<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<itemContainer xmlns="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xsi:schemaLocation="http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5 http://omeka.org/schemas/omeka-xml/v5/omeka-xml-5-0.xsd" uri="https://omeka.ibu.edu.ba/items/browse?output=omeka-xml&amp;page=122&amp;sort_field=Dublin+Core%2CCreator" accessDate="2026-06-16T03:22:43+01:00">
  <miscellaneousContainer>
    <pagination>
      <pageNumber>122</pageNumber>
      <perPage>10</perPage>
      <totalResults>3494</totalResults>
    </pagination>
  </miscellaneousContainer>
  <item itemId="1318" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1515">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/19d9964809171590719a9c085883b42b.docx</src>
        <authentication>9def5eeea02e39a5a32c9e4de1f9dcd5</authentication>
      </file>
      <file fileId="1516">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7a8540026fbf918b3d25fe8f4000f382.pdf</src>
        <authentication>85477337cf500e40870429f1cb51328b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10357">
                    <text>OSMANLININ ROMANYA’DAN ÇEKİLİŞİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR ROMANYA
TÜRKLERİNCE YAYINLANAN DERGİLER VE MEKTEP VE AİLE MECMUASI
Ali AKSU
Cumhuriyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Sivas / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Journals, Mektep ve Aile, Literary, cultur, Romanian Turks.
ÖZET
Romanya Türkleri, Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra pek çok sayıda dergi
çıkarmışlardır. İlk çıkan dergiler, Osmanlıca, sonrakiler ise Türkçe olarak yayımlanmıştır. Örnek
olarak Dobruca, Hareket, Sadâkât, Şark, Işık, Emel, Sadây-ı Millet, Türk Birliği gibi dergileri
verebiliriz. Mektep ve Aile Mecmuası da bunlardan biridir. Mektep ve Aile Mecmuası, 19151916 yılları arasına Romanya’da yayımlanmış aylık bir dergidir. Mehmet Niyazi ve İbrahim
Temo gibi yazar ve aydınlar bu dergiye makale yazmışlardır. Mektep ve Aile dergisi, edebi, ilmî
ve ictimâî bir dergidir. Bu bildirimizde Romanya Türkleri tarafından yayımlanmış olan dergileri
ve Mektep ve Aile dergisi ele alınmıştır. O dönemin edebi ve kültürel durumuna ışık tutulmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1517">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/efc578b7ab8d1f668632ef5c7dcba166.doc</src>
        <authentication>5e314729b6ca2a880d4c6bf965730a63</authentication>
      </file>
      <file fileId="1518">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c7253dc892875c5cca47633b9aa97209.pdf</src>
        <authentication>83a7fd5af6175139dcc8a9a236b7905d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10358">
                    <text>OSMANLININ ROMANYA’DAN ÇEKİLİŞİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR
ROMANYA TÜRKLERİNCE YAYINLANAN GAZETE VE DERGİLER
VE MEKTEP VE AİLE MECMUASI
Ali AKSU1
Özet
Romanya Türkleri, Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra pek çok sayıda dergi
çıkarmışlardır. İlk çıkan dergiler, Osmanlıca, sonrakiler ise Türkçe olarak yayımlanmıştır.
Örnek olarak Dobruca, Hareket, Sadâkât, Şark, Işık, Emel, Sadây-ı Millet, Türk Birliği gibi
dergileri verebiliriz. Mektep ve Aile Mecmuası da bunlardan biridir. Mektep ve Aile
Mecmuası, 1915-1916 yılları arasına Romanya‟da yayımlanmış aylık bir dergidir. Mehmet
Niyazi ve İbrahim Temo gibi yazar ve aydınlar bu dergiye makale yazmışlardır. Mektep ve
Aile dergisi, edebi, ilmî ve ictimâî bir dergidir. Biz bu bildirimizde Romanya Türkleri
tarafından yayımlanmış olan dergileri ve Mektep ve Aile dergisini ele alacağız. O dönemin
edebi ve kültürel durumuna ışık tutacağız.
Anahtar Kelimeler: Dregiler, mektep ve aile, gazete, kültür, Romanya Türkleri
JOURNALS WHICH WERE PUBLıSHED BY ROMANIAN TURKS AFTER
OTTOMAN EMPIRE BEING TAKEN FROM THE REGıON TO THE PRESENT
DAY AND JOURNAL OF SCHOOL AND FAMILY

Abstarct
Romanıans Turks, have published many journals after Ottoman Empire withdrawed from
region/Romania. Journals which published the first were Ottoman Language, but the latters
were Turkish Language. We can give as example

Dobruca, Hareket, Sadâkât, Şark, Işık,

Emel, Sadây-ı Millet, Türk Birliği journals… Mektep ve Aile (School and Family) Journal is
one of these journals. It was published between 1915-1916 years in Romania. As Mehmet
Niyazi and İbrahim Temo writers and intellectuals had written articles to this journal. Mektep
ve Aile is a literary, scientific and social journal. We will deal with journals which had
published by Romanian Turks and Mektep ve Aile Journal in this paper. We will get brighter
literary and cultural status of that period.
Key Words: Journals, school and family, literary, cultur, Romanian Turks

1

Prof.Dr., Cumhuriyet Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Böl., aksu2004@hotmail.com

�A- Romanya Türkleri ve basın hayatı
1-Romanya Türklerinin Kısaca Tarihi
Dobruca, Balkanlar'ın kuzeyinde Tuna ile Karadeniz arasındaki bir bölgenin adıdır. Adını,
Kuman asıllı Dobrotiç'ten aldığı tahmin edilmektedir 2 . Dobruca topraklarının 14.492
kilometrekaresi Romanya, 7780 kilometrekaresi de Bulgaristan sınırlan içinde bulunmaktadır.
Bizim çalışmamız Romanya Dobruca‟sı içerisinde kalan Türklerin edebî durumları üzerinde
olacaktır. Yaklaşık 23 milyonluk nüfusu ve 237.000 kilometrekarelik yüzölçümüyle
Balkanlar'ın önemli ülkelerinden biri olan Romanya'nın nüfusunun yüzde 10'unu azınlıklar
teşkil etmektedir3.
Romanya Türklerinin çoğu, Dobruca bölgesindeki Köstence (Constanta), Mecidiye
(Medgidia), Tulça (Tulçea) gibi şehirlerde yaşamaktadır. Ayrıca Kılıraş (Calaraşi), Oltenia,
Braila, Galat, Bükreş gibi illerde de Türk azınlığa rastlanmaktadır. Bunlar ise, ancak yüzde 3
gibi küçük bir oran teşkil etmekte; Türklerin yüzde 85'i Köstence, yüzde 12'si ise Tulça'da
yaşamaktadır. Romanya'da Tatar ve Rumeli Türklerinin yanında az sayıda Ortodoks
Hıristiyan Gagavuz Türklerine de rastlanmaktadır4.
Dobruca Türklerinin çok eskilere uzanan tarihî bir geçmişi vardır. Düz, verimli ve sulak bir
yer olması sebebiyle tarih boyunca birçok Türk kavminin yerleşim merkezi olan Dobruca,
dört buçuk asra yakın bir süre devam eden Osmanlı idaresiyle bir Türk yurdu haline gelmiştir.
Bugün, gerek Osmanlı, gerekse Osmanlı öncesine ait birçok eserle, çeşitli yer adları –ki İkinci
Dünya Savaşı'na kadar yüzlercesi değiştirilmekle birlikte- hâlâ varlığını korumaktadır5.
XIII. yüzyıla kadar, hep kuzeyden gelen Türklerin akınlarına sahne olan Karpat-Tuna
bölgesinde, ilk olarak M.Ö. 1000 yıllarında, protoTürkler'den kabul edilen İskitler
görülmektedir. Bunlar, Romenlerin ataları kabul edilen Traklarla temas kurarak Mangalya (ki
bu ad İskitlerden kalmıştır) civarında bazı Romen aşiretlerini idaresi altına almışlardır6.

2

Kemal Karpat, “Dobruca”, DİA., İstanbul 1994, IX, 483
Bunların en büyüğünü 1.620.198 kişiyle Macarlar oluşturmaktadır. Diğerleri ise sırasıyla Romanlar (Çingeneler
409.723), Almanlar (119.000), Ruslar, Ukraynalılar, Türkler, Lehliler, Çekler ve Yunanlılar gibi küçük
azınlıklardır. Türklerin sayısı ise, 1992 nüfus sayımına göre 54.182'dir. Bunların 29.533'ü Rumeli, 24.649'u ise
Tatar Türkü'dür. Gayri resmi kaynaklara göre, bu sayı 70 ile 100 bin arasında değişmektedir.
4
Karpat, “Dobruca”, IX, 483; Aurel Decei, “Dobruca”, İA., by ty, III, 633.
5
Bu konuda geniş bilgi için bk., Ülküsal, Dobruca ve Türkler, Ankara 1987, s. 133 ve diğer yerler; Petru
Boğdan, Studii şi Documente cu Privire la Istoria Romanilor, Bucharest 1901, s. 117 vd; Ekrem Hakkı
Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri, İstanbul 2000, s. 8 vd; Ali Aksu, Romanya Müslüman
Türklerinin Dünü Bugünü, Köstence 2003, s. 54-101.
6
Mihail Guboğlu, “Romen Ulusunun Eski Türk Kavimleri ile İlişkileri Hakkında”, VIII. Türk Tarih Kongresi
11–15 Ekim 1976, Ankara 1981, II, 751.
3

�İskitleri, sırasıyla M.Ö. 375 yıllarında Batı Hun Türkleri (80 yıl)7; M. VI. yüzyılda Orta
Asya'dan (Deşt-i Kıpçak) gelerek İstanbul'u bile kuşatacak kadar ilerleyen Avar Türkleri 8; M.
VII. yüzyılda da Bulgar Türkleri9 (681–702) takip etmektedir. 9. ve 10. asırlarda Karpat-Tuna
bölgesinde oluştuğu kabul edilen Romen ulusu, 9. yüzyılın sonlarına doğru ise Peçenek
Türklerinin istilasına uğramıştır 10 . Bizans'ı da kendilerine dâhil eden Peçenek Türkleri,
Avarlardan sonra İstanbul'u ikinci defa kuşatmışlarsa da fethedememişlerdir. On üç boydan
oluşan bu Türklerin biri de, bugünkü Gagavuz Türklerinin aslını oluşturan Oğuz/Uz'lardır.
Braila ve Tulça'da, Peçenek ve Oğuz/Uz Türklerinden kalan bazı yer adlarına
rastlanmaktadır 11 . Peçenekler, XI. yüzyılın ortalarında (1057) Kuman Türklerine mağlup
olmuşlardır. Kumanlar, bu yörede iki asra yakın hüküm sürdükten sonra Katolikliği kabul
etmişlerdir12.
1241'de kısa bir süre devam eden Moğol akınları, buradaki Türklerin, daha güneye
inmelerine sebep olmuştur. XIII. asırda, bu bölgede güneyden gelen Türkler görülmeye
başlamıştır. M. 1263-64'te, Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus ve Sarı Saltuk önderliğindeki
Selçuklu Türkleri, Babadağ civarındaki Kavurna ülkesi adı verilen bir bölgeye
yerleşmişlerdir. Bunlar, Sarı Saltuk'un ölümünden sonra Bizans'ın zorlamasıyla Hıristiyanlığa
geçmişlerdir. Dobruca adının da bu devletin başına geçen Kuman asıllı Dobrotiç'ten geldiği
tahmin edilmektedir. Türk tarihçileri, bu asırdan itibaren bu bölgeden Dobruca yurdu olarak
bahsetmişlerdir13.
XIII. yüzyılın ortalarından XIV. yüzyılın sonlarına kadar ise, Altınorda Devleti'nin
sınırlarının Tuna'ya kadar genişlemesi üzerine; Kıpçak Bozkırlarındaki Tatar Türklerinden bir
kısmı Dobruca Bölgesi'ne gelip yerleşmişlerdir. XIV. yüzyılda, Aydınoğulları Beyliği'nin
Dobruca bölgesine yaptığı birkaç saldırıdan sonra, Balkanlar'da asırlar sürecek yeni bir dönem
başlamıştır.
1391'de Osmanlılara vergi vermeyi kabul eden Eflak (Valahya), Yıldırım Bayezit'in
1397deki Niğbolu Zaferi‟nden sonra kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir. Boğdan

7

Guboğlu, agm., II, 758.
Mithat Sertoğlu, “Türkler ve Bizans”, Tarih Mecmuası, İstanbul 1976, nr. 6, s. 26–33.
9
Guboğlu, agm., II, 762-763.
10
Akdes Nimet Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul 1937, s. 237.
11
Mihail Cıachır (Çakır), “Basarabyalı Gagauzların Tarihi”, Türk Dünyası Araştırmaları, İstanbul 1982, sayı:17,
s. 221–227.
12
Guboğlu, agm., II, 773-774.
13
Karpat, agm., IX, 483; Alexandre Popovıc, Balkanlarda İslam, çev., Komisyon, İstanbul 1995, s. 124; Yakup
Memet, Prezente Musulmane ın Romanıa, by 1976, s. 8.
8

�ise, II. Bayezıt'ın 1484'te Kili (Kilia) ve Akkirman'ı fethetmesinden sonra Osmanlılar'a
bağlanmıştır14.
Osmanlılar, Rumeli'ye ayak bastıklarında, buradaki Kuman, Peçenek, Oğuz Türkleriyle
karşılaşmışlardır. Bunlar, Osmanlıların Rumeli'deki ilerleyişlerinde ve bölgede uzun süre
kalabilmelerinde önemli bir rol oynamıştır. Eflak ve Boğdan, Osmanlılara bağlandıktan sonra
önemli hak ve ayrıcalıklara sahip özerk bir prenslik olarak yönetilmiştir.
II. Beyazıt, Dobruca'yı fethettikten sonra Karadeniz'in kuzeyinden çağırdığı Tatarlarla,
Anadolu'dan getirdiği çoğu Yörük olan Türkleri Dobruca'ya yerleştirmiştir. 1783'te Kırım'ın
Ruslara bağlanmasından sonra binlerce Kırım Türkü Dobruca'ya göç etmiştir15.
1878 yılından sonra Dobruca‟nın kaderiyle birlikte bölgede yaşayan Türklerin de kaderi
değişmiştir. Bir zamanlar bölgenin sahibi ve efendisi olan Türkler, o tarihten itibaren artık
azınlık konumuna düşmüşlerdir. Çoğu bunu kabullenemediği için anavatana göçmek zorunda
kalmıştır. Geride kalanlar ise, zorluk, sıkıntı ve acılar içerisinde kimliklerini koruma
mücadelesi vermişlerdir. Her alanda tam bir kargaşalık yaşanmaya başlanmıştır. Bilmedikleri,
alışmadıkları, farklı bir kültür ve toplum ile yaşamanın zorluklarını çekmişlerdir. Buna
rağmen yaşadıkları ülkenin birer sadık vatandaşları olarak yaşadılar16 ve halen de yaşamaya
devam etmektedirler.
Dobruca bölgesi Romenlerin eline geçince, Romen yönetimi burada kalan Türklere iyi
davranmış; kadirşinaslık örneği sergilemişlerdir. Tamamen bir boşluk içerisinde kalan
Türklere kucak açmışlardır. Bu durum, komünist yönetime kadar bu şekilde devam etmiştir.
Komünist dönemde daha önceden başlayan, ardı arkası kesilmeyen göçlerle bölgede
yaşayan Türkler sayısal olarak azalmışlardır. Eğitimden tutun her alanda söz konusu dönemde
Türklerin temel hak ve hürriyetleri kısıtlanmıştır17.
1989 yılında Romanya‟nın demokrasiye geçmesiyle birlikte başta Romen halkı olmak
üzere bölgede yaşayan Türkler de rahat nefes almışlardır. Eski özgürlüklerine yeniden
kavuşmuşlardır. Bugün yaklaşık 80.000 kadar Türk‟ün yaşadığı Romanya‟da yasalar
çerçevesinde her tür kültürel, dinî ve eğitim faaliyetleri yapılmaktadır18.

14

Aurel Deceı, agm., III, 634.
Aurel, agm., III, 637.
16
Ülküsal, Dobruca ve Türkler, s. 24; Ibram Nuredin, Dobruca’daki Müslüman Topluluğun Manevi Hayatından
Sayfalar, çev., Belghiuzar Cartali Bulıga, Namık Kemal Yıldız, Köstence 1999, s. 8.
17
Komünist dönemde Türklerin durumu hakkında bkz., Aksu, Romanya Türkleri, s. 35-41.
18
Romanya‟nın 1990‟da demokrasiye geçmesi sonrası Türklerin durumu hakkında bkz., Aksu, Romanya
Türkleri, s. 43-49.
15

�Görüldüğü gibi Dobruca birçok Türk boyunun uğrak yeri olmuş; bunların bir kısmı
Hıristiyanlığı kabul ederek Romenlere karışıp gitmiş; bir kısmı da kendi aralarında karışarak
varlıklarını devam ettirmişlerdir.
Romanya‟da Anadolu Türklerinin dışında Tatar Türkleri de yaşamaktadır. Tatar Türkleri
kendilerini Tat, Keriç-Çongar ve Nogay olmak üzere üçe ayırmaktadır. Bahçesaray civarından
gelen ve şiveleri Anadolu Türkçesi'ne yakın olanlara Tat; Dobruca'ya ilk yerleşen, şiveleri
Kuzey Türkçesine benzeyenlere Nogay; 1860'lardan sonra gelen ve Dobruca'daki Kırım
Türklerinin çoğunluğunu teşkil edenlere ise Keriç-Çongar denilmektedir. Evlâd-ı fâtihan
dediğimiz Türkler ise, tipik bir Rumeli Türkçesi konuşmaktadırlar. Bunların yanında,
Türkçeyi canlı bir şekilde yaşatan ve „millet‟ adı verilen Çingeneler de vardır. Bunlar,
Osmanlılar döneminde İslamiyet‟i kabul ederek Türkçeyi öğrenen bir topluluk olmalıdır.
Romanya'nın birliğine ve bütünlüğüne sadık, problemsiz bir azınlık olarak varlıklarını
sürdüren Türkler; kurduğu birliklerle kendilerine tanınan anayasal haklardan yararlanmaya
çalışmaktadır.
Komünizm öncesinde de birçok cemiyete sahip olan Türkler, sosyalist rejimin
devrilmesinden sonra 1989'da "Romanya Demokrat Türk Müslüman Birliği"ni kurmuşlardır.
Bu birliktelik ne yazık ki kısa bir süre sonra; birliğin Romanya Türklerinin Demokratik Birliği
ve Romanya Tatar-Türk Müslümanlarının Demokrat Birliği olarak ikiye ayrılmasıyla
bozulmuştur.
Bugün, yaşı ellinin üzerinde olan soydaşlarımız kendi kültürel değerlerini korumakla
birlikte, yeni yetişenlerin dil, din, örf ve adetleriyle bağları oldukça zayıflamış, hatta kopmuş
durumdadır. Yeni dönemde ise Rumeli ve Tatar Türkleri, tarih, kültür ve kimlikleriyle
aralarına çekilen perdeleri aralayıp, çıkardıkları gazeteler, düzenledikleri toplantılarla
kendilerini taramaya ve tanıtmaya çalışmaktadırlar.
2-Romanya Türklerinde Gazete ve Mecmua Çalışmaları
Romanya Dobrucası Türklerin tarihini ve dolayısıyla basın tarihini iki döneme ayırmamız
mümkündür:
1-Osmanlı İmparatorluğu dönemi (1397-1878): Bu dönem, XV. ve XIX. yüzyılları
kapsamaktadır. Söz konusu dönem, bölgeye Anadolu ve Tatar Türklerinin yerleştirildiği ve
Türklerin hâkim olduğu dönemdir. Kültürel ve edebî alanda ne tür faaliyetlerde bulundukları
bilinmemektedir. Rahat bir dönemde yaşadıkları için kimliklerini, kültürlerini korumak gibi
bir endişeleri olmadığını söyleyebiliriz.

�2-Romen hakimiyeti dönemi (1878-1944): Bu dönem, 1878 Osmanlı-Rus Savaşı‟nda,
Osmanlının Dobruca‟yı terketmek zorunda kaldığı dönemdir. 1944 yılında Romanya‟nın
komünist yönetimin eline geçmesine kadar devam etmektedir. Bu dönemi de kendi arasında
üçe ayırabiliriz:
a-1878 Yılından Komünist Yönetime Kadarki Dönemde Basın Hayatı
Dobruca‟nın Osmanlı hâkimiyeti altında olduğu dönemde ve 1900‟lü yıllara kadarki
dönemde Türklerin edebî ve kültürel faaliyetleri bilinmemektedir. 1900‟lü yılların başlarından
itibaren kültürel canlanmanın olduğu görülmektedir. Bu da bölgeye matbaanın girmesi ve
gazete ve dergilerin çıkartılmasıyla başlamıştır. O döneme kadar bölgede yaşayan Türklerde
her alanda olduğu gibi kültürel alanda da gerileme yaşanmıştır.
Dobruca Türkleri arasında önemli bir konuma sahip olan Müstecip Ülküsal‟a göre
Türklerin gerileme sebepleri, yaşadıkları memleketlerin yüksek ilim çevrelerine girememeleri,
hurafeler telkin eden din adamlarının etkilerinden kurtulamamaları ve kültürel, siyâsî ve
ekonomik kuruluşlardan yoksun olmalarıdır19.
Mehmet Niyazi‟ye göre ise, Dobruca‟daki Türklerin her konuda geri kalmalarının başlıca
sebebi, ilme gereken önemi vermemiş olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki, ilmin yayın organı
olan matbaa da bölgeye çok geç girmiş, bu nedenle çağdaş, akılcı bilim de geç gelmiştir. Bu
durumu Mehmet Niyazi şu şekilde değerlendirmektedir: “Her hususta eksik kalmamızın
başlıca sebebinin, ilimsizlik olduğunu kabul edersek ilmin vasıta-i intişarı olan matbuatın
memleketimize ne kadar geç girdiğini anlamak pek o kadar güç bir şey olmaz. 1895
senelerine kadar biz Dobruca Müslümanları için gazete ve gazetecilik tamamen meçhuldü. O
vaktin meclislerinde, ziyafetlerinde, ailelerin gece hayatlarında sesi güzel çocuklara,
mollalara, molla hanımlara mevlit, muhammediye, ahmediye gibi menkıbevi şeyler okutulur,
bunların tesirleriyle gözyaşları akıtılırdı. Buna binaen İstanbul’a yalnız medrese tahsili
görmek maksadıyla giden talebe döndüklerinde heybe ve zenbillerini bu gibi kitap ve
risalelerle doldurarak döner ve menfaatlerini temine çalışırlardı...”20. Mehmet Niyazi‟nin bu
ifadelerinden Türklerin her yerde olduğu gibi Dobruca‟da da geri kalmalarının sebebinin,
eğitimsizlik veya yanlış dini eğitim olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

19
20

Müstecib Ülküsal, Kırım Yolunda Bir Ömür, Ankara 1995, s. 273.
Ülküsal, Dobruca ve Türkler, s. 155–156.

