<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dcterms="http://purl.org/dc/terms/">
<rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1308">
    <dcterms:title><![CDATA[KADIN EDEBİYATI ÇALIŞMALARINA BİR KAYNAK OLARAK NEVSAL-İ MİLLÎ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Nevsal-i Millî, Edebiyat Yıllığı, Kadın Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı Tarihi.  ÖZET  Nevsal-i Millî 1330-1914 yılında tek cilt hâlinde yayımlanmış bir yıllıktır. Altmış kadar şahsiyet hakkında malumat bulunmaktadır. Tanzimat sonrası edebiyat tarihi çalışmaları içinde önemli bir kaynak olan eser, yaşayan şair ve yazarların kısa hayat hikâyelerinin yanında el yazılarından ve eserlerinden örnekler barındırmaktadır. Bunlarla beraber, Türk edebiyat tarihinin görevini kolaylaştırmak gibi bir iddia da taşıyan yıllık, çıktığı dönemde büyük ilgi görür. Sadece edebiyat tarihi için değil siyasî ve toplumsal tarih için de önemli belgelere sahip olan Nevsal-i Millî’de yeni Meclis-i Mebûsan üyelerinin resimlerine ve gazete ve dergilerin alfabetik sıraya göre tanıtıldığı “Matbuatımız” bölümüne yer verilmektedir. Bu çalışmada, Nevsal-i Millî’nin kadın edebiyatı çalışmalarına hangi açılardan kaynaklık edebileceği ele alınmıştır. Bu yapılırken kadın edebiyatı kavramı, Türkiye’de kadın edebiyatı çalışmaları ve eserde adı geçen kadın edebiyatçıların edebî şahsiyetleri ve eserleri tetkik edilecektir. Bilindiği üzere kadın edebiyatı çalışmaları Türk edebiyatında da önemli bir hacme ulaşmıştır. Hem teorik okumalar hem de monografi çalışmaları ardıardına üniversitelerin çalışmalarına girmekte, kimi üniversitelerde kadın edebiyatı araştırmalarına dâir birimler kurulmaktadır. Burada, bu çalışmalardan da söz açılmıştır. Bunun öncesinde dönemin yaygın bir yayın faaliyeti olan nevsal ve salname geleneğinden örneklere yer verilmiştir. Günümüz edebiyat araştırmalarında teori çalışmalarının daha ön plana alındığı bilinmektedir. Burada, hem teorik çalışmaları (Kadın Edebiyatı) hem de edebiyat tarihçiliği bir arada ele alma yolu takip edilmiştir. Bildiride söz konusu edilecek kadın edebiyatçılardan Nigâr Hanım’ı Yahya Kemal; İhsan Raif’i Rıza Tevfik’in kaleme almış olması Nevsal-i Millî’nin değerini artırmaktadır. Bu isimlerin yanısıra Yaşar Nezihe Hanım, Belkıs Şevket Hanım, Gülistan İsmet, Emine Semiye, Halide Edib eserde yer alan kadın yazarlarımızdır. Cenab Şehabeddin’in “Kadınlarımıza Dair”, Ahmed Refik’in “Osmanlı Tarihinde Kadınlar”, Müfid Ratib’in “Şekspir’in Kadınları”, Ruşen Zeki’nin “Bizde Hareket-i Nisvan” makaleleri çalışma içerisinde ele alınmıştır. Burada adı geçen kadın sanatçılardan alınan örnek metin ve şiirler de Latinize edilmiş olarak sunulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2323]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1309">
    <dcterms:title><![CDATA[TARIK BUĞRA&#039;NIN KALEMİNDEN MEHMET AKİF]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tarık Buğra, Mehmet Akif, ruh çözümlemesi.  