                <text>Anahtar Kelimeler: Gönül, Dil, Ask.  ÖZET  Gönül edebiyatımızın varoluşundan beri ele alınan en önemli konulardan biridir. Özellikle klasik edebiyatımız açısından çok önemli bir mazmundur. Gönül Arapça; kalp, hatır farsça; dil, derûn Türkçe’ de ise yürek kelimesi anlamına gelir.  teşbih ve mecaza konu olmuştur. Bazen sevgilinin evi, ibadethanesi hükmünde olur. Bazense aşk ateşinde harap olmuş bir viranedir. Bazen padişahın bir ülkesi, tacı, tahtı bazense hiç değer vermediği bir mefhumdur. Gönül bazen sevgilinin aynası bazense aşkın ateşiyle eriyen bir mumdur. Bu teşbihlerin benzetmelerin edebiyatımızda sonu yoktur. Bilhassa divan edebiyatımız açısından gönül mefhumu çok önemlidir. Bu mefhuma değinmemiş bir şairimiz yoktur. İnsan bu önemli mazmunu anlatmadan hislerini duygularını nasıl anlatabilir ki. Özellikle divan şiiri dünyasında gönül birçok farklı yönleriyle ele alınmıştır. 15. Yüzyıl edebiyatımızda gönül mefhumunu en güzel işleyen şairlerimizden biriside Fatih Sultan Mehmet’tir. Bu bildirimizde Fatih Sultan Mehmet’in kısaca hayatından bahsedilmiş ve divanında gönül mefhumunu nasıl işlediği ele alınmıştır. Klasik Edebiyatımızda ‘Avnî’ mahlasıyla tanınan Sultanımızın devlet  Edebiyatımızda gönül birçok  yönetiminde çok güçlü olduğu gibi divanı da oldukça başarılı ve güçlüdür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11697">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11698">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11699">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11700">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1463" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1900">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dababca7395a26aac3c8c7ea378eef07.docx</src>
        <authentication>384aeda8d549fe97dce01eed9aed030a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1901">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cd8d7fb752451a6d5e4d8963738bd19b.pdf</src>
        <authentication>5646b21e053512625ab3737e2299de40</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11710">
                    <text>ANADOLU TIBBİ FOLKLORÜNDE TELKİNLE TEDAVİ VE BU ÇERÇEVEDE
ŞEKİLLENEN EDEBİ VERİMLER
Elif Tuba TATAROĞLU
İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Tedavi, telkin, tıbbi folklor, gelenek, alternatif tıp.
ÖZET
Geleneksel tıbbi uygulamalar, yüzyıllarca insanlığa hizmet etmiştir. Modern tıpla birlikte
gelişen tedavi imkânlarının çokluğu, geleneksel tedavileri yok edememiştir. Bu uygulamalar
Anadolu coğrafyasında varlığını hala devam ettirmektedir. İyi ve kötü telkinin hastalık üzerine
tesiri modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Folklorumuzda telkinle tedavi, kuralları kısmen
çizilmiş bir gelenek aktarımı sayesinde belirli kişiler tarafından yapılmaktadır. İlk dönem Türkçe
el yazması tıp kitaplarında da bahsi geçen bu uygulamalar dikkat çekicidir. Bu bildiride, bağlam
merkezli halkbilimi kuramlarından performans teori yardımıyla son bir yıl içinde Anadolu
coğrafyasından Ordu, Bilecik, Samsun, Hatay, Elazığ illerinden derleme örnekleri ve yazılı
kaynaklar ışığında telkinle tedavi uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir. Amaç, Türk
kültürünün izlerini taşıyan halkbiliminin bu alanının tanınmasına katkı sağlamaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1902">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7987b7c308012ce1ce0ea7f5c424efa0.docx</src>
        <authentication>f93279d22807a48a7409d909a98781e7</authentication>
      </file>
      <file fileId="1903">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6f91aead958de7d4d7294a8b51944e64.pdf</src>
        <authentication>3bcd0279f07c92ba5888d070e2f611af</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11711">
                    <text>ANADOLU TIBBİ FOLKLORUNDA TELKİNLE TEDAVİ VE BU
ÇERÇEVEDE ŞEKİLLENEN EDEBİ VERİMLER
Elif Tuba TATAROĞLU1

Özet
Geleneksel tıbbi uygulamalar, yüzyıllarca insanlığa hizmet etmiĢtir. Modern tıpla
birlikte geliĢen tedavi imkanlarının çokluğu, geleneksel tedavi uygulamalarını gölgede bıraksa
da, bu uygulamalar Anadolu coğrafyasında varlığını hala devam ettirmektedir. Ġyi ve kötü
telkinin hastalık üzerine tesiri modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Folklorumuzda
telkinle tedavi, kuralları kısmen çizilmiĢ bir gelenek aktarımı sayesinde belirli kiĢiler
tarafından yapılmaktadır. Ġlk dönem Türkçe el yazması tıp kitaplarında da bahsi geçen bu
uygulamalar dikkat çekicidir. Bu bildiride, yazılı kaynaklar ve bağlam merkezli halkbilimi
kuramlarından performans teori yardımıyla son bir yıl içinde Anadolu coğrafyasından Adana,
Samsun, Urfa, Sivas, Konya, Bilecik, Hatay, Ordu illerinden derleme örnekleri ıĢığında
telkinle tedavi uygulamaları hakkında bilgiler verilecektir. Amaç, Türk kültürünün izlerini
taĢıyan halkbiliminin bu alanının tanınmasına katkı sağlamak, tedavi uygulamalarının
folklorik yönlerine ve sosyolojik boyutuna dikkat çekmektir.
Anahtar Kelimeler: Tedavi, telkin, tıbbi folklor, gelenek, alternatif tıp.

TREATMENT BY SUGGESTIONS IN THE ANATOLIAN MEDICAL FOLKLORE
AND THE FORMATION OF LITERATURE WORK ABOUT THIS ISSUE

Abstract
Classical medical applications have been supporting humanity for centuries. Treatment
possibilities which developed with modern medicine couldn‟t erase classical treatments.
These applications still exist in the Anatolian geography. It is accepted by modern medicine
that good or bad suggestions have an influence on illnesses. In our folk treatment by
suggestions is still actively done thanks to transferring traditions with partly agreed rules. It is
interesting to see medicine books, written in old Turkish, conserving the applications stated.
1

İstanbul Üniversitesi, Türk
e.t.tataroglu@hotmail.com

Dili

Ve

Edebiyatı

Bölümü

Türk

Halk

Edebiyatı

Anabilim

Dalı,

�Ġn this handout/announcement information will be given through samples and written sources
about treatment with suggestions within one year in the Anatolian cities Adana, Samsun,
Urfa, Sivas, Konya, Bilecik, Hatay, Ordu with the help of performance theory which is a
contextualized folk science theory. The aim is to make the folklore science, having its roots
from the Turkish culture, more popular on this area.
Key Words: Treatment, suggestions, medical folklore, tradition, alternative medicine.

Giriş
Geleneksel tıp, kendine has folklorik uygulamalarıyla dikkat çekici bir araĢtırma
alanıdır. Her yönüyle ortaya koymak mümkün olmasa da, tarihi kaynaklar ve Anadolu
coğrafyasında Adana, Samsun, Urfa, Sivas, Konya, Bilecik, Hatay, Ordu yörelerinden
derlenmiĢ sözlü kültür malzemelerinden istifade ile Anadolu tıbbi folklorunun telkinle tedavi
yönüne ıĢık tutmaya çalıĢacağız. Kimi örnekler performans teori kuramının ilkeleri
çerçevesinde serbest mülakat tekniği ile son bir yıl içerisinde yapılmıĢ derlemelerden, kimisi
ise diğer araĢtırmacıların yazılarından alınmıĢtır.
Yazılı kaynaklar ve derlemeler bize gösteriyor ki folklorumuzda telkinle tedavi, bu
gün modern tıbbın ilgi alanına da giren, psikosomatik boyutu bulunan çok yönlü bir konudur.
Özellikle cilt hastalıklarında yaygın olarak kullanılan bu tedavi uygulamalarıyla ilgili
Anadolu coğrafyasında burada yazılanlardan çok daha fazla memorata rastlamak mümkündür.
Ancak tedavi yerlerinin gayriresmi olması, ilgili kiĢilere ulaĢmayı ve konuyla ilgili monografi
çalıĢması yapmayı güçleĢtirmektedir.
Anadolu‟da sağlık hizmetlerini yürüten kuruluĢların yanında belli ritüellere göre
hastalığı tedavi eden halk hekimleri ve onlara müracat eden hastalar bulunmaktadır. Müracat
eden kiĢilerin gerçek sayısını elde etmek mümkün görülmemektedir. Çünkü pek çok kiĢi
farklı kaygılarla buralardan Ģifa aradığını gizlemektedir. Bu kaygılar; “halk usulü tedavinin
kocakarı ilaçlarından ibaret görülmesi, halk hekimliğinin önemli bir ayağı olan telkin destekli
tedaviye itikatın (gönülden inanmanın) zayıflaması, eğitim seviyesinin yüksek olmasıyla bu
tarz uygulamalara baĢvurmanın ters orantılı sayılması” Ģeklinde sıralanabilir.
Alanında uzman doktorların konuya yaklaĢımı birbirinden farklıdır. Kimisi bazı
folklorik tedavilerin hastalıkları daha da kötüleĢtireceği uyarısında bulunurken, kimisi de
zararsız görmektedir. Ġyi telkini ise hastayı manevi yönden kuvvetlendiren bir motive aracı
olarak kabul etmektedirler.

�AraĢtırmalarda kırık-çıkıkçılar, iğneciler, yerli ebeler, hacamatçılar, muska yazanlar,
okuyanlar, bakıcılar, yara ilacı yapanlar, çocuk ilacı yapanlar, diĢ çekenler-diĢ yapanlar, ocak
olanlar, dağlama yapanlar gibi oldukça çeĢitli halk hekimleri göze çarpmaktadır (Meriç,
2004:133). Tedavi uygulamaları ise birbirinden farklı ve çeĢitlidir. Bunlar maddi tedavi ve
telkin destekli tedavi Ģeklinde incelenebilir.
TEDAVĠ UYGULAMALARI
Tedavi uygulamalarını iki ana baĢlık altında gruplandırarak incelemek, konuya
bütüncül bakabilmeye yardımcı olacaktır.
I.MADDĠ TEDAVĠ
II.TELKĠNLE TEDAVĠ
2.1.Hastalığı Önlemek Ġçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
2.1.2.Muskalar
2.1.3.Üzerlikler
2.2.Hastalığı ĠyileĢtirmek Ġçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
2.2.1.Hastalığı Devretme Telkini
2.2.2.Hastalığı Cezalandırma Telkini
2.2.3.Hastalığı Kovma Telkini
2.2.4.Hastalığı Korkutma Telkini
Bu sınıflandırma altında inceleyeceğimiz uygulamaları anlamlandırabilmek için tedavi
amaçlı kullanılan malzeme ve materyallere; bunların seçiliĢ sebepleri ve kullanım Ģekillerine
de kısaca değinmek gerekir.
I.MADDĠ TEDAVĠ
Halk hekimlerinin çeĢitli droglar kullanarak uyguladığı tedavilerdir. Drog, hastalık
tedavisinde kullanılan bitkisel, hayvansal, madensel veya kimyasal ilaçlara verilen addır. Halk
hekimliğinde bazıları telkin destekli olmak üzere pek çok drog kullanılmaktadır. Drogların

�kullanılıĢ Ģekli hastalığın türüne, hastanın yaĢına ve cinsiyetine göre değiĢebilmektedir. Bu
gün salahiyeti sorgulansa da ünü eksilmeyen kocakarı ilaçlarına, halkın deneye deneye
tesirine itimat etmesinden yola çıkarak yarı bilimsel hüviyetli ilaçlar da denebilir. Nitekim
halk bilgisinin tedavi edici kabul ettiği bazı droglarla, modern tıbbın önerdikleri birbiriyle
örtüĢmektedir(Demirhan,1979:8510).
Geleneksel tıp, uzun zaman tecrübelerinin ve kültürlerin yoğurduğu bir kaynak olması
sebebiyle, ilaçlar hazırlanırken malzemenin neye göre seçildiğinin tatmin edici bir cevabı
yoktur. Elde bulunan yazılı kaynaklardan ve derlemelerden hareketle sebepleri Ģöyle
sıralayabiliriz:
Atalardan Aktarılan Bilgiler
Halk hekimliğiyle iĢtigal eden kaynak kiĢiler, kullandıkları malzemenin niteliği ile ya
da drogun kimyasal hüviyeti ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını, büyüklerinden nasıl
öğrendilerse öyle tedavi ettiklerini ifade etmektedirler.
Kullanılan Malzemenin Hastalıkla Olan ġekil Benzerliği
Kullanılan malzemenin hastalıkla olan Ģekil benzerliği, halk arasında drogların
isimlendirilmesinde sık sık karĢımıza çıkar. Söz gelimi siğile iyi gelen mahmuza otuna halk
arasında siğil otu, sıraca hastalığının tedavisinde kullanılan ota sıraca otu denilmektedir.
Bunun yanında nar tanelerinin diĢe benzediği için diĢ tedavisinde kullanılması, cevizin
beyinle olan benzerliğiyle hafızaya olan olumlu tesiri gibi örnekler de karĢımıza
çıkmaktadır(Tez,2010:140).