�b1-O Dönemin Basın-Yayın Hayatı
Dobruca'da basın faaliyeti, 1878 Berlin Anlaşmasıyla Romanya‟nın bağımsızlığını elde
etmesinden sonra başlamıştır. Osmanlı‟nın hâkim olduğu dönem boyunca Dobruca bölgesinde
Türkçe gazete veya derginin çıkartılıp çıkartılmadığı belli değildir. Çünkü bu konuda
herhangi bir belge bulunmamaktadır. İstanbul‟da yayınlanan gazeteler diğer yerlere olduğu
gibi Dobruca‟ya da gönderilmeye çalışılmıştır.
Dobruca bölgesinde Türkçe gazete ve dergiler ancak Osmanlı‟nın bölgeden çekilmesinden
sonra 1880‟li yıllarda yayınlanmaya başlamıştır. Bunun sebebi muhtemelen biraz önce de
belirttiğimiz gibi Dobruca Osmanlı hâkimiyetinde olduğu için zaten Türkiye‟de çıkan gazete
ve dergiler buraya da geliyordu. Bu yüzden ihtiyaç duyulmamış olabilir 21 . Niyazi‟nin de
belirttiği gibi matbaanın bulunmayışı da neden olabilir. Aslında bunlar tam bir gerekçe
değildir. Çünkü İstanbul‟da olduğuna göre buralarda da açılabilirdi. Nitekim daha sonraları
açıldığı gibi. Bizce asıl sebep, Dobruca‟nın, Türkiye‟den ayrılmasıyla birlikte Türkiye ile olan
eskiye oranla ilişkisindeki kopukluk, burada yaşayan Türkleri kendi matbaalarını, kendi
basın-yayınlarını, kendilerinin oluşturmalarını zorunlu kılmıştır; çünkü farklı bir kültüre sahip
devlette azınlık olarak yaşamak, bunun gibi başka önlemleri almayı gerekli hale getirmiştir.
Bu nedenledir ki bu dönemde pek çok gazete ve mecmua yayınlanmıştır. Şimdi bu gazete ve
dergiler hakkında kısaca bilgi vermeye çalışalım:

1-Dobruca Gazetesi
Bu bağlamda bölgede ilk Türkçe gazete 1888 yılında çıkmıştır. “Dobruca Gazetesi” olarak
1 Eylül 1888 yılında çıkan bu gazete, 10 Nisan 1894 yılına kadar devam etmiştir. Türkçe‟nin
yanında Romence‟de yayınlanmıştır. Gazetenin daha çok Romen hükümeti tarafından
Türklerin sevgi ve güvenlerini elde etmek amacıyla çıkartıldığı anlaşılmaktadır.

2- Hareket Gazetesi
Söz konusu gazete hakkında bilinen tek şey varsa o da 1896 yılında İbrahim Temo
tarafından çıkartılmıştır. Romanya‟nın güneyinde Bulgaristan‟a sınır bir şehir olan ve
Türklerin bir zamanlar çoğunlukta olduğu Giurgiu konsolosu Şefik Bey‟in yardımı ile
çıkmıştır. Ne kadar sürdüğü ve neden kapandığı konusunda herhangi bir bilgi yoktur.

21

Edip Ömer, “Dobruca‟da Türk-Tatar Basınının Tarihçesi” Renkler Dergisi, Bucureşti 1992, s. 143.

�3- Sadâkât Gazetesi
Sadâkât Gazetesi, 20 Mayıs 1897 yılında çıkmış 15 Eylül 1897‟de yani 4 ay kadar devam
etmiş, sonra da kapanmıştır. Gazete, haftalık olarak çıkıyordu.
4- Şark Gazetesi
1898 yılında Bükreş‟te çıkmıştır. Gazetenin sahibi ve muharriri bir ara İstanbul matbuat
müdürlüğünde bulunmuş olan maarif Ebul Mukbil Kemal idi.
5- Sadây-ı Millet Gazetesi
İbrahim Temo tarafından Bükreş‟te çıkmış, ancak bir kaç ay sonra kapanmıştır. Gazete,
haftalık idi. İbrahim Temo‟nun dışında Guirgiu konsolosu Şefik Kadri Bey ve Şark
Gazetesinin sahibi Ebul Mukbil de gazeteye destek veriyordu. Gazete, iki sayfa Türkçe, iki
sayfa da Romence olmak üzere dört sayfadan oluşmaktaydı.

6- Dobruca Gazetesi
XX. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Türkçe yayınlarına ayrılan basımevleri, Türklerin
yaşadıkları en kalabalık şehirleri olan Köstence ve Mecidiye‟de devredilmiştir. Böylece 1901
yılında Köstence‟de Kırımzade Ali Rıza‟nın başyazarlığı altında Dobruca Gazetesi çıkmaya
başlamış, ancak ilk sayıdan sonra kapanmıştır.

7- Çolpan Gazetesi
1909 yılının Aralık ayında Kırımlı Yakup Hilmi‟nin imtiyazı ve muharrirliği altında
Çolpan Gazetesi yayına başlamıştır. İstanbul‟da iki haftada bir yayınlanan gazete, Türkiye,
Kırım, Romanya, Bulgaristan ve diğer memleketlerde yaşayan Kırım Türklerini yakından
ilgilendiren pek çok yazılar yayınlamıştır. Bu nedenledir ki, Dobruca Kırım Türklerinin
yakından ilgilendikleri ve ilgi ile okudukları bir gazete olmuştur.

8- Tonguç Gazetesi
Bu da Çolpan gibi aynı yılda (1909) İstanbul‟da günlük olarak çıkmıştır. İstanbul‟da Mirza
Mehmet Seyit‟in imtiyazı ve müdürlüğü altında çıkan Tonguç, Dobruca Kırım Türklerinin
merakla okudukları bir diğer gazetedir.

�9- Dobruca Sadâsı Gazetesi
Dobruca Gazetesi olarak da bilinen gazete, 1910 yılında Kırım Türklerinin millî şairi ve
Mecidiye Medresesi öğretmenlerinden olan Mehmet Niyazi tarafından İstanbul‟da haftalık
olarak yayın hayatına girmiştir. İstanbul‟da basılan gazete, Köstence‟ye getiriliyor ve buradan
Türklerin yaşadıkları yerlere dağıtılıyordu; ancak idareciler arasında çıkan anlaşmazlık
yüzünden kısa bir süre sonra kapanmıştır.
10- Teşvik Gazetesi
Mehmet Niyazi, Dobruca Sadâsı Gazetesinin kapanmasından hemen sonra 1910 yılında
arkadaşları ile birlikte Teşvik Gazetesini çıkarmıştır. Gazete yaklaşık bir buçuk yıl sonra 1911
yılının ortalarında yayın hayatına son vermiştir.
11-Işık Gazetesi
1 Şubat 1914 yılında yine Mehmet Niyazi‟nin başyazarlığını yaparak çıkardığı gazete, ilk
defa Mecidiye‟de bulunan Işık matbaasında basılmıştır. Işık matbaası, gazetenin müdürlüğü
üstlenmiş olan Cevdet Kemal‟in sermayesi ile faaliyete başlamış Dobruca‟da ilk Türk
basımevidir.
12- Mektep ve Aile Mecmuası
Günler geçtikçe edebî dergi ve gazeteler, okuyucular tarafında güçlü bir gelenek halini
almıştır. Milletine her fırsatta hizmet etmeyi kendisine şiar edinmiş olan muallim Mehmet
Niyazi, 1 Nisan 1915 yılında kendi editörlüğünde Mektep ve Aile Mecmuasını yayınlanmaya
başlamıştır. Mecmua, 18 sayı sonunda (1 Şubat 1916) kapanmıştır. Ne yazık ki, 1916 yılında
başlayan Birinci Dünya Savaşı, sayısız insanın ocağını söndürdüğü gibi, bu kültür ocağı olan
matbaayı ve burada basılan gazete ve dergilerin de hayatlarını söndürmüştür. Mektep ve Aile
Mecmuası, Erol Ülgen ile birlikte tarafımızdan Latin harflerine çevrilerek yayımlanmıştır 22.

13-Dobruca Gazetesi
Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra 17 Aralık 1919 yılında Pazarcık Müftüsü ve Mecidiye
Medresesi hocalarından Halil Fehim‟in girişimiyle Dobruca Gazetesi yeniden yayın hayatına
başlamıştır. Gazete, aslında adına Dobruca matbaasının gündelik çıkardığı bir gazetedir.

22

Ali Aksu-Erol Ülgen, Mektep ve Aile Mecmuası, Köstence 2003.

�Maalesef bu gazete de beş yıl devam ettikten sonra 31 Temmuz 1924 yılında Ruscuk‟ta
yayınlanan Tuna Gazetesine dönüşerek kapanmıştır.

13-Hayat Gazetesi
Hayat, 1921‟de dönemin aydınlarından Nuri Bey tarafından Dobruca Basımevinde
çıkarılmış, ancak iki veya üç sayıdan sonra kapanmıştır.

14-Haber Gazetesi
19 Ağustos 1922 yılında Pazarcık‟ta emekli öğretmen ve tecrübeli bir gazeteci olan
Mustafa Lütfi tarafından çıkarılmış; ancak bu da diğerleri gibi uzun süreli devam etmemiştir.
Kapanışından beş yıl sonra yayın hayatına tekrar dönüş yapmış fakat bu sefer de devamını
sürdürememiştir.

15- Tan Gazetesi
Tan Gazetesi de Hayat Gazetesi ile aynı kaderi paylaşmıştır. Yani 1921 yılında yayın
hayatına atılmış, o da iki veya üç sayıdan sonra kapanmıştır.

16- Tuna Gazetesi
Tuna, 1925 yılının Mart ayında Mecidiye Medresesi öğretmenlerinden değerli yazar
İbrahim Kadri Efendi tarafından Silistre‟de çıkmıştır. 1933 yılına kadar devam etmiş sonra
kapanmıştır. Üç yıl aradan sonra 1936 yılında tekrar yanın hayatına dönmüş iki yıl sonra
1938‟de kapanmıştır. Dobruca Türkleri arasında oldukça rağbet gören ve okuyucu toplayan
Tuna, idarede meydana gelen aksaklıklar yüzünden kapanmıştır.
Tuna, 1936 yılında yine İbrahim Kadri‟nin yönetiminde yayınlanmaya başlamış; ancak bu
da uzun sürmemiştir.
17- Gümüş Sahil Gazetesi
1928 yılı Mart ayında Balçık‟ta Romen avukat Octavian Moşescu, Romence, Türkçe ve
Bulgarca olmak üzere üç dilde yayınlanan Gümüş Sahili Gazetesini yayınlamıştır. Türkçe
kısmını öğretmen Süleyman Faik hazırlamıştır. Yirmi sayı yayınlandıktan sonra kapanmıştır.

18-Bizim Sözümüz Gazetesi
Bizim Sözümüz, 15 Haziran 1929 yılında Pazarcık‟ta emekli ilkokul öğretmeni olan Recep
Mustafa tarafından çıkarılmıştır. İlk sayıdan sonra gazete hem Türkçe, hem de Romence

�olarak çıkmaya başlamıştır. Yayın hayatı fazla uzun sürmemiş; yirmi sayıdan sonra
kapanmıştır.

16- Haksöz Gazetesi
Haksöz, 22 Mayıs 1929 yılında Mecidiye Medresesi Türkçe öğretmenlerinden Habib Hilmi
tarafından yayın hayatına atılmış ve 1941 yılına kadar da devam etmiştir. Başlangıçta
Osmanlıca yayınlanmış, ancak daha sonraları Latin harfleriyle çıkmaya başlamıştır. Söz
konusu gazete, Dobruca Türklerinin modernleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Çünkü
Haksöz, Atatürk'ün ekonomik, sosyal ve kültürel reformlarından çokça etkilenmiştir. Haksöz,
Dobruca‟nın en uzun ömürlü gazetesidir.
17- Emel Mecmuası
Emel Mecmuası, 10 Ocak 1930 tarihinde daha önceleri Romanya'ya bağlı olan ancak
sonra Bulgaristan sınırlarında kalan Pazarcık şehrinde avukat Müstecip Hacı Fazıl‟ın
idaresinde bir kısım Kırımlı gençler tarafından çıkarılmıştır. İkinci Dünya Savaşı patlak
verince Müstecip Hacı Fazıl İstanbul‟a göç edince dergi kapanmıştır (1940). 1961 yılının
sonlarına doğru on ikinci sayısından itibaren Türkiye‟de yayınını devam ettirmiştir. Yayın
hayatına çıkış amacını editör şu cümlelerle ifade etmektedir:
"Millet, şahsî dedikodulardan, istikametsiz ve hedefsiz yaşamaktan bıkmış, kendisine gaye
ve fikir yolunda yürümek için bir ışık aramak ve bulmak ihtiyacını duymuştur. Yüce Türk
Milletinin yalnız lehçe itibariyle türlü kabile adları altında yaşayan grupları arasında tam bir
fikir ve emel birliği doğurarak bütün Türkçülük yapmaya çalışmak; dünyanın muhtelif
memleketlerine yayılarak yüksek dağların arkasında, uzun ve geniş suların kıyılarında, çelik
süngü sınırların ortasında sarılı kalan millettaşlarımızın kalpleri ve ruhları ile kalplerimiz ve
ruhlarımız arasında sıkı bir bağlantı kurulmasına uğraşmaktır."
Emel‟de başta Müstecib Hacı Fazıl olmak üzere Mehmet Niyazi, Cafer Seydahmet
Kırımer gibi daha pek çok Kırım millî davasını savunmayı kendilerine şiar edinmiş aydın
kimseler katkıda bulunmuşlardır.
Emel, iki sene müddetle on beş günde bir çıkmıştır. İlk nüshaları bazen 8 ve bazen de 12
sahife olarak basılmıştır. Dinî ve millî bayramlar münasebetiyle olağanüstü sayılar da
çıkarılmıştır.
Emel, tam on bir yıl çıkmış, bu müddet içinde başlıca 355 siyasî, ilmî ve tarihî makale;
120 şiir ve 56 hikâye neşredilmiştir.

�Emel Mecmuası, 11 ciltlik ve 5000 (beş bin) sahifelik koleksiyonu ile Kırım istiklal davası
ve Türkçülük mefkûresi yolunda, 1930 -1941 yılları arasında, yapılmış millî hareket ve
faaliyetlerin esaslı ve güvenilir kaynaklarından biri olmuştur.
18- Türk Birliği Gazetesi
Türk Birliği, 12 Şubat 1930 tarihinde ile 1940 yılları arasında Dobruca'daki genç Türkler
tarafından çıkarılmıştır. Gazetenin yönetimini, dönemin Bükreş Büyükelçisi Suphi Tanrıöver
üstlenmiştir. Dolayısıyla merkezi de Türkiye'nin Bükreş Büyükelçiliği olmuştur. Gazete,
Romanya ile Türkiye'nin ilişkileri geliştirmesinde olumlu yönde önemli rol oynamıştır.
19-Yıldırım Gazetesi
Yıldırım Gazetesi, 1 Mart 1932 „de yine Pazarcık‟ta yayınlanmaya başlamıştır. 150
sayıdan sonra kapatılmıştır.

20- Halk Gazetesi
Halk Gazetesi, 20 Şubat 1936‟da Köstence‟de bir sayfa Türkçe, bir sayfa Romence olarak
yayınlanmıştır. Onatlı sayı yayınlandıktan sonra kapatılmıştır.

21-Deliorman Gazetesi
1936 yılında Silistre‟de İbrahim Hakkı‟nın idaresi altında yayınlanan gazete kısa bir süre
sonra kapanmıştır.

22-Çardak Gazetesi
1937 yılının sonlarında yayın hayatına giren Çardak Gazetesi, Silistre‟de köylülerin
haklarını korumak amacıyla yayınlanmıştır. 1940 yılında kapanmıştır.

23- Bora Gazetesi
Bora, 1 Mart 1938 yılında İrfan Fevzi tarafından Türkçe ve Romence olarak yayınlanmış;
ancak 9 sayı sonra kapanmıştır.
İsimlerini zikrettiğimiz gazete ve dergilerin dışında başka gazete ve dergiler de olabilir.
İsimlerine baktığımızda Dobruca‟da çıkan yayınların çoğunluğunu gazetelerin oluşturduğunu
görebiliriz23.
23

Mehmet Niyazi, Dobruca Müslüman Matbuatının Bir Tarihçesi, Hak Söz Gazetesi, nr 18, Silistre 1922, s.
2; Ülküsal, Dobruca, s. 155–163; M. Ali Ekrem, Din Istorıa Turcilor Dobrogeni, Bucureşti 1994, s. 182–

�b-Komünist Yönetim Dönemi Basın Hayatı
Romenlerin, Dobruca‟ya hâkim olmalarından sonra, Türklerin basın hayatına önem
verdiklerini, Romen yönetiminin ise bunu desteklediğini belirtmiştik. Bu durum komünist
yönetimin iktidara gelmesine kadar aynı şekilde devam etmiştir. Ne var ki komünist rejim
döneminde -tıpkı Türkçe eğitimde olduğu gibi- Türkçe basında da aynı politika
sürdürülmüştür. Zaten yukarıda isimlerini verdiğimiz gazete ve dergilere baktığımızda da
bunların hemen hemen tamamının komünist yönetim öncesinde çıkarıldığını görmekteyiz. Bu
da komünist dönem öncesi ile komünist dönemdeki farkı açıkça ortaya koymaktadır. Yani
Türkçe gazete ve dergi yayımlanmasına izin verilmemiştir.
c-1990 Sonrası Basın Hayatı
Romanya 1989 yılında komünist yönetimden demokrasiye geçince, Türkler eski hak ve
özgürlüklerini yeniden elde ettiler. Basın ve kültür haklarına tekrar kavuştular. Bugün
Köstence‟de gerek Tatar Birliği gerekse Türk Birliği tarafından aylık gazeteler ve dergiler
yayınlanmaktadır.
Aralık 1989 yılında Romanya‟da yaşayan Türkler-Tatarlar birlikte Bükreş‟te “Romanya
Müslüman Türk Demokrat Birliği”ni kurduklarında yayın organları, şu an Tatar Birliğinin
gazetesi olan “Karadeniz” Gazetesi‟ni çıkardılar. Ancak söz konusu birlik, parçalanınca
sonuçta ortaya iki birlik çıktı. Şimdi her iki birliğin çıkardığı gazete ve dergiler hakkında
bilgiler vermeye çalışalım:
1- Tatar Birliği Yayın Organları
Tatar Birliği bugün iki gazete çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi Karadeniz gazetesidir.

a-Karadeniz Gazetesi
Biraz önce de belirttiğimiz gibi Karadeniz gazetesi, Romanya Türklerin, Romanya‟nın
demokrasiye geçmesinden sonra ortak çıkardıkları ilk gazetedir. İlk defa Bükreş‟te yayın
hayatına atılan gazete yaklaşık bir kaç ay devam etti, parçalanmadan sonra söz konusu birlik
tarafından Köstence‟de çıkmaya devam etti. Büyük ebatta, 8 sayfa olarak çıkmaktadır. Aylık
bir gazetedir. Romanya‟da Türkler tarafından çıkartılan bütün gazete ve dergiler gibi o da
aylıktır. Gazetenin sol üstünde, İsmail Gaspıralı‟nın “Dilde, fikirde, işte birlik” sözü yer
almaktadır. Sağ tarafında ise, birliğin amblemi ve gazetenin sayısı ve yılı bulunmaktadır. Orta
187; Edip Ömer, agm., s. 143-147; Altay Kerim, "Romanya'da Kitap, Gazete, Dergi ve Radyo Yayın
Hayatı", Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni, Ankara 1999, s. 328–330.

