<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=135&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-16T20:12:25+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>135</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1448" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1860">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6677cf2f5154b970d8c22736e49776ff.docx</src>
        <authentication>ee607f03be23cf06cac6f9b35244ae50</authentication>
      </file>
      <file fileId="1861">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/74c6a66a69be51510cbf0b84dd6f34ab.pdf</src>
        <authentication>5ef077abfce8ae53ea46b16d92eac88f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11570">
                    <text>REFİK HALİT KARAY’IN “ESKİCİ” HİKÂYESİNİN SÖZ DİZİMİ AÇISINDAN
ÇÖZÜMLENMESİ VE ETKİNLİK ÖRNEKLERİ
Demet SANCI UZUN / Bekir GÖKÇE
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Rize /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Çözümleme yöntemi, Türkçe dersi, Eskici, Refik Halit Karay.
ÖZET
Refik Halit Karay, 20 yüzyıl hikâye ve romancıları arasında seçkin bir yere sahiptir.
Türkçeyi ustalıkla kullanan yazarın kurgu gücü, sözcük seçimi ve cümle yapısındaki çeşitlilik
dikkat çekmektedir. Türkçe dersi, temelde bilginin beceriye dönüştürüldüğü bir derstir. Dinleme,
konuşma, okuma ve yazma olmak üzere temel dil becerileri, dil bilgisi alanıyla tamamlanır. Dil
bilgisi öğretiminde tercih edilen yöntemlerden biri, çözümleme çalışmalarıdır. Türkçe dersinde
bütünlük ilkesinin gereği olarak temel dil becerilerinin geliştirilmesi sırasında dil bilgisi
konularına da değinilmekte, söz konusu dil bilgisi unsurlarının işlevleri sezdirilmeye
çalışılmaktadır. Bu çerçevede, çözümleme çalışmalarını tümevarım çalışmalarının tamamlayıcısı
olarak görmek mümkündür. Bu yolla öğrencilerin fark etme, ilişki kurma, karşılaştırma, işlevini
sezme, birleştirme gibi zihinsel becerileri gelişebilir. Çözümleme çalışmalarında uygulanan
parçalama ve ayrıştırma tekniklerinin yardımıyla cümle ile ilgili bilgileri kavratmak
kolaylaşabilir. Dil bilgisi öğretiminde tümevarım ve çözümleme yöntemini bütünlük yaklaşımı
doğrultusunda uygulamak, işlevsel dil bilgisi öğretimine önemli katkılar sağlayabilir. Bu
çalışmada Refik Halit Karay’ın “Eskici” adlı hikâyesi, söz dizimi açısından çözümlenmiş ve
kullanışlı etkinlikler hazırlanmıştır. Bu etkinliklerin, çözümleme yönteminin niteliğini artırdığı
ve bilginin beceriye dönüşmesini sağladığı söylenebilir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11562">
                <text>2227</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11563">
                <text>REFİK HALİT KARAY’IN “ESKİCİ” HİKÂYESİNİN SÖZ DİZİMİ AÇISINDAN ÇÖZÜMLENMESİ VE ETKİNLİK ÖRNEKLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11564">
                <text>SANCI UZUN, Demet 
GÖKÇE, Bekir </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11565">
                <text>Anahtar Kelimeler: Çözümleme yöntemi, Türkçe dersi, Eskici, Refik Halit Karay.  ÖZET  Refik Halit Karay, 20 yüzyıl hikâye ve romancıları arasında seçkin bir yere sahiptir. Türkçeyi ustalıkla kullanan yazarın kurgu gücü, sözcük seçimi ve cümle yapısındaki çeşitlilik dikkat çekmektedir. Türkçe dersi, temelde bilginin beceriye dönüştürüldüğü bir derstir. Dinleme, konuşma, okuma ve yazma olmak üzere temel dil becerileri, dil bilgisi alanıyla tamamlanır. Dil bilgisi öğretiminde tercih edilen yöntemlerden biri, çözümleme çalışmalarıdır. Türkçe dersinde bütünlük ilkesinin gereği olarak temel dil becerilerinin geliştirilmesi sırasında dil bilgisi konularına da değinilmekte, söz konusu dil bilgisi unsurlarının işlevleri sezdirilmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede, çözümleme çalışmalarını tümevarım çalışmalarının tamamlayıcısı olarak görmek mümkündür. Bu yolla öğrencilerin fark etme, ilişki kurma, karşılaştırma, işlevini sezme, birleştirme gibi zihinsel becerileri gelişebilir. Çözümleme çalışmalarında uygulanan parçalama ve ayrıştırma tekniklerinin yardımıyla cümle ile ilgili bilgileri kavratmak kolaylaşabilir. Dil bilgisi öğretiminde tümevarım ve çözümleme yöntemini bütünlük yaklaşımı doğrultusunda uygulamak, işlevsel dil bilgisi öğretimine önemli katkılar sağlayabilir. Bu çalışmada Refik Halit Karay’ın “Eskici” adlı hikâyesi, söz dizimi açısından çözümlenmiş ve kullanışlı etkinlikler hazırlanmıştır. Bu etkinliklerin, çözümleme yönteminin niteliğini artırdığı ve bilginin beceriye dönüşmesini sağladığı söylenebilir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11566">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11567">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11568">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11569">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1449" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1862">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/920e6ce696a9148ef203f0e86f6692fe.docx</src>
        <authentication>2fdbdb771d91203f0bfbb97a155f796a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1863">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7084693c8d60ca7375bfe06a931aef54.pdf</src>
        <authentication>7ed094e08659bf78a3cb9b3bae550a4a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11579">
                    <text>EDEBİYAT DERSLERİNDE SESLİ ŞİİR OKUMA VE ŞİİR DEFTERİ TUTMA
ETKİNLİKLERİ ÜZERİNE ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ
Cemal SARAÇ
Marmara Üniversitesi, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk Dili ve Edebiyat Dersi, Sesli Şiir Okuma, Şiir Defteri Tutma,
Öğretmen e Öğrenci Görüşleri
ÖZET
Bu çalışma, edebiyat derslerinde sesli şiir okuma ve şiir defteri tutma etkinliklerine ilişkin
öğretmen ve öğrenci görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 2009-2010 öğretim
yılı ikinci döneminde yürütülmüştür. Öğrencilere bahar döneminde lisede edebiyat derslerinde
yaptıkları sesli şiir okuma ve şiir defteri tutma etkinliklerine yönelik bir anket uygulanmıştır.
Ankette 6 adet açık uçlu soru bulunmaktadır. Öğretmenlere ise, derslerde bu tür faaliyetler yapıp
yapmadıklarını öğrenmek amacıyla 6 sorudan oluşan benzer bir anket uygulanmıştır.
Araştırmaya 73 öğrenci ve 10 öğretmen katılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler frekans ve
yüzdelerle açıklanmış ve yorumlanmıştır. Çalışma nitel araştırma türündedir. Bulgular, tablo
biçiminde sunulmuş, öğretmen ve öğrenci görüşlerinden çarpıcı ve ilgi çekici olanlarından
doğrudan alıntılar yapılmıştır. Elde edilen verilere göre öğrenciler; bu tür etkinlilerin derslere
olan ilgiyi arttırdığını, şiire olan sevgiyi arttırdığını, derslerde kullanılan fon müziğinin
duygusallıklarını ortaya çıkardığını, şiirler ve şiir defteri sayesinde daha çok şair tanıdıklarını,
diğer derslerde de bu tür faaliyetlerin olması gerektiğini, kendilerini şiirle daha rahat ifade
edebildiklerini belirtmişlerdir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11571">
                <text>1851</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11572">
                <text>EDEBİYAT DERSLERİNDE SESLİ ŞİİR OKUMA VE ŞİİR DEFTERİ TUTMA ETKİNLİKLERİ ÜZERİNE ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11573">
                <text>SARAC, Cemal</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11574">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk Dili ve Edebiyat Dersi, Sesli Şiir Okuma, Şiir Defteri Tutma, Öğretmen e Öğrenci Görüşleri  ÖZET  Bu çalışma, edebiyat derslerinde sesli şiir okuma ve şiir defteri tutma etkinliklerine ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 2009-2010 öğretim yılı ikinci döneminde yürütülmüştür. Öğrencilere bahar döneminde lisede edebiyat derslerinde yaptıkları sesli şiir okuma ve şiir defteri tutma etkinliklerine yönelik bir anket uygulanmıştır. Ankette 6 adet açık uçlu soru bulunmaktadır. Öğretmenlere ise, derslerde bu tür faaliyetler yapıp yapmadıklarını öğrenmek amacıyla 6 sorudan oluşan benzer bir anket uygulanmıştır. Araştırmaya 73 öğrenci ve 10 öğretmen katılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler frekans ve yüzdelerle açıklanmış ve yorumlanmıştır. Çalışma nitel araştırma türündedir. Bulgular, tablo biçiminde sunulmuş, öğretmen ve öğrenci görüşlerinden çarpıcı ve ilgi çekici olanlarından doğrudan alıntılar yapılmıştır. Elde edilen verilere göre öğrenciler; bu tür etkinlilerin derslere olan ilgiyi arttırdığını, şiire olan sevgiyi arttırdığını, derslerde kullanılan fon müziğinin duygusallıklarını ortaya çıkardığını, şiirler ve şiir defteri sayesinde daha çok şair tanıdıklarını, diğer derslerde de bu tür faaliyetlerin olması gerektiğini, kendilerini şiirle daha rahat ifade edebildiklerini belirtmişlerdir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11575">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11576">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11577">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11578">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1450" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1864">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6fde60b867afe274e542f2c13b5caf4b.docx</src>
        <authentication>8bec028652419910a9751c678634afa0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1865">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b937cba5d07314604b0136b27f28585e.pdf</src>
        <authentication>d6970cb4fbe33af7ba411a733f747816</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11588">
                    <text>İKİNCİ YENİ ŞİİRİNİN ÜSLUBUNA BİR GEREKÇE OLARAK “İNSAN”
Orhan SARIKAYA
İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, modernizm, birey, kentleşme, kapitalistleşme.
ÖZET
Kimi eleştirmenler İkinci Yeni şiir hareketinin üslubunu “muğlâklıktan kapalılığa, absürd
ve saçmadan anlamsızlığa” kadar bir yığın sözle tenkit ederken; edebi metne yaklaşım biçimi
açısından en temel unsurlardan birisi olan: “ şairler kendilerini yazarlar, yaşadıkları devirde
devraldıkları malzemeden” kaidesini ıskalamışlar veya görmek istememişlerdir. İşte biz bu
çalışmada deformasyon, sapmalar ve yoğun metinler arası göndermelerle okuyucudan çok ciddi
bir gayret ve kültürel birikim isteyen İkinci Yeni şiir hareketinin üslubuna bir gerekçe olarak
yaşadıkları devrin netice verdiği “insan” ön plana çıkarılacaktır. Bunu yaparken öncelikle İkinci
Yeni’nin etkin olduğu 1950-60 yılları arasında Türk toplumunun sosyolojik durumun
özetlenecek, sonrasında şairlerin gerek düzyazılarından gerekse şiirlerinden örneklerle savı
destekleme yoluna gidilecektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1866">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/caed8e1864bdb6982684d953911bdb05.doc</src>
        <authentication>7607b7cb186f08f1a9a025262a2a7d1d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1867">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d2ec54c295067646c70f15ddb83cb37d.pdf</src>
        <authentication>572205c69d4583d0a59a54077bbc2d67</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11589">
                    <text>İKİNCİ YENİ ŞİİRİNİN ÜSLUBUNA BİR GEREKÇE OLARAK
“İNSAN”
1

ÖZET
Kimi eleştirmenler İkinci Yeni şiir hareketinin üslubunu “muğlaklıktan kapalılığa,
absürd ve saçmadan anlamsızlığa” kadar bir yığın sözle tenkit ederken; edebi metne yaklaşım
biçimi açısından en temel unsurlardan birisi olan: “ şairler kendilerini yazarlar, yaşadıkları
devirde devraldıkları malzemeden” kaidesini ıskalamışlar veya görmek istememişlerdir. İşte
biz bu çalışmamızda deformasyon, sapmalar ve yoğun metinler arası göndermelerle
okuyucudan çok ciddi bir gayret ve kültürel birikim isteyen İkinci Yeni şiir hareketinin
üslubuna bir gerekçe olarak yaşadıkları devrin netice verdiği “insan”ı ön plana çıkaracağız.
Bunu yaparken öncelikle İkinci Yeni‟nin etkin olduğu 1950-60 yılları arasında Türk
toplumunun sosyolojik durumunu özetleyeceğiz, sonrasında şairlerin gerek düzyazılarından
gerekse şiirlerinden örneklerle savımızı destekleme yoluna gideceğiz.
Anahtar kelimeler: İkinci Yeni, modernizm, birey, kentleşme, kapitalistleşme.

ABSTRACT

HUMAN IN SECOND NEW POEM AS A EXPLANATION TO ITS
WORDING
While the wording of the second new poem movement is criticised with words like
shallow, complicated and unnecessary, the main fact of approach to literary work “ The poet
is effected by his time and life.” is ignored. In this study we will emphasize “human” effected
by poets time and life experience as a theme in wording of second new poem movement
requires cultural experiences by refering example works. While we are doing this we will
explain the sociologic state of Turkey in 1950-1960(the period that the mentioned fact is very
popular) and support the study with example works of poets‟.
Key words: New Second Poem, Modernism, İndividual, Urbanization, Capitalization.

1

İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, osarikaya@istanbul.edu.tr

�GİRİŞ
Ahmet Hamdi Tanpınar, klasik edebiyatımızın insana bakışındaki köklü değişimi,
ideal olandan reel olana geçişi, bir anektodla anlatır (Tanpınar, 1982: 92): Ona göre
Keçecizade İzzet Molla‟nın Keşan‟a “sürgün”ü esnasında atlı arabanın aynasından kendisine
“ben” merkezli bakışı ve bunu bir haber değeri olarak anlatışı; “edebiyatımızda insan
psikolojisine kesin, net ve realist bir tavırla yaklaşımın ilk belirtileridir”. (Korkmaz, 2000: 92)
Edebiyatımızda bir tekamül olarak ortaya çıkan bu yaklaşım şekli, Tanzimat dönemi
edebiyatının sosyal muhtevaları arasında yeniden kaybolmuştur. Servet-i Fünun‟da insan,
santimental görünümler eşliğinde negatif değerlerle yüklü bir şekilde ele alınmış; Milli
mücadele ve onu takip eden yıllarda sosyal ve siyasi zorunlukllar neticesiyle “insan” bir kere
daha idealizme kurban edilmiştir. Garip hareketinde insan, maişet ve günü kurtarma derdinde
sıradan ve basite indirgenmiş şekliyle ele alınmış; sosyal gerçeçiler ise insana toplumsal bir
birim olarak bakmışlardır. İkinci Yeni şiiriyledir ki “ben” dediğimiz birey, modern insan, salt
gerçekçi bir tutumla ve bütün görünümleriyle Türk şiirinde kendisine yer bulmuştur.

1. İkinci Yeni Şiirinin Ortaya Çıktığı Sosyal Zemin
İkinci Yeni, eleştirmenler ve araştırmacılar tarafından ele alınırken genellikle “sözcüklerin
çarpıtılmasından, yeni söz dizimlerinin belirmesinden, imgelerin özerkleşmesinden,
alışılmamışa ve paradoksa düşkünlükten, anlam gezinmeleri ve dalgalanmalarından”, yani bir
üslup değişmesinden, bir teknik farklılaşmadan bahsedilmiş; hatta sosyolojik kökenli bir soru
olan “İkinci Yeni‟yi neyin getirdiği” sorusu bir önceki teknik tanımlamayı da bastırmıştır.
Ancak “akımın yeni bir insan anlayışı ve önerisi” (Koçak, 2011: 12) getirdiği üzerinde
yeterince durulmamıştır. Oysaki: “İkinci Yeni‟yi tanımlama çabası aynı zamanda modern
hayatın içindeki insanı tanımlama çabasıdır. İkinci Yeni, klasik şiir anlayışlarının dışında,
Türk şiirinin kaçınılamaz uğraklarından biri olmasının ötesinde, bir yanıyla modern hayatın
içinde olsa da, diğer yanıyla ona karşı bir duruş geliştirme çabasındaki insanın şiiridir.”
(Altıyaprak, 2008: 3)
Modern yaşam koşulları 1950‟lerden itibaren kentleşme ve kapitalistleşme gibi olgularla birlikte özellikle
büyük şehirlerimizde kendisini göstermeye başlamıştır. Köyden kente, cemaatten bireye doğru büyük bir
değişim süreci içerisine girilmesiyle birlikte, modern yaşam koşullarının bireyde meydana
getirdiği kültürel ikilemlerin ve değerler arası çatışmaların çıkması, kentteki çarpık ve yapay
ilişkiler, tekdüze yaşam biçimi, doğadan kopukluk gibi yıpratıcı etkiler ortaya çıkarmıştır.

