<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1318">
    <dcterms:title><![CDATA[OSMANLININ ROMANYA’DAN ÇEKİLİŞİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR ROMANYA TÜRKLERİNCE YAYINLANAN DERGİLER VE MEKTEP VE AİLE MECMUASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Journals, Mektep ve Aile, Literary, cultur, Romanian Turks.  ÖZET  Romanya Türkleri, Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra pek çok sayıda dergi çıkarmışlardır. İlk çıkan dergiler, Osmanlıca, sonrakiler ise Türkçe olarak yayımlanmıştır. Örnek olarak Dobruca, Hareket, Sadâkât, Şark, Işık, Emel, Sadây-ı Millet, Türk Birliği gibi dergileri verebiliriz. Mektep ve Aile Mecmuası da bunlardan biridir. Mektep ve Aile Mecmuası, 1915-1916 yılları arasına Romanya’da yayımlanmış aylık bir dergidir. Mehmet Niyazi ve İbrahim Temo gibi yazar ve aydınlar bu dergiye makale yazmışlardır. Mektep ve Aile dergisi, edebi, ilmî ve ictimâî bir dergidir. Bu bildirimizde Romanya Türkleri tarafından yayımlanmış olan dergileri ve Mektep ve Aile dergisi ele alınmıştır. O dönemin edebi ve kültürel durumuna ışık tutulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2221]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1319">
    <dcterms:title><![CDATA[TOPLUMSAL DEĞİŞİM SÜRECİNDE NAMIK KEMAL’IN EĞITIM ANLAYIŞINDAN GÜNÜMÜZE YANSIMALAR]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Namık Kemal, Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı, Eğitim ve Terbiye, Türk Eğitim Tarihi  ÖZET  Namık Kemal’in (1840-1888) öncülüğünü ettiği yeni edebiyat anlayışının, toplumu çağdaşlaştırmayı ve eğitmeyi amaçladığı bilinmektedir. Onun eserlerinde eğitim, yeni bir insan modeli yaratma anlamında ele alınmış; bir çağdaşlaştırma süreci olarak değerlendirilmiştir. Çağdaş eğitim yaklaşımlarından yararlanılarak hazırlanan Türkçe ve Türk Edebiyatı dersi öğretim programının amaçlarından en önemlisi olan düşünen, eleştiren, sorgulayan, yeniliğe açık bireyler yetiştirmek; Namık Kemal tarafından ilk kez Tanzimat döneminde ortaya atılmıştır. Bu çalışmada Namık Kemal’in eserlerinde, Tanzimat sonrası değişen toplumda yerini alan eğitimli, iradeli, sorgulayıcı, vatanını ve milletini seven, kahraman, hamiyet sahibi insan tipi tüm yönleriyle ele alınmış; böylelikle yazarın Türk eğitim tarihindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden doküman analizi kullanılmıştır. Edebiyatı ve sanatı estetik açıdan değil, sosyal fayda açısından değerlendiren Namık Kemal, tüm eserlerini eğitici bir fikir adamı kimliğiyle kaleme almıştır. Onun makale, mektup, roman ve tiyatro türü eserlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak eğitime yer verdiği görülmektedir. Eğlencelerin “en edibanesi” ve “en faydalısı” olarak tanımladığı tiyatroya ayrı bir önem veren yazar; bu tür vasıtasıyla toplumu eğitmeyi ve bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Romanlarında da sosyal fayda prensibini savunan yazar, İntibah adlı romanında tek yönlü bir eğitim metodunu eleştirirken Cezmi adlı romanda ise ideal eğitim modelini dikkatlere sunmuştur. Namık Kemal, dil ve edebiyatı yeni insanı eğitmek için bir araç olarak kullanmıştır. Onun arzuladığı eğitim modelinin günümüzdeki eğitim anlayışıyla