<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1428">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK YAZI ESERLERİNDEKİ ATASÖZLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kazakistan Cumhuriyeti, N.A. Nazarbayev, Müslümanlar, atasözleri, Orta Asya, Türk edebiyatı.  ÖZET  XI-XII yüzyıllar tarihte müslümanların geliştiği devir olarak bilinmektedir. Bu devirde Orta Asya’da Karahanlılarla başlayan edebiyat, kültür ve sanat gelişimi tarihte görülmemiş zirvesine ulaştı. Türki milletlerin manevi, medeni ve tarihi hayatında özellikle bu devirde yaşamış olan büyük düşünürlerin, ilim adamlarının, edebiyat ustadları ile dilci ulemanın Türki dillerinin güzel edebiyatının gelişimine oldukça büyük katkıları olmuş ve onlar sonraki nesiller için zengin edebi ve medeni miras bırakmış bulunmaktadır. Kökü ta derinlere kadar gitmekte olan halkımızın paha biçilmez mirasına değinen Kazakistan Cumhuriyeti cumhurbaşkanı N.A. Nazarbayev bir konuşmasında: “Bu uçsuz bucaksız bozkırı öteden beri mekan tutmuş olan halkımızın tarihi kökleri çok derinlere kadar ulaşmaktadır. Onun kendine özgü dünya görüşü, kökleşmiş milli gelenekleri, gelişmiş büyük kültür ve medeniyeti vardır. Eskilere gömülmüş kadim devirleri karıştırmasak da yakın dönemlik tarihi bulunan Türk hakanlıkları devrinden bugüne kadar ulaşmış olan tarihi ve kültürel eserleri bile Türk uygarlığının seviyesini göstermesi bakımından yeterlidir. Jusip Balasağuni’nin “Kutadgu Bilig’i”, Mahmut Kaşgari’nin “Türk Sözlüğü”, Hoca Ahmet Yesevi’nin “Divan’ı Hikmet’i”, Ahmet Yügineki’nin “Hakikat hediyesi” gibi eşiz eserleri, ayrıca dünyanın ikinci hocası diye bilinen Ebu Nasır El-Farabi’nin bugüne kadar araştırılmış olan muhteşem mirasları büyük bir tarihin, yüce bir medeniyetin ve tükenmez bilginin ebedi meyveleridir” diyerek bu mirasın gelecek nesil için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmektedir. Halkımız hep «sözdin körki - makal», yani “sözün özü atasözlerdir” diye bilmektedir. Asırlar derinliğine ibret nazarıyla baktığımızda atalarımızın hayat tecrübesinden çok anlamlı ibretler çıkarttıkları ve bunu hikmetler dolu sayısız çok atasözlerle nasıl bize aktarmaya çalıştıklarını görürüz. Her dilin en ince ve inci sözleri babalarından miras olarak aldıkları bu nevi hikmetli sözleri olduğu kuşkusuzdur. Bunlar halkla bir bütündür ve ayrılmaz bir parçasıdır. Kazaklarda buna makal-metel derken, Türk halklarında buna genelde atalar sözü denilmektedir. Bu makalede Türk halkları medeniyetinde ve hayatında kendine özgü özel bir yeri bulunan eşsiz babalar mirasından biri olan nakiller, hikmetler ve atasözleri üzerinde durulup, onları ihtiva ettiği anlamı ve içeriği açısından Kazak halkının makal-metelleriyle karşılaştırılması yapılmıştır. Böylece güzel edebiyatımızın ne kadar yüksek bir medeniyetin parçası olduğuna ve kökünün ne kadar derinlere kadar gittiğine şahit olunmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2240]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1429">
