<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1491">
    <dcterms:title><![CDATA[MUSAHİPZADE CELAL’İN “ESKİ İSTANBUL YAŞAYIŞI” ADLI ESERİNDE GÜNDELİK YAŞAM]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celal, İstanbul, kültür, gelenek, gündelik yaşam.  ÖZET  İstanbul, çok eski devirlerden günümüze kadar doğal güzellikleri, tarihî yapıları ve zengin kültürel birikimiyle yerli/ yabancı pek çok sanatkârın ilgisini çekmiş ve takdirini kazanmıştır. Bu bağlamda ciltler dolusu eser kaleme alınmıştır. Söz konusu zengin kültürel mirasa ilgi duyanlardan biri de Musahipzade Celal’dir. Türk edebiyatında tiyatro türünün önemli temsilcilerinden biri olan Musahipzade, bizzat gözlemlediği ya da büyüklerinden dinlediği son iki yüz yıllık Osmanlı yaşama biçimini çeşitli görünüşleriyle eserlerine yansıtır. Bu eserlerden bir tanesi de “Eski İstanbul Yaşayışı”dır. Yazar tiyatrolarında Osmanlıya karşı ironik bir tavır sergiler. 1946’da kaleme alınan bu eserde ise, daha nesnel, daha sevecen bir tavır takınır. Bu eser daha çok anı niteliğindedir. Eserde, Osmanlı gelenek ve göreneklerine etraflıca yer verilir. Bu zengin kültürel birikim içerisinde aile yaşamı, meslek grupları, eğlence kültürü, giyim-kuşam geniş bir şekilde yer alır. Yazarın diğer eserlerindeki dil ve üslup özensizliği bu eserde de göze çarpmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2269]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1490">
    <dcterms:title><![CDATA[THE COMPARATIVE ANALYSIS OF CRIMEAN AND TURKISH LEGENDS: THE VALUE ASPECT]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Key words: Turkish legend, Crimean legends, universal values.  ABSTRACT  Crimea and Turkey have many similarities in terms of nature, traditions, and languages. Both Crimea and Turkey have a multicultural background of folklore. There are Turkic peoples (Crimean Tatars), Greeks, Armenians, Karaites in Crimea. Almost the same national structure exists in Turkey. There is a difficult political situation in Crimea because different ethnic groups cannot live in peace. Folklore, as an oral history and a mythological subconsciousness of nation, gave us productive material for the analysis of national problems and discovery of their solutions, so we believe that it will be possible to do the same research with Turkish legends. It is also important to find similarities and differences between Crimean and Turkish folklore, discovering the common motifs and analyzing why exactly these motifs are common between these cultures. Investigating common values of different nations is of great importance for this research. The crisis of modern culture appeals for search of universal values. It is especially productive for the studying of legends from different nations which live in one cultural space, such as Crimea and Turkey. The analysis of the variants of legends from various people or different times can give fruitful results. The study of legends from different nationalities can help the identification of value preference horizontally and the study of legends from one culture, but in a different time, will give value preference vertically.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2016]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1489">
