<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1361">
    <dcterms:title><![CDATA[2006-2012 YILLARINDA BOSNA’DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: : Çeviri, Edebi eser, Çevirmen, Bosna, Yayınevi.  ÖZET  Bosna- Hersek&#039;in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden fethedilmesinden itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar arasında çok sıkı bir dil ve kültür etkileşimi olmuştur. İstanbul&#039;a giderek Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından Osmanlı Türkçesi&#039;yle yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu dönemde metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla rastlanamaz. Ancak Osmanlı Devleti&#039;nin bölgeden çekilmeye başladığı 19.yüzyıldan itibaren çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler günümüzde de devam etmektedir. Tanzimat&#039;tan itibaren başlayan bu çeviri çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, gibi isimler Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri yaparak başlatmışlardır. Daha sonraki yıllarda bu konu üzerine Amina Şiljak, Kerima Filan, Sabina Baksic gibi isimler çalışma yapmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat- edebiyat teorisi, edebi tenkit gibi açılardan Bosna edebiyatına katkıları olmuştur. Son zamanlarda özellikle 2006’dan itibaren Bosna’da çeviri çalışmaları üzerine bir artış gözlenmiştir. Bu çalışmada 2006’dan sonra Bosna&#039;da yapılan edebi çeviriler tespit edilmiş ve ülkede daha fazla edebi çeviri yapılmasını engelleyen çevirmen ve yayınevi ile ilgili sorunlar irdelenmiştir. Yaşanılan sıkıntıların sebepleri gösterilip ve bu konuda çözümler sunulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2281]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1360">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK TOPLUMUNDA NASREDDİN HOCA VE FIKRALARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk kültürü, ortak akıl, tarihi şahsiyet, sembol. ÖZET  Nasreddin Hoca bir halk klasiğidir ki, o Türk soylu halkların hepsinde aynı karakterde ama farklı isimlerle yer alır. İnsanların kendi davranışlarını kontrol etmelerini, ne yaptıklarının bilincinde olmalarını sağlayarak; pervasız davranışlar sergileyenlere göndermelerde bulunur. Bu yönüyle aslında toplumda bir kontrol mekanizmasıdır. Toplumsal sorunlara vurgu yapar, o sorunun kaynağına dikkat çeker; sorunları ince bir zekâ ve büyük bir ustalıkla fıkralarına taşır ve aynı ustalıkla kolay çözümler üretir. Güldürmece yönünden o Türk toplumunun ortak aklıdır. Toplumun bireysel olarak dile getiremediği düşünceleri dile getirir, dini, sosyal, siyasi konuların hassas ve tehlikeli noktalarına ustaca değinir; onda kırma ve kırılma yoktur. Nasreddin Hoca Türk toplumunun adeta özetlenmiş sembolüdür. Önce tarihi bir şahsiyet iken daha sonra sembol olmuştur. Nasreddin Hoca akıllı mı deli mi, kurnaz mı saf mı, ahlaklı mı değil mi, evli mi bekar mı, çocuğu var mı yok mu...? Nasreddin hoca deyince birçok insan tipini bir arada buluruz. Nasreddin Hoca her yerde, her yüzyılda yaşayan bir tiptir. O Türk toplumunun, Türk kültürünün özelliklerini bünyesinde taşıyan bir fıkra tipidir; aklıyla, ahlakıyla, cahilliğiyle, kurnazlığıyla, vs. bütün yönleri doğrudur. Nasreddin Hoca Türk insanının ahlaki yönünü yansıtır ve insanları ahlaki yönden eğitir. Söylenmek ve ya anlatılmak istenen, onun dilinde ince ve derin bir ifade ile bulur. Gayr-ı ahlaki davranış sergileyen; zulmedenler, bağnazlar, kendini bilgili zanneden cahiller vs. ondan nasibini alır. Nasreddin Hoca toplumdaki beğenilmeyen davranışlara bir tepkidir ve onun fıkraları bu olumsuz davranışların kontrol altına alınmasında kullanılır. Bildirinin amacı bir Türk bilgesi olan Nasreddin Hoca’yı bir kültür koruyucusu, eğitimci ve din adamı olarak, toplumun değer yargılarıyla ilgili tavırlarını (uyuşmayan dini, ahlaki, vs. toplumdaki her türlü davranış bozukluklarını hesaba çekmesi gibi) ortaya koymaktır. Aynı zamanda fıkralarıyla insanları güldürürken düşündüren, düşündürürken ise sorumluluğunu hatırlatan yönlerine dikkat çekmektir. Bunu yaparken fıkralarından yola çıkılacak, konuyla ilgili Nasreddin hoca fıkraları incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2278]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1359">