    <dcterms:title><![CDATA[AZERİ AĞIZLARI VE ÇAĞDAŞ TATAR DİLİNDE KULLANILAN BİR KISIM ESKİ TÜRK KÖKENLİ KELİMELERİN DİLBİLİM VE KÖKENBİLİM AÇISINDAN AÇIKLIANMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Ağızlar, dil tarihi, dilbilmsel analiz, kökenbilimsel araştırma. ÖZET  Dilin tarihinin eskiliyi halkın, onun bulunduğu coğrafi mekanın eskiliği demektir. Fakat o eskiliği koruyan ve tespit eden maddesel esasın da önemli etmen olduğunu unutmamak gerek. Dillerin öğrenilmesinde böyle bir esas olarak ağızlar ele alınmaktadır. Ağızlar canlı tarihtir, çünkü dil tarihinin öğrenilmesinde yazılı kaynakların yanısıra ağızlarda bulunan dil olgularının değeri büyüktür. Ağızlar eski dil ve kelime birimlerinin ilk yazılı anıtlarla karşılaştırılması, kelimelerin oluşum ve gelişim tarihinin izlenilmesi, araştırılması, onların yeniden yapılandırılması suretiyle eski biçimlerinin bulunmasına olanak sağlıyor. Türk dillerinin teşekkül ve biçimlenme dönemlerinden yüzyıllar geçmesine rağmen ağızlar yüzlerce eski sesbilgisel, dilbilgisel ve biçimbilgisel unsurların korunmasına imkan sağlamış, söz varlığının zenginleşmesinde rol oynamıştır. Azeri dili ve tarihinin biçimlenmesinde rolü olan kıpçak, oğuz- selcuk boylarının dil özelliklerini, dilbilgisel ve biçimbilimsel unsurlarını ağızlar hala da yansıtmaktadır. Günümüz ağızlarda değişik Türk dillerinde, ayrıca Tatarcada kullanılan pek fazla kelimeye rastlamaktayız. Bu kelimeler Azericede ağız seviyesinde korunmasına rağmen Tatarcada edebi dilde kullanılıyor. Bunlara abzar, küp, adaş, baytal, aru, bike, xatın, əytü, təmiq ve diger kelimeleri örnek verebiliriz. Bu kelimelerin kökenbilim açısından araştırılması Azeri ve Tatar dilleriyle beraber tüm Türk dillerinin dil tarihinin öğrenilmesi için önem taşır. Şunu da kaydedelim ki, ağızlarda taşlaşarak kalan kelimelerin açıklanması günümüzün sorunlarından birine dönüşen bir meseleyi - halkımızın bu toprakların asıl sakinleri olgusunu da ortaya koymaktadır. Ağızlar eski boyların her türlü özelliklerini iyi şekilde koruyabilen yegane kaynaktır. Bu yüzden de yazılı kaynaklarda rastlanan özellikler ümumhalk dilinde bulunmasa bile, ağızlarda yaşayabilir ki, bu da araştırmalar için en değerli özelliktir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1995]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1430">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZ ÇALIŞMALARINDA KULLANILAN YÖNTEMLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi Ağızları, diyalektoloji, yöntem.  ÖZET  Türkiye Türkçesi Ağızları ile ilgili ilk çalışmalar 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmeye başlamaktadır. İlk yıllardaki folklorik malzeme derlemeye dayalı olarak gerçekleştirilen çalışmalar yıllar geçtikçe yerini mukayeseli ve tasvirî ağız çalışmalarına bırakmıştır. Ağızlar, bünyelerinde barındırdıkları arkaik ve özel yapılar sayesinde Türk dilinin belli bir sebebe bağlanamayan hususlarının aydınlatılması için son derece önemlidir. Bu bakış açısı ile Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine hazırlanan pek çok çalışma ileride hazırlanacak mükemmel bir tarihî gramere yardımcı olacaktır. Hazırlanan ağız çalışmalarının tamamında gerek ele alınan bölgenin sınırları gerekse yöredeki etnik durumlar gibi etkenler nedeniyle takip edilen müşterek bir yöntem bulunmamaktadır. Çalışılacak bölgenin tercih sebebi, derleme, fişleme ve soruşturma gibi hususların da yer yer farklı yöntemlerle yapıldığı görülmektedir. Bunların yanı sıra söz konusu çalışmalarda ortak noktaların bulunduğu da görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye Türkçesi Ağızları üzerine yapılan incelemelerde kullanılan farklı ve ortak yöntemler örneklerle ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1849]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1431">
