<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=132&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-16T17:39:33+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>132</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1418" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1782">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e89cadd35112b610dee8ca31992dc2d5.docx</src>
        <authentication>bd6a5551a997032ad9df885ffe834181</authentication>
      </file>
      <file fileId="1783">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c2c40c3ca25d220e2ab11f648802394a.pdf</src>
        <authentication>355910c5d7ec13dbd0e03e562678928e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11291">
                    <text>XV-XVI. YÜZYILDA PİRLEPE’DE İSKÂN VE NÜFUS
Nurullah KARTA
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tarih Öğretmenliği Bölümü, Van / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Pirlepe, Tahrir defterleri, mahalle, Balkanlar, nüfus.
ÖZET
Antik dönemlere kadar gidebilen tarihi ile Pirlepe, bugün Makedonya’ya bağlı bir şehir olup eski
Osmanlı kasabalarından biridir. Vukaşin tarafından prenslik olarak ilan edilen kasaba
Vukaşin’den sonra oğlu Marko’nun Osmanlı hâkimiyetini tanımasıyla beraber 1382 tarihinde
Osmanlı egemenliğine dâhil olmuştur. Babuna dağının eteğinde Vardar’a tabi olan karasuya
dökülen bir küçük çayın kenarında kurulmuş bir kale konumunda olan Pirlepe Osmanlı idari
yapısı içerisinde Rumeli Eyaleti’nin Paşa livası sağ kol kasabaları arasında yer almaktadır. II.
Mehmet’in saltanatı döneminden itibaren kasaba ciddi bir şekilde gelişme göstermiştir.
Başlangıçta bir Balkan devleti olarak doğan Osmanlı İmparatorluğu Türklerin Balkanlar’a
gönüllü göçünü sürekli teşvik etmiştir. Nüfus iskânının yanı sıra askeri ve mali şartlar da bu
politikayı zorunlu kılmıştır. Bu bölgelere Anadolu’dan gelen dervişler, gaziler ve diğer unsurlar
memleket açma ve fütuhat yapıp, civar köylere veya tamamen boş ve tenha yerlere yerleşerek
ziraat ve hayvancılıkla meşgul olmuşlardır. Ayrıca, şehirde dini hayır kurumları inşa etmişlerdir.
Pirlepe Kasabası özellikle 1478 yılarından sonra fiziki ve nüfus yapısı değişerek tipik Osmanlı
şehri haline dönüşmüştür. İnceleme konumuzun temel kaynakları Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanlık Devlet Arşivlerinde bulunan l6. Yüzyıla ait tahrir defterleri olacaktır. Bu çalışmada,
Osmanlı yönetiminde yaklaşık beş asır kalan Pirlepe’nin iktisadi ve sosyal özellikleri, merkez
mahalleleri, kır iskân yerleşim bölgelerindeki Müslüman - gayrimüslim nüfus, içtimai yapı,
üretim birimleri, meslek grupları, yetiştirilen ürünler ve tahsil edilen vergiler tespit edilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11283">
                <text>2024</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11284">
                <text>XV-XVI. YÜZYILDA PİRLEPE’DE İSKÂN VE NÜFUS</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11285">
                <text>KARTA, Nurullah</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11286">
                <text>Anahtar Kelimeler: Pirlepe, Tahrir defterleri, mahalle, Balkanlar, nüfus.  ÖZET  Antik dönemlere kadar gidebilen tarihi ile Pirlepe, bugün Makedonya’ya bağlı bir şehir olup eski Osmanlı kasabalarından biridir. Vukaşin tarafından prenslik olarak ilan edilen kasaba Vukaşin’den sonra oğlu Marko’nun Osmanlı hâkimiyetini tanımasıyla beraber 1382 tarihinde Osmanlı egemenliğine dâhil olmuştur. Babuna dağının eteğinde Vardar’a tabi olan karasuya dökülen bir küçük çayın kenarında kurulmuş bir kale konumunda olan Pirlepe Osmanlı idari yapısı içerisinde Rumeli Eyaleti’nin Paşa livası sağ kol kasabaları arasında yer almaktadır. II. Mehmet’in saltanatı döneminden itibaren kasaba ciddi bir şekilde gelişme göstermiştir. Başlangıçta bir Balkan devleti olarak doğan Osmanlı İmparatorluğu Türklerin Balkanlar’a gönüllü göçünü sürekli teşvik etmiştir. Nüfus iskânının yanı sıra askeri ve mali şartlar da bu politikayı zorunlu kılmıştır. Bu bölgelere Anadolu’dan gelen dervişler, gaziler ve diğer unsurlar memleket açma ve fütuhat yapıp, civar köylere veya tamamen boş ve tenha yerlere yerleşerek ziraat ve hayvancılıkla meşgul olmuşlardır. Ayrıca, şehirde dini hayır kurumları inşa etmişlerdir. Pirlepe Kasabası özellikle 1478 yılarından sonra fiziki ve nüfus yapısı değişerek tipik Osmanlı şehri haline dönüşmüştür. İnceleme konumuzun temel kaynakları Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivlerinde bulunan l6. Yüzyıla ait tahrir defterleri olacaktır. Bu çalışmada, Osmanlı yönetiminde yaklaşık beş asır kalan Pirlepe’nin iktisadi ve sosyal özellikleri, merkez mahalleleri, kır iskân yerleşim bölgelerindeki Müslüman - gayrimüslim nüfus, içtimai yapı, üretim birimleri, meslek grupları, yetiştirilen ürünler ve tahsil edilen vergiler tespit edilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11287">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11288">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11289">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11290">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1419" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1784">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/87c216bce911754c7b267d7fda44e6a0.docx</src>
        <authentication>dbe5ced3cb48269bdd59aed0e61457dd</authentication>
      </file>
      <file fileId="1785">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dc5c55ec3d11ea544973c8927300b71d.pdf</src>
        <authentication>67845db7a15e5239a94bb9b6a131c2d6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11300">
                    <text>YENİKAPI MEVLEVİHANESİ’NİN ŞAİR ŞEYHLERİ
Bayram Ali KAYA
Sakarya Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Sakarya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mevlevîlik, Mevlevî Edebiyatı, Yenikapı Mevlevîhânesi, Şair Şeyhler.
ÖZET
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin vefatından sonra kurulan ve zaman içinde sistemli bir
tarikat hâline gelen Mevlevîlik, düşünce, kültür, sanat ve edebiyat hayatımıza doğrudan ya da
dolaylı bir şekilde etki etmek sûretiyle, pek çok değerli şahsiyetin yetişmesine vesile olmuştur.
Bu süreçte Mevlevîhâneler âdeta Mevlevîliğin hayata dönük yüzü olmuş, türlü sanat faaliyetleri
de daha ziyâde bu mekânlar vâsıtasıyla gerçekleştirilmiştir. İstanbul’un beş önemli
Mevlevîhânesinden, kuruluş tarihi itibarıyla da Galata’dan sonra ikinci sırada bulunan Yenikapı
Mevlevîhânesi, Mevlevîlik tarihine damgasını vuran birçok önemli şahsiyetin yetişmesine
katkıda bulunmuştur. Bu şahsiyetlerden biri olan ve aynı zamanda mûsikimizin pîri kabul edilen
Buhûrîzâde Mustafa Itrî, Câmi Ahmed Dede’nin dervişlerinden olup mûsiki bilgilerini Yenikapı
Mevlevîhânesi’nde almıştır. Klâsik Türk şiirinin son büyük şairi kabul edilen Şeyh Gâlib ve ünlü
bestekârlarımızdan Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi de Ali Nutkî Dede’nin elinde yine bu
dergâhta yetişmiştir. Yenikapı Mevlevîhânesi’nde, kuruluşundan kapanışına değin, 20 ismin şeyh
olarak atandığı belirlenmiştir. Esasen şeyh efendilerin neredeyse tamamı sanatın bir veya birkaç
dalı ile hem-hâl olmuş olmakla birlikte, bildirinin amacı ve çerçevesi gereği bunlardan sadece,
kaynaklarda şairlik yönü bulunduğu belirtilen ve aynı zamanda birkaç beyit de olsa şiir
örneklerine yer verilenler üzerinde durulmuştur. Bu meyanda dergâhın tarihçesinin yanı sıra,
aralarında Kemâl Ahmed Dede, Doğânî Ahmed Dede, Sabûhî Ahmed Dede, Câmi Ahmed Dede,
Nâci Ahmed Dede, Nesib Yusuf Dede, Ârifî Ahmed Dede, Sâfî Mûsâ Dede, Ali Nutkî Dede,
Abdülbâki Nâsır Dede, Abdurrahim Künhî Dede, Mehmed Celâleddin Dede ve Abdülbâki
Baykara Dede’nin de bulunduğu on üç ismin hayatları, edebî kişilikleri ve eserleri üzerinde ana
hatlarıyla durulmuş, ayrıca şiir örneklerine yer verilmiştir. Böylece hem şeyh efendilerin şairlik
yönlerine, hem de aynı zamanda bir edebî muhit olan Mevlevîhânelerin dil ve edebiyamızın
gelişimine sağladığı katkılara dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11292">
                <text>2043</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11293">
                <text>YENİKAPI MEVLEVİHANESİ’NİN ŞAİR ŞEYHLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11294">
                <text>KAYA, Bayram Ali</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11295">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mevlevîlik, Mevlevî Edebiyatı, Yenikapı Mevlevîhânesi, Şair Şeyhler. ÖZET  Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin vefatından sonra kurulan ve zaman içinde sistemli bir tarikat hâline gelen Mevlevîlik, düşünce, kültür, sanat ve edebiyat hayatımıza doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etki etmek sûretiyle, pek çok değerli şahsiyetin yetişmesine vesile olmuştur. Bu süreçte Mevlevîhâneler âdeta Mevlevîliğin hayata dönük yüzü olmuş, türlü sanat faaliyetleri de daha ziyâde bu mekânlar vâsıtasıyla gerçekleştirilmiştir. İstanbul’un beş önemli Mevlevîhânesinden, kuruluş tarihi itibarıyla da Galata’dan sonra ikinci sırada bulunan Yenikapı Mevlevîhânesi, Mevlevîlik tarihine damgasını vuran birçok önemli şahsiyetin yetişmesine katkıda bulunmuştur. Bu şahsiyetlerden biri olan ve aynı zamanda mûsikimizin pîri kabul edilen Buhûrîzâde Mustafa Itrî, Câmi Ahmed Dede’nin dervişlerinden olup mûsiki bilgilerini Yenikapı Mevlevîhânesi’nde almıştır. Klâsik Türk şiirinin son büyük şairi kabul edilen Şeyh Gâlib ve ünlü bestekârlarımızdan Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi de Ali Nutkî Dede’nin elinde yine bu dergâhta yetişmiştir. Yenikapı Mevlevîhânesi’nde, kuruluşundan kapanışına değin, 20 ismin şeyh olarak atandığı belirlenmiştir. Esasen şeyh efendilerin neredeyse tamamı sanatın bir veya birkaç dalı ile hem-hâl olmuş olmakla birlikte, bildirinin amacı ve çerçevesi gereği bunlardan sadece, kaynaklarda şairlik yönü bulunduğu belirtilen ve aynı zamanda birkaç beyit de olsa şiir örneklerine yer verilenler üzerinde durulmuştur. Bu meyanda dergâhın tarihçesinin yanı sıra, aralarında Kemâl Ahmed Dede, Doğânî Ahmed Dede, Sabûhî Ahmed Dede, Câmi Ahmed Dede, Nâci Ahmed Dede, Nesib Yusuf Dede, Ârifî Ahmed Dede, Sâfî Mûsâ Dede, Ali Nutkî Dede, Abdülbâki Nâsır Dede, Abdurrahim Künhî Dede, Mehmed Celâleddin Dede ve Abdülbâki Baykara Dede’nin de bulunduğu on üç ismin hayatları, edebî kişilikleri ve eserleri üzerinde ana hatlarıyla durulmuş, ayrıca şiir örneklerine yer verilmiştir. Böylece hem şeyh efendilerin şairlik yönlerine, hem de aynı zamanda bir edebî muhit olan Mevlevîhânelerin dil ve edebiyamızın gelişimine sağladığı katkılara dikkat çekilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11296">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11297">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11298">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11299">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1420" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1786">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/edc500d3bff88fcd79b8208c998708de.docx</src>
        <authentication>3476d910b426a1c4008d0092f5cf691d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1787">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a576b6a68ef752200c904677ade17f1d.pdf</src>
        <authentication>383de75ee9986657fa298e8298508e39</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11309">
                    <text>TÜRK ROMANININ İLK DÖNEMLERİNE YANSIYAN KANUNSUZLUK
Elif KAYA
Artvin Çoruh Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Artvin / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, eşkıyalık, başkaldırı, kırsal yaşam.
ÖZET
Hayatın aynası olarak görülen roman, düşünsel ve toplumsal değişmelerin birçoğunu
bünyesinde barındırır. Modern edebiyatın en iyi temsilcilerinden olan edebi tür, önceki
devirlerde devam eden sözel anlatı türlerinin de devamı gibidir. Bu bağlamda sözlü geleneğin ön
plana çıkan özelliklerinden eşkıyalık, çağdaş bir tür olan romanda yer alır. Resmi tarihin ötesinde
edebiyata da sosyal bir olgu olarak yansıyan ve Eric J. Hobsbawm geliştirdiği “soylu eşkıyalık”
terimi, sanayileşme süreci Türk romanında Yaşar Kemal başta olmak üzere birçok eserde
yankısını bulacaktır. Fakat Türk romanın ilk dönemlerinde yaşanan toplumsal değişimlerin
yansıması olarak Eric J. Hobsbawm tanımladığı “soylu eşkıyalık” teriminin farklı bir durumu
gözlemlenir. Sosyal olaylarla ilintili olan bu durum soylu eşkıyalığın aksine soysuz bir başkaldırı
olarak romanda yer alır. Dönemin siyasal şartları düşünüldüğünde bu durum kolaylıkla
açıklanabilir. Osmanlı Devletinin yıkılış süreciyle başlayan yenileşme süreci İstanbul dışında
kalan bölgelerde özellikle Anadolu’da gelir dağılımında eşitsizliğe neden olur. Ekonomik
sıkıntıların yanı sıra halkın savaşlar karşısında yenilgisi/korkusu da kanunsuz yapılanmayı ortaya
çıkaracaktır. Romanlara yansıyan bu süreç “eşkıya-devlet-köylü” üçgeni içinde, çatışmalar
doğuracak şekilde ilerler. Bu çalışmada kanunun zayıfladığı bu dönemi eserlerine
taşıyan/değerlendiren sanatçıların romanları incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11301">
                <text>2238</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11302">
                <text>TÜRK ROMANININ İLK DÖNEMLERİNE YANSIYAN KANUNSUZLUK</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11303">
                <text>KAYA, Elif </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11304">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, eşkıyalık, başkaldırı, kırsal yaşam.  ÖZET  Hayatın aynası olarak görülen roman, düşünsel ve toplumsal değişmelerin birçoğunu bünyesinde barındırır. Modern edebiyatın en iyi temsilcilerinden olan edebi tür, önceki devirlerde devam eden sözel anlatı türlerinin de devamı gibidir. Bu bağlamda sözlü geleneğin ön plana çıkan özelliklerinden eşkıyalık, çağdaş bir tür olan romanda yer alır. Resmi tarihin ötesinde edebiyata da sosyal bir olgu olarak yansıyan ve Eric J. Hobsbawm geliştirdiği “soylu eşkıyalık” terimi, sanayileşme süreci Türk romanında Yaşar Kemal başta olmak üzere birçok eserde yankısını bulacaktır. Fakat Türk romanın ilk dönemlerinde yaşanan toplumsal değişimlerin yansıması olarak Eric J. Hobsbawm tanımladığı “soylu eşkıyalık” teriminin farklı bir durumu gözlemlenir. Sosyal olaylarla ilintili olan bu durum soylu eşkıyalığın aksine soysuz bir başkaldırı olarak romanda yer alır. Dönemin siyasal şartları düşünüldüğünde bu durum kolaylıkla açıklanabilir. Osmanlı Devletinin yıkılış süreciyle başlayan yenileşme süreci İstanbul dışında kalan bölgelerde özellikle Anadolu’da gelir dağılımında eşitsizliğe neden olur. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra halkın savaşlar karşısında yenilgisi/korkusu da kanunsuz yapılanmayı ortaya çıkaracaktır. Romanlara yansıyan bu süreç “eşkıya-devlet-köylü” üçgeni içinde, çatışmalar doğuracak şekilde ilerler. Bu çalışmada kanunun zayıfladığı bu dönemi eserlerine taşıyan/değerlendiren sanatçıların romanları incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11305">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11306">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11307">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11308">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1421" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1788">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d47355c010daa229e0839a07bd068753.docx</src>
        <authentication>1b748fa6c6f75bfa4ee38d9e1200c2ca</authentication>
      </file>
      <file fileId="1789">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dfbaff954560e98c60aad039b32d14c7.pdf</src>
        <authentication>2856118389ff59b94ccc55ffb5b57048</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11318">
                    <text>MEHMET AKİF ERSOY’DA TASVİR
Ensar KESEBİR
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Çanakkale /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mehmet Akif, Tasvir, Realizm.
ÖZET
Osmanlı’nın temel dinamiklerinden olan ve on dokuzuncu yüzyılda Batı tarafından
Osmanlı’ya problem olarak sunulan din, dil, vatan ve bayrak gibi meselelerin tam ortasında
Mehmet Akif Ersoy yer alır. Çalışmada, Akif’in Safahat ve Safahat dışındaki şiirlerinden
faydalanmak suretiyle olayları, mekânları ve kişileri bu “problemler” çerçevesinde nasıl tasvir
ettiği analiz edilmiştir. Çalışmada Batı tarafından problem olarak dayatılan konular, Akif’in
gözünden tanınmak istenmiş ve yakın dönemdeki sosyal, siyasî, ekonomik ve edebî hayata ışık
tutulmuştur. Olay, mekân ve kişi olmak üzere Akif’in tasviri üçe ayrılmış. Akif’in din, adalet,
irade, tembellik ve cahillik eleştirisi gibi konuları nasıl tasvir ettiği anlatılmaya çalışılırken,
mekân bağlamında şehrin meyhanelerine, kahvehanelerine, camilerine, mezarlıklarına; olay
bağlamında Balkan Savaşları’na, Kurtuluş Savaşı’na; kişi bağlamında ise Köse İmam’a, Asım’a
ve Asım’ın nesline bakılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11310">
                <text>2213</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11311">
                <text>MEHMET AKİF ERSOY’DA TASVİR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11312">
                <text>KESEBİR, Ensar </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11313">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mehmet Akif, Tasvir, Realizm.  ÖZET  Osmanlı’nın temel dinamiklerinden olan ve on dokuzuncu yüzyılda Batı tarafından Osmanlı’ya problem olarak sunulan din, dil, vatan ve bayrak gibi meselelerin tam ortasında Mehmet Akif Ersoy yer alır. Çalışmada, Akif’in Safahat ve Safahat dışındaki şiirlerinden faydalanmak suretiyle olayları, mekânları ve kişileri bu “problemler” çerçevesinde nasıl tasvir ettiği analiz edilmiştir. Çalışmada Batı tarafından problem olarak dayatılan konular, Akif’in gözünden tanınmak istenmiş ve yakın dönemdeki sosyal, siyasî, ekonomik ve edebî hayata ışık tutulmuştur. Olay, mekân ve kişi olmak üzere Akif’in tasviri üçe ayrılmış. Akif’in din, adalet, irade, tembellik ve cahillik eleştirisi gibi konuları nasıl tasvir ettiği anlatılmaya çalışılırken, mekân bağlamında şehrin meyhanelerine, kahvehanelerine, camilerine, mezarlıklarına; olay bağlamında Balkan Savaşları’na, Kurtuluş Savaşı’na; kişi bağlamında ise Köse İmam’a, Asım’a ve Asım’ın nesline bakılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11314">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11315">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11316">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11317">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1422" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1790">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a00c934cc57263a37f033984861300db.docx</src>
