<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1348">
    <dcterms:title><![CDATA[XVI. YÜZYILDA BOSNA VE AHISKA’DA SOSYAL VE EKONOMİK YAŞAM]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Bosna Sancağı, Saraybosna, Gürcistan Cumhuriyeti, Ahıska Sancağı.  ÖZET  XVI. Yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti için büyük stratejik önem taşıyan iki bölge  vardı. Birincisi, devletin batısındaki Bosna, ikincisi devletin doğusundaki Ahıska. Bosna Adriatik Denizi‟ne, ordan da Akdeniz‟e, Ahıska ise Kafkaslara ve daha sonra Hazar Denizi‟ne Osmanlıların yolunu açıyordu. Bosna ve Ahıska Sancakları arasında şu benzerlikleri görmekteyiz; Her iki sancak önemli stratejik konuma sahip olup; biri Batı‟da, diğeri Doğu‟da uç sancağı idi. Bosna‟nın fethi Osmanlı‟yı Adriatik Denizi‟ne kavuşturarak Akdeniz‟de hakimiyetini, Ahıska‟nın fethi de Osmanlı Devleti‟nin Kafkaslar yolunu açarak Hazar Deniz‟i kıyılarını kontrol altına alınmasını sağlıyordu. Bosna Avrupa ve Asya, Ahıska ise Anadolu ve Kafkasya arasında bir köprü idi. - Her iki sancak Osmanlı medeniyetinin yerleşim alanı olmakla aynı kaderi paylaşmışlardır. Bosna Doğu ve Batı, Ahıska ise Doğu ve Kafkasya dilleri ve medeniyetlerinin en önemli birleştiği noktalar idi. - Her iki sancağın başkentleri olan Saraybosna ve Ahıska‟da Müslüman, Ortadoks, Katolik, Musevi dinlerinden oluşan halk, huzur içerisinde yaşamakta idi. Bu yüzden Saraybosna Avrupa‟nın Kudüs‟ü, Ahıska ise Kafkasların Kudüs‟ü idi. Çalışmamızda Bosna, Saraybosna ve Ahıska‟nın etimoloji verilmiş ve tarihi şahsiyetlerden Bosnalı Gazi Hüsrev Bey, Ferhad Paşa ve Ahıskalı Hızır Paşa, Menüçöhr ve ünlü kadın siyasetçi Dedisimedi Debora hakkında bilgiler, Mençöhr ve ailesine Sultan IV. Murad‟ın verdiğü 1593 tarihli fermanı da yer almaktadır. Çalışmamızda XVII. Yüzyıl Osmanlı bilim adamlarından Evliya Çelebi‟nin „„Seyahatnamesi‟‟ ve Katip Çelebi‟nin „„Cihannüma‟‟sına göre Saraybosna ve Ahıska hakkındaki bilgiler verilmiştir. Çalışmamızda Saraybosna ve Ahıska‟nın kısa tarihini verdikten sonra bölgelerin sosyal- ekonomik durumu, vergi kalemleri, miktarları, ölçü ve tartı birimlerini incelemeye çalışılmıştır. Ahıska ile ilgili bilgiler, 1595 tarihli “Defter-i Mufassal Vilayet-i Gürcistan” tahrir defterine dayanarak „„Ahıska Sancağı Güney Nahiyesi‟‟ ışığında açıklığa kavuşturulmuştur. „„Defter-i Mufassal Vilayet-i Gürcistan‟‟ tahrir defterinin „„Ahıska Sancağı Güney Nahiyesi‟‟ bölümünün ilk defa olarak günümüz Türkçesine çevrilmesi çalışmamızın en önemli hususlarındandır. Bu çevirinin ve yapılan araştırmanın hem Türkiye, hem Gürcistan, hem de Kafkasya tarihçiliği için önemli olduğunu düşünülmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2279]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1349">
    <dcterms:title><![CDATA[ESKİ VE ORTA TÜRKÇEDE GEÇEN BAZI FİİLLERİN ÇEŞİTLİ ALTAY DİLLERİNDEKİ GÖRÜNÜMLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Altay dilleri, Eski Türkçe, Orta Türkçe, Fiiller. ÖZET  7. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar, “Eski Türkçe” ve “Orta Türkçe” olarak anılan dil devreleri içinde ortaya konmuş çeşitli dil yadigârlarından alınmış bazı fiil örnekleri, çağdaş Altay dillerinin (Turki, Moğolca, Tunguzca, Mançuca vs.) sözvarlığında hâlihazırda bulunan benzer şekil ve örneklerle karşılaştırılarak ses bilgisel ve yapıbilgisel açıdan incelenmiştir. Elde edilen sonuçların ışığında, Eski ve Orta Türkçede geçtiği tespit edilen bu örnek fiillerin etimolojik yapısı ve geçiş yolları ortaya çıkarılmıştır. Bu vesileyle Altay dillerinin bazılarında bulunan ses ve yapı açısından değişime uğrasa da aynı kökten türemiş veyahut eşasıllı olması kesin ya da muhtemel olan fiillerin durumuyla ilgili olarak genel bir değerlendirme yapılmış, Altay dillerinin ortak söz varlığı Eski ve Orta Türkçeden seçilmiş fiil kök ve gövdelerinin baz alındığı bir zeminde karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2002]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1350">
