<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1408">
    <dcterms:title><![CDATA[GAGAVUZ TÜRKÇESİNDE KORUNAN ESKİ OĞUZCA SÖZCÜKLER ÜZERİNE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Eski Oğuz Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Eskicil Sözcükler.  ÖZET  Türkiye Türkçesine çok yakın; hatta Türkiye Türkçesinin bir ağzı gibi değerlendirilen Gagavuz Türkçesi, Oğuz lehçeleri içinde yazı dilini en son oluşturan Türk lehçesidir. XX. yüzyılın başında yazı dili haline gelen Gagavuz Türkçesinde; edebî eser zenginliği ve çeşitliliği, diğer Türk lehçeleri ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Var olanlar ise düzyazıdan daha çok şiir türünde kaleme alınmıştır. Bu eserlerde kullanılan sözcüklere bakıldığında, Türkçe kökenli sözcüklerin yanında önemli oranda alıntı sözcüklere de rastlanılmaktadır. Başta Batı dillerinden Rusçadan, Rumenceden, Bulgarcadan ve Yunancadan Gagavuz Türkçesine çeşitli nedenlerle çok sayıda sözcük geçmiştir. Çünkü Gagavuz Türklerinin yıllar boyu Slav ve Roman topluluklarıyla bir arada yaşamaları ve Hristiyan (Ortodoks) dinine mensup olmaları, bu topluluğun dil ve kültür yapılanmasında derin izler bırakmıştır. Hatta bu etki daha da ileri gitmiş; Gagavuz Türkçesinde Türkçenin alışılagelmiş söz dizimi kuralları, Batı dillerinin etkisiyle oldukça farklılaşmıştır. İkinci olarak bu sahada Osmanlı Türkçesi üzerinden Gagavuz Türkçesine geçen pek çok Arapça ve Farsça sözcük de bulunmaktadır. Bunlara rağmen Gagavuz Türkçesinin sözcük kadrosunun çoğunluğunu Türkçe kelimeler oluşturmaktadır. Türkçe sözcüklerin büyük bir kısmı, Türkiye Türkçesinin yazı dilinde de görülen ve anlam itibarıyla Türkiye Türkçesinden hemen hemen hiç farklılık göstermeyen sözcüklerdir. Az bir kısmı ise Eski Oğuz Türkçesindeki anlamını ve biçimini koruyan sözcüklerdir. Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler, Türkiye Türkçesi yazı dilinde ya hiç görülmemekte ya da yazı dilinde olmasına rağmen kullanımı pek tercih edilmemektedir. Çalışmamızda Gagavuz Türkçesinde korunan bu Eski Oğuz Türkçesine ait sözcükler üzerinde durulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1848]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1409">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK TARİHİNDE Q. BİRHANEDDİN YARADICILIGINDAN ARAŞDIRMALAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk dili , Burhaneddin, Dogu, Batı Türkiye.  ÖZET  Türk elleri dünyanın en eski ellerinden olarak, dört bin yıla yakın geçmişlerinde Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarına yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler kurmuşlar. Bu gün kabul edilen fikre göre Türklerin ana yurdu Orta Asyada Altay-Ural dağları arasındaki bozkırlar olup ve etrafa yayılmışlar. Bu gün Türkdilli eller Balkanlardan Büyük Okyanus’a kadar (yakutlar), Kuzeyde Buz denizinden güneyde Tibete kadar geniş bir arazide yaşıyorlar. Halkın ekseriyetini teşkil eden Türkler Türkiye, Doğu ve Batı Türküstan, Azerbeycan Türkmenistandan başka Tataristan, Çuvaşistan, Yakutistan ve Altay dağları Baykal gölü arasındaki Altay, Hakas ve Tuba eyaletlerinden ve halkın daha azını teşkil etmek üzre Yugoslaviyada (Makedoniya ve Üsküb’de), Lehistanda, Romanya’da (Dobruça ve Bessarabiya), Bulgaristan’da (Batı Trakya’da), Irakda (Kerkükde), Suriye’de, Afganistan’da, Kıbrıs’ta ve İranın bazı eyaletlerinde toplu halde yaşıyorlar. Bazı Türk ellerinin en mühimi Oğuz Türkleridir. Bu gün onlar İran, Türkiye, Azerbeycan, Türkmenistan, Irak ve Balkan Türkleri de Oğuz Türklerinden ibaretdir. Oğuzlar müslüman oladuktan sonra İran ve Anadoluya hicret edip, Selcuklar ve Osmanlılar gibi büyük bir İslam devleti