<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=130&amp;sort_field=Dublin+Core%2CTitle" accessDate="2026-06-16T13:49:44+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>130</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="2752" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="3523">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/60a46e6665cad8f1c63ed02e0b3a41cc.pdf</src>
        <authentication>979b5f3a9f4e1c141823306d244c905a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="21444">
                    <text>1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo

ĠSLAMĠYET‘ĠN ĠLK DÖNEMĠNDE
KADINLARIN EĞĠTĠME ANALĠTĠK YAKLAġIMLARI VE
ÇALIġMALARI
GülĢen GAZEL
Genç Yazarlar ve Sanatçılar Derneği,TURKEY
gulsen.gazel@hotmail.com
ÖZET: Eğitim, insanlığın var oluĢundan bu yana en bùyùk tekâmùl vasıtası olması
yônùyle kadın erkek tùm fertlerin ortak yùrùtmesi gereken sosyal, kùltùrel ve bireysel
sùreçlerin tùmùdùr. Eğitimin, tekâmùl sebebi olması her ferdin eĢit seviyede ona ihtiyaç
duyduğunu gôstermektedir. Ne var ki dinlerin gônderildiği tarihsel sùreçte bu kavramın
gereklerinden tùm insanlık faydalandırılırken dinsel hukukun uygulanmadığı dônemlerde
kadınlar saf dıĢı bırakılmıĢtır. Eski ve orta çağda kadınlar eğitim ve ôğretim hakkından
mahrum edilmiĢ, eğitim konusunda erkekler aktif rol ùstlenmiĢtir. Bu durum Ġslamiyet‘in
geliĢine kadar da bôyle devam etmiĢtir. Ancak Ġslamiyet‘in geliĢiyle kadınlar birçok
konuda olduğu gibi eğitim ve ôğretim konusunda da ôzgùrlùğe kavuĢmuĢtur. Eğitim ve
ôğretim alma serbestîsinin yanı sıra verme hakkı da Ġslami kurallara dâhil edilmiĢtir. Bu
nedenle Ġslam devrinde birçok eğitimci kadın yetiĢmiĢ, gerektiğinde erkeklere de eğitim
ve ôğretim vermiĢlerdir.
Dolayısıyla o dônemden bu yana geçirilen tarihsel sùreçte Ġslam kadınları geri
kalmıĢlıkla itham edilmiĢ olsalar da gerçek bunun tam tersidir. Bu nedenle ôncelikle,
―Ġslam Öncesi Dônemde Kadın ve Eğitim ÇalıĢmaları‖ ardından, ―Ġslam‘ın Ġlk
Dôneminde Kadın ve Eğitim ÇalıĢmaları‖ son olarak da ―Ġslam‘ın Ġlk Dôneminde
Kadınların Yùrùttùğù Eğitim ÇalıĢmaları‖ irdelenerek bu gerçek kanıtlanabilir.
Kadınlar sahabe dôneminden sonraki zamanlarda da aktif eğitim faaliyetlerini
sùrdùrmùĢlerdir.
ANAHTAR KELĠMELER:Ġslamiyet, eğitim, kadın sahabeler, hadis, sùnnet,

A –ĠSLAM ÖNCESĠ DÖNEMDE KADIN VE EĞĠTĠM
Dante ―Havva dilin kurucusuydu‖ der. Ona gôre kadın ile dil arasında can alıcı bir bağ vardır: Eva
(Havva) sôzcùğù yaĢam anlamına gelir; fakat Havva her Ģeyden ônce insanoğlunun talihsizliğinin bir simgesidir.
Ortaçağ teologları Âdem‘in Havva‘nın sôzleri karĢısında zayıflık gôsterdiğine, Eyyub‘dan daha zayıf
olduğuna inanırlardı. Ondan sonra kadınlara sessiz kalmaları emredildi. (Fethi, 1992: Cilt II s. 407)
Bu nedenle eski dônemler ve orta çağlarda, Yunan, Romen ve diğer milletlerde kadın, eĢya veya
hayvan gibi mùtalaa edildi; herhangi bir yolla mùlkiyet hakkına da sahip değillerdi. Mirastan asla payları
olmadığı gibi, eğitim ve ôğretimden de nasipleri yoktu. (Hasan, 1987: 1/238)
Eski Hintlerde erkek hâkim bir eğitim anlayıĢı yaygındı. Eğitimdeki bu ayrımcılık ve zahitlik anlayıĢı,
bilgi ve kurtuluĢ yolunun sadece erkeklerin tekelinde olduğu fikrini yerleĢtirdi. Eski Hintlerde kadının hiç değeri
yoktu. (Ġsam, 2001: 24/83)
Araplara gelince: Kadınların erkek merkezli cahiliye toplumu içinde ikinci derecede bir yere sahip
olduklarını sôylemek yanlıĢ olmaz. Bunda bùyùk çoğunluğu itibariyle gôçebe bir hayat sùrmenin de rolù vardır.
Çôl Ģartları içinde sık sık yer değiĢtirmek zorunda kalan, zaman zaman diğer kabilelere baskın yapma ve
ganimet elde etme mecburiyetinde bulunan gôçebe kabilelerin yaĢantısında muharip sınıftan olmayan ve daha
ziyade tùketici olarak gôrùlen kadının ikinci derecede bir role sahip olması ĢaĢırtıcı değildir. Bu konum bazen
kadınların hayatını bile ônemsiz hale getirmiĢtir. Kız çocuklarının ailenin ve kabilenin imkânlarını tùketmesinin
ônùne geçmek ya da kabileler arasındaki baskınlarda yabancıların eline geçmesinin vereceği utançtan kurtulmak
için nadiren de olsa kendi ailesi tarafından ôldùrùlmesi de bunun bir kanıtını teĢkil eder. (Ġsam, 1987: 24/86)
Bu veriler eski dônemlerde kadınların sosyal hayattan alabildiğine uzak tutulduğunu, eğitim alma ve
vermelerinin de ônùne geçildiğini gôstermektedir. Bu noktada kutsal dinlerden Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta da
durum farklı değildir. Bir farkla ki Yahudilerin, kadınları radikal uygulamalara tabi tuttuğunu; fakat
Hıristiyanlıkta bu uygulamaların biraz daha esnetilmiĢ olduğunu gôrùyoruz. Bunun nedeni Hıristiyan dùnyasının
Azize Meryem‘e verdiği değerden kaynaklanmaktadır. Onlara gôre anne çocuğun ilk ôğretmeni sayılır. Ancak
buna rağmen Hıristiyanlıkta da kadınlara eğitim konusunda yeteri kadar alan bırakılmamıĢtır .

B – ĠSLAM‘IN ĠLK DÖNEMĠNDE KADIN VE EĞĠTĠM

Ġslam ôncesi dônemde Arabistan‘da kadınların toplum hayatının her alanından dıĢlandığı gerçeği
herkesçe bilinmektedir. Bu gidiĢata ancak Ġslamiyet‘in geliĢiyle karĢı duruĢ sergilenebilmiĢtir. ĠĢte eski cahiliye
anlayıĢına karĢı giriĢilen bu aydınlanma hareketine kadınların da katılması olağan bir durumdur. Üstelik bu

1395

�1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo
konuda kadınların aktif rol ùstlendiğini, toplumu kuĢatan cahilce dùĢùncelerin ônùne eğitim anlayıĢının
getirilmesinde bùyùk gayretler sarf ettiklerini gôrùyoruz. (Hamidullah, 2003: 1/168)
Bunu aslında kadınlar açısından eğitim noktasında bir var olma sùreci veya bir kimlik arayıĢı olarak da
algılayabiliriz; çùnkù cahiliye dôneminde mahrum kalınan ilim ve marifet ufkunun ônlerine açılması ancak Hz.
Muhammed‘in (a.s.m.) peygamberliğinden sonra olmuĢtur. Cahiliye dôneminde sosyal, siyasi, ailevi, bireysel ve
benzeri birçok alanda son derece kısıtlanan, ôzellikle eğitim konusunda bùyùk mahrumiyetlere mahkøm edilen
kadınlar, Ġslam Peygamberi‘nin rehberliğinde en az erkekler kadar eğitim ve ôğretimden faydalanmıĢlardır.
Üstelik çoğu zaman erkeklerin bile rahatlıkla soramayacağı soruları Peygamber‘e sormuĢ, kimseye
açamayacakları sıkıntılarını onunla paylaĢmıĢlardır. Aynı zamanda pek çok sosyal etkinliğe katılmıĢ, toplu
ibadet yerlerindeki yerlerini almıĢlardır. Toplum hayatının imar edilmesinde kabiliyetlerine uygun hizmetleri
gônùl rızasıyla kabul etmiĢ, Ġslam‘ın kendilerine biçtiği gôrevleri bùyùk bir titizlikle yerine getirmiĢlerdir.
Ayrıca Peygamber‘den ôğrendikleri bilgileri doğrudan ailelerine aktarmıĢ, çoğu zaman da Peygamber‘le sık
gôrùĢemeyen Mùslùman erkeklere bu bilgileri ulaĢtırmaya gayret etmiĢlerdir. Özellikle Efendimizin muhterem
hanımları bu çeĢit eğitim çalıĢmalarında en ônde yer almıĢlardır. Mùslùmanlık dùnyası Ġslam Peygamberi‘nin
aile hayatındaki sùnnetlerinin neredeyse tamamını onlar vasıtasıyla ôğrenmiĢtir.(Havva, 2008: 4/325) Bir de
Allah Resølù‘ne sıkıntılarını açmak isteyen kadınların zorlandıkları noktalarda onlar devreye girmiĢ, çoğu
zaman da mesele Efendimize ulaĢmadan onlar tarafından çôzùme kavuĢturulmuĢtur.
Dolayısıyla kadınların Efendimize sordukları sorulardan, Efendimizin hanımlara hitaben irad ettiği
sôzlerden, yine Efendimizin hanımlarının uygulamalarından, sahabe efendilerimizin kadınlarla ilgili Efendimize
yônelttiği bir kısım meselelerden ve Efendimizin kadınlarla ilgili umuma yônelttiği sôzlerinden oluĢan
mefhumlar, Ġslam dininin en bùyùk kaynaklarından olan hadislerin bùyùk bir bôlùmùnù oluĢturmaktadır. Bu
noktada Ġslam devri kadınları sadece kendi dônemleriyle alakalı bir eğitim faaliyeti yùrùtmemiĢ aynı zamanda
yazılı kaynakların oluĢmasında da etkin rol oynamıĢlardır.
Nitekim hadis literatùrùnde imandan ilme, temizlikten namaza, oruçtan, zekâta, sosyal hayattan Ģahsi
hayata, hukuktan tıbba, ahlaktan edebe ihtiyaç duyulan her konuda kadınların eğitim çabaları neticesinde
topluma kazandırılan paha biçilemez bir baĢvuru kaynağı mevcuttur.
Onlar vasıtasıyla Ġslami literatùre kazandırılan bu bilgiler gùnùmùz Ģartlarında da gùncelliğini
korumakta, birçok mesele bu bilgiler sayesinde çôzùme kavuĢmaktadır.

B-1 ĠSLAM‘IN ĠLK DÖNEMĠNDE KADINLARIN EĞĠTĠM ÇALIġMALARI
Ġslam devrinde kadın eğitimi ve kadınların eğitimciliği bizzat Peygamber tarafından onanmıĢ, bu
konudaki baĢarılarından dolayı da kadınların aktif eğitim yaĢamının içinde yer almaları sağlanmıĢtır. Bu hususta
hadis rivayeti, fıkıh, fetva, tarih, neseb, Ģiir rivayeti, tıp ve yıldız bilimlerinde Ģôhret bulan Mùslùman
kadınlardan bahsedilebilir. Bunun en gùzel ôrneklerini yine Peygamber Efendimizin ailesinde gôrmek
mùmkùndùr. Evini bir eğitim yuvası haline getiren Hazreti Peygamber, eĢlerini, ôğrenmenin yanı sıra ôğretmeye
de yônlendirmiĢtir. EĢlerinin arasından Hz. Hatice gibi Ġslam devrinin ilk dônemlerine damgasını vuran bir
bùyùk ùstadın yanında, yaĢamının son dônemlerinde etkin rol oynayan AiĢe gibi bùyùk bir cihan âlimi ortaya
çıkmıĢtır. Hz. AiĢe eğitim konusunda en aktif aktôrlerden biridir. Hatta Resøløllah (a.s.m) onun hakkında
―Dininizin yarısını bu Hùmeyra‘dan ôğreniniz‖ buyurmuĢtur. (Hasan, 1987: 1/239) Aynı zamanda o,
Peygamber‘den en fazla hadis rivayet eden hanım sahabi olup, fıkıh, edebiyat, tarih ve tıp alanındaki eĢsiz
bilgileriyle Mùslùmanlara bir ilim hazinesinin kapısını açmıĢtır.
Peygamber eĢleri arasında Hazreti Ümmù Seleme, Hazreti Hafsa ve Hazreti Ümmù Habibe gibi bùyùk
Ġslam âlimleri de yer almaktadır. Aynı zamanda sahabe kadınlardan da Lùbabe Binti Haris, Ümmù ġerik, Ümmù
Sùleym gibileri yine o devrin bùyùk kadın eğitimcileri arasında bulunmaktadır.
Ġslam dôneminde eğitim alanında gayret gôsteren kadınların çalıĢmalarını kısaca Ģu Ģekilde
ôzetleyebiliriz:
Hazreti Hatice: Peygamberimizin, Ġslam‘ın ilk dônemlerinde evli olduğu ve o dônemdeki çalıĢmalarıyla
bilinen eĢidir. Ġslam ile gelen tùm yeni bilgileri bizzat kaynağı olan Peygamber‘den ôğrenip çevresindeki
kadınlara ve gôrùĢtùğù erkeklere ôğretmiĢtir. Onun sayesinde dinin gereklerini ôğrenen ve uygulamaya baĢlayan
kiĢilerin sayısı hiç de az değildir. (Gazel, 2009, Gùl Kokulu Annelerimiz: 25)
Hazreti AiĢe: Efendimizin Hz. Hatice‘nin vefatından sonra evlendiği en genç eĢidir. Ġslam Peygamberi‘yle
evlendikten sonra ilim ôğrenme ve ôğretme konusunda bùyùk bir titizlikle hareket etmiĢ, Peygamber‘in eğitim
çabalarına en bùyùk katkıyı sağlamıĢtır. Çoğu zaman Peygamber‘le birebir gôrùĢemeyen sahabe kadınların
ôğrenmek istedikleri konularda onlara o yardımcı olmuĢtur. Aynı zamanda Peygamber‘in aile hayatı ile ilgili

