<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1498">
    <dcterms:title><![CDATA[ÂŞIK TARZI EDEBİYAT GELENEĞİ VE BOŞNAK GUSLARİ GELENEĞİ ARASINDA BİR KARŞILATIRMA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk âşık tarzı edebiyatı, Boşnak guslari tarzı edebiyatı, benzerlik-farklılık.  ÖZET Türk Âşık Tarzı Edebiyat geleneği ile Boşnak Guslari Tarzı Edebiyat gelenekleri arasında pek çok müşterek unsurlar vardır. Çalışmamızın amacı iki edebiyat geleneği arasındaki müşterek unsurları ortaya koymaktır. Bu amaca uygun olarak çalışmamızda Boşnak Guslari Tarzı Edebiyat geleneği ile Âşık Tarzı Edebiyat geleneği arasında tematik, yapısal, işlevsel ve bağlamsal bakımlarda karşılaştırmalar yapılarak benzer ve aynı olan unsurlar ortaya konulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2187]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1499">
    <dcterms:title><![CDATA[MAHMUT RAGIP GAZİMİHAL’İN VARLIK DERGİSİNDE YAYINLADIĞI YAZILAR ÜZERİNE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mahmut Ragıp, Varlık dergisi müzik, edebiyat, kültür, sanat.  ÖZET  Mahmut Ragıp Gazimihal 1921 yılında Berlin’de başladığı müzik çalışmalarını İsai Barmas ve Walter Detlefz’le sürdürmüştür. Prof. C. Sachs ve Prof. Von Horn Boster gibi müzikologlarla tanışmış, müzik çalışmalarına Paris’te devam ettiği yıllarda Le Monde Musical Societe Française de Musicologie gibi yayın organlarında yayınlar yapmış ve 1932’den itibaren Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde ve başka eğitim kurumlarında 1961 yılına kadar kesintisiz hoca olarak çalışmıştır. Bu bildiri Türkiye’nin ilk müzikologlarından sayılan ve yaklaşık 40 yıllık yazı hayatına malik olan müzik adamı, eğitimci ve araştırmacı Mahmut Ragıp Gazimihal’in Varlık dergisinde muhtelif konularda yazdığı yazılarına hasredilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2294]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1500">
    <dcterms:title><![CDATA[TARİHE SIR OLAN SIRRİ BABA HAZRETLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna hersek, Abdurrahman Sırri Baba Hazretleri, Nakşibendi tarikatı, Sırri Baba ilahileri, tasavvufi terimler.  ÖZET  Tarihler 1463’e geldiği zaman Bosna-Hersek büyük bir değişim evresine hazırlanmaktaydı. Zemini hazırlanmış olan Bosna-Hersek 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Bosna kısmı feth edildi. 1482 yılında ise fethin yarıda kalan Hersek kısmı, II. Sultan Bayezid tarafından feth edilerek Bosna-Hersek’in fethi tamanlanmştır. Fakat bu fetihler diğer fetihler den çok daha farklıdır. Çünkü bu topraklar 200 yıla aşkın tıpkı bir nazlı gelin edasıyla alınmıştı. Fatih Sultan Mehmet’in Bosna fethi gerçekleşmeden, 200 yıl önce giden Tarikat şeyhlerinin İslam anlayışıyla insanlara aşıladıkları karşılıksız hizmet ve hoşgörüleriyle halkın büyük çoğunluğu bu fethe hazırdı. Sarı Saltuk, Ayvaz Dede gibi bir çok Tarikat ehlilerin attıkları tohumların meyvelerinden biri de Sırri Baba Hazretleridir. Nakşibendi tarikat şeyhlerinden biri olan Abdurrahman Sırri Baba Hazretleri ‘nin mürşidi ona Sırları bilen anlamında ‘’Sırrı Baba’’ lakabını vermiştir. Bu lakabı ona veren Sırrı Baba’nın Mürşidi Şeyh Hüseyin Zukıc’tir. Mürşidinden almış olduğu feyizle,Sırrı Baba Oglavak’ta Nakşi Tekke’si kurar. Burada halkın dini boyutu dışında, fakirlere, yolculara ve yolda kalanlara tekkenin kapılarını açarak halka gösterdiği cömert ve samimi davranışlarıyla kısa sürede halkın gönüllerini fetheder. Aynı zamanda Osmanlı gelmeden tarikat şeyhlerimizin yapmış oldukları geleneğin, canlı tutulmasına ve gönüller de İslam şuurunun her yönden temsil boyutunu yaşayarak örnek olur. Sırri Baba Hazretleri, Oglavaktaki