        <authentication>953aca902efc6f1f05f4e50adb10e43c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1791">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/545e04664bbd47c3f24db0985bd2b92a.pdf</src>
        <authentication>3325fd520f3aa8b6264be0064b826f62</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11327">
                    <text>BOSNA HERSEK SİNEMASININ SİNEMATOGRAFİSİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN
ETKİLERİ
Yasemin KILINÇARSLAN
Fırat Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü, Elazığ / Türkiye
Anahtar Kelimeler: sinema, kent, Osmanlı kültürü, drama, senaryo.
ÖZET
1992 öncesinde Yugoslavya sineması olarak adlandırılan Bosna Hersek sineması bu
tarihten sonra kendi özgün film dilini yaratma arayışlarına girmiş ve ulusal bir sinema olarak
uluslararası festivallerde boy göstermeye başlamıştır. Küçük bütçeli ve gelişmekte olan Bosna
Hersek sineması, filmlerde savaşın bireyler üzerinde yarattığı travmaları aktarmakta ve bunlara
ilişkin çözüm arayışlarına girmektedir. Ülke sineması bu anlamda Filistin sinemasında olduğu
gibi yaşananları dünyaya duyurma ve görünür olma arzusunun görsel dille dönüşümünü temsil
etmektedir. Filmsel mekânlarda Bosna Hersek vatandaşları, şehirlerine yönelik olarak sivil
toplumun kentsel aidiyet ve bütünleşme çabalarını sergilemektedir. Öte yandan, filmlerin
senaryoları yazınsal bir ürün olarak drama olgusundan yola çıkmakta, böylelikle Bosna Hersek
sinemasının dili dramatik-trajik anlatılara dayanmaktadır. Bu anlatıların temellerinden birisi ise
Türk kültürüyle ve inanç sistemiyle olan bağlantılardır. Özellikle Osmanlı’nın dörtyüzelli yıllık
izlerini taşıyan Saraybosna’nın sinemasal mekân olarak kullanımı, bu sinemanın görsel dilinin
Türk kültüründen ayrışık olamayacağını göstermekte ve bu bölgedeki Osmanlı izleri sinema
diline önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Bu anlamda Bosna Hersek sineması hem dramanın
aktarılış biçimi hem de mekânın yansıtılması anlamında Türk kültürün derin izlerini
taşımaktadır. Tüm bu olguların ışığında bu çalışmada Bosna’lı farklı yönetmenlerin filmleri
anlatısal ve görsel unsurlar bağlamında ele alınarak sinemasal dilleri kültürel bir çözümlemeye
tabi tutulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11319">
                <text>2020</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11320">
                <text>BOSNA HERSEK SİNEMASININ SİNEMATOGRAFİSİNDE TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ETKİLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11321">
                <text>KILINÇARSLAN, Yasemin</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11322">
                <text>Anahtar Kelimeler: sinema, kent, Osmanlı kültürü, drama, senaryo.  ÖZET  1992 öncesinde Yugoslavya sineması olarak adlandırılan Bosna Hersek sineması bu tarihten sonra kendi özgün film dilini yaratma arayışlarına girmiş ve ulusal bir sinema olarak uluslararası festivallerde boy göstermeye başlamıştır. Küçük bütçeli ve gelişmekte olan Bosna Hersek sineması, filmlerde savaşın bireyler üzerinde yarattığı travmaları aktarmakta ve bunlara ilişkin çözüm arayışlarına girmektedir. Ülke sineması bu anlamda Filistin sinemasında olduğu gibi yaşananları dünyaya duyurma ve görünür olma arzusunun görsel dille dönüşümünü temsil etmektedir. Filmsel mekânlarda Bosna Hersek vatandaşları, şehirlerine yönelik olarak sivil toplumun kentsel aidiyet ve bütünleşme çabalarını sergilemektedir. Öte yandan, filmlerin senaryoları yazınsal bir ürün olarak drama olgusundan yola çıkmakta, böylelikle Bosna Hersek sinemasının dili dramatik-trajik anlatılara dayanmaktadır. Bu anlatıların temellerinden birisi ise Türk kültürüyle ve inanç sistemiyle olan bağlantılardır. Özellikle Osmanlı’nın dörtyüzelli yıllık izlerini taşıyan Saraybosna’nın sinemasal mekân olarak kullanımı, bu sinemanın görsel dilinin Türk kültüründen ayrışık olamayacağını göstermekte ve bu bölgedeki Osmanlı izleri sinema diline önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. Bu anlamda Bosna Hersek sineması hem dramanın aktarılış biçimi hem de mekânın yansıtılması anlamında Türk kültürün derin izlerini taşımaktadır. Tüm bu olguların ışığında bu çalışmada Bosna’lı farklı yönetmenlerin filmleri anlatısal ve görsel unsurlar bağlamında ele alınarak sinemasal dilleri kültürel bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11323">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11324">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11325">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11326">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1423" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1792">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8edd38fcf2e9f2aeb518211525ca375f.docx</src>
        <authentication>fa8e1c6fef24ad748ee749d1f1ba9836</authentication>
      </file>
      <file fileId="1793">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2042fa3194a2f008de892a9aefeea493.pdf</src>
        <authentication>fb8b92be7eedaef5a09a1d538faf2544</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11336">
                    <text>HAUS OHNE HÜTER İLE ATEŞTEN GÖMLEK BAŞLIKLI ESERLERİN İÇERİK VE
BİÇİM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI
Bülent KIRMIZI
Fırat Üniversitesi, İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü, Elazığ
/ Türkiye
Anahtar Kelimeler: Heinrich Böll, Halide Edip Adıvar, Haus Ohne Hüter, Ateşten Gömlek,
Karşılaştırmalı Edebiyat.
ÖZET
Milli Mücadele dönemi Türk milletinin kaderini değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır.
Aynı şekilde II. Dünya Savaşı da Alman halkı için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Türk ve
Alman toplumlarını savaşmaya zorlayan etkenler birbirlerinden ne kadar farklı olsa da her ikisi
de savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, savaş ve savaş sonrasını konu
alan Türk Edebiyatından Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı romanı ile Alman
Edebiyatından Heinrich Böll’ün “Haus Ohne Hüter” adlı eserlerini içerik ve biçim açısından
karşılaştırmaktır. Çalışmada karşılaştırmalı yöntem kullanılmış, kaynak ve materyaller
çalışmanın kendisinden temin edilmiştir. Çalışmanın sonunda “Haus Ohne Hüter”de daha çok
savaşın insanlar ve özellikle de çocuklar üzerindeki psikolojik baskıları, ekonomik kaygılar ve
farklı sınıflara mensup kişiler ele alınırken, “Ateşten Gömlek” başlıklı romanda ise memleketin
içinde bulunduğu felaket ve bu arada yaşamlarına devam insanların aşkları, hırsları ve
sorumluluklarının ele alındığı görülmüştür. Karşılaştırmalı incelemeler yoluyla Böll’ün daha çok
cephenin gerisinde yaşam mücadelesi veren çocuk ve kadınların kabusu olan açlık ve sefaleti
dile getirdiğini, Adıvar’ın ise Anadolu insanının kendini gerçekleştirmesi temasına ağırlık
verdiği görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11328">
                <text>2210</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11329">
                <text>HAUS OHNE HÜTER İLE ATEŞTEN GÖMLEK BAŞLIKLI ESERLERİN İÇERİK VE BİÇİM AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11330">
                <text>KIRMIZI, Bülent </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11331">
                <text>Anahtar Kelimeler: Heinrich Böll, Halide Edip Adıvar, Haus Ohne Hüter, Ateşten Gömlek, Karşılaştırmalı Edebiyat.  ÖZET  Milli Mücadele dönemi Türk milletinin kaderini değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı şekilde II. Dünya Savaşı da Alman halkı için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Türk ve Alman toplumlarını savaşmaya zorlayan etkenler birbirlerinden ne kadar farklı olsa da her ikisi de savaşın soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, savaş ve savaş sonrasını konu alan Türk Edebiyatından Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” adlı romanı ile Alman Edebiyatından Heinrich Böll’ün “Haus Ohne Hüter” adlı eserlerini içerik ve biçim açısından karşılaştırmaktır. Çalışmada karşılaştırmalı yöntem kullanılmış, kaynak ve materyaller çalışmanın kendisinden temin edilmiştir. Çalışmanın sonunda “Haus Ohne Hüter”de daha çok savaşın insanlar ve özellikle de çocuklar üzerindeki psikolojik baskıları, ekonomik kaygılar ve farklı sınıflara mensup kişiler ele alınırken, “Ateşten Gömlek” başlıklı romanda ise memleketin içinde bulunduğu felaket ve bu arada yaşamlarına devam insanların aşkları, hırsları ve sorumluluklarının ele alındığı görülmüştür. Karşılaştırmalı incelemeler yoluyla Böll’ün daha çok cephenin gerisinde yaşam mücadelesi veren çocuk ve kadınların kabusu olan açlık ve sefaleti dile getirdiğini, Adıvar’ın ise Anadolu insanının kendini gerçekleştirmesi temasına ağırlık verdiği görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11332">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11333">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11334">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11335">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1424" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1794">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0a26170f1ae3a4367310a4e4ee8d410d.docx</src>
        <authentication>e505585c24d4b68c0970bb1f273e01f5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1795">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/746e9d023b3213bd18a07810ea1206c3.pdf</src>
        <authentication>55f66f4b26028090b8304d1728aa0c6f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11345">
                    <text>KIRGIZCA’DA VE TÜRKÇE’DE EKLERİN DUYGU DEĞERİ FONKSİYONLARI
Ayşen KOCA
Uluslararası Atatürk Alatoo Üniversitesi, Türkoloji Bölümü, Bişkek / Kırgızistan
Anahtar Kelimeler: Ekler, duygu değeri, morfolojik unsurlar.
ÖZET
Duygu değeri bir mana kategorisidir. Türkçe’de ve Kırgızca’da duygu değeri
oluşturmada morfolojik unsurlardan istifade edilmektedir. Eklerle sağlanan duygu değeri hem
yazınsal metinlerde hem de günlük hayatta aktif kullanılmaktadır. Türki dillerden Kırgızca ve
Türkçe’de eklerle sağlanan duygu değeri izleklerinde hem dilsel hem de psiko-sosyolojik pek
çok ortak yön mevcuttur. Bu yazının amacı, duygu değeri oluşturmada Kırgızca ve Türkçe’deki
eklerin tesbitinin yapılması, örneklerle duygu değerine dair izleklerin belirlenmesi ve duygu
değeri açısından iki dildeki benzerliklerin ve farlılıkların ortaya koyulmasından ibarettir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11337">
                <text>2028</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11338">
                <text>KIRGIZCA’DA VE TÜRKÇE’DE EKLERİN DUYGU DEĞERİ FONKSİYONLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11339">
                <text>KOCA, Ayşen</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11340">
                <text>Anahtar Kelimeler: Ekler, duygu değeri, morfolojik unsurlar. ÖZET  Duygu değeri bir mana kategorisidir. Türkçe’de ve Kırgızca’da duygu değeri oluşturmada morfolojik unsurlardan istifade edilmektedir. Eklerle sağlanan duygu değeri hem yazınsal metinlerde hem de günlük hayatta aktif kullanılmaktadır. Türki dillerden Kırgızca ve Türkçe’de eklerle sağlanan duygu değeri izleklerinde hem dilsel hem de psiko-sosyolojik pek çok ortak yön mevcuttur. Bu yazının amacı, duygu değeri oluşturmada Kırgızca ve Türkçe’deki eklerin tesbitinin yapılması, örneklerle duygu değerine dair izleklerin belirlenmesi ve duygu değeri açısından iki dildeki benzerliklerin ve farlılıkların ortaya koyulmasından ibarettir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11341">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11342">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11343">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11344">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1425" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1796">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4cf4abf5841507cc04d0522e8213e569.docx</src>
        <authentication>2f4b8b0265337d09483166f977bf82b0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1797">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/213fb5f79f7a7fd216b63d3af6858aa2.pdf</src>
        <authentication>aa8a9c6c57c371e5d966df54d628b1b1</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11354">
                    <text>KARAHANLI TÜRKÇESİ ESERLERİNDE YANSIMA SÖZCÜK TÜRETEN EKLER
Ergün KOCA
Uluslararası Atatürk Alatoo Üniversitesi, Türkoloji Bölümü, Bişkek / Kırgızistan
Anahtar Kelimeler: Karahanlı Türkçesi (KT), Kutadgu Bilig (KB), Divânü Lûgâti’t-Türk
(DLT), yansımalar, yansıma türeten ekler vb.
ÖZET
Yaklaşık iki yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan Karahanlı Türkçesi, gerek günümüze
kadar ulaşan dil yadigarları ile gerekse kendisinden sonra ortaya çıkan Doğu Türkçesi, Batı
Türkçesi, Kuzey Türkçesi ve Güney Türkçesi adlarıyla sınırlandırılan tüm yazı dillerine esas
teşkil etmesiyle Türk Dili tarihinde önemli bir yer edinmektedir. Yansımalar, dış dünyadaki
sesleri, görüntüleri vb. insan dilinin elverdiği şekilde taklit ve tasvir ederek anlatıma canlılık
kazandıran sözcüklerdir. Yansımalar gerek kök gerekse türemiş biçimleriyle tarihi ve çağdaş
Türk Dillerinin söz varlığında önemli yer tutar. Bu çalışmada, Karahanlı Türkçesinin en önemli
eserlerinden olan Kutadgu Bilig ve Divânü Lûgâti’t-Türk’deki yansıma kök ve gövdelerinden
yansıma sözcükler türeten ekler ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11346">
                <text>2008</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11347">
                <text>KARAHANLI TÜRKÇESİ ESERLERİNDE YANSIMA SÖZCÜK TÜRETEN EKLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11348">
                <text>KOCA, Ergün</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11349">
                <text>Anahtar Kelimeler: Karahanlı Türkçesi (KT), Kutadgu Bilig (KB), Divânü Lûgâti’t-Türk (DLT), yansımalar, yansıma türeten ekler vb.  ÖZET  Yaklaşık iki yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan Karahanlı Türkçesi, gerek günümüze kadar ulaşan dil yadigarları ile gerekse kendisinden sonra ortaya çıkan Doğu Türkçesi, Batı Türkçesi, Kuzey Türkçesi ve Güney Türkçesi adlarıyla sınırlandırılan tüm yazı dillerine esas teşkil etmesiyle Türk Dili tarihinde önemli bir yer edinmektedir. Yansımalar, dış dünyadaki sesleri, görüntüleri vb. insan dilinin elverdiği şekilde taklit ve tasvir ederek anlatıma canlılık kazandıran sözcüklerdir. Yansımalar gerek kök gerekse türemiş biçimleriyle tarihi ve çağdaş Türk Dillerinin söz varlığında önemli yer tutar. Bu çalışmada, Karahanlı Türkçesinin en önemli eserlerinden olan Kutadgu Bilig ve Divânü Lûgâti’t-Türk’deki yansıma kök ve gövdelerinden yansıma sözcükler türeten ekler ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11350">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11351">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11352">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11353">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1426" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1798">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cb950c07d44c760bfe706f69716d23d3.docx</src>
        <authentication>74f1dd47c834caa160ba9be4a959f946</authentication>
      </file>
      <file fileId="1799">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4ad9cd008edf33a3bc9e0b8aa7b6a252.pdf</src>
        <authentication>ff195f170070c04c0f6a67bc66f38bd4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11363">
                    <text>EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ
Raşit KOÇ - Mustafa Said KIYMAZ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van / Türkiye
Adıyaman Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Adıyaman / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.
ÖZET
Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve
tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir
kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk
kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve sözlü
edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli katkıları
olmuştur. Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla
veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunlardan
bir tanesi de ninnidir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı ninniler, ana
dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk deyince ilk akla
gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra çocuk edebiyatı
içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin
dile getirildiği ninniler, çocuk edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün
şiirler yazmalarına vesile olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in
Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinde görmekteyiz. Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek
çok şairimizin ninni şeklinde veya ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında
eserler veren isimlerden Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi
şairlerin özgün ninni örnekleri de oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında
da çocuk edebiyatıyla uğraşan isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında
önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli
değerlerini ve benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan
Türklerinin edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından
değerlendirilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1800">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5419ad8955a0d8c533ba603f815151b9.docx</src>
        <authentication>c8efcd4c8aaae3df44c0d5ab1ebc1416</authentication>
      </file>
      <file fileId="1801">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/519a4f80e51dc26669ee60b011bf038a.pdf</src>
        <authentication>f87acce87cd51e05f411e315e5ae133b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11364">
                    <text>ÇOCUK EDEBİYATI TÜRÜ OLARAK NİNNİLER VE BALKANLAR ÇOCUK
EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ
Raşit KOÇ1
M. Said KIYMAZ2

