<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=129&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-16T12:47:21+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>129</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1388" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1698">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fa7459775f35af2658044e319a2264d4.docx</src>
        <authentication>77260123d69ca9aa0cbf2ff1f6e7defc</authentication>
      </file>
      <file fileId="1699">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3e3d0b3ea418c51899c7a23c0f4c5b92.pdf</src>
        <authentication>2232af2cd63f5f200ee2a38c8e7df352</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11009">
                    <text>KIRIM’IN POLIETNIK ORTAMINDA TÜRK VE SLAV DILLERININ IŞLEVI:
KIRIMTATAR, RUS VE UKRAYNA DİLLERİ ÖRNEĞİYLE
Ranetta GAFAROVA
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Filolojisi Fakültesi, Simferopol /
Ukrayna
Anahtar Kelimeler: Alıntı, interferens, onomastik, Polietnik ortam.
ÖZET
Ukrayna’da çok milletli bölgelerin siyasi ve sosyal sorunlarıyla birlikte farklı dillerin
işlevi sorunu üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kırım Yarımadası bazı milletlerin
diasporası için yerleşke olmuş, bazı halklar içinse köklü ve tarihi yerleşme yeridir. Bununla
Kırım çok önemli, bir o kadar da zor bir bölgeyi teşkil eder. Buradaki dil çeşitliliği tabii
demografik sayıyla denktir. Rus ve Kırımtatar dilleri ilk sırayı alırken, Ukrain dili üçüncü
pozisyondadır. Fakat bu üçü dil durumunu dengelemekten uzaklar. Çalışmamızın maksadı:
çokdilli Kırım’da diller işlevinin teorik temelini oluşturulma denemesi. Böyle işleve dil
taşıyıcılarının hazır olup olmamalarının tespiti. İnceleme esnasında çokdilli Kırım’da dillerin
işlekliği kaydedilmiştir, farklı dil seviyelerinin interferens derecesi ölçülmüştür. Kırım Türk
Tatar dilinin leksik zenginliği bölgenin yerli halklarına (aborjinlerine) dostluk münasebeti, refah
ve eminlik ortamında hayatını sürdürme olanağını sunmaktadır. Kırım yer adları (kırımtatar
toponimisi) Ukrayna’nın güneyini tamamıyla kaplamıştır. Kırımtatar dili ise Rus dilinin halk
ibarelerini, deyimlerini almıştır. Tarihi, siyasi veya sosyokültürel etkiye bağlı olarak bir insan
bireyi, etnik hüviyeti ne ise, psikolojik olarak değişebilir, farklı kültür etkisinde kalabilir ve
anlam dünyası farklı manalarla zenginleşebilir. Kırım’ın Slav halkları Türk asıllı kelimeleri
dillerinde alıntı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Türkçeden alıntılar bir çok kategoride
toplanabilir: esnaf terminolojisi, diğer profesyonel alanları terim sözler. Aynı süreci Kırımtatar dilinde
de görebiliriz. Anadilimiz bu Polietnik(çok milletli) bölgenin aktif oyuncusudur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11001">
                <text>1868</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11002">
                <text>KIRIM’IN POLIETNIK ORTAMINDA TÜRK VE SLAV DILLERININ IŞLEVI: KIRIMTATAR, RUS VE UKRAYNA DİLLERİ ÖRNEĞİYLE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11003">
                <text>GARAFOVA, Ranetta</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11004">
                <text>Anahtar Kelimeler: Alıntı, interferens, onomastik, Polietnik ortam.  ÖZET  Ukrayna’da çok milletli bölgelerin siyasi ve sosyal sorunlarıyla birlikte farklı dillerin işlevi sorunu üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kırım Yarımadası bazı milletlerin diasporası için yerleşke olmuş, bazı halklar içinse köklü ve tarihi yerleşme yeridir. Bununla Kırım çok önemli, bir o kadar da zor bir bölgeyi teşkil eder. Buradaki dil çeşitliliği tabii demografik sayıyla denktir. Rus ve Kırımtatar dilleri ilk sırayı alırken, Ukrain dili üçüncü pozisyondadır. Fakat bu üçü dil durumunu dengelemekten uzaklar. Çalışmamızın maksadı: çokdilli Kırım’da diller işlevinin teorik temelini oluşturulma denemesi. Böyle işleve dil taşıyıcılarının hazır olup olmamalarının tespiti. İnceleme esnasında çokdilli Kırım’da dillerin işlekliği kaydedilmiştir, farklı dil seviyelerinin interferens derecesi ölçülmüştür. Kırım Türk Tatar dilinin leksik zenginliği bölgenin yerli halklarına (aborjinlerine) dostluk münasebeti, refah ve eminlik ortamında hayatını sürdürme olanağını sunmaktadır. Kırım yer adları (kırımtatar toponimisi) Ukrayna’nın güneyini tamamıyla kaplamıştır. Kırımtatar dili ise Rus dilinin halk ibarelerini, deyimlerini almıştır. Tarihi, siyasi veya sosyokültürel etkiye bağlı olarak bir insan bireyi, etnik hüviyeti ne ise, psikolojik olarak değişebilir, farklı kültür etkisinde kalabilir ve anlam dünyası farklı manalarla zenginleşebilir. Kırım’ın Slav halkları Türk asıllı kelimeleri dillerinde alıntı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Türkçeden alıntılar bir çok kategoride toplanabilir: esnaf terminolojisi, diğer profesyonel alanları terim sözler. Aynı süreci Kırımtatar dilinde de görebiliriz. Anadilimiz bu Polietnik(çok milletli) bölgenin aktif oyuncusudur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11005">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11006">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11007">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11008">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1389" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1700">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0f84cccf71ba8dd6c8b4990232312097.docx</src>
        <authentication>17a981f5381a5659b889167f3aba9f1b</authentication>
      </file>
      <file fileId="1701">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c5c8a7d33ed4a5850b4abeb481064b07.pdf</src>
        <authentication>4671f67a42e7f143a381622099bbeb84</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11018">
                    <text>İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDE BASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK
BAŞKALDIRI
Sevda GEÇEN
Bitlis Eren Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Bitlis / Türkiye
Anahtar Sözcükler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma.
ÖZET
Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen
başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur.
Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin
başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez
sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve
ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen
öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde
taşıyan birey için kabul edilmezdir. Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan
Özel, “kadirşinas itaatsiz’ kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne
çıkan her türlü baskı, zorlama ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60’lı yılların baskı
dönemlerine şahit olan Özel, bu dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç
dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter;
diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış.
Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor
olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç
dünyasıyla dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun
şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını
görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel şiirlerindeki baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine
yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1702">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8d28e570da01792144beb64dc740b590.doc</src>
        <authentication>26e8d602094d38f35d0d1d0cf55ffaa2</authentication>
      </file>
      <file fileId="1703">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b39077d75d45c7dbbf66c3ed94b29641.pdf</src>
        <authentication>4fe937a34a85e8242905166f4693c47d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11019">
                    <text>İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDEBASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK
BAŞKALDIRI
Sevda GEÇEN1
Özet
Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen
başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur.
Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin
başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez
sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve
ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen
öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde
taşıyan birey için kabul edilmezdir.
Küçüklüğünden bu yana anti-otoriter bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz‟
kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama
ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60‟lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu
dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye,
adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı
altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki
baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi
değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla dış dünya arasındaki
çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine
karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel
şiirlerinde baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma

1

Bitlis Eren Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, svd_gcn@hotmail.com

�REBELLION ELEMENTS IN ISMET OZEL'S POETRY/ REBELLION AGAINST AN
OPPRESSIVE AND AUTHORITARIAN SYSTEM
Abstract
According to Hebrew and Greek histories, rebellion -meaning “non-compliance,
objection, uprising and rioting”- forms commencement of the colossal history of humanity.
Taking place in almost every period during history, rebellion has been the starting point of
revolutionary changes. Rebellion, at the basis of which lies the sense of rightfulness and justice,
usually develops as a reaction against limitations, oppression and authority. Oppression,
authority and limitations, arising from political and ideological bigotry and performed by the
pioneers of the system who want to be the sole and master power in societies, are strictly
unacceptable for an individual with an independent soul.
Özel, having been an anti-authoritarian since his childhood, wishes to live an honourable
life with his "appreciative disobedient" character. He revolts against all the pressures,
enforcements and limitations against this will. Experiencing the oppressive periods of the 1960's,
Özel goes through a deep mental conflict situation during this time. On the one hand stands his
rebellious character resisting against unfairness, compliance, injustice and inequity, on the other
hand there is the suppressing, limiting and quietening environment. Along with the gulf between
his own values and the functioning of the system, the martial law, increasing oppression in
society and the restrictions of his period directs him to the tragedy of conflict between his inner
world and the world outside, and consequently to poetry. In his poetry, we observe and feel the
reflection of rage against pressure and authority in the form of rebellion. The subject of our study
is the research of the rebellion element against an oppressive and authoritarian system in İsmet
Özel's poetry.
Key Words: İsmet Özel, self-worth, oppression and authority, limitation

1. Başkaldırı
Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen
başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur.
Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin
başlangıcı olmuştur.

�Yunan mitolojisinde, Tanrı‟ya karşı gelerek başkaldırının evrensel boyuttaki simgesi
haline gelen Prometheus, insanların daha iyi yaşam koşullarında yaşaması için Tanrı‟dan ateşi
çalar ve insanlığın hizmetine sunar. Mitolojinin yanı sıra, Kutsal Kitapta geçen Âdem ve
Havva‟nın Tanrı‟nın buyruğuna karşı gelerek yasak meyveyi yemeleri başkaldırının ilk insandan
beri tarihte var olduğunun ifadesidir. Fromm‟a göre Âdem ile Havva “… ana rahminde ceninin
varoluşu gibi doğanın içindeydiler. İnsandılar ama henüz insan değildiler. Derken bütün bu
düzen, bir kurala itaatsizlik etmeleriyle değişti. Dünya ile anne arasındaki bağlarını kopararak,
göbek bağını keserek insan öncesi uyumdan insan doğdu. Böylece de bağımsızlık ve özgürlük
yolunda ilk adım atılmış oldu. İtaatsizlik Âdem ile Havva‟yı özgür kıldı. (2001, 8) Dolayısıyla
insanoğlu, başkaldırı eylemiyle cennetten çıkıp kendi gücünü ve iradesini ortaya koyabileceği
yeni bir dünyanın kapısını aralamış; koca bir insanlık tarihini başlatmıştır.
Camus tarafından ahlaki bir edim olarak görülen ve Tanrısal erk tarafından insan fıtratına
yerleştirilen başkaldırı, İslami inancın da özünü teşkil eder. İslamiyet‟in temel esaslarından olan
Kelime-i Tevhit, Arapça “Hayır, yok” anlamına gelen “La” sözcüğü ile başlar. Bu bağlamda,
Kelime-i Tevhit, Tanrının varlığını ve tekliğini mutlak gerçeklik olarak kabul eden bireyin bu
gerçeklik karşısındaki her şeye karşı, önceden yapmış olduğu bir başkaldırısıdır. Tevhidin bir
“başkaldırı serbestisi” ( Bekiroğlu 2008, 7) olan “La” sözcüğü ile başlaması, başkaldırının dini
bir değer olduğunun sözcükbilimsel göstergesidir.
Tarih sahnesinde çokça karşımıza çıkan başkaldıran insanları, Abert Camus “Hayır diyen
biri.”(Camus 1995, 21) olarak tanımlar. Başkaldıran insan, saçma olanı kesin bir hayır çizgisiyle
reddeder ve bu hayır‟ın karşısına, evet‟lediği/ onayladığı değerleri koyar.
Haklarının ve varoluşunun bilincine varmış bir kişinin absurde karşısındaki tutumu olan
başkaldırı, ontolojik bir değer arz eder. Aklını rehber yapan, düşünen ve sorgulayan bireyin,
ahlaki değerleri önceleyerek yaşama yön vermesi ile yaşam içerisinde radikal biçimde “varım”
deyişi, varoluşunu onaylayan kesin bir ifadesidir. Bununla birlikte “Başkaldırmada insan sadece
kendini onaylamakla kalmaz, aynı zamanda başkalarıyla dayanışma içine girerek, başkalarının
da varlığını onaylar.” (Gündoğan 1997, 169). Bu yönüyle başkaldırı, “ille ve yalnızca ezilmişte
doğmaz, başka birinin ezilişini görmekten de doğabilir” (Gündoğan 1997, 14) Bireysel olarak
başlayan başkaldırı, insanlığın felaketleri karşısında, toplumsal bir nitelik kazanır ve Camus‟ nün
cogitosunda “Başkaldırıyorum öyleyse varız.” şeklini alarak toplumsal dayanışmayı sağlayan bir
değer olarak belirir. Bu bağlamda başkaldırıya toplumsal sorumluluğun getirdiği bilincin ışığında
varoluşsal bir anlam yüklenir.

�Öte taraftan ahlaki bir değer olan başkaldırının temelinde yatan şey “haklı olma durumu
ve adalet duygusu” dur. (Gündoğan 1997, 115-116) Dinamizmin tohumunu içinde taşıyan birey,
bir noktadan sonra yanlış gördüğünü kabul etmez, boyun eğmez. Buna karşılık doğru olanın,
kendisi ve toplumu için faydalı olanın gerçekliğini savunarak „geçerdeğer‟ olması yolunda
mücadele eder. Doğruluğuna inandığı değer yargılarının karşısında saçma olanı gören birey
kendi haklılığına inanır ve bu haklılığını savunma ihtiyacı hisseder. Ötekiler tarafından varlık
alanına saldırıda bulunulan, ben‟i sınırlanan ve bu sınırlama içerisinde özgürlüğü yoksanan kişi,
ötekinin bu yaptırımlarını durdurma adına sınırları çizen bir hayır ifadesiyle kendi varlığını ve
değerlerini önceler; ötekinin varlık alanına müdahale etmesini engeller. “Kendi hakkını korumak
durumunda olan başkaldıran insan, kendisine haksızlık etmek isteyen başkalarına karşı kendi
varlığını onaylamakta ve kendini bir değer olarak ortaya koymaktadır. (…) başkaldıran insan, bir
değer oluşturan insan olduğu için başkaldırma da, bir değer oluşturmaktadır.” (Gündoğan 1997,
168) Bununla birlikte belirtilmelidir ki “Başkaldırı hiçbir zaman tüm özgürlük isteme değildir.
Tam tersine tüm özgürlükten davacıdır.” (Gündoğan 1997, 261) “Başkaldıran kişi kendinden
güçlü olanın kendisine karşı kullandığı sınırsız özgürlüğe karşı çıkar. Bundan dolayı başkaldıran,
kendisi için özgürlük ister ama onun istediği özgürlük, başkasının varlığı üzerinde egemen olma
ya da başkasının varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir özgürlük değildir.”( Gündoğan 1997,
149)
2. İsmet Özel Şiirlerinde Otorite ve Baskı Düzenine Başkaldırı
Hak ve özgürlüklerin kısıtlanması durumu olarak tanımlanabilecek baskı, “egemen
olanın, aynı zamanda belirleyici ve genelgeçer olabilmek için kendi dışındakilere zorluklar
çıkarması, zor kullanması” dır.(Emre 2004, 50) Tarihte de çokça yaşanan ve çoğu zaman siyasi
ve ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan baskı, psikolojik bağlamda irdelendiğinde bir „korkaklık ve
özgüvensizlik‟ zafiyetlerinin ürünü olduğu söylenebilir. Nitekim kendi gücüne inanmayan,
yargılarının doğruluğunu ve yeterliğini savunamayan egemen/düzen öncüleri, egemenliğini
kaybetme korkusunu taşırlar. Farklılıkları hiçe sayan, farklı olan görüşlerin doğruluk ve değer
payını sıfıra indirgeyen düzen öncüleri, sahip oldukları siyasi ve ideolojik bağnazlıkla istedikleri
düzeni sağlamak adına, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isterler. Egemenliklerini
korumak için diğerleri üzerinde zorbalığa dayanan bir baskı ve otorite düzeni kurmayı temel
çözüm yolu olarak görürler. Ne var ki uygulanan bu baskılar kimi zaman bir takım kesimlere
boyun eğdirmeyi başarmışsa da çoğu zaman özgürlük tohumunu içinde barındıran insanın karşı
koyuşuyla/başkaldırısıyla karşılaşmıştır.

�Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz‟
kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama
ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60‟lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu
dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye,
adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı
altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki
baskının artması, bir yasaklar döneminin yaşanıyor olması; şairi, bu trajik durumu isyancı bir
söylemle dile getirmeye yöneltir. “Sanatın ve şiirin kaynağında insanın trajedisi vardır. İnsanın
trajedisi, onun „‟iç dünya‟‟sıyla „‟dış dünya‟‟sı arasındaki çatışmadır.”(Güdek, 2005) Yaşadığı
yasaklar döneminde kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla
dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve
otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz.
Gür sesin derin haykırışlara dönüşerek şiiriyet kazandığı “Evet! İsyan” şiiri her
kelimesiyle ruhta derin etkiler yaratan bir başkaldırı şiiridir. Şiirdeki başkaldırı, baskı ve
sınırlandırılmışlık dönemlerine yönelik bir tarzda hayata tutunma ile belirir:
Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim
göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
…
Evet!İsyan/Erbain, s. 97
Darbe ve baskıların yaşandığı tarihimizde 28 Şubatların acısının ruhunda yarattığı derin
acıların dile getirildiği şiirde dönemin mahpusluğu „demirden sağnaklar‟ ifadesiyle imlenir.
Sevdiğim olarak nitelendirilen hayat, acı çekmiş, şefkate muhtaç bir sevgili olarak belirir.
Nitekim darbe ve baskılarla en çok ona zulmün yapıldığı bir düzende yaşam nice baharlarını,
güzel günlerini ve sabahlarını darbelere kurban vermiştir:
Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın
varınca bayrakları, marşları duyuyorum
başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor
durup dineliyorum bütün taframla
bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün
hantal yüreklerin olduğu orda.