Çaresizlik Sebebiyle Elde Olan Malzemeyi Değerlendirme
Özellikle kırsal kesimde, doktor ve hekimin ulaĢamayacağı yer ya da zamanlarda
deneme yanılma yoluyla keĢfedilmiĢ droglar da olabilir.
Drogların kullanılıĢ Ģekilleri, terkipler, tedavi sonuçları ise, ayrı ve derinlikli bir
araĢtırma konusudur.
II.TELKĠNLE TEDAVĠ

�Bu baĢlık altındaki tedaviyi ikiye ayırabiliriz: tek baĢına telkin ve drog tedavisine
destek olarak yapılan telkin.
Halk hekimleri çoğu uygulamalarında drogla tedavinin yanı sıra telkinle tedavi olarak
adlandırdığımız,

hastalığı

cezalandırma,

devretme,

korkutma,

kovma

yoluna

da

baĢvurmaktadır. Telkinle tedavi uygulamaları, Anadolu coğrafyasında halihazırda yaĢayan,
sözlü kültür yoluyla nesilden nesile aktarılan bir halk bilgisidir. Telkin desteğinin hastanın
Ģifa bulacağına inancını arttırmak için bir motivasyon kaynağı mı, yoksa tedavinin bir parçası
mı olduğunu anlamak güçtür. Ancak son bir yıl içerisinde yaptığımız çeĢitli derlemelerde
görüĢtüğümüz halk hekimleri, telkin desteği olmadan tedavi etmediklerini söylemektedirler.
Sonucun somut, ispatlanabilir, ulaĢılabilir bir veri olmaması, aksi durumda neyin ortaya
çıkacağı hakkında yorumda bulunmayı zorlaĢtırmaktadır. Bu sebepten, tedavi uygulamalarına
telkin destekli tedavi demek uygundur.
Telkin tedavisi ile ilgili en bilinen yerler ocaklardır. Belli bir hastalığın tedavisinde
Ģifa verecek telkin bilgisine sahip kiĢiler, daha doğrusu aileler, çoğu yerde ocak olarak tanınır
ve bilinirler. Bu ocaklar; sarılık ocağı, temre ocağı, siğil ocağı vb. gibi tedavisi yapılan
hastalıkların adı ile anılmaktadır. Ocak olan ailenin tedavi ile meĢgul olan ferdine ise; ocaklı
veya ocak adı verilmektedir. Ocak olan kimse tedavi etme kudretini herhangi bir eğitim ve
öğretim yoluyla, diploma karĢılığı elde etmez(Üçer,1973:3). Bu bilgileri ocaklının
uygulamalarına Ģahit olmuĢ-genellikle- onunla kan bağı bulunan kimse el alma yoluyla
öğrenir ve uygulamaya baĢlar. Ocaklılarının tedaviye baĢlama hikayeleri ilginçtir. Kimi
ocaklı, mensup olduğu sülalenin ocak olduğunu bilenlerin hatırlatması ya da ısrarıyla, kimisi
hastalığına çare bulamayanlara yardım etmiĢ olayım düĢüncesiyle bu iĢe kalkıĢmıĢ,
devamında

halkın

teveccühüyle

yoluna

devam

etmiĢtir.

Ekserisi

ücret

talebinde

bulunmamaktadır. Kimisi kesinlikle bir Ģey istemediğini, bunu Allah rızası için yaptığını
söylerken, kimisi de bazı yörelerde çerilik denilen, gelen kiĢinin içinden geldiği için verdiği
armağanlara ses çıkarmamaktadır(Araz:1995, 159).
Telkin destekli tedavide belli günler, sayılar ve tekrarlar önemsenir. Bu günler
genellikle ÇarĢamba ve Cumartesi, sayılar ise; üç, yedi, dokuz gibi tek sayılardır. Bunun neye
dayandığı üzerine kafa yormadan yoluna devam eden bir gelenek göze çarpmaktadır. Kabul
edilmiĢ tekrar, sayı ve günler haricinde yapılan tedavilerin olumlu sonuç vermeyeceğine
inanılır (EROL, Halime;13.8.2012‟de yaptığımız görüĢme.)

�Zarar vermeyecek tedavi uygulamalarına iltifat daha fazladır. Sözgelimi, elde çıkan
siğil, yüzde çıkan temre doktordan evvel ocağa gösterilir. Bu, ocaklı aileyi bilen kiĢi
tarafından öylesine sıradan ve teklifsiz ifade edilir ki, inanmadığını ifade eden hasta bile sırf
merakı yüzünden gidebilir. Sarp, ulaĢımı zor, doktor bulunmayan beldelerde bu tarz
uygulamalar daha canlıdır. Böyle olmayan yörelerde de tedavi sonrası görülen iyileĢmeler
halkın bu uygulamalara teveccühünü diri tutmaktadır. Halihazırda resmiyeti olmasa da
rastgele bir duvara el yordamıyla yazılmıĢ “bel çekilir” “yanıkçı” “çıkıkçı” gibi ifadeler,
telefon numaraları görülebilir. Bu iĢi yaptığını saklamayıp tabela bastıranlar da mevcuttur.
Telkin destekli tedavi, psikolojinin de kabul ettiği bazı gerçekleri içinde
barındırmaktadır. ĠspatlanmıĢ tıbbı sonuçlara göre, dua ve iyi telkin hastalıkların
iyileĢmesinde olumlu yönde katkıda bulunmaktadır (Aslantürk,2005:1799). Ancak, hazırlanan
ilacın ya da yapılan telkinin tesir etmediği durumlar da olabilmektedir. Derlemelerden elde
ettiğimiz bilgilere göre itikat etme; yani inanma, tedavinin olumlu sonuç vermesi için çok
önemlidir. Bir tedaviden olumlu sonuç alınamaması; tedavi edenin ya da tedaviye gelen
kiĢinin tam itikat etmemiş olmasına bağlanır. Ġnanmadığı halde olumlu netice alıp ĢaĢıran
hastalar da çoktur. Böylesi durumlarda eĢe dosta tavsiyeler çoğalmakta, ocak kiĢi “nefesi
kuvvetli, tükürüğü mübarek, ağzı dualı, ihlaslı” gibi ifadelerle taltif edilmektedir. ġayet hasta
olumlu sonuç almamıĢsa ocaklı hastayı kendisi çağırmadığı ve tedavinin olumlu sonuç
vereceğine dair kesin söz vermediği için bundan rahatsızlık duymamakta, yeni gelen hastalara
bildiğini uygulayarak yoluna devam etmektedir.
Halk hekimliği konusunda bilgisi olanların, özellikle ocak olan kimsenin tedavi
yöntemlerini, uygulamalarını, pratiklerini kendisinden sonra devam edebilmesi için bir
baĢkasına aktarmasına el verme, bunu kabul etmeye de el alma denir. El alma, ocaklının
iznine tabidir.
Ocaklının el verdiği kiĢiler;
-Ocağın çok güvendiği ve kendisinden sonra bu iĢi devam ettirebilecek kimse,
-Ocak olan kiĢinin kendisinden küçük kardeĢi,
-Ocak olan ailenin baba evinde kalacak olan erkek evladı,
-Akrabalık bağı olup el almayı talep eden kiĢi,
-Akrabalık bağı olmasa da el almayı talep eden herhangi birisi olabilir.
Bazı ocaklarda ocaklı tarafından kendisine el verilmiĢ aynı soydan gelen birden fazla
ocaklı bulunabilir.

�El alma hadisesi bundan farklı olarak sözlü kültürde baĢarılı kimselere söylenen
“Benim çocuğa da bir el versen!” yahut birinin becerikliliğine övgü sadedinde “O
falancadan el almış” ifadeleriyle karĢımıza çıkmaktadır.
El verme hadisesi ise Anadolu‟nun farklı coğrafyalarında değiĢik Ģekillerde
olabilmektedir:
Mersin‟de;
-El verecek olan evin büyüğü, elini üç defa: “El alacak kişiye!” diyerek uzatır. El
alacak kiĢi de her defasında: “Aldım kabul ettim” der. Bundan sonra el veren kiĢi, el alanın
üzerine üç defa tükürür ve arkasını sıvazlar. Böylece el alan kiĢi, ocak olma yetkisine sahip
olur.
-El verecek kiĢi avucunun içine tükürerek “Benim elim senin elin olsun” der. El alan
kiĢi bu avucu yalar. (Alptekin,2011:146)
Samsun‟da;
-El veren kiĢi, dualar okuyarak, el alan kiĢinin ağzına tükürür (HACIOĞLU, AyĢe;
13.2.2013‟te yaptığımız görüĢme).
Hatay‟da;
-Ocak olan kiĢi el almak isteyene hastalıkla ilgili duayı öğretip: “Oku yavrum, güle
güle oku sana el verdim” der (DURAN, Mustafa; 5.1.2013‟te yaptığımız görüĢme).
Bu gibi el verme ritüellerinin yanında ocaklı tarafından herhangi bir telkinde
bulunulmasa da, o kiĢi vefat ettikten sonra aralarında kan bağı olan kimseler hasta tedavi
edebilirler.
Telkinle tedavi, bu bilgiler göz önünde bulundurularak hastalıktan önce telkin ve
hastalık sonrası telkin Ģeklinde iki baĢlıkta incelenebilir.
2.1.Hastalığa Önlemek Ġçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
Hastalıkları telkin gücüne sahip

eĢya ve sözlerle önleme inancını bu kategoride

değerlendirmek mümkündür. Bu tedbir anlayıĢını - kullanılan materyallerin içeriği, uygulama,
sonuçlar gibi pek çok konuda farklılıklar olsa da- günümüz koruyucu sağlık hizmetlerine

�benzetmek mümkündür. Tıbbi folklorde pek çok hastalığın nazardan, büyüden olduğuna
inanıldığı için, kullanılan materyal de ona göre ĢekillenmiĢtir. Bu doğrultuda Anadolu‟da
hastalıktan korunma amaçlı kullanılan pek çok nesne vardır. En bilinenleri, nazarlıklar,
muskalar ve üzerliklerdir.
Halk arasında pek çok hastalığın, özellikle sonu ölümle biten hastalıkların sebebinin
nazar olduğuna inanılır. Manevi bir güç aktarımı ile olumsuz tesir altında kalma Ģeklinde
bilinir.
Nazarlıklar; nazarın olumsuz tesirlerini kırdığına inanılan nesnelerdir. Sözlü
kültürümüzde göze gelecek kadar bilinirliği olan ve dikkat çeken insanların küçük hata ve
kusurları için “O da onun nazarlığı” ifadesi kullanılır ki, nazarlığın haset edenlere engel
olması için dikkat dağıtan bir nesne olarak kabul edildiğini gösterir. Bu nesneler
folklorumuzda geniĢ yer tutar. Bunlar, güç aktarımı da sayılabilecek hayvanlara ait bir takım
uzuvlar (diĢ, boynuz, kemik vs.), bazı hayvanlar (salyangoz, kaplumbağa, deniz böceği,
karınca) ya da sağlık ve Ģans getirdiğine inanılan taĢlar (akik, firuze, mercan, turkuaz)
olabilir(GeleĢ,2008:1088). Nazarlık olarak, içinde beyaz katmanlı yuvarlak desen bulunan,
Ģekliyle gözü andıran mavi cam boncuklar yaygındır. Nazar boncuğu denilen bu boncukların
dikkat çekici renk ve Ģekilleriyle ilk bakıldığında dikkati üzerine topladığına inanılır. Nazar
boncuğu Anadolu‟da göz boncuğu olarak da bilinir. GeçmiĢten günümüze kullanılmıĢtır.
Korunma amaçlı telkin tedavisi için kullanımı en yaygın materyallerden olan muska ve
üzerlikler ise diğer nazarlıklardan farklı olarak dua sözleri ve tekerlemeler eĢliğinde nazara,
büyüye, dolayısıyla hastalığa karĢı telkin olarak kullanılır.