Özet
Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve
tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir
kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk
kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve
sözlü edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli
katkıları olmuştur.
Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla
veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunların
başında ninni gelmektedir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı
ninniler, ana dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk
deyince ilk akla gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra
çocuk edebiyatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir
Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin dile getirildiği ninniler, çocuk
edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün şiirler yazmalarına vesile
olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk adlı
mesnevisinde görmekteyiz.
Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek çok şairimizin ninni şeklinde veya
ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında eserler veren isimlerden Mustafa
Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi şairlerin özgün ninni örnekleri
oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında da çocuk edebiyatıyla uğraşan
isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında önemli yer tutmaktadır.

1

Yrd.Doç.Dr., Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, rasitkoc@yyu.edu.tr

2

Araş. Gör., Adıyaman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü, mustafasaid_65@hotmail.com

�Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli değerlerini ve
benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan Türklerinin
edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından değerlendirilecektir.
Anahtar kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.

LUBLABIES AS A GENRE OF CHILDREN’S LITERATURE AND SAMPLES IN
THE BALKANS’ CHILDREN’S LITERATURE
Abstract
Over the years there have been several debates on Children’s Literature regarding its’
extent and genre. According to some researchers, the concept of Childrens literature is a
trivial occupation. As there is no child writer, there is no Children Literature. Some of the
writers state that children literature is as real as childhood. The genre of folk literature have
important role on the development of Child Literature by which utilized classics and oral
literature since it was coined as literary.
In the Child literature which produced its first samples through revised folk tales in
our country and europa, it was also benefited from the genres apart from tales. One of them is
lullabies. Lublabies that children begin to hear as of their birth are really effective on learning
their mother tongues and getting into habit of listening. Lublabies that one of the genres
recalled firstly in mind when talking about children, have an important position in the children
literature as well as being a genre of anonymous folk literature.
Lublabies which express best wishes, invocations and expectations for children, by
inspiring poets of literature, made them write original poems similar to lublabies. In the
Turkish literature, we see the first form of written lublaby in the work of Şeyh Galip’s “Hüsnü
Aşk”.
Moreover, lots of our poets have written some poems in the form of lublaby or named
lublaby since administrative reforms in 1839. Some of the writers deal with the work of child
literature, such as Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan are famous
for their some original lublabies. Apart from this, the original lublabies of these writers
mentioned above, have also an important place in the other Turkish community’s literature.
In this study, we will try to assess the Balkan Turks’ ,who live abroad missing their
own country and accomplished to follow their national values and self-esteem in an oral and
written way in the literaure, chosen lublaby samples in terms of child literature.
Key Words: The Balkans, child literature, lublabies.

�Giriş
Ninni: Çocuk edebiyatı olarak ninni, süt çağındaki çocukları uyutmak üzere anneler
tarafından ezgi ile söylenen manzumeler olarak tanımlanmaktadır. (Şimşek, 2002: 35) İlk
söyleyeni belli olmayan ninniler anonim edebiyat ürünlerindendir. Şükrü Elçin, ninniyi söyle
tanımlamaktadır: Ninniler, annelerin süt emen çocuklarını uyutmak için ezgi ile söyledikleri
manzum veya mensur sözlerdir. Batı Türkçesinde bu kelimeye bağlı olarak “nenni çalmak:
ninni söylemek” ve “uyku getirmek” deyimleri doğmuştur. Ninniye Kaşgarlı Mahmud
“balu-balu”, Azeri Türkleri “laylay”, Kerküklüler “leyley”, Türkmenler “hû-di: Allah de”,
Özbekler “elle”, Kazanlılar ise “bişik cırı: beşik türküsü” adını vermektedirler. (Elçin,
1986: 271)
Cem Dilçin ise ninniyi anonim halk şiiri nazım biçimleri arasında türküler içinde
değerlendirmektedir. Dilçin’e göre ninni, annenin çocuğunu kucağında, salıncakta ya da
beşikte uyutmak için kendine özgü bir besteyle söylediği basit sözlü türkülerdir. (Dilçin,
2000: 290)
Ninnileri genellikle anneler çocuklarına söylemekle birlikte ihtiyaç durumunda
büyükanne, hala, teyze, abla gibi aile büyükleri de söyleyebilir. Ninnilerin konusunu çocuk
oluşturur. Çocuğun güzel ahlaklı olması, söz dinlemesi, okuyup büyük adam olması gibi
dileklerde bulunulur. Bu dileklerin gerçekleşmesi için Allah’a niyaz edilir. Bazen de Hızır,
Eyüp Sultan gibi din büyüklerinden çocuğa himmette bulunması istenir.
Örnek: Hu, hu, hu Allah
Sen uykular ver Allah
Oğlum büyüsün inşallah
Herkes desin maşallah, e, e! (Tekirdağ)
Ninni derim beşiğe
Hızır gelsin işine
Ulu devlet başına
Uyusun yavrum ninni (Kastamonu)

Çalkan Karadeniz çalkan
Gemilerde olur yelken
İstanbul’da Eyüp Sultan
Himmet etsin kızım uyusun (Samsun)
Yoldan geçen yolcu kardeş
Bağrına bağlamış bir taş
Kırşehir’de Hacı Bektaş
Himmet et oğlum uyusun, ninni (Kırşehir)

Anonim edebiyat ürünü ninnilerin dışında edebiyatımızda ninni tarzında yazılmış
şiirler de mevcuttur. Değişik şairler tarafından yazılan bu tür şiirlerin birçoğu başlığı “ninni”
başlığını taşırken bazıları da değişik başlıklarda fakat ninni tarzın da yazılmışlardır. Türk
edebiyatında ninni yazan şairler arasında, Mehmet Emin Yurdakul, Tevfik Fikret, Ali Ulvi
Elöve, Arif Nihat Asya, Hasan Âli Yücel, Necip Fazıl Kısakürek, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz,
Mustafa Ruhi şirin gibi isimleri sayabiliriz. (Şimşek, 2002: 38)

�Necip Fazıl Kısakürek’in “Ninni” şiiri ve Ali Akbaş’ın “Nineme Ninni” şiirleri bu alanda
yazılmış güzel örneklerdendir.
Ninni
Melekler dolanır bu kuytu yerde,
Ey gün kadar güzel çocuğum, uyu!
Bir gün hasretiyle için titrer de,
Dalgalandırmadan o durgun suyu…
Uyu da gündüzler su gibi dinsin,
Menekşe gözüne kirpikler insin;
Yarın, şafak vakti, içine sinsin,
Güneşle uyanan kuşların huyu.
Uyu yavrum, akşam seni üzüyor,
Artık gözlerini uyku süzüyor;
Uykunun gölünde başın yüzüyor,
Ararsın, bu derin, tatlı uykuyu.
Necip Fazıl KISAKÜREK (Çile, 329)

Nineme Ninni
Dolunayı saran bulut,
Başında yaşmak ninemin.
Bebelere tek dileğim,
Yaşını aşmak ninemin.

Kim dayanır o dayanmış,
Bağrına taş basıp yanmış,
Gene Yemen'i mi anmış,
Gözleri ıslak ninemin.

Masal anlat bana masal,
Hey dili şeker, dili bal,
Su alıyor artık sandal,
Yolu "Emr-i Hak" ninemin.

Ninem güzel suç aynada,
Ninem gibi yok dünyada,
Yüzünün rengi ayvada,
Kokusu leylak ninemin.

Ocakta kaynak ıhlamur,
Elleri mayalı hamur,
Bir deli poyraz savurur,
Dökülen yaprak ninemin.

Ali AKBAŞ (Kuş Sofrası, 17)

Seferberliğin Suna'sı,
Solmuş saçının kınası,
Ninem üç şehit anası,
Alnı kardan ak ninemin.

