<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=126&amp;sort_field=added" accessDate="2026-06-16T10:03:36+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>126</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1358" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1622">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8e79d996f992c11383f03780897aa05a.docx</src>
        <authentication>8fa04b7e2684f051994e230d0d76b9d9</authentication>
      </file>
      <file fileId="1623">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e20a8045b5480719626c47a251f66c4d.pdf</src>
        <authentication>6739264737e2e02d04625d2f8ffb574c</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10731">
                    <text>SUDAK’IN BAŞTAŞLARI
Ahtem CELİLOV
Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniveritesi, Kırımtatar ve Türk Edebiyatı Bölümü, Simferopol,
Kırım / Ukrayna
Anahtar Kelimeler: Anahtar sözler: Kırım, Tatar, Sudak, baştaşı, epitafiya.
ÖZET
Kırım’ın güney bölgelerinde, Türk Oğuz varlığının izlerini bize açıkça ispatlayan Sudak ve
civarında 1980’lerden bu yana bulunan mezar taşları ve fragmentleri 2002 yılından başlayarak
Taraktaş bölgesinde bir tepeliğe toplanmış, halk ziyaretine açılmış bulunmaktadır. Civar köy (ev,
depo, hayvan ahırları duvarlarında, toprak içinde, ormanlık alanlarda) ve tarlalarda rasgele
bulunan bu baştaşların Celilov A.A. tarafından karakteristiği tespit edilmiş, yazıları okunmuş ve
üstüne kazılmış sembollerin açıklanması verilmeye çalışılmıştır. Kadim Kırım’da İslam tarihinin
inkişafı, Kırım Türklerinde ölü gömme gelenekleri üzerine son yıllarda yapılan verimli
çalışmalarından biri olan “Sudaqnıñ qadimiy baştaşları” geniş bir okuyucu kitlesine hitap eder.
Çalışma, Kırım Türklerinde epitafya (baştaş yazısı ve tarih düşürme) sanatının inceliklerini
takdim etmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10723">
                <text>2174</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10724">
                <text>SUDAK’IN BAŞTAŞLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10725">
                <text>CELİLOV, Ahtem </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10726">
                <text>Anahtar Kelimeler: Anahtar sözler: Kırım, Tatar, Sudak, baştaşı, epitafiya.  ÖZET  Kırım’ın güney bölgelerinde, Türk Oğuz varlığının izlerini bize açıkça ispatlayan Sudak ve civarında 1980’lerden bu yana bulunan mezar taşları ve fragmentleri 2002 yılından başlayarak Taraktaş bölgesinde bir tepeliğe toplanmış, halk ziyaretine açılmış bulunmaktadır. Civar köy (ev, depo, hayvan ahırları duvarlarında, toprak içinde, ormanlık alanlarda) ve tarlalarda rasgele bulunan bu baştaşların Celilov A.A. tarafından karakteristiği tespit edilmiş, yazıları okunmuş ve üstüne kazılmış sembollerin açıklanması verilmeye çalışılmıştır. Kadim Kırım’da İslam tarihinin inkişafı, Kırım Türklerinde ölü gömme gelenekleri üzerine son yıllarda yapılan verimli çalışmalarından biri olan “Sudaqnıñ qadimiy baştaşları” geniş bir okuyucu kitlesine hitap eder. Çalışma, Kırım Türklerinde epitafya (baştaş yazısı ve tarih düşürme) sanatının inceliklerini takdim etmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10727">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10728">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10729">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10730">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1359" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1624">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7fe348c8348ddc429a308eae8b8e76d3.docx</src>
        <authentication>119f4d2572ff93a408d1c3bbd69d00f0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1625">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/eb32cfb9bea9f65b77548a67c8db8345.pdf</src>
        <authentication>74fb2e4e85edff425980712031dd4052</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10740">
                    <text>SON DÖNEM ÂŞIK ŞİİRİNDE BOSNA
Münir CERRAHOĞLU
Çankırı Karatekin Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Çankırı /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, âşık şiiri, Bosna savaşı.
ÖZET
20. yüzyıl siyasî ve tarihî olayları içinde II. Meşrutiyet’ten itibaren büyük bir çoğunluğu
Osmanlı coğrafyasından kopan Balkanlar, çeşitli yönleriyle Türk edebiyatında ele alınmıştır.
Balkanların Osmanlı’dan kopmasıyla başlayan ayrılık sürecinden günümüze Türk edebiyatının
hemen her şubesinde farklı cepheleriyle gündeme gelen Balkanlar, aramızdaki tarihî ve kültürel
bağlar nedeniyle Türk toplumunda aydın tabakasından sade vatandaşına kadar yakın ilgi odağı
olmuştur. Balkan toplumlarının Osmanlı coğrafyasından kopmalarıyla birlikte bu topraklar
üzerinde yaşayan özellikle Müslüman halka karşı yapılan baskı, zulüm ve katliamlar Türk
halkını derinden etkilemiştir. Bu zulümlerin son halkasını oluşturan 1992’de yaşanan Bosna
zulmü ise başta bir çok şair ve yazarımızda olduğu gibi yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri
toplumun duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş aşıklarda da büyük üzüntü oluşturmuş
yaşanan bu trajedi, zulüm ve soykırımlar karşısında duydukları kızgınlık, öfke ve tepkilerini
şiirleriyle dile getirmişlerdir.
Yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve
düşüncelerini dile getiren aşıkların son dönem temsilcileri Bosna’da yaşanan dramı farklı
açılardan şiirlerine taşımıştır. Bu bildiri de, yakın tarihimizde sıcaklığını hala yitirmemiş Bosna
trajedisi merkezde olmak üzere son dönem aşık edebiyatının temsilcileri arasında yer alan Ozan
Nihat, Aşık Temel Turabî, Âşık Feymanî ve Furkanî’nin Bosna konulu şiir örnekleri üzerinde
durulmuştur. Bosna Savaşı’nda yaşanan dramatik olayların Türk halkının belleğinde bıraktığı
etkiler bağlamında Bosna olaylarının son dönem aşık edebiyatına yansıması ele alınmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1626">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/ec97a62cc437c1d17b135e0d76e1bfa4.doc</src>
        <authentication>34cf788da997cb4f5b569d8478476eb9</authentication>
      </file>
      <file fileId="1627">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c2ad3bea91664a31c0be176f4ea22286.pdf</src>
        <authentication>bbff338b9fc1830f3f0a5151b90efa92</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10741">
                    <text>SON DÖNEM ÂŞIK ŞİİRİNDE BOSNA
Münir CERRAHOĞLU1
Özet
20. yüzyıl siyasî ve tarihî olayları içinde II. MeĢrutiyet‟ten itibaren büyük bir
çoğunluğu Osmanlı coğrafyasından kopan Balkanlar, çeĢitli yönleriyle Türk edebiyatında ele
alınmıĢtır. Balkanların Osmanlı‟dan kopmasıyla baĢlayan ayrılık sürecinden günümüze Türk
edebiyatının hemen her Ģubesinde farklı cepheleriyle gündeme gelen Balkanlar, aramızdaki
tarihî ve kültürel bağlar nedeniyle Türk toplumunda aydın tabakasından sade vatandaĢına
kadar yakın ilgi odağı olmuĢtur. Balkan toplumlarının Osmanlı coğrafyasından kopmalarıyla
birlikte bu topraklar üzerinde yaĢayan özellikle Müslüman halka karĢı yapılan baskı, zulüm ve
katliamlar Türk halkını derinden etkilemiĢtir. Bu zulümlerin son halkasını oluĢturan 1992‟de
yaĢanan Bosna zulmü ise baĢta birçok Ģair ve yazarımızda olduğu gibi yüzyıllardır içerisinde
yetiĢtikleri toplumun duygu ve düĢüncelerine tercüman olmuĢ âĢıklarda da büyük üzüntü
oluĢturmuĢ yaĢanan bu trajedi, zulüm ve soykırımlar karĢısında duydukları kızgınlık, öfke ve
tepkilerini Ģiirleriyle dile getirmiĢlerdir.
Yüzyıllardır içerisinde yetiĢtikleri toplumun duygu ve düĢüncelerini dile getiren
âĢıkların son dönem temsilcileri Bosna‟da yaĢanan dramı farklı açılardan Ģiirlerine taĢımıĢtır.
Bu bildiri de, yakın tarihimizde sıcaklığını hala yitirmemiĢ Bosna trajedisi merkezde olmak
üzere son dönem âĢık edebiyatının temsilcileri arasında yer alan Ozan Nihat, ÂĢık Temel
Turabî, ÂĢık Feymanî ve Furkanî‟nin Bosna konulu Ģiir örnekleri üzerinde durulacaktır.
Bosna SavaĢı‟nda yaĢanan dramatik olayların Türk halkının belleğinde bıraktığı etkiler
bağlamında Bosna olaylarının son dönem âĢık edebiyatına yansıması ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, âĢık Ģiiri, Bosna savaĢı
BOSNİA İN THE RESENT EPOCH ASHIKS POETRY
Abstract
Within the political and historical events of the 20th century II. A large majority of the
Ottoman constitutional monarchy from the geography Knight of the Balkans, discussed
various aspects of Turkish literature.
The Balkans from Ottoman Turkish literature to the present separation process that begins
nearly every gap. Branch came up with different facades of the Balkans, due to historical and
1

Yrd. Doç. Dr., Çankırı Karatekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
munircerrah@hotmail.com.

1

�cultural ties between the Turkish Cypriot community alone has been the focus of attention as
close as simple citizens layer.
Balkan communities with breaking out of the Ottoman geography living on this land,
especially along

Muslim massacres, persecution and repression against the Turkish

community deeply affected.
This causes the Bosnia in 1992 who created the last ring is especially a lot of cruelty
and writer grown in society for centuries, such as feelings and thoughts that the interpreter has
been enamored is also great sadness in the face of this tragedy, oppression and genocide have
created when they have expressed resentment, anger, and reactions of the poems.
Lovers for centuries, voicing the thoughts and feelings of the society they grew up in
the late representatives of the drama in Bosnia moved poems from different angles. This
paper, the recent history of end stage as the center temperature of the tragedy of Bosnia is still
not lost their love of literature in the area between the representatives of Mr Ozan, Love Basic
Turabi, will focus on examples of love poems titled Feymanî and Furkanî'nin Bosnia.
Effects of the Turkish people had left the memory of the Bosnian War in the context of
the dramatic events in the recent events in Bosnia and fell in love with the reflection of
literature will be discussed.
Key Words: Turkish literature, ashıks poem, the warn in Bosnia

Giriş
Ġkinci dünya savaĢından sonra Avrupa‟nın en büyük talihsiz olaylarından ve
trajedilerinden biri de zulümlerin ve soykırımlarının yaĢandığı Bosna Hersek olaylarıdır. “Üç
yıldan fazla süren bu savaĢ sırasında, Uluslararası Kızıl Haç Örgütü verilerine göre Bosna
Hersek‟te 312 000 kiĢi hayatını kaybetmiĢtir. Bu kayıpların 200 000 kadarı BoĢnak halkına ait
olup Bosnalılar dünyanın gözü önünde ve Avrupa‟nın göbeğinde sistematik bir soykırıma tabi
tutulmuĢtur. Sadece Srebrenica‟da olanlar hakkında elle tutulur delillerin varlığı söz konusu
olsa

da,

çok

yakın

tarihte

gerçekleĢen

soykırımı

aydınlatmaya

yetmemektedir.”

(wikipedia.org, Bosna Soykırımı) (E.T 29.01.2013)
Aradan yirmi yıl gibi bir süre geçmesine rağmen Bosna Hersek‟teki Sırp zulmü,
katliamların acısı, insanlara karĢı vahĢeti aratmayan uygulamaları hala unutulmamıĢ, uzun
yıllarca da unutulacağa benzememektedir. Avrupalının insanı merkeze alan insan sevgisini
öğütleyen hümanizm felsefesinin, demokrasi anlayıĢlarının bir noktada iflası anlamına gelen
bu olaylar, Batılının insan hakları kavramına getirdikleri yorumları ve uygulamaları hakkında
2

�bir gösterge kabul edilebilir. Bir tek insanına zarar gelmesi durumunda tüm dünya kamuoyunu
ayağa kaldıran sözde insan haklarını savunan bu anlayıĢ, Bosna‟daki yüz binlerce masum,
savunmasız insanın katledilmesi, kadınlarının kirletilmesi karĢısında sessiz kalmayı tercih
etmiĢtir. Uluslararası barıĢ, istikrar ve güvenliği sağlama ve korumada birincil derecede
yetkili ve sorumlu uluslararası kuruluĢ olan BirleĢmiĢ Milletlerin (BM) Sırpların Bosna
Hersek‟e saldırıları, hak ihlalleri ve zulümleri karĢısında sessiz kalması, Müslüman Bosna
halkına karĢı büyük bir çifte standart göstergesi olarak tarih sayfalarında yerini almıĢtır.
Bosna‟da 1990‟lı yılların baĢında meydana gelen iç savaĢ sırasında iĢlenen savaĢ
suçlarına ve katliamlara karĢı BirleĢmiĢ Milletler sistemi etkili bir tutum benimseyememiĢtir.
Ġkinci Dünya SavaĢı sonrası kurulan ve Soğuk SavaĢ‟ın sona ermesinden sonra birkaç önemli
sınavdan geçen BM sistemi Bosna„da büyük bir hayal kırıklığı yaĢatmıĢtır. Uluslararası
düzenin önemli aktörleri eski Yugoslavya topraklarındaki soykırım ve diğer suçları uzunca bir
süre seyretmekle yetinmiĢlerdir. Örneğin BM ve AB Bosna‟daki soykırım konusunda etkili
bir tutum benimseyememiĢtir. Bunun en temel nedeni olarak büyük güçlerin askeri müdahale
seçeneğini dikkate almamıĢ olmasıdır. (http://bilgestrateji.com), (E.T 29.01.2013)
Balkanların ortasında yer alan, kültür ve dinlerin kesiĢme noktasında bulunan ve
dünya tarihi açısından önemli olaylara sahne olan Bosna Hersek, Türk halkının gönlünde her
zaman özel bir yeri olmuĢtur. 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından alınması ile
baĢlayan kültürel ve tarihi birliktelik beĢ asır sürmüĢ, böylece her iki ülkenin sosyal ve siyasî
hayatlarında karĢılıklı sağlam ve kalıcı bağlar kurulmuĢtur. Türk insanı Bosna‟yı hemen her
dönemde kendisinden bir parça olarak görmüĢ, tarihin hemen her döneminde bu gönül bağını
koparmamıĢtır. Ġki ülke arasında kurulan kültürel ve tarihî köprüler günümüze kadar varlığını
korumuĢ, günümüzde de siyaset, güvenlik alanları, ekonomik alan, kültür ve eğitim alanları
baĢta olmak üzere hemen her sahada iliĢki ağları geniĢletilmiĢ, iki millet tek yürek haline
gelmiĢtir.
Bosna halkı ile Türk insanı arasında tesis edilen birlik, beraberlik ve kardeĢlik
duyguları iki ülke insanı arasında büyük bir sevgi halesi oluĢturmuĢtur. Osmanlı zamanında
atılan sevgi ve hoĢgörü tohumları, zamanla yaĢayan halkların gönlünde yeĢermiĢ, iki ülke
insanı arasında, tarihlerinin en zor dönemlerinde bile dost ve kardeĢlik bağını koparmamıĢtır.
Müslüman Bosna halkının yanı sıra bu topraklarda yaĢayan farklı din ve mezheplere mensup
insanların yakın zamanda yaĢanan savaĢa rağmen değiĢik vesilelerle Osmanlı‟nın hoĢgörü ve
adaletini dile getirmesi, Osmanlı‟dan övgüyle söz etmesi Türk insanının bu coğrafya ile
bağının ne denli sağlam olduğunun bir göstergesidir.

3

�II. MeĢrutiyet‟ten itibaren büyük bir çoğunluğu Osmanlı coğrafyasından kopan
Balkanlar, çeĢitli yönleriyle Türk edebiyatında ele alınmıĢtır. Balkanların Osmanlı‟dan
kopmasıyla baĢlayan ayrılık süreci, Türk edebiyatının hemen her Ģubesinde farklı cepheleriyle
gündeme gelmiĢ, Bosna ile aramızdaki tarihî ve kültürel bağlar nedeniyle Türk toplumunda
aydın tabakasından sade vatandaĢına kadar yakın ilgi odağı olmuĢtur. Bu ilginin yansıması her
iki ülkenin edebiyatında, müziğinde, güzel sanatlarında kendini göstermiĢtir. Özellikle
1992‟de Bosna Hersek‟te yaĢanan savaĢın dramı son dönem aĢık edebiyatında iĢlenmiĢ
savaĢın acı yüzü aĢık Ģiirinde çeĢitli yönleriyle ele alınmıĢ ve Bosna son dönem aĢıklarının da
ilgi odağı olmuĢtur. Böylece Bosna halkının savaĢta yaĢadığı dram ve Türk halkının
Bosnalı‟nın dramı karĢısındaki duyguları konu edilmiĢtir.
Bu bildiri de, yakın tarihimizde sıcaklığını hala yitirmemiĢ Bosna trajedisi merkezde
olmak üzere son dönem âĢık edebiyatının temsilcileri arasında yer alan Ozan Nihat, ÂĢık
Temel Turabî, ÂĢık Feymanî, ÂĢık Celalî ve Furkanî‟nin Bosna konulu Ģiir örneklerinden
hareketle son dönem âĢık Ģiirinde Bosna konusu üzerinde durulacaktır.
Bosna SavaĢı‟nda yaĢanan dramatik olaylar, Türk halkının belleğinde derin izler
bırakmıĢ, gerek savaĢ sırasında gerekse sonrasında Türk halkı maddi ve manevi olarak
Bosnalı kardeĢlerinin yanında olmaya çalıĢmıĢtır. Bosna halkının yaralarının sarılması için
gıda, sağlık ve eğitim baĢta olmak üzere hemen her konuda destek olmaya çalıĢan Türk milleti
her zaman Bosnalı‟nın derdini kendi derdi olarak görmüĢ, onun derdiyle dertlenmiĢtir.
ÂĢıklar aĢk, tabiat, din ve tasavvuf konularının yanı sıra içinde yaĢadıkları dönemin
tarihî ve sosyal olaylarını da Ģiirlerinde dile getirmiĢlerdir. Ġki millet tek yürek olan Türk ve
Bosna kardeĢliği âĢık edebiyatında önemli bir tema olarak iĢlenmiĢ, âĢıkların Ģiirlerinde iki
ülke kardeĢliğine dair önemli mesajlar yer almıĢtır.
Son Dönem Âşık Şiirinde Bosna
ÂĢık bir geleneğin sanatçısı olarak aĢk ve sevdaya dair en güzel Ģiirleri terennüm eden,
sözleriyle insanlara iyiyi güzeli öğütleyen, çevresinde olup biten sosyal ve tarihî hadiseleri
mısralarında iĢleyen, haksızlık ve zulümler karĢısında sözünü esirgemeden tepkisini dile
getiren halk sanatçısıdır. Onlar Ģiirlerinde halkın umutlarını, isteklerini, duygularını, tarihî
olayları Ģiirlerine taĢımıĢ, yaĢadıkları döneme dair pek çok olay ve hadiseler hakkında bilgiler
vermiĢtir. ÂĢık, hem döneminde hem de sonraki dönemlerde sesini geniĢ kitlelere duyurmuĢ
bir halk sanatçısıdır. “Her edebiyat akımı gibi, âĢık Ģiiri de kendi döneminin zihinsel
atmosferinin bir sonucu olarak oluĢmuĢtur. ÂĢık yaĢadığı kültürel ortamla iç içedir, âĢık Ģiiri
toplumun ihtiyacına bağlı olarak ortaya çıkmıĢtır. ÂĢık destanları Türk milli edebiyat

4

�geleneğinin en eski Ģiir formlarından biridir. Ozan-baksı geleneğinden âĢıklık geleneğine ve
aĢık Ģiirine intikal etmiĢtir” (Çobanoğlu 2000: 333)
YaĢanan hadiseleri kendi duygu ve düĢünce süzgecinden geçirerek mısralarına taĢıyan
âĢıklar hadiselerin halk üzerinde bıraktığı etkiyi ve kendi üzerindeki tesiri Ģiirlerine taĢırlar.
“Sanat ürünleri toplumun yapısıyla iç içedir. Her toplumun kendine özgü acıları, sevinçleri,
umutları, özlemleri, iç dünyası vardır. Bunlar sanat ürünlerinde dile getirilir. ÂĢıkların Ģiirleri
yaĢadıkları toplumun ortak dünya görüĢüne ve değerler sistemine göre Ģekillenir. ÂĢıklar
halkın duygularını dile getirerek, geniĢ kitlelere yayarlar.” (Artun 1996: 296)
ÂĢıkların tarihi bir olayı konu alan destanları buna örnektir. SavaĢları konu alan
destanlarda en dikkati çeken nokta, savaĢların toplum üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerdir.
“Kaybedilen vatan toprakları geride kalan insanların acıları, halkta derin yaralar açar. Bu tür
destanlar bir deyiĢle savaĢların halk üzerindeki psikolojisi ve sosyal etkisinin ĢiirleĢmiĢ bir
anlatımıdır.” (Esen 1991: 53) Sırpların 1992- 1995 yılları arasında Bosna Hersek‟te yaptıkları
zulümler ve soy kırımları son dönem âĢık edebiyatında iĢlenen önemli tarihî konulardan
biridir.
Bu bağlamda son dönem âĢıklık geleneğinin önemli temsilcileri arasında yer alan
Ozan Nihat, ÂĢık Turabî, ÂĢık Ġsmetî, ÂĢık Feymanî, ÂĢık Celalî ve ÂĢık Furkanî Ģiirlerinde
Bosna savaĢı ile ilgili gördüklerini, duyduklarını ve gönül dünyasında yaĢadıklarını, ayrıca
savaĢın Türk kamuoyu üzerindeki etkisinden hareketle Türk halkınıın duygularını dile
getirmiĢ, Avrupa‟nın ve BM‟nin yanlı tutumlarını mısralarında eleĢtirmiĢ, böylece Bosna
olayları karĢısında hüzünlerini ve Sırplara karĢı öfkelerini mısralarına taĢımıĢlardır.
Savaş Karşısındaki Üzüntüler, Çaresizlikler Ve Tepkiler Dile Getirilir.
ÂĢıkların en önemli görevlerinde biri de evrensel boyutta insanlığın kederlerini
haykırmak, problemleri dile getirmek ve onlara tercüman olmaktır. YaĢanan haksızlıklar ve
zulümler karĢısında sanatının da gücünü kullanarak haksızlık ve zulümlere insanların
dikkatini çekmek, yanlı kararları mısralarında eleĢtirmektir. Bu bağlamda son dönem âĢıkları
yaĢadıkları dönemin en talihsiz olayları arasında yer alan Bosna SavaĢı ve Bosnalının yaĢadığı
dram karĢısında içten ve samimi üzüntülerini, kederlerini ayrıca yaĢanan talihsiz olaylarla
ilgili bir Ģey yapamamanın verdiği çaresizliklerini Ģiirlerine taĢımıĢlardır. ÂĢık Ġsmeti ve Ozan
Nihat yüreklerindeki bu yangını ve kahırlarını Ģu mısralarla dile getirir.
ÂĢık Ġsmeti'yim bu sözün aslı
Kılıcım kınında çıkmıyor paslı

5

�Sen orda kan ağla, ben burda yaslı
Yüreğim yanıyor Bosnalı gardaĢ
(ÂĢık Ġsmetî Bosnalı Gardaş, http://www.antoloji.com), (E.T: 05.02.2013)
Karabağ karardı, Bosna kapkara
Kafkaslarda kanar, bir büyük yara
GardaĢlarımızın, göz göre göre
Vurulup ölmesi kahreder beni (Uğur 2008: 393)
sözleriyle Bosna‟da yaĢanan katliamlar, göz göre göre Ģehit edilen Bosnalılar için yaĢadıkları
çaresizliklerine karĢı üzüntüleri dile getirir ve kahırlarını ifade ederler.
Savaş İki Millet Arasındaki Mücadeleden Çok Bir Planın Parçasıdır.
Görünürde iki millet arasındaki mücadele gibi gösterilmeye çalıĢılan savaĢ dönemin
âĢıklarına göre Batılı güçlerin perde arkasında hazırladıkları sinsi planların, döndürülen
dolapların bir neticesidir. ÂĢık Ġsmetî Bosnalı GardaĢ Ģiirinde bu oyunlara Ģu mısralarla dikkat
çeker:
Sözlerinde durmaz oldu hainler
Avrupa bunuyor, Bosnalı gardaĢ.
Perde arkasında, sinsi oyunlar
Dolaplar dönüyor, Bosnalı gardaĢ
(ÂĢık Ġsmetî, Bosnalı Gardaş, http://www.antoloji.com),( E.T:05.02.2013)
sözleriyle sözünde durmayan Avrupalı devletleri eleĢtirir ve Bosna halkı üzerinde bir takım
oyunların oynandığına dikkat çeker.
Dönemin âĢıklarından Ozan Nihat ve AĢık Ġsmetî, Batılının dünyaya verdiği barıĢ ve
kardeĢlik söylemlerinin, insanlık derslerinin boĢ sözlerden ibaret olduğunu hatta bunların pek
çoğunun yalan çıktığını, insanlık için gittikleri her coğrafyayı talan ettiklerini geride ise kan
ve gözyaĢı bıraktıklarını belirtirler:
Ne olursa olsun, Bosna denince
Yüreğime yazdım, Ģunu unutmam
Batılı ne demek, her Ģeyden önce
Bosna‟da belloldu, bunu unutmam (Uğur 2008: 440)
Her ne dedilerse o çıktı yalan
Nereye varsalar ettiler talan

6

�Kan ile gözyaĢı geriye kalan
Batının yüzünü Bosna'da gördüm.
(ÂĢık Ġsmetî, Bosnalı Gardaş, http://www.antoloji.com),( E.T: 05.02.2013)
mısralarında Batılının gerçek yüzünün Bosna SavaĢı‟nda açıkça ortaya çıktığı, dünyaya
verdikleri kardeĢlik ve barıĢ mesajlarının yalan olduğu, dünyanın hangi ülkesine gittiklerde
talan ettikleri ve geride ise kan ve gözyaĢı bırakıldığı açıklanır ve Batının samimiyetsizliğine
vurgu yapılır.
Ġnsan haklarından söz eder sana
Batının yüzünü Bosna 'da gördüm
Hiç biri olmadı barıĢtan yana
Batının yüzünü Bosna'da gördüm.
(ÂĢık Ġsmetî, Bosnalı Gardaş, http://www.antoloji.com), (E.T:05.02.2013)

Medenî denilen Avrupa sustu
Elbet susar, çünkü zalimin dostu
Ne kadar zehiri var ise kustu
Orda sergilenen kini unutmam.(Uğur 2008: 441)
Ġnsan haklarından dem vuran Batının Bosna savaĢıyla bir samimiyet imtihanından geçtiği, söz
konusu Bosna olunca barıĢ nutuklarının sadece verilen beyanlarda kaldığı, savaĢı ve dökülen
kanı durdurma adına hiçbir giriĢimde bulunulmadığı, böylece Batının gerçek yüzünü
gösterdiği açıklanır.
Son dönem âĢıklarından AĢık Celalî‟ye göre Bosna SavaĢı‟nın temel nedeninde ırklar
arası bir mücadeleden çok Müslüman-Hıristiyan mücadelesi olduğu inancı vardır.
Küfür ile nurun mücadelesi
Sakın Bosna Hersek unutulmasın
Haydı gayret sönmesin nur çırası
Yakın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 174)
ÂĢık Celalî‟ye göre Bosna‟da verilen mücadele tesadüfî mücadele olmayıp etnik bir
mücadeledir aynı zamanda küfür ile nurun bir mücadelesidir. Celalî‟nin mısralarında Bosna
Hersek‟in unutulmaması Bosna halkına destek olunması, böylece söndürülmeye çalıĢılan
Ġslam çırasının yakılması öğütlenir.
Türklerin Adaletli ve Hoşgörülü Yönetimine Rağmen Sırpların Bosna Halkına
Zulmü Kabul edilemez.