kurmuşlar. Oğuz elleri çoklu kabilelerinden ibaretdir. Mahmud Qaşqariye göre kıpcak, yemek, peçenek ve bulgar lehceleri de oğuz grupuna dahildir. Soyca oğuzların Salur boyundan çıkmış, Kadı Burhaneddin Qeyseriyyede anadan olmuşdur. Anadilli şerimizin ilk büyük nümayendesi hesab olunur. M. Quluzade demiştir ki, onun şiirleri Azerbeycan halkının bedii medeniyyetini öğrenmek açısından kıymetlidir. O, ana dilinde ilk defa tuyug yaratmışdır. K. Burhaneddin Azerbeycan şifahi ve yazılı edebiyat ananelerinden Türk halklarının poetik uğurlarından behrelenerek kamala çatmışdır. O, Balasagunlu Yusuf, Yunus İmire, Ahmed Yasevi, Ali, Hasanoğlu şairlerinden ilham almışdır. Onun divanı ana dilinde yazılmış, günümüze kadar gelmiştir. İlk şiir divanıdır. K. Burhaneddin’in şahsiyeti, yaratıcılığı Doğu-Batı ve Avrupa alimleri tarafından araştırılmış, hakkında hayli kitaplar yazılmış ve yazılmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1869]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1410">
    <dcterms:title><![CDATA[ABDÜLHÂK HAMİT’TE PİERRE CORNEİLLE ETKİSİ VE “HORACE”]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Horace, Abdülhâk Hamit, Pierre Corneille.  ÖZET  Abdülhâk Hamit, Türk edebiyatının önemli simalarından biridir. Hayatının birçoğunu Avrupa’da geçirmiştir. O, Londra sefiri olmak gibi önemli mevkilerin sahibi olmuş, Avrupa’ya ve Avrupa sanatına âşık olmuştur. Abdülhâk Hamit, Nesteren adlı eserini Pierre Corneille’in Le Cid’ine nazire olarak yazmıştır. Namık Kemâl kendisine bir mektup göndererek, Abdülhâk Hamit’in bu eserini eleştirmiştir. Yine de Avrupa kültürünü ve etkisini çok fazla taşıdığı için bu eserler, Abdülhâk Hamit’i daha önemli bir yere de taşımıştır. Pierre Corneille’in yazdığı Horace, Abdülhâk Hamit’in eserlerine etki eden önemli bir diğer eseri. Günümüzde bu eserin Latin harflerine aktarılmış hâli mevcut değildir. Yalnız Osmanlı Türkçesi ile Ahmet Mithat Efendi ile Mehmet Ali Tevfik tarafından Osmanlı Türkçesi ile aktarılmıştır. Bu çalışmada, ‘Horace’ hakkında bilgi vererek Abdülhâk Hamit’in eserlerine nasıl yansıdığı gösterilecektir. Bu çalışmanın Avrupa edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2283]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1411">
    <dcterms:title><![CDATA[ABDULLAH BOSNAVİ’NİN “ŞERH-İ CEZİRE-İ MESNEVİ”SİNDE DİNLEME EĞİTİMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dinleme Eğitimi, Abdullah Bosnavi, Mevlana, Mesnevi Şerhi. ÖZET  Eseri üzerinde duracağımız mutasavvıf zat, ilk tahsilini doğum yeri Bosna’da, yüksek tahsilini İstanbul’da yapmıştır. Bursa, Mısır, Hicaz, Şam ve Konya’da seyr ü sülukunu tamamlamış, “Şârih-i Füsus” olarak meşhur olmuştur. Altmışa yakın eseri vardır. 1644’te Konya’da vefat etmiş ve vasiyeti üzerine Konevî’nin kabri yakınlarında defnedilmiştir. Bilindiği gibi Mevlana (öl.1273) Mesnevisini teamüllere uyarak Farsça kaleme almıştır. Hem yazıldığı dönemde hem de sonraki yüzyıllarda Farsça bilmeyenler tarafından yeterince anlaşılmadığı için eserin Türkçeye çok sayıda tercüme ve şerhi yapılmıştır. “Cezire-i Mesnevi” de Mevlevi büyüklerinden Yûsuf Sîneçak (öl.1546) adlı mutasavvıf bir zatın eseridir. Eser üç yüz altmış altı beyit olup Mevlana’nın Mesnevisinden yapılan antolojik bir seçkidir. Sineçak’ın eseri farklı zamanlarda farklı kişilerce şerh ve izah edilmiştir. Eseri Abdullah Bosnavi (öl.1644) ve İbrahim Cevri (öl.1654) manzum olarak, İlmî Dede (öl.1611), Abdülmecid Sivasi (öl.1639) ve Şeyh Galib (öl.1799) de mensur olarak şerh etmiştir. Bosnavi’nin şerhi toplam 8673 beyit olup, 1628’de tamamlanmıştır. Mevlana’nın Mesnevisi “bişnev-dinle” hitabıyla başlamaktadır. Dolayısıyla hem Sîneçâk hem de mesnevi