<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1358">
    <dcterms:title><![CDATA[SUDAK’IN BAŞTAŞLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Anahtar sözler: Kırım, Tatar, Sudak, baştaşı, epitafiya.  ÖZET  Kırım’ın güney bölgelerinde, Türk Oğuz varlığının izlerini bize açıkça ispatlayan Sudak ve civarında 1980’lerden bu yana bulunan mezar taşları ve fragmentleri 2002 yılından başlayarak Taraktaş bölgesinde bir tepeliğe toplanmış, halk ziyaretine açılmış bulunmaktadır. Civar köy (ev, depo, hayvan ahırları duvarlarında, toprak içinde, ormanlık alanlarda) ve tarlalarda rasgele bulunan bu baştaşların Celilov A.A. tarafından karakteristiği tespit edilmiş, yazıları okunmuş ve üstüne kazılmış sembollerin açıklanması verilmeye çalışılmıştır. Kadim Kırım’da İslam tarihinin inkişafı, Kırım Türklerinde ölü gömme gelenekleri üzerine son yıllarda yapılan verimli çalışmalarından biri olan “Sudaqnıñ qadimiy baştaşları” geniş bir okuyucu kitlesine hitap eder. Çalışma, Kırım Türklerinde epitafya (baştaş yazısı ve tarih düşürme) sanatının inceliklerini takdim etmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2174]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1359">
    <dcterms:title><![CDATA[SON DÖNEM ÂŞIK ŞİİRİNDE BOSNA]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, âşık şiiri, Bosna savaşı.  ÖZET  20. yüzyıl siyasî ve tarihî olayları içinde II. Meşrutiyet’ten itibaren büyük bir çoğunluğu Osmanlı coğrafyasından kopan Balkanlar, çeşitli yönleriyle Türk edebiyatında ele alınmıştır. Balkanların Osmanlı’dan kopmasıyla başlayan ayrılık sürecinden günümüze Türk edebiyatının hemen her şubesinde farklı cepheleriyle gündeme gelen Balkanlar, aramızdaki tarihî ve kültürel bağlar nedeniyle Türk toplumunda aydın tabakasından sade vatandaşına kadar yakın ilgi odağı olmuştur. Balkan toplumlarının Osmanlı coğrafyasından kopmalarıyla birlikte bu topraklar üzerinde yaşayan özellikle Müslüman halka karşı yapılan baskı, zulüm ve katliamlar Türk halkını derinden etkilemiştir. Bu zulümlerin son halkasını oluşturan 1992’de yaşanan Bosna zulmü ise başta bir çok şair ve yazarımızda olduğu gibi yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve düşüncelerine tercüman olmuş aşıklarda da büyük üzüntü oluşturmuş yaşanan bu trajedi, zulüm ve soykırımlar karşısında duydukları kızgınlık, öfke ve tepkilerini şiirleriyle dile getirmişlerdir. Yüzyıllardır içerisinde yetiştikleri toplumun duygu ve düşüncelerini dile getiren aşıkların son dönem temsilcileri Bosna’da yaşanan dramı farklı açılardan şiirlerine taşımıştır. Bu bildiri de, yakın tarihimizde sıcaklığını hala yitirmemiş Bosna trajedisi merkezde olmak üzere son dönem aşık edebiyatının temsilcileri arasında yer alan Ozan Nihat, Aşık Temel Turabî, Âşık Feymanî ve Furkanî’nin Bosna konulu şiir örnekleri üzerinde durulmuştur. Bosna Savaşı’nda yaşanan dramatik olayların Türk halkının belleğinde bıraktığı etkiler bağlamında Bosna olaylarının son dönem aşık edebiyatına yansıması ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2250]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1360">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRK TOPLUMUNDA NASREDDİN HOCA VE FIKRALARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk kültürü, ortak akıl, tarihi şahsiyet, sembol. ÖZET  Nasreddin Hoca bir halk klasiğidir ki, o Türk soylu halkların hepsinde aynı karakterde ama farklı isimlerle yer alır. İnsanların kendi davranışlarını kontrol etmelerini, ne yaptıklarının bilincinde olmalarını sağlayarak; pervasız davranışlar