    <dcterms:title><![CDATA[DEDE KORKUT KİTABI’NIN VATİKAN NÜSHASINDAKİ BAZI FARKLI KELİMELER ÜZERİNE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Vatikan nüshası, farklı kelimeler.  ÖZET  Dede Korkut Kitabı’nın Vatikan nüshası Dresden nüshası ile mukayesede daha az araştırılmış ve metin tertibi zamanı çoğunlukla yardımcı kaynak olarak değerlendirilmiştir. Vatikan nüshası müstensihinin Oğuz abideleri üçün karakteristik olmayan harekeleme sistemini uygulaması, bazı kelimeleri ve cümleleri metinden çıkarması veya Dresden nüshasındaki kelimelerden farklı kelimeler kullanması araştırmacıların belli bir kısmında nüshanın kusurlu bir nüsha olduğuna dair fikir oluşturmuştur. Buradaki farklı kelimeler çoğu zaman yanlışlıklar sırasına alınmış ve müstensihin kopyaladığı metni anlayamadığı yönünde yorumlanmıştır. Oysa titiz tarihi ve etimolojik tahlil bu kelimelerin Dresden nüshasındaki kelimelerle eşanlamlı olduklarını ve metnin mazmunu ile doğrudan bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Vatikan nüshasındaki farklı kelimelere şunları örnek göstermek mümkündür: Orsan وُ ا رْ سَ ا رْ ا “ordugâh, karargâh”: Tekür alındı, melik dutıldı, tuğ yıkıldı. Orsanı ا yañıldı, kâfir kaçdı (V. 84). Dresden nüshasında orsanı yañıldı ifadesi yoktur. Yazılı kaynaklarda bu kelimeye rastlanmamaktadır. Fikrimizce orsan kelimesi or kökünden yaranmıştır. Abidelerde bu köke bağlı oraq “şah çadırı, karargâh”, oram ”etraf”, ordu ~ orda “yaşayış yeri” vb. kelimeler tespit edilmiştir. Olğacı وُا رْ ل سَ غ جِی “kiralık asker, ücret karşılığı hizmet gösteren süvari”. Dresden nüshasında bu kelimenin yerine aynı anlamlı ulufeci kelimesi kullanılmıştır. Olğa kelimesini “ödeme, maaş” anlamında Türk ve Moğol dilleri için ortak kelime olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kelime Moğolcadaki olğa - “ücret vermek, ödemek, maaş vermek, temin etmek” fiilinin ad korelyatıdır. Beri بسَرِیا “tamam”. Bu kelime eski metinlerde sık sık geçen barı / varı “tamam, bütün” kelimesinin fonetik varyantı ve çağdaş Türkiye Türkçesinde daha çok diyaloglarda kullanılan tamam ünleminin semantik anlamdaşı, karşılığıdır. Mağmun سَ رْ غ وُ رْ ا “ zavallı”. Arapça ğabene سَ سَ سَ ا  “aldatmak” köküne bağlı mağbun ا سَ رْ غ وُ رْ ا “aldatılmış, incitilmiş, zavallı” kelimesinin konuşma dilindeki şeklidir. Vatikan nüshasındaki şekli ile çağdaş Azerbaycan konuşma dilinde kullanılmaktadır. Bildiride Vatikan nüshasında kullanılmış diğer kelimeler üzerine de açıklamalar yapılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1866]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1488">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNALI KÂİMÎ VE DİVANI’NIN MİLLİ KÜTÜPHANE NÜSHALARI ÜZERİNE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna, Kâimî, Divan ve Tasavvuf. ÖZET  Bosna-Hersek, Fatih döneminden günümüze kadar her yüzyılda onlarca Türkçe eser veren şair ve yazar yetiştiren kültür coğrafyalarımızdan birisi olmuştur. Bütün Rumelili sanatçılar gibi Bosnalı şairler de bulundukları coğrafyada yüzyıllarca Türkçenin temsilcisi olmuşlardır. 17. yüzyıl şairlerinden biri olan Hasan Kâimî de Bosnalı şairlerden biridir. Kâimî Divanı’nın Saraybosna, Türkiye ve farklı ülkelerdeki Anahtar Kelimeler: Hevâyî, sıradışı bir şair, yemek adları, sebze adları, meyve adları.  