<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1331">
    <dcterms:title><![CDATA[“KİTAB-I DEDEM KORKUT” İLE ÇAĞDAŞ KIRGIZCADAKİ BAZI ORTAK KELİMELER HAKKINDA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kitab-ı Dedem Korkut, Türkiye Türkçesi, Kırgız Türkçesi, kültür, genetik benzerlik.  ÖZET  XV. asrın sonlarında yazıya geçirildiği söylenen “Kitab-ı Dedem Korkut” adlı eser, sadece Türk dilinin ve edebiyatının değil aynı zamanda Türk kültürünün de en önemli kaynaklarından biridir. Oğuz Türkçesiyle yazıya geçirildiği belirtilen bu eser, Anadolu dışında yaşayan diğer Türk halklarında da mevcuttur. Türkmen, Azeri, Gagauz gibi Oğuz gruplarında eserin kendisi mevcutken Kazak (Kıpçak), Özbek (Karluk), Altay (Sibirya) gibi Türk halklarında ise eserdeki Bamsı Beyrek boyu farklı isimlerle yaşamaktadır. Ayrıca Kazaklarda “Korkut Ata” adı altında anlatılar da kayda geçirilmiştir. Bununla birlikte Kazaklarda bağımsız bir destan olarak kaydedilen “Alpamıs”ın Özbeklerde “Alpomiş”, Altaylarda “Alıp-Manaş” olduğu ve bunların prototipinin Bamsı Beyrek olabileceği de ifade edilmiştir. Hatta Kırgızlara ait olan “Manas Destanı”ndaki başkahraman Manas’ın “Kitab-ı Dedem Korkut”taki Bamsı Beyrek’le ilişkisi kurulmuştur. Ayrıca “Kitab-ı Dedem Korkut”ta geçen “Segrek” isminin, “Manas Destanı”ndaki “Sırgak” adlı kahramanın prototipi olduğu da ileri sürülmüştür. Bu bağlamda “Kitab-ı Dedem Korkut”, Türk destancılık geleneğinde bir merkez görevi üstlenebileceği gibi Türk lehçelerindeki kelimelerin kültürel açıdan mukayesesinde de temel bir kaynak olarak kullanılabilir. Özellikle de “atlı bozkır medeniyeti”nin en önemli temsilcilerinden olan Türk halklarının hayvancılık, akrabalık, organ terimleri bakımından mukayesesi değerli veriler ortaya koyacaktır. Bu noktada ise Türk halklarının genetik benzerlikleri devreye girecektir. Genetik benzerlik ise bilim adamlarının köken olarak aynı ırka dayalı olan toplumlar için kullandığı bir terimdir. Bu bildiride ise “Korkut Ata Kitebi” adıyla Kırgızcaya aktarılan eser de göz önünde bulundurulmak suretiyle Çağdaş Kırgız Türkçesi ile “Kitab-ı Dedem Korkut”taki ortak kelimeler tespit edilmeye ve bu kelimelerin kültürel arka planı hakkında bilgi verilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1879]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1330">
    <dcterms:title><![CDATA[TERCÜME-İ AYNÜ’L-HAYAT’TA “DOĞUM” İLE İLGİLİ UYGULAMALAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tercüme-i Aynü’l-Hayat, Doğum, Halk inanışları, Hayvan.  ÖZET  İnsan yaşamının en önemli geçiş dönemlerinden biri olan doğumla ilgili çeşitli inançlar, gelenek ve görenekler ve bunlara bağlı oluşan ritüeller şüphesiz kültürün içinde önemli bir yer teşkil ederler. Geçiş dönemlerinin başlangıcı olan doğum çevresinde oluşan halk inanışlarını 16. yüzyıl Osmanlı âlimlerinden Bâlî Efendi tarafından yazılan Tercüme-i Aynü’l- Hayat adlı eser çerçevesinde ele alınmıştır. Eser, Hayatü’l-Hayavan’ın Ömer bin Yûnus el-Hanafî el-Nahifî tarafından yapılan muhtasarının Türkçeye tercümesidir. Eserde kuşların ve hayvanların özellikleri, faydaları yanında birçok hayvanın insanla ilgili gerek fiziksel gerekse psikolojik rahatsızlıkları iyileştirici özelliklerinden bahsedilmiş, doğumla ilgili birçok uygulamaya da yer verilmiştir. Çalışmamızda eserde doğum öncesinden doğum sonrasına kadar olan doğurganlığı arttırıcı, doğum kontrolünü sağlayıcı ve doğumu kolaylaştırıcı birçok uygulama tasnif edilerek incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2176]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1329">