Seccâdesi çiçek çiçek,
Ninem cici, ninem gökçek,
Göçmen kuşlarla göçecek,
Mekânı Uçmak ninemin.

Ninniler sadece çocukları uyutmak, onlara nasihat vermek ve onlar hakkında iyi
dileklerde bulunmak için söylenmez. Ninniyi söyleyen bazen bütün gamını, kederini, kaderini
ninniye döker ve ninni adeta söyleyenin (annenin) terceme-i hali olur.
Sözleri Vecdi Bingöl’e ait bestesini Kadri Şençalar’ın yaptığı Dügâh bir şarkı olan
“Ninni” bunun güzel bir örneğidir.

�Ninni
Yine o menekşe gözler aralı,
Oya kirpiklerde yaşlar sıralı,
Uyu ey gönlümün nazlı maralı!
Susun ey garip kuşlar, ötmeyin susun,
Yetimler yetimi yavrum uyusun.
Uyu yavrum ninni diyeyim sana,
Şu mahzun gönlümü salma hicrana,
Sen kaldın gidenden hatıra bana!
Susun ey garip kuşlar, ötmeyin susun,
Yetimler yetimi yavrum uyusun.
Vecdi BİNGÖL
(Çocuk Edebiyatı, s. 37)
Türk edebiyatında ninni türünde yazan şairlerden başka Balkanlarda yaşayan Türk
topluluklarının da kültürlerini ve edebiyatlarını yaşatmak için verdikleri edebi ürünler
arasında çocuk edebiyatı ürünlerini yer alır. Türkiye’de olduğu gibi Balkanlarda da çocuk
edebiyatı alanında eser veren şairlerin yazdıkları ninni türü şiirleri görmek mümkündür.
Uzun süre memleket özlemi çeken, bağımsızlık mücadelesi veren insanların kültürlerini ve
dillerini yaşatmak için başvurdukları kaynaklardan biri olan sözlü anlatım ve sözlü anlatımın
yazıya aktarılmasıyla oluşan yazılı edebiyat ürünlerinden olan şiirler ve bunlar içerisinde halk
şiiri halkın her türlü hissiyatına tercüman olmayı başarmıştır. Yaşayan kültür değerlerini
gelecek nesillere aktarmak için söylenen ve kaleme alınan eserlerden birisi de ninniler
olduğuna göre Balkan coğrafyasında yaşayan Türk halkları da bu türü yeni nesillere aktarmak
ve

çocuklarına

belli

konularda

hassasiyet

kazandırmak

amacıyla

ninnilerden

faydalanmışlardır.
Balkanlarda çocuk edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen tür çocuk şiiridir. Çocuklar
için yazılan şiirlerin dilinin yalın olması, söz sanatlarından ve soyutlamalardan uzak durması
gerekir. Balkanlarda yakın zamana kadar Türkçenin okullarda derinlemesine okutulmaması
sebebiyle kullanılan dil de daha sade bir Türkçedir. Bu yönüyle Balkanlarda eser veren
edebiyatçıların çoğunun dili sade bir Türkçedir. Burada dikkat çeken bir noktada sanat ve
edebiyatla ilgilenenlerin, çocuk edebiyatı alanında şiirler yazanların çoğunluğunun öğretmen
olmasıdır. Mustafa İsen’ göre, bütün dünyası çocuklar olan bu meslek grubunun yazdıklarının
merkezine çocuğu koyması gayet doğaldır. Çocuğun dil gelişimine ve eğitiminde önemli yer
teşkil eden şiirler çocuklar için hazırlanan dergilerde yayınlanmıştır. Eski Yugoslavya’da
yayınlanan Kuş, Piyoner, Sevinç, Tomurcuk, Bulgaristan’da yayınlanan Eylülcü Çocuk, Filiz
gibi dergiler bunların önde gelenleridir. (İsen, 2001: 48-49)

�Balkanlarda ve özellikle eski Yugoslavya’da Türk edebiyatı söz konusu edilince ilk
akla gelen tür şiir ve çocuk şiiridir. Hızlı bir şekilde gelişen çocuk şiiri Türkiye’deki
örnekleriyle boy ölçüşecek niteliktedir. Bunun sebebi de ülkede şiir alanında öne çıkan
şairlerin ilk şiirlerini yukarıda adlarını verdiğimiz dergiler gibi çocuk dergilerinde
yayınlamalarıdır. (İsen, 1997: 573-574)
Bu bölümde Balkanlarda yaşayan Türk topluluklarından şairlerin yazmış oldukları
ninni örneklerine yer verilecektir. Bu şiirlerden ilki 1928-1988 yılları arasında yaşamış eski
Yugoslavya’da yetişen Türk şair ve yazarlarından Necati Zekeriya’ya aittir. Mustafa İsen’
göre Necati Zekeriya Yugoslavya çocuk edebiyatı deyince hemen hatırlanacak ve
çalışmalarının tümünü bu alana tahsis etmiş bir isimdir. (İsen, 1997: 563)
Şair bu şiirde ninnilerin içeriğinden ve ninnilerin kimlere ait olduğundan
bahsetmektedir. Şiirin başlığı “Ninniler Kimin Malı” içerikle örtüşmektedir ve şiirde;
“Ninniler malıdır tüm çocukların/ Ninniler söylenir tüm çocuklara./ Ninniler malıdır tüm
ananların.” dizeleriyle ninnilerin bütün çocukların ve bütün annelerin malı olduğu
anlatılmaktadır.

Ninniler Kimin Malıdır
Ninniler malıdır tüm çocukların
Ninniler söylenir tüm çocuklara.
Ninniler yoğrulur sıcak çöllerde
Ninniler yıkanır soğuk göllerde
Ninniler dinlenir serin yerlerde
Ninniler malıdır tüm ülkelerin
Ninniler söylenir tüm çocuklara.
Ninniler ayva kokar nar kokar
Ninniler incir kokar muz kokar
Ninniler portakal kokar.
Ninniler malıdır tüm ulusların
Ninniler söylenir tüm çocuklara.
Ninniler içine çeker renkleri
Ninniler içine toplar dilleri
Ninniler içine alır bizleri.
Ninniler ninniler cömert ninniler
Ninniler düş verir tüm çocuklara
Ninniler ninniler sıcak ninniler
Ninniler malıdır tüm ananların.

�NECATİ ZEKERİYA (Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 94)
Necati Zekeriya’nın bir başka şiiri de “Nasıl Doğar Ninniler” başlığını taşımaktadır.
Söyleyiş olarak normal bir çocuk şiirinden farklı olmayan bu şiirin son bölümünde yer alan
dizeleri ninni söyleyişinin izlerini taşımaktadır. Fakat şiirin genelinde masalımsı bir söyleyiş
hâkimdir. Çocukların el ele vererek kuracakları barış ve huzur içinde yaşanacak bir dünya
özlemi anlatılan şiirde “zenci dostumun yeşil yurdundan” dizesiyle bu kardeşliğin bütün
insanlığı kuşatacağı anlatılmak istenmektedir.
Nasıl Doğar Ninniler
Güneşin sol eli oynar ufukta
Güneşin sağ eli yanar asfaltta
Alırım bir parça altın güneşten
Yırtarım bir bulut mavi göklerden
Yaparım bir yol gümüş göllerden.
Ki versin el ele bütün çocuklar
Burada yepyeni bir dünya kurusunlar.
Mektup alırım uzak diyardan
Zenci dostumun yeşil yurdundan
Neylersin bir güneş düşer bayırdan
Güneşi dağ yer karanlık boğar.
Ninni yavrum saçını ben öreyim
Ninni yavrum yüzünü ben göreyim
Ninni yavrum gözüne düş vereyim.
(Balkanlar’da Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi, s.173)
Örnek olarak aldığımız bir başka ninni örneği 1870-1928 yılları arasında yaşamış
Prizren doğumlu Hacı Ömer Lütfi’ye aittir. Medrese tahsili görmüş olan şairin “Ninni”
başlıklı şiiri klasik Türk edebiyatının özelliklerini taşımaktadır. Dil ve anlatım olarak lirik bir
üslubun hâkim olduğu şiirde uykunun önemi “Uyumazsan büyümezsin meleğim” mısraıyla
anlatılmaktadır. Bir babanın ağzından söylenen bu ninnide çocuğun annesinin hayatta
olmadığı anlaşılmaktadır. Genelde annelerin söylediği ninnilerde çocuğun babasız olduğu
durumlarda görülen bu söyleyiş tarzı bu ninnide yerini babanın ağzından “Uyu da anneni gör
rü’yada / Uyu ey mihr-i yetimânım uyu” mısralarına bırakmıştır.

�Ninni
Uyu ey tıfl-ı melekşânım uyu
Uyu ey necm-i dırahşânım uyu
Uyu ey gonce-i handânım uyu
Uyu ey tuffe-i Yezdânım uyu.
Uyu ki hâline hayrân olayım
Sevinin (?) şevkiyle handân olayım
Handene dîdene kurbân olayım
Uyu ey mefhar-ı vicdânım uyu
Hani hurşîd-i münevver gitti
Gece âfâk-ı siyah fâm indi
Kesilip savt-ı şemâtât bitti
Bilemem gönlünü kim incitti
Uyu ey bâdi-i ahzânım uyu
Uyu da anneni gör rü’yâda
Ne var anlatsın o bu dünyâda
Orada ruhu sana âmâde
Gayri gel hâtime ver feryâde
Uyu ey murg-ı gülistânım uyu
İstirâhat demi geldi çattı
Pister-i râhate âlem yattı
Ay bile ebr içine can attı
Seni cinler mi acep aldattı
Uyu ey reşk-i sürûşânım uyu
Uyumazsan büyümezsin meleğim
A benim sevgili nâzik çiçeğim
Güzelim, mah-i cebînim, gözbebeğim
Gitmesin beyhûde ninnim, emeğim
Uyu ey neyyir-i nâzanım uyu
Hani o melce-i şefkat mâder
Hani o kân-i muhabbet mâder
Hani o mihr-i mürüvvet mâder
Hani mahv oldu nihâyet mâder
Uyu ey mihr-i yetimânım uyu
Reng-i alına bu dehrin kanma
Cerfi-i (?) mihre sakın aldanma
Sen bu âlemi bâkî sanma
Uyu artık yar yaltaklanma
Uyu ey server-i ahlâfım uyu
Hacı Ömer Lütfi
(Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 143)

�Hacı Ömer Lütfi’nin bir başka şiiri de “Şükriye’min Ninnisi” başlığını taşımaktadır. Bu şiirin
dili önceki örnekteki şiirinden daha sadedir. Kıtaların sonundaki akslarla ahenkli bir anlatım
tercih edilmiştir. Yedili hece vezniyle yazılan ve 19 dörtlükten oluşan bu şiirde şair, kızı
Şükriye’ye duygularını bir baba şefkatiyle şöyle dile getirmektedir:
Şükriye’min Ninnisi
Ninni kızımı ninni
Ninni gözümü ninni
Ninni kuzumu ninni
Kuzumu ninni ninni.
…
Ninni Şükriyeciğim
Ninni güzel çiçeğim
Ninni küçük meleğim
Küçük meleğim ninni.
Ninni hoş nilimsin
Ninni gonca gülümsün
Ninni sen bülbülümsün
Sen bülbülümsün ninni.
Ninni gönlümün sürürü
Sen meleksin ya huri
Ninni gözümün nuru
Gözümün miri ninni
…
Ay parçasıdır yüzün
Pek nazlı bakar gözün.
Ninni tatlıdır sözün
Tatlıdır sözün ninni
Güzel Allah yaratmış
Koynuna bir nur atmış,
Ninni can parem yatmış
Yatmış can parem ninni.
…
Bağışlasın Yaradan
Saklasın her beladan,
Ninni uyu sefadan
Uyu sefadan ninni.
Hakka emanet seni
Şen eden sensin beni
Ninni gönlüm gülşeni
Gönlüm gülşeni ninni.
(Balkanlar’da Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi, s. 23-25)

�Ninnilerde sıklıkla başvurulan benzetmeler ve temler vardır. Güneş, ay, yıldızlar,
kuşlar, melekler sıklıkla kullanılan unsurlardır. Ninni söylenen bebek, çocuk göz bebeğidir,
nur topudur, ciğer paresidir. Yalın bir dille yazılmış bir başka ninni örneği de Emel Emin’e ait
ninnidir. Bir anne duygusallığı ve şefkati ile söylenen ninni de babanın aile için yaptıkları da
unutulmamıştır.

Ninni
Dal uykuya minik yavrum
Hava artık karardı.
Güneş baba yorgun argın
Ufuk ardına daldı.
Gökte yıldız benek benek
Işıl ışıl yanıyor.
Yum gözünü minik bebek,
Kuşlar çoktan uyuyor.
Baban hala iş başında
Bizim için çalışıyor.
Eve dönüp yatağına,
Yavrumu sevsem diyor.
Uyu yavrum uyu büyü,
Gözbebeğimim nuru.
Uyu günlerimin gülü
Hayatımın arzusu.
İşlesin büyüyünce elin,
Bol olsun hep ürünün.
Eserler yazsın kalemim,
Sevinçle geçsin ömrün.
Ninni yavrum ninni ninni
Uyu canımın içi.
Melekler korusun seni
Uyu yaşamımın sevinci.
Emel EMİN
(Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 94)
Başlığında ninni ifadesi olan fakat klasik ninni söyleyişinden farklı olan iki şiir de 1944
Prizren doğumlu, Kosova Türk edebiyatının üretken yazarlarından ve şairlerinden olan Hasan
Mercan’a aittir. Kosovalı yazarlar içinde en çok eser kaleme alan Mercan’ın şiir, hikâye,
deneme, tiyatro türünde pek çok eseri vardır. Çalışmamızda faydalandığımız kaynaklardan

�birisi olan “Balkanlar’da Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi” adlı eseri de Balkanlar
çocuk edebiyatı açısından önemli eserlerdendir.
Şairin buraya aldığımız ilk şiiri “Adile Kıza Ninniler” başlığını taşımaktadır. Ninniden
ziyade tekerleme tarzı bir söyleyişin hâkim olduğu şiir, okunması ve ezberlenmesi kolay bir
şiir olması nedeniyle özellikle çocukların kolay öğrenebileceği tekerleme gibi dillerinden
düşürmeyeceği bir şiirdir.
Adile Kıza Ninniler
Al kızım,
Allı kızım,
Kaçır beni!
Düş kızım,
Düşle kızım,
Aşır beni!
Gel kızım,
Yel kızım,
Uçur beni!3
Hasan MERCAN
Hasan Mercan’a ait ikinci şiir ise “Ali Oğlana Ninni” adlı şiirdir. Bu şiir de
alışılagelmiş ninni söyleyişinden farklıdır. Daha çok muhatabına öğüt ve hayat karşısında
nasıl davranacağını öğütleyen didaktik bir edayla söylenen şiirde; Ali’nin nezdinde çocuklara
dünyayı ve dünyayı güzelleştiren unsurları sevmek ve geleceğe güvenle bakmak tavsiye
ediliyor.
Ali Oğlana Ninni
- Hep üstüne, üstüne git oyuncakların
İnsancıl bir anlamı olmalı elbet oyunlarının!
Gül ki güneş inmiş olsun tabanlarına,
Şavk olsun diye kullan onu yarınlarına!
Ola ki yel kıskanır karışırsa saçlarına,
Sen onu da var annenmiş gibi basıver bağrına!
Sevesin gelir ise mevsimleri, ilkyaza tapıver,
Geleceğin sevgilisine gülüşten çelenk yapıver!
Bak ki ayrılık kokusu kokmasın burnuna
Demek, bir er olarak sanlasın ocağına...
Hasan MERCAN

3

http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-17998/h/hasanmercan.pdf

�Anonim Türk edebiyatının bir türü olan ninniler sadece çocukları uyutmaya, onlarla
ilgili iyi dileklerde bulunmaya aracılık etmekle kalmaz. Bazen de kullanılması yasaklanan,
okullarda öğretilmesi engellenen bir dilin, unutturulmaya çalışılan bir kültürün ses bayrağı
olur nesillerden nesillere bir meşale gibi devredilir.
Başlığı ve içeriği bildirimize konu olan “ninni” türüyle doğrudan ilgili olmamakla
beraber, Raif Kırkıl’ın “Türkçem” başlıklı şiirini ninnilerin, masalların, türkülerin velhasıl
kültür taşıyıcı olan ürünlerin dilimiz için ne denli önemli olduğunu anlatması açısından
buraya alıyoruz.