2.1.1.Muskalar
Muskalar, hastalıklardan ve ölümlerden korunmak için bu iĢin ehli sayılan kiĢiler
tarafından yazılmıĢ genellikle üçken Ģeklindeki kolye uçlarıdır. Suya değdiğinde ıslanmaması
için, balmumu ile hazırlanmıĢ muĢambalara sarılır. Muskalar, büyü metinleri içerip kötü
niyetli kiĢilerce de kullanılmıĢtır. Bu sebepten hastalananların, vefat edenlerin, boĢananların
hikayeleri efsanevi bir havayla halk arasında hala anlatılmaktadır. Muskalar vafi (koruyucu)
ve Ģafi (tedavi edici) olarak iki kısımdır. Bir muska örneğinde Ģunlar yazılıdır:
“Her kim bu muskayı üstünde taşısa ve suyunu içse yetmiş iki türlü derde şifadır,
Yemliha, Mekselina, Mislina…Kıtmir. Euzubikelimatillahi minşerri ma halake la havle vela
kuvvete illa billahil aliyyilazim”

�Muska içinde Kalem Suresi, Nas Suresi, Felak Suresi, Ayetel Kürsi gibi muhafaza
duaları bulunabildiği gibi, ilgili hastalığa hitaben yazılmıĢ korkutma ve uzaklaĢtırma sözlerine
de rastlanmaktadır: „Sıtma, bunu tutma!‟ gibi (GeleĢ,2008:1088). Burada inancın etkisini göz
ardı etmemek gerekir. Konuyla ilgili derlediğimiz örnek, bu durumun güzel bir göstergesidir:
Rize köylerinden birinde Maviye Nine hasta olur. Sıtma olmuĢtur. Ağzı dualı saydığı
bir torununa muska yazmasını söyler. Torunu ninesini kırmamak için bir muska hazırlar. Ġçine
Ģunları yazar:
“Sıtma,
Maviye‟yi dutma!
Tutarsan günağuma,
Tutmazsan günağuma!”
Maviye Nine bir zaman sonra “Allah senden razı olsun evladum, hiç ağrum kalmadi”
diye teĢekkür eder. Torunu bunu arkadaĢlarına anlatır, ninenin haberi olmadan onunla
eğlenirler (AZAKLI, Ġbrahim Hakkı; 2006‟da dinlediğimiz anektod).
Aslında bir muska çeĢidi olan cevĢenin kullanımı da oldukça yaygındır. CevĢen, Hz.
Ali (r.a.)‟nin torunu Zeynülabidin (r.a.)‟ den rivayet edilmiĢ bir muhafaza duasıdır. Her birisi
Allah‟ın(cc) isim ve sıfatlarından on tanesini ihtiva eden yüz bölümden meydana gelir.
Kaynaklara göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) çetin geçen bir savaĢ sırasında -bir rivayette Uhud
SavaĢı- üzerindeki zırh kendisini fazlasıyla sıktığı sırada ellerini açarak Allah (cc) dua etmiĢ,
bunun üzerine gök kapıları açılarak Cebrail gelmiĢ ve “Ey Muhammed! Rabbin Sana selam
ediyor ve üzerindeki zırhı çıkarıp bu duayı okumanı istiyor. Bu dua hem Sana hem de
ümmetine zırhtan daha sağlam bir emniyet sağlayacak.” demiĢtir (Aydüz,2005:3). Bu
rivayetten hareketle cevĢenin kiĢiyi nazardan ve baĢa gelebilecek bela ve kötülüklerden zırh
gibi koruduğuna inanılır.
Bir baĢka rivayete göre Ġbrahim Peygamber‟i ateĢe attıkları zaman bir bülbül ateĢi
söndürmek için gagasıyla su taĢır. Ona böyle su taĢımayla ateĢin sönmeyeceğini, boĢuna
gayret ettiğini söyleyenlere; “Tarafım belli olsun” der. AteĢ serin ve selametli olup, odunlar
güle dönünce, Allah-u Teala tarafından bülbüle bu yaptığına karĢılık ne mükafat istediği
sorulur. O da “Bu güne kadar Rabbim‟in doksan dokuz ismini bilirdim. Bin bir ismini de
bilmek isterim.” der. Böylece bin bir ismi öğrenen bülbül her seherde bunları zikretmeye
baĢlar. Bu bin bir isim, cevĢen namıyla bilinen duadır.

�CevĢen Anadolu‟da muska olarak, ferman Ģeklinde metalik kolye uçları, deri küçük
çanta Ģeklinde muhafazalar ve daha pek çok obje içinde taĢınmaktadır. Ayrıca okunmak üzere
kitap Ģeklinde basılmıĢtır.

2.1.2.Üzerlik
Üzerlik Orta Anadolu‟da yaygın olarak yetiĢen, kapsül Ģeklinde meyveleri bulunan bir
senelik otsu bir bitkidir. Üzerliğin fosfatça zengin topraklarda, özellikle mezarlıklarda
yetiĢmesinin onun nazara karĢı koruyucu olarak görülmesiyle ilgisi bulunabilir. Çünkü
Anadolu‟ da pek çok ölümün nazardan olduğuna inanılır (Üçer,1972:4).
Üzerlik iki Ģekilde nazara karĢı kullanılır. Birincisinde yaĢ üzerlik ipe dizilerek pano
Ģeklinde evin duvarlarına asılır. Dizen kiĢinin maharetine ve sanatsal anlayıĢına göre
Ģekillenen bu panolarda çeĢitli kumaĢ parçaları, püsküller kullanılabilir. Ġkincisinde ise kuru
üzerlikler yakılarak tütsüleme yapılır.
Üzerlikle ilgili inanıĢları Ģöyle sıralayabiliriz:
-Üzerinde mavi beze sarılmıĢ üzerlik, okunmuĢ çörek otu, Ģap, ince elek unu,
sarımsak, tuz, kara sakız gibi yedi maddeyi bulunduran kimseye nazar değmez. (Bahsi geçen
diğer maddeler de nazara karĢı koruyucu olarak bilinir.)
-Köküyle koparılmıĢ üzerliğin evin duvarına asılması evi zararlı dıĢ etkilerden korur.
-Yedi çift bir tek, yani on beĢ adet üzerlik alınır. Üç ihlas bir fatiha okunur. Yakılarak
yapılan tütsü iç sıkıntısını giderir. Üzerlik tütsüsü yapılırken tekerlemeler söylenir (Üçer,
1972:3-4).
-Üzerliğin ateĢe atılmasıyla üzerlik çatlar ve ses verir. Kendisine nazar değdiğine
inanılan ya da nazar değmesi muhtemel kimsenin baĢı, kolları ve ayaklarına dumanın teması
sağlanır. Bu sırada tekerlemeler de söylenir (Emeksiz,1998:234).
Üzerlik tütsüsü yapılırken söylenen bazı tekerlemeler Ģunlardır:
Ġstanbul‟da;
Üzerliksin havasın
Her dertlere devasın
Ak göz kara göz
Mavi göz yeşil göz

�Sarı göz ela göz
Hangisi nazar etmişse
Onların nazarını boz
Elemtere fiş
Kem gözlere fiş
Üzeliği çatlasın
Nazar eden patlasın (Bayrı,1972:107).
Konya‟da;
Üzerliksin yüz bin eyliksin
Dağlarda biter evlerde tütersin
Dertlere dermansın hastalara şifasın
Gelsin üzerlik gitsin nazarlık

Yüzerlik yüzbin erlik
Gitsin nazarlık gelsin güzellik
Elleşenin melleşenin
Yir yüzünde gaynaşanın
Bin ağanın bin paşanın
Petlesin çıksın gözü
Kötü gözüle bakanın
Altmış yitmiş çıkmış gitmiş
Altmış yitmiş çıkmış gitmiş
Altmış yitmiş çıkmış gitmiş (Emeksiz,1998:231).
Sivas‟ta;
Üzerliksin, yüz paralıksın,
Kırlarda biten evlerde tütensin.

Üzerliksin, yüzbin eyliksin,
Hastalık bitsin, sağlık gelsin.

Üzerlik yüzbin eylik,

�Yüzbir dertlere devadır.
Üzerliksin, alasın,
Her dertlere devasın.
Elemtere fiş,
Kem gözlere şiş.
Üzerlikler çatlasın,
Nazar eden patlasın (Üçer,1972:3-4).
Bunun yanında Anadolu geleneksel tıbbında üzerliğin doğrudan drog olarak
kullanıldığı terkipler de vardır. Buna göre; tohumları kaynatılarak içilirse, balgamı keser.
Birer parça yenirse mide ağrılarına iyi gelir (Yardımcı,1970:82).
2.2.Hastalığı İyileştirmek İçin Yapılan Telkin Destekli Tedavi
Hastalığın cinsine göre değiĢen geleneksel tedavi uygulamalarında ortak nokta
hastalığı canlıymıĢ gibi muhatap alıp konuĢmadır.
2.2.1.Hastalığı Devretme Telkini
Ġstanbul‟da;
-Sıtma olmuĢ hastanın tedavisinde üç yeĢil kağıttan birisine sıtmanın anası, ikincisine
sıtmanın babası, üçüncüsüne sıtmanın kendisi ibareleri yazılır. Ġkinci ezanı okunurken birinci
gün sıtmanın anası, ikinci gün sıtmanın babası, üçüncü gün sıtmanın kendisi yazılı kağıtlar
ateĢe atılır. Dumanıyla hasta tütsülenir. Bir pamuk ipliği yedi kat bağlanarak hastadan sonra o
tütsülenir. Bu iplik hastanın boynundan geçirilerek yedi defa düğümlenir. Böylece hastalığın
iyileĢeceğine inanılır (Bayrı, 1972:107)
Tarihte Mütercim Asım Efendi‟nin Burhan-ı Katı kitabında; “RiĢte-i teb, duhter-i
nabaliğa eğirdiği ipliktir. Isıtma def‟i için üzerine efsun edip birkaç düğüm dügerler, ısıtma
tutan kimsenin gerdenine geçirirler” Ģeklinde tarif edilen iplik, bu bilgi ile örtüĢmektedir
(Koncu,2005:696).
Sivas‟ta;

�-Elinde siğil olan kiĢi ayın ilk çarĢambası üç ihlas suresi ve bir fatiha suresi okuyarak bir iğde
dalı kırar, ardından: “Bu dal burada nasıl kuruyorsa siğil de ellerimde kurusun!” der
(Üçer,1973:4).
Osmaniye‟de;
-Siğil sayısı kadar yemeklik buğday ipe dizilir. Üzerine üç ihlas bir fatiha okunur. Ezan
duyulmayan bir yere atılır. O buğday çürüdükçe siğiller de çürür (KAYA, Emine;
19.4.2013‟te yaptığımız görüĢme).
2.2.2.Hastalığı Cezalandırma Telkini
Sivas‟ta;
- Dudağında uçuk olan kiĢi, biraz kül alır ve:
“Uçuk uçuk uçbuçuk, uçuk beni belledi, ben uçuğu külledim” diyerek, uçuk üzerine basar
(Üçer,1973:4)
-Uçuk çıkan hasta sabah kalkar ve „Uçuk beni belledi, ben uçuğu külledim!‟ der ve yaraya kül
basar (AĢkun,2006:261).
2.2.3.Hastalığa Kovma Telkini
Balıkesir‟de;
-Yüzlerde, saçlar arasında mor mor , küçük küçük inciye benzeyen çıbanları olan hasta ocak
olan kadının yanına oturur. Ocaklı hastaya bakarak: “Bir iki üç dört beş altı yedi, kalk göç
buradan, yerin yedi kat dibine git!” der ve ara sıra sağına soluna tükürür. „‟Kalk git‟‟ diye
hastaya değil hastalığa der(Salman,1948:55).
Tarihte Türkçe tıp kitaplarından Yadigar‟da telkin destekli tedavi uygulamalarıyla ile
ilgili örnek bilgiler vardır. Bahsedilen uygulamanın bir benzeri bu gün ocaklarda hastalığa
karĢı yapılan kovma telkiniyle benzeĢmektedir. Ġlk dönem Türkçe tıp yazmalarından olan bu
eserde temre hastalığı için telkin destekli le tedavi uygulamalarına örnek olarak Ģu bilgiler
verilmiĢtir:
“…Ol eyegüyi yil yitdükten sonra eve getüreler ucını gızdıralar demregünün üzerine
süreler sürerken göç göç seni yaradan Allah aşkına göç adem avazı işidilmez yire göç it onı
işidilmez yer göç diye andan eykünü saklaya yarındası gice il yattuğından sonra yine
eyegünün ucını kızdurub ol demregüye süre böyle diye üc gice böyle ide andan ol eyegüyü

�avval aldugı yire ilte bulduğı gibi yirine koya arduna bakmaya gide ol demregü kurıya gide”
(Tokaç,2000:81).
Günümüz türkçesi ile:
O eğeyi rüzgar gittikten sonra eve getirsinler ucunu kızdırsınlar temrenin üstüne
sürsünler. Sürerken: “Göç göç, seni yaratan Allah aşkına göç! Adem avazı işitilmez yere göç
et, işitilmez yere göç et!” desin. Kalanını saklasın, ertesi gece herkes yattıktan sonra yine
eğenin ucunu kızdırıp o temreye sürsün. Üç gece böyle yapsın. O eğeyi önceden aldığı yere
iletsin, bulduğu yere koysun. Ardına bakmadan gitsin, o temre kurusun gitsin.
2.2.4.Hastalığı Korkutma Telkini
Bilecik‟te;
-Temre hastalığı olan kiĢi ocaklıya gelir. Ocaklı metal bir materyali yaranın üstüne değdire
değdire okur. Ocaklı, metalin soğuğu ile yaranın ürküp korkacağı, böylece hastanın daha
çabuk iyileĢeceğini belirtmektedir (EROL, Halime; 13.8.2012‟de yaptığımız görüĢme).
Elazığ‟da;
-Yüzünde çıban yarası olan kiĢi ocaklıya gelir. Çakmak taĢı denilen iki taĢ parçası yüzde
bulunan yaraya doğru üç defa çakılır. Ortaya çıkan ateĢ parçalarının hastalığı korkutup
kaçıracağına inanılır(Araz,1995:159).
Isparta‟da;
-AkĢiĢ (gelincik) veya çengi yeli (ĢiĢlik) olan kiĢiyi ocaklı „tutar.‟ Tutma yapılan hasta bir
müddet sonra iyileĢir. Bu uygulama Ģöyle gerçekleĢir:
Ocaklı: “El benim elim değil Culla karının eli, Erenler evliyalar deyi dutarın. Ak gözden, gök
gözden, kötü gözden, içeriden, dışarıdan, ardından, önünden, söylemişler deyi dutarın.
Nazara dutarın, ilancığı dutarın. Akşişe, kızıl yele, çengi yeline dutarın. Bismillah. Gelmiş,
geçmiş, çıkmış, gitmiş olsun!” der. Elindeki bıçağı hastanın baĢına, arkasına, omuzlarına,
bütün gövdesinde gezdirerek elinden hiddetle yere atar. Hastanın sırtını, baĢını, Ģakaklarını iki
eliyle sıkar ve masajlar, kollarını önden çaprazlayarak ayağa kalkar ve arkasına geçer. Bir
dizini hastanın beline dayar, ellerinden tutarak belini kütletir. Böylece tutma gerçekleĢmiĢ
olur(Kum,1941:273).

