<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1301">
    <dcterms:title><![CDATA[YAHYA KEMAL&#039;İN ŞİİRLERİNDE BALKANLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler Yahya Kemal, Balkanlar, şiir, Usküp.  ÖZET  Bir başkadır Yahya Kemal de Balkanlar vatandır, candır canandır. Bir başkadır ruhu, kokusu, rengi Balkanların. Şairimiz vatan mefhumunu farklı hissetmiş farklı yansıtmıştır, Balkanları şiirlerinde. 1884’ten 1902’ye kadar geçen zamanda Balkanlarda geçen çocukluk ve gençlik yıllarını sevincini, hüznünü usta anlatımını da katarak cümlelere duygularıyla harmanlayıp şiirlerinde nakleder. Şair gençliğinde gezdiği gördüğü Balkan şehirlerindeki hayatı maddi manevi balkanları tüm yönleriyle dile getirmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2312]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1300">
    <dcterms:title><![CDATA[AFGANİSTAN’DA TÜRKOLOJİ VE TÜRKÇE ÇALIŞMALARI HAKKINDA BİR ARAŞTIRMA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar kelimeler: Türkiye, Türkçe, Özbekçe Afganistan, Kabil, Türkoloji.  ÖZET  Türkiye ile Afganistan dostluğu Mustafa Kemal Atatürk döneminde en iyi dönem olarak bilinir. Atatürk Afganistan’ın modern eğitim sistemine ulaşması için askeri, mülki, alanlarında birçok öğretim üyesini göndermiştir. Kabil Üniversitesi’nde ilk Tıp, Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerini kuranlar Türkiye’den gönüllü olarak giden Türk subaylar ve mülki erkânlar olmuştur. Bu Fakültelerde Eğitim ve öğretim yıllarca Türk akademisyenleri tarafından verilmiştir. Türkiye’nin Afganistan’a eğitim ve sağlık alanındaki çalışmaları 1960’lı yıllara kadar devam etmiş, fakat bu yıllardan sonra Afganistan Sovyetler Birliği’ne yönelince Türk akademisyenleri Türkiye’ye geri dönmüştür. Bildiride Kabil Üniversitesi Türkoloji bölümün ve Afgan-Türk okullarının Afgan halkına Türkçe eğitim ve öğretimi hakkında, bu güne kadar yapmış oldukları kültürel çalışmaları hakkında bilgi verilmiş, ayrıca Afganistan ordusunun askeri liselerinde Türkçe dersleri üzerine durulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2314]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1299">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇE KISA ÖYKÜLERDE EĞRETİLEME KULLANIMI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Eğretileme, Yapısal Eğretileme, Yönelimsel Eğretilme, Varlıkbilimsel Eğretileme, Kısa Öykü Metin Türü.  ÖZET  Eğretileme, iki şey arasında bağlantı kurmak veya bir benzerliği belirtmek için sözcüğün düz anlamından başka bir anlamda kullanılmasıdır. Düşünce ve eylemlerimizin bir parçası olan eğretilemeler kültürel bir olgudur. Bu çalışmada, eğretileme farklı yazarlar tarafından yazılmış dört farklı kısa öyküde incelenmektedir: Karanfiller ve Domates Suyu (Sait Faik Abasıyanık), Keçi (Yaşar Kemal), Bir Orman Hikayesi (Sabahattin Ali), ve Harika Çocuk (Orhan Kemal). Veri tabanımızda yer alan kısa öykü yazarları Türk edebiyatında önemli bir yeri olan yazarlardır. Seçilen yazarlardan Sait Faik Abasıyanık ve Yaşar Kemal şiirsel anlatımları ve gerçeği kurgulama biçimleriyle yine veri tabanımızda yer alan diğer yazarlar Sabahattin Ali ve Orhan Kemal’den farklılaşmaktadır. S. Ali ve O. Kemal ise yalın ve gerçekçi anlatımlarıyla dikkati çekmektedir. Bu çalışmada, söz konusu yazarların öykülerindeki eğretileme kullanımı Lakoff ve Johnson’ın (1980) ‘Kavramsal Eğretileme Kuramı’ kapsamında sınıflandırdığı yapısal, yönelimsel ve varlıkbilimsel eğretileme bağlamında incelenmektedir. Çalışmamızın bulgularının yazarlar arasındaki yalın/şiirsel/gerçekçi biçemsel farklılıkların eğretileme kullanımına sıklığı ve türüne yansıdığı önvarsayılmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2309]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1298">
