<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/2752">
    <dcterms:title><![CDATA[ĠSLAMĠYET‘ĠN ĠLK DÖNEMĠNDE  KADINLARIN EĞĠTĠME ANALĠTĠK YAKLAġIMLARI VE  ÇALIġMALARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Eğitim, insanlığın var oluĢundan bu yana en bùyùk tekâmùl vasıtası olması  yônùyle kadın erkek tùm fertlerin ortak yùrùtmesi gereken sosyal, kùltùrel ve bireysel  sùreçlerin tùmùdùr. Eğitimin, tekâmùl sebebi olması her ferdin eĢit seviyede ona ihtiyaç  duyduğunu gôstermektedir. Ne var ki dinlerin gônderildiği tarihsel sùreçte bu kavramın  gereklerinden tùm insanlık faydalandırılırken dinsel hukukun uygulanmadığı dônemlerde  kadınlar saf dıĢı bırakılmıĢtır. Eski ve orta çağda kadınlar eğitim ve ôğretim hakkından  mahrum edilmiĢ, eğitim konusunda erkekler aktif rol ùstlenmiĢtir. Bu durum Ġslamiyet‘in  geliĢine kadar da bôyle devam etmiĢtir. Ancak Ġslamiyet‘in geliĢiyle kadınlar birçok  konuda olduğu gibi eğitim ve ôğretim konusunda da ôzgùrlùğe kavuĢmuĢtur. Eğitim ve  ôğretim alma serbestîsinin yanı sıra verme hakkı da Ġslami kurallara dâhil edilmiĢtir. Bu  nedenle Ġslam devrinde birçok eğitimci kadın yetiĢmiĢ, gerektiğinde erkeklere de eğitim  ve ôğretim vermiĢlerdir.  Dolayısıyla o dônemden bu yana geçirilen tarihsel sùreçte Ġslam kadınları geri  kalmıĢlıkla itham edilmiĢ olsalar da gerçek bunun tam tersidir. Bu nedenle ôncelikle,  ―Ġslam Öncesi Dônemde Kadın ve Eğitim ÇalıĢmaları‖ ardından, ―Ġslam‘ın Ġlk  Dôneminde Kadın ve Eğitim ÇalıĢmaları‖ son olarak da ―Ġslam‘ın Ġlk Dôneminde  Kadınların Yùrùttùğù Eğitim ÇalıĢmaları‖ irdelenerek bu gerçek kanıtlanabilir.  Kadınlar sahabe dôneminden sonraki zamanlarda da aktif eğitim faaliyetlerini  sùrdùrmùĢlerdir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:date><![CDATA[2011-05]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[693]]></dcterms:extent>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1032">
    <dcterms:title><![CDATA[GUILTY AS CHARGED!  CONDUCTING MOCK TRIALS  AT THE UNIVERSITY LEVEL]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[This paper explains how to organize a mock murder trial in a both ESL and ESP classrooms.  Although focusing on mock jury trials of a literary character, the paper does explore many other options for ESP and ESL university courses for non-English majors.  First the paper briefly states the theoretical basis and benefits of mock jury trials.  Conducting mock trials is content-based instruction which utilizes critical thinking skills.  Both CBI and critical thinking have been documented as effective teaching methods in teaching English to nonnative speakers.  Students actively employ all four skills while preparing and conducting mock trails:  reading, writing, speaking, and listening.  Mock trials are student-centered learning and each one is unique because students determine the course and outcome.    After theory, the paper delves into the practical aspects of conducting a trial.  Starting with possible applications in other disciplines and the possibility of interdisciplinary cooperation. It gives university professors a suggested blueprint or plan to follow for implementing mock trials in their classrooms from organizing students, determining their roles, where to find laws, legal definitions, and the roles of prosecution, defense, jury, and witnesses.  The structure of a trial is covered as well as follow up activities for students after the trial is finished.     Keywords:  mock jury trials, content-based instruction, critical thinking, ESP, ESL]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:date><![CDATA[2014]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[3367]]></dcterms:extent>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1294">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜLTEN DAYIOĞLU’NUN ROMANLARINDA GENÇ KIZLARA YÖNELİK İLETİLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler Gülten Dayıoğlu, Roman, Genç Kızlar, Ġleti.  