<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1388">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRIM’IN POLIETNIK ORTAMINDA TÜRK VE SLAV DILLERININ IŞLEVI: KIRIMTATAR, RUS VE UKRAYNA DİLLERİ ÖRNEĞİYLE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Alıntı, interferens, onomastik, Polietnik ortam.  ÖZET  Ukrayna’da çok milletli bölgelerin siyasi ve sosyal sorunlarıyla birlikte farklı dillerin işlevi sorunu üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Kırım Yarımadası bazı milletlerin diasporası için yerleşke olmuş, bazı halklar içinse köklü ve tarihi yerleşme yeridir. Bununla Kırım çok önemli, bir o kadar da zor bir bölgeyi teşkil eder. Buradaki dil çeşitliliği tabii demografik sayıyla denktir. Rus ve Kırımtatar dilleri ilk sırayı alırken, Ukrain dili üçüncü pozisyondadır. Fakat bu üçü dil durumunu dengelemekten uzaklar. Çalışmamızın maksadı: çokdilli Kırım’da diller işlevinin teorik temelini oluşturulma denemesi. Böyle işleve dil taşıyıcılarının hazır olup olmamalarının tespiti. İnceleme esnasında çokdilli Kırım’da dillerin işlekliği kaydedilmiştir, farklı dil seviyelerinin interferens derecesi ölçülmüştür. Kırım Türk Tatar dilinin leksik zenginliği bölgenin yerli halklarına (aborjinlerine) dostluk münasebeti, refah ve eminlik ortamında hayatını sürdürme olanağını sunmaktadır. Kırım yer adları (kırımtatar toponimisi) Ukrayna’nın güneyini tamamıyla kaplamıştır. Kırımtatar dili ise Rus dilinin halk ibarelerini, deyimlerini almıştır. Tarihi, siyasi veya sosyokültürel etkiye bağlı olarak bir insan bireyi, etnik hüviyeti ne ise, psikolojik olarak değişebilir, farklı kültür etkisinde kalabilir ve anlam dünyası farklı manalarla zenginleşebilir. Kırım’ın Slav halkları Türk asıllı kelimeleri dillerinde alıntı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. Türkçeden alıntılar bir çok kategoride toplanabilir: esnaf terminolojisi, diğer profesyonel alanları terim sözler. Aynı süreci Kırımtatar dilinde de görebiliriz. Anadilimiz bu Polietnik(çok milletli) bölgenin aktif oyuncusudur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1868]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1389">
    <dcterms:title><![CDATA[İSMET ÖZEL ŞİİRLERİNDE BASKI VE OTORİTE DÜZENİNE YÖNELİK BAŞKALDIRI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Sözcükler: İsmet Özel, şiir, kendilik değerleri, baskı ve otorite, sınırlandırılma.  ÖZET  Sözcük olarak “karşı gelme, boyun eğmeme, ayaklanma, isyan” anlamlarına gelen başkaldırı, İbrani ve Yunan tarihlerine göre koca bir insanlık tarihinin başlangıcını oluşturur. Tarih boyunca hemen her dönemde vuku bulmuş olan başkaldırı, devrim niteliğinde değişimlerin başlangıcı olmuştur. Temelinde haklı olma ve adalet duygusunun yattığı başkaldırının, çoğu kez sınırlandırılmaya, baskı ve otoriteye karşı ortaya çıkması durumu söz konusudur. Siyasi ve ideolojik bağnazlıkla ortaya çıkan, toplumlar üzerinde tek ve temel güç olmak isteyen düzen öncüleri tarafından uygulanan baskı, otorite ve sınırlandırmalar ise özgürlüğün tohumunu içinde taşıyan birey için kabul edilmezdir. Küçüklüğünden bu yana anti-otorite bir tavra sahip olan Özel, “kadirşinas itaatsiz’ kişiliğiyle dimdik bir yaşam sürmeyi arzular. Bu arzusunun önüne çıkan her türlü baskı, zorlama ve sınırlandırmalara ise başkaldırır. 