<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1461">
    <dcterms:title><![CDATA[SEZAİ KARAKOÇ’UN YAZ ŞİİRİNDE MİLLET ANLAYIŞI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Millet, Osmanlı Devleti, Yaz, Diriliş.  ÖZET  Sezai Karakoç, 1950&#039;den itibaren Türk şiirine dâhil olan modern Türk şiirinin öncü şairlerinden biridir. Ancak o sadece şairliğiyle değil entelektüel kimliğiyle ve kurduğu Diriliş Düşüncesiyle de Türk düşünce tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Toplum yaşamının her safhasına ait bir düşüncesi olan ve bir medeniyet tasavvuru geliştiren Karakoç, milleti aynı ideale sahip insanların meydana getirdiği bir toplum olarak tanımlar. Her millet mevsimsel bir döngü içerisinde varlığını devam ettirir ve bazen kış bazen de yaz yaşar. Ona göre Türk milleti bin yıldan beri varlığını devam ettiren bir millettir ve Osmanlı Dönemi bu milletin &#039;yaz mevsimi&#039;ni ifade etmektedir. Milletin üzerinden şu an içinde bulunulan kış örtüsü kaldırıldığında ise &#039;diriliş&#039; gerçekleşecek ve yeniden bir yaz mevsimi yaşanacaktır. Buradan hareketle bu çalışmada Sezai Karakoç&#039;un &#039;Yaz&#039; isimli şiiri onun millet anlayışı bağlamında ve sembolik şiir dili irdelenerek incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2304]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1460">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNALI SÂBİT DİVANI’NDA RAMAZAN VE KURBAN BAYRAMI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Bosnalı Sâbit, idiyye / bayram şiirleri, Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı.  ÖZET  Klâsik Türk Edebiyatı şairleri, şiirlerinde içinde yaşadıkları toplumun sosyal ve kültürel hayatını, bağlı bulundukları edebiyatın kurallarına uyarak sanatsal bir üslûpla işlemişlerdir. Türk toplumunda önemli bir yere sahip olan Ramazan ve Kurban Bayramı, özellikle kasidelerin nesib bölümlerinde olmak üzere gazel, kıta gibi nazım şekilleriyle yazılan idiyyelerde (bayram şiirlerinde) belli başlı bir tema olarak ele alınmaktadır. XVII. yüzyıl şairi Bosnalı Alaeddin Sâbit’in Divanı’nda da Ramazan ve Kurban Bayramıyla ilgili bilgiler vardır. Bildirinin amacı, eski dönemlerdeki bayram anlayışının, düzenlenen tören, oyun ve eğlencelerin bayram şiirlerine nasıl yansıdığını belirlemektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2000]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1459">
    <dcterms:title><![CDATA[KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBİYAT EĞİTİMİNİN ÖNEMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Dil, Kültür, Eğitim, Kültür Aktarımı.  ÖZET  Kültür, bir insan topluluğunun kendi tarihi ve ilerlemesi konusunda sahip olduğu bireysel ve toplumsal bilinç demektir. Ülkemizde günümüzde karşılaşılan problemlerin temelinde sosyal ve kültürel değerler itibariyle yaratılan çok ciddi ve tutarsız değerler yapısının gençlerin zihnine benimsetilme çabası yatmaktadır. Bunun sonucunda ise bireyler arasında iletişimsizlikten kaynaklanan birtakım sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. Dil kültürün, en büyük, en başta gelen unsurudur. Dil, kültürün ilk ve temel unsuru olduğu gibi, diğer kültür unsurlarının da başlıca taşıyıcısı ve hazinesi durumundadır. Kültür varlığımızın büyük bir kısmını dil taşır. Kültür varlıklarının dil ile anlatılması, onların nesilden nesle geçmesini ve milletin ortak bir kültür etrafında şekillenmesini sağlar. Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. Çalışmamızda kültür aktarımında edebiyat eğitimi ve edebi metinlerin önemi üzerinde duruldu. Başlangıç olarak kültürün tanımı yapıldı ve daha sonra kültürün dil ile olan münasebetine değinildi. Edebiyat “Dil” e dayanan bir sanat dalı olduğu için çalışmamızda genelde edebiyatın özelde ise edebi metinlerin kültür aktarımında çok önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaşıldı.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1865]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1458">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYAT TARİH ÇALIŞMALARINDA KURAM VE YÖNTEM MESELESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Edebiyat tarihi, disiplinler arasılık, edebiyat kuramı, edebiyat metodolojisi, sanat tarihi.  