<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1448">
    <dcterms:title><![CDATA[REFİK HALİT KARAY’IN “ESKİCİ” HİKÂYESİNİN SÖZ DİZİMİ AÇISINDAN ÇÖZÜMLENMESİ VE ETKİNLİK ÖRNEKLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Çözümleme yöntemi, Türkçe dersi, Eskici, Refik Halit Karay.  ÖZET  Refik Halit Karay, 20 yüzyıl hikâye ve romancıları arasında seçkin bir yere sahiptir. Türkçeyi ustalıkla kullanan yazarın kurgu gücü, sözcük seçimi ve cümle yapısındaki çeşitlilik dikkat çekmektedir. Türkçe dersi, temelde bilginin beceriye dönüştürüldüğü bir derstir. Dinleme, konuşma, okuma ve yazma olmak üzere temel dil becerileri, dil bilgisi alanıyla tamamlanır. Dil bilgisi öğretiminde tercih edilen yöntemlerden biri, çözümleme çalışmalarıdır. Türkçe dersinde bütünlük ilkesinin gereği olarak temel dil becerilerinin geliştirilmesi sırasında dil bilgisi konularına da değinilmekte, söz konusu dil bilgisi unsurlarının işlevleri sezdirilmeye çalışılmaktadır. Bu çerçevede, çözümleme çalışmalarını tümevarım çalışmalarının tamamlayıcısı olarak görmek mümkündür. Bu yolla öğrencilerin fark etme, ilişki kurma, karşılaştırma, işlevini sezme, birleştirme gibi zihinsel becerileri gelişebilir. Çözümleme çalışmalarında uygulanan parçalama ve ayrıştırma tekniklerinin yardımıyla cümle ile ilgili bilgileri kavratmak kolaylaşabilir. Dil bilgisi öğretiminde tümevarım ve çözümleme yöntemini bütünlük yaklaşımı doğrultusunda uygulamak, işlevsel dil bilgisi öğretimine önemli katkılar sağlayabilir. Bu çalışmada Refik Halit Karay’ın “Eskici” adlı hikâyesi, söz dizimi açısından çözümlenmiş ve kullanışlı etkinlikler hazırlanmıştır. Bu etkinliklerin, çözümleme yönteminin niteliğini artırdığı ve bilginin beceriye dönüşmesini sağladığı söylenebilir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2227]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1449">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYAT DERSLERİNDE SESLİ ŞİİR OKUMA VE ŞİİR DEFTERİ TUTMA ETKİNLİKLERİ ÜZERİNE ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk Dili ve Edebiyat Dersi, Sesli Şiir Okuma, Şiir Defteri Tutma, Öğretmen e Öğrenci Görüşleri  ÖZET  Bu çalışma, edebiyat derslerinde sesli şiir okuma ve şiir defteri tutma etkinliklerine ilişkin öğretmen ve öğrenci görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 2009-2010 öğretim yılı ikinci döneminde yürütülmüştür. Öğrencilere bahar döneminde lisede edebiyat derslerinde yaptıkları sesli şiir okuma ve şiir defteri tutma etkinliklerine yönelik bir anket uygulanmıştır. Ankette 6 adet açık uçlu soru bulunmaktadır. Öğretmenlere ise, derslerde bu tür faaliyetler yapıp yapmadıklarını öğrenmek amacıyla 6 sorudan oluşan benzer bir anket uygulanmıştır. Araştırmaya 73 öğrenci ve 10 öğretmen katılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler frekans ve yüzdelerle açıklanmış ve yorumlanmıştır. Çalışma nitel araştırma türündedir. Bulgular, tablo biçiminde sunulmuş, öğretmen ve öğrenci görüşlerinden çarpıcı ve ilgi çekici olanlarından doğrudan alıntılar yapılmıştır. Elde edilen verilere göre öğrenciler; bu tür etkinlilerin derslere olan ilgiyi arttırdığını, şiire olan sevgiyi arttırdığını, derslerde kullanılan fon müziğinin duygusallıklarını ortaya çıkardığını, şiirler ve şiir defteri sayesinde daha çok şair tanıdıklarını, diğer derslerde de bu tür faaliyetlerin olması gerektiğini, kendilerini şiirle daha rahat ifade edebildiklerini belirtmişlerdir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1851]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1450">
