<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1398">
    <dcterms:title><![CDATA[ÜSKÜDARLI FODLACIZÂDE AHMED RÂSİM VE AHİDNÂMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: 19.yy, Fodlacızâde, Tasavvuf, Ahidnâme. ÖZET  Tarih boyunca tüm milletler ve medeniyetlerce arzulanan imparatorlukların başkenti İstanbul pek çok kavim, din ve kültürün uzun asırlar nefes aldığı uygarlıklar beşiğidir. İstanbul’un en köklü yerleşim birimlerinden biri olan Üsküdar, coğrafi konumu ve çevre güzellikleri sebebiyle toplumun her katmanından insanın teveccühünü kazanmış bir ilçedir. Bu özelliği dolayısıyla asırlar boyunca nice sanatkârın yerleşim tercihi olmuştur. Fodlacızâde Ahmed Râsim 1766 yılında Üsküdar’da doğmuş, iyi bir eğitim almış, devlet kademelerinde önemli görevlerde bulunmuştur. Emekli olduktan sonra da Üsküdardaki evinde kendisini öğrenci yetiştirmeye ve ilme adamıştır. Evini bir mektep haline getirmiş, dini ve tasavvufi kişiliği ile dönemin ve çevrenin saygın bir kişiliği haline gelmiştir. Yazmış olduğu Divânı vefatından sonra hemen basılmış ve çok beğenilmiştir. Divânı dışında manzum bir nasihat kitabı da basılmış ve uzun yıllar dönemin okullarında ders kitabı olarak okutulmuştur. Ahidnâme, yazılı belge veya sözleşme anlamında tasavvufi bir terimdir. Şeyhin müridlere yaptığı tavsiyeleri ve kuralları gösteren yazılı metinlere de genel olarak ahidnâme denilebilmektedir. Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’in divânında da 168 beyitten oluşan mesnevi nazım şekliyle yazılmış bir ahidnâme bulunmaktadır. Söz konusu ahidnâmede kâinâtın ve insanoğlunun yaratılışı, peygamberlerden bir kısmı ve gönderiliş gayeleri, hak ile bâtıl arasındaki mücâdele, insanın nefsiyle mücadelesi, ahirette kurtuluşun yolları, tevbe etmenin önemi gibi konular ele alınmaktadır. Bu bildirideki amacımız Üsküdarlı Fodlacızâde Ahmed Râsim’i ve Ahidnâmesini tanıtarak Türk kültür ve tarihine, edebi niteliğine katkıda bulunmaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2042]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1399">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE’DE ALAMANCI ALMANYA’DA YABANCI BAĞLAMINDA ÖTEKİNİN SİNEMATOGRAFİSİNİN HALKBİLİMSEL OKUNMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sinema, göç, kimlik, öteki, kültür çatışması.  ÖZET  Göç, Âdem ve Havva’nın cennetten dünyaya yolculuğundan itibaren başlayan şu anda da gerçekleşmeye devam eden bir olgudur. Günümüzde çeşitli nedenlerle gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelere yapılan toplumsal nüfus hareketliliği şeklinde yaşanmaktadır. Türkiye’de ise 1960’lı yılların başından itibaren genelde Batı özelde ise Almanya’ya işçi göçü olmuştur. Türkiye’den Almanya’ya giden işçiler zamanla sosyo-kültürel anlamda yapısal değişimlere ve zorluklara maruz kaldılar. Yaşanan bu süreçler sinema gibi sanat dallarında konu olarak işlenmiştir. Sinema, konu edindiği toplumun bir aynası ve yorumlayıcısıdır. Bu nedenle bir belge niteliğine sahiptir. Bu bildiride Almanya’da Türk işçilerinin kültürel bellekleri, kimlik arayışları, idealleri ve dünya görüşleri sosyolojik bir belge değeri taşıyan sinema filmleri üzerinden halkbilimsel bir okuma denemesi yapılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2178]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1400">