1396

�1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo
sùnnetlerini diğer insanlara o ôğretmiĢtir. Sahabe kadınlar arasında en fazla hadis rivayet eden odur. Hz. AiĢe
geniĢ bir fıkıh, edebiyat, tarih ve tıp bilgisine sahip olup hayatta olduğu sùrece bu bilgilerini insanlarla
paylaĢmıĢtır. (Gazel, 2009, a.g.e: 54-55) Sahabeler onun hakkında Ģôyle sôylemiĢlerdir:
―Resøløllah‘ın (a.s.m) ashabı olan bizler, hadisler konusunda anlamadığımız kısımlar olduğunda,
hemen Hazreti ÂiĢe‘ye sorardık, o bize bu hususta mutlaka bir bilgi sunar, anlamadığımız yerleri açıklardı.‖ [
Tirmizi, Menakıb (3877)]
Abdullah ve Urve bin Zùbeyr gibi dahiler onun eğitimi altında yetiĢmiĢtir. (Gazel, 2009, a.g.e: 62)
Hz. Hafsa: Ġlmî konularda Efendimizle bazen karĢılıklı sohbetler bile yapabilen değerli hanımıdır.
Peygamberimizden altmıĢtan fazla hadis rivayet etmiĢtir. Rıdvan biatı hakkında Efendimizle arasında geçen Ģu
karĢılıklı konuĢma çok dikkat çekicidir. Birkaç sahabiyle otururlarken Peygamberimiz:
―Rıdvan biatına katılan hiç kimse inĢaallah cehenneme girmeyecektir‖ buyurmuĢ, bunu duyan Hz.
Hafsa da:
―Hayır, ey Allah‘ın Resølù‖ deyip Ģu ayeti okumuĢtur:
―Sizden cehenneme uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin, yapmayı ùzerine aldığı kesinleĢmiĢ
hùkùmdùr.‖ (Meryem 20/71) Bunun ùzerine Efendimiz:
―Ama Allah Ģôyle de buyurmaktadır: ‗Sonra biz, Allah‘a karĢı gelmekten sakınmıĢ olanları kurtarır,
zalimleri de orada diz ùstù çôkmùĢ olarak bırakırız.‘‖ (Meryem 20/72) [Mùslim, Fedailu‘s-Sahabe 163, (2496)]
Bu konuĢma Hazreti Hafsa‘nın, Kuran‘ı ne kadar iyi bildiğini gôstermektedir. Nitekim Peygamber,
bùtùn ilimlere vakıfken eĢinin kendisiyle bôyle ilmî bir tartıĢmaya girmesini yadırgamamıĢ ve onun ikna
olmasını sağlamıĢtır.
Hz. Hafsa o dônemde okuma yazma bilen ender hanımlardan biridir. Devrinin kadınlarına kıyasla gayet
bilgili ve kùltùrlù olup Kur‘an hafızı olduğu da sôylenir. Yùksek ilmi ve derin tecrùbeleriyle pek çok konuda
sahabe kadınlara ve baĢta kardeĢi Abdullah olmak ùzere çevresindeki erkeklere ve ôzellikle halifeliği
dôneminde babası Hz. Ömer‘e yol gôstermiĢtir. (Gazel, 2009, a.g.e: 78-79)
Hz. Ümmü Seleme: Resøløllah‘a sorular soran, soru ve sorunu olan kadınların eğitimleriyle ilgilenen ve
Peygamberden çok sayıda hadis rivayet eden kadınlardan biri de Ümmù Seleme‘dir. (Gazel, 2009, a.g.e: 85)
HabeĢistan hicretinde de yer aldığından farklı kùltùrlerin bilgisine de sahip olup oralarda ôğrendiği
faydalı bilgileri kendi memleketindeki insanlarla paylaĢmıĢtır.
Ümmù Seleme, gayet bilgili ve olgun bir kadın olup eğitimci bir insanın niteliklerini haizdir. Umre
seferine çıktıklarında Efendimize gôsterdiği yôn verici davranıĢı bunun en gùzel ôrneklerindendir. Nitekim
mùĢriklerle yapılan Ģartları ağır antlaĢmadan dolayı ùmitsizliğe kapılan Mùslùmanlar Peygamber‘in ihramdan
çıkmalarını emretmesine rağmen bunu yapmayınca Efendimiz Ümmù Seleme‘nin çadırına girip durumu ona
anlatıp ùzùntùsùnù beyan edince, Ümmù Seleme:
―Ey Allah‘ın Resølù! Sôylediklerinizi insanların yapmasını istiyorsanız, ashabdan hiç kimseyle
konuĢmadan, kalkıp devenizi kesin, berberi çağırıp tıraĢınızı olun‖ demiĢtir. Bunun ùzerine sôylendiği Ģekilde
devesini kesip, tıraĢını olan Peygamber‘i gôren ashabı da vakit geçirmeden kurbanlarını kesip tıraĢlarını olup
ihramdan çıkmıĢlardır. (Buhari, ġùrut, 15; Hac, 106, Muhsar, 3, Megazi, 35)
Ümmù Seleme, Hz. AiĢe‘den sonra en fazla hadis rivayet eden hanım sahabidir. Fıkıh ve edebiyat
alanında da derin bilgilere sahiptir. O dônemdeki eğitim çalıĢmalarında aktif rol ùstlenmiĢ, sonraki zamanlarda
ùmmetin en meĢhur âlimleri arasında gôsterilmiĢtir. (Gazel, 2009, a.g.e: 101-103)
Zeynep binti CahĢ: Son derece bilgili, dindar ve takvalı bir kadın olup hayır yapmayı da seven ve nikâhını
bizzat Cenab-ı Hakk‘ın kıyıp nikâhı Kuran‘da zikredilen tek Peygamber hanımıdır. (Gazel, 2009, a.g.e: 119)
Yùksek ilmi, engin cômertliği ve eĢsiz Ġslamî yaĢantısıyla herkese ôrnek olmuĢ Peygamberimizden de
çok sayıda hadis rivayet etmiĢtir. (Gazel, 2009, a.g.e: 118)
Ümmü Habibe: Hz. Ümmù Habibe, bilgisi, kùltùrù ve olgunluğu ile dônemin kadın eğitimcileri arasında yer
almaktadır. Efendimizden çok sayıda hadis rivayet etmiĢ, HabeĢistan hicretinde gôrùp ôğrendiği Ģeyleri ôzellikte
ev dekoru ve dizaynı gibi bilgileri çevresindeki insanlara da aktarmıĢtır. (Gazel, 2009, a.g.e: 145-146)
Hz. Meymune: Efendimizin en son evlendiği eĢi olup, ôğrendiği bilgileri çevresine yayma çabalarıyla
Peygamber‘in takdirini kazanmıĢtır. Peygamber‘in evinde geçirdiği zamanları eriĢilmez bir fırsat bilip ilim
ôğrenme ve ôğretme konusunda bùyùk çabalar sarf etmiĢtir. Hz. Meymune ilme ve ibadetlere çok ônem veren
faziletli bir kadındır. Peygamber‘in vefatından sonra birçok hadis rivayet etmenin yanında çevresindeki
insanlara yol gôstermeye devam etmiĢtir. (Gazel, 2009, a.g.e: 170-171)
Ümmül Fadl: Asıl adı Lùbabe binti Haris olan bu kadın kız kardeĢi Meymune‘den dolayı Peygamber‘in
baldızıdır. O dônemde kadınların faaliyet gôsterdiği eğitim çalıĢmalarına bizzat iĢtirak etmenin yanında Ġslam
tarihinin yetiĢtirdiği en bùyùk âlimlerden biri olup kendisinden sonrakiler tarafından ―ilim denizi‖ anlamına
gelen ―bahr‖ lakabıyla tanınan Abdullah bin Abbas‘ın ise annesidir. (Ġbni Kesir, 1995: 8/470)

1397

�1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo
Dinin vecibelerini ilk olarak arkadaĢı Hatice‘den ôğrenmiĢ, ondan sonra da eğitim çalıĢmalarında
uzunca bir sùre aktif yer almıĢtır. (Gazel, 2009, Sahabi Annelerimiz: 66)
Esma binti Umeys: Hazreti Esma Ġslam devrinde yaĢayan son derece olgun, bilgili ve kùltùrlù bir hanımdır.
HabeĢistan‘da geçirdiği zamanlar hayatına çok Ģey katmıĢ, ona birçok konuda deneyim kazandırmıĢtır. Bu
deneyimlerden biri kadınların cenazesinin tabutta taĢınması konusundadır. O zamanda cenazeler bir ôrtùye
sarılır, ôylece taĢınırdı. Bildiklerini ilk olarak Peygamber‘in kızı Fatıma‘ya ôğretmiĢ, Fatıma‘nın cenazesinin
tekfin ve teĢyiiyle de bizzat kendisi ilgilenmiĢtir. (Zehebi, 1994: 5/62) Hazreti Esma hadis alanında da birikimli
bir kadındır. (Gazel, 2009, a.g.e: 86)
Ümmü ġerik: Ümmù ġerik iman edince kendini tamamen Allah‘ın dinini yaymaya adayan eğitim gônùllùsù
bir kadındır. O zamanın katlanılması zor Ģartlarına ve mùĢriklerin dayanılmaz baskılarına rağmen imanını
sapasağlam koruduğu gibi tanıdığı tùm kadınlara da yeni din Ġslam‘ı anlatmıĢtır. Yorulmak bilmeyen gayretler
içine girmiĢ, Mekkelilerle bildiklerini paylaĢmak için bùyùk çaba sarf etmiĢtir. Öyle ki Mekke‘de kapı kapı
gezmiĢ, karĢılaĢtığı herkesi din hususunda eğitmeye çalıĢmıĢtır. Fakat bir sùre sonra mùĢrikler tarafından
yakalanıp hapsedilmiĢ ardından da Mekke‘den sùrgùn edilmiĢtir. (El-Isfahani, 2000: 2/164)
Ancak kendi kavmine gôtùrmeleri için verildiği kervanda meydana gelen olağanùstù olaylar
neticesinde kervanda bulunanlar da onun vesilesiyle Mùslùman olmuĢtur. Bu sebeple Ümmù ġerik Ġslam
devrinde bir kavmin inanmasına sebep olan kadın diye bilinirdi. Hadis ve fıkıh alanında son derece birikimliydi.
(Cevzi, 2006: 386)
Ümmü Süleym: Asıl adı Rumeysa olan Ümmù Sùleym Ġslam‘ın Medine‘de duyulduğu ilk zamanlarda inanıp
ômrùnùn sonuna kadar insanlara yeni dini anlatmak için çalıĢan Medineli kadınlardandır. Sosyal hayattaki aktif
varlığı kendisinden sonrakilere yôn verecek ôlçùde yoğundu. SavaĢlarda, kutlamalarda, ilim meclislerinde
kısacası Peygamber‘in olduğu her yerde o da yer alıyor, Ġslam‘ı bizzat kaynağından ôğrenip uyguluyor ve
ôğretiyordu. Hayatı Allah Resølù‘nùn en yakınında geçmiĢ, onun hayatını ve sùnnetlerini yine kendisinden
ôğrenmiĢtir. O dônemde giriĢilen eğitim çalıĢmalarına bùyùk katkı sağlamıĢtır. Hatta bu konuda Peygamber‘in
ôvgùsùnù de kazanmıĢtır. (Gazel, 2009, a.g.e: 116-117)
Onun hayatında en ilgi çekici olay ikinci eĢi Ebu Talha ile evlenirken Mùslùman olmasını Ģart koĢup kocasının
inanmasına vesile olmasıdır. (Gazel, 2009, a.g.e: 120) Ümmù Sùleym‘in yaĢamının her evresini eğitim sùreci
olarak tanımlayabiliriz. Ġslam‘ın bùyùk hadis âlimlerinden Enes bin Malik‘in annesi olması bu konudaki yerini
belirlemek açısından yeterlidir. Çok sayıda hadis de rivayet etmiĢtir.

D – SONRAKĠ DÖNEMLERDE KADINLARIN EĞĠTĠM ÇALIġMALARI
Ġslam dùnyasında çok erken dônemlerden itibaren Ģair, mutasavvıf ve âlim kadınların yetiĢtiği ve
sonraki dônemlerde de bu alanlarda pek çok kadının hizmet verdiği bilinmektedir. Ġbni Sad‘ın sahabenin
hayatına dair et Tabakatùl Kùbra‘sı ile Ġbni Hacer el-Askalani‘nin aynı mahiyetteki el-Ġsabe‘sinin son cildi, Ġbni
Abdùlber en-Nemeri‘nin el-Ġsti‘ab fi Ma‘rifeti‘l-Ashab adlı dôrt bôlùmden ibaret eserinin son iki bôlùmù kadın
sahabilere ayrılmıĢtır. Aynı zamanda Ġbni Hacer el-Askalani‘nin Tehzibetù‘l-Tehzib ve ed-Dùrerù‘l-Kamine adlı
eserlerinde hadis ravisi ve ilim adamları arasında sahabe hanımlar haricinde pek çok kadın incelenir. Bu eserler,
kadınların Ġslam kùltùr tarihinde kùçùmsenmeyecek bir yere sahip olduklarını gôstermektedir. (Ġsam, 2001:
24/92)

SONUÇ

Kadınlar, Ġslamiyet‘in ilk devrinde eğitim alanında aktif rol aldıkları gibi sonraki zamanlarda da bu
faaliyetleri sùrdùrmùĢlerdir. Emeviler dôneminde bu çalıĢmalar biraz gerilese de kadınların sosyal yaĢama
etkileri tamamen silinmemiĢtir. Aksine ilim ve kùltùr hayatında oldukça ônemli yer iĢgal etmiĢlerdir. Ġslam
dùnyasında eğitimin gayrı resmi bir yapı içinde sùrdùrùlmesi ve okula değil hocaya bağlanmasının esas olması,
kadınların yakın çevrelerindeki ilim adamlarından eğitim almalarını kolaylaĢtırmıĢtır. Ġlim sahibi kadınların
ônemli bir kısmının ulema aileleri içinde yetiĢmesi bunun gôstergesidir. Bu arada kadınların ôzellikle hadis
ilmine yôneldiği bir gerçektir. Bùyùk hadisçi Taceddin es-Sùbki‘nin hadis dinleyip ôğrendiği ùstadlar arasında
on dokuz kadının adı geçmektedir. Suyuti otuz ùç, Ġbni Hacer el-Askalani elli ùç, Ġbni Asakir seksen kadından
hadis ôğrenmiĢtir. (Ġsam, 2001: 24/92)

1398

�1st International Conference on Foreign Language Teaching and Applied Linguistics
May 5-7 2011 Sarajevo
REFERENCES
CANAN, Prof. Dr. Ġbrahim (1988). Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Ankara: Akçağ Yayınları.
CEVZĠ, Ġbnu‘l (2006). Sıfatu‘s-Saffe, Ġstanbul: Kahraman Yayınları.
EL-ISFAHANĠ, Ebu Nuaym (2000). Sahabeden Günümüze Allah Dostları, Ġstanbul: ġule Yayınları.
FETHĠ, Çev: Ahmet (1992). Kadınların Tarihi Ortaçağın Sessizliği, Ġstanbul: Tùrkiye ĠĢ Bankası Kùltùr
Yayınları.
GAZEL, GùlĢen (2009). Gül Kokulu Annelerimiz Peygamberimizin Hanımları, Ġstanbul: Gùndônùmù Yayınları.
GAZEL, GùlĢen (2009). Ġmana AdanmıĢ Yürekler Sahabi Annelerimiz, Ġstanbul: Gùndônùmù Yayınları.
HAMĠDULLAH, Prof Dr. Muhammed (2003). Ġslam Peygamberi, (çev: Prof Dr. Salih Tuğ), Ġstanbul: Ġrfan
Yayımcılık.
HASAN, Prof Dr. Hasan Ġbrahim (1987). Ġslam Tarihi, Ġstanbul: Kayıhan Yayınları.
HAVVA, Said (2008). Hadislerle Ġslam Tarihi, Ġstanbul: Hikmet NeĢriyat.
ĠBNĠ Kesir (1995). El-Bidaye ven-Nihaye, (çev: Mehmet Keskin), Ġstanbul: Çağrı Yayınları.
ĠSAM (2001). Türkiye Diyanet Vakfı Ġslam Ansiklopedisi, Ankara
ZEHEBĠ, Ġmam (1994). Tarihu‘l Ġslam, (çev: Muzaffer Can), Ġstanbul: CantaĢ Yayınları

