<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/560">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK DİLİNDE İYİ DİLEK VE NEZAKET İFADELERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bu çalışmada dilin iletişimde nasıl kullanılması gerektiğini araştıran  edimbilim ile ilgili kısaca bilgi verilmektedir. Türk dilinde iyi dilek ve nezaket  ifadeleri içeren olumlu nezaket teorisinden de bahsedilmektedir. Hayatın her  hangi durumlarında iyi dilek ve nezaket ifadelerini sık sık kullanan Türkler  olumlu nezaket teorisine düşkün bir toplum olarak nitelendirilebilir.  Karşımızdaki kişiye saygı göstermek için bu tür ifadeleri kullanırız. Türk  dizileri, Türk filmleri ve Türkçeyi ana dili olarak kullananlar ile internet  vasıtasıyla yazışmalar üzerinden yapılmış olan bu çalışmanın yöntemleri  hakkında kısaca bilgi verilmektedir. İyi dilek ve nezaket ifade eden örnekler  şu şekilde sıralanır: düğün, doğum, doğum günü kutlama ve bayramlar  sırasında söylenen iyi dilek ve nezaket ifadeleri, iş hayatında başarı dileğiyle  ve teşekkür etmek amacıyla söylenen iyi dilek ve nezaket ifadeleri, yeni  eşyaları alanlara, Allah kelimesi kullanılarak söylenen iyi dilek ve nezaket  ifadeleri, ölüm sonrası, kaza geçirenlere ya da hasta olanlara, bir işte başarılı  olanlara, yemek ile ilgili, şaşırtıcı olaylar ile ilgili söylenen iyi dilek ve  nezaket ifadeleri, bir işin başarılı bitirilebilmesi için, teşekkür ve tebrik için  söylenen iyi dilek ve nezaket ifadeleri, duş alan, tıraş olan ve saç kestirenlere,  hapşıranlara, gelecek ile ilgili söylenen iyi dilek ve nezaket ifadeleri, nazardan  korunmak, mutluluk ve başarı, güzel muhabbet ve övgü için söylenen iyi dilek  ve nezaket ifadeleri ve hayatın farklı durumlarında söylenen iyi dilek ve  nezaket ifadeleri. İyi dilek ve nezaket ifadelerini Türkçeden Boşnakçaya  çevirirken karşılaşabileceğimiz sıkıntılardan bahsedilmektedir. Çalışmanın son  bölümünde ise Türk ve Boşnak dili ve kültürü arasındaki farklılıklardan  bahsedilmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2705]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/3359">
    <dcterms:title><![CDATA[Türk Dilindeki Yabancı Kelimelerin Türkçe Öğretimine Etkileri]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Bugün dünya üzerinde konuşulan dillerin hepsi az ya da çok başka bir dil ya da  dillerle ilişki içindedir. Hele Türkçe gibi, zaman bakımından çok eskilere dayanan, zemin  bakımından da çok geniş bir coğrafyaya dağılmış olan bir dilin, başka dillerden etkilenmesi ve  başka dilleri etkilemesi kaçınılmazdır. Türkçe farklı zamanlarda farklı dillerden yabancı  kelimeleri bünyesine katmış ve neredeyse bunlar Türk dilinin bir parçası haline gelmiştir.  Bunların bazıları yüzyıllar süren bir yolculuktan sonra dile yerleşmiş ve Türk dili ile  özdeşleşmiştir (Sarı, 2008). Bu kelimelerin bazıları dil bilgisi yapısına uyarken bazıları da bu  yapıya uymamış ve beraberinde istisnaları da dile sokmuştur. Bu da Türkçenin yabancılara  öğretilmesi hususunda açıklanması güç bazı kurallar şeklinde karşımıza çıkmaktadır.       Türkçe yapı itibariyle dünya dilleri arasında en az istisnaya sahip “matematiksel” dillerden  birisidir. Anlatılması, açıklanması, öğretilmesi, kelime türetilmesi ve yeni kelimeler  oluşturmaya müsait olması sebebiyle örnek gösterilen bir dildir. Ancak karşımıza çıkan yabancı  kökenli kelimeler dilin anlatılması konusunda sıkıntıları da beraberinde getirmektedir.      Aslında Türk dilinde çok fazla yabancı kelime olmasına rağmen bir o kadar da kelimenin  karşılığı Türkçede yer almaktadır. Çözüm yabancı dillerin dil bilgisi yapısını öğrenip istisnai  kuralları yabancı dildeki yapıyla açıklama yerine Türkçedeki karşılıklarını kullanarak bu  sıkıntıyı bir ölçüde azaltma yoluna gidilmelidir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:date><![CDATA[2009-06]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[661]]></dcterms:extent>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1503">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATI VE FOLKLORUNDA DEĞİRMEN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: inanma, hikâye, değirmen, edebiyat, motif.  