Türkçem
Annemin söylediği ninniler
Sinmiştir beşiğimin renklerine
Canlanır yeniden her sallanışta
Babamın söylediği türküler
Ahenkleşir vatan özlemiyle
Canlanır sazımın tellerinde
Bülbül ötüşünden güzel
Yankısı gelirken dört yandan
Capcanlı duygular coşar
Raif KIRKIL (Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, s. 260)
Sonuç
Anonim halk edebiyatının bir türü olan ninniler, yüzyıllardır annelerin, ninelerin
çocukları uyutmak için kendisine has bir ezgiyle söyledikleri bir türdür. Ninniler sözlü
gelenek içerisinde günümüze kadar ulaşmıştır ve modern çocuk edebiyatında da bir tür olarak
yer almıştır. Türk edebiyatında, Ali Ulvi Elöve, Arif Nihat Asya, Hasan Âli Yücel, Necip
Fazıl Kısakürek, Ali Akbaş, Mustafa Ruhi Şirin gibi şairlerimiz çocuklara bazen de Ali Akbaş
da olduğu gibi, aya, nineye ninniler yazmışlardır.
Günümüzde bebekler, çocuklar annelerinden hem eski sözlü edebiyatın ürünü olan
ninnileri dinleyerek hem de günümüz çocuk edebiyatı şairlerinin yazdıkları ninni tarzı şiirleri
ve şarkıları dinleyerek büyümekteler.
Çocuk edebiyatı alanında eser veren pek çok şairin yazdığı “ninni” tarzı şiirler
çocukların dil gelişimine, zihin gelişimine hizmet etmekle birlikte kültür taşıyıcısı olarak da
görev yapmaktadırlar. Türkiye’de yaşayan edebiyatçılarımızın dışında yurtdışında yaşayan
Türk topluluklarının içerisinden yetişen şairler ve yazarlar hem dillerini, hem edebiyatlarını

�hem de kültürlerini yaşatabilmek ve varlıklarını sürdürebilmek için edebiyat ürünlerinden
faydalanmışlarıdır. Balkanlar’da yaşayan soydaşlarımız da dillerini ve kültürlerini
yaşatabilmek için halk edebiyatı ürünleri başta olmak üzere sözlü ve yazılı edebiyatlarını
yaşatmak için her koşulda mücadele etmişler ve benliklerini muhafaza etmişlerdir.
Bildirimize konu olan Balkanlar Türk edebiyatında Hacı Ömer Lütfi, Necati Zekeriya,
Hasan Mercan,

Emel Emin gibi şairler ninni örnekleriyle dilimizin ve kültürümüzün o

topraklarda yaşamasına önemli katkılar sağlamışlardır.

Kaynaklar
Akbaş, Ali, (1996), Kuş Sofrası, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Dilçin, Cem, (2000), Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.
Elçin, Şükrü, (1986) Halk Edebiyatına Giriş, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
İsen, Mustafa vd., (2001), Balkanlarda Türk Çocuk Şiiri Antolojisi, Ankara, Grafiker
Yayınları.
İsen, Mustafa, (1997), Ötelerden Bir Ses, Ankara, Akçağ Yayınları.
Kısakürek, Necip Fazıl, (1990), Çile, Ankara, Büyük Doğu Yayınları.
Mercan, Hasan, (2002), Balkanlar’da Çağdaş Türk Çocuk Edebiyatı Antolojisi, Ankara, Basın
Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Yayınları.
Şimşek, Tacettin, (2002), Çocuk Edebiyatı, İstanbul, Suna Yayınları.
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-17998/h/hasanmercan.pdf

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11355">
                <text>2159</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11356">
                <text>EDEBİYATINDA NİNNİ ÖRNEKLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11357">
                <text>KOÇ , Raşit 
KIYMAZ,  Mustafa Said </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11358">
                <text>Anahtar Kelimeler: Balkanlar, çocuk edebiyatı, ninni.  ÖZET  Çocuk edebiyatı kavramı, kapsamı ve tür özellikleri konusunda değişik görüşler ve tartışmalar eskiden beri devam etmektedir. Kimilerine göre çocuk edebiyatı kavramı yanlış bir kullanımdır. Çocuk yazar olmadığı gibi çocuk edebiyatı da olamaz. Kimilerine göre çocukluk kadar gerçektir çocuk edebiyatı. Edebi olarak ortaya çıktığından beri klasik eserlerden ve sözlü edebiyattan yararlanan çocuk edebiyatının gelişmesinde halk edebiyatı türlerinin önemli katkıları olmuştur. Avrupa’da ve ülkemizde ilk örneklerini halk masallarının yeniden kaleme alınmasıyla veren çocuk edebiyatının gelişmesinde masal dışındaki türlerinden de yararlanmıştır. Bunlardan bir tanesi de ninnidir. Çocuğun dünyaya geldiği andan itibaren duymaya başladığı ninniler, ana dili öğreniminde ve dinleme alışkanlığının kazandırılmasında etkilidir. Çocuk deyince ilk akla gelen türlerden olan ninni, anonim halk edebiyatı türü olmanın yanı sıra çocuk edebiyatı içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Çocuklar için iyi temennilerin, duaların ve beklentilerin dile getirildiği ninniler, çocuk edebiyatı şairlerine ilham vererek onların ninni benzeri özgün şiirler yazmalarına vesile olmuştur. Türk edebiyatında, yazılı ilk ninni örneğini Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinde görmekteyiz. Bundan başka Tanzimat döneminden itibaren pek çok şairimizin ninni şeklinde veya ninni adlı şiirler yazmışlardır. Çocuk edebiyatı alanında eserler veren isimlerden Mustafa Ruhi Şirin, Ali Akbaş, Rıfkı Kaymaz, Bestami Yazgan gibi şairlerin özgün ninni örnekleri de oldukça önemlidir. Bunların dışında diğer Türk topluluklarında da çocuk edebiyatıyla uğraşan isimlerin ninni tarzı şiirleri de Türk dünyası çocuk edebiyatında önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada Türkiye dışında vatan özlemiyle yaşayan ve milli değerlerini ve benliklerini sözlü ve yazılı edebiyatlarını sürdürerek yaşatmayı başaran Balkan Türklerinin edebiyatından seçtiğimiz ninni örnekleri çocuk edebiyatı açısından değerlendirilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11359">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11360">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11361">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11362">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1427" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1802">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3ed20a79d7c63db20e596e23ca3a774d.docx</src>
        <authentication>b1fbe82f74ec642cfa1d5bfc3f7e714d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1803">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/804361063f5d0eea3d6f9b53271b8a96.pdf</src>
        <authentication>80312ccc6f640560723691c7951c1a27</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11373">
                    <text>ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMET MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT
COĞRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR
Ahmet KOÇAK
Unıversty of Maribor, Maribor / Slovenya
Anahtar Kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmet Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar, roman.
ÖZET
Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde yansıtan
eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan metinler olarak da
okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmet Midhat Efendi (ö. 1912), farklı
alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından birisi olmuş, “hâce-i
evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro, seyahat, hâtıra gibi
edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya kadar değişik alanlarda
verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle hikâye ve roman türünde
kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına, görücü usulü evliliğin
tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye yer vermiştir. O,
eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil, Asya’dan Avrupa’ya,
Afrika’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da bahsetmiştir. Ancak yazarın
özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin/Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu
makalede Ahmet Midhat Efendi’nin hikâye ve romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile
bu metinlerde Rumelinin/Balkanların yazarın hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın
hayat hikâyesi ile bu coğrafyanın nasıl irtibatlandırılabileceği üzerinde durulmuştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1804">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d2523eaa2d76ba8b850753a63c2228b0.docx</src>
        <authentication>aa176062d2aa91a1afb09ec8f7114114</authentication>
      </file>
      <file fileId="1805">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dd2c4d9d22d453294dd74f3b54cccc42.pdf</src>
        <authentication>da398d2441dc2a90f9bdcbebcacc9f6a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11374">
                    <text>ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMED MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT
COGRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR
Ahmed KOÇAK 1

Özet
Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde
yansıtan eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan
metinler olarak da okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmed Midhat Efendi
(ö. 1912), farklı alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından
birisi olmuş, “hâce-i evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro,
seyahat, hâtıra gibi edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya
kadar değişik alanlarda verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle
hikâye ve roman türünde kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına,
görücü usulü evliliğin tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye
yer vermiştir. O, eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil,
Asya‟dan Avrupa‟ya, Afrika‟dan Amerika‟ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da
bahsetmiştir. Ancak yazarın özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin /
Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu makalede Ahmed Midhat Efendi‟nin hikâye ve
romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile, bu metinlerde Rumeli/Balkanların yazarın
hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın hayat hikayesi ile bu coğrafyanın nasıl
irtibatlandırılabileceği üzerinde durulacaktır.
Anahtar kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmed Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar,
roman.

RELATIONSHIP BETWEEN WORK AND WRITER OR THE PLACE OF
RUMELIA/BALKANS IN THE LITERARY GEOGRAPHY OF AHMED MITHAT
EFENDI
Abstract
Literary texts are the studies which reflect the changes and transformations in the life
of nations in the widest sense, as well as they can be considered as the texts which shed light
on the geography of author‟s life and bear the traces from it. Ahmed Mithat Efend whose
centenary of his death was commemorated in recent days became a prolific writer of Turkish
Literature by his works in different areas, and greatly deserved the title of “Hace-i evvel”. He
wrote not only story, novel, drama, travel writing and souvenir as a literary form, but also in a
wide range of subjects including history, economics and geography. His all works made a
great contribution to the Turkish culture. Especially in his novels and stories, he dealt with the
subjects like arranged marriage, incorrect understanding of Westernization, matters in
1

Dr., Faculty of Arts, Universty of Maribor, Maribor/Slovenia. (İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat
Fakültesi)

1

�education regarding the problems arose from the participation of girls to schools. In his
works, he did speak not only about Ottoman geography and areas Islam spread, but also about
different continents such as Asia, Europe, Africa, and America. But the place of
Rumelia/Balkans in which he spent his early ages enshrined his memory. In this article, by
reading Ahmed Mithat Efendi‟s stories and novels in a geography-centered manner, we will
focus on the issue of how Rumelia/Balkans appeared in the geography of his life or the
question of how his life story and this geography can be connected.
Key Words: Literary Geography, Ahmed Mithat Efendi, Rumelia/Balkans, Novel

Giriş
Dünya üzerinde Afrika, Avrupa ve Asya‟nın kavşak noktasında yer alan
Balkanlar/Rumeli tarih boyunca insanlık için ilgi odağı olmuştur. Kültür ve medeniyet
açısından da Eski Yunan, Roma ve Osmanlı medeniyeti gibi tarihin büyük medeniyetleri bu
topraklar üzerinde yükselmiş, bu topraklar üzerinde birbirinin yerini alma mücadelesi
yürütmüşlerdir. Tuna nehri ve bu nehre dökülen diğer kollar bölgenin tarih boyunca askeri
açıdan olduğu kadar, ticaret ve seyahat açısından da önemli olmuşlardır. (Jelavich, 2006: 2-3)
Adını Bulgaristan‟ı ikiye bölen dağ silsilesinden alan Balkan yarımadasının fiziki
olarak en dikkati çeken yönü dağlık oluşudur. (Karpat, 1992: 25) Bizanslıların kendi ülkeleri
için kullandıkları Romaioi ve Romania kelimeleri İslam dünyasına Rum şeklinde anılmaya
başlanmış ve bu daha sonra da Rumeli ya da Rum-ili adıyla yaygınlaşmıştır. (İnalcık, 2008:
232)
Türk edebiyatında fiziki bir coğrafya (mekan) olarak Balkanlar/Rumeli geniş yer alır.
On dokuzuncu yüzyılın yaklaşık son otuz yılında Batılı bir tür olarak ortaya çıkan Türk
romanında da Balkanlar/Rumeli tarihi ve coğrafî önemine uygun olarak işlendiği söylenebilir.
(Bıyıklı, 2010)
Bir insanın hayatında derin izler bırakın, sonraki hayatını etkileyen dönemin başında
çocukluk ve gençlik yıllarının yaşandığı bölge ve coğrafya gelmektedir. “Mekanın bilimi”
olarak tanımlanan coğrafya, insanın duygu dünyasında, şahsiyetinin şekillenmesinde önemli
bir rolü vardır. Yaşanılan coğrafyanın dağları, akan nehirleri, iklimi, bitki örtüsü insanın
düşünce dünyasının şekillenmesinde yer alırlar. (Kefeli, 2006: 11 ) Dolayısıyla bir hikayeci,
romancı, ya da genel anlamıyla yazarın edebî metinlerinde tasvir ettiği, yer verdiği mekanlar,
hayatından izler taşıyan gerçek mekanlar olabilir. Nitekim Madam de Staéel de bu bağlamda
Edebiyata Dair adlı eserinde farklı bölgelerde ortaya çıkan edebiyatların farklılığında
2