benzerliği dikkat çekicidir. Onun özellikle kadınların ve çocukların eğitimi, ahlak, aile, terbiye konusundaki görüşleri çağının ilerisindedir. Geleneksel tarzda bir eğitimin karşısında olan Namık Kemal’in düşünen, eleştiren, sorgulayan, bilimin rehberliğini kabul eden, yeniliğe açık bireyler yetiştirme gayreti bugünkü çağdaş eğitimin de en önemli amaçlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağının ilerisindeki düşünceleriyle dikkat çeken Namık Kemal’in 19. yy. daki görüşleri 21. yy. için de geçerliliğini sürdürmektedir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2237]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1320">
    <dcterms:title><![CDATA[TATAR ( KAZAN) TÜRKÇESİ DEYİMLERİNDE “ARAP HARFLERİ”]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Arap alfabesi, Tatar (Kazan) Türkçesi, Türkiye Türkçesi, deyimler.  ÖZET  Türkler geçmişten günümüze Köktürk, Uygur, Arap, Kiril, Latin gibi pek çok alfabe kullanmışlardır. Bunlar içinde en uzun sürelisi ve en yaygını yaklaşık bin yıl boyunca tarihî ve bazı çağdaş Türk lehçelerinin yazımı için kullanılan Arap alfabesidir. Söz konusu alfabedeki harfler, Türkiye Türkçesinde olduğu gibi ( “elifi mertek sanmak”, “lâmı cimi yok”, “mimlemek” vb.) Tatar (Kazan) Türkçesinin söz varlığında da kullanılmaya devam etmektedir. Bu söz varlığı içerisinde yer alan deyimler, uzun yıllar birlikte yaşamış toplumların ortak kültür hazinelerinin, öte yandan zaman içinde oluşan farklılıkların ortaya çıkarılması açısından büyük öneme sahiptir. Bu çalışmamızda, Arap harflerinin Tatar (Kazan) Türkçesi deyimlerindeki varlığını incelenmiş Türkiye Türkçesindeki şekilleriyle karşılaştırma yapılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2039]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1321">
    <dcterms:title><![CDATA[TÜRKÇE YAZAN KADIN ŞAİRLERİN ŞİİRLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türkçe şiir, eril söylem, “kadın” şair.  ÖZET  Türkçe edebiyatta şiir üzerine yapılan eleştirel çalışmalar oldukça yetersizdir. Şiire eleştirel düzlemde gereken değerin verilmemesi, söz konusu “kadın” şairler olduğunda daha da dikkat çekici bir hâl alır. Edebiyatta ve edebiyat eleştirisinde hâkim erkek egemen yapı ile “kadın” şair olarak kategorize edilerek ilk ayrımcı yaklaşımla söylem düzleminde karşılaşan “kadın” şairlerin şiirlerine yönelik eleştirel değerlendirmelerde ciddi sorunlarla karşılaşılır. “Kadın” şairlerin şiirleri üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla onların öz yaşam öykülerine odaklanmakta ve edebî eleştirinin gereklerini yerine getirmeden yapılan yorumlarla sınırlı kalmaktadır. Bu bildiride Türkçe şiirde önemli etkileri olan Gülten Akın ve Didem Madak’ın şiirleri karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Ayrı bir alan olarak kategorize edilen “kadın” şairlerin poetikaları, şiirlerindeki izlekler üzerinden incelenmiş; şiirlerdeki dilsel özellikler, metinler arası ilişkiler, din ve cinsellik izlekleri çözümlenmiş ve ataerkil anlayışın etkisiyle biçimlenen eril söylemin şiirlerin inşasındaki etkilerine bakılmıştır. Şiirlerin beslendiği kaynaklar ve şairlerin birbirleriyle etkileşiminin olup olmadığı sorgulanmış, böylece Türkiye şiirinde “kadın” şairlere ait bir poetikadan söz edilip edilmeyeceği ve şairlerin şiirlerinde eril söylemin hâkimiyetini sürdürüp sürdürmediği tartışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1854]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1322">