tekkesiyle sadece o bölgenin halkına değil Bosna Valisi Mehmet Vecihi paşa gibi bir çok devlet büyüklerinin gönüllerini feth ederek tekkeyi ziyarette bulunmuşlardır. Yazmış olduğu Arapça ve Osmanlıca ilahilerle insanların Allaha olan yakınlığının artmasına ve o zaman da insanlar arasındaki kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine vesile olur. Bu çalışmada, yöntem olarak Bosna Enstitüsü, Tarih Enstitüsü ve Gazi Hüsrev kütüphaneler taranıp, alan ve Sırri Baba hakkında bilgisi olan kişilerin görüşlerine başvuruldu. Bu çalışma da, Abdurrahman Sırrı Baba hazretlerin sırlarına ortak olmak, onu tanımak ve basılan Arapça ilahilerinin yanı sıra farklı mecmualarda olan bugüne kadar basılmamış, Osmalıca yazılan ilahilerini toplamak amaçlanmıştır. Sırrı Baba’nın İslam Tasavvuf anlayışını, elde edilen Osmanlıca ilahileriyle tahlil edilmeye çalışılır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2175]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1501">
    <dcterms:title><![CDATA[1946 “YUGOSLAVYA’SINA” TÜRKİYE’DEN BAKIŞ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Makedonya, Karadağ, Slovenya Balkanlar, Yugoslavya, Türk Basını.  ÖZET  Balkanlar, genel olarak Türk Tarihi değerlendirilmek istendiğinde göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir coğrafya bir kültür sahasıdır. Yüzlerce yıl devam eden ortak bağların izleri, bu gün siyasi çizgiler ile ayrılmış olsa da kültürel hatlar için bu durum söz konusu olamamıştır. Siyasi çizgilerin oluştuğu dönemlerde de Türkiye Balkanlarda yaşanan olaylara duyarsız kalmamış gerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde resmi yollarla gerekse basın yayın organları ile Balkan halkları ile Türk halkının iletişimi sürdürülmüştür. Bu noktada çalışmanın amacı tüm dünya gibi Türkiye ve Balkanlar için önemli bir tarih olan 1946 senesi gelişmelerini, özellikle Türkiye de çok partili hayata geçilirken Yugoslavya’da oluşturulan yeni anayasayı Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtları ve dönemin Türk basınını göz önünde bulundurarak değerlendirmektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2022]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1502">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNA VE HERSEK CEMİYET-İ İLMİYESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler; Bosna-Hersek, Cemiyet-i İlmiye, Misbah.  ÖZET  Her ne kadar Tanzimat Fermanı, daha çok siyasi, sosyal, idari ve hukuki yapıda değişimi öngören bir metin olsa da, Tanzimatçılar yenileşmenin temel şartının eğitim ve yeniliklere öncülük edecek aydınları yetiştirmek gerektiğini kavramışlardır. Tanzimatçıların bu tutumu, Tanzimat sürecini bir aydınlanma süreci olarak karşımıza çıkarmaktadır. Bu dönemde yenileşme davası, yukardan lütfedilen bir dava olmaktan çıkmış, aydınların savunduğu bir davaya dönüşmüştür. Aydınlar çeşitli cemiyetler kurarak toplumu aydınlatmayı kendilerine bir görev saymışlardır. 1861’de kurulan “Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye” ve 1879’da kurulan “Cemiyet-i İlmiye” halk eğitimi amacıyla kurulan bu türden cemiyetlerdir. Bosna-Hersek Osmanlı Devleti’nden ayrıldıktan sonra, özellikle İstanbul’da yetişmiş, Osmanlı aydını diye tabir edebileceğimiz bir takım aydınlar, 28 Eylül 1912’de “Bosna ve Hersek Cemiyet-i İlmiyesi”ni kurarlar. Tıpkı Osmanlıdaki örneğinde olduğu gibi bir de “Misbah” adıyla dergi çıkarırlar. Bu çalışmada cemiyetin kurucuları, üyelik esasları, cemiyetin amacı, faaliyetleri tespit edilerek, Bosna ve Hersek halkının eğitimine katkısı ortaya konmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2285]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1503">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK EDEBİYATI VE FOLKLORUNDA DEĞİRMEN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: inanma, hikâye, değirmen, edebiyat, motif.  