�Evet!İsyan/Erbain, s. 97
Günün en temiz, en yeni ve ilk zamanı olanı sabahın tüm güzellikleri rejim öncüleri
tarafından yontulmuştur. Bu yontulma işlevi ise zihinlerde yine baskı ve zorlamayı uyandıran bir
alet olan „keser‟ ile gerçekleştirilmesi varolan zorbalığın simgesel ifadesidir. Öte taraftan var
olan zorbalığın/darbelerin zafer nidaları olarak beliren marşlara, bu marşların esir aldığı dünyaya
ve bütün bunlara karşı hiçbir eylemde bulunmayan “hantal yüreklere” karşı isyan bayrakları
çekilir. Öfkeyle beliren bu başkaldırı ise, öfkenin biyolojik dışavurumu olan „yumruk‟ ile
somutlaştırılır. „Dinelmek/dimdik durmak‟ sözcükleri ise başkaldırının/ karşı koymanın bedensel
bir ifadesi olarak belirir.
Özel şiirlerinde ahlaki bir değer olarak kabul edilen ve yüceltilen mücadele, genel
itibariyle „aşk, sevda, yaşam‟ gibi metaforlar dahilinde daimi bir olumlama ile belirir. Evet!İsyan
şiirinde de aşk diye karşımıza çıkan mücadelenin ta kendisidir:
Kesik kolları var aşkın
döl ve inat barındıran.
Evet!İsyan/Erbain, s. 98
Mücadelenin simgesel ifadesi olan aşk, „çoğaltan, bütünleyen, oluşturan‟ olmasıyla
varoluşsal bir öz taşır ve daimi bir tutkuyu imler. Ne var ki şiirde aşkın kolları kesilmiştir. Baskı
ve otorite rejimine karşı verilen mücadelenin aldığı darbeler „aşkın kesik kollarının olması‟
durumuyla imlenir. Birincil anlamıyla insan uzuvlarından olan ve insanın iş görmesi için önemli
işleve sahip olan kolların yokluğu şiirde mücadelenin durdurumuna yönelik darbeleri imler. Öte
taraftan mücadelenin şimdi‟sinin umutsuzluk ile verilen hal‟i gelecekte umutluluk durumu ile
birlikte verilir. Nitekim aşk içinde “inat ve döl” barındırır. Rejimin yok etmek istediği ancak yok
edemediği mücadelenin simgesi olan “aşk”ın, bu yok ediciliğe karşı öfkesi “döl ve inat”
barındırması ile imlenir. İnatla düzenin kaosuna karşı koyan, tümleştirici ve çoğaltıcı
özellikleriyle yaşamın manevi değerlerini koruyan aşk/mücadele, henüz „kirlenmemiş,
ötekileşmemiş bireylerin tohumunu‟ da içinde taşır. Bu bağlamda aşkın içinde döl ve inat
barındırması, her şeye rağmen yitirilmeyen umutluluk durumunu imler. Yitirilmeyen umutlar ise,
yok edilen değerlerin yeniden gelişinin müjdecisi olması itibariyle düzene ve düzenin yok
ediciliğine karşı yapılmış bir başkaldırıdır. Şiirin devamında umudun gece karanlığındaki „ay
ışığı‟ ile vücut bulduğuna şahit oluruz:
Ay vurunca çatlatır göğsümdeki mahşeri

�çünkü kavganın göbeğidir benim yerim
canlarım, kollarında Parti pazubentleri
dik başlar, erkek haykırışlarla
göndere, en yukarlara çekiyorlar
En yukarlara çatlıycak kadar aşkî yüreklerini.
Evet!İsyan/Erbain, s. 99
İnanılan değerler uğruna verilen mücadelelerin anlatıldığı şiirde, mücadele atmosferi
„kavganın göbeği‟ olarak betimlenir. Şiirde kavganın/mücadelenin ortasında inandıklarını
haykıran ve inançlarının karşısında yer alan her şeye başkaldıran bir sesin “erkeksi
haykırışlarını” duyarız. Gecenin/kaosun içerisindeki aydınlığın simgesi olan „ay ışığı‟ şairin
ruhunda uyarıcı bir işlev görür. Işığını güneşten alan ve geceyi aydınlatan ay, karanlığın
içerisindeki umudun simgesidir. Kaosun içerisinde az da olsa ışığı gören şair, ışığın karanlığı
tamamen örtmesi arzusuyla ruhunda derin çatışmalar yaşar. Bu çatışmalar ise şiirde „mahşer‟
metaforuyla imlenir. Mahşer sözcüğü; kalabalığın, kargaşanın, bilinmezliğin simgesel açılımı
olması itibariyle ruhtaki çatışmaların yoğunluğunu ifade eder. Öte taraftan şiirde „bayrak‟
imgesinin zihinlerde uyandırdığı özgürlük, bağımsızlık kavramları aşkın barınağı olan yürek
imgesine yüklenmiştir. Bu bağlamda “göndere çekilen yürek” in ruhta yarattığı imgelem gücü,
özgürlük sevdasının en gür haykırışı olmuştur.
“Marksist söylemin ilk boyutlu ve öncü şiiri olması bakımından” (Korkmaz 2005, 292)
önem arz eden Partizan şiiri “1960 sonrası devrimci gençliğin yaşadığı çarpıntıların, arayışların,
bulguların şiiridir”( Behramoğlu 1995, 108; Korkmaz 2005, 292) :
Gırtlağımda bir harf büyüyor
buna dayanacağım
dişlerim kamaşıyor yıldızlardan
buna da.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir.
Artık yırtarak açtığımız zarflarda
ne kargış, ne infilak
yalnız

�koynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi.
Partizan/Erbain, s. 65
Bireyin içinde biriken öfkenin kusmuğu olarak her an ağızdan çıkması muhtemel olan
sövgü harf metaforuyla imlenir. Bu öfke ise düzene ve düzene boyun eğen şehirli insanlara
yöneliktir. Kapitalist sistemin, yabancılaşmanın konumlandığı mekan olarak beliren şehirler
labirent sokaklarında bireylerin kendilik değerlerini kaybettiği yerlerdir. Bütün bu düzene ve
kaybedilen değerlere yönelik başkaldırı ise genç bir ergenin cesediyle dile getirilir. “Yaşamın
umuda dönük yüzü olan çocuklar”(Korkmaz 2008, 156) ve gençler Özel anlatılarında kaybedilen
değerlerin taşıyıcısı olması itibariyle düzenin yok etmek istediği fertler olarak ortaya çıkar.
“Koynunda isyan işaretleri” taşıyan sisteme boyun eğmeyen bireyin sonunda düzene yenik
düşerek yok oluşa sürüklenmesi „çaresiz‟ liğin açımlanmış halidir. Bu fertlerin ölümlerinin ise
zarflardan gelen bir haberle öğrenilmesi modernizmin getirdiği değer yitiminin trajik bir
göstergesidir. Gelenekte sevgiliden haberi, müjdeyi simgeleyen mektup/ zarf, taşıdığı önem
açısından hassasiyetle açılırken, yeni düzende yırtılarak açılmaktadır. Nitekim zarflar/mektuplar
ruhunu yitirerek sistemin bir nesnesi olmuştur. Artık sevgiliden haber getiren bu yönüyle kutsi
önem arz eden bir değer değil, düzenin kurumsal bildirilerinin iletimini sağlayan bir araçtır.
Şiirin devamında ise başkaldırı radikal söylemlerle vücut bulur:
Radyodan silah sesleri geliyor
ter kokusu geliyor, ayak
aksayan bir şey örtüyor
yüreğimin kabzasını
olmadık sesler geliyor radyodan
beynimde korkunç bir vida olarak
ergen ölüleri
artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam
boyunbağımın ve gülüşümün o kirli
rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.

�…
Partizan/Erbain, s. 69
Radyodan gelen ter/emek kokularına, mücadele çağrılarına(silah sesleri) ve inandıkları
için savaşanların yaşamlarını yitirmesine evinden radyo dinleyerek iştirak eden bireyin, düzenin
içindeki esareti sunulur. Şiirde, İhtilal‟ in mücadele boyutu silah sesleri imlenir ve bu sesler ise
düzen içerisine hapsolmuş bireylere bir çağrıdır. Düzenin köleliğini benimsemiş insanına,
ihtilal/başkaldırı çağrısı olan „silah sesleri‟, „emek‟i sembolize eden „ter kokusu‟ ile birlikte
modernizmin simgesi olan radyodan ulaşır. Savaş hengamesinin radyodan öğrenilmesi, mücadele
dışında oluşun göstergesidir. Mücadele dışında olan birey bu mücadeleyle birlikte mücadelede
yaşamını yitiren ergen ölümlerini de radyodan duyar. Önüne gelen her şeyi yok eden bir canavar
görünümüne sahip rejim, inandıklarını savunan ergenleri genç yaşlarında ölüme mahkum etmiş,
yaşamın geleceğe dönük yüzlerini yok ederek geleceği kaosa gebe kılmıştır. Tüm bu yaşananlar
olayları dışarıdan seyreden ve şehrin içinde hapsolan bireyin ruhunda derin çatışmalara ve
huzursuzluklara yol açar. Öyle ki şiirde beyne çivilenen ergen ölümleri haberinin, ruhunda
yarattığı derin kırılmalar, bir nesneyi duvarı delerek monte etmeye yarayan vida nesnesi ile
somutlaştırılır. Nitekim o mücadelenin dışında kalmış şehrin bürokrasisine hapsolmuştur. Şiirde
bu hapislik boyunbağı/kravat ile imlenir. Şiirde kravat sözcüğünün yerine “boyunbağı”
sözcüğünün tercih edilmesi, çağın esaretine mahkum olan bireylerin kölelik vasıflarını imlemesi
açısından manidardır. Öte taraftan darlaşan mekan olan şehirde, sistemin insanlara giydirdiği
kıyafetler içerisindeki duyarsızlık hali, mücadele karşısında tüm olanlara seyirci kalmak “kirli bir
rahatlık” olarak ifadelendirilir.
Zulüm ve baskı dünyanın neresinde olursa olsun aynı duyarlılık ve samimiyetle bu
vahşete başkaldıran Özel, isyanını evrensele ulaşan bir söylemle dile getirir. Şair, baskı ve
zulmün tüm dünyaya yayıldığı bir dönemde, olan bitene sessiz kal(a)maz ve insanlığın gördüğü
zulme engel olmaya, ezilenlerin haklarını savunmaya çalışır. Bu mücadeleyi ise şiirlerinde zulme
karşı yapılan savaş olarak nitelendirir ve bu savaşın gerekliliğini isyankar bir söylemle ifade
eder:
…
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur
çünkü biz savaşmasak

�Uzak Asya’dan çekik gözlerimiz
Küba’dan kıvırcık sakallarımızla
Savaşmasak
Güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu’da
Ke San’da, Kandehar’da ümüğüne basılır mı vahşetin.
Sevgilim Hayat/Erbain, s. 110
Şiirde zulmün, bireyin ve kozmosun ontolojik tükenişine sebep olması durumuna “etlerin
gökyüzünü kokutması” ile gönderme yapılır. Kozmosun yaşamı imleyen, var eden, huzur veren
tanrısal yüzünün, “insan etleri ile kokması”; zulüm karşısında başkaldırmayan, mücadele
etmeyerek yaşananlara göz yuman kişilerin gerçekleşen tinsel ölümlerinin habercisidir. Baskı ve
zulmün ulusal biçimi Kozlu‟daki kömür ocakları ile imlenirken, evrensel mahiyetteki tezahürleri
“Uzak Asya, Ke San, Kandehar” olarak simgeleşir. Öte taraftan şiirde savaşın/mücadelenin
merkezi olarak beliren Küba, komünist duyarlılıkla yürütülen mücadelenin evrenselliğini imler.
Özel, „Aynı Adam‟ şiirinde hayat için verilen mücadele karşısında baskı ve otorite
düzeninin zorbalığını eleştirel bir söylemle dile getirirken bu düzene yönelik başkaldırısını
„dünyaya doğru yürümek‟ le dile getirir:
Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
…
Hayatın bana başat
Bana avrat oluşunu öğrendim
İşçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
On beşinde bir arkadaş
İnancını savunurken yargıca
Anladı bulana durula akmakta olan şeyi
Aynı Adam/Erbain, s. 116
Yaşamı boyunca inandığı değerlerin savunucusu olan şair, inandıklarını savunanların
yaşantılarını isyan dolu sözlerle anlatırken, “dünya üzerine yürümek” ile “yaşanan zulümlere
boyun eğmeyeceğinin” haberini verir. İnançlarını savunanların inançlarıyla beraber temel
gerçeklikleri olan yaşamlarının da ellerinden alınarak susturuluşu var olan zulmün trajikliğinin

�göstergesidir. Nitekim “kafalarını kullananların kafalarının kesildiği”(Dündar 2010) baskı ve
otorite toplumlarında, düşünmeyen, sorgulamayan, haklarını aramayan sömürülmeye açık
bireyler arzulanır. Yaşamı ıskalama lüksü olmayan, yaşamak için tek şansları olan ezilenler, bu
şanslarını mücadeleden yana kullanmış ne var ki bu mücadele zulme yenik düşmüşlerdir. Şiirde
“işçiler ve on beşinde genç” inancın savunucuları olarak belirirken “kurşun, yargıç ve baskı”
susturulmuşluğun simgesel açılımlarıdır.
Özel, yaşamı ve insanı irdelediği Amentü şiirinde baskı ve sınırlandırma dönemlerindeki
ruh halini, düzenin kaosu imleyen kirliliği ile birlikte verir:
“Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
Her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
Gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
Resimli bir kitaptan çalardım hayatımı”
Amentü/Erbain, s. 177
Beyaz rengi ile saflığın, temizliğin sembolü olan kar, kışın berrak yüzüdür. Gökyüzünün
tabiata naif bir hediyesidir. Var edici ve temizleyici gücüyle tanrısal olanı imler. Tinsel bağlamda
ise arınmışlığın simgesidir. Şiirde kar kirli dünyanın karşısına konumlandırılır. Öyle ki kötücül
unsurların hüküm sürdüğü dünya ontolojik bir kirlenme içerisindedir. “Kar yağarken kirlenen bir
şeydi benim yüzüm” ifadesiyle karın temizleyici gücünün, düzenin kirliliğine etki edemediği
gerçeği verilir. Tanrısal bir arındırma işlevine sahip olan karın yağması temiz simaların
kirlenmesine engel olamaz ve bu temiz simalar kirli dünyadan nasibini alırlar. Ruhlara sinmiş bu
kirlilik ise kolay kolay temizlenmeyecek niteliktedir. Öyle ki şair, düzenin kirlettiği ruhunu
temizlemek için “kusmak” eyleminin kurtarıcı işlevine sığınır.

Midenin kabul etmediği

besinlerin dışarıya atılması olarak ifadelendirilebilecek kusma eylemi şiirde ruhun temizlenmesi
arzusunun somut görüngüsüdür. Birey kendine bulaşan tüm iğretileri ve kirlilikleri kusarak
ruhunu temizlemek/ arındırmak ister. Öte yandan şiirde “gece” imgesi kötü oluşların habercisi
olarak belirir. Işığın yokluğu ile beliren karanlığın tüm kainatı kapladığı gece, tehlikelerin
dorukta olduğu bir zaman dilimi olması itibariyle kargaşa, güvensizlik, korku gibi duyguların
zihinsel uyarıcısıdır. Dünyanın içerisinde bulunduğu kaos hali şiirde gece imgesiyle verilir. Tüm
bunlara karşı yaşama tutunma ile başkaldıran ben, düzenin yok edici yönünü ve kirlenen ruhların
tükenişe sürüklenme korkusunu „ıslık‟ ile aşmaya çalışır. Sesin var edici gücüne sığınır. Şiirde
kaosun aşılması için sığınılan bir diğer unsur ise sanatın/resmin var edici gücüdür. Anlatıcı ben,
içinde bulunduğu dünyadan kaçmak ister ve gerçekte başaramadığı bu durumu zihninde,

�kitaplardan kalma bir görüntüyle yakalamaya çalışır. Varolan dünyanın korkunç gerçekliği
resmin/sanatın hayaldeki koruyuculuğu ve güzelliği ile aşılmak istenir. Resimdeki hayatın
ödünçlenmesiyle „gerçekliğin korkunçluğu‟ ndan „hayalin huzuru‟ na sığınılır.
Özel şiirlerinde masumiyetin, kirlenmemişliğin simgesi olan çocuklar, gelecek tasarımları
olarak belirirler. Bu yönüyle geleceği yeniden kurmak isteyen şair, onları korumak için elinden
gelen her şeyi yapar ve yaşamı „onlar adına savaşma‟ olarak nitelendirerek yaşamının kaynağına
onları koyar. Ne var ki tüm mücadelelere rağmen çocukların da bu düzen oyunlarına kurban
verilmesinin önüne geçemez. „Of Not Being A Jew‟ şiirde bu duruma yönelik başkaldırı dikkat
çeker:
…
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek
Acılardır paylaşan çocukları
Gün geldi paylaşıldı acılar
Çocuklar paylaşıldı
Of Not Being A Jew, s.160
Şiirde bozulan düzenin sonunda çocuklara ulaşmasının trajedisi sunulur. „Acıları
paylaşmaz‟ diye ifadelendirilen çocuklar yaşamın acı yüzüne rağmen gülmeyi başarabilen, mutlu
olabilen umut tohumlarıdır. Acılardan uzak yaşaması gereken/acıları paylaşmayan çocuklar,
acılar tarafından paylaşılan birer nesne konumuna indirgenmiştir. Geleceğin umut yüzü olan
çocukların paylaşılma eyleminin edilgenliğine büründürülmesi, metalaştırılması düzenin
bozulmuşluğuna gönderilen eleştiri oklarıdır. Düzen öncülerinin/ dünya patronlarının, tüm
dünyaya hakim olma isteğinin bir dışavurumu olan paylaşma, “DasMann‟laşmış”(Magill 197,
25) insanın içindeki sınırsız arzularının hırsla bütünleşen yaptırımlarıdır. Bu hırsın çocukları da
kapsaması, düzenin ve geleceğin bozulmuş, karanlık yönünü ifade eder.
Düzenin karanlık yönüyle birlikte kapitalist sistemin tüketimi aşılayan reklamcı
anlayışının ironi ile birlikte verildiği „Esenlik Bildirisi‟ susturulmuşluğa yönelik bir
başkaldırıdır:
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
Kin, kusturur insanı; adına çıdam denir
Susulunca tutulan çetele simsiyahtır