Samsun‟da;

�-Urfe hastalığı olan kiĢi, ocaklıya gelir ocak hastalığa okurken hasta sorar: “Ne yapıyon?”
Ocaklı cevap verir: “Urfe boğıyim. Boğıyim mi?” Hasta cevap verir: “Boğ gitsin!” Böyle
söyleye söyleye ocaklı yaranın etrafını kalemle çizer ve bir yandan da özel dualar okur. Hasta
üç hafta Cumartesi günleri gelir gider. Böylece bir müddet sonra hastalığı geçer
(HACIOĞLU, AyĢe ; 13.2.2013‟te yaptığımız görüĢme).

SONUÇ
Tıbbi foklorumuz da diğer pek çok halk bilim uygulamalarında olduğu gibi geleneğin
güncellenmesi ve nesilden nesile aktarılması yoluyla canlılığını muhafaza etmektedir.
Birbirine benzeyen, ancak birebir örtüĢmeyen bu bilgiler, meselenin geniĢ alanlara
yayıldığının göstergesidir. Bu çok yönlü konu, tıp doktorları tarafından da araĢtırılmaktadır.
Bazı hastalıklarda tıbbi olarak zararsız sayılan ve bir müddet sonra geçeceği söylenen virüsler
gerçekten telkinden dolayı mı , kullanılan drogun tesiriyle mi, tedavi edenin- hastanın
inanmasıyla mı, yoksa bunlardan herhangi ikisinin birlikteliği sonucu mu ortadan
kalkmaktadır? Bu gibi soruların kesin cevabı bulunamasa da, herhangi bir drogun yahut
hastalığın merkeze alınmasıyla yapılacak araĢtırmalar, daha güvenilir baĢvuru kaynakları
olacaktır.
Burada incelediğimiz örnekler bize Türk kültürüne ait değerler hakkında da ipucu
vermektedir. Sevilmeyen, istenmeyen hastalığa kızma, daha çok yayılmaması için etrafını
çizip hapsetme, ani ve sert uygulamalarla hastalığın gözünü korkutma, mukaddes değerler ve
duaları Ģefaatçi ederek hastalıkla konuĢma gibi yaklaĢımlar ıĢığında topluma ait terbiye
metodlarını da sezinlemek mümkündür. Anadolu‟da toplumun huzurunu kaçıran kimse ile
önce konuĢulması, sonra araya hatırlı kiĢilerin koyulması, hala düzelme yoksa gözünün
korkutulması veya uzaklaĢtırılması gibi yazılı olmayan uygulamalar vardır. El alma- el verme
ritüellerinden akrabalık ve aile içi iliĢkilerde bağlılık ve sürekliliği; herhangi bir ücret
talebinde bulunmadan tedavi etme gayretinden toplumdaki yardımlaĢma duygusunun
kuvvetini görmek mümkündür.
Bütün bunlardan yola çıkarak Ģunu söyleyebiliriz: Türk halk kültürünün bu yönü,
folklorik olduğu kadar sosyolojik ve edebi yönden incelenmeye değerdir. Halk bilgisi hayatın
içinde kendine yer bulduğu ölçüde sözlü ve yazılı edebiyata yansımaktadır. Bunun

�gerçekleĢebilmesi için, bir gelenek aktarımı içinde yoluna devam eden halk bilimin bu
alanında yapılacak derleme ve monografi çalıĢmalarına ihtiyaç vardır.
Değerlerin kaybolmaması için gösterilen her gayret takdire Ģayandır.

KAYNAKÇA
ALPTEKĠN, Ali Berat (2011) Halk Bilimi Araştırmaları, Ankara, Akçağ Yay.
ALTAN, Selim (2000), Manisa Tıp Folklorü, Ġzmir, Akademi Kitabevi.
ARAZ, Rıfat (1995), Harput’da Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Ankara,
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yay.
ASLANTÜRK, Hümeyra (2005), “Duanın İnsan Sağlığı Üzerine Etkisi”, 38.
Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı, Ġstanbul, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Yay., C.III, s.1797-1800.
AġKUN, Vehbi Cem (2006), Sivas Folkloru, Sivas, Sivas Valiliği Tarih ve Kültür
AraĢtırmaları Merkezi Yay., C.II.
AYDÜZ, Davut (2008), Hizbul Envari’l-Hakaiki’n-Nuriyye (Büyük Cevşen
Meali), Ġstanbul, Define Yay.
BAYRI, Mehmet Halit (1972), İstanbul Folkloru, Ġstanbul, Eser Yay.
ÇOBANOĞLU, Özkul (2002), Halkbilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri
Tarihine Giriş, Ankara, Akçağ Yay.
EMEKSĠZ, Abdulkadir (1998), “Türk Halk Kültüründe Üzerlik”, İ.Ü. Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Ġstanbul, Ġ.Ü Yay.,s. 229-242.
GELEġ, Fadime (2008), “Osmanlı Mistik Yaşamında Tıbbi Yansımalar”, I.
Uluslararası X. Ulusal Tıp Tarihi Kongresi, Ankara, C.II, s.1082-1091.
KONCU, Hanife (2005), “Klasik Türk Şiirinde Bazı Tedavi Yöntemleri”, 38.
Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi Bildiri Kitabı, C.II, s.687-698.
KUM, Naci (1941), “Halk Hekimliğinin Ruhi Tedavi Şekillerinden Ayşe Abanın
Tutması”, HBH, S.120, s.272-273.
MERĠÇ, Mürüvvet; ELÇĠOĞLU, Ömür (2005), “Halk Tebabetinin Çocuklara Yönelik
Uygulamaları”, I. Halkbilim Sempozyumu Bildirileri, EskiĢehir, Osmangazi Üniversitesi
HAMER Yay., s.133-143.
RIFAT, Araz (1995), Harput’da Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yay., Ankara, 1995.

�Salman, Mustafa, (1948), Halk Hekimliği, Halk Veterinerliği, Ankara, Ulus
Basımevi.
TANYU, Hikmet (1982), “Fatma Anamız (Fadime Anamız) ve El İle İlgili İnançlar
Üzerine Kısa Bir Araştırma”, II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri-Gelenek
Görenek ve İnançlar, Ankara, MFAD Yay., C.IV, s.479-495.
TEZ, Zeki (2010), Tıbbın Gizemli Tarihi–Semboller, Büyüler ve Ritüeller
Eşliğinde Şifa, Ġstanbul, Hayy Kitap Yay.
TOKAÇ, Mahmut (2000), “İlk Dönem Türkçe Tıp Yazmalarında Cilt Hastalıkları ve
Tadavileri”, Ġ.Ü Sağlık Bilimleri Enstitüsü Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı,
yayınlanmamıĢ doktora tezi (DanıĢman: Prof.Dr.Ayten AltıntaĢ), Ġstanbul.
ÜÇER, Müjgan (1973), “Ocaklar”, Sivas Folkloru, S.8, s.3-5.
ÜÇER, Müjgan (1973), “Üzerlik”, Sivas Folkloru, S.6, s.3-6.
YARDIMCI, Ġlhan (1970) , Şifalı Bitkiler ve Halk İnançları, Ġstanbul, Lokman Yay.

