<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1411">
    <dcterms:title><![CDATA[ABDULLAH BOSNAVİ’NİN “ŞERH-İ CEZİRE-İ MESNEVİ”SİNDE DİNLEME EĞİTİMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dinleme Eğitimi, Abdullah Bosnavi, Mevlana, Mesnevi Şerhi. ÖZET  Eseri üzerinde duracağımız mutasavvıf zat, ilk tahsilini doğum yeri Bosna’da, yüksek tahsilini İstanbul’da yapmıştır. Bursa, Mısır, Hicaz, Şam ve Konya’da seyr ü sülukunu tamamlamış, “Şârih-i Füsus” olarak meşhur olmuştur. Altmışa yakın eseri vardır. 1644’te Konya’da vefat etmiş ve vasiyeti üzerine Konevî’nin kabri yakınlarında defnedilmiştir. Bilindiği gibi Mevlana (öl.1273) Mesnevisini teamüllere uyarak Farsça kaleme almıştır. Hem yazıldığı dönemde hem de sonraki yüzyıllarda Farsça bilmeyenler tarafından yeterince anlaşılmadığı için eserin Türkçeye çok sayıda tercüme ve şerhi yapılmıştır. “Cezire-i Mesnevi” de Mevlevi büyüklerinden Yûsuf Sîneçak (öl.1546) adlı mutasavvıf bir zatın eseridir. Eser üç yüz altmış altı beyit olup Mevlana’nın Mesnevisinden yapılan antolojik bir seçkidir. Sineçak’ın eseri farklı zamanlarda farklı kişilerce şerh ve izah edilmiştir. Eseri Abdullah Bosnavi (öl.1644) ve İbrahim Cevri (öl.1654) manzum olarak, İlmî Dede (öl.1611), Abdülmecid Sivasi (öl.1639) ve Şeyh Galib (öl.1799) de mensur olarak şerh etmiştir. Bosnavi’nin şerhi toplam 8673 beyit olup, 1628’de tamamlanmıştır. Mevlana’nın Mesnevisi “bişnev-dinle” hitabıyla başlamaktadır. Dolayısıyla hem Sîneçâk hem de mesnevi şârihleri “dinleme” konusu üzerinde özellikle durmuşlardır. Bosnavî Hazretleri, anlayışsız dinleyiciler konusunun ele alındığı “der beyân-ı bî- derkî-i müstemiân” başlıklı sekiz beyitlik bölümü şerh etmekte ve dinleyicilerin vasıfları hakkında bilgi vermektedir. Şair, konuşmacı ve dinleyicide bulunması gereken vasıfları açıklamakta, söz ve sohbet adabını izah etmektedir. Çağlar üstü bir eser olan Mesnevi’yi günümüz insanının istifadesine sunma yollarını araştırmalı ve bulmalıyız. Bu bildiride “Mevlana’nın dinlemeye verdiği önem” konusu ele alınmakta ve buna “Şerh-i Cezîre-i Mesnevî” bağlamında Bosnavî’nin tasavvufi yorumları eklenmektedir. Bu yorumların modern çağda geçerliliği ve uygulanabilirliği konusu üzerinde durulmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2197]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1410">
    <dcterms:title><![CDATA[ABDÜLHÂK HAMİT’TE PİERRE CORNEİLLE ETKİSİ VE “HORACE”]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Horace, Abdülhâk Hamit, Pierre Corneille.  ÖZET  Abdülhâk Hamit, Türk edebiyatının önemli simalarından biridir. Hayatının birçoğunu Avrupa’da geçirmiştir. O, Londra sefiri olmak gibi önemli mevkilerin sahibi olmuş, Avrupa’ya ve Avrupa sanatına âşık olmuştur. Abdülhâk Hamit, Nesteren adlı eserini Pierre Corneille’in Le Cid’ine nazire olarak yazmıştır. Namık Kemâl kendisine bir mektup göndererek, Abdülhâk Hamit’in bu eserini eleştirmiştir. Yine de Avrupa kültürünü ve etkisini çok fazla taşıdığı için bu eserler, Abdülhâk Hamit’i daha önemli bir yere de taşımıştır. Pierre Corneille’in yazdığı Horace, Abdülhâk Hamit’in eserlerine etki eden önemli bir diğer eseri. Günümüzde bu eserin Latin harflerine aktarılmış hâli mevcut değildir. Yalnız Osmanlı Türkçesi ile Ahmet Mithat Efendi ile Mehmet Ali Tevfik tarafından Osmanlı Türkçesi ile aktarılmıştır. Bu çalışmada, ‘Horace’ hakkında bilgi vererek Abdülhâk Hamit’in eserlerine nasıl yansıdığı gösterilecektir. Bu çalışmanın Avrupa edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2283]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1409">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK TARİHİNDE Q. BİRHANEDDİN YARADICILIGINDAN ARAŞDIRMALAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk dili , Burhaneddin, Dogu, Batı Türkiye.  