ÖZET  Bilindiği gibi, Divan edebiyatı genel olarak belli şiir kalıplarında yazılan ve belli konuları işleyen eserlerden oluşur. Ancak bu geleneğin dışına çıkan şairler de olmaktadır. Abdurrahman Hevâyî Kubûrîzade (ö.H.1129/M.1710) bu tür şairlerden sayılır. Divanında bir halk insanı olarak güncel hayatın olağan konularını doğal bir dille ifade etmiştir. Hevâyî’nin şiirlerinde serpiştirilmiş biçimde sıradışı çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Etnik grupların, bazı şehir ve nehirlerin isimleri; yemek, sebze ve meyve adları vs gibi. Biz bildirimizde Osmanlı mutfak kültürü için malzeme mahiyetinde geçen kelimeler üzerinde duracağız. Mesela arpa, buğday, un, kepek, nân hamır, nişâ,, cüllâb, balık çorbası, semek, tuz, piyaz, tarhana şorbası, pilav, bulğur, kebâb, külbasdı, halvâ, çorba, tavuk-piliç, çılbır, kayğana, işkenbe, zırnîh, oğul balı, şa’riyye, basdırma, kaymak, mantı, yahni, turşı, lokma ‘âşûre, aş, orman kebabı, tahin, etli kapuska, rûğan·ı dunbâle vs gibi mutfak malzemesi yanında meyve ve sezelerden amrud, fındık, kestâne muşmula, şeftalû, üzüm, vişne, baldıran, kavuncak, pazı, isfinâc, bögrülce, nohûd, lahana, şalğam, ayva, turb, mışmış, gûre, zerde, yemiş, çekirdek, kurı kızılcık, kiras, susam, marul, dârçın, lûbiya, karpuz, keçi boynuzı, kelem vs; içeceklerden ayran, su, buzlu yoğurt, sovuk su, şerbet, vişne hoşabı, vaşnâb, kestâne suyı, çay, kahve vs; mutfak alet ve terimlerinden elek, tava, tabak, fincan, çanak, aşçı, aşçı başı, bozahâne, sahn·ı simât, kırba, ziyâfet, vs gibi. Hevâyî dîvânında, Bosna’yı ve orada hangi yemekle buluşacağını da yazmış: Etli kapuska içün Bosna·ya varsak eyâ,/ Bize bişmiş bir iki baş kelem gelmez·mi? Sonuç: Hevâyî ve çağdaşı şairlerin eserleri, yaşadıkları dönemin günlük yaşantısını ortaya koymak bakımından önemlidir. Üzerinde çeşitli çalışmalar yapılan divan şairlerimizin eserlerinin farklı yaklaşımlarla yeniden ele alınması, halk bilimi araştırmaları için yeni bilgiler kazandıracaktır. Bildiride, Hevâyî’nin bir ailenin özel kütüphanesindeki yazma nüshasından da yararlanılmıştır. altmıştan fazla nüshasının bulunması, şairin sanatı ve şöhreti konusunda bir gösterge niteliğindedir. Bu çalışmada, kaynaklarda Boşnaklar arasında çok sevildiği belirtilen Bosnalı Şeyh Hasan Kâimî’nin şiirleri ve divanının (Türkiye) Milli Kütüphane Nüshaları üzerinde durulmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2204]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1487">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇE İLE İLİŞKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Saha (Yakut) Türkçesi, kök, ses değişikleri.  ÖZET  Saha (Yakut) Türkçesi, Kuzey Sibirya Türk Lehçeleri içerisinde değerlendirilmektedir. Bu lehçe ana Türkçeden erken bir tarihte ayrıldığı ve coğrafya olarak da uzakta kaldığı için, genel Türkçeden çok uzaklaşmıştır. Bu nedenle birçok bilim insanı Saha (Yakut) Türkçesi’ni ayrı ve bağımsız bir dil olarak ele almaktadır. Saha (Yakut) Türkçesi, lehçe olarak “z”li ve “ş”li (Zetasizm) sesleri kullanmaktadır. Kullanılan bu sesler sözcüklerin kök ve ek yapılarını etkilemiştir. Bunun sonucu olarak, sözcüklerin köklerindeki seslerin özelliklerine göre (Sedalı, Sedasız); ekler değişik biçimde görülür. Bir sözcüğün kökündeki son sesin özelliğine bağlı olarak ekler; 8, 16 bazen de 20 değişik biçimde bu köke eklenir. Bu çalışmada sözcüklerin köklerindeki son sesin özelliği dikkate alınarak, eklerin ses değişmeleri ele alınmıştır. Böylelikle Eski Türkçenin sözcük köklerindeki seslerinin özellikleri de düşünülerek; bu seslerin nasıl korunduğu ve kökteki son sese göre sözcüğün aldığı ekin nasıl bir değişime uğradığı tespit edilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2036]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1486">
