<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/615">
    <dcterms:title><![CDATA[OĞUZ ATAY’IN DELİLİĞE METHİYESİ TEHLİKELİ OYUNLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[İnsan aklını yücelten 18. yüzyıl Aydınlanması, Doğu’ya doğru hareketinde  pozitivizm ve rasyonalizmin bir tür kalkınmacılık hamlesi olarak görüldüğü  Osmanlı topraklarına Tanzimat Fermanı’yla köklerini saldığında  Cumhuriyet’in bilimsel ve idealist temellerini de müjdelemiş oldu. Ancak  yoğun bir modernleşme ve toplumsal inşa programının uygulandığı yeni  Türkiye’de 70’li yıllara gelindiğinde aklın ve bilimin ışığında izlenecek  pozitivist ve hümanist değerlerin birer birer terk edildiği, bunların yerini  yüzeyselliklere bıraktığı bir manzara ortaya çıktı. Cumhuriyet’in kurucu  babalarının ellerinde büyüyen, yurdun en büyük ihtiyacı olan bir teknik  eleman olarak yetişen ve eserlerini tam da bu dönemde vermeye başlayan  Atay’ın acıyla kabul etmek durumunda kaldığı bu sığ ve yozlaşmış akla karşı  bir savunma mekanizması olarak oyunlara sarıldığı görülmektedir. Çocukluğu  ve çocuk kalmayı çağrıştıran oyun, Atay’ın Günlük’ünde de belirttiği gibi  yalnızca bir saflık ve masumiyet hali değildir. Aynı zamanda, akıldışılığın,  deliliğin yüzeye çıkmasıdır. Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet Benol’un her  katında farklı oyunlar oynayıp farklı bir bilinçlilik sergilediği üç katlı  gecekondu, Atay’ın, Freud’un kişilik kuramını uyguladığı bir oyun alanı  olarak şekillenir. Bu çalışmada Hikmet Benol’un Hüsamettin Tambay’la  oyunlarını yazdığı, yüksek sesle okuyup tiratlar oynadığı gecekondunun her  bir katının id, ego ve süperego düzeyleri olarak yorumlandığı psikanalitik bir okuma yapılarak, alt katında Doğulu ve azgelişmiş yanlarımızın gizlenip üst  katında Cumhuriyet değerlerini temsil eden emekli bir askerin hizaya  getirmeye çalıştığı benliğin arada kalarak parçalanışı ve bilinçle delilik  arasındaki çıkışsızlıkları incelenecektir.    When 18th century Enlightenment that elevated the human mind release its  roots on Ottoman territory with Edict of Reformation in its move towards  East, where positivism and rationalism were wrongly perceived as a  developmentalist move, this also heralded scientific and idealistic  fundamentals of the Republic.  However, in newborn Turkey where an intensive modernization and social  construction program were implemented, it turned out that positivist and  humanist values that would be followed in the light of science were being  abandoned one by one, and all were being replaced by superficialities in the  onset of 70s. Atay, who was raised in the hands of founding fathers of The  Republic, and who became a machine architect to the most major need of the  country and started to write his works exactly in this period, painfully was  forced to accept this shallow corrupt mind, and hence took shelter in games as  a defense mechanism. Game which evokes childhood and children&#039;s games,  as stated in Atay&#039;s Günlük (Diary), is not only a state of purity and innocence.  It is, at the same time, irrationality and madness that come to the surface. In  Tehlikeli Oyunlar (Dangerous Games) the shanty house, where Hikmet Benol  plays different games on each floor of its three storeys exhibiting different  consciousness, is shaped as a playground where Atay applied Freudian  techniques. This study examines disintegration and impasses of the self  between consciousness and insanity with its Eastern and underdeveloped sides  hidden in the lower floor and republican and modern values represented by a  retired colonel living in the upper floor, and makes a psychoanalytic reading  by interpreting each floor of the shanty house, where Hikmet Benol writes,]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2636]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/616">