ÖZET  Türk elleri dünyanın en eski ellerinden olarak, dört bin yıla yakın geçmişlerinde Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler kurmuşlar. Bu gün kabul edilen fikre göre Türklerin ana yurdu Orta Asyada Altay-Ural dağları arasındaki bozkırlar olup ve etrafa yayılmışlar. Bu gün Türkdilli eller Balkanlardan Büyük Okyanus’a kadar (yakutlar), Kuzeyde Buz denizinden güneyde Tibete kadar geniş bir arazide yaşıyorlar. Halkın ekseriyetini teşkil eden Türkler Türkiye, Doğu ve Batı Türküstan, Azerbeycan Türkmenistandan başka Tataristan, Çuvaşistan, Yakutistan ve Altay dağları Baykal gölü arasındaki Altay, Hakas ve Tuba eyaletlerinden ve halkın daha azını teşkil etmek üzre Yugoslaviyada (Makedoniya ve Üsküb’de), Lehistanda, Romanya’da (Dobruça ve Bessarabiya), Bulgaristan’da (Batı Trakya’da), Irakda (Kerkükde), Suriye’de, Afganistan’da, Kıbrıs’ta ve İranın bazı eyaletlerinde toplu halde yaşıyorlar. Bazı Türk ellerinin en mühimi Oğuz Türkleridir. Bu gün onlar İran, Türkiye, Azerbeycan, Türkmenistan, Irak ve Balkan Türkleri de Oğuz Türklerinden ibaretdir. Oğuzlar müslüman oladuktan sonra İran ve Anadoluya hicret edip, Selcuklar ve Osmanlılar gibi büyük bir İslam devleti kurmuşlar. Oğuz elleri çoklu kabilelerinden ibaretdir. Mahmud Qaşqariye göre kıpcak, yemek, peçenek ve bulgar lehceleri de oğuz grupuna dahildir. Soyca oğuzların Salur boyundan çıkmış, Kadı Burhaneddin Qeyseriyyede anadan olmuşdur. Anadilli şerimizin ilk büyük nümayendesi hesab olunur. M. Quluzade demiştir ki, onun şiirleri Azerbeycan halkının bedii medeniyyetini öğrenmek açısından kıymetlidir. O, ana dilinde ilk defa tuyug yaratmışdır. K. Burhaneddin Azerbeycan şifahi ve yazılı edebiyat ananelerinden Türk halklarının poetik uğurlarından behrelenerek kamala çatmışdır. O, Balasagunlu Yusuf, Yunus İmire, Ahmed Yasevi, Ali, Hasanoğlu şairlerinden ilham almışdır. Onun divanı ana dilinde yazılmış, günümüze kadar gelmiştir. İlk şiir divanıdır. K. Burhaneddin’in şahsiyeti, yaratıcılığı Doğu-Batı ve Avrupa alimleri tarafından araştırılmış, hakkında hayli kitaplar yazılmış ve yazılmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1869]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1408">
    <dcterms:title><![CDATA[GAGAVUZ TÜRKÇESİNDE KORUNAN ESKİ OĞUZCA SÖZCÜKLER ÜZERİNE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Eski Oğuz Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Eskicil Sözcükler.  ÖZET  Türkiye Türkçesine çok yakın; hatta Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen Gagavuz Türkçesi, Oğuz lehçeleri içinde yazı dilini en son oluşturan Türk lehçesidir. XX. yüzyılın başında yazı dili haline gelen Gagavuz Türkçesinde; edebî eser zenginliği ve çeşitliliği, diğer Türk lehçeleri ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Var olanlar ise düzyazıdan daha çok şiir türünde kaleme alınmıştır. Bu eserlerde kullanılan sözcüklere bakıldığında, Türkçe kökenli sözcüklerin yanında önemli oranda alıntı sözcüklere de rastlanılmaktadır. Başta Batı dillerinden Rusçadan, Rumenceden, Bulgarcadan ve Yunancadan Gagavuz Türkçesine çeşitli nedenlerle çok sayıda sözcük geçmiştir. Çünkü Gagavuz Türklerinin yıllar boyu Slav ve Roman topluluklarıyla bir arada yaşamaları ve Hristiyan (Ortodoks) dinine mensup