�coğrafyanın da önemli bir etkisinin olduğundan bahseder. Bunun için metnin doğduğu
coğrafyanın metnin fikrî planı ve karakterleri üzerindeki etkilerinin önemlidir. (Staéel, 1989)
Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Ahmed Hamdi Tanpınar, coğrafyanın insan
üzerindeki etkisi ve önemine işaret ederken “Coğrafya bir kaderdir.”der. (Tanpınar, 1996: 78)
Her edebî metin farklı açılardan okuma biçimlerine tabi tutulabilir. Bunlardan birisi de
coğrafya merkezli okuma ya da geo-litteraire yaklaşım, yani metindeki mekanı „coğrafya‟
olarak ele alarak okuma biçimidir. Edebiyat coğrafyası, yazarın hayat coğrafyası gibi
kavramları öne çıkararak metnin üretim surecini farklı bir kanaldan irdeleyen okuma
çeşididir. Metnin yazarı metnini oluştururken doğup büyüdükleri yerler kadar, üzerinde
yaşadıkları, gezip gördükleri yerlerden de etkilenerek bunu eserlerinde yansıtırlar. “Ayrıntılı
gözlemlerini ve sıcak duygularını canlı ve etkileyici bir üslupla eserlerinde dile getiriler.”
(Kefeli, 2006: 35-36)
Kafkasya bölgesi göçmeni bir anne ve Anadolu‟dan İstanbul‟a gelip yerleşmiş bir
esnaf babanın oğlu olarak Tophane‟de doğan Ahmed Midhat Efendi (ö.1912), babasının
vefatından sonra ağabeyinin Vidin‟e memur olarak görevlendirilmesiyle o da genç yaşta bu
vesileyle Balkanları tanır. (1857). Burada başladığı Sıbyan mektebini İstanbul‟da tamamlayan
(1861) Midhat Efendi, Midhat Paşa‟nın Niş valiliğine atanmasıyla ağabeyiyle beraber onun
yanına giderler. Rüştiye eğitimini de burada tamamlar. Daha sonra Midhat Paşa‟nın Tuna
valiliğine atanmasıyla Rusçuk‟a giden genç Ahmed Midhat, burada Vilayet Mektubi
Kalemi‟nde ilk memuriyetine de başlamış olur. Midhat Paşa, Ahmed Midhat‟taki çalışma
azmini erken fark eder. Nitekim kendi adını bu çalışkan gence veren Midhat Paşa, aynı
zamanda onun erkenden Fransızca öğrenmeye de teşvik eder. Burada Tuna vilayet
gazetesinde yazmaya başlayan yazar (1868), bir yıl sonra gazetenin başmuharriri olur.
Midhat Paşa‟nın bundan sonra Bağdat valiliğine atanmasıyla ağabeyiyle beraber
Bağdat‟a giden Midhat Efendi‟nin (1869) hem yazma hem de kendisini geliştirme çalışmaları
burada da devam eder. Ahmed Midhat Efendi‟nin ilk Balkanları tanımasıyla Bağdat‟a gidişine
kadar, daha doğrusu çocukluk ve gençlik devrelerinde tanıdığı Balkanlar‟da on iki yıllık bir
süreyi kapsamaktadır. (Okay; 1989: 101-103).
Bu makale çerçevesinde hikaye, roman, tarih, iktisat, coğrafya, din, ahlak kitabı gibi
pek çok alanda eser vermiş ve “Hace-i Evvel” ünvanını fazlasıyla hak etmiş Ahmed Midhat
Efendi‟nin eserlerinde, özellikle romanlarında Balkan coğrafyasının hangi özellikleriyle ele
alındığı ya da eser-yazar ilişkisi üzerinden irdelenmeye çalışılacaktır. Çocukluk ve gençlik
3

�yıllarını Balkan/Rumeli coğrafyasında geçiren yazar romanlarında bu coğrafyaya ait izlere yer
vermiştir. Bunlardan özellikle Arnavutlar Solyotlar ve Gönüllü romanı tamamen bu bölgede
geçer. Bunların yanı sıra yazarın Avrupa dönüşü, biraz da bu seyahatin sıcaklığıyla yazdığı
Ahmed Metin ve Şirzad romanı da her ne kadar İstanbul‟dan Akdeniz‟e İtalya sahillerine
doğru yapılan bir seyahati konu olarak işlese de eserin içerisinde Balkanlar/Rumeli‟ye de yer
verir.
Bu romanlarından hareketle yaklaşık yüz yıldan fazla bir zaman öncesinde
Balkanlarda farklı din ve etnik yapıdan oluşan çeşitli milletlere mensup insanların bir arada
nasıl yaşayacakları konusundaki görüşleri ve önerileri ele alınacaktır. Onun bir asır önce bir
kurguya dayanan romanlarında dile getirdiği görüşlerin hala geçerliliğini koruduğu örneklerle
izah edilecektir. (Gökçek, 2012: 31)
Midhat Efendi‟nin romanları içerisinde Balkanları konu alan, mekan olarak bu
coğrafyayı işlediği ilk eseri “Tarihe müstenit bir roman” olarak takdim edilen Arnavutlar
Solyotlar‟dır. Yazar bu romanı başka bir eserinde “Hakikat bu Arnavutlar Solyotlar romanına
esası sırf hayal üzerine mübteni bir hikaye nazarıyla bakmak eser-i mezkurun kadrini takdir
edememek demektir.” (Ahmed Midhat, 2002: 6) şeklinde takdim eder.
Yazar diğer pek çok romanında olduğu gibi bu romanını da Levant Herald gazetesinde
Bulgar asıllı bir yazarın kaleme aldığı yazıdan esinlenerek yazmıştır. Bulgar yazarın
düşüncelerine göre Balkanlardaki kavimleri, Bulgarları isyana teşvik eden,

Osmanlıyı

yıkmak isteyen Avrupalı devletlerin fesat politikaları neticesidir. Yazar makalesinde
Bulgarların Osmanlı hakimiyeti altında iken ne kadar rahat olduklarını anlatılır.
Roman Mora isyanı sırasında Arnavutluk‟ta Hristiyan Solyotlarla Müslüman
Arnavutlar arasındaki mücadele sırasında, Tepedenli Ali Paşa‟nın çok güvendiği “Avrupa‟nın
poltikasını ve terakkiyat-ı maddiye ve maneviyesini öğrenmiş” Rüstem adlı bir Tanzimat
aydınıyla, Hristiyan Solyot kızı Eftimi arasındaki aşk hikayesini anlatır. Ahmed Mithat roman
etrafında Balkan kavimlerinin Osmanlıdan ayrılış sebeplerini ortaya koyar.
Arnavutlar Solyotlar romanında, Osmanlı devletinin zayıflamasıyla başlayan ve
çöküşe doğru giden süreçte Balkan coğrafyasında bu zayıflamanın etkisiyle ortaya çıkan
çatışmalar ve siyasi kargaşalara yer verilir. Romanın esas konusu Arnavutların Solyot
topraklarına hakim olma isteklerine Solyotların direnmesini konu alır. Midhat Efendi
Balkanlarda başlayan iç çatışmaları gördükçe tarih boyunca buranın nasıl huzur ve barış
içinde yaşadığını Fatih döneminden bu yana yapılan uygulamalardan örnekler vererek izah
4

�etmeye çalışır. Asırlarca farklı etnik gruplara mensup insanların bir ve beraber yaşadığı bu
coğrafya özellikle Avrupalı devletlerin sömürgecilik anlayışı paralelinde kışkırtmalarıyla
etnik çatışmalara tutuşmuştur.
Midhat Efendi bu durumu daha iyi anlatmak için Fatih Sultan Mehmet‟in
uygulamalarından örnekler vermeyi ihmal etmez.
“Hele İstanbul’daki Fener mahallesinin hali düşünülecek olursa İstanbul’un Fatih’i,
Rumları bir şark imparatorluğundan mahrum bırakmış sayılmak şöyle dursun bilakis asıl
bade’l-feth şark İmparatorluğundan mahrum bırakmış sayılmak şöyle dursun bilakis asıl
bade’l-feth Şark İmparatorluğuna nail etmiş sayılır. Maarif-i Kadimelerine halel gelmedikten
maada maarifçe terakki dahi ederek tercümanlıktan bed ile konsolosluğa, sefirliğe ve Eflak ve
Boğdan prensliğine kadar devlet-i aliyyenin umur-ı hariciye ve diplomatikiyyesi kamilen
bunların elinde bulunurdu… (..) Paris, Viyana ve Londra ve Berlin’e gönderilmiş bulunan
Osmanlı süferası meyanında Arjir ve Polo ve Marko ve Rali ve Mavroyani ve Teologos ve
Ramadani ve Nagri ve Panayotaki gibi namlar bulunması, o zmanlar Rumların derece-i
ehemmiyet-i diplomatikiyyesini ispata medardırlar ki böyle bir hal o zamanlarda değil bu
zamnlarda bile Avrupa devletlerinin hiçbirisinde görülmemiştir.” (Ahmed Midhat, 2002: 2829)
Solyotların yaşadığı Soli nahiyesinin geniş bilgi veren Midhat Efendi, Balkan
coğrafyasının karakteristik bir özelliği olarak dağlarının sarp ve geçit vermez olması sebebiyle
bu toprakların tarıma uygun olmadığını ve bu yüzden Solyotların tahılı dışarıdan aldıklarına
işaret eder. İyi bir gözlemci olan ve bu coğrafyayı gençlik yıllarından ve Avrupa‟ya gidip
gelirken yakından tanıyan ve bilen yazar, tasvir ederken de gerçekçi bir gözle tasvir eder:
“Soli dediğimiz nahiye, Yanya’nın kırk beş kilometre kadar cenûb-ı garbiyyesinde,
Yunan denizi sahiline altı ve nefs-i Parga’ya yedi saat mesafede cibal-i meniden ibaret bir
nahiyedir. Ama ne kadar menî? Yalçın kayaları duvarlara ve dar boğazları kapılara teşbih
edebilirsek ezmine-i mutavassıtada Avrupa sinyörlerinin yaptıkları metin ve menî hisarlarda
bir duvardan aşılarak veyahut bir kapıdan girilerek derun-ı hisara vusul yolunu buldum
derken insanın karşısına diğer bir kapı ve başka bir duvar çıktığı gibi Soli dağlarında dahi
sa’bü’l-mürur bir geçit geçildikten sonra insanın karşısına diğer bir geçit daha çıkar ki
evvelinden ziyade sarp ve sa’bdır.” (Ahmed Midhat, 2002: 29)

5

�İnsanın yaşadığı bölgenin coğrafi yapısıyla insan karakterleri ve yapıları arasında
paralellikler vardır. “Mekan, vaka zincirinde ifade edilen hadiselerin sahnesi durumundadır.”
(Aktaş, 2000: 128). Dolayısıyla romanın unsurlarından birisi olan mekan anlatıcı tarafından
hayalin çizilmiş bir yer olabileceği gibi, görülen ve bilinen somut bir mekan da olabilir. Bu
bakımdan bakıldığı zaman Ahmed Midhat Efendi‟nin bu romanlarında anlattığı mekanları
tanıdığı söylenebilir.
Midhat Efendi, özellikle kış aylarının uzun ve çetin geçtiği nahiyenin etrafının dağlarla
çevrili olduğu ve tarıma elverişli olmayan Soli kasabasında yaşayan halkın yaşam şeklini de
değiştirdiğini, güçlü kuvvetli ve yarı vahşi bir insan şekli ortaya çıkardığına dikkat çeker.
Yalçın kayalarla, dar kapılarla çevrili ulaşımı zor bir yer olan Soli, Yanya “cenub-ı
garbiyesi”nde yer alan bir kasabadır. Soli kasabasında yaşayan halkın erzak taşımak ya da
kışın yiyeceklerini saklamak için aba ve çul dokuduklarını, keçi peyniri yaparak sattıklarını
anlatan yazar, bölge insanının geçim kaynakları konusunda da bilgi vermiş olur.
Solyot denilen ahali beş yüz altmış familyadan ibarettir. Bunlar Arnavutça konuşurlar.
Hıristiyan oldukları için Rum lisanını da konuşurlar. Bunların ekser işlerini kadınlar görür.
“Mesela İşkodra‟da hamallık hizmetini kadınlar görerek Arnavutluk‟un ekser yerlerinde
çobanlık ağlebiyetle kadınlara terk olunur.” (Ahmed Midhat, 2002: 30-31)
1897 Türk Yunan savaşı, 93 harbi kadar olmasa da Balkanları yakından ilgilendiren
savaşlardan birisi olarak romanlarımıza konu olmuştur. Bunlardan birisi Ahmet Midhat
Efendi‟nin Gönüllü romanıdır. Romanın hemen başında “İfade” kısmında “Tercüman-ı
Hakikat”e derç eylediğimiz makalat-ı ahireden birisinde vekayiin azamı vukuat-ı harbiye olup
bunların hitamından sonra vekayiin her ciheti zabıtnâme-i hakayık-ı ahval olan –veyahut öyle
olmaları lazım gelen tevarihe birçok zeminler, sermayeler tedarik eyledikleri gibi hayalat-ı
beşeriyyeye dahi vasi vasi meydanlar açarak bu surette birçok menakıba da vesile-i husul
olurlar.” (Ahmed Midhat, 2000: 5)
Romanın yazılış sebebinin Osmanlı ile Yunanlılar arasında gerçekleşen savaş olduğunu
açıkça ifade eden yazar, bir romancı sıfatı ile savaşı gündeme getirdiğini de söylemekten
çekinmez.
“İmdi Devlet-i Aliyye ile Yunan arasında ahiren vukua gelen muharebenin saye-i
tevfikat-sermaye-i hazret-i padişahide vasıl olmuş bulunduğu netice-i galibiyet en ciddi tavırlı
müverrihten, en güleç yüzlü şairden, en safiyü’l-kalb köylüye kadar cümleyi guna gun ihsas-i
6

�münşerihane ile dilşad eylemiş olduğu gibi başka bir sıfatımız olmasa da…” (Ahmed Midhat,
2000: 6)
Yazar romanın tarihi addedilmesinden de mutlu olacağını “Şu evsafıyla romanımız
„Roman histoire‟ yani tarihe ait bir roman ıtlakına şayeste görülebilir.” Burada yazarın
kullandığı kelimelere dikkat etmek gerekir. Daha önceki Arnavutlar Solyotlar romanı için
“tarihi” kelimesini kullanırken bu kez Batı‟dan “histoire” demeyi tercih eder.

