<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=127&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-16T10:07:04+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>127</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1368" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1650">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e06ab65854416362f711d99e28c1a9d4.docx</src>
        <authentication>b646d0b8be1632ac0d96b54dee6cec78</authentication>
      </file>
      <file fileId="1651">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/28446e7049b85f4c1af4d4bca3b95813.pdf</src>
        <authentication>15ad0a54d8af7a75026b627f997a7ccb</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10825">
                    <text>“VE ŞAİRLER BOYUNA KİMLERE YAZARLAR?”: NECATİGİL VE SÜREYA’NIN
GÖZÜYLE ŞİİR OKURU
Kabil DEMİRKIRAN - Atanur MEMİŞ
Boğaziçi Üniversitesi, Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü - İstanbul Bilgi Üniversitesi, Türk Dili
Birimi, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Cemal Süreya, Behçet Necatigil, Michael Riffaterre, modern şiir, üstün
okur.
ÖZET
Bu çalışma, dış dünyayla ilişkisini metafor ve metonomiler aracılığıyla kuran “şiir”in
karşısında okurun konumunu, edebiyatımızın iki usta şairinin değerlendirmelerinden hareketle
tartışmayı amaçlamaktadır. Semiotics of Poetry kitabında, göstergebilimin verileriyle okur odaklı
bir çözümleme yöntemi geliştiren Michael Riffaterre‟e göre şiir, “söylediğinden farklı bir şeyi
kasteden” bir türdür. Dolayısıyla okurun, şiirdeki göstergeleri, yansıtmacı ( mimetic ) düzlemden
yorumsamacı ( hermeneutic ) düzleme aktararak kavrayabilmesi mümkündür. Bu çalışma,
1950‟lerin ikinci yarısından sonra tasvire ve öykülemeye dayalı biçemi terk ederek geleneksel
söz ve anlam sanatlarının modern bir işlevde kullanıldığı birden fazla anlam katmanına sahip
“çokgen şiirler” yazmaya yönelen Behçet Necatigil ile, edebiyat dünyasına 1958‟de Üvercinka
kitabıyla giren; biçimciliği, soyutlamayı, serbest çağrışımı ve anlam kapalılığını ilke edinmiş II.
Yeni‟nin öncü isimlerinden Cemal Süreya‟nın yazılarında şiir okuruna bakış açılarını, örtüşen ve
ayrışan yönleriyle ele almayı hedeflemektedir. Her iki ismin de ortak yönü, bilinçli şekilde,
ortalama şiir okuruyla sözleşme yapmamış şairler olmalarıdır. Şiirlerini yazarken gösterdikleri
titizliği, muhatap aldıkları okurun niteliklerini sıralarken de görebilmek mümkündür. 1970‟de
yayımlanan bir söyleşisinde, “Bugünün şiiri mümkün olduğu kadar geçmişe atıflarla
ilerlemelidir.” diyen Behçet Necatigil‟in şiiri, binlerce yıldır süregelen toplumsal, dilsel ve
yazınsal devinimden haberdar bir okur tipiyle karşılaşmayı beklemektedir. Bir başka deyişle
Necatigil şiiri, tasavvufi motiflerden Yunan ve Latin mitolojisindeki simgelere; tenasüb, tevriye
ve leff ü neşr sanatlarından Alman yazınındaki „düşünce çizgisi‟ne bir solukta atlayabilecek
kıvrak bir okur zekâsına yöneliktir. Necatigil, şairin metinlerarası koridorlarda dolaşırken şiirine
dipnot düşmeyeceğini, okurun şiiri kavrama noktasında kendisini mutlaka yetiştirmesi
gerektiğini vurgulamıştır. “…. şiirimi yazarken belli birileri okusun isterdim; onlar okumasa bile
birileri var diye yazardım biraz da.” diyen Cemal Süreya ise, yazdığı şiiri okuyacak veya bir gün
okuma ihtimali bulunan okurla daha yazma aşamasında sözleşmiş gibidir. Bu, 1967 tarihli bir
söyleşisinde bahsettiği gibi, modern şiire ilgi duyan bir okurdur. Sanat eserinin okurla ilişkisini
belirleyen değişkenlerden bir kısmının o eserin niteliğinde aranması gerektiğini savunan
Süreya‟nın bu nitelikten kastı; basmakalıplıktan arınmış, öz şiir arayışının ürünü olan, dilin ve
biçemin bütün imkânlarını kullanmaktan çekinmeyen; bu anlamda kendisine kadar süregelen şiir
birikiminden ayrışmaya başlamış olan modernist şiirdir. Behçet Necatigil gibi, Cemal Süreya da,
sözleştiği bu yeni şiir okurunu, “…şiir okuru olmak artık hiç değilse ufak bir hazırlık, ufak bir
çaba istiyor. Eski şiirin alışkanlığından yeni şiirin havasına girebilmek için onların da kendi
yönünden ufak bir adım atması gerekiyor.” sözleriyle göreve çağırmaktadır. Özetle, her iki şairin
de kafasında kurguladığı ve şiirlerinin ürettiği okur, Riffaterre‟in deyimiyle, içinde yaşadığı
toplumun sözlü-yazılı kültürel zenginliğine, başka metinlere ve dilin ses, sözdizimi, anlam vb.
temel özelliklerine hâkim olmuş, dilbilimsel ve yazınsal yetkinliğe sahip bir “üstün okur”dur.

��</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10817">
                <text>2183</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10818">
                <text>“VE ŞAİRLER BOYUNA KİMLERE YAZARLAR?”: NECATİGİL VE SÜREYA’NIN GÖZÜYLE ŞİİR OKURU</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10819">
                <text>DEMİRKIRAN , Kabil 
MEMİŞ, Atanur </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10820">
                <text>Anahtar Kelimeler: Cemal Süreya, Behçet Necatigil, Michael Riffaterre, modern şiir, üstün okur.  ÖZET  Bu çalışma, dış dünyayla ilişkisini metafor ve metonomiler aracılığıyla kuran “şiir”in karşısında okurun konumunu, edebiyatımızın iki usta şairinin değerlendirmelerinden hareketle tartışmayı amaçlamaktadır. Semiotics of Poetry kitabında, göstergebilimin verileriyle okur odaklı bir çözümleme yöntemi geliştiren Michael Riffaterre‟e göre şiir, “söylediğinden farklı bir şeyi kasteden” bir türdür. Dolayısıyla okurun, şiirdeki göstergeleri, yansıtmacı ( mimetic ) düzlemden yorumsamacı ( hermeneutic ) düzleme aktararak kavrayabilmesi mümkündür. Bu çalışma, 1950‟lerin ikinci yarısından sonra tasvire ve öykülemeye dayalı biçemi terk ederek geleneksel söz ve anlam sanatlarının modern bir işlevde kullanıldığı birden fazla anlam katmanına sahip “çokgen şiirler” yazmaya yönelen Behçet Necatigil ile, edebiyat dünyasına 1958‟de Üvercinka kitabıyla giren; biçimciliği, soyutlamayı, serbest çağrışımı ve anlam kapalılığını ilke edinmiş II. Yeni‟nin öncü isimlerinden Cemal Süreya‟nın yazılarında şiir okuruna bakış açılarını, örtüşen ve ayrışan yönleriyle ele almayı hedeflemektedir. Her iki ismin de ortak yönü, bilinçli şekilde, ortalama şiir okuruyla sözleşme yapmamış şairler olmalarıdır. Şiirlerini yazarken gösterdikleri titizliği, muhatap aldıkları okurun niteliklerini sıralarken de görebilmek mümkündür. 1970‟de yayımlanan bir söyleşisinde, “Bugünün şiiri mümkün olduğu kadar geçmişe atıflarla ilerlemelidir.” diyen Behçet Necatigil‟in şiiri, binlerce yıldır süregelen toplumsal, dilsel ve yazınsal devinimden haberdar bir okur tipiyle karşılaşmayı beklemektedir. Bir başka deyişle Necatigil şiiri, tasavvufi motiflerden Yunan ve Latin mitolojisindeki simgelere; tenasüb, tevriye ve leff ü neşr sanatlarından Alman yazınındaki „düşünce çizgisi‟ne bir solukta atlayabilecek kıvrak bir okur zekâsına yöneliktir. Necatigil, şairin metinlerarası koridorlarda dolaşırken şiirine dipnot düşmeyeceğini, okurun şiiri kavrama noktasında kendisini mutlaka yetiştirmesi gerektiğini vurgulamıştır. “…. şiirimi yazarken belli birileri okusun isterdim; onlar okumasa bile birileri var diye yazardım biraz da.” diyen Cemal Süreya ise, yazdığı şiiri okuyacak veya bir gün okuma ihtimali bulunan okurla daha yazma aşamasında sözleşmiş gibidir. Bu, 1967 tarihli bir söyleşisinde bahsettiği gibi, modern şiire ilgi duyan bir okurdur. Sanat eserinin okurla ilişkisini belirleyen değişkenlerden bir kısmının o eserin niteliğinde aranması gerektiğini savunan Süreya‟nın bu nitelikten kastı; basmakalıplıktan arınmış, öz şiir arayışının ürünü olan, dilin ve biçemin bütün imkânlarını kullanmaktan çekinmeyen; bu anlamda kendisine kadar süregelen şiir birikiminden ayrışmaya başlamış olan modernist şiirdir. Behçet Necatigil gibi, Cemal Süreya da, sözleştiği bu yeni şiir okurunu, “…şiir okuru olmak artık hiç değilse ufak bir hazırlık, ufak bir çaba istiyor. Eski şiirin alışkanlığından yeni şiirin havasına girebilmek için onların da kendi yönünden ufak bir adım atması gerekiyor.” sözleriyle göreve çağırmaktadır. Özetle, her iki şairin de kafasında kurguladığı ve şiirlerinin ürettiği okur, Riffaterre‟in deyimiyle, içinde yaşadığı toplumun sözlü-yazılı kültürel zenginliğine, başka metinlere ve dilin ses, sözdizimi, anlam vb. temel özelliklerine hâkim olmuş, dilbilimsel ve yazınsal yetkinliğe sahip bir “üstün okur”dur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10821">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10822">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10823">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10824">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1369" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1652">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/eba1d6a8b6dd96f57b450db96cc8ea87.docx</src>
        <authentication>0e5b5d6da374983a364a09a5f7b7242a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1653">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/37d61b39e21f29b3419a4f9ea9b396cf.pdf</src>
        <authentication>7e74ee0671917f8be7d96c2cf282ca80</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10834">
                    <text>EĞİTİMDE PROBLEM ÇÖZME TEKNİKLERİ AÇISINDAN FUZÛLÎ'NİN LEYLÂ VE
MECNÛN MESNEVÎSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Taşan DENİZ
Ishik Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Erbil / Irak
Anahtar Kelimeler: Problem Çözme Teknikleri, Leylâ Mecnûn Hikâyesi, Nasihat, Şark
Klasikleri.
ÖZET
Birçok Leylâ ve Mecnûn hikâyeleri içerisinde şüphesiz bambaşka bir değere sahip olan
Fuzûlî’nin Dastân-ı Leylî vü Mecnûn adını verdiği şarkın bu dillere destan hikâyesi pek çok
açıdan olduğu gibi eğitim açısından da irdelenmesi gereken bir eserdir. Bu çalışmamızda bir
problem olarak karasevdaya tutulmuş iki gencin(Leylâ – Mecnûn) yakın çevresi başta olmak
üzere horlanıp hakir görülmek, deli(mecnun) lakabıyla yaftalanmak, sosyal hayattan kopuk
yaşamak gibi içine düştükleri sıkıntılı durumlardan onları kurtarma adına ailesinin üretip tatbik
ettikleri çözümleri ve problem çözme adına ortaya koydukları bu tekniklerin neticelerinden
bahsedilmiştir. Konu sıralaması kısaca şöyle olacaktır: Kays ve Leyla’nın birbirlerine âşık
olması, Leyla’nın Mecnûn ile görüşmesinin yasaklanması, Leyla’nın okuldan alınması, Leylâ ile
Mecnûn’a ailelerinin nasihatleri, Mecnûn’un bu dertten kurtulması için dua etmesi maksadıyla
hacca götürülmesi gibi yöntemlerle eğitimde problem çözme teknikleri üzerinde durulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10826">
                <text>2260</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10827">
                <text>EĞİTİMDE PROBLEM ÇÖZME TEKNİKLERİ AÇISINDAN FUZÛLÎ'NİN LEYLÂ VE MECNÛN MESNEVÎSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10828">
                <text>DENİZ, Taşan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10829">
                <text>Anahtar Kelimeler: Problem Çözme Teknikleri, Leylâ Mecnûn Hikâyesi, Nasihat, Şark Klasikleri.  ÖZET  Birçok Leylâ ve Mecnûn hikâyeleri içerisinde şüphesiz bambaşka bir değere sahip olan Fuzûlî’nin Dastân-ı Leylî vü Mecnûn adını verdiği şarkın bu dillere destan hikâyesi pek çok açıdan olduğu gibi eğitim açısından da irdelenmesi gereken bir eserdir. Bu çalışmamızda bir problem olarak karasevdaya tutulmuş iki gencin(Leylâ – Mecnûn) yakın çevresi başta olmak üzere horlanıp hakir görülmek, deli(mecnun) lakabıyla yaftalanmak, sosyal hayattan kopuk yaşamak gibi içine düştükleri sıkıntılı durumlardan onları kurtarma adına ailesinin üretip tatbik ettikleri çözümleri ve problem çözme adına ortaya koydukları bu tekniklerin neticelerinden bahsedilmiştir. Konu sıralaması kısaca şöyle olacaktır: Kays ve Leyla’nın birbirlerine âşık olması, Leyla’nın Mecnûn ile görüşmesinin yasaklanması, Leyla’nın okuldan alınması, Leylâ ile Mecnûn’a ailelerinin nasihatleri, Mecnûn’un bu dertten kurtulması için dua etmesi maksadıyla hacca götürülmesi gibi yöntemlerle eğitimde problem çözme teknikleri üzerinde durulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10830">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10831">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10832">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10833">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1370" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1654">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4ef0bd58b51a3cd67afec5492182fbb7.docx</src>
        <authentication>922b12f8e3962bf2b37ca11546e789ef</authentication>
      </file>
      <file fileId="1655">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5318322c06c5561e0ec84fa82dd023b7.pdf</src>
        <authentication>81ecae22780f611cb6eb54c9bc7cf85e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10843">
                    <text>GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI
Abide DOĞAN – Sibel HATİPOĞLU
Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Bosna Savaşı, savaş, Türk edebiyatı, roman, öykü.
ÖZET
Sebebi ne olursa olsun, her savaşın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları
vardır. Savaşın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi ve
hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaşın, konu edildiği
alanlarından biri de edebiyattır. Türk edebiyatında Balkan Savaşları, Kırım Savaşı ve Kurtuluş
Savaşı ile ilgili pek çok eser verilmiştir. Edebiyatımıza savaş ve göçle konu olan coğrafyalardan
biri de Bosna’dır. 1878’e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen
Bosna’da, tarih boyunca pek çok isyan, savaş ve göç yaşanmıştır. Yaşanan bu acı tecrübeler,
dünya edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuştur. Günümüz yazarlarından
Ayşe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, İncir Kuşları; Berkant Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme
Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında ve Ali Koçak, Karda Kalan İzler adlı
öykü kitabında, Bosna’da savaş sırasında ve sonrasında yaşananları ele almışlardır. Bu
çalışmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beş yazarın seçilen
eserleri incelenmiş ve bu eserlere yansıyan Bosna Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler
irdelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1656">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0e60446e10b008985c2fd094a3ef8623.docx</src>
        <authentication>50917e3e29aab7b09039835fca65e0cf</authentication>
      </file>
      <file fileId="1657">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cb819c446393c62a52619a0748c9dfae.pdf</src>
        <authentication>3c17370b85acf53e4b31d59acfef832d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10844">
                    <text>GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI
Âbide DOĞAN1
Sibel HATĠPOĞLU2

Özet
Sebebi ne olursa olsun, her savaĢın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları
vardır. SavaĢın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi
ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaĢın, konu edildiği
alanlarından biri de edebiyattır.
Türk edebiyatında Balkan SavaĢları, Kırım SavaĢı ve KurtuluĢ SavaĢı ile ilgili pek çok
eser verilmiĢtir. Edebiyatımıza savaĢ ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna‟dır.
1878‟e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna‟da, tarih
boyunca pek çok isyan, savaĢ ve göç yaĢanmıĢtır. YaĢanan bu acı tecrübeler, dünya
edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuĢtur.
Günümüz yazarlarından AyĢe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, Ġncir KuĢları; Berkant
Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında
ve Ali Koçak, Karda Kalan Ġzler adlı öykü kitabında, Bosna‟da savaĢ sırasında ve sonrasında
yaĢananları ele almıĢlardır.
Bu çalıĢmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beĢ
yazarın seçilen eserleri incelenecek ve bu eserlere yansıyan Bosna SavaĢı ve sonrasındaki
geliĢmeler irdelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Bosna SavaĢı, savaĢ, Türk edebiyatı, roman, öykü
THE BOSNIAN WAR IN THE CURRENT TURKISH LITERATURE
Abstract
For whatever reason, every war has military and social consequences that affects the
whole World. Reflection of social life and the traces left by the war, at least as serious as
military results and damaging. The war, which effects social life, has been handled by
literature, which is one of the reflection areas of war.
In Turkish literature, there are many works on Balkan Wars, Crimean War and War of
Independence. Bosna, which is one of the places, handled by our literature with war and
migration. Throughout history, in Bosna, where was remaining under Ottoman rule until 1878
and lost after the „93 war, had been experienced a lot of rebellion, war and migration. These
bitter experiences have been the subject of Turkish literature as well as world literature.