ÖZET  19. yüzyıl bilimciliği, edebiyat tarihini edebiyat ve tarih ilişkisi arakesitinde yer alan ancak tarihten çok edebiyat biliminin bir şubesi olarak telakki eder. Dilthey’in tüm sosyal bilimleri tarihçilik olarak gören sınıflandırmasından hareket eden bu gelenek, tüm edebiyat çalışmalarını da bir çeşit tarihçilik olarak tanımlama eğilimindedir. Sanat tarihçiliği ise onu edebiyat sanatının tarihi olması hasebiyle -mimari, heykel, resim veya dekoratif sanatların tarihi gibi- sanat tarihinin bir alt şubesi sayar. Edebiyat tarihi çalışmalarına etki edeni bir başka kuramsal zemin de onun milli karakteri yani İngiliz veya Türk Edebiyatı Tarihi gibi daha çok mili bir edebiyatla sınırlandırılmış olmasıdır. Tüm mili edebiyatların evrensel bir akışla bir araya getirmeye çalışan karşılaştırmalı edebiyat tarihçiliği (veya dünya edebiyatı tarihçiliği) ise uluslar üstü bir bakışın milli edebiyat tarihçiliğine yapacağı katkıya dikkat çeker. Sosyolojik yaklaşım ise edebiyat tarihini bir eserler, isimler, akımlar, topluluklar kalabalığı olmaktan çıkarıp belli bir sosyokültürel yapının ürünü olarak tanımlama eğilimindedir. Bu çalışmada edebiyat tarihi çalışmalarına etki eden farklı kuramsal ve dolayısıyla metodolojik yaklaşımlar ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1856]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1457">
    <dcterms:title><![CDATA[RESİMLİ UYANIŞ SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE YAYINLANAN KEDİ PENÇESİ BAŞLIKLI İMZASIZ YAZILARLA İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME: 131 - 156 SAYILAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünun, Basında Eleştiri, Resimli Uyanış, “Kedi Pençesi” Başlıklı Yazılar, Edebi Tenkit.  ÖZET  Bütün ülkelerin edebiyatının gelişmesinde süreli yayınların özellikle mecmuaların yadsınamayacak bir katkısı vardır. Bizim ilk gazetecilerimizin neredeyse tamamının, dönemin önemli edebi şahsiyetleri olduğunu düşündüğümüzde, herhalde süreli yayınların edebiyatın gelişimine katkısı, hiç bir milletin edebiyatında bizdeki kadar olmamıştır. Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis’in daha çok halkı bilgilendirmek ve bu bilgiler aracılığı ile onları yönlendirmek görevi vardı. Tercüman-ı Ahval’den itibaren gazetelerin ve gazetecilerin kendilerine biçtikleri en önemli görev ise, halkı her alanda bilinçlendirmek olmuştur diyebiliriz. Bu bilinçlendirme görevinde ise hikâye, temsil, şiir, yerli yabancı roman tefrikaları ve fıkra gibi edebi ürünler en önemli araçların başında gelir. Hatta bazı gazetelerin edebi mecmua hüviyetinde çıktığını da söylemeliyiz. II. Abdülhamit devrinde Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünun Dergisinde, fen ve teknolojiden edebiyata, edebiyattan siyaset ve sanata birçok alanda yazılar yayınlanmış ve Türk Edebiyatının çok önemli akımlarına ev sahipliği yapmıştır. Biz bu çalışmamızda Kedi Pençesi başlığı ile Servet-i Fünun’da imzasız yayınlanan yazıların on beş sayılık (131-156 arası) bölümünü değerlendirmeye çalışacağız. Daha çok edebi tenkit ve edebi kalem kavgası türündeki bu yazılarda, yazarın muhatabını tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Söz konusu yazılar daha çok dönemin eleştiri üslubunu ortaya koymaya yönelik şekilde ele alınacak ve basında Münekkit’ lik konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2298]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1456">
    <dcterms:title><![CDATA[“ISSIZLIĞIN ORTASINDA GEÇ KALMIŞ ÖLÜ”NÜN KİMLİK ARAYIŞI VE AİT OLAMAMA DİYALEKTİĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mehmet Eroğlu, yabancılaşma, kimlik arayışı.  ÖZET  Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllar arasında yaşanan siyasal ve toplumsal durum ile bağlantılı olarak, kendini Sosyalist kökenli Marksist olarak gören Mehmet Eroğlu; toplumda meydana gelen “yabancılaşma” ile doğru orantılı olarak gelişen gerçeklik ve bu gerçekliğin karşısında, kimlik arayışına giren bireyin ruhsal açmazlarını irdeler. Mehmet Eroğlu, “Issızlığın Ortası” ve “Geç Kalmış Ölü” romanlarında dış dünyaya yabancılaşan bireyin modern dünyanın olgularına yenilişini, edilgen hâle gelişini ele alır. Bireyin, “kimlik arayışı” nı, “kendinden kaçış” ını, yaşama ve kendine olan inancını yitirişini ve sonuçta da “kendini bir yere ait hissedememe” sini; karakterlerin ruhsal çözümlemelerini yaparak ifade eder. Çalışma iki ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, yazarın hayatı ve edebî kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, ait olamama ve kimlik arayışı izlekleri temel alınarak belli başlıklar halinde açımlanmıştır. Çıkarım bölümünde ise, çalışma ile ilgili toparlayıcı, genel yargılara yer verilerek, çalışma tamamlanmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2182]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1455">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN ÖNEMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.  