ÖZET  Tarihin ilk dönemlerinden bu yana insanoğlu, etrafındaki canlı- cansız varlıkları anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu varlıkları kendisiyle ilişkilendirerek, zararlarından korunmaya çalışmış ya da onlardan fayda beklemiştir. Bu ilişkilerin sonucunda, çeşitli inanmalar, efsaneler, uygulamalar ortaya çıkmıştır. Geçmiş dönemlerde iktisadi yaşamın gereği olarak hayatımızda yer alan değirmenler; edebiyatın masal, hikâye, mani, ninni, türkü, bilmece, atasözü gibi türlerinde sıklıkla işlenmiş, hakkında çeşitli inanışlar ortaya çıkmıştır. Değirmenler, günümüzde teknolojinin gelişmesiyle önemini kaybetse de, kültürümüzün zengin miraslarından biridir. Bu bildiride Türk edebiyatının nazım ve nesir türlerinde farklı şekillerde işlenen değirmen motifi örneklerle değerlendirilmiştir]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2177]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1504">
    <dcterms:title><![CDATA[CİNÂNÎ DÎVÂNI’NDA ŞİKÂYET]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Cinânî Divanı, şikâyet, mizah. ÖZET  Klasik Türk şiirinde en çok işlenen konulardan biri de şikâyettir. Divan şairleri, kendi yaşadıkları sorunların yanı sıra çevresinde yaşanan aksaklıkları şiirleri aracılığıyla sıkça dile getirmiştir. Çalışmamızda 16. yüzyıl divan şairi Cinânî’nin divanına bu açıdan yaklaşılmış ve şiirlerini şikâyet unsuru bakımından değerlendirilmiştir. Daha çok mizah ve mübalağanın ağır bastığı şiirlerde yer alan şikâyet unsurlarını tespit edilmiş bu şikâyetlerin nedenleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Böylelikle çalışmamızın, şairin yaşadığı dönemin özellikleri ile sosyal ve ekonomik hayatına dair bilgilere bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2259]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1505">
    <dcterms:title><![CDATA[HATAY AĞZINDA ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİNİN İZLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Hatay Ağzı, Çağdaş Türk Lehçeleri, ses bilgisi, şekil bilgisi, söz varlığı. ÖZET  Anadolu ağızları binlerce yıllık geçmişi olan Türkçenin kaybolmaya yüz tutan hazinelerini saklayan zengin bir kaynaktır. Ancak bu kaynak sadece eskileri saklamakla kalmaz sürekli de  Bu sebeple birçok alanda olduğu gibi bu alanda da karşılaştırmalı çalışmalar çok değerli sonuçlar ortaya koyacaktır. Bu düşünce ile bu bildiride Anadolu ağızları içerisinde çok önemli bir yeri olduğuna inandığımız Hatay Ağzında Çağdaş Türk Lehçelerinin izleri gösterilmeye çalışılacaktır. Hatay’da ana dili Türkçe olan unsurlarla ana dili Arapça olan insanlar uzun yıllardan beri birlikte yaşadığı için insanlarda müthiş bir kendi kültürünü koruma içgüdüsü gelişmiştir. Özellikle de kültürün en önemli unsuru olan dilde bu çok daha belirgin olarak görülmekte ve insanlar ağız özelliklerini korumak için özel bir çaba göstermektedirler. Bu bildiride Hatay Ağzı üzerine yapılmış çeşitli araştırmalarla ve Çağdaş Türk Lehçeleri üzerine yapılmış araştırmalar karşılaştırılmıştır. Hatay Ağzı ile Çağdaş Türk Lehçelerindeki ses, şekil ve söz varlığı açısından ortak noktalar tespit edilmiştir. Özellikle Hatay Ağzı ile Azeri Türkçesi arasında ses, şekil ve söz varlığı açısından benzerlikler belirgin  olarak görülmüştür.  ￼Türk’ün duygu ve düşünceleri, değişik durum ve davranışları ayrıntılı bir biçimde dile  ￼getirme eğilimi ile çağlar boyu Türkçenin bütün anlatım yollarından, türetme kurallarından yeterince yararlanarak oluşturduğu zengin söz varlığı ile sürekli beslenir. Bunun sonucunda bugün Anadolu ağızlarımız ölçünlü dile oranla birkaç kat daha geniş bir sözvarlığına ve ölçünlü  ￼dilde olmayan morfolojik özelliklere sahip olmuştur.  ]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2006]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1506">