7

�ÂĢıklar mısralarında sık sık Osmanlı‟nın Avrupa topraklarında adalet, sevgi ve
hoĢgörü getirdiğini bunun karĢılığında ise ihanete uğradığı telmih edilir. Buna örnek olarak da
Sırpların Bosna halkına uyguladığı vahĢet ve Ģiddete isyan belirtilir.
Osmanlı getirdi adil adalet
ġimdi Osmanlı‟ya karĢı ihanet
Sırplar uyguluyor vahĢet ve Ģiddet
Kalkın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 174)
ÂĢık Celalî mısralarında Osmanlı‟nın adaletine vurgu yaparken Sırpların Bosna halkına
zulüm uyguladığını ifade eder.
Son dönem âĢıkları Ģiirlerinde savaĢın zorlukları ve sıkıntıları karĢısında Bosna
halkına cesaretli olmalarını öğütler ve kendilerinin verdikleri bu onurlu mücadelede yalnız
olmadıklarını hatırlatır.
KardeĢlerim zoru engeli aĢın
Ezilen Bosna‟ya yardıma koĢun
Kısasa kısastır sizde bir kurĢun
Sakın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 174)
mısralarıyla Türk halkına ise ezilen Bosna‟ya bir an önce yardıma koĢulması gerektiğini dile
getirir ve yardım konusunda kamuoyu oluĢmasına katkıda bulunur.
Nerde insan haklarının barıĢı
Dinmedi akıyor Bosna gözyaĢı
Ġnsanlık âlemi vahĢete karĢı
Çıkın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 174)
Ġnsan hakları ve barıĢın Bosna‟da geçerli olamadığı acı gerçeğinin dile getirildiği mısralarda
ise Bosnalı‟nın akan gözyaĢının hala dinmediğine iĢaret edilir, insanlık âleminin vahĢete karĢı
Bosna Hersek‟e sahip çıkılması istenir.
Bosnalı‟nın suçunun sadece Müslüman olmasından kaynaklandığı ve insanlık
âlemine yaĢanan bu olayların bir kara leke olarak kalacağı ve bu vebalden insanlığın
kurtulamayacağı söylenir, verilen mücadelenin kutsallığına iĢaret edilir.
Hançerdir Sırpların haçı
Kıyılır insanın içi
Müslüman Türk olmak suçu
Kan ağlıyor Bosna Hersek.(Uğur 2008: 584)

8

�Suçları Müslüman olmaktır herhal
Ġnsanlığa kara leke bu vebal
Cihat farzdır gel bu farzdan hisse al
Hakk‟ın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 175)

Tarih neler söyler ibret alana
Bütün dünya düĢman Ġslam olana
Dedikleri türlü yalan dolana
Gafiller kanıyor Bosnalı gardaĢ.
(ÂĢık Ġsmetî, Bosnalı Gardaş, http://www.antoloji.com), (E.T:05.02.2013)
Tarihi tekerrürlerin olabileceğinin telmih edildiği mısralarda Türk halkına da bir sesleniĢ
vardır ve Bosna olaylarından ibret alınması gerektiği öğütlenir.
Bu gün Bosna ise yarın hepimiz
Gaflet uykusundan uyanalım biz
Manadan habersiz hey maddeci göz
Bakın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 175)
Zalim Sırplar solduruyor gülümü
YaĢlı kadın, çocukların ölümü
Yapılan iĢkence gaddar zulümü
Yıkın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 175)

Gerçek yolu beyenmeli
Sırtın Hakk‟a dayanmalı
Müslümanlar uyanmalı
Kan ağlıyor Bosna Hersek.(Uğur 2008: 584)
Bosnalı‟nın maruz kaldığı vahĢetin bir gün Türk halkının da baĢına gelebileceği endiĢesi dile
getirilir, manadan habersiz maddeci gözlere gaflette olunmaması, insan hakları, yeni dünya
düzeni gibi bazı söylemlere adlanılmaması gerektiği uyarısında bulunulur.
Gün Kardeşlik Günüdür Ve Bosna’ya Yardım Eli Uzatılmalıdır.
ÂĢık Ģiirinde Türk Bosna kardeĢliğine vurgu yapılarak günün kardeĢlik günü olduğu
söylenir ve zaman kaybetmeden Bosna‟ya yardım ve kardeĢlik elinin uzatılması gerektiği
hatırlatılır.
9

�Müslüman tok yatma din kardeĢin aç
Yarası sızlıyor ol merhem ilaç
Vicdanların bam telini hedef seç
Dokun Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 175)
ÂĢık Celalî mısralarında “KomĢusu aç iken yatan bizden değildir” hadisine vurgu yapar,
hemen yanı baĢımızda sızlayan yaraya merhem olunmasını öğütler.
Türk insanının gönlüne Bosna halkı her zaman dostluk ve kardeĢlik duygularıyla yer
etmiĢ, yaĢadığı en son savaĢta yardımına koĢmuĢtur.
Dostun dosta sahip çıkmak görevi
Kurulsun yuvası yapılsın evi
ĠnĢa için her biriniz bir çivi
Çakın Bosna Hersek unutulmasın. (Yenitürk 2000: 175)
Halkın bu konudaki duygularını dile getiren Celali dostun dosta sahip çıkmasının önemli bir
görev olduğunu yuvaların ve evlerin yeniden kurulup inĢa edilmesinde her bir Türk
vatandaĢının görev alması gerektiğini söyler.
Savaşın Soğuk korkunç yüzü, yaşanan zulüm ve vahşetler mısralarda ifade edilir.
Kendisini bir Bosnalı gibi görüp bir Bosnalı yüreğiyle duygularını dile getiren Turabî
mısralarında savaĢ sırasında Bosna halkının yaĢadığı zorluklara, zulümlere tercüman olur,
savaĢın acımasız ve korkunç yüzünü Ģu sözlerle dile getirir.
Ben Bosnalı mülteciyim kan gölünde yüzüyorum
Kızımın gelinliyine vas‟yetimi yazıyorum
Bir kolum yok bir ayağım sürünerek geziyorum
Yirmi beĢ ay feryat ettim imdadıma gelen yoktur
Bu ne biçim insanlıktır gözyaĢımı silen yoktur. (Saran vd. 1998: 139)
Yirmi beĢ ay süresince kan gölüne dönen Bosna sokaklarında bir mülteci gibi hayalen gezinen
âĢık, kan gölüne dönen Bosna sokaklarında adeta kan gölü içinde yüzdüğünü, kızının
gelinliğine vasiyetini yazdığını, kolu ve ayağı olmadan sürünerek gezdiğini, feryat ettiğini
ancak imdadına gelenin olmadığını söyler. Turabî, gözyaĢını silmeyen, yardımına koĢmayan
insanlığa isyan eder.
Umut teselli veren yok ağlanacak hâlim var
Genç kıza korkunç tecavüz anneye dehĢet zulüm var
Bu çemberde Müslüman acımasızca zulüm var
Sokaklar cesetle doldu gelip sahip olan yoktur
Tabutları siper yaptık gelip cenazeyi kılan yoktur. (Saran vd. 1998: 139)
10

�mısralarıyla Bosna sokaklarının cesetlerle dolu olduğunu, acımasızca zulüm ve iĢkencelerin
yapıldığını, genç kızlara ve annelere insanlık dıĢı davranıldığı anlatır; adeta tabutların siper
olarak kullanıldığını, cenazelerin alınmasına bile imkân tanınmadığını açıklar.
Ġçerde dıĢarda hep ölüm kokar
Çocuklar vurulur devletler bakar
O dökülen kanlar sel gibi akar
IĢıklar sönüyor Bosnalı gardaĢ.
(ÂĢık Ġsmetî, Bosnalı Gardaş, http://www.antoloji.com), (E.T:05.02.2013)
Yankılanıp Saraybosna‟dan gelen
Acı acı semalara yükselen
Duyunca, insanın bağrını delen
Feryadı, çığlığı, ünü unutmam.(Uğur 2008: 441)
Çoluk çocuk hep periĢan
Kan ağlıyor Bosna Hersek
Seller gibi akıyor kan
Kan ağlıyor Bosna Hersek. (Uğur 2008: 583)
Ekranda görmüĢtüm, Sırplı bir tazı
KirletmiĢti masum, küçücük kızı
Ġçim parçalandı, neydi o sızı
Hiçbir zaman ben o anı unutmam. (Uğur 2008: 441)
Yankılanıp Saraybosna‟dan gelen
Acı acı semalara yükselen
Duyunca, insanın bağrını delen
Feryadı, çığlığı, ünü unutmam. (Uğur 2008: 441)

Harabeye döndü köyler bucaklar
ġehitlerin salı oldu kucaklar
Söndürüldü yüz binlerce ocaklar
Katledilen bunca canı unutmam. (Uğur 2008: 441)

11

�Haçlı ordusunun cengi değiĢti
Sivil halkı vurdu, dengi değiĢti
Masmavi suların rengi değiĢti
Oluk oluk akan kanı unutmam. (Uğur 2008: 441)
ÂĢıkların dizelerinde savaĢın korkunç yüzü tüm gerçekliğiyle ifade edilir. Ölüm kokan
Bosna‟da çocuk, yaĢlı demeden insanların vurulması, Bosnalı Ģehitlerin kanlarının sel gibi
akması, aile ocaklarının sönmesi bir bir anlatılır; dünyaya insanlık ve medeniyet dersi
vermeye kalkan devletlerin yaĢanan vahĢet karĢısında sessiz kalmasına duyulan öfke dile
getirilir.
Birleşmiş Milletlerin Yanlı Politikası Eleştirilir.
BirleĢmiĢ milletlerin Bosna savaĢındaki sessizliği, uygulanan ambargolar bir çifte
standart olarak görülür bir haçlı düĢüncesiyle Hıristiyanlığın Müslümanlığa karĢı mücadelesi
olarak yorumlanır.
BirleĢmiĢ Milletler, çizgiden saptı
Ġnsan haklarını çiğnedi, tepti
Kara dinli kâfir, vicdansız kipti
Butros Gali var ya, onu unutmam. (Uğur 2008: 442)
Piyon milletler birleĢmiĢ kiliseyi kurmak için
Haçlılar sefere çıkmıĢ minareyi kırmak için
Katil ordu silahlanmıĢ bebekleri vurmak için
Benim gözüm yolda kaldı ambargoyu delen yoktur
Öldüyüme gam yemem de benim gibi ölen yoktur. (Saran vd. 1998: 139)
BM‟nin kuruluĢ amacına hizmet etmemesi, insan hakları çiğnenmesine rağmen sessizliği,
dönemin BM Genel Sekreteri Butros Gali‟nin yanlı tutumu, Bosna‟ya karĢı alınan ambargo
kararı eleĢtirilir.
Batılı Milletlerin Yanlı Politikası Eleştirilir.
ÂĢıklara göre Batılı ülkelerin savaĢ karĢısında sessiz kalmalarının diğer bir nedeni de
Bosna‟da çıkar iliĢkilerinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. AĢıklar ayrıca yüz binlerce
Müslüman kaybı karĢısında Ġslam dünyasının sessizliğine de bir anlam veremez.
Bosna‟da çıkar olsaydı yağmacılar gelirdi
Elimize silah verip savunmaya kalırlardı
On tane hayvan avlansa ona mâni olurlardı
Yüz binlerce Müslüman‟ın kaybını bilen yoktur
12

�Ġslâm dünyası uyuyor Turabî de yalan yoktur. (Saran vd. 1998: 139)
Furkanî ise Bosna Hersek‟in Azerbaycan‟ın kan ağlamasına dünyanın dört bucağını
kan bürümesini ve bunun karĢısında ise dertlenilmesini ve ah çekilmesini ister.
Bosna, Hersek, Azerbaycan,
Dünyayı bürüdü bir kan.
Ah çekerek derdine yan.
Tüm Sırbistan kan ağlıyor. (Boyraz 2010: 278)
Son dönem âĢık Ģiirinde Bosna‟da yaĢanan dramı, insanlık ayıbını ve vahĢeti dile
getiren önemli ozanlardan biri de Ozan Nihat‟tır. Bosnalı‟nın derdini kendi derdi gören ozan
Ģiirlerinde iĢlediği konularla Bosna Hersek‟te yaĢanan insanlık ayıbını dile getirir.
Karabağ‟ım karaları bağlıyor
Bosna Hersek yürekleri dağlıyor
Çeçenistan, Kırım, Kerkük ağlıyor
Ġslam âlemini güldür Ya Rabbi.(Uğur 2008: 458- 459)
Bosna Hersek baĢta olmak üzere Karabağ, Çeçenistan, Kırım ve Kerkük gibi zulüm
altında inleyen Ġslam âleminin yüzünün gülmesi, akan kan ve gözyaĢının dinmesi temenni
edilir.
Sonuç
Sonuç olarak Türk milleti ile arasında derin tarihî ve kültürel bağları bulunan Bosna
Hersek her zaman Türk halkının yüreğinde ve gündeminde yerini korumuĢtur. YaklaĢık altı
asra yakın süren bu kültürel ve tarihi birliktelik her dönem canlı kalmıĢ, her iki ülke arasında
içtimaî ve siyasî hayatlarında karĢılıklı sağlam ve kalıcı bağlar kurulmuĢtur. Türk insanı
Bosna‟yı hemen her dönemde kendisinden bir parça olarak görmüĢ, tarihin hemen her
döneminde bu gönül bağını koparmamıĢtır. Bu sevgi bağı temelinde Bosna halkının her
zaman Türk sosyo-kültürel ve siyasî hayatında önemli bir yeri olmuĢtur. Son dönem aĢık
edebiyatında Bosna özellikle 1992‟de yaĢadığı savaĢ önemli bir konu olarak ele alınmıĢ,
savaĢta yaĢanan trajediler, zulümler ve soykırımları değiĢik açılarla iĢlenmiĢtir. ÂĢıklar
Ģiirlerinde Bosna‟da yaĢanan dram karĢısındaki kızgınlıklarını, öfkelerini ve savaĢla ilgili
düĢüncelerini Ģiirlerinde dile getirmiĢlerdir. Bu bağlamda aĢıklar savaĢ karĢısındaki
üzüntülerini, çaresizliklerini ve tepkilerini ifade etmiĢlerdir. Bosna savaĢının iki millet
arasındaki bir mücadeleden ziyade Batılı güçlerin sinsice hazırladıkları planın bir parçası
olarak görmüĢlerdir. Türklerin Balkanlardaki adaletli ve hoĢgörülü yönetimine rağmen
Sırpların Bosna halkına karĢı iĢlediği insanlık suçu karĢısında kızgınlıklarını ve öfkelerini
ifade etmiĢler, savaĢın soğuk ve korkunç yüzünü, yaĢanan zulüm ve vahĢeti mısralarında dile
13

�getirmiĢlerdir. Batılı ülkelerin soykırım karĢısındaki sessizliklerinin çıkar iliĢkisinin
bulunmadığından kaynaklandığı açıklamıĢlar, BirleĢmiĢ Milletlerin yanlı politikasını
eleĢtirmiĢlerdir. KardeĢliğin önemine vurgu yapan aĢıklar Bosna‟ya yardım elinin
uzatılmasını öğütlemiĢlerdir.

Kaynakça
Artun, Erman. Günümüzde ÂĢık Geleneği Ve ÂĢık Feymanî, Adana, Hakan Ofset, 1996
Boyraz, ġeref. Furkanî‟nin ġiir Evreni Bağlamında Bir Monoğrafi Denemesi, Akçağ
Yayınları, Ankara, 2010
Çakmak, Cenap. Atılgan, Cansu. BM Bosna Soykırımı ve Küresel Adalet. Bilgi Stratejisi.
C.4. S. 7. http://bilgestrateji.com (E.T 29.01.2013)
Esen, Ahmet ġükrü. Anadolu Destanları. Ankara. Kültür Bakanlığı Yayınları. 1991
Namlı,

Abdulkadir.

(ÂĢık

Ġsmetî),

Bosnalı

Gardaş,

http://www.antoloji.com,

(E.T:05.02.2013)
Saran ġevket, Soysal Ġsmail. Erzurumlu ÂĢık Temel Turâbî. Tunalı Matbaası, Karacabey/
Bursa. 1998
Yenitürk, Celal. Gönül Gözü-II, Bakanlar Matbaacılık, Van, 2000: 175
UĞUR, Fidan: Denizlili Âşık Ozan Nihat, YayınlanmamıĢ Yüksek Lisans Tezi, Karadeniz
Teknik Üniversitesi, 2008
wikipedia. org, Bosna Soykırımı (E.T: 05.02.2013)

14

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10732">
                <text>2250</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10733">
                <text>SON DÖNEM ÂŞIK ŞİİRİNDE BOSNA</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10734">
                <text>CERRAHOĞLU, Münir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10735">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, âşık şiiri, Bosna savaşı.  ÖZET  20. yüzyıl siyasî ve tarihî olayları içinde II. Meşrutiyet’ten itibaren büyük bir çoğunluğu Osmanlı coğrafyasından kopan Balkanlar, çeşitli yönleriyle Türk edebiyatında ele alınmıştır. Balkanların Osmanlı’dan kopmasıyla başlayan ayrılık sürecinden günümüze Türk edebiyatının hemen her şubesinde farklı cepheleriyle gündeme gelen Balkanlar, aramızdaki tarihî ve kültürel bağlar nedeniyle Türk toplumunda aydın tabakasından sade vatandaşına kadar yakın ilgi odağı olmuştur. Balkan toplumlarının Osmanlı coğrafyasından kopmalarıyla birlikte bu topraklar üzerinde yaşayan özellikle Müslüman halka karşı yapılan baskı, zulüm ve katliamlar Türk halkını derinden etkilemiştir. Bu zulümlerin son halkasını oluşturan 1992’de yaşanan Bosna zulmü ise başta bir çok şair ve yazarımızda olduğu gibi yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş aşıklarda da büyük üzüntü oluşturmuş yaşanan bu trajedi, zulüm ve soykırımlar karşısında duydukları kızgınlık, öfke ve tepkilerini şiirleriyle dile getirmişlerdir. Yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve düşüncelerini dile getiren aşıkların son dönem temsilcileri Bosna’da yaşanan dramı farklı açılardan şiirlerine taşımıştır. Bu bildiri de, yakın tarihimizde sıcaklığını hala yitirmemiş Bosna trajedisi merkezde olmak üzere son dönem aşık edebiyatının temsilcileri arasında yer alan Ozan Nihat, Aşık Temel Turabî, Âşık Feymanî ve Furkanî’nin Bosna konulu şiir örnekleri üzerinde durulmuştur. Bosna Savaşı’nda yaşanan dramatik olayların Türk halkının belleğinde bıraktığı etkiler bağlamında Bosna olaylarının son dönem aşık edebiyatına yansıması ele alınmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10736">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10737">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10738">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10739">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1360" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1628">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/5b7929af9f83b27208a5214bf053dc43.docx</src>
        <authentication>627b111186959014d5f4be20d641b537</authentication>
      </file>
      <file fileId="1629">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/fad1af55c04ba316577439f2bed514b4.pdf</src>
        <authentication>06ef33452fd60d51eb89556f1e718ec6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10750">
                    <text>TÜRK TOPLUMUNDA NASREDDİN HOCA VE FIKRALARI
Melek COŞGUN SOLAK - Yusuf SOLAK
Bozok Üniversitesi, Sosyoloji Alanı, Yozgat / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türk kültürü, ortak akıl, tarihi şahsiyet, sembol.
ÖZET
Nasreddin Hoca bir halk klasiğidir ki, o Türk soylu halkların hepsinde aynı karakterde
ama farklı isimlerle yer alır. İnsanların kendi davranışlarını kontrol etmelerini, ne yaptıklarının
bilincinde olmalarını sağlayarak; pervasız davranışlar sergileyenlere göndermelerde bulunur. Bu
yönüyle aslında toplumda bir kontrol mekanizmasıdır. Toplumsal sorunlara vurgu yapar, o
sorunun kaynağına dikkat çeker; sorunları ince bir zekâ ve büyük bir ustalıkla fıkralarına taşır ve
aynı ustalıkla kolay çözümler üretir. Güldürmece yönünden o Türk toplumunun ortak aklıdır.
Toplumun bireysel olarak dile getiremediği düşünceleri dile getirir, dini, sosyal, siyasi konuların
hassas ve tehlikeli noktalarına ustaca değinir; onda kırma ve kırılma yoktur. Nasreddin Hoca
Türk toplumunun adeta özetlenmiş sembolüdür. Önce tarihi bir şahsiyet iken daha sonra sembol
olmuştur. Nasreddin Hoca akıllı mı deli mi, kurnaz mı saf mı, ahlaklı mı değil mi, evli mi bekar
mı, çocuğu var mı yok mu…? Nasreddin hoca deyince birçok insan tipini bir arada buluruz.
Nasreddin Hoca her yerde, her yüzyılda yaşayan bir tiptir. O Türk toplumunun, Türk kültürünün
özelliklerini bünyesinde taşıyan bir fıkra tipidir; aklıyla, ahlakıyla, cahilliğiyle, kurnazlığıyla, vs.
bütün yönleri doğrudur. Nasreddin Hoca Türk insanının ahlaki yönünü yansıtır ve insanları
ahlaki yönden eğitir. Söylenmek ve ya anlatılmak istenen, onun dilinde ince ve derin bir ifade ile
bulur. Gayr-ı ahlaki davranış sergileyen; zulmedenler, bağnazlar, kendini bilgili zanneden
cahiller vs. ondan nasibini alır. Nasreddin Hoca toplumdaki beğenilmeyen davranışlara bir
tepkidir ve onun fıkraları bu olumsuz davranışların kontrol altına alınmasında kullanılır.
Bildirinin amacı bir Türk bilgesi olan Nasreddin Hoca’yı bir kültür koruyucusu, eğitimci ve din
adamı olarak, toplumun değer yargılarıyla ilgili tavırlarını (uyuşmayan dini, ahlaki, vs.
toplumdaki her türlü davranış bozukluklarını hesaba çekmesi gibi) ortaya koymaktır. Aynı
zamanda fıkralarıyla insanları güldürürken düşündüren, düşündürürken ise sorumluluğunu
hatırlatan yönlerine dikkat çekmektir. Bunu yaparken fıkralarından yola çıkılacak, konuyla ilgili
Nasreddin hoca fıkraları incelenmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10742">
                <text>2278</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10743">
                <text>TÜRK TOPLUMUNDA NASREDDİN HOCA VE FIKRALARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10744">
                <text>COŞGUN SOLAK, Melek
SOLAK, Yusuf</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10745">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk kültürü, ortak akıl, tarihi şahsiyet, sembol. ÖZET  Nasreddin Hoca bir halk klasiğidir ki, o Türk soylu halkların hepsinde aynı karakterde ama farklı isimlerle yer alır. İnsanların kendi davranışlarını kontrol etmelerini, ne yaptıklarının bilincinde olmalarını sağlayarak; pervasız davranışlar sergileyenlere göndermelerde bulunur. Bu yönüyle aslında toplumda bir kontrol mekanizmasıdır. Toplumsal sorunlara vurgu yapar, o sorunun kaynağına dikkat çeker; sorunları ince bir zekâ ve büyük bir ustalıkla fıkralarına taşır ve aynı ustalıkla kolay çözümler üretir. Güldürmece yönünden o Türk toplumunun ortak aklıdır. Toplumun bireysel olarak dile getiremediği düşünceleri dile getirir, dini, sosyal, siyasi konuların hassas ve tehlikeli noktalarına ustaca değinir; onda kırma ve kırılma yoktur. Nasreddin Hoca Türk toplumunun adeta özetlenmiş sembolüdür. Önce tarihi bir şahsiyet iken daha sonra sembol olmuştur. Nasreddin Hoca akıllı mı deli mi, kurnaz mı saf mı, ahlaklı mı değil mi, evli mi bekar mı, çocuğu var mı yok mu...? Nasreddin hoca deyince birçok insan tipini bir arada buluruz. Nasreddin Hoca her yerde, her yüzyılda yaşayan bir tiptir. O Türk toplumunun, Türk kültürünün özelliklerini bünyesinde taşıyan bir fıkra tipidir; aklıyla, ahlakıyla, cahilliğiyle, kurnazlığıyla, vs. bütün yönleri doğrudur. Nasreddin Hoca Türk insanının ahlaki yönünü yansıtır ve insanları ahlaki yönden eğitir. Söylenmek ve ya anlatılmak istenen, onun dilinde ince ve derin bir ifade ile bulur. Gayr-ı ahlaki davranış sergileyen; zulmedenler, bağnazlar, kendini bilgili zanneden cahiller vs. ondan nasibini alır. Nasreddin Hoca toplumdaki beğenilmeyen davranışlara bir tepkidir ve onun fıkraları bu olumsuz davranışların kontrol altına alınmasında kullanılır. Bildirinin amacı bir Türk bilgesi olan Nasreddin Hoca’yı bir kültür koruyucusu, eğitimci ve din adamı olarak, toplumun değer yargılarıyla ilgili tavırlarını (uyuşmayan dini, ahlaki, vs. toplumdaki her türlü davranış bozukluklarını hesaba çekmesi gibi) ortaya koymaktır. Aynı zamanda fıkralarıyla insanları güldürürken düşündüren, düşündürürken ise sorumluluğunu hatırlatan yönlerine dikkat çekmektir. Bunu yaparken fıkralarından yola çıkılacak, konuyla ilgili Nasreddin hoca fıkraları incelenmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10746">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10747">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10748">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10749">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1361" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1630">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/dd79657305c929f424b53f575b620a1c.docx</src>
        <authentication>5de881c4a92bf3160840ba34363259c6</authentication>
      </file>
      <file fileId="1631">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c607c32c16990ab1b957524990364fc5.pdf</src>
        <authentication>6d17ddaa94822f1e4b993268fe967122</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10759">
                    <text>2006-2012 YILLARINDA BOSNA’DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER
Sezai COŞKUN - Ayşe DİNÇ - Merve KANDEMİR
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Böülümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: : Çeviri, Edebi eser, Çevirmen, Bosna, Yayınevi.
ÖZET
Bosna- Hersek'in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden fethedilmesinden
itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar arasında çok sıkı bir dil ve kültür
etkileşimi olmuştur. İstanbul'a giderek Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından
Osmanlı Türkçesi'yle yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu
dönemde metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla
rastlanamaz. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmeye başladığı 19.yüzyıldan itibaren
çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler günümüzde de devam etmektedir.
Tanzimat'tan itibaren başlayan bu çeviri çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, gibi isimler
Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri yaparak
başlatmışlardır. Daha sonraki yıllarda bu konu üzerine Amina Şiljak, Kerima Filan, Sabina
Baksic gibi isimler çalışma yapmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat- edebiyat teorisi,
edebi tenkit gibi açılardan Bosna edebiyatına katkıları olmuştur. Son zamanlarda özellikle
2006’dan itibaren Bosna’da çeviri çalışmaları üzerine bir artış gözlenmiştir. Bu çalışmada
2006’dan sonra Bosna'da yapılan edebi çeviriler tespit edilmiş ve ülkede daha fazla edebi çeviri
yapılmasını engelleyen çevirmen ve yayınevi ile ilgili sorunlar irdelenmiştir. Yaşanılan
sıkıntıların sebepleri gösterilip ve bu konuda çözümler sunulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1632">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4faeaa3a3b35ce7b2ef36b37692db201.docx</src>
        <authentication>e3adf85453529869ce98a1f0c64a247d</authentication>
      </file>
      <file fileId="1633">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4b8dbc9709e17a0f954a49c446c1a497.pdf</src>
        <authentication>5dafcd555f83e708fa186daf13406a97</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10760">
                    <text>2006-2012 YILLARINDA BOSNA’DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER
Ayşe DİNÇ1
MERVE KANDEMİR2
Özet
Bosna- Hersek'in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden fethedilmesinden
itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar arasında çok sıkı bir dil ve kültür
etkileşimi olmuştur. İstanbul'a giderek Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından
Osmanlı Türkçesi'yle yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu
dönemde metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla
rastlanamaz. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmeye başladığı 19.yüzyıldan itibaren
çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler günümüzde de devam etmektedir.
Tanzimat'tan itibaren başlayan bu çeviri çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, gibi isimler
Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri yaparak
başlatmışlardır. Daha sonraları bu konu üzerine Amina Şiljak, Kerima Filan, Sabina Baksic
gibi isimler çalışma yapmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat- edebiyat teorisi, edebî
tenkit gibi açılardan Bosna Edebiyatına katkıları olmuştur. Son zamanlarda Bosna‟da çeviri
çalışmaları üzerine bir artış gözlenmiştir.
Bu çalışmada 2006‟dan sonra Bosna'da yapılan edebî çeviriler tespit edilecek ve ülkede
daha fazla edebî çeviri yapılmasını engelleyen çevirmen ve yayınevi ile ilgili sorunlar
irdelenecektir. Yaşanılan sıkıntıların sebepleri ve bu konuda çözümler sunulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Çeviri, Edebî eser, Çevirmen, Bosna, Yayınevi

LITRARY TRANSLATIONS IN BOSNIA AFTER AT 2006-2012
Abstract
Since the Bosnia and Herzegovina was conquered by the Sultan Fatih Mehmed, there
has been a very strong interaction in language and culture between Bosnians and Muslim
1

Arş.Gör., International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğr.Böl., adinc@ibu.edu.ba
Lisans Öğrencisi, International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğr.Böl.,m.kandemir@windowslive.com

2

�Turks (among 500 years).