KAYNAK KİŞİLER
AZAKLI, Ġbrahim Hakkı (2006), Rize doğumlu, üniversite mezunu, öğretmen.
2006‟da dinlediğimiz anektod.
DURAN, Mustafa (2013), 1928 Hatay doğumlu, okuma yazması var, çiftçi.
5.1.2013‟te yaptığımız görüĢme.
EROL, Halime (2012), 1954 Bilecik doğumlu, ilkokul mezunu, ev hanımı.
13.8.2012‟de yaptığımız görüĢme.
HACIOĞLU, AyĢe (2013), 1955 Samsun doğumlu, ilkokul mezunu, ev hanımı.
13.2.2013‟te yaptığımız görüĢme.
KAYA, Emine (2013), 1982 Osmaniye doğumlu, üniversite mezunu, öğretmen.
19.4.2013‟te yaptığımız görüĢme.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11702">
                <text>2116</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11703">
                <text>ANADOLU TIBBİ FOLKLORÜNDE TELKİNLE TEDAVİ VE BU ÇERÇEVEDE ŞEKİLLENEN EDEBİ VERİMLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11704">
                <text>TATAROĞLU, Elif Tuba</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11705">
                <text>Anahtar Kelimeler: Tedavi, telkin, tıbbi folklor, gelenek, alternatif tıp.  ÖZET  Geleneksel tıbbi uygulamalar, yüzyıllarca insanlığa hizmet etmiştir. Modern tıpla birlikte gelişen tedavi imkânlarının çokluğu, geleneksel tedavileri yok edememiştir. Bu uygulamalar Anadolu coğrafyasında varlığını hala devam ettirmektedir. İyi ve kötü telkinin hastalık üzerine tesiri modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Folklorumuzda telkinle tedavi, kuralları kısmen çizilmiş bir gelenek aktarımı sayesinde belirli kişiler tarafından yapılmaktadır. İlk dönem Türkçe el yazması tıp kitaplarında da bahsi geçen bu uygulamalar dikkat çekicidir. Bu bildiride, bağlam merkezli halkbilimi kuramlarından performans teori yardımıyla son bir yıl içinde Anadolu coğrafyasından Ordu, Bilecik, Samsun, Hatay, Elazığ illerinden derleme örnekleri ve yazılı kaynaklar ışığında telkinle tedavi uygulamaları hakkında bilgiler verilmiştir. Amaç, Türk kültürünün izlerini taşıyan halkbiliminin bu alanının tanınmasına katkı sağlamaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11706">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11707">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11708">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11709">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1464" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1904">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cd375712c5f244014b1616fedc5b9596.docx</src>
        <authentication>7fbce699f4038e9d8c6f25e8ca2a4bef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1905">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b70e3ea660ed5b35ff1aabc75815920c.pdf</src>
        <authentication>6cf84b176812c815250445896cded2d8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11720">
                    <text>YUNUS EMRE ÜZERİNE YENİ DİKKATLER
Orhan Kemal TAVUKÇU
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Rize / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Yunus Emre ve Kaynakları, Türk Kültür Tarihi, Tasavvuf, Hallac-ı
Mansur.
ÖZET
Yunus Emre; Türkçenin varlığını koruması, yaşaması, bir edebiyat ve kültür dili olup
gelişmesi yolunda çaba sarf etmiş büyük şairlerin başında gelir. Birden çok şairin katkılarıyla
oluştuğu anlaşılan Yunus külliyatının tefrik edilmesini sağlamak, Yunus’un hayatı hakkında
yanlış bilinen ve karanlıkta kalan noktaları aydınlatmak ve Yunus’un beslendiği kaynakları
değerlendirerek bugünle bağlantısını kurmak, bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bununla
birlikte temel amaç; mevcut ve yeni belgeler ışığında Yunus’la ilgili düşünce dağarcığımızı
geliştirmek ve yanlış anlamaları düzelterek Yunus külliyatına yeni katkılar yapmaktır. Yapılan
çalışmalarda “Yunus Emre”, “Kadirî”, “Nakşî” ve “Alevî Bektaşi” olmak üzere dört farklı Yunus
ile karşılaşılmaktadır. Yunus Emre ile diğer Yunuslar arasındaki en büyük farklılık; şairlerin
eğitim düzeyi, dünya görüşleri, hayat standartları, çevreleri gibi faktörlerin ortaya koyduğu
üsluplarından anlaşılmaktadır. Ayrıca mezarının Orta Anadolu, Konya, Kırşehir ve Eskişehir
civarında olduğuna ilişkin bilgiler verilmektedir. Bu durum, Yunus’un düşünce ve gönül
dünyasının genişliği ile açıklanabilir. Ne var ki yeni bilgiler, Yunus’un mezarının Aksaray’da
olduğunu göstermektedir. Yunus Emre’nin şiirlerine bakıldığında şairin, İslam tasavvufu,
mahallî unsurlar, dinler tarihi, hadisler gibi çeşitli kaynaklardan beslendiği görülmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11712">
                <text>2181</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11713">
                <text>YUNUS EMRE ÜZERİNE YENİ DİKKATLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11714">
                <text>TAVUKÇU, Orhan Kemal </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11715">
                <text>Anahtar Kelimeler: Yunus Emre ve Kaynakları, Türk Kültür Tarihi, Tasavvuf, Hallac-ı Mansur.  ÖZET  Yunus Emre; Türkçenin varlığını koruması, yaşaması, bir edebiyat ve kültür dili olup gelişmesi yolunda çaba sarf etmiş büyük şairlerin başında gelir. Birden çok şairin katkılarıyla oluştuğu anlaşılan Yunus külliyatının tefrik edilmesini sağlamak, Yunus’un hayatı hakkında yanlış bilinen ve karanlıkta kalan noktaları aydınlatmak ve Yunus’un beslendiği kaynakları değerlendirerek bugünle bağlantısını kurmak, bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bununla birlikte temel amaç; mevcut ve yeni belgeler ışığında Yunus’la ilgili düşünce dağarcığımızı geliştirmek ve yanlış anlamaları düzelterek Yunus külliyatına yeni katkılar yapmaktır. Yapılan çalışmalarda “Yunus Emre”, “Kadirî”, “Nakşî” ve “Alevî Bektaşi” olmak üzere dört farklı Yunus ile karşılaşılmaktadır. Yunus Emre ile diğer Yunuslar arasındaki en büyük farklılık; şairlerin eğitim düzeyi, dünya görüşleri, hayat standartları, çevreleri gibi faktörlerin ortaya koyduğu üsluplarından anlaşılmaktadır. Ayrıca mezarının Orta Anadolu, Konya, Kırşehir ve Eskişehir civarında olduğuna ilişkin bilgiler verilmektedir. Bu durum, Yunus’un düşünce ve gönül dünyasının genişliği ile açıklanabilir. Ne var ki yeni bilgiler, Yunus’un mezarının Aksaray’da olduğunu göstermektedir. Yunus Emre’nin şiirlerine bakıldığında şairin, İslam tasavvufu, mahallî unsurlar, dinler tarihi, hadisler gibi çeşitli kaynaklardan beslendiği görülmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11716">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11717">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11718">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11719">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1465" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1906">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f0e9d6f388ad1ba783b6feb82f3e4150.docx</src>
        <authentication>91c52c4518ad822dc484eff46e33316a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1907">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/86103330725585f8027151c6ca5086bc.pdf</src>
        <authentication>f004099e405e998f382ce92550c0e322</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11729">
                    <text>GAZETELERE YANSI(MA)YAN KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT
Hakan TEMİZTÜRK
Atatürk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Kültür, sanat, haber, gazete.
ÖZET
Gazeteler, siyasetten ekonomiye, spordan magazine kadar çok çeşitli haberlerle okurlarını
aydınlatmaya çalışmaktadır. Türk basınının anılan alanlara ilişkin zengin bir içerik sunduğu
gözlenmektedir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyata ilişkin haber, yazı ve yorumlarının yeterli,
tatmin edici ve bilgilendirici olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Gazetelerin kültür, sanat
ve edebiyatla ilgili haber, yazı ve yorumlar için ayırdığı alan çok sınırlı ve içerik açısından çok
yetersiz kalmaktadır; bu durum ekonomi, siyaset, spor gibi alanlarla karşılaştırınca daha belirgin
bir hal almaktadır. Üstelik bazı gazetelerin “kültür-sanat” sayfalarının bulunmadığı ya da bazı
günler diğer alanlarla ilgili haberlerin fazlalığı durumunda bu sayfaların iptal edildiği de
bilinmektedir. Bu durum, kültür, sanat ve edebiyat ile ilgisi “yüzeysel” olan ortalama gazete
okuru için ciddi bir sorundur; bu alanlara ilişkin haber, bilgi ve tartışmaları gazeteler aracılığıyla
takip edenler bu imkândan da mahrum kalmaktadır. Bu çalışmada Türk basınını temsilen
gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili sayfaları/haberleri içerik çözümlemesi ve söylem
analizi ile tahkik edilmiş ve yukarıda dile getirilen varsayımın doğruluğu sınanmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11721">
                <text>2205</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11722">
                <text>GAZETELERE YANSI(MA)YAN KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11723">
                <text>TEMİZTÜRK, Hakan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11724">
                <text>Anahtar Kelimeler: Kültür, sanat, haber, gazete.  ÖZET  Gazeteler, siyasetten ekonomiye, spordan magazine kadar çok çeşitli haberlerle okurlarını aydınlatmaya çalışmaktadır. Türk basınının anılan alanlara ilişkin zengin bir içerik sunduğu gözlenmektedir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyata ilişkin haber, yazı ve yorumlarının yeterli, tatmin edici ve bilgilendirici olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili haber, yazı ve yorumlar için ayırdığı alan çok sınırlı ve içerik açısından çok yetersiz kalmaktadır; bu durum ekonomi, siyaset, spor gibi alanlarla karşılaştırınca daha belirgin bir hal almaktadır. Üstelik bazı gazetelerin “kültür-sanat” sayfalarının bulunmadığı ya da bazı günler diğer alanlarla ilgili haberlerin fazlalığı durumunda bu sayfaların iptal edildiği de bilinmektedir. Bu durum, kültür, sanat ve edebiyat ile ilgisi “yüzeysel” olan ortalama gazete okuru için ciddi bir sorundur; bu alanlara ilişkin haber, bilgi ve tartışmaları gazeteler aracılığıyla takip edenler bu imkândan da mahrum kalmaktadır. Bu çalışmada Türk basınını temsilen gazetelerin kültür, sanat ve edebiyatla ilgili sayfaları/haberleri içerik çözümlemesi ve söylem analizi ile tahkik edilmiş ve yukarıda dile getirilen varsayımın doğruluğu sınanmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11725">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11726">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11727">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11728">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1466" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1908">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f1efad710d3c632f8d18245e0896ad24.docx</src>
        <authentication>6865f6ce377c3e2e2dfd9d596e3c825b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1909">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4af21b25eedb87db8c74e4230870f449.pdf</src>
        <authentication>1679d12cec8fdece68177d8fb0780a95</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11738">
                    <text>AYVAZ DEDE’NİN İSLAMİ YÖNDEN BOŞNAKLARA ETKİSİ VE AYVAZ DEDE
ŞENLİKLERİNE GENEL BAKIŞ
Yunus Emre TERZİ
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Boşnak Halk Edebiyatı, Ayvaz Dede, Ayvaz Dede Şenlikleri.
ÖZET
Yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde kalmış olan, Balkanların içinde bize
en yakın olanı Bosna’da Türk kültürünün tesiri çok fazla olmuştur. Yüzyıllar boyu bu
etkileşimde İslamiyet’in önemli bir rolü vardır. İslamiyet Boşnaklarla aramızda gönül bağı
kurmuştur. Bu bağlamda Bosna-Hersek’in Yunus Emre’si sayılan Horasan erenlerinden Ayvaz
Dede’nin de Bogomilizm dini’ni yaşayan Boşnaklarla gönül bağı vardır. Bu çalışmada
Bogomilizm dinini yaşayan Boşnaklara Ayvaz Dede’nin İslami yaşamının etkisi araştırılmıştır.
Bununla birlikte Boşnak halkının gönlünde taht kuran, Yugoslavya Devleti’nin varlık gösterdiği
zamanda kutlanmayan veya kutlanamayan lakin unutulmayan kendi devletlerini kurduklarında
anılan Ayvaz Dede Şenliklerine genel bir bakışıda ele almaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11730">
                <text>2188</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11731">
                <text>AYVAZ DEDE’NİN İSLAMİ YÖNDEN BOŞNAKLARA ETKİSİ VE AYVAZ DEDE ŞENLİKLERİNE GENEL BAKIŞ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11732">
                <text>TERZİ, Yunus Emre </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11733">
                <text>Anahtar Kelimeler: Boşnak Halk Edebiyatı, Ayvaz Dede, Ayvaz Dede Şenlikleri.  ÖZET  Yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde kalmış olan, Balkanların içinde bize en yakın olanı Bosna’da Türk kültürünün tesiri çok fazla olmuştur. Yüzyıllar boyu bu etkileşimde İslamiyet’in önemli bir rolü vardır. İslamiyet Boşnaklarla aramızda gönül bağı kurmuştur. Bu bağlamda Bosna-Hersek’in Yunus Emre’si sayılan Horasan erenlerinden Ayvaz Dede’nin de Bogomilizm dini’ni yaşayan Boşnaklarla gönül bağı vardır. Bu çalışmada Bogomilizm dinini yaşayan Boşnaklara Ayvaz Dede’nin İslami yaşamının etkisi araştırılmıştır. Bununla birlikte Boşnak halkının gönlünde taht kuran, Yugoslavya Devleti’nin varlık gösterdiği zamanda kutlanmayan veya kutlanamayan lakin unutulmayan kendi devletlerini kurduklarında anılan Ayvaz Dede Şenliklerine genel bir bakışıda ele almaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11734">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11735">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11736">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11737">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1467" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1910">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/30b1c67a3c4f989e1e79b0ae25542c74.docx</src>
        <authentication>b415b7102a020652838347fd8814f919</authentication>
      </file>
      <file fileId="1911">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ab29b9eb813e3f42d61272dbfd13082c.pdf</src>
        <authentication>6711b91fd86be07fc896df6adcf24210</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11747">
                    <text>ADNÎ RECEB DEDE DİVÂNI’NDA MEVLÂNA
Eda TOK
Akdeniz Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Antalya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Divân şiiri, Adnî.
ÖZET
Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin
fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok
topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir. Birçok divan şairi Mevlânâ’nın
düşünceleri çevresinde kurulan Mevlevîlik tarikatına intisap etmiş, Mevlevîliğe sevgi duymuş ve
Mevlânâ’ya duydukları sevgiyi şiirlerinde sıkça dile getirmiştir. Zamanla Mevlevîlik adeta şair
yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî
şairlerinden Adnî Receb Dede’dir. Adnî’nin Divânı tarandığında 7’si Mevlânâ’ya, 1’i Şems-i
Tebrîzî’ye, 1’i de Mesnevî’ye yazılmış 9 na’t ve Mevlâna’ya ait birçok unsur görülmektedir. Bu
çalışmada tespit edilen unsurlardan hareketle Mevlevî bir divan şairi olan Adnî’nin gözünden
Mevlânâ’ya bakmaya çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1912">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/aa2f53c84055d9e8e4cb22e7b52bab36.docx</src>
        <authentication>14f40455db6f7322744750d16cfbf54a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1913">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/021223b7c0dc1539d75069f295a2deff.pdf</src>
        <authentication>25421f88b65433e01610e10af59bdc67</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11748">
                    <text>‘ADNÎ RECEB DEDE DÎVÂNI’NDA MEVLÂNA
Eda TOK1
Özet
Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin
fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok
topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir. Birçok divan şairi Mevlânâ‟nın
düşünceleri çevresinde kurulan Mevlevîlik tarikatına intisap etmiş, Mevlevîliğe sevgi duymuş
ve Mevlânâ‟ya duydukları sevgiyi şiirlerinde sıkça dile getirmiştir. Zamanla Mevlevîlik adeta
şair yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî
şairlerinden Adnî Receb Dede‟dir. Adnî‟nin Divânı tarandığında 7‟si Mevlânâ‟ya, 1‟i Şems-i
Tebrîzî‟ye, 1‟i de Mesnevî‟ye yazılmış 9 kaside ve Mevlâna‟ya ait birçok unsur
görülmektedir. Bu çalışmada tespit edilen unsurlardan hareketle Mevlevî bir divan şairi olan
Adnî‟nin gözünden Mevlânâ‟ya bakmaya çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Divân şiiri, Adnî

MEVLÂNA IN DIVÂN OF ADNÎ RECEB DEDE
Abstract
Mevlânâ, one of the most prominent names in the Turkish-Islamic civilization, is a
great mystic, scholar and poet who influenced communities during his life and after his death
with his deep ideas, ingeniousness, the unique need of love and tolerance. Many divân poets
had participated to the sect of Mevlevî established on behalf of the thoughts of Mevlânâ,
loved Mevlevî and expressed their love to Mevlânâ by their poems. Over time, Mevlevism
has become almost a sect where poets were raised. One of the poets who were raised in that
sect is Adnî Receb Dede, a 17 th century poet. When divân of Adnî Receb Dede is scanned, it
is seen that there are 9 kaside that 7 of them are written to Mevlânâ, 1 of them is written to
Şems-i Tebrîzî, 1 of them is written to Mesnevî and many elements that belong to Mevlânâ.
Based on the elements detected in this study, it is aimed to look through the eyes of divan poet
Adnî to Mevlânâ.
Key Words: Mevlânâ, Divân Poetry, Adnî

1

Okt., Akdeniz

Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, tok_eda@hotmail.com

�1. Giriş
1.1. Mevlevîlik ve Mevlevî Edebiyatı
Bir kültür ve sevgi ekolü olan Mevlevîlik Mevlânâ‟dan ilham alınarak kurulmuş bir
tarikattır. Ancak Mevlânâ kendi zamanında şeyhlik iddiasında bulunmadığı gibi bir tarikat da
kurmamıştır. (Top, 2007: 29) Mevlânâ‟nın son zamanlarında onu en iyi şekilde anlamış ve
onu temsil edebilecek olan iki önemli şahsiyet vardı ki bunlardan biri Mesnevi‟yi kaydeden
Çelebi Hüsameddîn, diğeri de oğlu Sultan Veled‟di. Bunlardan Çelebi Hüsameddin
Mevlânâ‟nın mümessili olmuş; ancak onun namına bir tarikat ihdâs etmemiştir. Babasının ve
sâdık müridi Hüsameddîn‟in yapamadığını Sultan Veled yapmış, Mevlânâ‟nın kuvvetli
şahsiyeti etrafında onun yolunu ve erkânını devam ettiren Mevlevîlik yolunu açmıştır.
(Çelebi, 2006: 153-155) Sultan Veled,