şârihleri “dinleme” konusu üzerinde özellikle durmuşlardır. Bosnavî Hazretleri, anlayışsız dinleyiciler konusunun ele alındığı “der beyân-ı bî- derkî-i müstemiân” başlıklı sekiz beyitlik bölümü şerh etmekte ve dinleyicilerin vasıfları hakkında bilgi vermektedir. Şair, konuşmacı ve dinleyicide bulunması gereken vasıfları açıklamakta, söz ve sohbet adabını izah etmektedir. Çağlar üstü bir eser olan Mesnevi’yi günümüz insanının istifadesine sunma yollarını araştırmalı ve bulmalıyız. Bu bildiride “Mevlana’nın dinlemeye verdiği önem” konusu ele alınmakta ve buna “Şerh-i Cezîre-i Mesnevî” bağlamında Bosnavî’nin tasavvufi yorumları eklenmektedir. Bu yorumların modern çağda geçerliliği ve uygulanabilirliği konusu üzerinde durulmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2197]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1412">
    <dcterms:title><![CDATA[ARAPSKO TURSKO PİSMO U BUKVARU REDJEPA VOKE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Pozajmene rijeçi: Azbuka, arapsko, albanska, tursko, pismo, prerodba, skola, obraozovanje.  SAŽETAK  Redjep Voka je jedan od najznaçajnijih prerodbenjaka,koji je dao veliki doprinos albankoj azbuci u XIX veku. Albansku azbuka prerodbenjaka,Redzepa Voke jeste arapsko-turskim pismom. Ona obuhvata 34 slova sa arapsko-turskog pisma.U XIX veku,imalao je i druge azbuke sa latinskim grckim pismom. Predstavnici arapskog-turskog pisma u albanskom bukvaru bili su odgojeni u skolama tursko-osmanske imperije. Ova çinjenica govori da jedan dio obrazovanih u ovim skolama smatrali da arapsko-tursko pismom moze se pisati i albanski jezik Ovaj Redzepov stav i misao bio je do odrzavanja Manastirskog Kogresa (1908) u Bitolu ( danasnja Bitola u Republici Makedoniji) ,u kome je usvojena albanka azbuka sa 36 glasa uglavnom iz latinskog pisma.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2013]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1413">
    <dcterms:title><![CDATA[O NEKİM TURSKİM RİJEÇİMA U JEZİKU ALBANACA U REPUBLİCİ MAKEDONİJİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Pozajmene rijeçi: Turskim rijeçima, u jeziku Albanaca u republici Makedoniji  SAŽETAK  Jedan iz jezika koji je ostavio znaçajan uticaj u Albanskon jeziku jeste turski jezik, jezik Osmanske Imperije. Kao şto je poznato, Osmanska Imperija u Balkanu ostala vişe od pet vijeka. Imajuçi u vidu ovu çinjenicu, uticaj osmana i kod albanaca bio je u mnogim oblastima, kao u arhitekturi, u socijalnom zivotu i mentalitetu i dr., takodjer imao je duboki uticaj i u oblasti jezika. Petovekovni period Osmanske Imperije u Balkanu, medju drugima, duboko je uticao i u jeziku albanaca u Makedoniji. Albanci iz Makedonije pozajmili su rijeçi iz turskog jezika u raznim oblastima, kao şto su: vojna oblast - bori, mejdan, fitil, tel; u oblasti odeçe - çarçaf, çarape, gajtan, sënduq; porodiçni zivot - penxhere, hambar, zimbil; druştveni zivot- adet, esap, manushaqe, hon ; u oblasti administracije - vergji, pashallarë, vezir, xhelat, mahqeme, myhyr ( vulë), veqil, haraç i dr.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2014]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1414">