1
2

Prof.Dr., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, abide@hacettepe.edu.tr
Arş.Gör., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

1

�In today's writers AyĢe Kulin, Sinan Akyüz, Berkant Karakaya, Nurten Ertul in whose
novels called Sevdalinka, Fig Birds, Crying Bosna- The Way to Death, The White Lily and
Ali Koçak in whose short story called Tracks Left in the Snow discussed the events which
were happened during and after the Bosnian War.
In this study, we will examine on five selected works, which are belong to
contemporary Turkish literature writers and we will discusse Bosnian War and subsequent
developments.

Giriş
Sebebi ne olursa olsun, her savaĢın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları
vardır. SavaĢın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçları kadar ciddi
ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaĢın, konu edildiği
alanlarından biri de edebiyattır.
Türk edebiyatında Balkan SavaĢları, Kırım SavaĢı ve KurtuluĢ SavaĢı ile ilgili pek çok
eser verilmiĢtir. Edebiyatımıza savaĢ ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna‟dır.
1878‟e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna‟da, tarih
boyunca pek çok isyan, savaĢ ve göç yaĢanmıĢtır. YaĢanan bu acı tecrübeler, dünya
edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuĢtur.
Bosna SavaĢı, dünya edebiyatında Alexandra Cavelius‟un Leyla, Isnam Taljıc‟in
Srebrenitsa’nın Öyküsü, Nermina Kurspahic‟in Çığlık: Ölümle Direniş Arasında Bir
Bosnalının Romanı, Velibor Çoliç‟in Bosnalılar, Roger Cohen‟in Yıkık Evler Kırık Yürekler
gibi eserlerine konu olurken Türk edebiyatında günümüz yazarları tarafından da sıklıkla
roman ve öykü dünyasına taĢınmıĢtır. Sevdalinka (AyĢe Kulin), İncir Kuşları (Sinan Akyüz),
Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken (Berkant Karakaya), Beyaz Zambak (Nurten Ertul),
Bosna’da Savaş Yüreğimde Kan Gülleri (Münire CoĢkun), Zlata’nın Öyküsü (Ülkü
Uluırmak), Drina’da Son Gün (Faik Baysal) ve Karda Kalan İzler (Ali Koçak) adlı roman ve
öyküler Bosna‟da savaĢ sırasında ve sonrasında yaĢananları ele alan eserlerdir.

1. Günümüz Türk Edebiyatından Bosna Savaşını Konu Alan Dört Eser
ÇalıĢmamız kapsamında günümüz Türk edebiyatı sahasında Bosna SavaĢı ile ilgili
eser veren AyĢe Kulin, Berkant Karakaya, Sinan Akyüz ve Ali Koçak‟ın eserleri seçilmiĢtir.
Sinan Akyüz‟ün “cefakeş Boşnak kadınları”na ithafı ve “(B)u kitap hayal ürünü bir roman
değildir. Tamamen gerçeklere dayanır”, uyarısıyla baĢlayan romanı İncir Kuşları, 2012‟de
yayımlanmıĢtır. Roman adını, tek dertleri tırmandıkları incir ağacında oyun oynamak olan
çocukların bile Sırplar tarafından ağaç dalına konmuĢ kuĢlar misali öldürülmelerinden
almaktadır.

2

�Foça Ģehrinin Milyevina kasabasından konservatuarda okumak üzere hemĢire olan
teyzesinin yanına Saraybosna‟ya gelen Suada adındaki BoĢnak kızının etrafında geliĢen
romanda, aĢk ve savaĢ, masumiyet ve vahĢet, acı, iĢkence ve her Ģeye rağmen umut iç içe
geçmiĢtir. Suada‟nın konservatuardan sınıf arkadaĢı ve piyano hocasının oğlu Tarık‟la
birbirlerine âĢık olmalarıyla olumlu bir havada baĢlayan roman, diğer sınıf arkadaĢları Sırp
genci Vukadin‟in Suada‟ya duyduğu karĢılıksız aĢk sonucu okulu bırakması ve ülkedeki
gerginlik ortamıyla gölgelenir. Daha önce aynı topraklarda kardeĢçe yaĢayan Sırplar,
Hırvatlar ve BoĢnaklar arasındaki gerilimin kısa sürede tırmanması ve çatıĢmaların
baĢlamasıyla Saraybosna‟dan ayrılarak ailesinin yanına gitmek zorunda kalan Suada‟nın,
annesi ve eniĢtesi evlerini basan Sırplarca katledilir. Babası ve ablalarıyla Sırplara esir
düĢerek iĢkence ve tecavüze uğrar, bir mal gibi satılır, ablasının katledilmesine Ģahit olur ve
her Ģeyden vazgeçmiĢken bulunduğu Kalinovik esir kampında takasa sokularak kurtulur.
Saraybosna‟daki psikiyatri kliniğinde uzun süre tedavi gören ve karanlık günleri çok sevdiği
müzikle aĢan Suada, savaĢ sırasında yeĢil bereli BoĢnak mücahitlerine katılarak kol ve
bacağını kaybetmiĢ sevgilisi Tarık‟ı da bularak Ġsveç‟e yerleĢir. Roman savaĢtan yıllar sonra,
Ġsveç‟te tanınmıĢ bir sanatçı olan Suada‟nın eĢi, kızı, babası ve ablası ile kurduğu mutlu
hayatını aktararak son bulur.
Berkant Karakaya‟nın 2011‟de yayımlanan Ağlayan Bosna- “Ölüme Giderken” adlı
eseri ise yazarın kitap kapağında da belirttiği gibi “Bosna Soykırımı Romanı”dır. SavaĢ
sonrasında toprağından göçerek Ġzmir‟in bir köyüne yerleĢen yetmiĢli yaĢlardaki Yusuf ve
Hacer Aliç‟in günlük hayatlarının tasviriyle baĢlayan roman, geri dönüĢlerle savaĢ yıllarına
kadar uzanır. Gündelik iĢçi olarak çalıĢan Yusuf Aliç, gündelikten kazandığına göre daha
karlı olduğu için bir bağın gece bekçiliğini yapmayı kabul etmesiyle yıllardır bastırdığı kötü
anıları ve geçmiĢiyle de yüzleĢir. Bağa dadanan vahĢi bir hayvandan korkan Yusuf Ustaya, bu
korku Sırpların vahĢetini hatırlatır ve gördüğü rüyalarla savaĢ yıllarını hatırlar.
Aliç ailesi savaĢtan önce Srebrenica‟nın ġuĢnyari köyünde yaĢayan üç çocuklu BoĢnak
bir ailedir. SavaĢın baĢlamasıyla beraber huzurlu hayatları bozulsa da yıllarca aynı topraklarda
kardeĢçe yaĢadıkları Sırpların ne kadar vahĢileĢebileceklerini kabul etmek istemezler. Hem
onları Nato‟nun BirleĢmiĢ Milletlerin koruyacağına, Avrupa‟nın orta yerinde sahipsiz
kalmayacaklarını düĢünürler; ancak Sırpların zulmü bitmek bilmez. Bu duruma sessiz
kalamayan Yusuf Aliç‟in büyük oğlu Nedim, köyden kendisi gibi vatanperver, cesur gençlerle
Sırplara karĢı savaĢan BoĢnak mücahitlerine katılır. Nedim aslında henüz lisede okuyan,
hassas, duyarlı, üniversite okuyup makine mühendisi olmak gibi hayalleri olan parlak bir
gençtir. Okuldan da bir Sırp kızı olan Sandra‟ya umutsuzca âĢıktır; ancak araya savaĢın soğuk
gölgesi girince hem okuldan ve hayallerinden hem de aĢkından vazgeçmek zorunda kalır.
Sırplara karĢı giriĢilen silahlı mücadele baĢlangıçta baĢarılı olur ve Avrupa‟nın
dördüncü büyük ordusu olan Sırp ordusu bu beklenmedik direniĢ karĢısında bozguna uğrar.
Ancak iki grup arasına sözde barıĢ sağlamak amacında olan BM girince her Ģey günden güne
daha da kötüye gider. BM ilk iĢ olarak iki grubu da silahsızlandırarak barıĢ ortamı sağlamaya
çalıĢır; ancak bu çağrıya sadece BoĢnaklar yanıt vererek silahlarını teslim ederler. Sırp
çetnikler silahlarını vermedikleri gibi zulme, keskin niĢancılarla kadınları ve çocukları
öldürmeye ve Ģehre gelen yardımları engellemeye devam ederler. Uzun süren bu sıkıntılı
3

�süreçten sonra Sırp saldırılarından kaçan BoĢnaklar BM‟nin güvenli bölge ilan ettiği
Srebrenica‟ya sığınmak zorunda kalırlar. Elektriksiz, susuz kalan, sokaklarda yatan insan
yığınlarıyla mahĢer yerine dönen Ģehir, yiyecek ve ilaç yardımı da alamayınca sürekli
geniĢleyen bir mezarlığa döner. Yusuf Aliç, eĢi ve küçük oğlu Ahmet‟i alarak Tuzla‟ya,
kayınbiraderinin yanına sığınır; ancak Sırpları durdurmaktan baĢka bir Ģey düĢünmeyen, bu
uğurda ölümü bile göze alan Nedim‟i kaçmaya ikna edemez. Ailesinin köyü terk etmesinden
sonra Nedim, kendisi gibi bir avuç milisle artık faydasız da olsa savaĢmaya devam eder.
Sırplar BM‟i de tanımayarak Ģehre saldırıp soykırıma baĢlayınca Nedim de sözde BM
güvencesindeki kamplardaki pek çok soydaĢı gibi Sırplara teslim edilerek katledilir. Roman,
rüyasında oğlunun öldürüldüğü yeri gören Yusuf Aliç‟in oğlunun yıllardır bulunamayan
cesedini bulmak için harekete geçmeye karar vermesiyle biter.
Ġncelediğimiz eserler arasındaki tek öykü kitabı olan Ali Koçak‟ın Karda Kalan İz adlı
eseri 2006 yılında yayımlanmıĢtır. SavaĢ yıllarında, AA‟nın Saraybosna bürosunu kurma ve
temsilciliğini yapma göreviyle bölgeye giden ve Hürriyet gazetesinin Saraybosna muhabiri
Münire Acım3 ile Sırplar tarafından kaçırılarak günlerce esir tutulan Ali Koçak, tanığı olduğu
savaĢı, bu insanlık suçunu Karda Kalan İz ile edebiyat dünyasına taĢımıĢtır. “Karda Kalan
Ġz”, “Ekmek”, “Senin Sevgilindi”, “TükeniĢ”, “Fotoğraf”, “Ġtiraf” ve
“NiĢancı” baĢlıklı
yedi öyküden oluĢan kitapta, savaĢ hem zulmeden hem de zulme uğrayanın gözünden birbirini
tamamlayan öyküler halinde anlatılır.
Ekmek kuyruğunda beklerken bombalı saldırıya uğrayan ve bu saldırıdan kaçarken bir
Sırp keskin niĢancısı tarafından vurularak öldürülen tıp öğrencisi genç kızın öyküsüyle
baĢlayan kitap, aynı saldırıya fırında yakalanan fırıncının öyküsüyle devam eder. Birbirini
tamamlayan bu iki öyküden sonra, karĢı tarafa geçilir ve bir BoĢnak köyüne saldırarak
erkekleri öldürüp kadınlara da tecavüz eden bir Sırp askerinin, savaĢ sonrasında yaptıklarıyla
baĢ edemeyerek Ģuurunu kaybedip bir seri katile dönüĢmesi anlatılır. Takip eden “TükeniĢ”
adlı öyküde ise tekrar mağdur tarafa geçilir ve Sırp askerini delirten savaĢ, aynı askerin
tecavüzüne uğrayarak hamile kalmıĢ bir BoĢnak kadının gözünden anlatılır. Böyle geçiĢlerle
devam eden kitabın son öyküsü “NiĢancı” da ise ilk öyküye dönülerek tıp öğrencisi genç kızı
vuran keskin niĢancının yaĢadıkları aktarılır.
AyĢe Kulin‟in Sevdalinka adlı romanı ise Bosna SavaĢı ekseninde Saraybosna‟da
gazeteci olarak çalıĢan evli ve iki çocuk sahibi Nimeta ile Hırvat asıllı gazeteci Stefan
arasındaki yasak aĢkı konu edinir. Nimeta çocukları ve eĢini üzmeyi göze alamayarak Stefan
ile arasındaki iliĢkiyi sonlandırır; ancak eĢi Burhan‟ın bu yasak aĢkı öğrenmesine engel
olamaz. Burhan, BoĢnak güçlerin yanında savaĢa katılmak üzere evi terk eder. Çok geçmeden
oğlu Fiko da Nimeta‟yı bu ayrılıktan sorumlu tutarak evden kaçıp babasının peĢinden savaĢa
katılır. Roman savaĢ esnasında bir çarpıĢmada yaralanan Fiko‟nun ölüm kalım mücadelesi
verdiği ambülans sahnesiyle biter.
Sevdalinka, bir ailenin parçalanma süreciyle Yugoslavya‟nın dağılma süreci ve savaĢı
paralel bir Ģekilde aktarır. Nimeta yaĢadığı büyük aĢka rağmen ailesini bir arada tutma
3

Ali Koçak ile Münire Acim bu kaçırılma deneyimlerini de öyküleĢtirmiĢlerdir. Bkz. Koçak, Ali- Acım, Münire
(1996), Saraybosna: Karanlıkta KonuĢmalar, Ġstanbul: Ġmge Yayınları.