    <dcterms:title><![CDATA[SON DÖNEM ÂŞIK ŞİİRİNDE BOSNA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, âşık şiiri, Bosna savaşı.  ÖZET  20. yüzyıl siyasî ve tarihî olayları içinde II. Meşrutiyet’ten itibaren büyük bir çoğunluğu Osmanlı coğrafyasından kopan Balkanlar, çeşitli yönleriyle Türk edebiyatında ele alınmıştır. Balkanların Osmanlı’dan kopmasıyla başlayan ayrılık sürecinden günümüze Türk edebiyatının hemen her şubesinde farklı cepheleriyle gündeme gelen Balkanlar, aramızdaki tarihî ve kültürel bağlar nedeniyle Türk toplumunda aydın tabakasından sade vatandaşına kadar yakın ilgi odağı olmuştur. Balkan toplumlarının Osmanlı coğrafyasından kopmalarıyla birlikte bu topraklar üzerinde yaşayan özellikle Müslüman halka karşı yapılan baskı, zulüm ve katliamlar Türk halkını derinden etkilemiştir. Bu zulümlerin son halkasını oluşturan 1992’de yaşanan Bosna zulmü ise başta bir çok şair ve yazarımızda olduğu gibi yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş aşıklarda da büyük üzüntü oluşturmuş yaşanan bu trajedi, zulüm ve soykırımlar karşısında duydukları kızgınlık, öfke ve tepkilerini şiirleriyle dile getirmişlerdir. Yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve düşüncelerini dile getiren aşıkların son dönem temsilcileri Bosna’da yaşanan dramı farklı açılardan şiirlerine taşımıştır. Bu bildiri de, yakın tarihimizde sıcaklığını hala yitirmemiş Bosna trajedisi merkezde olmak üzere son dönem aşık edebiyatının temsilcileri arasında yer alan Ozan Nihat, Aşık Temel Turabî, Âşık Feymanî ve Furkanî’nin Bosna konulu şiir örnekleri üzerinde durulmuştur. Bosna Savaşı’nda yaşanan dramatik olayların Türk halkının belleğinde bıraktığı etkiler bağlamında Bosna olaylarının son dönem aşık edebiyatına yansıması ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2250]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1358">
    <dcterms:title><![CDATA[SUDAK’IN BAŞTAŞLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Anahtar sözler: Kırım, Tatar, Sudak, baştaşı, epitafiya.  ÖZET  Kırım’ın güney bölgelerinde, Türk Oğuz varlığının izlerini bize açıkça ispatlayan Sudak ve civarında 1980’lerden bu yana bulunan mezar taşları ve fragmentleri 2002 yılından başlayarak Taraktaş bölgesinde bir tepeliğe toplanmış, halk ziyaretine açılmış bulunmaktadır. Civar köy (ev, depo, hayvan ahırları duvarlarında, toprak içinde, ormanlık alanlarda) ve tarlalarda rasgele bulunan bu baştaşların Celilov A.A. tarafından karakteristiği tespit edilmiş, yazıları okunmuş ve üstüne kazılmış sembollerin açıklanması verilmeye çalışılmıştır. Kadim Kırım’da İslam tarihinin inkişafı, Kırım Türklerinde ölü gömme gelenekleri üzerine son yıllarda yapılan verimli çalışmalarından biri olan “Sudaqnıñ qadimiy baştaşları” geniş bir okuyucu kitlesine hitap eder. Çalışma, Kırım Türklerinde epitafya (baştaş yazısı ve tarih düşürme) sanatının inceliklerini takdim etmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2174]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1357">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE RUHSAL ÇÖKÜNTÜ GÖSTERGELERİNDE METAFORİK YAPILAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Ruhdilbilim, gösterge, ruhsal çöküntü, metafor.  ÖZET  Ruhdilbilim, konuşan birey ile bireylerin kullandığı dil arasındaki ilişkileri çözmeye çalışır. Bu bilim dalının amacı dilin bilimsel betimlemesini yapmak değil, dilin kullanım süreçlerinin betimlemesini yapmaktır. Bu bilim dalı, iletiler ve bu iletileri aktaran ya da alan bireyi birbirine bağlayan ilişkilerle ilgilenir. İletişim sürecini, sözlü çağrışımları, küçük çocukta dilin öğrenilmesi sorununu, düşüce ile dil arasındaki genel ilişkileri inceler. Ruhdilbilim, bireye ilişkin dilsel üretim, anlama, belleme, tanıma olgularını, bireysel davranış biçimleri olan söz edimlerini, dilin kazanılmasını, öğrenilmesini inceleyen ruhbilimle ara kesit bölgesinde oluşmuştur. Ruhdilbilim çalışmalarını günümüzde özellikle