    <dcterms:title><![CDATA[BİLGE KARASU’NUN USTA BENİ ÖLDÜRSEN E! ADLI HİKÂYESİNİN İSİM İÇERİK BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bilge Karasu, us, ben, tahlil.  ÖZET  Usta Beni Öldürsen E! hikâyesi on iki bölümden oluşan Göçmüş Kediler Bahçesi kitabının yedinci hikâyesidir. Alıntı ve Gönderge Yöntemiyle Yapılan metinlerarasılık tekniği ile -Koncaku Monogatari Şu- Japon Öyküsü, hikâyenin arka planını oluşturur. Buna göre iblisleşivermiş olan bazı ana babalar herkesi ortadan kaldırdıkları gibi çocuklarını da ortadan kaldırırlar. Hikâyede, kişiliğin oluşumunda en önemli iki etken olan kalıtım ve çevreden kalıtımın ağır basışı, ustasının tüm çabalarına rağmen çırağının iblişleşmesinin önüne geçemeyişi anlatılır. Öykünün isim-içerik ilişkisi iki farklı okumaya da müsaittir. Başlığa göre değerlendirildiğinde usta-çırak ilişkisinin ön plana çıktığı görülür. Ancak kelimelerin arka planda yüklendikleri anlamlar da göz önünde bulundurulduğunda hikâye yepyeni bir yapıya bürünür. Buna göre us+ta [us, akıl/zihin; ta, bulunma hali eki] akılda; ben ise vücutta oluşan siyah leke anlamındadır. Hikâyede ben, nefret imgesidir. Kelimelere bu yönleriyle bakıldığında öykü başlığı zihinde nefreti öldürsene şekline çevrilir. Bu bildiride Usta Beni Öldürsen E! hikâyesinin isim-içerik ilişkisi üzerinden tahlili yapılmaya çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2189]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1328">
    <dcterms:title><![CDATA[ANTAKYA SALLANGAÇ TÜRKÜLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Antakya, Türkü, Sallangaç, Sallangaç Türküleri.  ÖZET  Bildiriye öncelikle bir giriş bölümüyle başlanılnış; bu bölümde türkü kavramından, Hatay türkülerinden ve sallangaç kavramından söz edilmiştir. Sonrasında salıncak ya da sallangaç türkülerinin oluşmasına Antakya eğlence hayatı ve ikliminin nasıl olanak tanıdığı ve bu tarz türkülerin nasıl oluştuğu üzerinde durulmuş, sallangaç (salıncak) türkülerinin yöreye özgülüğünden bahsedilmiş; ancak benzer yaklaşımların Anadolu’da da bulunduğu Şükriye Tutkun’un salıncak albümü örnek verilerek ortaya konulmuştur. Yine, bildiriye konu olan sallangaç türkülerinin bir veya iki örnekle sınırlı olmadığını ve Antakya yöresinde uzun soluklu bir sallangaç türküsü söyleme geleneği olduğunu göstermek amacıyla çalışmanın son bölümüne yeter sayıda sallangaç türküsü örneği konulmuşur. Yörede tespit edilen 19 sallangaç türküsünden bildiriye alınan 9’unun adları şöyledir: Yaprak Gazellendi - Hanım Arabaya Binmiş - Hasan Dağı Oymak Oymak - Mavilim Yakdın Beni - Ninem Kurmuş Yol Üstüne Çıkrığı - Pınara Vurdum Kazmayı - Elmas Dolu Çekmecesi - Kızın Adı Emneli - Antakya Dağın Diktir]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2118]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1327">
    <dcterms:title><![CDATA[CELALEDDİN RUMİ EDEBİ MİRASININ AZERBAYCANDA ARAŞTIRILMASI VE YAYINI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mevlana,Azerbaycan Türkçesi,Mesnevi,edebiyat,şair. ÖZET  Büyük Türk bilgini ve mutasavvıfı Celaleddin Rumi ortak kültürümüzün dünya tarihine bahş ettiği en mühteşem şahsiyetlerden birisidir. Mevlana kaleminden çıkan “Mesnevi”, ”Fihi ma fih”, ”Divani-kebir”, “Mektubat”, Mecalisi-seba” gibi benzersiz eserler aradan yüz yıllar geçmesine rağmen bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ilgi görmektedir. Rastgele değildir ki, XV yüzyılın ünlü şairi Abdurrahman Cami Mevlana hakkında şunları söylemiştir: Peygamber değil, ama kitabı var”. Azerbaycan edebiyatında Mevlananın etki alanı çok geniştir. Orta dönem edebiyatımızda Mevlana Azerbaycan şairlerinin ilham kaynağı olmuş, bir takım şairlerimiz Mevlana şiiriyatına nazireler yazmışlardır. Daha XIX. Yüzyılda özellikle Mevlana “Mesnevi”si Azeri şair ve ediplerinin ilgisini çekmiş, ünlü Azerbaycan dram yazarı M.F. Ahundzade 