4

�mücadelesi verirken, ülke bütünlüğü de parçalanmıĢ Sırplar, Hırvatlar ve BoĢnaklar arasında
ölümüne bir mücadele baĢlamıĢtır.
2. Eserlerin İncelenmesi
Kısaca tanıttığımız Bosna savaĢını konu edinen bu dört eser, karĢılaĢtırmalı olarak
incelendiğinde kimi ortaklık ve farklılıklar dikkati çeker. Bu ortaklık ve farklılıklardan
hareketle eserler, üç baĢlık altında incelenmiĢtir.
2.1. Savaş, Boşnak Kimliği, Türklük ve Avrupa: Ġncelenen dört eserde, öncelikli ve
ağırlıklı olarak BoĢnak kimliğinin sorgulandığı görülür. Eserlerde tüm dünyanın tanıklık ettiği
hiç ummadıkları bir savaĢ ve zulmün ortasında kalan BoĢnaklar, neden bu soykırım ve nefrete
maruz kaldıklarını anlamaya ve açıklamaya çalıĢmıĢlardır. Yıllarca aynı topraklarda
yaĢadıkları, Nazi zulmüne karĢı beraber direndikleri Sırplar ve Hırvatlar birden bire “öteki” ve
“düĢman” olunca “BoĢnak” kimliğini ve bu kimliğin beraberinde getirdiği kaderi tanımlama
ihtiyacı doğmuĢtur.
İncir Kuşları‟nda bu sorgulama ve açıklama görevi romanın merkezi kiĢisi Suada‟nın
tarih eğitimi almıĢ teyzesi Ġfeta‟ya verilmiĢtir. Ġfeta‟ya göre, savaĢa kadar Sırplar, Hırvatlar,
BoĢnaklar, Slovenler, Makedonlar ve Kosovalılardan oluĢan çok uluslu Yugoslavya‟yı bir
arada tutan Tito‟dur. “Tito, çok uluslu Yugoslav halkına hem dinlerini hem de gerçek
tarihlerini bilerek yasakla”mıĢ böylece milliyetçiliği törpülemiĢtir. Onun kurduğu komünist
rejim yıkılınca milliyetçilik hortlamıĢ ve yıllarca aynı topraklarda yaĢamıĢ halklar, dıĢ
tahriklerin de etkisiyle birbirine düĢmüĢtür (Akyüz, 2012: 46, 47).
“Çıkacak bir savaşta Çetnikler ve Ustaşaların çekici ile örsü arasında kalacak tek
millet, Bosnalı Müslümanlardır” saptamasını yapan Ġfeta‟ya göre bunun tek sebebi, etnik
kimlik ve bu kimliğin hamiliğini yapacak olan ulustur. Bu hesapta etnik kimliği sebebiyle tek
hamisiz kalacak ulus BoĢnaklardır. Çünkü “Katolik Macar ya da Alman göçmenlerin
soyundan gelenler kendilerini Hırvat olarak tanımlıyor. Koca Almanya devleti kendi ırkından
gelen Hırvatları, Sırplara kırdırmaz. (…) Ortodoks Rumen Çingenelerin soyundan gelenler
ise kendilerini Sırp olarak tanımlıyor. Koca Sovyetler Birliği de Ortodoks mezhebi inancına
sahip Sırpları, Hırvatlara ezdirmez” saptamasını yapan Ġfeta, “Boşnakların hamisi kim peki?”,
diye soran Suada‟ya “bir zamanlar Osmanlı Türkleriydi. Bizleri yıllar yıllar önce yüzüstü
bırakıp gittiler. Onlar bu topraklardan çekip gittikten sonra da Boşnak halkının hamisi
diyeceği kimse olmadı” yanıtını verir (Akyüz, 2012: 47-49).
Romana göre, Sırpların ve Hırvatların BoĢnaklara kininin tek sebebi din farkı da
değildir. Sırplar, Slav ırkından türeyen BoĢnakları Türklerden türediğine inandırarak ezeli bir
kinin, I. Kosova SavaĢı‟nın intikamını almaya çalıĢmaktadırlar. Dolayısıyla Slav ırkından
türeyen BoĢnak kimliğinin yok edilmeye çalıĢılmasının en önemli nedeni Türklükle alakaları
olmadıkları halde Türk sayılmalarından ileri gelmektedir.
Ağlayan Bosna‟da ise İncir Kuşları‟ndaki Ġfeta‟ya karĢılık BoĢnak kimliğini
sorgulama görevi romanın baĢkiĢisi Nedim‟e verilmiĢtir. Nedim, Ġfeta ile BoĢnakların sahipsiz
olması hakkında hemfikirken, Ġfeta‟nın reddettiği Türklükle BoĢnak kimliğini birleĢtirmesiyle
5

�ayrılmıĢtır. Nedim‟in Sırp iĢkencesi karĢısında BoĢnakların kimliğini ve kimsesizliğini
sorguladığı kısım bu açıdan dikkat çekicidir:
“Genç bir Türk BoĢnağı nasıl hiçbir Ģey yapmadan durabilir ki? Altı yüz yıllık Ģanlı
bir mirasın Ģimdi acz içindeki varisiydi. Ve Ģimdi silahsız, anavatandan çok
uzaklarda kendisini çaresiz hissediyordu. Anavatan neresiydi? Osmanlı‟nın çok
eskide kalan sınırları mı? Yoksa Türklerin sığındıkları Anadolu mu? Evet, Nedim
kafasında bunları sorguluyordu. Nereye kadar, anavatan neresi? Onları kim
koruyacak, kim gözetecekti?” (Karakaya, 2011: 52).

BoĢnak kimliğini Türklükle birleĢtiren Nedim‟e göre Sırp zulmü ve bu zulüm
karĢısında Batı‟nın sessizliğinin sebebi de sözde medeni Avrupa‟nın Türklük ve
Müslümanlığa karĢı önyargısıdır.
“Yıllarca Avrupa‟nın içinde Türkiye‟den uzak Türkler olarak yaĢamıĢlar ve
Avrupa‟ya, Avrupa medeniyetine güvenmiĢlerdi. Ama yavaĢ yavaĢ çiseleyen
yağmurda nöbet kulübesine doğru yaklaĢırken Avrupa‟nın hiçbir zaman Avrupa‟nın
neresinde yaĢarsa yaĢasın Türklere ve Müslümanlara farklı bir gözle bakmayacağını
anlamıĢtı” (Karakaya, 2011: 130).

Bu baĢlık altında değerlendirilecek en özel eser ise Sevdalinka‟dır. Çünkü “BoĢnak
kimliği” ve “BoĢnak olmak” ilk kaynaktan kendisi de BoĢnak kökenli olan AyĢe Kulin‟in
kaleminden aktarılmıĢtır.
“Baba tarafı Bosnalı olan AyĢe Kulin, edindiği bilgilere göre de muhtemelen Macar
topraklarından Bosna'ya idari bir yetkili olarak atanmıĢ Kulin Ban'ın ailesine
mensuptur. Kulin Ban, 11. yüzyılda BoĢnakları ilk defa bir bayrak altında toplayıp
kendi kilisesini kurmuĢtur. AyĢe Kulin'in anlattıklarına göre BoĢnaklar, Ortodoks
Sırp ve Katolik Hırvatlardan ayrı olarak üçlü teslis inancına inanmayanların
oluĢturduğu Bogomil mezhebine mensup, bir tek Allah'a inanan bir topluluktur.
Bundan dolayı Sırp ve Hırvatların iĢkencelerine maruz kalmıĢlardır yıllarca. ĠĢte bu
dönem sonunda kendi kilisesini kurarak BoĢnakların ilk kralı olan Kulin Ban, AyĢe
Kulin'in de soyunun dayandığı koldur. AyĢe Hanım, bunu çok eskilerden beri
kullana geldikleri Kulin soyadına dayandırmaktadır. Çünkü yüzyıllardır ailenin
kullandığı soyad Kulin'dir. AyĢe Kulin, ailenin Macarsitan'dan gelen kolundan
Ģecereyi bulduklarını, ama Bosna tarafındaki kayıtların 1992'deki savaĢta bombalarla
yok edildiğini belirterek, Macaristan'da bir Kulin ailesi (olduğunu bildiğini, onların
her yıl bir yerde buluĢtuklarını da ifade eder.) (…) 1890'ların sonlarına kadar
Bosna'da kalan aile, bir derebeyi olarak bilindikleri o topraklardan 1896 veya
1897'lerde ayrılmak zorunda kalır” (Kalyoncu, 2004: 32).

Romanın “BoĢnaklar” baĢlıklı bölümünde 1180-1190 yılları arasındaki BoĢnak tarihi
aktarılırken ve BoĢnak kimliğinin sözcüsü Nimeta‟nın kardeĢi Raif‟in gözünden BoĢnak
olmanın Sırplar ve Hırvatlarca nasıl algılandığı Ģöyle aktarılmıĢtır: “Onlara göre Boşnaklar
zorla Müslüman edilmiş Sırplardır. Aslında Boşnak kimliği diye bir kimlik de yoktur. Sırplar
böyle düşünürken, Hırvatlar da Boşnakların Katolik’ten dönme Hırvat olduklarını iddia
ederler” (Kulin, 2005: 111).

6

�Bu görüĢlerin yanlıĢ olduğunu vurgulayan Raif, BoĢnakların nasıl Müslüman
olduklarını ve Bogomil mezhebiyle Müslümanlık arasındaki benzerlikleri uzun uzun
açıklamıĢtır. Raif‟e göre BoĢnaklar, Sırpların ve Hırvatların zorla kendilerine dayatmaya
çalıĢtıkları bu önyargıları kabul etmedikleri için acı çekmekte ve soykırıma maruz
kalmaktadırlar.

2.2. Savaş ve Sırp Soykırımı: BoĢnakların Müslüman/Türk kimliğinden ötürü
katledilerek, tecavüze uğrayarak, aĢağılanarak Sırp zulmü ve soykırımına maruz kalması dört
eserin de üzerinde temellendiği en önemli motiftir.
İncir Kuşları ve Ağlayan Bosna‟da Sırplarla vahĢi canavar/hayvanlar arasında olay
akıĢı boyunca sık sık tekrar eden bir paralellik kurulmuĢtur. Tek fark İncir Kuşları‟nda bu
gözü dönmüĢ vahĢi hayvanın avı olarak özellikle BoĢnak kadınların ön plana çıkarılırken
Ağlayan Bosna‟da özellikle böyle vahĢi bir savaĢın ortasında erkek olmanın erkek
kalabilmenin altının çizilmesidir.
Ağlayan Bosna‟da savaĢın kötü anılarını geçmiĢe gömerek Ġzmir‟in bir köyünde sakin
bir çiftçi hayatı yaĢayan Yusuf Aliç‟in gece bekçiliği yaptığı bağda vahĢi bir hayvanla
karĢılaĢması üzerine Sırpların vahĢiliğini hatırlamasıyla söz konusu paralellik kurulur. VahĢi
hayvan karĢısında yaĢadığı korkuyla yıllardır kaçtığı geçmiĢiyle yüzleĢen Yusuf Aliç,
Sırpların yaĢattıkları vahĢeti hatırlayınca doğadaki asıl vahĢi hayvanın insan olduğuna karar
verir.
“Esas canavar, bu karanlık dağda vahĢi insanoğlunun bir temsilcisi olarak oydu.
Canavarın ondan korkması gerekiyordu. Bundan da emindi. Az önce rüyasında
gördükleri ve gerçek hayatta yaĢananlar, en vahĢi canavarı bile bir daha bu dağlara
uğramamasına neden olacak Ģekilde korkuturdu. Ġnsanoğlu en büyük canavardı. Ve
canavarlıklarını tüm dünyaya kabul ettirmek için her zaman bir sebep bulurdu.
Zavallı hayvanlar bunu anlayamazdı” (Karakaya, 2011: 367).

“Cefakeş Boşnak kadınlarına” ithaf edilerek daha roman baĢlamadan odak noktasını
iĢaret eden İncir Kuşları‟ında ise peĢine düĢmüĢ vahĢi hayvandan kaçan zavallı avın/kadının
hissettikleri Ģöyle aktarılmıĢtır:
“Ġçimde fırtınalar koptu. Ağlamaya baĢladım. Neden Allah‟ım? Bu genç yaĢta neden
bu kadar Ģiddetli bir kederi içime üfledin? Oysa ben kendimi çok inançlı ve cesur
sanırdım. Beni hiçbir Ģey korkutamaz derdim. ġimdi Ģu halime bak! Bilmediğim bir
yerde, gözleri dönmüĢ, aç hayvanlar gibi kudurmuĢ insanların ellerinden kaçıp
kurtulmaya çalıĢıyorum. (…)” (Akyüz, 2012: 2).

Bu vahĢi hayvanın önünden kaçamayan Suada ve ablaları Edina ile AyĢa diğer BoĢnak
kadınlar gibi esir alınır, iĢkence görür, köle gibi satılır, hatta babalarının gözleri önünde
tecavüze uğrarlar. Canavar askerlerin bu vahĢilikleri sırasında hep bir ağızdan söyledikleri
Ģarkı kadınlara yönelik soykırımın en iğrenç delilidir: “Kim yalan söylüyor/ Kim ağlıyor/
Sırbistan küçük diye/ Bugün ne kadar Müslüman’ı hamile bırakırsak o kadar âlâ/ Şimdi
7

�Büyük Sırbistan’ı kuralım/ Türkleri kucağımıza oturtup hamile bırakalım…” (Akyüz, 2012:
181).
Sırplar planlı bir Ģekilde BoĢnak kadınları tecavüzlerle hamile bırakarak soykırım
yapmaktadırlar. Romanın baĢkiĢisi Suada‟nın ağzından bu soykırım gerçeği Ģöyle dile
getirilir: “Evet, gerçeği itiraf etmek gerekirse bu bir savaş değildi. Kadınlar hiçbir savaşta bu
kadar mağdur edilmemişti. Bu bir soykırımdı ve bu soykırımla Müslüman Boşnakların soyları
tecavüzlerle dönüştürülmeye çalışılıyordu. Bu savaşın ne yazık ki en acı tarafı da buydu…”
(Akyüz, 2012: 260).
Karda Kalan İzler‟de de kadına yönelik bu iğrenç soykırıma iki öyküyle değinilmiĢtir.
Diğer eserlerden farklı olarak bu öykülerde sadece mağdur taraf olan kadınlar ele alınmamıĢ,
“Senin Sevgilindi” adlı öyküde tecavüzcü Sırp askerinin yaĢadıkları, kendi vahĢiliği
karĢısında insanlığının tükeniĢi ve delirten vicdani hesaplaĢması da aktarılmıĢtır. Hemen
arkasından gelen “TükeniĢ” baĢlıklı öyküde ise defalarca tecavüze uğrayan BoĢnak kadının
ıstırabı, yaĢadığı kâbus, ancak hamile kaldığı anlaĢılınca diğer hamile kadınlarla beraber
“çocuklarımıza iyi bakın” tembihiyle serbest bırakılmaları anlatılmıĢtır. Ancak böylesi bir
vahĢet yaĢamıĢ bir kadın için artık özgürlüğün hiçbir anlamı yoktur; çünkü nereye giderse
gitsin içindeki cehennemi de beraber götürecektir. Neticede serbest kalan kadın, tecavüz
sonucu hamile kaldığı çocuğu doğurur ve öz çocuğuna karĢı hisleri Ģöyle açıklanır: “O çocuk
teninin kokusu midesini bulandırıyor, sürekli kusuyordu. Nedenini açıklayamadığı bir utanç
duyuyordu”. Bu iĢkenceye katlanamayan kadın, çocuğunu hastanede bırakarak kaçmaktan
baĢka çare bulamaz. Bu vahĢetin tecavüze uğrayan kadından baĢka bir mağduru daha vardır
artık: Öz annesinin bile vazgeçtiği, hayata hem yetim hem de öksüz olarak baĢlayan çocuk
(Koçak, 2006: 39).
Sırplar, BoĢnak kadınları ömür boyu sürecek bir iĢkenceye mahkûm ederken,
gözlerinin önünde eĢlerine, kızlarına, kardeĢlerine tecavüz ve iĢkence ettikleri BoĢnak
erkeklere bu çaresizliği, aczi ve utancı yaĢattıktan sonra topluca infaz etmiĢlerdir. “TükeniĢ”te
çocuklar ve kadınlardan ayrılarak öldürüp çukurlara atılan erkekler, Ağlayan Bosna‟da sekiz
bin BoĢnak erkekle beraber kurĢuna dizilen ve kemikleri hâlâ bulunamayan Nedim bu
soykırımın mağdurlarından sadece birkaçıdır.
Sevdalinka‟da yaĢanan soykırım daha çok romanın “Etnik Temizlik” baĢlıklı
bölümünde Hırvat gazeteci Stefan aracılığıyla aktarılır. Stefan, Hırvatistan‟a geçmek zorunda
bırakılan BoĢnak mültecilerle ilgili bir araĢtırma yapmak üzere kimliğini değiĢtirip, Jovan
Plaaviç adında Sırp bir gazeteci olarak kamplara girer. Bu tehlikeli vazife sayesinde
yaĢananlara seyirci kalan Batı‟nın basın yoluyla harekete geçmesini sağlar. Bu bölümde,
kamplarda yaĢanan insanlık suçu Ģöyle aktarılmaktadır:
“6 Nisan‟dan itibaren, „etnik temizlik‟ Karadziç‟in Ģevk ve zevkle uyguladığı bir
oyun haline dönüĢtürülmüĢtü. Müslüman BoĢnakların ileri gelenlerini; yani
varlıklılarını, okumuĢlarını, aydınlarını, sanatçılarını ve özellikle orduda görev
yapmıĢ olan asker kökenlilerini ayıklıyor, akıl almaz iĢkencelere tabi tuttuktan sonra,
birbirlerine öldürtüyorlardı. Ama ölümü kolaylaĢtırmıyordu Sırplar. Öldürmeden
önce, onlara karılarının kızlarının, kız kardeĢlerinin ve annelerinin nasıl ırzlarına
8