ÖZET  Tarık Buğra&#039;nın &quot;Firavun İmanı&quot; adlı eserinde işlediği konular arasında Mehmet Akif ve Türk Millî Mücadelesi büyük yer tutmaktadır. Bu eser neredeyse bir &quot;Akif2İn ruh çözümlemesi&quot; çalışmasıdır. Akif belli bir süre bu dünyada yaşamış, sonra yok olup gitmiş bir canlı değil, ötelerin ötesinden gelip, ufukların ve çağların ötesini gören, hep yanımızda olan, bizi var kılan en kıymetli değerlerimizdendir. O tarihin en güzel milletinin en güzel fertlerinden idi. O, milletini, medeniyetini, dinini, peygamberini, Çanakkale’yi, Sakarya’yı, Millî Mücadele’yi, cemiyetini destanlaştıran, mısralaştıran ve ölmezleştiren bir ruhtu. Aynı zamanda mısralarını milletleştiren bir büyük abideydi. Öyle ki o bir büyük medeniyetin belki son temsilcisi ama yeni bir medeniyetin doğum sancılarıyla kıvranan binlerce, milyonlarca ervah-ı şühedanın söze dökülmüş, kelama ve kaleme gelmiş, mısra mısra harf -be- harf görüntüsü ve müjdecisi idi. Ne var ki tarihin her anında gördüğümüz iblis tabiatlılar, firavun imanlılar bunu hepimizden önce kavradılar ve bu ateşin insanı, bu volkan gibi kaynayan ve aziz milletinin mutluluğundan başka bir şey dert etmeyen “bülbül” şairini susturmak, yok saymak ve itibardan düşürmek istediler. İşte bu bildiride Akif’in şahsında bu büyük kavganın nasıl olduğunu, nasıl yaşandığı ele alınmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2308]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1310">
    <dcterms:title><![CDATA[TANZİMAT ROMANLARINDA KADIN ve EĞİTİM]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Kadın, Eğitim.  ÖZET  Tanzimat dönemi romanlarında yazarlar, eğitim kavramını sistemli bir biçimde ele almışlar; roman kurgularını da bu sistem dâhilinde geliştirmişlerdir. Ele aldıkları konuların farklılığı, kahramanların çeşitliliği, hatta üsluplarındaki keskin ayrılıklar; romanların ortak paydalarda buluşan eğitim sistematiğini etkilememiştir. Romanların genelinde kahramanların öğretim süreci aktif bir eylem olarak detaylandırılmazken; erkeğin kadını eğitme süreci ayrıntılı olarak aktarılmıştır. Erkek kahramanlar; kadınların eğitiminin her aşamasına hâkimdirler ve onların, kendi kontrolleri dışında gerçekleşmesi muhtemel eğitim alma sürecini engellerler. Kadın kahramanların okuma yazma öğrenmeleri, dil bilmeleri, müzik aleti çalıp şarkı ve şiir bilgisine vakıf olmaları; kendilerine fayda sağlamaktan çok babalarına, eşlerine, kendilerini himaye eden erkeklere layık olmalarına; onları mutlu etmelerine yöneliktir. Bu bağlamda Tanzimat romanlarında kadın ve erkek kahramanların ilişkilerinin başlangıç, gelişme ya da bitiş aşamalarının etkin bir öğrenme/öğretme eylemi üzerinden aktarıldığı gözlenmektedir. Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı romanında, Talat ve Fitnat’ı buluşturan yegâne amaç, okuma yazma öğretme/öğrenme eylemidir. Ahmet Mithat’ın “Felatun Bey ve Rakım Efendi” romanın kahramanı Rakım, dostluk kuracağı İngiliz aileyle kızlarına ders verme gayesiyle tanışır; cariyesi Canan’la bilakis ilgilenmesinin esas nedeni ise ona gerekli tahsil ve terbiyeyi vermek isteyişindendir. Namık Kemal’in “Cezmi” adlı romanın kahramanı Cezmi, kendisine eş olması uygun görülen Ayşe’yi eğitme görevini üstlenmiştir. Samipaşazade Sezai’nin “Sergüzeşt” romanında ise ana karakter Dilber, esaret günlerinin tek mutlu anlarını okulda geçirdiğini vurgulamış, aralarındaki sınıf farkını gözetemeyip evin oğlu Celal’e umutsuzca âşık olduğunda ise yaşamını okuduğu “Pol ve Virjini” romanına uyarlayarak sonlandırmıştır. Benzer bir şekilde Nabizade Nazım’ın romana da ismini veren kahramanı Zehra; kendisini terkeden kocasından intikam alma yöntemlerini, defalarca okuduğu “Monte Kristo Kontu”ndan ilham alarak kendi yaşamına uyarlamıştır. Bu çalışmada, seçilen Tanzimat romanlarının kadın kahramanlar üzerinden toplumbilimsel yaklaşımla yapılmış içerik çözümlemeleriyle, eğitim temasının gerçek yaşamdan romana yansıyan sistematiği ortaya konulmuş; öncelikli amaçları halkı eğitmek olan Tanzimat yazarlarının kadın eğitimine bakış açıları, dönemin kadın gerçekliğine de ayna tutulmuştur.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2306]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1311">