ÖZET  Tarihin ilk dönemlerinden bu yana insanoğlu, etrafındaki canlı- cansız varlıkları anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu varlıkları kendisiyle ilişkilendirerek, zararlarından korunmaya çalışmış ya da onlardan fayda beklemiştir. Bu ilişkilerin sonucunda, çeşitli inanmalar, efsaneler, uygulamalar ortaya çıkmıştır. Geçmiş dönemlerde iktisadi yaşamın gereği olarak hayatımızda yer alan değirmenler; edebiyatın masal, hikâye, mani, ninni, türkü, bilmece, atasözü gibi türlerinde sıklıkla işlenmiş, hakkında çeşitli inanışlar ortaya çıkmıştır. Değirmenler, günümüzde teknolojinin gelişmesiyle önemini kaybetse de, kültürümüzün zengin miraslarından biridir. Bu bildiride Türk edebiyatının nazım ve nesir türlerinde farklı şekillerde işlenen değirmen motifi örneklerle değerlendirilmiştir]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2177]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1376">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATI’NDA BALKANLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Balkan, edebiyat, on dokuzuncu yüzyıl, hikâye, roman.  ÖZET  Türkler Balkanlara 1354 yılında geçtiler ve Batı’ya doğru ilerlemeye devam ettiler. Bu ilerleme yüzyıllarca devam etti, fakat on dokuzuncu yüzyılda tersine döndü. Bu yüzyıldan itibaren Türkler, bu sefer beş yüzyıldan fazla süre boyunca yaşadıkları Balkanlardan Anadolu’ya doğru göç etmeye başladılar. Bu uzun dönemde yaptıkları savaşları, barışları, bazen mutlu bazen hüzünlü olayları edebiyatlarına yansıttılar. Türk hikâye, roman, tiyatro ve şiirlerinin büyük bir bölümünde Türklerin Bulgar, Yunan ve Sırplarla ilişkileri anlatılır. Ömer Seyfettin, eserlerinde Balkan halkının sosyal yaşamını konu edinen bir Türk hikâyecisidir. Hikâyelerini 20. yüzyılın başlarında yazmıştır. Eserlerinde Türk hikâye kahramanların yanı sıra Bulgar, Yunan ve Sırp hikâye kahramanlar da vardır. Bundan dolayı eserleri, Balkanların yirminci yüzyılın başlarındaki sosyal hayatını doğrulukla yansıtan bir ayna gibidir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1853]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1387">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATINDA KENT KÜLTÜRÜ ÖGELERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kent Kültürü, Türk Edebiyatı, Kültürel Miras, Sosyal Bellek, Kentleşme.  ÖZET  Kültürel gelenekler ve yaşam biçimleri, makro düzeyde ulusların, mikro düzeyde ise bireylerin, dünya uluslar birliği içindeki yapıda, kendilerini kimlik olarak temsil etmesini sağlayan başat etmen olarak görülmektedir. Ancak dünyanın giderek küçülerek bütünleştiği ve adeta tek kültür haline geldiği küreselleşme çağı ile birlikte, geleneklerimiz ve yaşam biçimlerimiz hızla değişmektedir. Örneğin kentler, bu değişimin en çok hissedildiği yerlerin başında gelmektedir. Çünkü kentler, sürekli değişen, büyüyen, nefes alan ve yaşayan organizmalardır. Üstelik genellikle insan yaşadığı kente benzer, yaşamı süresince o kentin kimliğini edinir. Bu anlamda kompleks bir kent ortamı içerisinde yaşayan semt sakinlerinin, fiziksel ve toplumsal çevre algısı önem kazanmaktadır. Özellikle, bilgi toplumunun değerlerinin ve demokrasinin şekillenerek gelişmesinde etkin olan kent ve kentli kimliği, sosyal bilimciler açısından 1980’li yıllardan itibaren yeni bir yaklaşımla irdelenmektedir. Ancak ne yazık ki günümüz kentlerinde, kentin kültürünün taşıyıcısı olan ve günlük yasamın temelini oluşturan birçok yapı ve düzenleme, kentin dönüşüm sürecinde yok olma tehlikesi ile karsı karsıya bulunmaktadır. Bu süreci belki durduramayız ama en azından onları gelecek kuşaklara iletmek üzere kayıt altına alabiliriz. Kentsel kimliğin kaybolmaması, toplumsal belleğin, kültürel mirasın sürekliliğinin sağlanması için bu yapı ve düzenlemelerin korunması, yaşatılması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, kent kimliği kavramının Türk edebiyatı çalışmalarında izini sürmektir. Kentlerin kimliğinin şekillenmesinde sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin edebi metinlerdeki yansımaları irdelenecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1863]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1386">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATINDAKİ BİÇİM VE TÜRLERİN TEMEL BECERİ ALANLARIYLA İLİŞKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, biçim, tür, dilin beceri alanları.  ÖZET  Türk edebiyatı, ilk sözlü ürünlerinden bu yana pek çok edebi tür ve biçimi bünyesinde barındırmıştır. Bu biçim ve türlerden bazıları doğrudan milli özellikler gösterir. Bazıları ise çeşitli edebi dönemlerde, akımların, kültürel etkileşimlerin sonucu olarak başka edebiyatlardan alınmıştır. Sanatçı ürünlerini oluştururken üslubuna bağlı olarak, aktaracağı malzemeyi uygun bir şekilde ifade edecek kalıplar arar. Bu kalıplar, edebiyattaki biçimleri oluştururken, sanatçının konu tercihleri ise türleri meydana getirir. Her tür veya biçim, bir beceri alanıyla ilişkilidir. Dilin dört temel beceri alanı vardır. Bunlar: Dinleme, konuşma, okuma ve yazmadır. Bu beceri alanları birbiriyle ilişkili olup bireyin gelişim süreciyle paralel olarak kazanılır. Bu çalışmada Türk edebiyatındaki edebi biçim ve türler beceri