60’lı yılların baskı dönemlerine şahit olan Özel, bu dönemlerde yoğun ruhi çatışmalar yaşar. Bir tarafta iç dünyasında haksızlığa, boyun eğmeye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı koyan ateşin bir karakter; diğer tarafta dış dünyada bireyleri baskı altına alan, sınırlayan ve susturan bir anlayış. Sıkıyönetimin uygulanması, toplum üzerindeki baskının artması, yasaklar döneminin yaşanıyor olması; tüm bunlarla birlikte şairin kendi değerleriyle sistemin işleyişi arasındaki uçurum, onu, iç dünyasıyla dış dünya arasındaki çatışmanın trajedisine, dolaysıyla şiire yöneltir. Onun şiirlerinde, baskı ve otorite dönemlerine karşı duyulan öfkenin başkaldırı olarak dışa yansımasını görürüz. Çalışmamızda İsmet Özel şiirlerindeki baskı, otorite ve sınırlandırma dönemlerine yönelik başkaldırı unsurları incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2291]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1390">
    <dcterms:title><![CDATA[BOSNA-HERSEK’TE MEHMET AKİF ETKİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Mehmet Akif, Sebilürreşat, Misbah/Yeni Misbah.  ÖZET  Türk edebiyatı tarihinde çok az sayıda yazar hem yaşadığı dönemde hem de öldükten sonra doğup yetiştiği ülke sınırlarının dışında da tanınıp bilinmiş, fikirleri ve sanat anlayışı uzak coğrafyalara ulaşmak suretiyle geniş bir alanda etkili olabilmiştir. Mehmet Akif Ersoy daha hayatta iken bu geniş etki alanına ulaşmış ve başta İstanbul olmak üzere fikirleri ve sanat anlayışı bugünkü Anadolu sınırlarını aşarak geniş Türk kültür coğrafyasına yayılmıştır. Bu kültür coğrafyalarından biri de Bosna-Hersek’tir.1878’de Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan Devleti tarafından işgali, bu ülkede başta siyaset olmak üzere, kültürel alanda da çok ciddi sorunların doğmasına neden olmuştur. Daha önce yüzünü İstanbul’a dönük tutan ve her anlamda buradan beslenen Bosna-Hersek aydını yüzünü Viyana başta olmak üzere Batı’ya çevirmiştir. Bu dönüş, Bosna-Hersek’in en geniş manada Osmanlı kültür dairesinden çıkmaya başladığının ifadesi olmuştur. Bu kopuştan rahatsızlık duyan ve ilişkileri güçlendirmek isteyen bazı Boşnak aydınları İstanbul ile yeniden temasa geçmeye başlamışlardır. Bunların başında Salih Safvet Başiç gelmektedir. Başiç, tahsil hayatını İstanbul’da tamamlamış ve 1910 yılında Bosna-Hersek’e dönmüştür. 1912 yılında Bosna-Hersek Cemiyeti İlmiyesi tarafından çıkarılmaya başlanan Misbah, sonradan Yeni Misbah adını alan mecmuada Türkçe makaleler yazmış; makalelerinde sık sık Akif’e atıfta bulunmuştur. Misbah ve Yeni Misbah sadece Başiç’in makaleleriyle değil aynı zamanda Sebilürreşat’ta yayınlanan Akif’in makalelerini “Akif’ten Bir Vaaz” genel başlığı altında Arap harfli Boşnakça olarak tercüme etmek suretiyle okuyucularına ulaştırmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un Bosna-Hersek’te tanıtılması ve dolayısıyla geniş bir etki alanı oluşturması hem Sebilürreşat aracılığı ile hem de İstanbul’da tahsil görmüş Boşnak aydınları vasıtasıyla olmuştur. Bu sayede Akif sınırlarımızın çok uzağındaki Müslümanların uyanışına vesile olmuştur. Boşnakları da çilesine ortak eden Akif Türkiye’deki kadar etkili olmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2194]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1391">