sergileyenlere göndermelerde bulunur. Bu yönüyle aslında toplumda bir kontrol mekanizmasıdır. Toplumsal sorunlara vurgu yapar, o sorunun kaynağına dikkat çeker; sorunları ince bir zekâ ve büyük bir ustalıkla fıkralarına taşır ve aynı ustalıkla kolay çözümler üretir. Güldürmece yönünden o Türk toplumunun ortak aklıdır. Toplumun bireysel olarak dile getiremediği düşünceleri dile getirir, dini, sosyal, siyasi konuların hassas ve tehlikeli noktalarına ustaca değinir; onda kırma ve kırılma yoktur. Nasreddin Hoca Türk toplumunun adeta özetlenmiş sembolüdür. Önce tarihi bir şahsiyet iken daha sonra sembol olmuştur. Nasreddin Hoca akıllı mı deli mi, kurnaz mı saf mı, ahlaklı mı değil mi, evli mi bekar mı, çocuğu var mı yok mu...? Nasreddin hoca deyince birçok insan tipini bir arada buluruz. Nasreddin Hoca her yerde, her yüzyılda yaşayan bir tiptir. O Türk toplumunun, Türk kültürünün özelliklerini bünyesinde taşıyan bir fıkra tipidir; aklıyla, ahlakıyla, cahilliğiyle, kurnazlığıyla, vs. bütün yönleri doğrudur. Nasreddin Hoca Türk insanının ahlaki yönünü yansıtır ve insanları ahlaki yönden eğitir. Söylenmek ve ya anlatılmak istenen, onun dilinde ince ve derin bir ifade ile bulur. Gayr-ı ahlaki davranış sergileyen; zulmedenler, bağnazlar, kendini bilgili zanneden cahiller vs. ondan nasibini alır. Nasreddin Hoca toplumdaki beğenilmeyen davranışlara bir tepkidir ve onun fıkraları bu olumsuz davranışların kontrol altına alınmasında kullanılır. Bildirinin amacı bir Türk bilgesi olan Nasreddin Hoca’yı bir kültür koruyucusu, eğitimci ve din adamı olarak, toplumun değer yargılarıyla ilgili tavırlarını (uyuşmayan dini, ahlaki, vs. toplumdaki her türlü davranış bozukluklarını hesaba çekmesi gibi) ortaya koymaktır. Aynı zamanda fıkralarıyla insanları güldürürken düşündüren, düşündürürken ise sorumluluğunu hatırlatan yönlerine dikkat çekmektir. Bunu yaparken fıkralarından yola çıkılacak, konuyla ilgili Nasreddin hoca fıkraları incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2278]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1361">
    <dcterms:title><![CDATA[2006-2012 YILLARINDA BOSNA’DA YAPILAN EDEBİ ÇEVİRİLER]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: : Çeviri, Edebi eser, Çevirmen, Bosna, Yayınevi.  ÖZET  Bosna- Hersek&#039;in Fatih Sultan Mehmet tarafından 1463 tarihinden fethedilmesinden itibaren 500 yıl boyunca Müslüman Türkler ve Boşnaklar arasında çok sıkı bir dil ve kültür etkileşimi olmuştur. İstanbul&#039;a giderek Arapça, Farsça ve Türkçe öğrenen aydınlar arasından Osmanlı Türkçesi&#039;yle yazan şairler çıkmış ve bu şairler divan meydana getirmişlerdir. Bu dönemde metinler Türkçe aslından okunup anlaşıldığı için çeviri çalışmalarına pek fazla rastlanamaz. Ancak Osmanlı Devleti&#039;nin bölgeden çekilmeye başladığı 19.yüzyıldan itibaren çeviri çalışmaları yapılmaya başlanmış ve bu çeviriler günümüzde de devam etmektedir. Tanzimat&#039;tan itibaren başlayan bu çeviri çalışmalarını ilk olarak Çatica, Başagiça, gibi isimler Namık Kemal, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Muallim Naci gibi isimlerden çeviri yaparak başlatmışlardır. Daha sonraki yıllarda bu konu üzerine Amina Şiljak, Kerima Filan, Sabina Baksic gibi isimler çalışma yapmışlardır. Bu tercüme çalışmalarının edebiyat- edebiyat teorisi, edebi tenkit gibi açılardan Bosna edebiyatına katkıları olmuştur. Son zamanlarda özellikle 2006’dan itibaren Bosna’da çeviri çalışmaları üzerine bir artış gözlenmiştir. Bu çalışmada 2006’dan sonra Bosna&#039;da yapılan edebi çeviriler tespit edilmiş ve ülkede daha fazla edebi çeviri yapılmasını engelleyen çevirmen ve yayınevi ile ilgili sorunlar irdelenmiştir. Yaşanılan sıkıntıların sebepleri gösterilip ve bu konuda çözümler sunulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2281]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1362">