�Sosyolojik anlamdaki bu köklü değişim, ilk olarak organik duyarlılığı çok yüksek olan şiirde kendisine yer bulmuştur.
Bu dönemde modern şiir dili bakımından, büyük bir gelişim ve değişime öncülük eden İkinci Yeni şiiri, kent yaşamı
ve modernitenin sancılarıyla yeni yeni karşılaşmaya başlayan modern insanın da görünümlerini kendisine mesele
edinmiştir. Ancak İkinci Yeni neredeyse gündeme geldiği her ortamda bu tematik tutumundan çok, şiir dili ve
biçiminde meydana getirdiği, deformasyon ve sapmalar, özerkleştirilen imgeler, yeni söz dizimleri, anlamı örten
sayıklar bir dil gibi radikal değişiklikler noktasında konu edilmiş; son tahlilde zamanın biçimi olan şiirin arka planında
bir dönemin ve düşünme sistematiğinin ögelerini barındırdığı gerçeği çoğu zaman hesap edilmemiştir. Bu gerçek
hesap edildiğinde 20. yüzyıl modernitesinin ifadesini sanatsal alanda bulduğu ve modern sanatın aynı zamanda
modern dönemin eleştirisini de yüklendiği görülecektir. Bu yönüyle İkinci Yeni şairleri modern sanatın imkanlarını
şiirlerine taşırken, modern yaşam koşullarına karşı direnme gücü ortaya koymaya çalışan bireyin şiirini de
yazmışlardır.
Şiirlerini yazarken yukarıda vurguladığımız avant-garde tutumları eleştirmenler tarafından “züppelik”le
nitelendirilmelerine yol açmış, bu tutumlarının altında toplumda oluşturulan izole durumu aşma çabaları; kapitalist
düzene tepki olarak etik bir duyarlılıkla kendi içine kapanan şiirlerinin gerçeği görmezlikten gelinmiştir.

2. Bir Günah Çıkartma Çabası Ya da Anlaşıl-a-mayanın İzahı
İkinci Yeni şairleri gerek yazılarında gerekse vermiş oldukları röportajlarda şiir dili ve
üslubunda meydana getirdikleri radikal değişikliklerin izahına girişimişler; eleştirmenler
tarafından tenkide tabii tutuldukları noktaların gerekçelerini ortaya koymuşlardır. Özellikle
Turgut Uyar, Edip Cansever, poetik düşüncelerini ortaya koydukları yazılar ve söyleşiler de;
şiirlerinde modern yaşam koşulları karşısındaki insanın trajedisini temel aldıklarını açıkça
ifade etmişlerdir.
Bir söyleşide Tomris Uyar‟ın “İkinci Yeni ile ilk olarak insanın, o insan “küçük” de
olsa –ne demekse o- bir birey kimliğiyle trajedisi işlenmeye başlıyor.” sözüne, Edip Cansever:
“Önemli olan “küçük” olsun “büyük” olsun, insanın trajedisine geçmek, birey olarak ve
toplum içindeki konumuna göre trajiğini yakalamak.” (Uyar, 2009: 546) sözleriyle karşılık
vermiştir.
Turgut Uyar, İkinci Yeni‟nin amacının, çağın karmaşasını dile getirmek olduğunu,
şiirden vazgeçilmek pahasına en iyi anlatmak nasıl mümkünse onu denediklerini, “mısra
döktürmeye” vakitlerinin olmadığını söyler. Yani [İkinci Yeni] “biçimi içeriğe değil, içeriği
biçime akıtmak istiyor, üstelik (…)bireyin varoluş biçimlerini sorgulama sürecinde” biçimsel
kaygıları da bir tarafa bırakmayı göze alabiliyordu.” (Gümüş, 2010: 80) Aynı paralelde
Cansever‟in görüşleri de bu iddiayı güçlendirmektedir. “Öyle sanıyorum ki, bizim kuşağımız

�bunu –iyi vitrin şiiri yazmayı- aramadı, şiirde bireyin dramını ele alarak geliştirmek,
çeşitlendirmek istedi.” (Uyar, 2009: 546)
Çağın karmaşası karşısında gittikçe eriyen bir insan vardır. Bu insanın mutlu
olabilmesi sadece ekonomik ve toplumsal koşullar “determinisme” bağlı değildir. Toplumbirey çatışması güncelliğini korumakta ise de, meseleye bir “statistique” meselesi diye
bakılmamakta, yaşantının büyük ölçüde şiire karışmasından ötürü, hem tek insan, bir “bütün”
olarak değer bulmaktadır. (Uyar, 2009: 546)
Kim olursa olsun bireyin birey olarak, bir bütün olarak ele alınmasına ve değer
verilmesine Turgut Uyar, ciddiyetle yaklaşmıştır. “Vaiz Sokak” adlı yazısında bu ciddiyete
delil olabilecek şu sözleri sarfetmiştir:“Abacı Aralığı‟nın bir altı Aktar Kerim Sokağı (şimdi
yok). İnsanın inanacağı gelmiyor! Bu dünyada Kerim adlı bir aktar yaşasın ve iyiliğinden
midir, kötülüğünden midir, bir sokak onun olsun..” (Uyar, 2009: 546)
Cansever, İkinci Yeni‟yle ilgili bir soruşturmaya verdiği yanıtta, İkinci Yeni‟yi şu
şekilde tanımlamıştır: “Dıştan bakılan, yalınlaştırılmış, hatta basite indirgenmiş 'küçük
insan'dan 'insan'a, insanın karmaşık yapısına, onun aynı zamanda toplumun bir birimi
olmasına karşın bireyliğine de ağırlık verme girişimidir benim genel anlayışım". (Cansever,
2008:256)
Turgut Uyar‟ın “Çıkmazın Güzelliği” başlıklı yazısı, şiirin ve insanın kaderini birbirine
bağlamasının yanında, çağın bu olumsuz görüntüsünün aslında şiire ve insana bir fırsat
olduğunu da vurgulamaktadır:“Evet şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazda. Ama bütün sorun
bir çıkmazın bilincine varmakta. Şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz.
Çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkândır.”
(Uyar, 2009: 546)
Cemal Süreya ve Edip Cansever‟de benzer yaklaşımı farklı cümlelerle kurarlar, “
Bugün şiir (…) günümüz insanının, uygarlığın bugünkü sıkışık biçimlerinde, çıkmaz
sokaklarında, labirentlerinde ilerlerken gösterdiği davranışlara uygun düş” (Süreya, 2000:
282) [mektedir].
Cansever, dönemin şiirinde asıl belirleyicinin içerik olduğunu vurgulayarak, biçimin
daha sonra kendiliğinden ortaya çıktığını söyler. “(…)toplumu anlamadan, çevreyi anlamadan
tutalım, insanın bireyliğini anlamasına kadar bir değişiklikti. Bunun şiiri yazılıyorsa, bunun
elbette bir biçimi de oluyor kendiliğinden.” (Cansever, 1989: 118)
Ece Ayhan, insanı birey olarak ele almanın, araştırmanın, şiirin ana unsuru yapmanın
–tarihle işaret ederek- İkinci Yeni‟yle başladığını, bunun sebebini ise İkinci Yeni‟nin merkeze

�uzaklığıyla açıklar. “ _ Kadavranın içi bile tıp öğrencileri için 1841-42‟lere kadar
açılmamıştır. İnsanın içinin açılması ise ancak (ve bence) 1955-56‟dan sonra biraz şiir eliyle
olmuştur, oldu gibi geliyor bana. Yani „uç‟ta olmakla başlıyor!” (Süreya, 2008: 141)
Ayhan, Enis Batur‟la yaptığı bir söyleşide de İkinci Yeni‟nin yapmış olduğu işin
zorluğunu “ temelde biz, “insan”la kapıştık, 1954-55 senelerinde “insan”la kapıştık” (Batur,
2001: 292) sözleriyle vurgular.
Cemal Süreya‟ya göre, “1940”larda önce “insan” bir okul teriminden ibarettir şiirde. “
İnsanın içi 1940‟larda aralanmış, 1950‟li yıllarda açılıvermiştir.” (Süreya, 2008: 141)
Sezai Karakoç, “Galile Denizi” adını taşıyan yazısında, İkinci Yeni için şunları söyler:
“Bu akım, insanın insanlar arasındaki yeriyle birlik, kâinattaki yerini de arayan şairler geçidi.
Arayan fakat bulma niyeti olmayan.” (Karakoç, 1997: 31) Karakoç, İnsanın hem varoluşsal
kaygılarını hem de toplumla birey arasındaki dengeye –dengesizliğe- işaret etmesinin
yanında, İkinci Yeni‟nin çalışmanın başında söylediğimiz paradoksunun da altını çizmektedir.
İkinci Yeni şairlerinin şiirlerindeki kişilere baktığımızda, direk olarak birbirlerine
benzememelerine rağmen, günün şartlarının getirdiği trajiği yaşayan, toplumun bireyleşme
sürecine geçmiş kişileri çıkar karşımıza. Turgut Uyar‟ın “Akçaburgazlı Yekta”, Edip
Cansever‟in “Çağrılmayan Yakup”, ya da “Ben Ruhi Bey Nasılım”, Cemal Süreya‟nın “Onlar
İçin Minübüs Şarkısı” bu duruma örnek olarak gösterilebilir. (Uyar, 2009: 546)

SONUÇ
Ortak bir bildiri etrafında toplanmış, belli kuralları olan bir topluluk olmadıklarına
göre bu şairlerin, benzer duyarlılıkları göstermeleri ve benzer temaları benzer şekilde
işlemelerini “organik bir bünye duyarlılığı gösteren şiire” bağlayabiliriz. Şiiri bu noktada
harekete geçiren ise, “toplumsal bilimler, baskısını gitgide arttıran teknoloji, değişen ahlak ve
yaşama birimleri” (Uyar, 2009: 546) olarak sıralanabilir.
Daha net bir ifadeyle söylersek, „dilin yenilenmesi ile yaşamın yenilenmesi arasındaki
ilişki‟ den ya da tam tersi bir ilişkiden yola çıkıldığında, İkinci Yeni şairlerini birbirlerine
bağlayan şeyin „aynı semantik doğrultu‟ ile „toplumsal formasyondaki genel değişim süreci,
(Oktay, 1995: 29) olduğu ortaya çıkacaktır.
İkinci Yeni şairleri, daha çok da, iç güdüleriyle yaşanan kentleşme ve kapitalistleşmenin getirdiği içe dönük
çöküntüyle, bireyde meydana gelen “huzursuzluk, yalnızlık, yabancılaşma, aşırı uyum ve uyumsuzluk” gibi bir takım
deformasyonlara tepki içindedirler. İkinci Yeni şairleri bu tepkilerini şiir dili ve biçiminde herkesten ayrı açtıkları

�bağımsızlık alanlarıyla ortaya koymuşlardır. Kendi deneyimlerini esas aldıkları bu yaklaşımları, bütün verileri, kalıpları
kırıp parçalamalarına neden olmuş; ahlakın, dinin, toplumun ve geleneğin referanslarını, hazır sunularını
reddetmelerine yol açmıştır. Şiirin kendi halis formunu bulma amacıyla bu hareketin şairleri –Sezai Karakoç hariç
tutulmak kaydıyla- toplumdan, toplumun değerlerinden, inançlarından, geleneklerinden ve tarihinden uzaklaşarak
bağımsızlaşmayı tercih etmişlerdir.
Netice olarak, İkinci Yeni şairlerinin biçim ve üslup açısından ortaya çıkan tercihleri
keyfi bir durum değil; aksine değişen yaşam şartlarının sonuç verdiği bir durumu işaret
etmektedir.“Artık kişi kendini açıklamak istediği zaman, eski ve o denli yalın açıklama
biçimlerinin yeterli olmadığını kavrar. Yeni anlatım biçimleri aradığı gibi, var olan anlatım
biçimlerini de kendi içlerinde geliştirmeye yönelir. Şiir ile kendini açıklar ama artık yeni
kendini, eski şiirin biçimiyle anlatamaz, açıklayamaz olur.” (Erdost, 1997: 76)

�Bibliyografya
Altıyaprak, Yakup, (2008), İkinci Yeni Ve Türk Şiirinde Modernizm, Ankara, Ebabil
Yayınları.
Batur, Enis, (2001), Smokinli Berduş: Şiir Yazıları, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
Cansever, Edip, (1989), Gül Dönüyor Avucumda, İstanbul, Adam Yayınları.
Cansever, Edip, (2008), Şiiri Şiirle Ölçmek, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
Erdost, Muzaffer İlhan, (1997), İkinci Yeni Yazıları, Ankara, Onur Yayınları.
Gümüş, Semih, (2010), Modernizm Ve Postmodernizm Edebiyatın Dünü Ve Yarını, İstanbul,
Can Yayınları.
Karakoç, Sezai, (1997), Edebiyat Yazıları Iı: Dişimizin Zarı, İstanbul, Diriliş Yayınları.
Koçak, Orhan, (2011), Bahisleri Yükseltmek: Turgut Uyar Şiirinde Kendini Yaratma
Deneyimi, İstanbul, Metis Yayınları.
Korkmaz, Ramazan, “Keçecizade İzzet Molla: Hayatı, Sanatı, Edebi Kişiliği”, Fırat
Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2000, 93-117.
Oktay, Ahmet, (1995), İnsan Yazar Ve Kitap, Ankara, Ark Yayınevi, , S.29.
Süreya, Cemal, (2000), Toplu Yazılar 1: Şapkam Dolu Çiçekle Ve Şiir Üzerine Yazılar,
İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.
Süreya, Cemal, (2008), Güvercin Curnatası: Konuşmalar, Soruşturma Yanıtları, İstanbul,
Yapı Kredi Yayınları.
Tanpınar, Ahmet Hamdi, (1982), 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul, Dergah Yayınları.
Uyar, Turgut, (2009), Korkulu Ustalık, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11580">
                <text>2290</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11581">
                <text>İKİNCİ YENİ ŞİİRİNİN ÜSLUBUNA BİR GEREKÇE OLARAK “İNSAN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11582">
                <text>SARIKAYA, Orhan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11583">
                <text>Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, modernizm, birey, kentleşme, kapitalistleşme.  ÖZET  Kimi eleştirmenler İkinci Yeni şiir hareketinin üslubunu “muğlâklıktan kapalılığa, absürd ve saçmadan anlamsızlığa” kadar bir yığın sözle tenkit ederken; edebi metne yaklaşım biçimi açısından en temel unsurlardan birisi olan: “ şairler kendilerini yazarlar, yaşadıkları devirde devraldıkları malzemeden” kaidesini ıskalamışlar veya görmek istememişlerdir. İşte biz bu çalışmada deformasyon, sapmalar ve yoğun metinler arası göndermelerle okuyucudan çok ciddi bir gayret ve kültürel birikim isteyen İkinci Yeni şiir hareketinin üslubuna bir gerekçe olarak yaşadıkları devrin netice verdiği “insan” ön plana çıkarılacaktır. Bunu yaparken öncelikle İkinci Yeni’nin etkin olduğu 1950-60 yılları arasında Türk toplumunun sosyolojik durumun özetlenecek, sonrasında şairlerin gerek düzyazılarından gerekse şiirlerinden örneklerle savı destekleme yoluna gidilecektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11584">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11585">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11586">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11587">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1451" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1868">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/41923a4da122e21bb85f9cc15067b608.docx</src>
        <authentication>092187388552599fd3bcac3d260f11eb</authentication>
      </file>
      <file fileId="1869">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9f32b4263cae1f4d3ac8360aaa030203.pdf</src>
        <authentication>df865f73c9631f393a0c018b63854fbd</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11598">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”
Orhan SARIKAYA
İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.
ÖZET
Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan
Victoria Rowe Holbrook’un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib’in “Hüsn ü Aşk”
mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye’siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok sayılan bir
duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna düşürüp cinsel bir
obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona Rosa” şiirinden itibaren
çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski mesnevilerden kalma bir aşk
anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim Karakoç, klasik edebiyatımızın çok
meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun’u çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır.
Bu çalışmada, Karakoç’un aşk anlayışı ve kadını ele alış biçimş şiirlerindeki örneklerle
belirlernirken; şairin düzyazılarındaki örnek metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci
Yeni şairlerine yönelttiği tenkitleri de dikkatlere sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1870">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d650cbd0aa366bcf3898fd090a8f603b.doc</src>
        <authentication>3fe4c14f8c69abea808ad150dc3997ad</authentication>
      </file>
      <file fileId="1871">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e3fccb5037f9132192a35f7f49a6f1bb.pdf</src>
        <authentication>bdf0ee1cc1f8b930ffa00be8aa1a8af4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11599">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”
Orhan Sarıkaya1

ÖZET
Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan
Victoria Rowe Holbrook‟un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib‟in “Hüsn ü
Aşk” mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye‟siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok
sayılan bir duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna
düşürüp cinsel bir obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona
Rosa” şiirinden itibaren çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski
mesnevilerden kalma bir aşk anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim
Karakoç, klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun‟u
çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır. Biz bu çalışmamızda, Karakoç‟un aşk anlayışı ve
kadını ele alış biçimini şiirlerindeki örneklerle belirlerken; şairin düzyazılarındaki örnek
metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci Yeni şairlerine yönelttiği tenkitlerini de
dikkatlere sunacağız.
Anahtar kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.