    <dcterms:title><![CDATA[İKİNCİ YENİ ŞİİRİNİN ÜSLUBUNA BİR GEREKÇE OLARAK “İNSAN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, modernizm, birey, kentleşme, kapitalistleşme.  ÖZET  Kimi eleştirmenler İkinci Yeni şiir hareketinin üslubunu “muğlâklıktan kapalılığa, absürd ve saçmadan anlamsızlığa” kadar bir yığın sözle tenkit ederken; edebi metne yaklaşım biçimi açısından en temel unsurlardan birisi olan: “ şairler kendilerini yazarlar, yaşadıkları devirde devraldıkları malzemeden” kaidesini ıskalamışlar veya görmek istememişlerdir. İşte biz bu çalışmada deformasyon, sapmalar ve yoğun metinler arası göndermelerle okuyucudan çok ciddi bir gayret ve kültürel birikim isteyen İkinci Yeni şiir hareketinin üslubuna bir gerekçe olarak yaşadıkları devrin netice verdiği “insan” ön plana çıkarılacaktır. Bunu yaparken öncelikle İkinci Yeni’nin etkin olduğu 1950-60 yılları arasında Türk toplumunun sosyolojik durumun özetlenecek, sonrasında şairlerin gerek düzyazılarından gerekse şiirlerinden örneklerle savı destekleme yoluna gidilecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2290]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1451">
    <dcterms:title><![CDATA[SEZAİ KARAKOÇ ŞİİRİNDE “AŞKIN OKUNMAZ KIYILARI”]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, İkinci Yeni, aşk, cinsellik, kadın.  ÖZET  Osmanlı Türk mesnevisinin poetikasını oluşturmaya yönelik deneme niteliği taşıyan Victoria Rowe Holbrook’un “Aşkın Okunmaz Kıyıları” adlı eseri, Şeyh Galib’in “Hüsn ü Aşk” mesnevisi üzerinden Cumhuriyet Türkiye’siyle birlikte görmezlikten gelinen, yok sayılan bir duyarlılığın da izlerini sürer. Çağdaşı şairlerin kadını ısrarla meta durumuna düşürüp cinsel bir obje niteliği içerisinde algılatma çabalarına karşılık Karakoç da, “Mona Rosa” şiirinden itibaren çok uzaklardan bize aşina gelen ancak dillendiremediğimiz, eski mesnevilerden kalma bir aşk anlayışı ve tasavvurunu şiirlerinde anlatmaya başlar. Nitekim Karakoç, klasik edebiyatımızın çok meşhur mesnevilerinden birisi olan Leyla İle Mecnun’u çağdaş bir yorumla yeniden yazmıştır. Bu çalışmada, Karakoç’un aşk anlayışı ve kadını ele alış biçimş şiirlerindeki örneklerle belirlernirken; şairin düzyazılarındaki örnek metinler aracılığıyla ilgili konu üzerinden İkinci Yeni şairlerine yönelttiği tenkitleri de dikkatlere sunulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2302]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1452">
    <dcterms:title><![CDATA[NÂBÎ DÎVÂNINDA GEÇEN AVRUPA KÖKENLİ KELİMELER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Nâbî, Dîvân, kelime, Avrupa, dil. ÖZET  XI. yüzyılda Anadolu kapılarının Türklere açılmasıyla Orta Asya’dan göç eden Türkler Anadolu’ya yerleşmeye başlamışlardır. Buradaki halklarla kaynaşmaları sonucunda birçok yabancı kelime Anadolu Türkçesine geçmiştir. Türkler, ilk defa karşılaştıkları meyve, sebze, tarım aletleri, yemek kültürü, çiçekler ve denizcilik ile ilgili kelimeleri küçük bir ses değişikliği yaparak aynen almışlardır. Meselâ Yunanca “pisello” bezelye, “amanitari” mantar olarak kullanılmıştır. Ticarette kullanılan “poliçe” Karadeniz’de ve Akdeniz’de deniz ticareti yapan Venedikli tüccarlar tarafından İtalyancadan geçmiştir. XV. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’ya yönelme neticesinde bu bölgelerde yaşayan halkların ( Arnavut, Macar, Rumen, Bulgar, Hırvat, Makedon, Sırp vd.) dillerinden de binlerce kelime Osmanlı Türkçesine geçmiştir. XVII. yüzyıl dîvân şairi Nâbî’nin Dîvânında da Avrupa dillerinden geçmiş kelimelere rastlamaktayız. Meselâ, Türkçeye yerleşmiş ve çok değişik anlamlarda kullandığımız “efendi” kelimesi Yunancadan gelmiştir. Bunun gibi binlerce kelime Türkçeye girmiş ve Türkçe ile bütünleşmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2270]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1453">