    <dcterms:title><![CDATA[GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2220]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1323">
    <dcterms:title><![CDATA[GİRİTLİ AŞKÎ VE DİVANI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Girit, Aşkî, Tasavvuf, Edebiyat. ÖZET  Giritli Aşkî XVIII. ve XIX. Yüzyıllar arasında yaşamış, eserleriyle tasavvufî geleneğin devamı hususunda gayret göstermiş olan bir mutasavvıf-şâirdir. İstanbullu Şeyh İbrahim Hanif‟ten mezun olduktan sonra Girit‟te Şeyh olarak söz konusu tarikatın öğretilerini yaymaya gayret etmiş ve büyük bir olasılıkla bu adada vefât etmiştir. Aşkî‟nin divanından başka yine tasavvufî konuları içeren manzum ve mensur eserleri bulunmaktadır ancak en önemli eseri divanıdır. Onun divanı elif-bâ sırasına göre tertip edilmiş olup klasik edebiyattaki “mürettep divan” kalıbına uymamaktadır. Şair, aruz ve hece ölçülerini kullanmış buna paralel olarak da divan ve halk edebiyatlarında görülen nazım biçimlerinde 301 adet manzume kaleme almıştır. Bazı manzumelerin ise ölçüsü ve nazım biçimi belirlenememiştir. Onun divanında kaside bulunmamaktadır. Gazel, murabba, muhammes, müseddes, koşma örnekleri ise divanda bol miktarda görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri içerisinde tevhîd, münâcât, n„at, nasihat-nâme, zikir- nâme, nutuk, nefes, düvazdeh türlerinde değerlendirilebilecek bir hayli örnek bulunmaktadır. Şiirlerinde tam ve yarım kafiyeler kullanmakla birlikte şairin, pek çok mutasavvıf-şairde olduğu gibi, kafiye dışında ses benzerliklerinden yararlanarak şiir ahengini oluşturmaya çalıştığı görülmektedir. Aşkî‟nin şiirleri sade Türkçe ile kaleme alınmış olup didaktik ağırlığı olmakla birlikte yer yer lirizmi bünyesinde barındıran samimi, ölçülü bir ifadeye sahiptir. Onun şiirlerinde karmaşık ibareler ve anlaşılması zor mazmunlar, iç içe geçmiş edebî sanatlara pek rastlanmaz. Tasavvufî sembolizm ise her mutasavvıf şairde olduğu kadar Aşkî‟de de olması gerektiği kadar görülmektedir. Dilinde Eski Anadolu Türkçesi [EAT] ve Çağatay Türkçesine ait kelimelerin görülmesi de şairin ilgi çeken hususiyetlerindendir. Aşkî‟nin şiirleri, didaktik ve lirik özellikler taşımakla birlikte öğreticilik yanı ağır basmaktadır. Aşkî, her mutasavvıf-şair gibi çağından yakınmış, rind ü melamet meşrebi gereğince gösteriş ve şekilcilikten kurtulup öze dönüşü, samimi olmayı arzulamıştır. Kendisi, Kâdirî tarikatına mensup bir şâir olduğu halde Alevî-meşrep çizgide yer alan söylemiyle dikkati çekmektedir. Ayrıca yine söz konusu çevrelerde daha çok görülen edebî türlerde kaleme aldığı manzumeleri, Sünnî- Alevî etkileşimini somut olarak belgeleyen örneklerdendir. Giritli Aşkî‟nin, şiirlerinden anlaşıldığı üzere Fuzulî, Bâkî, Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî, Nesimî, Molla Câmî, Urfî gibi şâir ve mutasavvıflardan etkilendiği görülmektedir. Böyle bir etkileşimle meydana getirdiği divanı ve diğer eserleriye şair, “Adalar Türk Edebiyatı” diye isimlendirilebilecek bir edebî sahanın tesis edilmesinde önemli bir yer tutmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2223]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1324">