ABSTRACT
“ASKIN OKUNMAZ KIYILARI” in SEZAI KARAKOC’S POEMS
“Aşkın Okunmaz Kıyıları” by Victoria Rowe Holbrook is trying to emphasize
important social concepts that are ignored in modern times by referring Şeyh Galib‟s “Hüsn ü
Aşk” .The poets shared the same time period with Sezai Karakoc constantly considered
woman as a sexual object in their arts. In spite of this Sezai Karakoc focused supreme love
(very familiar concept through history and cultural experience)starting from his poem “Mona
Rosa”. In addition to this Sezai Karakoc rewrote “Leyla ile Mecnun”(very popular and
important poem in Turkish Literature) with his modern approach. In this study we will explain
Sezai Karakoc‟s approach to woman in his poems and his critics for second new poets
through mentioned fact by using his proses.
Key Words: Sezai Karakoc, Second New Poem, Love, Sexuality, Woman.

1

İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, osarikaya@istanbul.edu.tr

�Karakoç‟ta, şairin bağlı bulunduğu toplumdan kopması, toplumun duyarlılıklarına,
ruhuna ve değerlerine “yabancılaşma”sı kabul edilebilir bir durum değildir. Hatta o, diğer
İkinci yeni şairlerini tenkit ettiği noktaların başına, onların “topluma yabancılaşma”larını
koyar ve özellikle onların “cinsellik” bağlamında uyumsuzluklarını eleştirir: “Şiir dünyamız,
uzunca bir zamandan beri kitlelerin ruhundan kopuktur. Halk ruhu ile alış-veriş devresini
bütünleyemeden, tüm devinimini kendine kurduğu sınırlar içinde yapmaktadır. Çelişkiler ve
uyumsuzluk, kimi şairleri, kapalı olmak için söz dizimlerini kırmaya götürür. (örnek: E.
Ayhan) Turgut Uyar ve daha birçok şairin, yaşamı açılımsız bırakacak bir biçimde bungun bir
cinselliğe sığındığı görülür. (Eroğlu, 1981: 32)
Karakoç, birlikte anıldığı İkinci Yeni şairlerinden en ciddi farklılığa düştüğü
noktalardan birisi belki de en önemlisi “kadın”ı algılayış, yorumlayış; bu bağlamda da “aşk”a
ve “cinsellik”e yaklaşımıdır. Şairin diğer İkinci Yeni şairleriyle arasındaki bu temel farklılığı
Turan Karataş, şu tespitleriyle ortaya koyar: “Çağdaşi olan şairler „bir dünya nimeti (yasak
yemiş) olarak kadının çevresinde adeta bir pervane gibi dönüp dururken; toplumda sıkıştıkça
kadına sığınırken, kadını „putperest bedevinin hurmadan putu” gibi şiirine sokarken, Sezai
Karakoç‟un kadını algılayış ve yorumlayışı farklıdır. Kadın onun şiirinde ideal ve muhayyel
bir varlıktır ya da öyle olmalıdır. Özlediği kadın tipi de Meryem‟dir.” (Karataş, 1998: 311)
Ebubekir Eroğlu ise Karakoç‟un “kadın”ı ele alış biçimini şairin gerçeklik anlayışıyla
açıklar. Diğer İkinci Yeni şairleri her şeyi salt maddede ararken Karakoç, asıl gerçekliğin
ruhsal gerçeklik olduğunu savunmuş ve bu gerçekliğin tanınmasına çalışmıştır: “Sezai
Karakoç, [Mona Rosa şiirinde] kendi içinden kaynaklanarak çıkan ve çevresindeki hacmi
doldurarak büyüyen bir şiiri geliştirmiştir. Aşk şiirinde, cinselliğin dışına çıkıldıkça gerçekten
kaçıldığı sanılan bir dönemde, o, ruhsal gerçekliğin tanınmasına eğilmiş görünmektedir. Her
şeyi salt maddede arayan ve her şeyi maddeyle somutlayıp anlatan, maddi olanın asıl olduğu,
gerçek olduğu inancını taşıyan diğer İkinci Yeni şairlerinin aksine Karakoç, “ruhsal
gerçekliği”n de olduğunu şiirleriyle ortaya koyar.” (Eroğlu, 1981: 15)
Karakoç, Ömer Erdem‟in de vurguladığı biçimiyle “ Mona Rosa”dan “Köpük”e,
“Leyla ve Mecnun”dan “Kar” şiirine kadar birçok şiirinde “aşk‟ı aşkınlık yoluna koymuş ve
onu kültür, medeniyet, inanç ve insanlık ideali gibi alt edilmesi çok çetin bir hesaplaşmanın
aday” ı (Erdem, 2010: 316) hâline getirmiştir. Şair, aşka bu bakışını “Sürgün Ülkeden

�Başkentler Başkentine” adlı şiirinin aşağıya aldığımız mısralarında çok açık bir biçimde ifade
etmiştir:

“Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sensin, Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome‟nin
Belkıs‟ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim”
“Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”, Gün Doğmadan, s.432.
Hz. Peygambere derin bir muhabbet ve hasretin izlerini taşıyan bu mısralar, modern
zamanlarda yazılmış en güzel “naat”lardan birisi olarak da okunabilir. “Bütün şiirlerde
söylediğim sensin” demesine rağmen şair, temsilî isimler aracılığıyla da “Leyla, Solomes”
fikrine kuvvet kazandırmak istemiştir. Aşk ve aşkınlık bağlamından bu mısraları
yorumladığımızda ise şair, “İslam‟ın kristalizasyonuna örnek insan olarak Hz. Peygamberi”
(Andı, 2012: sy.) almış; öte dünya (sonsuzluk) haberini O‟nun verişini, O‟nun kalbinin
merhametini ve dünyada güzellik adına ne varsa kaynağının O olduğunu, bu mısralara
taşımıştır.
Karakoç, “Ateş Dansı III” şiirinde modernitenin ve devrin şairlerinin kadına
bakışlarını ve onu yorumlayışlarını tenkit eder:
“Şimdi sizi gözlüyorum gözlüyorum
(...)
Ne girdaptır göze görünmeyen o yorum
Geleceğe kapanık, geçmişi inkâr eden

�O kadını sarkıttığınız ateşten uçurum
Ama gün gelir dans dönüşür duaya
Ateş uzun bir samanyolu olur”
“Ateş Dansı III”, Gün Doğmadan, s.608.
Şair,

bir

alışkanlıkla

ve

vurdumduymazlıkla

kadının

nasıl

bir

hâle

(girdaba)düştüğünü vurguladıktan sonra, kadının hem madur hem de mazur durumda kalışını
“kadını sarkıttığınız ateşten uçurum” mısrasıyla vermiştir. Touraıne, Karakoç‟u rahatsız eden
modern kültürün cinselliğe yaklaşımını şu ifadelerle anlatır: “Modern kültür her şeyden önce
yüceltmeyi bozucudur; cinselliği tamamıyla cinsiyete ve gereksinimlerin hemen ve doğrudan
tatmini arayışına götürür. Marcuse‟nin dediği gibi, her mesafe koyma, Brecht‟in ifadesiyle,
her “çift-boyutluluk” ortadan kalkmaya yönelir. Bu da sanayi toplumunda ölüm içgüdüsünü
utkuya ulaştırır ve sanatı öldürür. “haz ilkesi gerçeklik ilkesini yutar, cinsellik toplumsal
olarak yapıcı biçimler altında özgürleştirilir (daha doğrusu libarelleştirilir). Bu kavram,
yüceltmeyi bozmanın baskıcı biçimleri odluğu anlamına gelir.” Buna çevrenin yıkımı, aşk
duygusuyla uyum içinde olan romantik doğa ilkesinin ortadan kalkması da eklenir.”
(Touraıne, 2002: 184)
Karakoç, ülkesi işgal altında kalmış küçük bir kız çocuğunun şahsında hiç de
çocukça olmayan bir şuur ve dikkatle özünü, kimliğini yitirmeye yani “yabancılaşma”ya karşı
direnişi “Ötesini Söylemeyeceğim” adlı şiirinin aşağıya aldığımız mısralarında

ortaya

koymuştur.
“Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir
Hâlbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
Hatta Matmazel Nikol‟un o kırmızı ipekli gömleğini
Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
Bile giymek istemem istemeyeceğim”
“Ötesini Söylemeyeceğim”, Gün Doğmadan, s.47.
Bu mısralarda Batılı emperyalist güçlerin hem toprak hem de kültürel anlamda
doğulu ülkeler üzerinde giriştikleri yayılmacı ve yabancılaştırıcı mücadelelerinin karşısında
Karakoç, direnen (küçük kız çocuğu), dönüşen, yabancılaşan (kardeşi Ali) ile iki tipi
simgelemiştir. Matmazel Nikol‟un elbiselerinin en ince ayrıntılarını veren küçük kız çocuğu,

�“batı medeniyetinin görüntüdeki göz kamaştırıcı güzelliği ve cazibesi” karşısında kendi öz
kimliğini korumanın ne kadar zor olduğunu da hissettirmektedir. Karakoç‟ta yabancılaşmaya
ve özünden kopup başkalaşıma girmeye direnen ideal tipe bir diğer örnek “Köşe” şiirinde
geçen “Leyla”dır. “Karakoç"ta kadın, yeniden idealleştirilmiştir. Yataklarda “Kasıkları
öpülen” sabahlara kadar uyutulmayan, kucaklarda gezen dişinin yerini yeni bir “Leyla”
almıştır” (Kabaklı, 2006: 210)
“Leyla‟yı götürüp Londra‟nın ortasına bıraksam
Bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez çocuktur
(...)
Leyla diyorsam şu bizim gerçek Leyla
O gitti bize ağlamak kaldı kala kala”
“Köşe 4”, Gün Doğmadan, s.56.
Leyla‟nın şiirin ilk mısrasında çocuk vurgusuyla anılması, safiyetini ve
masumiyetini yitirmeyişine işaret ederken; klasik şiirimizde sıklıkla kullanılan motiflerden
olan “bülbül”de geleneksel yaşantımıza bir göndermedir. Adının “Leyla” olmasının bizim
olduğu anlamına gelmediğini şair, “şu bizim gerçek Leyla” vurgusuyla şiirde hissettirmiş;
“Leyla”nın şahsında özünü yitimeden, değişime direnenlerin kalmayışını da, “O gitti bize
ağlamak kaldı kala kala” mısrasıyla ortaya koymuştur.
Karakoç, yabancılaşmayı bireyden aileye, aileden cemiyete uzanan çizgide çok
çeşitli ölçeklerde ele alır. “Taha‟nın Kitabı” adlı şiirinde Karakoç, “yuvayı diş kuş yapar”
atasözünün paralelinde, evde başlayan yabancılaşmanın temeline annenin fiziksel olarak
olmayışını ya da annelik kavramının ifade ettiği anlam dünyasından uzaklaşışını koyar:
“Ve anne düştü ilkin
(...)
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere
Anne gitti ve sular buruştu testilerde
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir
Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir
Bir vakitler anne açarken kapıyı
Şimdi kimse yok kapayacak kapıyı”
“Taha‟nın Kitabı”, Gün Doğmadan, s.318.

�Annenin evde olmayışı eşyanın tabiatına uygun, fıtrî hareket tarzını dahi
etkilemiştir: “Sular buruştu testilerde”. Şiirin son mısrasında annenin dışarıdan eve giren
şeyleri denetleyen olmasının yanında, dışarıdan eve girmesi muhtemel zararlı unsurlara karşı
koruyuculuğu da vurgulanmıştır. Yabancılaşmanın “anne” üzerinden işlenişi şairin
“Samanyolunda Veba” şiirinde de karşımıza çıkmaktadır:
“ Önceden bilen ölüş şartlarını çocuklarının
Elleriyle değen koklayan hazırlayan adeta
Sebebine ermeden erişmeden/ korkan ilerdeki korkularla
Noldu zarif latif anneler noldular.”
“Samanyolunda Veba”, Gün Doğmadan, s.99.
“Şair, en kutsal meleke olan “anneliği”n bozuluşunu, şiirin başında bize
verirken, “yabancılaşma”nın yani “veba”nın ruhun ana arterine kadar bulaştığını
anlatmaktadır. Bunun en kolay hissettirmenin yolu ise, annelik içgüdüsüyle çocuğunun başına
gelecekleri, öncesinden “hiss-i kablelvuku”ile anlayan annelerin, şimdi o irtibatı kaybetmiş
olduklarını vurgulamaktır.” (Eroğlu, 1981: 46)
Diclehan da şairin şiirlerinden örnekler vererek kadını yüce bir konuma yerleştirdiğini
savunur: “Kadını yücelten, ona ulvi bir yer ayıran Karakoç, aşkın, sevginin alabildiğine
yozlaştırıldığı ve bazı duygulara bir basamak olarak kullanıldığı bir dönemde kadının
yüceliğinden, safiyetinden ve güzel duyguların köreltilmemişliğinden bahsetmektedir” (1980:
46). Şair, Alınyazısı Saati kitabında bir özlem ve hasretle idealindeki annleri arar:
Ve o kadınlar nereye gittiler
Anne olan sevgili olan o kadınlar
Çocuklarının üzerine titreyen
Kirpiklerinde hep aynı
Sevgi ve merhamet ışığı
O kadınlar gökyüzüne mi çekildiler

�“Alınyazısı Saati”, Gün Doğmadan: 649.

Karakoç, başlangıçta aşk ve kadın bağlamında bireysel bir yalnızlığı dillendirmesine
karşın, temada daha sonra neticesini verecek toplumsal eleştiri de ilk belirtilerini
göstermektedir. Şairin “Şehrazat” isimli şiiri, temanın bu gelişimine tipik bir örnektir:
“Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın”
“Şehrazat”, Gün Doğmadan, s.36.
Şair, “Şehrazat” ismi özelinde idealleştirdiği kadının kalabalıklar içerisindeki
yalnızlığını mahşer benzetmesiyle verir. Geleneksel şiirimizde de sıklıkla kullanılan “mahşer”
motifi, kalabalık bir insan topluluğuna işaret etmesinin yanın da herkesin kendi derdine
düştüğü bir mekânı ve zamanı da vurgular, bu yönüyle “mahşer”, moderniteyle birlikte
bireyselleşmenin hızla arttığı günümüz toplumunun sosyo-psikolojisini de yansıtmaktadır.
Şehrazat herhangi bir kadın olmadığı gibi şairin bireysel aşkını itiraf ettiği birisi de
değildir; merhameti, tiril tiril rikkati ve incelik özellikleri; sevgili, can ve yar sıfatlarıyla
idealize edilen kadındır. Bu mısralarda “Şehrazat”ın kalabalıklar içerisinde yaşadığı yalnızlık,
fiziksel bir yalnızlık değil; duyarlılığını yitirmiş insanların hâlinden ve dilinden
anlayamayacağı, anlamadığı içinde garip bırakacağı birisinin yaşadığı yalnızlıktır. Daha
büyük fotoğrafta “kadın”ı anlamayan ve onu maddesiyle, dişiliğiyle algılayan, böylelikle de
ona, en büyük yalnızlığı yaşatan medeniyete bir tepkidir bu mısralar. Bir başka şiirinde
Karakoç, kent merkezinde modernitenin kadına bu bakışını şu mısralarla dile getirir:
“Denizin kentini yaktım
Bir kent kadın kabuklarından”
“Denizin Kentini Yaktım”, Gün Doğmadan, s.457.
“Bir kent ki, her şeyiyle alabildiğine “dişi”leştirilmiştir. Modern hayatın bütün maddi
zevklerine kucak açar hâle getirilmiştir. Bir kent ki, orada kadınlar bile, hatta özellikle ve
öncelikle onlar, kadınlıklarından, (anne, eş, sevgili) o hürmet duyulması gereken
niteliklerinden tecrit edilmiş, yalnızca “dış”ları, yani tenleri, yani “kabuk”ları ile bir değer
ifade eder hâle getirilmişlerdir.” (Andı, 2010: 152)