1399

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21438">
                <text>693</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21439">
                <text>ĠSLAMĠYET‘ĠN ĠLK DÖNEMĠNDE  KADINLARIN EĞĠTĠME ANALĠTĠK YAKLAġIMLARI VE  ÇALIġMALARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21440">
                <text>GAZEL, Gülşen</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21441">
                <text>Eğitim, insanlığın var oluĢundan bu yana en bùyùk tekâmùl vasıtası olması  yônùyle kadın erkek tùm fertlerin ortak yùrùtmesi gereken sosyal, kùltùrel ve bireysel  sùreçlerin tùmùdùr. Eğitimin, tekâmùl sebebi olması her ferdin eĢit seviyede ona ihtiyaç  duyduğunu gôstermektedir. Ne var ki dinlerin gônderildiği tarihsel sùreçte bu kavramın  gereklerinden tùm insanlık faydalandırılırken dinsel hukukun uygulanmadığı dônemlerde  kadınlar saf dıĢı bırakılmıĢtır. Eski ve orta çağda kadınlar eğitim ve ôğretim hakkından  mahrum edilmiĢ, eğitim konusunda erkekler aktif rol ùstlenmiĢtir. Bu durum Ġslamiyet‘in  geliĢine kadar da bôyle devam etmiĢtir. Ancak Ġslamiyet‘in geliĢiyle kadınlar birçok  konuda olduğu gibi eğitim ve ôğretim konusunda da ôzgùrlùğe kavuĢmuĢtur. Eğitim ve  ôğretim alma serbestîsinin yanı sıra verme hakkı da Ġslami kurallara dâhil edilmiĢtir. Bu  nedenle Ġslam devrinde birçok eğitimci kadın yetiĢmiĢ, gerektiğinde erkeklere de eğitim  ve ôğretim vermiĢlerdir.  Dolayısıyla o dônemden bu yana geçirilen tarihsel sùreçte Ġslam kadınları geri  kalmıĢlıkla itham edilmiĢ olsalar da gerçek bunun tam tersidir. Bu nedenle ôncelikle,  ―Ġslam Öncesi Dônemde Kadın ve Eğitim ÇalıĢmaları‖ ardından, ―Ġslam‘ın Ġlk  Dôneminde Kadın ve Eğitim ÇalıĢmaları‖ son olarak da ―Ġslam‘ın Ġlk Dôneminde  Kadınların Yùrùttùğù Eğitim ÇalıĢmaları‖ irdelenerek bu gerçek kanıtlanabilir.  Kadınlar sahabe dôneminden sonraki zamanlarda da aktif eğitim faaliyetlerini  sùrdùrmùĢlerdir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21442">
                <text>2011-05</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="21443">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
    <tagContainer>
      <tag tagId="32">
        <name>P Philology. Linguistics</name>
      </tag>
    </tagContainer>
  </item>
  <item itemId="1032" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8161">
                <text>3367</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8162">
                <text>GUILTY AS CHARGED!  CONDUCTING MOCK TRIALS  AT THE UNIVERSITY LEVEL</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8163">
                <text>M. Selec, Anita</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8164">
                <text>This paper explains how to organize a mock murder trial in a both ESL and ESP classrooms.  Although focusing on mock jury trials of a literary character, the paper does explore many other options for ESP and ESL university courses for non-English majors.  First the paper briefly states the theoretical basis and benefits of mock jury trials.  Conducting mock trials is content-based instruction which utilizes critical thinking skills.  Both CBI and critical thinking have been documented as effective teaching methods in teaching English to nonnative speakers.  Students actively employ all four skills while preparing and conducting mock trails:  reading, writing, speaking, and listening.  Mock trials are student-centered learning and each one is unique because students determine the course and outcome.    After theory, the paper delves into the practical aspects of conducting a trial.  Starting with possible applications in other disciplines and the possibility of interdisciplinary cooperation. It gives university professors a suggested blueprint or plan to follow for implementing mock trials in their classrooms from organizing students, determining their roles, where to find laws, legal definitions, and the roles of prosecution, defense, jury, and witnesses.  The structure of a trial is covered as well as follow up activities for students after the trial is finished.     Keywords:  mock jury trials, content-based instruction, critical thinking, ESP, ESL</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8165">
                <text>2014</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="8166">
                <text>Conference or Workshop Item
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1294" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1455">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/eb781e9aab792d4762ddb16eef9d3d33.docx</src>
        <authentication>ec90e961e3b441547dce6aab77292954</authentication>
      </file>
      <file fileId="1456">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8b62bb7c33c11f1f8a363d618e326aed.pdf</src>
        <authentication>5548b64bf2e7ac8d3274418fcf1e3d8f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10135">
                    <text>GÜLTEN DAYIOĞLU’NUN ROMANLARINDA GENÇ KIZLARA YÖNELİK
İLETİLER
Yasemin ALPER
Gaziantep Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili Bölümü, Gaziantep / Türkiye
Anahtar Kelimeler Gülten Dayıoğlu, Roman, Genç Kızlar, Ġleti.
ÖZET
Ġçinde bulunduğumuz bilgi çağında edebiyatın, özellikle onun bir dalı olan romanın
çocuk ve gençlerin eğitiminde önemli bir işlevi yerine getirdiği gözlemlenmektedir. Dünyada,
özellikle çocuklara ve gençlere yönelik olarak kaleme alınmış romanlar yoluyla sözü edilen yaş
grubundaki bireyler; insan ilişkilerini, çevreyi, toplumu, hayatı, kısacası dünyayı tanıma olanağı
bulurlar. Türkiye’de de çocuklara ve gençlere yönelik romanlar kaleme alan yazarlar
bulunmaktadır. Bu yazarlardan biri olan ve verimli kalemiyle bu alanda büyük bir boşluk
dolduran Gülten DAYIOĞLU son yıllarda giderek artan popülaritesiyle dikkatleri üzerine
çekmektedir. Yazarın kurgusal gücünün ve akıcı üslubunun eseri olan romanlarında bireysel ve
sosyal yaşamlar iç içe verilmektedir. Bir biri içine geçmiş bu yaşam dairelerinde, yazarın
sözcüklerle çizdiği roman karakterleri ya da tipler önemli bir işlev görmektedirler. Söz konusu
tipler üzerinden Dayıoğlu, bireysel ve sosyal gözlemlerini somutlaştırırken adeta toplumun ortak
duygularını ve düşüncelerini dile getirir. Yazar; bazen de yerleşmiş birtakım bağnazlıkları,
çağdışılıkları, kahramanlarının yaşadıkları sıkıntılar ışığında gözler önüne serer. Bu çalışmada
Dayıoğlu’nun gençlik dizisi eserlerindeki genç kız tipleri araştırıldı. Bu romanlardaki genç kız
tipleri, gösterdikleri karakteristik özelliklere göre sınıflandırıldı.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10127">
                <text>2320</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10128">
                <text>GÜLTEN DAYIOĞLU’NUN ROMANLARINDA GENÇ KIZLARA YÖNELİK İLETİLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10129">
                <text>ALPER, Yasemin </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10130">
                <text>Anahtar Kelimeler Gülten Dayıoğlu, Roman, Genç Kızlar, Ġleti.  ÖZET  Ġçinde bulunduğumuz bilgi çağında edebiyatın, özellikle onun bir dalı olan romanın çocuk ve gençlerin eğitiminde önemli bir işlevi yerine getirdiği gözlemlenmektedir. Dünyada, özellikle çocuklara ve gençlere yönelik olarak kaleme alınmış romanlar yoluyla sözü edilen yaş grubundaki bireyler; insan ilişkilerini, çevreyi, toplumu, hayatı, kısacası dünyayı tanıma olanağı bulurlar. Türkiye’de de çocuklara ve gençlere yönelik romanlar kaleme alan yazarlar bulunmaktadır. Bu yazarlardan biri olan ve verimli kalemiyle bu alanda büyük bir boşluk dolduran Gülten DAYIOĞLU son yıllarda giderek artan popülaritesiyle dikkatleri üzerine çekmektedir. Yazarın kurgusal gücünün ve akıcı üslubunun eseri olan romanlarında bireysel ve sosyal yaşamlar iç içe verilmektedir. Bir biri içine geçmiş bu yaşam dairelerinde, yazarın sözcüklerle çizdiği roman karakterleri ya da tipler önemli bir işlev görmektedirler. Söz konusu tipler üzerinden Dayıoğlu, bireysel ve sosyal gözlemlerini somutlaştırırken adeta toplumun ortak duygularını ve düşüncelerini dile getirir. Yazar; bazen de yerleşmiş birtakım bağnazlıkları, çağdışılıkları, kahramanlarının yaşadıkları sıkıntılar ışığında gözler önüne serer. Bu çalışmada Dayıoğlu’nun gençlik dizisi eserlerindeki genç kız tipleri araştırıldı. Bu romanlardaki genç kız tipleri, gösterdikleri karakteristik özelliklere göre sınıflandırıldı.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10131">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10132">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10133">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10134">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1352" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1608">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b92004903f14e8469121da8711ebb0ea.docx</src>
        <authentication>455d901fcfed94a15891f9e8969fb3d9</authentication>
      </file>
      <file fileId="1609">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6ed2be8d21c67364eb0169f76a7a4cba.pdf</src>
        <authentication>2716ff6b8f2c7c48be58b7c5a54cd944</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10676">
                    <text>GÜNEŞ MECMUASINDA TENKİT
Birol BULUT
Kırklareli Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Kırklareli / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Güneş, Tenkit, Mecmua.
ÖZET
Edebi mecmualar, geçmişten günümüze gerek edebi toplaşmalarla gerek kalem
kavgalarıyla Türk edebiyatına yön veren ve edebiyatımızın izlediği süreci gösteren en önemli
kaynaklardan biridir. Dolayısıyla mecmuaların incelenmesi ve buradaki yazıların gün yüzüne
çıkarılması edebiyatın seyrini takip edebilmemiz açısından önemlidir. Biz de bu bağlamda Orhan
Seyfi (Orhon) tarafından yayınlanan, 1 Ocak 1927 - 15 Ekim 1927 tarihleri arasında yayın
hayatını sürdürmüş bir sanat ve edebiyat dergisi olan “Güneş” mecmuasında yayınlanan tenkit
yazıları ele alınmıştır. Tenkit yazılarını konularına göre sınıflandırıp, bu yazıların içeriklerini ve
münekkitlerin konuyu ele alış tarzı incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10668">
                <text>2206</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10669">
                <text>GÜNEŞ MECMUASINDA TENKİT</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10670">
                <text>BULUT, Birol </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10671">
                <text>Anahtar Kelimeler: Güneş, Tenkit, Mecmua.  ÖZET  Edebi mecmualar, geçmişten günümüze gerek edebi toplaşmalarla gerek kalem kavgalarıyla Türk edebiyatına yön veren ve edebiyatımızın izlediği süreci gösteren en önemli kaynaklardan biridir. Dolayısıyla mecmuaların incelenmesi ve buradaki yazıların gün yüzüne çıkarılması edebiyatın seyrini takip edebilmemiz açısından önemlidir. Biz de bu bağlamda Orhan Seyfi (Orhon) tarafından yayınlanan, 1 Ocak 1927 - 15 Ekim 1927 tarihleri arasında yayın hayatını sürdürmüş bir sanat ve edebiyat dergisi olan “Güneş” mecmuasında yayınlanan tenkit yazıları ele alınmıştır. Tenkit yazılarını konularına göre sınıflandırıp, bu yazıların içeriklerini ve münekkitlerin konuyu ele alış tarzı incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10672">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10673">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10674">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10675">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1415" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1772">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a18503d0208ae83109397198a6180f70.docx</src>
        <authentication>9c1316f022d5030320470bdb2b6c0f4c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1773">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4219509e329d642d0cabb7c920c1af62.pdf</src>
        <authentication>c307a61f97289cf9e5167922d06f0373</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11262">
                    <text>GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE SIRA DIŞI MEKÂNLAR
Rezan KARAKAŞ
Siirt Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Siirt / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Olağanüstü yerler, efsane, inanış.
ÖZET
Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan sıra dışı
mekânlara ve onlara dair inanış ve efsanelere ışık tutmaktır. Araştırmada bulgular; gözlem ve
görüşme yöntem ve teknikleri kullanılarak elde edilmiştir. Bölge, sıra dışı mekânlar ve onlara
dair anlatmalarla doludur. Araştırma sonucunda yörede kutsal olduğuna inanılan veya korkulan
birçok sıra dışı mekânın varlığı tespit edilmiştir. Siirt, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’ta muhtelif
dağ, tepe ve mağaraların olağanüstü varlıklara dayalı anlatmalarla sıra dışı bir mekâna dönüştüğü
görülür. Siirt’teki Siyah Ev, şifa arayıcıların uğrak yeridir. Şırnak’taki Bikreş mağarası ile
Mardin’deki Gırnavaz Tepesi cinlerin yaşadığı yerler olması dolayısıyla sıradan mekânlardan
ayrılırlar. Mardin’deki Yılanlı Dağ ile Siirt’teki Kara Mağara kaplıcası mitik bir simge olan
yılanla kesişir. Diyarbakır’daki Kafka Mağarası içinde var olduğuna inanılan altınları ve hazineyi
koruyan yaratığıyla halk inanışında yerini alır. Siirt’te yaşayan Şahmeran efsanesi, mağarada
saklı olan şifalı suyla ve onu koruyan insan-yılan-balık vücutlu bir varlıkla ilişkilidir.
Mardin’deki Şeyh Şaaran mağarası ile Siirt Şirvan yolunda bulunan bir mağara, kutsal su
simgesiyle dikkati çeker ve şifa arayıcıların uğrak yeri olur. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki
sıra dışı mekânların tespit ve tahlilini amaçlayan bu çalışmanın aynı zamanda, ilkelden çağdaşa
uzanan yolculukta, insanoğlunun duygu ve düşünce dünyasının anlaşılmasına da katkı sunması
beklenmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1774">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a5e968e90aaf3d06e3c4efb3a2eb70b6.doc</src>
        <authentication>79ecf700ee9f9d10a391f11ceda321fe</authentication>
      </file>
      <file fileId="1775">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c58b6e59bc57e97a711e591a6fa1f388.pdf</src>
        <authentication>b93861bb4920d21c978d67d5f249834e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11263">
                    <text>SIRA DIŞI MEKÂNLAR
Rezan KARAKAŞ1
Özet
Bu araştırmanın amacı, Türkiye‟nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer
alan sıra dışı mekânlara ve onlara dair inanış ve efsanelere ışık tutmaktır. Araştırmada
bulgular; gözlem ve görüşme yöntem ve teknikleri kullanılarak elde edilmiştir. Bölge, sıra dışı
mekânlar ve onlara dair anlatmalarla doludur. Araştırma sonucunda yörede kutsal olduğuna
inanılan veya korkulan birçok sıra dışı mekânın varlığı tespit edilmiştir. Siirt, Mardin,
Diyarbakır ve Şırnak‟ta muhtelif dağ, tepe ve mağaraların olağanüstü varlıklara dayalı
anlatmalarla sıra dışı bir mekâna dönüştüğü görülür. Siirt‟teki “Kara Ev”, şifa arayıcıların
uğrak yeridir. Şırnak‟taki Bikreş mağarası ile Mardin‟deki Gırnavaz tepesi, cinlerin yaşadığı
yerler olması dolayısıyla sıradan mekânlardan ayrılırlar. Mardin‟deki Yılanlı Dağ ile Siirt‟teki
Kara mağara kaplıcası mitik bir simge olan yılanla kesişir. Diyarbakır‟daki Kafka mağarası,
içinde var olduğuna inanılan altınları ve hazineyi koruyan yaratığıyla halk inanışındaki yerini
alır. Siirt‟te yaşayan Şahmeran efsanesi, mağarada saklı olan şifalı suyla ve onu koruyan
insan-yılan-balık vücutlu bir varlıkla ilişkilidir. Mardin‟deki Şahşa‟ran mağarası ile Siirt
Şirvan yolunda bulunan bir mağara, kutsal su simgesiyle dikkati çeker ve şifa arayıcıların
uğrak yeri olur.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sıra dışı mekânların tespit ve tahlilini
amaçlayan bu çalışmanın aynı zamanda, ilkelden çağdaşa uzanan yolculukta, insanoğlunun
duygu ve düşünce dünyasının anlaşılmasına da katkı sunması beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sıra dışılık, efsane, inanış, korku, kutsal

EXTRAORDINARY PLACES
Abstract
The reason of this research is to shed light onto unusual places and beliefs and legend
about them. Findings in the research is derived using observation and interview methods and
techniques. The region is replete with the unusual places and the narratives about these places.
As a result of research, presence of many feared or are believed to be sacred region have been
identified. Observation show that narratives based on marvelous assets, transform mountains,
hills and caves located around Siirt, Mardin, Diyarbakir and Sirnak to an unusual place. The

1

Yrd. Doç. Dr., Siirt Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Bölümü, rezankarakas@hotmail.com

�2
Black House in Siirt is a frequented place for healing seekers. Bikres cave in Sirnak and
Girnavaz Hill in Mardin are distinguished from others because gins are believed to live in
these places. The Snake Mountain in Mardin and Black Cave thermal water in Siirt are
associated with a mythical snake symbol. Kafka Cave in Diyarbakir takes part in public belief
as a place that has gold and treasure in it with a creature that protects this treasure. The legend
of Sahmeran lives in Siirt is associated with a critter that was half a snake and half a human
that protect healed water hidden in a cave. Sahşa‟ran Cave in Mardin and another cave in the
road of Siirt Sirvan points out with its holy water symbol and attracts healing seekers.
This study, which is aimed at detection and analysis of unusual places in the East and
Southeastern Anatolia Region, is also expected to contribute understanding of the world of
human emotion and thought in the journey ranging from primitive to contemporary at the
same time.
Key Words: extraordinariness, legend, belief, fear, sacred
Giriş
Bu bildiride, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer alan olağanüstü mekânlar
irdelenecek: bu kapsamda adı geçen mekânlara yönelik efsane, inanış ve ritüellerin neler
olduğu değerlendirilecektir.
Dağlık bölgelerde yer alan mağaralar, geçmiş yıllarda insanlara barınma ve sığınma
imkânı sağlamıştır. Anne arketipinin tezahürlerinden biri olana mağara, halk hafızasında
kutsal ya da korkulan bir mekân olarak algılanmıştır. Bu durum, mağara temasını işleyen
efsane ve inanışların da iki yönlü olmasına sebep olmuştur. Araştırmamız neticesinde tespit
ettiğimiz mağaraların bazıları kutsal olarak algılanmaları sebebiyle şifa vericidir. Bu
mağaralar, çoğunlukla, “bir evliyanın yattığı yer” olarak tasvir edilir. “Amerikalı
Şiller de Türkistan ziyareti sırasında Semertkant şehrinde kutsal mağaralara rastladığını
kaydetmekte ve ayakkabılar çıkarılmadan buralara girmenin mümkün olmadığına işaret
etmektedir” (Tanyu 1987: 85, 86). Bir kısım mağaralar, ise korku kaynağıdır ve daha çok cin,
yılan gibi varlıkların yaşam alanıdır, ölüm ya da ruhsal rahatsızlıklara neden olabileceği için
oralara girmek insanoğlu için tehlikelidir.
Bazı mağaralar, anne arketipinin olumlu tezahürüdür. Siirt‟teki Kara mağara, içinde
yer alan kaplıcasıyla şifa arayanların uğrak yeridir.2 Mağaraya dair inanışlar, onu bir evliya

2

Mağara ve su ilişkisine yönelik yaşayan bir başka efsane ise Erzurum‟da Zıvans köyünde anlatılır. “Sulu olan
bu mağara, köy halkı tarafından şifa bulmak umuduyla ziyaret edilir” (Seyidoğlu 1985: 180).

�3
mezarı ile de bütünleştirir. Evliya mezarının oluşu sayesinde mağara, kutsallığını çoğaltır.
Evliyanın ölecek kişiye kendisini kara bir yılan kılığında göstermesi, yine mağara imgesinin
iki zıt yönünü (olumlu-olumsuz) göstermesi açısından önemlidir.
Kara Ev (Haniya Reş): “Bu türbe, Siirt‟in Baykan ilçesinin Kasımlı köyündedir. Bir
mağaradan ibaret olan ziyarette şeyhlerin mezarının olduğu söylenir. Bir zamanlar köylüler,
harabe halinde olan bu yeri yeniden inşa etmek, türbe, medrese veya cami yapmak isterler;
ancak kutsal addedilen bir mekâna dokunmaktan korkarlar. Bu sebepten oranın vekâletini alan
kişiye sorarlar. Şeyh, köylülerin teklifini kabul etmez, ancak başka şeyhlere danışacağını
belirtir. O sırada olağanüstü bir olay gerçekleşir ve bir patlama olur. Konuşma seslerinin de
içinde yer aldığı bir gürültü duyulur. Şeyhler, birbirleriyle Arapça konuşmaktadırlar.
Köylüler, korkudan tir tir titrerler. Sonunda gürültü kesilir ve buranın yıkılmasına karar
verilir” (K3).
“Köylüler, buraya bir türbe yaparlar. Türbenin adı Şeyh Muhammed Verkanıs‟tır. Bu
şeyh, Sultan Şeyh Musa ez-Zuli El-Mardini‟nin torunudur. Oğlu Muhammet Sait‟ten
gelmedir. Şeyh Muhammet Verkanıs, Mardin‟den Baykan‟ın Verkanıs köyüne hicret etmiştir.
Şeyhin Hz. Ömer soyundan olduğu ve 70.000 cinin emri altında olduğu rivayet edilmektedir.
Tarihte birçok kez, türbenin düşmanlar tarafından yıkılmak istendiği, ancak bunu
başaramadıkları söylenmektedir. Türbeye zarar vermek için yaklaşan insanların gözlerinin
köreldiği de ayrıca rivayetler arasındadır. Hastalar, yeni evlenenler, sıkıntısı olanlar bu kutsal
mekâna gelir, dilek dilerler. Ziyaretçilerin yanlarında bir keçi ya da keçi alacak kadar bir
miktar parayı yanlarında getirmeleri bir zorunluluktur. Aksi takdirde ziyaretleri kabul olmaz.
Adaklık hayvan kesildikten sonra her eve 250 gram dağıtılır” (K3).
“Türbenin içinde şeyhin kitapları, bastonu ve zinciri bulunur. Ziyaretçiler, ağrıyan
yerlerine bu zinciri ve bastonu sürerler. Türbede bulunan küçük bir odada hastalar uyutulur.
Hastanın rüya görmesi iyiye yorumlanır. Bütün bunlara ilaveten türbenin bahçesinde bulunan
çeşmenin suyunun da şifalı olduğu söylenir.

