<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1401">
    <dcterms:title><![CDATA[EFKÂR TEPESİ’NDEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’NİN KÖY SORUNLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Köy, Efkâr Tepesi, Fakir Baykurt.  ÖZET  Bu çalışmada, yazar Fakir Baykurt’un ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde dile getirmiş olduğu Türkiye’deki köy sorunları ile günümüz Türkiye’sindeki benzer sorunların karşılaştırılmalı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma, bir yazarın toplumsal sorunlara bakış açısını vurgulaması ve özellikle köy sorunlar ile ilgili olarak Fakir Baykurt’un düşüncelerini yansıtması bakımından önem arz etmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2198]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1400">
    <dcterms:title><![CDATA[ORTA TÜRKÇE LEHÇELERİ İÇERİSİNDE FONETİK ÖZELLİKLER BAKIMINDAN ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ&#039;NİN YERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Eski Anadolu Türkçesi, Orta Türkçe, Ses Bilgisi, Karşılaştırma.  ÖZET  Eski Anadolu Türkçesi, Türk dili tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Batı (Oğuz) Türkçesinin ilk ürünlerinin bu dönemde verilmesi ve bugünkü Oğuz grubu lehçelerine (başta Türkiye Türkçesi olmak üzere) kaynaklık etmesi dolayısıyla Eski Anadolu Türkçesinin önemi daha da anlaşılacaktır. Bu bağlamda Eski Anadolu Türkçesinin Türk dili tarihindeki yerinin tam olarak belirlenmesi ve kendine ait özelliklerinin ayrıntılı olarak ortaya konulması için diğer Orta Türkçe lehçeleriyle mukayese edilmesinde fayda vardır. Her bir tarihî lehçeyle ilgili monografik çalışmalar olmasına rağmen karşılaştırmalı çalışmaların eksikliği göze çarpmaktadır. Biz de bu bildiride, yapılan bu monografik çalışmalardan hareketle Eski Anadolu Türkçesine ait fonetik hususiyetleri diğer orta Türkçe lehçeleriyle karşılaştırma yoluna gidilmiştir. Eski Anadolu Türkçesindeki fonetik hususiyetlerin; Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Çağatay Türkçesinde ne şekilde karşımıza çıktığını ortaya koymaya çalışarak tespit edilen farklılıkların sebepleri üzerinde durumluştur. Böylelikle Eski Anadolu Türkçesinin hem Orta Türkçe hem de Türk dili tarihi içerisindeki yerini belirlemeye çalışmıştır]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2034]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1399">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE’DE ALAMANCI ALMANYA’DA YABANCI BAĞLAMINDA ÖTEKİNİN SİNEMATOGRAFİSİNİN HALKBİLİMSEL OKUNMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sinema, göç, kimlik, öteki, kültür çatışması.  ÖZET  Göç, Âdem ve Havva’nın cennetten dünyaya yolculuğundan itibaren başlayan şu anda da gerçekleşmeye devam eden bir olgudur. Günümüzde çeşitli nedenlerle gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelere yapılan toplumsal nüfus hareketliliği şeklinde yaşanmaktadır. Türkiye’de ise 1960’lı yılların başından itibaren genelde Batı özelde ise Almanya’ya işçi göçü olmuştur. Türkiye’den Almanya’ya giden işçiler zamanla sosyo-kültürel anlamda yapısal değişimlere ve zorluklara maruz kaldılar. Yaşanan bu süreçler sinema gibi sanat dallarında konu olarak işlenmiştir. Sinema, konu edindiği toplumun bir aynası ve yorumlayıcısıdır. Bu nedenle bir belge niteliğine sahiptir. Bu bildiride Almanya’da Türk işçilerinin kültürel bellekleri, kimlik arayışları, idealleri ve dünya görüşleri sosyolojik bir belge değeri taşıyan sinema filmleri üzerinden halkbilimsel bir okuma denemesi yapılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2178]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1398">
    <dcterms:title><![CDATA[ÜSKÜDARLI FODLACIZÂDE AHMED RÂSİM VE AHİDNÂMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: 19.yy, Fodlacızâde, Tasavvuf, Ahidnâme. ÖZET  Tarih boyunca tüm milletler ve medeniyetlerce arzulanan imparatorlukların başkenti İstanbul pek çok kavim, din ve kültürün uzun asırlar nefes aldığı uygarlıklar beşiğidir. İstanbul’un en köklü yerleşim birimlerinden biri olan Üsküdar, coğrafi konumu ve çevre güzellikleri sebebiyle toplumun her katmanından insanın teveccühünü kazanmış bir ilçedir. Bu özelliği dolayısıyla asırlar boyunca nice sanatkârın yerleşim tercihi olmuştur. Fodlacızâde Ahmed Râsim 1766 yılında Üsküdar’da doğmuş, iyi bir eğitim almış, devlet