1876 yılında “Mollayi-Ruminin tasnifinin babında” isimli bilimsel makale yazmış, doğu edebiyatının iftiharı mertesinde bulunan Mevlanayı yüksek değerlendirmiştir. XX yy başlarında Azerbaycanda Ferudin Bey Köçerli, Ali bey Hüseyinzade, Muhammed Hadi, Abdulla Şaiq, Abbas Sehhet, Ferhat Ağazade gibi şair ve yazarlar sık-sık Mevlanaya baş vurmuş, düşüncelerine, muhtelif beyitlerine istinad etmiş, yahut görüş bildirmişlerdir. Aynı zamanda bu dönemde bazı dergilerde Mevlana edebi mirasından seçmeler de yer almıştır. Sovyet döneminde Mevlana mirasının araştırılması ve yayını birmanalı şekilde yasaklanmıştır, sansorlar bu işi sıkı şekilde takip etmşlerdi. Bu nedenle Mevlana mirasına temas edilmesi çoğunlukla Azerbaycan bağımsızlığına kavuştuktan sonra mümkün olmuştur. 2000`li yıllardan itibaren Azerbaycanda Mevlana edebi mirası araştırılmaya, eserlerli yayınlanmaya başlamıştır. Bilindiği gibi UNESKO tarafından 2007 yılı dünyada Mevlana yılı ilan olunmuştu. Bununla ilgili olarak Mevlana “Mesnevi”sinin Türkiyede basılmış Şefik Can tercümesiden seçmeler şair Azad Yaşar tarafından Azerbaycan türkçesine aktarılmış ve 2010 yılında “Mesnevi”den seçmeler” adıyla yayınlanmıştır. Aynı zamanda Lenkeran Devlet Üniversitesinin hocası Sefer Şirinov Mesnevinin 4 defterini farscadan Azerbaycan Türkçesine aktararak yayınlatmıştır. Biz 2012 yılında “Mesnevi”nin Türkiyede Adnan Karaismailoğlu tarafından yayına hazırlanmış baskısından Azerbaycan Türkçesinde Mesnevinin 3 ciltlik filolojik tercümesini yayınladık.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2001]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1326">
    <dcterms:title><![CDATA[SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.  ÖZET  Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2231]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1325">
    <dcterms:title><![CDATA[MESNEVİ TARZINDA MANZUM BİR HİKAYE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Manzum, Dini. ÖZET  Tanıtılacak eser, Nazif adlı bir müellifin yazmış olduğu altı yapraklık manzum bir hikâyesidir. Konusu dinidir. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut koleksiyonu 3905 numarada yer almaktadır. Nazif adlı müellifin adı yaprak 68b’de yer alan beyitlerden birinde şöyle geçer. Eyle gufraneNazifimazhar / Dest-i Ahmeddeniçür hem Kevser. Eserin H.1108 tarihinde yazıldığını aşağıdaki beyitten anlıyoruz. Olmadın bin yüz sekiz yedi tam / Bu aruse-i nazmitdi hıram. İlim âlemine katkı sağlayacağı ümidiyle, öğüt verici mahiyette olan altı yapraklık dini mesnevinin tamamı transkribe edilip sosyolojik ve psikolojik açıdan tahlil edilecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2234]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1324">
    <dcterms:title><![CDATA[ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.  ÖZET  Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan Allah’a olan inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid’in karısına olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu açıdan Makber’i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan Hâmid, Makber’den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma Hanım’ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid’in Makber’deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları incelemeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2282]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1323">
    <dcterms:title><![CDATA[GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2223]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1322">
    <dcterms:title><![CDATA[GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2220]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
