<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/605">
    <dcterms:title><![CDATA[NECAD İBRİŞİMOVİÇ’İN “KARABEY” VE MİZANCI MEHMET  MURAT’IN “TURFANDA MI YOKSA TURFA MI” ADLI  ROMANLARINDA “İNANÇ” TEMİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI  BİR İNCELEME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Doğu ve Batı dünyası arasında köprü vazifesi gören Saraybosna ve İstanbul  birçok farklı dinin birbirine temas ettiği iki nokta; kültürel zenginliklerle dolu,  ortak geçmişleri olan iki şehirdir. Aralarındaki ortaklığın tarihsel bir süreci paylaşmaktan başka cepheleri de vardır. İslâm inancı; bir zamanlar tek bir  devletin bayrağı altında bulunan; fakat artık ayrı sınırlar içerisindeki bu iki  şehrin yakınlığını artıran manevî bir güçtür. XIX. yüzyılın sonlarında yaşanan  ayrılığa karşı insanların birleştirici güç olarak daha sıkı tutunduğu İslâm  inancı, edebiyata da etki etmiş, Boşnak ve Türk edebiyatlarının o dönem  yazılmış ya da o dönemi işleyen tarihî romanlarında ortak bir tema olarak  yerini almıştır diyebiliriz. Bu çalışmada Boşnak edebiyatının ünlü  yazarlarından Necad İbrişimoviç’in XIX. yüzyıl sonlarındaki Saraybosna’yı  gözler önüne taşıdığı tarihî romanı Karabey ile Mizancı Mehmet Murat’ın  Turfanda Mı Yoksa Turfa Mı adlı, Osmanlı Devleti’nin son demlerinde  toplum yapısındaki değişme ve gelişmeleri İslâmî düzen etrafında takip ettiği  romanı, önce müstakil bir şekilde ele alınacak, daha sonra ise inanç teması  bağlamında karşılaştırılarak incelenecektir. İnceleme esnasında toplumbilim,  felsefe ve tarih alanlarından daha isabetli sonuçlar elde etmek adına  yararlanılacaktır. Edebî eserler hakkında yapılan her çalışma, mevcut eseri  daha iyi anlamak adına gerçekleştirilen bir çabadır. Bu çabaya ilave olarak  eserler vasıtasıyla Boşnak edebiyatı ile Türk edebiyatı arasında ayniyet teşkil  eden unsurları ortaya çıkarmak ve Saraybosna ile İstanbul şehirlerinin dinî,  kültürel zeminde buluşan yönlerine işaret edebilmek; böylelikle edebiyat  araştırmalarına katkı sağlamak ve kültürel temasları canlandırmak  amaçlanmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2674]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/606">
    <dcterms:title><![CDATA[BORROWING AS A LINGUISTIC OUTCOME OF LANGUAGE  CONTACT ETYMOLOGY OF COLOUR TERMS IN TURKISH]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[There are universals in semantics of color in (probably) all languages (Berlin  and Kay 1969). However, semantics of color may show varieties from oneculture to another depending on factors such as, life-style, climate, history, and  socio-political circumstances. Languages in their turn carry traces of all  historical changes and socio-cultural development, resulted as a contact with  other cultures and languages. Semantics of color terms in Turkish, which this  paper explores, presents a wide variety of etymological development which  parallels the socio-cultural developments of that period, together with political  and demographic factors have led to the linguistic change. The radical changes  in the Turkish language mainly emerge after Turks come into contact with  other cultures and religions, the most significant among which, their  converting to Islam in 7th century. By 10th century, Turks have mainly  accepted Islamic culture and shaped their social lives according to Islamic  criteria. This significant change in its turn influenced the language, the main  source of literature. Taken into account the structural changes in Ottoman  Turkish, it can be observed that they appear as a result of contact with Islamic  culture and therefore with Arabic and Persian. This exploratory work  addresses only basic color terms in which the case of phonological changes  and borrowings in color etymology are traced from