�kısımda ise, “Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği‟nin Yayın Organı”
Karadeniz, Marea Neagra” yazısı ile Romanya, Tatar ve Türk bayraklarına yer verilmektedir.
Gazetenin yayın müdürü/sahibi olarak birliğin başkanı gösterilmektedir. Baş redaktör ise,
gazetenin genel yayın sekreteridir.
Burada yayınlanan gazetelere baktığımızda daha çok azınlıkların faaliyetlerinin yer
aldığını görmekteyiz. Gazete ilk başlarda daha çok Türkçe ve Tatar lehçesiyle yayınlanmış,
bazen de Romence‟ye yer verilmiştir. Ancak son zamanlarda hızlanan Tatarca eğitimi ve
Türk-Tatar ayrımı sonucunda gazete daha çok Romence ve Tatar lehçesinde çıkmaya
başlamıştır. Gazetede zaman zaman Tatar edebiyatı, kültürü ve gelenekleri ile ilgili yazılara
da yer verilmektedir.
b-Caş Gazetesi
Gazete 1998 yılında Romanya‟da yaşayan Tatar gençlerin yayın organı olarak çıkmaktadır.
Gazetenin ilk sayfasının üst kısmında Karadeniz gazetesi gibi Gaspıralı‟nın sözü, üç bayrak
ve birliğin amblemi yer almaktadır. Ocak 2003 itibariyle 53. sayısını çıkardı. Bu da Karadeniz
gibi 8 sayfadır. Tamamen derleme, toplama haber veya bilgilerden oluşmaktadır.
2-Türk Birliği Yayın Organları
Türk Birliği diye belirteceğimiz birliğin yayın organları aylık Hakses ve Genç Nesil
gazeteleridir. Türk Birliğinin basın-yayınına baktığımızda yetişmiş elemanın çok az olduğunu
görmekteyiz. Gazetede çalışanlar bir kaç üniversite öğrencisinden ibarettir. Onlar
bilgisayardan veya başka kitaplardan aldıkları yazıları gazeteye iktibas etmektedirler. Şimdi
Türk Birliği‟nin gazetelerine geçebiliriz:

a-Hakses Gazetesi
Tatar Birliği‟nin olsun, Türk Birliği‟nin olsun gazete ve dergilerin hepsi Köstence‟de
çıkmaktadır. Hakses Gazetesi, 1998 yılında çıkmaya başlamıştır. Gazetenin sahibi veya
müdürü, birlik başkanlarıdır. Büyük ebatta olup yaklaşık 10 sayfa kadardır. Daha çok birliğin
faaliyetleri yer almaktadır. Bunun dışında da değişik konularda çoğunlukla iktibas türü yazılar
ve haberler bulunmaktadır. Genelde birlik başkanının konuşmalarına ve yazılarına ağırlık
verilmektedir. Birliğin statüsünde gazetenin Romanya Türk toplumunun tarih, gelenek ve
birliğin faaliyetleri ile ilgili yazılara yer verileceği belirtilmektedir.

�b-Genç Nesil Gazetesi
Muhtemelen iki birlik arasındaki rekabet, gazete tiplerine de yansımıştır. Tatar Birliğinin Caş
(Gençler) Gazetesine karşılık Türk Birliği Gençlik Teşkilâtı da Genç Nesil Gazetesini
çıkarmaya başlamıştır. O da Hakses gibi 1998 yılında yayımlanmış, 8 sayfadan ibarettir. Fakat
Hakses gibi büyük ebatta çıkmamaktadır. Aslında Hakses Gazetesi‟nin bir devamıdır. Her iki
gazete de aynı gençler tarafından hazırlanmaktadır. Gazetelerin sahipleri, birlik başkanıdır.
Gazetenin kurucusu, aynı zamanda başredaktörü Feizi Aisel idi. Gazete, 2006 yılında yayın
hayatına son vermiştir.
c--Tuna Mektupları Dergisi
Tuna Mektupları, aylık bir dergidir. Kendi deyimiyle kültür, sanat ve fikir dergisidir. Türk
Birliğinin Galati şubesinin bir yayını olarak 2000 yılında çıkmaya başlamıştır. Derginin
sahibi, “Aşağı Tuna Araştırma, Geliştirme, Eğitim ve Kültür Merkezi Romanya Demokrat
Türk Birliği”-Galati bölgesi adına Gülten Abdula‟dır. Dergi, hakemlidir. Yaklaşık, 30
sayfadır. Daha çok Türkiye‟de çıkan kitap, dergi ve gazetelerden alınan yazılara yer
vermektedir. Değişik yerlerden gelen yazı ve röportajlarla da dergi zenginleştirilmektedir.
Bazı yazıların Romencesi verilmektedir. Yine de Tuna Mektupları Türk Birliğinin görsel
basın alanında en kalitelisidir diyebiliriz.

d- Renkler Dergisi
Bunların yanında Türk azınlığın sanat, kültür, araştırma yazılarını içeren ve eski dönemde
yayımlanmaya başlayan Renkler adlı bir de dergi bulunmaktadır

24

. Romanya Türk

yazarlarının edebî-bilimsel eserleri Kriterion Yayınevi tarafından basılmaktadır. Dergide
çıkan birçok değerli çalışma vardır. Bunların yanında, yeni dönemde Türk azınlığı Romen
Kültür

Bakanlığı'nın

gerçekleştirmektedirler.

katkılarıyla
Yapılan

birçok
uluslararası

ulusal

ve

uluslararası

sempozyumlar,

sempozyumlar

Renkler

Dergisinde

yayınlanmaktadır. Örneğin Mevlana, Yunus Emre, Sarı Saltuk gibi konularda yapılan
sempozyumlarda katılımcıların tebliğleri burada okuyucuya sunulmaktadır. Renkler, yaklaşık
10 yıldan bu yana yayın hayatına son vermiştir. Onun yerini –biraz önce de belirttiğimiz gibişu an hâlen yayın hayatına devam etmekte olan gazete ve dergiler almaktadır.

24

Renkler, yayına hazırlayan, Aciemin Baubec vd., Bucureşti 1992.

�B-Mektep ve Aile Mecmuası
Mektep ve Aile Mecmuası, 1915 yılında Romanya‟da yaşayan Türkler tarafından
Osmanlıca olarak yayınlanmış olan dergilerden sadece biridir. Yukarıda da belirtildiği gibi, o
dönemlerde bölgede pek çok dergi ve gazete çıkarılmıştır. Bunlardan bir kısmının yayın
hayatı çok kısa, bir kısmınınki ise uzun süre devam etmiştir. Ama, şurası bir gerçek ki, o
dönemde bölge Türkleri dergisiz ve gazetesiz kalmamıştır. Bu durum, Romanya‟da komünist
yönetimin iktidara gelmesine kadar devam etmiştir.
Burada kısaca tanıtımını yapacağımız Mektep ve Aile Mecmuası Yrd. Doç. Dr. Erol Ülgen
ile birlikte tarafımızdan Lâtin harflerine çevrilmiş, Romanya Türkleri Tatar Birliği tarafından
da basılmıştır. Dergi, bölgede yaşayan Türklerin tarihine her yönüyle ışık tutması açısından
oldukça önemlidir.
Mektep ve Aile Mecmuası, Mehmet Niyazi‟nin25 editörlüğünde 1915 yılında yayınlanmış;
on sekiz sayı çıktıktan sonra kapanmıştır. Aylık bir mecmuadır. Birinci sayfada, büyük punto
ile kapaktakinin aynısı olan Osmanlıca “Mektep ve Aile” yazısı bulunmaktadır. Bunun sol
tarafında derginin yılı, sayısı ve ebadı yer almaktadır. Örneğin ilk sayısında “Birinci sene,
adet 1, nüshası 25 santimdir” yazısını görmekteyiz. Sağ tarafta ise, tarih, derginin fiyatı ve
öğrencilere yapılacak olan indirim ibareleri yer almaktadır. Bu yazıların altında “İlmî, fennî,
ictimaî, edebî, on beş günde bir çıkar mecmuadır” ifadesini görmekteyiz. Bunun da altında
“Sahibi ve naşiri: Medrese-i Resmiye Türkçe muallimi ve ışık muharriri Mehmet Niyazi”
ifadesi bulunmaktadır. Bundan sonra içindekiler verilmektedir. Derginin en altında ise
“Adres: Mektep ve Aile, Tipografia (matba demek) “Işık”, Medgidia (Mecidiye), Romanıa”
yazısını görüyoruz. Bu şekil, derginin bütün sayılarında aynıdır. Mecmua küçük boydadır.
Derginin birinci sayısından son sayısına kadar içindekilere bakacak olursak şu konuların
ele alındığını söyleyebiliriz: Birinci sayıda Mehmet Niyazi “Maksat ve Meslek Hakkında
Birkaç Söz” başlığı altında mekteplerin dolayısıyla okumanın önemine dikkat çekmektedir.
Ardından da Dobruca‟daki mekteplerin sorunlarına değinmektedir. Muallim Osman Bektaş da
25

Mehmet Niyazi, 1878 yılında bugünkü Romanya‟nın Mangayla‟ya bağlı Aşçılar köyünde dünyaya geldi.
Çocukluk yıllarını köyde geçirdi. İlkokulunu köyde bitirdi. 11 yaşında İstanbul‟a gitti. Burada öğretimini
tamamladıktan sonra 1898 yılında öğretmen olarak Kırım‟a gitti. Bir yıl sonra İstanbul‟a tekrar döndü. 1904
yılında babasının vefatı üzerine Köstence‟ye döndü. Buradaki Türk rüştiye okulunda öğretmen olarak çalıştı.
1914 yılına kadar bu okulda öğretmenlik ve müdürlük yaptı. 1914 yılında Romanya Dobruca‟sındaki
Mecidiye‟de bulunan Müslüman Seminarı‟na (Mecidiye Medresesi) Türkçe öğretmeni olarak girdi. 1917
yılında Kırım Türklerinin çağrısı üzerine Kırım‟a gitti. Burada Hakses Gazetesini çıkardı. 1920 yılında Kırım
Türkleri hükümetinin dağılması üzerine Mecidiye‟deki görevine döndü. 1931 yılında Mecidiye‟de vefat etti.
Niyazi, Hakses Gazetesinden başka Dobruca Sadası, Teşvik ve Işık Gazetelerinin de öncülüğünü ve
başyazarlığını yapmıştır. Bkz. Mektep ve Aile Mecmuası, s.6-9; Nedret Mahmut, “Ölümünün 60.
yıldönümünde Dobrucalı Şair Mehmet Niyazi”, Renkler, Bükreş 1995, s. 127.

�“Mektep ve Meslek” başlığı altında Niyazi gibi mekteplerin önemine ve sorunlarını ele
almaktadır. Bu sayıda “Romanya‟da Çerçetaşlık” başlığı altında izcilik ve izciliğin şartları
hakkında bilgi vermekte ve Dobruca‟da yaşayan gençleri izciliğe teşvik etmektedir. Dergide
hemen hemen her sayıda en az bir de şiir bulunmaktadır. İşte ilk sayıda Mehmet Niyazi
“Nisan Ayı Vatan Yavrularına” başlığı altında bir şiir yayınlamaktadır. Osman Bektaş
“İctimaiyat Aile Hayatı” başlığı altında Romanya‟da yaşayan Türklerin varlıklarını devam
ettirebilmelerinin şartının aile bağlarının korunması ve güçlendirilmesiyle mümkün
olabileceğini belirtmektedir.
İkinci sayıda yine Mehmet Niyazi “Terbiyede Gaye” başlığıyla özellikle gençlerin
mekteplerde ve ailede alacakları terbiyenin önemine vurgu yapmaktadır. Kurtoğlu Gürbüz
“Köy Çobanının

Hikayeleri” başlığıyla bir hikaye aktarmaktadır. Osman Bektaş “Aile

Hayatı”, başlığı altında aile hayatına; Halim İsa “Romanya Coğrafyası Dersleri”, başlığıyla
Romanya‟nın coğrafyasına özellikle dağlarına değinmektedir. Ali Ulvi “Türk Soyu Şiir”
başlığında Türklerin geçmişini şiirle aktarmaktadır. Dergide bazen okuyucularına bazı ilanlar
vermektedir. Örneğin ikinci sayıda Doktor İbrahim Temo‟nun “Hıfzu‟s-Sıhhat ve Tabâbet-i
Avâm” isimli kitabının çıktığını belirtmekte; yine Işık Matbaasının Türkçe ve Romence her
tür kitabın basıldığı ve Mektep ve Aile Mecmuasının üçüncü sayısının önemli makalelerle
çıkacağı duyurulmaktadır.
Üçüncü sayıda Niyazi ve Osman Bektaş aile hayatına; Halim İsa ve Kurtoğlu Gürbüz
ikinci sayıdaki makalelerine devam etmektedirler.
Dördüncü sayıda Osman Bektaş izcilik; Halim İsa yine Romanya coğrafyası; Rıfat Mithat
millet olarak varlıklarının korunması hakkında birer makale yazmışlardır. Mehmet Niyazi bu
sayıda “Hasan‟ın Öksüzlüğü” başlığıyla bir şiir yazmıştır.
Beşinci sayıda Osman Bektaş “Geçen Nüshanın Baş Makalesi Münasebetiyle “ başlığı
altında yine mekteplerin sorunlarından ve bölge halkının buna duyarsızlıklarından
bahsetmektedir. Halim İsa yine Romanya coğrafyası hakkında bilgi vermekte; Rıza isimli biri
de Pendnâmeden bir şiir aktarmaktadır. Balçık Dobrucalı mahlası ile zaman zaman yazılan
yazılmaktadır. Bu sayıda Balçık Dobrucalı “İstikbale Doğru” başlıklı yazısıyla bir hikaye
aktarmaktadır. B.E isimli bir yazar da “Çiftçilik Teferruatından Tavukçuluk” başlıklı yazısıyla
tavukçuluk ve hastalıklarından bahsetmektedir.
Altıncı sayıdaki yazılar çoğunlukla bir önceki sayının devamı niteliğindedir. Mehmet
Niyazi “Tenezzüh Manzaraları” başlıklı yazısında tren ile Pazarcık‟a yaptıkları gezi hakkında
bilgi vermektedir. Osman Bektaş ise, ilim ve ilmin önemi hakkında bir yazı yazmaktadır.
Halim İsa yine Romanya coğrafyası; B. E de yine tavukçuluk hakkındaki yazılarını

�sürdürmektedirler. Dergide Mecidiye Medresesinden o yıl mezun olanların isimleri
verilmektedir. Rıza isimli şahıs bir şiirle bu sayıya destek vermektedir. Bu sayıda dikkatimizi
çeken bir husus da Romanya Kralının resminin verilmesi ve resmin altında “Haşmetli
Kralımız I. Ferdinand Hazretleri” yazısı yer almaktadır.
Yedinci sayıda Mehmet Niyazi, verem hastalığı; B.E tavukçuluk; Halim İsa Romanya
coğrafyası hakkında makale yazmıştır. B. E. “Köy Hayatımızdan Bir Sahife” başlıklı
yazısında Müslüman köylerinin bakımsızlığından bahsetmektedir. Bu sayıda Osman Bektaş
da “Millet Reisleriyle, Reisler de Milletle Beraber Olmalıdır” başlıklı yazısında toplum
liderlerinin milletle birlikte olmaları gerektiği belirtilmektedir.
Sekizinci sayıda ilk defa İbrahim Temo “Aileyi ve Onun Mahsulü Olan Mektebi Tehdit
Eden Hastalıklar” başlığında B. E yine tavukçuluğu; Halim İsa Romanya coğrafyası
konusunu ele almaktadırlar. Mehmet Niyazi de bu sayıya “Dobruca Gençliği Hayatından Dün
Ağa Bugün Çırak” başlıklı bir hikaye ile katkıda bulunmaktadır. Balçık Dobrucalı mahlaslı
yazar da (muhtemelen Mehmet Niyazi olabilir) “Ne Bekliyoruz” başlıklı yazısında o
dönemdeki Müslüman Türklerin sosyal, dini, kültürel ve eğitim bakımından istenilmeyen
durumda olduğunu belirtmektedir.
Doktora sayıda İbrahim Temo‟nun iki yazısı bulunmaktadır. Biri, Muallimini İslamiyye
kongresi diğeri de bir önceki sayıdaki yazının devamıdır. Halim İsa, yine bu sayıda da
Romanya coğrafyası hakkındaki yazısını sürdürmektedir. Rifat İslam, Pazarcık‟ta yapılan
seçimi ele almaktadır. Mehmet Niyazi bu sayıda “İzdivaç Belalarından: Uğursuzluk Gelinde
mi Terbiyede mi?” başlıklı yazısıyla bölge halkının sosyal sorununa dikkat çekmektedir.
Balçık Dobrucalı bu sayıda “Uzaklık Hıçkırığı” başlığıyla bir şiir yazmıştır.
Onuncu sayıda İbrahim Temo‟nun üç yazısı bulunmaktadır. Bunlar, “Kanla Yazılı İbret
Dersleri”, “Tahribât” ve “Herkes İçin” başlıklı yazılarıdır. Balçık Dobrucalı “Hayalin”
başlığıyla bir şiir yazmıştır. Yine Balçık Dobrucalı “Gagauzlar” başlığıyla Gagauzlar
hakkında gerçekten önemli bilgiler vermektedir.
On birinci sayıda yazarlar ve yazıları verilmekte ancak yazıların kendisi mevcut değildir.
On ikinci sayıdan on sekizinci sayıya kadar yazarların hemen hemen aynı olduklarını yani
İbrahim Temo, Balçık Dobrucalı, Rifat İslam ve Osman Bektaş‟ın ağırlıklı yazı yazdıklarını
görmekteyiz. Genel olarak ele alınan yazıların konusu ise, Dobruca‟daki İslam mektepleri,
Mecidiye Medreses, Pazarcık‟ta yapılan seçimler, mikroplar, kulakların korunması, Türk
musikisi, İslam dünyasının gerilemesinin sebepleri, Gelibolu Yarımadasının tarihi ve coğrafi
durumu, kız kaçırmanın kötü bir adet olduğu konuları ele alınmaktadır.
Mektep ve Aile Mecmuası‟nda ele alınan önemli konuları şu şekilde sıralayabiliriz:

�1- İslam dünyasının geri kalış sebebi
Mehmet Niyazi ve İbrahim Temo gibi yazarlar tarafından işlenen bu konu, aslında İslam‟ın
ilerlemeye engel olmadığı ve geriliğin sebebinin İslamiyete uygun olarak yaşanmamasından
kaynaklandığı fikirleri üzerine temellendirilmektedir. Ayrıca, bu konulu yazılarda, hurafelerin
etkisinde kalındığı ve ilerlemek için bu hurafelerin atılarak İslam‟ın özüne dönülmesi
gerektiği vurgulanmış; müslümanların bulunduğu durum sert bir dille eleştirilerek ıslahat
hareketlerine önem verilmesi istenmiştir.
2- Bölgedeki eğitim ve öğretime önem verilmesi, cahilliğe karşı savaş açılması
Mektep ve Aile Mecmuası, 1 Nisan 1915 tarihinde Mecidiye Medresesi Türkçe öğretmeni
ve Işık gazetesi yazarı Mehmed Niyazi‟nin sahipliğinde Dobruca‟da yaşayan Türk toplumunu
politikanın dışında her alanda bilgilendirmek, aydınlatmak ve problemlere çözüm bulmak
üzere yayın hayatına başlamıştır.
Mecmuanın daha ilk sayısında derginin yayımlanış amacının, aile ve eğitime verilen önem
vurgulamak olmuştur. Mecmuanın yazarları, yazılarında, bölgede yaşayan Türk ve Tatar
Türklerinin eğitimi üzerinde ısrarla durmuşlardır. Mecmuanın isminin “mektep” ve “aile”
olarak seçilmesi -devrin tarihî sıkıntıları içinde- çok anlamlı ve önemlidir. Ayrıca mecmuada
yer alan yazılar arasına serpiştirilen ve bölgede o dönemde yaşayan insanlar için önem
arzeden özellikle günümüzde de ihtiyaç duyulan birlik ve beraberlik mesajları da dikkati
çekmektedir. Bütün bunların dışında yazarlar, bölgede geçimini çiftçilikle sağlayan insanların
her türlü ziraat usullerini öğrenmelerini ve gelirlerini artırmalarını da telkin etmişlerdir.
Mektep ve Aile Mecmuası, yayın ilkesine uyarak sayfalarını edebiyat, fen ve sosyal
konulara ayırmıştır. Mecmuada şiirler ve hikâyelerin yanısıra, eğitim, sağlık, ziraat, tarih,
coğrafya, musikî ve ilâhiyatla ilgili makaleler, bölgedeki kültür hayatıyla ilgili haberler ve
ilânlar yer almaktadır.
Mecmuanın önemli yazarları arasında bulunan ve o dönemde bölgede siyasî yönüyle hayli
etkili olduğu bilinen İttihad ve Terakki mensubu doktor İbrahim Temo, mesleği gereği
okuyucuları sağlık konusunda bilgilendirmektedir. Temo yazılarında, özellikle devrinin en
kötü hastalıkları arasında yer alan verem ve tifonun oluşum sebepleri ve tedavi yöntemlerini
anlatmaktadır. Onun yazılarını devrinin eğitim ve sağlık durumunu tespit etmek açısından
önemli görmekteyiz.
Mecmua başta sahibi ve başyazarı Mehmet Niyazi olmak üzere idealist eğitimci bir kadro
tarafından çıkarılmıştır. Mecmuanın önemli yazarları arasında İbrahim Temo, Osman Bektaş,
Halim İsa, Rif‟at İslâm, Eyüb Ahmedî gibi yazarlar vardır. Daha sonra yayımlanan gazete ve