    <dcterms:title><![CDATA[CANDAN ERÇETİN&#039;İN MİLYONLARCA KUŞTUK ŞİİRİNİN  MUHTEVASI VE KAYNAKLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Sanatçı,söz yazarı ve eğitimci Candan Erçetin tarafından yazılıp seslendirilen  Milyonlarca Kuştuk şiiri edebî, tasavvufî, ahlâkî, felsefî, hikemî v.d. alanlarda  geniş yelpazeli kültürel birikim yansıtan bir şiirdir. Bu şiir, zengin ve çok  yönlü bir kültürel birikimden beslenmenin yanında geçmiş ile bugün arasında  kültür aktarıcısı bir metin işlevine de sahiptir. Şiirin, görsel ve işitsel iletişim araçlarında musîkî eşliğindeki görsel sunumu ise toplum üzerinde yapacağı  etkiyi artıran sebepler olarak nitelenebilir.  Milyonlarca Kuştuk şiirinin sözlerinin ilk mısraları yargı içerikli hikemî sözler  içerir. Bu sözlerde kişilik yapısı ve karakter tahlili ile ilgili bildirimlere de yer  verilir. Yargı içerikli mısra ve dörtlüklerin arkasından şair bu kez kuşların  ağzından konuşur,  Biz milyonlarca kuştuk kaf dağına kanat açtık  Acı çektik yaralandık bilmiyorduk aldandık  Kimimiz yollarda kaldık dünya malına kandık  Kimimiz sebat ettik yedi vadiyi aştık  diyerek Ferîdüddîn Attâr&#039;ın Mantıku&#039;t-tayr&#039;da anlattığı kuşların yolculuğuna  atıfta bulunur. Vahdet yolculuğuna çıkan kuşların bir kısmının başlangıçta, bir  kısmının ise ilerleyen safhalarda dünya sevdâsı, mâl mülk edinme telâşı,  yılgınlık, yorgunluk ve farklı sebeplerle vaz geçmesi sebebiyle istek, aşk,  ma&#039;rifet, istignâ, tevhîd, hayret ve fakr u fenâ adlı Yedi Vâdi&#039;yi ancak 30 kuş  aşar, Kâf Dağı&#039;na ve Sî-murg&#039;a ulaşır. Attâr&#039;dan sonra Gülşehrî&#039;nin Mantıku&#039;ttayr  ve Alî Şîr Nevâî&#039;nin Lisânü&#039;t-tâyr adlı eserlerinde de konu işlenmiş, gül ve  bülbül konulu eserlerde ise kısmî olarak ele alınmıştır. Şiirdeki hikemî söz ve  mısralar ise nasîhat-nâme ya da pend-nâme içerikli metinlerle  ilişkilendirilebilir.  Her kim ki ayrılık vadisinde duru  Bilsin ki ne ararsa kendinde bulur  gibi ve benzeri mısralar ise &quot;Ne ekersen onu biçersin, eden bulur, İyilik yapan  iyilik, kötülük yapan kötülük bulur&quot; benzeri atasözü ve özlü sözlerden  esinlenmiş izlenimi verirler. Hakikat ormanı, inkar limanı, ayrılık vâdisi gibi  ifadeler ise edebiyattaki, özellikle de divan şiirindeki teşbîhleri hatırlatırlar.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2718]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/617">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇE ÖĞRETMEN ADAYLARININ METİNLERİNDE  TUTARLILIK]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Yazı, harf adı verilen simgelerin belli bir sistem ile bir araya gelmesidir. Yazı  (sistem) sayesinde insanlar; bilgi ver birikimlerini kalıcı hale getirme, bu  birikimleri sonraki nesillere aktarma, sağlıklı iletişim kurma, duygu ve  düşüncelerini resmetme imkânına kavuşmuştur. Duygu, düşünce ve  tecrübelerin yazı aracılığıyla anlamlı bir şekilde resmedilme işine metin adı  verilmiştir. Metinler, eğitim – öğretim süreci dâhil hayatımız boyunca bilgi  edinmek için en sık başvurulan kaynaklardır. Bilgiye sahip olmanın güce sahip  olmak ile bir görüldüğü günümüzde toplumlar, eğitim- öğretim faaliyetleri ile  bireylerin ihtiyaç duyduğu bilgilere kendi başlarına ulaşabilmelerini veulaştığı bilgiler ile önceden sahip olduğu bilgileri ilişkilendirip yapılandıran  fertler yetiştirmeyi amaçlar. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için bilgi  edinmede en çok başvurulan materyallerden olan metinlerin bireyler  tarafından anlamlandırılıp çözümlenebilmesi gerekir. Bir metnin  çözümlenmesi, yazılı bir etkinliği metin olarak değerlendirmemizi sağlayan  metinsellik ölçütlerinin uyum içerisinde olup olmamasıdır. Metinsellik  ölçütlerinden biri de tutarlılıktır. Tutarlılık, bir metindeki cümleler arasındaki  bağlantıların kurulup anlamsal ve mantıksal olarak düşüncelerde bir boşluk  oluşturmadan metni bir bütün olarak ele almadır. Başka bir deyişle tutarlılık,  metnin anlamsal bir bütünlük oluşturmasıdır. Tutarlılık yazarın zihninde var  olan duygu, düşünce ve tecrübeleri yazıya aktarırken anlam yönünden uyum  yakalayıp yakalayamadığı ile ilgilenir. Sağlıklı bir bilgi edinmenin  gerçekleşebilmesi için metinde de bu uyumun olması ve okuyucunun bunu  yakalayabilmesi gereklidir. Bu nedenle anlam kurmada, herhangi bir amaçlametin oluşturmaya çalışan yazar ve daha önce oluşturulan metinlerden bilgi  edinmek isteyen okuyucular arasında anlam yönünden köprü kuran tutarlılığa  ihtiyaç vardır.Bu bilgilerden hareketle bu çalışmada Türkçe öğretmen  adaylarının oluşturdukları öyküleyici metinlerden hareketle Türkçe öğretmen  adaylarının metinlerinde tutarlılık düzeyini tespit etmeyi amaçlamaktadır.  2013- 2014 eğitim öğretim yılı Erciyes Üniversitesi 1. ve 3. sınıflarında  öğrenim gören 35 kişiyle gerçekleştirilen bu araştırmanın verileri “Öyküleyici  Anlatım Tutarlılık Değerlendirme Ölçeği” ile değerlendirilerek elde edilen  sonuçlar SPSS 20 paket programıyla analiz edilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2680]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/618">
    <dcterms:title><![CDATA[SOSYAL HAYDUT KURAMI BAĞLAMINDA “İSLAMOĞLU”]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bu çalışmada halka göre bir kahraman, otoriteye göre ise azılı bir eşkıya  olan İslamoğlu, Eric Hobsbawn’ın “Sosyal Haydut veya Halk Kahramanı  Kalıbı” kuramına göre incelenmiştir. Asıl adı Mustafa olan İslamoğlu  ekibi ile birlikte Kütahya, Afyon, Uşak ve Aydın gibi beldeleri kasıp  kavuran ve bir eşkıya olarak tanınmaktadır. Çok güzel cura çaldığı  bilinmektedir. Zengin kervanlarını, ağa konaklarını, çiftlikleri basarak elde  ettiği ganimetin bir bölümünü dağıtmakta, düşkünlere yardım etmekle  tanınmaktadır. Bu bağlamda geçmişten günümüze eşkıyalık hareketleri  hakkında bilgi verilmiş ve bu hareketlerin içinde yaşadığı devletin ve  milletin nezdinde nasıl bir karşılık bulduğu irdelenmiştir. Ege yöresinde  adına izafe edilen ‘İslamoğlu Zeybeği’ de yaygın olarak icra edilmektedir.  Çalışmada bu eşkıyaların özellikle de İslamoğlu’nun neden halk katında  isyancı değil de kahraman olarak görüldüğü, halkın nazarında kahramanlık  sürecine gelme süreci sosyal haydut kuramı bağlamında ele alınacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2694]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/619">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇE&#039;DEN ÇEVİRİLERDE ÖZEL İSİMLERİN CİNSİYET  SORUNSALI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Türk kültürüne yabancı olanların Türk özel isimleri ile ilk karşılaştıklarında  cinsiyetlerin ayırımı konusunda zorluk çektikleri gözlemlenmektedir. Bu sorun özellikle cinsiyet ayrımının (eril/dişil kavramının) belirgin olduğu  dillere Türkçeden çeviri yapılması sırasında ortaya çıkmaktadır. Özellikle öz  Türkçe ve Farsça isimlerde bu sorun daha fazla göze çarpmaktadır. Öte  yandan, bir yabancı Türkçe isimlerin anlamlarına hakim olduktan sonra  görecektir ki bu isimler cinsiyetlere toplumsal olarak yüklenen roller ve  vasıflarla paralellik göstermektedir. Örneğin erkek ismi Yiğit bir erkeklik  vasfı olarak ya da kadın ismi Narin bir kadınlık vasfı olarak bu isimlere tipik  birer örnek teşkil ederler. Bu çalışmada özel isimler cinsiyet perspektifi  bakımından değerlendirilecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2708]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/620">