Çeşmede her tarafı dualarla dolu olan ve

“teberrük” adı verilen tasa doldurulan suyla vücut mesh edilir” (K3).
“Kara Ev”, psikolojik sorunları olan insanları tedavi eden bir merkez olarak algılanır.
Oraya giden kişi, öncelikle bir kurban bağışlar. Kesilen kurban, oradaki insanlara dağıtılır.
Hasta kişi, karanlık bir odaya yatırılır. Eğer kişi, uyuyup rüya görürse, iyileşeceği söylenir.
Haftanın belli bir gününde gidilmesi ise bir kuraldır.
“Kara Ev” benzeri yerlere Siirt‟in muhtelif yerlerinde de rastlanır. Bunlardan biri,
Eruh ilçesinin Kuşdalı köyündeki Şeyh Abdal türbesidir. Bu türbeye cuma günü gidilmesi

�4
türbe içinde rüya görmek amacıyla bir saat kadar uyunması ve adak adanması bir gelenektir.
Rüya görmeyenlerin iyileşmeyeceğine inanılır. Bir diğer kutsal mekân ise Baykan‟ın Berhuk
köyünde yer alan Şeyh Aliya Reş türbesidir. Bu türbe için de yukarıda bahsettiğimiz
ritüellerin gerçekleştirilmesi gerekir.
Jung, “insan yaşamının esas gailesi, kendi tedavisidir, yani kendi eksikliklerini
tamamlamak, çatışmalarını çözümlemek ve zedelenmişliklerinin ıstırabını azaltmaktır” (Jung
2012: 9). der. “Kara Ev” gibi çeşitli mekânların iyileştirici, huzura erdirici yönleri,
insanoğlunun genel olarak yaşamı boyunca yaşadığı rahatsızlık ve çatışma hallerine de bir
çözüm olanağı sunar. Hiçbir hastalığı olmayan yeni evli çiftlerin dahi ziyaret ettiği mekân, bir
anlamda gelecekte oluşabilecek rahatsızlıkların önüne geçilmesine de yardımcı olur.
“Dönüşüm, genellikle, yaşam süresinin uzaması ya da ölümsüzlüğe adaylık olarak
yorumlanır” (Jung 2012: 67). “Kara Ev”e giren kişi, dönüşüm geçirmeyi arzular. Hasta kişi,
yeniden sağlıklı olma umudunu gireceği odaya taşır. Odanın karanlık olması, bir bakıma ana
rahmi ile özdeşleştirilebilir. Bir başka deyişle karanlık oda, ana rahmi gibi işlev görecek ve
hasta kişiyi ilk ana, yani doğuş anına götürecektir. Doğuş anı, hastalıkların, sıkıntıların
olmadığı zamanın simgesel tezahürüdür. Karanlık olmadan aydınlanmanın bir anlamı olmaz.
Karanlık, aynı zamanda kişinin dünya ile ilişkisinin kesilmesini de sağlayacaktır.
“Kara Ev”de uyuma ritüeli, “dönüşüm deneyimi”nin yaşanması için gereklidir. Hasta
kişinin iyileşme arzusuyla kutsal alanda uyuması, dönüşümün başlangıcıdır. Uyumanın
gerçekleşmesi ve rüya görme, dönüşümün başarılı olduğu anlamına gelir. Bu sayede kişi,
bedensel ve ruhsal rahatsızlıklardan arınmış ve bir tür terapi almış olacaktır.

3

Kara Ev‟de

kişinin yaşadıkları, bir “yeniden doğuş” eylemidir. Jung‟a göre “yenilenen kişiliğin özü
değişmemiş, yalnızca işlevleri, bazı kısımları iyileşmiş, güçlenmiş ve düzelmişse, yeniden
doğuş, varlığın değişmediği bir yenilenme” (Jung 2012: 48). şeklinde gerçekleşmektedir.
Kara Mağara: Kara mağara, Siirt-Eruh yolu üzerinde Botan Çayı‟nın kenarında
bulunmaktadır. Oldukça derin olan mağarada, bir evliyanın mezarı olduğu söylenir. Mağara
içinde aynı zamanda kaplıca da bulunmaktadır. İnsanlar, muhtelif dertlere deva bulmak,

3

Bir başka dönüşüm biçimine, sırf bu amaçla uygulanan bir ritle ulaşılır. Dönüşüm deneyimini rite katılma
yoluyla yaşamak yerine; rit, dönüşümün gerçekleşmesi için özellikle kullanılır. Böylece rit, insanın uyguladığı
bir tür tekniğe dönüşür. Örneğin, bir adam hastadır, bunun için de „yenilenmesi‟ gerekmektedir. „Başına gelmesi‟
gereken şey, yenilenmedir, bunun için de hasta, yatağının başucundaki duvarda açılan bir delikten geçirilir,
böylece yeniden doğmuş olur; ya da hastaya başka bir isim verilir, bu sayede yeni bir ruhu olur ve demonlar onu
artık tanıyamazlar; ya da mecazi bir ölümden geçmek zorundadır; ya da, ne grotesktir ki, deriden yapılmış bir
ineğin içinden geçirilir, yani inek onu önden yutup arkadan çıkarmış gibi olur; ya da bir yıkanma ritüeli ya da
vaftiz banyosu yapılır ve yeni bir kişiliğe ve farklı bir metafizik bir yazgıya sahip yarı tanrısal bir varlığa
dönüşür (Jung 2012: 60, 61).

�5
çocuk sahibi olmak vb. amaçlarla bu mağaraya gelir ve dua ederler. Eğer kişi, ölecekse bu
evliyanın büyük bir karayılan kılığına girip kendisini kişiye gösterdiğine inanılır.
Şifa veren bir başka mağara ise Mardin‟deki Şahşa‟ran mağarasıdır ki mağaranın
tavanından akan suyu, yedi cuma tekrarlanması gereken ziyareti ve saçısıyla o da kendi içinde
ayrı bir inanış dizgesi yaratır:
Şahşa’ran Mağarası: “Mardin‟de Şahşa‟ran dağında yer alan küçük bir mağara yine
bu isimle anılır. Mağara tavanından akan su, mağara içinde küçük bir havuz oluşturur. Bu
suyun şifalı olduğuna inanılır. Şifa için mağaraya giden ve dileği kabul olan kişilerin bunu
yedi cuma tekrarlamaları, mağarada mum yakmaları ve bulgurlu bir yemek yapmaları bir
zorunluluktur” (K6). Kaynak kişimiz on yaşlarında iken ailesiyle bu mağaraya gittiğini ve
beyazlar içinde yaşlı bir dedenin kendisine „Senin başın neden açık‟ diye sorduğunu ve daha
sonra gözden kaybolduğunu anlatmıştır.
Diyarbakır‟ın Lice ilçesindeki Ashab-ı Kehf mağarası da ziyaretçilerin şifa bulmak
amacıyla uğradıkları kutsal mekânlardan biridir. Mağaranın nemli taşları, kutsal olana
ulaşmak için bir araç olarak kullanılır.
Ashab-ı Kehf: Diyarbakır‟ın Lice ilçesinde bulunan Ashab-ı Kehf mağarasındaki
taşlardan şifa umulur. Ziyaretçiler, ellerini yüzlerini taşlara sürerler. Bilhassa nemli olan
taşlardan birinin özel bir yeri vardır. Halk, taştaki nemin Yedi Uyurlar‟a ait ter olduğunu
düşünür. Bu taşa de el ve yüz sürülür. Mağaradaki bir çıkıntıya atılan küçük taşlarla da
dileklerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin sağlaması yapılır.
Şirvan Mağarası: “Göz rahatsızlığı yaşayanlar, Siirt‟ten Şirvan‟a giden yol
üzerindeki bir mağaraya gidip orada horoz keserler. Akıtılan horoz kanı sayesinde, kayadan
daha önce damlamayan bir su damlar. Hasta, gözünü o damlaya tutup şifa diler” (Karakaş
2012: 2156).
İnsanoğlu, kendince kutsal saydığı sıra dışı mekânlara gidip oranın suyunu, toprağını,
demirini kullanarak ya da uyuyarak oranın sırrına ermeye ve dönüşüm geçirmeye çalışır.
Kutsal alanın inayetine varmak ve kendi payına düşeni almak ister. “Kara Ev”de uyumanın,
oranın suyunu içmenin veya kutsal mağaralardaki sularla banyo yapmanın veya onları
içmenin nedeni, kutsal olmayanın kutsaldan almaya çalıştığı paydır. Bir başka deyişle
eksikliğin tam olanla giderilmek istenmesidir.
Bikreş Mağarası: Şırnak‟ın İdil ilçesinin Çukurlu köyünde, “Cehennem Deresi” 4 adı
verilen vadide yer alan mağarada, cinlerin yaşadığına inanılır. Oldukça uzun ve karanlık olan
4

Cehennem Deresi, eski bir yerleşim yeridir. İdil‟in Yarbaşı (Hespist) köyünün kuzeyinde yer alan bu bölgede,
yüzlerce mağara bulunmakta ve günümüzde bu mağaralar, hayvan barınağı olarak kullanılmaktadır (K9).

�6
bu mağaraya girenlerin bir daha çıkamayacağına dair bir inanış vardır. Rivayetlere göre, bir
kişi yedi yıl mağarada tutulmuş, daha sonra serbest bırakılmıştır. Mağarada zaman zaman
düğün sesleri geldiği ve bu düğünlerin cinlere ait olduğu (K4). söylenmektedir.
Şahmeran Mağarası: “Şahmeran mağarasına ilişkin efsane şöyledir: Söylentilere
göre balık, yılan ve insan vücutlarının birleşiminden oluşan Şahmeran, kimilerine göre bir
canavar, kimilerine göre ise “yılanların kraliçesi” olarak bilinir. Şahmeran, Siirt bağlarının
bulunduğu yerde, yüksek bir mağarada bulunur. Bu canavarı bulmak için mağaraya giren
insanlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Bunun nedeni mağaranın altında ve üstünde bulunan
kuyuların oraya giren insanları yutmasıdır. Mağaranın içinde diz boyu derinlikte soğuk bir su
birikintisi bulunur. Şifalı olduğu ve birçok hastalığa iyi geldiği söylenen bu su, bir zamanlar
modern tıp imkânlarından yoksun olan halkın şifa bulmak için gittiği mekânlardan biriymiş.
Günümüzde mağaranın ağzına kilit vurulmuştur. Bağlarına gitmek isteyen bağ sahipleri, farklı
güzergâhlar kullanır ve mağaranın yakınından geçmek istemezler. Fakat mağara ve içindeki
su birikintisi insanları cezp etmeye devam etmektedir” (Karakaş 2012: 2154).
Kafka Mağarası: “Diyarbakır‟ın Silvan ilçesinin kuzeyindeki Albant dağlarında
bulunan mağaranın iki girişi olduğu söylenir. Bu girişlerden birinin Silvan‟da, diğer ucunun
ise 80-90 km uzaklıktaki bir başka dağda olduğuna inanılır. Mağaranın ortasında altınlar
olduğu ve altınların bir yaratık tarafından korunduğu; mağaraya altınları bulmak için
gidenlerin bir daha geri dönmedikleri rivayetler arasındadır” (K7).
Şırnak‟in

İdil

ilçesindeki

Bikreş

mağarası,

Siirt‟teki

Şahmeran

mağarası,

Diyarbakır‟daki Kafka mağarası, cin, yılan veya muğlak yaratıklar tarafından korunan
olağanüstü mekânlardır. Adı geçen mağaraların korku uyandırmalarının yanı sıra cezp edici
taraflarının bulunması ise ayrıca dikkate değerdir. Şahmeran mağarasının şifalı suyu, Kafka
mağarasının altınları gibi.
Bikreş, Şahmeran ve Kafka mağaralarının sıra dışılıkları ve korku veren mekânlar
olmaları, insan psikoloji ile folklor unsurları arasındaki münasebeti göstermesi açısından
dikkate şayandır. Bu durum, insan psikolojisinin üst düzeyde irdelendiği folklor anlatılarının
psikoloji bilim dalı tarafından da ayrıca incelenmesi gerekliliğini ortaya koyar.
Sıra dışı alanlardan biri de dağlardır. Bitlis‟in Mutki ilçesindeki Mereto ve Şeyh Bavit
dağları, Mardin‟in Nusaybin ilçesindeki Gırnavaz tepesi ile Ömerli ilçesindeki Yılanlı dağ,
olağanüstü anlatmalara ev sahipliği yaparlar. Bu yerler, insanoğlunun değil; ulu zatların,
cinlerin yahut yılanların mekânı olduğu için buralara gidilmesi, buraların ekilip biçilmesi
yasaklanmıştır. Onlara dair anlatılan efsaneler de bu inanışı besleyecek mahiyettedir.

�7
Mereto ve Şeyh Bavit Dağları: Bitlis‟in Mutki ilçesinin Ballı köyünde bulunan ve
yan yana duran “Mereto” ve “Şeyh Bavit” adlı iki dağ vardır. Yöre halkı, bu dağların kutsal
olduğuna inanır.
“Efsaneye göre bir zamanlar bir komutan ve altı askeri, Mereto dağında barınmak için
çadır kurarlar. Köylüler, onları uyarırlar; ancak komutan köylülere kulak asmaz. Köylüler,
dağdan uzaklaştıktan sonra büyük bir gürültü duyulur. Geriye dönüldüğünde ise komutanın ve
diğer askerlerin ölü bedenleriyle karşılaşılır. Halk, bu kişilerin ölüm nedenlerini, dağdan gelen
gürültüye bağlar” (K1).
“Mereto dağıyla ilgili olarak anlatılan ikinci efsane ise şöyledir: Mereto dağının içinde
bir mabet yer almaktadır. O mabedin bir altın kapısı vardır. Dört genç, bu altın kapıyı çalmak
ister. Kapıyı alıp dağdan uzaklaştıktan sonra dördü de bayılır. Köylüler, olayı fark edip
bunları uyandırmaya çalışırlar, ama başarılı olamazlar. Sonunda köylüler, altın kapıyı alıp
yerine götürürler, bu sırada bayılan dört genç de uyanmış olur” (K1).
“Köylüler, her yıl bu dağların olduğu bölgeye ava giderlermiş, ancak avlamak
istedikleri kurt, tilki, geyik gibi hayvanlara kurşun isabet etmezmiş, üstüne üstlük kurşunları
da kaybolurmuş. Köylüler, bu durumu fark ettikten sonra o civarda avcılık yapmamaya, ekin
ekmemeye dikkat etmişler” (K1).
Bir ara bazı köylülerin dağların çevresindeki tarlayı ekmeleri yüzünden tüm köylünün
ürünlerinden verim alamadığı söylenir. Dağlarda âlim, evliya vb. büyük zatların mezarlarının
bulunduğuna, dağların isimlerini de bu evliyalardan aldığına inanılır. Günümüzde yöre halkı,
bu dağlarda hayvanını otlatmaz, tarımla yahut avcılıkla uğraşmaz. Aksi durumda başlarına bir
felaket geleceğine inanır.
Gırnavaz Tepesi:
“Gırnavaz, Nusaybin'in 4 km. kuzeyinde, Habur Nehri kollarından biri olan Çağçağ
deresinin doğusunda, takriben 300m. çapında ve 24 m. yüksekliğinde höyük karakterinde bir
yerleşim yeridir. Arkeolojik bir merkez olarak ilk kez 1918 yılında bilim dünyasına tanıtılan
Gırnavaz, daha sonraki yıllarda çeşitli araştırmalara konu olmuştur. 1991 yılına kadar
yürütülen çalışmalarda Gırnavaz'ın MÖ. 4000'den M.Ö.7. yüzyıla kadar sürekli bir yerleşim
yeri

olduğu

anlaşılmıştır”

(http://www.kenthaber.com/guneydogu-

anadolu/mardin/nusaybin/Rehber/antik-kentler/nisibis-nusaybin).
“Höyük üzerinde ayrıca İslamî dönemlere ait büyük bir mezarlık bulunmaktadır.
Kazılar sonucu bulunan mezarlarda şahsi eşya olarak metal silahlar, metal süs eşyaları,
vazolar, kandiller, mühürler vs. bulunmuştur. Aynı mezarlar içinde ayrıca kült, tablet gibi
paha biçilmez kalıntılara da rastlanmıştır. Çivi yazılı belgelerden bir tanesi tarihi coğrafya