    <dcterms:title><![CDATA[KLASİK TÜRK ŞİİRİNİN SANAT FELSEFESİ BAĞLAMINDA OKUNMASINA DAİR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sanat Felsefesi, Estetik, Klasik Türk Şiiri. ÖZET  Klasik Türk şiirinin estetik temelinin nereye ve nasıl dayandığına dair sorular bugüne kadar Şark edebiyat geleneğinin kendi dinamikleri içerisinde çoğu kez gündeme getirilmiş, bu sınırlı çerçevede incelenmiş, tartışılmış fakat tutarlı bir cevaba ulaşılamamıştır. Dolayısıyla Klasik estetiğin neliği ve nasıllığı ile ilgili hükümler devamlı olarak değişkenlik göstermiş, geçerliliği olan bir temele oturtulamamıştır. Estetiğin esas itibariyle duygusallığın sağladığı bilgilerin bilimi olması ve birikimini ekseriyet güzellik kavramı üzerine inşa etmesinden hareketle Şark edebiyat geleneğinin estetik temellerini felsefi düzlemde aramak, cevap aranan pek çok soruya çözüm bulmada önemli katkılar sağlayacaktır. Teknik açıdan XIII. ve XIV. asırlarda sistematize olmaya başlayan Klasik Türk şiiri, estetik boyutunu Arap, İran, Hint ve özellikle Yunan kültürlerinden oluşan heterojenik bir sentezden kazanmış ve güzellik kavramını, idealize edilmiş platonist bir aşkın merkezinde inşa etmiştir. Klasik Türk şiirinin teşekkülünde çok önemli bir yere sahip olan tasavvufî nazariyelerin de ontolojik ve epistemolojik kaynağının, İslamî düşünceden daha çok Antik Yunan felsefesi olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda reel dünyadan soyutlandırılmış bu edebiyat anlayışının sadece varlık ve bilgi düzeylerini değil temel aldığı estetiğin neliğini ve nasıllığını da felsefede aramak söz konusu problematiğin çözümüne kapı aralayacaktır. Klasik şiir estetiğinin Aristo kaynaklı taklit (mimesis), Platon merkezli idea esasına mı dayandığı yoksa hayal gücünden aldığı ilhamla bir yaratma teşebbüsünden mi ibaret olduğu ve tüm bunlardan hareketle Klasik Türk şiir geleneğindeki güzelliğin doğaya mı yoksa sanata mı dahil edilmesi gerektiği gibi estetiği ilgilendiren sorular, Klasik Türk şiirindeki edebi zevkin nereden kaynaklı olduğunu açıklamaya yönelik pek çok cevabı bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışmada Klasik Türk şiirinin estetik temelleri, sanat felsefesinden hareketle izah edilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2229]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1432">
    <dcterms:title><![CDATA[KIBRIS RUM KESİMİ TARİH DERS KİTAPLARINDA “TÜRK” VE “TÜRKİYE” İMAJI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Meselesi, Rum Ders Kitapları, Türk ve Türkiye İmajı, Enosis.  ÖZET  Bilindiği üzere günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli dış politika meselelerinden biri de “Kıbrıs Meselesi”dir. 1877- 1878 Osmanlı- Rus Savaşı’nın siyasî sonuçlarından olarak, Kıbrıs’ın idaresinin İngilizlere geçmesiyle birlikte, Türkler açısından günümüze kadar sürecek bir “Kıbrıs Meselesi” de başlamış bulunuyordu. Balkan Savaşları ve arkasından I. Dünya Savaşı’nın getirdiği şartlar Kıbrıs Türkleri’nin problemlerini gittikçe artırdı. 