    <dcterms:title><![CDATA[GAZAVÂTNÂMELERDE DİL VE ÜSLUP]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Manzum, mensur veya karışık olarak yazılan ve düşmanla yapılan savaşları  konu alan gazavâtnâmeler Türk edebiyatında XV. yüzyıldan sonra gittikçe  artan bir gelişme göstermiştir. Osmanlı devletinin gerilemeye başlayıp  akınların durmasıyla gazavâtnâmeler azalmış, gazâ geleneğinin ortadan  kalkmasıyla da bu türün devamlılığı sona ermiştir. Ele alınan savaşlar zaferle  veya yapılan bir sefer fetihle sonuçlanmışsa müellif çoğu zaman eserini  zafernâme, fetihnâme diye isimlendirmiştir. Bir padişahı merkeze alarak onun  gazâlarını ele alanlar ise padişahın adından mülhem eserlerine Selimnâme,  Süleymannâme gibi isimler vermişlerdir. Genel görünüş itibariyle bu eserler  padişahlardan birinin hayatını merkez alarak onun zamanındaki belli başlı  olayları tasvir edenler, önemli kumandan ve devlet adamlarından birinin  gazâlarını tasvir edenler ve sadece belli bir sefer ya da kalenin alınmasını  tasvir edenler olmak üzere üç kısımda gruplandırılabilir. Genelde gazâyı  gerçekleştiren şahıs ön plana çıkarılır ve olaylar bu şahıs etrafında gelişir. Bu tür bize Arap edebiyatından geçmiştir. Peygamberin gazâlarını ve İslam  büyüklerinin yaptıkları savaşları aktarmak isteyen yazarlar zamanla müstakil  eserler vücuda getirdiler. İlmî ve edebî açıdan değerlendirilmesi gereken  gazavâtnâme türüne ait pek çok eser vardır. Bunların edebî yönünün ihmal  edildiği görülür. Türk dili ve tarihi açısından önemli bilgiler barındıran bu  eserlere dair dil ve üslup bakımından genel anlamda yapılmış fazla bir çalışma  yoktur. Çalışmada, özellikle Türk edebiyatı dairesinde XV. ve XVI.  yüzyıllarda yazılmış olan gazavâtnâmelerden hareketle türe dair genel bir dil  ve üslup değerlendirmesi yapıldı. Bu eserlerin hangi yönleriyle öne çıktığı,  benzerlik ve farklılıkları nelerdir gibi hususlar açıklandı.  LANGUAGE AND STYLE GHAZATNAMAHS  Key Words:Ghazatnamah, language, style.  ABSTRACT  Whether written in verse and prose, or in mixed type, Ghazavatnamahs, which  are about the battles against the enemy, have shown an increasing  development after 15th century in Turkish literature. They have decreased  with the decline of the Ottoman Empire and the stop of raids, and the  continuity of this genre has ended by the disappearance of the tradition of  ghazas (holy war). If a discussed war resulted in victory or an expedition in  conquest, the author often entitled his work as zafernamah or fetihnamah.  Those authors, who took a sultan at the centre and dealt with his ghazas,  entitled their works such as Selimnamah or Süleymannamah -inspired from  the name of sultan. By outlook, these works can be grouped as three parts:  those which take one of the sultans at the centre and depict the major events of  his time; those which depict the ghaza(s) of one of an important commanders  and statesmen; and those which depict a certain expedition or a fall of a castle.  In general, the person who performs a ghaza is brought to the fore and the  event revolves around this person. This genre has passed to us from the Arabic  literature. The authors who want to narrate the ghazas of the Prophet and other  great Islamic figures have gradually embodied detached works of art. There  are many works belonging to the genre of ghazavatnamah which should be  evaluated in terms of science of literary. It is particularly seen that the literal  side of these are neglected. There are not many studies that have been done in terms of language and style regarding these works which have important  information of Turkish language and the history. It will be generally evaluated  in this study through language and style in the ghazavatnamahs which are  written in 15th and 16th centuries. It will be tried to explain how these works  stand out and what similarities and differences they have.)]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2714]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/621">
