<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1391">
    <dcterms:title><![CDATA[BERDİ KERBABAYEV’İN “ÖTEN GÜNLER” ROMANINDA TÜRKMEN TOPLUMUNA YÖNELİK SOSYOLOJİK BİR ÇÖZÜMLEME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Berdi Kerbabayev, Öten Günler, Türkmen Toplumu, Sosyolojik Çözümleme.  ÖZET  Berdi Kerbabayev (1984-1974), sosyalist dönem Türkmen edebiyatında nazım ve nesir türlerinde eserler kaleme alan önemli isimlerden biridir. O; şiir, hikâye, inceleme ve roman türlerinde birçok eser verir ve eserlerinden bazıları yaşadığı dönem için ilk numuneler kabul edilir. Örneğin yazar, 1940’ta “Aygıtlı Edim” adlı yapıtıyla ilk sosyalist gerçekçi eseri, 1974’te “Öten Günler” ile de ilk otobiyografik romanı vücuda getirmiştir. Öten Günler, yazarın yaşlılık devrinde kaleme aldığı bir eseri olmasının yanı sıra son romanı ve yapıtıdır. Bu eserde Kerbabayev, doğumu 1894’ten diğer bir deyişle çocukluğundan 1924 yılına kadar yaşadığı devri konu edinir. 1894-1924 yılları arasında yazarın başından geçen hadiseler (mesela doğduğu coğrafya, ailesi ve eğitimi) ve tanık olduğu vakalar, ustaca bir anlatımla başkahraman Mırat üzerinden aktarılır. Öten Günler, 1884-1924 yılları arasında özellikle eğitim, bozulan dinî müesseseler, siyasal yapı ve toplumda yaşanan kültürel değişimi beyan eden bir edebî vesikadır. Bu incelemede, Kerbabayev’in gözünden Öten Günler romanında verilen Türkmen halkına ait bilgiler, sosyolojik olarak 1. Kültürel Yapı, 2. Dinsel Yapı, 3. Ekonomik Yapı ve 4. Siyasal Yapı başlıkları altında incelenmiş, büyük değişimlerin yaşandığı devre ayna tutan ve çağın tanığı eserin toplumsal arka planı ortaya konmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1852]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1390">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNA-HERSEK’TE MEHMET AKİF ETKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Mehmet Akif, Sebilürreşat, Misbah/Yeni Misbah.  ÖZET  Türk edebiyatı tarihinde çok az sayıda yazar hem yaşadığı dönemde hem de öldükten sonra doğup yetiştiği ülke sınırlarının dışında da tanınıp bilinmiş, fikirleri ve sanat anlayışı uzak coğrafyalara ulaşmak suretiyle geniş bir alanda etkili olabilmiştir. Mehmet Akif Ersoy daha hayatta iken bu geniş etki alanına ulaşmış ve başta İstanbul olmak üzere fikirleri ve sanat anlayışı bugünkü Anadolu sınırlarını aşarak geniş Türk kültür coğrafyasına yayılmıştır. Bu kültür coğrafyalarından biri de Bosna-Hersek’tir.1878’de Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan Devleti tarafından işgali, bu ülkede başta siyaset olmak üzere, kültürel alanda da çok ciddi sorunların doğmasına neden olmuştur. Daha önce yüzünü İstanbul’a dönük tutan ve her anlamda buradan beslenen Bosna-Hersek aydını yüzünü Viyana başta olmak üzere Batı’ya çevirmiştir. Bu dönüş, Bosna-Hersek’in en geniş manada Osmanlı kültür dairesinden çıkmaya başladığının ifadesi olmuştur. Bu kopuştan rahatsızlık duyan ve ilişkileri güçlendirmek isteyen bazı Boşnak aydınları İstanbul ile yeniden temasa geçmeye başlamışlardır. Bunların başında Salih Safvet Başiç gelmektedir. Başiç, tahsil hayatını İstanbul’da tamamlamış ve 1910 yılında Bosna-Hersek’e dönmüştür. 