    <dcterms:title><![CDATA[DİRENİŞ VE DİRİLİŞ’İN ŞİİRE DÜŞEN AKS’İ: ARİF AY’IN ŞİİRİNDE KUDÜS VE BOSNA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Direniş, Diriliş, Bosna, Kudüs, Arif Ay.  ÖZET  Son dönem Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Arif Ay, şiirinin temelini umut ve direniş kavramlarını merkeze oturtarak oluşturmuştur. Şüphesiz diriliş, ancak direniş ve umudun olduğu yerde gerçekleşir. Bu nedenle Arif Ay’ın şiirlerinde direniş, beraberinde diriliş’i getiren zorlu ama onurlu bir süreçtir. Şairin şiirlerinde, zulmün olduğu yerde, insan olmanın gereği olarak bir “karşı koyuş’ vardır. Bu nedenle Kudüs ve Bosna şehirleri, bu kavramların birer simgesi olarak şairin eserlerinde sıkça görülmektedir. Çünkü her iki şehir de İslam medeniyetinin yaşatıldığı yerlerdir. Ayrıca, şiirlerde şehir-insan-tarih üçlemesinin birbirini tamamlayan unsurlar olduğu ve geleceği de bu üç unsurun birbiriyle olan ilişkisinin şekillendireceği üzerinde durulmaktadır. Bu noktada direniş ve diriliş kavramları büyük önem taşımaktadır. Her iki eserdeki şehir-insan-tarih bütünleşmesini sağlayan ve geleceğini çizen de bu kavramlardır. Bu çalışma, Arif Ay’ın 2011’de yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabındaki “Bosna, Âh Bosna” ve “Kudüs” şiirlerini inceleme amacını taşımaktadır. Şiirlerde Kudüs direniş’in; Bosna için ise hem direniş hem de diriliş’in simgesi olduğu için, şehirler bu kavramlar ışığında ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2287]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1454">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ DİVANI ÖRNEĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiiri, Ehl-i Beyt, Malatyalı Sabrî, Sabrî, Methiye  ÖZET  İslâmî-Türk Edebiyatı’nda gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse hadislerde geçen bazı atıflar sebebiyle şairlerimiz, Hz. Peygamber’e, dört halifeye ve ehl-i beyte karşı her devirde daima derin bir alaka ve muhabbet içinde olmuşlardır. Şairler, Hz. Peygamber ve onun ehl-i beytine teveccüh ve bağlılıklarını, çeşitli nazım şekilleri ve türlerde yazmış oldukları şiirlerle göstermeye çalışmışlardır. Bu gelenek çerçevesinde şiir yazan şairlerden biri de son devir sanatçılarından biri olan Malatyalı Sabrî’dir. Sabrî, ehl-i beyte karşı duymuş olduğu derin sevgiyi, onların faziletleri ve mâruz kaldıkları üzücü olayları divanında yer alan gerek aruz gerekse hece vezniyle yazmış olduğu pek çok şiirde ele almıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2211]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1455">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRIM TATAR KÜLTÜR TARİHİNDE “TONGUÇ” İLE “ŞAFAK” RİSALELERİNİN ÖNEMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: İsmail Gaspıralı, Tonguç-Şafak, Kırım, Tatar.  ÖZET  1883 yılında ilk Kırım Türkçesiyle süreli yayın “Tercüman” gazetesi yayına başlamıştır. Yayının kurucusu, Türk Dünyasında aydınlatma faaliyetlerinin öncüsü olan İsmail Gaspıralı’nın bu mühim yayını önseci süreli yayın denemeleri olan 2 önemli mecmua “Tonguç” ile “Şafak”’ın meydana geliş tarihleri, muhtevaları vb üzerine yapılan bir çalışmadır. Kırım Türk Tatarcasıyla 1881, 1883’lerde yayınlanan “Tonguç” ile “Şafak” risaleleri Volgaboyu Tatarları, Orta Asya Türk boyları, Kafkas Türkleri vb arasında bilinen içtimai-edebi yayınlardır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2293]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1456">