�mecmuaların koleksiyonlarına baktığımızda, Dobruca‟daki kültür hayatının tanziminde
Mektep ve Aile mecmuasında yazı hayatına başlayan genç yazarların rolünü görmek
mümkündür.
Mektep ve Aile mecmuası yazarlarının yazılarına baktığımızda, derginin bölge insanı ile
ilgili her konuda yazıların yer aldığını söyleyebiliriz. Örneğin birinci sayıda ilk yazı “Maksat
ve Meslek Hakkında Birkaç Söz” başlığı ile Mehmet Niyazi‟ye aittir. Niyazi yazısında
Dobruca‟da yaşayan Türkler‟in, bölgenin Romenlerin hakimiyetine geçişi ile içeirisinde
bulundukları sıkıntıları –özellikle eğitim ile ilgili sıkıntıları- dile getirmekte ardından da
neden böyle bir mecmua çıkardıklarını açıklamaktadır:
....Dobrucamızda İslâm maarifi bunu bütün hakikatleriyle, çirkinlikleriyle ispat
ediyor. Bizde maarif kadimdir. Bu, inkâr edilmez. Her bir câmi-i şerîfin, her bir mescidin
yanıbaşında bir mektep inşaası düşünen ve unutmayan ecdâdımız şüphesiz maarifin kadrini
takdir etmişler. Fakat o küçük ve sıhhate, terbiyeye muvâfık olmayan mektebi daha âlî, her
nev ihtiyaca muvafık bir surette yapacak dimağlar yetiştirecek de muallimler idi. Demek ki
cemaat, İslâmiyet feyziyle câmi-i şerîf ittisâline mektep bina ederek çocuklarını okutmağı
düşünmüş de o devrin muallimleri daha güzel daha feyz-nâk mektepler inşa etmeğe müstaid
adamlar yetiştirmeğe muvaffak olamamışlar. Bize esas, bir ana yolu lâzımsa o da
mekteplerimizdir. Mekteplerimize ne kadar dikkat ve itina edersek o nispette terakki eder ve
çocuklarımızı o kadar sevmiş ve acımış oluruz. O şart ile ki, muallimlerimiz çalışmanın
yolunu bilmeli, öğrenmelidir. Hatt-ı hareket muayyen olmazsa, muallimlerde vahdet-i efkâr
bulunmazsa gaye-i maksûda vuslat kabil olmaz. Binâenaleyh, umum Dobrucamız
muallimlerinin hedefi olmadıkça, aynı emele, aynı gayretle çalışmadıkça yine hiçbir şeye
muvaffak olamayacağımızdan emin olmalıyız.
Köstence'de, Pazarcık'ta, Silistre'de, Balçık'ta, Tutrakan'da birer rüştiye mektebimiz
olduğu(nu) biliyoruz. Bu mekteplerin tatbik ettikleri programların ayrı ayrı olduğunu da
biliyoruz.
Her bir İslâm köyünde iyi fena bir ibtidâî mektebi vardır. Fakat bu mektepler, ne bir
programa mâliktir, ne de güzel bir idareye tâbidir. İşte bu mevcutlardan istifade etmek için
onları ıslâh etmek kâfidir. Bunu yapacak yine muallimlerdir.
Hele ailevî hayatımız ne kadar merhamete şâyândır. Köylerde, hatta kasabalarda
öyle islâm ailelerine tesadüf edilir ki, insan kendini onların arasında görünce, binlerce sene
evvelki hayatımıza intikal etmiş olur, bu ibtidâî hâlete nazar-ı istiğrâb değil, nazar-ı
merhamet atfetmeliyiz. Bu zavallı aile her türlü mânâsıyla mahkum bir valide, pek mahdut bir

�fikr ü zekâ zebûnu bir kızcağız muhitinde tâbi olduğu görenekten mâadâ bir terbiye ile
müteallim olmayan birkaç küçük yavru daha bîçâre bir pederden müteşekkildir.
İhtimal o kızcağız, mektebe de gönderilmiş, fakat evden mektebe gittiği zamandaki
ciyâdet-i zihniyyesini zâyî ederek mektepten avdet etmiş, o günden itibaren ziyâsız ve rutubetli
bir köşede iğne ile iplik saymağa mahkum olmuştur. O bir gün valide olacak; kim bilir nasıl
bir cehl numûnesiyle bir aile teşkil edecekler?! Bunların çocukları da aynı göreneğe esir olup
gitmeyecek midir?
O bî-günah kız mektepte geçirdiği beş altı sene zarfında bir ev ... idaresine dair
oldukça güzel bir fikir telkîh edilebilirdi. Bundan yine muallimler mesuldür.
Ne fena âdetlerimiz vardır ki binlerce seneden beri sürükleyerek bugüne kadar
getirmişiz. Onları - ne kadar çirkin olsa bile - muhafaza etmekten bir haz duyarız. Kezâ
milliyetimizin tarihi an'ânâtına, şanına, şerâfâtına delalet eden âdetlerimiz de vardır ki
terketmişiz. Müstahsen olanları metruk müstekrehleri de mahfuz kalmış. Bizi bir cihetten
kemiren bunlardır.
"Mektep ve Aile" mecmuası bu gibi ilmî, ictimâî hayatımızı teşrîh edecek,
noksanlarımızı, elemlerimizi açık bir lisanla anlatmağa çalışacaktır. Bu hususta usulü
dairesinde yazılan - politikadan mâadâ - her nevî münâkaşâta, mübâhasâta sahifeleri açıktır.
Yeter ki, Dobrucamız hayât-ı İslâmiyyesine tenvire bâis olsun. Milletini seven ve
fikren, kalemen, hizmetini esirgemeyen, evlâdına acıyan, istikbalini düşünen erbâb-ı
hamiyyetin dest-i muâvenetlerini uzatacaklarından eminim.
Hemen Cenâb-ı feyyaz-ı mutlak tevfîkini refîk etsin”.
Mecmuada sağlık ile ilgili konular ise, doktor İbrahim Temo tarafından ele alınmaktadır. O
dönemde yaygın olan verem hastalığını gindeme getirmekte ve çareleri sunmaktadır. Ayrıca
„Herkes” için adını verdiği başlıkta hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar ve mikroplar
hakkında halkı bilgilendirmekte ve alacakları önlemleri açıklamaktadır. Bütün yazarların
yazılarını burada teker teker ele almamız mümkün eğildir. Zaten önemli olanlardan bir kaçını
burada sunmuş olduk.

Sonuç
Sonuç olarak şunları maddeler halinde sıralayabiliriz:
1-Romanya Türklerinde basın yayın çalışmaları, Romanya’nın bağımsızlığını
kazandığı 1878 yılından sonra 1800’lü yıllarda başlamıştır. Bundan öncesinde Dobruca
Osmanlı hâkimiyeti altında idi. İstanbul’da yayınlanan eserler, gazete ve dergiler bölgeye
ulaştırılmış; bu nedenle de bölge halkı müstakil bir çalışma içerisine girmemişlerdir.

�2- Romanya Türklerinde edebiyat çalışmaları ilk başta –yukarı isimlerini belirttiğimiz
gibi- gazete ve dergi çıkarmak ve buralara yazı yazmakla başlamış; daha sonra müstakil
edebiyat çalışmaları ile devam etmiştir.
3-Bölgede çıkan gazete ve dergilerin çoğunluk olarak uzun süreli olmadıklarını
söyleyebiliriz. Zaman zaman kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklar yüzünden kapanmıştır.
4-Bölgede yayınlanmış olan gazete ve dergilere baktığımızda işledikleri konular,
halkın kendi din, dil, gelenek ve göreneklerini yani kimliklerini korumalarının gerekliliği;
bunu sağlamak için her alanda eğitimin zorunlu olduğu; Romanya hükümetine karşı sadık
birer vatandaş olmalarının zorunluluğu şeklindedir.
5-Romanya Türklerinde basın yayın çalışmalarını üç döneme ayırabiliriz. Birincisi
Romanya’nın Osmanlı hâkimiyeti altında olduğu dönem; diğeri de Romanya’nın
bağımsızlığını elde ettiği dönemdir. İkinciyi de krallık dönemi, komünist öncesi ve sonrası
dönem olarak üçe ayırabiliriz.
6-Romanya Türkleri basın yayın hayatı en verimli çağını komünist dönem öncesinde
yaşamıştır. Bu dönemde başta Mehmet Niyazi olmak üzere pek çok yazar ve şair yetişmiştir.
7-Romanya’nın komünist yönetimin eline geçmesiyle –diğer azınlıklarda olduğu gibiTürklerde de basın yayın hayatı çalışmaları duraklamış; ancak buna rağmen edebiyatçılar
varlıklarını ve mücadelelerini vermeye devam etmişlerdir.
8-Romanya’nın 1990 yılında baskıcı komünist yönetimden kurtulup demokrasiye
geçmesiyle bölgede yaşayan Türkler, temel hak ve özgürlüklerine yeniden kavuşmuşlardır.
Gazetelerini, dergilerini, ders kitaplarını ve yazarlar kitaplarını rahatlıkla hatta Romanya
hükümetinin azınlıklara ayırdığı bir bütçeyle çıkarabilmektedirler.
9-Maalesef, böylesi bir özgürlüğe karşın -bölge halkı arasında bilfiil üç yıl kalmış
birisi olarak- şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki gençlerde -diğer alanlarda olduğu gibi- basın
yayın hayatında da eskiye oranla bir düşüş vardır. Çalışmada da görüleceği gibi şu an mevcut
gazete ve dergilerin önceki dönemlerde çıkmış dergi ve gazetelerle mukayese etmemiz
mümkün değildir.
10-Romanya Türkleri, Tatar ve Anadolu Türkleri olmak üzere iki kısımdan
oluşmaktadır. Bunlar arasında basın yayın çalışmalarında Tatar Türklerinin daha ileri boyutta
olduklarını söyleyebiliriz.
Kaynakça
Aksu, Ali, (2003) Romanya Müslüman Türklerinin Dünü Bugünü, Köstence.
Aksu, Ali -Erol Ülgen, (2003), Mektep ve Aile Mecmuası, Köstence.

�Altay, Kerim, "Romanya'da Kitap, Gazete, Dergi ve Radyo Yayın Hayatı", Balkan
Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni, Ankara 1999, s. 328–330.
Ayverdi, Ekrem Hakkı, (2000), Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri, İstanbul.
Boğdan, Petru, (1901), Studii şi Documente cu Privire la Istoria Romanilor, Bucharest.
Cıachır, Mihail (1982), “Basarabyalı Gagauzların Tarihi”, Türk Dünyası Araştırmaları,
İstanbul.
Decei, Aurel, “Dobruca”, İA., by ty, III, 633.
Ekrem, M. Ali, (1994), Din Istorıa Turcilor Dobrogeni, Bucureşti.
Guboğlu, Mihail, (1981) “Romen Ulusunun Eski Türk Kavimleri ile İlişkileri Hakkında”,
VIII. Türk Tarih Kongresi 11–15 Ekim 1976, Ankara.
Karpat, Kemal, “Dobruca”, DİA., İstanbul 1994, IX, 483
Kurat, Akdes Nimet, (1937), Peçenek Tarihi, İstanbul.
Memet, Yakup, (1976), Prezente Musulmane ın Romanıa, by.
Nuredin, Ibram, (1999), Dobruca’daki Müslüman Topluluğun Manevi Hayatından Sayfalar,
çev., Belghiuzar Cartali Bulıga, Namık Kemal Yıldız, Köstence.
Ülküsal, Müstecib, (1987), Dobruca ve Türkler, Ankara.
----------, (1995) Kırım Yolunda Bir Ömür, Ankara.
Popovıc, Alexandre, (1995), Balkanlarda İslam, çev., Komisyon, İstanbul.
Ömer, Edip, (1992) “Dobruca‟da Türk-Tatar Basınının Tarihçesi” Renkler Dergisi, Bucureşti
Renkler, yayına hazırlayan, Aciemin Baubec vd., Bucureşti 1992.
Sertoğlu, Mithat, (1976) “Türkler ve Bizans”, Tarih Mecmuası, İstanbul.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10349">
                <text>2221</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10350">
                <text>OSMANLININ ROMANYA’DAN ÇEKİLİŞİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR ROMANYA TÜRKLERİNCE YAYINLANAN DERGİLER VE MEKTEP VE AİLE MECMUASI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10351">
                <text>AKSU, Ali </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10352">
                <text>Anahtar Kelimeler: Journals, Mektep ve Aile, Literary, cultur, Romanian Turks.  ÖZET  Romanya Türkleri, Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra pek çok sayıda dergi çıkarmışlardır. İlk çıkan dergiler, Osmanlıca, sonrakiler ise Türkçe olarak yayımlanmıştır. Örnek olarak Dobruca, Hareket, Sadâkât, Şark, Işık, Emel, Sadây-ı Millet, Türk Birliği gibi dergileri verebiliriz. Mektep ve Aile Mecmuası da bunlardan biridir. Mektep ve Aile Mecmuası, 1915-1916 yılları arasına Romanya’da yayımlanmış aylık bir dergidir. Mehmet Niyazi ve İbrahim Temo gibi yazar ve aydınlar bu dergiye makale yazmışlardır. Mektep ve Aile dergisi, edebi, ilmî ve ictimâî bir dergidir. Bu bildirimizde Romanya Türkleri tarafından yayımlanmış olan dergileri ve Mektep ve Aile dergisi ele alınmıştır. O dönemin edebi ve kültürel durumuna ışık tutulmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10353">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10354">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10355">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10356">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1319" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1519">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/51fcd5a5bd214f79b64de4a7cebe61dd.docx</src>
        <authentication>735697cf2dee3961a321747470026cd0</authentication>
      </file>
      <file fileId="1520">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/118e57de278475863f5d7e2e47023599.pdf</src>
        <authentication>83a7f68774c4b7c0e81e5edb41dbc4b2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10367">
                    <text>TOPLUMSAL DEĞİŞİM SÜRECİNDE NAMIK KEMAL’IN EĞITIM
ANLAYIŞINDAN GÜNÜMÜZE YANSIMALAR
Elif AKTAŞ
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Rize /
Türkiye
Anahtar Kelimeler: Namık Kemal, Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı, Eğitim ve Terbiye, Türk
Eğitim Tarihi
ÖZET
Namık Kemal’in (1840-1888) öncülüğünü ettiği yeni edebiyat anlayışının, toplumu
çağdaşlaştırmayı ve eğitmeyi amaçladığı bilinmektedir. Onun eserlerinde eğitim, yeni bir insan
modeli yaratma anlamında ele alınmış; bir çağdaşlaştırma süreci olarak değerlendirilmiştir.
Çağdaş eğitim yaklaşımlarından yararlanılarak hazırlanan Türkçe ve Türk Edebiyatı dersi
öğretim programının amaçlarından en önemlisi olan düşünen, eleştiren, sorgulayan, yeniliğe açık
bireyler yetiştirmek; Namık Kemal tarafından ilk kez Tanzimat döneminde ortaya atılmıştır. Bu
çalışmada Namık Kemal’in eserlerinde, Tanzimat sonrası değişen toplumda yerini alan eğitimli,
iradeli, sorgulayıcı, vatanını ve milletini seven, kahraman, hamiyet sahibi insan tipi tüm
yönleriyle ele alınmış; böylelikle yazarın Türk eğitim tarihindeki yeri tespit edilmeye
çalışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi kullanılmıştır. Edebiyatı
ve sanatı estetik açıdan değil, sosyal fayda açısından değerlendiren Namık Kemal, tüm eserlerini
eğitici bir fikir adamı kimliğiyle kaleme almıştır. Onun makale, mektup, roman ve tiyatro türü
eserlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak eğitime yer verdiği görülmektedir. Eğlencelerin “en
edibanesi” ve “en faydalısı” olarak tanımladığı tiyatroya ayrı bir önem veren yazar; bu tür
vasıtasıyla toplumu eğitmeyi ve bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Romanlarında da sosyal fayda
prensibini savunan yazar, İntibah adlı romanında tek yönlü bir eğitim metodunu eleştirirken
Cezmi adlı romanda ise ideal eğitim modelini dikkatlere sunmuştur. Namık Kemal, dil ve
edebiyatı yeni insanı eğitmek için bir araç olarak kullanmıştır. Onun arzuladığı eğitim modelinin
günümüzdeki eğitim anlayışıyla benzerliği dikkat çekicidir. Onun özellikle kadınların ve
çocukların eğitimi, ahlak, aile, terbiye konusundaki görüşleri çağının ilerisindedir. Geleneksel
tarzda bir eğitimin karşısında olan Namık Kemal’in düşünen, eleştiren, sorgulayan, bilimin
rehberliğini kabul eden, yeniliğe açık bireyler yetiştirme gayreti bugünkü çağdaş eğitimin de en
önemli amaçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağının ilerisindeki düşünceleriyle
dikkat çeken Namık Kemal’in 19. yy. daki görüşleri 21. yy. için de geçerliliğini sürdürmektedir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10359">
                <text>2237</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10360">
                <text>TOPLUMSAL DEĞİŞİM SÜRECİNDE NAMIK KEMAL’IN EĞITIM ANLAYIŞINDAN GÜNÜMÜZE YANSIMALAR</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10361">
                <text>AKTAŞ, Elif </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10362">
                <text>Anahtar Kelimeler: Namık Kemal, Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı, Eğitim ve Terbiye, Türk Eğitim Tarihi  ÖZET  Namık Kemal’in (1840-1888) öncülüğünü ettiği yeni edebiyat anlayışının, toplumu çağdaşlaştırmayı ve eğitmeyi amaçladığı bilinmektedir. Onun eserlerinde eğitim, yeni bir insan modeli yaratma anlamında ele alınmış; bir çağdaşlaştırma süreci olarak değerlendirilmiştir. Çağdaş eğitim yaklaşımlarından yararlanılarak hazırlanan Türkçe ve Türk Edebiyatı dersi öğretim programının amaçlarından en önemlisi olan düşünen, eleştiren, sorgulayan, yeniliğe açık bireyler yetiştirmek; Namık Kemal tarafından ilk kez Tanzimat döneminde ortaya atılmıştır. Bu çalışmada Namık Kemal’in eserlerinde, Tanzimat sonrası değişen toplumda yerini alan eğitimli, iradeli, sorgulayıcı, vatanını ve milletini seven, kahraman, hamiyet sahibi insan tipi tüm yönleriyle ele alınmış; böylelikle yazarın Türk eğitim tarihindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi kullanılmıştır. Edebiyatı ve sanatı estetik açıdan değil, sosyal fayda açısından değerlendiren Namık Kemal, tüm eserlerini eğitici bir fikir adamı kimliğiyle kaleme almıştır. Onun makale, mektup, roman ve tiyatro türü eserlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak eğitime yer verdiği görülmektedir. Eğlencelerin “en edibanesi” ve “en faydalısı” olarak tanımladığı tiyatroya ayrı bir önem veren yazar; bu tür vasıtasıyla toplumu eğitmeyi ve bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Romanlarında da sosyal fayda prensibini savunan yazar, İntibah adlı romanında tek yönlü bir eğitim metodunu eleştirirken Cezmi adlı romanda ise ideal eğitim modelini dikkatlere sunmuştur. Namık Kemal, dil ve edebiyatı yeni insanı eğitmek için bir araç olarak kullanmıştır. Onun arzuladığı eğitim modelinin günümüzdeki eğitim anlayışıyla benzerliği dikkat çekicidir. Onun özellikle kadınların ve çocukların eğitimi, ahlak, aile, terbiye konusundaki görüşleri çağının ilerisindedir. Geleneksel tarzda bir eğitimin karşısında olan Namık Kemal’in düşünen, eleştiren, sorgulayan, bilimin rehberliğini kabul eden, yeniliğe açık bireyler yetiştirme gayreti bugünkü çağdaş eğitimin de en önemli amaçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağının ilerisindeki düşünceleriyle dikkat çeken Namık Kemal’in 19. yy. daki görüşleri 21. yy. için de geçerliliğini sürdürmektedir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10363">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10364">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10365">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10366">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1320" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1521">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/b4c371a1665f64e2fa21f6c7c9b124fa.docx</src>
        <authentication>894b3d93546ddce6e019aa3efa111d13</authentication>
      </file>
      <file fileId="1522">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/3dd3b4618ba169ce5f6427fd4081aba9.pdf</src>
        <authentication>67bc11a5e46653276d8ddc52b30b5ad2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10376">
                    <text>Tuğba AKTAŞ
Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı, Konya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.
ÖZET
Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe
kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve
bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki
harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek”
vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı
içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin,
öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir.
Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş
Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10368">
                <text>2039</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10369">
                <text>TATAR ( KAZAN) TÜRKÇESİ DEYİMLERİNDE “ARAP HARFLERİ”</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10370">
                <text>AKTAŞ, Tuğba</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10371">
                <text>Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.  ÖZET  Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek” vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin, öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir. Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10372">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10373">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10374">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10375">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1321" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1523">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/30bafb6e3be7ab192a35940c1a518a65.docx</src>
        <authentication>7dce40e3745b744ebd7a241ea2a1e812</authentication>
      </file>
      <file fileId="1524">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/c2adb3eb7e282f7e0bee063c030af32b.pdf</src>
        <authentication>63b60a82a2d548d7790360ac0c6cb24d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10385">
                    <text>TÜRKÇE YAZAN KADIN ŞAİRLERİN ŞİİRLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK
İNCELENMESİ
Ruken ALP
Sabancı Üniversitesi, Türkçe Birimi, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Türkçe şiir, eril söylem, “kadın” şair.