1958 Zürih ve 1959 Londra Antlaşmaları çerçevesinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti de barış ve huzur ortamını getiremediği gibi, Ada Türkleri’ne yönelik baskı ve sindirme harekâtı, dozunu artırarak devam etti. Ada’nın Yunanistan’a ilhakı anlamına gelen “Enosis”i gerçekleştirme harekâtı, garantör ülke olarak Türkiye tarafından 1974 Kıbrıs Barış Harekâtıyla önlendi. Bu tarihten itibaren Kıbrıs Türkleri barış ve huzur ortamına kavuşmaya başladı. Bu barış ve huzur ortamında Ada’daki Türkler, siyasî erklerini de ispat ederek KKTC adıyla kendi devletlerini kurarak medenî dünyada insanca ve hür olarak yaşama ve tanınma mücadelesi içine girdiler. Ancak, “Enosis” idealini hiçbir zaman zihinlerinden silemeyen Kıbrıs Rumları, Adanın tümünü temsil ettiği iddiasıyla, kalıcı bir barışın tesisine katkı sağlamaktan uzak durmaktadır. Bugün Kıbrıs Türkleri hür ve eşit şartlarda Adada var olmanın mücadelesi içindedirler. Her iki toplum arasında eşitlik ve dostluk duygularının gelişmesi şüphesiz eğitim sisteminde “öteki” kavramına bakışla yakından alâkalıdır. Bu açıdan ders kitaplarında ve özellikle “tarih ders kitapları”nda her iki toplumun birbirine bakışı, gelecekte kurulması düşünülen kalıcı barışın tesisi açısından önem arzetmektedir. Bu düşüncelerden hareketle, bu bildiride, Kıbrıs Rum Kesimi tarih ders kitaplarında “Türk” ve “Türkiye” imajı, tespit edilmiştir. Sözkonusu tarih ders kitaplarında halen okutulmakta olan Lise kitapları esas alınırken, yeri geldiğinde ilköğretim kitapları da dikkate alınmıştır. Kıbrıs Rum Kesimi eğitimi, Yunanistan eğitim sisteminin bir parçası olduğundan, Kıbrıs Rum Kesimi ders kitaplarında ortaya konan “Türk” imajı, bir bakıma Yunanistan ders kitaplarındaki “Türk” kavramı hakkında da önemli ipuçları verecektir. Dolayısıyla Ada Rumlarındaki “Türk” ve “Türkiye” imajı tespit edilirken, Balkan barışı açısından fevkalâde önem arz eden “Yunanistan’ın Türk dünyasına bakışı” da kısmen anlaşılmış olacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2025]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1433">
    <dcterms:title><![CDATA[TERCÜME-İ TEVĀRİH-İ YEZDİ VE DİL ÖZELLİKLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tercüme-i Tevārih-i Yezdi, Dil Billimi, XVI. Yüzyıl Anadolu Türkçesi, İslam Tarihi.  ÖZET  “Tercüme-i Tevārih-i Yezdi’’ XVI. yüzyıla ait tercüme bir tarih metnidir. Tarih gibi geniş bir alanı kapsadığı için söz varlığı bakımından zengindir. Döneminin söz varlığı ve dil özellikleri açısından Türk Dili araştırmacıları için malzeme oluşturmaktadır. Konusu itibariyle de, tarih araştırmaları için önemli bir kaynaktır. Birçok yünüyle ilgi çeken eser üzerine doktora çalışması yapılmaktadır. Metnin çevirisi, dil özelliklerinin incelenmesi ve sözlük çalışması olmak üzere gerçekleştirilecek çalışmanın amacı; alanla ilgilenen tüm araştırmacılara söz varlığı ve dil özelliklerini ortaya koyarak yardımcı olmaya çalışmaktır. Pek çok katalog taramasının ardından Kütahya-Tavşanlı Zeytinoğlu Kütüphanesi’nde tespit edilen eser tek nüshadır. Eserin isminin kataloğa farklı kaydedildiği anlaşılmıştır. Eser, ‘‘Tevārih-i Pezdavi Tercümesi’’ adıyla kayıtlanmıştır. Fakat eserin iç kapağında, yazarın düştüğü notta, bu ismin Pezdavi değil Yezdi olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca yazar eserini bitirirken de son sayfanın ilk satırında ‘‘Tevārih-i Yezdi tercemesin bu arada bitti’’ şeklinde yazmıştır. Eser 43 Ze 527 katalog numarası ile kayıtlı olup 273 yapraktır. Genel olarak 20 satır olan eserin bazı sayfaları 19-21 satır arasında değişkenlik gösterir. Yazı türü Arap, konusu İslam tarihidir. Eserin