�O siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir.
Esenlik Bildirisi/Erbain, s. 173
Düzenin reklamvari sloganlarıyla süren yaşam, tüm acıları ört pas eden bir yapaylığa
sahiptir. Öyle ki bireyin içinde bulunduğu acı çekme haline sloganı imleyen bir ifadeyle
olumluluk kazandırılmaya çalışılır. Şiirde bu durumun eleştirisi ise “Acı duymak ruhun
fiyakasıdır.” ifadesiyle vücut bulur. Yaşanan acılara sabır göstererek katlanma, yapılanlar
karşısında susma/susturulma ise derin bir kinin oluşumuna neden olur. Susturulmuşluğun
karanlık dünyası, içinde derin bir öfke ve kin barındırır. Düzenin baskı ve zorbalığı karşısında
susma/ susturulma durumu, içindeki kini gelecek günlere taşıması ile şiirde “gür ve bereketli”
olarak ifade edilir. Bu bağlamda şiirde düzene ve düzenin susturucu otoritesine karşı gelecekteki
intikamı haber verme ile başkaldırılır. Öte taraftan, zorbalığı benimseyen bir düzende, şair
başkaldırısını da zorbalığı ifade eden bir söyleme dile getirir:
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
Ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
Haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
Yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
Esenlik Bildirisi/ Erbain, s. 174
Zorba düzenin zorba insanı başkalarının değerini hiçe sayan, elindeki gücü hak olmayan
bir durumda kullanan, tiranlaşmış bir canavardır. Ne var ki toplumun, yapılan yanlışlar ve bu
zorbalıklara verdiği karşılık “başkaldırma, karşı gelme” yerine onları alkışlama ile belirmiştir.
Haklıların hor görüldüğü ezildiği, zorbaların ise alkışlandığı, kahraman ilan edildiği düzende
tiran tiplere duyulan saygı ve hürmet şairi isyana zorlar. “Ez, canavar dedir, haksızlık et”
haykırışlarıyla şiirde yer edinen başkaldırı, doğruyu gösterebilmek için yanlışın ne olduğunu
anlatmak gerektiğine dair empatiye dayanan bir yol ile varlık kazanır. Öte taraftan hayatın;
ezilen, hakkı yenen, hor görülen için mücadele edenlerin yanında değil de, tiran tiplerin yanında
oluşu şairi isyana sürükleyen başka bir sebeptir. Öyle ki bu isyan adaletini yitiren yaşamdan “öç
almak” istemiyle dışa vurulur.
Baskı ve otorite düzeni, insanı sadece düzenin var olmasını sağlayan bir meta olarak
görür ve ona verdiği değer de dolayısıyla meta değeridir. İnsan hayatının hiçlenmesi, insani
değer ve kutsiyetlerin değersizleştirilerek varlık alanına yönelik suçlar işlenmesi şairin ruhunda

�derin çatışmalara sebep olur. Bu durumun isyanı “Kanla Kirlenmiş Evrak” şiirinde şöyle vücut
bulur:
“Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
Tabutumun üstünde zar atıyorlar
Cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır.”
Kanla Kirlenmiş Evrak/Erbain, s.159

Kişinin birincil değerleri diğer insanlar için önem arz etmez ise bu durum diğerlerinin
ötekileşmesine ve birey ile ötekiler arasında çatışmaların var olmasına sebep olur. Şiirde, birey
için önem arz eden değerlerin diğerleri/ötekiler tarafından hiçlenişi isyankar bir söylemle belirir.
Şiirde birey için en temel/en birincil gerçeklik olan yaşam metalaştırılmış, başkalarının üzerinde
oyun oynadığı bir kumar hüviyetine büründürülmüştür. Şans oyunlarının birincil nesnesi olan
„zar‟ yaşamın metalaştırılmasının simgesel ifadesidir. Tabut ise ölümü sembolize eder. Bireyin
ölümü üzerine oynanan oyunlar, onun birincil gerçekliği olan yaşamının başkaları tarafından
hiçlendiğinin göstergesi olarak belirir. Öte taraftan yine var eden, çoğaltan, açımlayan değerler
olarak beliren “aşk ve inançlar”ın durumu da yaşamla benzerdir. Varlık alanına yönelik işlenen
bir suç olarak beliren „işgal‟, bireyin ötekilere karşı güçlü bir öfke duymasına sebep olur. Bu
öfke ise işgali anlatan isyankar bir söylemle belirir. Öte taraftan “Yazdığım her dizenin bir
hikayesi vardır.”(WSNBD, 26) diyen Özel‟in şiirlerinin bir „ben şiiri‟ olduğu göz önüne alınırsa
şiirde geçen “cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır” ifadesi hayatındaki değişimlere paralel
olarak yorumlanabilir. Öyle ki, yaşamının her döneminde eninde sonunda yalnızlık ile baş başa
kalan Özel, babasının ölümüyle de tüm aile çevresi ve akrabalarıyla iletişimi kesilir. Yalnızlık ve
bırakılmışlık duygularını derinden duyumsayan şair, yalnızlığını eski dostlarından/adreslerinden
umut kalmayışı ile ifade eder. Bu bağlamda değerlerinin ve birincil gerçekliklerinin hiçlendiği ve
yalnızlığını derinden duyumsadığı bir dünyada, şairin hayatı hakkında karanlık sözler yazması
tabii karşılanmalıdır.
Sonuç
Sonuç olarak kendini “Tevarüs edilmemiş asalet ve kadirşinas itaatsizlik”
özellikleriyle tanımlayan ve yaşamı boyunca otantiklik arayışı içerisinde olan Özel‟in temelde
tek bir amacı vardır: “Hayatı dokunulur kılmak.” Öte taraftan bu amacını sadece kendisi için

�değil, tüm bir insanlık için güder ve amacına ulaşmak için bireyselden toplumsala açılan bir
perspektiften yaşam boyu süren bir mücadele sergiler. Yaşamsal bir anlam yüklediği şiir ise
mücadelesinde onu yalnız bırakmayan yegane dostudur. Ona göre şiir bir hak arama dilidir.
Şiirle yaşama tutunmaya çalışan şair, yine şiir ile bu yaşamı anlamlı kılmaya, yaşanılabilir
hale getirmeye çalışır. Zulüm ve haksızlığa yönelik başkaldırıyı şiirleri aracılığıyla dile getirir.

KAYNAKÇA
Bekiroğlu, Nazan, (2008), La Sonsuzluk Hecesi, Timaş Yay., İstanbul
Camus, Albert, (1995), Başkaldıran İnsan, (Çev. Tahsin Yücel), Can Yay., İstanbul
Deveci, Mutlu, (2012), Varoluş ve Bireyleşme Açısından Ferit Edgü Anlatılarında Yapı ve
İzlek, Akçağ Yay. Ankara
Emre, Ali, (2004), Yozlaşma ve Baskı Ortamında Sanat, Hece Dergisi “Hayat- EdebiyatSiyaset Özel Sayısı, S.90/91/92, Hece Yay., Ankara
Fromm, Erich, (2001), İtaatsizlik Üzerine, (Çev. Ayşe Sayın) Kariyer Yay. İstanbul
Gündoğan, Ali Osman, (1997), Albert Camus ve Başkaldırma Felsefesi, Birey Yay., İstanbul
Korkmaz, Ramazan, (2005), Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı, Grafiker Yay. Ankara
_______, _______, (2008) Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri,
Ankara, Grafiker Yay.
Magill, Frank N., (1971), Egzistansiyalist Felsefenin Beş Klasiği, (Çev.Vahap Mutal) Hareket
Yay. İstanbul
Özel, İsmet, (2011), Erbain, Şule Yay., İstanbul
____, ____, 2011), Of Not Being A Jew, Şule Yay., İstanbul
____, ____, (2011), Waldo Sen Neden Burada Değilsin?, Şule Yay., İstanbul
____, ____, (2010), Şiir Okuma Kılavuzu, Şule Yay., İstanbul
Tüzer, İbrahim, (2008), İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat, Dergah Yay., İstanbul
Dündar, Can, (2010), Günümüz Gerçekleri, http://kamilece.blogspot.com/2010/12/gunumuzgerceklerican-dundar.html

�Güdek, Orhan, (2005) İsmet Özel’in Şiir Okuma Kılavuzu, Akademik Yazılar,
http://turkoloji.cu.edu.tr/YENI%20TURK%20EDEBIYATI/orhan_gudek_ismet_ozel.pdf

KISALTMALAR
WSNBD :

Waldo Sen Neden Burada Değilsin?

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11010">
                <text>2291</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11011">
                <text>İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDE BASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK BAŞKALDIRI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11012">
                <text>GEÇEN, Sevda </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11013">
                <text>Anahtar Sözcükler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma.  ÖZET  Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur. Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde taşıyan birey için kabul edilmezdir. Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz’ kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60’lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel şiirlerindeki baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11014">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11015">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11016">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11017">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1390" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1704">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dfecf1e536501bb60b3a66447794aaea.docx</src>
        <authentication>2c23e8135ed937ae57c9f40228dbbf3d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1705">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/157c4a8877ea0252ed911abb21eaabd9.pdf</src>
        <authentication>33be2b3e267e6957b6c7777317db86d7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11028">
                    <text>BOSNA-HERSEK’TE MEHMET AKİF ETKİSİ
Genç Osman GEÇER
Niğde Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Niğde /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Mehmet Akif, Sebilürreşat, Misbah/Yeni Misbah.
ÖZET
Türk edebiyatı tarihinde çok az sayıda yazar hem yaşadığı dönemde hem de öldükten
sonra doğup yetiştiği ülke sınırlarının dışında da tanınıp bilinmiş, fikirleri ve sanat anlayışı uzak
coğrafyalara ulaşmak suretiyle geniş bir alanda etkili olabilmiştir. Mehmet Akif Ersoy daha
hayatta iken bu geniş etki alanına ulaşmış ve başta İstanbul olmak üzere fikirleri ve sanat anlayışı
bugünkü Anadolu sınırlarını aşarak geniş Türk kültür coğrafyasına yayılmıştır. Bu kültür
coğrafyalarından biri de Bosna-Hersek’tir.1878’de Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan
Devleti tarafından işgali, bu ülkede başta siyaset olmak üzere, kültürel alanda da çok ciddi
sorunların doğmasına neden olmuştur. Daha önce yüzünü İstanbul’a dönük tutan ve her anlamda
buradan beslenen Bosna-Hersek aydını yüzünü Viyana başta olmak üzere Batı’ya çevirmiştir. Bu
dönüş, Bosna-Hersek’in en geniş manada Osmanlı kültür dairesinden çıkmaya başladığının
ifadesi olmuştur. Bu kopuştan rahatsızlık duyan ve ilişkileri güçlendirmek isteyen bazı Boşnak
aydınları İstanbul ile yeniden temasa geçmeye başlamışlardır. Bunların başında Salih Safvet
Başiç gelmektedir. Başiç, tahsil hayatını İstanbul’da tamamlamış ve 1910 yılında BosnaHersek’e dönmüştür. 1912 yılında Bosna-Hersek Cemiyeti İlmiyesi tarafından çıkarılmaya
başlanan Misbah, sonradan Yeni Misbah adını alan mecmuada Türkçe makaleler yazmış;
makalelerinde sık sık Akif’e atıfta bulunmuştur. Misbah ve Yeni Misbah sadece Başiç’in
makaleleriyle değil aynı zamanda Sebilürreşat’ta yayınlanan Akif’in makalelerini “Akif’ten Bir
Vaaz” genel başlığı altında Arap harfli Boşnakça olarak tercüme etmek suretiyle okuyucularına
ulaştırmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un Bosna-Hersek’te tanıtılması ve dolayısıyla geniş bir etki
alanı oluşturması hem Sebilürreşat aracılığı ile hem de İstanbul’da tahsil görmüş Boşnak
aydınları vasıtasıyla olmuştur. Bu sayede Akif sınırlarımızın çok uzağındaki Müslümanların
uyanışına vesile olmuştur. Boşnakları da çilesine ortak eden Akif Türkiye’deki kadar etkili
olmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1706">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b76e8eb7ea583ec8bf9c91824df8643d.docx</src>
        <authentication>f43727a0aef1f807b42cb402b855ddb0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1707">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cda28c73eaf62029e2dc7f568c46d5fb.pdf</src>
        <authentication>a260e4543f19c4f502b3568ccfcd0db1</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11029">
                    <text>BOSNA-HERSEK’TE MEHMET AKİF ETKİSİ

Genç Osman GEÇER1
Özet
Türk edebiyatı tarihinde çok az sayıda yazar hem yaĢadığı dönemde hem de öldükten
sonra doğup yetiĢtiği ülke sınırlarının dıĢında da tanınıp bilinmiĢ, fikirleri ve sanat anlayıĢı
uzak coğrafyalara ulaĢmak suretiyle geniĢ bir alanda etkili olabilmiĢtir. Mehmet Akif Ersoy
daha hayatta iken bu geniĢ etki alanına ulaĢmıĢ ve baĢta Ġstanbul olmak üzere fikirleri ve sanat
anlayıĢı bugünkü Anadolu sınırlarını aĢarak geniĢ Türk kültür coğrafyasına yayılmıĢtır. Bu
kültür coğrafyalarından biri de Bosna-Hersek‟tir.
1878‟de Bosna-Hersek‟in Avusturya-Macaristan Devleti tarafından iĢgali, bu ülkede
baĢta siyaset olmak üzere, kültürel alanda da çok ciddi sorunların doğmasına neden olmuĢtur.
Daha önce yüzünü Ġstanbul‟a dönük tutan ve her anlamda buradan beslenen Bosna-Hersek
aydını yüzünü Viyana baĢta olmak üzere Batı‟ya çevirmiĢtir. Bu dönüĢ, Bosna-Hersek‟in en
geniĢ manada Osmanlı kültür dairesinden çıkmaya baĢladığının ifadesi olmuĢtur. Bu kopuĢtan
rahatsızlık duyan ve iliĢkileri güçlendirmek isteyen bazı BoĢnak aydınları Ġstanbul ile yeniden
temasa geçmeye baĢlamıĢlardır. Bunların baĢında Salih Safvet BaĢiç gelmektedir. BaĢiç, tahsil
hayatını Ġstanbul‟da tamamlamıĢ ve 1910 yılında Bosna-Hersek‟e dönmüĢtür. 1912 yılında
Bosna-Hersek Cemiyeti Ġlmiyesi tarafından çıkarılmaya baĢlanan Misbah, sonradan Yeni
Misbah adını alan mecmuada Türkçe makaleler yazmıĢ; makalelerinde sık sık Akif‟e atıfta
bulunmuĢtur. Misbah ve Yeni Misbah sadece BaĢiç‟in makaleleriyle değil aynı zamanda
SebilürreĢat‟ta yayınlanan Akif‟in makalelerini “Akif‟ten Bir Vaaz” genel baĢlığı altında
Arap harfli BoĢnakça olarak tercüme etmek suretiyle okuyucularına ulaĢtırmıĢtır.
Mehmet Akif Ersoy‟un Bosna-Hersek‟te tanıtılması ve dolayısıyla geniĢ bir etki alanı
oluĢturması hem SebilürreĢat aracılığı ile hem de Ġstanbul‟da tahsil görmüĢ BoĢnak aydınları
vasıtasıyla olmuĢtur. Bu sayede Akif sınırlarımızın çok uzağındaki Müslümanların uyanıĢına
vesile olmuĢtur. BoĢnakları da çilesine ortak eden Akif en az Türkiye‟deki kadar etkili
olmuĢtur.
Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Mehmet Akif, SebilürreĢat, Misbah/Yeni Misbah

1

Yrd. Doç. Dr., Niğde Üni. Fen-Ede. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, gencgecer@hotmail.com

1

�MEHMET AKİF’S EFFECT ON BOSNIA-HERZEGOVINA
Abstract
At the history of Turkish Literature very few writers have been known not only in his
country but also out of his country‟s borders both during his life and after his death. Such
writers‟ thoughts and art have had great effect by reaching far countries. While Mehmet Akif
was alive, he could reach such great effect and first in Ġstanbul and then out of Anatolia‟s
borders to wide Turkish cultural area. One of these cultural areas is Bosnia-Herzegovina.
In 1878, due to the occupation of Bosnia-Herzegovina by the Austro-Hungarian
Empire, some serious problems first at politics then at cultural area occured. The intellectuals
of Bosnia-Herzegovina who formerly were affected by Ġstanbul inclined to the West foremost
to Vienna. This turn showed that Bosnia-Herzegovina became out of the Ottoman cultural
effect widely. Some Bosnian intellectuals who were disturbed by this disengagement and
would prefer to strengthen the relationship started to contact with Ġstanbul again. Salih Safvet
BaĢiç was the leading of these Bosnian intellectuals. BaĢiç was educated in Ġstanbul and
returned to Bosnia-Herzegovina in 1910. BaĢiç wrote Turkish articles at Misbah published by
„The Community of Bosnia-Herzegovina Education‟ in 1912 under the name of Yeni Misbah
and often refered to Akif at his articles. At Misbah and Yeni Misbah not only BaĢiç‟s articles
but also Akif‟s articles published at SebilürreĢat under the general name of „A Sermon from
Akif‟ were reached to readers by translating in Bosnian with Arabic letters.
Mehmet Akif‟s publicizing in Bosnia Herzegovina and consequently his great effect
succeeded by favour of both SebilürreĢat and some Bosnian intellectuals educated in Ġstanbul.
Thus Akif contributed to the awakening of Muslims living far from our borders. Akif who
added Bosnians to his suffering had influence at least as much as he had in Turkey.
Key Words: Bosnia-Herzegovina, Mehmet Akif, SebilürreĢat, Misbah/Yeni Misbah

Giriş
Türk edebiyatı tarihinde çok az sayıda yazar hem yaĢadığı dönemde hem de öldükten
sonra doğup yetiĢtiği ülke sınırlarının dıĢında da tanınıp bilinmiĢ, fikirleri ve sanat anlayıĢı
uzak coğrafyalara ulaĢmak suretiyle geniĢ bir alanda etkili olabilmiĢtir. Mehmet Âkif Ersoy
daha hayatta iken bu geniĢ etki alanına ulaĢmıĢ ve baĢta Ġstanbul olmak üzere fikirleri ve sanat

2

�anlayıĢı bugünkü Anadolu sınırlarını aĢarak geniĢ Türk kültür coğrafyasına yayılmıĢtır. Bu
kültür coğrafyalarından biri de Bosna-Hersek‟tir.
Bosna-Hersek‟in fethinden baĢlayıp 1878‟de bu ülkenin Avusturya-Macaristan Devleti
tarafından iĢgaline kadar geçen dört yüzyıldan fazla zaman zarfında, hem siyasi hem de
kültürel iliĢkiler sorunsuz bir seyir izlemiĢtir denilebilir. Ancak iĢgal sonrası Bosna-Hersek‟te
Ģartlar baĢta siyaset olmak üzere, kültürel alanda da çok ciddi sorunların doğmasına neden
olmuĢtur. Daha önce yüzünü Ġstanbul‟a dönük tutan ve her anlamda buradan beslenen BosnaHersek aydını yüzünü Viya‟na baĢta olmak üzere Batı‟ya çevirmiĢtir. Bu dönüĢ, BosnaHersek‟in en geniĢ manada Osmanlı/Türk kültür dairesinden çıkmaya baĢladığının ifadesi
olmuĢtur. Bu kopuĢtan rahatsızlık duyan ve iliĢkileri yeniden güçlendirmek isteyen bazı
BoĢnak aydınları Ġstanbul ile yeniden temasa geçmeye baĢlamıĢlardır. Bunların baĢında Salih
Safvet BaĢiç gelmektedir. Bosna-Hersek ile Ġstanbul arasındaki bağları yeniden güçlendirme
görevini BaĢiç‟in üstlenmiĢ olması tesadüfî değildir. Ġstanbul ile kurulan yeni köprünün iki
önemli ayağı vardır. Bunlardan birincisi SebilürreĢad mecmuası ikincisi ise bu mecmuada
baĢmuharrirlik de yapan Mehmet Âkif Ersoy olmuĢtur.
Mehmet Âkif Ersoy‟un Bosna-Hersek‟te tanıtılması, fikirlerinin yayılması, SebirürreĢad
mecmuasında yayınladığı makalelerin BoĢnakçaya tercüme edilmek suretiyle yayınlanması
Misbah mecmuası aracılığı ile olmuĢtur. Misbah mecmuası “Bosna-Hersek Cemiyet-i
Ġlmiyesi” adıyla kurulan cemiyetin yayın organıdır. 28 Eylül 1912‟de kurulan cemiyet Misbah
adında bir de mecmua çıkarmaya karar verir. Arap harfli BoĢnakça ve Osmanlı Türkçesi ile
iki dilde yayınlanan Misbah mecmuası (Geçer, 2009: 43) Haziran-Temmuz 1913 tarihli 16.17. sayıların bir arada neĢredildiği bu nüshanın baĢ sayfasında “Tefsir-i ġerif” ana baĢlığının
hemen altında “SebilürreĢad‟dan Aynen” ifadesiyle Mehmet Âkif‟in bir Ģirini yayınlamıĢtır
(Misbah, 1913: S. 16-17, s. 1). Metin besmele ile baĢlar, Kur‟an-ı Kerim‟den alınan

ve “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Kur‟an,
2005: (39-9), 460) Anlamındaki ayetin ardından Ģiirin tamamı yayınlanır.
“Olmaz ya… Tabî‟î… Biri insan biri hayvan!
Öyleyse, “cehalet” denilen yüz karasından,
Kurtulmaya azmetmeli baĢtanbaĢa millet.
Kâfî mi değil yoksa, bu son ders-i felâket?”