ÖZET
Türkçe edebiyatta şiir üzerine yapılan eleştirel çalışmalar oldukça yetersizdir. Şiire
eleştirel düzlemde gereken değerin verilmemesi, söz konusu “kadın” şairler olduğunda daha da
dikkat çekici bir hâl alır. Edebiyatta ve edebiyat eleştirisinde hâkim erkek egemen yapı ile
“kadın” şair olarak kategorize edilerek ilk ayrımcı yaklaşımla söylem düzleminde karşılaşan
“kadın” şairlerin şiirlerine yönelik eleştirel değerlendirmelerde ciddi sorunlarla karşılaşılır.
“Kadın” şairlerin şiirleri üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla onların öz yaşam öykülerine
odaklanmakta ve edebî eleştirinin gereklerini yerine getirmeden yapılan yorumlarla sınırlı
kalmaktadır. Bu bildiride Türkçe şiirde önemli etkileri olan Gülten Akın ve Didem Madak’ın
şiirleri karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Ayrı bir alan olarak kategorize edilen “kadın”
şairlerin poetikaları, şiirlerindeki izlekler üzerinden incelenmiş; şiirlerdeki dilsel özellikler,
metinler arası ilişkiler, din ve cinsellik izlekleri çözümlenmiş ve ataerkil anlayışın etkisiyle
biçimlenen eril söylemin şiirlerin inşasındaki etkilerine bakılmıştır. Şiirlerin beslendiği kaynaklar
ve şairlerin birbirleriyle etkileşiminin olup olmadığı sorgulanmış, böylece Türkiye şiirinde
“kadın” şairlere ait bir poetikadan söz edilip edilmeyeceği ve şairlerin şiirlerinde eril söylemin
hâkimiyetini sürdürüp sürdürmediği tartışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10377">
                <text>1854</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10378">
                <text>TÜRKÇE YAZAN KADIN ŞAİRLERİN ŞİİRLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10379">
                <text>ALP, Ruken</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10380">
                <text>Anahtar Kelimeler: Türkçe şiir, eril söylem, “kadın” şair.  ÖZET  Türkçe edebiyatta şiir üzerine yapılan eleştirel çalışmalar oldukça yetersizdir. Şiire eleştirel düzlemde gereken değerin verilmemesi, söz konusu “kadın” şairler olduğunda daha da dikkat çekici bir hâl alır. Edebiyatta ve edebiyat eleştirisinde hâkim erkek egemen yapı ile “kadın” şair olarak kategorize edilerek ilk ayrımcı yaklaşımla söylem düzleminde karşılaşan “kadın” şairlerin şiirlerine yönelik eleştirel değerlendirmelerde ciddi sorunlarla karşılaşılır. “Kadın” şairlerin şiirleri üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla onların öz yaşam öykülerine odaklanmakta ve edebî eleştirinin gereklerini yerine getirmeden yapılan yorumlarla sınırlı kalmaktadır. Bu bildiride Türkçe şiirde önemli etkileri olan Gülten Akın ve Didem Madak’ın şiirleri karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Ayrı bir alan olarak kategorize edilen “kadın” şairlerin poetikaları, şiirlerindeki izlekler üzerinden incelenmiş; şiirlerdeki dilsel özellikler, metinler arası ilişkiler, din ve cinsellik izlekleri çözümlenmiş ve ataerkil anlayışın etkisiyle biçimlenen eril söylemin şiirlerin inşasındaki etkilerine bakılmıştır. Şiirlerin beslendiği kaynaklar ve şairlerin birbirleriyle etkileşiminin olup olmadığı sorgulanmış, böylece Türkiye şiirinde “kadın” şairlere ait bir poetikadan söz edilip edilmeyeceği ve şairlerin şiirlerinde eril söylemin hâkimiyetini sürdürüp sürdürmediği tartışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10381">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10382">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10383">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10384">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1322" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1525">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/38ca4c1ccdd27b323448c6716f7adc94.docx</src>
        <authentication>72157639d56304ee070a7e788eabef4c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1526">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/198699c4c0eff774bad3b40d160abdc8.pdf</src>
        <authentication>c4744a37136cfbec3dac8fe0e8867e42</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10394">
                    <text>GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI
Kadir ALPER
Gaziantep Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türkçe Eğitimi Bölümü, Gaziantep / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat.
ÖZET
Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin
devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim
Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya
gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine
tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri
divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep
divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da
divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır.
Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside
bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol
miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikirnâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır.
Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu
gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı
görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla
birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun
şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek
rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması
gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait
kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik
özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi
çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze
dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde
Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu
çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini
somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî,
Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan
etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair,
“Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir
yer tutmuştur.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10386">
                <text>2220</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10387">
                <text>GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10388">
                <text>ALPER, Kadir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10389">
                <text>Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10390">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10391">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10392">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10393">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1323" public="1" featured="0">
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10395">
                <text>2223</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10396">
                <text>GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10397">
                <text>ALPER, Kadir</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10398">
                <text>Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10399">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10400">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10401">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10402">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1324" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1527">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a020a3474343c6fc92fee22707dfeebb.docx</src>
        <authentication>8dde841ba640029e0668882dfde0a1a8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1528">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d4cb41f0018b207cc961878e17a3aded.pdf</src>
        <authentication>40625adf45581449aba7ef2c2036e4f7</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10411">
                    <text>ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ
Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ
Aksaray Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Aksaray / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.
ÖZET
Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra
yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni
öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin
yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü
kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik konuları
sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan Allah’a olan
inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir çukura benzeyen
düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid’in karısına olan aşkı onu
kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu açıdan Makber’i bir
başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan Hâmid, Makber’den sonra
birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle
kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma
Hanım’ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu
çalışmada, Hâmid’in Makber’deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları
incelemeye çalışılmıştır.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1529">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/07dfcacee81c1d9fc36c78763b0dc2fa.doc</src>
        <authentication>79e62e4b5730868ef9645dd3c8674173</authentication>
      </file>
      <file fileId="1530">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7c8c56c81810863788915e42c404e36d.pdf</src>
        <authentication>d9905fed3998a18e909a5d538fbb2afd</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10412">
                    <text>ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ
Refika ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ1
Özet
Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım‟ın ölümünden sonra
yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni
öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin
yanı sıra eserde birçok felsefî konu da dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü
kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölümün yanı sıra, varlık-yokluk, ahiret vb.
metafizik konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve
tezatlardan Allah‟a olan inancı kurtarır. Fakat onu uçurumun kenarına kadar sürükleyen,
karanlık bir çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır.
Hâmid‟in karısına olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik
kazanmıştır. Bu açıdan Makber‟i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir
sanatçı olan Hâmid, Makber‟den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı
sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve
çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma Hanım‟ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını
unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid‟in Makber‟deki ölümsüz aşkı ve
bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları incelemeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.
ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER AND THE IMAGE OF UNFORGOTTEN
LOVE
Abstract
Abdülhak Hâmid Tarhan wrote his work named Makber after the death of his wife,
Fatma Hanim. This poem is one of the well-known important works of Turkish Literature.
The reason for this, primarily it is a lament that is wailed following the death of a lover. As
well as this romantic property, many philosophical issues were also put into words by the poet
in the work. Hâmid, queries metaphysical issues death, existence-extinction, the hereafter etc.
who made to feel could not accept the death of his wife in this work. His belief in God rescues
1

Yard. Doç. Dr. Aksaray Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
refika@aksaray.edu.tr

�the poet that we feel him was confused, from all conflicts and contrasts. But thing that
dragged him to the edge of the cliff, take the poet to the thoughts like a dark hole, is great
intra love that he sense his wife. Hamid‟s love for his wife has unfinished being lost her, has
gained depth with philosophical issues. In that respect, we may accept Makber as a starting
point. Hamid who is a very prolific artist, refer the same issues in many work of him after
Makber, reached the same conclusions, mourned with the dream of the same dead. Although
he made another marriages and had a tempestuous life, he could not forget Fatma Hanim and
her grave that he left alone in the desert and reflected his works. In this study, it has been tried
to examine Hamid‟s eternal love and his philosophical twinges that eternalize this love in
Makber.
Key Words: Abdülhâk Hâmid, Makber, Love, metaphysics.
Giriş
Tanzimat döneminin en önemli sanatçılarından Abdülhak Hâmid Tarhan, edebiyat
tarihimizde daha çok karısı Fatma Hanım‟ın ardından yazdığı Makber adlı eseriyle
ünlenmiştir. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni
öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin
yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının
ölümünü kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik
konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan
Allah‟a olan inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir
çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid‟in karısına
olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu
açıdan Makber‟i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan
Hâmid, Makber‟den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış,
aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı
olmasına rağmen Fatma Hanım‟ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve
eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid‟in Makber‟deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı
ebedileştiren felsefî sancıları incelenmeye çalışılacaktır.
Abdülhak Hâmid, Makber‟in “Mukaddime”sinde söyle söyler:
“Makber‟den evvel yazdığım şeylerin pek çoğunu beğenmem, bazılarını pek az beğenirim.
Makber‟i ise hiç beğenmiyorum, çok seviyorum.
Beğenmediğim şu sebepledir ki, bu kitabın edebiyat ile pek az münasebeti var. Sevdiğim şunun
içindir ki, bu kitap odur.”

�“Makber onun hali, onun resmi, onun hayâli, onun heykeli, onun mezarıdır; onun hiçbir
beğenilecek yeri kalmayan hayatıdır. Yine tekrar edeyim: Makber odur. Bunun için severim”
(Hâmid 1997: 35)

Hâmid‟in, “odur” dediği Fatma Hanım‟dır. Fakat şiiri irdelediğimiz zaman Fatma
Hanım‟ın bir çıkış noktası olduğunu söyleyebiliriz. Aslında bu ölüm meselesi şairi hayat
hakkında düşünmeye, pek çok konuyu sorgulamaya itmiştir. Bunun nedeni ise öncelikle
Hâmid‟in Fatma Hanım‟a duyduğu büyük aşktır. Hatıralarında evlilikleri hakkında şunları
yazmaktadır:
“Ben güya nâil-i murad olmuştum. Bu veçhile mesrur olan insan o mesrûriyetin sonu
bir felâket olacağını his mi ediyor bilmem. Nâil olduğum günden beri ben tâli‟in bu hüsn-i
tecellisinden korkuyordum. Bahtiyarlık evimde, yanımda, yatak odamda dolaşıp duruyordu,
ben görmüyordum. Yolda karşıma çıkarak beni kucaklıyordu. Görmüyor, duymuyordum. O
bir peri-i ceri idi. Ben bir insan-ı hâif idim. O Havva ise de ben Âdem değildim. Beraber
gezerken düşecek diye tutacak oluyordum. Uyurken bir akşam uyanmayacak, ölecek gibi
duruyor. Güldüğü zaman güzelliğini uçacak sanıyordum.” (Hâmid 1994: 89)
Fatma Hanım‟ın vereme yakalanmasıyla Hâmid‟in korkuları gerçeğe dönüşecektir.
Hâmid, Hindistan‟da karısı Fatma Hanım‟ın hastalığı artınca, yurda dönmek ister. Güçlüklerle
dolu bir deniz yolculuğundan sonra Beyrut‟a ayak bastıkları sırada Fatma Hanım son nefesini
vermek üzeredir. Beyrut Valisi olan ağabeyi Nasuhi Bey‟e misafir olan şair, birkaç gün sonra
Fatma Hanım‟ı kaybeder. Ölüm Hamid‟in ruhunda öylesine derin izler bırakmıştır ki
sanatının en büyük eserini yaratmasına neden olur. Sonraki eserlerinde de aynı felsefî
endişeleri dile getirmesini, dolayısıyla sanatının mahiyetini oluşturmasını sağlayacaktır.
Tanzimat Edebiyatı‟nın en önemli eserlerinden biri olan Makber, derin felsefi
meselelerle dolu olmakla birlikte Hâmid‟in "ölüm" karşısındaki isyanlarını, Tanrı‟ya yakarış
ve sığınmalarını içerir. Bu güzel şiirin ardından Ölü, Hacle ve Bunlar Odur adlı eserleri
gelecektir. Bu eserlerinde Makber‟in etkilerini devam ettirmektedir. Ayrıca şair, “Macera-yı
Aşk‟ı, Sabr u Sebat‟ı, hususuyla İçli Kız‟ı onun aşkıyla yazdığıma kail olmak istiyorum”
(Hâmid 1994: 89) der.
Hâmid‟in ölümü kabullenememe meselesi Makber‟de ağırlıklı olarak kendini
hissettirir. Döneminde büyük bir yenilik olarak değerlendirebileceğimiz aşağıdaki
mısralarında Tanpınar‟ın da belirttiği gibi yok olmayı kabullenememe söz konusudur:
Bildir: Nereye uçar gülüşler?..
Feryâdla olur mu bir yer?..
Zâhir neye böyle ye‟sdir hep?.
Bâtın, neden böyle hande-ber-leb?..
Ben zâir, sen defîn-i makber,

�Gel, bir soralım bunu beraber:
Çıktın mı huzur-ı Kibriyâya?..
Bildin mi nedir o tıfl-ı ekber? (Tarhan 1997: 56-57)

İnsanın ölmesi ona ait olan her şeyin yok olması anlamına mı gelir? Hâmid‟i bedenin
yok olması kadar insanı diğer canlılardan ayıran hatta her insanın kendine özgü olan
özelliklerinin de yok olması ilgilendirmektedir. Bir insanın gülüşü de bu özelliklerden biridir.
Şair, gülüşlerin nereye gittiğini sorar. Hamid‟in Allah konusundaki imgeleri genellikle
sorulardan oluşmaktadır. Birçok konuda kendini aydınlatması için Allah‟a yalvararak
cevaplar beklemektedir. Burada ise karısı Fatma Hanım‟a seslenmekte, görünen neden üzücü,
görünmeyen neden neşeli diye sormaktadır. Aslında Hâmid‟in tezatlarının kaynağında da
ölüm fikri bulunur. Ölüm yaşamın karşıtıdır ve varlığın sonu yokluktur. Şair birçok yerde
buna hayret etmekte ve bazı fikirlerinin temeline bu düşünceyi koymaktadır.
Adülhâk Hâmid‟in Bunlar O’dur adlı kitabına ilham veren de Fatma Hanım‟dır.
Şiirlerin eşi Fatma Hanım‟la olan ilişkisi ise doğrudan kitabın isminde aranmalıdır. Enginün,
―Bunlar O‟dur adının telkini şüphesiz ki Fatma Hanımdır” (Enginün 2006: 449) der.
Bunlar O‟dur‟daki şiirler genel olarak aşk ve tabiat temleriyle ilgilidir. Tabiatın kızı
motifi ―Biriçkendi- ve ―Kambala Hil- başlıklı şiirlerde de bulunur. Diğerlerinde de aşk
motifine sık rastlanmakta ve tabiatın kızı bu aşkın muhatabı olmaktadır. ―Tecelli Yahut
Teselli, karısı Fatma Hanım için yazılmış bir şiir izlenimi verir. Burada da bir tablo halinde
tabiat tasvir edilmekte ve bu tabiatın ortasında mezar bulunmaktadır. Tabiatın canlı tasvirinin
ardından mezar ve şairin umutsuz ruh hali Romantizm akımının Hâmid üzerindeki etkisine
işaret eder. Romantizm akımının idealleştirilmiş dünyası Hâmid‟in kır hayatında daha net
ortaya çıkar. Hâmid bu tutumunu Hindistan‟daki izlenimleriyle birleştirmiş, ideal tabiatı orada
gördüğüne inanmıştır.
Ölümün kışkırtan gerçekliği belki de Hâmid‟i yaşamaya daha çok bağlamıştır. Fakat
bu durum onun vicdan azabı çekmesine engel değildir. Hâmid‟in oyunlarında yarattığı
kahramanlar kendi içinde yaşattığı tezatları yansıtırlar. Bunun örneklerinden biri Makber ile
Hacle’ye verdiği isimlerde de kendini gösterir: Ölünün girdiği yerle gelinin girdiği yer ardı
ardına gelir. Bu tezat şairin ruhundan taşan bir kaygının ifadesi gibidir. Hâmid hatıralarında
da bu vicdan azabını açıkça dile getirmektedir:
“Ona karalar giydirmemişsem de ben kendi nazarımda rû-siyah olmuştum. Ve bir cenin-i sâkıt
hayalimde günden güne büyüyerek karşıma çıkıyor, o yarım mahlûk bir ebülhevl oluyor ve sanki
vicdanıma girerek, „beni dünyadan da, ahıretten de, hayattan da, memattan da ey peder! Sen
mahrum ettin‟ meâlinde bir sükût ile hitap ediyor. […] Bazı kere de „dünyaya gelip de ne
olacaktı‟ diyorum. „Yine ölecek değil miydi? Belki ölü doğan çocuklar en bahtiyar mahluklardır.
Her gün biraz ölerek yaşamaktansa, hiç yaşamadan ölmüş oluyorlar” (Hâmid 1994: 95-96).

�Hâmid‟in zihnindeki bu hayaller başka eserlerinde de varlığını hissettirir. Zeynep adlı
oyununda da Fatma Hanım‟ın gölgesi vardır. Oyunda birçok çelişkili yön bulunmasına ve
birçok belirsizliği barındırmasına rağmen Hâmid‟in bu oyuna kendi hayatından izler kattığını,
böylece tutkulu bir aşk hikâyesi yazmaya çalıştığını söyleyebiliriz. Oyunun kahramanı
Abbas‟ın ilk karısının ölümünü unutamaması, onun ruhuyla sık sık karşılaşması, sürekli bir
vicdan azabı yaşaması gibi etkileri Hâmid, yaşamından oyuna taşımıştır diyebiliriz. Oyunun
kahramanları Abbas ile Zeyneb‟in ilk karşılaşmalarından itibaren, Abbas‟ın Hâmid olduğu
sezilmekte. Üstelik eski karısının ölmüş olması ve bu acı ile kıvrandığı sırada karşısına çıkan
bir dilbere aşık olmasının Beyrut‟taki Feride Hanım‟ı2 hatırlattığı söylenmektedir. Bu da bu
açıdan anlamlıdır. Fakat bu oyundaki önemli nokta Hâmid‟in karısı ile ilgili yaşadıkları ya da
oyuna yansıttıklarıdır. Tanpınar da Hâmid‟in aşkı belki de fırtına olarak tanımladığı eğilime
dikkatimizi çekmekte ve fırtınanın Hâmid‟in dramlarında her türlü mucizeye kadir olduğunu,
Zeynep‟in de bir fırtınadan sonra esrarlı kuvvetler kazandığını söylemekte ve şöyle devam
etmektedir: “Lord Dick‟in kimsesiz karısını iyileştirir. Fakat bu iyileşen kadın her nedense
kitap yazacak ve macerasını anlatacaktır. Piyesin son tarafında bu kitaptan da bahsedilen
mesut hayat sahnesi ise şüphesiz yine Hâmid‟in Fatma Hanım‟ın etrafında kurduğu imkânsız
bir hayaldir.” (Tanpınar 2001: 583). Bu sözlerden Hâmid‟in 1916‟da yayınlattığı Finten adlı
eserinde de Fatma Hanım‟ın izlerini yaşattığını anlıyoruz.
Hâmid‟in imkânsız hayaller kurmaktan hoşlandığını ve bu nedenle oyunlarında
içinden çıkılması zor durumlar oluşturduğunu söyleyebiliriz. Kaya Can‟ın da bu konuya
dikkat çektiğini görmekteyiz:
Finten‟de muhtelif kahramanların seyahatleri ve hayatlarının geçtiği yerler Hâmid‟in
hayat coğrafyasına intibak eder. Meselâ A‟cûbe‟nin vücudunu hazırlayan vuslat Hindistan‟da
olmuştur. Blanche‟a uydurulan mazi Hindistan ve Bîrut‟a bağlanır. Burada da Hind
okyanusundan gelen vapur, Bîrut ve dört sene evvelki matem birleştirilirse Fatma‟nın ölümü
çıkar. Hattâ Blance‟ın sahte annesi de, Fatma Hanım‟ın yaşında iken ölmüştür. Bu ana babanın
Yeni Zeland‟dan yola çıkışları ise eserde 1 Nisan 1850 olarak gösterilmektedir. Vak‟aya uyma
mecburiyeti ile bu senenin 1850 oluşu bir tarafa bırakılırsa bu vapura biniş ay ve gün itibariyle
Hâmid‟in Bombay‟dan vapura bindiği gündür.(Can 1952: 84)

Hâmid, Zeynep adlı oyununu 1909‟da yayınlatmıştır. Bu oyunda Abbas ile Zeynep‟in
aşkları konu edilmektedir. Fakat oyunun sonunda Abbas‟ın söyledikleri, Hâmid‟in karısı
Fatma Hanım için söylediği izlenimi verir:
“Abbas- (…) Donsam, taş kesilsem, bir heykel, bir mezar olsam, yerin dibine dikilsem duramam!
Seni istiyordum, Zeynep, eyvah, seni istiyordum, istediğim sen de değilmişsin! Meğer ki aradan
geçen siyah aylar târmâr olup bitsin mazi avdet etsin de o Hindistan‟daki rüyâ-yı dil-firibi yine
göreyim.” (Hâmid 2002: 370)

2

Bkz. Can 1952:83. Kabaklı 1948:148.

�Yeni bir hayata kapılarını açmak isteyen şair, kaybettiklerine duyduğu özlem ve
hissettiği vicdan azabı yüzünden asla kendini tam olarak mutlu hissedemeyecektir belki de.
Bu gerçek mutluluk için ölünün “kıyam” etmesi gerekmektedir. Makber‟de söylediği gibi:
“Çık Fatıma! Lahtden kıyam et
Yadımdaki haline devam et”
Bir isyânın ifadesi olan bu dizeler şairin sonraki eserlerinde bir imgeye dönüşür.
Tabutundan çıkan, ölümden sonraki hayatta buluşan ruhlar ya da mezarların üzerinde, evlerin
içinde gezinen ruhlar eserlerini doldurur. Finten‟de mezarlık ve ev arasında pek çok ruh konu
edinilir. Hatta oyunun kahramanı Finten‟i de tuhaf ve anlaşılmaz bir biçimde sonunda mezar
öldürür. İlhan ve Turhan‟ın devamı niteliğindeki Ruhlar ve Arzîler yine tabutundan kıyam
eden ruhların bulunduğu eserlerdir. Fakat belki de bunların yanı sıra en dikkat çekici olan eser
Tayflar Geçidi‟dir. Bu eserde bazı ünlülerin ruhları konuşturulur: Timur, Bayezid, Hâfız,
Sâdi, Dante, Victor Hugo, Şekspir, Hayyam, Namık Kemal gibi. Bunlar gerçekte yaşamış ve
ölmüşlerin ruhlarıdır. Bir de İlhan ve Turhan adlı oyunlardaki kurmaca kahramanlar ölmüş ve
Tayflar Geçidi‟nde ruhları oyun kahramanı konumuna geçmiştir. Hâmid‟in daha da ileri
giderek Ruhlar adlı oyununda ruhlar dünyasında peygamberlerin ruhlarını konuşturduğuna da
şahit oluruz. Peygamberler, dünyanın gidişatı hakkında konuşurlar. Bu sesler bol ışık
içindedir ve gök gürlemesini andırır. Hâmid, neden böyle bir tercih yapmış, peygamberleri
oyuna taşımıştır? İnancının güçlü olmasına rağmen kafasının pek çok soruyla karışık olması,
tezatlarına bir son vermek için görünmeyeni görünür kılmaya çalışması bu kurguyu ortaya
çıkarmış olabilir.
Ruhlar adlı oyunda peygamberler, Tecelli-i Evvel, Tecelli-i Sâni, Tecelli-i Sâlis gibi
belirsizlik içeren isimlerle adlandırılır. Böylece okur, konuşanların kimliklerini isimlerinden
değil konuştukları meselelerden keşfeder. Oyunun kurmaca kahramanı Kanbur ise
peygamberlerin ruhlarının konuşmaları bitip sesler kesildikten sonra, ironik bir dille durumu
değerlendirir: “Her derde çare var güzelim, aşka çare yok!” Bu sözlerin Hâmid‟in kendi ironik
durumuna da bir gönderme olduğunu söyleyebiliriz.
Abdülhak Hâmid, Tayflar Geçidi adlı oyununda mezarlıkta hayaletleri konuşturur.
Ruhlar adlı oyununda ruhlar gökyüzündedir. Arzîler adlı oyununda ise tekrar dünyaya
dönmüşlerdir. Böylece tam olarak kıyam gerçekleşmiş olmaktadır. Makber‟de “Çık Fatıma!
Lahtden kıyam et” diye feryat eden Hâmid‟in hayalinde devam eden arzudur belki de bu.
Arzîler‟in oyun kahramanları Kanbur ile Dilşâd yeni bir hayatı kendileri seçmiş ve dünyaya
yeniden dönmüşlerdir. Bu Hâmid‟in oyunlarında pek rastlanmayan mutlu bir sondur aslında.