olmaları, bu topluluğun dil ve kültür yapılanmasında derin izler bırakmıştır. Hatta bu etki daha da ileri gitmiş; Gagavuz Türkçesinde Türkçenin alışılagelmiş söz dizimi kuralları, Batı dillerinin etkisiyle oldukça farklılaşmıştır. İkinci olarak bu sahada Osmanlı Türkçesi üzerinden Gagavuz Türkçesine geçen pek çok Arapça ve Farsça sözcük de bulunmaktadır. Bunlara rağmen Gagavuz Türkçesinin sözcük kadrosunun çoğunluğunu Türkçe kelimeler oluşturmaktadır. Türkçe sözcüklerin büyük bir kısmı, Türkiye Türkçesinin yazı dilinde de görülen ve anlam itibarıyla Türkiye Türkçesinden hemen hemen hiç farklılık göstermeyen sözcüklerdir. Az bir kısmı ise Eski Oğuz Türkçesindeki anlamını ve biçimini koruyan sözcüklerdir. Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler, Türkiye Türkçesi yazı dilinde ya hiç görülmemekte ya da yazı dilinde olmasına rağmen kullanımı pek tercih edilmemektedir. Çalışmamızda Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler üzerinde durulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1848]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1407">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNALI ALAEDDİN SABİT]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sabit, Divan, kaside.  ÖZET  Asıl adı Alaaddin Ali olan Alaaddin Sabit Bosnalı Bosnanın Uzica kasabasında doğmuştur. Doğduğu yıl tam olarak belli değil. Fakat Sabit hakkında ilk araştırmayı yapan Y.Ripka’ya göre o, 1650 yılında doğmuştur. Kendi memleketinde ilk eğitimini Halil efendiden aldıktan sonra tahsilini daha da ilerletmek için İstanbul’a gelmiş, Seydizade Mehmet Paşa’nın dairesine imam olmuştur. Bundan sonra bazı medreselerde müderrislik yapmış, bazı vilayetlerde de kadılık etmiştir. 1712 yılında İstanbulda vefat etmiştir. Divan, Zafername, Berbername, Derename, Amrü ül-Leys, Edhem ü Hüma gibi eserleri vardır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2258]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1406">
    <dcterms:title><![CDATA[ANADOLU AŞIKLARININ TÜRK KÜLTÜRÜNDEKI YERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: ozan, Anadolu aşıkları, türk kültürü, tarih, milli-menevi deyerler. ÖZET  Ozan aşık medeniyetinin temeli islam dininin kabulünden önce aşılanmıştır. İslamiyetten önce de, sonra da türk milletinin sesi olan ozan aşıklarının yarattığı kültür XIII-XV ve hatta XVI asıra kadar “ozan” ismiyle devam etmiş, sonrakı merhalede “ozan” mefhumu “aşık” mefhumu ile evez olunmağa başlamıştır. Ozana mahsus tüm yaratıcılık ananelerini üzerine götürüp onu yeni mezmunda devam ettiren aşıklar orta asırların bir çoh teriqet görüşlerinden, bütövlükde ise ezemetli islam deyerlerinden behrelenmekle qüdretli medeniyyet yaratmış ve ümumtürk kültüründe önemli bir yere sahib olmuşlar. Sazlı-sözlü dastan geleneklerine dayanan türk ozan-aşıklarının Anadolu tekkelerinde söyledikleri milli veznli sade ve samimi ilahileri halk tarafından rağbet ve hörmetle qarşılanmış, onlar halkın gözünde Hakk aşığı gibi kıymetlendirilmişler. Odur ki, ozanın aşığa, başka bir tabirle hakk aşığına çevrilme beşiyi Anadolu olmuşdur. XI asırdan kütlevi şekilde Anadoluya gelmeye başlayan oğuz türkleri arasında eli sazlı ozanlara ordugahlarda, saraylarda beyler, sultanlar yanında çok büyük ihtiram gösterilmiş, onlar başa çekilmişler. Ozanlar zaferleri ve halkın ortak duygularını dile getiren milli hece vezni ile yazdıkları şiirlerini ellerinde sazları elbeel, yurdbeyurt gezerek çalıb-okuyan, türk dünyasının ata şairi, osmanlılar arasında iki telli adı ile adlanan