    <dcterms:title><![CDATA[CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA TÜRKİYE’DE YENİ DİL VE KÜLTÜR SİYASETİNİN OLUŞMASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Alfabe, Dil, Kültür.  ÖZET  Cumhuriyetin ilanı’nın ardından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile değişik niteliklerde öğretim yapan bütün eğitim kurumları yeni sisteme göre yeniden düzenlenmiştir. 1920–1928 yılları arası Türk inkılâbının sosyal ve kültürel olarak yeni, dil inkılâbının da hazırlık dönemi olarak görülmüştür. Ülkede yenileşme çalışmaları devam ederken bunlardan en önemlilerinden bir tanesi olarak görülen harf devriminin gerçekleştirilmesi için Mustafa Necati’nin Maarif Teşkilatı’na Dair Kanun’un maddeleri görüşülürken, ‘Dil Heyeti’ adını taşıyan bir kurulun oluşturulması kararlaştırılmıştır. Dil Heyetince bu konuda yapılacak hazırlıkların harf inkılâbının gerçekleşmesinde işlerin kolaylaştırılmasının devletin genel siyasetine uygun düşeceği belirtilmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün de yakından takip ettiği Dil Heyetinin çalışmaları sonucunda Latin Harflerinin kabulü gerçekleşmiştir. Hızlı bir biçimde dil alanında dönüşümün yaşandığı bu dönemde Türk tarih tezinin; Osmanlıcılık, İslamcılık ve Turancılık akımları karşısında Türk milliyetçiliğinin resmi ideolojisi olarak benimsenmesi şeklinde ortaya çıkması, dil alanında yapılan tartışmalara önemli boyut getirmiştir. Kültür inkılâbının birer parçası olarak görülen dil meselesi kültür politikasının yukarıdan ve tedrici olarak uygulanmaya geçmesinin dönemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tavır ve hareketi Dil Kurultayları ve Türk Dil Kurumu çalışmaları ile , &quot;Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek&quot; olarak tespit edilmiştir. 26 Eylül–5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı&#039;nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun &quot;Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın&quot; adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. Atatürk&#039;ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de kültür politikasının oluşturulmasında önemli adımlar atılmıştır. Sonuç olarak konu ile ilgili bildiride esas teşkil eden; ‘Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Türkiye’de Yeni Dil ve Kültür Siyasetinin Oluşması’ konusunda yapılan faaliyetler arşiv belgeleri ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2318]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1312">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRGIZ TÜRKÇESİNDE İŞİTME DUYU FİİLLERİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Kırgız Türkçesi, duyu fiilleri, algılama, tat duyu fiilleri.  ÖZET  Zihnî bir sürecin başlangıcını oluşturan duyu fiillerinin, mantık ve ruh bilimleri için önemli olduğu kadar dilbilimi için de önemli ve ciddî rol oynadığı son zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Buna rağmen Türkoloji alanında disiplinler arası bir konu olan duyu fiilleri yeterli oranda incelenmemiştir. Bu çalışmada duyu fiillerinin bir türü olan işitme duyu fiilleri sözcüksel anlambilim açısından ele alınmış ve Kırgız Türkçesi sözlüklerinden tespit edilen işitme duyu fiilleri örneklendirmelerle değerlendirilmiştir. Ayrıca işitme duyu fiillerinin anlamsal özellikleri ve türleri üzerinde durulmaya çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2027]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1313">