    <dcterms:title><![CDATA[KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KİŞİLERE YAZILAN GAZELLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: gazel, methiye, Rumeli şairleri, nazım şekli. ÖZET  Klasik Türk şiirinde edebi türlerle nazım şekilleri arasında standart bir ilişki yoktur. Bununla beraber bazı konular daha çok belirli nazım şekilleriyle yazılmıştır. Söz gelimi sosyal konular ve mersiyeler daha çok terkib-i bend; aşk hikâyeleri, mesnevi; önemli olaylara veya yapılara tarih düşürme kıt’a; hikmet ve felsefe içerikli fikirler ise rubai nazım şekilleriyle yazılmıştır. Gazel nazım şekli ise daha çok sevgili, aşk, işret ve tasavvuf konuları etrafında yazılmıştır. Gazelde konular genellikle soyuttur ve kurgu ise bu soyutluk üzerine inşa edilmiştir. Gazel nazım şeklinde ele alınan konu, düşünce ve hayaller etrafında edebi geleneğe uygun olarak belirli mazmunlar ve tipler işlenmiştir. Divan şiirinde geleneksel içerik ve işlevinin dışında, doğrudan kişilere hitap eden gazeller de yazılmıştır. Başta Rumeli şairleri olmak üzere gerçek kişiler için yazılan bu gazellerin kurgusu da farklıdır. Soyut konu ve kişiler yerine ismiyle anılan ve övülen bazen de yerilen kişiler şairin muhatabıdır. Bu tarz gazeller, farklılıkları nedeniyle üslup, folklor ve tarih açısından da malzeme sunmaktadırlar. Bu bildiride kişi adları anılarak yazılan gazellerin üslup, tür ve içerik açısından incelemesi yapılmış, edebiyat tarihimiz içindeki özel durumu belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu gazellerin genel olarak hangi edebi tür ve zeminde yazıldıkları üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2228]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1507">
    <dcterms:title><![CDATA[FUZULİ’NİN OLUP REDİFLİ GAZELİ İLE NECİP FAZIL’IN BEN BAŞLIKLI ŞİİRİNDEKİ AŞIĞIN KARŞILAŞTIRILMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Fuzuli, Necip Fazıl, Âşık. ÖZET  İnsan eşref-i mahlukat, yaratılmışların en şereflisidir. Allah insanı yaratılanlar içerisinde en üst mertebede yaratmakla birlikte insanı kainatın odak noktasına, merkezine yerleştirmiştir. Her varlığın buluştuğu, birleştiği yer insanoğludur. Bu durum insanoğlunu, hakikate açılan en güzel ayna haline getirmiştir. Hakikatin kelime anlamı, gerçeklik, asıl, öz demektir. Varlık aleminde bilinen-bilinmeyen her şeyin aslı vardır. İnsanoğlu bu aslın her daim peşindedir ve bu aslı bilmekle hakikatine erecektir. Şeyh Galip’e göre de insan, yaratılışın özünü ve hikmetini bilmelidir. Eskiden hazinelerin viranelerde saklanmasına telmih yapan Şeyh Galip insanı bir viraneye benzetmekte ve içindeki hazinelerin ortaya çıkartılması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışma ile Şeyh Galip’in kim olduğu ve Kendine bir hoşça bak; sen alemin özüsün; varlıkların gözbebeği olan insansın bercestesi ile biten şiirini Şeyh Galip’in insana olan bakış açısıyla incelemek amaçlanmıştır. Allah’ın aşık kulu olan insan da, yaratılışın özünü ve hikmetini bilmelidir. Aşık için Fuzuli canını cananına sunmalıdır derken Necip Fazıl ise Seni aramam için beni uzağa attın demektedir. Bu çalışma ile Necip Fazıl Kısakürek ve Fuzuli’nin aşık olan insana olan bakış açısı değerlendirmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2263]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