1. Yemek Konusunda Maharetli Bir Millet: Arnavutlar
Midhat Efendi‟nin tarihi hakikatlere isnat ederek kaleme aldığını beyan ettiği Gönüllü
romanında Balkan coğrafyasında yaşayan milletlerin vasıflarına, sosyolojik yapılarına ve
özelliklerine dair pek çok malzeme sunulur. Midhat Efendi‟nin Balkanlarla ilgili
değerlendirmelerinde yemeklere de ayrı bir yer vardır. Bıçak silimi gibi bahar şenliği ile
beraber yemek kültürüne de yer veren yazar, gençlik yıllarında yakından tanıdığı bölgenin
özellikle Arnavutlar‟ın yemek konusundaki başarı ve ünlerinin hakkını teslim eder.
“Rumeli deyip de geçmemeli. Aşçılığın oralardaki terakkisi İstanbul’dan hiç de aşağı
değildir. Vakıa henüz Avrupa ile münasebeti, İstanbul derecesine varmamış olduğu için
Avrupa’nın buralara idhal eylediği biftekelr, giotlar, rostolar, cotolette pane falanlar daha
oralara kadar vasıl olamamışlar ised e her türlü hamur taamları, etler, hele tatlılar cihetiyle
Rumeli mutfakları, adeta İstanbul mutfaklarına iddia-yı rüchana bile çıkışabilirler.” (Ahmed
Midhat, 2000: 14)
Yazar, özellikle bıçak silimi adetinin Osmanlı ve Yunan muharebelerinin vukuundan evvel
Kahramanoğlu Mehmet Bey‟in evini tasvir ederken bahçede bulunan ve adına “kule” denilen
yüksek binayı anlatırken hem Avrupa‟dan hem de İstanbul‟daki Erenköy Kozyatağı
taraflarındaki sayfiyelerden daha kuvvetli olduğunu, ancak Avrupa‟daki şatolar kadar kuvvetli
olmadığını söyler. Yazarın kule tasviri ve değerlendirmesi bir romancıdan ziyade tecrübe ve
gördükleriyle ilintilidir. (Ahmed Midhat, 2000: 10)
Bego‟nun ziyafetini anlatırken de yazar bir gözlemine dayanır. Sofranın alafranga değil,
yerlere seccadeler serilip, onun üzerine sofra bezleri serildikten sonra ekmekler kaşıkların
konulduğunu söyler.
7

�Arnavutların bu bahar ziyafetlerini taze kuzu etiyle yapmaları bir gelenekle beraber, inanç
şekline dönüşmüştür. Kuzunun etleri yenildikten sonra hane sahibi kuzunun kürek kemiğini
eline alarak misafirlerden uygun ve önemli gördüğü kişinin eline bu kemiği verir ki, sonra bu
kişi kürek kemiğine bakarak yorumlar yapar. “Arnavutlar nezdinde bir fal” şeklini alan bu
duruma büyük önem verilir. Yazar bu adetin ta putperestlik zamanlarından kaldığından
bahseder. Halbuki bu adete kaynak olarak ne İslamiyet‟te ne de Nasraniyet‟te bir delil vardır.
Kuzu kemiğine bakarak valinin azlolunacağı, bu yıl meyve ve tahılın bol ya da kesat
geçeceği, yazın yağmurun yağıp yağmayacağı gibi şeyler bu kuzu kemiği falına göre
yorumlanır. (Timur, 2004, 337-343)2
Midhat Efendi, bıçak silimi adetleriyle beraber eğlence şekillerinden de bahseder ve
bu dönemde bir karnaval havası yaşandığını anlatır ki, buradan daha önce bu adla yazdığı
romanına atıf yapar: “Karnaval” sernamesiyle bir vakit yazmış olduğumuz bir büyük
romanda, buna dair iktiza eden tafsilat-ı tarihiyyeyi i‟ta eylemiştik.” s.25.
2. Dil Öğrenmede Balkanların Başarısı
Midhat Efendi, kendisine ismini veren Midhat Paşa ile erken tanışmanın ve onun
yönlendirmelerinin faydalarını hayatı boyunca etkisini görecektir. O Midhat Efendi‟yi daha
çocuk yaşlarında okumaya, yabancı dil öğrenmeye teşvik etmiştir. Bu yüzdendir ki yazarın
romanlarında yabancı dil öğreniminin önemine sık sık vurgu yapılır. Rumeli‟nin her tarafında
“muma” ve “dola” gibi namlarla Hristiyan kadın ve kızları, kibar familyaları nezdinde
hizmetçilik ederler. Bu durum sadece Rumeli de değil Osmanlı ve Avrupa‟da da vardır.
Avrupa‟da bunun adı “bone”dir. Bu hizmetçi kadınlar ailelerde türlü belalara sebep olsalar da,
evin erkeğini baştan çıkarma gibi, olumlu pek çok hizmetleri vardır. Bunların en büyük
katkısı çocuklara lisan öğretmek noktasındaki iyilikleridir. “Rum ve Bulgar lisanlarını adeta
bir

lisan-ı

maderzad

olmak

derecesindeki

mükemmeliyet

ile

öğrenmeleri

kaziyesidir.”Çocuklukta lisan öğrenmek o kadar kolay oluyor ki” diyen yazar diğer pek çok
eserinde bahsettiği gibi İstanbul‟un Beyoğlu semtinin buna en güzel örnek teşkil eden yerlerin
başında geldiğini belirtir. “Beyoğlu gibi ahalisi muhteliten yaşayan yerlerde bir çocuğun Türk
ve Rum ve Ermeni lisanları gibi üç lisanı birden öğrenerek büyüdüğü pek çok görülüyor.
Rusya‟da dahi kibar familyalar Alman veyahut Fransız lisanlarından hangisini çocuklarına
2

Batıl inanç meselesi dönemin romancılarında sıkça işlenen konulardan birisidir. Özellikle Ahmed Midhat
Efendi‟nin elinden Hüseyin Rahmi Gürpınar‟ın romanlarında batıl inanç meselesine çok daha geniş ve farklı
yönleriyle ele alınmıştır. Konuyla ilgili bkz. Koşar, Emel (2008), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında
Bâtıl İnançlar, İstanbul: Piya Art Yayıncılık.

8

�öğretecekler ise o milletten bir dadı alıp çocuğu ona teslim ediyorlar.” Yazarın bundan
sonraki ifadesi dikkat çekicidir. “Bunun pek tabii bir usul-i tedris olduğu bizim Rumeli
cihetlerinde sebk eden tecarib ile de sabittir.. Hatta bu tecrübenin bir kısmı kendi nefsimizde
sebk eylemiştir. Rumeliye pek çocuk iken gitmiş ve işbu mumaların eline düşmüş
bulunduğumuzdan Bulgar lisanını bunlardan hemen bir Bulgar çocuğu kadar öğrenmiş ve
gereği gibi büyüdüğümüz zaman biraz da okumak ve yazmak ile tevsi’ eylemiştik.” Yazar
cümlenin devamında yirmi beş otuz seneden beri bu lisanı kullanmadığı için unutuğuna da
hayıflanır. (Ahmed Midhat, 2000: 44)
Midhat Efendi‟nin eserlerinde Rumeli topraklarında yaşayan halkların farklı etnik ve dini
kimlikleri olmasına rağmen ortak bir Balkan/Rumeli anlayışı geliştirdikleri vurgulanır.
“Efendim Rumeli‟de Türklük, Arnavutluk, Boşnaklık, Bulgarlık, Rumluk, Ulahlık,
Çingenelik hatta Yahudilik bile ahlakça, adetçe birbirine bir suret-i garibede mezcolunarak bir
halita-i acibe getirdiği gibi bu ihtilat lisanca dahi vukua gelmiştir. Elsine-i mezkureden
herhangisine ait bir kelime cüz‟i, külli tağyiratla diğerlerine dahi alınarak istimal olunur. Hele
Türkçe kelimelerin bu yolda bir tağyirden sonra elsine-i mezkurenin umumuna birden mal
edildiği ekserdir.” (Ahmed Midhat, 2000: 11)
Rumelide damları örtmek için kiremit yerine pilaka denilen taşlar istimal olunmuştur.
Bu taşlara Rumeli‟nin bazı yerlerinde “pilaço” derler ki Türkçesi “kaygan “ demektir.
Ocaklarından yaprak yaprak çıkan bu taşların kalınlığı on on beş santimetredir. (Ahmed
Midhat, 2000: 74)
3. Kadına Bakış Ve Evlilik Anlayışı
Midhat Efendi, Balkanlarda özellikle de Yenişehir ve çevresinde kadınlara eğitim
seviyelerine göre üç şekilde isim verildiğini ya da öyle çağrıldığını aktarması da kendisinin
yaşadıklarıyla ilgili olmalıdır. Yazarın aktardığına göre kadınların eğitim seviyelerine göre
“hanım, molla ve dudu” şeklinde hitap edildiğinden bahsedir ki, bunların da ne anlama
geldiğini ifade eder.

Bunun ilki yani hanım, mutasarrıf ve hakim ve muhasebeci ve

mektupçu ve şehrin kudema-yı hanedanından olan zevatın haremlerini ifade etmek için
kullanılır. İkincisi ise okumuş kadınlara “molla” denir. Kibardan bile olsa okumamış
kadınlara “dudu” derler. Yenişehir‟de dudu denilen kadınlara ise Deliorman, Tuna Balkan
taraflarında bunlara ise “kadış” denildiğini belirtir. (Ahmed Midhat, 2000: 41) Yazarın

9

�kadınlara hitap şekillerinin farklı bölgelerde değişiklik göstermesini de kayda geçirmesi
dikkat çekicidir.
Ahmet Midhat Efendi‟nin romanlarında sık sık yer verdiği konulardan birisi de kadın
erkek ilişkileri, evlilik meselesidir. Görücü usulü ve buna karşı çıkan görüşleri sık sık
romanlarına taşıyan yazar, Balkanlar‟daki evlilik meselesine de yer verir. Recep Köso ile
Rum kızı Flomene arasında aşk ve evlilik ilişkisi üzerinden mesajlar verir. Yazar Yankos
Çorbacı‟nın kızı ile Recep Köso arasındaki evliliğe doğru giden ilişkiyi izah ederken “Vakıa
Rumeli‟de Rumdan, Bulgar‟dan birçok kızlar Müslüman olarak birer Müslüman kocaya
varırlar ise de bunlar köyler veyahut kasabaların fukara-yı ahalisinden olmakla beraber kimi
kimsesi olmayan ve kendi kavmi arasında da zaten koca bulabileceğini ümit etmeyen kızlar
olup onları da bekçi, zaptiye veya esnaftan bazı kimseler alırlar.” Yazar diğer romanlarında
defalarca ifade ettiği gibi tekrar eder ve “bir delikanlı teehhül hususunda yalnız validesinin
veyahut kendine müteallik olan kadınların keyfine tabi olmamak ve alacağı kızı kendisi dahi
tanımak öğrenmek ister ise biz kendisiyle beraberiz.” Recep Köso ve arkadaşıyla Rum kızı
Flomene‟nin buluşmalarını anlatırken de yazarın Anadolu Rumeli bağlantısı kurduğu görülür.
Köstem nehri üzerine geldiklerinde “Anadolu‟nun kağnı denilen iki tekerlekli arabalarının
aynı olan arabalarından ve hayvanlarından ve arabalar içindeki eşyadan anlaşılan ufacık bir
kervana rast geldiler.” (Ahmed Midhat, 2000: 66)
Dönemin en iyi ulaşım aracı olarak öküz arabasıyla Recep Köso Flomene‟yi
Tırhala‟ya kaçırır. Kızın babası tarafından saklandığı manastır Kalabaka manastırı. Buralar
öyle mevkilerde inşa edilmişlerdir ki “kuş olup uçmasından başka oralara vusul mümkün
olamaz” denilen yerlerdir.
Kalabaka kasabasını yazar tasvir ederken Bursa‟yı mukayese olarak takdim eder ki bu
genelde Balkanlardaki diğer şehirleri örneklemek için de kullanılır. Mudanya‟dan Bursa‟ya
giderken ovanın nihayetinde Bursa‟nın arka tarafındaki Keşiş dağının duruşuyla Kalabaka
kasabasının arakasındaki dağ manzarası aynıdır. Aradaki fark Kalabaka‟nın ve arkadaki dağın
Bursaya göre daha küçük olmasıdır. (Ahmed Midhat, 2000: 71)
4. Hızır-İlyas Ve Nevruz Günleri
Ahmet Midhat Efendi romanlarında kendi hayat hikayesine de sık sık yer veren bir
yazardır. Recep Köso‟yu anlatırken onun babasını erken yaşta kaybetmesi, annesi ve kız

10

�kardeşlerine bakması ve adeta onların hamisi olmasını anlatırken, kendi yaşadıklarıyla
birleştirerek anlatır.
“Bu ince meseleyi on dört, on beş yaşındayken familya idaresinin barını münhasıran
çekmekte bulunan pederinin vefatıyla o yük kendisine intikal eylemiş bulunan adamlara
sorunuz. Mesela bir Ahmet Midhat’a, hatta bir Mehmet Cevdet’e sorunuz ki bunlar gözleri
cihanı görmemek derecesindeki gençlik ateşleri etraflarını ihata eylemekle beraber
gönüllerini yalnız bir noktaya hasredemezler.” (Ahmed Midhat, 2000: 137)
Midhat Efendi‟nin yine bu coğrafyada geçen Arnavutlar Solyotlar romanında da,
Gönüllü romanında Recep Köso‟nun Yunanlıların arasına gizlice sokulmasına benzer bir
görüntü, Tepedenli Ali Paşa tarafından Solyotlar arasına seçkin askerlerinden Rüstem‟i sokar.
Pek çok özelliği ve vasfının yanında Midhat Efendi bir gazetecidir ve gazetecilik tecessüsü
romanlara da yansır. Recep Köse‟nin Filomene ile gönül ilişkisi yaşaması, kızın manastıra
kapatılması bu coğrafyada yaşanılan tarihi bir hadiseye de tekabül etmektedir. 6 Mayıs 1876
tarihinde yaşanan ve gazetelere akseden, büyük olayların çıkmasına sebep olan, hatta 93
harbinin çıkış nedenlerinden birisi olarak gösterilen bir hadise yaşanmıştır. Belirtilen tarihte
Müslüman olmak isteyen bir Bulgar kızının Selanik‟te Hristiyanlar tarafından Amerikan
konsolosluğunda zorla tutulması sebebiyle çıkan, Fransız ve Alman konsoloslarının
öldürülmesiyle sonuçlanan Selanik Olayı‟nı hatırlatmaktadır. Uluslarası arenada yankı bulan
ve Batılılar tarafından Türklere karşı sert eleştiri ve yazılara sebep olan (Uzer, 1986: 110) bu
olay Midhat Efendi‟nin romanına bu şekilde aksetmiştir. (Bıyık, 2010: 42)
Midhat Efendi‟nin gençlik yılarında yaşadığı bölgenin adet ve eğlenceleri de
romanlarda kendisine yer bulur. Arnavutlar-Solyotlar romanında “Hıdırellez” bölümü açan
yazar, bahar bayramı ya da baharın karşılanışı olarak bilinen bu bayrama geniş yer verir.
(Timur, 2004, 337-343)
Hızır-ilyas yaygın ifadesiyle Hıdrellez bahar mevsiminde miladi takvimle Mayıs
ayının ilk haftalarında, 5-6 Mayıs günlerinde, kutlanır. Hıdırellez isminin verilmesinin sebebi
de Hz. Hızır‟ın kendisi gibi peygamber ve yine onun gibi ölümsüz bir hayata mazhar olan Hz.
İlyas ile o gün buluşmalarına inanılmaktan gelir. (Pakalın, 1993: 803) Ruz-ı Hızır olarak da
ifade edilen Hıdrellez gününün gelmesi baharla beraber bolluk ve bereketin gelmesine işaret
eder. Bunun gelişi kutlanır.