    <dcterms:title><![CDATA[SARAYBOSNA HALKININ BATIL İNANIŞLARI HAKKINDA BİR DERLEME-İNCELEME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Batıl, İnanç, Batıl İnanış.  ÖZET  Kültürel etkileşim, psikolojik ve çevresel faktörler sonucunda ortaya çıkan batıl inanışlar artık hayatın bir parçası olmuştur. Daha çok ileri yaştaki insanların bilip uyguladığı batıl inanışlar, çok hızlı yayılan ve gelişen küresel bilgi toplumunda kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu çalışmada, Saraybosna’nın muhtelif yerlerinde yaşayan Müslüman Boşnak kadın ve erkeklerle görüşülüp, batıl inançları hakkında bilgi toplanılmıştır. Batıl inançları daha çok duyma ve yaşama ihtimali olan insanlar orta yaş ve üzeri kitle olduğu için, görüştüğümüz kişileri buna göre seçilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bulgular; çocuk sahibi olamayan kadınlarla ilgili inanışlar, hamile, lohusa kadın ve çocukla ilgili inanışlar, hayvanlar, ölümler ve diğer batıl inanışlar olmak üzere konularına göre derlenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2170]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1485">
    <dcterms:title><![CDATA[DOĞAL AFETLERİN KLASİK TÜRK ŞİİRİNE YANSIMASINA BİR ÖRNEK: SÂBİR PÂRSÂ DİVANI’NDA DEPREM İLE İLGİLİ DÖRT TARİH MANZUMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klasik şiir, Sâbir Pârsâ Divanı, afet, deprem.  ÖZET  Hayatı her cephesiyle kucaklayan klasik Türk şiirinde, doğal afetlerin izine de rastlamak mümkündür. İnsanı derinden etkileyen doğal afetler, klasik şiirin içsel bakış açısı ile divanlarda işlenmiştir. Bu afetler karşısında insanın aczini dile getiren bu manzumelere örnek olarak Sâbir Pârsâ Divanı’nda yer alan dört tarih manzumesi bildirimizin konusunu teşkil etmektedir. Biri Arapça, biri Farsça, biri de Türkçe birer beyitlik üç şiir ile beş bentlik bir müseddesten ibaret bu manzumelere konu olan depremin tarihi 1069 hicri 1658–59 miladi tarihini göstermektedir. XVII. yüzyılda sosyal sıkıntıların yanı sıra deprem ve yangın gibi doğal afetlerin de sıklıkla görüldüğü tarih kitaplarında kayıtlıdır. Sâbir Pârsâ ile aynı devirde yaşayan Cevrî Dîvânı’nı neşreden Hüseyin Ayan da Na’îmâ Târîhi’nden şunları nakleder: “ 1642 M. (1052H.)’de İstanbul’da büyük bir zelzele olmuş, bu hadise “kıran”a bağlanmıştır. 1645 M. (1055 H.)’de güneş ve ayın tutulmaları da “melhame”lerin kayıtlarına göre uğursuz sayılmıştır. 1648 M. (1058 H.)’deki İstanbul ve civarını sarsan büyük zelzele de “uğursuz” olarak yorumlanmış ve devletin başsız kalacağına işaret sayılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2209]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1484">