    <dcterms:title><![CDATA[BERDİ KERBABAYEV’İN “ÖTEN GÜNLER” ROMANINDA TÜRKMEN TOPLUMUNA YÖNELİK SOSYOLOJİK BİR ÇÖZÜMLEME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Berdi Kerbabayev, Öten Günler, Türkmen Toplumu, Sosyolojik Çözümleme.  ÖZET  Berdi Kerbabayev (1984-1974), sosyalist dönem Türkmen edebiyatında nazım ve nesir türlerinde eserler kaleme alan önemli isimlerden biridir. O; şiir, hikâye, inceleme ve roman türlerinde birçok eser verir ve eserlerinden bazıları yaşadığı dönem için ilk numuneler kabul edilir. Örneğin yazar, 1940’ta “Aygıtlı Edim” adlı yapıtıyla ilk sosyalist gerçekçi eseri, 1974’te “Öten Günler” ile de ilk otobiyografik romanı vücuda getirmiştir. Öten Günler, yazarın yaşlılık devrinde kaleme aldığı bir eseri olmasının yanı sıra son romanı ve yapıtıdır. Bu eserde Kerbabayev, doğumu 1894’ten diğer bir deyişle çocukluğundan 1924 yılına kadar yaşadığı devri konu edinir. 1894-1924 yılları arasında yazarın başından geçen hadiseler (mesela doğduğu coğrafya, ailesi ve eğitimi) ve tanık olduğu vakalar, ustaca bir anlatımla başkahraman Mırat üzerinden aktarılır. Öten Günler, 1884-1924 yılları arasında özellikle eğitim, bozulan dinî müesseseler, siyasal yapı ve toplumda yaşanan kültürel değişimi beyan eden bir edebî vesikadır. Bu incelemede, Kerbabayev’in gözünden Öten Günler romanında verilen Türkmen halkına ait bilgiler, sosyolojik olarak 1. Kültürel Yapı, 2. Dinsel Yapı, 3. Ekonomik Yapı ve 4. Siyasal Yapı başlıkları altında incelenmiş, büyük değişimlerin yaşandığı devre ayna tutan ve çağın tanığı eserin toplumsal arka planı ortaya konmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1852]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1392">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK FİLMLERİNDE EDEBİYAT ÖĞRETMENİ VE EDEBİYAT DERSLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk sineması, edebiyat öğretmeni, edebiyat eğitimi, film incelemesi.  ÖZET  Gerek okul hayatı gerekse öğretmenlik mesleği sinemacıların her dönem ilgisini çeken konular arasında yer almıştır. Nitekim hem dünya hem de Türk film tarihi, öğretmenlerden öğrencilere, sınıf ortamlarından okul koridorlarına kadar okul ve eğitim hayatının çeşitli boyutlarıyla beyazperdeye taşındığı yüzlerce örnekle doludur. Öyle ki günümüzde “okul filmleri”, sinemada özel bir alt tür olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Eğitime ilişkin konuların sinema açısından elverişli bir kaynak oluşu, filmleri bu konular ekseninde ve tarihsel-toplumsal bakış açısıyla incelemeyi de önemli kılar. Bu yaklaşım çerçevesinde bu nitel çalışmada Türk filmlerinde edebiyat öğretmeni tipolojisi ve edebiyat eğitimi konusu mercek altına alınacaktır. Yapılan ön araştırma, tamamına yakını “okul filmi” olarak nitelenebilecek olan filmlerde edebiyat öğretmeni figürünün az sayıda filmde ve genelde geri planda yer almakla birlikte gerek kişisel özellikler gerekse mesleki tutum ve davranışlar açısından belirgin hatlarla çizildiğini göstermiştir. Bu anlamda niteliğin gözetildiği, dolayısıyla da bu az ama belirgin temsiliyetin değişen dönem ve koşullar çerçevesinde irdelendiği çalışmanın Türkiye’de edebiyat eğitimi konusuna farklı bir pencereden bakılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde, Türk ve dünya sinemasında okul ve eğitim hayatının ön plana çıktığı filmlere ilişkin kısa bir bilgilendirmenin ardından dünya sinemasındaki edebiyat eğitmeni profillerinden örnekler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmanın bulguları, Türk filmlerinin edebiyat öğretmeni ve edebiyat dersine ilişkin içeriği ortaya konmuş, üçüncü ve son bölümde de Türkiye’de edebiyat eğitimi konusu bulgular ve Türk ve dünya sineması karşılaştırması ışığında değerlendirilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1857]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1393">