    <dcterms:title><![CDATA[ABDÜLHAK HÂMİD, MAKBER VE UNUTULAMAYAN AŞK İMGESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Abdülhâk Hâmid, Makber, Aşk, metafizik.  ÖZET  Abdülhak Hâmid Tarhan, Makber adlı eserini karısı Fatma Hanım’ın ölümünden sonra yazmıştır. Bu şiir Türk Edebiyatının çok bilinen önemli eserlerinden biridir. Bunun nedeni öncelikle bir sevgilinin ölümünün ardından yakılan bir ağıt olmasıdır. Bu romantik özelliğinin yanı sıra eserde birçok felsefî konu da şair tarafından dile getirilmiştir. Hâmid, karısının ölümünü kabullenemediğini hissettirdiği bu eserinde ölüm, varlık-yokluk, ahiret vb. metafizik konuları sorgular. Kafasının karışık olduğunu hissettiğimiz şairi tüm çelişki ve tezatlardan Allah’a olan inancı kurtarır. Fakat uçurumun kenarına kadar sürükleyen, şairi karanlık bir çukura benzeyen düşüncelere götüren şey, karısına duyduğu büyük aşktır. Hâmid’in karısına olan aşkı onu kaybetmiş olmasıyla bitmemiş, felsefi meselelerle derinlik kazanmıştır. Bu açıdan Makber’i bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. Çok üretken bir sanatçı olan Hâmid, Makber’den sonra birçok eserinde aynı konulara değinmiş, aynı sonuçlara ulaşmış, aynı ölünün hayaliyle kederlenmiştir. Başka evlilikler yapmasına ve çalkantılı bir hayatı olmasına rağmen Fatma Hanım’ı ve çölde bir başına bıraktığı mezarını unutamamış ve eserlerine yansıtmıştır. Bu çalışmada, Hâmid’in Makber’deki ölümsüz aşkı ve bu aşkı ebedileştiren felsefî sancıları incelemeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2282]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1325">
    <dcterms:title><![CDATA[MESNEVİ TARZINDA MANZUM BİR HİKAYE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mesnevi, Manzum, Dini. ÖZET  Tanıtılacak eser, Nazif adlı bir müellifin yazmış olduğu altı yapraklık manzum bir hikâyesidir. Konusu dinidir. Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmut koleksiyonu 3905 numarada yer almaktadır. Nazif adlı müellifin adı yaprak 68b’de yer alan beyitlerden birinde şöyle geçer. Eyle gufraneNazifimazhar / Dest-i Ahmeddeniçür hem Kevser. Eserin H.1108 tarihinde yazıldığını aşağıdaki beyitten anlıyoruz. Olmadın bin yüz sekiz yedi tam / Bu aruse-i nazmitdi hıram. İlim âlemine katkı sağlayacağı ümidiyle, öğüt verici mahiyette olan altı yapraklık dini mesnevinin tamamı transkribe edilip sosyolojik ve psikolojik açıdan tahlil edilecektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2234]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1326">
    <dcterms:title><![CDATA[SAFAHAT’TAN HİKÂYELER ADLI KİTABIN ÇOCUK EDEBİYATININ HEDEFLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Safahat, çocuk edebiyatı, manzum şiir.  