    <dcterms:title><![CDATA[ORTA TÜRKÇE LEHÇELERİ İÇERİSİNDE FONETİK ÖZELLİKLER BAKIMINDAN ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ&#039;NİN YERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Eski Anadolu Türkçesi, Orta Türkçe, Ses Bilgisi, Karşılaştırma.  ÖZET  Eski Anadolu Türkçesi, Türk dili tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Batı (Oğuz) Türkçesinin ilk ürünlerinin bu dönemde verilmesi ve bugünkü Oğuz grubu lehçelerine (başta Türkiye Türkçesi olmak üzere) kaynaklık etmesi dolayısıyla Eski Anadolu Türkçesinin önemi daha da anlaşılacaktır. Bu bağlamda Eski Anadolu Türkçesinin Türk dili tarihindeki yerinin tam olarak belirlenmesi ve kendine ait özelliklerinin ayrıntılı olarak ortaya konulması için diğer Orta Türkçe lehçeleriyle mukayese edilmesinde fayda vardır. Her bir tarihî lehçeyle ilgili monografik çalışmalar olmasına rağmen karşılaştırmalı çalışmaların eksikliği göze çarpmaktadır. Biz de bu bildiride, yapılan bu monografik çalışmalardan hareketle Eski Anadolu Türkçesine ait fonetik hususiyetleri diğer orta Türkçe lehçeleriyle karşılaştırma yoluna gidilmiştir. Eski Anadolu Türkçesindeki fonetik hususiyetlerin; Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Kıpçak Türkçesi ve Çağatay Türkçesinde ne şekilde karşımıza çıktığını ortaya koymaya çalışarak tespit edilen farklılıkların sebepleri üzerinde durumluştur. Böylelikle Eski Anadolu Türkçesinin hem Orta Türkçe hem de Türk dili tarihi içerisindeki yerini belirlemeye çalışmıştır]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2034]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1401">
    <dcterms:title><![CDATA[EFKÂR TEPESİ’NDEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’NİN KÖY SORUNLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Köy, Efkâr Tepesi, Fakir Baykurt.  ÖZET  Bu çalışmada, yazar Fakir Baykurt’un ‘Efkâr Tepesi’ adlı eserinde dile getirmiş olduğu Türkiye’deki köy sorunları ile günümüz Türkiye’sindeki benzer sorunların karşılaştırılmalı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma, bir yazarın toplumsal sorunlara bakış açısını vurgulaması ve özellikle köy sorunlar ile ilgili olarak Fakir Baykurt’un düşüncelerini yansıtması bakımından önem arz etmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2198]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1402">
    <dcterms:title><![CDATA[MOSTARLI ZİYÂÎ VE ŞİİRLERİNDEKİ ORİJİNAL SÖYLEYİŞLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mostarlı Ziyâî, Divan Şiiri, Orijinal Söyleyişler. ÖZET  XVI. yüzyılda yaşamış olan Mostarlı Hasan Ziyâî Boşnakların en eski divan şairlerindendir. Divan şairleri yüzyıllar boyunca yeni ve orijinal sözler bulma gayreti göstermişlerdir. Ziyâî’de de bu gayret açıkça görülmektedir. O, şiirlerinin kendisinden önce yazılan şiirlerden daha orijinal olduğunu iddia eder. Kasidelerinde de alışılmış kaside tarzının dışına çıkan şair, süslü ifade ve abartılı övgülerden uzak durmuş, divan şiiri geleneği içinde görülmeyen tasvirler yapmıştır. “Hane-i Vîrâne, Sengistân ve Şitâiyye” kasideleri hem şekil hem de içerik olarak klasik kasidelerden farklıdır. Bu kasideler daha çok realist, sembolik ve mizahi anlayışla yazılmış şiirlerdir. Ziyâî, bazen kendisi bazen de çevresiyle ince ince alay eder. Ziyâî, divan edebiyatında örneğine az rastlanan “Hasb-i Hâl” tarzı bir kaside de yazmıştır. Ziyâi’nin alışılmışın dışına çıkma gayretiyle yazdığı bu şiirler onun klasik edebiyata yeni bir soluk getirme çabasının bir sonucudur. Bildiride Mostarlı Ziyâî hakkında bilgi verilmiş ve divan şiirine getirmeye çalıştığı yeni söyleyişler ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2236]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1403">