    <dcterms:title><![CDATA[KOMPLİMENTİ U TURSKİM DARAMAMA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Ključne riječi: Pragmatika, učtivost, kompliment, drama  SAŽETAK  Pragmatika je naučna disciplina koja se bavi isključivo upotrebom jezika u komunikaciji. Tačnije, ona proučava komunikativna sredstava kao što su: na koji način čovjek daje i prima saopštenja i od čega komunikacija zavisi u određenoj situaciji. Učtivost nas uči kako da budemo pažljivi prema ljudima oko nas. Ovo je zapravo primjer pozitivne učtivosti. Pozitna učtivost olakšava nam prijatnu komunikaciju. Međutim, postoji i negativna učtivost i ona stvara neprijatnost, sukob i stres. Drama je književni oblik koji je napisan uglavnom da bi se izveo na daskama. Dramski dijalog je dosta pogodan za analizu teorije govornih činova. Dijalog u drami se znatno razlikuje od govora koji svakodnevno vodimo. Kompliment je riječ francuskog porijekla (compliment) i označava pohvalu, laskanje ili udvaranje. Za komplimente možemo reći da su najbolji primjer pozitivne učtivosti. Davanjem komplimenata činimo da se naš sagovornik osjeća bolje i ugodnije u datom trenutku. Možemo reći da je kompliment upućen sagovorniku jedna vrsta poklona koji nema materijani oblik. Da bismo razdvojili kompliment iz konteksta svakodnevnog govora, moramo uočiti pretjerivanje. Pretjerivanje daje komplimentu konačan oblik. Komplimenti su veoma bitni jer uspostavljaju bliskost sa sagovornikom i na taj način čine da se sagovornik osjeća bolje. Komplimenti se daju najčešće za izgled, zatim za postignuće, ličnost, imovinu i na odnos koji imaju sagovornici. U turskom jeziku kompliment (iltifat) ima značenje poštovanje ili uljudnost. Ljudi mogu odgovoriti na komplimente na razne načine: prihvatanje, odbijanje i izbjegavanje. Tursko društvo karakteriše pozitivna učtivost.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2018]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1394">
    <dcterms:title><![CDATA[ŞEM’Î’NİN ŞERH-İ SUBHATÜ’L-EBRÂR’INDAKİ ŞERH USÛLÜ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Şem’î, klasik şerh, tercüme.  ÖZET  16. yüzyılda yaşamış olan Şem’î, ilk Türkçe tam Mesnevî şerhinin şarihidir. Edebiyatımızda klasik şerh geleneğinin temellerinin atıldığı bir dönemde şerhlerini yapan Şem’î’nin, Mesnevî şerhi haricinde, başta Sadî, Hâfız ve Molla Câmî’nin eserleri üzerine olmak üzere birçok şerhi bulunmaktadır. Bu çalışmada, Şem’î’nin Fars edebiyatının ünlü alimi Molla Câmî’nin Subhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisine yaptığı şerhteki serh usûlü ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Şem’î, şerhlerinde, kelimelerin lügat, mecaz, ve metinde kazandıkları anlamları verdikten sonra müellifin asıl söylemek istediği manaya ulaşma şeklinde yorumlanabilecek klasik şerh yöntemine uymaya çalışmakla birlikte kendine has yöntemler de kullanmıştır. Şem’î, metinlerdeki her kelimeyi tek tek şerh etmemiştir. O, şerhlerinde manayı ön plana çıkarmayı hedeflediği için mana açısından derin olan kelime ya da beyitleri şerh etmiş, diğerlerinin tercümesini vermekle yetinmiştir. Onun bu şerhinde, mısra