    <dcterms:title><![CDATA[HİLMİ YAVUZ’UN ŞİİRLERİNDE TASAVUF İMGESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Hilmi Yavuz, Poetikası, Tasavvuf İmgesi.  ÖZET  İlk şiir kitabı “Bakış Kuşu” nun 1996’da yayımlanmış olan Hilmi Yavuz’un şiirlerini kaleme alışı hep farklı açılardan olmuştur. Bazı şiirlerinde geleneğin içinde kaybolan şair, bazı şiirlerinde modern Batı imgesini kullanmıştır. Şiiri özgürce yorumlaması gereken okurun, imgelerle yol bulması gerektiğine karşı çıkmıştır. Hilmi Yavuz; şiiri yapanın dil değil söz olduğunu, şiirin tarihinin ise dilden söze doğru olduğunu söylemiştir. Okuyucunun kulaklarında müzikaliteyi hissettiren şair, felsefesini ve ideolojisini şiirlerinde yansıtmıştır. Şairce tasavvuf masivadan vazgeçip gönlü terbiye etmektir. Tasavvufun yalnız yapısıyla ilgilenen, tasavvufu ve klasik şiiri malzeme olarak kullanan şair yeni bir şiir anlayışı oluşturma peşindedir. Bu çalışma ile Hilmi Yavuz’un kim olduğu, şiirlerini yazarken biçim ve öz bakımından hangi ilke ve kuralları kullandığı tespit etmek. Ayrıca şiirlerindeki tasavvuf unsurlarının neler olduğu ve bu unsurların yenilikçi şiir anlayışı ile nasıl yansıdığını anlatmak amaçlanmıştır]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2289]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1363">
    <dcterms:title><![CDATA[ADALET AĞAOĞLU’NUN HİKÂYELERİNDE KENTLEŞME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk hikayesi, Kentleşme, Adalet Ağaoğlu.  ÖZET  1976’dan itibaren hikaye yazmaya başlayan ve kullandığı farklı tekniklerle hikayeciliğini canlı tutmayı başaran Adalet Ağaoğlu hemen her hikayesinde toplumsal konularla ilgilenmiştir. Sosyalist bir dünya görüşüne sahip olan Ağaoğlu kendi ifadesiyle ‘üç darbe dönemine tanıklık etmiş bir yazardır. O şahitlik ettiği toplumsal olayları özgün bir yapı ile kurguladığı hikayelerinde işleyerek Türk hikayeciliğinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu bağlamda Türkiye’nin geçirdiği kentleşme süreci Ağaoğlu’nun hikayelerinde arka plan veya temel izlek olarak yer almaktadır. Kentleşme sürecinin modern insanın yaşamına getirdiği problemler, yabancılaşma, gecekondulaşma ve çarpık kentleşme gibi mekan ile ilgili değişiklikleri onun hikayelerinde takip etmek mümkündür. Bu çalışmanın amacı, Adalet Ağaoğlu’nun hikayelerinde gözlemlenen kentleşme sürecinin hangi bağlam/bağlamlarda ele alındığını tespit etmek ve kentleşmenin yer alış biçimi ile ilgili değerlendirmede bulunabilmektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2185]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1364">
    <dcterms:title><![CDATA[SİNAN YAĞMUR`UN &quot;AŞKIN GÖZYAŞLARI 1.TEBRİZLİ ŞEMS&quot; ve POULA COELHO` NUN &quot;ELİF&quot; İSİMLİ ROMANLARINDA METAFİZİK ANLATIM]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Sinan Yağmur, Paulo Cohelho, Metafizik Anlatım, “Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli Şems”, “Elif”.  ÖZET  Bu çalışmada, dünyada eserleri en çok dile çevrilen Paulo Cohelho`nun &quot;Elif&quot; ve Türkiye`nin en çok okunan yazarları arasında bulunan Sinan Yağmur`un &quot;Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli Şems&quot;, isimli biyografik romanları, metafizik anlatımın unsurları bakımından incelenecektir.