    <dcterms:title><![CDATA[“HAYAT, YOLCULUKTUR” ALGISINDAN DİLE YANSIYANLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Hayat, yol, yolculuk, metafor.  ÖZET  Bir dilsel metaforun hangi kavramsal metafora dayandığını bulmak, onu anlamak için çoğunlukla daha dolaysız bir yoldur. Çünkü dildeki metaforlar, soyut fikirlerin dönüşümleri olarak bir zihinsel süreçten, bir algılama biçiminden geçerek ortaya çıkarlar. Bu bakımdan dilin ardındaki düşünceye ulaşmak, konuşurun ve ait olduğu toplumun dünyayı nasıl algıladığı, olgular karşısında nasıl tavırlar aldığı hakkında da çok şey anlatır. Ancak tersten okumalar yapmak da mümkündür. Yani metaforik bir kavramın nasıl ve ne tür metaforik ifadelere dönüştüğünün de izi sürülebilir. Nitekim bu bildiride de aynı noktadan yola çıkılmış ve hayat kavramının yolculuk kavramı ile birleştirilmesinden doğan hayat yolculuktur fikrinin dile nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. Hayat, yolun başına gelmekle başlar, yolda yürümekle devam eder, yolu tamamlamakla sona erer. Yol biterse hayat da biter. Yolun da hayatın da uzunluğu değişkendir. Dümdüz, inişli çıkışlı, dolambaçlı olması veya engeller içerip içermemesinin beraberinde getirdiği dil malzemesi de çeşitlidir. “Dünyaya geldiğim anda / Yürüdüm aynı zamanda / İki kapılı bir handa / Gidiyorum gündüz gece” sözlerinde özet ifadesini bulan bu algılama biçiminin geçmişten bugüne Türk dili tarihi içinde dikkati çeken başka hangi örnekleri bulunmaktadır? Bu bildiri bunun üzerine kuruludur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2313]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1297">
    <dcterms:title><![CDATA[İSLAMİ DÖNEM TÜRKÇESİNDE DİNİ TERİMLERİN OLUŞTURULMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: İslami dönem, dini terimler, Türkçeleştirme, kullanım sıklığı.  ÖZET  Türklerin İslamiyeti kabul edişinden yaklaşık dört yüz yıl önce Arapların, en az yüz yıldır da Farsların İslam dini ile ilgili terminolojiyi oluşturup geliştirdikleri bilinmektedir. Yani Türkler İslamiyeti kabul ettiklerinde hazır bir dini terminoloji ile karşılaştılar. Buna rağmen Kutadgu Bilig, Divânü Lügâti’t-Türk gibi ilk İslami dönem eserlerinde, dini kavramlara ilişkin Arapça terminolojinin büyük ölçüde Türkçeleştirme yoluna gidildiğini görmekteyiz. Aynı çaba Kur’an tercümeleri ve diğer eserlerde de görülmektedir. Türkçede var olan, Bayat, İdi, Ugan, tapug vb. sözcükler, sırasıyla Kadim, Rab, Kadir, ibadet terimlerine karşılık olarak kullanılmışlardır. Türkçe dini terimlerin bir kısmı Müslümanlık öncesi inanışlarda da kullanılmaktadır (kut, ıdug gibi) bir kısmı ise eski inançlarla ortak kavramlara verilen adlardır: Örneğin Tengri kavramına 14. ve 15. yy. Eski Anadolu Türkçesi metinlerinde &quot;Gök Tanrısı&quot; şeklinde rastlanmaktadır. tamug, uçmak/uştmak terimleri hem İslam inancında hem de daha önceki Şamanist ve Burkancı inançlarda aynı anlamlarda kullanılmaktadır. Bazen Dede Korkut&#039;ta olduğu gibi Allah Tanrı şeklinde ikili kullanımlar da gözlenmektedir. Kutadgu Bilig&#039;de Allah&#039;ın 99 ismine karşılık Türkçe karşılıklar bulunma çabası açıkça görülmektedir: Bayat: Kadim, Törütgen: Halık, İgitgen: Rezzak, Keçürgen: Gaffar, Ugan: Kadir gibi Birçok terimin de birleşik sözcüklerle oluşturulması söz konusudur: Huri: uçmak kızları, ulug gün: kıyamet günü, üküş bergen: Vahhab gibi. Kelimelere ikincil soyut anlamlar kazandırılarak da Kur&#039;andaki ifadelere karşılıklar bulunmuştur: orun yok: lâ mekân, bütün bol-: Amene &#039;inanmak, iman etmek&#039;, birke büt-: tevhid &#039;Tanrının birliğine inanma&#039; gibi Türkçenin tarihsel metinlerinde geçen, inanışlara ilişkin terimler üzerine kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu çalışmada, bilinen ilk İslami eserlerimiz olan Kutadgu Bilig ve Divan ü Lügati&#039;t Türk&#039;ten 15. yy Eski Anadolu Türkçesi metinlerine kadar, dini terimlerin hangi gramatik ve leksik yollarla meydana getirilmiş oldukları üzerinde durulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2322]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1296">
    <dcterms:title><![CDATA[BALKAN BASININDAN BİR ÖRNEK: YENİ MEKTEP DERGİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Balkanlar, Basın, Üsküp, Yeni Mektep Dergisi.  ÖZET  İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, Osmanlı coğrafyasında yaygın bir basın ve yayın faaliyeti görülmektedir. Bu yayın faaliyetleri Balkanlarda daha da yoğundur. Selanik’te, Üsküp’te, Manastır ve Bosna’da onlarca gazete ve dergi örneğine rastlamak mümkündür. Süreli yayınlar genelde farklı konuları ihtiva ederken, tek bir tema etrafında faaliyette bulunanlarda olmuştur. Bu araştırmanın konusunu teşkil eden “Yeni Mektep” dergisi sadece eğitim temalı yayınlara bir örnektir. Bu çalışmada Üsküp Dar’ülmuallimin Rüştiyesi Heyet-i Talimiyesi tarafından 1911-1912 yıllarında 14 sayı olarak yayınlanan “Yeni Mektep” dergisi incelenmiştir. Derginin yayın politikası, yayın heyeti, Üsküp’ün eğitime dair problemleri, müfettiş raporları, okutulan derslerin içeriği, pedegojik tavsiyeler, örnek ders planları ortaya konmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2315]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1295">