ÖZET  Ġçinde bulunduğumuz bilgi çağında edebiyatın, özellikle onun bir dalı olan romanın çocuk ve gençlerin eğitiminde önemli bir işlevi yerine getirdiği gözlemlenmektedir. Dünyada, özellikle çocuklara ve gençlere yönelik olarak kaleme alınmış romanlar yoluyla sözü edilen yaş grubundaki bireyler; insan ilişkilerini, çevreyi, toplumu, hayatı, kısacası dünyayı tanıma olanağı bulurlar. Türkiye’de de çocuklara ve gençlere yönelik romanlar kaleme alan yazarlar bulunmaktadır. Bu yazarlardan biri olan ve verimli kalemiyle bu alanda büyük bir boşluk dolduran Gülten DAYIOĞLU son yıllarda giderek artan popülaritesiyle dikkatleri üzerine çekmektedir. Yazarın kurgusal gücünün ve akıcı üslubunun eseri olan romanlarında bireysel ve sosyal yaşamlar iç içe verilmektedir. Bir biri içine geçmiş bu yaşam dairelerinde, yazarın sözcüklerle çizdiği roman karakterleri ya da tipler önemli bir işlev görmektedirler. Söz konusu tipler üzerinden Dayıoğlu, bireysel ve sosyal gözlemlerini somutlaştırırken adeta toplumun ortak duygularını ve düşüncelerini dile getirir. Yazar; bazen de yerleşmiş birtakım bağnazlıkları, çağdışılıkları, kahramanlarının yaşadıkları sıkıntılar ışığında gözler önüne serer. Bu çalışmada Dayıoğlu’nun gençlik dizisi eserlerindeki genç kız tipleri araştırıldı. Bu romanlardaki genç kız tipleri, gösterdikleri karakteristik özelliklere göre sınıflandırıldı.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2320]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1352">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNEŞ MECMUASINDA TENKİT]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Güneş, Tenkit, Mecmua.  ÖZET  Edebi mecmualar, geçmişten günümüze gerek edebi toplaşmalarla gerek kalem kavgalarıyla Türk edebiyatına yön veren ve edebiyatımızın izlediği süreci gösteren en önemli kaynaklardan biridir. Dolayısıyla mecmuaların incelenmesi ve buradaki yazıların gün yüzüne çıkarılması edebiyatın seyrini takip edebilmemiz açısından önemlidir. Biz de bu bağlamda Orhan Seyfi (Orhon) tarafından yayınlanan, 1 Ocak 1927 - 15 Ekim 1927 tarihleri arasında yayın hayatını sürdürmüş bir sanat ve edebiyat dergisi olan “Güneş” mecmuasında yayınlanan tenkit yazıları ele alınmıştır. Tenkit yazılarını konularına göre sınıflandırıp, bu yazıların içeriklerini ve münekkitlerin konuyu ele alış tarzı incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2206]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1415">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE SIRA DIŞI MEKÂNLAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Olağanüstü yerler, efsane, inanış.  ÖZET  Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alan sıra dışı mekânlara ve onlara dair inanış ve efsanelere ışık tutmaktır. Araştırmada bulgular; gözlem ve görüşme yöntem ve teknikleri kullanılarak elde edilmiştir. Bölge, sıra dışı mekânlar ve onlara dair anlatmalarla doludur. Araştırma sonucunda yörede kutsal olduğuna inanılan veya korkulan birçok sıra dışı mekânın varlığı tespit edilmiştir. Siirt, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’ta muhtelif dağ, tepe ve mağaraların olağanüstü varlıklara dayalı anlatmalarla sıra dışı bir mekâna dönüştüğü görülür. Siirt’teki Siyah Ev, şifa arayıcıların uğrak yeridir. Şırnak’taki Bikreş mağarası ile Mardin’deki Gırnavaz Tepesi cinlerin yaşadığı yerler olması dolayısıyla sıradan mekânlardan ayrılırlar. Mardin’deki Yılanlı Dağ ile Siirt’teki Kara Mağara kaplıcası mitik bir simge olan yılanla kesişir. Diyarbakır’daki Kafka Mağarası içinde var olduğuna inanılan altınları ve hazineyi koruyan yaratığıyla halk inanışında yerini alır. Siirt’te yaşayan Şahmeran efsanesi, mağarada saklı olan şifalı suyla ve onu koruyan insan-yılan-balık vücutlu bir varlıkla ilişkilidir. Mardin’deki Şeyh Şaaran mağarası ile Siirt Şirvan yolunda bulunan bir mağara, kutsal su simgesiyle dikkati çeker ve şifa arayıcıların uğrak yeri olur. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sıra dışı mekânların tespit ve tahlilini amaçlayan bu çalışmanın aynı zamanda, ilkelden çağdaşa uzanan yolculukta, insanoğlunun duygu ve düşünce dünyasının anlaşılmasına da katkı sunması beklenmektedir]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2161]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1313">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNÜMÜZ KAZAK ŞİİRİNİN EDEBİ DÜNYASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Şiir, lirik, metaforik karakter, mitolojik düşünce, lirik karakter.  