�geçtiklerini anlatıyorlar, kadınların nasıl kıvrandığını, yalvardığını tarif ediyorlar,
sonra daha da ileri boyutta bir manevi iĢkence tekniği uyguluyorlardı… (Kulin,
2005:184)”

Romanda Stefan‟dan baĢka Nimeta da gazetecilik mesleği gereği yaĢanan soykırımı
ortaya koymak üzere araĢtırma yapar. Bir Ġngiliz gazeteciyle Tuzla kampını ziyaretleri
sırasında BoĢnak bir çocuk ve annesinin yaĢadıklarını dinleyerek dünya basınına duyurur.
2.3. Savaş ve Aşk: Seçtiğimiz dört eserin birleĢtikleri en önemli motiflerden biri de
aĢktır. Yazarlar, savaĢın korkunçluğuna, uygulanan soykırımın vahĢiliğine dikkat çekerken
her zaman ilgi uyandıran aĢktan da faydalanmıĢlardır. Genellikle BoĢnak-Sırp/Hırvat roman
kiĢileri arasında yaĢanan yasak aĢklar hem milliyetçilik hem de savaĢla sınanmıĢtır. Ġncir
KuĢları dıĢında vuslatı olmayan bu imkânsız aĢklar savaĢın yok ettiği güzelliklerden biri
olmuĢtur.
Ġncir KuĢları‟nda Suada, konservatura devam ederken iki gencin aĢkı arasında bir
seçim yapar. Bu gençlerden biri ilk görüĢte âĢık olduğu babası BoĢnak, annesi Sırp olan
Tarık‟tır, diğeri ise babası gözü kara bir BoĢnak düĢmanı Sırp askeri olan Vukadin‟dir. Suada
tereddütsüz Tarık‟ı seçerken Vukadin‟in ezeli kini ve düĢmanlığını kazanır. Tarık, BoĢnak
damarı daha baskın bir gençtir, bunda milliyetçilikten nefret eden ve herkesi eĢit olarak kabul
eden annesinin de etkisi vardır.
SavaĢ baĢladıktan sonra iki âĢık ayrılmak zorunda kalır, Suada ailesinin yanına
giderken Tarık BoĢnak milislerin yanında savaĢa katılır. Bir müddet sonra da aralarındaki
irtibat tamamen kopar. Sevgilisini elinden alan savaĢ Suada‟nın karĢısına düĢmanı Vukadin‟i
çıkarır. Vukadin de Sırpların ordusuna katılmıĢtır. Suada, Vukadin bir çatıĢmada yaralanıp
ölene dek onun kölesi olarak her türlü iĢkencesine maruz kalır. Yine de Tarık‟a duyduğu
büyük aĢk hiçbir zaman umudunu kaybetmesine izin vermez. SavaĢtan sonra bir kolu ve
bacağını kaybetmiĢ olan Tarık‟ı bulup sevdiği gençle evlenerek yepyeni bir hayat kurar.
SavaĢın karĢısında yer alıp savaĢ mağduru Suada ve Tarık‟ın yaralarını sağaltan aĢkın gücü
olmuĢtur.
Ağlayan Bosna‟da ise Sırp kızı Sandra‟ya âĢık olan BoĢnak genç Nedim, Suada kadar
Ģanslı değildir. Sandra ile aralarında bir Ģeyler baĢlayacağı sırada savaĢ baĢlar ve okulu
bırakmak zorunda kalan Nedim, sevdiği kızı bir daha göremez. Ancak Sandra‟ya duyduğu
büyük aĢk Nedim‟i ölene kadar terk etmez. Her Ģey bitmiĢken, Ģehir Sırp saldırısı altındayken
bile ölümü hiçe sayarak son bir kez okula gidip Sandra‟ya rastlamayı, hiç değilse Sandra‟nın
yürüdüğü yollarda yürümeyi ister. Nedim ve Sandra için vuslat yoktur. Bu imkânsız aĢk
savaĢla beraber yok olup gider.
“AĢk Ģarkıları” anlamına gelen Sevdalinka‟da da aĢk milliyet dinlememiĢ, romanın
baĢkiĢisi BoĢnak Nimeta ile Hırvat Stefan arasında imkânsız bir aĢk baĢlamıĢtır. Ġki farklı
etnik gruptan gelen âĢığın arasındaki tek engel din ve milliyet ayrılığı da değildir, Nimeta
kendisi gibi bir BoĢnakla evlidir. Nimeta duyduğu büyük aĢka rağmen eĢi ve oğlunu
üzmemek için Stefan‟dan vazgeçer; ancak eĢi Burhan‟ın yaĢadığı yasak aĢkı öğrenmesine
engel olamaz. Bosna savaĢla yerle bir olurken Nimeta‟nın ailesi de aynı hızla parçalanmaya
9

�baĢlar. Burhan aldatılmanın da acısıyla Bosna‟nın kurtuluĢu için savaĢa katılır. Çok geçmeden
oğulları Fiko da savaĢa katılmak üzere babasının yanına kaçar ve bir çarpıĢmada yaralanır.
Vuslatı olmayan, daha baĢından bitmeye mahkûm bu imkânsız aĢk, Nimeta‟ya acıdan baĢka
bir Ģey getirmez.
Sevdalinka‟da Nimeta-Stefan aĢkından baĢka BoĢnak Mirsada ve Sırp Petar arasında
da trajik bir aĢk yaĢanır. Mirsada sevdiğine kavuĢmak için iĢini bırakır, kimliğini gizleyerek
Mirza adını kullanarak her türlü tehlikeyi göze alır; ancak Sırp vahĢetinin önüne geçemez ve
insafsızca katledilir. Sevdalinka‟da aĢk acı demektir ve âĢık olan bu acıyla tanıĢmaktan, bu
acıyla yok olmaktan kaçamaz.
Sonuç
Ġnsanlık tarihinin en büyük katliam ve soykırımlarından birine sahne olmuĢ Bosna
savaĢını konu alan günümüz Türk edebiyatından seçtiğimiz dört eserde, kimi motif ve
mesajların benzer Ģekilde öne plana çıkarıldığı görülmüĢtür. Bunların içinde tekrar eden en
önemli motifin soykırım olduğu görülür. Sırpların büyük bir insanlık suçu iĢlediği bu savaĢta,
BoĢnaklara uygulanan bilinçli ve sistemli soykırım dört eserin de mesajını oluĢturur. İncir
Kuşları‟nda bu soykırım daha çok iĢkence ve tecavüze uğrayıp bu tecavüzün çocuklarını
doğurmak durumunda bırakılan kadınların cephesinden aktarılırken, Ağlayan Bosna‟da
gözleri önünde zulmedilen kadınlarına yardım edemeyen, toplu infazlarla katledilen
erkeklerin tarafından yansıtılmıĢtır. Karda Kalan İz ve Sevdalinka ise her iki tarafa da ıĢık
tutan eserlerdir.
Böylesine büyük bir soykırıma bağlı olarak BoĢnak kimliğine, BoĢnak tarihine,
BoĢnaklar ve Türklere, BoĢnaklar ve Batı dünyasına dair sorgulama ve saptamalara eserlerin
tümünde rastlanır. Özellikle İncir Kuşları‟nda ve kendisi de BoĢnak bir aileye mensup olan
AyĢe Kulin‟in Sevdalinka‟sında BoĢnakların geçmiĢi, inançları, tarih boyunca maruz
kaldıkları zulümler, Sırpların, Hırvatların ve Batı‟nın BoĢnaklara bakıĢı uzun uzun
okuyucuyla paylaĢılır.
SavaĢ, soykırım ve kimlik sorgulamasından baĢka aĢk teması da tüm eserlerde
kendisini gösterir. SavaĢ, acı, çaresizlik, zulüm ve utancın gölgesinde genellikle düĢman
taraflar arasında yaĢanan yasak aĢklar eserleri daha da dramatikleĢtirerek cazibe
kazandırmıĢtır.

Kaynakça
Akyüz, Sinan (2012), İncir Kuşları, Ġstanbul: Alfa Yayınları.
Hazer, Gülsemin (2009), “Bir Var OluĢ Mücadelesinin Romanı; Sevdalinka”, 1.
Uluslarası Balkanlarda Tarih ve Kültür Kongresi, Sakarya ÜniversitesiPriĢtine Üniversitesi, Kosova/PriĢtine.
Kalyoncu, Cemal (2004), “Adı AyĢe”, Aksiyon, S. 487.
10

�Karakaya, Berkant (2011), Ağlayan Bosna: “Ölüme Giderken”, Ġstanbul: KastaĢ
Yayınevi.
Koca, Mücahit (1999), Bosna Kitabı, Ġstanbul: Sur Yayınları.
Koçak, Ali (2006), Karda Kalan İz, Ġstanbul: Merkez Kitapçılık Yayıncılık.
Kulin, AyĢe (2005), Sevdalinka, Ġstanbul: Everest Yayınları.
Ġlhan, Mehmet Suat (2010), Bosna Hersek Vahşeti ve Dünya Kamuoyu, Ġstanbul:
Berikan Yayınevi.