�“Kendini bir „diriliş eri‟ sayan şairin, ideal aşkı bu çağda da diriltip yaşatma
gayreti.” (Karataş, 1998: 279) Karakoç‟a klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden
birisi olan Leyla İle Mecnun‟u çağdaş bir yorumla yeniden yazdırmıştır. Erdem Bayazıt ise
şairin aşk anlayışını “Ondaki aşk evrensel bir düzeyde, madde ötesi bir bölgede, ölümsüz
değerlerin geçerli olduğu bir dünyada soluk alır, filizlenir, yeşerir.” (Bayazıt, 1972:
sy.)sözleriyle özetler.
Hasan Akay‟ın “Piyano Eşliğinde Bir Gösteri!” başlıklı yazısında İkinci Yeni
şairlerinin kadını ele alış ve onu yorumlayışlarını özetlediği satırlar Sezai Karakoç‟un birlikte
anıldığı şairler topluluğu ile arasındaki uçurumu ortaya koymaktadır: “(...) kadın, onların
elinde “kadına ters” bir varlığa, (n)erotik bir nesneye indirgenmiş, yatağa kilitlenmiş, adeta
hayat yatağa dönüştürülmüştür. (...) Şehvetlerin peşinde koşmak dışında anlamlı pek bir şey
yapmayan, gerçek yaşantılarını ya da mecazi/simgesel aşk hallerini anlatmak yerine tamamen
düş ve hayal ürünü bir cinselliği görselleştir(miştir).”(Akay, 2009: 219-220)
Sonuç olarak Karakoç‟ta “kadın” diğer İkinci Yeni şairlerinin aksine cinsel bir
obje olmanın ötesinde, el değmemişliği ve masumiyeti simgeler ve yüceltilen bir konumla
sevgili ve anne kimliğiyle karşımıza çıkar. “Karakoç‟a göre diriliş Meryem gibi temiz ve
masum kadınların vesilesiyle olacaktır.” (Dönmez, 2006: 189)

�BİBLİYOGRAFYA
Akay, Hasan, (2009), Şiire Yeniden Bakmak, İstanbul, Akademik Kitaplar.
Andı,

M.Fatih,

(2012),

“Modern

Türk

Şiiri

ve

Peygamber”,

(Çevrimiçi),

http://www.sonpeygamber.info 29 Haziran 2012.
Bayazıt, Erdem, (1972) “Sezai Karakoç‟un Şiirine Giriş”, Deneme, S.13.
Diclehan, Şakir. (1980). Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç, İstanbul, Piran
Yayınları.
Dönmez, Ali Osman, (2006), “Ötesini Söylemeyeceğim Şiirinden Hareketle Sezai Karakoç
Şiirinde Kadın”, Kahramanmaraş‟ta Sezai Karakoç‟la Kırk Saat, (Sempozyum Sunumları
kitabı içinde), Kahramanmaraş Belediyesi, Kahramanmaraş.
Erdem, Ömer, (2010), “Aşktan Aşkınlığa”, Sezai Karakoç‟ta İdeal İnsan Yorumu, Sezai
Karakoç, Haz. Mehmet Çelik, Yakup Çelik, Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
Eroğlu, Ebubekir, (1981), Sezai Karakoç‟un Şiiri, İstanbul, Bürde Yayınları.
Kabakli, Ahmet (2006). Türk Edebiyatı IV, İstanbul, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.
Karataş, Turan (1998), “Hayat ve İnsan”, Doğu‟nun Yedinci Oğlu: Sezai Karakoç, İstanbul,
Kaknüs Yayınları.
Touraıne, Alaın, (2002), Modernliğin Eleştirisi, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11590">
                <text>2302</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11591">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11592">
                <text>SARIKAYA, Orhan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11593">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.  ÖZET  Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan Victoria Rowe Holbrook’un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib’in “Hüsn ü Aşk” mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye’siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok sayılan bir duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna düşürüp cinsel bir obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona Rosa” şiirinden itibaren çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski mesnevilerden kalma bir aşk anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim Karakoç, klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun’u çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır. Bu çalışmada, Karakoç’un aşk anlayışı ve kadını ele alış biçimş şiirlerindeki örneklerle belirlernirken; şairin düzyazılarındaki örnek metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci Yeni şairlerine yönelttiği tenkitleri de dikkatlere sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11594">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11595">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11596">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11597">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1452" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1872">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7ee4d10035fb33a5183c175537fe2700.docx</src>
        <authentication>a4ffa1bc785772ef5a975a1c22eb3cef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1873">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9a3b9299307cb37dc82e4373e00fd10e.pdf</src>
        <authentication>45e96e020c802addbefa360a3593ecf7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11608">
                    <text>NÂBÎ DÎVÂNINDA GEÇEN AVRUPA KÖKENLİ KELİMELER
Salih SAVAŞ
Kafkas Üniversitesi, Bakü / Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Nâbî, Dîvân, kelime, Avrupa, dil.
ÖZET
XI. yüzyılda Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla Orta Asya’dan göç eden Türkler
Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Buradaki halklarla kaynaşmaları sonucunda birçok
yabancı kelime Anadolu Türkçesine geçmiştir. Türkler, ilk defa karşılaştıkları meyve, sebze,
tarım aletleri, yemek kültürü, çiçekler ve denizcilik ile ilgili kelimeleri küçük bir ses değişikliği
yaparak aynen almışlardır. Meselâ Yunanca “pisello” bezelye, “amanitari” mantar olarak
kullanılmıştır. Ticarette kullanılan “poliçe” Karadeniz’de ve Akdeniz’de deniz ticareti yapan
Venedikli tüccarlar tarafından İtalyancadan geçmiştir. XV. yüzyılın ortalarından itibaren
Avrupa’ya yönelme neticesinde bu bölgelerde yaşayan halkların ( Arnavut, Macar, Rumen,
Bulgar, Hırvat, Makedon, Sırp vd.) dillerinden de binlerce kelime Osmanlı Türkçesine geçmiştir.
XVII. yüzyıl dîvân şairi Nâbî’nin Dîvânında da Avrupa dillerinden geçmiş kelimelere
rastlamaktayız. Meselâ, Türkçeye yerleşmiş ve çok değişik anlamlarda kullandığımız “efendi”
kelimesi Yunancadan gelmiştir. Bunun gibi binlerce kelime Türkçeye girmiş ve Türkçe ile
bütünleşmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11600">
                <text>2270</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11601">
                <text>NÂBÎ DÎVÂNINDA GEÇEN AVRUPA KÖKENLİ KELİMELER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11602">
                <text>SAVAŞ, Salih</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11603">
                <text>Anahtar Kelimeler: Nâbî, Dîvân, kelime, Avrupa, dil. ÖZET  XI. yüzyılda Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla Orta Asya’dan göç eden Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Buradaki halklarla kaynaşmaları sonucunda birçok yabancı kelime Anadolu Türkçesine geçmiştir. Türkler, ilk defa karşılaştıkları meyve, sebze, tarım aletleri, yemek kültürü, çiçekler ve denizcilik ile ilgili kelimeleri küçük bir ses değişikliği yaparak aynen almışlardır. Meselâ Yunanca “pisello” bezelye, “amanitari” mantar olarak kullanılmıştır. Ticarette kullanılan “poliçe” Karadeniz’de ve Akdeniz’de deniz ticareti yapan Venedikli tüccarlar tarafından İtalyancadan geçmiştir. XV. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’ya yönelme neticesinde bu bölgelerde yaşayan halkların ( Arnavut, Macar, Rumen, Bulgar, Hırvat, Makedon, Sırp vd.) dillerinden de binlerce kelime Osmanlı Türkçesine geçmiştir. XVII. yüzyıl dîvân şairi Nâbî’nin Dîvânında da Avrupa dillerinden geçmiş kelimelere rastlamaktayız. Meselâ, Türkçeye yerleşmiş ve çok değişik anlamlarda kullandığımız “efendi” kelimesi Yunancadan gelmiştir. Bunun gibi binlerce kelime Türkçeye girmiş ve Türkçe ile bütünleşmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11604">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11605">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11606">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11607">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1453" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1874">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b1dc8ab2aff41a64d8d786aac6375ed7.docx</src>
        <authentication>6f0d1452cd8c576f5c4b01d0d3dd20b0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1875">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/72daf848e39e7db76343998123964f1a.pdf</src>
        <authentication>e15e6c9a830cf02e4b5c7f1b35379315</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11617">
                    <text>DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE
BOSNA
Özden SAVAŞ
Başkent Üniversitesi, Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.
ÖZET
Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut ve
direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve umudun
olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay’ın şiirlerinde direniş, beraberinde diriliş’i getiren
zorlu ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde, insan olmanın gereği
olarak bir “karşı koyuş’ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna şehirleri, bu kavramların birer
simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her iki şehir de İslam medeniyetinin
yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini tamamlayan unsurlar
olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin şekillendireceği üzerinde
durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem taşımaktadır. Her iki
eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de bu kavramlardır. Bu
çalışma, Arif Ay’ın 2011’de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabındaki “Bosna, Âh Bosna”
ve “Kudüs” şiirlerini inceleme amacını taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş’in; Bosna için ise
hem direniş hem de diriliş’in simgesi olduğu için, şehirler bu kavramlar ışığında ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1876">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/47ec241c6b5bc93d6feb2ea9f08e102e.doc</src>
        <authentication>33ece176255b00b80e117cdef21881d8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1877">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/057d07bf83c6456943eb319ff5394b82.pdf</src>
        <authentication>b407712baa6e85ca94905211d558d9ca</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11618">
                    <text>DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE
KUDÜS VE BOSNA
Özden APAYDIN1

Özet
Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut
ve direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve
umudun olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay‟ın şiirlerinde direniş, beraberinde
diriliş‟i getiren zor ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde insan
olmanın gereği olarak bir “karşı koyuş‟ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna, bu kavramların
birer simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her ikisi de İslam
medeniyetinin yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini
tamamlayan unsurlar olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin
şekillendireceği üzerinde durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem
taşımaktadır. Her iki eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de
bu kavramlardır. Bu çalışma, Arif Ay‟ın 2011‟de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı
kitabındaki “Bosna, Âh Bosna” ve “Kudüs Konuşuyor” şiirlerini inceleme amacını
taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş‟in; Bosna ise hem direniş hem de diriliş‟in simgesi
olarak, bu kavramlar ışığında ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.

ECHO OF RESISTANCE AND RESURRECTION FALLEN IN THE POETRY:
JERUSALEM AND BOSNIA IN ARIF AY’S POEM

Abstract
Arif Ay, one of the most important poets of recent epoch Turkish poetry, builds the
base of his poetry by placing the concepts of hope and resistance on the centre of his poetry.
Doubtless, resurrection exists where there are resistance and hope. Hence, resistance in Arif
Ay‟s poems is a hard but an honourable process bringing along resurrection. In his poems,
where there is persecution, there is an „opposition‟ as a result of being a human being. Hence,
such as Jerusalem and Bosnia appear often as symbols of these concepts in the poet‟s works
because both cities are the places where Islamic civilizations took place. Furthermore, in the
1

Okt. Başkent Üniversitesi, Dil Araştırma ve Uygulama Merkezi, Türk Dili Bölümü, ozdenapaydin@hotmail.com

�poems, the trio of city-human being-history are the elements complementing each other and it
is told that the future will be formed by the relationship of these elements. At this point, the
concepts of resistance and resurrection are of great importance. These are concepts in both
works that provides the integrity of city-human being-history and drawing the future. This
study aims to analyse “Bosnia, Ah Bosnia” and “Jerusalem İs Talking” poems published in
Arif Ay‟s book named “Poems of my Cities” in 2011. As in the poems, Jerusalem is a symbol
of resistance; Bosnia is the symbols of resistance and resurrection, the cities will be dealt with
in the light of these concepts.
Key Words: Resistance, Resurrection, Bosnia, Jerusalem, Arif Ay.

Giriş
Türk Dil Kurumu Sözlüğü‟nde „direniş‟ sözcüğünün anlamı olarak „direnme‟
verilmiştir. Direnme(k) ise herhangi bir düşüncede, bir istekte veya bir durumda ayak
diremek, inat etmek, ısrar etmek, taannüt etmek anlamına gelir. Direnişçi, direnme işini yapan
kimsedir. Direnmek söz konusu olduğunda, direnişçinin karşısında bir tavrın olduğu
muhakkaktır. Yani direnmek, esasında karşı tavrın olduğu durumlarda ortaya çıkan ve güç
kazanan bir eylemdir. Koşulların her açıdan kişiye/gruplara/kitlelere uygunluğu söz konusu
olduğunda herhangi bir direniş gerçekleşmemektedir. Ayrıca direniş bir farkındalık, bilinç ve
idrak‟in olduğu yerde varlığını gösterebilmektedir.
„Diriliş‟ ise Türk Dil Kurumu Sözlüğü‟nde „dirilme işi, canlanma‟ olarak geçer. İkinci
bir anlam olarak „yeni bir atılımla güçlenme‟ ifadesi verilmiştir. Üçüncü anlamı ise „dinî
inanışlara göre ölümden sonra dirilme‟ şeklinde açıklanmıştır. Diriliş, direnişten doğan ve
onunla tamamlanan bir süreçtir. Her direnişin sonunda bir diriliş gerçekleşmesi mümkün
değilken, her dirilişin öncesinde mutlaka bir direniş vardır. Tarih içinde bazı kişiler, milletler
hatta şehir veya ülkeler zaman zaman bu iki sözcüğün simgesi durumuna gelmişlerdir.
Çalışmanın konusu Arif Ay‟ın şiirlerinde bu iki kavram için iki simge olan Bosna ve
Kudüs‟tür.
Bosna ve Kudüs, İslam medeniyetinin izlerini taşıyan ve yıllar içerisinde birçok olaya
sahne olmuş önemli yerlerdir. Bosna, Yugoslavya‟nın çöküşü ile Bosna-Hersek adıyla
1992‟de bağımsızlığını ilan etmiş ancak çok geçmeden başlayan savaş ile karşı karşıya
kalmıştır. Üç yıldan fazla süren bu savaşta yüz binlerce Boşnak can vermiş, milyonlarca
Boşnak ise yaralanmıştır. Bu süre boyunca Boşnaklar büyük bir direniş gösterek tüm dünyayı
şaşırtmış ve „var olma‟ mücadelesini sonuna kadar devam ettirmişlerdir.