Proto-Turkic to Modern  Turkish period, paying special attention to language contact phenomenon and  its linguistic outcomes. In order to carry out this study, online edition of  Nişanyan Etymological Dictionary of Turkish Language has been used. Data  has been retrieved from online web site of the dictionary  (http://www.nisanyansozluk.com). By tracing the etymology of basic color  terms in Turkish: black, white, red, yellow, green and blue, it is attested that  four, out of six basic color words used in Modern Turkish today, have been  borrowed from Arabic or Persian. This can be explained as a case of cultural  diffusion and language contact of Turkish with those languages. Although  Turkish has been in the spin of change all throughout its history, most of the  changes took place starting from Middle Turkic period, and the highest  number of borrowings are incorporated during the Ottoman Turkish period.  Not only lexical features and vocabulary, but also structural and  morphological elements of other languages are adopted into Ottoman Turkish.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2683]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/607">
    <dcterms:title><![CDATA[DOBRUCA TATAR TÜRKÇESİNDE HAYVAN ADLARIYLA  KURULMUŞ ATASÖZLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Asya’nın ortalarından gelip Dobruca’yı yurt tutan Tatar Türkleri,  beraberlerinde kültürlerini ve kültürlerinin yansıması dillerini de bu  coğrafyaya getirmiş ve kültürlerini ve dillerini burada geliştirip yaşatmaya  devam etmişlerdir. Tatar Türklerinin sözlüklerindeki her bir kelime onların  geçmişini aydınlatacak bir fener hükmünde olduğu gibi, onların çeşitli  mevzularda anlamı güçlendirmek, ifadeyi canlandırmak için kullandıkları  deyimler ve özellikle de atasözleri milletin geçirmiş olduğu safahatı gözler  önüne sermede yararlanılacak öncelikli kaynaklardan biridir. Bunlardan  hayvan isimleri ile kurulmuş atasözleri ise mazide milletin hayvanlar ile olan  münasebetini, milletin yaşantısını bunanla birlikte müşahede becerisini  yansıtması bakımından önemlidir. Daha da önemlisi bunların Tatar  Türklerinin çeşitli kavramlara karşılık bulmada soyutlama becerilerinin ne  denli olduğunu ortaya koymasıdır. Bu bildiride Dobruca Tatar Türklerinin  atasözleri taranarak elde edilen hayvan isimleriyle kurulmuş atasözleri ve  hayvan isimleri çeşitli açılardan değerlendirilecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2715]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/608">
    <dcterms:title><![CDATA[MEHMED REŞİD BOSNEVÎ VE DİVANI ÜZERİNE BİR İNCELEME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bosnalı bir şair olan Mehmed Reşid Bosnevi 17. yüzyılın sonları ile 18.  yüzyılın başlarında yaşamış mutasavvıf şairdir. Öğrenimine Bosna&#039;da başlayıp  ve daha sonra İstanbul&#039;da tamamlayan Mehmed Reşid Bosnevi’nin en önemli  eseri Divan’ıdır. Şiirlerini çoğunlukla Türkçe bir kısmını ise Farsça yazmıştır.  Bu çalışmamızda Bosna ve Bosna edebiyatı hakkında kısaca bilgi verildikten  sonra Reşid Bosnevi’nin hayatı ve Divan’ı tanıtılacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2673]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/609">
    <dcterms:title><![CDATA[KADIÇ KRONİĞİNDE (1-10) BOSNA ŞEHİRLERİ ÜZERİNE  YAZILAN ŞİİRLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bir şehrin güzelliklerini ve güzellerini anlatmak amacıyla yazılan manzum  eserlerdir. Daha çok mesnevi tarzına uygun biçimde kaleme alınır.  Edebiyatımızda yarı ciddi yarı şaka karakterleriyle oldukça rağbet gören  şehrengizler dini ve tasavvufi özellikler taşımaz. Edebiyatımızda  şehrengizlerin ilk örnekleri XVI. yüzyılın ilk yarısında Mesihi ve Zati’nin  yazdığı Edirne şehrengizidir.  