    <dcterms:title><![CDATA[TEME U POEZİJİ POKRETA PRVİ NOVİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Ključne riječi: prvi novi, poezija, promjena, tematika, čovjek  SAŽETAK  Teme koje su obraĎivane u poeziji do pojave pokreta prvi novi bile su, manje ili više, poznate i nije se od njih mnogo odstupalo. MeĎutim, promjena koju je pokret prvi novi unio u tursku poeziju je to da su Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu i Melih Cevdet Anday smatrali da apsolutno sve može biti tema za pjesmu što nije bio slučaj u književnosti koja im je prethodila. Čovjek iz naroda kao i sve što ga okružuje imali su svoje mjesto u njihovoj poeziji. U književnom stvaralaštvu predstavnika pokreta prvi novi nailazimo na široku lepezu tema, od kojih su neke po prvi puta svoje mjesto našle u poeziji. MeĎu najzastupljenijim temama pokreta prvi novi nalazi se život običnog čovjeka, ljubav, Drugi svjetski rat, djetinjstvo, radost življenja, smrt, putovanje. Jedna od ključnih stvari za koje se pokret prvi novi zalagao bila je pridavanje važnosti društvu, odnosno malom, običnom čovjeku iz gradske društvene sredine čije je samo postojanje kao i sve ono što ga okružuje poput nesretne ljubavi, ratnih nedaća, smrti, putovanja i sl., bilo dovoljno važno da bude opjevano u njihovim pjesmama. Običan čovjek iz nižeg društvenog staleža, u njihovoj poeziji zaživio je sa svim ljudskim manama i vrlinama, ponekad je švorc, drugi put pak, pijan, neiskvaren je ali i nemoćan spram nepravde, on trpi, on se bori, živi jednoličnim životom, raduje se malim stvarima, pati zbog žulja, i sve svojstveno čovjeku ni njemu nije strano.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2019]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1351">
    <dcterms:title><![CDATA[KÜLTÜR TARİHİMİZ AÇISINDAN BLAGAY (ALP-ERENLER ) TEKKESİNİN ÖNEMİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tekke, Blagay Tekkesi, Bosna-Hersek.  ÖZET  Kültür tarihimiz açısından kültürümüzün yayılmasında ve yayılan bölgelerde derin izler bırakan alp-erenler ve kurdukları tekkeler önemli bir yere sahiptir. Alp-erenler, sahip oldukları sağlam kültür anlayışlarını dini değerlerle harmanlayıp kurmuş oldukları tekkeler sayesinde önemli fonksiyonlar ifa etmişlerdir. Sadece yerleşim alanlarıyla sınırlı kalmayıp Anadolu, Rumeli ve Avrupa’ya kadar uzanan bir ağ içerisinde birbirlerinden destek alıp sağlam bir kültür anlayışı ortaya koymuşlardır. Bu çalışmada XIII. Yüzyıl’da bir Horasan eri olarak Anadolu’ya gelen, Anadolu ve Rumeli&#039;nin fethi esnasında gazalara katılan, kahramanlığı ile bilinen bir Türk ereni Sarı Saltuk ve Blagay Tekkesi’nin (Alp-erenler Tekkesi) öneminden bahsedilecektir. Tekkeler kültür tarihi açısından önemli yere sahiptirler. Sarı Saltuğ’un Anadolu’da yaşadığı dönem, Selçukluların en karışık zamanı ve yıkılma sürecine girdiği dönemdir. Bu dönemde dağılmaya başlayan Türk Kültürünü yeniden bir araya getirme, yaşatma dervişler ve tekkeler sayesinde olmuştur. Bosna-Hersek’te Blagay Tekkesi, Alp-erenler Tekkesi olarak da