11

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10835">
                <text>1862</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10836">
                <text>GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10837">
                <text>DOGAN, Abide
HATIPOGLU, Sibel</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10838">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna Savaşı, savaş, Türk edebiyatı, roman, öykü.  ÖZET  Sebebi ne olursa olsun, her savaşın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları vardır. Savaşın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaşın, konu edildiği alanlarından biri de edebiyattır. Türk edebiyatında Balkan Savaşları, Kırım Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili pek çok eser verilmiştir. Edebiyatımıza savaş ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna’dır. 1878’e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna’da, tarih boyunca pek çok isyan, savaş ve göç yaşanmıştır. Yaşanan bu acı tecrübeler, dünya edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuştur. Günümüz yazarlarından Ayşe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, İncir Kuşları; Berkant Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında ve Ali Koçak, Karda Kalan İzler adlı öykü kitabında, Bosna’da savaş sırasında ve sonrasında yaşananları ele almışlardır. Bu çalışmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beş yazarın seçilen eserleri incelenmiş ve bu eserlere yansıyan Bosna Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler irdelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10839">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10840">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10841">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10842">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1371" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1658">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fcbbe7375c6135387d12fdf267695120.docx</src>
        <authentication>801adba8083e41a447a1d7556c365e75</authentication>
      </file>
      <file fileId="1659">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/f1a5828e2a774a78b4723ce6bdc31438.pdf</src>
        <authentication>36c12e7fd5588674ef8ac59a1e2554e4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10853">
                    <text>İRŞÂDÜ’L-MÜLÛK VE’S-SELÂTÎN’DE “TAKI” BAĞLACI VE ANLAMLARI
Ahmet Turan DOĞAN - Fatma Şeyma DOĞAN
Adıyaman Üniversitesi, Türk Dili Bölümü, Adıyaman / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Memlûk Kıpçakçası, bağlaç, “takı” bağlacı, anlam.
ÖZET
Memlûk Kıpçakçasının önemli yadigârlarından olan İrşâdü’l-Mülûk ve’s-Selâtîn, miladî
1387 yılında İskenderiye şehrinde Berke Fakih tarafından istinsah edilmiştir. Arapçadan satır
arası tercüme olan eser, Memlûk Kıpçakçasının Arapça karşısındaki ifade yeteneğini göstermesi
bakımından önemlidir. Bu ifade yeteneği içerinde ise “takı” bağlacının önemli bir yeri vardır. Bu
durum, bugün kullandığımız pek çok ifadeyi anlam bakımından bünyesinde barındırması
açısından “takı” bağlacını incelenmeye değer bir konu haline getirmiştir. “Takı” bağlacı üzerine
bir anlam incelemesi yaptığımız bu çalışmada söz konusu bağlacın eserde kazandığı anlamlar
belirlenmiştir. Ayrıca, takı bağlacının Türk dili tarihindeki serüvenine, yerini alan bağlaçlara ve
kullanımlara da değinilmiştir. Böylece de dilimizin kadim bir bağlacı vasıtasıyla Türk dilinin
tarihî bir süreci irdelenmiş olacaktır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10845">
                <text>1850</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10846">
                <text>İRŞÂDÜ’L-MÜLÛK VE’S-SELÂTÎN’DE “TAKI” BAĞLACI VE ANLAMLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10847">
                <text>DOGAN, Ahmet Turan
DOGAN, Fatma Seyma</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10848">
                <text>Anahtar Kelimeler: Memlûk Kıpçakçası, bağlaç, “takı” bağlacı, anlam.  ÖZET  Memlûk Kıpçakçasının önemli yadigârlarından olan İrşâdü’l-Mülûk ve’s-Selâtîn, miladî 1387 yılında İskenderiye şehrinde Berke Fakih tarafından istinsah edilmiştir. Arapçadan satır arası tercüme olan eser, Memlûk Kıpçakçasının Arapça karşısındaki ifade yeteneğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu ifade yeteneği içerinde ise “takı” bağlacının önemli bir yeri vardır. Bu durum, bugün kullandığımız pek çok ifadeyi anlam bakımından bünyesinde barındırması açısından “takı” bağlacını incelenmeye değer bir konu haline getirmiştir. “Takı” bağlacı üzerine bir anlam incelemesi yaptığımız bu çalışmada söz konusu bağlacın eserde kazandığı anlamlar belirlenmiştir. Ayrıca, takı bağlacının Türk dili tarihindeki serüvenine, yerini alan bağlaçlara ve kullanımlara da değinilmiştir. Böylece de dilimizin kadim bir bağlacı vasıtasıyla Türk dilinin tarihî bir süreci irdelenmiş olacaktır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10849">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10850">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10851">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10852">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1372" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1660">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b8b780ece9b7e3b897b03029b1345756.docx</src>
        <authentication>8da2cb3df869d4bf1e0d2a39ab1d0606</authentication>
      </file>
      <file fileId="1661">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/9c9caf0153f54ff889c51015c911d1eb.pdf</src>
        <authentication>2d75976ad72bf1e564e94c10735fb860</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10862">
                    <text>H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ
ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Ayhan DOĞAN
Gaziantep Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Gaziantep / Türkiye
Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri,
değerlendirme.
ÖZET
XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya
koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır.
Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren
tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik
çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti
Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre
1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük
mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak
kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil
haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına
rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden
Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu
Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere
kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise
Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında
değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken,
Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan
Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize
Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal
barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10854">
                <text>2004</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10855">
                <text>H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10856">
                <text>DOĞAN, Ayhan</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10857">
                <text>Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri, değerlendirme.  ÖZET  XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır. Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre 1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken, Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10858">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10859">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10860">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10861">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1373" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1662">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/87e4925a6288f7ffc7c1298dfbf0f195.docx</src>
        <authentication>0e4481128557f1027e7396f4617a66b6</authentication>
      </file>
      <file fileId="1663">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d387533cd294cca605504a0a4b065b46.pdf</src>
        <authentication>6795582c11ed8711de5d531d7cc148e8</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10871">
                    <text>YUNANİSTAN’IN BATI TRAKYA BÖLGESİ’NDEKİ KOZLUKEBİR VE
KÖYLERİNDE KİŞİ İSİMLERİ
Levent DOĞAN - Dilek ADALI OSMAN
Trakya Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Edirne / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Kişi isimleri, Kozlukebir, dinî ve millî isimler.
ÖZET
Kişi isimleri Türk kültürü açısından olduğu gibi, dilbilim ve halk bilim çalışmaları için de
büyük önem taşır. Yunanistan’ın Batı Trakya Bölgesi’ndeki Rodop İli’nin Kozlukebir Türkleri
arasında kişi isimlerin veriliş nedenleri genelde dinî, millî ve aile büyüklerinin isimlerine
dayanmakla birlikte çeşitlilik göstermektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10863">
                <text>2180</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10864">
                <text>YUNANİSTAN’IN BATI TRAKYA BÖLGESİ’NDEKİ KOZLUKEBİR VE KÖYLERİNDE KİŞİ İSİMLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10865">
                <text>DOĞAN , Levent 
ADALI OSMAN, Dilek</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10866">
                <text>Anahtar Kelimeler: Kişi isimleri, Kozlukebir, dinî ve millî isimler.  ÖZET  Kişi isimleri Türk kültürü açısından olduğu gibi, dilbilim ve halk bilim çalışmaları için de büyük önem taşır. Yunanistan’ın Batı Trakya Bölgesi’ndeki Rodop İli’nin Kozlukebir Türkleri arasında kişi isimlerin veriliş nedenleri genelde dinî, millî ve aile büyüklerinin isimlerine dayanmakla birlikte çeşitlilik göstermektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10867">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10868">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10869">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10870">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1374" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1664">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c2a8440358412da7afec82166314fc9a.docx</src>
        <authentication>34b25e9ca36b66e4cbe261a8547a22e3</authentication>
      </file>
      <file fileId="1665">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b97f2efe0f87cef1ccc9b91b40ba41e5.pdf</src>
        <authentication>25ef88a3475c4a074ad40ad9ec8f71ab</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10880">
                    <text>MEHMET AKİF’İN ESERLERİNDE EĞİTİM DEĞERLERİ
Adalet DUYMAZ
Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Programı, Edirne / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Safahat, manzum hikâye, eğitim, eğitim değerleri.
ÖZET
Mehmet Akif Ersoy, Türk edebiyatı tarihinde her şeyden önce şair kimliğiyle öne çıkar.
Bununla beraber makale, deneme ve eleştiri türlerinde de yazılar yazmıştır. Arapça ve
Fransızcadan çevirileri de vardır. Onun şiirleri “Safahat” genel başlığı altında toplanmıştır.
“Safahat” yedi kitaptan oluşan bir bütünlüktür. Onun şiirlerinden bazıları manzum hikâye
tarzındadır. Bu hikâyelerde ele aldığı konular eserlerinde anlattığı genel düşünceye uygun
metinlerdir. Tek farkı duygu ve düşüncelerini burada bir olay örgüsü içinde ortaya koymasıdır.
Bu hikâyelerde öne çıkan kavramlardan birisi de eğitimdir. Çalışmada manzum hikâyelerin bu
yönü metinlere dayalı olarak ortaya konulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10872">
                <text>2214</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10873">
                <text>MEHMET AKİF’İN ESERLERİNDE EĞİTİM DEĞERLERİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10874">
                <text>DUYMAZ, Adalet </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10875">
                <text>Anahtar Kelimeler: Safahat, manzum hikâye, eğitim, eğitim değerleri.  ÖZET  Mehmet Akif Ersoy, Türk edebiyatı tarihinde her şeyden önce şair kimliğiyle öne çıkar. Bununla beraber makale, deneme ve eleştiri türlerinde de yazılar yazmıştır. Arapça ve Fransızcadan çevirileri de vardır. Onun şiirleri “Safahat” genel başlığı altında toplanmıştır. “Safahat” yedi kitaptan oluşan bir bütünlüktür. Onun şiirlerinden bazıları manzum hikâye tarzındadır. Bu hikâyelerde ele aldığı konular eserlerinde anlattığı genel düşünceye uygun metinlerdir. Tek farkı duygu ve düşüncelerini burada bir olay örgüsü içinde ortaya koymasıdır. Bu hikâyelerde öne çıkan kavramlardan birisi de eğitimdir. Çalışmada manzum hikâyelerin bu yönü metinlere dayalı olarak ortaya konulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10876">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10877">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10878">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10879">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1375" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1666">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e8e1df7e4a52960bf23c8e661ba8ec1b.docx</src>
        <authentication>ad9d6e793ea72dad5e9d38a73ba70d3c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1667">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/6f525abbdb0970c8aaca360ffa3443d7.pdf</src>
        <authentication>a25259f832620d382e33485a7fe597e4</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10889">
                    <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN EĞİTİME BAKIŞI: 2 ÜNİVERSİTE
Recep DUYMAZ
Trakya Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Edirne / Türkiye
Anahtar kelimeler: Eğitim, eğitim kurumları, edebiyat, edebiyat eğitimi.
ÖZET
Sezai Karakoç, Cumhuriyet döneminde yetişmiş hem şair, hem düşünürlerimizden biridir.
Onun şiir kitaplarının yanında deneme, eleştirme ve düşünce yazıları da vardır. Bu tür
yazılarında din, dil, edebiyat, sanat, Doğu, Batı, birey, aile, toplum, devlet, kültür ve medeniyet
gibi pek çok konunun yanında, eğitim ve öğretim gibi toplumu doğrudan doğruya ilgilendiren
kavramları da ele almıştır. Onun ayırıcı özelliği, bu kavramlara ve eğitim kurumlarına gelenekten
gelen birikimle yerli ve çağdaş bir açıdan bakabilmesidir. Sezai Karakoç’un eğitim anlayışının
temelinde eğitimin “hedefli bir uğraş alanı” olduğu düşüncesi vardır. Onun eğitime dair
düşüncelerinin metinlere dayalı olarak tespit edilmesi, hem onun sanatının daha yakından
tanınmasına, hem ülkemizde hâlâ sürmekte olan edebiyat eğitimi arayışlarına bir ışık
tutulmuştur. Bu çalışmada eğitim sistemimizin daha ziyade üniversite dönemine dair düşünceleri
üzerinde durulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10881">
                <text>2303</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10882">
                <text>SEZAİ KARAKOÇ’UN EĞİTİME BAKIŞI: 2 ÜNİVERSİTE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10883">
                <text>DUYMAZ, Recep </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10884">
                <text>Anahtar kelimeler: Eğitim, eğitim kurumları, edebiyat, edebiyat eğitimi.  ÖZET  Sezai Karakoç, Cumhuriyet döneminde yetişmiş hem şair, hem düşünürlerimizden biridir. Onun şiir kitaplarının yanında deneme, eleştirme ve düşünce yazıları da vardır. Bu tür yazılarında din, dil, edebiyat, sanat, Doğu, Batı, birey, aile, toplum, devlet, kültür ve medeniyet gibi pek çok konunun yanında, eğitim ve öğretim gibi toplumu doğrudan doğruya ilgilendiren kavramları da ele almıştır. Onun ayırıcı özelliği, bu kavramlara ve eğitim kurumlarına gelenekten gelen birikimle yerli ve çağdaş bir açıdan bakabilmesidir. Sezai Karakoç’un eğitim anlayışının temelinde eğitimin “hedefli bir uğraş alanı” olduğu düşüncesi vardır. Onun eğitime dair düşüncelerinin metinlere dayalı olarak tespit edilmesi, hem onun sanatının daha yakından tanınmasına, hem ülkemizde hâlâ sürmekte olan edebiyat eğitimi arayışlarına bir ışık tutulmuştur. Bu çalışmada eğitim sistemimizin daha ziyade üniversite dönemine dair düşünceleri üzerinde durulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10885">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10886">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10887">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10888">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1376" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1668">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/0ba3979a93e20419ee51062bf8904ea4.docx</src>
        <authentication>90bfbe6afb527e9e564b715ef7624301</authentication>
      </file>
      <file fileId="1669">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/eb5c84203ce03b7a15cb02b96d82c439.pdf</src>
        <authentication>ae975ad72a1c9bcd8b75f736940a8030</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10898">
                    <text>TÜRK EDEBİYATI’NDA BALKANLAR
Zeynep DUYMAZ
Onsekiz Mart Üniversitesi, İngilizce Bölümü, Çanakkale / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Balkan, edebiyat, on dokuzuncu yüzyıl, hikâye, roman.
ÖZET
Türkler Balkanlara 1354 yılında geçtiler ve Batı’ya doğru ilerlemeye devam ettiler. Bu
ilerleme yüzyıllarca devam etti, fakat on dokuzuncu yüzyılda tersine döndü. Bu yüzyıldan
itibaren Türkler, bu sefer beş yüzyıldan fazla süre boyunca yaşadıkları Balkanlardan Anadolu’ya
doğru göç etmeye başladılar. Bu uzun dönemde yaptıkları savaşları, barışları, bazen mutlu bazen
hüzünlü olayları edebiyatlarına yansıttılar. Türk hikâye, roman, tiyatro ve şiirlerinin büyük bir
bölümünde Türklerin Bulgar, Yunan ve Sırplarla ilişkileri anlatılır. Ömer Seyfettin, eserlerinde
Balkan halkının sosyal yaşamını konu edinen bir Türk hikâyecisidir. Hikâyelerini 20. yüzyılın
başlarında yazmıştır. Eserlerinde Türk hikâye kahramanların yanı sıra Bulgar, Yunan ve Sırp
hikâye kahramanlar da vardır. Bundan dolayı eserleri, Balkanların yirminci yüzyılın başlarındaki
sosyal hayatını doğrulukla yansıtan bir ayna gibidir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10890">
                <text>1853</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10891">
                <text>TÜRK EDEBİYATI’NDA BALKANLAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10892">
                <text>DUYMAZ, Zeynep</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10893">
                <text>Anahtar Kelimeler: Balkan, edebiyat, on dokuzuncu yüzyıl, hikâye, roman.  ÖZET  Türkler Balkanlara 1354 yılında geçtiler ve Batı’ya doğru ilerlemeye devam ettiler. Bu ilerleme yüzyıllarca devam etti, fakat on dokuzuncu yüzyılda tersine döndü. Bu yüzyıldan itibaren Türkler, bu sefer beş yüzyıldan fazla süre boyunca yaşadıkları Balkanlardan Anadolu’ya doğru göç etmeye başladılar. Bu uzun dönemde yaptıkları savaşları, barışları, bazen mutlu bazen hüzünlü olayları edebiyatlarına yansıttılar. Türk hikâye, roman, tiyatro ve şiirlerinin büyük bir bölümünde Türklerin Bulgar, Yunan ve Sırplarla ilişkileri anlatılır. Ömer Seyfettin, eserlerinde Balkan halkının sosyal yaşamını konu edinen bir Türk hikâyecisidir. Hikâyelerini 20. yüzyılın başlarında yazmıştır. Eserlerinde Türk hikâye kahramanların yanı sıra Bulgar, Yunan ve Sırp hikâye kahramanlar da vardır. Bundan dolayı eserleri, Balkanların yirminci yüzyılın başlarındaki sosyal hayatını doğrulukla yansıtan bir ayna gibidir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10894">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10895">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10896">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10897">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1377" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1670">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a920c0149634e7b0547fdf6f7c780b6b.docx</src>
        <authentication>0822a631f882b2f42f4e5f553966e1b0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1671">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/66461953aba3d4bece6d5341f57dd89d.pdf</src>
        <authentication>28eeb3bd159e8a398e78a1bcc8c2ae9a</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10907">
                    <text>“ESKİ TÜRK EDEBİYATINDA MAZMUNLAR VE İZAHI” ADLI ESERDE KLASİK
TÜRK ŞİİRİ VE ŞAİRLERİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
Özlem DÜZLÜ
Sakarya Üniversitesi, Türk Dili Bölümü, Sakarya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Ahmet Talat Onay, Klasik Şiir, Şair.
ÖZET
Edebiyat alanındaki çalışmalarını halk edebiyatı sahasında yoğunlaştıran Ahmet Talat
Onay, klasik Türk edebiyatıyla ilgili eserlere de imza atmıştır. Bunlardan biri ve belki de en
önemlisi “Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı” adlı ansiklopedik edebiyat lügatidir.
Değeri her geçen gün artmakta olan bu eserin asıl hususiyeti klasik edebiyatımızın bazı
mazmunları ile anlaşılması güç meseleleri hakkında açıklayıcı bilgiler vermesidir. Bu suretle
klasik şiirimize yansımış eski âdetler, inanışlar, yaşam tarzından izler, zamanın ilim ve fenniyle
alakalı bilgiler; bu şiirde yer alan kıssa, isim, terim ve kavramlar eserin muhteviyatına dâhil
olmuştur. Yazar bu meselelerle ilgili izahatlarda bulunurken bazen de kendi görüşlerine yer
vermiştir. Yazarın bu görüşleri arasında klasik edebiyatımızın Tanzimat’tan sonra çok tartışılan
birtakım meseleleri de yer almaktadır. Ayrıca yazarın hakkında görüş bildirdiği bazı şairler de
bulunmaktadır. Bu çalışmada yazarın bu görüşleri klasik Türk edebiyatı hakkında yapılan
tartışmalar bağlamında ele alınmış, hakkında çokça konuşulmuş klasik Türk şiiri ve şairlerine bir
de Ahmet Talat Onay’ın penceresinden bakılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1672">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/173facad5034c2d6ed5af8a66cf24350.doc</src>
        <authentication>272d08400edb6cffabeb390e8709c91a</authentication>
      </file>
      <file fileId="1673">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/355a3c92a0487755f779c1c301fe8f46.pdf</src>
        <authentication>9110f637ff28af78bbaf438e18a4a9df</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10908">
                    <text>“ESKĠ TÜRK EDEBĠYATINDA MAZMUNLAR VE ĠZAHI” ADLI ESERDE KLASĠK
TÜRK ġĠĠRĠ VE ġAĠRLERĠYLE ĠLGĠLĠ DEĞERLENDĠRMELER