ya da beyitlerin çoğu zaman birebir tercümelerinin yapılması, Farsçadan birçok beyit ya da mısraların alıntılanması ve en önemlisi de çağdaşı ya da sonraki dönem şarihlerinde görülmeyen bir teknik olan metinleri sözdizimsel farklarına göre de yorumlaması öne çıkan şerh özellikleridir. Şem’î’nin ölümünden bir yıl önce kaleme aldığı eseri üzerinde yapılan bu çalışma, onun şerh usûlünün gelişme çizgisinin belirlenmesine önemli bir katkı sağlayacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2275]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1395">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK MESNEVİ EDEBİYATINDA HENÜZ TANINMAYAN BİR ŞAİR: YUSUF CAN VE YUSUF U ZÜLEYHA MESNEVİSİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Yusuf Can, mesnevi, Yusuf u Züleyha.  ÖZET  Dünyada tespit edilebilen tek nüshası Almanya Milli Kütüphanesinde (Ms.or.oct.3691) kayıtlı olan “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevinin şairi olan “Yusuf Can” henüz bilim dünyasında tanınmamaktadır. Tezkirelerde bu isimde bir şair hakkında bilgiye rastlanmadığı gibi Türkiye yazmaları kataloglarında da “Yusuf Can” ismine kayıtlı herhangi bir eser bulunmamaktadır. Ancak, Kültür Bakanlığı’nın elyazmaları veritabanında Almanya Milli Kütüphanesinde yazara ait bir Yusuf u Züleyha mesnevisi olduğu bilgisi yer alır. Müstensih ismi olabileceğini düşündüren kayıttaki bilgi, mesnevinin giriş bölümlerinde şairin kendi dilinden tam üç yerde zikredilince şair adı olarak doğrulanmış olmaktadır. Yusuf u Züleyha, konunun işlenişi ve temel epizotları açısından Camî’nin eseriyle büyük ölçüde benzerlik içindedir. Buna rağmen şair, ne mesnevinin Camî’nin eseriyle olan bu serbest tercüme/nazire ilişkisine ne de kendisiyle aynı konuda eser veren herhangi bir şaire atıfta bulunmaksızın, doğrudan Kur’an kıssasına gönderme yapmaktadır. Mesnevilerin “sebeb-i te’lif” bölümlerinde, şairlerin kendi poetik görüşlerine ve mesnevi edebiatının neresinde durduklarına dair neredeyse ritüele dönüşmüş, klişeleşmiş söylemleri yer alır. Bu kısımlarda genellikle mesnevi şairinin kendi eserini mevcut “mesnevi kanonu” ile ilişkilendirdiği görülür. Şair, mesnevi kanonu içinde kendi yolunu orijinal, eserini emsalsiz görebilir; ama bunu yine mevcut eserlerle karşılaştırma yoluyla açıklar. Bu kalıplar, şairin edebi ufkunu çizen, yol haritasını gösteren ve eserinin mesnevi edebiyatına hangi katkıyı sağladığını ifade eden edebi beyanlardır. Yusuf Can’ın, mesnevisinde herhangi bir şairi anmaması mevcut mesnevi yazıcılığı geleneğine pek uygun değildir. Ayrıca, eserde görülen bazı şekilsel özellikler de şairin, XVI. yüzyılda yerleşmiş bazı edebi tarz ve teamüllerin uzağında olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, XVI. yüzyılın yetiştirdiği rindâne, âşıkâne edalı söylemiyle mesnevi edebiyatına bir renk katan şair Yusuf Can’ın kimliği ve edebi şahsiyeti hakkında değerlendirmeler yer almaktadır. Yusuf u Züleyha mesnevisi kurgu, üslup yönünden incelenirken eserden hareketle şairin karanlıkta kalan bazı yönlerine ışık tutmak ve bu şekilde edebiyat tarihine ve mesnevi edebiyatı birikimine katkı sağlamak hedeflenmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2252]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1396">