Bu ilk örneklerin ardından değişik şairler tarafından başka şehirler hakkında  şehrengizler yazılmıştır. Bunlar müstakil eserler olabildiği gibi divan sonlarına  da eklenmiştir. Çalışmamızda Boşnak şairler tarafından Saraybosna, Mostar  ve Travnik üzerine yazılmış şiirleri ele aldık.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2672]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/610">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇEYİ YABANCI DİL OLARAK ÖĞRENEN ÖĞRENCİLERİN  OKUMA VE DİNLEME BECERİLERİNDE KULLANDIKLARI  STRATEJİLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Dil öğrenme stratejileri hem ana dili gelişimi sürecinde hem de ikinci bir dil  öğrenmede, öğrenme sürecinde bireylerin aktif ve başarılı olmasını destekler.  Özellikle ikinci bir dilin öğrenilmesinde anlama ve anlatma becerilerini  geliştirmek için her birey çeşitli stratejiler geliştirerek daha kolay ve pratik  yollardan beceri elde etmeye çalışırlar. Dil öğrenme stratejileri bilişsel,  duygusal ve sosyal nitelikli olabilmektedir. Dil öğrenme sürecinde stratejisi  kullanabilen öğrenciler, hem daha kolay öğrenmekte hem de strateji becerileri  kazanmakta; sonuç olarak da daha başarılı olabilmektedirler.Bu araştırmada  Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin anlama ve anlatma  becerilerine dönük olarak kullandıkları stratejilerin araştırılması  hedeflenmektedir. Araştırmanın çalışma grubu yabancı ülkelerden gelen  İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi TÖMER’de Türkçe öğrenmeye çalışan  üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın yöntemi nitel betimsel bir araştırmadır. Araştırmaya veri toplamak için odak grup görüşmesiyle  gözlem yapılmıştır. Araştırma sürecinde elde edilen nitel veriler içerik analizi  yöntemiyle yorumlanmıştır.Öğrencilerle yapılan görüşme ve gözlemlerde elde  edilen verilere göre öğrencilerin iletişim kurmak için birbirlerinden yardımlar  aldıkları, bilişsel ve duyuşsal birtakım stratejiler geliştirerek aktif oldukları  görülmüştür.  Ayrıca Türkçeyi öğrenirken daha rahat davranmak için ana dillerine ya da  daha önceden öğrendikleri dile ait yapıları yazma ve konuşma ortamına  taşıdıkları görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2679]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/611">
    <dcterms:title><![CDATA[KERKÜKÎ ABDÜSSETTÂR EFENDİ VE Mİ’RÂCİYYE’Sİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Türk İslâm edebiyatı geleneği çerçevesinde Hz. Peygamber’in doğumu,  manevî yaşam tarzı, mucizâtı, şahsiyeti ve ölümü üzerine birçok eser kaleme  alınmıştır. O’nun hayatı etrafında meydana getirilen eserler ya müstakil olarak  kaleme alınmış ya da yazar meydana getirdiği eserinin bir bölümünü bazı  nazım şekilleri altında, Hz. Peygamber’in mucizeleri veya vasıflarına  ayırmıştır. Hicretten yaklaşık bir yıl önce, Recep ayının 27. gecesinde zuhûr  eden Mi’râc hadisesi; Hz. Peygamber&#039;in, ilahî sevk ile Mescid-i Haram’dan  Mescid-i Aksâ’ya ve nihayetinde Yüce Allah ile görüşüp, bazı ilahî emirleri  almasından müteşekkildir. Bu hadise birçok yazar ve şair tarafından kaleme  alınmış; zamanla “Mi’râciyye, Mi’râc-nâme” adı altında eserler meydana getirilmiştir. Zaman içinde belirgin özellikler kazanan mi’râciyeler XI.  yüzyıldan itibaren çok fazla rağbet görmüş, manzum-mensur karışık veya  manzum şekilde yazılmış metinler halinde gelişimini sürdürmüştür. Şairlerin  coşkulu bir söyleyiş ve yer yer didaktik özelliklerle dolu olarak kaleme  aldıkları mi’râciyeler, mi’râc mucizesini anlatmaları nedeniyle, çoğu zaman  sanatkârane bir üslûpla yazılmışlardır. 