bilinmektedir. Bu tekke dini, tasavvufi değerlerin yanı sıra sosyal ve kültürel anlamda önemli bir yere sahipti. Çünkü dini değerlerle birlikte yaşanan milli değerler bu bölgelerin fetihleri sırasında çok önemli görevler üstlenmiştir. Balkan Coğrafyası’nda Tekkeler, genellikle yerleşim yerleri dışında tabir yerinde ise kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde kurulmuşlardır. Öncelikle iç âleme hitap eden dünyanın cazibesinden uzak adeta gönülleri feth eden mekânlar tercih edilmiştir. Bu mekânlar ve münzevi hayat insanların manevi çekim alanları olup cazibe merkezleri haline gelmiştir. Böylece gönülleri fethedilen insanların dini ve kültürel etkileşimleri daha kolay olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki fetih hareketlerinden kısa sürede sonuç alması bunun bir göstergesidir. Tekkenin kuruluş mekânı, mimarisi, iç donanımı adeta kültürümüzün bir parçası olduğunu gösteriyor. Özellikle son dönmelerde ziyaretçi sayısının artması buraya verilen önemi de beraberinde getirmiştir. Tekkenin bakım ve onarımının ülkemiz tarafından yapılmış olması bizim için ayrı bir önem arz eder. Çalışma üç bölümden müteşekkil olup; birinci bölümde; tekkeler ve fonksiyonları, ikinci bölümde; Saltuk-name destanı ve Sarı Saltuk, üçüncü bölümde; Blagay Tekkesi ve kültür tarihi açısından önemi değerlendirilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2023]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1352">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNEŞ MECMUASINDA TENKİT]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Güneş, Tenkit, Mecmua.  ÖZET  Edebi mecmualar, geçmişten günümüze gerek edebi toplaşmalarla gerek kalem kavgalarıyla Türk edebiyatına yön veren ve edebiyatımızın izlediği süreci gösteren en önemli kaynaklardan biridir. Dolayısıyla mecmuaların incelenmesi ve buradaki yazıların gün yüzüne çıkarılması edebiyatın seyrini takip edebilmemiz açısından önemlidir. Biz de bu bağlamda Orhan Seyfi (Orhon) tarafından yayınlanan, 1 Ocak 1927 - 15 Ekim 1927 tarihleri arasında yayın hayatını sürdürmüş bir sanat ve edebiyat dergisi olan “Güneş” mecmuasında yayınlanan tenkit yazıları ele alınmıştır. Tenkit yazılarını konularına göre sınıflandırıp, bu yazıların içeriklerini ve münekkitlerin konuyu ele alış tarzı incelenmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2206]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1353">
    <dcterms:title><![CDATA[KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA HAYÂLLE OLUŞTURULAN EDEBÎ TERİMLERİN KULLANIMLARI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Hayâl, Hayâl-i Dakik, Edebî Terim, Tezkire.  ÖZET  Hayâl kavramı gerek edebî, tasavvufî ve gösteri sanatlarına ait bir terim olarak gerekse gerçek anlamıyla divan şiirinde sıkça kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Pek çok bilim dalında olduğu gibi klasik edebiyatta da geçmişte kullanılan edebî terimlerin divan ve tezkirelerdeki yüklendikleri manaları tam tespit etme önemli bir problem olarak önümüzde durmaktadır. Bu bağlamda edebî terimler arasında çok önemli bir yer tutan hayâl ve hayâlden müştâk kavramların da kullanımları örneklerle aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir. Bildirimizde, divan şiirinde bir edebî terim olarak hayâlin, “şi‘r-i hayâl-engîz, ebyât-ı hayâl- engîz, nâzım-ı dakîk-hayâl, hayâlât-ı garîb, hayâl-güster, hayâl-i hâs, rengîn hayâl, muhayyel söz, şebistân-ı hayâl, nâzik hayâl, ince hayâl, kej hayâl, yanlış hayâl, hayâl-i hâm, fânûs-ı hayâl, hayâl-i zıll tamlamalarıyla değişik asırlardan seçilmiş divan ve tezkirelerdeki kullanımlarını ve anlamlarını örnekler üzerinden izah etme amacı güdülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2224]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1354">