�8
açısından büyük önem taşımaktadır. Bu belgede, Gırnavaz Nabula eski adıyla ifade
edilmektedir. Yerleşimin ulaşılabilen kültür tabakasını M.Ö. 4000 sonlarına tarihlenen genç
Uruk oluşturmaktadır. Bu kültür tabakasının üzerinde yer alan MÖ. 3000 ortalarında
yerleştirildiği sanılan Er Hanedanlar devri mimari tabakaları daha çok ölü gömme adetleri
açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Er Hanedanlar devrinden sonra Gırnavaz M.Ö.
2000 başlarına tarihlenen Eski MÖ. 2000 ortalarına tarihlenen Hurri-Mittani M.Ö.2000
sonlarına tarihlenen Orta Asur devirlerinde de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır”.
(http://www.kenthaber.com/guneydogu-anadolu/mardin/nusaybin/Rehber/antikkentler/nisibis-nusaybin).
Yöre kültüründe Gırnavaz tepesinde cinlerin yaşadığı rivayet edilmektedir. Kur‟an-ı
Kerim‟de geçen ve Hz. Muhammed‟i Kur‟an okurken dinleyen cinlerin Nusaybin‟de,
Gırnavaz tepesinde yaşayan cinler olduğu söylenir.5 Gırnavaz Tepesi ile ilgili olarak yörede
anlatılan efsane şöyledir: “Cinlerin Miri Osman‟ın karısı doğum yapmak üzeredir, ancak ne
cinler ne de periler, bu doğumu gerçekleştiremezler; sonunda Kışla Mahallesi‟nde Fatma Nine
adlı bir ebenin bu doğumu yaptırabileceğini öğrenirler. Cinler, insan kılığına girerek kadını
çağırmaya giderler. Fatma Nine, gelenlerle birlikte doğuma giderken yanındakilerin
ayaklarının ters olduğunu fark eder. Cinler, Fatma Nine‟ye durumu anlatır ve ses
çıkarmamasını tembihledikten sonra onu Mir‟in yanına götürürler. Mir, kadına eşinin
doğumunu yaptırmasını ve erkek çocuk doğurtmasını söyler. Fatma Nine, kadının doğumunu
yaptırır ve bir erkek çocuk doğurtur. Bunun üzerine Mir, kadına soğan kabukları vererek
sabah ezanına doğru onu evine yollar. Kadın, koşarak evine gider ve yaşadıklarını, kocasına
anlatır. Kocası „Soğan kabuklarını niçin attın? Onlar birer altındılar, bak eteğinde birkaç tane
kalmış‟ der. Karı-koca, sokağa çıkıp diğer altınları arasalar da elleri boş geri dönerler” (K2).
Yılanlı Dağ: “Bu dağ, Mardin‟in Ömerli ilçesinin Çınaraltı köyü yakınlarında
bulunmaktadır. Dağın alt kısmında bir giriş kapısı vardır. Dağın içine girenler olmuş, ancak
oksijen yetersizliğinden ötürü daha ileriye gidememişlerdir. Rivayetlere göre dağın içinde
oldukça büyük bir mağara vardır ve içinden su sesleri gelmektedir. Bu su, dağın dışına da
çıkmaktadır. Dağın içinde altınlarla dolu bir hazine olduğuna ve o hazinenin yılanlar
tarafından korunduğuna inanılır. Yılanlı dağ, günümüzde yöre halkının merak duygularını
kamçılamaya devam etmektedir” (K5).

5

Hz. Peygamber‟den Kur‟an dinleyen cinlerin nereli olduğu ihtilaflıdır. Türkiye-Nusaybin, Yemen-Nusaybin,
Ninova veya Batn-ı Nahle‟deki Cebel-i Nasîbîn olmak üzere birkaç yer üzerinde durulmaktadır (Bedir 2010:
395).

�9
Elem Dağı (Gire Elem): “Şırnak‟ın İdil ilçesinin güney batısında yer alır. Dağın
zirvesinde bir evliya mezarının olduğu söylenmektedir. Rivayetlere göre bu dağ, büyük bir
yılanın eviymiş, Yılan, bir gün dağdaki mağarasına giderken yeryüzüne inen bir zincir
tarafından gökyüzüne çekilmiştir (K8). Göğe çekilmeye dair bir başka efsane ise Erzurum‟a
aittir. “Erzurum‟un Aşkale ilçesinin Kandili bucağına bağlı Merdiven köyünde anlatılan bir
efsanede de melekler, ejderha köy halkına zarar vermesin diye onu göğe çekerler” (Seyidoğlu
1985: 186).
Dağlar, çoğu kez, halk arasında kutsal mekânlar olarak algılanmasına rağmen, nadir de
olsa, korku veren ve gidilmesi yasak alanlar olarak tasavvur edilirler. Kolektif bilinçdışı,
Mereto ve Şeyh Bavit dağlarını, evliyalara; Gırnavaz tepesini, cinlere ait bir mekân olarak
algılamış; Yılanlı dağ ile Elem dağını ise mitik bir simge olan yılanla renklendirmiştir. Halk
hafızası, yeryüzünün sadece insanlara ait olmadığı, bu alanda sıra dışı varlıkların da yaşıyor
olduğu inanışı konusunda adeta fikir birliği içindedir. Bu dağlık alanları, insanoğlunun kendi
dünyevî amaçları için kullanması sakıncalıdır. Adı geçen dağlara yönelik efsanelerin bu
inanışları desteklemeleri, bu bağlamda dikkate değerdir.

Sonuç
Yukarıda belirttiğimiz mekânlar, insan zihnini meşgul eden anlatılara konu olmuştur.
Bu mekânların bir kısmı, insanlarda korku uyandırırken kimisi sığınılacak bir yurt
hükmündedir. Hastalıklarına şifa bulmak isteyenlerin de ziyaret ettikleri bu alanlar,
olağanüstü varlıkların ya da kutsal kişilerin sahiplendikleri sıra dışı yerlerdir.
Olağanüstü yerlere yönelik efsaneler, halk belleğinin ne kadar güçlü olduğunu
göstermesi açısından da ayrıca dikkate değerdir. “İnanışların büyük bir kısmı, efsanelerle
belgelenir, onlar aracılığıyla anlatım yeteneğine erişir” (Boratav 1973: 8). Yukarıda adı geçen
yerlere dair anlatılan efsanelerin de birer belge niteliğe taşıdığı ve halkın bu alanlara yönelik
inanışlarını desteklediği görülür.
Sıra dışı mekânlar, insan dışındaki varlıkların yaşama alanı olması itibariyle
gizemlidirler. Ulu kişilerin yattığı, cinlerin yaşadığı veya yılanların, muhtelif yaratıkların
bekçilik yaptığı bu yerler, bazen şifa aranan bazen de tekin olmayan yerler sınıfına dâhil
olurlar. Onlara dair anlatılar, bahsedilen mekânlara dair inanışları besleyen ve yeni nesillere
aktarımını kolaylaştıran birer araçtır.
Kaynaklar
Bedir, Ahmet (2010). Tevhidin Yurdu, Kur‟an-ı Kerim Atlası, Kaynak yayınları,
İstanbul.

�10
Boratav, Pertev Naili (1973). 100 Soruda Türk Folkloru, 2. Baskı, Gerçek yayınevi,
İstanbul.
Jung, Carl Gustav (2012). Dört Arketip, 3. Basım, Metis yayınları, İstanbul.
Karakaş, Rezan (2012). “Siirt Halk Kültürünün Şifa Dağıtıcıları: Kutsal Sular”,
Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of
Turkish or Turkic, Volume 7/4 Fall 2012, p: 2149-2161, Ankara, Turkey.
Seyidoğlu, Bilge (1985). Erzurum Efsaneleri (Erzurum‟da Belli Yerlere Bağlı Olarak
Derlenmiş Efsaneler Üzerinde Bir İnceleme). Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara
Üniversitesi Basımevi, Ankara.
Tanyu, Hikmet (1987). Türklerde Taşla İlgili İnançlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı
yayınları, Ankara.
(http://www.kenthaber.com/guneydogu-anadolu/mardin/nusaybin/Rehber/antikkentler/nisibis-nusaybin). (Erişim Tarihi: 10.05.2013)
http://www.tayproject.org/TAYmaster.fm$Retrieve?YerlesmeNo=967&amp;html=masterd
etail.html&amp;layout=web (Erişim Tarihi: 10.05.2013).
Kaynak Kişiler
K1: Ferman İlter, 1910 doğumlu, çiftçi, Bitlis/Mutki, Kovanlı köyü.
K2: Hanimi Adanır, 1946 doğumlu, okur-yazar değil, Mardin/Nusaybin.
K3: Emine Yıldız, 1990 doğumlu, üniversite öğrencisi, Siirt/Merkez
K4: Diyadin Demir, 1989 doğumlu, üniversite öğrencisi, Şırnak/İdil.
K5: Gazi Özgün, 1964 doğumlu, Şoför, ilkokul mezunu, Mardin/Ömerli.
K6: Gülbin Argiş, 1992 doğumlu, Üniversite öğrencisi, Mardin/Merkez.
K7: Mehmet Yanık,1968 doğumlu, ilkokul mezunu, şoför, Diyarbakır/Silvan.
K8: Makbule Şapuk, 1960 doğumlu, okuryazarlığı yok, Şırnak-İdil-Yarbaşı köyü.
K9: Çekdar Şapuk, 1990 doğumlu, üniversite öğrencisi, Şırnak-İdil-Yarbaşı köyü.
Fotoğraflar

�11

Fotoğraf 1: Bikreş mağarasının yer aldığı Cehennem deresi-Şırnak/İdil

Fotoğraf 2: Elem dağı-Şırnak/İdil

�12

Fotoğraf 3: Ashab-ı Kehf-Diyarbakır/Lice

Fotoğraf 4: Gırnavaz tepesi-Mardin/Nusaybin

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11254">
                <text>2161</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11255">
                <text>GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE SIRA DIŞI MEKÂNLAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11256">
                <text>KARAKAŞ, Rezan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11257">
                <text>Anahtar Kelimeler: Olağanüstü yerler, efsane, inanış.  ÖZET  Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan sıra dışı mekânlara ve onlara dair inanış ve efsanelere ışık tutmaktır. Araştırmada bulgular; gözlem ve görüşme yöntem ve teknikleri kullanılarak elde edilmiştir. Bölge, sıra dışı mekânlar ve onlara dair anlatmalarla doludur. Araştırma sonucunda yörede kutsal olduğuna inanılan veya korkulan birçok sıra dışı mekânın varlığı tespit edilmiştir. Siirt, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’ta muhtelif dağ, tepe ve mağaraların olağanüstü varlıklara dayalı anlatmalarla sıra dışı bir mekâna dönüştüğü görülür. Siirt’teki Siyah Ev, şifa arayıcıların uğrak yeridir. Şırnak’taki Bikreş mağarası ile Mardin’deki Gırnavaz Tepesi cinlerin yaşadığı yerler olması dolayısıyla sıradan mekânlardan ayrılırlar. Mardin’deki Yılanlı Dağ ile Siirt’teki Kara Mağara kaplıcası mitik bir simge olan yılanla kesişir. Diyarbakır’daki Kafka Mağarası içinde var olduğuna inanılan altınları ve hazineyi koruyan yaratığıyla halk inanışında yerini alır. Siirt’te yaşayan Şahmeran efsanesi, mağarada saklı olan şifalı suyla ve onu koruyan insan-yılan-balık vücutlu bir varlıkla ilişkilidir. Mardin’deki Şeyh Şaaran mağarası ile Siirt Şirvan yolunda bulunan bir mağara, kutsal su simgesiyle dikkati çeker ve şifa arayıcıların uğrak yeri olur. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sıra dışı mekânların tespit ve tahlilini amaçlayan bu çalışmanın aynı zamanda, ilkelden çağdaşa uzanan yolculukta, insanoğlunun duygu ve düşünce dünyasının anlaşılmasına da katkı sunması beklenmektedir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11258">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11259">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11260">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11261">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1313" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1505">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9f8f780c7d0bedf8a309f6e9374fb5fb.docx</src>
        <authentication>37c4ba389521e285fbac6fc2426b4511</authentication>
      </file>
      <file fileId="1506">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1c3050007c5068063298b92bd240cf7e.pdf</src>
        <authentication>d93b5a07fd8f27d4eeea5d8209909af1</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10312">
                    <text>GÜNÜMÜZ KAZAK ŞİİRİNİN EDEBİ DÜNYASI
Akbota ABIYIR
Süleymen Demirel University, Kazak Dili ve Edebiyati, Almaty / Kazakistan
Anahtar Kelimeler: Şiir, lirik, metaforik karakter, mitolojik düşünce, lirik karakter.
ÖZET
Ülkemiz bağımsızlığını kazandıktan sonra yaşanan içtimai, siyasi, kültürel değişimler
şiire de yansıdı ve Kazak şiirini derinden etkiledi. “Bağımsızlık Sonrası” şeklinde adlandırılan
dönemle birlikte ortaya çıkan yeni düşünceler ve bakış açıları, yeni bir yenilenme döneminin de
başlangıcı oldu. Bu durum beraberinde Kazak edebiyatına da yeni bir bakış açısı getirdi. Siyasi,
içtimai ve felsefi, manevi ve ruhi konular başta olmak üzere, dünyada cereyan eden değişimler
ve toplumdaki çelişkiler 1991 yılından itibaren Kazak şiirlerinde çeşitli şekillerle görülmeye
başladı. Prof. Dr. Z. Ahmetov konumuzla ilgili görüşlerini: “Kazak halk şiirlerinde tabiat ve
kâinat tasviri büyük yer tutmaktadır. Böyle olması doğaldır. Çünkü konargöçer hayat tarzı
sürdüren, hatta kara kış da dâhil bütün mevsimlerde günlük hayatlarının çoğunu uçsuz bucaksız
bozkırda, gökyüzü altında, akarsu kıyılarında geçiren bir toplumun kendini daima doğanın
kucağında gibi hissetmesi şaşılacak bir olay değildir” şeklinde belirtir. Gerçekten tabiatla
olağanüstü yakınlık, ondaki olayların derin sırrını anlama yeteneğini geliştirmeye sevk eder.
İnsanoğlu yaşamının temeli doğadadır. İnsan ile doğa, bütün sanat eserlerinin temel objesidir.
Özellikle lirik şiirlerde doğanın her anı çeşitli yöntemlerle işlenerek, farklı bir karaktere/tipe
dönüşür. Buna örnek olarak günümüz genç Kazak şairlerinin birkaçının şiirlerinde Ay ve
Yıldız’ın bir kişi (kahraman) seviyesine yükselip betimlendiğini fark edebiliriz. XXI. y.y. şiir
dünyası, öncekilerin temelini attıkları yönü daha da geliştirerek, ona yeni bir ivme, yeni bir hız
kazandıran genç şairlerin katılımıyla daha da zenginleşmiştir. Lirizmde insan ile tabiatı
kaynaştırmak, eşitleme yöntemiyle betimlemek büyük bir şiirsel araştırmayı gerektirmektedir.
Günümüz Kazak şiirlerindeki tabiat lirizmi yeni bir döneme girmiştir. Tabiatı; bilinç prizması
üzerinden insan karakterinin sırrıyla karşılaştırarak betimleme, insanın iyi ve kötü eylemleri
aracılığıyla gösterme, bir karakter sıfatıyla işleme günümüzde genç şairler arasında iyi yönde
gelişmektedir. Bu makalenin başlıca amacı, bağımsızlık sonrası Kazak şiirinin edebî niteliğini ve
tarz-nazım-metin özelliklerini ayrıntılı olarak araştırmaktır. Ayrıca, bağımsızlık yıllarındaki
edebî eserlerin özelliklerini ortaya koymak, bazı şairlerin eserlerinin Kazak edebiyatı tarihindeki
yerini belirlemektir. Bunun yanı sıra, bağımsızlık yıllarında geleneğe bağlı olarak kaleme alınan
eserlerdeki yeniliği ve yeniciliği edebî açıdan tahlil etmek, lirik şiirlerinden hareketle şairlerin
sanatını değerlendirmektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10304">
                <text>1861</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10305">
                <text>GÜNÜMÜZ KAZAK ŞİİRİNİN EDEBİ DÜNYASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10306">
                <text>ABIYIR, Akbota</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10307">
                <text>Anahtar Kelimeler: Şiir, lirik, metaforik karakter, mitolojik düşünce, lirik karakter.  ÖZET  Ülkemiz bağımsızlığını kazandıktan sonra yaşanan içtimai, siyasi, kültürel değişimler şiire de yansıdı ve Kazak şiirini derinden etkiledi. “Bağımsızlık Sonrası” şeklinde adlandırılan dönemle birlikte ortaya çıkan yeni düşünceler ve bakış açıları, yeni bir yenilenme döneminin de başlangıcı oldu. Bu durum beraberinde Kazak edebiyatına da yeni bir bakış açısı getirdi. Siyasi, içtimai ve felsefi, manevi ve ruhi konular başta olmak üzere, dünyada cereyan eden değişimler ve toplumdaki çelişkiler 1991 yılından itibaren Kazak şiirlerinde çeşitli şekillerle görülmeye başladı. Prof. Dr. Z. Ahmetov konumuzla ilgili görüşlerini: “Kazak halk şiirlerinde tabiat ve kâinat tasviri büyük yer tutmaktadır. Böyle olması doğaldır. Çünkü konargöçer hayat tarzı sürdüren, hatta kara kış da dâhil bütün mevsimlerde günlük hayatlarının çoğunu uçsuz bucaksız bozkırda, gökyüzü altında, akarsu kıyılarında geçiren bir toplumun kendini daima doğanın kucağında gibi hissetmesi şaşılacak bir olay değildir” şeklinde belirtir. Gerçekten tabiatla olağanüstü yakınlık, ondaki olayların derin sırrını anlama yeteneğini geliştirmeye sevk eder. İnsanoğlu yaşamının temeli doğadadır. İnsan ile doğa, bütün sanat eserlerinin temel objesidir. Özellikle lirik şiirlerde doğanın her anı çeşitli yöntemlerle işlenerek, farklı bir karaktere/tipe dönüşür. Buna örnek olarak günümüz genç Kazak şairlerinin birkaçının şiirlerinde Ay ve Yıldız’ın bir kişi (kahraman) seviyesine yükselip betimlendiğini fark edebiliriz. XXI. y.y. şiir dünyası, öncekilerin temelini attıkları yönü daha da geliştirerek, ona yeni bir ivme, yeni bir hız kazandıran genç şairlerin katılımıyla daha da zenginleşmiştir. Lirizmde insan ile tabiatı kaynaştırmak, eşitleme yöntemiyle betimlemek büyük bir şiirsel araştırmayı gerektirmektedir. Günümüz Kazak şiirlerindeki tabiat lirizmi yeni bir döneme girmiştir. Tabiatı; bilinç prizması üzerinden insan karakterinin sırrıyla karşılaştırarak betimleme, insanın iyi ve kötü eylemleri aracılığıyla gösterme, bir karakter sıfatıyla işleme günümüzde genç şairler arasında iyi yönde gelişmektedir. Bu makalenin başlıca amacı, bağımsızlık sonrası Kazak şiirinin edebî niteliğini ve tarz-nazım-metin özelliklerini ayrıntılı olarak araştırmaktır. Ayrıca, bağımsızlık yıllarındaki edebî eserlerin özelliklerini ortaya koymak, bazı şairlerin eserlerinin Kazak edebiyatı tarihindeki yerini belirlemektir. Bunun yanı sıra, bağımsızlık yıllarında geleneğe bağlı olarak kaleme alınan eserlerdeki yeniliği ve yeniciliği edebî açıdan tahlil etmek, lirik şiirlerinden hareketle şairlerin sanatını değerlendirmektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10308">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10309">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10310">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10311">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1370" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1654">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4ef0bd58b51a3cd67afec5492182fbb7.docx</src>
        <authentication>922b12f8e3962bf2b37ca11546e789ef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1655">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5318322c06c5561e0ec84fa82dd023b7.pdf</src>
        <authentication>81ecae22780f611cb6eb54c9bc7cf85e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10843">
                    <text>GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI
Abide DOĞAN – Sibel HATİPOĞLU
Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Bosna Savaşı, savaş, Türk edebiyatı, roman, öykü.
ÖZET
Sebebi ne olursa olsun, her savaşın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları
vardır. Savaşın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi ve
hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaşın, konu edildiği
alanlarından biri de edebiyattır. Türk edebiyatında Balkan Savaşları, Kırım Savaşı ve Kurtuluş
Savaşı ile ilgili pek çok eser verilmiştir. Edebiyatımıza savaş ve göçle konu olan coğrafyalardan
biri de Bosna’dır. 1878’e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen
Bosna’da, tarih boyunca pek çok isyan, savaş ve göç yaşanmıştır. Yaşanan bu acı tecrübeler,
dünya edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuştur. Günümüz yazarlarından
Ayşe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, İncir Kuşları; Berkant Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme
Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında ve Ali Koçak, Karda Kalan İzler adlı
öykü kitabında, Bosna’da savaş sırasında ve sonrasında yaşananları ele almışlardır. Bu
çalışmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beş yazarın seçilen
eserleri incelenmiş ve bu eserlere yansıyan Bosna Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler
irdelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1656">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0e60446e10b008985c2fd094a3ef8623.docx</src>
        <authentication>50917e3e29aab7b09039835fca65e0cf</authentication>
      </file>
      <file fileId="1657">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cb819c446393c62a52619a0748c9dfae.pdf</src>
        <authentication>3c17370b85acf53e4b31d59acfef832d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10844">
                    <text>GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI
Âbide DOĞAN1
Sibel HATĠPOĞLU2