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın  başlarında yaşamış, Kerkükî Abdüssettâr Efendi (1858-1932) de tercî’-i bend  nazım şekliyle bir Mi’râciye kaleme almıştır. Nakarat beyti; Rûz u şeb zikr-i  lisânımdır salât ile selâm Ol mübârek rûhuna ey Hazret-i fahrü’l-enâm olan  mi’râciyyede şair, Hz. Peygamber’e duyduğu derin sevgi ve muhabbeti  samimî, coşkun ve lirik bir şekilde dile getirmiştir. Bu yazıda, mi’râciye türü  ve mi’râciyenin Türk edebiyatındaki yeri, tarihî gelişimi ve Türk edebiyatında  yazılmış belli başlı mi’râciyeler hakkında bilgi verilecektir. Daha sonra,  müellifin hayatı bahis konusu edilecek, şairin daha önce üzerinde durulmamış  olan Mi’râciye’si şekil ve muhteva husûsiyetleri açısından incelenip; eserin  transkribe edilmiş metni ve günümüz Türkçesine çevirisi verilecektir.ABSTRACT  In the framework of tradition of Islamic Turkish literature, a lot of works were  written about birth, moral life style, miracles, personality and death of the  Prophet Muhammad. The works about His life were written as an independent  work or author wrote a chapter of his work about the Prophet Muhammad’s  miracles or qualifications in some forms of verse. Aproximately one year  before Hejira, Mi’râc which happened on the 27th Rajab is composed of the  Prophet Muhammad’s going from Al-Aqsa Mosque to Al- Haram Mosque  through divine transfer and meeting God Most High and receiving some  divine orders. This phenomenon was written by many authors and poets and in  time the works called “Mi’râciyye, Mi’râc-nâme” were created. In time,  mi’râciyye having some typical characteristics attracted great attention as from  XI. century and maintained its development as texts in mixed poetic-prose  form or prose form. Mi’râciyye written by poets in an enthusiastic utteranceand partly with full of didactic features were written generally in an artistic  style because they narrated miracle of mi’râc. Kerkükî Abdüssettâr Efendi  (1858-1932) also wrote a Mi’râciyye in poetry form of tercî-i bend. It’s chorus  verse is below: Rûz u şeb zikr-i lisânımdır salât ile selâm Ol mübârek rûhuna  ey Hazret-i fahrü’l-enâm In this mi’râciyye, the poet expressed his deep love  and affection to the Prophet Muhammad in a sincere, enthusiastic and lyric  way. In this paper, some information about mi’râciyye as a genre, the place of  mi’râciyye in Turkish Literature, its historical development and some major  mi’râciyye in Turkish literature will be given. After that, author’s life will be  mentioned, his Mi’râciyye, which hasn’t been emphasized before, will be  examined in terms of form and content and its transcript and translation into  modern-day Turkish will be provided.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2710]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/612">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYAT ELEŞTİRİSİNDE BİR MODEL OLARAK &quot;EDEBİYAT  MAHKEMELERİ&quot;]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Edebî metinlerde anlamın nerede aranacağı sorusu, farklı cevaplara işaret eden  edebiyat kuramlarının temelini oluşturur. Kuramsal açıdan büyük bir  zenginliğe sahip olan edebî tenkit, yazar, eser ve okuyucu arasındaki  etkileşimin/iletişimin dikkate alındığı sağlam okumalara ihtiyaç duymaktadır.  Bu noktada Necip Fazıl Kısakürek&#039;in 1945 yılında kaleme aldığı ve 1997  yılında kitaplaşan &quot;Edebiyat Mahkemeleri&quot; adlı çalışması hem edebiyat  eleştirisinde hem de edebiyat eğitiminde bir model olarak dikkate değer bir  yaklaşıma sahiptir. Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve Mehmet Akif gibi şairlerin  bir mahkeme atmosferi içinde yargılandığı bu çalışma, sanatçıya dönük  eleştirinin bilgi, tespit ve yoruma dayandırılarak objektif ve yapıcı tenkidin  gerekliliğine işaret eder. Dünya kitabını okuma gayretimize önemli katkılar  sağlayan edebî metinlerin hangi tavır ve niyetler doğrultusunda kaleme  alındığını anlamamıza yardımcı olabilecek bu çalışma, geçmişten günümüze  eser veren yazar ve şairlerin övgü ve yergiye hapsedilmeden  değerlendirilmesini sağlayacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2678]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/613">