kademelerinde önemli görevlerde bulunmuştur. Emekli olduktan sonra da Üsküdardaki evinde kendisini öğrenci yetiştirmeye ve ilme adamıştır. Evini bir mektep haline getirmiş, dini ve tasavvufi kişiliği ile dönemin ve çevrenin saygın bir kişiliği haline gelmiştir. Yazmış olduğu Divânı vefatından sonra hemen basılmış ve çok beğenilmiştir. Divânı dışında manzum bir nasihat kitabı da basılmış ve uzun yıllar dönemin okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. Ahidnâme, yazılı belge veya sözleşme anlamında tasavvufi bir terimdir. Şeyhin müridlere yaptığı tavsiyeleri ve kuralları gösteren yazılı metinlere de genel olarak ahidnâme denilebilmektedir. Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’in divânında da 168 beyitten oluşan mesnevi nazım şekliyle yazılmış bir ahidnâme bulunmaktadır. Söz konusu ahidnâmede kâinâtın ve insanoğlunun yaratılışı, peygamberlerden bir kısmı ve gönderiliş gayeleri, hak ile bâtıl arasındaki mücâdele, insanın nefsiyle mücadelesi, ahirette kurtuluşun yolları, tevbe etmenin önemi gibi konular ele alınmaktadır. Bu bildirideki amacımız Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’i ve Ahidnâmesini tanıtarak Türk kültür ve tarihine, edebi niteliğine katkıda bulunmaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2042]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1397">
    <dcterms:title><![CDATA[MUSTAFA KUTLU ANLATISINDA SİNEMA DİLİ VE GÖRSEL ARKA PLAN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, Hikâye, Sinema, Gelenek  ÖZET  Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun, ‘’Uzun Hikâye’’ anlatısı bağlamında, eserlerindeki sinema dili ve görsel arka plan ele alınmıştır. Çalışmamızda sinemanın kendine özgü anlatım dili üzerinde durulmuş ve bu dilin, Kutlu’nun eserlerindeki izdüşümleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Edebiyat ile sinema’nın anlatım imkânları ve dili farklıdır. Ancak bize göre doğu anlatı gelenekleri, sinema dilinin görsel kodlarını da içinde barındırmakta ve sinema sanatı için bir kaynak teşkil etmektedir. Hem biçim hem de içerik olarak Mustafa Kutlu anlatısının, yazı dili ile görsel dil arasındaki geçişkenliğinin ve birbirine dönüştürülebilirliğinin arkasında, doğu anlatı geleneklerinin görsel anlatım diline ve dolayısıyla sinema sanatına yakınlığı ve yatkınlığı vardır. Eserlerinde geleneksel anlatı biçimlerinden faydalanan ve ‘’hikâyesini’’ doğu anlatı üslubu üzerine kuran Kutlu’nun anlatısının, özgün bir biçim/biçem arayışı içinde olan ‘’Türk Sineması’’ için de özel bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2297]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1396">
    <dcterms:title><![CDATA[AHMET HAMDİ TANPINAR’IN “ŞİİR” ADLI METNİNİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dil, dil bilimi, şiir, Tanpınar.  ÖZET  Dil, “bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi” olarak tanımlanabilir. “Doğru, yerinde göstergeleri bulup dizelere yerleştirmek” biçiminde tanımlanan ve Çetişli’nin, “coşkulu anlatım esasına bağlı eserler/türler (şiir, mensur şiir)” içinde değerlendirdiği şiir ise dile dayanan ve dilin imkânlarıyla varlığını ortaya koyan, edebî bir türdür. Dil bilimi, dili bütün yönleriyle inceleyen bir alandır. Dilin sesleri, seslerin uyumu, sözcüklerin temel ve yan anlamları, çağrışım değerleri, sözcük/söz öbeklerinin metnin bağlamı içinde kazandığı anlamları, duygu değeri, benzetmeler, aktarmalar, sapmalar ve bunların ışığında metnin yorumlanması, dil bilimi açısından şiire bakışın temelini oluşturur. Bu açıdan şiir, dil biliminin birçok alanını yakından ilgilendirir. Şiir, biçim (sunuluş) ve içerik (öz) ögelerinin varlığıyla temel kimliğine kavuşur. En eski örneklerinden bugüne dek, belli bir bildiriyi aktarırken “metin” olma özelliğini gösteren şiirde bütünlük, bu kimliğin vazgeçilmezidir. Şiirin dil bilimi açısından en önemli yönü bütünlük taşıması, sanatçının zihnindekilerini bütün hâlinde aktarmasıdır. Bu çalışmada şair, romancı ve çok yönlü bir sanatçı olan A. H. Tanpınar’ın Şiir adlı metni, dil bilimi ışığında incelenmiştir. Şairinin zihin ve yaratıcılık gücünü yansıtan bu şiirde kullanılan imgeler, değişik tasarımlar, çağrışımlar özgün bir anlatımı ortaya çıkarmıştır. Tanpınar’ın; “rüyalarımızın sarışın buğdayı”, “sükûtun bahçesi”, “kaderin gülümseyen yüzü”, “yıldızların altın bahçesi” “ezelî bahar”, “tükenmez yarın” gibi değişik kullanımları, sözlüklerde yer almayan, “kişisel kullanım”ını yansıtması açısından dikkat çekicidir. “Onun şiirinde belirleyici olan belli başlı kavramlar; rüya zaman, musıkî, resim, ebediyet, mükemmeliyet, aydınlık ve aşktır.” görüşü belirgindir. Dil biliminin verileri ile aydınlatılmaya çalışılan bu metnin, Tanpınar’ın şiir estetiğini taşıyan bir yapıda olduğu görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2186]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1395">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.  