son sayfasında belirtildiği üzere Yezdi adlı bir şahıs tarafından hicri 989 (miladi 1582) yılında tercüme edilmiştir. Eserin yazılış tarihi de yine yazar tarafından son satırda belirtilmiştir. Yine eserin içinde geçen bilgilerden hareketle Farsça başka bir eserden tercüme edildiği anlaşılmaktadır. Yazmanın kimi yerlerinde Ebu Cafer Muhammed Bin Cerirü’t-Taberi’nin ismi kimi yerlerde ise eseri Tarih-i Taberi’nin ismi kullanılmıştır. Bu sebeple Yezdi’nin eserini Ebu Cafer Muhammed Bin Cerirü’t-Taberi’den tercüme ettiği düşünülmektedir. Oldukça hacimli olan eser harekesiz olmakla birlikte kimi yerleri özellikle harekelenmiştir. Dil özellikleri olarak arkaik özellikler gösteren sözcükler bulunmaktadır. Bu bildiride yazma çeşitli yönleriyle tanıtılmış, metinden örneklerle metnin imlası, fonetik ve morfolojik özellikleri üzerinde durulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2251]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1434">
    <dcterms:title><![CDATA[BAKİ’NİN ŞİİRLERİNDE İNSAN-TABİAT İLİŞKİSİ HAKKINDA BAZI DEĞERLENDİRMELER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Baki Divanı, Klasik Tarz, Modern İnceleme Yöntemleri. ÖZET  Günümüzde, özellikle klasik Türk şiir metinlerini okuma, anlama ve yorumlama sürecinde bazı müşküllerin varlığı bilinen bir gerçektir. Şair-metin-okur bağlamında karşılaşılan bu zorluklar/açmazlar bir kısım bildiri ve makalelerimizde dile getirildi. Hâlihazırda, şiir metinlerini anlama ve yorumlama konusunda “Klasik Tarz”ın dışına çıkılmadan, bir başka ifadeyle söyleyecek olursak çağdaş Batılı yöntemlerden yararlanılmadan sürdürülmektedir. Bunun sonucu olarak, metnin anlam tabakalarına yani çok anlamlılık yapısına ulaşmamız zorlaşmaktadır. Elbette, klasik tarzdan feragat edilmemeli; ancak, sürekli gelişen, yenilenen çağdaş edebiyat kuram ve yöntemleri de dikkate almak icap eder. İşte bu kısa açıklamanın ışığında, Baki Divanı’ndaki insan-tabiat ilişkisini ihtiva eden beyitlerden bazıları yorumlanacaktır. Baki insanda tabiatı ve aynı zamanda tabiatta insanı görmeye çalışan, bunda da gayet başarılı olan bir usta şairdir. Bu hususta hem çağdaşı hem de daha sonraki yüzyıllarda yaşayan şairler tarafından örnek alınmıştır. Elbette, Baki’de olduğu kadar, diğer Divan şairleri için de insan-tabiat ilişkisi aynı özellikleri taşır; ancak, ele alınacak örnek metinlerin yorumları, öteki sanatçıların metinlerini anlama ve açıklama hususunda katkı sağlayacaktır. Metinleri anlama ve yorumlama sürecinde, temeli Klasik Tarz oluşturacaktır; aynı zamanda çağdaş yöntemlerden de istifade edilecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2257]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1435">
    <dcterms:title><![CDATA[KÖŞE YAZARLARININ KALEMİNDEN ÇAĞDAŞ TÜRK BASINININ EVLİYA  ￼CUMHURİYET VE MİLLİYET GAZETELERİ ÖRNEĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Basın, Cumhuriyet Gazetesi, Evliya Çelebi, Milliyet Gazetesi, Seyahatname.  