3

�…
mısraları ile baĢlayan manzume;
…
“Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
Ġslâm‟ı da “batsın!” diye tutmuĢ yediyorsun!
Allah‟tan utan! Bâri bırak dini elinden…
Gir leĢ gibi topraklara kendin, gireceksen!
Lâkin ne demek bizleri Allâh ile iskât?
Allah‟tan utanmak da olur ilm ile… Heyhât!2
mısraları ile sona erer. Âkif‟in bu manzumesi Safahat‟ın Üçüncü Kitabı olan “Hakkın Sesleri”
bölümünde yer almaktadır (Düzdağ, 2009: 189-190). Bu manzume 24 Nisan 1913 yılında ilk
olarak SebilürreĢad mecmuasında neĢredilmiĢtir (Ceyhan, 1991: 405). Âkif‟in bu manzumesi
SebilürreĢad mecmuasında yayınlandıktan yaklaĢık olarak 2 ay sonra Bosna-Hersek‟te
yayınlanmıĢtır. 1913 yılının Osmanlı Devleti açısından Ģartları düĢünüldüğünde, böylesine zor
bir zamanda bu manzumenin 2 ay gibi kısa bir süre sonra Bosna-Hersek‟te üstelik de Türkçe
yayınlanıyor olması oldukça dikkat çekicidir.
Âkif, Kur‟an‟dan bir ayeti tefsir etmek amacıyla kaleme aldığı bu manzumede,
“cehalet”i yüzkarası olarak nitelendirmekte ve Balkan SavaĢı‟nın yol açtığı maddî ve manevî
yıkıma iĢaret ederek “…bu felaketten de gerekli ders çıkarılmaz ve ölüm uykusundan
uyanılmaz ise bunun sonunun ölüm olacağı…” hatırlatılmaktadır. Manzumenin vermek
istediği mesaj açıktır: “Millet cehaletten kurtulmalı ve gaflet ve atalet uykusundan
uyanmalıdır.” Manzumenin Misbah mecmuasının baĢ sayfasında yayınlanmıĢ olması benzer
bir durumun Bosna-Hersek‟te de hüküm sürdüğü, yani buradaki Müslümanların da cehaletten
kurtulmaları ve bir an önce uyanmaları gerektiği fikrini yaymak içindir. Misbah mecmuasını
çıkaran irade Âkif‟in manzumesinde ifade ettiği Ģeyleri Bosna-Hersek için de geçerli
saymıĢtır.
Misbah‟ın 10 Aralık 1913 tarihli 7 numaralı nüshasından itibaren “Mehmet Âkif: Jedan
Vaz” yani “Mehmet Âkif‟ten Bir Vaaz” baĢlığı ile bir yazı dizisi baĢlatılır. Aynı baĢlık altında
ve numaralandırılmak suretiyle yapılan bu tefrika Misbah‟ın 8. Sayısında, 2. sayfada
2

Bu manzumenin Misbah mecmuasında yayınlanan tam ve asıl metnini görmek için bk. EK.I.

4

�“Mehmet Âkif: Jedan Vaz 2”, 12 Aralık 1913 tarihli 9. Sayının 2. Sayfasında “Mehmet Âkif:
Jedan Vaz 3”, Misbah‟ın 12. Sayısında yine 2. Sayfada “Mehmet Âkif: Jedan Vaz 4”, 22
Ocak 1914 tarihli 13. Sayısında 2. Sayfada “Mehmet Âkif: Jedan Vaz 5”, 29 Ocak 1914
tarihli 14. Sayısında birinci sayfadan “Mehmet Âkif: Jedan Vaz 6” ve son olarak 15. Sayının
2. Sayfasında “Mehmet Âkif: Jedan Vaz” baĢlığı ile tefrika son bulur. Bu yazı dizisi de yine
Mehmet Âkif‟in SebilürreĢat mecmuasında yayınlamıĢ olduğu yazılarının BoĢnakçaya
tercüme edilmek suretiyle Arap harfli olarak yayınlanmıĢ halidir. Bu bakımdan yazıların
içeriği hakkında bilgi verebilmek için Arap Harfli BoĢnakçayı okuyup anlayabilmek
gerekmektedir. Böyle bir çalıĢma bir BoĢnak tarafından yapılmalıdır. Bu ve benzer pek çok
mecmua baĢta Türkçe ve Osmanlı Türkçesi bilen BoĢnak araĢtırmacıları beklemektedir.
Kanaatimizce Avusturya-Macaristan iĢgali ile I. Dünya SavaĢı arasında kalan dönemdeki
Bosna-Hersek tarihi, edebiyatı, siyasi ve sosyal hadiseleri bahsi geçen süreli yayınların gün
yüzüne çıkarılmasıyla daha anlaĢılır bir hale gelecektir.
Sebilürreşat mecmuasında Mehmet Âkif tarafından kaleme alınan makalelerin
BoĢnakçaya tercüme edilmesi ve Misbah mecmuasında yayınlanması Mehmet Âkif‟in
fikirlerine verilen önem ve desteğin bir göstergesidir. Sebilürreşad‟da daha pek çok kiĢinin
makalesi yayınlandığı halde Âkif‟in tercih edilmesi bir tesadüf olmasa gerektir. Bu bir bakıma
Âkif‟in iĢaret ettiği yolu doğru kabul etmek, onun fikirlerini Bosna-Hersek‟e de yaymak
anlamına gelmektedir.
Mehmet Âkif‟in Bosna-Hersek‟te tanıtılmasına katkı sağlayan en önemli isim ise Salih
Safvet BaĢiç‟tir. Bosna-Hersek‟in Mehmet Âkif‟i olarak nitelendirilebilecek olan BaĢiç
Âkif‟le aynı yıl doğumludur. BaĢiç‟in Mehmet Âkif‟e olan hayranlığına ve onu BosnaHersek‟e nasıl tanıttığına geçmeden önce BaĢiç‟in hayatından kısaca söz etmek gerekir. Salih
Safvet BaĢiç, geniĢ toprak sahibi, varlıklı ve saygın bir ailenin ilk erkek çocuğu olarak 11
Haziran 1873‟te Hersek bölgesinde küçük bir kasaba olan bugün Tomislavgrad diye bilinen
Duvno‟da dünyaya gelir. Babası Aliya Bey, annesi Prozor‟lu Nura Hanım‟dır. Ġlköğrenimini
doğduğu yerde tamamlayan BaĢiç Ġstanbul‟daki teyzesinin yanına gönderilir. Liseyi
tamamladıktan sonra, Fatih Camisi Medresesinde Ġslâmi ilimler alanında tahsilini tamamlar ve
1904 yılında icazet alır (Geçer, 2009: 41). 1905-1910 yılları arasında Ġstanbul‟da Mekteb-i
Saadet‟te ġarkiyat ve Din dersleri verir. 1908 MeĢrutiyet hareketine de Ģahitlik eden BaĢiç
1910 yılında Bosna-Hersek‟e, doğum yeri olan Duvno‟ya geri döner (Geçer, 2009: 42).
Ġstanbul‟da pek çok önemli tarihi olaya tanıklık eden, kendini çok iyi yetiĢtiren ve yüksek

5

�tahsili sırasında teĢkilatçılığı da öğrenen BaĢiç vatanına döndüğünde 37 yaĢındadır (Geçer,
2009: 43).
Duvno‟da kendi halinde sakin bir hayat süren BaĢiç, 1912 yılında fikirlerini ve
teĢkilatçılığını gösterebileceği çok önemli bir fırsat yakalar. Bu dönemde Bosna-Hersek
ulemasından birkaç değerli bilim adamı Ocak 1912‟de Saraybosna‟da toplanır ve “BosnaHersek Cemiyet-i Ġlmiyesi” adıyla bir dernek kurmaya karar verir. Dernek 28 Eylül 1912
günü resmen kurulur ve cemiyet Misbah adında bir de mecmua çıkarmaya karar verir (Geçer,
2009: 43). Salih Safvet BaĢiç de cemiyetin resmi yayın organı olan ve Arap harfli BoĢnakça
ve Osmanlı Türkçesi ile iki dilde yayınlanan Misbah‟ın 6. Sayısından itibaren Türkçe
makaleler yayınlamaya baĢlar (Geçer, 2009: 43).
Makalelerini doğru ve düzgün bir Osmanlı Türkçesi ile yazan Salih Safvet, Mehmet
Âkif Ersoy‟u çok sever ve yazılarında sık sık ona göndermeler ve Ģiirlerinden alıntılar yapar.
Misbah ve Yeni Misbah mecmualarını SebilürreĢad mecmuasının Bosna-Hersek‟teki
yansıması saymak nasıl mümkünse, Salih Safvet BaĢiç‟i de Mehmet Âkif Ersoy‟un BosnaHersek‟te nesir ile yükselen sesi olarak kabul etmek mümkündür. BaĢiç toplumsal meselelere
yaklaĢırken Âkif gibi düĢünür (Geçer, 2009: 20).
BaĢiç, 30 Nisan 1914 tarihli Yeni Misbah‟ın 5 numaralı sayısında yayınladığı
“Matbuatın Ehemmiyeti” baĢlıklı makalesinde SebilürreĢad‟ı övdükten sonra bu mecmuada
yazan isimleri ve ehemmiyetlerini Ģu cümlelerle ifade eder:
“Bugün merkez-i muallâ-yı hilafette çıkan ve Ferid, Fatin, Âkif, ġemseddin beyler gibi
esatize-i kiram hazeratının dinî, ahlakî, felsefî, ictimaî makalat-ı müfidesini neĢreden
Sebilürreşad gazetesinin âlem-i Ġslâmiyet‟e ettiği ve etmekte bulunduğu hizmetlerin fevkinde
bir hizmet etmek adeta beĢeriyetin vüsati haricindedir.”
BaĢiç makalesinin devamında ise SebilürreĢad mecmuasının önemine dikkat çeker ve
bu mecmuayı almayı, okumayı ve tavsiye etmeyi dini bir vazife sayarak Ģunları söyler:
“SebilürreĢad‟a abone olmak ve öyle bir mecmua-i ilmiyeyi her yerde istemek, talep
etmek Müslümanlar üzerine bir vazife-i umumiyedir. SebilürreĢad gazetesini okumak bir
kütüphaneye kapanıp da, daima tetebbuat-ı zatiyede bulunmaktan daha faidelidir. Zira bir
adam ne kadar âlim, ne kadar muktedir olursa olsun SebilürreĢad‟ın sütunlarını makalat-ı
müfide ile tezyin eden mütehassısların fevkinde olamaz. Hulaseten Ģunu diyebiliriz ki
SebilürreĢad adi bir gazete değildir; mütalaası umuma lazım bir mecmua-i ilmiyedir. NeĢr-i
maarif vazife-i mühimmesiyle mükellef olan cemiyetimizin azasından her birisine lazım bir
6

�kitab-ı müstecmiü‟l-fevaittir. Binaenaleyh SebilürreĢad‟ı umum ihvana tavsiye eylemeyi
vecaibden addeylerim.”
BaĢiç, SebilürreĢad ve dolaysıyla Mehmet Âkif‟in fikirlerine çok büyük bir önem verir.
Onun kurtuluĢ reçetesine inanmıĢtır. Hayranlığı Âkif‟e bir methiye yazacak kadar estetik bir
düzlemede kendini gösterir. BaĢiç, 26 ġubat 1914 yılında Misbah‟ın 18. Numaralı sayısında
“Tahdis-i Nimet” baĢlıklı bir makale yayınlar. Misbah‟ın birinci sayfasında yayınlanan bu
makale ve içerisinde yer alan manzum methiye tamamen Mehmet Âkif‟e hasredilmiĢtir.
“Hakikat ve selamet gibi iki lâzıme-i edebiye ile icra-yı ihtiĢam eden ve maa‟l-iftihar
genç üdebamız tarafından peyderpey lisan-ı mahallimize tercüme edilen dinî ve içtimaî
makalatın muharriri, Darülfünun-ı Osmanî muallimlerinden Ģair-i hikmet-güftar, edib-i celilasar “Safahat” sahibi Mehmet Âkif Beyefendi Hazretlerine:
Olmamak mümkün mü meftûn fazlına âlî-himem?
Safha-yı kırtası tezyîn eyledikçe Ģiirlerin
Âlem-i Ġslâmı ikaz eyleyen hikmetleri
Lef ü neĢr etmektedir sanatça ulvî Ģiirlerin
Vâcib-i tebcîl ü takdîs-i umum, “Hak Sesleri”
Pek büyük bir aĢk ile ifhâm edendir Ģiirlerin
Menba-ı ilm ü hikemdir nüsha-i vaaz u edeb
Câmi-i ahkâm-ı Kur‟andır musanna Ģiirlerin
Her dü âlemde saadet-i mucip insâniyeti
Pek suhûletle bize ta‟lim edendir Ģiirlerin
Nev-usûl üzre küĢâd ettin bize ders-i edeb
Hikmet-i Ġslâm‟ı takdîr eyleyendir Ģiirlerin
Az mı mazmûn, az mı mana, az mı hikmet gösterir?
Çok mu meĢgul etse her sahib-i kemâli Ģiirlerin
Dâim ol fazlına istidad-ı umum-ı müslimîn
NeĢr-i nûr etsin cihâna hikmet-âmiz Ģiirlerin” (Misbah, 1914: S. 18, s. 1)

7

�Âkif nasıl ki bütün Ġslâm âleminin yegâne kurtuluĢunu ilimde, fende ilerlemek ve
gerçek dini öğrenerek hurafelere kapılmadan dosdoğru yaĢamakta gördüyse BaĢiç de bütün bu
fikirleri Bosna-Hersek Müslümanları için bir tavsiye olarak sürekli onlara hatırlatmıĢtır.
BaĢiç, Âkif‟ten aldığı bu enerjiyle baĢta Bosna-Hersek Müslümanları olmak üzere diğer Ġslâm
ülkelerinin geri kalmıĢlığını tembelliğe ve bilgisizliğe bağlar. BaĢiç de, tıpkı Âkif gibi, Ġslâm
âleminin tembellikten ve cahillikten kurtulabileceğine inanır. Tavsiyesi durmadan çalıĢmaktır.
“O halde, sosyal ve fen bilimlerinde, ahlakta yükselmek ve ilerlemek idealimiz olmalı, bu
konuda çok çalıĢmalıyız!..” der. Ümitsiz değildir ve bu konuda BaĢiç, Âkif‟in ümitsizliği asla
onaylamayan Ģu mısralarına sığınır:
“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak
Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.”
Mehmet Âkif, hayatında Bosna-Hersek‟e hiç gelmemiĢtir. Hicaz‟a gitmiĢ, Almanya‟ya
gitmiĢ, Mısır‟da bulunmuĢ, ancak bu topraklara hiç ayak basmamıĢtır. ġair, yazar, düĢünür,
dava adamı, idealleri olan bir mustarip olarak henüz hayatta iken gelmediği bu yerlerde
tanınmıĢ, bilinmiĢ ve de sevilmiĢtir. Onun manzumeleri Balkan Ģehirlerinin bu en uzak
noktasında da o dağdan bu dağa çarparak kalpleri ve gönülleri tutuĢturmuĢtur. Bu ateĢin
yanmasında ve yayılmasında elbette Bosna-Hersek Müslümanlarının büyük payı vardır.
Âkif‟le aynı çağda yaĢayan kaç Ģair Bosna-Hersek‟te bilinir. Kaçının bir mısraı sınırları aĢıp
ovalara, dağlara çarpa çarpa yayılmıĢ ve umutsuzlara umut olmuĢtur? Mehmet Âkif‟in BosnaHersek‟te tanınmasına, bilinmesine elbette zemin hazırlayan en önemli kiĢi Salih Safvet BaĢiç
ve onun baĢmuharrir olarak yazılarını yayınladığı Misbah ve Yeni Misbah mecmuaları
olmuĢtur. Ama bütün bunların ötesinde Âkif‟i buralara getiren mucize yine onun mısralarında
gizlenen samimiyet, inanmıĢlık ve iradedir diye düĢünüyorum.

Kaynakça
CEYHAN, Abdullah, (1991), Sırat-ı Müstakîm ve Sebîlürreşad Mecmuaları Fihristi, Ankara,
Diyanet ĠĢleri BaĢkanlığı Yayınları.
DÜZDAĞ, M. Ertuğrul (2009), Safahat, Ankara, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
GEÇER, G. Osman (2009), Bosna-Hersek’te Bir Osmanlı Aydını: Salih Safvet Başiç, Tuzla,
Bosna-Hersek, Tuzla Kantonu ArĢivi Yayınları.
Kur‟an (2005), (Haz: Elmalılı Hamdi Yazır), Ġstanbul, Huzur Yayınevi.
Misbah, I. Sene, Nu: 16-17, 15 Recep-1 ġaban 1331 (Haziran-Temmuz 1913), Saraybosna.
8

�Misbah, II. Sene, Nu. 18, 30 Rabiulevvel 1332/26 ġubat 1914, Saraybosna.
Misbah, II. Sene, Nu: 7, 11 Muharrem 1332/10 Aralık 1913, Saraybosna.