�İlk olarak “Nisan 1992'de Srebrenitsa'nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde,
350 Bosnalı Müslüman, Sırp paramiliter ve özel polis güçleri tarafından ölümcül işkenceye
tabi tutularak katledilmiştir." (Alili, 2011:7). Böylece tarihe geçecek büyük bir kıyım
başlamıştır. Boşnaklar için önemli bir isim olan Aliya İzzebegoviç, savaşın çıkışını şu sözlerle
açıklar:
“Bosna-Hersek‟e yönelik ilk saldırı 1 Nisan‟da Sırbistan‟dan gelen paramiliter
birimlerin Bijeljina‟ya hücumu ile başladı. Oysa çoğu insan Bosna‟daki savaşın, Sırbistan ve
Karadağ‟dan gelen ve biçimsel olarak Titograd ve Uzice‟deki JNA kolordularının parçası
olan yedekler ve gönüllü birliklerin –önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın- bir savaş
kışkırtıcılığı, bir yağmacılık mantığı içinde Bosna‟yı işgal ettikleri zaman başladığını
düşünür.” (İzzetbegoviç, 2003:130).
Yalnızca bir lider değil, aynı zamanda savaşın tanıklarından biri olarak İzzetbegoviç‟in
bu sözlerinden de anlaşıldığı üzere Bosna Savaşı sistemli bir biçimde, planlı olarak
başlatılmıştır. Savaşın bitişi ise 14 Aralık 1995 tarihinde Paris‟te imzalanan Dayton
Antlaşması ile sağlanmıştır. “Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı Aliya
İzzetbegoviç'in "adil olmasa da olabileceğinin en iyisi" dediği bu anlaşma türünün tek
örneğidir. Anlaşmanın bir bölümü Bosna-Hersek Devleti'nin anayasal yapısını ortaya
koyarken, Bosna Hersek adı verilen yeni bir devlet altında son derece karmaşık ve çok
katmanlı bürokratik bir yapı öngördü. Anlaşma sonunda Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp
Cumhuriyeti adında iki oluşum yaratıldı. Etnik temellere dayalı oluşumların üzerinde ise zayıf
bir otoriteye sahip merkezi bir hükümet ve entitisiteleri yansıtan ortak kurumlar oluşturuldu.
Birbirleriyle savaşmış üç etnik toplumun yeniden bir arada yaşamasını ve Bosna Hersek'in
tüm kurumlarıyla işlemesini amaçlayan Dayton Barış Antlaşması'nın sivil yönlerinin
uygulanmasına ilişkin sorumluluk, Yüksek Temsilciliğe verilmişti.” (Alili, 2011:95-96).
Bu antlaşma sonrasında Bosna halkı psikoloik, sosyolojik, ekonomik ve politik birçok
açıdan yeniden dirilmenin çabası içine girmiştir. Bu dirilme ise şüphesiz savaş dönemindeki
direnişlerinin sonucu olmuştur. Saraybosna‟nın savunmasında aktif olarak görev alan ve
savunmanın ilk hattında Donrinye‟de Boşnakların Kültür Cemiyeti “Preporod‟u kuran Necad
İbrişimoviç‟le yapılan bir söyleşide Bosna halkının savaş esnasında nasıl bir direniş ruhu
sergilediği anlatılmaktadır:
“Kaçılabilirdi ya da kalınabilirdi, ve ben kaldım. Ne savaşın ne olduğunu ne de bu
kadar süreceğini biliyordum. Savaş beni Dobrinye‟de yakaladı, hatta birkaç defa
UMPROFOR halkı havaalanı pisti üzerinden kaçmaları için bıraktı, muhtemelen bu şekilde
savunmayı zayıflatacaklarını umuyorlardı, ancak başaramadılar. Benim en çok sevdiklerim ve

�cesaret ve kararlılıklarıyla saldırganın Saraybosna‟ya girmesini engeleyenler her zaman
kalıyorlardı. Direnişin en zor olan ilk sekiz ayında en çok Boşnak kültür ve direniş ruhu
hissediliyordu.” (Tezkire, 2006:33). İbrişimoviç ayrıca bu direnişin kaynağı olarak İslamiyet‟i
göstermekte ve inançlarının kendilerine nasıl bir güç verdiğini anlatırken şunları
söylemektedir:
“Sırplar, dünyayı gezdiler ve Müslümanları yedi günde öldüreceklerini ve çiğneyip
geçeceklerini anlattılar ve büyük güçler de bunu tasvip ettiler. Ancak bu olmadı ve biz bugün
de buradayız. Allah bize bunu muhafaza etmemiz için yardım etti, çünkü biz tek başımıza çok
zor başarırdık.” (Tezkire, 2006:33). Bosna halkının uğradığı saldırının karşısında sergilediği
büyük direniş, yok edilmek istenen bir milletin yeniden doğuşunu göstererek dünya tarihine
geçmiştir. Bosna halkı için önemli bir isim olan Aliya İzzetbegoviç, dünyanın bu karşı
koyuşla ilgili tepkilerini 9 Aralık 1993‟te Saraybosna‟da komuta merkezindeki Ahlak
Yönetimi Semineri‟nde yaptığı konuşmada dile getirmiştir:
“Dünyayı iki kez dehşete düşürdük. Bununla ne kastediyorum? Açıklamaya çalışayım.
İlk şaşkınlığa dayanıklılığımız ve direnişimiz neden oldu. Yirmi günde bozguna
uğrayacağımız düşünülüyordu. İki ya da üç haftalık bir harekatın planlandığını gösteren
belgeler bunu ispatlıyor. Eğer yanılmıyorsam, bu, başarılı direnişimizin yirminci haftası. Söz
konusu olan yalnızca direnişimiz değil. Günden güne daha güçlü bir hale geldik.” (Begoviç,
2005:1-2). Aliya İzzetbegoviç de İbrişimoviç gibi bu direnişin dayanak noktasının inançları
olduğunu düşünmekte ve müslüman olmalarının verdiği kuvvet ve umutla bu mücadeleyi
sürdürdüklerini söylemektedir. Konuşmasının devamında direnişleri boyunca onları ayakta
tutanın da bu güç olduğunu belirten İzzetbegoviç, öbür taraftan insanların kendi özgürlükleri
ve kurtuluşları için de bilinçli bir şekilde savaştıklarını söyler:
“Allah‟a şükürler olsun. Elbette ki sadece O‟na güvenmekle yetinmemeliyiz. Güçlü bir
düşmanımız var. Her iki tarafın da temayüllerini göz önünde bulunduracak olursak, bizim
tedrici olarak güçlenmemize karşın düşmanımızın zayıf düştüğünü görebiliriz. Tüm zorluklara
rağmen ordumuzun bu devamlı yükselişi, dünya tarafından merakla izleniyor. Yabancılar
bana, sık sık direnmeyi nasıl başardığımızı soruyorlar. Kimi zaman onların da ordumuzla
tanışmak, onun hakkında bilgi edinmek ve bu direnişin gizemini anlamaya çalışmak için,
bugün benim geldiğim gibi, size gelmeyi arzuladıklarını hissediyorum.
Nedir bu gizem? Her şeyden önce; insanlar, haklı bir amaç için, özgürlükleri için ve
her şeyden daha fazla kendi kurtuluşları için savaştıklarının bilincindedirler. Görüyorsunuz
işte; bu sıradan bir savaş değil. Bize yapmak istedikleri sıradan bir işgal değildi. Bu, bir

�ülkeyi ve bir halkı, bir daha asla var olmamak üzere ortadan kaldırma teşebbüsü idi.
(Begoviç, 2005:2).
Bu ortadan kaldırma çabası Boşnaklar üzerinde işe yaramamıştır. Büyük bir katliama
uğrayan Bosna halkı, tüm bunlara rağmen savaşa son noktayı yine kendi mücadelesi ile
koymuş ve yok olmadığını tüm dünyaya adeta haykırmıştır. Yalnızca Boşnaklar değil,
Filistinli müslümanlar da yıllardır var olma mücadelesi vermekte ve tıpkı Boşnaklar gibi
hayatta kalmak için direnmektedirler. Kudüs işte bu direnişin Ortadoğu‟daki simgesi
durumuna gelmiştir. İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik için kutsal sayılması bu şehri
oldukça önemli kılmaktadır. Günümüzde ikiye ayrılmış durumda olan şehir, tarih içinde
defalarca kuşatılmış ve yıllarca da İsrail-Arap mücadelesine sahne olmuştur. Ortadoğu
tarihçilerinden Bernand Lewis, Ortadoğu adlı ünlü eserinde bu mücadeleyi şöyle açıklar:
“İsrail-Arap savaşlarının kökenleri, İsrail devletinin kuruluşundan daha öncesine,
Arap liderliğinin orada bir Musevi vatanı oluşturulma çabasını engellemeye çalıştığı döneme
kadar uzanır. Bu mücadele, henüz o günlerde Filistin adıyla tanınmayan topraklar Osmanlı
imparatorluğu‟na aitken başlamıştır. Bu mücadele, Filistin‟de Museviler için milli bir vatan
oluşturulması ilkesinin de yer aldığı İngiliz mandasının uygulanmaya başlamasından sonra
ivme kazanmıştır.” (Lewis, 2011:452-453).
Lewis, İsrail Devleti‟nin kuruluşu ile ilgili de önemli tespitlerde bulunur ve bu
kuruluşun öyküsünü şu sözlerle özetler:
“1945 yılında savaş bittiğinde, Avrupa‟nın Almanya işgali altındaki bölgelerdeki
Museviler‟in çoğunluğu öldürülmüştü; sağ kalan birkaç yüz bini de genellikle kamplarda
yaşıyorlardı. Batı Avrupa‟dan gelmiş olanlar ülkelerine dönerek pek bir zorlukla
karşılaşmadan tekrar entegre oldular. Oysa, iç karışıklıklar, yabancı istilalarına uğrayan
Doğu ve Orta Avrupa ülkelerinden gelenler çok daha büyük sorunlar yaşadılar; geri dönmek
istediklerinde çoğu kez eski komşularının şiddeti ve düşmanlığıyla karşılaştılar. Dolayısıyla
bunlardan pek çoğu Vaad Edilmiş Topraklar‟a gitmenin tehlikelerini, onları kabul etmeyen
vatandaşları arasında yeni bir baskı ve zulüm süreci yaşamaya tercih ettiler.” (Lewis,
2011:453).
Bu tehlikeyi göze alıp Vaat Edilmiş Topraklar‟a giden Museviler, buraya yerleşmiş ve
böylece 14 Mayıs 1948‟de kuruluşu ilan edilecek olan İsrail Devleti‟nin temelleri atılmıştır.
1948 yılının öncesinde Kudüs‟ün kaderini belirleyen olay ise İngiltere‟nin Hindistan‟dan
çekilme kararı almasıdır. Bu olayı Lewis şöyle aktarır:
“Hindistan‟da İngiliz yönetiminin son bulmasının ardından İngilizler‟in Ortadoğu‟da
kalmalarının asıl amacı da ortadan kalkmıştı. Savaş sonrasında fakir ve güçsüz durumdaki

�İngiltere‟de ülke içinde ve dışında halk desteği almayan başarısız bir politikayı sürdürmek
artık anlamlı değildi. İngiltere hükümeti, ortadan kalkmış olan Milletler Cemiyeti‟nden aldığı
mandayı Birleşmiş Milletler‟e iade edeceğini 2 Nisan 1947 tarihinde ilan etti ve 15 Mayıs
1948 Cumartesi günü mandaya son verilmesi ve geri çekilme kararı alındı.” (Lewis,
2011:454).
Bu kararın ardından, İngilizler Filistin‟de bir yıl kaldılar ve “bu sürede yalnızca geçici
bir hükümette görev aldılar. Artık eski manda bölgesinin geleceğinden Birleşmiş Milletler
sorumluydu. Yoğun ve uzun görüşmelerin ardından 29 Kasım 1947 tarihinde Genel Kurul
tarafından Filistin‟in üçe bölünmesi kararı verildi. Bu üç bölüm: bir Musevi devleti, bir Arap
devleti ve Kudüs şehrinin uluslararası gözetimde olacağı ayrı bir birim (corpus separatum).
Bu karar, Genel Kurul tarafından gerekli üçte iki çoğunlukla alındı ancak uygulanması ya da
zor kullanılması konusunda bir hüküm bulunmuyordu.” (Lewis, 2011:454). Bundan sonrası,
İsrail-Arap mücadelesinin çok sık yaşandığı bir dönem olarak devam etmiştir. Yeni
kurulmasına rağmen giderek güçlenen İsrail Devleti bölgede söz sahibi olmuştur ve Araplarla
1948 yılından 1982‟ye kadar birçok savaş yaşamışlardır. Lewis, bu savaşlardan en dramatik
olanının 1967 Savaşı olduğunu söyler:
“İsrail silahlı kuvvetleri altı günde Mısır, Ürdün ve Suriye ordularıyla bir Irak
birliğini art arda yenilgiye uğratmışlardı. İsrail savaşın sonunda Ürdün ırmağının batısındaki
manda Filistin‟iyle birlikte güneyde Mısır‟dan Sina Yarımadası‟nı, kuzeyde de Suriye‟den
Golan Tepeleri‟ni ele geçirmişti”. (Lewis, 2011:457). Bu savaştan üç yıl önce, 1964 yılında
kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü, “1967‟de İsrail karşısındaki Arap muhalefetinin simgesini
gerileyen askeri kuvvet yerine, ilerleyen gerillaya dönüştürünce de giderek uluslararası
boyuta erişmiştir. 25 yıl süresince, Filistin Kurtuluş Örgütü liderliği, farklı görüşlerin gerilla
savaşı, direniş ve terörizm olarak adlandırdığı bir mücadele sürdürmüştür.” (Lewis, 2011:
458).
Filistin Kurtuluş Örgütü‟nün 1967 yılından itibaren gösterdiği mücadele, 1980‟lere
gelindiğinde farklı bir yapıya bürünerek önemli zaferler kazanılmasını sağlayan bir boyut
kazanmıştır. “O güne kadar öncelikli amaçları propagandaydı ve eylemleri diğer ülkelerdeki
İsrailli ve başka hedeflere yönelikti; 1980‟lerin sonu ve 1990‟ların başında da mücadele işgal
edilmiş topraklara taşınarak, “İntifada” adı verilen yeni bir isyan ve direniş dönemi
başlatıldı. İntifada yabancı ülkelerdeki tarafsız hedefler yerine, ülke içindeki işgalde
kullanılan personel ve araçlarını hedef almıştı; birincil amacı da artık dikkati çekmek değil,
işgalin gücünü ve cesaretini kırmaktı. Nihayet 1993‟te İsrail hükümeti ve Filistin Kurtuluş
Örgütü görüşmelere başlama ve birbirlerini tanıma kararı aldılar. Görüşmelerin sonucunda

�da İsrail polis ve askerlerin Gazze Şeridi ve Batı Şeria‟daki otoritelerinin Filistinlilere
devredilmesi yönünde geçici anlaşmalar yapıldı. (Lewis,2011:458-459).
Bütün bu mücadelenin tam ortasında yer alan Kudüs, daha önce de bahsettiğimiz gibi
günümüzde ikiye ayrılmış bir durumdadır. Batı Kudüs ve Doğu Kudüs olarak ayrılan şehrin
Batısı daha çok Musevilere, Doğusu ise Filistinlilere aittir. Bernard Lewis, 1948‟de kurulan
ve günümüze dek Filistinlileri hedef alan İsrail Devleti için ayrıca şu tespitte bulunmaktadır:
“Kimileri, İsrail‟in kurulması ve gelişmesini, Batı emperyalizminin Arap ve İslam
ülkelerine karşı saldırgan eylemlerinin devamı olarak görüyorlardı. Bu açıdan bakıldığında
İsrail, Batı etkisi, nüfuzu ve hakimiyeti için bir köprübaşı olmak için çok uygundu. Siyonizm,
emperyalizmin ve İsrail de Batı gücünün bir aracıydı.” (Lewis, 2011:468). Fakat, tıpkı Bosna
halkı gibi direnen ve var olma mücadelesini bugüne dek sürdüren Filistinliler, savaşla iç içe
yaşamayı da öğrenmişlerdir. Bu durum ise direnişe yeni bir anlam yüklemektedir. Savaşı
kanıksamak değil, „yaşamaya devam ederken direnmek‟ Filistinlilerin mücadelesinin bir
başka boyutudur. Filistinli ünlü araştırmacı Edward Said, „yavaş ölüm‟ diye adlandırdığı bir
yöntem ile yok edilmek istenen Filistinlilerin, her koşulda direnmeye devam ettiklerini söyler:
“Ben daha yeni, “Yavaş Ölüm: Ayrıntılı Cezalandırma” başlıklı bir makale kaleme aldım.
Sanırım bu, Şaron‟un planı. Filistinlileri aç bırakarak, dövdürerek diz çöktürmek istiyor,
fakat amacına da bir türlü ulaşamıyor. Filistinliler topraklarında kalıyor, bir yere
gitmiyorlar. Çaressizlik ve umutsuzluk her tarafa yayılmış durumda olsa bile, eldeki işaretler
–bütün sömürge savaşlarında gözlendiği üzere- direncin ve karşı koyma arzusunun arttığı
yönünde.” (Said, 2009:151).
Filistin halkı için hayatta kalma mücadelesi direnişin en önemli kolu olarak
görülmekle birlikte, bir başka kolu da kendilerine yapılan saldırıların bilinmesi ve kabul
edilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu durumun neden bu kadar önemli olduğunu Edward
Said şöyle açıklar:
“Çünkü biz tarihimizin önemli bir kısmında kapalı bir toplum olarak bırakıldık. Biz
görünmez insanlarız, görünmez bir halkız. İsrail‟in anlatısının gücü ve etkisi, neredeyse
tümüyle, bir çöle gelen ve bu çöldeki insanlara karşı, onları kasabalarda ve şehirlerde
yerleşik hayat sürüp kendi toplumsal varlıkları olan bir yerli halk değil, sürülüp kovulması
gereken

göçebeler

olarak

görerek

davranmış

öncülerinin

kahraman

konumuna

oturtulmasından geliyor. „Göçebe‟ figürünün uydurulup yerleştirilmesi son derece karmaşık
bir sürecin takip edilmesini gerektirmişti, fakat Siyonistler bizimle bir halk olarak baş etmeye
çalışırlarken bu figürden kesinlikle kendi lehlerine faydalandılar.” (Said, 2009:26-27).

�Farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı kültürlere sahip olan iki halkı, Filistinliler ile
Boşnakları, ortak bir zeminde buluşturan nokta her ikisinin de müslüman bir toplum olarak
uğradıkları saldırılar ve bu saldırılara karşı gösterdikleri büyük direniştir. Boşnaklar, bu
direnişin devamında bir diriliş yaşamıştır ancak Filistinliler mücadelesine hala devam
etmektedirler. Arif Ay şiirlerinde bu yönleriyle yer alan Bosna ve Kudüs, şairin dinî
duyarlılığıyla işlenerek müslümanlar için ortak bir acı alanını temsil etmekte/etmelidirler.
Bosna’nın Direniş’i ve Diriliş’i: “Bosna Âh Bosna!”
Boşnakların var olma mücadelesi olarak gösterdikleri direniş, son yirmi yılın en
önemli olaylarından biridir. Bu olay, her ne kadar Bosna Savaşı olarak bilinse de aslında bir
hayatta kalma çabasıdır. Tezkire Dergisi‟nin Saraybosna Özel sayısında konuşan Dr. Bahadır
İslam, verilen mücadeleye özellikle „direniş‟ denmesinin ve savaş sözcüğünün özellikle
kullanılmamasının sebebi sorulunca şunları söyler:
“Uluslararası hukuk terminolojisine ne denli uyar bilmiyorum fakat bu fecaatin, bu
dört yıllık trajedinin en azından ilk iki yılı sivil zihniyetli kişilerce asla savaş olarak kabul
edilmiyor. Edilmemeli de. Zira Bosna-Hersek halkı, Boşnak müslümanlar referandumla
bağımsızlıklarını ilan ettiklerinin haftasında Avrupa‟nın 4. Büyük askeri gücü tarafından
saldırıya uğradı. Ordusu ve silahı olmayan, tamamen sivillerden müteşekkil bir devletti ve
uluslararası hukuktan başka hiçbir şeye güvenceleri yoktu. Bu bağımsızlığı ya o anda ilan
edecekler, ya da ebediyyen bağımsızlıktan vazgeçeceklerdi. Birinci yolu seçerek tarihe etnik
temizlik olarak geçen o alçakça saldırıya maruz kaldılar.” (İslam, 2006:218). Bu etnik
temizliğe tüm imkansızlıklara rağmen karşı koymayı başaran Boşnaklar için bir diriliş
gerçekleştirmenin hiç de kolay olmadığını Bahadır İslam şu sözlerle anlatmaktadır:
“Karşı koyma bölük pörçük ve imkansızlıklar içinde başladı. Daha sonra İslâm
ülkelerinden büyük zorluklarla gelen yardımlarlarla güçlenebildi. Mücadelenin ancak üçüncü
yılına doğru düzenli ordu kurulabildi. Zira saldırının hemen başında uluslararası irade güya
adaleti sağlamak adına her iki tarafa da silah ambargosu koymuştu. “Direniş” her şeye
rağmen karşı koymanın adı. Savaş ise güçler açısından dengesiz dahi olsa birbirine benzeyen
yapılar arasında oluşur. Bir de direniş, müdafaayı, haklı olmayı da içinde barındıran bir
kavram. Çeçenistan, Irak ve Filistin‟de olduğu gibi.” (İslam, 2006:218).
Son zamanlarda İslam dünyası için acı ve hüznün simgesi haline gelen Irak,
Çeçenistan, Bosna ve Filistin içinde Bosna‟nın ayrı bir yer tuttuğunu dile getiren Aliya
İzzetbegoviç, Boşnaklara yapılan saldırının tüm İslam dünyasını biraraya getirdiğini söyler
ve; “İslam Dünyası hiçbir zaman, hatta Filistin sorununda bile, Bosna meselesinde olduğu
kadar birlik içerisinde olmamıştı.” der (İzzetbegoviç, 2005:73). Şüphesiz Boşnaklar,

�saldırının her boyutunu oldukça ağır bir biçimde görmüşlerdir ancak inançları, onları diriliş‟e
götüren en önemli etkendir. Aliya İzzetbegoviç, 30 Kasım 1994 tarihinde de dönemin
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Clinton‟a yazdığı mektupta Boşnakların her zaman
direneceğini belirtmektedir: “Halkımızın var olup olmama meselesi söz konusu olduğundan,
ben size, pes etmeyeceğimize ve sonuç ne olursa olsun mücadeleye devam etmekten başka
seçeneğimiz olmadığına dair bilgilendirmek zorundayım.” (İzzetbegoviç, 2005:188).
Bosna‟nın yaşadığı zulmün geç de olsa dünyaya yansımış olması, özellikle müslüman
toplumlarda büyük bir tepkiyle karşılanmış ve ülkeye –çoğunun ulaşmadığı- çeşitli yardımlar
gönderilmiştir. Kadın, erkek, çocuk ayrımı olmaksızın yapılan kıyım, siyasi ve toplumsal
alanlarda geniş yankı bulurken edebiyata da yansımıştır. Arif Ay, hem dünya görüşü hem de
edebî çizgisinden umulacak bir şekilde, bu saldırıyı 1993 yılında Kayıtlar Dergisi‟nin 27.
sayısında „Bosna Âh Bosna‟ adlı şiirini yayımlayarak dile getirmiştir. Aynı şiir, 1994‟te Kaf
Dağı Dergisi‟nde Almanca çevirisi ile basılmış ve şairin Hece Yayınları‟ndan çıkan Güne
Doğan Koşu Toplu Şiirler (2010) kitabında da yer almıştır. Şiir, son olarak 2011 yılında
yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı eserde görülmektedir.
Bosna Âh Bosna şiiri “sabah gergin bir ipti/koptu ve yıkıldı hayat” dizeleriyle başlar.
Yugoslavya dağıldıktan sonra bölge bir karışıklık içinde kalmış, huzursuz ve istikrarsız bir
ortam oluşmuş ve özellikle Sırp tarafından gelen tahrikler toplumda büyük bir gerginlik
yaratmıştır. Bütün bu olumsuzluklar içinde gergin bekleyiş devam ederken Bosna‟nın
bağımsızlığını ilan etmesi, saldırı için bir bahane oluşturmuş ve sonuç itibariyle savaş
çıkmıştır. Dolayısıyla şiirde yer aldığı gibi gerilen ip kopmuştur. Şiirin başladığı yer de işte
tam burasıdır. Bir şair için büyük önemi bulunan kalem, kağıt, kitap bile böyle bir durumda
hiçbir anlam ifade etmemektedir. Çünkü artık insan hayatı söz konusudur ve ölümler bir dağ
oluşturacak kadar fazladır:
“ne kalem ne kağıt ne kitap
ölümün dağındayım şimdi”
Şiirin devamında bu savaşın masum insanlara yönelik saldırılar olduğu vurgulanır.
„Anne, çocuk, süt, ak, dua‟ gibi saflığı ve yüceliği simgeleyen sözcükler dikkat çekmektedir:
“annenin çocuğunu arayan
sütü gibi birden
Bosna ak bir ipliğe döner
acının kozasıdır bu
kar dağlardan önce
dualara iner”

�Koza ise değişimin, yeniden dirilişin simgesidir. Aynı zamanda korunmak için de bir
alandır. Halkın sığınakları, onların yeniden dirilmek için bekledikleri bir kozadır. Beyazlığı
nedeniyle masumiyete, saflığa gönderme yapılan kar da, kozalarında bekleyenleri setr eden,
kapatan ve gizleyendir. Öbür taraftan kar, dağlara inmeden önce, gökyüzünü aşacak yüceliğe
erişmiş olan dualara inmektedir. Dua varsa umut da vardır ve hiçbir duanın geri çevrilmediği
bilgisine sahip olunduğuna göre, Bosna‟nın kurtuluşu da yakındır.
Şair, hem Bosna hem de Filistin direnişine aynı şiirde gönderme yapar çünkü ikisi de
Müslüman direnişidir ve her iki halk da acımasızca yok edilmeye çalışılmaktadırlar.
“Bosna
Filistinli çocukların
taşlarıdır sözcüklerim”
Filistinli çocukların tanklara, buldozerlere, modern silahlara karşılık verebileceği tek
gücü taşlardır. Zulme karşı durmak, ancak taş atmakla mümkündür. Bu bir tavırdır. Baş
kaldırışın, zalime itaat etmemenin, hatta insanlık onurunu korumanın simgesidir. Şairin silahı
ise sözcükleridir. Bosna ve Filistin halkının uğradığı zulme karşı silahını, yani şiirlerindeki
sözcükleri bir taş gibi fırlatır. Fakat nasıl Filistinlilerin taş atmaktan başka ellerinden bir şey
gelmiyorsa, şair de şiir yazmaktan başka bir şey yapamadığından şikayetçidir ve belki de bu
çaresizliğin verdiği üzüntü ile yaşananların Bosna‟nın karayazısı değil, bu zulme dur
diyemeyen insanlığın kirli kalpleri olduğunu düşünmektedir:
“göğünde uçan bir kuş bile değilim
kanatlarımda ısıtmak için seni
ey yirminci yüzyılın Endülüs‟ü
alnındaki karayazı değil
kaplerimizin kiri pasıdır
bin vakit çeşmelere koşsak
yeridir”
Bosna halkı var olma mücadelesi verir, yaşamayı başarabilmek bile artık başlı başına
bir direniştir. Çünkü tablo o kadar vahimdir ki insan kanı gökyüzünü bile kaplar ve kutsal
mekanlar da bu saldırılardan nasibini alır. Öyle ki Boşnaklara manevi destek olan minareler
bile bombalarla paramparça olur. Bütün bunlar Boşnak âhını iyiden iyiye büyütür ve acı dolu
âhlar göğü bile çığlığa dönüştürerek kahırdan kararmış bir yağmur olarak bu zulmü
seyretmekle yetinen dünyanın üzerine yağar. Bosna halkının âhı, insanlığa bu seyrin hesabını
soracaktır:
“ey can denizi

�bulut bulut yükseliyor kanın
başsız insanlardır minarelerin
âhın ne kadar ağır ki
çığlığa dönüşen göğünden
kahrın
kara bir yağmur gibi
yağıyor üstüne dünyanın”
Şiirin neredeyse tamamında dinî mekânlar, isimler geçer ve Kur‟an‟a yer verilir.
Boşnakların özellikle müslüman bir halk olarak zulüm gördüğünün altı çizilir. Müslümanlar
öldürüldükçe, işkence gördükçe Kur‟an sayfaları dağılır gibidir ve bu zulmü seyredenler,
bunu önlemek için herhangi bir şey yapmayan diğer müslümanlar ise uykudadır. Bu uyku,
elbette gaflet uykusudur:
“Bosna
ey atalar ve şehitler yurdu
yıkık camilerinde güvercinler gibi
ıpıssız kalplerimizle
korkulukları andıran gövdelerimizle
Kur‟an sayfaları gibi insanların
savrulup dururken
uykulara dalıyoruz biz”
Boşnakların olduğu her yer bu saldırının bizzat şahididir. Bu nedenle Mostar ırmağı
„yorgun atlar gibi' akar çünkü savaş ve acı yorgunudur artık. Akışın ağırlığı ırmağın tanık
olduklarına dayanamamasından kaynaklanmaktadır. Bir başka tanık ise yüzyıllarca burada
hüküm sürmüş olan Osmanlı‟nın inşa ettiği yapılardır. Şair, Osmanlı köprülerinden baka
baka:
“ben sussam da
Sarayova söyler şarkısını” der. Ona göre herkes bu zulme karşı sessiz kalsa da
Sarayova yaşamaya devam edecektir. Hatta köprülerden bakarken Boşnak şarkıları
duyulacaktır. Bosna, şair için bir Osmanlı mirasıdır. Bu nedenle ülkeye Osmanlı‟nın yaptığı
köprüler üzerinden bakar. Ülkenin hemen her yerinde imparatorluk zamanının izleri oldukça
açık bir şekilde görülmekte ve Osmanlı kültürü de Boşnaklar tarafından özellikle yaşatılmaya
çalışılmaktadır. Bu durumun Bosna‟yı görmüş, gezmiş biri olarak şairi daha da etkilediği
düşünülebilir. Çünkü Osmanlı yüzyıllarca buralarda Müslümanlar için ortak bir kültür
oluşturmuş; camiler, sebiller, köprüler, medreseler ve daha birçok yapı ile burada bir Osmanlı

�ve İslam medeniyeti meydana getirmiştir. Bu da ülkenin tarihinde oldukça önemlidir çünkü
tarih ve kültür, mekâna ruh veren en önemli unsurdur. İnsan da bu ruhtan beslenen bir varlık
olduğuna göre şair, kendini ait hissettiği bir medeniyetin, ortak din ve kültürün birleştirdiği
Boşnakların acısını kendi acısı bilmekte ve uğradıkları zulüm nedeniyle öfkelenmektedir.
Çünkü bu saldırı sadece onlara değil, tüm Müslümanlara yöneliktir.
“ey Bosna
en büyük seçimdir ölüm
yeniden dirilmek için
bir daha”
dizelerinde ise öldükten sonra dirilmeye gönderme yapmanın yanı sıra mitolojik bir
unsur olarak küllerinden yeniden doğacak bir Bosna da kastedilmektedir. Bugünkü Boşnaklar
da öldü sanılırken yeniden doğan bir millettir. Şair, bu dirilişin umudunu henüz savaş
bitmeden kaleme aldığı şiirinde dile getirmiştir.
Kudüs’ün Dilinden Direniş: Kudüs Konuşuyor!
Arif Ay, Filistin meselesine oldukça duyarlı bir şairdir. Özellikle Mavi Marmara olayı
vuku bulduğunda şair, çıkardığı Edep Dergisi‟nde özel bir bölüm ayırarak bu konuyu ele
almıştır. “31 Mayıs 2010 sabahının erken saatleri, Akdeniz açık sularında (İsrail kıyılarından
yaklaşık 72 deniz mili uzaklıkta) toplam 9 Türk‟ün (1‟i aynı zamnada ABD vatandaşı)
ölümüyle sonuçlanacak bir saldırı gerçekleşmiştir.” (Karadaş, 2010:41). Hemen her şiirinde
İslam topraklarının hüznünü, acısını dile getiren ve bu meseledeki hassasiyetini açık bir
biçimde ortaya koyan Arif Ay‟ın bu saldırıya karşı tepkisiz kalması elbette beklenemezdi. Bu
nedenle derginin beşinci sayısına Mavi Marmara olayına ikişkin yazı ve şiirlerin olduğu iki ek
sayfa koymuş ve sayfa başında “Gazze halkının, Filistin halkının özgürlüğü uğruna Mavi
Marmara Gemisi‟nde vahşi İsrail askerlerinin kurşunlarıyla can veren şehitlerin aziz
hatıralarına saygıyla…” (Ay, 2010:3) diyerek bu sayıyı onlara ithaf etmiştir. Ayrıca “Gazze
Aydınlığına”, “Ruhunu Kaybeden Dünya” ve “Batı Barbarlığı ve İsrail Vahşeti Üzerine
Notlar” başlıklı üç yazı yazarak öfkesini dile getirmiştir. Özellikle “Batı Barbarlığı ve İsrail
Vahşeti Üzerine Notlar” adlı yazısında İsrail‟e seslenerek ondan hesap sormaktadır:
“Ey yahudi!
Sen millet değilsin; çünkü millet gibi davranmıyorsun.
Sen devlet değilsin; çünkü devlet gibi davranmıyorsun.
Yaptığına bir bak! Bebekleri öldürüyorsun, kadınları, masum insanları öldürüyorsun.
buldozerlerle Filistinlilerin bağlarını, bahçelerini, zeytinliklerini talan ediyorsun, utanç
duvarı örüyorsun. Taşa atan çocukların üzerine tanklar sürüyorsun.

�Sen terörist değil de nesin!” (Ay, 2010:6).
Daha önce Güne Doğan Koşu Toplu Şiirler (Ay, 2006:493) kitabında da görülen
Filistin adlı şiiri de bu sayıda yayımlayan şair;
“Yenişehir‟de bir akşam vakti
Kudüs‟e en son tren ne zaman kalktı
hücrelerimde İsrail buldozerleri
ölüp ölüp dirilmekteyim”
dizeleri ile İsrail‟le özdeşleşen buldozerleri, Filistin halkının acısını ve Kudüs sokaklarında
dolaşıp müslümanlara eziyet edenlerin zulmünü yüreğinde hissettiğinden bahsetmektedir.
Ortadoğu sürekli kaynayan bir kazandır fakat şair Filistin direnişinin verdiği umutla, bir gün
müslümanların çektiği tüm acıların dineceğini umut etmektedir.
Şair yalnızca Mavi Marmara olayıyla değil, Ortadoğu‟nun tüm sorunlarıyla her zaman
yakından ilgilendiğini birçok söyleşisinde dile getirmiştir. Bunlardan biri de Ayâne
Dergisi‟ndeki söyleşidir. Bu söyleşide şunları söyler:
“Benim öğretim yalnızca Misak-ı Milli sınırlarıyla sınırlandırılamaz. Bu öğretimin
diyalektiğine de aykırıdır zaten. Şiirlerimde Ortadoğu ile ilgili birçok imge var. Ortadoğu'nun
trajedisi yeryüzü trajedisinin bir uzantısıdır. Ben yaşanılanı yazıyorum ve bu yaşanılandan
geleceğe köprüler atıyorum.” (Çelik-Karaçalı, 1988:19).
Arif Ay köprülerini, geleceğe şiirle atar. Bunun temelinde de “direnmek” yatmaktadır.
İnsan acıya, zulme, haksızlığa direnmelidir. Çünkü ancak bu şekilde bir gelecek inşa edebilir.
Bir söyleşisinde insanı yaradılışından dolayı şerefli görmekte ve bu şekilde yaşaması için
direnmesi gerektiğini söylemektedir:
“İnsan eşref-i mahlukâttır. Bunun gereği olarak şerefli, onurlu, haysiyetli bir yaşam
sürmek durumundadır. Bunu engelleyecek her şeye karşı direnmek insanlığımızın bir
gereğidir. Buna duruş diyoruz. “İdeolojik” sözcüğünü bu duruşu daha belirgin kılmak için
kullanıyoruz. Yoksa ideoloji tek başına belirleyici değil. Öyle ideolojiler var ki insana zulmün
bir aracı.” (Usta, 2011:14). Şairin Siyonizm‟i de, zulüm etmenin bir aracı olan ideolojilerden
gördüğü muhakkaktır. O halde Filistin halkı, direnerek yalnızca hayatta kalmayı başarmamış,
onurunu

da

kurtarmış

olmaktadır.