1912 yılında Bosna-Hersek Cemiyeti İlmiyesi tarafından çıkarılmaya başlanan Misbah, sonradan Yeni Misbah adını alan mecmuada Türkçe makaleler yazmış; makalelerinde sık sık Akif’e atıfta bulunmuştur. Misbah ve Yeni Misbah sadece Başiç’in makaleleriyle değil aynı zamanda Sebilürreşat’ta yayınlanan Akif’in makalelerini “Akif’ten Bir Vaaz” genel başlığı altında Arap harfli Boşnakça olarak tercüme etmek suretiyle okuyucularına ulaştırmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un Bosna-Hersek’te tanıtılması ve dolayısıyla geniş bir etki alanı oluşturması hem Sebilürreşat aracılığı ile hem de İstanbul’da tahsil görmüş Boşnak aydınları vasıtasıyla olmuştur. Bu sayede Akif sınırlarımızın çok uzağındaki Müslümanların uyanışına vesile olmuştur. Boşnakları da çilesine ortak eden Akif Türkiye’deki kadar etkili olmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2194]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1389">
    <dcterms:title><![CDATA[İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDE BASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK BAŞKALDIRI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Sözcükler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma.  ÖZET  Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur. Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde taşıyan birey için kabul edilmezdir. Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz’ kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60’lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel şiirlerindeki baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2291]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1388">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRIM’IN POLIETNIK ORTAMINDA TÜRK VE SLAV DILLERININ IŞLEVI: KIRIMTATAR, RUS VE UKRAYNA DİLLERİ ÖRNEĞİYLE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Alıntı, interferens, onomastik, Polietnik ortam.  ÖZET  Ukrayna’da çok milletli bölgelerin siyasi ve sosyal sorunlarıyla birlikte farklı dillerin işlevi sorunu üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kırım Yarımadası bazı milletlerin diasporası için yerleşke olmuş, bazı halklar içinse köklü ve tarihi yerleşme yeridir. Bununla Kırım çok önemli, bir o kadar da zor bir bölgeyi teşkil eder. Buradaki dil çeşitliliği tabii demografik sayıyla denktir. Rus ve Kırımtatar dilleri ilk sırayı alırken, Ukrain dili üçüncü pozisyondadır. Fakat bu üçü dil durumunu dengelemekten uzaklar. Çalışmamızın maksadı: çokdilli Kırım’da diller işlevinin teorik temelini oluşturulma denemesi. Böyle işleve dil taşıyıcılarının hazır olup olmamalarının tespiti. İnceleme esnasında çokdilli Kırım’da dillerin işlekliği kaydedilmiştir, farklı dil seviyelerinin interferens derecesi ölçülmüştür. Kırım Türk Tatar dilinin leksik zenginliği bölgenin yerli halklarına (aborjinlerine) dostluk münasebeti, refah ve eminlik ortamında hayatını sürdürme olanağını sunmaktadır. Kırım yer adları (kırımtatar toponimisi) Ukrayna’nın güneyini tamamıyla kaplamıştır. Kırımtatar dili ise Rus dilinin halk ibarelerini, deyimlerini almıştır. Tarihi, siyasi veya sosyokültürel etkiye bağlı olarak bir insan bireyi, etnik hüviyeti ne ise, psikolojik olarak değişebilir, farklı kültür etkisinde kalabilir ve anlam dünyası farklı manalarla zenginleşebilir. Kırım’ın Slav halkları Türk asıllı kelimeleri dillerinde alıntı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Türkçeden alıntılar bir çok kategoride toplanabilir: esnaf terminolojisi, diğer profesyonel alanları terim sözler. Aynı süreci Kırımtatar dilinde de görebiliriz. Anadilimiz bu Polietnik(çok milletli) bölgenin aktif oyuncusudur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1868]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1387">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATINDA KENT KÜLTÜRÜ ÖGELERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kent Kültürü, Türk Edebiyatı, Kültürel Miras, Sosyal Bellek, Kentleşme.  