    <dcterms:title><![CDATA[GÜNÜMÜZ KAZAK ŞİİRİNİN EDEBİ DÜNYASI]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Şiir, lirik, metaforik karakter, mitolojik düşünce, lirik karakter.  ÖZET  Ülkemiz bağımsızlığını kazandıktan sonra yaşanan içtimai, siyasi, kültürel değişimler şiire de yansıdı ve Kazak şiirini derinden etkiledi. “Bağımsızlık Sonrası” şeklinde adlandırılan dönemle birlikte ortaya çıkan yeni düşünceler ve bakış açıları, yeni bir yenilenme döneminin de başlangıcı oldu. Bu durum beraberinde Kazak edebiyatına da yeni bir bakış açısı getirdi. Siyasi, içtimai ve felsefi, manevi ve ruhi konular başta olmak üzere, dünyada cereyan eden değişimler ve toplumdaki çelişkiler 1991 yılından itibaren Kazak şiirlerinde çeşitli şekillerle görülmeye başladı. Prof. Dr. Z. Ahmetov konumuzla ilgili görüşlerini: “Kazak halk şiirlerinde tabiat ve kâinat tasviri büyük yer tutmaktadır. Böyle olması doğaldır. Çünkü konargöçer hayat tarzı sürdüren, hatta kara kış da dâhil bütün mevsimlerde günlük hayatlarının çoğunu uçsuz bucaksız bozkırda, gökyüzü altında, akarsu kıyılarında geçiren bir toplumun kendini daima doğanın kucağında gibi hissetmesi şaşılacak bir olay değildir” şeklinde belirtir. Gerçekten tabiatla olağanüstü yakınlık, ondaki olayların derin sırrını anlama yeteneğini geliştirmeye sevk eder. İnsanoğlu yaşamının temeli doğadadır. İnsan ile doğa, bütün sanat eserlerinin temel objesidir. Özellikle lirik şiirlerde doğanın her anı çeşitli yöntemlerle işlenerek, farklı bir karaktere/tipe dönüşür. Buna örnek olarak günümüz genç Kazak şairlerinin birkaçının şiirlerinde Ay ve Yıldız’ın bir kişi (kahraman) seviyesine yükselip betimlendiğini fark edebiliriz. XXI. y.y. şiir dünyası, öncekilerin temelini attıkları yönü daha da geliştirerek, ona yeni bir ivme, yeni bir hız kazandıran genç şairlerin katılımıyla daha da zenginleşmiştir. Lirizmde insan ile tabiatı kaynaştırmak, eşitleme yöntemiyle betimlemek büyük bir şiirsel araştırmayı gerektirmektedir. Günümüz Kazak şiirlerindeki tabiat lirizmi yeni bir döneme girmiştir. Tabiatı; bilinç prizması üzerinden insan karakterinin sırrıyla karşılaştırarak betimleme, insanın iyi ve kötü eylemleri aracılığıyla gösterme, bir karakter sıfatıyla işleme günümüzde genç şairler arasında iyi yönde gelişmektedir. Bu makalenin başlıca amacı, bağımsızlık sonrası Kazak şiirinin edebî niteliğini ve tarz-nazım-metin özelliklerini ayrıntılı olarak araştırmaktır. Ayrıca, bağımsızlık yıllarındaki edebî eserlerin özelliklerini ortaya koymak, bazı şairlerin eserlerinin Kazak edebiyatı tarihindeki yerini belirlemektir. Bunun yanı sıra, bağımsızlık yıllarında geleneğe bağlı olarak kaleme alınan eserlerdeki yeniliği ve yeniciliği edebî açıdan tahlil etmek, lirik şiirlerinden hareketle şairlerin sanatını değerlendirmektir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1861]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1314">