After Bosnian writers went to Istanbul to learn Arabic, Turkish

and Persian, some of them began to write their writings by Ottoman Turkish. Therefore those
poets composed their Divan. In that term, there was not translation because poets tried to
understand tasks in their original language. From the 19 century, when the Ottoman Empire
began to lose ground from Balkans, translations of literary works became common, and it
continues nowadays. First translators were Çatica, Başagiça, Avde Karabegoviça and these
translators did their work from famous Turkish writers like Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik
Fikret, Muallim Naci. Literature theory of these translations has contributions on Bosnian
literature to criticize literally.
In this work, literary translations which are composed after Tanzimat term will be
scanned and the contributions of these works on Bosnian Literature will be analyzed.
Key words: translations, literary works, writer, Bosnia, publishing house.

Giriş
Çeviri kelime anlamı olarak; bir dilden başka bir dile aktarmak olarak açıklanabilir
ancak çevirinin en önemli işlevi diller arası ve kültür alışverişini sağlayan bir iletişim alanı
olmasıdır. Çevirmen yaptığı çevirinin dilini ve çevirinin konusunu bilerek ya da bu konuda
araştırma yaparak kaynak metne anlamca uygun işlevsel bir çeviri metni oluşturmakla
yükümlüdür.
Bir ülkenin kültürü hakkında bilgi edinmek için o ülkenin diline hâkim olmak
gerekmektedir. Bir ülkenin yapısı, onun milli unsurları, diline ve yazılmış olan eserlere
yansımaktadır. Bu açıdan çevirinin kültür aktarımı işlevini gerçekleştirebilmesi için kaliteli
olması önem arz etmektedir.
Bu bağlamda Bosna‟da Türkçenin gelişimi ve çevirilerin başlangıcı açısından Osmanlı
Devleti‟nin Balkanlarda bulunuşunu kısaca gözden geçirmek gerekmektedir.
Osmanlı Devleti tarih boyunca birçok milletle birlikte yaşamış, kendi varlığını
sürdürürken, birlikte yaşadığı milletleri kültürü ve diliyle etkilemiş ve bu milletlerden de
etkilenmiştir.

�Etkileşime girdiği milletlerin en önemlilerinden birisi de Boşnaklardır. Resmi olarak
(1428-1429) yılları içerisinde Bosna Kralı ll. Tvrtko, Osmanlı devletini kabul etmiş ve 1463
yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde fethedilmiştir. Bu dönemden itibaren Türkler ve
Boşnaklar arasında ciddi bir kültürel iletişim başlamış ve zamanla Türkçe kelimeler Bosna‟da
günlük hayatın bir parçası olmuştur. (Yorulmaz, 2008: 73)
Bosna‟da Türkçe kelimelerin bu kadar yayılmasında; Bosna‟dan İstanbul'a giderek
Osmanlıca Farsça ve Türkçe öğrenen Müslümanların payı büyüktür. Hatta bu kişiler
arasından Osmanlıca yazan şairler de çıkmış ve Divan Edebiyatı şairleri arasında
sayılmışlardır. İstanbul‟da bulundukları süre içinde bazı kelimeleri Boşnakçada tam olarak
çeviremedikleri için, aynı şekilde alıp kullanmak zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla 19.
Yüzyıla kadar Bosna‟da Türkçeden Boşnakçaya çevrilmiş eser hemen hiç yoktur. (Filan,
2005:192)
Ancak 19. Yüzyılda Panslavizm politikası sebebiyle Bosna‟da çıkan isyanlar ve
ayaklanmalar sonucunda karışıklıklar çıkmıştır. Bu ayaklanmalar Ayastefanos Antlaşması‟nın
3 Mart 1878‟de imzalanmasıyla sonuçlanmıştır. Ayastefanos Antlaşmasının şartları İngiltere
gibi diğer Avrupalı devletlerin kabul etmemesinden dolayı reddedilmiş ve Rusya ve İngiltere
de bir Avrupa kongresinin toplanması konusunda anlaştıklarından, Osmanlı İmparatorluğu 13
Haziran 1878‟de, Berlin‟de toplanacak olan kongreye çağrılmıştır. (Doğu Anadolu Bölgesi
Araştırmaları, 2003: 17)
Böylece 13 Haziran 1878‟de toplanılan Berlin kongresinde Osmanlı devleti Bosna‟daki
topraklarını Avusturya‟ya bırakmak zorunda kalmıştır.
Avusturya‟nın bölgeyi işgalinden sonra Bosna‟da bir dönem boyunca kültürel açıdan ciddi
sorunlar yaşanmış ve bir süre burada eğitim alanında çalışma yapılamamıştır. Bu dönemde
yayın yapan gazeteleri kapatırlar ve bazı seçkin insanlar bu dönemde ülkeden ayrılmak
zorunda kalmışlardır. Avusturya‟nın hâkimiyeti içerisinde bulunan Bosna‟da yedi yıl boyunca
Türkçe eser yayınlanmamıştır. Bu yedi yıllık dönem hem Bosna-Hersek, hem Boşnaklar için
ciddi kayıptır. Yedi yıllık bir aradan sonra Mehmet Hulusi, Neretva gazetesinden edindiği
birikimlerle Vatan adında haftalık bir gazete ile Bosna-Hersek semalarında Türkçenin ses
bayrağını yeniden dalgalandırmaya başlar.(Birinci, 2000: 407).
19. yüzyılda Divan edebiyatından sonra Tanzimat edebiyatına benzer bir geçiş Bosna‟da
yaşanmıştır. Batı‟da gelişen şiir, hikâye, roman, tiyatro türleri bizdeki yazarlar gibi denemeye

�çalışmışlardır. Avusturya‟nın siyasi baskısına paralel olarak edebiyattaki Batı etkisi 19.
Yüzyılın sonlarında hızlanmış ve 20. Yüzyılın başlarında da devam etmiştir. (Yorulmaz,
2007:275) Bosna‟da çeviri çalışmalarına Türkçenin yeni öğrenilmesi ve yeni yeni eserler
çıkması dolayısıyla ilk dönemler pek rastlamak mümkün değildir.
Kerima Filan, Türkçeden Boşnakçaya yapılan çeviri çalışmalarını şu dört bölümde
incelemektedir:
-19.yüzyıldan 1918'e kadar olan çalışmalar
-Savaş dönemi çalışmaları (1918'den 1941'e kadar)
-Yugoslavya Dönemi (1945-1992)
-Yugoslavya'nın yıkılışından günümüze kadar olan dönem
Yapılan çalışmalarda tercüme çalışmaları; edebiyat teorisi ve tarih, edebî tenkit ve çeviriler
açısından önemlidir.

1. Başlangıçtan Günümüze Bosna’da Yapılan Çeviriler
1990‟lı yıllardan itibaren Saraybosna‟da Zagreb ve Üsküp‟te Türk kültür ve edebiyatına
ait bir takım eserlerin tercüme edildiğini ve tanıtıldığını görüyoruz. Bu dönemde Bajram
Esad, Emin İljami, Fahri Mermer, Kerima Filan, Amina Şiljak Jesenkoviç gibi isimler önde
gelen Türkologlardır. (Filan, 2005:192)
Nedim Filipoviç, Fehim Nametak gibi Şarkiyat'ta hocalık yapan Türkologlar'ın yaptığı
çeviriler tamamıyla profesyonel değildi, hem anlam hem de bilgi yanlışları bulmak
mümkündü. Ancak bu çalışmaların önsözlerinde yazar, eserin yazıldığı dönem hakkında
verilen bilgiler oldukça eğiticiydi ve Türk Edebiyatı'nın Bosna'da anlaşılması ve sevilmesinde
etkili oluyordu.
Ljubinka Rajkoviç'in (Sırp ve Hırvatlar'da Türk Şair ve Yazarlar) isimli çalışması, o
zamanda çıkan Novi Behar, Biser, Gajret gibi dergilere kadar hep ikinci elden çeviriler
yapılıyordu. Avrupa dillerinden yapılan bu çeviriler genellikle hem yanlış bilgilerle dolu hem
de çok yorumlu oluyordu. Bir nevi çevirinin çevirisi durumunda idiler. Ancak yapılan bu

�çeviriler her ne kadar çok iyi olmasalar da Bosna'da ilk dönem adına çok önemli bir görevi
yerine getirmişlerdir. (Filan, 2005:192)
Çevirilerin dönemlere göre ve o zaman ki yaşanılan siyasi olaylara göre şekil aldığını
görüyoruz. Komünizm zamanında Yaşar Kemal, Nazım Hikmet gibi sanatçıların eserleri
çevrilmiştir. Yaşar Kemal‟in düşünce yapısı eserlerine işleyişi o zamanki tercümanların
dikkatini çekmiştir. (Yılanı öldürseler kitabı). Ayrıca yine günümüz yazarlarından Orhan
Pamuk‟un Nobel ödülü almasından dolayı birçok eseri yayınevleri tarafından çevrilmiştir. Son
7 yıl içinde yayınevleri birçok çeviri yayımladılar. Böylece çeviri adına yapılan çalışmalar
artarak devam etti.
Sabina Baksic, Saraybosna‟daki Gazi Hüsrev Kütüphanesinin her yıl çıkartmış olduğu
„ANALİ‟ dergisinin bu seneki sayısında „ÇEVİRİ VE İDEOLOJİ‟ başlığı altında bir makale
yayımlamıştır. Burada çevirilerin Bosna‟ya etkisi üzerine bir yazı yazmıştır. Makaleye göre;
Çevirilerin ideolojik kökenli olabileceğinden bahsetmiş ve çalışmada editörlerin ya da
çevirmenlerin önsözlerinde eseri, neyi hangi amaçla çevirdiği incelenerek bir sonuca
varılmaya çalışılmıştır.
Ülkenin zaman zaman birçok sıkıntılar atlatması, birçok dönemlerden geçmesi eserleri
mutlaka etkileyen sebepler arasındadır.
Yılmaz Taşçıoğlu, Bosna‟da yapılan çevirileri Türk Edebiyatı konusunda öne çıkan 200
kadar dergiyi tarayarak tespit etmiştir. Boşnakça Hırvatça ve Sırpça Dillerine çevrilen Türk
yazarların başında ilk yıllarda Namık Kemal, Abdülhak Hamit, Tevfik Fikret, Halit Ziya
Uşaklıgil, Ahmet Hikmet gibi isimleri görüyoruz.
Cumhuriyetin ilk dönem yazarlarından Halide Edip, Yakup Kadri Ve Reşat Nuri bölgede
ilgi gören yazarlar arasındadır. 2. Dünya savaşı sonrasında ise başta Nazım Hikmet olmak
üzere, Orhan Veli, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday, Aziz Nesin kitapları en çok
tercüme edilen yazarlardır. Son zamanlarda ise Orhan Pamuk‟un romanları çevrilmektedir.
(Taşçıoğlu, 429-477)
Tanzimat‟tan itibaren Bosna‟da çeviri çalışmaları yapılmaya devam etmiştir. Ancak bu
çalışmalar profesyonel olmaktan ziyade amatör bir ruhla yapılmış çalışmalardır. Dolayısıyla
etkisi de çok geniş çaplı olamamıştır. Ancak 2005 yılından itibaren Boşnakçaya çevirisi
yapılan Türkçe eserlerin sayısında bir artış gözlemlenmiştir.

�2006‟dan itibaren Bosna‟da Türkçe eser çevirilerinde görülen artışın en önemli sebeplerini
şöyle sıralayabiliriz;
1. Türkçe Çeviri Projesi ile (TEDA). (24 tane eser çevirmiş ve hala çalışmalar
sürmektedir.)
2. 2006 'da Orhan Pamuk‟un Nobel ödülü alması
3. Türkçe dizilerin Türk kültür hayatının merak edilip araştırılmasına neden olması
4. Bosna‟da bulunan Türk okullarının Türkçenin yaygınlaşmasına etkisi
Son yıllarda çevirilerin artmasının başka nedenleri de: 1990‟dan itibaren Avrupa Birliğine
aday olan Türkiye‟nin hem diğer ülkelerce daha da çok tanınması, hem ülkenin ekonomik
açıdan gelişim göstermesi ve birçok insanın Bosna‟dan Türkiye‟ye gitmesi, gezme veya iş
maksatlı programlar da etkilidir.
Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatı ile ilgili Eserlerin Türkçe Dışındaki Dillerde
Yayımlanmasına Destek Projesinin (TEDA) önemli etkisi vardır. TEDA Türkiye kapsamında
yurtdışındaki birçok ülkeyle çalışma halinde olup, birçok kitabın çevrilmesinde katkıda
bulunmuştur. TEDA projesi kapsamında görüştüğümüz, Doç. Dr. Oktay Saydam‟ın bize
gönderdiği Bosna‟da çevrilen eserler aşağıdaki tabloda gösterilmektedir:
TEDA Programı Kapsamında Boşnakça Dilinde Verilen Destekler
Ülke
Dil
Yayınevi
Bosna2005/2
Boşnakça Connectum
Hersek
Bosna2005/2
Boşnakça Connectum
Hersek
Bosna2006/1
Boşnakça Connectum
Hersek

No Dönem
1
2
3
4

2006/1

5

2007/2

6
7
8

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

BosnaHersek
Bosna2007/2
Hersek
Bosna2007/2
Hersek
Bosna2007/2
Hersek

Buybook
D.O.O.
Buybook
Boşnakça
D.O.O.
Boşnakça

Boşnakça Connectum
Boşnakça Connectum

2007/2

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

10 2007/3

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

9

Eser
Öyküler
(Şeçmeler)
O/Hakkari‟de
Bir Mevsim

Yazar/Hazırlayan

Çevirmen

Durumu

Füruzan

Kerima Filan

yayımlandı

Ferit Edgü

Kerima Filan

yayımlandı

Kar Masalları

Feridun Andaç

Ayet Arifi

yayımlandı

Ciğerdelen

Safiye Erol

Mucizevi
Mandarin
Kırmızı
Pelerinli Kent
Yılanı
Öldürseler

Aslı Erdoğan

Gezgin
Osmanlıyı
Yeniden
Keşfetmek
Mavisini
Yitirmiş
Yaşamak

Aslı Erdoğan

Amina
Siljakyayımlandı
Jesenkovic
Enver
yayımlandı
İbrahimkadic
Enver
yayımlandı
İbrahimkadic

Yaşar Kemal

Kerima Filan

yayımlandı

Sadık
Yalsızuçanlar

Ayet Arifi

yayımlandı

İlber Ortaylı

Ayet
Arifi/Selmir
Kaplan

yayımlandı

Ali Çolak

Ayet Arifi

yayımlandı

�11 2007/3
12 2007/3
13 2007/3
14 2007/3
15 2008/1
16 2008/1
17 2008/3

BosnaHersek
BosnaHersek
BosnaHersek
BosnaHersek
BosnaHersek
BosnaHersek
BosnaHersek

Buybook
D.O.O.
Buybook
Boşnakça
D.O.O.
Buybook
Boşnakça
D.O.O.
Buybook
Boşnakça
D.O.O.
Boşnakça

Boşnakça Connectum
Boşnakça
Boşnakça

Buybook
D.O.O.
Buybook
D.O.O.
Izdavacka
kuca
TUGRA
Izdavacka
kuca
TUGRA
Izdavacka
kucaTUGRA
Izdavacka
kuca
TUGRA
NID "Novi
Kevser"
d.o.o.
NID "Novi
Kevser"
d.o.o.
NID "Novi
Kevser"
d.o.o.

18 2009/1

BosnaBoşnakça
Hersek

19 2009/1

BosnaBoşnakça
Hersek

20 2009/2

BosnaBoşnakça
Hersek

21 2009/2

BosnaBoşnakça
Hersek

22 2010/1

BosnaBoşnakça
Hersek

23 2010/1

BosnaBoşnakça
Hersek

24 2010/2

BosnaBoşnakça
Hersek

25 2010/2

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

26 2010/2

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

27 2010/2

Bosnabuybook
Boşnakça
Hersek
d.o.o.

28 2010/2

Bosnabuybook
Boşnakça
Hersek
d.o.o.

29 2011/1

30 2011/1
31 2011/1
32 2011/1
33 2011/2
34 2011/2

BTC
BosnaBoşnakça (TKD)
Hersek
Sahinpasic
BTC
BosnaBoşnakça (TKD)
Hersek
Sahinpasic
BosnaBoşnakça Connectum
Hersek
BosnaBoşnakça Connectum
Hersek
BTC
BosnaBoşnakça (TKD)
Hersek
Sahinpasic
Bosna- Boşnakça BTC

Adı: Aylin

Ayşe Kulin

Beyaz Kale

Orhan Pamuk

Sessiz Ev

Orhan Pamuk

Babamın
Bavulu
Türk
Masalları
Kara Kitap
Masumiyet
Müzesi
Git Kendini
Çok
Sevdirmeden

Orhan Pamuk
Fatih M. Durmuş
Orhan Pamuk

Enver
yayımlandı
İbrahimkadic
Enver
yayımlandı
İbrahimkadic
Marta Andric yayımlandı
Enver
yayımlandı
İbrahimkadic
Dzejla
yayımlandı
Dautovic
Ekrem
yayımlandı
Causevic
yayımlandı

Orhan Pamuk

Kerima Filan

Tuna Kiremitçi

Enver
yayımlandı
İbrahimkadic

Kayıp Söz

Oya Baydar

Enver
yayımlandı
İbrahimkadic

Küçüğe Bir
Dondurma

Tuna Kiremitçi

Enver
İbrahimkadic

Huzur

Ahmet Hamdi
Tanpınar

Enver
İbrahimkadic

Bir Anlık
Gecikme

Reha Çamuroğlu

Enver
İbrahimkadic

On Beş Türk
Masalı

Adnan Binyazar

Enver
İbrahimkadic

Aşka Şeytan
Karışır

Hande Altaylı

Enver
İbrahimkadic

İlber Ortaylı

Mirsad
Turanoviç

Reşat Nuri
Güntekin

Kerima Filan

yayımlandı

Ahmet Hamdi
Tanpınar

Marijana
Bavcevic

yayımlandı

Mario Levi

Sabina
Baksic

Yeşil Peri
Gecesi

Ayfer Tunç

Enver
İbrahimkadic

Aziz Bey
Hadisesi

Ayfer Tunç

Enver
İbrahimkadic

İlber Ortaylı

Ayet Arifi

Cemil Kavukçu

Mirsad
Turanoviç

Ayşe Kulin

Enver
İbrahimkadic

Mehmet Murat

Enver

Son
İmparatorluk
Osmanlı
Yaprak
Dökümü
Saatleri
Ayarlama
Enstitüsü
Karanlık
Çökerken
Neredeydiniz

Defterimden
Portreler
Öyküler
(Seçme)
Veda: Esir
Şehirde Bir
Konak
Buse Cinayeti

�Hersek

(TKD)
Sahinpasic

BosnaSemerkand
35 2012/1
Boşnakça
Hersek
D.O.O.
BosnaHersek
Bosna37 2012/1
Hersek
Bosna38 2012/1
Hersek
Bosna39 2012/1
Hersek
36 2012/1

40 2012/1

Semerkand
D.O.O.
Semerkand
Boşnakça
D.O.O.
Boşnakça

Boşnakça Connectum
Boşnakça Connectum

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

41 2012/1 Bosna- Boşnakça Connectum
Hersek

42 2012/1

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

Bosna43 2012/1
Boşnakça Connectum
Hersek

44 2012/2

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

Bosna45 2012/2
Boşnakça Connectum
Hersek

46 2012/2

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

47 2012/2

BosnaBoşnakça Connectum
Hersek

48 2012/2

BTC
BosnaBoşnakça (TKD)
Hersek
Sahinpasic

Somer
Leyla ile
Mecnun
Nusret Özcan
Kalbin
Şehrayini
Aşık Paşazade Cemil Çiftçi
Tarihi
(Haz.)
Ömer Nasuhi
İki Aşk Çiçeği
Bilmen
Üç Kıtada
İlber Ortaylı
Osmanlı

İbrahimkadic

Amir
Cananovic
Amir
Cananovic
Amir
Cananovic
Ajet Arifi

Balkanlarda
Osmanlı Mirası
ve Milliyetçilik

Kemal Karpat

Dzejla
Khattab

Osmanlılar,
Fütühat,
İmparatorluk,
Avrupa İle
İlişkiler

Halil İnalcık

Nadira Zunic

Barbaros

Metin Özdamarlar

Nadira Zunic

Mimar Sinan

Nefise Atçakarlar

Azra Efendic

Niyazi Mısri Burc-i Belada
Mustafa Tatçı
bir Merdi
Huda
Dahi Fatihin
Muhteşem
Behiçe Tezçakar
Fethi
365 Günde
Sevgili
Peygamberim
Bir Adam
Girdi Şehre
Koşarak
Kekeme
Çocuklar
Korosu
Serenad

Amina
SiljakJesenkovic

yayımlandı

Azra Efendic

Nurdan Damla

Samira
Osmanbegovi
c Baksic/Ajet
Arifi

Tarık Tufan

Ajet Arifi

Tarık Tufan

Ajet Arifi

Zülfü Livaneli

Nura Dika
Kapic

Türk dilinin, kültürünün ve Edebiyatının farklı ülkelerce tanınması açısından çalışmalar
yapan bu kurumun Bosna‟da da birçok yayınevi ile çalıştığı görülmüştür. 2005‟den itibaren
çevrisi yapılan ve yapılma aşamasında olan birkaç eserlere bakacak olursak:
Bosna‟da 2005‟ten itibaren 24 adet kitap çevrilmiştir. Bu kitaplar içerisinde 15 tane
roman ve romanlar içerisinde 1 tarihi roman, 4 hikâye kitabı, 1 anı, 1 deneme türü eser çeviri
çalışması olmuştur. Bunlar içerisinden de hala çevirisi yapılan kitaplar arasında 17 roman
vardır. Romanlardan 7 tarihi roman, 2 çocuk hikâye kitabı, 2 deneme türü eser bulunmaktadır.

�Teda kapsamında bakılırsa 1351 Türkçe eser, 54 farklı dile çevrilerek 57 ülkede
yayımlanmıştır.
Çevrilen kitaplara baktığımızda büyük bir kısmının edebî eser kapsamında bulunduğunu
görürüz. Bu eserlerin büyük bir kısmı roman türündedir. Ardından hikâye ve deneme türünde
eserler gelmektedir. Bu noktada dikkatimizi çeken, eserler arasında hiç şiir kitabının
bulunmamasıdır. Buna sebep olarak ise şiir çevirisinin daha zor olması gösterilebilir.
Türkiye'nin Saraybosna Kültür ve Tanıtma Müşaviri Dr. Cengiz Aydın ise Türkçe
kitaplara olan ilgide TEDA‟nın önemini belirtti. Bu proje sayesinde 2005 yılından bugüne
kadar Türkçeden Boşnakçaya çevrilen çeşitli alanlardaki 24 kitaba destek verildiğini ifade
eden Aydın, bu destekler nedeniyle çevirmenlerin ve yayıncıların Türk edebiyatına öncelik
verdiğine işaret etti.(Radikal.com)

2. Yayınevleri
Bosna‟da yayınevleri sayısı çok fazla değildir. Bununla birlikte Bosna‟da bulunan toplam
yayınevi sayısı 10‟ u geçmemektedir. Yayınevleri pek çok açıda sıkıntılı olsa da genel
anlamda en ciddi problem olarak, çeviri sisteminin ticari bir amaç haline gelmesi nedeniyle
masraftan kaçınan bir tutuma sahip olduklarını görüyoruz.

Bu işi üstlenen profesyonel

anlamda bilgisi olan insanların maddi gelir açısından çok şey isteyeceklerini düşünen
yayınevleri çözümü çeviri işlerini daha az bilgili veya daha az para alan ve profesyonel
olmayan insanlarla çalışmakta bulmaktadır. Bu nedenle ortaya kaliteli ve sağlıklı çeviriler
çıkmamaktadır.
Bu projede payı olan Connectum Yayınlarının sahibi ve çok sayıda Türkçe kitabı
Boşnakçaya çeviren Ajet Arifi3 olumlu bir tablo çizerek; Bosna‟da kitap okuma oranının çok
fazla olduğunu ve Boşnakçaya çevrilen Türkçe eserlerin çok satıldığını söyledi. Çevrilen kitap
sayısının az bir nüfusa sahip olan Bosna‟ya göre gayet yüksek olduğunu belirtti. Ancak
Arifi‟ye göre Türkiye‟de günümüze kadar Boşnak yazarlarından sadece üç yazarın kitabının
yayımlanmış olması, çevirilerin kültür aktarımı açısından önemi dikkate alındığında bir
eksikliktir. Boşnakçadan Türkçeye çevrilen bu kitaplar, Meşa Selimovic‟in „Derviş ve Ölüm‟,
İzet Sarajlic‟in „Sunu‟ ve Ahmet Hromadzic‟in hikâyeleridir. Bundan dolayı da çeviri
çalışmalarının tek taraflı şekilde yürüyemeyeceğini, Türkiye‟de bu çalışmaların daha yoğun
3

Buradaki bilgiler 05.03.2013 tarihte yapılan röportajından alınmıştır.