Çünkü

onurunu

kurtarmak,

“kendi

olma”yı

koruyabilmektir. Bu durumun önemi, şairin Yedi İklim Dergisi‟ndeki söyleşisinde daha net
anlaşılmaktadır:
Bizim uygarlığımız, İslam uygarlığı yeryüzünün bir dengesiydi. Tabii, bizim
durumumuz daha trajik. Bize dayatılan sosyal düzen gayri insani bir düzendir. Biz,
uygarlığımızdan kopartılmakla, aynı zamanda o uygarlık çemberi içindeki uluslardan da

�kopartıldık. Kendimize yabancılaştığımız gibi onlara da yabancılaştık. Bunları biliyoruz. Ne
yapacağız öyleyse? Direneceğiz. Kendi kendimiz oluncaya değin direneceğiz. İşte sanatçının,
yazarın tavır adamlılığı burada ortaya çıkıyor. Ben, kendi değerler dünyasına, hayat tarzına
sahip bir yazar gibi rahat değilim. Fildişi kulem yok. Tüm kulelerim ve kalelerim yıkılmıştır.
Her şeyi yeniden sorgulamamız gerekiyor. (Yedi İklim, 1993:78).
Arif Ay, Gece Yazıları adlı deneme kitabında da şairin kendisinin sürekli bir direnme
halinde olması gerektiğinin altını çizer: “Öncü yazar, direnen yazardır. Ödünsüzdür o.
Direnme gücünü öğretisinden alır. O, yaza yaza bir yapı oluşturur. Bu yapının temeli, yazarın
bağlı olduğu uygarlıktır. Değerler toplamıdır uygarlık. Bağlı olduğu uygarlığı özümsemeyen
yazar, ne toplumunu, ne de çağını kavrayamaz. Gide gide kopar insanlıktan; onu savunacağı
yerde, ona karşı bir konuma düşer.
Çağdaş insan, aldatılmışlığının ürkekliği, çekingenliği içindedir günümüzde. Boğucu
bir sıkışıklığı yaşıyor. Bu durum, yazarın sorumluluk alanını daha da genişletiyor. Artık o,
salt toplumunun bilinci oluyor. Bir de yazar, yalnız düşünce adamı değil, aynı zamanda bir
eylemcidir çağımızda.
Yazı, bir buluşmadır insanla; yarını kurmak için. (Ay, 1998:21).
Arif Ay, kendini bir öncü yazar/şair olarak gördüğünden olmalı “bütün İslâm
coğrafyasını, bu coğrafyanın acılarını yüreğinde hisseder. Bilindiği üzere 19. asırdan itibaren
siyasileşen İslâmcılık akımı, bütün Müslümanların bir siyasi ve askeri birlik oluşturması
şeklinde özetlenebilecek Pan-islâmizm akımını doğurmuştur. Arif Ay‟ın üstadı Nuri Pakdil de
şiir ve tiyatrolarında İslâm coğrafyasına panoramik bakışlarını doğrultur. Arif Ay da üstadını
takip eder. Çünkü o, bütün Müslümanların gönül birliği içinde yaşamasını ister. Onların
ezilmelerine, hor görülmelerine karşı çıkar, direnir, başkaldırır. Kırağılı Bir Gece‟de
Kudüs‟ü Düşlüyorum şiiri adeta bir haykırıştır. Çünkü Kudüs, Müslümanlar için kutsal bir
kenttir. Bu şekilde Kudüs halkının ıstıraplarına tercüman olur.”

(Zorkul, 2012:1304).

Müslümanların ezilmesi şairi çok öfkelendirmektedir. Bu nedenle Arif Ay, zulmedenleri sert
bir biçimde eleştirir. Çünkü Müslümanların varlığına tahammül edemeyen bir gücün varlığı,
coğrafya farkı olmaksızın çeşitli saldırılar yoluyla kendini göstermektedir. Bu saldırılar ise
daha çok savunmasız ve güçsüz bir halka yapılmakta ve silahın, işkencenin olmadığı yerlerde
de müslümanlar 'kendi olmak'tan koparılmaya çalışılmaktadır. Bunu yapanlar zulümdedir ve
zulme karşı duruş, bir başkaldırı ve direniş‟tir. Bir diğer şekilde bu direniş de gerek şiddet
yoluyla gerekse modernleşme adı altında müslüman dünyasını etkileyen Batı‟ya karşı da
sergilenmektedir.

�İslam dünyasının acılarını, baş kaldırışını işleyen Arif Ay, bunu yaparak aynı zamanda
bir tarih oluşturmaktadır. Acının kayda şiirle geçmesini sağlayan şair, bir söyleşisinde tarihin
şiirlerinde çok önemli bir yeri olduğunu dile getirmiştir:
“Benim için tarih bir insanlık laboratuarıdır. Her şey orada olup bitmiştir.
Sınanmıştır. İyilikler, kötülükler, güzellikler, çirkinlikler… Şimdiki zaman bir salınandır.
Çünkü bir ucu geçmişte, öteki ucu geleceğe uzanmaktadır. Dolayısıyla bugüne dair bir şey
söyleyeceksek, geçmişe ve geleceğe bakarak söyleyebiliriz ancak. Geçmiş tecrübedir,
gelecekse öngörü. Şairin toplumun önünde olması, onun öngörü hassasının iyi çalışmasından
dolayıdır.
Tarih, insanlığa tutulan bir aynadır aynı zamanda. Bu ayna zaman zaman puslu,
zaman zaman çarpık gösterse de yine de şairin ona bakması gerekir.” (Şimşek, 2008:26).
Şair bu aynaya bakar ve gördüğü, yaşadığı zulümleri kaydeder. Bu nedenle de
konuşmanın devamında şunları söyler:
“Benim isyanım, zulme ve haksızlığadır. Yaşadığımız modern çağ tam bir ilkellikler
arenası. Eski firavunlardan daha zalim firavunların yaşadığı bir çağdayız. Gövdemizde değil,
ruhumuzda ve beynimizde şaklıyor kırbaç. Öyle soyut ki, onun kırbaç olduğunu bile
bilemiyoruz. Şiirimle bu duruma baş kaldırıyorum.” (Şimşek, 2008:6). Bu baş kaldırıyı
yaparken çıkış noktası İslam dünyasının yaşadığı acılar olan şair, diriliş umudunu da hiçbir
zaman yitirmez. Bu nedenledir ki Arif Ay şiirlerinde isyan ve umut iç içedir. İncelememizin
konusu olan “Kudüs Konuşuyor” (Ay, 2011:43-48) adlı şiirinde de bu özelliği görmekteyiz.
Şiirde ilk önce şehrin üç din açısından da kutsal olduğunun vurgusu yapılır ve bunu
simgeleyen ifadeler kullanılır. böylelikle Kudüs'ün isyanının alt yapısı ortaya konmuş olur:
“Ben Kudüs
bana çok kapıdan girilir
bir de aşk kapısından
o kapı kalp kapısı
o kapı gök kapısı”
Kudüs‟e girilen üç kapı, üç dini simgelemektedir. Önemli bir nokta da Mescid-i
Aksâ‟nın “ilk ve son durak” olarak tabir edilmesidir. Şair, inancı gereği ilahi dinlerin hepsinin
temelini İslam‟a dayandırmaktadır. İlk durak da, son durak da İslâm‟dır. Bu nedenle şiirde
geçen birçok peygamber de İslâm‟ı simgelemektedir. Musa, İsa, Davut, Yahya
peygamberlerden bahsedilir ancak Hz. Muhammed‟in ismi zikredilmez. Son Peygamberi, Aşk
sözcüğü ile özdeşleştirip Kutlu Seyyah diyerek ayrı bir önemle anar:
“bende yükseldi Burak

�bende yükseldi Aşk
göklerin Kutlu Seyyah‟ı”
Şiirdeki bütün mısra başları küçük harfle yazılmışken kutsal olan isimler büyük harfle
başlatılır. Kutlu Seyyah sözcüğü de bunlardan birtanesidir. Bir diğeri ise Aşk sözcüğüdür. Şair
için Aşk, İslâm‟dır. Son Peygamber ise Aşk‟ın en yoğun yaşandığı isimdir. Bu nedenle şiirde
Kudüs için söylenmiş bir hadise de yer verilir ve bu şekilde Kudüs‟ün müslümanlar için
neden bu kadar önemli olduğu anlatılmış olur:
“Ey Kudüs! Allah‟ın seçtiği toprak ve onun kullarının vatanı! Senin duvarlarından
dünya oldu. Ey Kudüs! Sana doğru inen çiğ taneleri bütün hastalıklara şifa getiriyor. Çünkü
geldiği yer, Cennet‟in bahçeleri.” Bu nedenle İslâm, Kudüs‟te çarpan bir kalptir. Eğer
vurulursa, İslam da yara alır:
“Ben Kudüs
gerçeğin en uzun masalı ben
olağanüstülükler şehri
anayurdu mahşerin
benim mahşerim sizin mahşeriniz
ey İstanbul
ey Kahire
ey Tahran
ey Şam
ey Bağdat”
Acıların yaşandığı şehirler birer mahşer yerleridir. Müslümanlara yapılan zulüm bu
şekilde simgeleştirilir ve Kudüs o kadar hassas bir noktadadır ki ondaki bir yaranın tüm İslam
âlemini etkileyeceğinin/etkilemesi gerektiğinin altı çizilir. Şiirimin Şehirleri kitabında yer
alan İslam‟a başkentlik yapmış şehirlerin hepsi bu şiirde toplanır ve onlara seslenerek
Kudüs‟ün acısının, onların acısı olduğu bir kez daha hatırlatılır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi şiirde İslam, insanlığın kalbidir. Fakat Kudüs‟te
müslümanlara yapılan eziyet, bu kalbi vurmuştur. Kudüs tek başına direnmektedir.
Direnmenin olduğu yerde ise umut vardır. Şehir, “Ümitvâr olunuz” emrinden hareketle
yeniden dirilmek için bu zulme başkaldırır. Başkaldırının gücünü aldığı yer yine İslam‟dır.
Kudüs‟ün elinde Hz. Musâ‟nın asası vardır ve şehir, İslam‟ın ateşini yeniden yakmak
istemektedir:
“elimde Asâ kışkırtıyorum suyu
can bulsun diye

�sönmeye yüz tutmuş ateşi ruhumun”
Şehir, tarih boyunca birçok acıya sahne olmuştur. Şair, bu acılardan bahsederek
Kudüs‟ün “kanla dolu mahzenler”i olduğunu söyler. Ali, Osman, Ebu Iyad, Hüseyin, İsâ,
Yahya gibi isimler verilir ve bu mahzenlerin böyle mübarek insanların kanıyla dolduğunu
söyler. Günümüzde de bu durumun değişmediğini dile getiren şair, birçok eserinde olduğu
gibi emperyalizme öfkelenir. Ancak burada daha önceki isyanlarından farklı bir öfke daha
vardır. Zulme karşı durmayan, müslüman da olsa zulümdedir. Siyonizm, müslümanlara
bombalar saçmaktadır ancak diğer müslüman ülkeler bu duruma tepkisiz kalarak zulme ortak
olmaktadırlar. Şair, özellikle Ortadoğu ülkelerinin Filistinlilere sahip çıkmamasına ve Arap
krallarının büyük bir lüks içinde duygusuzca yaşamasına öfkelenmektedir. Şiirde adeta
okurun önüne bir tablo çizilir. Bu resmin bir tarafında müslümanlar katledilmekte, öbür
tarafında ise diğer müslümanlar bu duruma tepkisizce konfor ve lüks içinde yaşamaktadırlar:
"görmüyor musunuz beni diyor
parçalanmış bebeğini bağrına basan anne
kanlı dolarlar üstüne taht kuran
meleği kovan
şeytanı doyuran sofralar kuran
emirler, şeyhler, krallar
başınıza yıkılsın saraylarınız
batsın nasırlanmış yüreğinize kuleleriniz"
Şair ümmet bilincinin kaybolduğu, Batı medeniyeti örnek alarak artık „bireysellik‟e
yönelmiş olan Müslümanlık anlayışını eleştirmektedir. Bu durumda kral, şeyh ya da emirlerin
müslümanlara zulmeden „vahşi‟lerden hiçbir farkı kalmamaktadır:
"mutluluk ne zamandan beri şahsi
hesabım seninle
ey göğümden bombalar yağdıran vahşi"
Bosna Âh Bosna şiirinde olduğu gibi Kudüs Konuşuyor'da da Endülüs‟e gönderme
yapan şair, son söz olarak Kudüs‟ün “her gün Kartaca/her gün Endülüs” olduğunu söyler.
Yedi yüz yılı aşan bir süre Müslümanların elinde olmasına rağmen İspanya‟daki İslam
medeniyeti izlerinin büyük oranda silinmesine gönderme yapan Arif Ay, bu açıdan Bosna ve
Kudüs‟ün birer Endülüs olduğunun altını çizer.

Sonuç

�Arif Ay‟ın, 2011 yılında yayımlanan kitabı Şiirimin Şehirleri‟nde yer alan “Bosna Âh
Bosna” ve “Kudüs Konuşuyor” adlı şiirleri, Müslüman iki halkın gördüğü zulmü ve onların
bu zulme karşı gösterdikleri direnişi konu edinen eserlerdir. 1992 yılında saldırıya uğrayan ve
yok edilecekleri sanılırken direnişleri sayesinde yeniden hayat bulan Boşnaklar ve yıllardır
benzer bir mücadele içinde olan Filistinli Müslümanlar, İslam dünyası için ortak acıların da
simgesidirler. Boşnaklar dört yıla yakın devam eden bir mücadelenin ardından yeniden
dirilmiş, umuttan beslenen direnişlerinin karşılığını almışlardır. Filistinli müslümanlar ise
yıllardır kendilerine yapılan zulme karşı koymayı sürdürmektedirler.
Arif Ay, genel itibariyle şiirlerinde İslam dünyasının acılarını, hüzünlerini, değerlerini
işlemektedir. Ona göre, inanan bir insan ve hatta bir şair olarak zulme karşı koyma en önemli
özelliktir. Bu nedenle dünyanın herhangi bir yerinde biri zulme uğramışsa bu dile
getirilmelidir. Bu zulme uğrayan müslüman bir halksa, yok edilmeye çalışılıyorsa duyarlılık
bir kat daha artar. Bu duruma tepkisiz kalmak mümkün değildir. Bosna Âh Bosna ve Kudüs
Konuşuyor adlı şiirler aslında bu tepkinin ürünleridir. Şair, iki şiirde de direnmek gerektiğinin
altını sık sık çizer. Çünkü ancak bu şekilde hak edilen diriliş gerçekleşecektir. Müslüman
topraklarında yine müslüman kalarak, İslam medeniyetine ait tüm unsurları koruyarak
kurulacak gelecek, ancak direnişle mümkün olacaktır. Bu direnişin kaynağı da elbette yine
İslam olmalıdır. Diriliş için gereken güç ve umut yalnızca bu şekilde elde edilebilir.