    <dcterms:title><![CDATA[BATI TRAKYA (YUNANĠSTAN) AĞIZLARI ÜZERĠNE]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Ağız, Batı Trakya, Fonetik, Morfoloji, Sentaks. ÖZET  Son yıllarda Anadolu ve Rumeli ağızlarına verilen önem artmış ve yapılan çalışmalar oldukça hız kazanmıştır. Ancak üzerinde araştırma ve inceleme yapılmayı bekleyen bir hayli yöre ağzı da mevcuttur. Onun için bildirimizde henüz kapsamlı bir akademik çalışma yapılmayan Batı Trakya Ağızları hakkında bilgi vermeyi amaçladık. Çalışmamızın dayanak noktasını 2009-2011 yılları arasında yapmış olduğumuz 86 ses kaydının verilerine dayanarak oluşturulmuştur. Derlenen ağız metinleri üzerinde yapılan ses bilgisi, şekil bilgisi, cümle bilgisi ve söz varlığı incelemeleriyle bölgenin üç ağız yöresi barındırdığını tespit edilmiştir.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1997]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1315">
    <dcterms:title><![CDATA[KIRIM TATAR DİLBİLGİSİ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Türk dilleri, Kırım Tatar dili, Kırım Tatar. ÖZET  Sorunun Formülasyonu. Uzun yıllar boyunca (sürgün yılları) Kırım Tatar filoloji alanında araştırma çalışmaları gerçekleşmedi. Bugün Farklı yönlerde araştırma gerçekleşiyor. Buna rağmen, dil incelemesi ile ilgili birçok sorun keşfedilmemiş kalıyor. Bunlardan biri ise önkoşulu dilbilgilerinin durumunun hem senkroni hem art zamanlı açıdan incelemesine ihtiyacı olan farklı zamanlarda yazılmış Kırım Tatar dilinin dilbilgilerinin incelemesi. İş bu makalenin amacı farklı dönemlerde yayınlanmış Kırım Tatar dilinin temel dilbilgilerinin açıklamasıdır. Dil incelemesi dilbilgisi derledikçe gerçekleşiyordu. Çağdaş Türk dilbilimi dillerin ezici çoğunluğu dilbilgisi yapısının monografik açıklamaları bakımından büyük deneyim kazandı. Etraflı olmayan olsa da ama karşılaştırmalı tarihsel niteliğinin sahibi olan Türkoloji eserleri ile sunulmuş (O. Betlingk, W.Radloff, W. Bang, M. Räsänen, vb gibi) önemli araştırmaları var. Somut Türk dillerinin tarihsel araştırmaları başlandı. Türkologların dilbilimcilerin ezici çoğunluğu somut Türk dillerinin yapısının açıklanması, onların kelime, dilbilgisi ve fonolojik yapısı ile meşguldü. Türk dillerinin yapısının özelliği ile ilgili bilgi edinme gelişmeleri için dilbilgisi araştırmalarında Türk dilbilgisinin çoğu olaylarının özünü ve tabiatını ortaya koyan ve gösteren P.L. Melioranskiy, A.N. Samoyloviç, V.A. Gordlevskiy, N.K. Dmitriyev Türkologları Dilbilimcileri okuluna önemli ölçüde borçluyuz. Sunulan çalışmada Türk dillerinin temel dilbilgileri ve Kırım Tatar dilinin dilbilgisi incelenilmiş ve açıklanmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2029]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1316">
    <dcterms:title><![CDATA[ŞUARA TEZKİRELERİNDE ANEKDOTLAR VASITASIYLA BİLİNÇALTINA VERİLEN MESAJLAR: KÜNHÜ’L-AHBÂR’IN TEZKİRE KISMI ÖRNEĞİ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Şuara Tezkireleri, Künhü’l-Ahbar, Gelibolulu Mustafa Âlî, Anekdot.  ÖZET  Şuara tezkireleri, Osmanlı şair ve ediplerinin biyografileri hakkında bilgi veren en eski ve güvenilir kaynaklar olarak kabul görmektedir. Türk edebiyatında Mecalisü’n-Nefâis ile (Çağatay sahası) başlayan tezkire yazma geleneği, 20. yüzyılın başında yazılan Tuhfe-i Nailî’ye kadar devam etmiştir. Yakın geçmişte ise tezkirelerin tıpkıbasımları yahut bugünkü harflere aktarılmış (transkripsiyonlu) metinleri oldukça ciddi çalışmalar neticesinde günümüz insanının istifadesine sunulmuştur. Mamafih bu önemli çalışmaların yanında tezkirelerle ilgili yapılması gereken başka önemli çalışmalar da vardır. Bunlardan biri Türk şairlerinin biyografilerine dair bilgiler ihtiva eden şair tezkirelerinin mukayeseli ve tenkidî bir bakış açısıyla ele alınması; bir diğeri ise tezkirelerde verilen bilgilerin güvenirliklerinin sorgulanması ve tezkirecilerin bu eserleri yazmaktaki asıl gayelerinin belirlenmesidir. Zira