    <dcterms:title><![CDATA[HEKİM BEŞİR ÇELEBİ VE MECMÛ’ATÜ’L-FEVÂ’İD ADLI ESERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tıp tarihi, Eski Anadolu Türkçesi, Beşir Çelebi, Mecmû’atü’l-Fevâ’id.  ÖZET  Beşir Çelebi, Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşamış önemli bir hekimdir. Onun Edirne tarihi ve kendisine atfedilen bir Osmanlı tarihinden başka, Mecmû’atü’l-Fevâ’id adlı önemli bir tıp kitabı daha bulunmaktadır. E. Blochet’in Catalogue des Manuscrits Turcs’ta bahsettiği bu hacimli eser 282 varaktan oluşmaktadır ve Bibliothèque Nationale de France’de, SUP TURC 234 numarada kayıtlıdır. Bildirimizde Beşir Çelebi hakkında kısa bilgi verildikten sonra onun Mecmû’atü’l-Fevâ’id adlı eseri tanıtılacaktır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2264]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1355">
    <dcterms:title><![CDATA[BİR SÖYLEM OLARAK YUNUS EMRE DİVANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Yunus Emre Divanı, Söylem, Söylem çözümlemesi, Şiirsel söylem.  ÖZET  Türk Dilinin anıt eserlerinden biri olan Yunus Emre Divanı, Türk edebiyatının da doruk noktalarından birini oluşturur. Bu özellikleri ile hem Türk Dili hem de Türk Edebiyatı Tarihi açısından değerlendirilmiş ve çeşitli açılardan incelenmiştir. Yunus Emre ile ilgili araştırmalar, Türklük bilimi (Türkoloji) alanında önemli bir yer tutmuştur. Divan’da yer alan evrensel değerler, Yunus Emre’nin “hümanist şair” olarak değerlendirilmesine yol açmış ve UNESCO 1972 yılını Yunus Emre yılı ilân etmiştir. 2007’de çıkarılan “Yunus Emre Vakfı Kanunu” onun Türkçenin ve Türk kültürünün temsilcisi olarak değerlendirildiğinin bir göstergesidir. Bütün bu değerlendirmelere rağmen Yunus Emre Divanının söylem nitelikleri açısından incelendiği, söylenemez. Bu güne kadar Türk dili ve Türk edebiyatı araştırmaları bağlamında pek çok değerli bilimsel çalışma yapılmış ancak Yunus Emre Divanı’nı Türk dili, Türk edebiyatı, Türk kültürü ve evrensel değerler açısından farklı kılan özellikler dilbilimsel yöntemlerle ortaya konmamıştır. Bu çalışmada, Yunus Emre Divanı, bir yazınsal söylem olarak değerlendirilmeye; bir sözceleme öznesi olarak Yunus Emre’nin özgünlüğünü oluşturan nitelikler dilbilimsel ölçütlerle tespit edilmeye çalışılmıştır. Bunun için söylem çözümleme yöntemi kullanılmış; Divan’dan seçilen örneklem üzerinde yazınsal/eleştirel söylem çözümlemesi uygulanmıştır. Bu süreçte Divan, pek çok alt söylemden oluşmuş bir üst söylem olarak içinde yer aldığı gelenek ve üretildiği dönemin tarihî, sosyal, kültürel, ekonomik vb. koşulların belirlediği bağlam içinde değerlendirilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2121]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1356">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE’DE HALK BİLİMİ ÜRÜNLERİNİN İŞLEVSELLİĞİNE ODAKLANAN ÇALIŞMALAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: İşlev, işlevsel halk bilimi kuramı, sözlü kültür ürünleri, Türkiye.  