kopuz ise ata yadigarı olan en kadim türk sazıdır. XV-XVI asra kadar milli türk şiirinin temelçileri olan ozanlar ellerindeki sazları ve hiç bir zaman kayb etmedikleri milli kimlikleri ile ümumtürk medeniyyetini, milli türk şiirini yüzyıllar boyu yaşadarak günümüze getiren halk aşıklarıdır. Onların yaradıcılığında halk hayatının tüm cihetleri, halkın tarihi ve medeniyyeti, milli-manevi değerleri tüm alametleri ile aks olunmuşdur. Bu sanat mahiyetce türk dünyasının şeriksiz ortak değeridir. Sunulan makalede yüzyıllar boyunca Anadolu topraklarında yetişen, müdrik el aksakalı, idrak sahibi olan türk aşıklarının türk kültürü, türk tarihi, türk etnoğrafyasındakı yeri, Anadolu aşıklarının ümumaşık poeziyasına verdiği yeni mevzu ve mazmun incelenmiştir. Bu açıdan XIII asırda Anadoluda türkün sanat beşiyinin başında duran Yunus Emreden başlayarak, Pir Sultan, Karacaoğlan, Aşık Gevher Dadaloğlu, Aşık Şenlik, Aşık Veysel, Murad Çobanoğlu, Ozan Arife kadar asırların yetişdirdiği bir çok türk aşıklarının yaradıcılığında görülen türk kültüroloji milli-manevi değerler incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2255]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1405">
    <dcterms:title><![CDATA[HİKAYET-İ AVRET]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kadın, avret, karı-koca, çift, davranış.  ÖZET  “Hikâyet-i „Avret” adı altında, Ankara Milli Kütüphane yazmaları arasında rastladığımız hikâye, halk hikâyesi adı altında kayıtlanmış olup 8 varaktan oluşmaktadır. Yazım tarihine ve yazarına ait bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. Hikâyenin başında bu hikâyenin kocaların karıları üzerindeki haklarının beyan edileceği belirtilmiştir. Bir kadının, Hz. Muhammed ile karşılıklı konuşmalarını konu alan hikâyede kadının davranış şekilleri, uyması gereken kurallar, karı-koca arasındaki ilişkide kadının üzerine düşen görevler işlenen ana konulardır. Hikâyede asıl dikkat çeken nokta ise kadının olması gereken biçimde davranmadığında peygamber tarafından kıyamet günü çekeceği cezaların kendisine söylenmesidir. Bildirimizde bu hikâyenin içerik ve dil ve üslup incelemesi yapılıp dikkat çekici yanları üzerinde durulmuş ve transkripsiyonu yapılmış metinden örnekler okunmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2162]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1404">
    <dcterms:title><![CDATA[ÖĞRENCİLERİN DİNÎ-TASAVVUFİ TÜRK EDEBİYATINA YÖNELİK TUTUMLARI VE BİLGİ DÜZEYLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dinî-tasavvufi Türk edebiyatı, edebiyat öğretimi, öğretim programı.  ÖZET  Bu çalışmada dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi uygulanmakta olan Türk edebiyatı öğretim programı çerçevesinde öğrenciler açısından değerlendirilmiştir. 2008–2009 eğitim- öğretim yılında Kırşehir merkez ve ilçelerinde 10. sınıfta öğrenim gören farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki 653 öğrencinin dinî-tasavvufi Türk edebiyatına ilişkin tutumları ve bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı nedensel karşılaştırmaya dayalı betimsel bir alan araştırması olan bu çalışmanın dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi için bilimsel bir veri olacağına ve programın geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanılmaktadır. Öğrencilerin başarı durumları orta düzeydedir. Öğrencilerin çoğunun (%59) dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik tutumlarının “normal” düzeyde olduğu; olumlu tutuma sahip olanların (%32.9) olumsuz tutuma sahip olanlardan (%8.1) çok daha fazla olduğu görülmektedir. Farklı okul türlerinde öğrenim gören öğrencilerin tutum puanı ortalamalarının birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Okul türlerine göre tutum puan ortalamaları bakımından dini-tasavvufi Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyi “düşük” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması 79.3 iken “yüksek” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması 88.1’dir. Öğrencilerin dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyleriyle tutum puanları arasında anlamlı bir paralellik gözükmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2273]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1403">
    <dcterms:title><![CDATA[RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNİN HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZDIKLARI ŞİİRLER VE BU ŞİİRLERİN KELİME ÇEŞİTLİLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Divan edebiyatı ve halk edebiyatı kendi edebi gelenekleri çerçevesinde yüzyıllar boyu birbirleri ile etkileşim halinde olmuşlardır. 16. yüzyıldan itibaren birçok divan şairinin hece ölçüsüyle de şiir yazdığı görülür. Hece ile şiir yazma geleneği Rumeli şairleri tarafından başlatılmıştır. Hece ölçüsü ile yazılmış ilk şiir, uzun yıllar Rumeli’de görev yapmış olan Meâlî’ye aittir. Usûlî, Zaifî, Aşık Çelebî ve Fevrî gibi Rumeli şairleri hece vezni ile şiirler yazan önemli şairler arasındadır. Balkan şairlerinin hece ölçüsüyle şiirler yazmasındaki en önemli etken, bu şairlerin Rumeli’de önemli yeri olan tekke ve çevrelerinde yetişmiş ve yaşamış olmalarıdır. Sade ve samimi söyleyişleri şiirlerinde kullanmayı seven Rumeli şairleri, hece ölçüsü ile şiir yazmada divan şairlerine öncülük etmiştir. Halk şiiri ve divan şiiri arasında var olan ortak konuları, hece veznini de kullanarak birbirine daha da yaklaştıran Rumeli şairleridir. Bildirimizde hece ölçüsü ile şiir yazan divan şairleri genel olarak değerlendirilmiş ve hece ölçüsü ile yazdıkları şiirlerin kelime çeşitliliği ortaya konulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2244]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1402">
    <dcterms:title><![CDATA[MOSTARLI ZİYÂÎ VE ŞİİRLERİNDEKİ ORİJİNAL SÖYLEYİŞLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mostarlı Ziyâî, Divan Şiiri, Orijinal Söyleyişler. ÖZET  XVI. yüzyılda yaşamış olan Mostarlı Hasan Ziyâî Boşnakların en eski divan şairlerindendir. Divan şairleri yüzyıllar boyunca yeni ve orijinal sözler bulma gayreti göstermişlerdir. Ziyâî’de de bu gayret açıkça görülmektedir. O, şiirlerinin kendisinden önce yazılan şiirlerden daha orijinal olduğunu iddia eder. Kasidelerinde de alışılmış kaside tarzının dışına çıkan şair, süslü ifade ve abartılı övgülerden uzak durmuş, divan şiiri geleneği içinde görülmeyen tasvirler yapmıştır. “Hane-i Vîrâne, Sengistân ve Şitâiyye” kasideleri hem şekil hem de içerik olarak klasik kasidelerden farklıdır. Bu kasideler daha çok realist, sembolik ve mizahi anlayışla yazılmış şiirlerdir. Ziyâî, bazen kendisi bazen de çevresiyle ince ince alay eder. Ziyâî, divan edebiyatında örneğine az rastlanan “Hasb-i Hâl” tarzı bir kaside de yazmıştır. Ziyâi’nin alışılmışın dışına çıkma gayretiyle yazdığı bu şiirler onun klasik edebiyata yeni bir soluk getirme çabasının bir sonucudur. Bildiride Mostarlı Ziyâî hakkında bilgi verilmiş ve divan şiirine getirmeye çalıştığı yeni söyleyişler ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2236]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