Özlem DÜZLÜ 1
Özet
Edebiyat alanındaki çalışmalarını halk edebiyatı sahasında yoğunlaştıran Ahmet Talât
Onay, klasik Türk edebiyatıyla ilgili eserlere de imza atmıştır. Bunlardan biri ve belki de en
önemlisi “Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı” adlı ansiklopedik edebiyat lügatidir.
Değeri her geçen gün artmakta olan bu eserin asıl hususiyeti klasik edebiyatımızın bazı
mazmunları ile anlaşılması güç meseleleri hakkında açıklayıcı bilgiler vermesidir. Bu suretle
klasik şiirimize yansımış eski âdetler, inanışlar, yaşam tarzından izler; zamanın ilim ve
fenniyle alakalı bilgiler; bu şiirde yer alan kıssa, isim, terim ve kavramlar eserin
muhteviyatına dâhil olmuştur. Yazar bu meselelerle ilgili izahatlarda bulunurken bazen de
kendi görüşlerine yer vermiştir. Yazarın bu görüşleri arasında klasik edebiyatımızın
Tanzimat’tan sonra çok tartışılan birtakım meseleleri de yer almaktadır. Ayrıca yazarın
hakkında görüş bildirdiği bazı şairler bulunmaktadır. Bu çalışmada yazarın bu görüşleri klasik
Türk edebiyatı hakkında yapılan tartışmalar bağlamında ele alınacak, hakkında çokça
konuşulmuş klasik Türk şiiri ve şairlerine bir de Ahmet Talât Onay’ın penceresinden
bakılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Ahmet Talat Onay, Klasik Şiir, Şair

EVALUATIONS ABOUT CLASSICAL TURKISH POETRY AND POETS AT
WORKS OF “MEANINGS AND EXPLANATIONS IN OLD TURKISH
LITERATURE”
Abstract
Ahmet Talât Onay, who has focused his studies on the field of folk literature in the
field of literature, has studied on the works of classical Turkish literature. One of these, and
perhaps most importantly is the encyclopedic glossary literature called “ Meanings and
Explanations in Old Turkish Literature”. The main characteristic of this work whose value is
increasing every day is that it gives descriptive information about some of the issues that are
1

Sakarya Üniversitesi Türk Dili Okutmanı, oduzlu@sakarya.edu.tr

�difficult to understand in our classical literature. By this way, the old customs that are
reflected in our classical poetry, beliefs, life-style tracks, knowledge about science; the
parable, names, terms and concepts in this poem have been included in the content of the
work. While the author gave some information about these issues, sometimes he included his
own views. A number of issues that are debated after the reforms in our classical literature are
included in one of the author’s views. There are also some poets who gave their opinions
about the author. In this study, the views of the author will be discussed in the context of the
debate about the classical Turkish literature and the classical Turkish poetry and poets that are
discussed previously will be examined in the point of view of Ahmet Talât Onay.
Key Words: Ahmet Talat Onay, Classic Poem, Poet
GiriĢ
“Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı”2 adlı eser, edebiyat çalışmalarını halk
edebiyatı alanında yoğunlaştırmış Ahmet Talât Onay’ın (ö.1956) klasik Türk edebiyatı
sahasında kaleme aldığı ansiklopedik edebiyat lügatidir. Eser, içine doğduğu medeniyetten
kopuş neticesinde ve buna binaen oluşmuş bir ortamda, her geçen gün muhataplarıyla
arasındaki mesafesi artan bir edebiyatı üstadı Veled Çelebi İzbudak’ın tavsiyesiyle gençlere
tanıtmak amacıyla kaleme alınmıştır. Üstadının tavsiyelerine duyduğu güvenle çalışmaya
başlayan Onay; lügat ve lügat şerhleri, tarihler, biyografik eserler, klasikler, divanlar ve dinîtasavvufî nitelikteki pek çok kaynaktan; Veled Çelebi, Tahir Olgun, Fuat Köprülü gibi
âlimlerin birikimlerinden istifade ederek 1000’e yakın madde oluşturmuştur. Böylece klasik
şiirimizin mısralarına karışmış eski âdetler, inanışlar, yaşam tarzından izler; bu şiirde yer alan
kıssa, isim, terim ve kavramlar; zamanın ilim ve fenniyle alakalı bilgiler tespit edilip
açıklanmıştır. Bununla birlikte açıklanan hususlara örnek oluşturmak üzere seçilen beyitlerle
klasik şiirin estetiği yansıtılmış, bu beyitlerin kısa tahlilleri yapılarak klasik şairlerimizin
hayal dünyalarının anlaşılmasına da katkı sağlanmıştır. Ayrıca yeri geldikçe anlatılan fıkra ve
anekdotlarla esere samimi bir üslûp kazandırılmıştır. Eserde bazı maddelerin açıklamasında
konuyla alakalı olarak yazarın kendi görüşlerine de tesadüf edilir. Yazarın görüş bildirdiği
konular arasında klasik şiirimizin Tanzimat’tan sonra çokça tartışılmış birtakım meseleleri de
yer almaktadır. Yazar ayrıca bazı şairlerimiz hakkında da değerlendirmelerde bulunmuştur.3

2

Bildiri metninin bundan sonraki kısmında eser için, Prof. Dr. Ömür CEYLAN’a ait, ETEM şeklindeki kısaltma
kullanılmıştır.
3
Eser hakkında tanıtıcı bilgi için ayrıca bkz. Ahmet Talat ONAY, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve
Ġzahı (Haz. Cemal KURNAZ), Akçağ Yay., Ankara 2000, Cemal KURNAZ’ın önsözü ve s.39-41; Cemal
KURNAZ, Ahmet Talat Onay, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1990, s.67-70; Ömür CEYLAN, Bağ Bozumu –

�Bilindiği üzere klasik Türk edebiyatına ilk tepki “Lisân-ı Osmânînin Edebiyatı
Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir” adlı makalesiyle Namık Kemal’den gelir. Bu makale
“yeninin eski edebiyata karşı ilk edebî beyannamesi olma değerini taşımaktadır” (Akün,
2006:373). Namık Kemal’in bu metinle klasik edebiyatımıza yönelttiği sert eleştiriler zamanla
başka taraftarlar da bulur.

Bu taraftarlardan biri olan Ziya Paşa’nın tavır değiştirerek

“Harâbât”ı yayımlamasının ardından da yeni bir edebiyat getirmek isteyen grupla klasik
edebiyatı devam ettirmek isteyenler arasında bir tartışma ortamı oluşur (Kahraman, 1996:13).
Tartışmanın tarafları vezninden diline, kaynağından muhtevasına kadar klasik edebiyatın
bütün yönlerini tartışmaya başlarlar. Tartışmaların yoğunlaştığı hususlar şunlardır: “ Divan
edebiyatının hayal dünyası dar ve gerçekle ilgisizdir. Konular beşerî duygu ve düşünceleri
yansıtmaz. Sosyal hayattan kopuktur. Kuralcı ve mazmuncudur; başlangıcından bitimine
kadar hep aynı şeyler tekrarlanmıştır. Samimi değildir, caize edebiyatıdır. Toplum ahlâkını
bozucu niteliktedir. Dil ve işlenilen konular bakımından millî değildir. Dinî ve dar bir
edebiyattır”(Macit, 2006:20).
Biz bu çalışmada Ahmet Talât Onay’ın söz konusu eserinde yer alan ve klasik Türk
edebiyatının tartışma konuları kapsamında değerlendirilebilecek görüşlerini, bugüne kadar
klasik Türk edebiyatı tartışmaları üzerine yapılmış çalışmalarda da yer alan bazı başlıklar
altında inceleyeceğiz.

Dil, Gayrimillîlik ve Taklitçilik, Meycilik-Mahbupçuluk, Câize

Edebiyatı, Mazmunculuk, Kelime Oyunculuğu ve Şairler Hakkında Değerlendirmeler
başlıkları altında önce tartışmaların genel çerçevesini çizecek, sonra Ahmet Talat Onay’ın
görüşlerine yer vereceğiz.

Dil
Klasik Türk edebiyatıyla ilgili tartışmaların başlangıç noktasını dil meseleleri
oluşturur.

“Tanzimat sonrasında edebiyat öncelikle ve özellikle dil problemi olarak ele

alınmıştır. Eski edebiyata şuurlu ilk tenkitleri yönelten Namık Kemal‟in hareket noktası da,
dil meselesi olmuştur”(Erbay, 1997:266).
Dil ile ilgili tartışmalarda taraflardan biri Arapça ve Farsçadan alınan kelime, terkip
hatta kurallar sebebiyle tartışmayı klasik edebiyatın dilinin Türkçe olmadığı noktasına
vardırırken diğer taraf da bu dilin gayet zengin, işlenmiş ve üstün bir dil olduğunu savunur.
Örneğin Recaizade Ekrem, o dönemin şartları gereği olsa da, klasik şairlerimizi, eserlerini
ifrata varacak derecede süse boğarak kendilerinden başka kimsenin anlayamayacağı bir hâle
ġi’r-i Kadîmin Rüzgârıyla Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve Ġzahı-, Kesit Yay., İstanbul 2011, s.245251.

�getirdiklerini söyleyerek eleştirir. Klasik edebiyatı bu hâliyle de havas için oluşturulmuş bir
edebiyat olarak görür (Erbay, 1997:279). Ömer Seyfettin ise Türklerin biraz okumuş
olanlarının ellerine kalem alınca Arapça ve Farsça lügat paralamaya; Arapça, Farsça terkipler
yapmaya kalktıklarını ve “bir marifet yapıyoruz” zannettiklerini, altı asırdan bu yana edebiyat
ve ilim adına Türkçe bir satır bile yazılmadığını iddia eder (Özdemir, 2010:290).
Diğer tarafta Osmanlıcanın muazzam bir dil olduğu kanaatinde olanlar, hatta klasik
edebiyatın anlaşılamama sebebinin sadeleştirme çabaları olduğunu söyleyerek bu faaliyetlerin
karşısında yer alanlar bulunmaktadır. Ziya Paşa Harâbât mukaddimesinde Türk dilinin
Farsçayla karşılaşmadan önce mükemmel bir dil halinde varlığını devam ettirdiğini,
Farsçadan aldığı unsurlar ile daha da olgunlaştığını ifade eder (Erbay, 1997:277). Ziya
Paşa’dan sonra da Türk dilinin Arapça ve Farsçadan aldığı kelimelerle gelişip zengin bir dil
haline geldiğini söyleyerek tartışmaya bu taraftan katılan pek çok isim olmuştur.
Dil tartışmalarının “milli edebiyat” tartışmalarıyla birlikte yürütüldüğü 1930-1940
yılları arasında klasik edebiyata milli edebiyat gözüyle bakmayıp, onun dilini yabancı
görenler yanında bu edebiyatın dilinin Türkçe olduğunu, her şeye rağmen Türkçe kuralların
geçerli olduğunu, Arapça ve Farsça kelimelerin onun varlığında eridiğini ileri sürenler de
olmuştur (Kahraman, 1996:178). Aynı zamanda bu dönem Türkçenin sadeleştirilmesi ile ilgili
en yoğun çalışmaların olduğu bir dönemdir. Türkçenin sadeleştirilmesi hususunda daha
verimli sonuçlar elde edebilmek için kurulan Türk Dil Kurumu, dil tartışmalarında belirleyici
ve yönlendirici bir etki yapmıştır (Kahraman, 1996:175).
Ahmet Talât Onay’ın, on yıllık bir çalışmanın ardından 1941’de tamamladığı,
ETEM’de dil ile ilgili görüşlerine “Gözlük” maddesinde rastlıyoruz. Yazar bu maddede örnek
olarak verdiği beyitlerden birinde “gözlük” yerine “ayneyk” kelimesinin kullanılmasından
hareketle beytin sahibi Sâmî’nin şahsında klasik edebiyatın dilini eleştirir.4 Sâmî’nin “gözlük”
kelimesinin Arapçası olan “ayneyk”i daha asil görmesini gaflet olarak değerlendiren Onay,
bunun gibi yanlış görüşler nedeniyle Türkçe kelimelerin yerini yabancı kelimelerin aldığını
söyler. Ona göre Arapça ve Farsça kelimelerin çok fazla kullanılması klasik edebiyatın dilini
anlaşılmaz hale getirmiştir. Yazarın bu konudaki “Dikkat edilirse şiirlerimiz ibtidâlarında
temiz Türkçe ile yazılırken sonraları Arapça, Farsça kelimeleri fazla almak yüzünden
anlaşılması güç lisanla yazılmaya başlanmıştır. Lisanın bu tabii çığırından çıkması Türkçenin
zararına ve inkişaf edememesine sebep olmuştur (Onay, 2000:220)” şeklindeki ifadelerinden
yabancı kelimelerin aşırı olmamak kaydıyla kullanılabileceği gibi bir anlam çıkartmak da
4

Ayneyk takıp dîde-i gam-dîdene Sâmî
Dik dik niçin ol meh-veşe dört gözle bakarsın (Sâmî)

�mümkündür. Ancak ifadelerinde devrin hâkim görüşü ve kendi siyasi duruşu baskındır. En
net şekilde klasik Türk şiiri ve şairlerini eleştirdiği konulardan biri dil olmuştur.
Onay, Darülfünun’daki öğrencilik yıllarında hocalarının etkisiyle Türkçülük fikrini
benimsemiş ve hayatının sonuna kadar bu fikrin savunucusu olmuştur. Hatta yazarda Türklük
şuurunun uyanması da Türkçe üzerinden gerçekleşmiştir. Yazar “Nasıl Türkçü Oldum-3” adlı
makalesinde bu hatırasından ve hocalarının Türkçe konusundaki hassasiyetlerinden bahseder.5
Böyle bir terbiyeden geçmiş biri olarak klasik Türk şiirinin dili hakkında olumsuz bir tavır
takınması çok normaldir. Fakat eserinin başına dil meselesinde gelinen durumu tersinden
eleştiren Tahir Olgun’un takrizini, belki de vefa duygusuyla, koymaktan da çekinmemiştir. 6

Gayrimillîlik ve Taklitçilik
Edebiyatımızda millîlik tartışmaları konu, dil ve şiirdeki ölçü meselelerini
kapsamaktadır. Millî edebiyat kavramını ise “Türk edebiyatına Genç Kalemler dergisi
kazandır(mıştır)” (Kahraman, 1996:114) . Edebiyat-ı Cedide ve Fecr-i Âtî’nin tutumlarıyla
edebiyatın dil ve ölçüde aruz ve terkip yanlısı oluşu, konu bakımından da Fransız edebiyatına
benzemesi sonucunda bu kavram; konuşulan dili, hece ölçüsünü ve Türklerin kendilerine ait
bir dünyayı kullanan edebiyat anlamında gündeme gelmiştir (Kahraman, 1996:114). Bu
anlamda klasik Türk edebiyatının da millî olup olmadığı konusunda farklı görüşler ileri
sürülmüştür.
Klasik Türk edebiyatını millî bir edebiyat olarak değerlendirenler, eseri meydana
getiren sanatçının mensubu olduğu toplumu esas alırlar. O kişi hangi toplumun mensubuysa
eseri o toplumun millî edebiyatına aittir. Bu görüşe “sanat ve edebiyat sınırları içinde olma”
hususunu da ekleyen Hüseyin Cahit konuyu doğrudan klasik Türk edebiyatı bağlamında
değerlendirmese de millî edebiyatın sınırlarını çizer ve bu sınırların içine klasik Türk
edebiyatı da girer: “Millî edebiyat demek mutlaka köylüden, avamdan vatandan, Türklük
5
6

Bkz. Kurnaz, Cemal, Ahmet Talat Onay, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1990, s.192-194.
Bu parlak hizmeti yüzünden onun
Artık anlaşacak dedeyle torun
Sarmıştı acâyip bir hâl ki yurdu
Yeniler eskiyi anlamıyordu
Çünkü anlatacak yoktu vâsıta
Mâziden kopmuştu sanki râbıta
Torunu yabancı büyükbabaya
Konuşmak kalmıştı pandomimaya
Eskiden yeniye bir söz gelince
Sanıyordu onu başka bir dilce
Muhterem üstâda Hak ecrin vere
Geçmişi tanıttı şimdikilere… (Onay, 2000:49-50)