    <dcterms:title><![CDATA[AHMET HAMDİ TANPINAR’IN “ŞİİR” ADLI METNİNİN DİL BİLİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dil, dil bilimi, şiir, Tanpınar.  ÖZET  Dil, “bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi” olarak tanımlanabilir. “Doğru, yerinde göstergeleri bulup dizelere yerleştirmek” biçiminde tanımlanan ve Çetişli’nin, “coşkulu anlatım esasına bağlı eserler/türler (şiir, mensur şiir)” içinde değerlendirdiği şiir ise dile dayanan ve dilin imkânlarıyla varlığını ortaya koyan, edebî bir türdür. Dil bilimi, dili bütün yönleriyle inceleyen bir alandır. Dilin sesleri, seslerin uyumu, sözcüklerin temel ve yan anlamları, çağrışım değerleri, sözcük/söz öbeklerinin metnin bağlamı içinde kazandığı anlamları, duygu değeri, benzetmeler, aktarmalar, sapmalar ve bunların ışığında metnin yorumlanması, dil bilimi açısından şiire bakışın temelini oluşturur. Bu açıdan şiir, dil biliminin birçok alanını yakından ilgilendirir. Şiir, biçim (sunuluş) ve içerik (öz) ögelerinin varlığıyla temel kimliğine kavuşur. En eski örneklerinden bugüne dek, belli bir bildiriyi aktarırken “metin” olma özelliğini gösteren şiirde bütünlük, bu kimliğin vazgeçilmezidir. Şiirin dil bilimi açısından en önemli yönü bütünlük taşıması, sanatçının zihnindekilerini bütün hâlinde aktarmasıdır. Bu çalışmada şair, romancı ve çok yönlü bir sanatçı olan A. H. Tanpınar’ın Şiir adlı metni, dil bilimi ışığında incelenmiştir. Şairinin zihin ve yaratıcılık gücünü yansıtan bu şiirde kullanılan imgeler, değişik tasarımlar, çağrışımlar özgün bir anlatımı ortaya çıkarmıştır. Tanpınar’ın; “rüyalarımızın sarışın buğdayı”, “sükûtun bahçesi”, “kaderin gülümseyen yüzü”, “yıldızların altın bahçesi” “ezelî bahar”, “tükenmez yarın” gibi değişik kullanımları, sözlüklerde yer almayan, “kişisel kullanım”ını yansıtması açısından dikkat çekicidir. “Onun şiirinde belirleyici olan belli başlı kavramlar; rüya zaman, musıkî, resim, ebediyet, mükemmeliyet, aydınlık ve aşktır.” görüşü belirgindir. Dil biliminin verileri ile aydınlatılmaya çalışılan bu metnin, Tanpınar’ın şiir estetiğini taşıyan bir yapıda olduğu görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2186]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1397">
    <dcterms:title><![CDATA[MUSTAFA KUTLU ANLATISINDA SİNEMA DİLİ VE GÖRSEL ARKA PLAN]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mustafa Kutlu, Hikâye, Sinema, Gelenek  ÖZET  Bu çalışmada Mustafa Kutlu’nun, ‘’Uzun Hikâye’’ anlatısı bağlamında, eserlerindeki sinema dili ve görsel arka plan ele alınmıştır. Çalışmamızda sinemanın kendine özgü anlatım dili üzerinde durulmuş ve bu dilin, Kutlu’nun eserlerindeki izdüşümleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Edebiyat ile sinema’nın anlatım imkânları ve dili farklıdır. Ancak bize göre doğu anlatı gelenekleri, sinema dilinin görsel kodlarını da içinde barındırmakta ve sinema sanatı için bir kaynak teşkil etmektedir. Hem biçim hem de içerik olarak Mustafa Kutlu anlatısının, yazı dili ile görsel dil arasındaki geçişkenliğinin ve birbirine dönüştürülebilirliğinin arkasında, doğu anlatı geleneklerinin görsel anlatım diline ve dolayısıyla sinema sanatına yakınlığı ve yatkınlığı vardır. Eserlerinde geleneksel anlatı biçimlerinden faydalanan ve ‘’hikâyesini’’ doğu anlatı üslubu üzerine kuran Kutlu’nun anlatısının, özgün bir biçim/biçem arayışı içinde olan ‘’Türk Sineması’’ için de özel bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2297]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