9

�EK. I.
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

Misbah, I. Sene, Nu: 16-17, 15 Recep-1 ġaban 1331/20 Haziran-6 Temmuz 1913,
Saraybosna.

10

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11020">
                <text>2194</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11021">
                <text>BOSNA-HERSEK’TE MEHMET AKİF ETKİSİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11022">
                <text>GEÇER, Genç Osman </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11023">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Mehmet Akif, Sebilürreşat, Misbah/Yeni Misbah.  ÖZET  Türk edebiyatı tarihinde çok az sayıda yazar hem yaşadığı dönemde hem de öldükten sonra doğup yetiştiği ülke sınırlarının dışında da tanınıp bilinmiş, fikirleri ve sanat anlayışı uzak coğrafyalara ulaşmak suretiyle geniş bir alanda etkili olabilmiştir. Mehmet Akif Ersoy daha hayatta iken bu geniş etki alanına ulaşmış ve başta İstanbul olmak üzere fikirleri ve sanat anlayışı bugünkü Anadolu sınırlarını aşarak geniş Türk kültür coğrafyasına yayılmıştır. Bu kültür coğrafyalarından biri de Bosna-Hersek’tir.1878’de Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan Devleti tarafından işgali, bu ülkede başta siyaset olmak üzere, kültürel alanda da çok ciddi sorunların doğmasına neden olmuştur. Daha önce yüzünü İstanbul’a dönük tutan ve her anlamda buradan beslenen Bosna-Hersek aydını yüzünü Viyana başta olmak üzere Batı’ya çevirmiştir. Bu dönüş, Bosna-Hersek’in en geniş manada Osmanlı kültür dairesinden çıkmaya başladığının ifadesi olmuştur. Bu kopuştan rahatsızlık duyan ve ilişkileri güçlendirmek isteyen bazı Boşnak aydınları İstanbul ile yeniden temasa geçmeye başlamışlardır. Bunların başında Salih Safvet Başiç gelmektedir. Başiç, tahsil hayatını İstanbul’da tamamlamış ve 1910 yılında Bosna-Hersek’e dönmüştür. 1912 yılında Bosna-Hersek Cemiyeti İlmiyesi tarafından çıkarılmaya başlanan Misbah, sonradan Yeni Misbah adını alan mecmuada Türkçe makaleler yazmış; makalelerinde sık sık Akif’e atıfta bulunmuştur. Misbah ve Yeni Misbah sadece Başiç’in makaleleriyle değil aynı zamanda Sebilürreşat’ta yayınlanan Akif’in makalelerini “Akif’ten Bir Vaaz” genel başlığı altında Arap harfli Boşnakça olarak tercüme etmek suretiyle okuyucularına ulaştırmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un Bosna-Hersek’te tanıtılması ve dolayısıyla geniş bir etki alanı oluşturması hem Sebilürreşat aracılığı ile hem de İstanbul’da tahsil görmüş Boşnak aydınları vasıtasıyla olmuştur. Bu sayede Akif sınırlarımızın çok uzağındaki Müslümanların uyanışına vesile olmuştur. Boşnakları da çilesine ortak eden Akif Türkiye’deki kadar etkili olmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11024">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11025">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11026">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11027">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1391" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1708">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3fc105aea12131d845ad22987b837106.docx</src>
        <authentication>6e74f0209730a0fd28eb2ec8640bb11e</authentication>
      </file>
      <file fileId="1709">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6ff972d52451456efd430eb2e8e215d3.pdf</src>
        <authentication>1f7147b6bf4e122308ede420a80acdb2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11038">
                    <text>BERDİ KERBABAYEV’İN “ÖTEN GÜNLER” ROMANINDA TÜRKMEN
TOPLUMUNA YÖNELİK SOSYOLOJİK BİR ÇÖZÜMLEME
Ahmet GÖKÇİMEN
Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü,
Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Berdi Kerbabayev, Öten Günler, Türkmen Toplumu, Sosyolojik
Çözümleme.
ÖZET
Berdi Kerbabayev (1984-1974), sosyalist dönem Türkmen edebiyatında nazım ve nesir
türlerinde eserler kaleme alan önemli isimlerden biridir. O; şiir, hikâye, inceleme ve roman
türlerinde birçok eser verir ve eserlerinden bazıları yaşadığı dönem için ilk numuneler kabul
edilir. Örneğin yazar, 1940’ta “Aygıtlı Edim” adlı yapıtıyla ilk sosyalist gerçekçi eseri, 1974’te
“Öten Günler” ile de ilk otobiyografik romanı vücuda getirmiştir. Öten Günler, yazarın yaşlılık
devrinde kaleme aldığı bir eseri olmasının yanı sıra son romanı ve yapıtıdır. Bu eserde
Kerbabayev, doğumu 1894’ten diğer bir deyişle çocukluğundan 1924 yılına kadar yaşadığı devri
konu edinir. 1894-1924 yılları arasında yazarın başından geçen hadiseler (mesela doğduğu
coğrafya, ailesi ve eğitimi) ve tanık olduğu vakalar, ustaca bir anlatımla başkahraman Mırat
üzerinden aktarılır. Öten Günler, 1884-1924 yılları arasında özellikle eğitim, bozulan dinî
müesseseler, siyasal yapı ve toplumda yaşanan kültürel değişimi beyan eden bir edebî vesikadır.
Bu incelemede, Kerbabayev’in gözünden Öten Günler romanında verilen Türkmen halkına ait
bilgiler, sosyolojik olarak 1. Kültürel Yapı, 2. Dinsel Yapı, 3. Ekonomik Yapı ve 4. Siyasal Yapı
başlıkları altında incelenmiş, büyük değişimlerin yaşandığı devre ayna tutan ve çağın tanığı
eserin toplumsal arka planı ortaya konmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11030">
                <text>1852</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11031">
                <text>BERDİ KERBABAYEV’İN “ÖTEN GÜNLER” ROMANINDA TÜRKMEN TOPLUMUNA YÖNELİK SOSYOLOJİK BİR ÇÖZÜMLEME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11032">
                <text>GOKCIMEN, Ahmet</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11033">
                <text>Anahtar Kelimeler: Berdi Kerbabayev, Öten Günler, Türkmen Toplumu, Sosyolojik Çözümleme.  ÖZET  Berdi Kerbabayev (1984-1974), sosyalist dönem Türkmen edebiyatında nazım ve nesir türlerinde eserler kaleme alan önemli isimlerden biridir. O; şiir, hikâye, inceleme ve roman türlerinde birçok eser verir ve eserlerinden bazıları yaşadığı dönem için ilk numuneler kabul edilir. Örneğin yazar, 1940’ta “Aygıtlı Edim” adlı yapıtıyla ilk sosyalist gerçekçi eseri, 1974’te “Öten Günler” ile de ilk otobiyografik romanı vücuda getirmiştir. Öten Günler, yazarın yaşlılık devrinde kaleme aldığı bir eseri olmasının yanı sıra son romanı ve yapıtıdır. Bu eserde Kerbabayev, doğumu 1894’ten diğer bir deyişle çocukluğundan 1924 yılına kadar yaşadığı devri konu edinir. 1894-1924 yılları arasında yazarın başından geçen hadiseler (mesela doğduğu coğrafya, ailesi ve eğitimi) ve tanık olduğu vakalar, ustaca bir anlatımla başkahraman Mırat üzerinden aktarılır. Öten Günler, 1884-1924 yılları arasında özellikle eğitim, bozulan dinî müesseseler, siyasal yapı ve toplumda yaşanan kültürel değişimi beyan eden bir edebî vesikadır. Bu incelemede, Kerbabayev’in gözünden Öten Günler romanında verilen Türkmen halkına ait bilgiler, sosyolojik olarak 1. Kültürel Yapı, 2. Dinsel Yapı, 3. Ekonomik Yapı ve 4. Siyasal Yapı başlıkları altında incelenmiş, büyük değişimlerin yaşandığı devre ayna tutan ve çağın tanığı eserin toplumsal arka planı ortaya konmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11034">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11035">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11036">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11037">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1392" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1710">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0d4f44043dfc589095b4ca7f209f036d.docx</src>
        <authentication>fd781d3c2610752b17fbe093a15024fa</authentication>
      </file>
      <file fileId="1711">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7baeda0677623ed3e100c424ae6bc20e.pdf</src>
        <authentication>a5c639c5e9e640427147158385b0012f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11047">
                    <text>TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ
Meltem GÖNDEN
Akdeniz Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo TV ve Sinema, Antalya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.
ÖZET
Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken
konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden
öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli
boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul
filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin
konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihseltoplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel
çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek
altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan
filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla
birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla
çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin
temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat
eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana
çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni
profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin
edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de
Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında
değerlendirilmeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11039">
                <text>1857</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11040">
                <text>TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11041">
                <text>GONDEN, Meltem</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11042">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.  ÖZET  Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihsel-toplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11043">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11044">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11045">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11046">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1393" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1712">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e27494e814c13b421ae4b08550a15294.docx</src>
        <authentication>53510b32db886fbc4552741446f04060</authentication>
      </file>
      <file fileId="1713">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/067565bc3e384f53893359a2752c3925.pdf</src>
        <authentication>fcda9a1f8335a629a03acddf88b8d8f5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11056">
                    <text>KOMPLİMENTİ U TURSKİM DARAMAMA
Merima GRABČANOVİĆ
Tuzla Üniversitesi, Felsefe Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Tuzla / Bosna Hersek
Ključne riječi: Pragmatika, učtivost, kompliment, drama
SAŽETAK
Pragmatika je naučna disciplina koja se bavi isključivo upotrebom jezika u komunikaciji.
Tačnije, ona proučava komunikativna sredstava kao što su: na koji način čovjek daje i prima
saopštenja i od čega komunikacija zavisi u određenoj situaciji. Učtivost nas uči kako da budemo
pažljivi prema ljudima oko nas. Ovo je zapravo primjer pozitivne učtivosti. Pozitna učtivost
olakšava nam prijatnu komunikaciju. Međutim, postoji i negativna učtivost i ona stvara
neprijatnost, sukob i stres. Drama je književni oblik koji je napisan uglavnom da bi se izveo na
daskama. Dramski dijalog je dosta pogodan za analizu teorije govornih činova. Dijalog u drami
se znatno razlikuje od govora koji svakodnevno vodimo. Kompliment je riječ francuskog
porijekla (compliment) i označava pohvalu, laskanje ili udvaranje. Za komplimente možemo reći
da su najbolji primjer pozitivne učtivosti. Davanjem komplimenata činimo da se naš sagovornik
osjeća bolje i ugodnije u datom trenutku. Možemo reći da je kompliment upućen sagovorniku
jedna vrsta poklona koji nema materijani oblik. Da bismo razdvojili kompliment iz konteksta
svakodnevnog govora, moramo uočiti pretjerivanje. Pretjerivanje daje komplimentu konačan
oblik. Komplimenti su veoma bitni jer uspostavljaju bliskost sa sagovornikom i na taj način čine
da se sagovornik osjeća bolje. Komplimenti se daju najčešće za izgled, zatim za postignuće,
ličnost, imovinu i na odnos koji imaju sagovornici. U turskom jeziku kompliment (iltifat) ima
značenje poštovanje ili uljudnost. Ljudi mogu odgovoriti na komplimente na razne načine:
prihvatanje, odbijanje i izbjegavanje. Tursko društvo karakteriše pozitivna učtivost.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11048">
                <text>2018</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11049">
                <text>KOMPLİMENTİ U TURSKİM DARAMAMA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11050">
                <text>GRABCANOVIC, Merima</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11051">
                <text>Ključne riječi: Pragmatika, učtivost, kompliment, drama  SAŽETAK  Pragmatika je naučna disciplina koja se bavi isključivo upotrebom jezika u komunikaciji. Tačnije, ona proučava komunikativna sredstava kao što su: na koji način čovjek daje i prima saopštenja i od čega komunikacija zavisi u određenoj situaciji. Učtivost nas uči kako da budemo pažljivi prema ljudima oko nas. Ovo je zapravo primjer pozitivne učtivosti. Pozitna učtivost olakšava nam prijatnu komunikaciju. Međutim, postoji i negativna učtivost i ona stvara neprijatnost, sukob i stres. Drama je književni oblik koji je napisan uglavnom da bi se izveo na daskama. Dramski dijalog je dosta pogodan za analizu teorije govornih činova. Dijalog u drami se znatno razlikuje od govora koji svakodnevno vodimo. Kompliment je riječ francuskog porijekla (compliment) i označava pohvalu, laskanje ili udvaranje. Za komplimente možemo reći da su najbolji primjer pozitivne učtivosti. Davanjem komplimenata činimo da se naš sagovornik osjeća bolje i ugodnije u datom trenutku. Možemo reći da je kompliment upućen sagovorniku jedna vrsta poklona koji nema materijani oblik. Da bismo razdvojili kompliment iz konteksta svakodnevnog govora, moramo uočiti pretjerivanje. Pretjerivanje daje komplimentu konačan oblik. Komplimenti su veoma bitni jer uspostavljaju bliskost sa sagovornikom i na taj način čine da se sagovornik osjeća bolje. Komplimenti se daju najčešće za izgled, zatim za postignuće, ličnost, imovinu i na odnos koji imaju sagovornici. U turskom jeziku kompliment (iltifat) ima značenje poštovanje ili uljudnost. Ljudi mogu odgovoriti na komplimente na razne načine: prihvatanje, odbijanje i izbjegavanje. Tursko društvo karakteriše pozitivna učtivost.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11052">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11053">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11054">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11055">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1394" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1714">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fd10a2c5cb02729f2dae1dfa37d34cd4.docx</src>
        <authentication>40af831539e6b31299b8ca68cadac4bb</authentication>
      </file>
      <file fileId="1715">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/29cb5e1b1dd81c7ef89ff66019b305f9.pdf</src>
        <authentication>5bf497712e40968b6bcde2da9a9a2fcb</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11065">
                    <text>ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USÛLÜ
Taner GÖK
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Çanakkale / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Şem’î, klasik şerh, tercüme.
ÖZET
16. yüzyılda yaşamış olan Şem’î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şarihidir.
Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan
Şem’î’nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine olmak
üzere birçok şerhi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Şem’î’nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla
Câmî’nin Subhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya
çalışılacaktır. Şem’î, şerhlerinde, kelimelerin lügat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları
verdikten sonra müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek
klasik şerh yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem’î,
metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı
hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin
tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman birebir
tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en önemlisi de
çağdaşı ya da sonraki dönem şarihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri sözdizimsel
farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir. Şem’î’nin ölümünden bir yıl önce
kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma, onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin
belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1716">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/1a6c1a0d954696cdee32a5b114eda1c0.docx</src>
        <authentication>23574fdaa861ed9e522e17a88e7d24f3</authentication>
      </file>
      <file fileId="1717">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/296ee947f0c5a42edc160f00c8e24999.pdf</src>
        <authentication>ed35f3735a7e4d9bd22e03f625433d2a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11066">
                    <text>ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USULÜ
Taner GÖK
Özet
16. yüzyılda yaşamış olan Şem‟î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şârihidir.
Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan
Şem‟î‟nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî‟nin eserleri üzerine
olmak üzere birçok şerhi bulunmaktadır.
Bu çalışmada, Şem‟î‟nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla Câmî‟nin Subhatü‟l-Ebrâr
adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Şem‟î,
şerhlerinde, kelimelerin lugat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları verdikten sonra
müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek klasik şerh
yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem‟î,
metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı
hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin
tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman
birebir tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en
önemlisi de çağdaşı ya da sonraki dönem şârihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri
sözdizimsel farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir.
Şem‟î‟nin ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma,
onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.
Anahtar Kelimeler: Şem‟î, klasik şerh, tercüme.

THE INTERPRETIVE STYLE IN ŞEM’Î’S ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR
Abstract
Şem‟î- a sixteenth century author- was the first writer to put together an analysis of the
first Turkish Mesnevi. Şem‟î set the foundations for poetry analysis which has taken an
important role in Classical Turkish Literature. Apart from the Mesnevi analysis Şem‟î is the
author of numerous analysis's of Sadî, Hâfız and Molla Câmî's literary works.


Arş. Gör., Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, tanergok@comu.edu.tr

�In this essay, Şem‟î's analysis, results and techniques of the famous Persian master
Molla Câmî's Subhatü‟l-Ebrâr will be taken into consideration. His innovative approach to
literary interpretation has made him a true master. Following his analysis of the dictionary,
abstract and original text meanings of the words Şem‟î examines the writers essential meaning
by conforming to the classical analysis techniques, meanwhile adding a personal
approach. Şem‟î does not analyze the literary piece word by word, instead he chooses to put
forth the core meaning of the piece; he does this by analyzing and interpreting the couplets
and key words used in the work; as for the remaining parts he simply translates. In this
interpretation by Şem‟î the use of the following sets him apart from his contemporaries: the
word by word translation of the verses and couplets, the detailed explanation of the Persian
couplets and most importantly and something rarely seen in his predecessors and successors
was his elaborate explication based on syntactic difference. It is these specific techniques
which stand out in the work analyzed in this essay.
This work based on the interpretation put forth by Şem‟î one year before his death will
help spread and develop his interpretive style.
Key Words: Şem‟î, classical interpretation, translation

Şem’î Şem’ullâh
Şem‟î, şerh ettiği eser sayısının çokluğuyla dikkat çeken bir şârihtir (Serh-i Gülistân,
Serh-i Dîvân-ı Hâfız, Serh-i Divân-ı Sâhî, Serh-i Bahâristân, Serh-i Pend-i Attâr
(Saâdetnâme), Tuhfetü‟l-Âsıkîn, Serh-i Bostan, Serh-i Mantık-ı Tayr, Şerh-i Mesnevî, Serh-i
Tuhfetü‟l- Ahrâr, Serh-i Subhatü‟l- Ebrâr, Serh-i Mahzen-i Esrâr). Ancak eser sayısının bu
derece fazla olmasına rağmen, Şem‟î hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır.
Şârihin eserleri üzerine yapılan çalışmaların neticeleri de birkaç ek bilginin haricinde
kaynaklarda yer alan bilgileri tekrar etmektedir. Üzerinde çalıştığımız eser, telif tarihi ve
Şem‟î‟nin bu şerhini yaşlılık dönemlerinde yazdığını belirtmesiyle, onun ölüm tarihi
konusunda son yıllarda ortak kabul gören 1602-1603 tarihini desteklemektedir. Şerh-i
Subhatü‟l-Ebrâr‟da şârihin hayatına dair diğer kaynaklarda olmayan ek bilgiler yer almadığı
için biz burada daha önce Şem‟î üzerine yapılan çalışmalardan (Akat 1999, Dündar 1998,
Öztürk 2007, Özkırımlı 1984, Ünver 1985, Ünver 1981, Keyik 2001, Koçoğlu 2009,
Karavelioğlu 2005, Dağlar 2009) yararlanarak onun hayatını özetlemekle yetineceğiz.