    <dcterms:title><![CDATA[EDEBİYATTAN SİNEMAYA ESAT MAHMUT KARAKURT UYARLAMALARI VE MELODRAM SİNEMASINA ETKİLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Yazınsal, uyarlama, tema, sinema-yazın, melodram, içerik, çözümleme.  ÖZET  Türk Sineması tüm tarihsel dönemlerinde hazır edebi kaynaklara yönelmiş ve yararlanmıştır. Bu kaynaklar; şiir, roman, öykü, basılmış anomin halk hikâyeleri, teatral metinler, biyografilerdir. Cumhuriyet Dönemi romancılarından Esat Mahmut Karakurt yapıtları en çok sinemaya uyarlanmış yazarlardan biridir. Bu yanıyla, Türk Sinemasında popüler melodram türünü derinden etkilemiş bir kaynaktır. Bu çalışmada Esat Mahmut Karakurt’un sinemaya uyarlanmış tüm yapıtları anlatısal ve görsel yapı olarak incelenmiş, karşılaştırılmış ve Türk Sineması popüler melodramlarında oluşturduğu etkiler, izler ve yerleştirdiği kalıplar ortaya çıkarılmıştır. Yöntem olarak; tek tek izlenen bu filmlerin içerik çözümlemesi yapılmış, (öykü kalıpları, ana ve yan karakterler, mekân ve zaman kullanımı) yazarın/yönetmenin kurduğu dünya ve yaklaşımı ortaya çıkarılmış, yazınsal metinle filmsel süreç arasındaki uylaşım karşılaştırılarak tüm bu film uyarlama/üretim sürecinin kolektif kabule dönüşümü, Türk Sinemasında popüler melodram türüne etkileri ve izleri belirlenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2288]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1415">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE SIRA DIŞI MEKÂNLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Olağanüstü yerler, efsane, inanış.  ÖZET  Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan sıra dışı mekânlara ve onlara dair inanış ve efsanelere ışık tutmaktır. Araştırmada bulgular; gözlem ve görüşme yöntem ve teknikleri kullanılarak elde edilmiştir. Bölge, sıra dışı mekânlar ve onlara dair anlatmalarla doludur. Araştırma sonucunda yörede kutsal olduğuna inanılan veya korkulan birçok sıra dışı mekânın varlığı tespit edilmiştir. Siirt, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’ta muhtelif dağ, tepe ve mağaraların olağanüstü varlıklara dayalı anlatmalarla sıra dışı bir mekâna dönüştüğü görülür. Siirt’teki Siyah Ev, şifa arayıcıların uğrak yeridir. Şırnak’taki Bikreş mağarası ile Mardin’deki Gırnavaz Tepesi cinlerin yaşadığı yerler olması dolayısıyla sıradan mekânlardan ayrılırlar. Mardin’deki Yılanlı Dağ ile Siirt’teki Kara Mağara kaplıcası mitik bir simge olan yılanla kesişir. Diyarbakır’daki Kafka Mağarası içinde var olduğuna inanılan altınları ve hazineyi koruyan yaratığıyla halk inanışında yerini alır. Siirt’te yaşayan Şahmeran efsanesi, mağarada saklı olan şifalı suyla ve onu koruyan insan-yılan-balık vücutlu bir varlıkla ilişkilidir. Mardin’deki Şeyh Şaaran mağarası ile Siirt Şirvan yolunda bulunan bir mağara, kutsal su simgesiyle dikkati çeker ve şifa arayıcıların uğrak yeri olur. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sıra dışı mekânların tespit ve tahlilini amaçlayan bu çalışmanın aynı zamanda, ilkelden çağdaşa uzanan yolculukta, insanoğlunun duygu ve düşünce dünyasının anlaşılmasına da katkı sunması beklenmektedir]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2161]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1416">
    <dcterms:title><![CDATA[ÇOCUK EDEBİYATINDA “KARAKTER” KAVRAMI VE AYLA KUTLU’NUN ÇOCUK KİTAPLARININ BU AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: çocuk edebiyatı, karakter, özdeşim, Ayla Kutlu.  ÖZET  Platon’dan günümüze sanatın ana işlevinin izleyende/alımlayanda katharsis (arınma) oluşturmak olduğu kabul edilmiştir. Katharsis büyük ölçüde alımlayanın tahkiyenin merkezindeki karakterlerle “özdeşim” kurması yoluyla sağlanabilmektedir. Bilindiği üzere kurgunun dört temel öğesi zaman, mekân, karakter ve olaydır. Metinde zaman ve mekân, karakter ile kurgunun yapısına girebilir. Karakter aynı zamanda kurguda olayı başlatan, geliştiren ve eyleyen ana unsurdur. Karakter olmadan kurgunun diğer elemanları ölüdür, olay ise yoktur. O halde, karakter kurgunun diğer elemanlarının hareketlenmesini, hayatiyet kazanmasını mümkün kılar. Çocuk edebiyatında da karakterle özdeşim kurma meselesi, hem sorunlu bir konu olarak çokça tartışılmakta hem de çocuğa