�idealinden, eski Türklerden harpten ve hürriyetten bahseden edebiyat demek değildir. Bir
eserin sanat ve edebiyat hudutlarından içeri girmiş olması kâfidir. Benim milletimden ve
vatanımdan olan her Türkün edebî eseri, benim için millî edebiyattır” (Kahraman, 1996:123124).
Klasik Türk edebiyatının millî olamayacağı düşüncesi yabancı edebiyatların etkisiyle
açıklanır. Agâh Sırrı Levend’e göre dili yabancı dillerin tesiriyle orijinalliğini kaybetmiş
veznini, şeklini, hatta fikirlerini, telakkilerini ve imajlarını yabancı edebiyatlardan alan bir
edebiyata millî edebiyat denilemez (Kahraman, 1996:120). Bu açıdan bakıldığında Ahmet
Hamdi Tanpınar’ın klasik şiirimizdeki Fars etkisiyle ilgili sözleri de millîlik açısından
değerlendirilebilir. Çünkü ona göre klasik şiirimizde belli bir vakayı anlatan şiirler dışında
bize ait bir şey yoktur. Tanpınar’ın konuyla ilgili görüşleri şu şekildedir: “Eski şiir Fars
edebiyatından yalnız kelime zevkini ve hayal sistemini almaz, onun yarı tarihi ve çok
İslamlaşmış mitolojisini, imparatorluğun şartları ve tarihi ile biraz daha genişleyen
coğrafyasını da alır… İstanbul ve İstanbul sayfiyelerinin dışında bize ait şeylerden adeta
sakınan bu edebiyatta Arabistan coğrafyası imparatorluğun bir parçası olmaktan ziyade
kültür veya din ile ilgili olarak mevcuttur… Mitoloji ise doğrudan doğruya „Şehname‟ den,
büyük masallardan ve Arap kültüründen alınmıştır (Tanpınar, 1997:4-5).
Ahmet Talât Onay, ETEM’de klasik Türk şiirindeki Fars etkisine tam da bu noktadan
itiraz eder. “Acem Kahramanları” maddesinde şairlerimizin Türk erlerini İranlı kahramanlara
benzetmesini eleştirir ve bu konuda uzun uzun mütalaalarda bulunur. Ona göre Türklerin
kahramanlık açısından bir benzetilen unsura ihtiyacı yoktur. Zira bu özellik Türklerde
fazlasıyla mevcuttur. Buna rağmen Türk erleri kimi hunhar, kimi ayyaş İran hükümdar ve
kumandanlarına benzetilmiş, hatta bu durum beğenilen bir özellik olarak şiirlerde yer almış,
kimse bu duruma itirazda bulunmamıştır. Yazar Acem kahramanlarını, övülen kişiyi onlardan
daha üstün göstermek için zikreden şairleri de unutmaz. Fakat bu şairlerin eserlerinde bile
Acem kahramanlarının üstünlüğü konusundaki yaygın kanaatin ağırlıklı olduğunu belirtir.
Oysa “Türk erlerini Acem kahramanlarına benzetmekle memduha en büyük hakaretler
yapıldığının kimse farkına varmamıştır.” (Onay, 2000: 62)
Onay “farkına varmamak” ifadesiyle eleştirinin dozunu biraz hafifletmiş görünse de
maddenin sonunda açtığı “Mütalaa” bölümünde eleştirilerine bıraktığı yerden devam eder.
Şairlerimizin örnekleri kendi tarihinden seçmemiş olması bizi kendi “Şehnâme”mizden
mahrum bırakır: “Şairlerimiz Acemlerin merhum ve mübalağalı şahıslarını müşebbehünbih
yapacaklarına, Türk kahramanlarını, Türk büyüklerini ele alsalardı hîn-i hâcette okunacak,
iftihar duyacak hamâsî şiirlerimiz ve bir Şehnâmemiz olurdu” (Onay,2000:66). Onay’a göre

�bizim dünyaya sığmayan kahramanlarımız yanında şarap mucidi Cem, yaban eşeği avcısı
Behrâm gibi İranlı şahsiyetlerin yüceltilmesi acınacak bir faciadır. Yazar konuyla ilgili
görüşlerini Şeyyad Hamza ile örneklendirir. Şeyyad Hamza’nın bir şiirinde Salsal, Zâl, Âd,
Şeddâd, Keyhüsrev, Behrâm, Kubâd, Kisrâ, Fağfûr, Kayser, Cemşîd, Nerîmân, Sührâb, Cem,
Sam isimlerinin geçtiğini, bunları tanımak için Şehnâmeyi okumak, İran mitolojisi ve tarihini
bilmek gerektiğini belirtir ve devam eder: “Şeyyad Hamza‟nın yaşadığı devirde Anadolu‟da
parlak bir Türk hükümeti doğarken İran sönüklüğünü, uyuşukluğunu muhafaza ve günden
güne sükût ediyordu” (Onay, 2000:66).
Onay ayrıca bu durumun kahramanlarla da sınırlı kalmadığını, şairlerimizin de
kahramanlarımızla aynı kaderi paylaştığını ifade etmektedir (Onay, 2000:66).
Ahmet Talât Onay’ın mütalaa bölümünde sarf ettiği bir cümle dikkat çekicidir. O
“Acem kahramanlarının isim ve menkıbelerine Anadolu Türklerinin ilk eserlerinden
başlayarak zamanımıza kadar gelen bütün eserlerde tesadüf olunur” (Kahraman, 1996:66)
diyerek dönem eleştirisi yapmaktan ziyade Türk edebiyatına yönelik genel bir eleştiri yapmış
olur. Fakat o bir yanlışın karşısındadır. Bu yanlış da uzun uzun açıkladığı ve çok sayıda
beyitle örneklendirdiği üzere klasik edebiyatta ziyadesiyle mevcuttur. Sonuçta millîlik
tartışmasının sınırları içerisine dâhil edilebilecek bu görüşleriyle, bu hususta klasik Türk
edebiyatına karşı olumsuz bir tavır takınmış olur.

Meycilik-Mahbubçuluk
Klasik Türk edebiyatıyla ilgili tartışmalarda “mey”, “mahbub” ile birlikte çok sık
kullanılmış olması açısından tenkit konusu olmuştur (Özdemir, 2010:327). Bu kanaat Ahmet
Talât Onay’ın eserinde de mevcuttur. Nitekim Onay, “Şarab” maddesinde, “Divanlarımızın
her sahifesi şarap mazmunu ile doludur. Bütün şairlerimiz;
Bir şâire müntehâ-yı maksad
Bir şîşe şarâb u bir semen-had (Ziya Paşa) diye sayıklamışlardır” (Onay, 2000:415)
diyerek durumdan şikâyetçi görünür.
Tartışmalarda “mey” ile “mahbub” sık kullanılmaları yanında ahlâka yaptıkları
olumsuz etkiyle de gündeme gelmiştir. Ali Suavi divanların ahlâkı bozduğundan bahsederken
divanların kötü ahlâk, işret ve aşk gibi şehvetler ve nefsanî lezzetlerle dolu olduğunu söyler.
“En fenası şurası değil mi ki, birtakım bekrî ve mahbûb, dost ve zampara heriflerin çapkınlık
lakırdılarını, güya ilim ve zerafet ve marifetmiş itikadıyla okudum” (Erbay, 1997:400) derken
sevgilinin cinsiyeti meselesine de işaret etmiş olur.

�Sevgilinin cinsiyeti meselesi öncelikle ve özellikle Nedim üzerinden tartışılır. Halit
Fahri ve Kâzım Nâmî, Nedim’in şiirlerinde “homosexuelle” duygulara yer verdiği
düşüncesindedirler. Halit Fahri “Nedim‟deki „homosexualite‟ bile başlı başına feci bir piyes
mevzuu teşkil edebilirdi: Mesela Fransız temaşa muharriri H. Lenomand‟ın „L‟homme et ses
Fantomes piyesinde olduğu gibi… Okursanız anlarsınız, o ne ruh faciasıdır, o ne sefalettir.”
(Kahraman, 1996:272) diyerek bu konudaki düşüncelerini ortaya koymuştur.
Mahbupçulukla ilgili olarak gelinen noktada farklı görüşler bulunmaktadır. Ali Nihat
Tarlan, bu konuyu kadının hayata girmemesiyle açıklar (Tarlan, 1981:119). Ömer Faruk Akün
de eski cemiyette erkeğin kadına karşı duygularında aleniyete müsaade etmeyen ahlâk
anlayışından bahseder (Akün, 421). Fakat Akün’ün üzerinde durduğu iki husus Türk
gulâmları etrafında teşekkül eden aşk geleneği ile tasavvufun aşk ve güzellik anlayışıdır.
Akün Arap ordularında istihdam edilen, fizik güzellikleri ve dürüst karakterleriyle dikkat
çeken Türk gençlerinin askerlik dışında içki ve eğlence meclislerinin de elemanı olduklarını
belirtir (Akün, 416,419). Fakat Akün’e göre sevgilinin erkek hüviyetinde görülmesinin asıl
sebebi Allah’ın insanda ve güzel insan çehresinde aksettirdiği kendi güzelliğine karşı
duyulabilecek en saf ve en gerçek aşk olan platonik aşk anlayışıdır. Tasavvuftaki, Eflatun’un
Phaidros’una da çıkan ve araya cismani zevk ve duyguların karışmadığı, bu saf ve gerçek aşk
ise kadın varlığına değil genç erkek çocuğa yönelik olduğunda mümkündür (Akün, 419).
Cihan Okuyucu ise “Divan Edebiyatı Estetiği” adlı kitabının ilgili bölümünde bütün bu
görüşlere yer verdikten sonra konunun toplumsal gerçekle ilgi derecesini sorgular.
Kınalızade’nin “Ahlâk-ı Alâî”sinden aktardığı bölümlerin ardından dönem şairlerinin
toplumun ahlâk standartlarının biraz dışında olduğu şeklinde bir düşüncenin zuhurundan
bahseder. Yine Riyazî tezkiresinde başta İshak ve Âşık Çelebi olmak üzere bazı şairler
hakkında da bu tip rivayetlerin varlığından söz eder. Bu tür konuların mahallileşme akımına
bağlı olarak özellikle mesnevilerde yaygınlık kazanmasının XVII. asırdan sonra cemiyet
hayatındaki dejenerasyonla ilgili olabileceğini söyler (Okuyucu, 2006:221-222).
Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu meseleye ETEM’de “Kadın” başlığı altında
değinildiği görülür. Onay eski şairlerimizde kadınla ilgili mazmunların azlığından söz eder:
“Eğer allık, düzgün, sürme, vesme, rastık, kına, yaşmak gibi kadına ait sözler olmasa bunları
kadınlar için söylenmiş olarak kabul etmek çok zordur.” (Onay, 2000: 270)
Onay sevgilinin cinsiyetinin erkek olmasıyla ilgili ne bir tasavvufî anlayıştan ne de
kadının cemiyet hayatındaki yerinden bahseder. Onay, eski şairlerimizde kadından kaçınma
meselesinin çokluğuna değinir. Yazar, durumu ”içtimâî dalâlet” olarak nitelendirerek,

�gerçekliği yönünde görüş bildirmiş olur. Aşağıdaki beyitleri de bu ”içtimâî dalâlet”e örnek
olarak verir:
Bakmazam rûy-i nigâre gül-i âl olsa dahi
Zene meyl eylemezem kaht-ı ricâl olsa dahi (Neylî)
Zene etmezem nazarı duhter-i rezden gayrı
Hâsılı merd olanın himmeti merdâne gerek (Lâedrî)
Onay bu örneklerle klasik şiirimizde “homosexualite”nin varlığını kabul eder; fakat
“içtimâî dalâlet” nitelemesiyle klasik şiiri bir yansıma alanı olarak görür.
“Teserrî” maddesinde bu konuya tekrar dönen yazar, toplumda bekârlığı sultanlık
olarak nitelendiren boşboğazların kadından uzak durmayı ve nefreti tavsiye ve ifade eden
şiirleri delil olarak gösterdiklerinden bahseder. Onay bu ifadeleriyle bu sefer de edebiyatın
toplum üzerindeki etkisine işaret etmiş olur. Sonuçta hangi yönden bakılırsa bakılsın bu
durum Onay’a göre dalâlet/sapkınlıktır. “Bu şiirler arasında hicap duyulmaksızın okunabilen
pek azdır” (Onay, 2000:439) ifadesiyle de konuyla ilgili rahatsızlığını ortaya koymuş olur.
Onay’ın söz konusu maddede şairleri eleştirdiği asıl husus teserrî uygulamasıdır.
Teserrîyi erkeklerin kul, köle; kadınların câriye, halâyık olarak alınıp satılmaları şeklinde
tanımlayan yazar, Nâbî ve Sünbülzâde Vehbî’nin şiirlerinden örnekler vererek oğlunu cariye
alıp değiştirmeye teşvik eden şairlerin zihniyetini eleştirir. Üstelik bu tavsiyeyi yapan şairlerin
ulema zümresinin ileri gelenlerinden olduğunu söyleyerek durumun vahametini ortaya koyar.

Caize Edebiyatı
Klasik Türk edebiyatının en fazla eleştirilen tarafı, şairlere sağladığı gelir ve imkânlar
sebebiyle methiyenin yaygın formu olarak kasideler olmuştur. Kasidelerin methetme yoluyla
caize almak için aracı olarak kullanıldığı, bunun da bir çeşit “dalkavukluk” olduğu yönünde
suçlamalar yapılmıştır. Kasideler övüleni üzerinde olmayan özelliklerle anlatarak bir menfaat
aracı haline gelmiştir (Kahraman, 1996:317). Şairlerimiz bu hususta bir taraftan “meddahlık”,
“dilencilik”, “samimiyetsizlik” gibi nitelemelerle suçlanırken diğer taraftan “telif ücreti” ve
“sanat kaygısı” gibi gerekçelerle haklı bulunmuşlardır (Erbay, 1997:389; Özdemir,
2010:456,458; Kahraman, 1996:317,318).
Ahmet Talât Onay’ın ETEM’de açtığı maddelerden biri

“Câize”dir. Yazar, bu

maddede kasidelerin caize elde etmek için yazılışından bahseder. Onay’ın bu maddede
söyledikleri suçlama veya savunma maksatlı değildir.

Daha çok bir durum tespiti söz

�konusudur. Konunun ulaştığı boyutlar Onay’ın tespitleriyle ifade edilir. Buna göre şairler
caize elde edebilmek için her fırsatı değerlendirir ve bir kaside yazarlar. Hatta bu kasidelerin
önceden isimsiz olarak hazırlandığı, gerektiğinde isim ilave edilerek sunulduğu söylenir. Kimi
zaman da şairler kasidelerin bazı yerlerini değiştirerek gözlerine kestirdikleri kişiye sunarlar
(Onay, 2000:133-134).
Ahmet Talât Onay, ayrıca “Diş Kirası” maddesini açıklarken bu tabirin diyiş kirası,
yani caizeye karşılık gelecek şekilde kullanılmış olabileceğini söyledikten sonra klasik
şairlerimizin kasidelerine karşılık aldıkları caize gibi halk şairlerimizin de muamma
hallederken ortamda hazır bulunanlardan ileri gelenleri methederek bahşiş topladıklarını
söyler (Onay, 2000:172). Bu ifadelerden yazarın halk şairlerimizin topladıkları bahşişi klasik
şairlerimizin aldıkları caizenin bir başka alandaki karşılığı olarak gördüğü anlaşılır.