�şekilde yapılması gerektiği Ajet Arifi tarafından vurgulanmıştır. Çeviri açısından sadece bu
alanda bilindik kişilerin yapabildiğini, günümüzde çok fazla çeviri yapabilen çevirmenin
olmadığından söz etti.
Bu konuda çalışma yapan diğer bir yayınevi olan Bybook yayınlarının sahibi Damir
Uzunovic de, popüler kitaplar çevirdiklerini, bu konuda Teda‟nın desteğinin oldukça iyi
olduğunu ancak devletin bu konuda yayınevlerine katkısının olmayışının sıkıntı meydana
getirdiğini söyledi. Teda yaklaşık her kitap için 3 ile 5 bin Euro arasında yardım yapmaktadır.
Profesyonel olarak çalışan çevirmenler, İngilizce çeviriye göre Türkçe eser çevirisinden daha
fazla ücret talep etmektedirler. Bu da yayınevlerinin daha az ücretle çalışan insanlara
yöneldiğini gösteriyor. Bybook‟da en çok Orhan Pamuk ve Ahmet Hamdi Tanpınar‟ın
eserlerine talep vardır. Edebî eserlerin yanında dini eser çevirisi yapan yayınevleri de
bulunmaktadır. Bu yayınevlerinin sıkıntıları, Boşnakların çok fazla tasavvuf bilgisi olmayışı
ve bu yüzden Türkçeden çeviri eserlerde çok fazla satış olmamasıdır. Semerkand Yayınevi de
Türkiye ile karşılıklı ilişki halinde çeviri çalışması yapmaktadır. Boşnakçaya çevrilen
eserlerin yanında Türkçe eserler de satılmakla birlikte bu kitapların satış rakamları iyidir.
Satış oranlarının iyi olmasını sebebini Aldin Zigiç, Semerkand Tv kanalının olmasına bağladı.
Hikmet yayınevinden Fikret Daçiç, tercih olarak daha çok dini kitap çevirisi yaptıklarını
bunların içinde Fethullah Gülen‟in yazmış olduğu eser çevirileri oldukça fazladır. Gülen‟in
yazmış olduğu eserler, Bosna‟da iyi satılmakta ve bu kitaplar Boşnakçaya çevrilen eser
sayısını arttırmaktadır. Geçen sene açılan ve bu zamana kadar 20 kitap çevirisi yapmış olan
Hikmet Yayınevi, çeviri yapabilecek her türlü insanla çalıştıklarını, bunların içinde
profesyonel ve üniversite öğrencisinin yanında daha önce Türkiye‟de yaşamış kişilerin
bulunduğunu ifade etti. Fikret Daçiç, genç ve daha az tecrübeli insanlarla daha kolay iş birliği
yapıldığını, buna sebep olarak çok tecrübeli olan çevirmenlerin, yaptıkları çevirilerde çok
fazla dikkatli olmadığını söylüyor. Aksine az tecrübeli olan çevirmenler hata yapma korkusu
ile daha da dikkatli çalıştıklarını belirtti.
Sonuç olarak; yayınevlerinin kitap seçiminde popüler kitaplara yöneldikleri, daha az
maliyetle çalışmak için profesyonel olmayan çevirmenler tercih ettikleri, bu nedenle edebî
eser çevirisinde kalitenin birinci planda olmadığını belirtebiliriz.

�3. Çevirmenler
Bir dilden başka bir dile çeviri yapılırken; bu çevirinin nitelikli olması işini bilen
uzman çevirmenlerin yetiştirilmesiyle ilgilidir. Bosna bu anlamda, henüz profesyonel
olgunluğa ulaşamamıştır. Daha çok gönüllülük esasına dayalı olarak çevirmenler,
çalışmalarını yapmaktadır.
Bosna‟da çevirmenler de çeşitli sıkıntılar yaşamaktadırlar. Bunların en başta gelenlerinden
birisi, yayınevleri ile ilgili yaşanan sıkıntıdır.
Bu sıkıntılar yayınevlerinin popüler eserlere öncelik tanımasından kaynaklanmaktadır.
Yayınevleri kitapların satış oranına göre, estetik değerlerine öncelik vermeden çevrilecek
kitaba karar vermekte ve bu konuda profesyonel anlamda çalışan çevirmenlerin görüşlerine
değer vermemektedir. Bu genel anlamda dünyanın pek çok ülkesinde yaşanan bir problemdir.
Çevirmen olarak Sabina Baksic4 de bazen çalışmalarda sorun çıkarabildiğini, kendisinin
çeviri yapmaktan çok zevk aldığını ama iki yıl önce yaptığı çevirinin yayınlanmamasından
dolayı (Maria Levi, Karanlık çökerken neredeydiniz? ) yaşanılan sıkıntılardan bahsetti.
Yayınevleri çevirilerin iyi olup olamadığına bakmaksızın kâr amacıyla çalıştıkları için ortaya
kaliteli çeviriler çıkmamaktadır.
Diğer bir sıkıntı da, çevirinin Bosna‟da çok para getirmemesiyle ilgilidir. Bu yüzden
genellikle çeviriler belirli kişiler tarafından yapılmaktadır. Profesyonel anlamda çok çeviri
yapan olmadığından, olanların da mali açıdan çok fazla beklenti içinde olabileceğini düşünen
yayınevleri, uzman olmayanlarla bu işi sürdürmektedir. Fehim Nametak 5 da çeviri açısından
yaşanan en büyük sıkıntının, yayınevlerinin daha az maliyete kaçmasından dolayı, kalitesiz
çalışmaların ortaya çıkması olduğunu söyledi. Ona göre profesyonel olmayan çevirmenlerle
çalışan yayınevleri kalitenin düşmesine sebep olmaktadır.
Diğer bir konu da çevirmen Edina Ustavdic6, konuyu çevirmenin sorumlulukları
açısından değerlendirerek, Türk olmayan Türkologların iki dile hâkim olmak zorunda
olduğunu ifade etti. Ona göre bir çevirmen kaliteli bir eser ortaya koyabilmek için edebî dili
akımları, iyi bilmeli ve bu konuda pek çok kitap okumalıdır. Aynı zamanda o dilin
inceliklerine eserin ruhunu da yansıtacak kadar hâkim olmalıdır.
4

Sarajevo üniversitesi Felsefe Fakültesi öğretim Görevlisi Sabina Baksic’le 23.03.2013 tarihinde yapılan
röportajda edinilen bilgilerdir.
5
Sarajevo üniversitesi öğrt. Felesefe Fehim Nametak’la 18.04.2013 tarihinde yapılan röportajdır.
6
Sarajevo üniversitesi Felsefe Fakültesi Araştırma Görevlisi Edina Ustavdic ile 23.03.2013 tarihinde yapılan
ropörtajdır.

�Bosna da son zamanlarda Türkçe bölümü okuyanların sayısının arttığını ifade eden
Ustavdic, daha önceleri Boşnak öğrenciler amaçsız bir şekilde bu bölüme gelirken son
dönemlerde artık bu seçimin bilinçli olarak yapıldığını söyledi. Buna bağlı olarak profesyonel
manada çevirmen olacak kişilerde bir artış gözlenebileceği düşünülebilir.
Son zamanlarda Türkiye‟ye olan ilgi artınca, bu bölüme olan ilgi de arttı. Buna sebep
olarak dizilerin payı ve Türkiye‟nin yükselişi etkilidir. Türkiye ile duygusal bir bağ
oluşmuştur.
Bir başka sıkıntı da Bosna Şartlarında çeviriler hususunda çevirmenlerin arkasında olan
veya yayınevlerini destekleyici bir kuruluşun olmayışıdır.
Çevirilere, çevirmen açısından bakıldığında bir diğer konu; çevirmenlerin asıl işlerinin bu
olmaması ve zaman yetersizliğidir. Amina Şiljak7 en büyük sorununun zamanı olmadığını,
dolayısıyla çeviri çalışmalarına yetirince eğilemediğini ifade etti. Ayrıca hem bilimsel
araştırma yapıp hem de tercümanlık yapmanın çok zor olduğunu, diğer taraftan bu çevirdiği
eserlerin para ile olamayacağını, vakit bulduğu zamanlarda çeviri yaptığını, bunun
karşılığında herhangi bir ücret talep etmediğini söyledi.

Sonuç
Sonuç olarak; Çeviri çalışmaların ülkeler arası etkileşim açısından büyük bir etkiye sahip
olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu çalışmaların tek taraflı değil de karşılıklı koordinasyon
kurularak daha ciddi çalışmalarla devam etmesi gerekmekte ve çeviri çalışmalarında
çevrilecek eseri, konusunu ve yayınevinin belirleyen pek çok etmenden bahsetmek
mümkündür. En önemli etkilerden birisi çevirinin ideolojik fikirleri göre değişiklik
gösterebildiğidir.
Başka bir etmen olarak ise, Bosna‟da bu işi yapan profesyonel manada çevirmenlik
mesleğini icra eden bireylerin yetişmemesidir. Bu bağlamda herhangi destekleyici bir
Kurumun olmaması, Türkoloji‟nin bu konuda yeterince çalışma yapamaması bürokratik
engeller ve ülke yönetimindeki aksaklıkların da etkisi vardır.

7

Sarajevo Üniversitesi Şarkiyat Endüstrisi Öğretim Görevlisi Amina Şiljak ile görüşmemiz sonucunda edilinilen
bilgilerdir.

�Bir diğer sebep ise ülkedeki ekonomik sıkıntının ve çevirmenlerin yeterince para
alamamasıdır.
Son bir nokta olarak ise yayınevlerinin politikasını belirlemelerinde dünyanın pek çok
yerinde görüldüğü gibi, popüler olan eserlerin öne çıkması ve estetik değerler taşıyan eserlerin
daha arka planda kalmış olmasıdır. Bu konuda çok yönlü çalışma yapılması ve daha verimli
olunması için Türkiye ile karşılıklı etkileşim halinde olunmalıdır. Çünkü edebî çeviri
çalışması pek çok anlamda önemlidir. Kendi edebiyatımızı daha iyi anlamanın yolu farklı
edebiyatları da anlamaktan geçer. Farklı dillerin edebî eserlerini anlayarak, yabancı
edebiyatları tanımak, kültürlerarası etkileşime yardımcı olacaktır.

Kaynaklar:
Alparslan Şenol (2008), “Bosna‟da Türk Kültürünün İzleri”, Ankara, Genel Kurmay Ataşe ve
Denetleme Başkanlığı Yayınları
Baksic Sabina (2012) „Prevodenje İ İdeologıa‟, Anali Gazi Husrevbegove biblioteka, 2012 S.
33, s.291-300
Filan Kerima (2005), “Antologija Turske Price”, TKD Şahinpaçiç, Sarajevo 2005. s.192
Karatay Osman, Gökdağ Bilge (2006), “Dil ve Edebiyat Balkan Kaynakçası”, Balkanlar El
Kitabı, Ankara, Tarih / Araştırma ve Kültür Vakfı-Karam Yayınları
Karatay Osman, Gökdağ A.Bilgehan, Pars Melehat (2007), “Balkanlar El Kitabı III. Cilt Dil
Ve Edebiyat”, Ankara, Vadi Yayınları
Yorulmaz Hüseyin (2007), “Osmanlı‟nın Batı Yakası Bosna”, İstanbul, 3F Yayınevi

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10751">
                <text>2281</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10752">
                <text>2006-2012 YILLARINDA BOSNA’DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10753">
                <text>COŞKUN, Sezai 
DİNÇ, Ayşe
KANDEMİR, Merve</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10754">
                <text>Anahtar Kelimeler: : Çeviri, Edebi eser, Çevirmen, Bosna, Yayınevi.  ÖZET  Bosna- Hersek'in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden fethedilmesinden itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar arasında çok sıkı bir dil ve kültür etkileşimi olmuştur. İstanbul'a giderek Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından Osmanlı Türkçesi'yle yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu dönemde metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla rastlanamaz. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmeye başladığı 19.yüzyıldan itibaren çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler günümüzde de devam etmektedir. Tanzimat'tan itibaren başlayan bu çeviri çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, gibi isimler Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri yaparak başlatmışlardır. Daha sonraki yıllarda bu konu üzerine Amina Şiljak, Kerima Filan, Sabina Baksic gibi isimler çalışma yapmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat- edebiyat teorisi, edebi tenkit gibi açılardan Bosna edebiyatına katkıları olmuştur. Son zamanlarda özellikle 2006’dan itibaren Bosna’da çeviri çalışmaları üzerine bir artış gözlenmiştir. Bu çalışmada 2006’dan sonra Bosna'da yapılan edebi çeviriler tespit edilmiş ve ülkede daha fazla edebi çeviri yapılmasını engelleyen çevirmen ve yayınevi ile ilgili sorunlar irdelenmiştir. Yaşanılan sıkıntıların sebepleri gösterilip ve bu konuda çözümler sunulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10755">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10756">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10757">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10758">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1362" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1634">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/8129c9c65d554cd99f71eb4b54573ce1.docx</src>
        <authentication>6ef46bac861b5471cce91412dafe14c6</authentication>
      </file>
      <file fileId="1635">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/43f0c9393e044291ced37b69140727a6.pdf</src>
        <authentication>b003a5b8c1406cad13a8ab272ec7b34d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10769">
                    <text>HİLMİ YAVUZ’UN ŞİİRLERİNDE TASAVUF İMGESİ
Sezai Coşkun / Sevinç AKKAYA
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü Saraybosna
/ Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Hilmi Yavuz, Poetikası, Tasavvuf İmgesi.
ÖZET
İlk şiir kitabı “Bakış Kuşu” nun 1996’da yayımlanmış olan Hilmi Yavuz’un şiirlerini
kaleme alışı hep farklı açılardan olmuştur. Bazı şiirlerinde geleneğin içinde kaybolan şair, bazı
şiirlerinde modern Batı imgesini kullanmıştır. Şiiri özgürce yorumlaması gereken okurun,
imgelerle yol bulması gerektiğine karşı çıkmıştır. Hilmi Yavuz; şiiri yapanın dil değil söz
olduğunu, şiirin tarihinin ise dilden söze doğru olduğunu söylemiştir. Okuyucunun kulaklarında
müzikaliteyi hissettiren şair, felsefesini ve ideolojisini şiirlerinde yansıtmıştır. Şairce tasavvuf
masivadan vazgeçip gönlü terbiye etmektir. Tasavvufun yalnız yapısıyla ilgilenen, tasavvufu ve
klasik şiiri malzeme olarak kullanan şair yeni bir şiir anlayışı oluşturma peşindedir. Bu çalışma
ile Hilmi Yavuz’un kim olduğu, şiirlerini yazarken biçim ve öz bakımından hangi ilke ve
kuralları kullandığı tespit etmek. Ayrıca şiirlerindeki tasavvuf unsurlarının neler olduğu ve bu
unsurların yenilikçi şiir anlayışı ile nasıl yansıdığını anlatmak amaçlanmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10761">
                <text>2289</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10762">
                <text>HİLMİ YAVUZ’UN ŞİİRLERİNDE TASAVUF İMGESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10763">
                <text>COŞKUN , Sezai 
AKKAYA, Sevinç </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10764">
                <text>Anahtar Kelimeler: Hilmi Yavuz, Poetikası, Tasavvuf İmgesi.  ÖZET  İlk şiir kitabı “Bakış Kuşu” nun 1996’da yayımlanmış olan Hilmi Yavuz’un şiirlerini kaleme alışı hep farklı açılardan olmuştur. Bazı şiirlerinde geleneğin içinde kaybolan şair, bazı şiirlerinde modern Batı imgesini kullanmıştır. Şiiri özgürce yorumlaması gereken okurun, imgelerle yol bulması gerektiğine karşı çıkmıştır. Hilmi Yavuz; şiiri yapanın dil değil söz olduğunu, şiirin tarihinin ise dilden söze doğru olduğunu söylemiştir. Okuyucunun kulaklarında müzikaliteyi hissettiren şair, felsefesini ve ideolojisini şiirlerinde yansıtmıştır. Şairce tasavvuf masivadan vazgeçip gönlü terbiye etmektir. Tasavvufun yalnız yapısıyla ilgilenen, tasavvufu ve klasik şiiri malzeme olarak kullanan şair yeni bir şiir anlayışı oluşturma peşindedir. Bu çalışma ile Hilmi Yavuz’un kim olduğu, şiirlerini yazarken biçim ve öz bakımından hangi ilke ve kuralları kullandığı tespit etmek. Ayrıca şiirlerindeki tasavvuf unsurlarının neler olduğu ve bu unsurların yenilikçi şiir anlayışı ile nasıl yansıdığını anlatmak amaçlanmıştır</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10765">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10766">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10767">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10768">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1363" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1636">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/022a2602e02f1e981d5b2195e2545c9b.docx</src>
        <authentication>ff96967dacb4f4e8f56e702bd7f46575</authentication>
      </file>
      <file fileId="1637">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e074b7264800b445011241246c2578f6.pdf</src>
        <authentication>4515072254677d6357035e45433c815f</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10778">
                    <text>ADALET AĞAOĞLU’NUN HİKÂYELERİNDE KENTLEŞME
Sezai COŞKUN - Ayşe DİNÇ
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna
/ Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Türk hikayesi, Kentleşme, Adalet Ağaoğlu.
ÖZET
1976’dan itibaren hikaye yazmaya başlayan ve kullandığı farklı tekniklerle hikayeciliğini canlı
tutmayı başaran Adalet Ağaoğlu hemen her hikayesinde toplumsal konularla ilgilenmiştir.
Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Ağaoğlu kendi ifadesiyle ‘üç darbe dönemine tanıklık
etmiş bir yazardır. O şahitlik ettiği toplumsal olayları özgün bir yapı ile kurguladığı
hikayelerinde işleyerek Türk hikayeciliğinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu bağlamda
Türkiye’nin geçirdiği kentleşme süreci Ağaoğlu’nun hikayelerinde arka plan veya temel izlek
olarak yer almaktadır. Kentleşme sürecinin modern insanın yaşamına getirdiği problemler,
yabancılaşma, gecekondulaşma ve çarpık kentleşme gibi mekan ile ilgili değişiklikleri onun
hikayelerinde takip etmek mümkündür. Bu çalışmanın amacı, Adalet Ağaoğlu’nun hikayelerinde
gözlemlenen kentleşme sürecinin hangi bağlam/bağlamlarda ele alındığını tespit etmek ve
kentleşmenin yer alış biçimi ile ilgili değerlendirmede bulunabilmektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10770">
                <text>2185</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10771">
                <text>ADALET AĞAOĞLU’NUN HİKÂYELERİNDE KENTLEŞME</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10772">
                <text>COŞKUN , Sezai 
DİNÇ, Ayşe </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10773">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türk hikayesi, Kentleşme, Adalet Ağaoğlu.  ÖZET  1976’dan itibaren hikaye yazmaya başlayan ve kullandığı farklı tekniklerle hikayeciliğini canlı tutmayı başaran Adalet Ağaoğlu hemen her hikayesinde toplumsal konularla ilgilenmiştir. Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Ağaoğlu kendi ifadesiyle ‘üç darbe dönemine tanıklık etmiş bir yazardır. O şahitlik ettiği toplumsal olayları özgün bir yapı ile kurguladığı hikayelerinde işleyerek Türk hikayeciliğinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu bağlamda Türkiye’nin geçirdiği kentleşme süreci Ağaoğlu’nun hikayelerinde arka plan veya temel izlek olarak yer almaktadır. Kentleşme sürecinin modern insanın yaşamına getirdiği problemler, yabancılaşma, gecekondulaşma ve çarpık kentleşme gibi mekan ile ilgili değişiklikleri onun hikayelerinde takip etmek mümkündür. Bu çalışmanın amacı, Adalet Ağaoğlu’nun hikayelerinde gözlemlenen kentleşme sürecinin hangi bağlam/bağlamlarda ele alındığını tespit etmek ve kentleşmenin yer alış biçimi ile ilgili değerlendirmede bulunabilmektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10774">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10775">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10776">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10777">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1364" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1638">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/62c5b6e5fa3cc51d428a5d35dcdf3a25.docx</src>
        <authentication>abeb96dc8ad610fe3d993ab5907af16c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1639">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/408ec4f4e0de4bea6bc803ec2c83cfe1.pdf</src>
        <authentication>4dc9668564d2d578300d4edf13b1c23e</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10787">
                    <text>SİNAN YAĞMUR`UN "AŞKIN GÖZYAŞLARI 1.TEBRİZLİ ŞEMS" ve POULA
COELHO` NUN "ELİF" İSİMLİ ROMANLARINDA METAFİZİK ANLATIM
Sezai COŞKUN / Elçin KARLI
International Burch University, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü, Saraybosna /
Bosna Hersek
Anahtar Kelimeler: Sinan Yağmur, Paulo Cohelho, Metafizik Anlatım, “Aşkın Gözyaşları
1.Tebrizli Şems”, “Elif”.
ÖZET
Bu çalışmada, dünyada eserleri en çok dile çevrilen Paulo Cohelho`nun "Elif" ve
Türkiye`nin en çok okunan yazarları arasında bulunan Sinan Yağmur`un "Aşkın Gözyaşları
1.Tebrizli Şems", isimli biyografik romanları, metafizik anlatımın unsurları bakımından
incelenecektir."Elif" romanın başkahramanı olan Coelho, hayatın monotonluğundan kurtulmak
ve gerçek mutluluğa ulaşmak düşüncesiyle, ustası J nin de tavsiyesine uyarak, uzun zamandır
hayalini kurduğu yolculuk için Rusya ya gider. Roman, yazarın manevi bir arayışa dönüşen 9200
kilometrelik tren yolculuğunu, keman virtüözü Hilal ve Rus Yayıncıs ve Tao ustası ile birlikte
tamamlamasını anlatır. Sinan Yağmur`un konusu tasavvuf olan, "Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli
Şems" ,romanı ise Mevlana’yı Mevlana yapan hocası Tebrizli Şems`in içindeki aşkı ömür boyu
süren bir yolculuk sonunda Konya`da bulmasını anlatır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10779">
                <text>2232</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10780">
                <text>SİNAN YAĞMUR`UN "AŞKIN GÖZYAŞLARI 1.TEBRİZLİ ŞEMS" ve POULA COELHO` NUN "ELİF" İSİMLİ ROMANLARINDA METAFİZİK ANLATIM</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10781">
                <text>COŞKUN , Sezai 
KARLI, Elçin </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10782">
                <text>Anahtar Kelimeler: Sinan Yağmur, Paulo Cohelho, Metafizik Anlatım, “Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli Şems”, “Elif”.  ÖZET  Bu çalışmada, dünyada eserleri en çok dile çevrilen Paulo Cohelho`nun "Elif" ve Türkiye`nin en çok okunan yazarları arasında bulunan Sinan Yağmur`un "Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli Şems", isimli biyografik romanları, metafizik anlatımın unsurları bakımından incelenecektir."Elif" romanın başkahramanı olan Coelho, hayatın monotonluğundan kurtulmak ve gerçek mutluluğa ulaşmak düşüncesiyle, ustası J nin de tavsiyesine uyarak, uzun zamandır hayalini kurduğu yolculuk için Rusya ya gider. Roman, yazarın manevi bir arayışa dönüşen 9200 kilometrelik tren yolculuğunu, keman virtüözü Hilal ve Rus Yayıncıs ve Tao ustası ile birlikte tamamlamasını anlatır. Sinan Yağmur`un konusu tasavvuf olan, "Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli Şems" ,romanı ise Mevlana’yı Mevlana yapan hocası Tebrizli Şems`in içindeki aşkı ömür boyu süren bir yolculuk sonunda Konya`da bulmasını anlatır</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10783">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10784">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10785">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10786">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1365" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1640">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/35e3db2c2e2ea5f3db90a49486f8764b.docx</src>
        <authentication>7bec4be53e10a2360dcbef588dbb74a4</authentication>
      </file>
      <file fileId="1641">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c529e9fa20a54c44fce69dba79db39b3.pdf</src>
        <authentication>bbec76a64b1074c5a93fca15d3e32bb5</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10796">
                    <text>RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNDE “AKIL, SABIR, KADER VE İRADE”
KAVRAMLARI
Duygu DALBUDAK HÜNERLİ
Kırklareli Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Kırklareli / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Rumelili Divan Şairleri, akıl, sabır, kader, irade.
ÖZET
„İslâm düşünce tarihinde kader ve irade tartışmaları büyük bir yer tutar.‟ Bu doğrultuda
“kader ve irade” kavramları, ilham kaynağını büyük oranda dinî çerçeveden alan klâsik Türk
şiirinin de vazgeçilmez temalarından olmuştur. Klâsik Türk şiirinin kader anlayışına göre;
„dünya ve içindeki her şey ilahi takdir tarafından ezelde programlanmıştır. Doğum, ölüm,
hastalık, sağlık, mal ve mülk hep bu kabildendir. İnsanın kaderini değiştirme çabası beyhude bir
gayrettir.‟ Kader ve iradenin söz konusu olduğu yerde sabır ve akıl kavramlarını da ele almak
uygun olacaktır. Zira bu kavramlar birbirleriyle bağlantılıdır. Geniş bir kültür coğrafyasına sahip
olan Osmanlı Devleti‟nin dört bir yanında yetişen divan şairleri, bu kavramlara kayıtsız
kalmamışlar ve şiirlerinde çeşitli vesilelerle “akıl, sabır, kader, irade” kavramlarına yer
vermişlerdir. Bu noktada Rumelili divan şairlerinin de aynı duygu ve düşüncelerle hareket
ettikleri görülmektedir. Bu tebliğde Rumelili divan şairlerinin şiir dünyalarından “akıl, sabır,
kader ve irade” anlayışları gösterilmiştir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1642">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b69fb76130c6cc3d0c4ce29179a6ef1f.doc</src>
        <authentication>e23ed90a3c740d74d7ca478287c4ac71</authentication>
      </file>
      <file fileId="1643">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/bb314d2f6015123a22d0029bf33ee082.pdf</src>
        <authentication>5e9dfc82998bf67c71df7cb87c233a42</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10797">
                    <text>RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNDE “AKIL, SABIR, KADER VE İRADE”
KAVRAMLARI
Duygu DALBUDAK HÜNERLİ1
Özet
„İslâm düşünce tarihinde kader ve irade tartışmaları büyük bir yer tutar.‟ Bu
doğrultuda “kader ve irade” kavramları, ilham kaynağını büyük oranda dinî çerçeveden alan
klâsik Türk şiirinin de vazgeçilmez temalarından olmuştur. Klâsik Türk şiirinin kader
anlayışına göre; “dünya ve içindeki her şey ilahi takdir tarafından ezelde programlanmıştır.
Doğum, ölüm, hastalık, sağlık, mal ve mülk hep bu kabildendir. İnsanın kaderini değiştirme
çabası beyhude bir gayrettir (Okuyucu, 2012:283).” Kader ve iradenin söz konusu olduğu
yerde sabır ve akıl kavramlarını da ele almak uygun olacaktır. Zira bu kavramlar birbirleriyle
bağlantılıdır. Geniş bir kültür coğrafyasına sahip olan Osmanlı Devleti‟nin dört bir yanında
yetişen divan şairleri, bu kavramlara kayıtsız kalmamışlar ve şiirlerinde çeşitli vesilelerle
“akıl, sabır, kader, irade” kavramlarına yer vermişlerdir. Bu noktada Rumelili divan
şairlerinin de aynı duygu ve düşüncelerle hareket ettikleri görülmektedir. Biz de bu tebliğde
Rumelili divan şairlerinin şiir dünyalarından “akıl, sabır, kader ve irade” anlayışlarını
göstermeye çalışacağız.
Anahtar Kelimeler: Rumelili Divan Şairleri, akıl, sabır, kader, irade.
“MIND, PATIENCE, DESTINY, WILL” CONCEPTS IN RUMELIAN OTTOMAN
POETS

Abstract
„In the history of Islamic thought, discussions on destiny and will have an important
place.‟ Accordingly “ destiny and will” concepts have been one of the themes indispensible
for classical Turkish poetry which is greatly inspired by religious environment. From the
point of classical Turkish poetry; “the world and everthing on it have been programmed by
providence from time immemorial. Birth, death, health, properties are all possible due to this
reason. Man`s struggle to change his destiny is in vain (Okuyucu, 2012:283).” It will be
meaningful to consider patience and mind besides faith and will, as they are interrelated.
Ottoman poets who were raised in different parts of Ottoman Empire which had a wide
geographical of culture were not indifferent to these concepts and have mentioned the
concepts “mind, patience, destiny, will” in various ways. At this point, it is clear that
Rumelian Ottoman poets had the same feelings and thoughts. In this paper, we will take
“mind, patience, destiny, will” from the perspectives of Rumelian Ottoman poets.
Key Words: Rumelian Ottoman Poets, mind, patience, destiny, will.