�Adı kaynaklarda, Şem‟î Şem‟ullah, Şem‟î Mustafa bin Çelebi Muhammed, Mustafa
Şem‟î, Şem‟î Dede, Molla Şem‟î, Şem‟î Çelebi olarak geçen Şem‟î‟nin hayatına dair en
önemli bilgilere Nev‟îzâde Atâyî‟nin Şakâyık zeylinde rastlanmaktadır. Burada yer alan
bilgilere göre Şem‟î, birçok alanda ilim tahsil etmesine rağmen dünya işlerinden feragat
ederek tasavvufa yönelmiştir. Mesnevî, Bostan, Gülistan gibi eserleri şerh etmiş olması onun
hem bir mutasavvıf hem de derin bilgilere sahip bir alim olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Nitekim Keşfü‟z-Zünûn ve Sicill-i Osmanî‟de onun medresede dersler veren bir bilgin
olduğunu belirten bilgiler mevcuttur (Koçoğlu, 2009:23).
Şem‟î hakkında bilgi veren kaynakların birçoğunda onun nerede doğduğu ve
yaşadığına dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Hediyyetü‟l-İhvân‟da yer alan bilgiye göre
Şem‟î, Anadolu kökenlidir ve İstanbul‟da yaşamıştır. Esrâr Dede ise onun Konya asıllı
olduğunu ve İstanbul‟da yaşadığını dile getirmiştir (Genç, 2000:66-67). Şem‟î, her ne kadar
Mesnevî‟yi şerh etmiş olsa da gerek bu şerhinde gerekse diğer şerhlerinde Mevlevîliği
konusunda açıklayıcı bilgiler vermemiştir. Ancak Mesnevî şerhinin VI. cildinde “Ol
Âsitâne‟ye bu kadar nisbet ü intisâb, müsebbib-i saâdet-i dâreyn idügüne hiç sekk ü reyb
yokdur.” şeklindeki ifadelerinden onun Mevlevî olduğu anlaşılmaktadır. Onun bu özelliğini
destekleyen bilgilere Mevlevî kökenli bilginlerin eserlerinde de rastlanmaktadır. Nitekim
Derviş Mahmud Dede onu şârih-i elfâz-ı Mesnevî ve Azîz-i Uhrevî lakaplarıyla anmıştır
(Öztürk, 2007:58 ).
Şem‟î‟nin ölüm tarihiyle ilgili kaynaklarda muhtelif bilgiler yer almaktadır. Atâyi,
Bursalı Mehmed Tahir, Nâimâ, Şem‟î‟nin ölüm tarihini 1000/1591-2 olarak, Kâtip Çelebi
Fezleke‟de 1000/1591-2, Keşfü‟z-Zünûn‟da ise 1005/1596-97 olarak verir. İsmail Ünver‟in
bu konuda yapmış olduğu çalışma Şem‟î‟nin ölüm tarihinin 1011/1602-3‟ten önce
olamayacağını göstermiştir. Zira Şem‟î, Mahzenü‟l-Esrâr şerhini 1011/1602-3‟te bitirmiştir
(Ünver, 1985: 38-43). Şeyda Öztürk de Sahih Ahmed Dede‟nin Şem‟î‟nin ölüm tarihini
1010‟nun sonları olarak verdiği bilgisini bize aktarmıştır.
Şerh-i Subhatü’l-Ebrâr
Subhatü‟l-Ebrâr, Câmî‟nin en özgün sayılabilecek mesnevisidir. Zira Câmî, bu
mesnevisini hiçbir şairin eserini örnek almadan yazmıştır. Ayrıca bu eserde kullanılan vezin
Câmî‟den önce hiçbir şair tarafından mesnevi yazımında kullanılmamıştır. 2875 beytten
oluşan bu mesnevi Hüseyin Baykara‟ya sunulmuştur (Câmî (Çev: Kırlangıç), 2011:17-18).

�Şem‟î, bu mesnevinin şerhini 1009 tarihinde tamamlayarak III. Mehmed‟in kapı ağası olan
Gazanfer Ağa‟ya sunmuştur. Şem‟î, bu şerhinde diğer şerhlerinde olduğu gibi akademik şerh
tekniğini kullanmakla birlikte şerhte kendine has tasarruflarda bulunmuştur.
Şem‟î‟nin şerhlerinde tercüme önemli bir yer tutmaktadır. Bu durumun farkında olan
Esrâr Dede, onun şerh tekniğine dair oldukça isabetli bir tespitte bulunmuştur; “Mesnevî-yi
şerîfün elfâz u lügâtını terceme tarzında bir matbu‟ şerh yazup Allâh Allâh muktezâ-yı intisâb
u hulûsları berekâtiyle bir rütbede meşhûr-ı âfâk olmışdur ki her diyarda nüshası ve belki her
hücrede birkaç varakası bulınmak derkârdur.” (Esrâr Dede, 2000:261)
Şem‟î‟nin tercümelere ağırlık vermesindeki önemli etken ise onun şerhlerini halkın
anlaması için yapmasıdır. Önemli gördüğü eserlerden halkın da faydalanması amacını güden
Şem‟î, şerhlerinde anlaşılır bir dil kullanarak uzun şerhler yapmak yerine tercümeye ağırlık
vermiştir. Nitekim Subhatü‟l-Ebrâr şerhinde de aynı amacı güttüğünü dile getirmiştir.
Der-beyān-ı sebeb-i şerḥ-şüden-i Subḥatü’l-ebrār Mevlānā Cāmī kaddesa’llāhu
sırrahu’l-‘azīz
Mevlānā Cāmī ḥażretlerinüŋ kaddesa‟llāhu sırrahu‟l-„azìz Subḥatü‟l-ebrār nām
kitābı ki sırr-ı tevḥìd-i sübḥānī ve rumūz u nikāt-ı yezdānī ve esrār u ma„ārif-i
ṣamedānī ve daḳāyık u ḥaḳayıḳ-ı raḥmānī ve işārāt-ı pinhānī ve naṣāyiḥ-i rūḥānī
ile memlū vü pür idügi aṣḥāb-ı dile ziyāde rūşen ü ẓāhirdür, lā-cerem bu kitāb-ı
şerīfüŋ nef„i ṭālibīne „umūm üzre olsun içün bu Şem‟ī-i ḥaḳīr-i pür-taḳsīr bu kitābı şerīfi cihānda ziyāde lutf u kerem ve nām-ı nīk ve aḫlāk-ı ḥamīde ve ef„āl-i
pesendīde ile meşhur ḫāṣṣ u „avāmm cāh u celāl ve „izz ü iḳbāl ṣaḥibi bir ṣaḥib-i
sa„ādetüŋ ṭalebi sebebiyle lisān-ı Türkīyle şerḥ idüp dībācesini anuŋ ism-i şerìfi
ile muʿanven ve vaṣf-ı laṭīfi ile müzeyyen eyledi ve Ḫudā-yı azze ve celle ol
kimseyi

raḥmeti deryāsına ġarḳ eylesün ki bu kitābdan müntefi„ ü behrever

olduḳda ol ṣāḥib-i sa„ādete ve bu ḥaḳīre cān u dilden ḥayr du„ā eyleye. (Hüdâî
Efendi, 2a)

Şem‟î‟nin bu şerhini usul açısından ele alırken metne genel ifadelerle yaklaşmak
yerine şerhte başlıkların ve beytlerin nasıl tercüme ya da şerh edildiği ayrı ayrı incelenmiş ve
şârihin şerhinde hangi usurlardan ne ölçüde yararlandığı da detaylarıyla çıkarılmaya

�çalışılmıştır. Örnekler doktora çalışması yürüttüğümüz tenkitli metinden alınmasına rağmen
nüsha farkları bu yazıda gösterilmemiştir.
Başlıkların Tercüme ve Şerhi
Subhatü‟l-Ebrâr şerhinde, başlıkların tercüme ya da şerhinde tek bir yöntem
kullanılmamıştır. Başlıkların bazıları, bütün olarak önce birebir tercüme edilmiş sonra da söz
konusu başlığın şerhi yapılmıştır. Şerhte ise beytlerde olduğu gibi önce başlıkta geçen
kelimeler hakkında bilgi verilmiş, daha sonra da yaʿnī ile başlayan kısa açıklamalar
eklenmiştir.
Münācāt der-işārāt be-bī-karārī-i şecere-i dil der-mehebb-i riyāḥ-ı ḫavāṭır-ı muḫtelife
ve ṭaleb-i tevfīḳ-i taḥḳīḳ-i suḫan ki åemere-i ān şecerest
Bu maḥall-i münācātdur ḫavātır-ı muḥtelife riyāhınuŋ mehebbinde dil şeceresinüŋ bīḳarārlıġına işāret beyānında ve taḥḳīḳ-i suḫanuŋ tevfīḳini ṭalebdür ki suḫan ol şecerenüŋ
åemeresidür. Mehebb bunda maṣdar-ı mīmī olmaḳ ensebdür ki esmek maʿnāsına olur ve ism-i
mekān olmaḳ hem ḳābildür, riyāḥ cemʿ-i rīḥdür, ḫavāṭır cemʿ-i ḥāṭıradur (åemere mīve
maʿnāsınadur, şecere dıraḫt] (Hüdâî Efendi, 33a).

Ḥikāyet-i ʿaynül-ḳużāt Hemedānī ki ez-Hemedānī mūy-şikāft her çend çün mūy ber-ḫod
ne-yāft tā be-soḥbet-i Aḥmed Ġazālī ne-şitāft ser-rişte-i īn kār ne-yāft
ʿAynü‟l-ḳużāt Hemedānī ki bisyār u cemīʿ-i ʿulūmı bilicilik sebebinden ḳılı yarardı yaʿnī
ziyāde müdeḳḳiḳ idi, sülūk aḥvāline vuṣūl bulmayup ʿaşḳ-ı İlāhīden bī-behre olduġıçün
ziyāde elem ü ġamından kendü üzre mūy gibi ḳurılurdı yaʿnī ḥadden bīrūn mużṭarib ü
munḳabıż olurdı. Mādām ki Aḥmed Ġażālī‟nüŋ ṣoḥbetine müsāraʿat eylemedi yaʿnī mādām ki
aŋa mürīd olmadı, bu kāruŋ aṣlını bulmadı yaʿnī ʿaşḳ-ı İlāhīden behrever olup sülūkda
müntehī olmadı (Hüdâî Efendi, 32a).

Eserde geçen başlıklar, yukarıdaki gibi bütün olarak tercüme ve şerh edilmelerinin
yanı sıra parçalara ayrılarak da ele alınmışlardır. Eserde normalde tek parça olan başlığı
Şem‟î, üçe ayırarak tercüme ve şerh etmiştir.
ʿIḳd-ı evvel der-derde-güşā-yı ez-güşādegī-i dil

�Evvelki ʿıḳd göŋül güşādeligünden perde-güşāylık beyānındadur yaʿnī dil nedür ve andan
murād nedir anı beyān eyler
ve beyān-ı ān ki der-pehlū-yı rāstān be-vey tüvān resīd
ve anuŋ beyānındadur rāstlaruŋ yanında irişmek mümkindür yaʿnī mādām ki bir kimse bir
mürşidüŋ ḥıdmet ü ḥużūrunda çoḳ zamān sākin olmaya ol dilden behrever olup ṣāḥib-i dil
olmaz ve ḥaḳīḳat-i dilden ḫaber bulmaz. Rāstāndan murād mürşidlerdür [resīd bunda resīden
maʿnāsınadur],
maḥrūm māned her ki der-pehlū-yı çepeş ṭalebīd
her kim ki anı ṣol ṭarafında ṭaleb eyledi ol dilden maḥrūm ḳaldı, zīrā dilden murāḍ ṣol ṭarafda
olan et pāresi degüldür ki aŋa yürek dirler, zīrā dilden murād eger ol olaydı cemīʿ-i müʾmin ü
kāfir belki cemīʿ-i ḥayvānāt heb ṣāḥib-i dil olurdı, ḥālā ki bisyār kimseden bir kimse ṣāhib-i
dildür (Hüdâî Efendi, 28b).

Şem‟î, beytlerde olduğu gibi başlıklarda da zaman zaman şerh yapmadan sadece
tercüme yapma yoluna gitmiştir. Şârihin beytlerden oldukça uzun olan başlıkları, aslına uygun
olarak birebir tercüme etmesi dikkat çekicidir.
Münācāt der-şükr-güẕārī-i niʿmet-i kelām-ı mevzūn u ṭalebkārī-i tevfīk ber āverden
delāyil hestī-i Ḫudāvendi bī çün celle ẕikruhu ve ʿamme nevāluhu
Bu münācāt mevzūn kelām niʿmetinüŋ şükrini edā idiciligüŋ beyānındadur ve bīçūn
Ḥüḍavend‟üŋ vücūdınuŋ delīllerini aşikār u beyān eylemege tevfīḳ ṭaleb idiciligüŋ
beyānındadur celle ẕikruhu ve ʿamme nevāluhu (Hüdâî Efendi, 42b).

Beytlerin Tercüme ve Şerhi
Şem‟î, eserdeki beytlerin hepsini şerh etmemiştir, birçok beyti ya sadece tercüme
etmekle yetinmiş ya da kısa bir açıklama yapmıştır.

Her çi deryūze zi-cūd-ı tü küned
Senüŋ cūd u keremüŋden her ne ki suʾāl u ṭaleb eyleye.

�Sarf-ı burhān-ı vücūd-ı tü küned
Senüŋ vücūduŋuŋ burhān u delīline ṣarf eyleye (Hüdâî Efendi, 43a).

Şem‟î, bazı mısralarda anlamın daha iyi anlaşılabilmesi için tercümelere küçük
eklemeler de yapmıştır. Aşağıdaki mısrada şeyh ve rāh-zen olmamasına rağmen şârih,
mısranın önceki beyitlerle olan bağını devam ettirmek adına, adları daha önce geçen şeyh ve
rāh-zen‟e mısranın tercümesinde yer vermiştir.
Güft der-ceyb pey-i tūşe-i rāh
Şeyḫ ol rāh-zene cevāb virüp didi yoluŋ azıġı içün ḳoynumda.
Nīst dīnār-ı zerem cüz-i pencāh
Elliden ġayrı dīnār-ı zerüm yoḳdur yaʿnī hemān elli dīnārum vardur (Hüdâî Efendi, 148b).

Anlamca birbirini tamamlayan mısralar, bu durumlarına dikkat edilerek bütün halde
tercüme edilmiş, şerhleri de bu tercümenin ardından yapılmıştır.
Z’ān teḳābül ki miyān-ı şeb u rūz
Hest bā-berd-i dey ü ḥarr-ı temmūz
Ol teḳābül ü żıddiyet sebebinden ki ḳışuŋ berdi ve temmūzuŋ ḥarrı ile şeb u rūz ortasında
vardur yaʿnī bunlaruŋ mābeyninde teḳābül ü żıddiyet muḳarrer olduġı gibi ehl-i ẓāhir ü ehl-i
bāṭın mābeyninde hemçünān teḳābül ü żıddiyet åābit olduġından ötüri bu beytüŋ maʿnāsı
mābaʿdında vāḳiʿ olan üç beyte bile maṣrūfdur. Berd ṣovuḳ, dey ḳış, ḥarr ıssı, temmūz
maʿrūfdur [teḳābül żıddıyet] (Hüdâî Efendi, 48a).

Bazı beytler de şerh yapılmadan bir arada tercüme edilmiştir.
Gerd ez-ān bāz rehā kerde zi ḳayd
Müteʿāḳib dü se mürġābī ṣayd

�Ol ḳayddan rehā eylenmiş ṭoġandan birbiri ardınca iki üç ördek ṣayd u şikār eyledi (Hüdâî
Efendi, 78b).

Şem‟î, tercümelerinde bazen bütünlüğü sağlamak adına birinci mısrada yer alan
kelimeyi ikinci mısraya bağlayarak açıklamış ve bunu neden yaptığını da izah etmiştir.
Gerçi der-baḥr-i büved keştīvār
ʿĀḳibet ḫuşk leb āyed be-kenār
Egerçi deryāda ola līkin ʿāḳibet kenāre keştī gibi ḫuşk leb gele keştīvaruŋ maʿnāsı mıṣrāʿ-ı
åānīnüŋ maʿnāsına ṣarf olınmaḳ enseb idügi rūşendür, egerçi mıṣrāʿ-ı evvelüŋ maʿnāsına ṣarf
olınmaḳ hem mümkindür [vār bunda teşbīh içündür] (Hüdâî Efendi, 122a).
Farklı Tercüme-Şerh İmkan ve İhtimallerinin Değerlendirilmesi
Şem‟î‟nin şerhlerini diğer şerhlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, şârihin
kelimelerin sıralanışına, gramer özelliklerine, anlamlarına, harekelenişine ve birbiri arasındaki
terkiplerine göre beyitlere birden fazla anlam vermesidir. Klasik şerhlerde bir beytin ya da
mısranın birden fazla tercümesinin yapılması pek karşılaşılan bir durum değildir. Şem‟î, yeri
geldikçe beytlerin “Bu hem vechdür” kalıp ifadesiyle alternatif tercümelerini yapmıştır.
Aşağıdaki mısrada geçen hüner kelimesini hem gerçek anlamıyla hem de “hüner
sahibi kişiler” olarak iki şekilde anlamlandırmak mümkündür. Şem‟î, bu iki ihtimali de
dikkate alarak tercümesini iki değişik şekilde yapmıştır.
Genc-i zer-i pīş-i hüner çīzī nīst
Sīm ü zer genci üzre yaʿnī hüner ḳatında ve hünere nisbet bir nesne degüldür. Bu hem
vechdür, genc-i zer erbāb-ı hüner ḳātında bir nesne degüldür (Hüdâî Efendi, 196a).

Şem‟î, aşağıdaki mısrayı vasıta ve yönelme hali eki göreviyle kullanılabilecek olan bā
ekininin iki anlamına göre de tercüme etmiştir.
Bā-ḫod ān beyt mükerrer bi-kerd
Kendüsine ol beyti mükerrer eylerdi yaʿnī mirāren oḳurdı. Bu hem vechdür ol beyti
kendüsiyle mükerrer eylerdi (Hüdâî Efendi, 42b).

�Aşağıdaki beytte Şem‟î, önce neden terkibe dikkat etmediğini açıklamış, ardından da
mısranın terkibe dikkat edildiğinde nasıl olacağını belirtmiştir.
Pāy ber-tārem-i eflāḳ zedem
Ayaġumı ṭārem-i eflāk üzre ḳodum yaʿnī murāḳabeye varup bu ʿālemden ve ten ḳafesinden
ʿārī vü mücerred olup ʿālem-i ʿulvīye vuṣūl buldum. Baʿżı maḥalde terkīb maʿnāsına taʿarruż
olınmaduġına sebeb maʿnā rūşen olsun içündür cehlimüzden degüldür terkīb maʿnāsı
böyledür. Kendüm üzre bu teng ḳafese çāk urdum, ṭārem meåābesinde olan eflāk üzre ayaḳ
urdum. Ḳafe deri taḳdīrindedür ve andan murād tendür, ṭārem ḳara ev maʿnāsınadur ki siyāh
keçeden olur (Hüdâî Efendi, 26a).