ÖZET  Manzum şiirler hikâye ile aynı özellikleri gösteren metinlerdir. Mehmet Akif ERSOY „un Safahat adlı eserinin birinci kitabı toplum hayatı ve tarih konulu manzum hikâyelerden oluşmaktadır. Bu hikâyelerden 22 tanesi Yıldız YILMAZ tarafından “Safahattan Hikâyeler” adlı kitapta sadeleştirilerek düz yazı haline getirilmiştir. Bu çalışmada düz yazı haline getirilen hikâyelerden üçü -Küfe, Kocakarı ile Ömer ve Seyfi Baba adlı hikâyeler- hikâye haritaları çıkarılarak çocuk edebiyatının hedefleri açısından değerlendirilmiştir. Edebiyat ustalarının geçmişte ürettiği eserlerin çocuğa görelik ilkesi göz önünde bulundurularak yeni nesillerin anlayabileceği seviyede yeniden düzenlenmesinin Türkçe eğitimi ve geçmişteki edebî zenginliklerimizle çocukların tanıştırılması açısından gerekli olduğu görülmüştür.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2231]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1327">
    <dcterms:title><![CDATA[CELALEDDİN RUMİ EDEBİ MİRASININ AZERBAYCANDA ARAŞTIRILMASI VE YAYINI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Mevlana,Azerbaycan Türkçesi,Mesnevi,edebiyat,şair. ÖZET  Büyük Türk bilgini ve mutasavvıfı Celaleddin Rumi ortak kültürümüzün dünya tarihine bahş ettiği en mühteşem şahsiyetlerden birisidir. Mevlana kaleminden çıkan “Mesnevi”, ”Fihi ma fih”, ”Divani-kebir”, “Mektubat”, Mecalisi-seba” gibi benzersiz eserler aradan yüz yıllar geçmesine rağmen bugün dünyanın dört bir yanında yoğun ilgi görmektedir. Rastgele değildir ki, XV yüzyılın ünlü şairi Abdurrahman Cami Mevlana hakkında şunları söylemiştir: Peygamber değil, ama kitabı var”. Azerbaycan edebiyatında Mevlananın etki alanı çok geniştir. Orta dönem edebiyatımızda Mevlana Azerbaycan şairlerinin ilham kaynağı olmuş, bir takım şairlerimiz Mevlana şiiriyatına nazireler yazmışlardır. Daha XIX. Yüzyılda özellikle Mevlana “Mesnevi”si Azeri şair ve ediplerinin ilgisini çekmiş, ünlü Azerbaycan dram yazarı M.F. Ahundzade 1876 yılında “Mollayi-Ruminin tasnifinin babında” isimli bilimsel makale yazmış, doğu edebiyatının iftiharı mertesinde bulunan Mevlanayı yüksek değerlendirmiştir. XX yy başlarında Azerbaycanda Ferudin Bey Köçerli, Ali bey Hüseyinzade, Muhammed Hadi, Abdulla Şaiq, Abbas Sehhet, Ferhat Ağazade gibi şair ve yazarlar sık-sık Mevlanaya baş vurmuş, düşüncelerine, muhtelif beyitlerine istinad etmiş, yahut görüş bildirmişlerdir. Aynı zamanda bu dönemde bazı dergilerde Mevlana edebi mirasından seçmeler de yer almıştır. Sovyet döneminde Mevlana mirasının araştırılması ve yayını birmanalı şekilde yasaklanmıştır, sansorlar bu işi sıkı şekilde takip etmşlerdi. Bu nedenle Mevlana mirasına temas edilmesi çoğunlukla Azerbaycan bağımsızlığına kavuştuktan sonra mümkün olmuştur. 2000`li yıllardan itibaren Azerbaycanda Mevlana edebi mirası araştırılmaya, eserlerli yayınlanmaya başlamıştır. Bilindiği gibi UNESKO tarafından 2007 yılı dünyada Mevlana yılı ilan olunmuştu. Bununla ilgili olarak Mevlana “Mesnevi”sinin Türkiyede basılmış Şefik Can tercümesiden seçmeler şair Azad Yaşar tarafından Azerbaycan türkçesine aktarılmış ve 2010 yılında “Mesnevi”den seçmeler” adıyla yayınlanmıştır. Aynı zamanda Lenkeran Devlet Üniversitesinin hocası Sefer Şirinov Mesnevinin 4 defterini farscadan Azerbaycan Türkçesine aktararak yayınlatmıştır. Biz 2012 yılında “Mesnevi”nin Türkiyede Adnan Karaismailoğlu tarafından yayına hazırlanmış baskısından Azerbaycan Türkçesinde Mesnevinin 3 ciltlik filolojik tercümesini yayınladık.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2001]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