evrensel, millî ve ahlâkî değerlerin aktarılmasında verimli bir araç olduğundan sıkça gündeme getirilmektedir. Çocuklar 3-6 yaş aralığında davranışlarının büyük bir bölümünü yakın ve uzak çevrelerindeki gerçek kişileri ya da film, animasyon, kitap gibi kurgusal yapıtlardaki kahramanları örnek alarak oluşturmaktadırlar. Özellikle kurgusal karakterler sahip oldukları olağanüstü güçler ve imrenilecek fiziksel özellikleriyle çocukların gözünde ideal rol modelleri oluşturmaktadırlar. Bu “her şeye sahip olan ve her şeyi yapabilen” karakterler çocuğun gerçeklik algısını zedelemekte ve onların var olmayan, ulaşamayacakları, gerçek dışı karakterleri model almalarına neden olmaktadır. Bir de buna, son dönemlerde çocukları hedef tüketici kitlesi olarak gören şiddet, fantastik ve cinsellik örüntüleriyle dolu görsel ve yazılı ürünlerin karakterleri de eklenince durum daha tehlikeli bir hâl almaktadır. Geçmişin aşırı didaktik, davranışlar açısından kusursuz, slogancı çocuk karakterleri, çocuk eğitimi açısından ne kadar verimsiz ise çağın fiziksel ve sosyal yönden aşırı idealize edilmiş, yorulmak bilmez çocuk karakterleri de bir o kadar sakıncalıdır. Bu nedenle çocuk edebiyatında karakter oluşturma konusunda dikkatli olunmalı ve karakterlerin fiziksel ve ruhsal açıdan çocukların gelişim aşamalarına uygun çizilmelerine önem verilmelidir. Örneğin okul öncesinde animistik özellikleri ön plânda olan bitki, hayvan gibi karakterler uygunken, ilköğretim dönemi için çocuk karakterlerin başlarından geçen olayların anlatıldığı eserler daha elverişlidir. Alanyazında kişi, karakter, kahraman, antikahraman öğeleri arasındaki farkların açık olmadığı görülmektedir. Bu nedenle çalışmaya öncelikle bu öğeler arasındaki farkların belirlenmesiyle başlanması plânlanmakta, daha sonra ise animasyon, film, edebiyat gibi alanlarda çocuk karakter oluşturma yöntemlerinin örneklerle açıklanması düşünülmektedir. Son olarak elde edilen kuramsal bilgiler ışığında, örneklem olarak seçilen çağdaş Türk çocuk edebiyatı yazarlarından Ayla Kutlu’nun çocuk kitaplarındaki karakterler verilerinin yorumlanması hedeflenmektedir. Böylece çalışmada  sırasıyla doküman tarama ve betimsel analiz yöntemleriyle Ayla Kutlu kesiti üzerinden Türk çocuk edebiyatındaki karakter kavramı açıklanmaya çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2195]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1417">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNA HERSEK’TE TÜRK VARLIĞININ SÖZLÜ KÜLTÜR ORTAMINDAKİ İZLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sözlü Tarih, Yazılı Tarih, Türkü, Balkan Sahası, Bosna Hersek, Sözlü Vesika.  ÖZET  Kültürel mirasın, tecrübe edilmiş bilginin, törelerin ve davranışların tarihi vakalara dair belleğin sözlü kültür ortamı ürünlerinden halk türküleri içinde ezgi eşliğinde arşivlendiği bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda halk türkülerinin temel işlevlerinden birinin, türkü metni ve icrası aracılığıyla sözlü tarihi birikimin kuşaktan kuşağa aktarılması olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Türkü metninin ve metnin ihtiva ettiği sözlü tarihe dair bilginin bir ezgi eşliğinde söylenmesiyle toplumsal bellekte bilgi canlı bir şekilde kalabilmektedir. Türküler bu özelliğiyle ritmik bir arşiv belgesi özelliğine haiz olup türkü metinlerinden hareketle hem halkbilimsel verilere hem de, kaydı sözlü bellek tarafından tutulmuş tarihsel malumata ulaşmak mümkündür. Bu çalışmada Bosna tarihinin bir bölümünü ihtiva eden örnek bir türkü metninden hareketle Bosna’daki Türklük tarihinin izleri sürülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2192]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