�Abdülhak Hâmid, Makber‟den sonra yazdığı eserlerinin geneline Makber‟in havasını
yansıtır. Bunun nedeni karısının ölümü ile açılan boşlukta yaşadığı bunalımlardır. Ölüm,
varlık-yokluk, ahiret gibi meseleler şairin kafasını kurcalar. Bütün bu meseleleri tekrar tekrar
dile getirmesinin nedeni ise içinden çıkamadığı sorular sormasıdır. Bu bunalımlardan şairi
kurtaran Allah‟a olan inancıdır. Tüm bunalımlarından ve tezatlarından Allah‟a sığınarak
kurtulmaya çalışır. Bütün bu felsefî endişelerin ötesinde şair, Fatma Hanım‟ı kaybetmiş
olmakla yaşadığı acıyı dindirmek için belki de oyunlarında ruhları, ölümden sonraki hayatı ve
kıyam meselesini dile getirmiştir.

Kaynakça
CAN, Kaya (1952). Abdülhak Hamid Üzerinde Edebiyat Coğrafyası Bakımından Bir
Araştırma. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü
Mezuniyet Tezi.
ENGİNÜN, İnci (2006). Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923). İstanbul:
Dergâh Yayınları.
ENGİNÜN, İnci, İsmail PARLATIR, Ahmet B. ERCİLASUN, Zeynep KERMAN hzl. (2006).
“Abdülhak Hâmid Tarhan”. Tanzimat Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları.
KABAKLI, Ahmet (1948). “Abdülhak Hamid'in Tiyatroları”. İstanbul: İstanbul Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.

TANPINAR, Ahmet Hamdi (2001). Ondokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul:
Çağlayan Kitabevi.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1994), Abdülhak Hamid'in Hatıraları, İstanbul: Dergah Yayınları.

TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Arzîler. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
(Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1991), Bunlar O'dur. Abdülhak Hâmid Tarhan Bütün Şiirleri
1. (Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1998), Finten. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 3.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), İlhan. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (1997), Makber. Abdülhak Hâmid Tarhan Bütün Şiirleri 2.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.

�TARHAN, Abdülhak Hâmid (1997), Ölü. Abdülhak Hâmid Tarhan Bütün Şiirleri 2.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Ruhlar. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Tayflar Geçidi. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
(Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Turhan. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 6.
Hazırlayan: İnci Enginün. İstanbul: Dergâh Yayınları.
TARHAN, Abdülhak Hâmid (2002), Zeynep. Abdülhak Hâmid Tarhan Tiyatroları 7,
(Hazırlayan: İnci Enginün), İstanbul: Dergâh Yayınları.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10403">
                <text>2282</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10404">
                <text>ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10405">
                <text>ALTIKULAÇ DEMİRDAĞ, Refika </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10406">
                <text>Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.  ÖZET  Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan Allah’a olan inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid’in karısına olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu açıdan Makber’i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan Hâmid, Makber’den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma Hanım’ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid’in Makber’deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları incelemeye çalışılmıştır.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10407">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10408">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10409">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10410">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1325" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1531">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/7e4acb73a90e60bcacbb53b64a9ae965.docx</src>
        <authentication>156cc72bb17367b55da191c477a0e088</authentication>
      </file>
      <file fileId="1532">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/4744a302b951fadb8c928d440c73c36d.pdf</src>
        <authentication>798e0c988e4cf92cc87839147f9d287d</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10421">
                    <text>MESNEVİ TARZINDA MANZUM BİR HİKAYE
Nuran ALTUNER
Sakarya Üniversitesi, Sakarya / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Manzum, Dini.
ÖZET
Tanıtılacak eser, Nazif adlı bir müellifin yazmış olduğu altı yapraklık manzum bir
hikâyesidir. Konusu dinidir. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut koleksiyonu 3905
numarada yer almaktadır. Nazif adlı müellifin adı yaprak 68b’de yer alan beyitlerden birinde
şöyle geçer. Eyle gufraneNazifimazhar / Dest-i Ahmeddeniçür hem Kevser. Eserin H.1108
tarihinde yazıldığını aşağıdaki beyitten anlıyoruz. Olmadın bin yüz sekiz yedi tam / Bu aruse-i
nazmitdi hıram. İlim âlemine katkı sağlayacağı ümidiyle, öğüt verici mahiyette olan altı
yapraklık dini mesnevinin tamamı transkribe edilip sosyolojik ve psikolojik açıdan tahlil
edilecektir.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10413">
                <text>2234</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10414">
                <text>MESNEVİ TARZINDA MANZUM BİR HİKAYE</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10415">
                <text>ALTUNER, Nuran</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10416">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Manzum, Dini. ÖZET  Tanıtılacak eser, Nazif adlı bir müellifin yazmış olduğu altı yapraklık manzum bir hikâyesidir. Konusu dinidir. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut koleksiyonu 3905 numarada yer almaktadır. Nazif adlı müellifin adı yaprak 68b’de yer alan beyitlerden birinde şöyle geçer. Eyle gufraneNazifimazhar / Dest-i Ahmeddeniçür hem Kevser. Eserin H.1108 tarihinde yazıldığını aşağıdaki beyitten anlıyoruz. Olmadın bin yüz sekiz yedi tam / Bu aruse-i nazmitdi hıram. İlim âlemine katkı sağlayacağı ümidiyle, öğüt verici mahiyette olan altı yapraklık dini mesnevinin tamamı transkribe edilip sosyolojik ve psikolojik açıdan tahlil edilecektir.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10417">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10418">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10419">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10420">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1326" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1533">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/54813c6876c555ec58124b6e0591ad16.docx</src>
        <authentication>3695f6a6a473dd040ae0c5ace2d0361c</authentication>
      </file>
      <file fileId="1534">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/e659616a54326f9f333c325fa1c7ded0.pdf</src>
        <authentication>c9be11f891f49a3225d21e3f0e02405b</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10430">
                    <text>SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ
HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Hatice ALTUNKAYA
İnönü Üniversitesi, Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı, Türkçe Öğretmenliği Bilim Dalı,
Doktora Programı, İstanbul / Türkiye
Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.
ÖZET
Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un
Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden
oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı
kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen
hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları
çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının
geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin
anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî
zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
      <file fileId="1535">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/2647542a450010a077a82ab260753827.doc</src>
        <authentication>9879168df63503b0bba5eec5b28d3ea8</authentication>
      </file>
      <file fileId="1536">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/a90b47cf169194ba29a24eee074a3ef1.pdf</src>
        <authentication>293a46fe059bc7bcbe2ed936618db0a6</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10431">
                    <text>SAFAHAT‟ TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ
HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Hatice ALTUNKAYA1
Özet
Manzum Ģiirler hikâye ile benzer özellikler gösteren metinlerdir. Mehmet Akif
ERSOY‟un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum
hikâyelerden oluĢmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından
“Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilmiĢtir. Bu
çalıĢmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve
Seyfi Baba- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından
değerlendirilmiĢtir. Edebiyat ustalarının geçmiĢte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi
göz

önünde

bulundurularak

yeni

nesillerin

anlayabileceği

seviyede

yeniden

düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmiĢteki edebî zenginliklerimizle çocukların
tanıĢtırılması açısından yararlı olduğu sonucuna ulaĢılmıĢtır.
Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, hikâye, manzum Ģiir.

ANALYZING THE BOOK, TITLED “SAFAHAT‟TAN HİKÂYELER” IN
TERMS OF THE AIMS OF THE CHILDREN‟S LITERATURE
Abstract
The poems, written in verses are such texts, partake of the stories. The very first
volume of the work of Mehmet Akif ERSOY, titled Sefahat, is comprised of the stories,
written in verses regarding the social life and the history. Some 22 of those tales have
been simplified by Yıldız YILMAZ and converted into prose text under the book titled
Safahattan Hikâyeler. In this study, three of those converted stories, titled, Küfe,
Kocakarı and Ömer as well as Seyfi Baba were evaluated in terms of the aims of the
child literature by plotting the maps of the stories. It is apparent that by taking the
relativity principle aiming to children, which were written by the masters of literature,
into account; reorganizing such stories in the level which would be understood by the
new generations is necessary for Turkish education as well as for introducing our
literary wealth with the children.
1

İnönü Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı, Türkçe Öğretmenliği Bilim
Dalı, Doktora Öğrencisi, hatice4473@hotmail.com

1

�Key Words: Safahat, Children‟s literature, poems written in verses.

Giriş
Safahat, Ġstiklâl MarĢı Ģâiri Mehmet Akif Ersoy‟un 1911-1933 yılları arasında
yedi ayrı kitap hâlinde yayımladığı Ģiir kitaplarını bir araya getiren eseridir. Safahat‟ın
birinci bölümü, toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluĢmaktadır. Bu
manzum hikâyeler Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Mahalle Kahvesi, Koca Karı
ile Ömer gibi hikâyelerden oluĢmaktadır. Ġkinci bölüm Süleymaniye Kürsüsünde
isimli dinî, ahlaki manzume, üçüncü bölüm, Hakk‟ın Sesleri adlı manzume, dördüncü
bölüm Fatih Kürsüsünde, beĢinci bölüm Hatıralar, altıncı bölüm Asım, yedinci
bölüm Gölgeler adlı manzumedir.
Bu çalıĢmada Türk edebiyatının seçkin eserleri arasında yer alan Safahat‟ta
bulunan ve Yıldız Yılmaz tarafından sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilen manzum
hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba- hikâye haritaları
çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiĢtir.
Hikâye haritası tekniği, hikâyeyi meydana getiren unsurları görünür kılarak
okuma anlamlandırma becerilerinin geliĢtirilmesinde kullanılan bir öğretim tekniğidir.
“Hikâye haritası, hikâye elemanlarının bir kısmının veya tamamının ve bu elemanlar
arasındaki iliĢkinin grafik Ģeklinde bir sunumudur. Hikâye haritası yöntemiyle
okuyucuya bir hikâyenin birbiriyle iliĢkili bölümleri ve unsurlarıyla ilgili öğretim
sunulmaktadır. Bu öğretim, öğrencinin dikkatini hikâyedeki ortak elemanlara çeken bir
temel çerçevenin oluĢturulmasını sağlar. Bir baĢka tanımla hikâye haritası tekniği,
hikâyenin parçalarının birbiriyle iliĢkisini okuyucuya öğreten ve hikâyenin temel
elemanlarına okuyucunun dikkatini çekmek için bu elemanların Ģemalarla verildiği bir
Ģema-yapı tekniğidir” (Akt. Onan, 2012:119).
Hikâye haritası; mekân, zaman, ana karakter ve yardımcı karakterler, baĢlatıcı
olay, problem, giriĢim, sonuç ve tepki gibi unsurlardan meydana gelmektedir.
Öğretmenin, hikâye haritası yöntemiyle hikâye unsurları hakkında öğrencilere
bilgi

vermesi;

onların,

metin

kahramanlarını

tanımalarında,

olayları

anlamlandırmalarında, hikâyedeki problem durumunu kavramalarında, daha önce
okudukları metinler ve hikâyeler arasında karĢılaĢtırmalar yapmalarında yararlı
olacaktır. Öğretmenin rehberliği ile yapılacak hikâye haritası yoluyla metin
2

�çözümlemesi çalıĢmaları, öğrencilerin görüĢlerinin alınmasını da gerektirdiği için
anlama becerilerinin geliĢimine katkıda bulunabilir.
GüneĢ (2007: 226), öyküleyici metinlerin yapısını keĢfetmek için metin
Ģemalarının kullanım amaçlarını Ģöyle sıralamıĢtır:
 Metindeki bilgileri düzenlemek,
 Tarihi öğeleri tanımak,
 Bilgileri iyi anlamak,
 Bilgileri iyi saklamak, her metnin iskeletini bulmak için fotoğrafını çekmek,
 Metindeki anlam yapısını kolaylaĢtırmak,
 Yazıdaki önemli olaylar ve anlam zincirleri üzerine yoğunlaĢmak,
 Öğrencinin anlama becerilerini geliĢtirmek,
 Yazma becerilerini geliĢtirmek,
 Duyulan veya okunan bir öyküyü görĢelleĢtirmek,
 Bir öyküdeki olayların bölümlerini belirlemek,
 Bir öyküyü anlatmak,
 Bir öyküyü özetlemeden önce düĢünceleri düzenlemek .
“Çocuk edebiyatı usta yazarlar tarafından, özellikle çocuklar için yazılmıĢ olan ve
üstün sanat nitelikleri taĢıyan eserlere verilen genel addır. Çocuk edebiyatı deyimiyle, 214

yaĢlar

arasındaki

kimselerin

ihtiyacını

karĢılayan

bir

edebiyat

alanı

tanımlanmaktadır. Bu alan, çocukluk çağında bulunan kimselerin hayal, duygu ve
düĢüncelerine yönelik sözlü ve yazılı bütün eserleri kapsamaktadır. Masallar, hikâyeler,
romanlar, anılar, biyografik eserler, gezi yazıları, Ģiirler, fen ve doğa olaylarını anlatan
yazılar vb. hep bu çerçeve içine girebilir” (Oğuzkan, 1987:12).
Çocuk edebiyatı; hedef kitlesi çocuk olan, çocuk duyarlığı ve çocuk gerçekliği
doğrultusunda yazılan eserlerin geneline verilen addır. Çocuk edebiyatı yazarlarından
beklenen; çocukların ilgi, gereksinim ve algı düzeylerini dikkate alarak ürün vermektir.
Şimşek (2007:29)‟e göre çocuk edebiyatı: “GeliĢme ve yetiĢme çağındaki çocukların
dil düzeyine, duygu ve düĢünce dünyasına, anlama ve kavrama becerilerine seslenen
edebiyattır ve bu edebiyatın temel kaygısı çocuğa görelik ilkesidir.”

3

�Araştırmanın Amacı
Bu çalıĢmanın amacı; Safahat‟ta bulunan ve Yıldız Yılmaz tarafından
sadeleĢtirilerek düz yazı hâline getirilen manzum hikâyelerden üçünü -Küfe, Kocakarı
ile Ömer ve Seyfi Baba- hikâye haritalarını çıkarmak suretiyle çocuk edebiyatının
hedefleri açısından değerlendirmektir.

Evren ve Örneklem
ÇalıĢmanın evrenini Safahat; örneklemini ise Küfe, Kocakarı ile Ömer ve
Seyfi Baba adlı hikâyeler oluĢturmaktadır.

Yöntem
ÇalıĢmada

nitel

araĢtırma

yöntemlerinden

döküman

analizi

yöntemi

kullanılmıĢtır. Doküman analizi, araĢtırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında
bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsar (Yıldırım ve ġimĢek, 2008: 187).

Mehmet Akif Ersoy
Tâhir Efendi ile Emine ġerife Hanım‟ın oğlu olarak Ġstanbul‟da Fatih civarında
Sarıgüzel‟de doğan Mehmet Akif Ersoy, Türk Edebiyatı‟nın seçkin Ģairlerindendir.
Mehmet Akif, birinci Safahat‟tan baĢlayarak toplumun içinde bulunduğu
yoksulluk, sefalet, ahlâkî çöküntü, tembellik, duyarsızlık gibi konularda düĢüncelerini
dile getirmiĢ, bu toplumsal sorunları örnek olaylar üzerinden halka duyurmaya çalıĢmıĢ,
Ģiirini bu amaçla oluĢturmuĢ bir Ģairdir. O, bu problemlere sadece bir toplumsal sorun
olarak bakmamıĢ, bunları Ġslâmî duyarlık çerçevesinde ele almıĢ, yanlıĢlıkları inanç
noktasında sorgulamıĢ biridir. Vurduğu neĢterle toplumu uyarmayı beklerken, ardı
ardına gelen savaĢlar, siyasi çekiĢmeler, fikir ayrılıkları bu sorunları daha da kangren
hale getirmiĢ, Ģairin ıstırabını azaltmayıp artırmıĢtır (Törenek; 2011:204).
Mehmet Akif‟e göre, bir milletin yükselmesi için iki kudrete ihtiyaç vardır.
Bunlar, marifet ve fazilettir. Marifet: milletin maddi refahını artıracak teknik ve ilimdir.
Fazilet ise o milletin kültür değerleridir. Kültür bir milletin yaĢama tarzıdır. Kültür bir
milletin dil, din, tarih, güzel sanatlar, gelenek ve görenekler…. birliğidir. Bir milletin
kültür değerleri, o milletin medeniyetini doğurur. Bu iki kaynak olmadan kalkınma
olmaz. Bu iki kaynaktan birinin bulunmaması, o millet hayatında büyük buhranlar,
boĢluklar meydana getirir (Bâkiler; 1986:38).
4

�Manzum şiir
Öğretici mahiyette olan ve akılda kalması istenilen duygu ve düĢüncelerin ele
alındığı ölçülü ve ahenkli olarak kaleme alınmıĢ Ģiirlere manzum Ģiir denir. Manzum
Ģiirler konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri gösterdiklerinden bu
Ģiirlere manzum hikâyelerde denilebilir. Hikâyede bulunan bütün özellikler (olay, yer,
zaman, kiĢiler) manzum hikâyede de bulunur.

Manzum hikâyelerin özellikleri
-Manzum hikâyelerde Ģair ya bir olayı anlatır ya da bir öğüt verme çabası güder.
-Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle baĢlar, ardından o çevrede bulunan
kiĢiler anlatılır. Daha sonra ise olay anlatılır. Amaç okuyucuya bu bölümde ders veya
öğüt vermektir.
- GiriĢ, geliĢme ve sonuç bölümleri hikâye ile benzer özellikler gösterir.
-Manzum hikâyeler düĢündürücü ve eğiticidir.
-Manzum hikâyeler birçok bölümden oluĢur. Ġlk bölümde anlatılmak istenen olaydan ve
kiĢilerden bahsedilir. Ġkinci bölümde ise olaylar anlatılır ve örneklerle tasdik edilir.
Üçüncü bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi güden cümleler yer alır.
-Manzum hikâyede her olay iĢlenebilir. Sıradan olaylar, sosyal olaylar vs.
-Manzum hikâyeler dörtlük, beyit, bent Ģeklinde de yazılabilir.
-Mensur hikâyeden (düzyazı) hiçbir farkı yoktur. KiĢiler, zaman, mekân, olay bu
hikâyelerde de vardır. Tek farkı Ģiirselliktir. Dizelerdir. Kafiye ve rediftir.
-Toplumu ilgilendiren olaylar iĢlenir.
-Daha çok ders veren, eğitici, öğretici, etkileyici konular seçilir.
-Ölçü ve uyağa dikkat edilir.
-Anlam, alttaki dizelerde devam eder.
-KarĢılıklı konuĢmalara yer verilir.
-Dizelerin uzunlukları aynı olmayabilir.
-Bu nazım Ģekli edebiyatımıza Tanzimat Dönemi'nden sonra girmiĢtir.
(http://www.turkceciler.com.)