ÖZET  Ülkemiz bağımsızlığını kazandıktan sonra yaşanan içtimai, siyasi, kültürel değişimler şiire de yansıdı ve Kazak şiirini derinden etkiledi. “Bağımsızlık Sonrası” şeklinde adlandırılan dönemle birlikte ortaya çıkan yeni düşünceler ve bakış açıları, yeni bir yenilenme döneminin de başlangıcı oldu. Bu durum beraberinde Kazak edebiyatına da yeni bir bakış açısı getirdi. Siyasi, içtimai ve felsefi, manevi ve ruhi konular başta olmak üzere, dünyada cereyan eden değişimler ve toplumdaki çelişkiler 1991 yılından itibaren Kazak şiirlerinde çeşitli şekillerle görülmeye başladı. Prof. Dr. Z. Ahmetov konumuzla ilgili görüşlerini: “Kazak halk şiirlerinde tabiat ve kâinat tasviri büyük yer tutmaktadır. Böyle olması doğaldır. Çünkü konargöçer hayat tarzı sürdüren, hatta kara kış da dâhil bütün mevsimlerde günlük hayatlarının çoğunu uçsuz bucaksız bozkırda, gökyüzü altında, akarsu kıyılarında geçiren bir toplumun kendini daima doğanın kucağında gibi hissetmesi şaşılacak bir olay değildir” şeklinde belirtir. Gerçekten tabiatla olağanüstü yakınlık, ondaki olayların derin sırrını anlama yeteneğini geliştirmeye sevk eder. İnsanoğlu yaşamının temeli doğadadır. İnsan ile doğa, bütün sanat eserlerinin temel objesidir. Özellikle lirik şiirlerde doğanın her anı çeşitli yöntemlerle işlenerek, farklı bir karaktere/tipe dönüşür. Buna örnek olarak günümüz genç Kazak şairlerinin birkaçının şiirlerinde Ay ve Yıldız’ın bir kişi (kahraman) seviyesine yükselip betimlendiğini fark edebiliriz. XXI. y.y. şiir dünyası, öncekilerin temelini attıkları yönü daha da geliştirerek, ona yeni bir ivme, yeni bir hız kazandıran genç şairlerin katılımıyla daha da zenginleşmiştir. Lirizmde insan ile tabiatı kaynaştırmak, eşitleme yöntemiyle betimlemek büyük bir şiirsel araştırmayı gerektirmektedir. Günümüz Kazak şiirlerindeki tabiat lirizmi yeni bir döneme girmiştir. Tabiatı; bilinç prizması üzerinden insan karakterinin sırrıyla karşılaştırarak betimleme, insanın iyi ve kötü eylemleri aracılığıyla gösterme, bir karakter sıfatıyla işleme günümüzde genç şairler arasında iyi yönde gelişmektedir. Bu makalenin başlıca amacı, bağımsızlık sonrası Kazak şiirinin edebî niteliğini ve tarz-nazım-metin özelliklerini ayrıntılı olarak araştırmaktır. Ayrıca, bağımsızlık yıllarındaki edebî eserlerin özelliklerini ortaya koymak, bazı şairlerin eserlerinin Kazak edebiyatı tarihindeki yerini belirlemektir. Bunun yanı sıra, bağımsızlık yıllarında geleneğe bağlı olarak kaleme alınan eserlerdeki yeniliği ve yeniciliği edebî açıdan tahlil etmek, lirik şiirlerinden hareketle şairlerin sanatını değerlendirmektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1861]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1370">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNÜMÜZ TÜRK EDEBİYATINDA BOSNA SAVAŞI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna Savaşı, savaş, Türk edebiyatı, roman, öykü.  ÖZET  Sebebi ne olursa olsun, her savaşın tüm dünyaya tesir eden askeri ve sosyal sonuçları vardır. Savaşın sosyal hayattaki yansıması ve bıraktığı izler, en az askeri sonuçlar kadar ciddi ve hasar vericidir. Sosyal hayat üzerinde böylesine etkileri bulunan savaşın, konu edildiği alanlarından biri de edebiyattır. Türk edebiyatında Balkan Savaşları, Kırım Savaşı ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili pek çok eser verilmiştir. Edebiyatımıza savaş ve göçle konu olan coğrafyalardan biri de Bosna’dır. 1878’e dek Osmanlı idaresinde kalan, 93 Harbinden sonra kaybedilen Bosna’da, tarih boyunca pek çok isyan, savaş ve göç yaşanmıştır. Yaşanan bu acı tecrübeler, dünya edebiyatına olduğu kadar Türk edebiyatına da konu olmuştur. Günümüz yazarlarından Ayşe Kulin, Sevdalinka; Sinan Akyüz, İncir Kuşları; Berkant Karakaya, Ağlayan Bosna-Ölüme Giderken; Nurten Ertul, Beyaz Zambak adlı romanlarında ve Ali Koçak, Karda Kalan İzler adlı öykü kitabında, Bosna’da savaş sırasında ve sonrasında yaşananları ele almışlardır. Bu çalışmada, günümüz Türk edebiyatında, roman ve öykü sahasında eser veren beş yazarın seçilen eserleri incelenmiş ve bu eserlere yansıyan Bosna Savaşı ve sonrasındaki gelişmeler irdelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1862]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1517">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜRCÜ TÜRKOLOJİSİNİN TEMEL KOYUCUSU SERGİ CİKİA’NIN TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÇALIŞMALARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Gürcistan’da Türkoloji, Sergi Cikia, Türk Dili ve Edebiyatı Çalışmaları.  