ÖZET  1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır. Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla 1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2293]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1454">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ DİVANI ÖRNEĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Ehl-i Beyt, Malatyalı Sabrî, Sabrî, Methiye  ÖZET  İslâmî-Türk Edebiyatı’nda gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde geçen bazı atıflar sebebiyle şairlerimiz, Hz. Peygamber’e, dört halifeye ve ehl-i beyte karşı her devirde daima derin bir alaka ve muhabbet içinde olmuşlardır. Şairler, Hz. Peygamber ve onun ehl-i beytine teveccüh ve bağlılıklarını, çeşitli nazım şekilleri ve türlerde yazmış oldukları şiirlerle göstermeye çalışmışlardır. Bu gelenek çerçevesinde şiir yazan şairlerden biri de son devir sanatçılarından biri olan Malatyalı Sabrî’dir. Sabrî, ehl-i beyte karşı duymuş olduğu derin sevgiyi, onların faziletleri ve mâruz kaldıkları üzücü olayları divanında yer alan gerek aruz gerekse hece vezniyle yazmış olduğu pek çok şiirde ele almıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2211]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1453">
    <dcterms:title><![CDATA[DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE BOSNA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.  ÖZET  Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut ve direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve umudun olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay’ın şiirlerinde direniş, beraberinde diriliş’i getiren zorlu ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde, insan olmanın gereği olarak bir “karşı koyuş’ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna şehirleri, bu kavramların birer simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her iki şehir de İslam medeniyetinin yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini tamamlayan unsurlar olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin şekillendireceği üzerinde durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem taşımaktadır. Her iki eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de bu kavramlardır. Bu çalışma, Arif Ay’ın 2011’de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabındaki “Bosna, Âh Bosna” ve “Kudüs” şiirlerini inceleme amacını taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş’in; Bosna için ise hem direniş hem de diriliş’in simgesi olduğu için, şehirler bu kavramlar ışığında ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2287]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1452">
    <dcterms:title><![CDATA[NÂBÎ DÎVÂNINDA GEÇEN AVRUPA KÖKENLİ KELİMELER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Nâbî, Dîvân, kelime, Avrupa, dil. ÖZET  XI. yüzyılda Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla Orta Asya’dan göç eden Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Buradaki halklarla kaynaşmaları sonucunda birçok yabancı kelime Anadolu Türkçesine geçmiştir. Türkler, ilk defa karşılaştıkları meyve, sebze, tarım aletleri, yemek kültürü, çiçekler ve denizcilik ile ilgili kelimeleri küçük bir ses değişikliği yaparak aynen almışlardır. Meselâ Yunanca “pisello” bezelye, “amanitari” mantar olarak kullanılmıştır. Ticarette kullanılan “poliçe” Karadeniz’de ve Akdeniz’de deniz ticareti yapan Venedikli tüccarlar tarafından İtalyancadan geçmiştir. XV. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’ya yönelme neticesinde bu bölgelerde yaşayan halkların ( Arnavut, Macar, Rumen, Bulgar, Hırvat, Makedon, Sırp vd.) dillerinden de binlerce kelime Osmanlı Türkçesine geçmiştir. XVII. yüzyıl dîvân şairi Nâbî’nin Dîvânında da Avrupa dillerinden geçmiş kelimelere rastlamaktayız. Meselâ, Türkçeye yerleşmiş ve çok değişik anlamlarda kullandığımız “efendi” kelimesi Yunancadan gelmiştir. Bunun gibi binlerce kelime Türkçeye girmiş ve Türkçe ile bütünleşmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2270]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