1

Okt. Kırklareli Üniversitesi, Türk Dili Bölümü (Rektörlük), duygudalbudak@hotmail.com

�Giriş
Klâsik Türk şiiri bilindiği üzere pek çok kaynaktan beslenmektedir. İlham kaynağını
büyük oranda dinî çerçeveden alan bu şiirde akıl, sabır, kader ve irade kavramları önemli bir
yer teşkil eder. Bu kavramlar çeşitli benzetme ve mecazlarla çok kez Osmanlı Devleti‟nin dört
bir yanında yetişen divan şairleri tarafından ele alınmıştır. Bununla beraber, geniş bir kültür
coğrafyasına sahip olan Osmanlı Devleti‟nin “şair kadrosunun önemli bir bölümünün
Rumeli‟de yetiştiği söylenebilir (İsen, 1997:515)”. Bildirimizde, başta tezkireler olmak üzere
çeşitli kaynaklardan alınan bilgiler doğrultusunda Rumelili oldukları tespit edilen 16 şairin,
divanlarında akıl, sabır, kader ve irade kavramlarını işleyiş tarzları incelenmiştir. Söz konusu
şairler: Âhî (Niğbolu/15. yüzyılın ikinci yarısı), Âşık Çelebi (Prizren/16. yüzyıl), Bosnalı
Alaeddin Sâbit (Bosna-Uziçe Kasabası/17. yüzyılın ikinci yarısı), Eski Zağralı Handî (Eski
Zağra/19. yüzyıl), Hayretî (Vardar Yenicesi/16. yüzyıl), Hayâlî (Vardar Yenicesi/16. yüzyıl),
Lâmekânî Hüseyin Efendi (Bosna veya Peşte/16. yüzyılın ikinci yarısı), Mesîhî (Priştine/
15. yüzyılın ikinci yarısı), Mezâkî (Bosna-Hersek- Çaynişe Kasabası/17. yüzyıl ortaları),
Mostarlı Hasan Ziyâî (Mostar/16. yüzyıl), Sükkerî (Bosna/17. yüzyılın ikinci yarısı), Şem„î
(Prizren/15. yüzyılın ikinci yarısı), Tecellî (Prizren/17. yüzyıl), Usûlî (Vardar Yenicesi/16.
yüzyıl), Üsküplü İshâk Çelebi (Üsküp/15. yüzyılın ikinci yarısı) ve Vasfî (Serez
yakınlarında Demirhisar Köyü/ 15. yüzyılın ikinci yarısı)‟dir.
Adı geçen şairlerin divanlarında incelediğimiz ilk kavram akıldır:
Akıl:
Arapça bir isim olan “ „aḳl” kelimesi, düşünme kabiliyeti anlamındadır. “Tasavvuftaki
yaratılış nazariyesine göre akıl üç kısma ayrılır. Bunlar akl-ı maâş (cüz‟i akıl), akl-ı maâd ve
akl-ı küll‟dür. Bunlardan birincisi yalnız görülebilen âlemi kavrayabilir. (İnsanların aklı gibi).
İkincisi irfâna dayanır ve bu âlemin ötesini de görebilir. (Filozofların ve âlimlerin aklı gibi).
Sonuncusu da vahdeti, misal ve ruhlar âlemini görebilir. (Peygamberler ve velîlerin aklı gibi).
Allah her şeyden önce akl-ı küll‟ü yaratmıştır. Akl-ı küll‟e; Hak bilgisi, nefis bilgisi ve ihtiyaç
bilgisi olmak üzere üç bilgi verilmiştir. Bu aklın ilk görünüş şekli ise akl-ı evvel‟dir. Akl-ı
evvelden yıldızlar sistemi, akl-ı faâl‟den ise cisimler sistemi oluşmaktadır (Pala, 1995:23).”
Rumelili şairlerden Tecellî, „aşkından mecnûna dönen âşığı külhana sevk edenin
tamamen akl-ı küll olduğunu‟ ifade eder.
Ey Tecellî „aḳl-ı küldür vâr ise
Sevk iden mecnûnı külḫândan yaña
(Tecellî/ G/4/5)
Usûlî ve Mezâkî de şu beyitleriyle akl-ı küll‟e temas eden şairlerdendir:
Yazmak olmaz vaṣfınıñ bir ḥarfini ger „aḳl-ı küll
Çekse biñ yıl ṣafḥa-i a„mâle kilk-i iftiḳâr
(Usûlî/ K/3/27)
„Aḳl-ı kül gibi mürşid-i ṭab„um
Şimdi ṣâḥib-zamân-ı ma„nâdur
(Mezâkî/ K/21/70)

�Âşık Çelebi, bir kasîdesinde „devrinin vezirinin idare, tedbir ve ileri görüşlülüğünü
methetmek amacıyla‟ akl-ı küll‟ün ilk görünüş şekli olan akl-ı evvel‟i şu şekilde ele almıştır:
Sana ey „aḳl-ı evvel Âṣaf-ı sânî diyen kimdür
Ki görse „akl-ı evvel re‟y u tedbîrün olur sânî
(Âşık Çelebi/ K/3/2)
Akl-ı evvel kavramına yer veren bir diğer şair ise „şarap içenlere divane diyen zahidin
bilgisizliğini‟ dile getiren Hayretî‟dir:
Şarâb içenlere dîvâne dir zâhid velî bilmez
Ki ol „ârif yanında „aḳl-ı evvel rûḥ-ı sânîdür
(Hayretî/ G/106/2)
Âşık Çelebi bir beytinde „aşkından deliye dönen âşığın cüz‟i aklı olmasaydı ruhun
gıdası ile [gamla] aşk hânını inşa edemeyeceğini‟ söylemektedir.
„Işk ḫânını ider miydi gıdâ-yı rûḥ eger
Olmasaydı „Âşıḳ-ı dîvânede „aḳl-ı ma„âş
(Âşık Çelebi/ G/111/5)
Bosnalı Sâbit, „Âşıkların da [hakikat] yolunu gösterebilme konusunda uygun
görüldüğünü; hatta bu yoldaki sıralamanın Mecnûn‟a kadar gittiğini belirtir. Zira, âşıklar,
Mecnûn‟dan beri aşk konusunda irfan sahibidir.‟
Mücâzuz sâlik-i „aḳl-ı ma„âdı biz de irşâda
Gider bu silsile Mecnûna dek bir ittisâḳ üzre
(Sâbit/ Gazel-i Müzeyyel/L/7)
“Akıl, Allah‟ın insan bedenine öz olarak yerleştirdiği ruhanî bir cevher olup hak ile
bâtılı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini vb. ayırt etmeye yarar. Tasavvuf ehlinin Allah‟ı gönül
yoluyla ve aşk vasıtasıyla aramaları, akıl yoluyla O‟na ulaşmak isteyen âlimler ve filozoflar
ile aralarında bir münakaşa ve mücadele unsuru olmuştur. Tasavvuf ehline göre akıl bir
düğümdür ve onunla Allah‟a ulaşmak isteyenler sapıtmış demektir. Klasik Türk şiirinde şair,
akıl hakkında tıpkı mutasavvıflar gibi olumsuz düşünür. Onu sınırlı ve zayıf bulur. Çünkü
aklın karşısında aşk, güzellik, ıstırap ve acı unsurları vardır (Pala, 1995:23).”
Rumeli şairlerinden bilhassa Hayretî‟nin, şiirlerinde sıklıkla Allah‟ın akıl yoluyla
değil; gönül yoluyla aranması gerektiği düşüncesine yer verdiğine şahit oluruz. Ona göre „akıl
yoluyla menzile ermek mümkün değildir. Bu nedenle aklı baştan savmak gerekir.‟
„Aḳlı koyup „ışḳa uyaldan göñül ey Ḥayretî
Mülk-i fânîden baḳâya intiḳâl itmek diler
(Hayretî/ G/96/5)

�Gördüm ki kimse irmedi „aḳl ile menzile
Ṭutdum żarûrî „ışḳ u maḥabbet tarîḳını
(Hayretî/ G/426/2)
Nev-cuvânlar „ışḳına çün âşinâlıḳ eyledüñ
Pîr-i „aḳl ile yüri bîgâne ol şimden girü
(Hayretî/ G/391/2)
Ey „aḳl ile „ışḳı arayan şehr-i bedende
Birini revende birin âyende bulursın
(Hayretî/ G/337/6)
Zâhidâ „âkiller ile ḫoş degüldür başumuz
„Âşıḳuz dîvâne-meşrebler durur yoldaşumuz
„Aḳlı ṣavduḳ bizüm „ışḳ içinde yoḳdur nâşimüz
Biz de bir ḳaç lâübâlîyüz cihândan fâriġuz
(Hayretî/ Muhammes/15/6)
Hayretî, şu iki beyitte ise aklı yarasa ve akbabaya benzetir:
Ṭañ mıdur ursa bucaḳdan bucaġa ḫuffâş-ı „aḳl
Ṣaldı pertev „âleme mihr-i cihân-ârâ-yı „ışḳ
(Hayretî/ G/178/3)
Mesken ṭutalı biñ yaşa sen şâhbâz-ı „ışḳ
Dil âşiyânına ḳonımaz „aḳl kerkesi
(Hayretî/ G/485/3)
Beyitlerine göre „aşkın, tüm âleme ışığını salması ile akıl yarasası bucaktan bucağa
kaçmaya başlar. Ayrıca aşk şahbazı, gönlü mesken tuttuğundan beri akıl akbabasının gönle
konması da mümkün değildir.‟
Üsküplü İshâk Çelebi, Usûlî, Bosnalı Sâbit, Lâmekânî Hüseyin Efendi, Mesîhî,
Mostarlı Hasan Ziyâî ve Hayâlî de „akıl ile aşkı/gönlü karşılaştırıp, aşkın/gönlün üstünlüğünü
savunan‟ diğer Rumeli şairlerdendir:
Ceng olsa „aḳl u „ışḳ arasında „aceb mi kim
Ayık ki meste ulaşa lâbüd savaş olur
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/44/4)
Alışmadı „aḳl ile mizâcı yine „ışḳuñ
Sohbetde iñen alışımaz mest ile ayık
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/134/4)

�Ḳîl u ḳâl-i „aḳla dolaşdı dil-i zâhid yine
„Ankebûtuñ târına düşdü sanasañ bir zübâb
(Usûlî/ G/7/5)
Ehl-i „aḳla „aşḳ bâbından su‟âl etme göñül
Eyleme dânâyisen „âlemde nâdân ile baḥs
(Usûlî/ G/10/4)
Yine muḫayyem-i sevdâ da çetr-i kâkülde
Tolaşdı dâmen-i „aḳluñ ṭınâba düşme sakın
(Bosnalı Sâbit/ G/259/2)
Kaldur hele ṭâsın taragın „aḳluñ evvelâ
Ḫammâma sonra var dil-i şûrîde-ḥâl ile
(Bosnalı Sâbit/ G/319/13)
Bir yire cem„ oldı ḫâṭır „aḳl ile
Âhdan gayrı fesâne kalmadı
(Lâmekânî Hüseyin Efendi/ G/67/2)
Nice ḳarâr eyleye cânumda „aḳl u „ışḳ
Bir memleketde sıgışa mı iki pâdişâh
(Mesîhî/ G/205/2)
Ben ol dîvâneyem zencîr-i zülfeynüñledür faḫrum
Baña ‘aḳl ehline uymak cihânda ḫayli zaḥmetdür
(Mostarlı Hasan Ziyâî/ G/64/3)
Ḫûn-ı dil nûş etseniz „akl ile olman âşinâ
Meclis-i meyden sürün vaḥşet veren biġâneyi
(Hayâlî/G/544/2)

Klâsik Türk şiirinde akıl; hurdebîndir (dikkat sahibi, incelikleri gören), hayrândır,
bîgânedir, hikmetleri bulamaz. Şem„î, Vasfî ve Âşık Çelebi‟ye göre „o dikkat sahibi, bütün
incelikleri görebilen akıl, hakikat sırrını anlamakta, sevgilinin lütuflarını methetmekte aciz
kalmaktadır.‟
Bilmedi râz-ı dehânuñla miyânuñ sırrını
Zerre zerre mû-be-mû fikr itdi „akl-ı ḫurde-bîn
(Şem„î/ K/14/29)
Bir zerre mihrüñ añlamadı „akl-ı ḫurde-bîn
Mâhiyyetüñi bilmedi ey mâh mümkinât
(Şem„î/ G/17/6)
Fażluñuñ vaṣfında ḳâṣır derk-i nefs-i nâṭıḳa
Luṭfunuñ medḥinde „âciz pîr-i „aḳl-ı ḫurdedân
(Vasfî/ K/7/33)

�Nüh sipihr ü çâr erkânı idinse nerd-bân
Çıkmaga evṣâfun eyvânına „aḳl-ı ḫurde-bîn
(Âşık Çelebi/ K/11/91)
Klâsik Türk şiirinde akıldan bahis açılınca bazen akıl, hikmet ve isabetli görüş
timsali olarak, meşhur Yunanlı filozof Eflâtun‟a da gönderme yapılır. Eski Zağralı Handî ve
Bosnalı Sâbit de Eflâtun‟a gönderme yapan Rumelili şairlerdendir:
‘Aḳl ile Felâtun geçinen dil-şodegânıñ
Sermâye-i vâriyetini eyledi yaġma
(Eski Zağralı Handî/ TKB/1/5/5 )
Ne Âṣafdur bu kim pervâne-i „aḳl-ı Felâtûnı
Furug-ı şeb-çerâġ-ı râ‟yine pertev-gedâ kıldı
(Bosnalı Sâbit/ K/XIX/5)
Kemâl-i ḥüsn-i sebḳi ḥayret-efzâ-yı ellübâdur
Felâtûnlar temâşâ itse tôbdan „aḳl olur meslûb
(Bosnalı Sâbit/ Tarih/XX/12)
Bildirimizde ele alınan ikinci kavram sabırdır. Sabır kavramı pek çok benzetme ve
mecazla işlenmiştir.
Sabır:
Arapça bir isim olan “Ṣabr” kelimesi; “dayanma, katlanma anlamını taşımaktadır.
Tasavvufi anlamda ise nefsine hâkim olma, kendini tutma manalarına gelir (Devellioğlu,
1999:905).” Sabır, klâsik Türk şiirinin olmazsa olmaz tiplerinden âşık tipinin en önemli
özelliklerindendir. Âşık, sevgilinin her türlü eziyetine katlanır. “Sevgili herkese iyi davrandığı
halde âşığı daima ihmal eder. Sevgili yüz vermedikçe âşığın aşkı artar. Bundan kurtuluş ise ya
tahammül ya da seferdir. Âşık birinci yolu seçer. Aşk yolu ne kadar tehlikeli olursa olsun
buna sabretmesini bilir (Pala, 1995:41).” Şair, sabır konusunda bazen kendisini sabır timsali
olan Eyyûp Peygamber ile kıyaslar.
Rumelili divan şairleri çoğu kez sabrı; hisara, haneye, lengere (gemiyi yerinde
mıhlamak için denize atılan zincir ve bu zincirin ucundaki çapa), elbiseye, ketene, harmana ve
paraya benzetirler.
Rumeli şairlerinden Mesîhî,
Nâṣıḥ yüri var ġayre giyür cevşen-i pendi
Kim ṣabr ḥiṣârını yıkar leşker-i şîve
(Mesîhî/ G/240/4)
beytinde „sevgilinin nazıyla, edasıyla sabır hisarının yıkıldığını bu sebeple nasihat cevşeninin

�kendisi için bir işe yaramayacağını‟ belirtir.
Rumeli şairlerinden Hayretî, Eski Zağralı Handî, Usûlî ve Vasfî ise „sabır hanelerinin
aşk yolunda yıkılıp harap olmalarından‟ söz ederler.

Gerçi kim ey „ışḳ yıḳduñ ḫâne-i ṣabrum benüm
Şehr-i dilde bir ḫarâb-âbâd bünyâd eyledüñ
(Hayretî/ G/240/3)
Kan olası göz belâsıylen getirdi başıma
Ḫâne-i ṣabrım yıkıldı dostlar ḥâlim ḫarâb
(Eski Zağralı Handî/ G/8/3)
Cevr ile her dem belâ seylin getirem başıma
Ḫâne-i ṣabrım gibi vîrân eden sensin beni
(Usûlî/ G/133/2)
Ol perî şevḳı ile âh idüben
Ḫâne-i ṣabrumuz ḫarâb idelüm
(Vasfî/ G/51/5)
Usûlî, bir beytinde „sabır lengerinin (gemiyi yerinde mıhlamak için denize atılan zincir
ve bu zincirin ucundaki çapa) alınması sebebiyle ten kayığını âhının rüzgarıyla belâ denizinde
perişan etmek istediğini‟ ifade eder. Zira „âşığın aşk yolunda bedeninden geçmesi
gerekmektedir.‟
Lenger-i ṣabrım alındı yeridir ten zevraḳın
Bâd-ı âhımla belâ baḥrında berbâd eylesem
(Usûlî/ G/90/3)
Hayretî, Bosnalı Alaeddin Sâbit ve Üsküplü İshâk Çelebi, „sabrı zorlu aşk yolunda
parça parça olmuş bir elbiseye veya elbise yakasına benzetmişlerdir.‟
Meded meded nic'idem n'eyleyem ne çâre ḳılam
Libâs-ı ṣabrı diler dil ki pâre pâre ḳılam
(Hayretî/ G/274/1)
Ben ḳo ṣabrum câmesin çâk ideyin tek sen hemân
Pâk-dâmân ol ṣalın ey Yûsuf-ı gül-pîrehen
(Hayretî/ G/347/3)
Câme-i ṣabrını çâk itdi dikiş tutmaz ise
Açılursa gice bir semte tegeller sünbül
(Bosnalı Sâbit/ K/VIII/26)

�Çâk itse „ışḳı ṭañ mı girîbân-ı ṣabrumı
Dâmen-keşîde gördüm o serv-i sehî-kadi
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/298/4)
Klâsik Türk şiirinde mehtabın keten üzerine tesiri üzerine sıkça değinilir. “Mehtabın
etkisiyle ketenin çürüdüğü veya renginin parladığı, üzerindeki lekelerin gittiği (Onay,
2000:290)” yönündeki düşünceden hareketle Rumeli şairlerinden Mezakî, Sükkerî ve Bosnalı
Sâbit de „âşığın, sevgilinin ay gibi parlak yüzünü görecek olsa sabır keteninin mahvolacağını‟
söylerler.
Şevḳ-i ḥüsn-i yâr ile ger nâ-şekîk olsaḳ ne ġam
Biz ketân-ı ṣabrı vaḳt-i mâh-ı ḳâbân eyledük
(Mezâkî/ G/254/2)
Ketân-ı ṣabr-ı „âşıḳ çâk çâk olmaz dime ey dil
O ṭâb„-ı ḥüsn ile bir kere ol meh-rûyı gördüñ mi
(Sükkerî/ G/133/5)
Çâk çâk olmazdı ceyb ü dâmen-i kettân-ı ṣabr
Mâh-tâb-ı „ışḳa ḳarşu pîrehen-pûş olmasam
(Sükkerî/ G/95/2)
O nesrîn pîrehen kim sînesin mestâne çâk eyler
Ketân-ı ṣabr-ı „ışḳı vaḳf-ı nâr-ı tâb-nâk eyler
(Bosnalı Sâbit/ G/70/1)
Bosnalı Sâbit, Mezâkî, Sükkerî, Hayretî ve Mostarlı Hasan Ziyâî‟nin bazı beyitlerinde
„âşığın sabır (ve karâr) harmanını yele verdiğinden‟ söz edilir.
Cennet-i ruḫsârda ol dâne-i Âdem-firîb
Ḫirmeni ṣabr ü ḳarâr-ı „âşıḳı ber-bâd ider
(Bosnalı Sâbit/ G/116/3)
Fiġân kim kâr u bârum 'arṣa-i sevdâda virdüm hep
Muḥaṣṣal ḫırmen-i ṣabr u ḳarârum bâde virdüm hep
(Mezâkî/ G/28/1)
Kime dâd eyliyem ki ol bî-dâd
Ḫırmen-i ṣabrum eyledi ber-bâd
(Sükkerî/ Musammat/VI/2)
Bâda virmişdür hevâ-yı bâde ṣabrum ḫırmenin
Ḳıbḳızıl dîvâne itmişdür beni sevdâ-yı mey
(Hayretî/ G/439/3)

�1
2
3
4
5

Zâhide kûyuñ unutdurdı behiştüñ meskenin
Ḥâsılı virdüñ hevâya ṣabr-ı „âşıḳ ḫırmenin
Şîven ile arturursın „andelîbüñ şîvenin
“Vaż„ idelden bâġ-bân-ı ṣun„ ḥüsnüñ gül-şenin
Ḫâr-ı ġayret güllerüñ ṣad-pâre ḳılmışdur tenin”
(Mostarlı Hasan Ziyâî/ Muhammes/2/1)

Bazen de „âşığın sabır harmanına yanan gönlünün ateşi düşer.‟ Âhî ve Üsküplü İshâk
Çelebi divanlarından alınan şu örnekler bu yöndedir:
Ṣabrumuñ ḫırmenidür sînede cânum Âhî
Âh kim sûz-ı dil âteş bıragur ḫırmenüme
(Âhî/ G/107/5)
Sabrumuñ ḫırmenidür sînede dâġum İsḥâḳ
Âh kim sûz-ı dil âteş bıraġur ḫırmenüme
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/258/5)
Mezâkî‟nin bir beytinde, „âşığın gönlü can yakan ateş ile tutuşmuştur; (artık) sabır ve
karâr harmanının şimşeği daimî olacaktır.‟
Göñül ol âteş-i cân-sûz ile ṭutuşmışdur
Ki berḳ-ı ḫırmen-i ṣabr u ḳarârı bâḳîdür
(Mezâkî/ G/128/6)
Hayretî ise bir diğer beytinde „feleğin zulmünden şikâyetle sabır harmanının berbat
olduğunu söyler.‟
Oldı ṣabrum ḫırmeni berbâd elüñden ey felek
Ẓulm ider dâd eylemezsin dâd elüñden ey felek
(Hayretî/ Müseddes/5/I/2)
Sabır kavramına yer veren bir başka Rumelili şair ise Hayâlî‟dir. Hayâlî, bir beytinde
„âşıkların sabır parası ile dolu bir hazine olduklarını ve kanaat köşesini beklediklerini‟ ifade
eder.
Kayddan âzâdeyüz kûy-ı feraġat beklerüz
Naḳd-i ṣabruñ genciyüz künc-i ḳanâ„at beklerüz
(Hayâlî/ G/202/1)
Klâsik Türk şiirinde sabır denilince akla ilk gelen, sabır timsali Hz. Eyyûb‟tur. Rumeli
şairlerinden Mezâkî ve Eski Zağralı Handî de sabrı Hz. Eyyûb ile ananlardandır:

�Ġirân-bâr-ı firâḳuñ çâresi kûh-ı tahammüldür
Esîr-i derd-i hicrân ṣabr-ı Eyyûb itmesün n'itsün
(Mezâkî/ G/347/3)
Eski Zağralı Handî:
‘Âşıḳ oldur ki firâḳa ṣabr ede Eyyûb gibi
Dîde-i Ya‘kûbveş hep gözleri giryân ola
(Eski Zağralı Handî/ G/53/5)
beytiyle ‘âşığın Hz. Eyyûb gibi ayrılığa sabredip Hz. Yakûb gibi gözlerinin hep yaşlı olması
gerektiğini‟ belirtir.
Handî‟nin bir başka beytine göre ise „âşık, Hz. Yûsuf gibi her belâya sabır göstermeli,
sabırsızlığı şânına düşürmemelidir.‟
Ṣabr ederdim her belâya Ḥażret-i Yûsuf gibi
Bî-sükûn-ı bî-ṣabırlıġı düşürmem şânıma
(Eski Zağralı Handî/ G/52/3)
Klâsik Türk şiirinde âşığın, zorlu aşk yolunda daima sabırlı olması gerektiği ifade
edilir. Rumeli şairleri de genel olarak bu geleneğe uymuştur. Ancak Üsküplü İshâk Çelebi, bir
beytinde „adeta âşığa sabrı bir yana bırakıp namus ve ârdan geçmesini öğütlemektedir.‟
Ben bildügüm budur hele İsḥâḳ ṣabrı ḳo
Var ġayret eyle geç yüri nâmûs u „ârdan
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/197/5)
Bildirimizde ele alınacak olan üçüncü kavram kaderdir:
Kader:
“Âşık, sevgilinin yanı sıra talih, felek, ağyar ve zamandan da zulüm görür (Pala,
1995:41).” Âşığın bahtı hep karadır, ser-nigûndur, uğursuzdur. Bahtın gözü ve kapısı hep
kapalıdır. Bu nedenlerle âşık, sürekli bahtının kötülüğünden şikâyet eder, onunla hep
mücadele hâlindedir. Ancak yine de kadere boyun eğmekten, tevekkül göstermekten başka
çaresi yoktur. Âşığın kaderi, levh-i mahfuzda zaten yazılmıştır. Zira o, Allah‟ın ezelî hükmü,
takdiridir. Takdir edilenlerin gerçekleşmesi ise kazâdır. Kazâ ve kader kavramları genellikle
birlikte düşünülmektedir.
Âşığın bahtı hep siyahtır. Mezâkî, Bosnalı Sâbit, Âhî, Üsküplü İshâk Çelebi ve Şem‟î
divanlarından alınan şu örnekler „âşığın kara bahtından nasıl şikâyet ettiğini‟ göstermektedir:
Kime şekvâ ideyin ṭâli„-i nâ-şâdumdan
Olmasun kimse meded ġam-zede-i baḫt-ı dijem
(Mezâkî/ K/17/57)