5

�Hikâye haritasi
“Hikâye haritası, hikâye türü metinlerde bulunan türe ait unsurların haritasını
çıkararak onların daha kolay anlaĢılmasını, öğrenilmesini ve hatırlanmasını sağlayan bir
yöntemdir” (Çeçen, 2011:137).
CoĢkun (2007: 256-257), farklı bilim adamlarından (Barlett, Labov, Rumelhart,
Longacre, Stein ve Glenn, Van Dijk, Hoey, Özmen ve Akyol) aktararak bir hikâyeyi
oluĢturan elementleri Ģu Ģekilde sıralamaktadır:
“1. Dekor: Bu bölümde hikâyedeki zaman ve mekân belirtilir. Hikâyedeki zaman
kronolojik bir Ģekilde geçmiĢte bir noktadan ileriye doğru ilerleyebildiği gibi bulunulan
noktadan geriye dönüĢler de içerebilir. Dekor bölümünde zaman ve mekânla birlikte
iklime ait niteliklere de (güneĢli, yağıĢlı, soğuk, sıcak, sisli…bir gün vb.) yer verilebilir.
2. Kahramanların Tanıtılması: Hikâyedeki kahramanlar ana hatlarıyla tanıtılır veya
alıĢkanlık hâlindeki durum ve etkinlikleri betimlenir. Ġnsanlar, hayvanlar veya diğer
varlıklar hikâye kahramanı olabilir. Bu kahramanlardan bir tanesi ana karakter olur. Ana
karakter hikâyedeki problemin oluĢmasında ve çözüme kavuĢturulmasında en önemli
görevi üstlenir. Hikâyede ana karakter kadar etkin olmayan bununla birlikte olaylar
zincirinin oluĢmasına katkıda bulunan kiĢilere yardımcı karakter denilir.
3. BaĢlatıcı Olay: Hikâyedeki olaylar dizisini baĢlatan olaydır. BaĢlatıcı olay, bir doğal
olay veya açlık, acı veya hastalık gibi fiziksel bir sebebe dayanan bir olay olabilir.
BaĢlatıcı olayın ana iĢlevi, hikâyede çözülmesi gereken bir problemi ortaya çıkarmaktır.
BaĢlatıcı olay, doğal bir olay (heyelan), bir içsel tepki (yalnızlık) veya dıĢa dönük bir
davranıĢ, hareket (hizmetçinin mücevheri çalması) olabilir.
4. Problem: Hikâyedeki olayın merkezinde yer alan çatıĢma durumudur. Bu çatıĢma,
baĢlatıcı olaydan sonra ortaya çıkar ve ana karakterin hikâyedeki diğer karakterlerle
veya doğal engellerle mücadelesi Ģeklinde ortaya çıkabilir. Okuyucu hikâye boyunca
problemin çözüme kavuĢup kavuĢmayacağını ve çözüme kavuĢacaksa bunun nasıl
gerçekleĢeceğini merak eder.
5. GiriĢim: Karakterin bir hedefe ulaĢmak için gösterdiği gözlenebilir eylem ifadeleridir.
GiriĢim bölümü çoğunlukla problemin çözülmesini sağlar. GiriĢim hikâyenin en uzun
bölümünü oluĢturur. Hikâyede kahramanın birden çok giriĢimi olabilir.
6. Sonuç: Karakterin gerçekleĢtirdiği giriĢim ya da giriĢimler sonucunda hedefine
ulaĢıp ulaĢmadığının veya giriĢimin sonunda meydana gelen kısa veya uzun vadeli

6

�değiĢikliğin ifade edildiği bölümdür. Sonuç bölümü karakterde olumlu veya olumsuz bir
tepki oluĢturur.
7. Ana fikir: Nasıl bir ders çıkarıldığını veya çıkarılması gerektiğini belirtir. Ana fikir
genelde üst düzey düĢünme süreçlerinin (analiz, sentez, değerlendirme) kullanılmasıyla
elde edilir.
8. Tepki: Bu bölümde karakterin giriĢimlerinin kısa veya uzun vadeli sonuçlarına
gösterdiği tepki veya ana karakterin amaca ulaĢmasının hikâyede yer alan ikinci
karakteri nasıl etkilediği ifade edilir. Tepki; duygusal, biliĢsel veya eylemsel nitelikli
olabilir. Duygusal ve biliĢsel tepkiler yazarın kahramanın duygularını veya zihninden
geçenleri yansıtmasıyla, eylemsel tepkiler ise kahramanın yaptığı bir davranıĢla
anlatılır.”
Çocuk edebiyatı
Çocuk edebiyatı, edebiyatın ruhuna sadık kalarak, çocukların biliĢsel ve
duyuĢsal geliĢimlerini dikkate alarak, onların estetik duygularını harekete geçiren, dil
geliĢimlerine katkıda bulunan, çocuğun hayal gücü, muhakeme becerisi, problem çözme
gibi yeteneklerini geliĢtiren, iyi ve doğru bilgiler veren yazılı ve sözlü eserlerin
bütününe verilen addır.
Çocuk edebiyatı ürünleri, çocuk duyarlığıyla örülmüĢ çocuk düzeyine uygun bir
dille kaleme alınmıĢ metinlerdir. Alıcısı ise öncelikle çocuktur. Bu, söz konusu alana
giren metinleri çocuklar dıĢında hiç kimsenin okumayacağı anlamına gelmez. Zira
nitelikli bir çocuk edebiyatı ürününden yetiĢkinler de zevk alabilirler. Önemli olan
duyarlığın doğallığı, dilin güzelliği, metnin sağlamlığı, konunun çocuğa göreliği,
kurgunun çekiciliği ve serüvenin akıcılığıdır (ġimĢek, 2007:30).
Çocuk edebiyatı metinleri, yaĢanılan gerçeklerle ilgili olmalıdır. Kimi çocuk
kitaplarında hayatın gerçeklerinden oldukça uzaklaĢıldığı, çocuksu olsun diye, hayalî
konulara aĢırı derecede yer verildiği gözlenmektedir. Çocuk edebiyatı metinlerinde
verilen hayal unsurları ve masalsı yapılar, mutlaka çocuğun yaĢadığı çevrenin gerçeğine
uygun sonuçlarla bitirilmelidir. Çocuk, kendi yaĢantısından yola çıkılarak yazılmıĢ olan
eserlere daha büyük bir ilgi duymakta ve bu tür eserler, çocuklar tarafından daha çok
okunmaktadır (AytaĢ ve Yalçın, 2011: 50).

7

�Çocuk edebiyatı alanında çalıĢmaları bulunan eğitimci Jacob (1955), A.F. Oğuzkan'ın
dilimize çevirdiği Curriculum Letter adlı yapıtında çocukların neden edebiyata
gereksinim duyduğunu Ģöyle açıklamaktadır:
"1. Edebiyat hoĢ vakit geçirtici, eğlendirici bir Ģeydir. HoĢ vakit geçirtmeyi eğitimin
baĢlıca amaçlarından biri olarak düĢünmekten çekinilmemelidir. Elbette radyonun,
resimli dergilerin, sinemanın ve televizyonun yanında okumaya da bir yer ayrılması
gerekir. Eğer çocuklar okulda okumayı sevmeyi, okumaktan sadece okumak için zevk
almayı öğrenmezler ise hoĢça vakit geçirten bir unsurdan yoksun kalırlar. Bu akımdan,
edebiyatı, bir hoĢ vakit geçirme aracı olarak öğretim programına alınacak değerli
unsurlardan biri biçiminde pekâlâ düĢünebiliriz.
2. Edebiyat ruha canlılık verir, yaĢama gücünü artırır. Edebiyat kimi zaman bizi, hayatın
çok ciddi ve üzücü durumlarından uzaklaĢtırır, götürür. Güzel bir düzyazı veya Ģiir
okumanın kazandırdığı yaĢantılarla bir insan kısa zamanda bugünkü tasalarından
kurtulma olanağı bulur ve sonra da bu tasarıların karĢısına daha güçlü, daha dinlenmiĢ
halde çıkmanın yollarını öğrenir. Çocuklara okulda bu gibi yaĢantılar edinmek için
birtakım olanaklar verilmediği sürece onlar ruhun canlanıp güçlenmesinde edebiyatın
bu ĢaĢırtıcı, olağanüstü değerini hiç bir vakit öğrenemeyeceklerdir.
3. Edebiyat yaĢamı tanımaya yardım eder. Çocuklar yaĢamı ve yaĢama yollarını
öğrenmek için edebî eserlere gereksinim duyarlar. BaĢka bir kimsenin yaĢamını
ilgilendiren durumları öğrenmek için edebiyat aracılığıyla elde eldilen pek ilginç
yaĢantıları -televizyon, radyo vb.- hiçbir araç kazandıramaz. Kimi durumlarda kiĢisel
yaĢantılardan daha iyisi yoktur; ama bazı yaĢantılar vardır ki bunlar türlü edebiyat
eserlerinin okunmasıyla birer rastlantı sonucu kazanılır. Kısaca, çocuklar yaĢamı
tanımak için edebiyata gereksinim duyarlar.
4. Edebiyat bir rehberlik kaynağıdır. Edebiyat bir kimsenin kendini tanıyarak
davranıĢlarını değiĢtirmeye hizmet edebilir. ġüphesiz, bütün edebiyat eserleri böyle bir
hizmeti görmez ve bu hizmet de her zaman klasik ölçüler içinde yerine getirilemez.
Fakat, her birimizin yaĢamında gereksinim duyduğumuz vakit bize kendimizi anlamak
konusunda yardımcı olan en az bir kitap bulunmuĢtur.
5. Edebiyat yaratıcı etkinlikleri özendirir. Çocuklar, baĢka alanlardaki yaratıcı
etkinliklere geçmek için bir sıçrama tahtası olarak edebiyata gereksinim duyarlar. BaĢka
sanatlarla iliĢkileri bulunan zengin bir programın eĢliğinde yaratıcılığa yönelten okuma
etkinlikleri sayesinde bir sanat, baĢka bir sanatı desteklemiĢ, beslemiĢ olur. Okuma,
8

�çocuğu resim çizmeye ve dramatik sanat alanlarında ritmik yorumlamalar yapmaya
özendirir. Çocuklar okuma ve dramatik sanat alanlarında ne kadar zengin yaĢantılar
edinirlerse yaĢamın öteki yaratıcı alanlarında da o kadar zengin bir kiĢiliğe sahip olurlar.
6. Edebiyat güzel bir dil demektir. Çocuklar kendi dillerini geliĢtirmek için edebiyat
eserlerine gereksinim duyarlar. Edebiyat güzel bir dildir ve içimizde, çocukların
anadillerinin güzelliğini en iyi biçimde öğrenmelerini istemeyecek kimse var mıdır?"(
Oğuzkan; 1995:20).
Çocuk edebiyatının hedefleri
Çocuk edebiyatının hedefleri Ģunlardır:
Millî Eğitim Bakanlığı‟nca uygulanan eğitim programlarındaki amaç ve
kazanımlara ulaĢma yolunda çocuklara destek olacak nitelikte eserler sunmak,
Çocuk kitapları türlerini Türkçe Öğretim Programında yer alan sınıf düzeyine göre
çocuklara tanıtmak,
"Ġnsana ve çevreye karĢı duyarlı olma bilincini kazandırmak,
Farklı alanlara, ilgi çekici olay ve kavramlara yönelik dikkatleri geliĢtirmek,
Hayal gücünü, yaratıcı düĢünme yeteneğini geliĢtirmek,
Çocuğun zihinsel geliĢimine katkı sağlamak, kiĢilik geliĢimine olumlu katkılarda
bulunmak,
Kitabı sevdirmek, kitabın vazgeçilmez bir eğlenme, öğrenme ve bilgilenme aracı
olduğunu fark ettirmek,
Okul öncesinde dinleme ve dinlediğini anlama, resim okuma; okul döneminde
resim ve metin okuma becerisiyle okuduğunu kavrama yeteneğini geliĢtirmek,
Ġçinde doğup büyüdüğü toplumun kültür ve bilgi birikiminden haberdar etmek,
YetiĢkinlerin zihinsel ve duygusal deneyimlerinden yararlandırmak"(ġimĢek;
2007:31).
“Çocukların ruhsal ihtiyaçlarını karĢılamak, güven, sevgi, sevilme, sevme, öğrenme,
bir gruba ait olma, oyun, değiĢiklik ve estetiklik gibi ruhsal ihtiyaçlarını karĢılamak,
Çocukların alıcı ve ifade edici dil geliĢimlerine katkıda bulunmak,
Çocuğa ilk kitap sevgisini aĢılamak, çocukların geliĢmekte olan iç ve dıĢ
dünyalarına katkıda bulunmak,
Çocuğun algı geliĢimini desteklemek, çocukları yaĢam gerçeklerine hazırlamak‟‟
(Demirel; 2011:48).
9

�Yalçın ve AytaĢ (2011:50) , çocuk kitaplarının hazırlanmasında göz önünde
bulundurulması gereken eğitim ilkelerini Ģöyle ifade etmiĢlerdir:
 Çocuk kitapları okullardaki programları destekleyici olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı yazarları , yazdıklarının hangi yaĢ grubuna hitap ettiğini
gözetmeli ve yazdıklarının eğitim programları ile uyumuna dikkat
etmelidirler.
 Çocuk edebiyatı metinleri, yaĢanılan gerçeklerle ilgili olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı ürünleri duygu, düĢünce ve hayal gücünü geliĢtirici
olmalıdır.
 Çocuk edebiyatı eserleri, çocukların kavrama düzeylerini geliĢtirmenin
yanında,

kendilerinin

de

okuduklarından,

dinlediklerinden

ve

gözlediklerinden yola çıkarak duygu ve düĢüncelerini ifade etmelerini
sağlamalıdır.
 Kitaplar çocuklara, içinde yaĢadığı ülkeyi, dünyayı sevmeyi öğretmelidir.
 Yapılan çalıĢmalar, çocukta üretme becerisini geliĢtirmelidir.
 Eserler, çocuğun giriĢimci ve katılımcı olmasını sağlamalıdır.
 Çocuk edebiyatı metinleri, Ģiddet öğelerini içermemelidir.
 Çocuklara yönelik yazılan eserlerde estetik duyarlılık geliĢtirilmeli,
çocuğun

tercihlerini

yaparken

bu

duygusundan

yararlanması

sağlanmalıdır.
Çocuğun yaĢ kuĢağına, ruhsal, psikolojik, zihinsel geliĢimine uygun, Türkçenin
güzelliğini, estetik değerini duru bir dille çocuklara aktaracak olan eserler çocukların
edebiyattan, okumaktan hoĢlanan, okuma alıĢkanlığı ve zevki kazanmıĢ bireyler olarak
yetiĢmelerine hizmet edecektir.

Bulgular ve yorumlar
AĢağıda; Küfe,

Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı manzum hikâyelerin,

hikâye haritası yöntemine göre çözümlemesi yapılmıĢtır.

1. KÜFE
1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
BeĢ on gün önce
Sabah erken
Ġkindi vakti

Ana Karakter
2

Kahramanlar

Hasan

Mekân
Ġstanbul‟da bir kenar mahalle (Açık
Mekân)
Ġstanbul Fatih semti (Açık Mekân)
Kömürcüler kapısı (Açık Mekân)
Okul yolu (Açık Mekân)

Yardımcı Karakterler
Adam

10

�2. KOCA KARI İLE ÖMER

1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
Bir gece
Sabaha yakın
Öğleden sonra

Mekân
11
Yollar , mahalleler (Açık Mekân)
YaĢlı kadının çadırı (Kapalı Mekân)
Medine sokakları

Yardımcı Karakterler

�3. SEYFİ BABA
1

Dekor

Zaman (Kronolojik)
Geçen akşam
15 gün once (zamanda geriye
dönüş)

2

Kahramanlar

Mekân
Adamın evi (Kapalı Mekân)
Çamurlu yollar (Açık Mekân)
Seyfi Baba‟nın evi (Kapalı Mekân)

12

Ana Karakter

Yardımcı Karakterler

Seyfi Baba

Seyfi Babayı ziyarete giden
adam.

�Millî ġâir Mehmet Akif Ersoy, günlük yaĢayıĢla ilgili olaylarla durumları
anlatan manzum Ģiirlerinde sosyal yaralara değinen, eğitici, öğretici yanı ağır basan
konuları ele alır.
Safahat Ģairi, yoksulluğu, sefaleti, miskinliği Ģiirine taĢırken, toplumun bu
yaralarına parmak basarken, bazen gerçeği tasvirle yetinir, olayın kahramanının
13

�çaresizliğini göz önüne sererek, bir ortak duygu uyandırmak ister. Merhamet, inanmıĢ
insanın ortak vasfıdır. Bazen de bu olayla birlikte, olması gerekeni göstermeye çalıĢır.
Ġçinde yaĢadığı toplumda gördüğü aksaklıklar, onların tembelliği, bilgisizliği kadar, dini
yanlıĢ anlamaları ve dine aykırı tutumlarından kaynaklanmaktadır (Törenek; 2011:204).
Günümüzde kullanılan Türkçe ile Akif‟in manzum Ģiirlerinde kullandığı dil arasında
büyük farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum da yeni nesillerin bu Ģiirleri anlamalarını
güçleĢtirmektedir. Mehmet Akif ERSOY‟un Safahat‟ında yer alan manzum Ģiirler,
Yıldız YILMAZ‟ın “Safahattan Hikâyeler” adlı kitabında yeni nesillerin kolaylıkla
anlayabileceği Ģekilde mümkün olduğunca aslına sadık kalınarak düzyazı Ģeklinde
yazılmaya çalıĢılmıĢtır. Kitapta, Hasta, Küfe, Hasır, Mezarlık, Bayram, Selma, Azim,
Seyfi Baba, Kör Neyzen, Hürriyet, Kocakarı ile Ömer, Dirvas, Mahalle Kahvesi,
Ressam Haklı, Âhiret Yolu, Bebek, Vaiz Kürsüde, El-Uksur‟da, Necid Çölleri‟nden
Medine‟ye, Birlik, Said PaĢa Ġmamı ve Sanatkâr adlı eserler hikâyeleĢtirilmiĢtir.
Küfe adlı manzum Ģiir düzyazı hâline getirilirken, asıl metinde geçen Hasan‟ın
kardeĢi karakterinden söz edilmemiĢtir. Hasan‟ın anası ile kardeĢine bakmak zorunda
oluĢu ailesine bakmak olarak verilmiĢtir. Bu Ģekilde bir kullanım anlam karmaĢasına yol
açmıĢtır. Asıl metinde geçen “Nazar değil o bakıĢlar, dümû-i istimdâd.” Dizesinde
geçen “dümû-i istimdâd” yâni imdâd isteyen bakıĢlar tamlaması belirtilmemiĢ ve
hikâyede verilmek istenilen iletilerden birinin verilmesi noktasında bir eksiklik
meydâna getirmiĢtir. Ayrıca yine asıl metinde “Eder dururdu birer âĢiyân-ı nûra Ģitâb”
dizesinde geçen “âĢiyân-ı nûra Ģitâb” yani nur yuvasına doğru koĢmak ifadesi hikâyede
belirtilmemiĢtir. Oysa bu ifade öğrencilerin eğitime verilmesi gereken değerleri daha iyi
algılamalarını sağlayacak bir ifade olmasının yanı sıra hikâyenin aslındaki ana fikrinde
kaynağı olan bir ifadedir. Akif‟in ruh dünyasında cumhuriyetin yeni yetiĢen evlatlarının
marifetli, faziletli gençler olması isteği ön plandadır. Millî Ģair bu isteğini toplumsal
sorunlar, ilim, din, medeniyet, ahlak, medeniyet vb. değerlerle özdeĢleĢtirdiği Safahat‟ın
altıncı kitabı olan Asım‟da Ģu mısralarla belirtir:
“Bu cihetten hani hiç yılmasın oğlum gözünüz
Sade Garbın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.
O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin
Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.
Fen diyarında sızan nâ mütenahî pınarı
Hem için, hem getirin yurda o nafi suları
14

�Aynı menbaları ihya için artık burada
Kafanız iĢlesin oğlum: Kanal olsun arada.”
Akif bu dizelerde Garbın ilmini azimle yılmadan, gece gündüz didinerek almalarını,
aldıkları ilmi aktarmalarını öğütlemektedir. Eğitim Akif için selamete çıkma yoludur.
Genç nesillerin eğitim alamaması Ģairin yüreğini sızlatan bir durum olarak Küfe Ģiirinde
Hasan‟ın Ģahsında görünür kılınmaktadır.
Küfe adlı hikâyede “âĢiyân-ı nûra Ģitâb” yani nur yuvasına doğru koĢmak ifadesi
günümüz Türkçesi ifadesi ile yer alması durumunda Millî ġairimizin eğitime verdiği
değer anlaĢılır kılınacaktır. Akif için nur yuvasına koĢmak, ilim sahibi olmak
Ģahsiyetimizi kaybetmeden ilim sahibi olmaktır. Çocuk edebiyatının hedefleri
bakımından “çocukların geliĢmekte olan iç ve dıĢ dünyalarına katkıda bulunmak”
hedefini gerçekleĢtirmek için bu düĢüncelerin yeni nesillerle buluĢturulmasının yararlı
olacağı düĢünülmektedir.
Mehmet Akif, ilk Ģiirlerinden itibaren toplumun içinde bulunduğu yoksulluk, sefalet,
tembellik, duyarsızlık gibi konuları iĢlemiĢ, bu sorunları örnek olaylar üzerinden halka
duyurmaya çalıĢmıĢ bir Ģairdir. Zaman zaman da tarihten seçtiği bazı örnek olayları ve
isimleri zikrederek, millî bilinci uyanık tutmaya gayret etmiĢtir. Bunlar içerisinde kiĢilik
olarak Hz. Ömer‟e sık sık göndermelerde bulunur. Ġlk Safahat‟ta yer alan “Kocakarı ile
Ömer” Ģiiri bunlardandır (Törenek; 2011:203).
Kocakarı ile Ömer adlı manzum Ģiirin düzyazı haline getirilirken mümkün
olduğunca aslına sadık kalınarak yazılmaya çalıĢıldığı görülmektedir. Ancak bazı
yerlerde yanlıĢ sözcük kullanımından doğan bir anlam karmaĢası, bazı yerlerde de Ģiirde
verilmek istenen iletilerin tam olarak aktarılmadığı görülmektedir. Örneğin “Selâmı aldı
kadın pek beĢûĢ bir yüzle” dizesindeki beĢûĢ yüzle ifadesi “kadın asık bir yüzle selamını
aldı” ifadesi ile verilmiĢtir. Oysa ki “beĢûĢ” sözcüğünün anlamı gülümser bir yüz
anlamına gelmektedir. Özellikle hikâyelerde verilmek istenilen alt iletilerin doğru
olarak ifade edilmesi önem kazanmaktadır. Bu ifadenin doğru Ģekilde kaleme alınması
kiĢinin hangi durumda olursa olsun misafiri güleryüzle karĢılaması gerektiği iletisini
vermesi bakımından önem arz etmektedir. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde “Medîne
halkını üryan bırak, Mısır‟da dolaĢ…”Gazâ! Gazâ!” diye git soy cihanı, gel paylaĢ”
dizeleri “Medine halkını aç, çıplak, gözü yaĢlı bırakıp “Gaza! Gaza!” diyerek Mısır‟a
dolaĢ; sonra da zaferler kazanıp ganimeti paylaĢtır…” Ģeklinde yer almıĢtır. Akif‟in

15

�dizelerinde zafer kazanmak anlamını karĢılayan bir ifade bulunmamaktadır ve verilmek
istenilen anlam öznel olarak değiĢtirilmiĢtir. Ayrıca hikâyede; asıl metinde yer alan;
“ġu nevhalar ki çıkar tâ bulutların içine,
Ömer! Savâik-ı tel‟in olur, iner tepene!,
Yetîmin âhını yağmur duası zannetme:
O sayha ra‟d-kazadır ki gönderir ademe!” dizelerini ifade eden bir bölüm
bulunmamaktadır. Hikâyede verilmek istenilen yetimin âhının alınmaması, yetimlerin
korunup gözetilmesi iletisinin verilmemesi bir eksiklik olarak görülmektedir.
“Kocakarı ile Ömer hikâyesi yönetici olan Ömer‟in Ģahsında bireye yüklenen
sorumluluğun önemini zikretmesi, sorumluluk bilinciyle mesul olduğu insanlara karĢı
vazifelerini yerine getirmesi bakımından çocuk edebiyatının “insana ve çevreye duyarlı
olma bilincini kazandırmak” hedefini gerçekleĢtirme ilkesiyle örtüĢtüğü söylenebilir.
Seyfi Baba adlı manzum Ģiir Safahat‟ın altıncı bölümü olan Asım‟da yer alan
Ģiirlerdendir.
Asım Ģiiri; toplum meselelerini Ģiir diliyle ve hikâye tarzında dile getirmek suretiyle
çözme çabası olarak görülebilir. ġiir içinde ve Safahat‟ın diğer bölümlerinde bu tarz
anlatım çok kullanılmıĢtır. „Mahalle kahvesi, Küfe, Seyfi baba, Hasır, Meyhane, Selma,
Köse imam, Azim, Sanatkar, vb.‟ hikâye tarzında inĢad edilen Ģiirler, hayatın içinde var
olan sorunlara teĢhis ve tedavi arayıĢları olarak görülebilir. Asım Ģiiri Akif‟in özlediği
geleceğin Ģiiridir. ġiirde önce „içerisinde yaşanılan şartların tahlili yapılarak,
kurtuluş yolunu yeni bir neslin inşa edebileceği‟ düĢüncesi bizlere anlatılmaya
çalıĢılmaktadır (Cerrah; 2011:297).
“Safahattan Hikâyeler” adlı eserde “Seyfi Baba” hikâyesi manzum Ģiirin aslına sadık
kalınarak kelimeleri mümkün olduğunca günümüzde kullanılan karĢılıkları verilerek
yazılmıĢtır. Hikâye özellikle değer iletimi açısından büyük bir önem arz etmektedir.
ġiirlerinde toplumsal sorunları, toplumun içinde bulunduğu aksaklıkları önceleyerek
sanatını toplumun hizmetine sunan Ģair, toplumsal duyarlılığı ile yeni nesillere örnek
teĢkil edecek bir tavır sergilemektedir. Hasta ziyareti, yoksullara yardım edilmesi,
ekmek parası kazanmak için çalıĢmak gerektiği iletileri çocukların toplumsal sorunlar
konusunda duyarlılıklarının arttırılması bakımından değerlidir.