Özet
Sebebi ne olursa olsun, her savaĢın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları
vardır. SavaĢın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi
ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaĢın, konu edildiği
alanlarından biri de edebiyattır.
Türk edebiyatında Balkan SavaĢları, Kırım SavaĢı ve KurtuluĢ SavaĢı ile ilgili pek çok
eser verilmiĢtir. Edebiyatımıza savaĢ ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna‟dır.
1878‟e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna‟da, tarih
boyunca pek çok isyan, savaĢ ve göç yaĢanmıĢtır. YaĢanan bu acı tecrübeler, dünya
edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuĢtur.
Günümüz yazarlarından AyĢe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, Ġncir KuĢları; Berkant
Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında
ve Ali Koçak, Karda Kalan Ġzler adlı öykü kitabında, Bosna‟da savaĢ sırasında ve sonrasında
yaĢananları ele almıĢlardır.
Bu çalıĢmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beĢ
yazarın seçilen eserleri incelenecek ve bu eserlere yansıyan Bosna SavaĢı ve sonrasındaki
geliĢmeler irdelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Bosna SavaĢı, savaĢ, Türk edebiyatı, roman, öykü
THE BOSNIAN WAR IN THE CURRENT TURKISH LITERATURE
Abstract
For whatever reason, every war has military and social consequences that affects the
whole World. Reflection of social life and the traces left by the war, at least as serious as
military results and damaging. The war, which effects social life, has been handled by
literature, which is one of the reflection areas of war.
In Turkish literature, there are many works on Balkan Wars, Crimean War and War of
Independence. Bosna, which is one of the places, handled by our literature with war and
migration. Throughout history, in Bosna, where was remaining under Ottoman rule until 1878
and lost after the „93 war, had been experienced a lot of rebellion, war and migration. These
bitter experiences have been the subject of Turkish literature as well as world literature.

1
2

Prof.Dr., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, abide@hacettepe.edu.tr
Arş.Gör., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

1

�In today's writers AyĢe Kulin, Sinan Akyüz, Berkant Karakaya, Nurten Ertul in whose
novels called Sevdalinka, Fig Birds, Crying Bosna- The Way to Death, The White Lily and
Ali Koçak in whose short story called Tracks Left in the Snow discussed the events which
were happened during and after the Bosnian War.
In this study, we will examine on five selected works, which are belong to
contemporary Turkish literature writers and we will discusse Bosnian War and subsequent
developments.

Giriş
Sebebi ne olursa olsun, her savaĢın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları
vardır. SavaĢın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçları kadar ciddi
ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaĢın, konu edildiği
alanlarından biri de edebiyattır.
Türk edebiyatında Balkan SavaĢları, Kırım SavaĢı ve KurtuluĢ SavaĢı ile ilgili pek çok
eser verilmiĢtir. Edebiyatımıza savaĢ ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna‟dır.
1878‟e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna‟da, tarih
boyunca pek çok isyan, savaĢ ve göç yaĢanmıĢtır. YaĢanan bu acı tecrübeler, dünya
edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuĢtur.
Bosna SavaĢı, dünya edebiyatında Alexandra Cavelius‟un Leyla, Isnam Taljıc‟in
Srebrenitsa’nın Öyküsü, Nermina Kurspahic‟in Çığlık: Ölümle Direniş Arasında Bir
Bosnalının Romanı, Velibor Çoliç‟in Bosnalılar, Roger Cohen‟in Yıkık Evler Kırık Yürekler
gibi eserlerine konu olurken Türk edebiyatında günümüz yazarları tarafından da sıklıkla
roman ve öykü dünyasına taĢınmıĢtır. Sevdalinka (AyĢe Kulin), İncir Kuşları (Sinan Akyüz),
Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken (Berkant Karakaya), Beyaz Zambak (Nurten Ertul),
Bosna’da Savaş Yüreğimde Kan Gülleri (Münire CoĢkun), Zlata’nın Öyküsü (Ülkü
Uluırmak), Drina’da Son Gün (Faik Baysal) ve Karda Kalan İzler (Ali Koçak) adlı roman ve
öyküler Bosna‟da savaĢ sırasında ve sonrasında yaĢananları ele alan eserlerdir.

1. Günümüz Türk Edebiyatından Bosna Savaşını Konu Alan Dört Eser
ÇalıĢmamız kapsamında günümüz Türk edebiyatı sahasında Bosna SavaĢı ile ilgili
eser veren AyĢe Kulin, Berkant Karakaya, Sinan Akyüz ve Ali Koçak‟ın eserleri seçilmiĢtir.
Sinan Akyüz‟ün “cefakeş Boşnak kadınları”na ithafı ve “(B)u kitap hayal ürünü bir roman
değildir. Tamamen gerçeklere dayanır”, uyarısıyla baĢlayan romanı İncir Kuşları, 2012‟de
yayımlanmıĢtır. Roman adını, tek dertleri tırmandıkları incir ağacında oyun oynamak olan
çocukların bile Sırplar tarafından ağaç dalına konmuĢ kuĢlar misali öldürülmelerinden
almaktadır.

2

�Foça Ģehrinin Milyevina kasabasından konservatuarda okumak üzere hemĢire olan
teyzesinin yanına Saraybosna‟ya gelen Suada adındaki BoĢnak kızının etrafında geliĢen
romanda, aĢk ve savaĢ, masumiyet ve vahĢet, acı, iĢkence ve her Ģeye rağmen umut iç içe
geçmiĢtir. Suada‟nın konservatuardan sınıf arkadaĢı ve piyano hocasının oğlu Tarık‟la
birbirlerine âĢık olmalarıyla olumlu bir havada baĢlayan roman, diğer sınıf arkadaĢları Sırp
genci Vukadin‟in Suada‟ya duyduğu karĢılıksız aĢk sonucu okulu bırakması ve ülkedeki
gerginlik ortamıyla gölgelenir. Daha önce aynı topraklarda kardeĢçe yaĢayan Sırplar,
Hırvatlar ve BoĢnaklar arasındaki gerilimin kısa sürede tırmanması ve çatıĢmaların
baĢlamasıyla Saraybosna‟dan ayrılarak ailesinin yanına gitmek zorunda kalan Suada‟nın,
annesi ve eniĢtesi evlerini basan Sırplarca katledilir. Babası ve ablalarıyla Sırplara esir
düĢerek iĢkence ve tecavüze uğrar, bir mal gibi satılır, ablasının katledilmesine Ģahit olur ve
her Ģeyden vazgeçmiĢken bulunduğu Kalinovik esir kampında takasa sokularak kurtulur.
Saraybosna‟daki psikiyatri kliniğinde uzun süre tedavi gören ve karanlık günleri çok sevdiği
müzikle aĢan Suada, savaĢ sırasında yeĢil bereli BoĢnak mücahitlerine katılarak kol ve
bacağını kaybetmiĢ sevgilisi Tarık‟ı da bularak Ġsveç‟e yerleĢir. Roman savaĢtan yıllar sonra,
Ġsveç‟te tanınmıĢ bir sanatçı olan Suada‟nın eĢi, kızı, babası ve ablası ile kurduğu mutlu
hayatını aktararak son bulur.
Berkant Karakaya‟nın 2011‟de yayımlanan Ağlayan Bosna- “Ölüme Giderken” adlı
eseri ise yazarın kitap kapağında da belirttiği gibi “Bosna Soykırımı Romanı”dır. SavaĢ
sonrasında toprağından göçerek Ġzmir‟in bir köyüne yerleĢen yetmiĢli yaĢlardaki Yusuf ve
Hacer Aliç‟in günlük hayatlarının tasviriyle baĢlayan roman, geri dönüĢlerle savaĢ yıllarına
kadar uzanır. Gündelik iĢçi olarak çalıĢan Yusuf Aliç, gündelikten kazandığına göre daha
karlı olduğu için bir bağın gece bekçiliğini yapmayı kabul etmesiyle yıllardır bastırdığı kötü
anıları ve geçmiĢiyle de yüzleĢir. Bağa dadanan vahĢi bir hayvandan korkan Yusuf Ustaya, bu
korku Sırpların vahĢetini hatırlatır ve gördüğü rüyalarla savaĢ yıllarını hatırlar.
Aliç ailesi savaĢtan önce Srebrenica‟nın ġuĢnyari köyünde yaĢayan üç çocuklu BoĢnak
bir ailedir. SavaĢın baĢlamasıyla beraber huzurlu hayatları bozulsa da yıllarca aynı topraklarda
kardeĢçe yaĢadıkları Sırpların ne kadar vahĢileĢebileceklerini kabul etmek istemezler. Hem
onları Nato‟nun BirleĢmiĢ Milletlerin koruyacağına, Avrupa‟nın orta yerinde sahipsiz
kalmayacaklarını düĢünürler; ancak Sırpların zulmü bitmek bilmez. Bu duruma sessiz
kalamayan Yusuf Aliç‟in büyük oğlu Nedim, köyden kendisi gibi vatanperver, cesur gençlerle
Sırplara karĢı savaĢan BoĢnak mücahitlerine katılır. Nedim aslında henüz lisede okuyan,
hassas, duyarlı, üniversite okuyup makine mühendisi olmak gibi hayalleri olan parlak bir
gençtir. Okuldan da bir Sırp kızı olan Sandra‟ya umutsuzca âĢıktır; ancak araya savaĢın soğuk
gölgesi girince hem okuldan ve hayallerinden hem de aĢkından vazgeçmek zorunda kalır.
Sırplara karĢı giriĢilen silahlı mücadele baĢlangıçta baĢarılı olur ve Avrupa‟nın
dördüncü büyük ordusu olan Sırp ordusu bu beklenmedik direniĢ karĢısında bozguna uğrar.
Ancak iki grup arasına sözde barıĢ sağlamak amacında olan BM girince her Ģey günden güne
daha da kötüye gider. BM ilk iĢ olarak iki grubu da silahsızlandırarak barıĢ ortamı sağlamaya
çalıĢır; ancak bu çağrıya sadece BoĢnaklar yanıt vererek silahlarını teslim ederler. Sırp
çetnikler silahlarını vermedikleri gibi zulme, keskin niĢancılarla kadınları ve çocukları
öldürmeye ve Ģehre gelen yardımları engellemeye devam ederler. Uzun süren bu sıkıntılı
3

�süreçten sonra Sırp saldırılarından kaçan BoĢnaklar BM‟nin güvenli bölge ilan ettiği
Srebrenica‟ya sığınmak zorunda kalırlar. Elektriksiz, susuz kalan, sokaklarda yatan insan
yığınlarıyla mahĢer yerine dönen Ģehir, yiyecek ve ilaç yardımı da alamayınca sürekli
geniĢleyen bir mezarlığa döner. Yusuf Aliç, eĢi ve küçük oğlu Ahmet‟i alarak Tuzla‟ya,
kayınbiraderinin yanına sığınır; ancak Sırpları durdurmaktan baĢka bir Ģey düĢünmeyen, bu
uğurda ölümü bile göze alan Nedim‟i kaçmaya ikna edemez. Ailesinin köyü terk etmesinden
sonra Nedim, kendisi gibi bir avuç milisle artık faydasız da olsa savaĢmaya devam eder.
Sırplar BM‟i de tanımayarak Ģehre saldırıp soykırıma baĢlayınca Nedim de sözde BM
güvencesindeki kamplardaki pek çok soydaĢı gibi Sırplara teslim edilerek katledilir. Roman,
rüyasında oğlunun öldürüldüğü yeri gören Yusuf Aliç‟in oğlunun yıllardır bulunamayan
cesedini bulmak için harekete geçmeye karar vermesiyle biter.
Ġncelediğimiz eserler arasındaki tek öykü kitabı olan Ali Koçak‟ın Karda Kalan İz adlı
eseri 2006 yılında yayımlanmıĢtır. SavaĢ yıllarında, AA‟nın Saraybosna bürosunu kurma ve
temsilciliğini yapma göreviyle bölgeye giden ve Hürriyet gazetesinin Saraybosna muhabiri
Münire Acım3 ile Sırplar tarafından kaçırılarak günlerce esir tutulan Ali Koçak, tanığı olduğu
savaĢı, bu insanlık suçunu Karda Kalan İz ile edebiyat dünyasına taĢımıĢtır. “Karda Kalan
Ġz”, “Ekmek”, “Senin Sevgilindi”, “TükeniĢ”, “Fotoğraf”, “Ġtiraf” ve
“NiĢancı” baĢlıklı
yedi öyküden oluĢan kitapta, savaĢ hem zulmeden hem de zulme uğrayanın gözünden birbirini
tamamlayan öyküler halinde anlatılır.
Ekmek kuyruğunda beklerken bombalı saldırıya uğrayan ve bu saldırıdan kaçarken bir
Sırp keskin niĢancısı tarafından vurularak öldürülen tıp öğrencisi genç kızın öyküsüyle
baĢlayan kitap, aynı saldırıya fırında yakalanan fırıncının öyküsüyle devam eder. Birbirini
tamamlayan bu iki öyküden sonra, karĢı tarafa geçilir ve bir BoĢnak köyüne saldırarak
erkekleri öldürüp kadınlara da tecavüz eden bir Sırp askerinin, savaĢ sonrasında yaptıklarıyla
baĢ edemeyerek Ģuurunu kaybedip bir seri katile dönüĢmesi anlatılır. Takip eden “TükeniĢ”
adlı öyküde ise tekrar mağdur tarafa geçilir ve Sırp askerini delirten savaĢ, aynı askerin
tecavüzüne uğrayarak hamile kalmıĢ bir BoĢnak kadının gözünden anlatılır. Böyle geçiĢlerle
devam eden kitabın son öyküsü “NiĢancı” da ise ilk öyküye dönülerek tıp öğrencisi genç kızı
vuran keskin niĢancının yaĢadıkları aktarılır.
AyĢe Kulin‟in Sevdalinka adlı romanı ise Bosna SavaĢı ekseninde Saraybosna‟da
gazeteci olarak çalıĢan evli ve iki çocuk sahibi Nimeta ile Hırvat asıllı gazeteci Stefan
arasındaki yasak aĢkı konu edinir. Nimeta çocukları ve eĢini üzmeyi göze alamayarak Stefan
ile arasındaki iliĢkiyi sonlandırır; ancak eĢi Burhan‟ın bu yasak aĢkı öğrenmesine engel
olamaz. Burhan, BoĢnak güçlerin yanında savaĢa katılmak üzere evi terk eder. Çok geçmeden
oğlu Fiko da Nimeta‟yı bu ayrılıktan sorumlu tutarak evden kaçıp babasının peĢinden savaĢa
katılır. Roman savaĢ esnasında bir çarpıĢmada yaralanan Fiko‟nun ölüm kalım mücadelesi
verdiği ambülans sahnesiyle biter.
Sevdalinka, bir ailenin parçalanma süreciyle Yugoslavya‟nın dağılma süreci ve savaĢı
paralel bir Ģekilde aktarır. Nimeta yaĢadığı büyük aĢka rağmen ailesini bir arada tutma
3

Ali Koçak ile Münire Acim bu kaçırılma deneyimlerini de öyküleĢtirmiĢlerdir. Bkz. Koçak, Ali- Acım, Münire
(1996), Saraybosna: Karanlıkta KonuĢmalar, Ġstanbul: Ġmge Yayınları.