şu alanlarda yoğunlaştırmışlardır: Sözcelerin bireyler tarafından üretiliş süreçleri; bireylerin üretmek istedikleri sözcelere anlam yükleyiş süreçleri, üretilen sözcelerin yorumlanması süreçleri, yorumlama sürecinde dilsel bilgiler ansiklopedik bilgilerin payı, dilsel öğelerin bellekte varoluş biçimi, çocuğun doğuşundan itibaren gelişmesi boyunca dili edinme süreci, birçok dili kullanan konuşucuların, bu çeşitli dilleri belleklerinde depolayış biçimleri; dil bozuklukları, ruhsal bozukluklar ve beyin yapısındaki bozunlar(lezyonlar) arasındaki ilişkiler vb. Bu çalışmada “ruhsal çöküntü göstergeleri” üzerinde durulacaktır. Ancak bu durumu ifade eden sosyal ve doğal göstergeler değil sadece dil göstergeleri incelenecektir. Bunun için kendilerinden izin alınarak ve kimliği gizli tutularak hasta kayıtlarından ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında bu konuyu işlemiş olan yazarların metinlerinden örnekler incelenecektir. Konuyu sınırlandırmak adına bu dil göstergelerinin içindeki metaforik yapılar belirlenecektir. Amaç bu durumdaki hastaların kullandığı, mecazlı ve benzetmeli ifadelerin belirlenerek, hastalığın daha kolay tespit edilmesini sağlamak, Türk dilinin duygu durumlarını ifade etmedeki çeşitliliğini gözlemlemektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1867]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1356">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE’DE HALK BİLİMİ ÜRÜNLERİNİN İŞLEVSELLİĞİNE ODAKLANAN ÇALIŞMALAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: İşlev, işlevsel halk bilimi kuramı, sözlü kültür ürünleri, Türkiye.  ÖZET  İşlevsel halk bilimi kuramı, alan araştırmaları sonucunda elde edilen halk bilgisi ürünlerini, hem şekil, yapı ve içerik özellikleri hem de yaratım ve işlev özellikleri açısından bir arada değerlendiren “bağlam merkezli” halk bilimi kuramlarından biridir. Günümüzde tekrar edilerek aktarılan halka ait yaratmaların icra edilme sebeplerini, anlatıcı veya icracının onu tekrarlayarak aktarma nedenlerini, herhangi bir metnin hangi sosyal çevre ve şartlar altında oluşturularak tekrar edildiğini, tekrarlanma süreci içinde anlatıcı veya icracı ile dinleyici veya izleyicinin rollerini tespit ederek bilgi elde etme yolunu seçmektedir. Halk bilimi ve özellikle de halk edebiyatı ürünlerini inceleyen Amerikalı kültürel antropologlar tarafından geliştirilen işlevsel yöntem, Türkiye’deki halk bilimi çalışmalarında da kullanılmaktadır. Bildiride, işlev kavramı ve işlevsel kuram hakkında bazı temel bilgiler verilmiş, işlevsel kuramın Türkiye’deki halk bilimi çalışmalarındaki kullanımı konusunda tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. İşlev konusunda yayımlanan kitap ve makalelerden yola çıkılarak, Türkiye’de yapılan çalışmaların hangi konular üzerinde yoğunlaştığı, sözlü kültür ürünlerinin incelenmesinde işlev konusunun ne şekilde ele alındığı, işlevselliğin ne anlama geldiği üzerinde durulan olan bildiride, aynı zamanda yapılan tespitlerin ne kadar işlevsel olduğu sorusuna da cevap verilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2179]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1355">
    <dcterms:title><![CDATA[BİR SÖYLEM OLARAK YUNUS EMRE DİVANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Yunus Emre Divanı, Söylem, Söylem çözümlemesi, Şiirsel söylem.  ÖZET  Türk Dilinin anıt eserlerinden biri olan Yunus Emre Divanı, Türk edebiyatının da doruk noktalarından birini oluşturur. Bu özellikleri ile hem Türk Dili hem de Türk Edebiyatı Tarihi açısından değerlendirilmiş ve çeşitli açılardan incelenmiştir. Yunus Emre ile ilgili araştırmalar, Türklük bilimi (Türkoloji) alanında önemli bir yer tutmuştur. Divan’da yer alan evrensel değerler, Yunus Emre’nin “hümanist şair” olarak değerlendirilmesine yol açmış ve UNESCO 1972 yılını Yunus Emre yılı ilân etmiştir. 