46 senelik irşâd hayatının ardından 10 Receb

712/1312 tarihinde vefat etmiştir. Bu süre zarfında Mevlevîliği tam manasıyla bir tarikat
haline getirmiştir. (Çelebi, 2006: 157) Sultan Veled‟in irşad makamına oğlu Ulu Ârif
Çelebi‟yi bırakması tarikatın tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuş ve bu uygulamanın
ardından Mevlevîlik, “çelebi” unvanıyla anılan Mevlânâ soyuna mensup şeyhler tarafından
temsil edilmeye başlanmıştır. Konya Mevlânâ Dergâhı ve çelebilik makamı Mevlevilik
tarikatının merkezi haline getirilmiştir. Ulu Ârif Çelebi Konya‟da oturmakla kalmamış
Anadolu‟ya, Irak‟a hatta Tebriz‟e kadar tüm ömrünü propaganda amaçlı seyahatlerle
geçirmiş, Mevlevîliğin hızla yayılmasına hizmet etmiştir. (Çelebi, 2006: 95; Tanrıkorur, 2004:
468) Kısacası Mevlevîliği Mevlânâ ilham etmiş, Çelebi Hüsameddîn ihya etmiş, Sultan Veled
kurmuş ve Ulu Ârif Çelebi de te‟kid etmiştir. (Çelebi, 2006: 159) Mevleviliğin de diğer
tarikatlarda olduğu gibi bağlılarına beyan ettiği ve titizlikle uygulanması gereken bazı
kuralları ortaya çıkmıştır. Mevlevilikte uyulan ve uygulanan bu kurallara âdâb denir.
Mevlevîlik bu edeb temelleri üzerine bina edilmiş olup âdeta bir edep ve âdâb üniversitesidir.
(Top, 2007: 30) Bir diğer ifadeyle Mevlevîlik, sıradan bir tarikat olmaktan ziyade, bir aşk
yolu, bir kültür hareketidir. (Top, 2007: 29)
Mevlevilik Türk edebiyat ve musikisine, hatta sanatımızın çeşitli dallarına katkılar
sağlamış olan tarikatların da başında gelir. Mevlânâ‟nın büyük bir şair olması da bu geleneğin
oluşmasında büyük etken olmuştur. (İsen, 1999: 308) Mevlânâ hayattayken çevresinde
bulunan ilk kuşakla birlikte, onun ardından ise Mevlevilik bünyesinde yetişen binlerce
tasavvuf ve sanat erbabının sistemli faaliyetleri, Türk sosyal ve kültürel hayatında bir

�“Mevlevî Zümresi”nin ve bu kapsamda bir “Mevlevî Zümresi Edebiyatı”nın ortaya çıkmasını
beraberinde getirmiştir. (Dağlar, 2008: 230-231)
Şairlerin mensup oldukları 12 tarikat içinde Mevlevîlik, Divan şairlerin en çok iltifat
ettikleri tarikat olmuştur. Tarikat müntesibi 320 şair içinde 220‟sinin Mevlevî olması da bunu
açıkça ortaya koymaktadır. (İsen, 1999: 308) Mevlevî olan ya da olmayan şairlerin eserlerinde
ise doğrudan veya dolaylı olarak Mevlânâ‟dan ya da Mevlevilik kültüründen izler
görülmektedir. (Açık, 2002: 113)
Mevlevilik en çok aydın kesimlerde ve şehir merkezlerinde yaygınlık gösterdiği için
bu tarikat mensupları edebî ürünlerini hemen daima aruz vezniyle ve divan şiiri tarzında
vermişlerdir. (İsen, 1999:3008) Bu tarikatta Divan Edebiyatı tekniğinin benimsenmesinde
Mevlânâ‟dan beri Farsça ve aruzla şiir söylemenin gelenek haline gelmiş olması da etkili
olmuştur. (Gölpınarlı, 2006: 409)

Mevlevi şairler, mensubu oldukları tarikatın gereği

mükemmel bir surette tasavvufa âşinadırlar. (Ayan, 1992:460) Bu sebeple Divan Edebiyatının
tasavvufla zenginleşmesinde de Mevlevî şairlerinin ve Mevlevî muhitinin etkisi büyük
olmuştur. (Açık, 2002: 113)
1.2. ‘Adnî Receb Dede
Mevlevîlik zamanla âdeta şair yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen
şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî şairlerinden Adnî Receb Dede‟dir. Asıl adı Receb olan
Adnî, Selanik vilayeti mülhakından Serez (Siroz) şehrinde doğmuştur.

Kaynaklarda

babasının ulemâdan olduğu belirtilen Adnî, iyi bir tahsil imkânı bulmuş, genç yaşında
memleketinde ilim ve faziletiyle seçkin biri hâline gelmiştir. (Esrar Dede, 2000: 350; Göre,
2004: 21) Serez dergâhı şeyhi Ramazan Dede‟den el almak sûretiyle külâh giyip çileye
girmiş, Ramazan Dede‟nin vefatı üzerine yerine posta oturmuştur. (Ali Enver, 2010: 215)
Burada bir süre sâliklere mürşidlik yapan „Adnî, eskiden beri gönlünde olan istek üzerine
âşıkların Kâbesi Mevlânâ Dergâhı‟nı ziyaret etmek için Konya‟ya gitmiştir. „Adnî Konya‟ya
gittiğinde hilafet makamında Abdulhalim Çelebi bulunmaktadır ki bu dönem aynı zamanda
Vâiz Vânî Mehmet Hoca‟nın ikbal devrine rastlar. Raks ve semâ‟ında yasak edildiği bu
dönemde sadrazam Kara Mustafa Paşa, Vânî Üngürüs‟ün faliyetlerini engellemek
düşüncesiyle „Adnî‟nin görüşlerine başvurmak için onu İstanbul‟a davet etmiştir. Vânî‟nin
zulmü „Adnî‟nin manevi desteğiyle engellenmiştir. Adnî İstanbul‟dan Edirne‟ye daha sonrada
buradan Gelibolu‟ya giderek Gelibolu Mevlevîhânesi şeyhi Ağazâde‟nin yanına geçmiş,
oradan da Belgrad‟daki Mevlevîhânenin meşihatiyle görevlendirilmiş, (Göre, 2004: 22-24)

�buradaki hizmeti esnasında, H.1100-M.1689‟ da vefat etmiştir. (Göre, 2004: 24; Ali Enver,
2010: 215)
„Adnî‟nin Dîvân, Nahl-i Tecellî, Şerh-i Kasaîd-i ‘Urfî ve Kasîde-i ‘Adnî olmak üzere
dört eseri tespit edilmiştir. Zehra Göre‟nin yaptığı doktora çalışmasına göre Adnî‟nin
Dîvânı‟nda 38 kaside (2‟si Farsça), 1 terkib-i bend, 4 tahmis (3‟ü Farsça) ve 313 gazel (1‟i
Farsça) yer almaktadır. (Göre, 2004: 26-27)
Şairin 38 kasidesinin 7‟si Hz. Mevlânâ‟ya, 1‟i Şems-i Tebrîzî‟ye, 1‟i de Mesnevî‟ye,
2‟si Abdülhalim Efendi‟ye (Mevlânâ Dergâhı postnişîni) methiyedir. Bu rakamlar bile tek
başına, şairin Mevlânâ‟ya beslediği sevgiye bir işaret niteliğindedir. Şair bir Mevlevî olarak
gerek sözünü ettiğimiz kasidelerde, gerekse Divanı‟ndaki diğer şiirlerinde Hz. Mevlânâ‟ya ve
Mevlevîlik unsurlarına yer vermiştir. Biz çalışmamızda şairin sadece Hz. Mevlânâ‟ya bakışını
konu edineceğiz ve şairimizin gözünden Mevlânâ bakmaya çalışacağız.
2. Adnî Receb Dede Dîvânın’da Mevlânâ’ya Ait Bazı Hususiyetler
2.1. Mevlânâ İçin Söylenen Sıfatlar
2.1.1. Âşıkların Sultanı, Padişah
Türk İslâm medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin
fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok
topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim, eğitimci, şair ve gönüllerin sultanı çok yönlü
bir şahsiyettir. Adnî Receb Dede de Mevlânâ‟yı birçok beyitte âşıkların sultanı olarak
nitelendirir (K18/52, K 18/54). Bu durumda şairin âşıklar ifadesiyle Mevlevîleri kastettiğini
söylemek yanlış olmaz. Şair, Mevlânâ‟yı kandilin nûruna, âşıkları ise onun ateşine dalan
pervanelere benzetir:
Sana pür-sûz-ı şevk olmakdadur pervânevâr „uşşâk
Çerâg-ı bezm-i hâsun nûrısun yâ hazret-i Monlâ

G 269/2

Şair Mevlevîlerden genellikle âşıklar şeklinde söz ederken aşağıdaki beyitte ise Hz.
Mevlânâ‟nın himmetini dileyen dervişler şeklinde söz eder:
Kevneyn gerekmez bize Mevlâ dilerüz biz
Dervîşlerüz himmet-i Monlâ dilerüz biz

G 128/1

�Şair beyitlerinde zaman zaman Mevlânâ‟ya padişah diyerek seslenir (K 19/17, K
20/9), onun Hakk‟ın muhabbet tahtında oturan padişah olduğunu ifade eder:
O pâdîşâh-ı serîr mahabbet-i Hak kim
Ana „asâkir-i‟uşşâk oldı hayl ü haşem K 23/10
2.1.2. Ka‘betü’l-‘uşşâk
Aşağıdaki beyitte şair, Mevlânâ‟nın âşıkların Kâbesi olduğunu ifade eder ve yüz bin
sevabına karşılık Mevlânâ‟dan gelecek bir derdi tercih eder:
Cenâb-ı Ka„betü‟l-„uşşâk Mevlânâ Celâlü‟d-dîn
Ki bir derdi anun yegdür bana yüz bin sevâbumdan

K 21/11

Adnî hakikât kıblegâhı olarak gördüğü Mevlânâ‟nın mezarının toprağını da Kâbe‟ye
benzetir:
O kıblegâh-ı hakikât ki hâk-i merkadidür
Tavâfgâh-ı halâyık misâl-i Beyt-i Harem K 23/8
2.1.3. Penâh
Şair Mevlânâ‟yı tüm dünya halkının sığınağı olarak nitelendirmektedir:
Ey penâh-ı cihâniyân lutfun
Sened-i cümle-i enâm olsun

K 20/39

2.1.4. Sâkî
Şair aşağıdaki beyitte Mevlâna‟yı muhabbet meclisinin sâkîsi olarak nitelendir:
Sâkî-i bezm-i mahabbetsin ki lutfun „âmdur
Ser-girân mahmûra feyz-i câm-ı sahbâ sendedür K 19/36

�2.1.5. Rehber
Adnî, âlemi toprağa düşmüş, susamış balığa; Mevlânâ‟yı ise balığa vatanını gösteren
rehbere benzetir ve denizin Mevlânâ‟da bulunduğunu bildirir:
Hâke düşmiş huşk-leb mâhîdür „âlem ser-te-ser
Reh-ber-i asl-ı vatansın ya‟nî deryâ sendedür

K 19/22

2.1.6. İmam
Şair, “Yine gönül camisinde toplanalım. Bize eylemin ve sözün imam olsun.” diyerek
gönlü câmi, Mevlânâ‟nınn eylem ve sözlerini de bu câminin imamı olarak tasavvur eder. Bu
şekilde Mevlânâ‟nın sözleriyle, davranışlarıyla âdeta bir yol gösterici olduğunu da ifade etmiş
olur:
Câmi„-i dilde yine cem„ olalum
Fi„l ü kavlün bize imâm olsun

K 20/52

2.1.7. Âlemin Sevgilisi, Aşk Rindi, Kâinatın Süsü, Kerem Kaynağı, Saf Suyun
Kaynağı, Güneşin Parıltısının Kaynağı
Şair, Mevlânâ‟nın âlemin sevgilisi (K 19/32); aşk rindi (K 19/21); kâinatın süsü,
doğruluk ve sefa bağı olduğunu ifade eder. (K 19/ 33) Mevlânâ‟ya “Ey kerem kaynağı”
şeklinde seslenerek kıyamette ondan şefaat ister:
Ey kerem kânı kıyâmetde şefâ„at isterüz
Çeşm-i ümmîd-i dil-i bî-çâre ferdâ sendedür K 19/ 35
Âlemi süsleyen güneşin ışıklarının parıltısının Mevlânâ‟da olduğunu söyler:
N‟ola kevneyni vücûdun eylese leb-rîz-i nûr
Çeşme-i envâr-ı mihr-i „âlem-ârâ sendedür

K 19/26

Şair aşağıdaki beyitte de aynı şekilde cihanı, hasret vadisinde dudağı kurumuş bir
hastaya teşbih ederken, saf suyun kaynağının Mevlânâ‟da olduğunu ifade eder:
Teşne-leb bir haste-i vâdî-i hasretdür cihân

�Sendedür ser-çeşma-i âb-ı musaffâ sendedür

K 19/3

2.2. Mevlânâ’nın Bedenî Hususiyetleri
2.2.1. Vücudu, Boyu
Dîvân şiirinde sevgilinin boyu daima uzun ve düzgündür. Sevgilini boyu yer yer selvi,
gülfidanı, nihal, kalem, livâ, sancak, elif olur. Bu boyuyla yürüyünce fitne koparır, kıyamet
olur. (Pala, 2002: 84-85) Adnî de aşağıda yer verdiğiz beyitte divan şiiri geleneğine uyarak
Mevlânâ‟nın boyunu düzgünlüğü ve hoş salınmasıyla anar:
Râst-revlik iden yolunda senün
Kâmetün gibi hoş-hırâm olsun

K 20/18

Kâmetün sâyesinde âsûde
Hoş-kıyâm-ı dem-ı hıyâm olsun

K 20/19

Aşağıdaki beyitte ise Mevlânâ‟nın vücudunu kıyamete teşbih eder:
Bir kıyâmetdür vücûdun nefh-i sûr-ı „ışkile
Hâsıl-ı ser-mâye-i ervâh-ı mevtâ sendedür

K 19/19

2.2.2. Yüzü
Dîvân şiirinde sevgilinin yüzü güneş, ay, mum, ayna, Mushaf, peri, huri, melek… gibi
unsurlara teşbih edilir. (Pala, 2002: 126-127) Adnî de aşağıdaki beyitte Mevlânâ‟nın yüzünü
güneşe teşbih eder ve âşıkların onun yüzünü görmesiyle mutlu olacaklarını bildirir:
Matla„-ı gaybdan yüzün güneşin
Göster „uşşâka şâd-kâm olsun