    <dcterms:title><![CDATA[Romanya Eğitim Sisteminde Azınlıklar ve Türk Dili ve Edebiyatı Öğretimi]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bu çalışma, Romanya eğitim sistemi içinde azınlıklara verilen haklardan yola çıkarak Romanya’da yaşayan Türk azınlığın eğitimini ve eğitim kurumlarını, tarihi ve bugünü ile ortaya koymaya yönelik kuramsal bir araştırmadır. Araştırmada “doküman tarama” deseni kullanılarak konu ile ilgili kaynaklar taranmış ve elde edilen bilgiler belirli bir sistem ile orta koyulmuştur. Öncelikle Romanya’nın coğrafi, tarihi; demografik, siyasi ve idari yapısı ele alınmış ve Romanya’da yaşayan azınlıklardan bahsedilmiştir. Romanya’da yaşayan azınlıklar içinde Türk azınlığın tarihi ve şu anki durumu hakkında bilgiler verilmiştir.  Romanya eğitim sistemi hakkında genel bilgiler verildikten sonra Romanya’da yaşayan Türk azınlığın eğitim durumu ve eğitim kurumları tarihi bir süreç içinde ele alınarak bugünkü durum belirlenmeye çalışılmıştır.  Sonuç bölüme Türk azınlığın eğitimi ile ilgili sorunlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu sorunların şu ana başlıklar altında toplandığı görülmüştür: Materyal eksikliği, öğrencilerden kaynaklanan sorunlar, öğretmenden kaynaklanan sorunlar. Tartışma bölümünde ise bu sorunların çözümüne yönelik öneriler dile getirilmiştir.    Anahtar Kelimeler: Romanya, azınlık, Türk azınlık, eğitim, Türk Dili ve Edebiyatı.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2641]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/622">
    <dcterms:title><![CDATA[MECMUA-İ MUHAMMED ENVERİ KADIZADE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bosna, Osmanlı idaresinde kaldığı 1463-1878 yılları arasında Osmanlı  kültürüyle tanışmış ve bu dönemde Boşnak şair ve yazarlar Türkçe, Arapça ve  Farsça öğrenerek Klasik Türk Edebiyatının örneklerini vermişlerdir. Bugün  Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde muhafaza edilen binlerce  Türkçe yazma eserde, bunun örneklerini görmekteyiz. Klasik Türk  Edebiyatının örneklerinden seçmelerle düzenlenen mecmualar, düzenleyenin  zevkine göre şekillenmektedir. Bir şiir defteri niteliğinde olan mecmualar,  yazıldıkları döneme ait tarihi ve toplumsal olaylara ışık tutması açısından da  önemlidir. Bu çalışmamızda Saraybosna’da bulunan Gazi Hüsrev Bey  Kütüphanesindeki Türkçe yazma eserler arasından Muhammed Enveri  Kadızade’ye ait bir mecmua incelenecektir. 1855-1931 yılları arasında  yaşayan Muhammed Enveri Kadızade, 1871 yılından itibaren arşivde  çalışmaya başlamış ve bu sırada bulduğu her bilgi ve belgeyi kaydetmiştir. Şiir  ve nesrin bir arada bulunduğu bu küçük çaplı mecmuada Saraybosna camileri  için tanzim edilen tarihler ve çeşitli mersiyeler bulunmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2685]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/623">
    <dcterms:title><![CDATA[“GEBERMEK” FİİLİ NEREDEN GELİYOR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Türkiye Türkçesinde, sevilmeyen insanlar ile değer verilmeyen hayvanların  ölümünü anlatan gebermek fiilinin oluşumu hakkında değişik görüşler öne  sürülmüştür. Bu görüşler iki noktada yoğunlaşmaktadır. İlki, geber-’in “şişkin,  kabarık; hamile” manasındaki kébe / kebe ~ gebe sözünden geldiğidir. İkinci  görüş ise sözcüğün kabar- fiilinin ikili biçimi olduğudur. Bildirimizde  sözcüğün türeyişi üzerinde duran araştırmacıların yaklaşımları zikredildikten sonra bunların eleştirileri yapılacaktır. Eski Türkçede kéber- ~ képer- fiilini  ölüm haliyle ilgili olarak değişik metinlerde tanıklamak mümkünken kébe  sözcüğüne hiç rastlanılmamasına dikkat çekilecektir. Türev (képer-), defalarca  tespit edilebilirken tabana (kébe-) ancak XIV. yüzyıldan sonra rastlanılmasının  çelişki olduğu ifade edilecektir. képer- &gt; geber- fiilini Eski Türkçede saymaca  olarak nitelendirebileceğimiz képe ~ kébe sözü yerine kép “biçim, tarz”  köküne götürebileceğimiz dile getirilecektir. kép “biçim, tarz” kökü ile  kébermek türevi arasındaki ilişkide kép+er- şeklinde bir genişlemenin söz  konusu olduğu vurgulanacaktır. Anlam boyutunda ise “(bilinenin dışında) bir  biçim almak” ile bedenin şişmesinin kastedildiği ifade edilecektir. kép’in Eski  Türkçede kapalı e (é) ile uzun ünlülü oluşunun geber- fiiline taban teşkil  etmesini imkân sağladığı eldeki bulgularla desteklenecektir. Anlam geçişlerini  göstermek üzere örnek bağlamlardan olabildiğince yararlanılacaktır.  