    <dcterms:title><![CDATA[RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNİN HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZDIKLARI ŞİİRLER VE BU ŞİİRLERİN KELİME ÇEŞİTLİLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Divan edebiyatı ve halk edebiyatı kendi edebi gelenekleri çerçevesinde yüzyıllar boyu birbirleri ile etkileşim halinde olmuşlardır. 16. yüzyıldan itibaren birçok divan şairinin hece ölçüsüyle de şiir yazdığı görülür. Hece ile şiir yazma geleneği Rumeli şairleri tarafından başlatılmıştır. Hece ölçüsü ile yazılmış ilk şiir, uzun yıllar Rumeli’de görev yapmış olan Meâlî’ye aittir. Usûlî, Zaifî, Aşık Çelebî ve Fevrî gibi Rumeli şairleri hece vezni ile şiirler yazan önemli şairler arasındadır. Balkan şairlerinin hece ölçüsüyle şiirler yazmasındaki en önemli etken, bu şairlerin Rumeli’de önemli yeri olan tekke ve çevrelerinde yetişmiş ve yaşamış olmalarıdır. Sade ve samimi söyleyişleri şiirlerinde kullanmayı seven Rumeli şairleri, hece ölçüsü ile şiir yazmada divan şairlerine öncülük etmiştir. Halk şiiri ve divan şiiri arasında var olan ortak konuları, hece veznini de kullanarak birbirine daha da yaklaştıran Rumeli şairleridir. Bildirimizde hece ölçüsü ile şiir yazan divan şairleri genel olarak değerlendirilmiş ve hece ölçüsü ile yazdıkları şiirlerin kelime çeşitliliği ortaya konulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2244]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1404">
    <dcterms:title><![CDATA[ÖĞRENCİLERİN DİNÎ-TASAVVUFİ TÜRK EDEBİYATINA YÖNELİK TUTUMLARI VE BİLGİ DÜZEYLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dinî-tasavvufi Türk edebiyatı, edebiyat öğretimi, öğretim programı.  ÖZET  Bu çalışmada dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi uygulanmakta olan Türk edebiyatı öğretim programı çerçevesinde öğrenciler açısından değerlendirilmiştir. 2008–2009 eğitim- öğretim yılında Kırşehir merkez ve ilçelerinde 10. sınıfta öğrenim gören farklı sosyo-ekonomik düzeylerdeki 653 öğrencinin dinî-tasavvufi Türk edebiyatına ilişkin tutumları ve bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı nedensel karşılaştırmaya dayalı betimsel bir alan araştırması olan bu çalışmanın dinî-tasavvufi Türk edebiyatı öğretimi için bilimsel bir veri olacağına ve programın geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanılmaktadır. Öğrencilerin başarı durumları orta düzeydedir. Öğrencilerin çoğunun (%59) dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik tutumlarının “normal” düzeyde olduğu; olumlu tutuma sahip olanların (%32.9) olumsuz tutuma sahip olanlardan (%8.1) çok daha fazla olduğu görülmektedir. Farklı okul türlerinde öğrenim gören öğrencilerin tutum puanı ortalamalarının birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Okul türlerine göre tutum puan ortalamaları bakımından dini-tasavvufi Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyi “düşük” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması 79.3 iken “yüksek” olan öğrencilerin tutum puanı ortalaması 88.1’dir. Öğrencilerin dinî-tasavvufî Türk edebiyatına yönelik bilgi düzeyleriyle tutum puanları arasında anlamlı bir paralellik gözükmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2273]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1405">
    <dcterms:title><![CDATA[HİKAYET-İ AVRET]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kadın, avret, karı-koca, çift, davranış.  ÖZET  “Hikâyet-i „Avret” adı altında, Ankara Milli Kütüphane yazmaları arasında rastladığımız hikâye, halk hikâyesi adı altında kayıtlanmış olup 8 varaktan oluşmaktadır. Yazım tarihine ve yazarına ait bir bilgi elimizde bulunmamaktadır. Hikâyenin başında bu hikâyenin kocaların karıları üzerindeki haklarının beyan edileceği belirtilmiştir. Bir kadının, Hz. Muhammed ile karşılıklı konuşmalarını konu alan hikâyede kadının davranış şekilleri, uyması gereken kurallar, karı-koca arasındaki ilişkide kadının üzerine düşen görevler işlenen ana konulardır. Hikâyede asıl dikkat çeken nokta ise kadının olması gereken biçimde davranmadığında peygamber tarafından kıyamet günü çekeceği cezaların kendisine söylenmesidir. Bildirimizde bu hikâyenin içerik ve dil ve üslup incelemesi yapılıp dikkat çekici yanları üzerinde durulmuş ve transkripsiyonu yapılmış metinden örnekler okunmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2162]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1406">