    <dcterms:title><![CDATA[YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE FİİLİMSİLERİN  ÖĞRETİMİ VE HALK EDEBİYATI ÜRÜNLERİNDEN  FAYDALANMA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Türkçe artık dünyanın dört bir tarafında binlerce insana öğretilen bir dildir.  Özellikle son yirmi - yirmi beş yıl içinde dünyada birçok insan Türkçe  öğrendi. Türkoloji bölümleri, kültür merkezlerinin yanısıra Anadolu insanının  gayretleri neticesinde dünyanın dört bir bucağında açılan ‘Türk okulları’nda  Türkçe öğretilmektedir.Türkçe yapı bakımından sondan eklemeli bir dil olduğu için öğrenilmesi  kimisine göre kolay kimisine göre de zordur. Aslında Türkçe sistematiği olan  formulize edilerek anlatıldığında kavranması kolay bir dildir. Türkçede ekler,  çekim ekleri ve yapım ekleri olmak üzere ikiye ayrılır. Bu iki ana grup da  kendi içinde almış oldukları eke ve bu eklerin kelimeye katmış oldukları  anlamlara göre farklı gruplara ayrılır.  Yabancılara Türkçe Öğretiminde (YTÖ) dil bilgisinin yeri ne olmalı? Hangi  konuya ne kadar yer verilmeli? Konular ne kadar anlatılmalı? vb. sorular  mutlaka konuşulup tartışılması gerekir. Ancak, bunlar tartışılırken öğrencilerin  Türkçeyi doğru düzgün konuşmaları hususunda da hassas olunması gerekir.  Öğrencilerin konuları daha çabuk ve kolay bir şekilde öğrenebilmeleri için  ders içinde ve dışında yapılabilecek etkinlikler üzerinde durulması gerekir.  Fiilimsiler, yapım eklerinden fiilden isim yapan ekler başlığında incelenecek  bir konudur. Bu ekler eklendiği kelimeye kattıkları anlamlara göre kendi  içinde isim fiil, sıfat fiil ve zarf fiil olmak üzere üçe ayrılır. Bu çalışmanın ana  hedefi fiilimsi ekleri ile alakalı derinlemesine bir inceleme yapmak değil. Asıl  bu eklerin kullanımını öğrenciye daha iyi anlatabilmenin yolunu bulmaya  çalışmaktır. Dersin daha zevkli ve verimli geçmesi adına sınıf içi etkinliklere  yer verilebilir. Konulara uygun halk edebiyatı unsurlarına müracaat etmek ve  o ürünlerden aktiviteler oluşturmak dersi hem zevkli hale getirebilir hem de  Türk kültür hayatı hakkında da az da olsa bilgi verilmiş olur. Çalışmamızda  fiilimsilerin öğretilmesinde kullanılabilecek halk edebiyatı unsurları ve  bunların taşıdığı kültürel değerler ele alınacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2693]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/614">
    <dcterms:title><![CDATA[YEKTA KOPAN&#039;IN ÖYKÜCÜLÜĞÜ: MODERN ZAMANLARDA  İNSANLIK HALLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[2000&#039;li yılların başından bu yana Türk öykücülüğünde önemli bir gelişim  gözlenmektedir. Bu gelişime yazdığı nitelikli eserlerle katkıda bulunan  yazarlardan biri de Yekta Kopan (1968-)&#039;dır. Bugüne kadar yedi öykü kitabı  yayımlayan yazar, Sait Faik Hikâye Armağanı ile Haldun Taner ve Yunus  Nadi Öykü Ödülleri&#039;ni kazanmıştır. 2000 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı  Fildişi Karası ile sonraki yıllarda geliştireceği öykü anlayışının ana çizgilerini  ortaya koymuş; öykülerinde günümüz insanının yaşam tarzını ve iç dünyasını  kendine özgü dili ile anlatmıştır. Her eserinde öykülerini farklı anlatım  teknikleri ile kurgulayarak yeni söylem tarzları bulmaya çalışmış, Türkçenin  imkânlarından sonuna kadar yararlanarak özgün bir dil anlayışı oluşturmuştur.  Bu çalışmada &quot;yapı-tema-anlatım&quot; başlıkları altında yazarın eserlerine geniş  bir açıdan bakılacak, eserleri arasındaki bağlantılar tespit edilecek ve  günümüzün en çok tanınan yazarlarından biri olan Kopan&#039;ın  öykücülüğümüzdeki yeri üzerinde durulacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2720]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