ÖZET  Kültürel gelenekler ve yaşam biçimleri, makro düzeyde ulusların, mikro düzeyde ise bireylerin, dünya uluslar birliği içindeki yapıda, kendilerini kimlik olarak temsil etmesini sağlayan başat etmen olarak görülmektedir. Ancak dünyanın giderek küçülerek bütünleştiği ve adeta tek kültür haline geldiği küreselleşme çağı ile birlikte, geleneklerimiz ve yaşam biçimlerimiz hızla değişmektedir. Örneğin kentler, bu değişimin en çok hissedildiği yerlerin başında gelmektedir. Çünkü kentler, sürekli değişen, büyüyen, nefes alan ve yaşayan organizmalardır. Üstelik genellikle insan yaşadığı kente benzer, yaşamı süresince o kentin kimliğini edinir. Bu anlamda kompleks bir kent ortamı içerisinde yaşayan semt sakinlerinin, fiziksel ve toplumsal çevre algısı önem kazanmaktadır. Özellikle, bilgi toplumunun değerlerinin ve demokrasinin şekillenerek gelişmesinde etkin olan kent ve kentli kimliği, sosyal bilimciler açısından 1980’li yıllardan itibaren yeni bir yaklaşımla irdelenmektedir. Ancak ne yazık ki günümüz kentlerinde, kentin kültürünün taşıyıcısı olan ve günlük yasamın temelini oluşturan birçok yapı ve düzenleme, kentin dönüşüm sürecinde yok olma tehlikesi ile karsı karsıya bulunmaktadır. Bu süreci belki durduramayız ama en azından onları gelecek kuşaklara iletmek üzere kayıt altına alabiliriz. Kentsel kimliğin kaybolmaması, toplumsal belleğin, kültürel mirasın sürekliliğinin sağlanması için bu yapı ve düzenlemelerin korunması, yaşatılması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, kent kimliği kavramının Türk edebiyatı çalışmalarında izini sürmektir. Kentlerin kimliğinin şekillenmesinde sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin edebi metinlerdeki yansımaları irdelenecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1863]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1386">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATINDAKİ BİÇİM VE TÜRLERİN TEMEL BECERİ ALANLARIYLA İLİŞKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, biçim, tür, dilin beceri alanları.  ÖZET  Türk edebiyatı, ilk sözlü ürünlerinden bu yana pek çok edebi tür ve biçimi bünyesinde barındırmıştır. Bu biçim ve türlerden bazıları doğrudan milli özellikler gösterir. Bazıları ise çeşitli edebi dönemlerde, akımların, kültürel etkileşimlerin sonucu olarak başka edebiyatlardan alınmıştır. Sanatçı ürünlerini oluştururken üslubuna bağlı olarak, aktaracağı malzemeyi uygun bir şekilde ifade edecek kalıplar arar. Bu kalıplar, edebiyattaki biçimleri oluştururken, sanatçının konu tercihleri ise türleri meydana getirir. Her tür veya biçim, bir beceri alanıyla ilişkilidir. Dilin dört temel beceri alanı vardır. Bunlar: Dinleme, konuşma, okuma ve yazmadır. Bu beceri alanları birbiriyle ilişkili olup bireyin gelişim süreciyle paralel olarak kazanılır. Bu çalışmada Türk edebiyatındaki edebi biçim ve türler beceri alanlarıyla ilişkilendirilmiştir. Türk edebiyatında yer alan ve başlangıçtan bugüne kadar ulaşan bütün edebi biçim ve türler tespit edilmiş ve bunlar dilin dört temel beceri alanıyla ilişkilendirilmiştir. Sözlü edebiyata ve yazılı edebiyata ait bu biçim ve türlerin manzum