    <dcterms:title><![CDATA[ANADOLU AŞIKLARININ TÜRK KÜLTÜRÜNDEKI YERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: ozan, Anadolu aşıkları, türk kültürü, tarih, milli-menevi deyerler. ÖZET  Ozan aşık medeniyetinin temeli islam dininin kabulünden önce aşılanmıştır. İslamiyetten önce de, sonra da türk milletinin sesi olan ozan aşıklarının yarattığı kültür XIII-XV ve hatta XVI asıra kadar “ozan” ismiyle devam etmiş, sonrakı merhalede “ozan” mefhumu “aşık” mefhumu ile evez olunmağa başlamıştır. Ozana mahsus tüm yaratıcılık ananelerini üzerine götürüp onu yeni mezmunda devam ettiren aşıklar orta asırların bir çoh teriqet görüşlerinden, bütövlükde ise ezemetli islam deyerlerinden behrelenmekle qüdretli medeniyyet yaratmış ve ümumtürk kültüründe önemli bir yere sahib olmuşlar. Sazlı-sözlü dastan geleneklerine dayanan türk ozan-aşıklarının Anadolu tekkelerinde söyledikleri milli veznli sade ve samimi ilahileri halk tarafından rağbet ve hörmetle qarşılanmış, onlar halkın gözünde Hakk aşığı gibi kıymetlendirilmişler. Odur ki, ozanın aşığa, başka bir tabirle hakk aşığına çevrilme beşiyi Anadolu olmuşdur. XI asırdan kütlevi şekilde Anadoluya gelmeye başlayan oğuz türkleri arasında eli sazlı ozanlara ordugahlarda, saraylarda beyler, sultanlar yanında çok büyük ihtiram gösterilmiş, onlar başa çekilmişler. Ozanlar zaferleri ve halkın ortak duygularını dile getiren milli hece vezni ile yazdıkları şiirlerini ellerinde sazları elbeel, yurdbeyurt gezerek çalıb-okuyan, türk dünyasının ata şairi, osmanlılar arasında iki telli adı ile adlanan kopuz ise ata yadigarı olan en kadim türk sazıdır. XV-XVI asra kadar milli türk şiirinin temelçileri olan ozanlar ellerindeki sazları ve hiç bir zaman kayb etmedikleri milli kimlikleri ile ümumtürk medeniyyetini, milli türk şiirini yüzyıllar boyu yaşadarak günümüze getiren halk aşıklarıdır. Onların yaradıcılığında halk hayatının tüm cihetleri, halkın tarihi ve medeniyyeti, milli-manevi değerleri tüm alametleri ile aks olunmuşdur. Bu sanat mahiyetce türk dünyasının şeriksiz ortak değeridir. Sunulan makalede yüzyıllar boyunca Anadolu topraklarında yetişen, müdrik el aksakalı, idrak sahibi olan türk aşıklarının türk kültürü, türk tarihi, türk etnoğrafyasındakı yeri, Anadolu aşıklarının ümumaşık poeziyasına verdiği yeni mevzu ve mazmun incelenmiştir. Bu açıdan XIII asırda Anadoluda türkün sanat beşiyinin başında duran Yunus Emreden başlayarak, Pir Sultan, Karacaoğlan, Aşık Gevher Dadaloğlu, Aşık Şenlik, Aşık Veysel, Murad Çobanoğlu, Ozan Arife kadar asırların yetişdirdiği bir çok türk aşıklarının yaradıcılığında görülen türk kültüroloji milli-manevi değerler incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2255]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1407">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNALI ALAEDDİN SABİT]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sabit, Divan, kaside.  ÖZET  Asıl adı Alaaddin Ali olan Alaaddin Sabit Bosnalı Bosnanın Uzica kasabasında doğmuştur. Doğduğu yıl tam olarak belli değil. Fakat Sabit hakkında ilk araştırmayı yapan Y.Ripka’ya göre o, 1650 yılında doğmuştur. Kendi memleketinde ilk eğitimini Halil efendiden aldıktan sonra tahsilini daha da ilerletmek için İstanbul’a gelmiş, Seydizade Mehmet Paşa’nın dairesine imam olmuştur. Bundan sonra bazı medreselerde müderrislik yapmış, bazı vilayetlerde de kadılık etmiştir. 1712 yılında İstanbulda vefat etmiştir. Divan, Zafername, Berbername, Derename, Amrü ül-Leys, Edhem ü Hüma gibi eserleri vardır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2258]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