Mazmunculuk
Klasik Türk edebiyatında “mazmunculukla” ilgili ileri sürülen görüşler arasında bu
edebiyatın bir “mazmunlar edebiyatı” oluşu ve bu mazmunların anlaşılmazlığı meselesi de
bulunur. Ahmet Talât Onay’ın “Divanlarımızdaki gül-bülbül, şem‟pervâne, Leylâ-Mecnûn,
Ferhâd-Şîrîn, serv-fâhte, kumru-çenâr mazmunlarını hâvî satırlar çıkarılsa geriye pek az bir
şey kalır” (Onay, 2000:130) şeklindeki ifadesi, daha önce değindiğimiz şarap mazmunlarının
çokluğu meselesiyle birlikte düşünüldüğünde, klasik edebiyatın belli başlı mazmunlar
etrafında döndüğü yönündeki düşünceyi teyit eder niteliktedir. Bununla birlikte ETEM’de
mazmun konusunda dikkatimizi çeken asıl husus Ahmet Talât Onay’ın mazmunların
anlaşılmazlığı hususundaki şikâyetidir. Yazar, eserin önsözünde;
Çeke mazmûnunu fehm etmede bir nükte-şinâs
Ne kadar dikkat ederse o kadar renc-i elîm (Nef’î) beytini divanları okurken yaşadığı
sıkıntının bir ifadesi olarak zikretmiştir. Bir divanı bile sonuna kadar anlayarak okumanın
zorluğunda bahseden Onay, mazmunların etraflıca halledilmedikçe deli saçmasından farkı
olmadığını söyleyerek bunları izah etmek için çektiği sıkıntıyı dile getirmiştir.

Kelime Oyunculuğu
Klasik edebiyata yöneltilen “kelime oyunculuğu” suçlamasının ardında edebî
sanatların eleştirisi veya fazlalığı gibi bir düşünce bulunmaktadır. Bu konudaki suçlamalara
göre klasik şiirimiz bir şey anlatamamıştır. Klasik şairlerimiz yalnızca kelime oyunları
yapmışlar ve çoğu zaman manayı feda etmişlerdir. Bu suçlamalara karşı çıkanlar ise kelime
oyunlarıyla sözün güzelleştirildiğini savunmuşlardır (Kahraman, 1996:291-296).

�Ahmet Talât Onay, “Laf Oyuncakları” başlığı altında “Eski şairlerimiz taze mazmun
bulamadıkları zaman lâf oyuncakları yaparlar, bunları sanat eserleri sayarlar ve
hünerlerinden dolayı gurur duyarlarmış” (Onay, 2000:310) der. Onay’ın bu ifadesinden
edebî sanatlar yoluyla oluşturulan laf oyuncaklarını, şairlerin orijinal bir mazmun
bulamadıklarında sığındıkları bir liman gibi gördüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca bu ifadesiyle
klasik şairlerimizin aksine bunları sanat eseri olarak görmediğini sezdirse de bu konudaki
fikrini, Nabi’nin kelime oyuncaklarıyla oluşturulmuş şiirlerine “saçma” diyerek açıkça ifade
etmiş olur (Onay, 2000:343).
ġairler Hakkında Değerlendirmeler:
Ahmet Talât Onay, ETEM’de ele aldığı maddeleri açıklarken çok sayıda şairden örnek
beyitlere yer vermiştir. Verdiği örnek beyitler vesilesiyle de kimi zaman söz konusu şairlerle
ilgili fıkra ve anekdotlara yer vermiş kimi zaman da açıkladığı konuyla alakalı olarak şairler
hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur.
Ahmet Talât Onay’ın ETEM’de hakkında görüş bildirdiği şairlerden biri Nedim’dir.
Onay’ın, Nedîm hakkında söylediklerinde kendi Türkçü duruşunun etkisi görülür.
Tanzimat’tan sonra yapılan değerlendirmelerde Nedîm, şiirlerinde yerli unsurlara yer verdiği
ve taklitçilikten kaçındığı söylenerek “millî şair”, “medenî bir Türk” gibi nitelemelerle
anılmıştır (Özdemir, 2010:584). Fakat Onay romantik olarak da adlandırabileceğimiz bir
tavırla Nedîm’in Türkçü olduğunu söylemiştir. “Acem Kahramanları”

maddesinde

şairlerimizi, Türk erlerini Acem kahramanlarına benzettikleri için eleştiren Onay, Nedim’i bu
kahramanlar karşısında Ali Paşa ve Damad İbrahim Paşa’yı yücelten şiirlerinden hareketle,
mutaassıp bir Türkçü olduğu gerekçesiyle över. Nedim’in hece veznini klasik edebiyata
soktuğunu ve Moğol ve Kara Tatarları eleştiren şiirlerinin bulunduğunu söyleyerek bu
görüşünü kuvvetlendirir: “Nedim, bütün çapkınlıklarına rağmen –kim ne derse desin
mutaassıp bir Türkçüdür. Parmak hesabıyla şiiri divan edebiyatına sokmuş; kendinden sonra
hece vezniyle şiir yazan Âkif Paşa ve emsali divan şairlerine o rehber olmuştur. Ali Şir
Nevâî‟ye nazire söylediği halde Moğol ve Kara Tatarları da iğnelemekten çekinmemiştir”
(Onay, 2000:66)
Ahmet Talât Onay’ın ETEM’de Türklük duygusuyla öne çıkarttığı isimlerden biri de
Fuzûlî’dir. Yazar yine “Acem Kahramanları” maddesinde Anadolu Türklerinin ilk
eserlerinden itibaren kendi zamanını da dâhil ederek bütün Türk eserlerinde Acem
kahramanlarının isim ve menkıbelerine rastlandığını söyler. Fakat bu duruma bir istisna
olarak Fuzûlî’yi gösterir ve onu “koca Türk” nitelemesiyle yüceltir. Onay, Fuzûlî’nin bu

�tutumundan Acemlere ait asılsız rivayetleri önemsemediği veya Acemlerden nefret ettiği gibi
bir sonucun çıkarılabileceğini söyler. Fuzûlî’nin Şah İsmail adına yazdığı “Beng ü Bâde”
mesnevisinde hükümdar hakkındaki övgülerinin ise zorunluluktan kaynaklandığını belirtir:
“(Acem Kahramanlarının isim ve menkıbelerine)Yalnız Fuzûlî‟de tesadüf edilememesi bu
koca Türkün Acem hurâfâtına ehemmiyet vermediğini, yahut onlardan müteneffir olduğunu
gösterir. Beng ü Bâdesinin Şâh İsmail nâmına yazılması, bu hükümdâr hakkında medhe
müteallik birkaç beyit söylemesi mütâlaayı cerhedemez. Çünkü metbû‟u hakkında bu kadarcık
olsun medhte bulunması zarûrî idi” (Onay, 2000:66).
Yapılan değerlendirmelerde pek çok ismin en büyük şairimiz olduğu hususunda
birleştiği Fuzûlî, şiirlerindeki ıstırap, elem ve Leyla ve Mecnun mesnevisindeki başarısı
dolayısıyla da sıkça söz konusu edilmiştir. Onay da eserinde birer cümleyle de olsa bu
meselelere değinmiş, “Âh” maddesinde

“Şairlerimiz arasında en müessir âh çeken

Fuzûlî‟dir” (Onay, 2000:76) derken “Mecnûn-Leylâ” maddesinde “Bizde Fuzûlî‟nin eseri
Arap ve Acem‟dekilerden de üstündür” (Onay, 2000:322) diyerek konuyla ilgili kanaatini
ortaya koymuştur.
Onay’ın ETEM’de hakkında en fazla görüş bildirdiği şair Nâbî’dir. Eserinde Nâbî’yle
ilgili bir madde de açan Onay, şair hakkında zaman zaman hakaretamiz sözler de sarf eder.

7

Yazar açtığı maddede Nâbî’nin yaşadığı dönemdeki şöhretini çağdaşı şairlerin Nâbî’yi öven
beyitleri vasıtasıyla ifade eder. “Nâbî gibi söyler” sözünü de onun şöhretine delil olarak
gösterir. Nâbî’nin hikemiyyât vadisinin en büyük temsilcisi olduğunu ifade ettikten sonra
“Bir zamanlar şiirlerine nazireler söylemek moda olmuş, hatta kelime oyuncaklarından
mürekkep saçmaları bile bir iltifat ve tanzire şayan görülmüştür” (Onay, 2000:343) diyerek
şiirlerine olan ilginin derecesine dikkat çeker.
Nâbî “Teserrî” maddesi açıklanırken şiirlerinin içeriği dolayısıyla da değerlendirilir.
Onay, daha önce de değindiğimiz, bu maddede kadınları bayağı bir mal veya bir meta yerine
koyarak oğlunu cariye alıp değiştirmeye teşvik eden şairlerin zihniyetini eleştirir ve bu
uygulamayı ahlâkî açıdan sorgular. Onay’ın açıklamalarına örnek olarak verdiği beyitler Nâbî
ve Sünbülzâde Vehbî’ye aittir.8 Bu itibarla Onay’ın sözlerinin doğrudan muhatabı bu iki
şairdir. Onların bu uygulamayı teşvik eden söylemleri toplum üzerinde olumsuz etki
yapmaktadır.
7
8

Bkz. Ahmet Talat Onay, age, s.128, 315.
İzdivâcında taharrî ile (eyle)
Sakın evlenme teserrî ile (Nâbî)
Ukalâ anda taharrî eyler
Ekseri meyl-i teserrî eyler (Sünbülzâde Vehbî)

�Ahmet Talât Onay’ın hakkında değerlendirme yaptığı bir diğer şair de Nâili’dir.
Yazar, “Şehnâme” maddesinde şairlerimizin Şehnâme’yi ve kahramanlarını küçümsemelerine
Nâilî’nin bir beytini örnek olarak verdikten sonra Nâilî’nin şiirleriyle Firdevs-i Tûsî’nin
eserini karşılaştırır. Her iki şairin de kendi edebiyatları açısından önemine işaret eden Onay,
iki şairin eserleri arsındaki farkı şu şekilde ifade eder: “Firdevsî-i Tûsî‟nin eseri kendi vadisinde
ve İran edebiyatında bir varlıktır. Nâilî‟nin şiirleri ise Türk edebiyatı için iftihar vesikasıdır. Firdevsî
muhayyel kahramanlarının şecâat ve hamasetinden bahs etmiştir. Nâilî ise hayrete şayan gazeller
terennüm eylemiştir. Bu itibarla eserlerinin Şehnâme mertebesinde tantanalı veyahut Şehnâme‟nin
Nâilî‟nin gazelleri derecesinde fikrî ve hissî olmaması pek tabiîdir” (Onay, 2000:422).

Onay ayrıca “Yunus” maddesinde şiirleri millete hitap ettiği için millet tarafından
beğenilen Yunus Emre’yi klasik şairlerimizin çekemediklerini söyleyerek şairler hakkında
genel bir değerlendirmede bulunur. Yazar bu sözleriyle aynı zamanda klasik Türk şiirinin
halktan uzak olduğu şeklindeki görüşe de işaret etmiş olur: “Millete hitap ettiği için milletçe
beğenilen ve sevilen Yûnus‟u divan şairlerimiz çekememişlerdir. İzzet Mollâ da bu
çekememezliğe işaret ediyor. Fakat şiirlerinin –Yûnus‟un şiirleri gibi- pîrlerin himmetiyle
söylendiğini bildirerek Yûnus‟a hürmet etmiş ve kudsiyet vermiş oluyor” (Onay, 2000:465).

Sonuç
Klasik Türk şiiri Namık Kemal’den itibaren uzunca bir zaman pek çok yönüyle
tartışılmış ve sert eleştirilere maruz kalmıştır. Ahmet Talât Onay’ın ETEM’de klasik Türk
şiiri ve şairleriyle ilgili yer verdiği görüşleri de Tanzimat’tan sonra klasik şiirin çok tartışılan
dili, millî olup olmadığı, mey ve mahbup edebiyatı oluşu, caize meselesi, mazmunculuk ve
kelime oyunculuğu konularıyla ilgilidir. Onay’ın bu görüşlerinin çoğu da klasik Türk şiirine
yöneltilen eleştirilerle paralellik göstermektedir. Fakat Onay, bu eseri klasik edebiyatımızı
gençlere tanıtmak için, dolayısıyla bu edebiyatın unutulmaması için yazmıştır. Bu itibarla
eserin yazılış amacı ile Onay’ın görüşleri arasında bir çelişkiden söz edilebilir. Biz bu
çelişkinin, Tanzimat’la birlikte içerisinde bulunduğu medeniyet dairesini değiştiren ve bunun
neticesinde yeni değerlerle şekillendirilmeye çalışılan bir toplumda dönem aydınının yaşadığı
ikilemle açıklanabileceği kanaatindeyiz. Ayrıca Onay’ın görüşlerinde, bazı maddelerde de
değindiğimiz gibi, siyasi duruşunun etkisi göz ardı edilmemelidir.
Kaynakça
AKÜN, Ö. Faruk (1994), “Divan Edebiyatı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi
(DİA), c. 9., İstanbul, TDV Yayınları, s.389-427.

�AKÜN, Ö. Faruk (2006), “Nâmık Kemal”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA),
c. 32., İstanbul, TDV Yayınları, s.361-378.
ERBAY, Erdoğan (1997), Eskiler ve Yeniler, Erzurum, Akademik Araştırmalar.
KAHRAMAN, Mehmet (1996), Divan Edebiyatı Üzerine Tartışmalar, İstanbul, Beyan
Yayınları.
KURNAZ, Cemal (1990), Ahmet Talât Onay, Ankara, Kültür Bakanlığı Yay.
MACİT, Muhsin (2006), “Divan Edebiyatı Tartışmaları ve Gelenekten Yararlanma Sorunu”,
Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, Temmuz-Ağustos 2006, S.77-78, s.20-32.
ONAY, A. Talât (2000), Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı (Haz. Cemal
KURNAZ) , Ankara, Akçağ Yayınları.
OKUYUCU, Cihan (2006), Divan Edebiyatı Estetiği, İstanbul, L&amp;M Yayınları.
ÖZDEMİR, Mehmet (2010), II. Meşrutiyetten Cumhuriyete Divan Edebiyatı Tartışmaları,
İstanbul, Timaş Yayınları.
TANPINAR, A. Hamdi (1997), 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul, Çağlayan Yayınları.
TARLAN, A. Nihat (1981), Edebiyat Meseleleri, İstanbul, Ötüken Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10899">
                <text>2196</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10900">
                <text>“ESKİ TÜRK EDEBİYATINDA MAZMUNLAR VE İZAHI” ADLI ESERDE KLASİK TÜRK ŞİİRİ VE ŞAİRLERİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10901">
                <text>DÜZLÜ, Özlem</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10902">
                <text>Anahtar Kelimeler: Ahmet Talat Onay, Klasik Şiir, Şair.  ÖZET  Edebiyat alanındaki çalışmalarını halk edebiyatı sahasında yoğunlaştıran Ahmet Talat Onay, klasik Türk edebiyatıyla ilgili eserlere de imza atmıştır. Bunlardan biri ve belki de en önemlisi “Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı” adlı ansiklopedik edebiyat lügatidir. Değeri her geçen gün artmakta olan bu eserin asıl hususiyeti klasik edebiyatımızın bazı mazmunları ile anlaşılması güç meseleleri hakkında açıklayıcı bilgiler vermesidir. Bu suretle klasik şiirimize yansımış eski âdetler, inanışlar, yaşam tarzından izler, zamanın ilim ve fenniyle alakalı bilgiler; bu şiirde yer alan kıssa, isim, terim ve kavramlar eserin muhteviyatına dâhil olmuştur. Yazar bu meselelerle ilgili izahatlarda bulunurken bazen de kendi görüşlerine yer vermiştir. Yazarın bu görüşleri arasında klasik edebiyatımızın Tanzimat’tan sonra çok tartışılan birtakım meseleleri de yer almaktadır. Ayrıca yazarın hakkında görüş bildirdiği bazı şairler de bulunmaktadır. Bu çalışmada yazarın bu görüşleri klasik Türk edebiyatı hakkında yapılan tartışmalar bağlamında ele alınmış, hakkında çokça konuşulmuş klasik Türk şiiri ve şairlerine bir de Ahmet Talat Onay’ın penceresinden bakılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10903">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10904">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10905">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10906">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