ve mensur olmaları bakımından ayrımı yapılmış ve bunların tek tek hangi beceri alanına ait olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için sadece ilişkilendirme düzeyinde kalınmamış, öğretmen görüşlerine de başvurulmuştur. Konya’da bulunan ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda görev yapan 35 öğretmene bu türlerin hangi beceri alanlarıyla ilişkili olduğuna dair görüş belirtmeleri için bir ölçek sunulmuştur. İlgili ölçeğin yorumlanması ve alan taraması sonucunda oluşan görüşler doğrultusunda Türk edebiyatındaki biçim ve türlerin hangi beceri alanlarıyla ilişkili olduğu açıklanmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1855]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1385">
    <dcterms:title><![CDATA[FERİDU&#039;D-DÎN ATTÂR&#039;DA MECZÛB VE İLÂHÎ KUDRETLE İLİŞKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Feridu&#039;d-Dîn Attâr, Meczûb, cezbe, Allâh, sır. ÖZET  Meczûb kavramının, Türkçede tam bir karşılığını bulmak zordur. Arapçada ise, &#039;cezbeye kapılmış&#039; anlamını içermekle, bir anlamda, Allâh&#039;ın çekim kuvvetinin etkisinde olmayı i&#039;fâde eder. Bu anlamda meczûb, Türk halk kültüründe, ilâhî sırlara mâlik özel bir kişilik olarak kabûl edilegelir. Feridu&#039;d-Dîn Attâr da, dîne dâir bâzı sırları, meczûbun ağzından dile getirir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2216]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1384">
    <dcterms:title><![CDATA[MEMET BAYDUR’UN TİYATRO YAZARLIĞI VE ELEŞTİRİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Memet Baydur, tiyatro, eleştiri, bozuk düzen, uygar insan.  ÖZET  Memet Baydur (1951-2001), Türk tiyatro tarihine yirminci asrın son çeyreğinde yazdığı eserleriyle damgasını vuran en başarılı yazarlardan biridir. İlk olarak 1982’de yazdığı Limon adlı oyunuyla gündeme gelen yazar, son oyunu Lozan (2001)’a kadar çoğu Devlet Tiyatrosunda sahnelenen toplam yirmi altı eserle gündemdeki yerini korur. Pek çoğu bir toplumsal gerçeği tanıma bağlamında durum tespitine dayanan bu eserlerin dokusuna ülkenin 1980-2000 yılarına ait politik, ekonomik, sosyolojik ve kültürel anlayışı hâkimdir. Memet Baydur, tiyatro oyunlarında yerel unsurlardan yola çıkarak evrensel olanı göstermenin peşindedir. Eserlerin tamamında önemsenen en temel unsur, ‘uygar dünya’ ve ‘uygar insan’ olgusudur. Yazarın genellikle eleştirel ve sorgulayıcı bir tutum sergilemesi de bu esasa dayanır. Yazar, tiyatro sanatına doğrudan eğitici, öğretici bir rol vermez veya sorunlara çözüm reçetesi yazma görevini yüklemez ama tiyatronun cesaret gerektirdiğine ve toplumun uygarlık yolunda geliştirici bir güce sahip olduğuna inanır. Memet Baydur’un tiyatrosunda eleştiri, ekonomik ve kültürel boyutları olmakla birlikte daha çok sosyal ve politik yönde gelişir. İnsanî erdemlere sığmayan bireysel davranışlar, toplumsal duyarsızlıklar, uygar çağın gerisinde kalmış politik yaklaşımlar ve baskıcı siyasal yönetimler bu eleştirinin çerçevesini oluşturur. Yazarın keskin bir mizahı da kattığı, toplumun her kesiminden insanı görüş ve düşünceleriyle buluşturduğu tiyatro oyunlarında kullandığı dil ironiktir. Doğa, köy ve kenti kapsayan çevre sorunları; toplumsal hayat, kadının sosyal yaşamdaki yeri, aydın sorumluluğu, sığ modernlik anlayışı; yerel yönetim, sanatsal faaliyetlere bakış; teknolojik gelişme ve bilimsel kalkınma; hukuk ve adalet anlayışı, klişe adetler, geleneksel yaşayışlar ve ezberlenmiş doğrular bu ironik dilin eleştiri konularıdır. Çalışmada ‘belge tarama yöntemi’ kullanılacaktır. Amaç, Memet Baydur’un tiyatro yazarlığını araştırmak ve 1980 sonrası Türk edebiyatına kazandırdığı tiyatro oyunlarının eleştiri alanlarını belirlemek, bilimsel değerlerini tanıtmaktır]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2296]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1383">