Birçok eserde hareke işaretleri olmadığı için kelimeler metnin anlamına uygun olacak
şekilde okunur. Kelimenin eğer iki anlamı da metne uygunsa genellikle biri seçilerek
kelimenin çevirisi yapılır. Şem‟î, şerhini yaparken kelimenin farklı harekelenişine göre
oluşacak anlamara dikkat etmiş ve şerhlerinde bu anlamları da belirtmiştir.
Sāʿideş pence-bür-i ṣıdḳ u yaḳīn
Anuŋ sāʿidi ṣıdḳ u yaḳīnüŋ pencesini ḳaṭʿ idicidür yaʿnī dünyā peresti ṣıdḳ u yaḳīnden dūr
eyler. Pencebürde bür bānuŋ ḍammiyle olmaḳ maḥalle ensebdür egerçi bānuŋ fetḥiyle olmaḳ
hem laṭīfdür ki maʿnā böyle olur, anuŋ belki ṣıdḳ u yaḳīninüŋ pencesini burucı vü çeviricidür
(Hüdâî Efendi, 82b).

Gramer özelliklerine göre farklı tercümeler yapılmış ve iki durumdaki gramer
özellikleri belirtilmiştir.
Düzdī vü rāh-zenī bihter ez-īn
Sirḳat eyleyesin ve yol urasın bundan evlādur.
Kefen ez-mürde keşī bihter ez-īn

�Mürdenüŋ kefenini çekesin yaʿnī ṣoyasın bundan evlādur. Mıṣrāʿ-ı evvelde bu maʿnā hem
mümkindür, düzdlük ve yol urucılık bundan evlādur. Vech-i evvel iʿtibāri üzre düzdī ve zenī
fiʿl-i mużāriʿ-i muḫāṭabdur, vech-i åānī iʿtibāri üzre düzdīde yā maṣdar içündür ve rāh-zenī
vaṣf-ı terkībīdür ve anda olan yā hem maṣdar içündür [mürde meyyit] (Hüdâî Efendi, 77a).

Şem‟î, tercümesini yaparken kelimelerin sıralanışında değişiklikler yaptığında bunu
belirtmiş ve sıralanıştaki farklara göre iki tercüme yapmıştır.
El-minnetü lillāh ki be ḫūn ger ḫuftem
Yek-çend çü ġonce ‘āḳıbet bi-şükuftem
Egerçi bir zamān ḳan içinde yatdım ammā el-minnetu‟lillāh ki „āḳıbet ġonca gibi açıldum.
Ya„nī egerçi bu kitāb-ı şerīfin taṣnīfinde zaḥmet ü meşaḳḳat çekdüm, līkin „āḳıbet murād
ḥāsıl olup āsūde-ḥāl ü müreffehü‟l-bāl oldum. Murād bu idügi beyt-i åānīden ẓāhirdür.
Ġoncanuŋ ma„nāsı mıṣrā„-ı ẟāniye ṣarf olınup maʿnā bu vechle olmaḳ latīf degüldür egerçi
ġonca gibi bir zamān ḳan içinde yatdum ya„nī bir zamān zaḥmet ü meşaḳḳat çekdüm, līkin
elḥamdu‟lillāh ki „āḳıbet açıldum (Hüdâî Efendi, 2b).

Beytteki Kelimelerin Anlamlarının Verilmesi
Beytlerde geçen kelimelerin anlamının verilmesi, şerhlerde olmazsa olmaz
durumlardan biridir. Şem‟î, derkenalardan da yararlanarak beytlerde geçen kelimelerin
anlamlarını değişik şekillerde ve yerlerde vermiştir.
Birinci mısrada geçen kelimenin anlamı çoğunlukla ikinci mısranın altında verilmiştir.
Sāʿid-i kec raḳamān sāz ḳalem
Kec raḳamlaruŋ sāʿidini ḳalem eyle yaʿnī ḥıyānet idici kātiblerüŋ dest ü sāʿidini ḳaṭʿ eyle.
Zen ez-ān ḳāʿide-i rāst raḳam
Andan rāst ḳāʿideye raḳam ur yaʿnī rāst raḳam kātiblere riʿāyet eyle. Ḳalem bunda ḳaṭʿ
maʿnāsınadur (Hüdâî Efendi, 22b).

�Şem‟î, bazen kelimeler hakkında detaylı bilgiler vermiştir. Kelimenin gramer özelliği,
etimolojisi, şiirlerde nasıl geçtiği gibi geniş açıklamalarda bulunmuştur.
Kām-ı şīrīn-kün-i şīrīn-kārān
Şīrīn-kārlaruŋ kāmını şīrīn idici. Şeker-güftārāndan murād ol şā„irlerdür ki şi„rlerinde esrār-ı
ma„rifet-i sübḥānī ve nikād-ı „aşḳ u muḥabbet-i yezdānī münderic ola, şīrīn-kārāndan murād
evliyādur ki “ümītu inde Rabbī yutʿimunī ve yusḳınī“ (Hadîs-i Şerîf: Rabbim katında gecelerim,
Rabbim beni doyurur ve sular.) ḫānından behrever olup ebedī şīrīn kām olurlar. Kām bunda

ṭamaḳ maʽnāsınadur, egerçi kāf-ı Fārisī ile meşhūrdur ve luġatlerde hem böyle mesṭūrdur,
līkin kāf-ı ʿArabī ile ṣaḥḥ u faṣīḥdür bu ḥālet fuṣaḥānıŋ eşʽārından rūşen ü ẓāhirdür (Hüdâî
Efendi, 12b).

Kelimelerin Telaffuz ve Anlam Farklarına İşaret
Sürḫ-rūyī zi-zer-i ḫˇāce me-cūy
Ḫˇāce ve aġniyānuŋ altunundan naḍāret ü sürḫ-rūyluḳ isteme. Vech bunda ḥüsn ü leṭāfetden
ʿibāretdür, sürḫ-rūyī yüz aḳlıġı maʿnāsına istiʿmāl olınur, vech baʿżı maḥalde ḫarclıḳ
maʿnāsına gelür ammā bunda mümkin degüldür (Hüdâî Efendi, 86b).

Kelimelerin harekeleniş farklarına da işaret edilmiştir.
Vü ez-telḫī-i īn be-şīrīnī-i ān gürīḫten
Ve bunuŋ acılıġından anuŋ şīrīnligine kaçmaḳ beyānındadur. Āndan murād ṣabr ve īnden
murād şükrdür. Ḫulāṣa-i kelām budur ki ṣabr egerçi acıdur, līkin anuŋ acılıġına ṣabr idüp
şükr-i Ḫüdā‟ya muḳayyed olıncaḳ anuŋ acılıġı refʿ olur. Ṣabr bānuŋ kesri ile maḥmūre
didikleri bir otuŋ ismidür ki ziyāde acı daḫı müshildür, līkin Fārisīde bānuŋ sükūnı ile istiʿmāl
olınur ammā bunda murād bu ṣabr degüldür (Hüdâî Efendi, 95a).

Kelimelerin Fasih ve Galat Olma Durumları

�Zen be-farḳ-ı ser-i her ḫīre serī
her bir lecūcuŋ başınuŋ depesine ur yaʿnī ʿÖmer raḍıya‟llāhu ʿanhu sīretlü bir ʿādil kimse
gönderür tā ki aḥkām-ı şerīʿatda ʿinād iden bed-baḫtları teʾdīb ide. Dırre dāluŋ kesri ile ol
nesnedür ki ʿavām taḥrīf idüp töre dir ve baʿżı maḥalde keåret-i leben maʿnāsına hem gelür
[ḫīre ser-lecūc] (Hüdâî Efendi, 22a).

Kelimenin yanlış kullanımları hakkında da bilgiler verilmiştir.
Kām-ı evvel zi-vey u kām-ı neheng
Ol deryādan evvel kām-ı neheng kāmı yaʿnī ol deryā nehengle memlū vü pür ola. Ḫarçeng
sereṭān maʿnāsınadur. Be-Türkī yengec ve ḫarçengden murād bunda felekde olan sereṭān
burūcıdur. Mıṣrāʿ-ı åānīde kām-ı evvel kāf-ı Fārisī iledür ki ḫaṭve maʿnāsınadur, be-Türkī
adım ve kām-ı åānī ṭamaḳ maʿnāsınadur ki kāf-ı ʿArabī iledür egerçi luġatlerde kāf-ı Fārisī
iledür līkin ḫaṭā olınmışdur (Hüdâî Efendi, 67b).

Şârihin Beyitlerden Ders Çıkarması
Şem‟î, şerh ettiği beyitlerden ne anlaşılması gerektiğini çoğu zaman dile getirmiştir.
Şerhin bir gereği olarak beytlerde geçen kelimelerden, olaylardan ya da şahıslardan aslında
neyin kastedildiğini açıklamıştır.
Ki be-ṣaḥrā-yı vücūd üftādest
Ki vücūd ṣaḥrāsına düşmişdür ya„nī mevcūdāt Ḥaḳḳ te„ālānuŋ ṣun„ıyla ẓuhūr-ı vücūd
bulmışdur. Yuḳaruda ẕikr olınan deryādan murād zāt-ı bārī olmaḳ rūşendür zīrā cemī„-i
mevcūdāt anuŋ ṣun„ıyla vücūd bulmışdur (Hüdâî Efendi, 9b).

Der-ṣaf-ı bī-ḫıredān ārāmī
Bī-ḫıredlerüŋ ṣaffından ārām u ḳarār eyleyesin, ḫulāṣa-i kelām budur ki Ḫudā-yı ʿazze ve
celleden ḫavf idüp ṭāʿat ü ʿibādetde olmaḳ ulıdur, bu ḥāletden ki ḫavfdan bī-behre olup

�ḥarāmdan perhīzlik olmayup iḫtilāṭ u muṣāḥabetüŋ ʿavāmla ola, beytde vāḳiʿ olan be beyt-i
sābıḳa maṣrūfdur (Hüdâî Efendi, 101a).

Edebî Sanatlar
Şem‟î, şerhini yaparken zaman zaman beyitlerdeki edebî sanatlara da değinmiştir. Bazı
durumlarda sanatı açıklayarak göstermiş bazılarında ise hangi sanat olduğunu söylemekle
yetinmiştir.
Fikret ġavvāsa ve nuṭḳ sāḥile teşbīh olınmışdur (Hüdâî Efendi, 3a).
Mısrāʿ-ı evvelde ḳıdem bāġa ve besmele ġoncaya teşbīh olınmışdur ve mıṣraʿ-ı
ẟānīde Ḫudā-yı „azze ve cellenüŋ keremi budaġa ve besmele mīveye teşbīh olınmışdur ve bu
teşbīh ġāyet ḥūb vāḳi„ olmışdur (Hüdâî Efendi, 5a).
Ki felek gevher-i ūrast ṣadef
Ki felek anuŋ gevherinüŋ ṣadefidür ve ḳadri felekden ʿālīdür. Kefden murāḍ bunda destdür ki
cūd u keremden ʿibāretdür köpük maʿnāsına degüldür, güher ve gevher egerçi bunda ẕāt
maʿnāsınadur līkin deryāya nisbet bunlar ve ṣadef ve kef hem īhām ṭarīḳi ile ḥūb vāḳiʿ
olmışdur [ṣadefest taḳdīrindedür] (Hüdâî Efendi, 23b).

Sāḫtend ez-pey-i ān mīḫ u ṭınāb
Ol ḫaymeden ötüri mīḫ u ṭınāb düzdiler mīḫ aḫtere ve ṭınāb şihāba göredür ki bunlarda ṣanʿatı tecrīd vardur çünki mühre-i gilüŋ tīreligi ḫaymeye teşbīh olındı, lā-cerem istiʿāre-i
taḫayülliyye iʿtibāriyle aŋa mīḫ u ṭınāb iåbāt olındı (Hüdâî Efendi, 25b).

Konuyu Açıklayıcı Alıntılarda Bulunma
Ayet
Şem‟î, şerhlerinde sık sık ayetlerden yararlanmıştır. Şârih, ayetleri genellikle anlattığı
durumu destklemesi için kullanmış, bazı durumlarda ise müellifin asıl kastettiği anlamın bir

�ayet olduğunu vurgularken ayetleri zikretmiştir. Ayetler bazen tam olarak yazılmış bazen de
ayetin bir kısmının yazılmasıyla yetinilmiştir.
Şem‟î, metinde asıl kastedilenin bir ayet olduğunu vurgulamak istediğinde “bu āyet-i
kerīmeye işāretdür” şeklinde ifadelerle söz konusu ayetin hangisi olduğunu söyler.
Bā uli’l-ecnihā murġān-ı fasīḥ
Cenāḥlar ṣāḥibi fasīḥ murġlara ki murād melāʾikedür ve bu āyet-i kerīmeye işāret vardur.
“Uli‟lecniḥatin meånā ve åülāåe ve rübāʿ” (Fâtir-1: Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer,
üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah‟a mahsustur.),

(Hüdâî Efendi, 10b).

Rīḥt envār-ı hüdā beyne yedeyhi
anuŋ öŋinde hüdā nūrlarını dökdi. Bu āyet-i kerīmeye işāret olunur, “ẟümme ectebāhü

Rabbühu fe tābe ‘aleyhi ve hedā” (Tâ Hâ -122: Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve
ona doğru yolu gösterdi), (Hüdâî Efendi, 12a)

Ger ne be-şikestīşān seng-i ufūl
Eger üfūl u ġurūb ṭaşı anları ṣımabıdı yaʿnī ol yıldızlara üfūl vāḳiʿ oldı beyt
Seng ber-bütgede-i āzerzen
Der-cihān ṣıyt (18) ḫalīle efgen
Eger üfūl vāḳiʿ olmayaydı İbrāhīm Peyġamber ʿaleyhi‟s-selām anlara Rabbī diyüp ol iʿtiḳād
üzre ḳalurdı. Bu āyāt-ı kerīmeye işāretdür. “Fe lemmā cenne ʿaleyhi‟l-leylu reā kevkebā kāle
hāẕā rabbī fe lemmā efele ḳāle uḥıbbu‟l-āfilīn, fe lemmā reel ḳamere bāziġan ḳāle hāẕā rabbī
fe lemmā efele leʾin lem yehdinī rabbī le ekūnenne mine‟l-ḳavmi‟ḍ-dallīn, fe lemmā ree‟şşemse bāziġaten ḳāle hāẕā rabbī hāẕā ekber fe lemmā efelet ḳāle yā ḳavmi innī berīʾun
mimmā tüşrikūne” ( En‟ām-76-77-78: Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi.
Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. Ay‟ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da
batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. Güneşi
doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim!
Ben sizin Allah‟a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.) (Hüdâî Efendi, 50a)

�Şem‟î, ayetlerin büyük çoğunluğunu anlattığı durumu örneklendirmek ya da
anlattıklarına şahit göstermek amacıyla kullanmıştır.
Bāng-i mevceş lemine’l-mülk āmed
Ol deryānuŋ mevcinüŋ bāngi “limeni‟l-mülk” (Mü‟min-16: Bugün mülk (hükümranlık) kimindir?)
geldi yaʿnī anuŋ mevcinüŋ bāngi “limeni‟l-mülk”dür murād “ḳuli‟llāhümme mālike‟l-mülki”
(Âl-i İmrân-26: De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah‟ım!) ḥasebince ḥaḳīḳatde mālik hemān Ḫudāyı „azze ve celle olup mülk aŋa maḫṣūṣ u müsellem olduġın iş„ārdur “ve yebḳā vechu
rabbike” (Rahmân-27: Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.) ḥasebince
çünki rūz-ı ḥaşrde evvel bir kimse zinde ḳalmaya ol vaḳt Ḥaḳḳ sübḥānehu ve te„ālā ḥażreti
celle şānuhu “limeni‟l-mülkü‟l-yevm” (Mü‟min-16) diye çünki cevāb virür kimse olmaya Ḥaḳḳ
te„ālā cevāb virüp diye “Lillāhi‟l-vāḥidi‟l-ḳahhār” (İbrâhim-48: O gün yer, başka bir yere, gökler
de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan
Allah‟ın huzuruna çıkarlar.) nite ki buŋa işāret olınur (Hüdâî Efendi, 10a).

Heme ū āmed u bāḳī heme hīç
Cemī„an o geldi ve bāḳī mevcūdāt cemī„an hīç geldi yaʿnī “küllü şey‟in hālikun illā vechehu”
(Kasas-88: kesinlikle O‟na döndürüleceksiniz.) ḥasebince ḥaḳīḳatde mevcūd hemān Ḫudā-yı „azze ve
celledür, vücūd aŋa müsellemdür bāḳī cemī„-i mevcūdāt hīç ü nīstdür (Hüdâî Efendi, 10a).

Hadis
Şem‟î, şerhinde hadislere ayetler kadar yer vermemiştir. Şârih, hadislerin sahih
olmasına dikkat etmemiş ve sahih olmayan hadislere de şerhinde yer vermiştir.
Zūr-ı peyvend-i dil ez-ḫod-güzilān
İfnā-yı vücūd sebebi ile kendülerden dil ü ümīẕ ḳaṭʽ idicilere tīz vāṣıl olıcıdur yaʽnī “mūtū
ḳable ente mūtū” (Hadîs-i şerîf: Ölmeden önce ölünüz.) ḥasebince her kim ki mevt-i iḫtiyārīden
behrever ola aŋa fī‟l-ḥāl ḳurb-i viṣāl-i İlāhī müyesser olur. Zīrā anlaruŋ teveccühi hemān
cenāb-ı ʽizzete olur (Hüdâî Efendi, 12b).

�Kām-ı şīrīn-kün-i şīrīn-kārān
Şīrīn kārlaruŋ kāmını şīrīn idici. Şeker-güftārāndan murād ol şā„irlerdür ki şi„rlerinde esrār-ı
ma„rifet-i sübḥānī ve nikād-ı „aşḳ u muḥabbet-i yezdānī münderic ola, şīrīn-kārāndan murād
evliyādur ki “ümītu inde Rabbī yutʿimunī ve yusḳınī” (Hadîs-i şerîf: Rabbim katında gecelerim,
Rabbim beni doyurur ve sular) ḫānından behrever olup ebedī şīrīn kām olurlar. Kām bunda

ṭamaḳ maʽnāsınadur, egerçi kāf-ı Fārisī ile meşhūrdur ve luġatlerde hem böyle mesṭūrdur,
līkin kāf-ı ʿArabī ile ṣaḥḥ u faṣīḥdür bu ḥālet fuṣaḥānıŋ eşʽārından rūşen ü ẓāhirdür (Hüdâî
Efendi, 12a).