�Ah illâ ki murâd üzre edâ mümkin mi
Kor mı ya ḥâlümüze keşmekeş-i baḫt-ı dijem
(Bosnalı Sâbit/ K/XVII/46)
Ol meh-i nâ-mihr eliñden şem„ gibi Âhîyâ
Başuma odlar yakan baḫt-ı siyâhumdur benüm
(Âhî/ G/72/7)
Dil şikest olup perîşân-ḫâṭır olmazdum eger
Zülf-i müşkînüñ gibi baḫtum siyeh-kâr olmasa
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/267/6)
Her kime dil virüp vaṣlın idersem ârzû
Âh kim baḫt-ı siyâhum gibi bir ser-keş çıkar
(Şem„î/ G/51/3)
Rumelili şairlerden Hayretî, „âşığın bahtının uğursuzluğunu‟; Üsküplü İshâk Çelebi,
„bahtının hep ters olduğunu‟; Mostarlı Ziyâî, „baht kapısının bir türlü açılmadığını‟; Vasfî ve
Şem„î ise „baht gözünün hep uykulu olduğunu‟ ifade ederler.
Her laḥẓa kârı zâr idi dîvâne göñlümüñ
Her dem iderdi ṭâli„-i şûmumla kârzâr
(Hayretî/ K/14/10)
Ser-nigûn baḫta baḳup şöyle tehî görme bizi
Eşk-i ḫûnîn ile peymâne gibi ṭopṭolıyuz
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/104/2)
Der-i baḫtum güşâde olmayorur
Fetḥ-i bâb ile yâ Kerîm Allâh
(Mostarlı Hasan Ziyâî/ TKB/1/2/9)
Bana raḥm itdüñ görüp sînemde tîrüñ zahmını
Dîde-i baḫtum benüm gûyâ uyandı ḫvâbdan
(Vasfi/ G/54/2)
Ḫvâb-ı gafletden uyanmaz Şem„iyâ baḫtuñ senüñ
Giceler tâ ṣubh olınca gerçi kim bîdârsın
(Şem„î/ G/132/5)
Hayretî bir diğer beytinde bahtı muma; Âşık Çelebi oka; Şem„î tâvusa; Sükkerî ise
pençeye benzetir. „Eğer baht pençesi, kuvvetli bir şekilde el verirse kahramanlar, kuvveti
olmayan karıncalarla pençeleşmeyecektir.‟
Envâr-ı ḥamiyyetle uyar şem„-i baḫtumı
Ben daḫi bir çerâġuñ olayın şehâ ne var
(Hayretî/ K/21/31)

�Ḫidmet idüp tîr-i baḫtuna ḳażâ ile ḳader
Cem külâhın Erdevan tâcın diküp eyler nişân
(Âşık Çelebi/ K/10/30)
Yine ṭâvûs-ı bahtuñ serverâ ḳadrüñ hümâsıyla
Felekler gülsitânından ider gün gibi cevlânı
(Şem„î/ K/15/39)
Pençe-i baḫt el virürse bâzû-i pür-zûr ile
Ḳahramânlar pençeleşmez nâ-tüvân bir mûr ile
(Sükkerî/ G/127/1)
Klâsik Türk şiirinde âşık, bazen bahtı ile kavga hâlindedir. Handî, Mostarlı Hasan
Ziyâî ve Bosnalı Sâbit‟te âşık, „bahtıyla arbede yaşamaktadır.‟
Ben ‘âşıḳım ol dilbere bin cân u yürekle
İşte bu sebeb ‘arbedemiz var felekle
Yokdur bir işim cennet ile ḥûr u melekle
Ol zülf-i siyeh-kâr göñül tutmada dekle
Bir târını al destine tut bâri yedekle
(Eski Zağralı Handi/ Muhammes/16/1)
İderken „arbede baḫtumla ben ḥâl ise diger-gûn
Tesellî buldı ḳalbüm ḳıṣṣa-i Kaysı añup ol gün
(Mostarlı Hasan Ziyâî/ Mu‟aşşer/1/3/3)
Rûzgâr ile keş-â-keşde idüm el-ḥâṣıl
Geh felekle gehî baḫtumla idüp ġavġayı
(Bosnalı Sâbit/ K/XXII/26)
Çoğu zaman ise „âşığın, aşk yolunda karşılaşacağı bütün cefaya karşı kaderine boyun
eğmesi, tevekkül göstermesi gerektiği belirtilir. Alınacak hiçbir tedbir, Allah‟ın takdirine karşı
fayda göstermez. Kazânın gerekliliği Allah‟ın hikmetidir. Buna rıza göstermekten başka çare
yoktur.‟ Tecellî, Üsküplü İshâk Çelebi, Bosnalı Sâbit, Âhî, Âşık Çelebi, Usûlî ve Lâmekânî
Hüseyin Efendi ve Hayâlî kader karşısında âşığın hâlinin nasıl olması gerektiğini şu beyitlerle
ifade ederler:
Künc-i ḥayrânî-i tevekkülde
Ṭu„me-i ġam yeter nevâle baña
(Tecellî/ G/5/4)
Kûyuña varmaġa „uşşâḳa lebüñ fikri yeter
Ka„beye varur tevekkül ehli bir ḫurmâ ile
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/274/4)
Ġam tekyesinde bâb-ı tevekülde beklerüz
Şâyed der-i viṣâl açıla fetḥ ola futûḥ
(Bosnalı Sâbit/ G/54/3)

�„Âşık-ı kâmil odur kim perde-i taḳdîrden
Her ne ṣûret ẓâhir olsa cümleye zîbâ deye
(Üsküplü İshâk Çelebi/ G/255/4)
Ḥükm-i taḳdîrüñe çün irmedi tedbîr senüñ
Fikr-i tedbîr benüm ḳısmet-i taḳdîr senüñ
(Âhî/ G/52/1)
Getürüp noḳṭa gibi ortaya atdı beni çarḫ
Başladı kendü kıyı çizmege per-gâr gibi
(Âhî/ G/124/3)
Bu iḳtiżâ-yı ḳażâ ḥikmet-i İlâhîdür
Ḥakîm yabâne öter felsefî „abes söyler
(Âşık Çelebi/ K/14/21)
Rişte-i peşşe-i gerdûn-ı ḳażâ ile ḳader
Gerden-i cümle-i erbâb-ı hünerde görürem
(Lâmekânî Hüseyin Efendi/ G/48/6)
Türlü ḳażâyile dolar ise feżâ-yı çarḫ
Göster rıżânı böyleyimiş iḳtiżâ‟-yı çarḫ
(Usûlî/ G/13/1)
Her ne naḳşı kim vücûd eyvânına çekti ḳazâ
Ḫâme-i taḳdîre bak ta„n eyleme naḳḳâşına
(Hayâlî/G/467/4)

Mostarlı Hasan Ziyâî, Mezâkî ve Mesîhî de yine „âşığın ezelde alnına neler yazıldığını
bilemeyeceğini, gönül ehlinin kaderine teslim olması gerektiğini‟ belirtirler.
Bilmezin başa ne yazmışdur ezel kilk-i ḳażâ
Neler eyler dahı cân u a„ẓâma ḳalem
(Mostarlı Hasan Ziyâî/ K/6/16)
Lâzım olan ehl-i dile teslîm ü rıżâdur
„Ârifde ġam-ı fikr-i ḳażâ vü ḳader olmaz
(Mezâkî/ G/167/6)
Biz itmezüz ġazâda „adûlardan iḥtirâz
Biz „avn-ı Ḥaḳ'la ḥıfẓ-ı ḳażâ vü ḳaderdeyüz
(Mezâkî/ G/180/12)
Didi divân-ı ḳażâdan gelüben peyk-i ḳader
Yüri divânına şâh-ı gülüñ ey bâd-ı bahâr
(Mesîhî/ K/12/7)
Eski Zağralı Handî ise bir müseddesinde adeta „kaderin tarifini‟ yapmaktadır:

�‘Arş-ı kürse seb'a-i seyyâreye eyle naẓar
Her biri bir merkez üzre devr eder şâm [u] seḥer
Cevher-i ḫâk-i mücessemdir maḳâm-ı mu‘teber
Cümlesi bir ḳaṭreye sıgdı budur ḳâf-ı ḳader
Rûḥ-ı a‘ẓâm sıgmaz iken on sekiz bin ‘âleme
Bir naẓar kılınca sıgdı cism-i pâk-i âdeme
(Eski Zağralı Handî/ Müseddes/7/2)
Son olarak bildirimizde incelediğimiz Rumelili divan şairlerinin, şiirlerinde irâde
kavramını nasıl ele aldıkları hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
İRÂDE:
Arapça bir isim olan “irâde” kelimesi; “istek, dilek, buyruk anlamlarının yanı sıra “bir
şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü” anlamını da taşımaktadır (TDK, 1998:1095).”
Tasavvufta ise hakikatin çağrısına olumlu cevap vermeyi gerektiren kalpteki sevgi ateşidir.
Nefsi, onun arzularından çevirip Hakk‟ın rızasına yöneltmek gerekmektedir. Bu anlamda
tasavvufta irâde, irâdesizliktir; yani sâlik kendi irâdesini ortadan kaldırıp yerine Hakk‟ın
irâdesini koyar ve “Allah‟ım sen ne istiyorsan, ben de onu istiyorum, isteğinden başka isteğim
yoktur” der (Uludağ, 2005:189).”
Divanlarını incelediğimiz Rumeli şairleri de özellikle „Allah‟ın irâdesi karşısında
kulun acizliğini, kaderine rıza gösterişini‟ ele almışlardır.
Meşiyyet-i ezeliyye çün olmadı hem-râh
Reh-i dalâlda meşâyi râḥîl ü ebter
(Âşık Çelebi/ K/14/23)
Ḳavî vü ḳudrete mebde meşiyyet-i Ḥaḳdur
Zihî celâl u „uluvv „izz-i şâne el-ekber
(Âşık Çelebi/ K/14/245)
Zihî irâde-i ḥikmet-nümâ-yı Rabbânî
Ki fikri kâmil ider naks-ı „aḳl-ı insânı
(Mezâkî/ K/23/1)
Ger olmasaydı ḥükm-i ḳażâ-yı irâdetüñ
Bir ḥarf yazmaz idi ḳader levḥine ḳalem
(Üsküplü İshâk Çelebi/ K/2/5)
Hayretî ise şu iki beytinde „murada erişebilmek için irade yolunu bırakmamak
gerektiğini‟ dile getirir.
Ey Ḥayretî mürîd ol cehd eyle pîr-i „ışḳa
İrmez murâda hergiz nâmerd-i bî-irâdet
(Hayretî/ G/24/5)

�Ger himmet ideler bulınur menzil-i murâd
Biz ḳomayalum elden irâdet ṭarîḳını
(Hayretî/ G/426/3)
Hayâlî ise „ Gönül kapan sevgilinin âşığın elinden önce iradesini sonra da sabır ve
kararını aldığını‟ söyler.
Dil-rübâlar kim benim ṣabr ü ḳarârım aldılar
Çekdiler evvel elimden iḫtiyârım aldılar
(Hayâlî/ G/104/1)

SONUÇ:
Sonuç olarak Rumelili divan şairlerinin tarih boyunca Türkçeye ve Türk edebiyatına
yapmış oldukları katkılar kesinlikle yadsınamaz. Rumelili divan şairleri de Osmanlı
Devleti‟nin diğer bölgelerinde veya payitahtta bulunup şiir yazan divan şairleri gibi divan
edebiyatı geleneklerine genel anlamda uymuşlar, çoğu zaman onlarla aynı duygu ve
düşünceyle hareket etmişlerdir.
15. yüzyıldan günümüze kadar Rumeli topraklarında doğan veya yetişen ve divanlarını
inceleme şansımızın olduğu 16 şairin de şiirlerinde akıl, sabır, kader ve irade kavramlarına
sıklıkla yer verdikleri görülmektedir. Ancak bu kavramlar, Rumelili divan şairleri tarafından
diğer bölge şairlerine göre daha yüzeysel olarak ele alınmıştır. Rumeli şairleri daha rindmeşrep ve daha laubali bir edayla şiir yazmışlardır. Gerek şiirlerindeki aşk kavramı gerekse
sevgili tipi daha somuttur. Bununla beraber divanlarını incelediğimiz bazı şairlerin özellikle
Tekke edebiyatının tesiri ile tasavvufi yönüyle bu kavramları ele aldıkları gözlemlenmektedir.
(Hayretî, Usûlî, Hayâlî, Lâmekânî Hüseyin Efendi gibi). Bilhassa akıl kavramından bahis
açıldığında hakikat yolunda aşkın/gönlün akla üstün olması durumu sıkça ele alınmıştır. Yine
Allah‟ın güçlü iradesi karşısında kulun aklının acizliği, âşığın kaderine razı olması, her türlü
cefaya karşı sabrı elden bırakmamaya çalışması da sıklıkla işlenen temalardandır.
KISALTMALAR:
Gazel: G.
Kasîde: K
Terkîb-i Bend: TKB
KAYNAKÇA:
Âhî Divanı. (1994). (hzl. Necati Sungur), Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Âşık Çelebi Divanı. (hzl. Filiz Kılıç), Erişim: Metin Bankası.
Bosnalı Alaeddin Sâbit Divanı. (1991). (hzl. Turgut Karacan), Sivas, Cumhuriyet
Üniversitesi Yayınları.

�Çağrıcı, M.; Hökelekli, H. (2000). İrade. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (ss.
380-382), İstanbul, İSAM, Cilt. 22,
Çeltik, H. (2004). Divan Sahibi Rumeli Şairlerinin Şiir Dünyası, Ankara, Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı ABD. Eski Türk Edebiyatı
Bilim Dalı, (Basılmamış Doktora Tezi).
…………… (Fall 2009). “Rumeli Şairlerinin Klâsik Türk Şiirine Katkıları”, Turkish
Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or
Turkic, Volume 4/8, pp. 804-818.
Devellioğlu, F. (1999). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Yayına hzl. Aydın Sami
Güneyçal), Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları.
Eski Zağralı Handî ve Divançesi. (hzl.Ömer Özkan). Erişim: Metin Bankası.
Hasan Ziyâî Divanı. (2002). (hzl. Müberra Gürgendereli), Ankara, Kültür Bakanlığı
Yayınları.
Hayâlî Divanı. (1992). (hzl. Ali Nihat Tarlan). Ankara, Akçağ Yayınları.
Hayretî Divanı. (1981). (hzl. Mehmet Çavuşoğlu, M. Ali Tanyeri), İstanbul, İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.
İsen, M. (1997). Ötelerden Bir Ses (Divan Edebiyatı ve Balkanlarda Türk Edebiyatı
Üzerine Makaleler), Ankara, Akçağ Yayınları.
Kurnaz, C. (1987). Hayâlî Bey Divanı Tahlili, Ankara, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Yayınları.
Lâmekânî Hüseyin Efendi Divanı. (hzl.İbrahim Halil Tuğluk), Erişim: Metin Bankası.
Mesîhî Divanı. (1995). (hzl. Mine Mengi), Ankara, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Mezâkî Divanı. (1991). (hzl. Ahmet Mermer), Ankara, Atatürk Kültür, dil ve Tarih
Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Mütercim Âsım Efendi. (2009). Burhân-ı Katı, (hzl. Mürsel Öztürk, Derya Örs), İstanbul,
Türk Dil Kurumu Yayınları.
Okuyucu, C. (2012). “İslâmî Türk Edebiyatında Kader ve İrade: Hz. Mevlânâ Örneği”,
İslâmî Türk Edebiyatı Sempozyumu, İzmir, Sütun Yayınları, ss.281-299.

�Onay, A. T. (2000). Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı, Ankara, Akçağ
Yayınları.
Pala, İ. (1998). Ansiklopedik Divan Şiiri Antolojisi, İstanbul, Ötüken Neşriyat.
Sükkerî Divanı. (1994). (hzl. Erdoğan Erol), Ankara, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
Şem‟î Divanı. (hzl. Murat Karavelioğlu), Erişim: Metin Bankası.
Şemseddin Sâmî (2010). Kâmus-ı Türkî, (hzl. Paşa Yavuzarslan), Ankara, Türk Dil
Kurumu Yayınları.
Tatçı, M. (1998). Hayretî‟nin Dinî-Tasavvufî Dünyası, Ankara, Kültür Bakanlığı
Yayınları.
Tecellî ve Divanı. (2005). (hzl. Sabahat Deniz), İstanbul, Veli Yayınları.
Uludağ, S. (2005). Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, İstanbul, Kabalcı Yayınevi.
Usûlî Divanı. (1990). (hzl. Mustafa İsen), Ankara, Akçağ Yayınları.
Üsküplü İshâk Çelebi Divanı. (1990). (hzl. Mehmet Çavuşoğlu, M. Ali Tanyeri),
İstanbul, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları.
Vasfî Divanı. (1980). (hzl. Mehmet Çavuşoğlu), İstanbul, İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10788">
                <text>2230</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10789">
                <text>RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNDE “AKIL, SABIR, KADER VE İRADE” KAVRAMLARI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10790">
                <text>DALBUDAK HÜNERLİ, Duygu </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10791">
                <text>Anahtar Kelimeler: Rumelili Divan Şairleri, akıl, sabır, kader, irade.  ÖZET  „İslâm düşünce tarihinde kader ve irade tartışmaları büyük bir yer tutar.‟ Bu doğrultuda “kader ve irade” kavramları, ilham kaynağını büyük oranda dinî çerçeveden alan klâsik Türk şiirinin de vazgeçilmez temalarından olmuştur. Klâsik Türk şiirinin kader anlayışına göre; „dünya ve içindeki her şey ilahi takdir tarafından ezelde programlanmıştır. Doğum, ölüm, hastalık, sağlık, mal ve mülk hep bu kabildendir. İnsanın kaderini değiştirme çabası beyhude bir gayrettir.‟ Kader ve iradenin söz konusu olduğu yerde sabır ve akıl kavramlarını da ele almak uygun olacaktır. Zira bu kavramlar birbirleriyle bağlantılıdır. Geniş bir kültür coğrafyasına sahip olan Osmanlı Devleti‟nin dört bir yanında yetişen divan şairleri, bu kavramlara kayıtsız kalmamışlar ve şiirlerinde çeşitli vesilelerle “akıl, sabır, kader, irade” kavramlarına yer vermişlerdir. Bu noktada Rumelili divan şairlerinin de aynı duygu ve düşüncelerle hareket ettikleri görülmektedir. Bu tebliğde Rumelili divan şairlerinin şiir dünyalarından “akıl, sabır, kader ve irade” anlayışları gösterilmiştir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10792">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10793">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10794">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10795">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1366" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1644">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d4b91bcba35a66aba2ad7f205824dca4.docx</src>
        <authentication>dd8ad29d77ea71a54b4bf39789c0be53</authentication>
      </file>
      <file fileId="1645">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/cfbad072ef8ff7ab9f0494430277031c.pdf</src>
        <authentication>c3eb78dfb4e6fd9b725242ae438adb87</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10806">
                    <text>OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE BOSNA HERSEK’TE EĞİTİM VE ÖĞRETİM
Necati DEMİR
Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Ankara / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti, Eğitim, Öğretim.
ÖZET
Bosna Hersek Federasyonu vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti ile yüzlerce yıllık tarihsel,
kültürel bağı ve iyi ilişkileri bulunmaktadır. Türkler ile Bosnalılar 1391’de Üsküp’ün
alınmasından sonra komşu olmuşlar, bu tarihten sonra daha sık karşı karşıya gelmişler veya bir
arada bulunmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Bosna-Hersek ile
ilgili on binlerce belge bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmı Osmanlı Devleti’nin BosnaHersek’teki eğitim ve öğretim faaliyetlerini anlatmaktadır. Osmanlı Arşivlerinde Bosna’ya
yapılan eğitim yatırımları ile ilgili en eski belge şimdilik Gazi Hüsrev Bey’in 1537’de
Saraybosna’da yaptırdığı külliye içindeki medrese ve sıbyan mektebi ile ilgilidir. Osmanlı
Devleti Dönemi’nde Bosna’nın vilayetlerine, kazalarına ve köylerine yapılan okullar, okulların
tamiri, muallim atamaları, yönetmelikler, ders araç-gereçlerinin karşılanması, okulların mali
konuları, okullarda eğitimin düzenli şekilde yürümesi ile ilgili yazışmaları içeren yüzlerce evrak
değerlendirilecektir. Ayrıca seyhatnameler, salnameler, maarif salnameleri, Cevdet Paşa’nın
Maruzat ile Tezâkir’i ve konuyla ilgili diğer kaynaklar incelenecektir. Başbakanlık Osmanlı
Arşivindeki belgelerden anlaşıldığına göre Osmanlı Devleti, 1537-1912 yılları arasında sınırları
içerisinde kalan bütün coğrafyada eğitimi modernleştirmek ve çağın gereklerine cevap vermek
için bütün zor şartlara rağmen, aşırı gayret göstermiştir. Bosna’nın merkezi Bosna/Saraybosna’da
o dönemin çağdaş eğitim kurumları olan Darülmuallim, Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiye, Mekteb-i
Mülkiye, Baytar Mektebi, Mekteb-i Rüştiye, Askerî Rüştiye, Mekteb-i Sultani, Kız Rüştiyesi,
Darüşşafaka, Sabah Mektebi, ... gibi okullar açılmıştır. Bu okullara çoğunlukla İstanbul’da iyi
yetişmiş muallimler tayin edilmiştir. Öyle görünmektedir ki eğitimin kalitelileşmesi,
çağdaşlaşması ve verimliliğinin artması için bizzat sultanlar konu ile ilgilenmişlerdir. Çalışmada,
Osmanlı Arşivlerindeki Bosna’da eğitim öğretim konusu ile ilgili arşivlenen belgeleri
taranmıştır. Belgeler tek tek incelenmiş, Bosna-Hersek’in vilayetleri, kazaları ve köylerinin
eğitim ve öğretim durumu hakkında, daha sonra konu ile ilgili yapılacak çalışmalara da kaynak
olabilecek derecede ve özelliklerde, bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın dünyanın en yeni
devletlerinden biri olan Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin eğitim ve öğretimine önemli bir kaynak
olacağı düşünükmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10798">
                <text>1864</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10799">
                <text>OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE BOSNA HERSEK’TE EĞİTİM VE ÖĞRETİM</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10800">
                <text>DEMIR, Necati</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10801">
                <text>Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti, Eğitim, Öğretim.  ÖZET  Bosna Hersek Federasyonu vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti ile yüzlerce yıllık tarihsel, kültürel bağı ve iyi ilişkileri bulunmaktadır. Türkler ile Bosnalılar 1391’de Üsküp’ün alınmasından sonra komşu olmuşlar, bu tarihten sonra daha sık karşı karşıya gelmişler veya bir arada bulunmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Bosna-Hersek ile ilgili on binlerce belge bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmı Osmanlı Devleti’nin Bosna-Hersek’teki eğitim ve öğretim faaliyetlerini anlatmaktadır. Osmanlı Arşivlerinde Bosna’ya yapılan eğitim yatırımları ile ilgili en eski belge şimdilik Gazi Hüsrev Bey’in 1537’de Saraybosna’da yaptırdığı külliye içindeki medrese ve sıbyan mektebi ile ilgilidir. Osmanlı Devleti Dönemi’nde Bosna’nın vilayetlerine, kazalarına ve köylerine yapılan okullar, okulların tamiri, muallim atamaları, yönetmelikler, ders araç-gereçlerinin karşılanması, okulların mali konuları, okullarda eğitimin düzenli şekilde yürümesi ile ilgili yazışmaları içeren yüzlerce evrak değerlendirilecektir. Ayrıca seyhatnameler, salnameler, maarif salnameleri, Cevdet Paşa’nın Maruzat ile Tezâkir’i ve konuyla ilgili diğer kaynaklar incelenecektir. Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki belgelerden anlaşıldığına göre Osmanlı Devleti, 1537-1912 yılları arasında sınırları içerisinde kalan bütün coğrafyada eğitimi modernleştirmek ve çağın gereklerine cevap vermek için bütün zor şartlara rağmen, aşırı gayret göstermiştir. Bosna’nın merkezi Bosna/Saraybosna’da o dönemin çağdaş eğitim kurumları olan Darülmuallim, Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiye, Mekteb-i Mülkiye, Baytar Mektebi, Mekteb-i Rüştiye, Askerî Rüştiye, Mekteb-i Sultani, Kız Rüştiyesi, Darüşşafaka, Sabah Mektebi, ... gibi okullar açılmıştır. Bu okullara çoğunlukla İstanbul’da iyi yetişmiş muallimler tayin edilmiştir. Öyle görünmektedir ki eğitimin kalitelileşmesi, çağdaşlaşması ve verimliliğinin artması için bizzat sultanlar konu ile ilgilenmişlerdir. Çalışmada, Osmanlı Arşivlerindeki Bosna’da eğitim öğretim konusu ile ilgili arşivlenen belgeleri taranmıştır. Belgeler tek tek incelenmiş, Bosna-Hersek’in vilayetleri, kazaları ve köylerinin eğitim ve öğretim durumu hakkında, daha sonra konu ile ilgili yapılacak çalışmalara da kaynak olabilecek derecede ve özelliklerde, bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın dünyanın en yeni devletlerinden biri olan Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin eğitim ve öğretimine önemli bir kaynak olacağı düşünükmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10802">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10803">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10804">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10805">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1367" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1646">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/09d46abe0f2676a203a14447cf84403a.docx</src>
        <authentication>7aca0d0684e995df225d3767fe0df071</authentication>
      </file>
      <file fileId="1647">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b8f9fbc9698e451d20c7453423469e45.pdf</src>
        <authentication>b6af2cef3539553962cdc8c1bec51f77</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10815">
                    <text>MURATHAN MUNGAN’DAN AVANGART BİR POETİK-ROMAN: ŞAİRİN ROMANI
Fethi DEMİR
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Van / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Poetika, Şairin Romanı, Murathan Mungan, Poetik-roman.
ÖZET
Edebiyat teorisi üzerine yapılan çalışmaların tarihi, neredeyse yazılı edebiyatın tarihi
kadar eskidir. Şairler, yazarlar ve edebiyatçılar bir taraftan sanatsal bir üretim içersinde olurken;
öte taraftan sanat eserinin içeriğini, yapısını, tekniğini ve oluşumunu açıklamaya çalışan teorik
çalışmalar üretirler. Bu teorik çalışmaların en önemlisi de tarih boyunca farklı anlamlar kazanan
poetikadır. Önceleri Aristoteles’in -aynı zamanda türün ilk örneği olan- Poetika’sından hareketle
trajedi ve destan türlerinin temel özelliklerinin ve bileşenlerinin ortaya konmasına dayanan
poetik çalışmaların çerçevesi; sonraları, daha çok şiirle sınırlandırılır. Özellikle 19. yüzyıldan
sonra bu yönü daha da belirginleşen poetika kavramı, şiiri genel anlamda kavrayan, onun
biçimini, muhteviyatını, üslubunu, estetiğini kapsayan konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın
irdeleyen bir bilgi dalına dönüşür. Bu bağlamda birçok şair, şiire dair fikirlerini, şiir anlayışlarını
yansıtan poetikalar kaleme alır. Bu poetikalar, kimi zaman şairin poetik fikirlerini yazdığı şiirler
aracılığıyla dile getirmek istemesi sebebiyle manzum; kimi zaman da teorik bir çerçeve
oluşturma gayesiyle mensur bir karakter taşıyabilir. İşte bu teorik bağlam içerisinde Çağdaş Türk
Edebiyatının önemli kalemlerinden Murathan Mungan, Şairin Romanı adlı eseriyle poetik
metinlere farklı bir boyut kazandırır. Çünkü sadece Türk Edebiyatında değil; belki de Dünya
Edebiyatı içerisinde ilk kez bir şair, poetikasını yazdığı bir roman üzerinden açıklar, okurla
paylaşır. Neticede fantastik, ütopik ve polisiye roman havası taşıyan Şairin Romanı, aynı
zamanda şiir sanatını merkezine alan, şiirin yapısal, varoluşsal ve teknik meselelerine çeşitli
vesilelerle değinen avangart bir poetik-roman olarak okunabilir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1648">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/217f1dfda8c6034c6172e561899604ba.docx</src>
        <authentication>d5a23e203c66d0db1377cfbb94c7ad06</authentication>
      </file>
      <file fileId="1649">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a43651e75edb9e7b9be7b7dd8e7b7f0e.pdf</src>
        <authentication>823390202423763f67905216e86957ea</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10816">
                    <text>MURATHAN MUNGAN’DAN AVANGART BİR POETİK-ROMAN: ŞAİRİN
ROMANI
Fethi DEMİR1
Özet
Edebiyat teorisi üzerine yapılan çalışmaların tarihi, neredeyse yazılı edebiyatın tarihi
kadar eskidir. Şairler, yazarlar ve edebiyatçılar bir taraftan sanatsal bir üretim içersinde
olurken; öte taraftan sanat eserinin içeriğini, yapısını, tekniğini ve oluşumunu açıklamaya
çalışan teorik çalışmalar üretirler. Bu teorik çalışmaların en önemlisi de tarih boyunca farklı
anlamlar kazanan poetikadır. Önceleri Aristoteles’in -aynı zamanda türün ilk örneği olanPoetika’sından hareketle trajedi ve destan türlerinin temel özelliklerinin ve bileşenlerinin
ortaya konmasına dayanan poetik çalışmaların çerçevesi; sonraları daha çok şiirle
sınırlandırılır. Özellikle 19. yüzyıldan sonra bu yönü daha da belirginleşen poetika kavramı,
şiiri genel anlamda kavrayan, onun biçimini, muhteviyatını, üslubunu, estetiğini kapsayan
konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın irdeleyen bir bilgi dalına dönüşür. Bu bağlamda
birçok şair, şiire dair fikirlerini, şiir anlayışlarını yansıtan poetikalar kaleme alır. Bu
poetikalar, kimi zaman şairin poetik fikirlerini yazdığı şiirler aracılığıyla dile getirmek
istemesi sebebiyle manzum; kimi zaman teorik bir çerçeve oluşturma gayesiyle mensur bir
karakter taşıyabilir. İşte bu teorik bağlam içerisinde Çağdaş Türk Edebiyatının önemli
kalemlerinden Murathan Mungan, Şairin Romanı adlı eseriyle poetik metinlere farklı bir
boyut kazandırır. Çünkü Türk Edebiyatında belki de ilk kez bir şair, poetikasını yazdığı bir
roman üzerinden açıklar, okurla paylaşır. Neticede fantastik, ütopik ve polisiye roman havası
taşıyan Şairin Romanı, aynı zamanda şiir sanatını merkezine alan, şiirin yapısal, varoluşsal ve
teknik meselelerine çeşitli vesilelerle değinen avangart bir poetik-roman olarak okunabilir.
Anahtar Sözcükler: Poetika, Şairin Romanı, Murathan Mungan, Poetik-roman.
AN AVAN-GARDE POETİC-NOVEL OF MURATHAN MUNGAN: POET’S NOVEL