11

�“Ruz-ı hızrın hulülü Rumeli ve Arnavutluk cihetlerinde mevsim-i sayfın mukaddimesi
addolunarak umumi bir itikada göre o gün kurt, kuş, insan, hayvan, hasılı bütün mahlukat
bayram edeceğinden havadaki bulutlar dahi ta’til-i işgal ederek havada asla buluttan eser
bulunmaz ve mahlukatı taciz eyleyecek şiddetli rüzgar esmezmiş.” (Midhat Efendi, 2002: 71)
Hıdrellez kutlamaları çerçevesinde bölgedeki batıl inanışlara da yer veren yazar,
koyun ve kuzuların koyun koyuna yatarken, Hızır günlerinde birbirlerine sırtlarını dönerek
yattıkları, bunun da koyunların kuzularına “Bundan sonra kısmetinle başbaşasın, bana
ihtiyacın yok” dedikleri vurgulanır. Bu günlerden önce kuzu etinin yenmesinin bazı
Müslümanlar ve hristiyanlar arasında haram olarak görüldüğü, ruz-ı hızrdan sonra az ya da
çok kuzu eti yenmesi gerektiğinden bahsedilir.
“Kezalik umumiyetle itikat olunacağına göre koyunlar kuzusu ile Ruz-ı hızra kadar yüzyüze
burun buruna koklaşarak yatıp uyudukları halde ruz-ı Hızır gecesi arka arkaya yatıp koyun
kuzusunu lisan-ı hal ile “Artık bundan sonra benim muhafazama muhtaç değilsin, istediğin
yolda kısmetini ara’ demiş. Bu itikadın ne kadar kuvvetli olduğunu şununla muvazene
etmelidir ki İslam olsun Hristiyan olsun Rumeli’de umumiyetle karib pek çok kimseler ruz-ı
hızrdan mukaddem kuzu eti eklini harama karîb günah addederek, o günün vürudu üzerine
fakir, ganî herkes kudretine göre bir miktar kuzu eti mutlaka ekl edecektir.” (Midhat Efendi,
2002: 72)
Bu itikadın balkanlarda ne kadar kuvvetli olduğunu anlatırken de yazar, “İslam olsun
Hristiyan olsun Rum İli‟nde umumiyete karib günah addederek o günün vürudunu üzerine
fakir gani herkes kudretine göre bir miktar kuzu mutlaka ekl edecektir.” der. Bu ifadelerden
bahar kutlamalarında din farkı gözetmeksizin bu bölge insanının bütün olarak iştirak ettiği bir
bayram olarak da kutlandığı görülür.
Romanda Yorgi Boçaris‟in kızı Maryola ile Fotos‟un nişan töreninin Hıdrellez‟in ilk
gününe denk getirilmesiyle Soli‟de çifte şenlik yaşanır. Yorgi Boçaris‟in nişan ve Hıdrellez
münasebetiyle verdiği ziyafet, bu ziyafette çalınan müzikler romanda Rumeli‟de yaşanan
zengin kültürü de gözler önüne serer.
“O gün çalgı olmak üzere müteaddit gavsala ve gaydalardan maada davul ve zurna dahi
bulundurularak öyle bir surette taam eyledi ki bu taam umumi bir sofra halinde erbab-ı
iştihaya arz edilmeyip belki bir oğlağın doyurabileceği kadar misafir toplandıkça onlara bir
sofra kurulmak suretiyle her sofra diğerini takibeden devam ede gitti. Lakin evvelce taam
12

�etmiş ve şaraba ve raksa koyulmuş bulunan huzzara sonraki sofralar erbabı mezeler
takdimiyle gerek neşelerini idameye ve gerek maidelerini mütemadiyen teçhize gayret
eyledikleri dahi nazarı dikkatten uzak tutulmayacaktır.”
Midhat Efendi‟nin bu romanda geniş tasvirlerle anlattığı Hıdrellez bayramının Balkan
coğrafyasının tamamında geniş bir katılım ve coşkuyla asırlardır yaşanarak devam ettirildiği
görülmektedir.
Gönüllü romanında bu bölgede yaşanana ve yaşatılan bir başka gelenek ise “bıçak silme”dir.
Rumelideki Müslüman Türkler arasında yaygın olan Ramazan ayından hemen önce yapılan
sazlı, sözlü, içkili eğlencelerdir. Böyle bir eğlence ortamı Kahramanoğlu Mehmet

Bey‟in

bahçesinde gerçekleşen ve Recep Köso‟nun da iştirak ettiği bir eğlencedir.3
Midhat efendi‟nin Balkan coğrafyasının geçtiği bir diğer romanı da Ahmed Metin ve
Şirzad‟dır. Yazarın 1889 yılında Avrupa‟ya yaptığı seyahat dönüşü kaleme aldığı Akdeniz‟e
yapılan seyahati konu alan ve içinde tarihi olayların da anlatıldığı bu romanda Akdeniz
havzasıyla beraber Balkanlar/Rumeli coğrafyası da mekan olarak yer alır.
Öncelikle romanın ana kahramanı Ahmed Metin, İslam Dragoz Ağa namında bir
Boşnak mültezimin oğludur. İslam Dragoz, köy mültezimliğinden işe başlayarak
iltizamlarının sayısını çoğaltmış ve zenginleşmiştir. (s.20) İslam Dragoz, İşkodra‟dayken
İtalyanca‟nın önemli bir dil olduğunu öğrenmiş ve bu itikadından dönmeyerek oğluna
İtalyanca dersleri aldırmıştır. (s.21) Türk ve İslam medeniyetinin büyüklüğünü ortaya koymak
maksadıyla kadim medeniyetlerin yaşadığı Akdeniz‟e yapılan seyahatle beraber bu romanda
Pire gibi Yunan liman şehirleriyle, buraya tatil için gelen ve sonrasında Ahmed Metin‟le
seyahate devam edecek olan bugün Romanya sınırları içinde kalan Şarkî Avrupa‟daki Yaş
şehrindeki bir aileden bahseder. Orhan Okay‟ın “Türkiye Dışında Bir Tanzimat Modeli”
olarak bahsettiği bu aile üzerinden on dokuzuncu yüzyılda Batılılaşmanın etkisinin sadece
Osmanlı‟yı değil, Balkanları da nasıl etkilediği Yoroslav familyası üzerinden örneklendirilir.
(Okay, 2006: 231-238)

3

Batıl inanç meselesi dönemin romancılarında sıkça işlenen konulardan birisidir. Özellikle Ahmed Midhat
Efendi‟nin elinden Hüseyin Rahmi Gürpınar‟ın romanlarında batıl inanç meselsine çok daha geniş ve farklı
yönleriyle ele alınmıştır. Konuyla ilgili bkz. Koşar, Emel (2008), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında
Bâtıl İnançlar, İstanbul: Piya Art Yayıncılık,

13

�“Prut nehri ve Tuna‟nın bir parçası olan Boğdan kıtacığı işte Avrupa‟nın medeniyetine
kapılarını açmak hususunda en ziyade teehhür etmiş olan yerlerden birisdir.” (Ahmed Metin,
1892: 156)
Evlilik anlayışından aile içi ilişkilere, eğitim metodundan bankacılık düzenlemelere kadar
birçok şeyin hayatı nasıl değiştirdiği izah edilir. Ahmed Metin‟in Akdeniz seyahatine eşlik
eden Neofari başlangıçtaki Avrupa hayranlığı ve Türk ve İslam tarihine bakışı tamamen
değişir ve olumlu duygularla memleketine döner. (Koçak, 2012: 221-249)
Sonuç olarak, çocukluk yıllarında Balkanları/Rumeli‟yi tanıyan Ahmed Midhat
Efendi‟nin romanlarında bu coğrafya, iklim şartları, farklı kültürleri bir arada yaşatması,
Tanzimat sonrası Batılılaşmanın getirdiği modernleşmenin getirdiği olumsuz etkilerin sadece
Osmanlı‟yı İstanbul‟u değil, Balkan coğrafyasını da nasıl etkilediği, değişip dönüştürdüğü
yine romanlar üzerinden anlatılır. Midhat Efendi romanlarında bunları anlatırken ansiklopedik
bir bilgiden ziyade, bölgede yaşamış olmanın getirdiği birikimleri ziyadesiyle eserlerine
yansıtır. Bu bakımdan onun Arnavutlar Solyotlar, Gönüllü gibi romanları her ne kadar tarihi
bir roman olarak addedilse de, bu coğrafyaya ait geniş bir sosyolojik malzeme sunarlar.

KAYNAKÇA
Ahmed Mithat Efendi, (2002), Arnavutlar Solyotlar, İstanbul 1305 [1889], 221 s. / (Haz. Nuri
Sağlam), Ankara: TDK Yayınları.
Ahmed Mithat Efendi, (2003), Gürcü Kız yahut İntikam (haz. Kazım Yetiş), Ankara: TDK
Yay.
Ahmet Mithat Efendi, (1892) Ahmed Metin ve Şirzad Hakayık-ı Tarihiyye Üzerine Müessis
Roman, İstanbul.
Ahmet Mithat Efendi, (2000) Gönüllü, Kırkambar Matbaası, Dersaadet 1314 [1898-1899],
(Haz. Erol Ülgen), Ankara: TDK Yay.
Aktaş, Şerif, Roman Sanatı ve Roman İncelemesine Giriş, Ankara: 2000, Akçağ Yayınları.
Barbara Jelavich (2006), İstanbul: Küre Yay. C.I,
Bıyık, Mahmut (2010), Türk Romanında Rumeli : (1888-1995), (Yayımlanmamış Doktora
Tezi), İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü,

14

�Gökçek, Fazıl, Küllerinden Doğan Anka Ahmed Midhat Efendi Üzerine Yazılar, İstanbul:
Dergah Yay.
İnalcık, Halil (2008), “Rumeli”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. XXXV, İstanbul, s. 232-235.
Karaca, İsmail (2006), “Tarihi Romanlarda Mekan-Coğrafya” İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 2006, C. XXXIV, s.71-90.
Karpat, Kemal H. (1992), “Balkanlar”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, C.V, s. 25-32.
Kefeli, Emel (2006), Edebiyat Coğrafyasında Akdeniz, İstanbul: 3 F Yay.
Koçak, Ahmet, (2012), “Tarih ve Medeniyete Roman Üzerinden Yolculuk: „Ahmed Metin ve
Şirzad yahud Roman İçinde Roman”, Dil ve Edebiyat Araştırmaları (Journal of Language
and Literatute Studies), S. 5, Kış 2012, s. 221-249.
Koşar, Emel (2008), Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Romanlarında Bâtıl İnançlar, İstanbul: Piya
Art Yayıncılık,
Mme de Stael, (1989), Edebiyata Dair, (çev. Safiye Hatay-Vahdi Hatay), İstanbul: MEB
Yayınları.
Okay, Orhan (1989), “Ahmed Midhat Efendi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
Cilt: II, İstanbul: s.100-103.
Okay, Orhan, (2006), “Türkiye Dışında Bir Tanzimat Modeli”, Merhaba Ey Muharrir Ahmed
Midhat üzerine Eleştirel Yazılar, (haz. Nüket esen-Erol Köroğlu), İstanbul: Boğaziçi
Üniversitesi Yayınları.
Pakalın, M. Zeki, (1993), Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul: C. I, MEB
Yayınları.
Tanpınar, Ahmed Hamdi (1996), “Savaş ve Barış Hakkında Düşünceler”, Yaşadığım Gibi,
(haz: Birol Emil), İstanbul: Dergâh Yayınları,
Tanpınar, Ahmed Hamdi (2006), “Savaş ve Barış Hakkında Düşünceler”, Yaşadığım Gibi,
(haz. Birol Emil): İstanbul: Dergâh Yayınları.
Timur, Kemal (2004), “Ahmed Midhat Efendi‟nin Arnavutlar Solyotlar Adlı Romanında
Hızır İlyas Günleri ve Nevruz Bayramı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Dergisi, XXXI, 2004, s. 337-343.

15

�Uğurcan, Sema, “Ahmet Midhat efendi‟nin Hatıratı ile Romanları Arasındaki Münasebet”,
Türklük Araştırmaları Dergisi, Nr. 2, Ankara 1986.
Uzer, Tahsin (1987), Makedonya Eşkıyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi, Ankara: TTK
Yay.

16

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11365">
                <text>2203</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11366">
                <text>ESER-YAZAR İLİŞKİSİ YA DA AHMET MİDHAT EFENDİ’NİN EDEBİYAT COĞRAFYASINDA RUMELİ/BALKANLAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11367">
                <text>KOÇAK, Ahmet </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11368">
                <text>Anahtar Kelimeler: Edebiyat coğrafyası, Ahmet Midhat Efendi, Rumeli/Balkanlar, roman.  ÖZET  Edebî metinler milletlerin hayatındaki değişim ve dönüşümleri en geniş şekilde yansıtan eserler olduğu kadar, yazarın hayat coğrafyasına ışık tutan, ondan izler taşıyan metinler olarak da okunabilir. Vefatının yüzüncü yılını yeni andığımız Ahmet Midhat Efendi (ö. 1912), farklı alanlarda kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatının en velûd yazarlarından birisi olmuş, “hâce-i evvel” ismini fazlasıyla hak etmiş bir isimdir. O, hikaye, roman, tiyatro, seyahat, hâtıra gibi edebî türlerinin yanında tarihten iktisata, eğitim konusundan coğrafyaya kadar değişik alanlarda verdiği eserlerle de Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Özellikle hikâye ve roman türünde kaleme aldığı eserlerle yanlış batılılaşmadan, eğitim konularına, görücü usulü evliliğin tenkidinden kızların okutulmasına kadar pek çok toplumsal meseleye yer vermiştir. O, eserlerinde sadece geniş bir Osmanlı ya da İslâm coğrafyasından değil, Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı kıtalarından da bahsetmiştir. Ancak yazarın özellikle gençlik/yetişme çağlarında yaşadığı Rumelinin/Balkanların ayrı bir yeri vardır. Bu makalede Ahmet Midhat Efendi’nin hikâye ve romanlarının coğrafya merkezli bir okunması ile bu metinlerde Rumelinin/Balkanların yazarın hayat coğrafyasında nasıl yer aldığı ya da yazarın hayat hikâyesi ile bu coğrafyanın nasıl irtibatlandırılabileceği üzerinde durulmuştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11369">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11370">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11371">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11372">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