ÖZET  Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691) kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır. Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar, şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2252]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1394">
    <dcterms:title><![CDATA[ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USÛLÜ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Şem’î, klasik şerh, tercüme.  ÖZET  16. yüzyılda yaşamış olan Şem’î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şarihidir. Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan Şem’î’nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine olmak üzere birçok şerhi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Şem’î’nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla Câmî’nin Subhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Şem’î, şerhlerinde, kelimelerin lügat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları verdikten sonra müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek klasik şerh yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem’î, metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman birebir tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en önemlisi de çağdaşı ya da sonraki dönem şarihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri sözdizimsel farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir. Şem’î’nin ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma, onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2275]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1393">
    <dcterms:title><![CDATA[KOMPLİMENTİ U TURSKİM DARAMAMA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Ključne riječi: Pragmatika, učtivost, kompliment, drama  SAŽETAK  Pragmatika je naučna disciplina koja se bavi isključivo upotrebom jezika u komunikaciji. Tačnije, ona proučava komunikativna sredstava kao što su: na koji način čovjek daje i prima saopštenja i od čega komunikacija zavisi u određenoj situaciji. Učtivost nas uči kako da budemo pažljivi prema ljudima oko nas. Ovo je zapravo primjer pozitivne učtivosti. Pozitna učtivost olakšava nam prijatnu komunikaciju. Međutim, postoji i negativna učtivost i ona stvara neprijatnost, sukob i stres. Drama je književni oblik koji je napisan uglavnom da bi se izveo na daskama. Dramski dijalog je dosta pogodan za analizu teorije govornih činova. Dijalog u drami se znatno razlikuje od govora koji svakodnevno vodimo. Kompliment je riječ francuskog porijekla (compliment) i označava pohvalu, laskanje ili udvaranje. Za komplimente možemo reći da su najbolji primjer pozitivne učtivosti. Davanjem komplimenata činimo da se naš sagovornik osjeća bolje i ugodnije u datom trenutku. Možemo reći da je kompliment upućen sagovorniku jedna vrsta poklona koji nema materijani oblik. Da bismo razdvojili kompliment iz konteksta svakodnevnog govora, moramo uočiti pretjerivanje. Pretjerivanje daje komplimentu konačan oblik. Komplimenti su veoma bitni jer uspostavljaju bliskost sa sagovornikom i na taj način čine da se sagovornik osjeća bolje. Komplimenti se daju najčešće za izgled, zatim za postignuće, ličnost, imovinu i na odnos koji imaju sagovornici. U turskom jeziku kompliment (iltifat) ima značenje poštovanje ili uljudnost. Ljudi mogu odgovoriti na komplimente na razne načine: prihvatanje, odbijanje i izbjegavanje. Tursko društvo karakteriše pozitivna učtivost.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2018]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1392">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.  ÖZET  Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihsel-toplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1857]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