Şiir
Şem‟î‟yi diğer şârihlerden ayıran özelliklerinden biri, şerhlerinde bol miktarda örnek
beytlere yer vermesidir. Şerhte anlatılanların kuvvetlendirilmesi adına ayetlerden, hadislerden,
peygamberler tarihinden vs. örnekler verilmesi sıkça başvurulan bir durumdur. Anlatılanların
beytlerle desteklenmesinde oldukça fazla sayıda örneğe yer verme ise Şem‟î‟ye özgü bir
durumdur. Şem‟î Beyt, Mısraʿ, Mesnevī, Ḳıṭʿa gibi başlıklar altında şiir örneklerini
sunmuştur. Çoğu zaman beytleri sadece yazarak geçmiş nadiren de olsa bu beytleri şerh
etmiştir. Subhatü‟l-Ebrâr Şerhi‟nde 148 beyt, 11 mesnevi, 27 mısra, 5 tane de kıt‟a örneği
vardır.

Şem‟î, beytleri çeşitli amaçlar için kullanmıştır. Şerh ettiği beytlere yakın anlamlı beyt
örnekleri vermiştir.
Curʿa ber ḫāk-i tehī-destān rīz
Tehī destlerüŋ ḫāki üzre bir curʿa dök yaʿnī muḥtāclara iḥsān eyle [rīz emr-i ḥāżırdur], beyt
Eger şarāb ḫori curʿaī feşān ber-ḫāk
Ez-ān günāh ki nefʿī resed be-ġayr çi bāk (Hüdâî Efendi, 25a)

�Baḥr peydāst çi der-kūze küned
Ẓāhirdür ki deryā kūzede ne eyler yaʿnī deryādan kūzeye ne miḳdār āb ṣunduġı ziyāde
ẓāhirdür beyt
Ger be-rīzī baḥr-rā der-kūzeī
Çend genced ḳısmet-i yek rūzeī (Hüdâî Efendi, 25b)

Bişküfānīd gül ez-nār-ı ḫalīl
Ḥażret-i Ībrāhīm‟üŋ ʿaleyhi‟s-selām āteşden gül açıldı yaʿnī İbrāhīm peyġamber ʿaleyhi‟sselām Nemrūd-ı laʿīnüŋ cefāsına ṣabr eyledügi içün āteşden aŋa gül ẓāhir oldı, mıṣrāʿ
Gülistān künend āteşī ber-ḫalīl (Hüdâî Efendi, 92b)

Söylediklerine şahit gösterme amacıyla beyitlerden yararlanmıştır.
Nāy-ı bülbül zi-nevā-yı tü bi-sāz
Bülbülüŋ boġazı senüŋ nevāŋdan yaʿnī sen istimāʿ eyleyesin diyü sāzladur, murād budur ki
bülbülüŋ nevā vü terennümi ki ḳalbe sürūr u ḥālet viricidür. Senden ötüridür. Sāz bunda
düzen maʿnāsınadur. Nāy bunda boġaz maʿnāsınadur. Nergisden murād zerrīn ḳadeḥ idügi
Ḫˇāce Ḥāfıż‟uŋ raḥmetu‟llahi ʿaleyh bu beytinden ẓāhirdür. Beyt:
Resīd mevsim-i ān k‟ez-ṭarab çü nergis-i mest
Nihed be-pāy ḳadem her ki şeş direm dāred (Hüdâî Efendi, 80b)

Reh-zen-i bāde perestān gerded

�Bāde perestlerüŋ yolını urucı olur. Reh bunda īhām ṭarīḳi ile ḫūb vāḳiʿ olmışdur, zīrā reh ü rā
sāzda olan maḳām ve perde maʿnāsına gelür. Nite ki ḥˇāce Ḥāfıẓ‟uŋ raḥmetu‟llāhi ʿaleyh bu
beytinde vāḳiʿdür, [reh-zen vaṣf-ı terkībīdür], beyt
Rāhī bizen ki āhī ber-sāzān tüvān zed
Şiʿrī biḫān ki bā-ān rıṭl-ı girān tüvān zed (Hüdâî Efendi, 40b)

�Sonuç
Şerh edebiyatının en üretken şârihlerinden biri olan Şem‟î, şerhlerinde kendine özgü
bir usul oluşturmuş ve Subhatü‟l-Ebrâr şerhinde de bu usulünü devam ettirmiştir. Şem‟î, bu
şerhinde bol miktarda derkanar kullanmış ve kelimelerin anlamlarından, gramer özelliklerine
dair birçok bilgiyi derkenarlar vasıtasıyla vermiştir. O, şerhinde öncelikli olarak anlaşılır
olmayı hedeflediği için sade bir dil kullanmasının yanı sıra ayetlerden, hadislerden ve örnek
beytlerden geniş ölçüde yararlanmıştır. Vermek istediği manayı, bu unsurlar vasıtasıyla
örneklendirerek daha net bir şekilde okuyucusuna sunmuştur. Şem‟î, bunlara ek olarak
eserdeki birçok mısrayı, iki farklı şekilde tercüme ederek bu alanda nadir görülen bir
uygulama yapmıştır. Klasik Türk edebiyatının dilde mükemmelleştiği bir devirde yaşamış
olan Şem‟î, bu şerhinde kullandığı sade ve anlaşılır dil vasıtasıyla da o dönemin nesir dilinde
sade üslubun ne ölçüde kullanıldığına dair bize kıymetli bilgiler vermiştir.

�Kaynakça
Akat, Davut, (1999), Şem‟î Şerh-i Baharistan (Giriş-Metin), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi), Bursa, Uludağ Üniversitesi SBE.
Dağlar, Abdulkadir, (2009), Şem‟î Şem‟ullâh Şerh-i Mesnevî (I. Cilt) (İnceleme-Tenkitli
Metin-Sözlük), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Kayseri, Erciyes Üniversitesi SBE.
Dündar, Seyhan, (1998), Şem‟î Şem‟ullah‟ın Şerh-i Gülistân‟ı, (Yayımlanmamış Yüksek
Lisans Tezi), İzmir, Ege Üniversitesi SBE.
Genç, İlhan, (2000), Esrar Dede Tezkire-i Şu‟arâ-yı Mevleviyye, Ankara, Atatürk Kültür
Merkezi Yayınları.
Hacıselim Ağa Kütüphanesi, Hüdâî Efendi 1331.
Karavelioğlu, Murat A., (2005), “Klasik Türk Edebiyatında Şem‟î Mahlaslı Şairler ve
Prizrenli Şem‟î”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Sayı
32, İstanbul, s.65-80.
Keyik, Elif, (2001), XVI. Yüzyıl Sanatçılarından Şem‟î‟nin Şerh-i Pendnâme‟si,
(Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir, Ege Üniversitesi SBE.
Kırlangıç, Hicabi, (2011), İyilerin Tesbihi (Subhatu‟l-Ebrâr), İstanbul, Kurtuba Kitap.
Koçoğlu, Turgut, (2009), Şem‟î Şem‟ullâh Şerh-i Mesnevî (II. Cilt) (İnceleme-Tenkitli MetinSözlük), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Kayseri, Erciyes Üniversitesi SBE.
Özkırımlı, Atilla, (1984), “Şem‟î”, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, IV.
Öztürk, Şeyda, (2007), Şem‟î‟nin (15.-16. yy) Mesnevî Şerhi (İlk Türkçe Tam Mesnevî
Şerhi), (Doktora Tezi) İstanbul, Marmara Üniversitesi SBE.
Ünver, İsmail, (1985), “Şem‟î Şem‟ullâh”, Türk Dili, C.XLIX, sayı:397, Ankara. s.38-43.
(1981), “Şem‟î, Mustafa”, Türk Ansiklopedisi, Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı
Yayınları, c.30. s.249-250.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11057">
                <text>2275</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11058">
                <text>ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USÛLÜ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11059">
                <text>GÖK, Taner</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11060">
                <text>Anahtar Kelimeler: Şem’î, klasik şerh, tercüme.  ÖZET  16. yüzyılda yaşamış olan Şem’î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şarihidir. Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan Şem’î’nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine olmak üzere birçok şerhi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Şem’î’nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla Câmî’nin Subhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Şem’î, şerhlerinde, kelimelerin lügat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları verdikten sonra müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek klasik şerh yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem’î, metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman birebir tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en önemlisi de çağdaşı ya da sonraki dönem şarihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri sözdizimsel farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir. Şem’î’nin ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma, onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11061">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11062">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11063">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11064">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1395" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1718">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/19fda9d2be1c2be1105bf6256bc7eea0.docx</src>
        <authentication>49d899cb4ee8b44293ebbc1e83079ce2</authentication>
      </file>
      <file fileId="1719">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2ae582786cd861afdd6f45ffd0a93672.pdf</src>
        <authentication>aced7d6a152e62eb062a3d113c0a20de</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11075">
                    <text>TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN
VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ
Melike GÖKCAN TÜRKDOĞAN
Erzurum Teknik Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Erzurum / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.
ÖZET
Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691)
kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında
tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye
yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır.
Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara
ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini
düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde
zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel
epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne
mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı
konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme
yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve
mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş
söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi
kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini
emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar,
şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı
sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi
anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı
şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında
olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı
söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti
hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden
incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde
edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11067">
                <text>2252</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11068">
                <text>TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11069">
                <text>GÖKCAN TÜRKDOĞAN, Melike</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11070">
                <text>Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.  ÖZET  Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691) kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır. Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar, şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11071">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11072">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11073">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11074">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1396" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1720">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5817603a45f964658380d105437287c8.docx</src>
        <authentication>4769e326a89f033ead7c01ec846dae56</authentication>
      </file>
      <file fileId="1721">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e32962d1fa2d5e2863d0ab8352d6475f.pdf</src>
        <authentication>0b343070facbc4def539252dada56672</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11084">
                    <text>AHMET HAMDİ TANPINAR’IN “ŞİİR” ADLI METNİNİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN
İNCELENMESİ
Bekir GÖKÇE
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Rize /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Dil, dil bilimi, şiir, Tanpınar.
ÖZET
Dil, “bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi” olarak tanımlanabilir. “Doğru, yerinde
göstergeleri bulup dizelere yerleştirmek” biçiminde tanımlanan ve Çetişli’nin, “coşkulu anlatım
esasına bağlı eserler/türler (şiir, mensur şiir)” içinde değerlendirdiği şiir ise dile dayanan ve dilin
imkânlarıyla varlığını ortaya koyan, edebî bir türdür. Dil bilimi, dili bütün yönleriyle inceleyen
bir alandır. Dilin sesleri, seslerin uyumu, sözcüklerin temel ve yan anlamları, çağrışım değerleri,
sözcük/söz öbeklerinin metnin bağlamı içinde kazandığı anlamları, duygu değeri, benzetmeler,
aktarmalar, sapmalar ve bunların ışığında metnin yorumlanması, dil bilimi açısından şiire bakışın
temelini oluşturur. Bu açıdan şiir, dil biliminin birçok alanını yakından ilgilendirir. Şiir, biçim
(sunuluş) ve içerik (öz) ögelerinin varlığıyla temel kimliğine kavuşur. En eski örneklerinden
bugüne dek, belli bir bildiriyi aktarırken “metin” olma özelliğini gösteren şiirde bütünlük, bu
kimliğin vazgeçilmezidir. Şiirin dil bilimi açısından en önemli yönü bütünlük taşıması,
sanatçının zihnindekilerini bütün hâlinde aktarmasıdır. Bu çalışmada şair, romancı ve çok yönlü
bir sanatçı olan A. H. Tanpınar’ın Şiir adlı metni, dil bilimi ışığında incelenmiştir. Şairinin zihin
ve yaratıcılık gücünü yansıtan bu şiirde kullanılan imgeler, değişik tasarımlar, çağrışımlar özgün
bir anlatımı ortaya çıkarmıştır. Tanpınar’ın; “rüyalarımızın sarışın buğdayı”, “sükûtun bahçesi”,
“kaderin gülümseyen yüzü”, “yıldızların altın bahçesi” “ezelî bahar”, “tükenmez yarın” gibi
değişik kullanımları, sözlüklerde yer almayan, “kişisel kullanım”ını yansıtması açısından dikkat
çekicidir. “Onun şiirinde belirleyici olan belli başlı kavramlar; rüya zaman, musıkî, resim,
ebediyet, mükemmeliyet, aydınlık ve aşktır.” görüşü belirgindir. Dil biliminin verileri ile
aydınlatılmaya çalışılan bu metnin, Tanpınar’ın şiir estetiğini taşıyan bir yapıda olduğu
görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11076">
                <text>2186</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11077">
                <text>AHMET HAMDİ TANPINAR’IN “ŞİİR” ADLI METNİNİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11078">
                <text>GÖKÇE, Bekir </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11079">
                <text>Anahtar Kelimeler: Dil, dil bilimi, şiir, Tanpınar.  ÖZET  Dil, “bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi” olarak tanımlanabilir. “Doğru, yerinde göstergeleri bulup dizelere yerleştirmek” biçiminde tanımlanan ve Çetişli’nin, “coşkulu anlatım esasına bağlı eserler/türler (şiir, mensur şiir)” içinde değerlendirdiği şiir ise dile dayanan ve dilin imkânlarıyla varlığını ortaya koyan, edebî bir türdür. Dil bilimi, dili bütün yönleriyle inceleyen bir alandır. Dilin sesleri, seslerin uyumu, sözcüklerin temel ve yan anlamları, çağrışım değerleri, sözcük/söz öbeklerinin metnin bağlamı içinde kazandığı anlamları, duygu değeri, benzetmeler, aktarmalar, sapmalar ve bunların ışığında metnin yorumlanması, dil bilimi açısından şiire bakışın temelini oluşturur. Bu açıdan şiir, dil biliminin birçok alanını yakından ilgilendirir. Şiir, biçim (sunuluş) ve içerik (öz) ögelerinin varlığıyla temel kimliğine kavuşur. En eski örneklerinden bugüne dek, belli bir bildiriyi aktarırken “metin” olma özelliğini gösteren şiirde bütünlük, bu kimliğin vazgeçilmezidir. Şiirin dil bilimi açısından en önemli yönü bütünlük taşıması, sanatçının zihnindekilerini bütün hâlinde aktarmasıdır. Bu çalışmada şair, romancı ve çok yönlü bir sanatçı olan A. H. Tanpınar’ın Şiir adlı metni, dil bilimi ışığında incelenmiştir. Şairinin zihin ve yaratıcılık gücünü yansıtan bu şiirde kullanılan imgeler, değişik tasarımlar, çağrışımlar özgün bir anlatımı ortaya çıkarmıştır. Tanpınar’ın; “rüyalarımızın sarışın buğdayı”, “sükûtun bahçesi”, “kaderin gülümseyen yüzü”, “yıldızların altın bahçesi” “ezelî bahar”, “tükenmez yarın” gibi değişik kullanımları, sözlüklerde yer almayan, “kişisel kullanım”ını yansıtması açısından dikkat çekicidir. “Onun şiirinde belirleyici olan belli başlı kavramlar; rüya zaman, musıkî, resim, ebediyet, mükemmeliyet, aydınlık ve aşktır.” görüşü belirgindir. Dil biliminin verileri ile aydınlatılmaya çalışılan bu metnin, Tanpınar’ın şiir estetiğini taşıyan bir yapıda olduğu görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11080">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11081">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11082">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11083">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1397" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1722">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8a89e6d45d26af6b82b483f5720560e4.docx</src>
        <authentication>6209ce0075988bcd757a4387bf3ec667</authentication>
      </file>
      <file fileId="1723">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/41c97ce69f07f21e9b61bc9e99a66195.pdf</src>
        <authentication>abc4053888e93269d817404366c32db7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="11093">
                    <text>MUSTAFA KUTLU ANLATISINDA SİNEMA DİLİ VE GÖRSEL ARKA PLAN
Orhan GÜDEK
Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, Hikâye, Sinema, Gelenek
ÖZET
Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun, ‘’Uzun Hikâye’’ anlatısı bağlamında, eserlerindeki
sinema dili ve görsel arka plan ele alınmıştır. Çalışmamızda sinemanın kendine özgü anlatım dili
üzerinde durulmuş ve bu dilin, Kutlu’nun eserlerindeki izdüşümleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
Edebiyat ile sinema’nın anlatım imkânları ve dili farklıdır. Ancak bize göre doğu anlatı
gelenekleri, sinema dilinin görsel kodlarını da içinde barındırmakta ve sinema sanatı için bir
kaynak teşkil etmektedir. Hem biçim hem de içerik olarak Mustafa Kutlu anlatısının, yazı dili ile
görsel dil arasındaki geçişkenliğinin ve birbirine dönüştürülebilirliğinin arkasında, doğu anlatı
geleneklerinin görsel anlatım diline ve dolayısıyla sinema sanatına yakınlığı ve yatkınlığı vardır.
Eserlerinde geleneksel anlatı biçimlerinden faydalanan ve ‘’hikâyesini’’ doğu anlatı üslubu
üzerine kuran Kutlu’nun anlatısının, özgün bir biçim/biçem arayışı içinde olan ‘’Türk Sineması’’
için de özel bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11085">
                <text>2297</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11086">
                <text>MUSTAFA KUTLU ANLATISINDA SİNEMA DİLİ VE GÖRSEL ARKA PLAN</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11087">
                <text>GÜDEK, Orhan </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11088">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, Hikâye, Sinema, Gelenek  ÖZET  Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun, ‘’Uzun Hikâye’’ anlatısı bağlamında, eserlerindeki sinema dili ve görsel arka plan ele alınmıştır. Çalışmamızda sinemanın kendine özgü anlatım dili üzerinde durulmuş ve bu dilin, Kutlu’nun eserlerindeki izdüşümleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Edebiyat ile sinema’nın anlatım imkânları ve dili farklıdır. Ancak bize göre doğu anlatı gelenekleri, sinema dilinin görsel kodlarını da içinde barındırmakta ve sinema sanatı için bir kaynak teşkil etmektedir. Hem biçim hem de içerik olarak Mustafa Kutlu anlatısının, yazı dili ile görsel dil arasındaki geçişkenliğinin ve birbirine dönüştürülebilirliğinin arkasında, doğu anlatı geleneklerinin görsel anlatım diline ve dolayısıyla sinema sanatına yakınlığı ve yatkınlığı vardır. Eserlerinde geleneksel anlatı biçimlerinden faydalanan ve ‘’hikâyesini’’ doğu anlatı üslubu üzerine kuran Kutlu’nun anlatısının, özgün bir biçim/biçem arayışı içinde olan ‘’Türk Sineması’’ için de özel bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11089">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11090">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11091">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="11092">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