K 20/41

Aşağıdaki beyitte Mevlânâ‟nın yüzünü bu kez aya; mezarının toprağını ise bulut
perdesine benzetir:
Mâh-ı ruhsâra merkâdün hâki
Tâ-be-key perde-i gamâm olsun

K 20/42

�2.2.3. Dudağı
Divan şiirinde dudak birçok yönlerde teşbih ve mecazlarla kullanılır. Renk ve şekil
yönüyle şarap, kadeh, sâkî, meze, meyhane gibi; renk bakımından la„l, yakut, mercan gibi,
şekil yönünden bir hokka, dür, mühr-i Süleyman gibi; nitelik bakımından ise tabib, darüş-şifa,
ilaç, deva gibi düşünülür. (Pala, 2002: 297) Adnî de Mevlânâ‟nın dudağından söz ederken
la„li açık istiare yoluyla doğrudan dudak yerine kullanır ve dudağı Süleyman‟ın mührüyle
birlikte anar:
„Işk-ı hayâl-i hâtem-i lâ„lünle kâ‟inât
Mahkûm-ı hükm-i mühr Süleymân olur bana

K 18/32

2.2.4. Kirpiği
Kirpikten Müje ve müjgan adları altında bahsedilirken genellikle onun yaralayıcı ve
öldürücü vasıfları söylenir. Kirpik yerine göre kılıç, hançer, ok olabilir. (Pala, 2002: 289)
Adnî de Mevlânâ‟nın kirpiğinden söz ederken divan şiiri geleneğinde olduğu gibi kirpiği
hançer (K 18/29) ve okla birlikte anar. Aşağıdaki beyitte Mevlânâ‟nın kirpiğini oka teşbih
eder:
Kahr-ı a‟dâya fikr-i müjgânun
Terkeş-i sînede sihâm olsun K 20/21
2.2.5. Kâkülü
Divan şiirinde sevgilinin güzellik unsurlarından olan saçı birçok yönüyle ele alınır.
Şekil yönünden resen, rişte, zincir, dâr, çengâl, bend, çenber, dâm, fitne, câdu…; koku
yönünden nafe, misk, anber, semen, reyhân, ud, âbir ; renk yönünden gece, leyl, Leylâ, şâm,
Hind, şebistân… ile birlikte teşbih ve mecazlar yoluyla sıkça kullanılır. (Pala, 2002: 397-398)
Adnî de Mevlânâ‟nın kâkülünden söz ederken perişanlığı ve kokusuyla anar:
Nefhâ-i kâkülün perîşân it
Bezm-i kevneyn-i hoş-meşâm olsun K 20/22

�2.2.6. Beni
Dîvân şiirinde hâl yani ben genellikle yanak, saç, kaş, ayva tüyleri ve dudakla birlikte
anılır. (Pala, 2002: 195) Adnî de Mevlânâ methinde yazdığı kasidesinin aşağıdaki beytinde
beni dâneye; kâkülü ise kuşu avlamak için hazırlanmış tuzağa teşbih eder:
Dâne-i hâl ü kâkülün „arz it
Sayd-ı vahşî tuyûra dâm olsun

K 20/44

2.3. Mevlânâ’nın Diğer Vasıfları
2.3.1. Cömertliği, Merhâmeti, Şefkâti
Adnî, şiirlerinde Mevlâna‟nın şefkâtine, merhâmetine, cömertliğine değinmeyi de
ihmal etmez. Aşağıdaki beyitte onun şefkatiyle kalplerin toplanmış kılınmasını, nefsin yok
edilmesini, vücutların aslının tamir edilmesini ister:
Kalbimüz şefkâtünle kıl mecmû„
Nefsi berbâd-ı in„idâm olsun

K 20/49

Eyle asl-ı vücûdumuz ta„mîr
Fer„-i virân-ı inhidâm olsun

K 20/50

Aşağıdaki beyitte de Mevlânâ‟nın sonsuz cömertliğinden söz eder:
Cûd-ı bî-gâyetün gedâyâna
Nakd-i gencîne-i kirâm olsun

K 20/32

Şair Mevlânâ‟daki bu cömertlik ve mükemmelliği, Onun temiz zatının Mekke-i
Mükerreme‟nin mazharı olmasına bağlar:
Sevâd-ı a‟zamun ol zât-ı pâk mazharıdur
Anunçün oldı kerâmetle ekmel ü ekrem

K 23/15

Şair, Mevlânâ‟nın sevgiyle dolu oluşunu muhabbet savaşında güç, kuvvet dolu olduğu
şeklinde ifade eder:
Nedür bu kuvvet-i kudsiyye bu merdâne cünbişler

�Mahabbet rezminin pür-zûrısın yâ hazret-i Monlâ

G 269/4

Mevlânâ‟nın vasıflarının söylemekle bitiremeyen şair aşağıdaki beytinde Mevlânâ‟nın
aşkıyla ziyafette onun vasıflarını övse, cömertliği ve konukseverliği ile bilinen Hz. İbrahim‟in
ruhunun bile bu ziyafete misafir olacağını ifade eder:
„Işkunla bezl-i mâ‟ide-i na‟tün eylesem
Rûh-ı Halîl hâsılı mihmân olur bana K 18/21
Şair Mevlânâ‟nın güzel vasıflarını anlatabilmek için yine Mevlânâ‟nın aşkına ihtiyaç
duyar. Eğer Mevlânâ‟nın aşkı ona söz kuvveti verirse Mevlânâ‟nın güzel vasıflarını anlatmak
da onun için kolay olacaktır:
„Işkun virince nâtıkama kuvvet-i sühan
Vasf-ı cemîlün eylemek âsân olur bana K 18/34
2.3.2. İlmi
Adnî, bir ilim ve irfan güneşi olan Mevlânâ‟nın ilmine de beyitlerinde sıkça yer verir.
Mevlânâ‟nın her zor bilmecenin çözümü olduğunu (K 19/6); ilmin aslının, dünya ve ahretin
hikmetinin Mevlânâ‟da olduğunu (K 19/12), onun ilminin Allah‟ın ilmi olduğunu (K 19/25)
dile getirir. Şair her sorununu Mevlânâ‟nın halledebileceğini söyler çünkü şairin nazarında
Mevlânâ İlm-i ledünde kılı kırk yaran bir hâkimdir:
Hazret-i Monlâ ider her müşkilün hall „Adniyâ
Çün odur „ilm-i ledünnîde hakîm-i mû-şikâf

G 163/5

2.3.3. Sözleri
Şair, Mevlânâ‟nın sözlerini Hz. İsâ‟nın canlar bağışlayan nefesine benzetir:
Her nutk-ı rûh-perver-i İsâveşün senün
Enfâs-ı feyz-bahş-i dil ü cân olur bana

K 18/48

Şair bir başka beyitte bu kez Mevlânâ‟nın sözlerinin hüzünlü gönüllere ebedi feyz
verdiğini ifade eder:

�Kelâmun hâtır-ı mahzûna feyz-i câvidân eyler
Bu bezmün sâkî-i mahmûrısın yâ hazret-i Monlâ

G 269/5

3. Mevlânâ’nın Mesnevîsi
Mesnevinin sözlük anlamı “ikişer ikişer, ikili” demektir. Her beyitin dizeleri kendi
aralarında uyaklı, aruz bahirlerinin kısa kalıplarıyla yazılan uzun bir nazım biçimidir. (Dilçin,
2004: 167) Bugün Mesnevî denilince Mevlânâ‟nın Mesnevî‟si akla gelir. Bu göklere nispeti
olan nağmenin, bu ilahi sesin doğuşuna sebep Hüsameddin Çelebi‟dir. O, Mevlânâ‟dan
Senâî‟nin Hadikâsı yahut Attar‟ın Mantıkıt-Tayrı vezninde, irfan sırlarını, tarikat usullerini
toplayan bir kitap nazmetmesini ister. Mevlânâ önceden yazmış olduğu 18 beyiti Çelebi‟ye
verir. 657/1259-660/1263 yılları arasında birinci defteri, 662/ 1265‟de ise ikinci deftere
başlayıp aralıksız altı defteri tamamlar. (Füruzanfer, 1990: 211-212) Yaklaşık 1259-1268
tarihleri arasına yazılan Mesnevî 25600 civarı beyitten oluşan, altı ciltlik dev bir eserdir.
Mesnevî tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, tarih, tıp gibi ilimlere ait konuların yer aldığı, zamanın
örf ve adetlerine dair bilgi ve hikayelerin sunulduğu çok yönlü, zengin bir eserdir. (Yeniterzi,
2011: 36) Adnî, Divânı‟nda Mesnevî için bir methiye nazmetmiştir (K 26). Şair, Mesnevî‟nin
emirlerine uyanların hakikat divanında unvan bulduklarını (K 26/11); Mesnevî‟nin sonsuz
feyz kadehi olduğunu (K 26/16); Mesnevî‟nin hayalinin bile âşıklarının sinelerini güneş
ışıklarının doğduğu yere dönüştüreceğini (K 26/6); Mesnevî‟nin Hakk‟ın ahlakıyla
vasıflanmış olan kamil bir mürşit olduğunu ifade eder:
Muttasıf ahlâk-ı Hak‟la mürşid-i kâmildür ol
Benzemez evsâfına halkun hısâl-i Mesnevî

K 26/17

Aşağıdaki beyitte Mesnevî‟nin ilimlerle dolu olduğunu ifade eder:
Mesnevî-i pür- ma‟ârif âsmânî mâ‟ide
Hân-ı yagmâ-yı mezâk-ı menn ü selvâ sendedür

K 19/30

Aşağıdaki beyitte ise Mesnevi‟yi denize benzetir:
Ol mesîhâ-dem ki enfâs-ı sabâ feyzi ile
„Arşa dâmen-gîrdür emvâc-ı bahr-ı Mesnevî

G 273/3

�Adnî, Mesnevî‟den “kitab-ı müstetâb” yani güzel kitap şeklinde de söz eder (K 21/28,
21/29, 21/30, 21/31). Şair edebin hal tercümesi olan bu kitabın her okunmasında, amellerinin
utancından beyhude gönül ve canının eridiğini ifade eder:
Kitâb-ı sîret-ârâ-yı edeb kim her okundukca
Erir cân u dil-i bî-hûde a„mâlüm hicâbumdan K 21/32
Şair Mesnevî‟yi kişileştirerek doğrulukla Mevlânâ‟nın dergâhına gelmeyenlerin hasret
vadisinde Mesnevî‟nin ayakları altında ezilmesini diler:
Gelmeyen nûr-ı yâkîn-ı sıdkile dergâhuna
Vâdî-i hasretde olsun pây-mâl-i Mesnevî

K 26/19

4. Mevlânâ’nın Çevresindekiler
4.1. Şems-i Tebrizî
Mevlânâ denilince ilk akla gelen isim Şems-i Tebrîzî‟dir.

Onun Mevlânâ‟nın

hayatında şüphesiz ayrı bir önemi vardır. Şems, Mevlânâ‟yı etkileyecek, onun ruhunda
fırtınalar koparacak kadar tasavvufî bilgi ve birikime sahip, ilmin ve tasavvufun kemaline
ermiş kâmil bir zattı. Coşkulu mizacı, cezbeli haliyle, ilahi nükteleriyle Mevlânâ‟yı etkileyen
Şems, ondaki cevheri yüzeye çıkarmıştır. Mevlânâ‟nın mürşidi olmaktan ziyade ona bir ayna
olmuştur. Şems, Mevlanâ‟ya mürid olmaktan ziyade kendisinin de ondan feyz aldığını ifade
etmiştir. (Top, 2007: 36-38) Adnî de bu kâmil zata, Şems-i Tebrizi‟ye uzunca bir methiye
yazmıştır (K 25). Şair Şems-i Tebrîzî‟ye yazdığı kasidenin nesib bölümünde bir çeşit tahkiye
yapar ve karşısında biri varmışcasına anlatmaya başlar. Bir gece içi geçer, uykuya dalar,
rüyasında yolu “kişver-i ıtlâk”a düşer. Buradaki kavmin hali perişandır, zarar ve faydayı
birbirinden ayıramazlar. „Adni onlara doğru yolu gösterecek bir rehberleri olmadığını fark
eder. Bu durumu müşahade ederken biri ona gözünü açmasını, hakikat güneşinin doğduğunu
söyler. Gözünü açtığında karşısında Şems-i Tebrîzî‟yi gören şair onu methetmeye başlar.
(Göre, 2004: 62) Şair Şems-i Tebrîzî‟yi hakikat güneşi (K 25/ 15); Tebriz‟in şahı, şahların baş
tacı (K 25/16); Hz. Muhammed‟in nuru, ezelin ve ebedin sırrı, dinin kaynağı (K 25/ 23);
Peygamberlerin övdüğü, halkın en kerimi, ümmetin en kâmili (K 25/ 25); şeriat nurlarının
zuhur ettiği (K 25/26); zamanın piri (K 25/ 47); uğurlu denizin cevheri (K 25/61); ezeli
sırların vakıfı (K 25/562); lütuf ve kerem sahibi (K 25/86) şeklindeki sıfatlarla nitelendirir.