WHERE DOES THE VERB “GEBER-” COME FROM  Key words: To die, pregnant, etymology, Old Turkish, Turkey Turkish.  ABSTRACT  There are different opinions about formation of “geber-” verb that is described  unloveble people and animals’ death in Turkey Turkish. These opinions  focuse on two points. First opinion is that geber- “to die” comes from kébe /  kebe ~ gebe “swollen, puffy, pregnant”. Second opinion is that geber is kabarverb’s  binary format. In this paper, after it will be mentioned opinions of  researchers that research this word’s etymology, it will be criticized them. It  will be pointed it’s possible to prove that in Old Turkish kéber- ~ képer- is  about death case in different texts, it is not encountered kébe. It will be refered  to the contradiction that altough derivative (képer-) can be determined  recurrently, base (kébe-) was seen only after XIV. century. It will be  mentioned that képer- &gt; geber- can be come from kép “style, form” base not  from képe ~ kébe that can be described as a conventional in Old Turkish. It  will be underlined there is opening like kép+er- in relatonship with base of kép  “style, form” and derivative of kébermek. In the meaning dimension, it will be  expressed that “(known outside) get a form” means that swelling of the body.  It will be supported that kép is base of geber- because of there are closed  vowel e (é) and long wovel in kép in Old Turkish by available evidence. It will be utilized for showing meaning semantic changes by context examples as  much as possible.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2717]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/624">
    <dcterms:title><![CDATA[KİLİSLİ ZİHNÎ DİVANI’NDAKİ KERBELA MESİYELERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Kilisli Zihni, 19. Yüzyılda Kilis’te yaşamış son dönem klasik Türk edebiyatı  şairlerindendir. Asıl adı, Mehmet’tir. Babası Çermik müftüsü Abdullah  Efendi’dir. Vasfi Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihinde onun 19.yy.da  Tanzimat’tan sonra, İstanbul dışında yetişmiş en güçlü şahsiyetlerden birisi  olduğunu söyler. Bir Nakşibendi tekkesi olan Kilis’teki Baytazoğlu tekkesine  bağlı olup, Abdullah Sermest Efendi’ye intisap etmiştir. Abdullah Sermest  Efendi ve Hacı Abdünnafi Efendi, onun çok sevdiği ve saydığı  kimselerdendir. Abdullah Sermest Efendi’nin ölümü üzerine Zihni Efendi,  büyük bir boşluğa düşmüş ve 1889 Birecik’e göçmüş ve 1893 yılında vefat  etmiştir. Zihni Efendi, edebi üslubu itibariyle güçlü bir şairdir. Üslubu; sade,  fikirleri açıktır. Rint- Meşrep bir kişiliği vardır. İslam tarihinin en hazîn  olaylarından biri Kerbelâ hadisesidir. Kerbelâ’da Hz. Peygamber’in torunu  Hz. Hüseyin’in ve ailesinin elîm bir şekilde şehit edilmesi, İslam âlemini  derinden etkilemiştir. Türk edebiyatında birçok şair bu olay karşısındaki  hislerini dile getirmek için mersiyeler kaleme almıştır. Hz. Hüseyin’in  Kerbela’da şehit edilmesine duyduğu derin üzüntüyü mersiye yazarak dile  getiren şairlerden biri de, yukarıda hakkında kısaca bilgi verdiğimiz, XIX.  yüzyıl divan şairlerinden Kilisli Zihnî’dir. Bildirimizde, Kilisli Zihnî hakkında kısaca bilgi verildikten sonra onun Kerbelâ mersiyeleri şekil ve  muhteva özellikleri açısından incelenecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2676]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