    <dcterms:title><![CDATA[“ISSIZLIĞIN ORTASINDA GEÇ KALMIŞ ÖLÜ”NÜN KİMLİK ARAYIŞI VE AİT OLAMAMA DİYALEKTİĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mehmet Eroğlu, yabancılaşma, kimlik arayışı.  ÖZET  Türkiye’de 1960’lı ve 1970’li yıllar arasında yaşanan siyasal ve toplumsal durum ile bağlantılı olarak, kendini Sosyalist kökenli Marksist olarak gören Mehmet Eroğlu; toplumda meydana gelen “yabancılaşma” ile doğru orantılı olarak gelişen gerçeklik ve bu gerçekliğin karşısında, kimlik arayışına giren bireyin ruhsal açmazlarını irdeler. Mehmet Eroğlu, “Issızlığın Ortası” ve “Geç Kalmış Ölü” romanlarında dış dünyaya yabancılaşan bireyin modern dünyanın olgularına yenilişini, edilgen hâle gelişini ele alır. Bireyin, “kimlik arayışı” nı, “kendinden kaçış” ını, yaşama ve kendine olan inancını yitirişini ve sonuçta da “kendini bir yere ait hissedememe” sini; karakterlerin ruhsal çözümlemelerini yaparak ifade eder. Çalışma iki ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, yazarın hayatı ve edebî kişiliği ele alınmıştır. İkinci bölümde, ait olamama ve kimlik arayışı izlekleri temel alınarak belli başlıklar halinde açımlanmıştır. Çıkarım bölümünde ise, çalışma ile ilgili toparlayıcı, genel yargılara yer verilerek, çalışma tamamlanmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2182]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1457">
    <dcterms:title><![CDATA[RESİMLİ UYANIŞ SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNDE YAYINLANAN KEDİ PENÇESİ BAŞLIKLI İMZASIZ YAZILARLA İLGİLİ BİR DEĞERLENDİRME: 131 - 156 SAYILAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Servet-i Fünun, Basında Eleştiri, Resimli Uyanış, “Kedi Pençesi” Başlıklı Yazılar, Edebi Tenkit.  ÖZET  Bütün ülkelerin edebiyatının gelişmesinde süreli yayınların özellikle mecmuaların yadsınamayacak bir katkısı vardır. Bizim ilk gazetecilerimizin neredeyse tamamının, dönemin önemli edebi şahsiyetleri olduğunu düşündüğümüzde, herhalde süreli yayınların edebiyatın gelişimine katkısı, hiç bir milletin edebiyatında bizdeki kadar olmamıştır. Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis’in daha çok halkı bilgilendirmek ve bu bilgiler aracılığı ile onları yönlendirmek görevi vardı. Tercüman-ı Ahval’den itibaren gazetelerin ve gazetecilerin kendilerine biçtikleri en önemli görev ise, halkı her alanda bilinçlendirmek olmuştur diyebiliriz. Bu bilinçlendirme görevinde ise hikâye, temsil, şiir, yerli yabancı roman tefrikaları ve fıkra gibi edebi ürünler en önemli araçların başında gelir. Hatta bazı gazetelerin edebi mecmua hüviyetinde çıktığını da söylemeliyiz. II. Abdülhamit devrinde Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünun Dergisinde, fen ve teknolojiden edebiyata, edebiyattan siyaset ve sanata birçok alanda yazılar yayınlanmış ve Türk Edebiyatının çok önemli akımlarına ev sahipliği yapmıştır. Biz bu çalışmamızda Kedi Pençesi başlığı ile Servet-i Fünun’da imzasız yayınlanan yazıların on beş sayılık (131-156 arası) bölümünü değerlendirmeye çalışacağız. Daha çok edebi tenkit ve edebi kalem kavgası türündeki bu yazılarda, yazarın muhatabını tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Söz konusu yazılar daha çok dönemin eleştiri üslubunu ortaya koymaya yönelik şekilde ele alınacak ve basında Münekkit’ lik konusuna dikkat çekilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2298]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