alanlarıyla ilişkilendirilmiştir. Türk edebiyatında yer alan ve başlangıçtan bugüne kadar ulaşan bütün edebi biçim ve türler tespit edilmiş ve bunlar dilin dört temel beceri alanıyla ilişkilendirilmiştir. Sözlü edebiyata ve yazılı edebiyata ait bu biçim ve türlerin manzum ve mensur olmaları bakımından ayrımı yapılmış ve bunların tek tek hangi beceri alanına ait olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için sadece ilişkilendirme düzeyinde kalınmamış, öğretmen görüşlerine de başvurulmuştur. Konya’da bulunan ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda görev yapan 35 öğretmene bu türlerin hangi beceri alanlarıyla ilişkili olduğuna dair görüş belirtmeleri için bir ölçek sunulmuştur. İlgili ölçeğin yorumlanması ve alan taraması sonucunda oluşan görüşler doğrultusunda Türk edebiyatındaki biçim ve türlerin hangi beceri alanlarıyla ilişkili olduğu açıklanmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1855]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1392">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.  ÖZET  Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihsel-toplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1857]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/553">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SEVDALİNKA OLUŞUMUNDA ETKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Sevdalinka bosnalı müslümanların halk şarkısı olarak bu toprakların en büyük  zenginliğidir. Bir lirik türü olarak birçok şeyde diğer türlerden değişiyor. Bu  konuda sevdalinkanin doğuşunu ve onu diğer türlere göre benzersiz yapılan  şartlari göreceğiz. İlk ve en büyük sebep Osmanlı İmparatorluğ&#039;unun bu  topraklara gelmesi, Türk kültürünün ve din olarak İslam dininin gelmesidir.  Osmanlının gelişiyle ve onun kültürüyle Bosna halkının yaşama şekli de  değişmektedir. Halkın islama bakişi ve erkeğin kadından uzak durması özlem  yaratıyor ve bunun yanında sevgilisine karşı aşkı gösterecek özel bir aşk  türünü yaratmış. Türk kültürüne bağlı olan savaşlar da bu şarkının oluşumunda  etkisi vardi. Mesela sevilen iki kişinin beraber olmaması, memleket özlemi ve  annenin oğlu özlemi. Dil konusunda da Türk kültürünün etkisi görünmektedir.  Böylece Bosna diline bir sürü Türkçe kelime giriyor ve bugünlerde de halen  sevdalinka&#039;da kullanılır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2014-05-23]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2671]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2303-582X     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1395">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.  ÖZET  Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691) kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır. Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar, şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2252]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1420">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK ROMANININ İLK DÖNEMLERİNE YANSIYAN KANUNSUZLUK]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, eşkıyalık, başkaldırı, kırsal yaşam.  ÖZET  Hayatın aynası olarak görülen roman, düşünsel ve toplumsal değişmelerin birçoğunu bünyesinde barındırır. Modern edebiyatın en iyi temsilcilerinden olan edebi tür, önceki devirlerde devam eden sözel anlatı türlerinin de devamı gibidir. Bu bağlamda sözlü geleneğin ön plana çıkan özelliklerinden eşkıyalık, çağdaş bir tür olan romanda yer alır. Resmi tarihin ötesinde edebiyata da sosyal bir olgu olarak yansıyan ve Eric J. Hobsbawm geliştirdiği “soylu eşkıyalık” terimi, sanayileşme süreci Türk romanında Yaşar Kemal başta olmak üzere birçok eserde yankısını bulacaktır. Fakat Türk romanın ilk dönemlerinde yaşanan toplumsal değişimlerin yansıması olarak Eric J. Hobsbawm tanımladığı “soylu eşkıyalık” teriminin farklı bir durumu gözlemlenir. Sosyal olaylarla ilintili olan bu durum soylu eşkıyalığın aksine soysuz bir başkaldırı olarak romanda yer alır. Dönemin siyasal şartları düşünüldüğünde bu durum kolaylıkla açıklanabilir. Osmanlı Devletinin yıkılış süreciyle başlayan yenileşme süreci İstanbul dışında kalan bölgelerde özellikle Anadolu’da gelir dağılımında eşitsizliğe neden olur. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra halkın savaşlar karşısında yenilgisi/korkusu da kanunsuz yapılanmayı ortaya çıkaracaktır. Romanlara yansıyan bu süreç “eşkıya-devlet-köylü” üçgeni içinde, çatışmalar doğuracak şekilde ilerler. Bu çalışmada kanunun zayıfladığı bu dönemi eserlerine taşıyan/değerlendiren sanatçıların romanları incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2238]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