�Şems-i Tebrizi‟nin gönül ve can doktoru olduğunu (K 25/ 52); gönül ve can ağrısına şifa
verenin O olduktan sonra gönle artık hiç illet uğramayacağını ifade eder:
Çün renc-i dil ü câna şifâ-sâz olasın sen
Ugrar mı dahi dâ‟ire-i sîneye „illet K 25/53
Şair Şems‟in hikmetler denizi olduğunu ifade ederek onun ilmine bilgisine de değinir.
Şems hikmetler denizi olunca tabiî ki bu denizin cevherleri ilm-i ledün, dalgaları ise
kerametler olur:
Deryâ-yı hikemsin güherün „ilm-i ledünnî
Pey-der-pey olan mevclerün keşf ü kerâmet

K25/69

4.2. Sultan Veled
Mevlânâ‟nın ilk çocuğu olan Sultan Veled, fiziki ve manevi bakımlardan babasına çok
benzerdi. Sultan Veled büyük bir sadakatle babasına ve onun tavsiyelerine bağlı kalmış,
babasının fikirlerini sistemleştirip hayata geçirmiş, aşk, vecd, cezbe ve semâ‟ gibi unsurları
birleştirip bütünleştirmiş, bir çerçeve içerisine almıştır. (Top, 2007: 235-238) Adnî aşağıdaki
beyitlerde Sultan Veled‟e yer verir ve Hz. Sultan Veled‟in göğün makamının padişahı
olduğunu söyler. Şair, iktibas sanatından yararlanarak men aref‟in (Men arefe nefsehü fekad
arefe Rabbehü: Nefsini bilen Rabbini bilir. (Aclûnî, II, 2532)) tüm hükümlerinin onda peyda
olduğunu ifade eder.
Pâdişâh-ı „arş-mesned Hazret-i Sultan Veled
K‟anda peydâ oldı ahkâm-ı tamâm-ı men „aref

G 162/4

Şair aşağıdaki beyitte tecrid sanatıyla kendini soyutlar ve kölesi olduğu Sultan
Veled‟in lütfıyla bahtının mektubuna men aref mührünü basmasını diler:
Hâtem-i lutfunla ur lutf ile „Adnî bendenün
Nâme-i ikbâline mühr-i hitâm-ı men „aref

G 162/5

4.3. Hüsâmeddin Çelebi
Mevlânâ‟nın halifesi, müridlerinin başı, önderi olan Hüsâmeddin Çelebi‟nin
(Füruzanfer, 1990: 143) en büyük hizmeti, Mevlânâ‟yı teşvik ederek O‟nun Mesnevî‟yi

�yazmasına katkıda bulunması, Mesnevî‟ye ebelik etmesidir. (Top, 2007: 231) Bütün Mesnevî
ciltlerinin ön sözleri Hüsâmeddin Çelebi‟nin şerefli lakaplarıyla süslenmiştir. (Sipehsalar,
2011: 165) Adnî bu önemli isme de şiirinde yer vermeyi unutmaz, aşağıdaki beyitte
Hüsâmeddin‟in zafer kılıcının elması olduğunu bildirir. Şair iktibas sanatı yaparak men aref
(Men arefe nefsehü fekad arefe rabbehü: Nefsini bilen Rabbini bilir. (Aclûnî, II, 2532))
kılıcını cahilliğin boynuna vuranın da Hüsâmeddin‟in ta kendisi olduğunu söyler:
Tîg-i elmâs-ı zafer ya‟nî Hüsâmü‟d-dîn kim
Gerden-i cehle uran oldur hüsâm-ı men „aref

G 162/3

5. Adnî’nin Mevlânâ’ya Beslediği Muhabbet
Adnî yazdığı on sekizinci kasidesinde özellikle Mevlânâ‟ya duyduğu aşkı, bu aşkla ne
hâle geldiğini, o aşk kendisinde olmasa ne hallere geleceğini dile getirir. Şair, gönlünde
Mevlânâ‟ya duyduğu aşk olduktan sonra dertlerinin ateş bile olsa kendisine gül bahçesi gibi
geleceğini (K18/4); onun aşkıyla hüzünlü gönlünün ahının kıvılcım ve dumanlarının, adeta
bostanın sümbülü ve bağın gül yaprağı olacağını (K18/5); Mevlânâ‟nın aşkıyla ney gibi
nağmeler çıkarsa feleğin zerrelerinin bile dans eden âşıklar olacağını (K 18/14) dile getirir.
Mevlânâ‟nın aşkını hasta gönüllerin doktoru olarak gören şair kendisine de Mevlânâ‟nın
sıhhat, derman getireceğini düşünür:
„Işkun tabîb-i haste-dilândur belî belî
Sıhhat-resân-ı neşve-i dermân olur bana

K 18/13

Şair ağlayan, inleyen, yaralı, matemli gönlüne Hz. Mevlânâ‟nın daima şenlik neşesi
bağışladığını ifade eder:
Dili mâtem-güzîn-i dâgdâr-ı „Adnî-i zârun
Dem-â-dem neş‟e-bahş-ı sûrısın yâ hazret-i Monlâ G 269/7
Şair doğruluk ehline, iki dünyanın mutluluğunun Mevlânâ‟da olduğunu bildirir:
Hâlisâne dem-be-dem takdîs-i rûhun ideyüm
Ehl-i sıdka devlet-i dâreyn zîrâ sendedür

K 19/41

�Şair, Mevlânâ‟nın kavuşma bayramını dünyaya söylese, bu sözünü işiten herkesin
adeta kendisine kurban olacağını söyler aynı zamanda kurban bayramına da göndermede
bulunur:
„Işkunla „îd-i vaslunı dünyâya söylesem
Gûş eyleyen kelâmumı kurbân olur bana

K 18/23

Şaire Mevlânâ‟nın aşkıyla dert, acı bile güzel görünürken onun aşkı olmadığında ise
güzel olan her şey bu kez ona kötü görünmektedir. Gönülde Mevlânâ‟nın aşkı olmasa
bülbülün ötmesi bile kendisine kötü nağmeler olarak gelecek (K 18/ 19); dünyanın gül
bahçelerindeki her taze gonca adeta yakıcı bir kor olacaktır (K 18/20). Bu yüzden şair,
Mevlânâ‟nın aşkından mahrum olmak istemez, buna tahammül bile edemez. Gönlü bir an
bile onun aşkından uzak kalsa vücudu adeta hüzünlü bir eve dönecektir:
„Işkundan olsa dûr gönül bir nefes eger
Dâr-ı vücûd külbe-i ahzân olur bana

K 18/15

Şair Mevlânâ‟dan meded ummayanlara da âdeta beddualar savurur. Mevlânâ‟nın
hikmetinden ilaç istemeyenlerin dert hastası olmasını (K 20/ 6), değerini inkâr edenlerin tüm
hallerinin eksik kalmasını (K 20/ 7), onun aşkının kokusuyla sıhhat istemeyenlerin nezle
olmasını (K 20/34) diler. Şair aşağıdaki beyitte de Mevlânâ‟nın eşiğini Kâbe‟ye benzetir ve
burasını Kâbe‟nin haremi olarak görmeyenlere de feyz-i sefanın haram olmasını diler:
Harem-i Ka„be bilmeyen eşigün
Ana feyz-i safâ harâm olsun K 20/17
Bir başka beyitte ise Mevlânâ‟yı elif harfi gibi birlikte bilmeyenlerin, üzüntülerinden
daima lâm harfi gibi olmasını ister:
Seni vahdetde bilmeyen çün elf
Eleminden hemîşe lâm olsun K 20/38

�3. Sonuç
Adnî Receb Dede‟nin Dîvânı‟ndaki kasidelerini başta Mevlânâ olmak üzere genellikle
Mevlevî muhitinden seçtiği kişilere yazması, onun Mevlânâ‟ya beslediği sevgiye bir işaret
niteliğindedir. Adnî, Mevlânâ‟ya âşıkların sultanı, padişah, sâkî, rehber, imam diyerek
seslenmiş, O‟nu Mevlevîlerin Kâbe‟si, sığınağı olarak görmüştür. Şair, Mevlânâ‟nın
cömertliği, merhameti, şefkati, himmeti, lütfu gibi vasıflarını çeşitli teşbihlerle anmış ve
O‟ndan meded ummuştur. Mevlânâ‟nın sonsuz ilim ve bilgisine şiirlerinde sıkça yer vermiştir.
Şair, Mevlânâ‟nın kişilik özelliklerinin yanı sıra onu fiziksel özellikleriyle de anmıştır. Ancak
Mevlânâ‟nın bedensel hususiyetlerini anlatırken divân şiirinde yer alan sevgili tipinin dışına
çıkmamıştır. Şairin şiirlerinde gerçek anlamıyla Mevlânâ‟nın fiziksel özelliklerini bulamayız.
Dolayısıyla Adnî de Mevlânâ‟dan söz ederken divân şiirinde olduğu gibi uzun ve düzgün bir
boya sahip, tuzağı andıran, güzel kokulu, perişan saçları ve beni olan, dudağı la‟le benzeyen
klâsik bir sevgili tipi çizmiştir.
Adnî Mevlânâ‟nın eşsiz bilgilerle dolu olan eseri Mesnevî‟ye de bir methiye yazmış ve
Mesnevî‟yi yüceltmiştir. Mevlânâ denilince ilk akla gelen ismi, Şems-i Tebrizî‟yi de
unutmayan şair onun için uzunca bir kaside yazmış ve Şems‟in vasıflarını çeşitli sanatlarla
övmüştür. Adnî, Şems‟e uzunca bir methiye yazarken Hüsâmeddin Çelebi ve Sultan Veled‟e
ise birer beyitle yer vermiştir.
Adnî şiirlerinde Mevlânâ‟ya duyduğu derin muhabbetti sıkça dile getirmiştir.
Gönlünde Mevlânâ‟nın aşkı varken neler yapabileceğini ve onun aşkının olmaması
durumunda ne hallere düşeceğini anlatmıştır. Hatta şair Mevlânâ‟dan meded ummayanlar da
beddualar yağdırmıştır.

�KAYNAKÇA
Aclûnî, (1351/1931), Keşfü’l-Hafâ, c. I-II, Mısır.
Açık, Nilgün (2002), “Divan Edebiyatı‟nda Mevlevîlik Etkisi ve Mevlevî Şairler”, Doktora
Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Ali Enver (2010), Mevlevî Şairler- Semahâne-i Edeb, (haz. Tahir Hafızoğlu), İstanbul, İnsan
Yayınları.
Asaf Hâlet Çelebi (2006), Mevlânâ ve Mevlevilik, Ankara, Hece Yayınları.
Ayan, Hüseyin (1992) “Mevlevi Şairler”, Türk Dili, S. 492, s. 456-460.
Dağlar, Abdülkadir (2008), “Mevlevî Edebiyatı Kaynaklarından Tezkire-yi Şuarâ-yı
Mevleviyye ile Semahâne-i Edeb‟in Mukayesesi”, Turkish Studies, International Periodical
For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, s.230-231.
Dilçin, Cem (2004), Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
Esrar Dede (2000), Tezkire-i Şu’arâ-yı Mevleviyye, (haz.: İlhan Genç), Ankara, Atatürk
Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları.
Feridun Bin Ahmed-i Sipehsâlâr (2011), Mevlânâ ve Etrafındakiler, (çev. Tahsin Yazıcı),
İstanbul, Pinhan Yayıncılık.
B. Füruzanfer (1990), Mevlânâ Celâleddin, (çev. Faruk Nafiz Uzluk), İstanbul, Milli Eğitim
Bakanlığı Yayınları.
Göre, Zehra (2004), Adnî Receb Dede Hayatı ve Eserleri, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Konya.
İsen, Mustafa (1999), “Tezkirelerin Işığında Divan Edebiyatına Bakışlar: Divan Şairlerinin
Tasavvuf ve Tarikat İlişkileri”, Osmanlı Divan Şiiri Üzerine Metinler, (haz. Mehmet
Kalpaklı), İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, s.306-309.
Pala, İskender (2002), Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü, İstanbul, Leyla ile Mecnun
Yayıncılık.
Tanrıkorur, Barihüda (2004), “Mevleviyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ,
Ankara, Türkiye Diyanet Vakfı, c.XXIX, s. 469-475.

�Top, H. Hüseyin (2007), Mevlevî Usûl ve Âdâbı, İstanbul, Ötüken Yayınları.
Yeniterzi, Emine (2011), Sevginin Evrensel Mühendisi Mevlânâ, Ankara, Diyanet Vakfı
Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11739">
                <text>1994</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11740">
                <text>ADNÎ RECEB DEDE DİVÂNI’NDA MEVLÂNA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11741">
                <text>TOK, Eda</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11742">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Divân şiiri, Adnî. ÖZET  Türk İslam medeniyetinin yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Mevlânâ, derin fikirleri, dehâsı, eşsiz sevgi ve hoşgörüsüyle gerek yaşamı gerekse ölümünden sonra pek çok topluluğu etkilemiş büyük bir mutasavvıf, âlim ve şairdir. Birçok divan şairi Mevlânâ’nın düşünceleri çevresinde kurulan Mevlevîlik tarikatına intisap etmiş, Mevlevîliğe sevgi duymuş ve Mevlânâ’ya duydukları sevgiyi şiirlerinde sıkça dile getirmiştir. Zamanla Mevlevîlik adeta şair yetiştiren bir ocak haline gelmiştir. Bu ocakta yetişen şairlerden biri de 17.yüzyıl Mevlevî şairlerinden Adnî Receb Dede’dir. Adnî’nin Divânı tarandığında 7’si Mevlânâ’ya, 1’i Şems-i Tebrîzî’ye, 1’i de Mesnevî’ye yazılmış 9 na’t ve Mevlâna’ya ait birçok unsur görülmektedir. Bu çalışmada tespit edilen unsurlardan hareketle Mevlevî bir divan şairi olan Adnî’nin gözünden Mevlânâ’ya bakmaya çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11743">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11744">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11745">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11746">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