    <dcterms:title><![CDATA[REFİK HALİD KARAY’IN ANA DİLİMİZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Refik Halid, ana dil, tenkit, sadeleşme, mizah.  ÖZET  Refik Halid Karay Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdan biridir. Onun bu hususiyeti eserlerine de yansımış, yazar, ana dil hakkındaki tenkitlerini gerek roman ve hikâyeleri, gerekse hatıra, kronik ve mizah yazıları vasıtasıyla okuyucularına aktarmıştır. Bu çalışmada; Refik Halid’in Türkçenin yanlış kullanımı, dilde sadeleşme ve yeni sözcükler türetme gibi ana dilimizin geleceğini ilgilendiren mevzular hakkındaki görüşleri iki bölüm halinde incelenmiştir. Yazının birinci bölümünde yazarın romanlardaki tenkitleri dile getirilmiş, ikinci bölümde ise hatıra, kronik ve mizah yazılarındaki tenkitleri ele alınmıştır. Refik Halid gibi dili tüm zenginlikleriyle ele alan bir yazarın görüşleri pek tabii ki dikkate değerdir. Bu çalışma da bunu ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2225]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1483">
    <dcterms:title><![CDATA[RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR’ÜN HİKÂYECİLİĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Recep Şükrü Güngör, çağdaş hikâye, ferdiyetçilik, içtimai konular.  ÖZET  Günümüz Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden biri de Recep Şükrü Güngör’dür. Yüreğimin Mevsimi adlı ilk kitabını 2001 yılında yayımlayan yazar, daha sonra Kuruluş/Kurtuluş, Hüsn ile Aşk, Âdem ile Havva, Yas Ayini, Can Ağrısı kitaplarını yayımladı. Son hikâye kitabı olan Kayıp Ruhlar Kıraathanesi’ni okuyucuyla Sütun Yayınları buluşturdu. Bu çalışmayla söz konusu hikâye kitaplarından hareketle Güngör’ün hikâyeciliğini belirleyen unsurlar ve böylelikle hikâyeciliği tespit edilmeye çalışılmıştır. Kendine özgü bir yapı içerisinde hikâyeciliğini içerik, dil ve teknik yönüyle sürekli geliştirmeye açık tutmasını bilen bir yazar olması onun öncelenmesi gereken önemli bir vasfıdır. Onun hikâyelerinde, ferdiyetçilikten içtimaî meselelere doğru genişleyen bir muhteva ve kurmaca yapısı bulunmaktadır. Modern Türk hikâyeciliğinde yetkinliğe ulaşmış yazarlarımızdan biri olarak Güngör, Türk edebiyat tarihindeki yerini şimdiden ayırtmış gibi.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2222]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1482">
    <dcterms:title><![CDATA[“BOSNA HİKÂYELERİ” İZİNDE BOSNA’YA YOLCULUK]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna Edebiyatı, İvo Andriç, Bosna hikâyeleri.  ÖZET  Bir edebî eserin şekillenmesinde eseri kaleme alan yazarın kültür birikimi, yetiştiği ortam, hayata bakışı, gözlem yeteneği gibi pek çok unsur etkili olmaktadır. Bu durum açık veya kapalı bir biçimde yazarın kurgu dünyasını etkilemektedir. İvo Andriç de gözlemlerini başarılı bir şekilde eserlerine aktaran Yugoslav edebiyatının önemli sanatçılarından biridir. Türkçeye çevrilen “Drina Köprüsü, Irgat Siman, Travnik Günlüğü, Uğursuz Avlu, Ver Elini Çocukluk” adlı eserleriyle Bosna edebiyatını Türk dünyasına tanıtarak katkı sağlayan Ardviç’in “Bosna Hikayeleri” adlı eseri de Bosna’ya dair izler taşıması ve Bosna edebiyatını yansıtması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, İvo Andriç’in pek çok eserinde konu edindiği gibi “Bosna Hikayeleri”nde hem mekan olarak Bosna’yı ele alışı hem de satır aralarında Bosna kültürüne ait unsurlara yer verilişi incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2112]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