Çocuk edebiyatının

hedeflerinden çocukları yaĢam gerçeklerine hazırlamak, çocuğun algı geliĢimini
desteklemek” hedefleriyle bağdaĢan hikâye çocukların yaĢanılan gerçeklerle ilgi
kurmasına katkıda bulunabilir.
16

�Manzum Ģiirlerin hikâyenin bütün unsurlarını taĢıdıklarından hikâye haritası
yöntemiyle incelenmesi daha iyi anlaĢılması bakımından yararlıdır. Ġncelenen
hikâyelerin ana karakterlerinin iletmek istedikleri düĢünceleri, duyguları uygun bir dille
ilettikleri görülür. “Seyfi Baba” hikâyesinde ġairin “Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param
olsa idi!” dizesi “Ya merhamet duygusundan mahrum yaratılsaydım ya da param
olsaydı!” ifadesi ile düz yazı haline getirilerek kahramanın duyuĢsal tepkisi çocukların
anlayabileceği Ģekilde etkileyici, açık, anlaĢılır bir dille ifade edilmiĢtir.
Hikâyelerin çocuk edebiyatı hedeflerinden insana ve çevreye karĢı duyarlı olma
bilincini kazandırmak, farklı alanlara, ilgi çekici olay ve kavramlara yönelik dikkatleri
geliĢtirmek, güzellik duygusunu geliĢtirecek estetik değerde edebî ürünlerle çocuğu
tanıĢtırmak, çocuğu Ģiir, hikâye, roman, masal, fabl, çizgi roman, bilimsel kitap,
biyografi gibi türlerde nitelikli eserlerle buluĢturmak, sosyalleĢtirme ihtiyacını
doyurmak, kiĢilik geliĢimine olumlu katkılarda bulunmak hedeflerini gerçekleĢtirmede
uygun olduğu görülmektedir.
Çocuk edebiyatının hedeflerinden biri de “çocuğu içinde doğup büyüdüğü
toplumun kültür ve bilgi birikiminden haberdar etmektir”. Bu bağlamda hikâyeler, Türk
Edebiyatında önemli bir yere sahip olan Mehmet Akif ERSOY‟un eserlerinin çocuklara
daha detaylı tanıtılması, düĢüncelerinin aktarılması yönüyle değer kazanmaktadır.

Sonuç ve Öneriler
Türk Edebiyatı tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Mehmet Akif ERSOY‟un
değerli eseri Safahat‟ın genç nesillerin anlayabileceği Ģekilde günümüz Türkçesi ile
sunulması, çocuk edebiyatı hedeflerinden, içinde doğup büyüdüğü toplumun kültür ve
bilgi birikiminden haberdar etmek hedefiyle birebir örtüĢmektedir. Ayrıca bu türden
eserlerin ilettiği değerler yönüyle

çocuklarla tanıĢtırılması

Programı‟nda (MEB, 2006: 4) yer alan

Türkçe Dersi Öğretim

“Millî, manevî ve ahlâkî değerlere önem

vermeleri ve bu değerlerle ilgili duygu ve düĢüncelerini güçlendirmeleri” ilkesi ile de
bağdaĢmaktadır.
“Safahat tek baĢına, bugünkü ve yarınki nesillere din, tarih, vatan sevgisi, birlik
duygusu, millî Ģuur ve millî edebiyat için gerekli bilgi ve tehassüsleri temin edebilecek
kudrette büyük bir eserdir. Bu eserin dilini bilmeyen, onu anlamayan ve onunla aynı
hisleri paylaĢmayan bir “okumuĢ”un “aydın”lık iddiasına hakkı olamaz. Bu eser,
Müslüman Türk milletinin bin yıldır yaĢadığı ve yaĢattığı değerlerin, his ve fikirlerin
17

�derinliklerinden fıĢkırmıĢ bir pınardır. Milletini gerçekten öğrenmek isteyenler, bu
kitabı okumalı; milletiyle birleĢmek ve ona layık olmak isteyenler, bu eserdeki fikirlere
göre kendilerini tashih etmelidir. Bir millet için böyle bir esere sahip olmak, Ġlâhî bir
lütuftur. Bütün tahsil yıllarında “Safahat” için ayrı ders saatleri konulmalı ve Türk
gençleri bu eserin, dilini ve duygularını bir hayat suyu içercesine bütünüyle öğrenip
benimsemelidirler” (Düzdağ, 2006:65).
Mehmet Akif ERSOY‟un düĢünce yapısını iyi bilen çocuk edebiyatı yazarları
çocuğa görelik ilkesinden hareketle, çocukların geliĢim düzeylerini göz önünde
bulundurarak

Safahat‟taki

manzum

hikâyeleri

çocuk

edebiyatı

alanına

kazandırmalıdırlar.
Çocuk edebiyatı eserlerinde bulunması gereken ilkeler gözetilerek Akif‟e ait
eserler görsel eserlere dönüĢtürülmeli, bilgisayar teknolojisinden yararlanılarak
çocukların ilgisini çekecek hale getirilmelidir.
Çocuk edebiyatı alanında yaygın olarak yer alan yabancı kültürlerin tanıtıldığı
eserler yerine, Akif‟in Türk-Ġslam kültürüyle yoğrulmuĢ eserlerinin çocuklarla
buluĢması sağlanmalıdır.
GeçmiĢte meydana getirilmiĢ olan Türk Dili‟nin değerli eserlerinin içeriğinden
öğrencilerin haberdar edilmesi, milletinin kültürel birikimlerinden beslenen,

kendi

benliğinden, geçmiĢinden, edebiyatının, toplumunun öz kaynaklarından kopmamıĢ,
duyarlı nesillerin yetiĢmesini sağlayacaktır.
Türkçe eğitiminde drama ile öğretim yöntemi öğrencilerin yaĢayarak
öğrenmelerini sağlayan etkili bir yöntemdir. Drama etkinlikleri oluĢturmada Mehmet
Akif ERSOY‟un manzum hikâyelerinden yararlanmak mümkündür. Hikâyeler,
dramatizasyon

çalıĢmaları

yapılarak

Türkçe

öğretimine

uygulanması

halinde

öğrencilerin dil becerilerini geliĢtirmeleri üzerinde önemli geliĢmeler sağlayacaktır.
Kültür ve bilgi birikimimizi temsil eden eserler, çocukların düzeylerine uygun bir
Ģekilde Türkçe ders kitaplarında yer almalıdır. Âsım‟ın beklenen, özlenen neslini
yetiĢtirme yolunda Mehmet Akif Ersoy‟un eserleri eğitimcilerin ıĢığı olmalıdır.

Kaynakça
AytaĢ, Gıyasettin ve Yalçın, Alemdar. (2011). Çocuk Edebiyatı, Ankara: Akçağ
Yayınları.

18

�Bâkiler, Yavuz Bülent. (1986). Ölümünün 50. Yıldönümünde Mehmet Akif Ersoy
Ankara: Sevinç Matbaası.
Cerrah, Selim. (2011). “Asım ġiirinde Sosyal Olayların Tahlili”, Uluslararası Mehmet
Akif Ersoy Millî Birlik ve Bütünlük Sempozyumu/bildiriler, 12-14 Ekim 2011,
Ġstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi.
CoĢkun, Eyyup. (2007). “Türkçe Öğretiminde Metin Bilgisi”. Ġlköğretimde Türkçe
Öğretimi (Editörler: Ahmet Kırkkılıç ve Hayati Akyol), Ankara: Pegem A Yayıncılık.
Çeçen, Mehmet Akif (2011). “Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin Türkçe Eğitimi Açısından
Ġncelenmesi”, Edebî Metinlerle Çocuk Edebiyatı (Editörler: Doç. Dr. ġener Demirel ve
vd.), Ankara: Pegem A Yayıncılık.
Demirel, ġener. (2011). “Çocuk Edebiyatı‟nın Tanımı, Nitelikleri ve Hedefleri”, Edebî
Metinlerle Çocuk Edebiyatı (Editörler: Doç. Dr. ġener Demirel vd.), Ankara: Pegem
A Yayıncılık.
Düzdağ, M. Ertuğrul. (2006). Mehmed Akif Hakkında AraĢtırmalar III, Ġstanbul:
Marmara Üniversitesi Ġlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları.
Ġlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu. (2006). (6,7,8. Sınıflar)
Ankara: MEB Yayınları.
Leland, Jacob (1955). Curriculum Letter. (Çev. A.Ferhan OĞUZKAN), 1995‟ten Akt.
Ferhan Oğuzkan, Çocuk Edebiyatı. (1995). Ankara: Anı Yayınları.
Oğuzkan, A.Ferhan. (1987). Çocuk Edebiyatı, Ankara: Emel Matbaacılık.
Onan, Bilginer. (2012). Dil Eğitiminin Temel Kavramları, Ankara: Nobel Akademik
Yayıncılık.
Törenek, Mehmet. (2011). “Mehmet Akif‟te Sosyal Meseleler ve HZ. Ömer
Duyarlılığı”,

Uluslararası

Mehmet

Akif

Ersoy

Millî

Birlik

ve

Bütünlük

Sempozyumu/bildiriler, 12-14 Ekim 2011, Ġstanbul: Sabahattin Zaim Üniversitesi.
ġimĢek, Tacettin. (2007). Çocuk Edebiyatı, Konya: Suna Yayınları.
YeĢilyurt, Evrim. (2002). Mehmed Akif Ersoy Hayatı ve Eserleri 1, Ankara: Yeryüzü
Yayınevi.
Yıldırım, Ali ve ġimĢek, Hasan. (2008). Sosyal Bilimlerde Nitel AraĢtırma Yöntemleri,
Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.
Yılmaz, Yıldız. (2008). Safahat‟tan Hikâyeler, Ġstanbul: Gonca Yayınları.
http://www.turkceciler.com. 22.01.2013 tarihli eriĢim ile alınmıĢtır.

19

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10422">
                <text>2231</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10423">
                <text>SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10424">
                <text>ALTUNKAYA, Hatice </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10425">
                <text>Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.  ÖZET  Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10426">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10427">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10428">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10429">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
  <item itemId="1327" public="1" featured="0">
    <fileContainer>
      <file fileId="1537">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d230835e362b9c63d65100fc133eaabd.docx</src>
        <authentication>dd772f19e19366f89fb3c42b23fd50b3</authentication>
      </file>
      <file fileId="1538">
        <src>https://omeka.ibu.edu.ba/files/original/d4ddc4ed03c605e532a9822dba540997.pdf</src>
        <authentication>de9cc4701615ce20fe695086948f1be2</authentication>
        <elementSetContainer>
          <elementSet elementSetId="4">
            <name>PDF Text</name>
            <description/>
            <elementContainer>
              <element elementId="52">
                <name>Text</name>
                <description/>
                <elementTextContainer>
                  <elementText elementTextId="10440">
                    <text>CELALEDDİN RUMİ EDEBİ MİRASININ AZERBAYCANDA ARAŞTIRILMASI VE
YAYINI
Ebülfez AMANOĞLU GULIYEV
Azerbaycan İlimler Akademisi, Nahçıvan Kültür Dil ve Edebiyat Enstitüsü, Nahçıvan /
Azerbaycan
Anahtar Kelimeler: Mevlana,Azerbaycan Türkçesi,Mesnevi,edebiyat,şair.
ÖZET
Büyük Türk bilgini ve mutasavvıfı Celaleddin Rumi ortak kültürümüzün dünya tarihine
bahş ettiği en mühteşem şahsiyetlerden birisidir. Mevlana kaleminden çıkan “Mesnevi”, ”Fihi
ma fih”, ”Divani-kebir”, “Mektubat”, Mecalisi-seba” gibi benzersiz eserler aradan yüz yıllar
geçmesine rağmen bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ilgi görmektedir. Rastgele değildir ki,
XV yüzyılın ünlü şairi Abdurrahman Cami Mevlana hakkında şunları söylemiştir: Peygamber
değil, ama kitabı var”. Azerbaycan edebiyatında Mevlananın etki alanı çok geniştir. Orta dönem
edebiyatımızda Mevlana Azerbaycan şairlerinin ilham kaynağı olmuş, bir takım şairlerimiz
Mevlana şiiriyatına nazireler yazmışlardır. Daha XIX. Yüzyılda özellikle Mevlana “Mesnevi”si
Azeri şair ve ediplerinin ilgisini çekmiş, ünlü Azerbaycan dram yazarı M.F. Ahundzade 1876
yılında “Mollayi-Ruminin tasnifinin babında” isimli bilimsel makale yazmış, doğu edebiyatının
iftiharı mertesinde bulunan Mevlanayı yüksek değerlendirmiştir. XX yy başlarında
Azerbaycanda Ferudin Bey Köçerli, Ali bey Hüseyinzade, Muhammed Hadi, Abdulla Şaiq,
Abbas Sehhet, Ferhat Ağazade gibi şair ve yazarlar sık-sık Mevlanaya baş vurmuş,
düşüncelerine, muhtelif beyitlerine istinad etmiş, yahut görüş bildirmişlerdir. Aynı zamanda bu
dönemde bazı dergilerde Mevlana edebi mirasından seçmeler de yer almıştır. Sovyet döneminde
Mevlana mirasının araştırılması ve yayını birmanalı şekilde yasaklanmıştır, sansorlar bu işi sıkı
şekilde takip etmşlerdi. Bu nedenle Mevlana mirasına temas edilmesi çoğunlukla Azerbaycan
bağımsızlığına kavuştuktan sonra mümkün olmuştur. 2000`li yıllardan itibaren Azerbaycanda
Mevlana edebi mirası araştırılmaya, eserlerli yayınlanmaya başlamıştır. Bilindiği gibi UNESKO
tarafından 2007 yılı dünyada Mevlana yılı ilan olunmuştu. Bununla ilgili olarak Mevlana
“Mesnevi”sinin Türkiyede basılmış Şefik Can tercümesiden seçmeler şair Azad Yaşar tarafından
Azerbaycan türkçesine aktarılmış ve 2010 yılında “Mesnevi”den seçmeler” adıyla
yayınlanmıştır. Aynı zamanda Lenkeran Devlet Üniversitesinin hocası Sefer Şirinov Mesnevinin
4 defterini farscadan Azerbaycan Türkçesine aktararak yayınlatmıştır. Biz 2012 yılında
“Mesnevi”nin Türkiyede Adnan Karaismailoğlu tarafından yayına hazırlanmış baskısından
Azerbaycan Türkçesinde Mesnevinin 3 ciltlik filolojik tercümesini yayınladık.

�</text>
                  </elementText>
                </elementTextContainer>
              </element>
            </elementContainer>
          </elementSet>
        </elementSetContainer>
      </file>
    </fileContainer>
    <elementSetContainer>
      <elementSet elementSetId="1">
        <name>Dublin Core</name>
        <description>The Dublin Core metadata element set is common to all Omeka records, including items, files, and collections. For more information see, http://dublincore.org/documents/dces/.</description>
        <elementContainer>
          <element elementId="79">
            <name>Extent</name>
            <description>The size or duration of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10432">
                <text>2001</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="50">
            <name>Title</name>
            <description>A name given to the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10433">
                <text>CELALEDDİN RUMİ EDEBİ MİRASININ AZERBAYCANDA ARAŞTIRILMASI VE YAYINI</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="96">
            <name>Author</name>
            <description>Author</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10434">
                <text>AMANOĞLU GULIYEV, Ebülfez</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="94">
            <name>Abstract</name>
            <description>A summary of the resource.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10435">
                <text>Anahtar Kelimeler: Mevlana,Azerbaycan Türkçesi,Mesnevi,edebiyat,şair. ÖZET  Büyük Türk bilgini ve mutasavvıfı Celaleddin Rumi ortak kültürümüzün dünya tarihine bahş ettiği en mühteşem şahsiyetlerden birisidir. Mevlana kaleminden çıkan “Mesnevi”, ”Fihi ma fih”, ”Divani-kebir”, “Mektubat”, Mecalisi-seba” gibi benzersiz eserler aradan yüz yıllar geçmesine rağmen bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ilgi görmektedir. Rastgele değildir ki, XV yüzyılın ünlü şairi Abdurrahman Cami Mevlana hakkında şunları söylemiştir: Peygamber değil, ama kitabı var”. Azerbaycan edebiyatında Mevlananın etki alanı çok geniştir. Orta dönem edebiyatımızda Mevlana Azerbaycan şairlerinin ilham kaynağı olmuş, bir takım şairlerimiz Mevlana şiiriyatına nazireler yazmışlardır. Daha XIX. Yüzyılda özellikle Mevlana “Mesnevi”si Azeri şair ve ediplerinin ilgisini çekmiş, ünlü Azerbaycan dram yazarı M.F. Ahundzade 1876 yılında “Mollayi-Ruminin tasnifinin babında” isimli bilimsel makale yazmış, doğu edebiyatının iftiharı mertesinde bulunan Mevlanayı yüksek değerlendirmiştir. XX yy başlarında Azerbaycanda Ferudin Bey Köçerli, Ali bey Hüseyinzade, Muhammed Hadi, Abdulla Şaiq, Abbas Sehhet, Ferhat Ağazade gibi şair ve yazarlar sık-sık Mevlanaya baş vurmuş, düşüncelerine, muhtelif beyitlerine istinad etmiş, yahut görüş bildirmişlerdir. Aynı zamanda bu dönemde bazı dergilerde Mevlana edebi mirasından seçmeler de yer almıştır. Sovyet döneminde Mevlana mirasının araştırılması ve yayını birmanalı şekilde yasaklanmıştır, sansorlar bu işi sıkı şekilde takip etmşlerdi. Bu nedenle Mevlana mirasına temas edilmesi çoğunlukla Azerbaycan bağımsızlığına kavuştuktan sonra mümkün olmuştur. 2000`li yıllardan itibaren Azerbaycanda Mevlana edebi mirası araştırılmaya, eserlerli yayınlanmaya başlamıştır. Bilindiği gibi UNESKO tarafından 2007 yılı dünyada Mevlana yılı ilan olunmuştu. Bununla ilgili olarak Mevlana “Mesnevi”sinin Türkiyede basılmış Şefik Can tercümesiden seçmeler şair Azad Yaşar tarafından Azerbaycan türkçesine aktarılmış ve 2010 yılında “Mesnevi”den seçmeler” adıyla yayınlanmıştır. Aynı zamanda Lenkeran Devlet Üniversitesinin hocası Sefer Şirinov Mesnevinin 4 defterini farscadan Azerbaycan Türkçesine aktararak yayınlatmıştır. Biz 2012 yılında “Mesnevi”nin Türkiyede Adnan Karaismailoğlu tarafından yayına hazırlanmış baskısından Azerbaycan Türkçesinde Mesnevinin 3 ciltlik filolojik tercümesini yayınladık.</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="45">
            <name>Publisher</name>
            <description>An entity responsible for making the resource available</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10436">
                <text>International Burch University</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="40">
            <name>Date</name>
            <description>A point or period of time associated with an event in the lifecycle of the resource</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10437">
                <text>2013-05-17</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="97">
            <name>Keywords</name>
            <description>Keywords.</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10438">
                <text>Article
PeerReviewed</text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
          <element elementId="43">
            <name>Identifier</name>
            <description>An unambiguous reference to the resource within a given context</description>
            <elementTextContainer>
              <elementText elementTextId="10439">
                <text>ISSN 2203-4548     </text>
              </elementText>
            </elementTextContainer>
          </element>
        </elementContainer>
      </elementSet>
    </elementSetContainer>
  </item>
</itemContainer>