bu eserlerin hangi kimlik, karakter ve bakış açılarına sahip insanlar tarafından kaleme alındığı konusu araştırılmayı beklemektedir. Bu bildiride Osmanlı edebiyatının önemli müelliflerinden sayılan Gelibolulu Mustafa Âlî’ye ait Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı’nda yer alan biyografilerin, içerdikleri anekdotlar vasıtasıyla, okuyucunun bilinçaltına verdiği mesajlar üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, tezkirecinin anlattığı anekdotlar üzerinden Osmanlı toplumunu şairiyle, sultanıyla, kadısıyla, ilmiye sınıfıyla ve sosyal yapısıyla hangi karakter ve bakış açısından ele aldığı ortaya konmaya çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[2038]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description><rdf:Description rdf:about="https://omeka.ibu.edu.ba/items/show/1317">
    <dcterms:title><![CDATA[BİR DİLBİLİMCİ OLARAK ALİ ŞİR NEVAYÎ]]></dcterms:title>
    <dcterms:abstract><![CDATA[Anahtar Kelimeler: Dil, tarih, Ali Şir Nevayî, Dilbilim, Türkçe. ÖZET  Dil; duygu, düşünce ve isteklerin aktarılmasını sağlayan doğal bir vasıtadır. İnsanoğlu, tarihin eski çağlarından beri bu vasıtayı kullanmıştır. Kimi zaman sesle, kimi zaman jest ve mimikle kimi zaman da yazıyla anlaşmaya çalışmıştır. Dil, yapısını bünyesinde koruyarak zamanla gelişir. Başka dillerle kelime alışverişinde bulunur. Bu alışveriş bazen yoğun bir şekilde bazen de göze çarpmayacak kadar az bir şekilde olur. Alınan kelimelerin de o dilde uzun zaman kalıp kalmamasına o dili kullanan insanlar karar verir. Tarih, din ve coğrafi ortamlar o dilin şekillenmesi için son derece önemli unsurlardır. Derin bir tarih olgusu, farklı coğrafyalarda yaşamış olmaları ve çeşitli dinlere bağlı olma durumu Türklerin de dilini oldukça şekillendiren konular olmuştur. Bu vasıtalarla dil zaman içinde lehçe dediğimiz çeşitli kollara ayrılmıştır. Bu kollarda farklı ses özellikleri, farklı yapılar ve farklı kelime birikimi oluşmaya başlamıştır. Bu farklı kollar içerisinde Çağatay Türkçesi diye bir kol oluşmuş ve Ali şir Nevayî diye de bir âlim çıkarak Türkçenin bu lehçesi ile çok değerli eserler meydana getirmiştir. Gerek sözlük çalışması yapmış, gerek divanlar hazırlamış gerekse de başka alanlarda birikimlerini gözler önüne sermeyi başarmıştır. Türk dünyasının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Ali Şir Nevayî, Türk dilinin ve edebiyatının gelişmesinde önemli katkıları olmuş büyük bir ediptir. Hayatı boyunca Türkçenin diğer diller karşısındaki önemine dikkat çekmiş ve bu doğrultuda eserler meydana getirmiştir. Bu çalışmada dilbilim ve Ali Şir Nevayî üzerinde durulmuştur. Dilbilimin alt kolları olan, anlambilim, sözlükbilim, biçimbilim vb. konuları Ali Şir Navayî’nin eserleri göz önüne alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu değerli şahsiyetin belirli manzum parçaları anlam itibariyle değerlendirililmiş, yaptığı sözcük çalışması sözcükbilim ve sözlükbilim anlayışıyla irdelenmiş, eserleri günümüz dilbilim anlayışıyla tanzim edilmiştir. Bu çalışmalar yapılarak Ali Şir Nevayî eserlerinin de dilbilim konusunda ne derece önem arz ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.]]></dcterms:abstract>
    <dcterms:publisher><![CDATA[International Burch University]]></dcterms:publisher>
    <dcterms:date><![CDATA[2013-05-17]]></dcterms:date>
    <dcterms:extent><![CDATA[1999]]></dcterms:extent>
    <dcterms:identifier><![CDATA[ISSN 2203-4548     ]]></dcterms:identifier>
</rdf:Description></rdf:RDF>