Abstract

Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği
Bölümü, mfethi_demir@yahoo.com
1

Yrd.Doç.Dr., Yüzüncü

�The history of studies on literature theory almost stretches away to history of written
literature. On the one hand poets, novelist and litterateurs are in struggle for producing art, ont
the other hand they produce theoric studies trying to explain artwork’s context, structure,
technique and texture. The most important one of these theoric studies is poetica that has
gained different meanings throughout the history. In the beginnig, with reference to
Aristotle’s Poetics which is the first of this genre, poetic studies have been based on exposing
basic features and components of tragedy and epic genres: afterwars, they are limited with
poetry. Poetica concept which has crystalized especially after 19th century turns into an
information genre examined the subjects including poetry in general meaning, its from,
content, style and aesthetic without depending on a certain type. In this respect, many poets
have written poeticas reflecting their perception and opinions about poetry. These poeticas
sometimes appear in verse because of willing of poets to express their opinions via poems,
and sometimes appear in prose for constituting a theoric frame. In this theoric context,
Murathan Mungan who is one of the significant authors of Modern Turkish Literature adds a
diffirent dimension for poetic texts with his work Poet’s Novel. Because in Turkish Literature
it is the first time that a poet explains and share his poetica with reader through a novel. After
all, Poet’s Novel, having a fantastic, utopic and detective novel atmosphere, meanwhile can be
read as an avan-garde poetic novel which centers upon poem and deals with poem’s
structural, existential and technique subjects.
Key Words: Poetica, Poet’s Novel, Murathan Mungan, Poetic-novel

Giriş
Edebiyatın bir sanat dalı olarak ortaya çıkmasına paralel olarak edebiyat teorisi üzerine
yapılan çalışmalar filizlenmeye başlar. Şairler, yazarlar ve edebiyatçılar bir taraftan sanatsal
bir üretim içerisinde olurken; öte taraftan ürettikleri sanat eserinin içeriğini, yapısını, tekniğini
ve oluşumunu açıklamaya çalışan teorik çalışmalar üretirler. Bu teorik çalışmaların en
önemlisi de poetikalardır. Tarih boyunca farklı anlamlar kazanan poetika kavramı; kimi
zaman bir edebi tür için, kimi zaman bir şair ya da yazar için, kimi zaman bir akım, dönem
veya topluluk için, kimi zaman da bir ulusun edebiyat anlayışını ve özelliklerini incelemek
için kullanılır. (Karaca, 2005:35) Örneğin Aristoteles’in -aynı zamanda türün ilk örneği olanPoetika’sında trajedi ve destan türlerinin temel özelliklerinin ve bileşenlerinin ortaya konması
amaçlanır. Ayrıca sanat eserinin ontolojik bir bütün olduğu ve bu ontolojik bütünü belirleyen

�kategorilerin araştırılması öncelenir (Aristoteles, 1983:8) ki bu eğilim daha sonraki poetik
çalışmalara önemli bir perspektif sunar. Aristoteles’ten sonraki dönemde üretilen bir diğer
poetik metin de Alman Romantik Edebiyatının önemli temsilcilerinden kabul edilen
Novalis’in Poetika’sıdır. Novalis ise şiirin tarihle, felsefeyle ve özellikle de doğayla olan
ilişkisine yoğunlaşır. (Novalis, 2003:19) Aforizma biçiminde dile getirdiği fikirleriyle şiirin
içeriğine ve yapısına dair değerlendirmeler yapar. İdealist felsefenin de etkisiyle doğa şiiri,
aşkın şiir, lirik şiir ve epik şiir gibi kavramsallaştırmalar oluşturur, şiirle vahiy arasında bir
analoji kurarak “aşkın poetika” kavramına ulaşır. (Novalis, 2003:55)
Özellikle 19. yüzyıldan sonra poetik çalışmaların ekseni daha çok şiire ve şiirselliğe
kayar. Nitekim modern dönemdeki en önemli poetik değerlendirmelerden biri olan
Todorov’un Poetikaya Giriş adlı kitabında “şiirselliğin-edebiliğin” altı ısrarla çizilir ve
poetikanın tek tek yapıtlardan çok; her bir yapıtın ortaya çıkışını yöneten genel yasaların
bilgisine ulaşmayı hedeflemesi önerilir. Elbette bu poetik yaklaşım, şiirin kendisini değil; bir
şiirin şiir olmasını sağlayan “şiirsellik ve edebilik” niteliğini sorgulamayı esas alır. (Todorov,
2008:37) Böylece sınırları ve konusu belirlenmiş bir disipline evirilmeye başlayan poetika
kavramı, şiiri genel anlamda kavrayan, onun biçimini, içeriğini, üslubunu, estetiğini kapsayan
konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın irdeleyen bir bilgi dalına dönüşür. (Sazyek,
1991:69) Bu bağlamda birçok şair, şiire dair fikirlerini, şiir anlayışlarını yansıtan poetikalar
kaleme alır. Bu poetikalar, kimi zaman şairin poetik fikirlerini yazdığı şiirler aracılığıyla dile
getirmek istemesi sebebiyle manzum; kimi zaman da teorik bir çerçeve oluşturma gayesiyle
mensur bir karakter taşıyabilir. (Çıkla, 2010:19-32) Dünyada, özellikle de Batı Edebiyatında
genel olarak böyle bir gelişim sürecine sahip olan poetika kavramının ve çalışmalarının Türk
Edebiyatındaki örnekleri oldukça yeni sayılır.
Türkçede, şiirin tarihi çok eskilere dayanmasına rağmen şiirin teorisi, yapısı, içeriksel
ve biçimsel boyutları üzerine yapılan çalışmalar, 19. yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşan
Batılılaşma ve modernleşme çabalarıyla gelişir. Modernleşmenin şiir alanına yansımasının
sonucunda ortaya çıkan şiir teorisi çalışmaları, dönem sanatçılarının ve edebiyatçılarının
“Batı’nın edebiyatına, düşüncesine, müziğine yönelirken; Doğu kültürünü de geçmiş
yüzyıllardaki Osmanlı’dan daha sistematik” (Ortaylı, 2007:18) bir bakış açısıyla
değerlendirmeye başlamalarının bir ürünüdür. Çünkü hem Batılı/modern bir şiir anlayışını
yerleştirmek hem de eski şiiri yeni bir perspektifle yeniden biçimlendirmek gayreti poetik
çalışmaları zorunlu kılar. Fakat Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle “bir medeniyet
buhranına” (Tanpınar, 2006:15) tekabül eden bu kaotik atmosferde üretilen çalışmaların

�bireysel, sistematik, bütünlükçü ve tutarlı poetikalar olduğunu söylemek zordur. Hem tam
anlamıyla modern, kentli, bireyselliğinin bilincine varmış toplumsal bir dokunun oluşmaması
hem de gelenek-modernlik (eski-yeni, Doğu-Batı) karşıtlığına angaje bir edebiyat ve sanat
atmosferinin varlığı, şiir teorisi/poetika tartışmalarını bireysellikten çok topluluklar üzerinden
yürüyen tepkisel, duygusal, anlık değerlendirmelere dönüştürür. (Demir, 2012:1435)
Cumhuriyet’in ilk dönemlerine kadar bu minvalde devam eden poetika girişimleri Yahya
Kemal, Nazım Hikmet ve Ahmet Haşim’le birlikte yeni bir boyuta evrilir. Bu dönemde Türk
şiiri modernleşme yolunda önemli bir sıçrama yaptığı gibi şiirin teorik, felsefi, yapısal,
biçimsel özellikleri üzerine de daha fazla kafa yorulmaya başlanır. Örneğin geleneksel şiirle
modern şiirin birleştiği noktada duran Yahya Kemal bir taraftan bu birleşimin ahenkli bir
biçimde gerçekleşmesi için çaba sarf ederken; öte yandan özellikle Fransa’da edindiği Batılı
şiir birikiminin etkisiyle şiirin felsefi, varoluşsal, tematik ve biçimsel taraflarına eğilir.
Müstakil bir poetika kaleme almasa da şiir üzerine değerlendirmelerini çeşitli vesilelerle dile
getiren Yahya Kemal, bu yönüyle daha sonraki dönemlerde bireysel poetikalarını ete kemiğe
bürüyecek şairlere bir alan açar. Türk şiirinin ufkunu genişleten, yeni yaklaşımların ve poetik
yönelimlerin izini süren bir başka şair de hiç kuşkusuz Nazım Hikmet’tir. Toplumcu-gerçekçi
şiirin Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi olarak kabul edilen Nazım Hikmet, sadece
tematik anlamda bir yeniliğin değil; etkileri günümüze kadar devam edecek olan bir bakış
açısının, bir şiir anlayışının öncüsüdür. Şiir üzerine poetik değerlendirmelerini çeşitli
vesilelerle dile getiren şairin poetikasını kimi zaman manzum biçimde dile getirmesi dikkat
çekicidir. Yine Fransız sembolistlerinden özümsediği unsurları, içsel dünyasıyla ve
gelenekten devşirdiği birikimle sentezleyen Ahmet Haşim, modern şiirin yerleşmesine yaptığı
katkı sebebiyle sonraki dönemlerde poetikalarını dile getirecek şairlere zemin hazırlar.
Cumhuriyet’in ilk dönem coşkusunun yerini belirli ilke ve inkılâpların topluma
benimsetilmesi çabasının aldığı 1930-40 arası dönem, Türk şiirinde modern yaklaşımların
yerleşmeye başladığı bir süreçtir. II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesine tekabül eden bu
dönemde, sürrealizm ve Dadaizm gibi modern akımların Türkiye’de tanınması, birey olma
yolunda ilerleyen kentli-modern orta sınıfın yeni yeni filizlenmesi, savaş atmosferinin
yarattığı karamsar hava ile birleşince Garipçiler gibi bir şiir akımının doğması kaçınılmaz
olur. Garip şairleri (Orhan Veli Oktay Rıfat ve Melih Cevdet), modern sanat akımlarından
haberdar olmalarının, sıradan insanı şiirin merkezine oturtmalarının ve geleneksel şiirden
radikal bir kopuşu önermelerinin yanı sıra şiir üzerine fikirlerini de poetik bir bütünlük
içerisinde dile getiren ilk topluluktur. 1941 yılında çıkardıkları Garip kitabının önsözünde,

�daha önce kaleme aldıkları değerlendirmeleri birleştiren Garipçiler, bütünlüklü, sistematik,
tutarlı ve modern bir poetik metin üretmeyi başarırlar.
Garip hareketinin 1941 yılında bir topluluk adına vücuda getirdiği poetika çalışması,
Türk şiirinde yeni bir dönemin kapılarını aralar. Salah Birsel’in Şiirin İlkeleri ile Necip
Fazıl’ın Sonsuzluk Kervanı adlı avangart çalışmalarının açtığı kapıdan bireysel, sistematik ve
modern poetikaların üretilmeye başlandığı, şairlerin sadece şiirle değil şiirin yapısal, felsefi,
tematik sorunlarıyla da yoğun bir biçimde ilgilenmeye başladıkları söylenebilir. Özellikle II.
Dünya Savaşı’nın yarattığı krizin kültürel yansımaları, varoluşçuluk gibi felsefi akımların şiiri
etkilemesi,

Türkiye’nin

yaşadığı

kentlileşme,

modernleşme

süreciyle

belirginleşen

entelektüel, bireyselleşmiş küçük burjuva tabakanın oluşması, bireysel poetika denemelerinin
çoğalmasını sağlar. Bu bağlamda poetika çalışmalarının hem niteliksel hem de niceliksel
anlamda sıçrama yaptığı süreç II. Yeni şiirinin ortaya çıktığı dönemdir. Çünkü II. Yeni şiiri,
hem kendinden öncekilerden radikal bir kopuşu temsil etmesi hem sonrakiler üzerinde önemli
etkiler bırakması nedeniyle şiir geleneğinde önemli bir döneme, akıma, sürece veya kendi
tabirleriyle “bir şiir olayına” tekabül eder. II. Yeni şiirinin imgeye dayanan, anlamı
sorunsallaştıran, dilsel ve biçimsel deneyselliklerden kaçınmayan, bireyselliği önceleyen
avangart yapısı, sürrealizm, varoluşçuluk, atonal müzik, soyut resim vb. modern sanat
akımlarından beslenmesi beraberinde bir dizi poetik değerlendirmeyi zorunlu hale getirir. Bu
noktada II. Yeni şairleri bir taraftan yeni bir şiiri kurmaya çalışırken öte taraftan şiirin poetik
boyutu üzerinde de epey mesai harcarlar ve Türk şiir geleneği içerisinde azımsanmayacak bir
yekûna tekabül eden bir dağarcık oluştururlar.
1970-80 arası dönem, poetik çalışmaların çok fazla öne çıkmadığı bir dönemdir. Şiiri
ve edebiyatı, önemli oranda etkileyen politik atmosfer, şairleri genel olarak devrimci coşkuyu
taşıyan toplumcu bir şiire yöneltir. Yine hayatın her alanına sinen eylemsellik hali şiirin
yapısal meselelerinin, kendine özgü özelliklerinin tartışılmasını tali planda bırakır. 12 Eylül
darbesinden sonra tekrar alevlenen poetik tartışmaların odağında ise genel olarak toplumcu
şiir-bireyci şiir ikilemi vardır. Özellikle 12 Eylül askeri darbesi ile başlayan ekonomik,
siyasal, toplumsal ve ideolojik şekillenmenin sonucunda yaşanan dönüşüm, şiire ve
dolayısıyla poetik tartışmalara yansır. Bu bağlamda 1970’lerin toplumcu şiir poetikasını
devam ettirenlerle 1980 sonrasının bireyci poetikasını savunanlar arasındaki tartışma,
1990’ların sonuna kadar bir biçimiyle devam eder. Bu tartışmaların neticesinde bireyci veya
toplumcu bir poetikayı benimseyen şairler olmakla birlikte daha sentezci ve eklektik
poetikalara meyleden şairler de edebiyat sahnesinde yer almaya başlar. Hatta 1990’larla

�birlikte edebiyat ve şiir ortamını etkileyen postmodern eğilimler, yükselişe geçen kentlimuhafazakâr şiir, nihilizm ve anarşizm gibi akımlar etrafında filizlenen yeraltı şiiri, yaşamın
her alanında belirginleşen çokkimlikli ve çokkültürlü atmosferin doğal bir yansıması olan
minör edebiyat anlayışı poetik yaklaşımların da çoğullanmasına, farklılaşmasına ve
zenginleşmesine olanak sağlar.

1. Avangart Bir Poetik-Roman: Şairin Romanı
Poetikanın teorik ve tarihi gelişim süreci içerisinde gerek Dünya edebiyatında gerekse
Türk Edebiyatında poetika çalışmalarının çoğu, ya şiir formunda yani manzum; ya da
deneme-makale formunda yani mensur biçimde kaleme alınır. Bu yönüyle edebiyat sahasına
daha geç çıkan roman, uzun süre şairlerin poetik fikirlerini açıklamada pek rağbet etmedikleri
bir tür olarak kalır. Öte taraftan şiirin her dönemde daha sınırlı ve seçkin bir zümrenin,
romanın ise daha geniş halk yığınlarının ilgi gösterdiği bir tür olarak algılanması, şairlerin
uzun bir süre romandan uzak durmalarına sebep olur. Ancak 19. yüzyıldan itibaren özellikle
büyük yazarlar tarafından yetkin örneklerinin verilmesiyle birlikte şairler de bu türe ilgi
göstermeye başlarlar. Daha çok şiirle anlatamadıkları hikâyeleri, romanla ifade etmeye çalışan
şairler, aynı zamanda şiir anlayışlarını, şiirin yapısal, izleksel ve teknik boyutları hakkındaki
fikirlerini roman aracılığıyla paylaşmayı denerler. Örneğin Rilke, Cesare Pavese, Sylvia Plath
ve Ingeborg Bachmann gibi şairler yazdıkları romanlarda belirli temalara değinmekle birlikte
şiire özel bir önem verirler ve poetik fikirlerini çeşitli biçimlerde ifade ederler. (Tosun,
2012:http://tosunnecip.net.)

Yine şairane tutumunu romanın her birimine yansıtan daha

imgesel ve metaforik bir anlatımı zorlayan bu şairler romanlarıyla şiirlerinin kaynaklarını,
arka planını varoluş şartlarını yansıtmayı da ihmal etmezler.
Türk Edebiyatında ise poetik fikirlerini roman üzerinden açıklamak şairlerin pek
rağbet ettikleri bir yöntem değildir. Bu nedenle çalışmamızın ana konusunu teşkil eden
Murathan Mungan’ın Şairin Romanı adlı eseri, bu sahadaki avangart anlatılardan biri olarak
değerlendirilebilir. Çünkü bu eserle Türk Edebiyatında belki de ilk kez bir şair, poetikasını
yazdığı bir roman üzerinden açıklar, okurla paylaşır. Nitekim hem şair hem de romancı olan
Mungan, Şairin Romanı’nı “şiirin öldüğü, romanın öldüğü, edebiyatın öldüğü, giderek yazılı
kültürün bile tükenmekte olduğu, her şeyin görselliğe indirgendiği bir çağda, belki dilin en



(2011), İstanbul: Metis Yayınları, 1. Baskı. (Çalışmamızda verilen sayfa numaraları eserin bu baskısına aittir.)

�eski en kadim sanatı olan şiire, roman aracılığıyla bir saygı duruşunda” (Erciyes, 2012:
www.radikal.com.tr) bulunmak için kaleme aldığını söyler. Birçok poetika denemesinde
olduğu gibi amacını açıkça ortaya koyan Murathan Mungan, aynı zamanda şiirin, sadece
insanların zayıf anlarında, âşık olduklarında ya da marazi zamanlarında sığındıkları bir sanat
değil; düpedüz varoluşun bir parçası olduğunu hatırlatmak isteğinin de böylesi bir poetikromanı doğurduğunu vurgular. (Erciyes, 2012: www.radikal.com.tr)
Şairin Romanı; esas itibariyle poetik boyutunun yanı sıra fantastik, ütopik ve polisiye
havası taşıyan oldukça hacimli bir anlatıdır. Uzun yıllar süren bir çalışmanın, birikimin ve
değerlendirmelerin ürünü olan bu romanda; fantastik bir dünyada, bilinmeyen bir zamanda ve
kurmaca bir atmosferde geçen olaylar anlatılır. “Şairin Dönüşü”, “Şairin Toprağı”, “Şairin
Levhaları”, “Şairin Gölgeleri”, “Şairin Hayvanı”, “Şairin Kanı” ve “Şairin Oyunu” adlarını
taşıyan yedi bölümden oluşan roman, Bilge Şair Bendag’ın 50 yıllık gönüllü sürgünden
dönmesiyle başlar. Sıradan bir denizci gibi geçirdiği yılların ardından ülkesi Anakara’ya
dönen yüz yaşındaki Bendag, kimliğini gizleyip tüm Anakara’yı dolaşacağı son bir şiir
yolculuğuna çıkar. Adı efsaneleşen, herkesin şiirlerini büyük bir hayranlıkla okuduğu Bendag,
birçok şehirden geçerek, anılarını yeniden hatırlayarak ama daha çok; şiire dair yeni duygular
ve fikirler edinerek hatta uzun yıllar aradan sonra şiir yazmaya başlayarak Odragend şehrine
gider. Amacı Odragend’de düzenlenen ve Anakara’ın en büyük şiir festivali olan “On Üç
Dolunaylı Yıl Şenlikleri”ne son bir kez katılmaktır. Bilge Şair Bendag’ın yolculuklarla ve
maceralarla dolu hareketli yaşamının bir nevi simetrisini oluşturan bir diğer şair ise ömrünün
büyük bölümünü evinden dışarı çıkmadan geçiren şiir filozofu Moottah’tır. Yaklaşık yirmi
yıllık inziva döneminin ardından biriktirdiklerini insanlarla paylaşma zamanının geldiğine
kanaat getiren Moottah, çırakları Zeey ve Tagan’ı da yanına alarak şehir şehir dolaşmaya
başlar. Gittiği her şehirde şiir üzerine konuşmalar yapar, birikimini insanlara aktarır. Moottah
ve çıraklarının trajik hikâyesi de romanın diğer kahramanları gibi elbette Odragend’de
sonlanır.
Romanın polisiye odaklı kurgusu ise deneyimli polis Gamenn’in bütün ülkeye yayılan
şair cinayetlerini soruşturma sürecini anlatır. Tıpkı Bendag ve Moottah gibi tüm ülkeyi
dolaşan, buralardaki şair cinayetlerini soruşturan Gamenn, taklitçiliği simgeleyen Agabu’nun
Serhenas’ı öldürtüp onun şiirlerini kendi şiirleriymiş gibi yayımlattığını ortaya çıkarır.
Nitekim Agabu’nun başka bir kadına âşık olması üzerine karısı Zeheyra, bu gerçeği
Moottah’a söyler ve Serhenas’ın defterlerini ona verir. Önce karısı Zeheyra’yı öldüren Agabu,
adamlarını Moottah ve çıraklarının peşine takar. Moottah ve çıraklardan Zeey’i öldüren

�Agabu’nun adamları Tagan’ı öldüremez. Fakat Tagan’ın bilincini maniple ederek onu bir
katile dönüştürürler ve şair cinayetlerini ona işletirler. Romanın sonunda Gamenn Tagan’ı
bulur, fakat onun yıllar önce şair filozof Moottah’ın yanına verilen ikiz kardeşi olduğunu
öğrenir. Bu beklenmedik son romanın polisiye boyutunun da ustaca kotarıldığını gösterir.
Yine şiirleri, taklitçi şair Agabu tarafından çalındıktan sonra öldürülen Moottah’ın çocukluk
arkadaşı Serhenas’ın dramı, ölümün kıyısından dönen genç şair Dehamar’ın heyecanı, tüm
Anakarayı vücuduna dövme olarak çizdirmiş Haritacı Kaa’nın yol göstericiliği kurguyu
besler, Odragend’deki “On Üç Dolunaylı Yıl Şenlikleri”ne bir biçimde bağlanır. Elbette
Sözlükçü Tarkusyu’nun dilciliği, rüyalarıyla kahramanlara yol gösteren Ümma’nın düşselliği,
Bendag’ın hep yanında olan Ulsangeyma’nın koruyuculuğu, kadın şair Lelalu’nun zarafeti
anlatının renklenmesine, zenginleşmesine ve şiirsel atmosferinin tamamlanmasına önemli
katkı yapar. Sonuçta Odragend’deki “On Üç Dolunaylı Yıl Şenlikleri”nde, şiirsel bir
atmosferde kesişen kahramanların hikâyesi yine “şiirin adaleti” bağlamında çözümlenir. Bilge
Şair Bendag onurlandırılır, Moottah ve çıraklarının heykelleri dikilerek hem şairin çektiği
acılar hem de şiirin felsefesi ölümsüzleştirilir. Bu arada Agabu’nun taklitçiliği ifşa edilir ve
Agabu öldürülerek bir bakıma onun şahsında taklitçilik cezalandırılır. Böylece şiirsel bir
atmosferde cereyan eden anlatı, bu atmosfere uygun bir biçimde sonlanır.
Şairin Romanı sadece kurgu ve kişiler açısından değil tema, dil- anlatım, üslup, zaman
ve mekân gibi temel anlatı unsurları bakımında da şairane bir bakış açısından kotarılmış bir
metindir. Yoğun bir dil işçiliğine dayanan mecazlı ve sanatlı bir söyleyiş, modern dünyanın
somut ve mekanik zaman algısının dışına taşırılan zamansal boyut romanın şiirselliğini
destekler. Yine şiir bayraklarıyla donatılmış ve isimleri metaforik göndermelere yüklü
fantastik kentler ve kasabalar ile hemen her yerde bir biçimde değinilen şiire dair felsefi,
kültürel, tarihi, dilsel ve sanatsal değerlendirmeler, Şairin Romanı’nı baştan sona şiirsel bir
anlatıya dönüştürür.
1.1. Şairin Romanı’nda Poetik Fikirler
Kurgudan mekâna, zamandan dile, üsluptan anlatıma kadar hemen her roman
unsurunu şiirsel bir dokunun etrafında biçimlendiren Murathan Mungan, anlatı boyunca
poetik fikirlerini dile getirir. Mungan’ın bu bağlamda üzerinde durduğu konuların başında
şairin vasıfları gelir. Neredeyse tüm kişilerin şair olduğu romanda, yazar çeşitli
simgeleştirmeler, alegorik kişi ve mekân kurgulamaları üzerinden kendi poetikasındaki şairin
özelliklerini ifşa eder.