ÖZET  Türkoloji’nin kendi tarihi içinde odaklandığı alanlar zamanla değer yitimi-kazanımı sarmalında bazı değişimlere uğra(tıl)mıştır. Bu değişimlerin ana motifi Türkoloji çalışmalarının hangi dönemde, coğrafyada ve hangi motivasyonla yürütüldüğü ile yakından ilgilidir. Fiili çalışmaları 19. yüzyıla dek uzanmasına rağmen 20. yüzyılın ikinci yarısında resmî olarak kurulan Gürcü Türkoloji’sinde, Türk dünyasının değişik sorunları, olguları araştırma konusu yapılmış ve bu alanda birçok çalışma bilim dünyasına kazandırılmıştır. Türkoloji sahasının birçok alanında akademik çalışmalar yapan Gürcü Türkolog Sergi Cika’nın Türk Dili ve Edebiyatı alanındaki çalışmaları; a. Bu çalışmaların Gürcistan’daki Türkoloji çalışmaları arasındaki yeri, b. Söz konusu çalışmalara yüklenen işlevsellik, açısından önem taşımaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2208]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1372">
    <dcterms:title><![CDATA[H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri, değerlendirme.  ÖZET  XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır. Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre 1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken, Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2004]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1852">
    <dcterms:title><![CDATA[H. 1261 (M.1845) TARİHLİ KALKANDELEN KAZASI TEMETTUAT DEFTERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: H. 1261 (m.1845) tarihli, kalkandelen kazası temettuat defteri, değerlendirme.  ÖZET  XIX. Yüzyıl Osmanlı Devleti taşra teşkilatlarının sosyo-ekonomik durumunu ortaya koyan en derli toplu istatistikî veriler; o bölgeyle ilgili olarak tutulan “Temettuat” kayıtlarıdır. Temettü, kazanma, kâr etme, kâr, fayda, menfaat anlamlarına gelmektedir. 1844’ten itibaren tutulmaya başlanan bu kayıtların ortaya konması; bölge ile ilgili yapılacak sosyo-ekonomik çalışmalara ana kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Biz de bu düşüncelerle Rumeli Eyaleti Kalkandelen Kazası temettuatını konu edinen bir çalışma yapmayı uygun gördük. Buna göre 1846’da Kalkandelen Kazasında toplam 1172 hanenin kayıtlı olduğu 9 mahalle vardır. En büyük mahalle 229 hane ile Atik Mahallesi iken, Doğancı ise 28 hane ile en küçük mahalle olarak kaydedilmiştir. Ayrıca bu hanelere kayıtlı 111 hane de kiracı bulunmaktadır. Bunlar müstakil haneler şeklinde olmayıp, ev sahiplerinin haneleri üzerine kaydedilmiştir. Fakat kiracı olmasına rağmen bağımsız hanede olarak da kaydedilenler görülmektedir. Diğer taraftan bu mahallelerden Köprü, Ahmet Bey, Cedid, Atik, Doğancı, Salih Bey ve Şeyh Mahallelerinin çoğunluğu Müslüman iken, Varoş Mahallesi; Varoş Müslim ve Varoş Reaya olarak ayrı ayrı defterlere kaydedilmişse de Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte oturduğu mahalledir. Varoş Cedid ise Gayrimüslimlerin çoğunlukta oldukları mahalledir. Temettüüleri Müslim-Gayrimüslim bazında değerlendirme yapacak olursak; Müslümanların hane başına ortalama temettüü 313 kuruş iken, Gayrimüslimlerin ortalama temettüü 340 kuruştur. Yani Kalkandelen Kazasında azınlıkta olan Gayrimüslimler çoğunlukta olan Müslümanlardan daha zengindi diyebiliriz. Bütün bunlar bize Kalkandelen’de zengin ve fakirin, Müslim ve Gayrimüslimlerin birlikte yaşadıklarını ve sosyal barışın varlığını göstermesi bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[IBU Publishing]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-03]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1951]]></dcterms:extent>
</rdf:Description></rdf:RDF>