�Kaynaklar
1. Alili, Teoman, (2011), Yugoslavya Dersleri, İstanbul, Kaynak Yayınları.
2. Ay, Arif, (2000), Ateş Ve Caz, A Yayınevi, Ekim, s. 28-32.
3. Ay, Arif, (1998), Gece Yazıları, İstanbul, İz Yayıncılık.
4. Ay, Arif, (2006), Güne Doğan Koşu, Ankara, Hece Yayınları, s. 423-426.
5. Ay, Arif, (1994), Kaf Dağı, Yıl:3, S. 28, Büchersendung, s. 94-95.
6. Ay, Arif, (1993), Kayıtlar, Sayı: 27, Yıl: 3, Ankara, s. 7-8.
7. Ay, Arif, Şiirimin Şehirleri, (2011), Okur Kitaplığı Yayınları, İstanbul, s. 87-91.
8. Ay, Arif, Şiirimin Şehirleri, (2011), Okur Kitaplığı Yayınları, İstanbul, s. 43-48.
9. Ay, Arif-Karaçalı, Ali- Çelik, Kâmil, (1988), “Şiir Ve Sanat Üzerine Yuvarlak Masa
Sohbeti”, Ayâne Dergisi, S.1, Ankara, s.16-23.
10. Ay, Arif, (2010), Edep Dergisi, Yıl:1, Sayı:5, Ankara.
11. “Arif Ay İle Bir Konuşma”, (1993), Yedi İklim Dergisi Arif Ay Özel Sayısı, C. 5, S.
41, İstanbul, s. 59-63.
12. İslam, Bahadır, (2006), “Batı‟nın Kirli Bilinçaltı Bosna‟da Açığa Çıktı”, Tezkire
Dergisi Saraybosna Sevgilim Özel Sayısı, Sayı: 42 (Şubat Mart Nisan), Ankara, s.
217-220.
13. İzzetbegoviç,

Aliya,

(2005),

Konuşmalar,

(Tercüme:

Fatmanur

Altın-Rıfat

Ahmetoğlu), İstanbul, Klasik Yayınları.
14. İzzetbegoviç, Aliya, (2003), Tarihe Tanıklığım, (Tercüme: Alev Erkilet, Ahmet
Demirhan, Hanife Öz), İstanbul, Klasik Yayınları.

�15. Karadaş, Cemalettin, (2010), Uluslararası Deniz Hukukunda Açık Denizlerin
Serbestliği İlkesi: Mavi Marmara Olayı, Ankara, Uluslararası Stratejik Araştırmalar
Kurumu Yayınları.
16. Lewis, Bernand, (2011), The Middle East, Ortadoğu, İki Bin Yıllık Ortadoğu Tarihi,
(Çev: Selen Y. Kölay) Ankara, Arkadaş Yayınları.
17. Said, Edward, (2009), Kültür ve Direniş, David Barsamian‟la Konuşmalar, (Türkçesi:
Osman Akınhay), İstanbul, Agora Kitaplığı.
18. Şimşek, Selami, (2008), “Arif Ay İle Söyleşi”, Ay Vakti Dergisi Sayı: 97, Yıl: 9, Ekim
s. 4-7.
19. Tanoviç, Bedia, (2006), “Necad İbrişimoviç İle Söyleşi”, (Türkçesi: Hatice Oruç),
Tezkire Dergisi Saraybosna Sevgilim Özel Sayısı, Sayı: 42 (Şubat Mart Nisan),
Ankara, s. 29-36.
20. Usta, Ahmet, (2011), “Arif Ay Kimdir”, Yolcu Dergisi Sayı: 62, Yıl: 11, Ocak-Şubat
Samsun, s. 14-15.
21. ZORKUL, Tahir, (2012), “Gelenek Ve Arif Ay‟ın Şiiri”, Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or
Turkic Volume 7/2 Spring, p.1301-1319, Ankara/Turkey, s. 1304-1319.
22. http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&amp;arama=gts&amp;guid=TDK.GTS.518a
5c1a394775.80868152 (Erişim Tarihi: 11/04/2013 saat: 14.16).
23. http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&amp;arama=gts&amp;guid=TDK.GTS.518a
5c1058f323.12226386 (Erişim Tarihi: 11/04/2013 saat: 14.25).

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11609">
                <text>2287</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11610">
                <text>DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE BOSNA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11611">
                <text>SAVAŞ, Özden </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11612">
                <text>Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.  ÖZET  Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut ve direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve umudun olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay’ın şiirlerinde direniş, beraberinde diriliş’i getiren zorlu ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde, insan olmanın gereği olarak bir “karşı koyuş’ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna şehirleri, bu kavramların birer simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her iki şehir de İslam medeniyetinin yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini tamamlayan unsurlar olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin şekillendireceği üzerinde durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem taşımaktadır. Her iki eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de bu kavramlardır. Bu çalışma, Arif Ay’ın 2011’de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabındaki “Bosna, Âh Bosna” ve “Kudüs” şiirlerini inceleme amacını taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş’in; Bosna için ise hem direniş hem de diriliş’in simgesi olduğu için, şehirler bu kavramlar ışığında ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11613">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11614">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11615">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11616">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1454" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1878">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/556da7193e139d1335751c465e5efc62.docx</src>
        <authentication>78c42d46cf79fdd60c6b11d5b538eb5b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1879">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1f2f6cc88edaa5e46a5bb30e514d9f7d.pdf</src>
        <authentication>8600dcf5a7279a1419cca7f8a7221d88</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11627">
                    <text>EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ
DİVANI ÖRNEĞİ
Ömer SAVRAN - Saadettin KEKLİK
Uşak Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Uşak / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Ehl-i Beyt, Malatyalı Sabrî, Sabrî, Methiye
ÖZET
İslâmî-Türk Edebiyatı’nda gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde geçen bazı atıflar
sebebiyle şairlerimiz, Hz. Peygamber’e, dört halifeye ve ehl-i beyte karşı her devirde daima derin
bir alaka ve muhabbet içinde olmuşlardır. Şairler, Hz. Peygamber ve onun ehl-i beytine teveccüh
ve bağlılıklarını, çeşitli nazım şekilleri ve türlerde yazmış oldukları şiirlerle göstermeye
çalışmışlardır. Bu gelenek çerçevesinde şiir yazan şairlerden biri de son devir sanatçılarından biri
olan Malatyalı Sabrî’dir. Sabrî, ehl-i beyte karşı duymuş olduğu derin sevgiyi, onların faziletleri
ve mâruz kaldıkları üzücü olayları divanında yer alan gerek aruz gerekse hece vezniyle yazmış
olduğu pek çok şiirde ele almıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11619">
                <text>2211</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11620">
                <text>EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ DİVANI ÖRNEĞİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11621">
                <text>SAVRAN, Ömer
KEKLİK, Saadettin</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11622">
                <text>Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Ehl-i Beyt, Malatyalı Sabrî, Sabrî, Methiye  ÖZET  İslâmî-Türk Edebiyatı’nda gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde geçen bazı atıflar sebebiyle şairlerimiz, Hz. Peygamber’e, dört halifeye ve ehl-i beyte karşı her devirde daima derin bir alaka ve muhabbet içinde olmuşlardır. Şairler, Hz. Peygamber ve onun ehl-i beytine teveccüh ve bağlılıklarını, çeşitli nazım şekilleri ve türlerde yazmış oldukları şiirlerle göstermeye çalışmışlardır. Bu gelenek çerçevesinde şiir yazan şairlerden biri de son devir sanatçılarından biri olan Malatyalı Sabrî’dir. Sabrî, ehl-i beyte karşı duymuş olduğu derin sevgiyi, onların faziletleri ve mâruz kaldıkları üzücü olayları divanında yer alan gerek aruz gerekse hece vezniyle yazmış olduğu pek çok şiirde ele almıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11623">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11624">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11625">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11626">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1455" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1880">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6bdaf87b3f61d60e0f7c4930bfdbdbe2.docx</src>
        <authentication>01f032d1aa947302c2cfd245233d8a3a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1881">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c023d164ba05e32b5993e2d670de79f4.pdf</src>
        <authentication>7937e985e5e45e7372abc83aaa89f7b4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11636">
                    <text>KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN
ÖNEMİ
Leniyara SELİMOVA
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Edebiyatı Bölümü,
Simferopol / Ukrayna
Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.
ÖZET
1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır.
Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın
bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın
meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla
1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya
Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11628">
                <text>2293</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11629">
                <text>KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN ÖNEMİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11630">
                <text>SELİMOVA, Leniyara </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11631">
                <text>Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.  ÖZET  1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır. Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla 1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11632">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11633">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11634">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11635">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1456" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1882">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/41f665a9fdc6dac7b216c6b61d0ef6f4.docx</src>
        <authentication>aafa03e3f4c28cc0da7cb3a66ff2eb82</authentication>
      </file>
      <file fileId="1883">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1dc5684290dc5faa22c44b4abae868bc.pdf</src>
        <authentication>0f6f383a9a20664b81ef3ff6ca57d7dc</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11645">
                    <text>“ISSIZLIĞIN ORTASINDA GEÇ KALMIŞ ÖLÜ”NÜN KİMLİK ARAYIŞI VE
AİT OLAMAMA DİYALEKTİĞİ
Gökçen SEVİM
Ardahan Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Ardahan / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mehmet Eroğlu, yabancılaşma, kimlik arayışı.
ÖZET
Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllar arasında yaşanan siyasal ve toplumsal durum ile bağlantılı
olarak, kendini Sosyalist kökenli Marksist olarak gören Mehmet Eroğlu; toplumda meydana
gelen “yabancılaşma” ile doğru orantılı olarak gelişen gerçeklik ve bu gerçekliğin karşısında,
kimlik arayışına giren bireyin ruhsal açmazlarını irdeler. Mehmet Eroğlu, “Issızlığın Ortası” ve
“Geç Kalmış Ölü” romanlarında dış dünyaya yabancılaşan bireyin modern dünyanın olgularına
yenilişini, edilgen hâle gelişini ele alır. Bireyin, “kimlik arayışı” nı, “kendinden kaçış” ını,
yaşama ve kendine olan inancını yitirişini ve sonuçta da “kendini bir yere ait hissedememe” sini;
karakterlerin ruhsal çözümlemelerini yaparak ifade eder. Çalışma iki ana bölümden meydana
gelmektedir. Birinci bölümde, yazarın hayatı ve edebî kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, ait
olamama ve kimlik arayışı izlekleri temel alınarak belli başlıklar halinde açımlanmıştır. Çıkarım
bölümünde ise, çalışma ile ilgili toparlayıcı, genel yargılara yer verilerek, çalışma
tamamlanmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11637">
                <text>2182</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11638">
                <text>“ISSIZLIĞIN ORTASINDA GEÇ KALMIŞ ÖLÜ”NÜN KİMLİK ARAYIŞI VE AİT OLAMAMA DİYALEKTİĞİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11639">
                <text>SEVİM, Gökçen </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11640">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mehmet Eroğlu, yabancılaşma, kimlik arayışı.  ÖZET  Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllar arasında yaşanan siyasal ve toplumsal durum ile bağlantılı olarak, kendini Sosyalist kökenli Marksist olarak gören Mehmet Eroğlu; toplumda meydana gelen “yabancılaşma” ile doğru orantılı olarak gelişen gerçeklik ve bu gerçekliğin karşısında, kimlik arayışına giren bireyin ruhsal açmazlarını irdeler. Mehmet Eroğlu, “Issızlığın Ortası” ve “Geç Kalmış Ölü” romanlarında dış dünyaya yabancılaşan bireyin modern dünyanın olgularına yenilişini, edilgen hâle gelişini ele alır. Bireyin, “kimlik arayışı” nı, “kendinden kaçış” ını, yaşama ve kendine olan inancını yitirişini ve sonuçta da “kendini bir yere ait hissedememe” sini; karakterlerin ruhsal çözümlemelerini yaparak ifade eder. Çalışma iki ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, yazarın hayatı ve edebî kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, ait olamama ve kimlik arayışı izlekleri temel alınarak belli başlıklar halinde açımlanmıştır. Çıkarım bölümünde ise, çalışma ile ilgili toparlayıcı, genel yargılara yer verilerek, çalışma tamamlanmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11641">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11642">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11643">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11644">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1457" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1884">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e753805929e8b11ae7e6f548b2127612.docx</src>
        <authentication>ae5bb173efc93ee310333445849d28d5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1885">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fa7d690d0d89ede09df69db5a14ca9c4.pdf</src>
        <authentication>2195cce8714460c2490677a16e505789</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11654">
                    <text>RESİMLİ UYANIŞ SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE YAYINLANAN KEDİ PENÇESİ
BAŞLIKLI İMZASIZ YAZILARLA İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME: 131 - 156
SAYILAR
Salih SEYHAN
Atatürk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünun, Basında Eleştiri, Resimli Uyanış, “Kedi Pençesi” Başlıklı
Yazılar, Edebi Tenkit.
ÖZET
Bütün ülkelerin edebiyatının gelişmesinde süreli yayınların özellikle mecmuaların
yadsınamayacak bir katkısı vardır. Bizim ilk gazetecilerimizin neredeyse tamamının, dönemin
önemli edebi şahsiyetleri olduğunu düşündüğümüzde, herhalde süreli yayınların edebiyatın
gelişimine katkısı, hiç bir milletin edebiyatında bizdeki kadar olmamıştır. Takvim-i Vekayi ve
Ceride-i Havadis’in daha çok halkı bilgilendirmek ve bu bilgiler aracılığı ile onları yönlendirmek
görevi vardı. Tercüman-ı Ahval’den itibaren gazetelerin ve gazetecilerin kendilerine biçtikleri en
önemli görev ise, halkı her alanda bilinçlendirmek olmuştur diyebiliriz. Bu bilinçlendirme
görevinde ise hikâye, temsil, şiir, yerli yabancı roman tefrikaları ve fıkra gibi edebi ürünler en
önemli araçların başında gelir. Hatta bazı gazetelerin edebi mecmua hüviyetinde çıktığını da
söylemeliyiz. II. Abdülhamit devrinde Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünun
Dergisinde, fen ve teknolojiden edebiyata, edebiyattan siyaset ve sanata birçok alanda yazılar
yayınlanmış ve Türk Edebiyatının çok önemli akımlarına ev sahipliği yapmıştır. Biz bu
çalışmamızda Kedi Pençesi başlığı ile Servet-i Fünun’da imzasız yayınlanan yazıların on beş
sayılık (131-156 arası) bölümünü değerlendirmeye çalışacağız. Daha çok edebi tenkit ve edebi
kalem kavgası türündeki bu yazılarda, yazarın muhatabını tam olarak tahmin etmek oldukça
zordur. Söz konusu yazılar daha çok dönemin eleştiri üslubunu ortaya koymaya yönelik şekilde
ele alınacak ve basında Münekkit’ lik konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11646">
                <text>2298</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11647">
                <text>RESİMLİ UYANIŞ SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE YAYINLANAN KEDİ PENÇESİ BAŞLIKLI İMZASIZ YAZILARLA İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME: 131 - 156 SAYILAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11648">
                <text>SEYHAN, Salih </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11649">
                <text>Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünun, Basında Eleştiri, Resimli Uyanış, “Kedi Pençesi” Başlıklı Yazılar, Edebi Tenkit.  ÖZET  Bütün ülkelerin edebiyatının gelişmesinde süreli yayınların özellikle mecmuaların yadsınamayacak bir katkısı vardır. Bizim ilk gazetecilerimizin neredeyse tamamının, dönemin önemli edebi şahsiyetleri olduğunu düşündüğümüzde, herhalde süreli yayınların edebiyatın gelişimine katkısı, hiç bir milletin edebiyatında bizdeki kadar olmamıştır. Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis’in daha çok halkı bilgilendirmek ve bu bilgiler aracılığı ile onları yönlendirmek görevi vardı. Tercüman-ı Ahval’den itibaren gazetelerin ve gazetecilerin kendilerine biçtikleri en önemli görev ise, halkı her alanda bilinçlendirmek olmuştur diyebiliriz. Bu bilinçlendirme görevinde ise hikâye, temsil, şiir, yerli yabancı roman tefrikaları ve fıkra gibi edebi ürünler en önemli araçların başında gelir. Hatta bazı gazetelerin edebi mecmua hüviyetinde çıktığını da söylemeliyiz. II. Abdülhamit devrinde Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünun Dergisinde, fen ve teknolojiden edebiyata, edebiyattan siyaset ve sanata birçok alanda yazılar yayınlanmış ve Türk Edebiyatının çok önemli akımlarına ev sahipliği yapmıştır. Biz bu çalışmamızda Kedi Pençesi başlığı ile Servet-i Fünun’da imzasız yayınlanan yazıların on beş sayılık (131-156 arası) bölümünü değerlendirmeye çalışacağız. Daha çok edebi tenkit ve edebi kalem kavgası türündeki bu yazılarda, yazarın muhatabını tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Söz konusu yazılar daha çok dönemin eleştiri üslubunu ortaya koymaya yönelik şekilde ele alınacak ve basında Münekkit’ lik konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11650">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11651">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11652">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11653">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