    <dcterms:title><![CDATA[TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA’DA SON GÜN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler Faik Baysal, Drina’da Son Gün, İkinci Dünya Savaşı, Yugoslavya Türkleri.  ÖZET  Türk romanının değişmez mekânı olan İstanbul’dan sonra, Milli Mücadele ve akabinde Cumhuriyetle birlikte başlayan değişim, Anadolu’yu da edebiyatımızın mekânı haline getirir. Ancak bununla yetinmeyen bazı yazarlar, yurt dışındaki Türklerin yaşadığı mekânları ve olayları da eserlerine taşırlar. Bu özellikteki yazarlardan biri de Faik Baysal’dır.  Bu çalışmanın amacı, Drina’da Son Gün adlı romanda, Baysal’ın İkinci Dünya Savaşı yıllarında Yugoslavya Türklerinin yaşadığı insanlık dramını ele alış tarzını tespit etmektir. Ayrıca tarihî gerçeklere bağlı kalarak yazılan bu romandan hareketle, barışın sağlanması hususunda neler yapmak gerektiğini sonraki nesillere aktarmaktır. İnsanın insana yaptığı korkunç işkenceyi ayrıntılı bir şekilde ele alan romanın tarihsel arka plânını irdelemek ve romanda savunulan insanî duygular üzerinde durmak da çalışmanın bir diğer amacıdır. Drina&#039;da Son Gün, sadece Baysal’ın yazarlığı açısından değil, Türk Edebiyatı için de şahıs kadrosu, olayların geçtiği mekânlar, dayandığı tarihsel gerçeklik ve roman boyunca değişik vesilelerle dile getirilen çözüm önerileri bakımından oldukça sıra dışı ve ilginç bir romandır. Yugoslavya göçmeni Rıza Selmanoviç’in (Yenerer) yaşamış olduğu bazı olaylara dayanan romanda, eski Yugoslavya Türklerinin İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşadığı sıkıntılar, giriştikleri varolma mücadelesi ve sonunda Türkiye&#039;ye göç etmeleri anlatılmaktadır.  Bu bağlamda çalışmamızda; İkinci Dünya Savaşı Yugoslavya’sında yaşanan insanlık dramına, savaşın mekâna nasıl yansıdığına, romanın tarihî gerçekliğine ve romanda ileri sürülen çözüm önerilerine sırasıyla değinilmiştir. Sonuç kısmında ise, çalışmamızın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Savaş, savaşın nedenleri ve barış içinde birlikte yaşama şartları tespit edildikten sonra, Baysal’ın savaşa bakışı ile ilgili ulaşılan bilgiler ve çıkan sonuçlar, kendi değerlendirmelerimizle birleştirilmiştir]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2307]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1294">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜLTEN DAYIOĞLU’NUN ROMANLARINDA GENÇ KIZLARA YÖNELİK İLETİLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler Gülten Dayıoğlu, Roman, Genç Kızlar, Ġleti.  ÖZET  Ġçinde bulunduğumuz bilgi çağında edebiyatın, özellikle onun bir dalı olan romanın çocuk ve gençlerin eğitiminde önemli bir işlevi yerine getirdiği gözlemlenmektedir. Dünyada, özellikle çocuklara ve gençlere yönelik olarak kaleme alınmış romanlar yoluyla sözü edilen yaş grubundaki bireyler; insan ilişkilerini, çevreyi, toplumu, hayatı, kısacası dünyayı tanıma olanağı bulurlar. Türkiye’de de çocuklara ve gençlere yönelik romanlar kaleme alan yazarlar bulunmaktadır. Bu yazarlardan biri olan ve verimli kalemiyle bu alanda büyük bir boşluk dolduran Gülten DAYIOĞLU son yıllarda giderek artan popülaritesiyle dikkatleri üzerine çekmektedir. Yazarın kurgusal gücünün ve akıcı üslubunun eseri olan romanlarında bireysel ve sosyal yaşamlar iç içe verilmektedir. Bir biri içine geçmiş bu yaşam dairelerinde, yazarın sözcüklerle çizdiği roman karakterleri ya da tipler önemli bir işlev görmektedirler. Söz konusu tipler üzerinden Dayıoğlu, bireysel ve sosyal gözlemlerini somutlaştırırken adeta toplumun ortak duygularını ve düşüncelerini dile getirir. Yazar; bazen de yerleşmiş birtakım bağnazlıkları, çağdışılıkları, kahramanlarının yaşadıkları sıkıntılar ışığında gözler önüne serer. Bu çalışmada Dayıoğlu’nun gençlik dizisi eserlerindeki genç kız tipleri araştırıldı. Bu romanlardaki genç kız tipleri, gösterdikleri karakteristik özelliklere göre sınıflandırıldı.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2320]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1293">