�Mungan’a göre bir şair her şeyden önce özgün olmalıdır. Nitekim romanda özgünlüğü
yakalamış şairi, henüz sesini bulamamış şairden ayırt eden “Şairin Kuyusu” adlı simgesel bir
mekândan bahsedilir. Şairin Kuyusu’nun, “geçmişi ta yaşlı kanlı devlerin, kırmızı dilli
ejderhaların zamanında kalma eski ve kutlu bir söylenceye dayanan” (s.87) hikâyesine göre
her genç şair, kendine, şiirine inandığı gün geldiğinde kuyunun başına gider, şiirini kuyunun
içine yüksek sesle okur. Eğer şiirinde kendi sesini bulmuşsa kuyu şiiri şairin sesiyle yankılar,
böylelikle onun şairliği bir bakıma tescillenir. Eğer şairin sesinde, şiirinde hala başka şairlerin
sesi duyuluyorsa, kuyu şiiri o şairlerin sesiyle yankılayarak genç şairin henüz özgünlüğü
yakalayamadığını ifade eder. (s.87) Elbette bu alegorik anlatım Mungan’ın şairin
özgünlüğünü ne kadar önemsediğini gösterir ki romanın kurgusu da büyük oranda şairler
arasındaki özgünlük-taklit ikileminden doğan gerilimlerle ilerler. Özgünlüğün kısa sürede
kazanılan bir özellik olmadığına inanan Mungan, şairin özgünlüğünü bulmasını ömür boyu
devam eden bir süreç olarak algılar. Nitekim romanda da büyük bir ün ve şöhret kazanan
şairler bile özgünlüğünü kaybetme, taklide düşme korkusunu sürekli yaşarlar. (s. 229) Öte
taraftan özgünlüğü hiç yakalayamamış, başkalarını taklit ederek bir konum edinmeye çalışan
şairler ise “kendi güç alanlarında kendisi için hiçbir zaman rakip olmayacak, fazla öne
çıkmayacak ama malzemesi pek de kötü olmayan ikincil figürler bulundurarak hayat içindeki
yerini sağlama almak” (s.258) çabasına girerler. Taklitçiliğe ve tahakküme dayanan bu çaba
şairin içindeki şairlik vasıflarını öldürdüğü gibi (s.271) bir biçimde kendini belli eder ve
taklitçi şair, “bir başkasının bayrağını dikerek çıktığı” (s.372) şiirin burçlarından çok trajik bir
biçimde indirilir. Nihayetinde Mungan’a göre iyi bir şair, şiirin insanın kendini bulmasına
açılan kapı olduğunu unutmamalıdır; zira “hakiki şairlerin soyağaçlarından, geçmiş mirasın
tahtalarından kendilerine taklit kapılar çatanlar” (s.245) bir gün kendi kapılarını çalacak yüzü
bulamazlar.
Murathan Mungan, aynı zamanda şairin dürüst, zeki ve enerjik olması gerektiğine
inanır. (s.116) Bu vasıflardan dürüstlüğün altını ısrarla çizen Mungan’a göre bir şair eğer
dürüst olmazsa; zekâsı ve enerjisi onu yok edebilir. Yine iyi bir şairin evrensel bir belleğe
sahip olmasını önemseyen Mungan, “algıları yalnızca kendi zamanlarına kilitli olanların
şairliği sadece bir çalışkanlıktır” (s.117) ilkesini savunur. Bu bağlamda şairin dürüst ve
basiretli olması kadar, geniş bir kavrayış ve muhayyile yeteneğine sahip olmasını da önemser.
Aksi takdirde şairin enerjik ve çalışkan olması boş ve amaçsız bir uğraş olarak kalacak ve
şairi süreç içerisinde tükenişe götürecektir.

�Murathan Mungan’ın şairde aradığı en önemli özelliklerden biri de şairin; şair fıtratına
sahip olmasıdır. Mungan’a göre “şair kanı olmayanların yazdığı şiirlerin kanı akmaz ki kessen
kelimelerini.” (s.417) Şairin şiirlerine canlılık veren şey, şairin sahip olduğu şairlik mizacıdır
ki bu durum; iyi şairi harekete geçiren, onu şiire götüren motivasyonu temsil eden “şairin
kanındaki hayvan” (s.305) motifi ile ifade edilir. Şair mizacına sahip, bilincinde ve kalbinde
şiiri sürekli duyumsayan şairin iyi bir şiir üretebilmesi için ayrıca çevresini, doğayı, yaşamı
iyi gözlemlemesi gerekir. Çünkü “tabiatın öğrencisi olamayan iyi bir şair olamaz.” (s.350)
Tabiatın dilini, ruhunu bilen şair, ışığın nesneler üzerinde oluşturduğu atmosferi iyi
gözlemleyebilmelidir. Zira “nesnelere derinliğini veren ışığın eğilip bükülmesidir; iyi şair de
ışığı tartabilmesini bilendir.” (s.318) Aksi durumda şair çevresine ve içinde yaşadığı sosyal,
kültürel ve edebi ortama yabancılaşır ve bu yabancılaşma şairin yeteneklerinin zayıflamasına
yol açar.
Şairin Romanı’nda, şairin dil ve anlatım konusunda titiz ve yenilikçi olmasının
önemine de dikkat çekilir. Murathan Mungan’ın şiirleri başta olmak üzere tüm yapıtlarında
özenle üzerinde durduğu bu durum, aynı zamanda bir şairde aradığı özelliklerin başında gelir.
Mungan’a göre bir şair, sözcüklerin anlamına, bağlamına, tınısına ve çağrışımsal boyutlarına
dikkat etmeli; yani sözcüklerin aynasına bakmasını bilmelidir. (s.223) Çünkü şiir, şairin
kelimelerle kurduğu ilişkiyle başlar. (s.431) Şair sadece mevcut kelimelerle ilişki kurmakla
yetinmez; aynı zamanda yeni çağrışımlar, metaforlar, imgeler ve anlatım imkânları ararken
anlamını yalnız kendisinin bildiği sözcükler ve tamlamalar da oluşturur ki (s.409) bu şairliğin
en önemli kriterlerinden biridir. (s.73) Mungan’a göre güçlü şair, elindeki kelimeler
yoksullaştığı, içindeki duyguyu anlatmakta kifayetsiz kaldığı durumlarda “acısını dindirmek,
ruhunu sakinleştirmek için sözcük aramaya başlar.” (s.73) Eğer bir şair bu arayışın bilincine
varmamışsa şiirsel anlamda bir mesafe alamayacağı gibi “kendi sığlığını, yaşama özgü
yalınlık, sadelik ve doğallık sanıp” (s.114) günlük dilin sınırları içinde kalır.
Murathan Mungan şairin sürekli arayış içerisinde, devingen, öncü ve yenilikçi bir
tarafının da olması gerektiğine inanır. Şairin bu çabası hem bireysel hem de toplumsal bir
karakter taşır. Öncelikle herkesin uykuda olduğu saatlerde ortalığa hâkim olan (s.11) yani
geceye sığınan şair, varoluşunu kurulu düzenin, rutin yaşamın dışında gerçekleştirir. Günlük
yaşamın sınırlarını aşındıran bu tavrı sürdürmek çok zordur. Ancak büyük şairler, bu sıkıntılı
süreci devam ettirip ömrünün sonuna kadar şair kalmayı başarır. (s.254) Öte taraftan bir şairin
ömrünün sonuna kadar şair kalmayı becermesi; ancak kendini yenilemesi ve geliştirmesiyle
mümkün olabilir. Bu bağlamda bir şair, yazdığı en mükemmel şiirde bile boşluk, eksilik

�olduğunu unutmamalıdır. Murathan Mungan, şairin kendine ve şiire karşı sorumlulukları
olduğu kadar topluma karşı da sorumlulukları olduğuna inanır. Mungan’a göre her şeyden
önce bir şair “ölürken yerküreyi bulduğundan daha iyi bırakmak zorundadır.” (s.42) Şair,
toplumun, yaşamın ve çevrenin daha iyi olmasını isterken; bu istemini de şair kimliğini
aşındırmadan gerçekleştirmeye özen göstermelidir. Çünkü şiir dışı durumlara angaje olan
şairler, “çoğu cenk meydanlarındaki ölüler kadar birbirinin aynı olan birörnek şiirlerinin
arasında kaybolup bir toplu mezara gömülür gibi askeri düzen içinde anonim bir bilinmezliğe
gömülüp” (s.294) giderler.
Murathan Mungan, Şairin Romanı’nda şairin vasıfları hakkındaki fikirlerini dile
getirmekle birlikte; şiirin ne olması gerektiğine, içeriğine ve yapısına ilişkin de
değerlendirmelerde bulunur. Mungan’a göre şiir, her şeyden önce dilin en kadim sanatıdır. Ki
bu özelliğiyle insanlığın kültürel, sosyal, düşünsel ve sanatsal belleğinin en önemli unsurları
arasında yer alır. Nitekim Mungan, şiirin gündelik dilin bulunuşundan önce ortaya çıktığını,
dilin ilk varoluş biçimi olduğunu ve bu yüzden insanlığın ilk kültürel, dini ve tarihi
üretimlerinin şiirsel bir hava taşıdığını savunur. (s.165) Şairin Romanı’nı insanlık tarihinin bu
kadim sanatına ithaf eden Mungan, roman boyunca şiirin kalıcılığının, gelenekselliğinin,
insanlığın tarihiyle koşut birikiminin altını çizer. Öyle ki şiirle çömlek arasında bir analoji
kurarak çöken uygarlıklardan geriye her zaman şiir ve çömlek kaldığını; bu nedenle ikisinin
de “yerkürenin en eski tanıkları” (s.71) olduğunu söyler. Şiir bu özelliğiyle ayrıca kentlere ruh
verir, kültürleri ayakta tutar ve mekânlara anlam katar. (s.119) Hatta yerkürenin varoluşuna
dair sırların, mitlerin ve efsanelerin özünde de şiir vardır, şiirsel bir atmosfer vardır. (s.312)
Bu bağlamda Murathan Mungan; tarihle, kültürle, coğrafyayla ve doğayla iç içe geçen şiirin,
kadim olduğu için kalıcı olacağına da inanır.
Murathan

Mungan,

şiir

bağlamındaki

meselelerden

“yerellik-evrensellik”

tartışmalarına da değinir. Şiirin yerel-ulusal kaynaklardan beslenmekle beraber evrensel bir
okuyucuya seslenmesi gerektiğine inanan Mungan, bu açıdan yerel değerle örülü; aynı
zamanda tüm insanlığa hitap edebilen bir şiir anlayışına yakın durur. Mungan’a göre “bazı
çiçeklerin varlıklarını yalnızca yetiştikleri iklime borçlanmış olmaları elbette onların
güzelliğini azaltmaz ama başka iklimlerde yaşayamamaları varlıklarını eksiltir. Yalnızca
kendi toprağında okunur, okunabilir olmak, iyi şiire yetmez. İyi şiir, doğduğu toprağın
iklimini başka iklimlere dönüştürebilme gücüne, yeteneğine sahip olmalıdır. Şiir doğduğu
yerlerin sesi, kokusudur. Kendi güneşini, kendi rüzgârını, kendi yağmurunu her yere taşır.
Hem de gittiği yerin güneşi, rüzgârı, yağmuru olur. İyi şiir tıpkı bir çömlek gibi vücut bulduğu

�toprağını başka diyarlara taşıyabilmeli, oralarda da kullanılabilmelidir.” (s.72-73) Yerelden
evrensele açılan şiirin, uluslararası ölçekte başarılı olabilmesi, içinde şekillendiği atmosferin
zenginliğini, renkliliğini ve derinliğini taşıyabilmesi gelenekle kurduğu bağın sağlamlığıyla
da ilintilidir. Çünkü toplumun tarihi ve kültürel belleğinin derinliklerinden süzülerek
günümüze ulaşan “şiir levhaları” (s.150) birbirinin üstüne istiflenmiş gibidir ve çoğu zaman
şiir birikimi “bu levhaları basamaklandırarak” (s.167) ilerler.
Şairin Romanı’nda, şiirin doğayla uyumlu olması ilkesi de poetik bir belirleme olarak
epeyce tartışılır. Mungan, iyi şiirin, en çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarması
bakımından doğaya benzediğini savunur. (s.10) Yine şiirin doğaya en az yabancılaşan sanat
olduğunu ifade eden Mungan’a göre şiir de doğa gibi bazen bir şeyi gösterirken aynı zamanda
gizler. (s.94) Murathan Mungan, şiirle doğa arasındaki bu benzerliği daha da ileri götürerek
şiirle doğa arasında bir özdeşleşme kurar. Nitekim doğanın özünde şiir olduğunu ve bir şairin
doğada olmayan dil aracılığıyla bu özü açığa çıkardığını, bir bakıma doğanın şiirini yeniden
yarattığını, dönüştürdüğünü belirtir. (s.98) Öte taraftan insanın da doğaya şiirle bağlandığına
ve doğayı ancak şiirle anlayabildiğine inanır. (s.105) Bu bağlamda şiirle doğa arasındaki
ilişkinin yabancılaşmadan uzak, deruni, ahenkli ve birbirini yansılayan bir karakter taşıdığının
altını çizen Mungan, böylece şiirin modern hayatla doğadan iyice kopan insanın bu trajedisini
çözebilecek en etkili araç olduğunu ifade etmiş olur.
Doğayla arasındaki uyumun sonucunda şiirin bir kıvamı, ölçüsü ve dengesi oluşur ki
Murathan Mungan, bu durumu şiirle matematik arasında bir analoji kurarak açıklamaya
çalışır. Şiirin bir matematiği olduğunu (s.91) ileri süren Mungan’a göre “Matematiğin sadece
rakamlarla, sayılarla uğraştığını ve kendini sadece onlarla ifade ettiği sananlar yanılırlar.
Matematik bütün evrenin dilidir, harflerin, sözcüklerin de… Bu nedenle şairlerle
matematikçiler arasındaki akrabalık sanıldığı kadar gizli ya da dolayımlı değildir.” (s.487)
Çünkü şairler de tıpkı matematikçiler gibi betimsel gerçekliğe değil varsayımsal olarak ileri
sürdükleri önermelerin uygunluğuna bağlıdırlar. (s.488) Öyle ki Mungan, bir şiirin
matematiğin evrenindeki görünmezliğine yaklaşabildiği oranda iyi şiir olabileceğini ısrarla
vurgular.
Şairin Romanı’nda şiirin değişik tanımları da çoğu zaman aforizma olarak
değerlendirilebilecek yargılarla ifade edilir. Örneğin Mungan’a göre şiir, kuşanmayı,
sakınmayı, geri çekilmeyi gerektiği ölçüde uygulayabilen bir iç kale sanatıdır. (s.22) Yine bir
“iç ses gibi, gizli söz gibi, saklı uyaklar gibi (…) yeni anlam kapılarının önünde ansızın

�beliren gümüş gölgeler gibi” (s.63) varolan şiirin “göğsünde tesadüf kuşları uçar.” (s.42)
İlhama, irticalen söylenmeye dayanan bu yönü, şiiri rüyaya yaklaştırır ki Mungan’ın
poetikasında önemli bir yer tutan şiirin psikanalitik boyutuna yapılan vurguyla örtüşür.
Nitekim “yarı mecnun, yarı kâhin, yarı şair Ümma”nın rüyaları (s.14), romanın bütününe
şiirsel ve romantik bir hava katar.
Murathan Mungan, Şairin Romanı aracılığıyla “iyi şiir”, “büyük şiir” gibi nitelemelere
de yer verir ve kendi poetikasında “iyi şiirin” neye tekabül ettiğine dair ipuçlarını okurla
paylaşır. Mungan her şeyden önce iyi şiirin insanı sahip olduğu zamanın dışına, bazen
geçmişe bazen de geleceğe taşıması gerektiğine inanır. (s.49) İnsanı günlük yaşamın
sıradanlığından ve monotonluğundan kurtarması gereken iyi şiiri dokunaklı kılan ise çoğu
zaman, betimlediği ya da betimler göründüğü değil, işaret ettiği şeylerdir. (s.218) Bir hakikat
sanatı olan şiir (s.412), aynı zamanda insanı andan koparan işaretler ihtiva etmesi nedeniyle
günlük yaşamın yüzeysel gerçekliğini soldurur. (s.25) Günlük yaşamın yüzeysel gerçekliğini
solduran bir bakıma “an”ı erteleyen iyi şiir (s.39), başka bir boyutu soldurduğu gerçekliğin
yerine ikame eder. Nitekim Murathan Mungan, iyi şiirin gerçeklik sanatı olduğunu
belirtmekle birlikte bu gerçekliğin farklı bir düzlemi işaret ettiğini vurgular. Kendi gerçeklik
düzlemini oluşturan şiir, ışıktan doğar (s.125) ve dünyayı, insanı ve toplumu açıklarken bile
bazı şeyleri gizler. (s.320) Bu gizleme eylemi, şiirsel bir dünyanın doğuşunu imler ki şiirin
anlamını da günlük yaşamın yüzeysel anlam düzeyinden koparır. Böylece iyi şiir, yalnızca
kendi anlamını taşır hale gelir ve sonsuz sayıda gerçekliği dile getirme olanağı sunsa da kendi
başına hiçbir gerçekliği temsil etmez. (s.364)
Murathan Mungan şiirin içeriği, anlamı ve tematik boyutu kadar biçimsel yönü
üzerinde de durur, şiirin dili ve üslubu konusundaki fikirlerini roman boyunca çeşitli
vesilelerle dile getirir. Nitekim şiirin söylenen şeyden çok söyleme biçimi olduğunu (s.318)
savunan Mungan’a göre bir şairi diğer şairlerden ayıran üslubudur. (s.321) Mungan’ın hem
şiirleriyle hem de poetik fikirleriyle örtüşen bu üslupçu eğilim, kendini daha çok dil
bağlamında gösterir. Şiirin öncelikle kelimelerle kurulan ilişkide başladığına (s.431) inanan
Mungan, sözcüklerin aynasına bakmayı bilmeyenlerin iyi şair olamayacağını ileri sürer.
(s.223) Mungan’a göre şairlik bir nevi madencilik gibidir ve “şairler dilin altına gömülü
kelimeleri çıkartır, onlardan yeni bir evren, yeni bir hayat kurar.” (s.127) Başka bir ifadeyle
iyi şairler, kelimelerin kendi aydınlığıyla yetinmez, onları köpürtüp başkalaştırır. (s.129) Yine
kelimelerin varolan anlamlarıyla yetinmeyen şairler, ürettikleri imgelerle, metaforlarla,
bağlamlarla yeni bir dilsel boyut yaratır. Bu yeni şiirsel dil, “gizli bir dildir” (s.167) ve

�Mungan’ın altını ısrarla çizdiği günlük gerçeklikten beslenmekle birlikte farklı bir düzlemde
şekillenen şiirin gerçekliğiyle yani içeriğiyle çakışır. Böylece şiir, gerek içerik gerekse biçim
bakımından tamamlanır.
Şairin Romanı’nda şiirin alımlanması konusu da tartışılır. Murathan Mungan, şairin ve
şiirin vasıflarını değerlendirmenin yanı sıra okur-şiir ilişkisine değinerek bir bakıma poetik
fikirlerini tamamlamış olur. Mungan’a göre okur, eğer bir şiiri anlamak istiyorsa yoğun bir
çaba ve emek harcamalı, şairin ufkunu ve hayallerini yakalamaya çalışmalıdır. (s.117) Öte
taraftan şairi; yaşadığı coğrafyaya, kültüre ve kişiliğinin şekillendiği atmosfere göre
değerlendirmemelidir. (s.390) Çünkü bir şairi yaşadığı coğrafyaya ve kişiliğinin şekillendiği
kültürel atmosfere indirgemek hem onun şiirlerinin tam anlamıyla anlaşılmasını engeller hem
de bir önyargının oluşmasına zemin hazırlar. (s. 390) Nihayetinde iyi bir okur, şairin ve şiirin
özgünlüğünü kavrayabilen, popüler şiirlerden kendini sakınan, şiirin anlamına vakıf olmak
için yoğun bir çaba harcayan, eleştirilerinde objektif ve ölçülü davranmaya çalışan kişidir.
Sonuç
Poetika, şiiri genel anlamda kavrayan, onun biçimini, içeriğini, üslubunu, estetiğini
kapsayan konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın irdeleyen bir bilgi dalıdır. Tarih boyunca
birçok şair; şiire dair fikirlerini, şiir anlayışlarını yansıtan poetikalar kaleme alır. Bu
poetikalar, kimi zaman şairin poetik fikirlerini, yazdığı şiirler aracılığıyla dile getirmek
istemesi sebebiyle manzum biçimde; kimi zaman da teorik bir çerçeve oluşturma gayesiyle
düzyazı (makale, deneme) biçiminde olur. Bu bağlamda edebiyat sahasına daha geç çıkan
roman, uzun süre şairlerin poetik fikirlerini açıklamada pek rağbet etmedikleri bir tür olarak
kalır. Ancak Batı edebiyatında 19. yüzyıldan itibaren özellikle büyük yazarlar tarafından
yetkin örneklerinin verilmesiyle birlikte şairler romana ilgi göstermeye başlar. Daha çok şiirle
anlatamadıkları hikâyeleri, romanla ifade etmeye çalışan şairler, şiir anlayışlarını, şiirin
yapısal, izleksel ve teknik boyutları hakkındaki fikirlerini de roman aracılığıyla paylaşmayı
denerler. Poetik roman vasfı taşıyan bu anlatılara Türk edebiyatında pek rastlanmaz. Bu
nedenle Çağdaş Türk Edebiyatının önemli kalemlerinden Murathan Mungan’ın Şairin Romanı
adlı eseri, bu alandaki çalışmaların avangart bir örneği olarak değerlendirilebilir. Çünkü Türk
Edebiyatında belki de ilk kez bir şair, poetikasını yazdığı bir roman üzerinden açıklar, okurla
paylaşır. Neticede fantastik, ütopik ve polisiye roman havası taşıyan Şairin Romanı, aynı
zamanda şiir sanatını merkezine alan, şiirin yapısal, varoluşsal ve teknik meselelerine çeşitli
vesilelerle değinen bir anlatıdır.

�Sonunda şiirsel adaletin sağlandığı bir kurgusal düzlem, hemen hepsi bir biçimde şiirle
ilgilenen kişiler kadrosu, yoğun bir dil işçiliğine dayanan mecazlı ve sanatlı bir söyleyiş,
modern dünyanın somut ve mekanik zaman algısının dışına taşırılan zamansal boyut, şiir
bayraklarıyla donatılmış ve isimleri metaforik göndermelere yüklü fantastik kentler Şairin
Romanı’nı baştan sona şiirsel bir anlatıya dönüştürür. Bu şiirsel anlatı; kurgu, kişiler, bakış
açısı, tema, dil- anlatım, üslup, zaman ve mekân gibi temel anlatı unsurları bakımında şairane
bir üslupla kotarılmış bir anlatı olduğu kadar şiirin kriterlerini ve şairin vasıflarını da çeşitli
yönleriyle yansıtan bir romandır. Mungan özgünlükle, çalışkanlıkla, üslupçulukla, titizlikle,
dürüstlükle ve yenilikçikle vasıflandırdığı şairden; yerel-evrensel dengesini taşıyan, doğayla
uyumlu, ölçüsü ve matematiği olan, insanı hem geçmişe hem de geleceğe götüren, kendine
has bir gerçeklik düzlemi yaratabilmiş, dil ve üslup bakımından yetkin, içerik-biçim dengesini
sağlamış şiirler üretmesini ister. Sonuçta şair ve şiire dair bu tespitler, Murathan Mungan’ın
poetikasının temel kodlarını verdiği gibi Şairin Romanı’nı da poetik bir romana dönüştürür.

Kaynakça
Aristoteles. (1983). Poetika, (Çev. İsmail Tunalı), İstanbul: Remzi Kitabevi.
Çıkla, S. (2010). Türk Edebiyatında Manzum Poetikalar 1860-1960, Ankara: Akçağ
Yayınları.
Demir, F. (2012). “Salah Birsel’den Avangart Bir Poetika Denemesi: Şiirin İlkeleri”, Turkısh
Studies Dergisi, Volume 7/14 Fall, s.1433-1440.
Erciyes, C. (2012). “Murathan Mungan’la Röportaj”, www. radikal.com.tr.
Karaca, A. (2005). İkinci Yeni Poetikası, Ankara: Hece Yayınları.
Novalis, F. (2003). Poetika, (Çev. Ahmet Sarı-Şahbender Çoraklı), İstanbul: Babil Yayınları.
Ortaylı, İ. (2007). Batılılaşma Yolunda, İstanbul: Merkez Kitapları.
Sazyek, H. (1991). “Poetikanın Boyutları”, Sombahar Dergisi, S.5.
Tanpınar, A.H. (2006). 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Todorov, T. (2008). Poetikaya Giriş, (Çev. Kaya Şahin), İstanbul: Metis Yayınları.
Tosun, N. (2012). “Şair Roman Yazarsa”, http://tosunnecip.net.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10807">
                <text>2215</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10808">
                <text>MURATHAN MUNGAN’DAN AVANGART BİR POETİK-ROMAN: ŞAİRİN ROMANI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10809">
                <text>DEMİR, Fethi </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10810">
                <text>Anahtar Kelimeler: Poetika, Şairin Romanı, Murathan Mungan, Poetik-roman.  ÖZET  Edebiyat teorisi üzerine yapılan çalışmaların tarihi, neredeyse yazılı edebiyatın tarihi kadar eskidir. Şairler, yazarlar ve edebiyatçılar bir taraftan sanatsal bir üretim içersinde olurken; öte taraftan sanat eserinin içeriğini, yapısını, tekniğini ve oluşumunu açıklamaya çalışan teorik çalışmalar üretirler. Bu teorik çalışmaların en önemlisi de tarih boyunca farklı anlamlar kazanan poetikadır. Önceleri Aristoteles’in -aynı zamanda türün ilk örneği olan- Poetika’sından hareketle trajedi ve destan türlerinin temel özelliklerinin ve bileşenlerinin ortaya konmasına dayanan poetik çalışmaların çerçevesi; sonraları, daha çok şiirle sınırlandırılır. Özellikle 19. yüzyıldan sonra bu yönü daha da belirginleşen poetika kavramı, şiiri genel anlamda kavrayan, onun biçimini, muhteviyatını, üslubunu, estetiğini kapsayan konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın irdeleyen bir bilgi dalına dönüşür. Bu bağlamda birçok şair, şiire dair fikirlerini, şiir anlayışlarını yansıtan poetikalar kaleme alır. Bu poetikalar, kimi zaman şairin poetik fikirlerini yazdığı şiirler aracılığıyla dile getirmek istemesi sebebiyle manzum; kimi zaman da teorik bir çerçeve oluşturma gayesiyle mensur bir karakter taşıyabilir. İşte bu teorik bağlam içerisinde Çağdaş Türk Edebiyatının önemli kalemlerinden Murathan Mungan, Şairin Romanı adlı eseriyle poetik metinlere farklı bir boyut kazandırır. Çünkü sadece Türk Edebiyatında değil; belki de Dünya Edebiyatı içerisinde ilk kez bir şair, poetikasını yazdığı bir roman üzerinden açıklar, okurla paylaşır. Neticede fantastik, ütopik ve polisiye roman havası taşıyan Şairin Romanı, aynı zamanda şiir sanatını merkezine alan, şiirin yapısal, varoluşsal ve teknik meselelerine çeşitli vesilelerle değinen avangart bir poetik-roman olarak okunabilir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10811">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10812">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10813">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10814">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