4

�mücadelesi verirken, ülke bütünlüğü de parçalanmıĢ Sırplar, Hırvatlar ve BoĢnaklar arasında
ölümüne bir mücadele baĢlamıĢtır.
2. Eserlerin İncelenmesi
Kısaca tanıttığımız Bosna savaĢını konu edinen bu dört eser, karĢılaĢtırmalı olarak
incelendiğinde kimi ortaklık ve farklılıklar dikkati çeker. Bu ortaklık ve farklılıklardan
hareketle eserler, üç baĢlık altında incelenmiĢtir.
2.1. Savaş, Boşnak Kimliği, Türklük ve Avrupa: Ġncelenen dört eserde, öncelikli ve
ağırlıklı olarak BoĢnak kimliğinin sorgulandığı görülür. Eserlerde tüm dünyanın tanıklık ettiği
hiç ummadıkları bir savaĢ ve zulmün ortasında kalan BoĢnaklar, neden bu soykırım ve nefrete
maruz kaldıklarını anlamaya ve açıklamaya çalıĢmıĢlardır. Yıllarca aynı topraklarda
yaĢadıkları, Nazi zulmüne karĢı beraber direndikleri Sırplar ve Hırvatlar birden bire “öteki” ve
“düĢman” olunca “BoĢnak” kimliğini ve bu kimliğin beraberinde getirdiği kaderi tanımlama
ihtiyacı doğmuĢtur.
İncir Kuşları‟nda bu sorgulama ve açıklama görevi romanın merkezi kiĢisi Suada‟nın
tarih eğitimi almıĢ teyzesi Ġfeta‟ya verilmiĢtir. Ġfeta‟ya göre, savaĢa kadar Sırplar, Hırvatlar,
BoĢnaklar, Slovenler, Makedonlar ve Kosovalılardan oluĢan çok uluslu Yugoslavya‟yı bir
arada tutan Tito‟dur. “Tito, çok uluslu Yugoslav halkına hem dinlerini hem de gerçek
tarihlerini bilerek yasakla”mıĢ böylece milliyetçiliği törpülemiĢtir. Onun kurduğu komünist
rejim yıkılınca milliyetçilik hortlamıĢ ve yıllarca aynı topraklarda yaĢamıĢ halklar, dıĢ
tahriklerin de etkisiyle birbirine düĢmüĢtür (Akyüz, 2012: 46, 47).
“Çıkacak bir savaşta Çetnikler ve Ustaşaların çekici ile örsü arasında kalacak tek
millet, Bosnalı Müslümanlardır” saptamasını yapan Ġfeta‟ya göre bunun tek sebebi, etnik
kimlik ve bu kimliğin hamiliğini yapacak olan ulustur. Bu hesapta etnik kimliği sebebiyle tek
hamisiz kalacak ulus BoĢnaklardır. Çünkü “Katolik Macar ya da Alman göçmenlerin
soyundan gelenler kendilerini Hırvat olarak tanımlıyor. Koca Almanya devleti kendi ırkından
gelen Hırvatları, Sırplara kırdırmaz. (…) Ortodoks Rumen Çingenelerin soyundan gelenler
ise kendilerini Sırp olarak tanımlıyor. Koca Sovyetler Birliği de Ortodoks mezhebi inancına
sahip Sırpları, Hırvatlara ezdirmez” saptamasını yapan Ġfeta, “Boşnakların hamisi kim peki?”,
diye soran Suada‟ya “bir zamanlar Osmanlı Türkleriydi. Bizleri yıllar yıllar önce yüzüstü
bırakıp gittiler. Onlar bu topraklardan çekip gittikten sonra da Boşnak halkının hamisi
diyeceği kimse olmadı” yanıtını verir (Akyüz, 2012: 47-49).
Romana göre, Sırpların ve Hırvatların BoĢnaklara kininin tek sebebi din farkı da
değildir. Sırplar, Slav ırkından türeyen BoĢnakları Türklerden türediğine inandırarak ezeli bir
kinin, I. Kosova SavaĢı‟nın intikamını almaya çalıĢmaktadırlar. Dolayısıyla Slav ırkından
türeyen BoĢnak kimliğinin yok edilmeye çalıĢılmasının en önemli nedeni Türklükle alakaları
olmadıkları halde Türk sayılmalarından ileri gelmektedir.
Ağlayan Bosna‟da ise İncir Kuşları‟ndaki Ġfeta‟ya karĢılık BoĢnak kimliğini
sorgulama görevi romanın baĢkiĢisi Nedim‟e verilmiĢtir. Nedim, Ġfeta ile BoĢnakların sahipsiz
olması hakkında hemfikirken, Ġfeta‟nın reddettiği Türklükle BoĢnak kimliğini birleĢtirmesiyle
5

�ayrılmıĢtır. Nedim‟in Sırp iĢkencesi karĢısında BoĢnakların kimliğini ve kimsesizliğini
sorguladığı kısım bu açıdan dikkat çekicidir:
“Genç bir Türk BoĢnağı nasıl hiçbir Ģey yapmadan durabilir ki? Altı yüz yıllık Ģanlı
bir mirasın Ģimdi acz içindeki varisiydi. Ve Ģimdi silahsız, anavatandan çok
uzaklarda kendisini çaresiz hissediyordu. Anavatan neresiydi? Osmanlı‟nın çok
eskide kalan sınırları mı? Yoksa Türklerin sığındıkları Anadolu mu? Evet, Nedim
kafasında bunları sorguluyordu. Nereye kadar, anavatan neresi? Onları kim
koruyacak, kim gözetecekti?” (Karakaya, 2011: 52).

BoĢnak kimliğini Türklükle birleĢtiren Nedim‟e göre Sırp zulmü ve bu zulüm
karĢısında Batı‟nın sessizliğinin sebebi de sözde medeni Avrupa‟nın Türklük ve
Müslümanlığa karĢı önyargısıdır.
“Yıllarca Avrupa‟nın içinde Türkiye‟den uzak Türkler olarak yaĢamıĢlar ve
Avrupa‟ya, Avrupa medeniyetine güvenmiĢlerdi. Ama yavaĢ yavaĢ çiseleyen
yağmurda nöbet kulübesine doğru yaklaĢırken Avrupa‟nın hiçbir zaman Avrupa‟nın
neresinde yaĢarsa yaĢasın Türklere ve Müslümanlara farklı bir gözle bakmayacağını
anlamıĢtı” (Karakaya, 2011: 130).

Bu baĢlık altında değerlendirilecek en özel eser ise Sevdalinka‟dır. Çünkü “BoĢnak
kimliği” ve “BoĢnak olmak” ilk kaynaktan kendisi de BoĢnak kökenli olan AyĢe Kulin‟in
kaleminden aktarılmıĢtır.
“Baba tarafı Bosnalı olan AyĢe Kulin, edindiği bilgilere göre de muhtemelen Macar
topraklarından Bosna'ya idari bir yetkili olarak atanmıĢ Kulin Ban'ın ailesine
mensuptur. Kulin Ban, 11. yüzyılda BoĢnakları ilk defa bir bayrak altında toplayıp
kendi kilisesini kurmuĢtur. AyĢe Kulin'in anlattıklarına göre BoĢnaklar, Ortodoks
Sırp ve Katolik Hırvatlardan ayrı olarak üçlü teslis inancına inanmayanların
oluĢturduğu Bogomil mezhebine mensup, bir tek Allah'a inanan bir topluluktur.
Bundan dolayı Sırp ve Hırvatların iĢkencelerine maruz kalmıĢlardır yıllarca. ĠĢte bu
dönem sonunda kendi kilisesini kurarak BoĢnakların ilk kralı olan Kulin Ban, AyĢe
Kulin'in de soyunun dayandığı koldur. AyĢe Hanım, bunu çok eskilerden beri
kullana geldikleri Kulin soyadına dayandırmaktadır. Çünkü yüzyıllardır ailenin
kullandığı soyad Kulin'dir. AyĢe Kulin, ailenin Macarsitan'dan gelen kolundan
Ģecereyi bulduklarını, ama Bosna tarafındaki kayıtların 1992'deki savaĢta bombalarla
yok edildiğini belirterek, Macaristan'da bir Kulin ailesi (olduğunu bildiğini, onların
her yıl bir yerde buluĢtuklarını da ifade eder.) (…) 1890'ların sonlarına kadar
Bosna'da kalan aile, bir derebeyi olarak bilindikleri o topraklardan 1896 veya
1897'lerde ayrılmak zorunda kalır” (Kalyoncu, 2004: 32).

Romanın “BoĢnaklar” baĢlıklı bölümünde 1180-1190 yılları arasındaki BoĢnak tarihi
aktarılırken ve BoĢnak kimliğinin sözcüsü Nimeta‟nın kardeĢi Raif‟in gözünden BoĢnak
olmanın Sırplar ve Hırvatlarca nasıl algılandığı Ģöyle aktarılmıĢtır: “Onlara göre Boşnaklar
zorla Müslüman edilmiş Sırplardır. Aslında Boşnak kimliği diye bir kimlik de yoktur. Sırplar
böyle düşünürken, Hırvatlar da Boşnakların Katolik’ten dönme Hırvat olduklarını iddia
ederler” (Kulin, 2005: 111).

6

�Bu görüĢlerin yanlıĢ olduğunu vurgulayan Raif, BoĢnakların nasıl Müslüman
olduklarını ve Bogomil mezhebiyle Müslümanlık arasındaki benzerlikleri uzun uzun
açıklamıĢtır. Raif‟e göre BoĢnaklar, Sırpların ve Hırvatların zorla kendilerine dayatmaya
çalıĢtıkları bu önyargıları kabul etmedikleri için acı çekmekte ve soykırıma maruz
kalmaktadırlar.

2.2. Savaş ve Sırp Soykırımı: BoĢnakların Müslüman/Türk kimliğinden ötürü
katledilerek, tecavüze uğrayarak, aĢağılanarak Sırp zulmü ve soykırımına maruz kalması dört
eserin de üzerinde temellendiği en önemli motiftir.
İncir Kuşları ve Ağlayan Bosna‟da Sırplarla vahĢi canavar/hayvanlar arasında olay
akıĢı boyunca sık sık tekrar eden bir paralellik kurulmuĢtur. Tek fark İncir Kuşları‟nda bu
gözü dönmüĢ vahĢi hayvanın avı olarak özellikle BoĢnak kadınların ön plana çıkarılırken
Ağlayan Bosna‟da özellikle böyle vahĢi bir savaĢın ortasında erkek olmanın erkek
kalabilmenin altının çizilmesidir.
Ağlayan Bosna‟da savaĢın kötü anılarını geçmiĢe gömerek Ġzmir‟in bir köyünde sakin
bir çiftçi hayatı yaĢayan Yusuf Aliç‟in gece bekçiliği yaptığı bağda vahĢi bir hayvanla
karĢılaĢması üzerine Sırpların vahĢiliğini hatırlamasıyla söz konusu paralellik kurulur. VahĢi
hayvan karĢısında yaĢadığı korkuyla yıllardır kaçtığı geçmiĢiyle yüzleĢen Yusuf Aliç,
Sırpların yaĢattıkları vahĢeti hatırlayınca doğadaki asıl vahĢi hayvanın insan olduğuna karar
verir.
“Esas canavar, bu karanlık dağda vahĢi insanoğlunun bir temsilcisi olarak oydu.
Canavarın ondan korkması gerekiyordu. Bundan da emindi. Az önce rüyasında
gördükleri ve gerçek hayatta yaĢananlar, en vahĢi canavarı bile bir daha bu dağlara
uğramamasına neden olacak Ģekilde korkuturdu. Ġnsanoğlu en büyük canavardı. Ve
canavarlıklarını tüm dünyaya kabul ettirmek için her zaman bir sebep bulurdu.
Zavallı hayvanlar bunu anlayamazdı” (Karakaya, 2011: 367).

“Cefakeş Boşnak kadınlarına” ithaf edilerek daha roman baĢlamadan odak noktasını
iĢaret eden İncir Kuşları‟ında ise peĢine düĢmüĢ vahĢi hayvandan kaçan zavallı avın/kadının
hissettikleri Ģöyle aktarılmıĢtır:
“Ġçimde fırtınalar koptu. Ağlamaya baĢladım. Neden Allah‟ım? Bu genç yaĢta neden
bu kadar Ģiddetli bir kederi içime üfledin? Oysa ben kendimi çok inançlı ve cesur
sanırdım. Beni hiçbir Ģey korkutamaz derdim. ġimdi Ģu halime bak! Bilmediğim bir
yerde, gözleri dönmüĢ, aç hayvanlar gibi kudurmuĢ insanların ellerinden kaçıp
kurtulmaya çalıĢıyorum. (…)” (Akyüz, 2012: 2).

Bu vahĢi hayvanın önünden kaçamayan Suada ve ablaları Edina ile AyĢa diğer BoĢnak
kadınlar gibi esir alınır, iĢkence görür, köle gibi satılır, hatta babalarının gözleri önünde
tecavüze uğrarlar. Canavar askerlerin bu vahĢilikleri sırasında hep bir ağızdan söyledikleri
Ģarkı kadınlara yönelik soykırımın en iğrenç delilidir: “Kim yalan söylüyor/ Kim ağlıyor/
Sırbistan küçük diye/ Bugün ne kadar Müslüman’ı hamile bırakırsak o kadar âlâ/ Şimdi
7

�Büyük Sırbistan’ı kuralım/ Türkleri kucağımıza oturtup hamile bırakalım…” (Akyüz, 2012:
181).
Sırplar planlı bir Ģekilde BoĢnak kadınları tecavüzlerle hamile bırakarak soykırım
yapmaktadırlar. Romanın baĢkiĢisi Suada‟nın ağzından bu soykırım gerçeği Ģöyle dile
getirilir: “Evet, gerçeği itiraf etmek gerekirse bu bir savaş değildi. Kadınlar hiçbir savaşta bu
kadar mağdur edilmemişti. Bu bir soykırımdı ve bu soykırımla Müslüman Boşnakların soyları
tecavüzlerle dönüştürülmeye çalışılıyordu. Bu savaşın ne yazık ki en acı tarafı da buydu…”
(Akyüz, 2012: 260).
Karda Kalan İzler‟de de kadına yönelik bu iğrenç soykırıma iki öyküyle değinilmiĢtir.
Diğer eserlerden farklı olarak bu öykülerde sadece mağdur taraf olan kadınlar ele alınmamıĢ,
“Senin Sevgilindi” adlı öyküde tecavüzcü Sırp askerinin yaĢadıkları, kendi vahĢiliği
karĢısında insanlığının tükeniĢi ve delirten vicdani hesaplaĢması da aktarılmıĢtır. Hemen
arkasından gelen “TükeniĢ” baĢlıklı öyküde ise defalarca tecavüze uğrayan BoĢnak kadının
ıstırabı, yaĢadığı kâbus, ancak hamile kaldığı anlaĢılınca diğer hamile kadınlarla beraber
“çocuklarımıza iyi bakın” tembihiyle serbest bırakılmaları anlatılmıĢtır. Ancak böylesi bir
vahĢet yaĢamıĢ bir kadın için artık özgürlüğün hiçbir anlamı yoktur; çünkü nereye giderse
gitsin içindeki cehennemi de beraber götürecektir. Neticede serbest kalan kadın, tecavüz
sonucu hamile kaldığı çocuğu doğurur ve öz çocuğuna karĢı hisleri Ģöyle açıklanır: “O çocuk
teninin kokusu midesini bulandırıyor, sürekli kusuyordu. Nedenini açıklayamadığı bir utanç
duyuyordu”. Bu iĢkenceye katlanamayan kadın, çocuğunu hastanede bırakarak kaçmaktan
baĢka çare bulamaz. Bu vahĢetin tecavüze uğrayan kadından baĢka bir mağduru daha vardır
artık: Öz annesinin bile vazgeçtiği, hayata hem yetim hem de öksüz olarak baĢlayan çocuk
(Koçak, 2006: 39).
Sırplar, BoĢnak kadınları ömür boyu sürecek bir iĢkenceye mahkûm ederken,
gözlerinin önünde eĢlerine, kızlarına, kardeĢlerine tecavüz ve iĢkence ettikleri BoĢnak
erkeklere bu çaresizliği, aczi ve utancı yaĢattıktan sonra topluca infaz etmiĢlerdir. “TükeniĢ”te
çocuklar ve kadınlardan ayrılarak öldürüp çukurlara atılan erkekler, Ağlayan Bosna‟da sekiz
bin BoĢnak erkekle beraber kurĢuna dizilen ve kemikleri hâlâ bulunamayan Nedim bu
soykırımın mağdurlarından sadece birkaçıdır.
Sevdalinka‟da yaĢanan soykırım daha çok romanın “Etnik Temizlik” baĢlıklı
bölümünde Hırvat gazeteci Stefan aracılığıyla aktarılır. Stefan, Hırvatistan‟a geçmek zorunda
bırakılan BoĢnak mültecilerle ilgili bir araĢtırma yapmak üzere kimliğini değiĢtirip, Jovan
Plaaviç adında Sırp bir gazeteci olarak kamplara girer. Bu tehlikeli vazife sayesinde
yaĢananlara seyirci kalan Batı‟nın basın yoluyla harekete geçmesini sağlar. Bu bölümde,
kamplarda yaĢanan insanlık suçu Ģöyle aktarılmaktadır:
“6 Nisan‟dan itibaren, „etnik temizlik‟ Karadziç‟in Ģevk ve zevkle uyguladığı bir
oyun haline dönüĢtürülmüĢtü. Müslüman BoĢnakların ileri gelenlerini; yani
varlıklılarını, okumuĢlarını, aydınlarını, sanatçılarını ve özellikle orduda görev
yapmıĢ olan asker kökenlilerini ayıklıyor, akıl almaz iĢkencelere tabi tuttuktan sonra,
birbirlerine öldürtüyorlardı. Ama ölümü kolaylaĢtırmıyordu Sırplar. Öldürmeden
önce, onlara karılarının kızlarının, kız kardeĢlerinin ve annelerinin nasıl ırzlarına
8