&quot;Elif&quot; romanın başkahramanı olan Coelho, hayatın monotonluğundan kurtulmak ve gerçek mutluluğa ulaşmak düşüncesiyle, ustası J nin de tavsiyesine uyarak, uzun zamandır hayalini kurduğu yolculuk için Rusya ya gider. Roman, yazarın manevi bir arayışa dönüşen 9200 kilometrelik tren yolculuğunu, keman virtüözü Hilal ve Rus Yayıncıs ve Tao ustası ile birlikte tamamlamasını anlatır. Sinan Yağmur`un konusu tasavvuf olan, &quot;Aşkın Gözyaşları 1.Tebrizli Şems&quot; ,romanı ise Mevlana’yı Mevlana yapan hocası Tebrizli Şems`in içindeki aşkı ömür boyu süren bir yolculuk sonunda Konya`da bulmasını anlatır]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2232]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1365">
    <dcterms:title><![CDATA[RUMELİLİ DİVAN ŞAİRLERİNDE “AKIL, SABIR, KADER VE İRADE” KAVRAMLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Rumelili Divan Şairleri, akıl, sabır, kader, irade.  ÖZET  „İslâm düşünce tarihinde kader ve irade tartışmaları büyük bir yer tutar.‟ Bu doğrultuda “kader ve irade” kavramları, ilham kaynağını büyük oranda dinî çerçeveden alan klâsik Türk şiirinin de vazgeçilmez temalarından olmuştur. Klâsik Türk şiirinin kader anlayışına göre; „dünya ve içindeki her şey ilahi takdir tarafından ezelde programlanmıştır. Doğum, ölüm, hastalık, sağlık, mal ve mülk hep bu kabildendir. İnsanın kaderini değiştirme çabası beyhude bir gayrettir.‟ Kader ve iradenin söz konusu olduğu yerde sabır ve akıl kavramlarını da ele almak uygun olacaktır. Zira bu kavramlar birbirleriyle bağlantılıdır. Geniş bir kültür coğrafyasına sahip olan Osmanlı Devleti‟nin dört bir yanında yetişen divan şairleri, bu kavramlara kayıtsız kalmamışlar ve şiirlerinde çeşitli vesilelerle “akıl, sabır, kader, irade” kavramlarına yer vermişlerdir. Bu noktada Rumelili divan şairlerinin de aynı duygu ve düşüncelerle hareket ettikleri görülmektedir. Bu tebliğde Rumelili divan şairlerinin şiir dünyalarından “akıl, sabır, kader ve irade” anlayışları gösterilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2230]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1366">
    <dcterms:title><![CDATA[OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE BOSNA HERSEK’TE EĞİTİM VE ÖĞRETİM]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti, Eğitim, Öğretim.  ÖZET  Bosna Hersek Federasyonu vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti ile yüzlerce yıllık tarihsel, kültürel bağı ve iyi ilişkileri bulunmaktadır. Türkler ile Bosnalılar 1391’de Üsküp’ün alınmasından sonra komşu olmuşlar, bu tarihten sonra daha sık karşı karşıya gelmişler veya bir arada bulunmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Bosna-Hersek ile ilgili on binlerce belge bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmı Osmanlı Devleti’nin Bosna-Hersek’teki eğitim ve öğretim faaliyetlerini anlatmaktadır. Osmanlı Arşivlerinde Bosna’ya yapılan eğitim yatırımları ile ilgili en eski belge şimdilik Gazi Hüsrev Bey’in 1537’de Saraybosna’da yaptırdığı külliye içindeki medrese ve sıbyan mektebi ile ilgilidir. Osmanlı Devleti Dönemi’nde Bosna’nın vilayetlerine, kazalarına ve köylerine yapılan okullar, okulların tamiri, muallim atamaları, yönetmelikler, ders araç-gereçlerinin karşılanması, okulların mali konuları, okullarda eğitimin düzenli şekilde yürümesi ile ilgili yazışmaları içeren yüzlerce evrak değerlendirilecektir. Ayrıca seyhatnameler, salnameler, maarif salnameleri, Cevdet Paşa’nın Maruzat ile Tezâkir’i ve konuyla ilgili diğer kaynaklar incelenecektir. Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki belgelerden anlaşıldığına göre Osmanlı Devleti, 1537-1912 yılları arasında sınırları içerisinde kalan bütün coğrafyada eğitimi modernleştirmek ve çağın gereklerine cevap vermek için bütün zor şartlara rağmen, aşırı gayret göstermiştir. Bosna’nın merkezi Bosna/Saraybosna’da o dönemin çağdaş eğitim kurumları olan Darülmuallim, Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiye, Mekteb-i Mülkiye, Baytar Mektebi, Mekteb-i Rüştiye, Askerî Rüştiye, Mekteb-i Sultani, Kız Rüştiyesi, Darüşşafaka, Sabah Mektebi, ... gibi okullar açılmıştır. Bu okullara çoğunlukla İstanbul’da iyi yetişmiş muallimler tayin edilmiştir. Öyle görünmektedir ki eğitimin kalitelileşmesi, çağdaşlaşması ve verimliliğinin artması için bizzat sultanlar konu ile ilgilenmişlerdir. Çalışmada, Osmanlı Arşivlerindeki Bosna’da eğitim öğretim konusu ile ilgili arşivlenen belgeleri taranmıştır. Belgeler tek tek incelenmiş, Bosna-Hersek’in vilayetleri, kazaları ve köylerinin eğitim ve öğretim durumu hakkında, daha sonra konu ile ilgili yapılacak çalışmalara da kaynak olabilecek derecede ve özelliklerde, bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın dünyanın en yeni devletlerinden biri olan Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin eğitim ve öğretimine önemli bir kaynak olacağı düşünükmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1864]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1367">
    <dcterms:title><![CDATA[MURATHAN MUNGAN’DAN AVANGART BİR POETİK-ROMAN: ŞAİRİN ROMANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Poetika, Şairin Romanı, Murathan Mungan, Poetik-roman.  ÖZET  Edebiyat teorisi üzerine yapılan çalışmaların tarihi, neredeyse yazılı edebiyatın tarihi kadar eskidir. Şairler, yazarlar ve edebiyatçılar bir taraftan sanatsal bir üretim içersinde olurken; öte taraftan sanat eserinin içeriğini, yapısını, tekniğini ve oluşumunu açıklamaya çalışan teorik çalışmalar üretirler. Bu teorik çalışmaların en önemlisi de tarih boyunca farklı anlamlar kazanan poetikadır. Önceleri Aristoteles’in -aynı zamanda türün ilk örneği olan- Poetika’sından hareketle trajedi ve destan türlerinin temel özelliklerinin ve bileşenlerinin ortaya konmasına dayanan poetik çalışmaların çerçevesi; sonraları, daha çok şiirle sınırlandırılır. Özellikle 19. yüzyıldan sonra bu yönü daha da belirginleşen poetika kavramı, şiiri genel anlamda kavrayan, onun biçimini, muhteviyatını, üslubunu, estetiğini kapsayan konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın irdeleyen bir bilgi dalına dönüşür. Bu bağlamda birçok şair, şiire dair fikirlerini, şiir anlayışlarını yansıtan poetikalar kaleme alır. Bu poetikalar, kimi zaman şairin poetik fikirlerini yazdığı şiirler aracılığıyla dile getirmek istemesi sebebiyle manzum; kimi zaman da teorik bir çerçeve oluşturma gayesiyle mensur bir karakter taşıyabilir. İşte bu teorik bağlam içerisinde Çağdaş Türk Edebiyatının önemli kalemlerinden Murathan Mungan, Şairin Romanı adlı eseriyle poetik metinlere farklı bir boyut kazandırır. Çünkü sadece Türk Edebiyatında değil; belki de Dünya Edebiyatı içerisinde ilk kez bir şair, poetikasını yazdığı bir roman üzerinden açıklar, okurla paylaşır. Neticede fantastik, ütopik ve polisiye roman havası taşıyan Şairin Romanı, aynı zamanda şiir sanatını merkezine alan, şiirin yapısal, varoluşsal ve teknik meselelerine çeşitli vesilelerle değinen avangart bir poetik-roman olarak okunabilir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2215]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