2007’de çıkarılan “Yunus Emre Vakfı Kanunu” onun Türkçenin ve Türk kültürünün temsilcisi olarak değerlendirildiğinin bir göstergesidir. Bütün bu değerlendirmelere rağmen Yunus Emre Divanının söylem nitelikleri açısından incelendiği, söylenemez. Bu güne kadar Türk dili ve Türk edebiyatı araştırmaları bağlamında pek çok değerli bilimsel çalışma yapılmış ancak Yunus Emre Divanı’nı Türk dili, Türk edebiyatı, Türk kültürü ve evrensel değerler açısından farklı kılan özellikler dilbilimsel yöntemlerle ortaya konmamıştır. Bu çalışmada, Yunus Emre Divanı, bir yazınsal söylem olarak değerlendirilmeye; bir sözceleme öznesi olarak Yunus Emre’nin özgünlüğünü oluşturan nitelikler dilbilimsel ölçütlerle tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için söylem çözümleme yöntemi kullanılmış; Divan’dan seçilen örneklem üzerinde yazınsal/eleştirel söylem çözümlemesi uygulanmıştır. Bu süreçte Divan, pek çok alt söylemden oluşmuş bir üst söylem olarak içinde yer aldığı gelenek ve üretildiği dönemin tarihî, sosyal, kültürel, ekonomik vb. koşulların belirlediği bağlam içinde değerlendirilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2121]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1354">
    <dcterms:title><![CDATA[HEKİM BEŞİR ÇELEBİ VE MECMÛ’ATÜ’L-FEVÂ’İD ADLI ESERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tıp tarihi, Eski Anadolu Türkçesi, Beşir Çelebi, Mecmû’atü’l-Fevâ’id.  ÖZET  Beşir Çelebi, Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış önemli bir hekimdir. Onun Edirne tarihi ve kendisine atfedilen bir Osmanlı tarihinden başka, Mecmû’atü’l-Fevâ’id adlı önemli bir tıp kitabı daha bulunmaktadır. E. Blochet’in Catalogue des Manuscrits Turcs’ta bahsettiği bu hacimli eser 282 varaktan oluşmaktadır ve Bibliothèque Nationale de France’de, SUP TURC 234 numarada kayıtlıdır. Bildirimizde Beşir Çelebi hakkında kısa bilgi verildikten sonra onun Mecmû’atü’l-Fevâ’id adlı eseri tanıtılacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2264]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1353">
    <dcterms:title><![CDATA[KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA HAYÂLLE OLUŞTURULAN EDEBÎ TERİMLERİN KULLANIMLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Hayâl, Hayâl-i Dakik, Edebî Terim, Tezkire.  ÖZET  Hayâl kavramı gerek edebî, tasavvufî ve gösteri sanatlarına ait bir terim olarak gerekse gerçek anlamıyla divan şiirinde sıkça kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Pek çok bilim dalında olduğu gibi klasik edebiyatta da geçmişte kullanılan edebî terimlerin divan ve tezkirelerdeki yüklendikleri manaları tam tespit etme önemli bir problem olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda edebî terimler arasında çok önemli bir yer tutan hayâl ve hayâlden müştâk kavramların da kullanımları örneklerle aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir. Bildirimizde, divan şiirinde bir edebî terim olarak hayâlin, “şi‘r-i hayâl-engîz, ebyât-ı hayâl- engîz, nâzım-ı dakîk-hayâl, hayâlât-ı garîb, hayâl-güster, hayâl-i hâs, rengîn hayâl, muhayyel söz, şebistân-ı hayâl, nâzik hayâl, ince hayâl, kej hayâl, yanlış hayâl, hayâl-i hâm, fânûs-ı hayâl, hayâl-i zıll tamlamalarıyla değişik asırlardan seçilmiş divan ve tezkirelerdeki kullanımlarını ve anlamlarını örnekler üzerinden izah etme amacı güdülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2224]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1352">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNEŞ MECMUASINDA TENKİT]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Güneş, Tenkit, Mecmua.  ÖZET  Edebi mecmualar, geçmişten günümüze gerek edebi toplaşmalarla gerek kalem kavgalarıyla Türk edebiyatına yön veren ve edebiyatımızın izlediği süreci gösteren en önemli kaynaklardan biridir. Dolayısıyla mecmuaların incelenmesi ve buradaki yazıların gün yüzüne çıkarılması edebiyatın seyrini takip edebilmemiz açısından önemlidir. Biz de bu bağlamda Orhan Seyfi (Orhon) tarafından yayınlanan, 1 Ocak 1927 - 15 Ekim 1927 tarihleri arasında yayın hayatını sürdürmüş bir sanat ve edebiyat dergisi olan “Güneş” mecmuasında yayınlanan tenkit yazıları ele alınmıştır. Tenkit yazılarını konularına göre sınıflandırıp, bu yazıların içeriklerini ve münekkitlerin konuyu ele alış tarzı incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2206]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