�geçtiklerini anlatıyorlar, kadınların nasıl kıvrandığını, yalvardığını tarif ediyorlar,
sonra daha da ileri boyutta bir manevi iĢkence tekniği uyguluyorlardı… (Kulin,
2005:184)”

Romanda Stefan‟dan baĢka Nimeta da gazetecilik mesleği gereği yaĢanan soykırımı
ortaya koymak üzere araĢtırma yapar. Bir Ġngiliz gazeteciyle Tuzla kampını ziyaretleri
sırasında BoĢnak bir çocuk ve annesinin yaĢadıklarını dinleyerek dünya basınına duyurur.
2.3. Savaş ve Aşk: Seçtiğimiz dört eserin birleĢtikleri en önemli motiflerden biri de
aĢktır. Yazarlar, savaĢın korkunçluğuna, uygulanan soykırımın vahĢiliğine dikkat çekerken
her zaman ilgi uyandıran aĢktan da faydalanmıĢlardır. Genellikle BoĢnak-Sırp/Hırvat roman
kiĢileri arasında yaĢanan yasak aĢklar hem milliyetçilik hem de savaĢla sınanmıĢtır. Ġncir
KuĢları dıĢında vuslatı olmayan bu imkânsız aĢklar savaĢın yok ettiği güzelliklerden biri
olmuĢtur.
Ġncir KuĢları‟nda Suada, konservatura devam ederken iki gencin aĢkı arasında bir
seçim yapar. Bu gençlerden biri ilk görüĢte âĢık olduğu babası BoĢnak, annesi Sırp olan
Tarık‟tır, diğeri ise babası gözü kara bir BoĢnak düĢmanı Sırp askeri olan Vukadin‟dir. Suada
tereddütsüz Tarık‟ı seçerken Vukadin‟in ezeli kini ve düĢmanlığını kazanır. Tarık, BoĢnak
damarı daha baskın bir gençtir, bunda milliyetçilikten nefret eden ve herkesi eĢit olarak kabul
eden annesinin de etkisi vardır.
SavaĢ baĢladıktan sonra iki âĢık ayrılmak zorunda kalır, Suada ailesinin yanına
giderken Tarık BoĢnak milislerin yanında savaĢa katılır. Bir müddet sonra da aralarındaki
irtibat tamamen kopar. Sevgilisini elinden alan savaĢ Suada‟nın karĢısına düĢmanı Vukadin‟i
çıkarır. Vukadin de Sırpların ordusuna katılmıĢtır. Suada, Vukadin bir çatıĢmada yaralanıp
ölene dek onun kölesi olarak her türlü iĢkencesine maruz kalır. Yine de Tarık‟a duyduğu
büyük aĢk hiçbir zaman umudunu kaybetmesine izin vermez. SavaĢtan sonra bir kolu ve
bacağını kaybetmiĢ olan Tarık‟ı bulup sevdiği gençle evlenerek yepyeni bir hayat kurar.
SavaĢın karĢısında yer alıp savaĢ mağduru Suada ve Tarık‟ın yaralarını sağaltan aĢkın gücü
olmuĢtur.
Ağlayan Bosna‟da ise Sırp kızı Sandra‟ya âĢık olan BoĢnak genç Nedim, Suada kadar
Ģanslı değildir. Sandra ile aralarında bir Ģeyler baĢlayacağı sırada savaĢ baĢlar ve okulu
bırakmak zorunda kalan Nedim, sevdiği kızı bir daha göremez. Ancak Sandra‟ya duyduğu
büyük aĢk Nedim‟i ölene kadar terk etmez. Her Ģey bitmiĢken, Ģehir Sırp saldırısı altındayken
bile ölümü hiçe sayarak son bir kez okula gidip Sandra‟ya rastlamayı, hiç değilse Sandra‟nın
yürüdüğü yollarda yürümeyi ister. Nedim ve Sandra için vuslat yoktur. Bu imkânsız aĢk
savaĢla beraber yok olup gider.
“AĢk Ģarkıları” anlamına gelen Sevdalinka‟da da aĢk milliyet dinlememiĢ, romanın
baĢkiĢisi BoĢnak Nimeta ile Hırvat Stefan arasında imkânsız bir aĢk baĢlamıĢtır. Ġki farklı
etnik gruptan gelen âĢığın arasındaki tek engel din ve milliyet ayrılığı da değildir, Nimeta
kendisi gibi bir BoĢnakla evlidir. Nimeta duyduğu büyük aĢka rağmen eĢi ve oğlunu
üzmemek için Stefan‟dan vazgeçer; ancak eĢi Burhan‟ın yaĢadığı yasak aĢkı öğrenmesine
engel olamaz. Bosna savaĢla yerle bir olurken Nimeta‟nın ailesi de aynı hızla parçalanmaya
9

�baĢlar. Burhan aldatılmanın da acısıyla Bosna‟nın kurtuluĢu için savaĢa katılır. Çok geçmeden
oğulları Fiko da savaĢa katılmak üzere babasının yanına kaçar ve bir çarpıĢmada yaralanır.
Vuslatı olmayan, daha baĢından bitmeye mahkûm bu imkânsız aĢk, Nimeta‟ya acıdan baĢka
bir Ģey getirmez.
Sevdalinka‟da Nimeta-Stefan aĢkından baĢka BoĢnak Mirsada ve Sırp Petar arasında
da trajik bir aĢk yaĢanır. Mirsada sevdiğine kavuĢmak için iĢini bırakır, kimliğini gizleyerek
Mirza adını kullanarak her türlü tehlikeyi göze alır; ancak Sırp vahĢetinin önüne geçemez ve
insafsızca katledilir. Sevdalinka‟da aĢk acı demektir ve âĢık olan bu acıyla tanıĢmaktan, bu
acıyla yok olmaktan kaçamaz.
Sonuç
Ġnsanlık tarihinin en büyük katliam ve soykırımlarından birine sahne olmuĢ Bosna
savaĢını konu alan günümüz Türk edebiyatından seçtiğimiz dört eserde, kimi motif ve
mesajların benzer Ģekilde öne plana çıkarıldığı görülmüĢtür. Bunların içinde tekrar eden en
önemli motifin soykırım olduğu görülür. Sırpların büyük bir insanlık suçu iĢlediği bu savaĢta,
BoĢnaklara uygulanan bilinçli ve sistemli soykırım dört eserin de mesajını oluĢturur. İncir
Kuşları‟nda bu soykırım daha çok iĢkence ve tecavüze uğrayıp bu tecavüzün çocuklarını
doğurmak durumunda bırakılan kadınların cephesinden aktarılırken, Ağlayan Bosna‟da
gözleri önünde zulmedilen kadınlarına yardım edemeyen, toplu infazlarla katledilen
erkeklerin tarafından yansıtılmıĢtır. Karda Kalan İz ve Sevdalinka ise her iki tarafa da ıĢık
tutan eserlerdir.
Böylesine büyük bir soykırıma bağlı olarak BoĢnak kimliğine, BoĢnak tarihine,
BoĢnaklar ve Türklere, BoĢnaklar ve Batı dünyasına dair sorgulama ve saptamalara eserlerin
tümünde rastlanır. Özellikle İncir Kuşları‟nda ve kendisi de BoĢnak bir aileye mensup olan
AyĢe Kulin‟in Sevdalinka‟sında BoĢnakların geçmiĢi, inançları, tarih boyunca maruz
kaldıkları zulümler, Sırpların, Hırvatların ve Batı‟nın BoĢnaklara bakıĢı uzun uzun
okuyucuyla paylaĢılır.
SavaĢ, soykırım ve kimlik sorgulamasından baĢka aĢk teması da tüm eserlerde
kendisini gösterir. SavaĢ, acı, çaresizlik, zulüm ve utancın gölgesinde genellikle düĢman
taraflar arasında yaĢanan yasak aĢklar eserleri daha da dramatikleĢtirerek cazibe
kazandırmıĢtır.

Kaynakça
Akyüz, Sinan (2012), İncir Kuşları, Ġstanbul: Alfa Yayınları.
Hazer, Gülsemin (2009), “Bir Var OluĢ Mücadelesinin Romanı; Sevdalinka”, 1.
Uluslarası Balkanlarda Tarih ve Kültür Kongresi, Sakarya ÜniversitesiPriĢtine Üniversitesi, Kosova/PriĢtine.
Kalyoncu, Cemal (2004), “Adı AyĢe”, Aksiyon, S. 487.
10

�Karakaya, Berkant (2011), Ağlayan Bosna: “Ölüme Giderken”, Ġstanbul: KastaĢ
Yayınevi.
Koca, Mücahit (1999), Bosna Kitabı, Ġstanbul: Sur Yayınları.
Koçak, Ali (2006), Karda Kalan İz, Ġstanbul: Merkez Kitapçılık Yayıncılık.
Kulin, AyĢe (2005), Sevdalinka, Ġstanbul: Everest Yayınları.
Ġlhan, Mehmet Suat (2010), Bosna Hersek Vahşeti ve Dünya Kamuoyu, Ġstanbul:
Berikan Yayınevi.

11

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10835">
                <text>1862</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10836">
                <text>GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10837">
                <text>DOGAN, Abide
HATIPOGLU, Sibel</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10838">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna Savaşı, savaş, Türk edebiyatı, roman, öykü.  ÖZET  Sebebi ne olursa olsun, her savaşın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları vardır. Savaşın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaşın, konu edildiği alanlarından biri de edebiyattır. Türk edebiyatında Balkan Savaşları, Kırım Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili pek çok eser verilmiştir. Edebiyatımıza savaş ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna’dır. 1878’e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna’da, tarih boyunca pek çok isyan, savaş ve göç yaşanmıştır. Yaşanan bu acı tecrübeler, dünya edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuştur. Günümüz yazarlarından Ayşe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, İncir Kuşları; Berkant Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında ve Ali Koçak, Karda Kalan İzler adlı öykü kitabında, Bosna’da savaş sırasında ve sonrasında yaşananları ele almışlardır. Bu çalışmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beş yazarın seçilen eserleri incelenmiş ve bu eserlere yansıyan Bosna Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler irdelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10839">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10840">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10841">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10842">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1517" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2055">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0a7d6aa685fae714ae149d3f87616f32.docx</src>
        <authentication>ef9c9dbbfe557be30159bb364c6883a4</authentication>
      </file>
      <file fileId="2056">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/946c9c91908894bea37b8a2c6414aade.pdf</src>
        <authentication>5a9d493da9458c9ee8c5b01855759ec0</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="12220">
                    <text>GÜRCÜ TÜRKOLOJİSİNİN TEMEL KOYUCUSU SERGİ CİKİA’NIN TÜRK DİLİ VE
EDEBİYATI ÇALIŞMALARI
İlyas ÜSTÜNYER
Uluslararası Karadeniz Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Beşerî Bilimler Fakültesi, Tiflis /
Gürcistan
Anahtar Kelimeler: Gürcistan’da Türkoloji, Sergi Cikia, Türk Dili ve Edebiyatı Çalışmaları.
ÖZET
Türkoloji’nin kendi tarihi içinde odaklandığı alanlar zamanla değer yitimi-kazanımı
sarmalında bazı değişimlere uğra(tıl)mıştır. Bu değişimlerin ana motifi Türkoloji çalışmalarının
hangi dönemde, coğrafyada ve hangi motivasyonla yürütüldüğü ile yakından ilgilidir. Fiili
çalışmaları 19. yüzyıla dek uzanmasına rağmen 20. yüzyılın ikinci yarısında resmî olarak kurulan
Gürcü Türkoloji’sinde, Türk dünyasının değişik sorunları, olguları araştırma konusu yapılmış ve
bu alanda birçok çalışma bilim dünyasına kazandırılmıştır. Türkoloji sahasının birçok alanında
akademik çalışmalar yapan Gürcü Türkolog Sergi Cika’nın Türk Dili ve Edebiyatı alanındaki
çalışmaları; a. Bu çalışmaların Gürcistan’daki Türkoloji çalışmaları arasındaki yeri, b. Söz
konusu çalışmalara yüklenen işlevsellik, açısından önem taşımaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12212">
                <text>2208</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12213">
                <text>GÜRCÜ TÜRKOLOJİSİNİN TEMEL KOYUCUSU SERGİ CİKİA’NIN TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÇALIŞMALARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12214">
                <text>ÜSTÜNYER, İlyas </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12215">
                <text>Anahtar Kelimeler: Gürcistan’da Türkoloji, Sergi Cikia, Türk Dili ve Edebiyatı Çalışmaları.  ÖZET  Türkoloji’nin kendi tarihi içinde odaklandığı alanlar zamanla değer yitimi-kazanımı sarmalında bazı değişimlere uğra(tıl)mıştır. Bu değişimlerin ana motifi Türkoloji çalışmalarının hangi dönemde, coğrafyada ve hangi motivasyonla yürütüldüğü ile yakından ilgilidir. Fiili çalışmaları 19. yüzyıla dek uzanmasına rağmen 20. yüzyılın ikinci yarısında resmî olarak kurulan Gürcü Türkoloji’sinde, Türk dünyasının değişik sorunları, olguları araştırma konusu yapılmış ve bu alanda birçok çalışma bilim dünyasına kazandırılmıştır. Türkoloji sahasının birçok alanında akademik çalışmalar yapan Gürcü Türkolog Sergi Cika’nın Türk Dili ve Edebiyatı alanındaki çalışmaları; a. Bu çalışmaların Gürcistan’daki Türkoloji çalışmaları arasındaki yeri, b. Söz konusu çalışmalara yüklenen işlevsellik, açısından önem taşımaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12216">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12217">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12218">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="12219">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1372" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1660">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b8b780ece9b7e3b897b03029b1345756.docx</src>
        <authentication>8da2cb3df869d4bf1e0d2a39ab1d0606</authentication>
      </file>
      <file fileId="1661">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9c9caf0153f54ff889c51015c911d1eb.pdf</src>
        <authentication>2d75976ad72bf1e564e94c10735fb860</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10862">
                    <text>H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ
ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Ayhan DOĞAN
Gaziantep Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Gaziantep / Türkiye
Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri,
değerlendirme.
ÖZET
XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya
koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır.
Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren
tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik
çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti
Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre
1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük
mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak
kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil
haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına
rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden
Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu
Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere
kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise
Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında
değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken,
Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan
Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize
Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal
barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10854">
                <text>2004</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10855">
                <text>H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10856">
                <text>DOĞAN, Ayhan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10857">
                <text>Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri, değerlendirme.  ÖZET  XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır. Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre 1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken, Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10858">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10859">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10860">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10861">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1852" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="2678">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7f56d8a741d6ee9ea37c812b41a75e4c.docx</src>
        <authentication>8da2cb3df869d4bf1e0d2a39ab1d0606</authentication>
      </file>
      <file fileId="2679">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6652960a9e62a5a24910f0a62363ae20.pdf</src>
        <authentication>2d75976ad72bf1e564e94c10735fb860</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="15217">
                    <text>H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ
ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Ayhan DOĞAN
Gaziantep Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Gaziantep / Türkiye
Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri,
değerlendirme.
ÖZET
XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya
koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır.
Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren
tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik
çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti
Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre
1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük
mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak
kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil
haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına
rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden
Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu
Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere
kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise
Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında
değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken,
Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan
Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize
Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal
barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15210">
                <text>1951</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15211">
                <text>H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15212">
                <text>DOGAN, Ayhan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15213">
                <text>Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri, değerlendirme.  ÖZET  XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır. Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre 1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken, Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15214">
                <text>IBU Publishing</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15215">
                <text>2013-05-03</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="15216">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