ÖZET  İşlevsel halk bilimi kuramı, alan araştırmaları sonucunda elde edilen halk bilgisi ürünlerini, hem şekil, yapı ve içerik özellikleri hem de yaratım ve işlev özellikleri açısından bir arada değerlendiren “bağlam merkezli” halk bilimi kuramlarından biridir. Günümüzde tekrar edilerek aktarılan halka ait yaratmaların icra edilme sebeplerini, anlatıcı veya icracının onu tekrarlayarak aktarma nedenlerini, herhangi bir metnin hangi sosyal çevre ve şartlar altında oluşturularak tekrar edildiğini, tekrarlanma süreci içinde anlatıcı veya icracı ile dinleyici veya izleyicinin rollerini tespit ederek bilgi elde etme yolunu seçmektedir. Halk bilimi ve özellikle de halk edebiyatı ürünlerini inceleyen Amerikalı kültürel antropologlar tarafından geliştirilen işlevsel yöntem, Türkiye’deki halk bilimi çalışmalarında da kullanılmaktadır. Bildiride, işlev kavramı ve işlevsel kuram hakkında bazı temel bilgiler verilmiş, işlevsel kuramın Türkiye’deki halk bilimi çalışmalarındaki kullanımı konusunda tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır. İşlev konusunda yayımlanan kitap ve makalelerden yola çıkılarak, Türkiye’de yapılan çalışmaların hangi konular üzerinde yoğunlaştığı, sözlü kültür ürünlerinin incelenmesinde işlev konusunun ne şekilde ele alındığı, işlevselliğin ne anlama geldiği üzerinde durulan olan bildiride, aynı zamanda yapılan tespitlerin ne kadar işlevsel olduğu sorusuna da cevap verilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2179]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1357">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE RUHSAL ÇÖKÜNTÜ GÖSTERGELERİNDE METAFORİK YAPILAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Ruhdilbilim, gösterge, ruhsal çöküntü, metafor.  ÖZET  Ruhdilbilim, konuşan birey ile bireylerin kullandığı dil arasındaki ilişkileri çözmeye çalışır. Bu bilim dalının amacı dilin bilimsel betimlemesini yapmak değil, dilin kullanım süreçlerinin betimlemesini yapmaktır. Bu bilim dalı, iletiler ve bu iletileri aktaran ya da alan bireyi birbirine bağlayan ilişkilerle ilgilenir. İletişim sürecini, sözlü çağrışımları, küçük çocukta dilin öğrenilmesi sorununu, düşüce ile dil arasındaki genel ilişkileri inceler. Ruhdilbilim, bireye ilişkin dilsel üretim, anlama, belleme, tanıma olgularını, bireysel davranış biçimleri olan söz edimlerini, dilin kazanılmasını, öğrenilmesini inceleyen ruhbilimle ara kesit bölgesinde oluşmuştur. Ruhdilbilim çalışmalarını günümüzde özellikle şu alanlarda yoğunlaştırmışlardır: Sözcelerin bireyler tarafından üretiliş süreçleri; bireylerin üretmek istedikleri sözcelere anlam yükleyiş süreçleri, üretilen sözcelerin yorumlanması süreçleri, yorumlama sürecinde dilsel bilgiler ansiklopedik bilgilerin payı, dilsel öğelerin bellekte varoluş biçimi, çocuğun doğuşundan itibaren gelişmesi boyunca dili edinme süreci, birçok dili kullanan konuşucuların, bu çeşitli dilleri belleklerinde depolayış biçimleri; dil bozuklukları, ruhsal bozukluklar ve beyin yapısındaki bozunlar(lezyonlar) arasındaki ilişkiler vb. Bu çalışmada “ruhsal çöküntü göstergeleri” üzerinde durulacaktır. Ancak bu durumu ifade eden sosyal ve doğal göstergeler değil sadece dil göstergeleri incelenecektir. Bunun için kendilerinden izin alınarak ve kimliği gizli tutularak hasta kayıtlarından ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında bu konuyu işlemiş olan yazarların metinlerinden örnekler incelenecektir. Konuyu sınırlandırmak adına bu dil göstergelerinin içindeki metaforik yapılar belirlenecektir. Amaç bu durumdaki hastaların kullandığı, mecazlı ve benzetmeli ifadelerin belirlenerek, hastalığın daha kolay tespit edilmesini sağlamak, Türk dilinin duygu durumlarını ifade etmedeki çeşitliliğini gözlemlemektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1867]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