ÖZET  Tarihsel, coğrafi, etnik ve teknik açılardan başka kaynaklarda kolay karşılaşılamayan bilgilerle dolu olan amatör seyyah Evliya Çelebi’nin eserinde pek çok insan, yer ve olaya rastlanmaktadır. Evliya Çelebi, 17. yüzyıl tarihli Seyahatnamesi’nin renkliliğinin paralelinde çizgi filmlerden belgesellere uzanacak düzeyde farklı projelere esin kaynağı olmuş ve günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Evliya Çelebi ile Seyahatnamesi, Türk basınının da kullandığı temalar arasında yer almış; hatta gazete köşelerinin ön planda tutulan fenomenlerinden biri olmuştur. Cumhuriyet ve Milliyet gibi gazetelerin dünden bugüne uzanan panoramaları içinde Evliya Çelebi ve Seyahatnamesi, M. Turhan Tan, Burhan Felek, Refii Cevat Ulunay, Melih Aşık, Taha Akyol gibi birçok köşe yazarı tarafından gazete sütunlarına taşınmıştır. Köşe yazarlarının başvuru kaynakları arasına giren Seyahatname, coğrafya, tarih, folklor ve birçok alan ya da disiplinle ilişkili olarak değerlendirilmiştir. Evliya Çelebi ile eserinin geçtiği gazete pasajları, Seyahatname’nin Türkiye’de basılması çalışmalarından, çok gezen siyasilerin meşhur seyyahla özdeşleştirilmesine, turizme, spora, iktidarda bulunanlardan geçinmeyi alışkanlık haline getirenlere, 20. yüzyıl sonlarında Balkanlarda yaşanan politik sorunlara ve aslında daha birçok farklı konuya yayılacak şekilde geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Yazarların Evliya Çelebi ve Seyahatname eksenli aktarım ya da yorumları, ünlü gezgin ile eserini, günümüz yaşantısına ve değerlerine ulaşabilmek, bunlara tanı koyabilmek veya karşılaştırma yapabilmek açısından bir çıkış noktası haline getirmektedir. Bu bağlamda Seyahatname’deki anlatı, nerden nereye gelindiğini göstermek, son döneme yönelik olguları somutlaştırabilmek ve bir takım sonuçlar çıkarabilmek için bir kriter haline dönüşmekte ya da dönüştürülmektedir. Böylece günümüze yönelik algıyı etkilemektedir. Diğer yandan yayın organlarında ulaşılan bulgular, medyanın Evliya Çelebi’yi nasıl algıladığını gösterirken aynı zamanda kamuoyunun algılama şekline yönelik fikir vermektedir. Bu çalışma, Evliya Çelebi ve Seyahatnamesi’nin iki gazetenin köşe yazarları aracılığı ile basın düzlemine nasıl taşındığını ve ünlü gezginin modern Türk basını üzerindeki etkisini örneklemek amaçlıdır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2266]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1436">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRIMTATAR HALK YIRLARININ USLUBİ ÖZELLİKLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: söz, tasviriy vastalar, dil, üslup, kırım tatar dili.  ÖZET Üslübiyette, yani konuşma, kitap usülü ve halk yırlarında, bediy eserleri dilinde Kırım Tatar dilin söz zenginliği, gramer kuruluşu ve fonetik araçlar buyük önem taşır. Üslübiyet hakkında belli şahıs Ömer İpçi şöyle demişti: «Muellifin üslübü onun saçların rengine, gözlerin hareketi, dilin çevirinmesi ve kalbinin atışına benzer; usul burun gibi,her keste farklıdır. Leksikoloji bölümüne ait o tasviriy vastalarla bağlı konular üzerinde yapılan araştırmalara dayanarak konu açıklanıyor; Toplam – Kırım Tatar halk yırlarında mecazın kullanışı. Kırım Tatar dilinde mecaz yirlarin dilinde çok kullanılır. Mecazın kendine has özelliklere sahip, nutkun çeşit inceliklerine yansıyor. Dilde yaygın olan vasıtalar (kıyaslar, mecazlar, kıyaslar, mübalağalar, allegoriler) sanatsal ve edebiy anlamı tamamlamak için hizmet ederler. Yirlarda edebiy sanaat sözlerinin kullanmayı düşündüğü leksik materyali seçtığı basamak en ilginç safhadır, çünkü özellikle leksik materyal tıpkı bir ayna gibi halk yırlarının manasını yansıtır. edebi sanatlarını ifade eden kelimeler problemi hala bugün en esas, hem de aktüel meselelerinden biridir. Dilbiliminde edebi sanatların