    <dcterms:title><![CDATA[ÇAĞDAŞ TÜRK TİYATROSUNDA SAMUEL BECKETT ETKİSİ: GÜLE GÜLE GODOT VE GODOT’YU BEKLEMEZKEN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Metinlerarasılık, Absürd Tiyatro, Samuel Beckett, Ferhan Şensoy, Cahit Atay.  ÖZET  Samuel Beckett, II. Dünya Savaşı’nın beraberinde getirdiği yıkımın insanlık üzerindeki olumsuz etkisinin dışa vurumu olarak kabul edilen absürd tiyatronun önemli temsilcilerinden biridir. Beckett’in Güle Güle Godot oyunu ise tiyatro tarihinde absürd tiyatronun önemli örneklerinden biri olarak kabul görmüştür. Bu oyun yazıldığı tarihten itibaren dünya genelinde çok fazla ilgi çekmiş ve tesirlerinin günümüzde de devam ettiği görülmüştür. Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken isimli oyunun Türk tiyatrosuna da etkisi söz konudur. Metinlerarası ilişkiler kuramının uygulanacağı bu çalışmanın temelinde ise Samuel Beckett’in ve Godot’yu Beklerken isimli oyununun Türk tiyatrosuna olan etkisini gösteren iki ayrı eser yer almaktadır. Ferhan Şensoy’un 1993 yılında yayımlanan Güle Güle Godot ve Cahit Atay’ın 1994 yılında yayımlanan Godot’yu Beklemezken isimli oyunları ile Samuel Beckett’in Godot’yu Beklerken isimli oyunu arasındaki bağın kuram ışığında açığa çıkarılması çalışmanın temel amaçlarındandır. Bu bağlamda metinlerarası ilişkiler kuramı doğrultusunda okunacak eserlerin kaynak metin ile ilişkisi ve yazarların kaynak metni nasıl algıladığı/yorumladığı tespit edilmeye çalışılmıştır]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2286]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1382">
    <dcterms:title><![CDATA[GEÇİŞ DÖNEMLERİ BAĞLAMINDA ARMAĞAN OLGUSU: ANADOLU VE BALKANLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Armağan, geçiş dönemleri, Anadolu, Balkanlar, ritüel.  ÖZET  Geçiş dönemleri ve bu dönemler etrafında uygulanan ritüeller insan yaşamını kuşatır ve belirler. Kişinin yaşamı doğumundan ölümüne kadar bu ritüel süreçlerle içi içedir. Her geçiş dönemi ferdi çevreleyen topluluğun katıldığı bir dizi törensel uygulamayı beraberinde getirir. Bu törenler, ritüelin yapılmasını gerektiren kişiler için hayatlarının yeni bir aşamaya ulaştığına dair bir bilinç oluştururken aynı zamanda bireyin toplumla ve toplumun kendi içerisinde ilişkilerini yenilemesine imkan sağlar. Armağan, insanoğlunun toplumsal bir varlık oluşunun somutlaştığı köklü olgulardan birisidir. Hediye verme bu nedenle de her toplumsal etkinlikte önemli bir yere sahiptir. Armağan, toplumsal ilişkileri düzenler ve geliştirir. Armağanın en görünür ve yaygın olduğu toplumsal etkinlikler arasında geçiş dönemleri etrafında şekillenen ritüeller vardır. Doğum, evlilik veya ölüm gibi geçiş dönemleri incelendiğinde hediyeleşme ve dayanışmanın yoğunluğu hemen gözlemlenebilir. Bu bildiri armağan olgusunu geçiş dönemleri bağlamında ve Anadolu Balkanlar örneklerinde inceleyerek benzerlik ve farklılıkları tespit etmeyi amaçlamaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2160]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