    <dcterms:title><![CDATA[TRADITIONAL BOSNIAN HOUSE – LESSON IN ENVIRONMENTAL JUSTICE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Keywords:Mahala, traditional house in Bosnia and Herzegovina, indigenous materials, green garden, eco-design, sustainability, vernacular architecture.  ABSTRACT  Following recent architectural trends in housing, Bosnia is facing problems of city sedimentation. Proportionally to the city growth, level of environmental contamination is increasing. Environmental crisis cannot be limited to a specific micro-scale for it is a global issue. Residential buildings are one of the biggest energy consumers. Macro-regions are being formed through informal dwellings, suffocating the city and bending over it. ‘New Mahalas’1 in Bosnia and Herzegovina are the result of ‘new way of living.’ They are collectors of pollutants and unsustainable development. Surpassing ecological, there is ever present social and economic aspect of this type of built environment, which is a serious threat to aesthetic and historical value of traditional mahala. Before the era of sustainability, synergy between architecture and nature was the foundation of traditional settlement in Bosnia and Herzegovina. The aim of this research is not ‘anti-modernism’ or going backwards but to investigate the elements of vernacular house that can be implemented to present social and environmental circumstances as well as to answer to the needs of contemporary living and create a more sustainable architecture.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-24]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2064]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2233-1565     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1292">
    <dcterms:title><![CDATA[NATURE AS INSPIRATION FOR SUSTAINABLE AESTHETICS]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Keywords: sustainability, aesthetic, nature, green design.  ABSTRACT  Architecture is a product of human creative nature. We live in a society of ‘spectacle’ in which globally accepted principles are the ones that ‘make the world go around’. How to influence the society that materialization alone without aesthetics, as inseparable part of nature and architecture, is not the way for sustainability?  Architecture is bending under the pressure of economic calculation and tendency to create designs that fall under the definitions of suitability. Though richness and quality of aesthetics is not measurable but rather philosophical, it is architecturally as valuable as energy efficiency. Could sustainability aesthetic be manifested by using nature as inspiration?  Sustainable architectural ethics cannot be complete if it doesn’t include a question of aesthesis. Still, the link between aesthetic in nature and architecture must be clearly defined. The beauty of natural world is presented through natural process. Consequently, the beauty of architectural world should be a part of natural environment as well. Through the use of natural elements as models for sustainability we can achieve an expression of sustainable aesthetic.  The aim of this research is to declare aesthetical value as an inseparable part of architecture and therefore of sustainable design. Modern technology and new digital era can potentially lead design in a completely new direction. Buildings are not machines for habitation. Nanotechnologies and biomimicry can offer significant transformation within way of thinking and designing. Architecture should respect nature in a way that takes its fundamental values and try to be a part of natural perfection including the visual one.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-24]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2066]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2233-1565     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