mahiyetini ve önemini esas alacak olursak, ortaokul ve lise programında konuşma gelişimi sırasında edebi sanatlar (metafor (mecaz), hiperbol (mübalağa), ironi (mizah), kıyas, epifor, grotesk, alegori) öğrenildikçe bunlar hem dilin zenginliği, hem anlam kanunlarının gelişim surecinin sonucu oluyor. . Dilin tasviri vasıtalalrı klasik eski dönemlerden beri kendilerine dikkat çekiyorklar. Onlar retorikte, şiiriyette ve diğer dağlarda etraflı bir şekilde tasvir olunuyor. Onların klasifikasyonu çoktan işlenildi. Tropların mahiyeti sözcüksel biriminin geleneksel kullanımında verilen ve şu birimiyle sanatsal konuşmada özel üslübi fonksiyonunda gelen anlamların karşılaştırmasındadır. Tropların metin yorumlamasında ve anlamasındaki rolü yardımcı olsa bile, çok önemlidir. Leksikoloji bölümüne ait o tasviriy vastalarla bağlı konular üzerinde yapılan araştırmalara dayanarak konu açıklanıyor; genel olarak – Kırım Tatar dilinde mecazın kullanışı. Kırım Tatar dilinde mecaz bediy eserin dilinde, ilmiy usul ile yazılmış metinlerin dilinde çok kullanılır. Mecazın kendine has özelliklere sahip, nutkun çeşit inceliklerine yansıyor.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2165]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1437">
    <dcterms:title><![CDATA[KÜLTÜREL SÜRECE KATKILARI BAĞLAMINDA TÜRKİYE’DE EDEBİYAT-SİNEMA İLİŞKİSİNİN ÖNEMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk Edebiyatı, Türk Sineması, Kültürel Kimlik, Kültürel Yapı.  ÖZET  Kültür bir toplumun tarihsel süreç içerisinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı maddi ve manevi özellikler bütünüdür. Sanat ise gerek yaratım gerekse sunum süreçleri boyutuyla kültürel kimlik verilerinden hem faydalanan hem de bunun aktarımını ya da yeniden şekillenmesini sağlayan en prestijli araçtır. Tüm sanatların bileşkesi konumunda olan sinema ise görsel ve işitsel boyutuyla bunu sağlayan en hızlı ve en etkili araçtır. Dünya sinemasında da köklü bir tarihe dayanan sinema- edebiyat ilişkisi, ülkemizde adeta olmazsa olmaz boyutuyla günümüze kadar süreklilik arz etmiştir. Türk sinema tarihi başlangıcından günümüze kadar Türk edebiyatını kendisine kaynak edinmiştir. Sosyal- siyasal ve ekonomik unsurların sıklıkla değiştirdiği ve yeniden biçimlendirdiği Türk toplumsal yapısıyla beraber, kültürel unsurlar da sürekli yeniden şekillenmiştir. Türk kültürel tarihini maddi manevi tüm unsurlarıyla başarılı bir şekilde kendisine konu edinerek yansıtan Türk edebiyatından yapılan uyarlama filmler Türk sinema tarihinde ayrı bir önem oluşturur. Toplumsal yapısı gereği görsel unsurların yazınsal unsurlardan daha çabuk algılanıp özümsendiği ülkemizde, sinema geniş ve farklı yapılardaki kitlelere ulaşabilen bir sanattır. Edebi eserlerin görsel bir sanat olan sinema filmlerine dönüştürülmesi gerek sinema sanatına olan ilgi gerekse filme kaynak olan metne duyulan merak boyutunda daha ilgi çekici konuma gelmiştir. Bu bağlamda sinema Türk edebiyatında konu edinilen kültürel yapı öğelerini daha geniş kitlelere ulaştırma başarısını sağlamıştır. Bildiri metni bu bilgiler ışığında özellikle Türk sinemasının edebi eserleri kaynak edinme yoluyla kültürel kimlik oluşturma ve kültürel mirası aktarma üzerindeki rolünü ve önemini incelemeyi amaçlamaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1859]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
